Bugün[07 Temmuz 2026]
itibarı ile 119.425 başlık/FaRk ile birlikte,
119.425 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(306/479)


- MULAYEMET[Ar. < MULĀYEMET] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜLAYEMET

( yumuşaklık Bağırsakta yumuşaklık )


- MÜLAYEMET[Ar.] ile/değil/yerine/= UYSALLIK | BAĞIRSAK YUMUŞAKLIĞI


- MÜLÂYİM | UYAR ile/||/<> UYAR

( Kapalı eğretilemede benzetmeyi sağlayan sözcük Söz sanatı terimi Kapalı iğretilemede iğretinin yerine onunla ilgili olmak üzere kullanılan söz Gözümden uyku akıyor misalinde suyun yerine kullanılan akıyor sözü gibi )


- MULAYİM[Ar. < MULĀYİM] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜLAYİM

( Yumuşak huylu Ilıman hava Uygun hoş görülebilir )


- MÜLÂYİM[Ar.] ile/değil/yerine/= UYGUN | YUMUŞAK HUYLU


- MÜLÂZEME ile/ve NAKARAT

( ... İLE/VE Bir şarkıda, her kıtadan sonra yinelenen ve bestesi değişmeyen parça. | Çok sık yinelenen ve bundan dolayı usanç vererek önemini yitiren söz. | Bir koşuğun içinde iki ya da daha çok kez yinelenen bölüm. )


- MÜLÂZIM[Ar.]/MÜLÂZIM-I SÂNÎ[Osm.] ile/değil/yerine/= TEĞMEN

( Bir işe girmek için bir süre parasız olarak o işe devam eden. | Teğmen. )


- MÜLÂZIM ile/||/<> ...

( 1 Atanmak için sıra bekleyen müderris ya da kadı adayları 2 Kanunî döneminden beri savaşa çıkan padişahların daire hizmetleri için ayrılan kapıkulu süvarilerinden sayısı 300 olan atlıya verilen ad 3 Osmanlılarda bir ücret almadan devlet hizmeti yapan aday görevli 4 Osmanlı ordusunda teğmen aşamasına yükselmiş subay )


- MULAZİM[Ar. < MULĀZİM] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜLAZIM

( Bir işe girmek için bir süre parasız olarak o işe devam eden teğmen )


- MULBERRY[İng.] ile/||/<> MÛRIER[Fr.] ile/||/<> MORUS[Lat.] ile/||/<> MAULBEERBAUM[Alm.] ile/||/<> DUT[Fars. < TŪT]

( Dutgiller Moraceae familyasından yaprak ve meyveleri için Türkiyede yetiştirilen akdut Morus alba karadut M nigra mor dut kırmızı dut M rubra gibi çeşitleri olan ağaçsı bitki Yerel ağızlarda tut olarak da geçer Az tut tūt tut tut tut Kırgızlar tıt biçimini de kullanılar OT tīt tūt tūd Morus Türkçeden Balkan dillerine de geçmiştir Laufer SinoIranica 582 Abaev ÊS 3 321 Dankoff ALT 177 Dmitrievin Kâşgarlı Mahmudun verdiği tıt Pinus larix biçimiyle birleştirmesi yanlıştır Stroj 562 Orta Türkçe tīt Teleüt Altay Sagay Kaça gibi birçok çağdaş diyalektte tıt olarak saklanmıştır Clauson ED 449b Rusça tut Türk diyalektlerinden alınmıştır Jarimbetov ST 4 1974 3940 )

( MULBERRY )

( MÛRIER )

( MAULBEERBAUM )

( MORUS )

( TŪT )


- MÜLEMMA | ALACA ile/||/<> ALACA

( Dizelerinden her biri başka dille yazılmış koşa ya da koşuk Resim Resimde birbiri ile uyuşması düşünülmeden sürülmüş birçok rengin bir arada görünüşü Deli alacası da denir I Kekliğe yaklaşmakta kullanılan üzeri keklik motifleriyle süslü bir araç İlyas Burdur II Bir basma türü Köprü Şarkikaraağaç Isparta )

( MEDLEY OF COLOURS )

( BARIOLAGE )

( BUNTSCHECKIGES FARBENGEMISCH )


- MÜLEMMA'[Ar. < LEM] ile/değil/yerine/= ALACA RENKLİ | KOŞUK | BULAŞMIŞ

( Bir kısmı Türkçe, bir kısmı Arapça ya da Farsça söylenmiş/yazılmış olan şiir/manzûme. )


- MULEMMA[Ar. < MULEMMAʿ] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜLEMMA

( Alaca renkli renk renk Dizelerinden her biri başka dille yazılmış şiir Bulaşmış sıvanmış )


- MÜLEMMA'[Ar. < LEM] ile MÜLEVVEN[Ar. < LEVN]

( Parlak, telmi' edilmiş. | Alaca, renk renk. | Bir bölümü Türkçe, bir bölümü Arapça ya da Farsça söylenmiş manzûme. | Bulaşmış, sıvanmış. İLE Renkli, renk renk, türlü türlü. | Boyalı, boyanmış. )


- MÜLEVVEN[Ar. < MULEVVEN] ile/değil/yerine/=/||/<> RENKLİ


- MÜLEVVES[< LEVS] ile/değil/yerine/= KİRLİ, PİS | DÜZENSİZ, KARIŞIK

( TELVÎS EDİLMİŞ, KİRLİ, PİS | İNTİZAMSIZ, KARIŞIK )


- MÜLEVVES[Ar. < MULEVVES̱] ile/değil/yerine/=/||/<> KİRLİ


- MÜLEYYEN[Ar. < LÎNET] ile MÜLEYYİN[Ar. < LÎNET]

( Yumuşatılmış, telyîn edilmiş. İLE Yumuşatan, yumuşatıcı, telyîn eden, lînet veren. | Bağırsakları boşaltan, dışkının, dışarı çıkmasını kolaylaştıran ilaç. )


- MÜLEYYİN/MULEYYİN[Ar. < MULEYYİN] ile/||/<> MÜSHİL/MUSHİL[Ar. < MUSHİL] ile/||/<> SETLİÇ/SEDLİTZ[Alm. < SEDLITZ]

( Yumuşaklık veren Bağırsakları boşaltan dışkının dışarı çıkmasını kolaylaştıran ilaç )


- MULEYYİN[Ar. < MULEYYİN] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜLEYYİN

( Yumuşaklık veren Bağırsakları boşaltan dışkının dışarı çıkmasını kolaylaştıran ilaç )


- MÜLGA[Ar. < LAĞV] ile/değil/yerine/= KAPATILAN


- MULGA[Ar. < MULĠĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜLGA

( Yürürlükten kaldırılan kapatılan )


- MÜLHAK BÜTÇE ile/ve ÖZEL BÜTÇE


- MÜLHAK VAKIF/EVKAF ile/değil/yerine/= KATMA TURGU/LAR


- MÜLHAK ile/değil/yerine/= KATMA


- MULHAK[Ar. < MULḤAḲ] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜLHAK

( mülhak bütçe Bir bütüne sonradan katılmış olan eklenmiş Bir asker karargâhında subay yardımcısı )


- MÜLHAK ile MÜLHAK BÜTÇE


- MÜLHAK ile/değil/yerine/= SÜYAR


- MÜLHAKAT[Ar. < MÜLHAK]["ka" uzun okunur!] ile/< MUZÂFÂT[Ar. < MUZAF ile/< ZAYF]

( Katmalar, ekler. | Bir merkeze bağlı olan yerler. İLE Bir şeyin ekleri, bir merkezin şubeleri, kolları. )


- MULHAKAT[Ar. < MULḤAḲĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜLHAKAT

( Bir bütüne katılanlar ekler Bir merkeze bağlı olan yerler )


- MÜLHEM OLMAK ile/||/<> S'INSPIRER[Fr.] ile/||/<> ESİNLEMEK ile/||/<> INSPIRATION[Fr.] ile/||/<> ESİN

( Bir kimsenin bir yapıtın bir nesnenin bir durumun etkisinden yaratış gücü kazanmak esin İçe doğan buluş ve yaratış gücü )

( S'INSPIRER )


- MÜLHEM[Ar.] ile/değil/yerine/= İÇE DOĞMUŞ, ESİNLENİLMİŞ


- MULHEM[Ar. < MULHEM] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜLHEM

( İçe doğmuş birinin içine doğmuş esinlenmiş )


- MÜLHİD[< LÂHD] ile ...

( ALLAH'I İNKÂR EDEN, DİNSİZ )


- MULHİD[Ar. < MULḤİD] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜLHİT

( Allah ı inkâr eden dinsiz imansız kimse Doğru yoldan çıkmış )


- MÜLHİME[Ar. < LEHM] ile MÜLİMME[Ar. < ELEM]

( İçine doğduran, ilhâm eden. İLE Felâket. )


- MÜLHİT/MULHİD[Ar. < MULḤİD] ile/||/<> MÜNKİR/MUNKİR[Ar. < MUNKİR]

( Allah ı inkâr eden dinsiz imansız kimse Doğru yoldan çıkmış )


- MÜLHİT ile/||/<> GODLESS[İng.] ile/||/<> ATHÉE[Fr.] ile/||/<> ATHEIST[Alm.] ile/||/<> TANRISIZ

( Tanrısı olmayan kimse )

( GODLESS )

( ATHÉE )

( ATHEIST )


- MÜLHİT[Ar.] ile/değil/yerine/= TANRISIZ


- MU'LİM[Ar. < ELEM] ile MU'LİN[Ar. < ALEN]

( Ağrıtan, sızlatan, inciten, elem veren. İLE İlân eden, genele bildiren, haber veren. )


- MÜLK DEVLETİ ya da POLİS DEVLETİ ile/değil/yerine HUKUK DEVLETİ


- MÜLK[Ar. < MÜLK'TEN] ile/değil/yerine/=/||/<> MELİK

( Selçuklu Devleti nde hanedana mensup olup sultan olmayan kişilere verilen ünvan )


- MÜLK ile DEVLET


- MÜLK ile/||/<> DOMAINE[İng.] ile/||/<> DOMAINE[Fr.]

( DOMAINE )

( DOMAINE )


- MULK[Ar. < MULK] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜLK

( devre mülk mal mülk Ev dükkân arazi vb taşınmaz mal Vakıf olmayıp doğrudan doğruya birinin malı olan yer veya yapı ülke )


- MÜLK ile/ve/||/<> MÜLÜK


- MÜLK ile/||/<> PROPERTY, POSSESION[İng.] ile/||/<> PROPRIÉTÉ, BIENS[Fr.] ile/||/<> EIGENTUM, GRUNDEIGENTUM[Alm.] ile/||/<> ÖZELGE

( Birey aile akraba ya da toplulukların ilgili oldukları toplumun anlayış ölçülerine uygun bir biçimde üzerlerinde hak iyesi oldukları özdeksel ve tinsel öğelerin tümü )

( PROPERTY, POSSESION )

( PROPRIÉTÉ, BIENS )

( EIGENTUM, GRUNDEIGENTUM )


- MÜLK[Ar.] ile/değil/yerine/= YAPI | TAŞINMAZ

( Ev, dükkân, arazi, gibi taşınmaz mal. | Devletin egemenliği altında bulunan toprakların tümü, ülke. | Vakıf olmayıp doğrudan doğruya birinin malı olan yer ya da yapı. )


- MÜLK-İ YEMÎN, BENDE, ABD, GULAM | KÖLE ile/||/<> KÖLEMEN

( Savaşta tutsak alınan, yabancı ülkelerden zorla kaçırılıp özgürlükten yoksun bırakılan ya da başkasından satın alınan erkeklere verilen ad. @@ Bir mal gibi alınıp satılan, kişisel hakları bulunmayan ve kendi tükettiğinden daha fazlasını üreterek artık ürün yaratan kişi.@@1. Yeniçeri; Enderundan yetişen bütün devlet büyükleri ve altıbölük süvarileri. 2. bk. köle, karavaş.@@Derebeylikte tarımsal üretimde çalışan ve toprakla birlikte alınıp satılan kişi. krş. köle @@ ~ Az kölǝ. Leksika'ya göre Türkmen ağızlarında kȫle 'evlilik dışı doğan' olarak kullanılır. Kökenini bilmiyoruz. Türkçe kul biçimiyle birleştirilmesi olanaksızdır. bk. kul. @@~ Az gul. -Tkm gul. -TatK kol. -Bşk kol. -Krç kul. -Blk kul. -Kmk kul. -Nog kul. -Kklp kul. -Kzk kul. -Krg kul. -Özb kul. -Şor kul. Eski Türkçeden başlayarak geçer. Eski Kıpçakçada ve Orta Türkçede kul biçimi kullanılır. Özetle belli başlı eski ve yeni Türk diyalektlerinde yaygın olarak geçer. Türk diyalektlerinde 'köle, kul, uşak' anlamlarında geçer. Leksika'ya göre (318) etimolojisi açık değildir. Bundan başka bk. Leksika 670-671; Rӓsӓnen: V 297b (Rӓsӓnen: V 288b köle biçimini vermekle yetinmiştir.); Clauson: ED 615; Doerfer: TMEN III, 1519; ÊSTJa 2000, 120-121. || ~ Az gul. -Tkm gul. -TatK kol. -Bşk kol. -Krç kul. -Blk kul. -Kmk kul. -Nog kul. -Kklp kul. -Kzk kul. -Krg kul. -Özb kul. -Şor kul. Eski Türkçeden başlayarak geçer. Eski Kıpçakçada ve Orta Türkçede kul biçimi kullanılır. Özetle belli başlı eski ve yeni Türk diyalektlerinde yaygın olarak geçer. Türk diyalektlerinde 'köle, kul, uşak' anlamlarında geçer. Leksika'ya göre (318) etimolojisi açık değildir. Bundan başka bk. Leksika 670-671; Rӓsӓnen: V 297b (Rӓsӓnen: V 288b köle biçimini vermekle yetinmiştir.); Clauson: ED 615; Doerfer: TMEN III, 1519; ÊSTJa 2000, 120-121. )

( SLAVE, SERF | SLAVE | MAMELUKE~MAMELUKE )

( ESCLAVE, SERF | MAMELOUK~MAMELOUK )

( SERVUS~... )

( SKLAVE, KNECHT | MAMELUK~MAMELUK )

( SCHIAVO~MAMMELUCCO )

( ΣΚΛΆΒΟΣ / σκλάβος~ΜΑΜΕΛΟΎΚΟΣ / μαμελούκος )

( KÖLƎ[Az.]~GUL[Tkm.]~KOL[Tatk.]~KOL[Bşk.]~KUL[Kmk.]~KUL[Nog.]~KUL[Kklp.]~KUL[Kzk.]~KUL[Krg.]~KUL[Özb.]~KUL[Şor.] )


- MÜLK-İ YEMÎN, BENDE, ABD, GULAM ile/||/<> KÖLE

( Savaşta tutsak alınan yabancı ülkelerden zorla kaçırılıp özgürlükten yoksun bırakılan ya da başkasından satın alınan erkeklere verilen ad Bir mal gibi alınıp satılan kişisel hakları bulunmayan ve kendi tükettiğinden daha fazlasını üreterek artık ürün yaratan kişi 1 Yeniçeri Enderundan yetişen bütün devlet büyükleri ve altıbölük süvarileri 2 köle karavaş Derebeylikte tarımsal üretimde çalışan ve toprakla birlikte alınıp satılan kişi köle Az kölǝ Leksikaya göre Türkmen ağızlarında kȫle evlilik dışı doğan olarak kullanılır Kökenini bilmiyoruz Türkçe kul biçimiyle birleştirilmesi olanaksızdır kul Az gul gul kol kol Krç kul Blk kul kul kul kul kul kul kul kul Eski Türkçeden başlayarak geçer Eski Kıpçakçada ve Orta Türkçede kul biçimi kullanılır Özetle belli başlı eski ve yeni Türk diyalektlerinde yaygın olarak geçer Türk diyalektlerinde köle kul uşak anlamlarında geçer Leksikaya göre 318 etimolojisi açık değildir Bundan başka Leksika 670671 Rӓsӓnen V 297b Rӓsӓnen V 288b köle biçimini vermekle yetinmiştir Clauson ED 615 Doerfer TMEN III 1519 ÊSTJa 2000 120121 Az gul gul kol kol Krç kul Blk kul kul kul kul kul kul kul kul Eski Türkçeden başlayarak geçer Eski Kıpçakçada ve Orta Türkçede kul biçimi kullanılır Özetle belli başlı eski ve yeni Türk diyalektlerinde yaygın olarak geçer Türk diyalektlerinde köle kul uşak anlamlarında geçer Leksikaya göre 318 etimolojisi açık değildir Bundan başka Leksika 670671 Rӓsӓnen V 297b Rӓsӓnen V 288b köle biçimini vermekle yetinmiştir Clauson ED 615 Doerfer TMEN III 1519 ÊSTJa 2000 120121 )

( SLAVE, SERF | SLAVE | MAMELUKE )

( ESCLAVE, SERF | MAMELOUK )

( SKLAVE, KNECHT | MAMELUK )

( SERVUS )

( SCHIAVO )

( ΣΚΛΆΒΟΣ / σκλάβος )

( KÖLƎ[Az.]~GUL[Tkm.]~KOL[Tatk.]~KOL[Bşk.]~KUL[Kmk.]~KUL[Nog.]~KUL[Kklp.]~KUL[Kzk.]~KUL[Krg.]~KUL[Özb.]~KUL[Şor.] )


- MULKİ[Ar. < MULKĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜLKİ

( mülki idare Bir ülkeyle ilgili olan Ülke yönetimine ilişkin Asker sınıfı dışında kalan )


- MÜLKİ ile MÜLKİ İDARE ile MÜLKİ İDARE AMİRİ


- MÜLKİYE ile MÜLKİYET ile MÜLKİYELİ/LİK


- MÜLKİYET HAKKI ile/değil/yerine/= İYELİK ÜLEVİ


- MÜLKİYET | İYELİK ile/||/<> İYELİK

( Bir taşınmazın iyesi olmayı onu kullanmayı tutuya koymayı ve satabilmeyi sağlayan bireysel hak mülkiyet iyelik )

( OWNERSHIP )

( PROPRIÉTÉ )

( EIGENTUM, GRUNDEIGENTUM )


- MÜLKİYET[Ar. < MULKİYYET] ile/değil/yerine/=/||/<> SAHİPLİK (ÇIPLAK MÜLKİYET, ORTAK MÜLKİYET, ÖZEL MÜLKİYET)


- MÜLKİYET ile/değil/yerine/< AİDİYET

( Kendine. İLE Kendini. )


- MÜLKİYET[Ar.] ile/değil/yerine/= İYELİK


- MULKİYYE[Ar. < MULKİYYE] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜLKİYE

( Devlet yönetimindeki sivil görevliler sınıfı )


- MULLER'S RATCHET[İng.] ile/değil/yerine/= MULLER'İN MANDALI

( Silici mutasyonların popülasyonda nesiller içinde birikmesi durumu. Popülasyonun tamamen yok olmasına sebep olabilir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- MULLİKEN YÜKÜ ile/||/<> NBO YÜKÜ

( Mulliken orbital paylaşım, NBO doğal orbital lokalize. )

( Formül: Basis bağımlı İLE değil )


- MÜLTECİ[Ar. < MULTECĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> SIĞINMACI


- MÜLTECİ:
ÜLKESİNDE ile/ve/||/<> YERİNDEN EDİLMİŞ ile/ve/||/<> YERİNDE/MAHALİNDE [IDPs]


- MÜLTECİ ile KOŞULLU MÜLTECİ ile İKİNCİL KORUMA DURUMU


- MÜLTECİ ile ŞARTLI MÜLTECİ

( YUKK61 ile YUKK62 )


- MÜLTECİ[Ar.] ile/değil/yerine/= SIĞINAN / SIĞINMACI / SIĞINIK


- MÜLTEFİT[Ar. < MULTEFİT] ile/değil/yerine/=/||/<> İLTİFATKÂR


- MÜLTEFİT[Ar.] ile/değil/yerine/= GÜLERYÜZLÜ


- MÜLTEFİT/İLTİFATKÂR ile/değil/yerine/= İLGİKAYRAN


- MÜLTEHİF[Ar. < LİHAF] ile MÜLTEHİF[Ar. < LEHF]

( Yorgan gibi bir şeye bürünüp sarılan. İLE Alevli. | Kederle yanan, çok üzgün. )


- MÜLTEKA | KAVŞAK ile/||/<> KAVŞAK

( Kıvrımların ya da kıvrım dizgelerinin birleştiği yer İki ya da daha çok yolun kesiştiği ve taşıt gidiş gelişinin değişimine olanak verecek biçimde dolaşım gereçleriyle düzenlenmiş kent kesimi düzeydeş geçit iki çay arasında kavşak akarsu akarsu coğrafya kavşak I kavşak II )

( JUNCTION | ROAD JUNCTION, INTERCHANGE, INTERSECTION | CROSSING )

( JANCTION | CARREFOUR, INTERSECTION | CONFLUENT | VOIE DE RACCORDEMENT | CROISEMENT )

( TREFFPUNKT | STRASSENKREUZUNG | ANSCHLUSSGLEIS | KREUZUNG )


- MÜLTEMİS[Ar. < LEMS | çoğ. MÜLTEMİSÎN] ile MÜLTESİM[Ar.]

( Kayıran, iltimas eden. İLE Yaşmaklı. )


- MÜLTEVÎ ile/||/<> PLISSÉ[Fr.] ile/||/<> KIVRIMLI

( coğrafya )

( PLISSÉ )


- MÜLTEZİM[Ar. < MULTEZİM] ile/||/<> ...

( İltizam yöntemine göre kendi nam ve hesabına vergi toplama görev ve yetkisi verilen kişi )


- MÜLTEZİM[Ar. < MULTEZİM] ile/değil/yerine/=/||/<> KESENEKÇİ


- MULTİ FONKSİYONEL ile/değil/yerine/= ÇOK İŞLEVLİ


- MULTİ-COMPONENT REACTİON ile/||/<> TWO-COMPONENT REACTİON

( Multi-component reaction üç veya daha fazla reaktan aynı anda reaksiyona girerken İLE two-component reaction iki reaktan arasında gerçekleşir )

( Formül: MCR efficiency )


- MULTİDISİPLINER/MULTİDISCIPLINARY[İng.] ile/değil/yerine/= ÇOK ALANLI


- MULTİFAKTÖRİYEL/MULTİFACTORIAL[İng.] ile/değil/yerine/= ÇOK ETKENLİ


- MULTIFERROIC ile/||/<> MAGNETOELECTRİC ile/||/<> SPINTRONICS

( Birden fazla düzen parametresi. )

( Formül: P·M coupling )

( Formül: P·M coupling )


- MULTİFOKAL/MULTİFOCAL[İng.] ile/değil/yerine/= ÇOK ODAKLI


- MULTIMEDIA[İng.] ile/||/<> ÇOKLU ORTAM

( MULTIMEDIA )


- MULTİMEDYA[İng. < MULTIMEDIA] ile/değil/yerine/=/||/<> ÇOKLU ORTAM


- MULTİMEDYA[İng. < MULTIMEDIA] ile/değil/yerine/= ÇOKLUORTAM


- MULTİMİLLİARDAİRE[Fr. < MULTIMILLIARDAIRE] ile/değil/yerine/=/||/<> MULTİMİLYARDER

( Çok zengin kimse )


- MULTİMİLLİONNAİRE[Fr. < MULTIMILLIONNAIRE] ile/değil/yerine/=/||/<> MULTİMİLYONER

( Çok zengin kimse )


- MULTİPL/MULTIPLE[İng.] ile/değil/yerine/= ÇOK, ÇOKLU


- MULTİPL SKLEROZ ile/||/<> GUİLLAİN-BARRÉ BELİRGESİ/SENDROMU

( Merkezi sinir düzeninde miyelin kılıfının hasarı ile ilişkili bir bağışıklık sayrılığı. İLE/||/<> Periferik sinir düzeninde miyelin kılıfının hasarı ile ilişkili bir bağışıklık sayrılığı. )


- MULTİPLAN/MULTİPLANE[İng.] ile/değil/yerine/= ÇOK DÜZLEMLİ


- MULTIPLE SCLEROSIS[İng.] ile/değil/yerine/= MULTİPL SKLEROZ

( Merkezi sinir sisteminin öngörülemeyen, sakat bırakıcı etkisi olabilen bir omurilik ve beyin hastalığı. Beyindeki ve beyinle vücut arasındaki bilgi akışını bozar. Multipl skleroz sonunda sinir gözelerinin kendisinin bozulmasına ya da kalıcı olarak hasar görmesine sebep olur.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- MULTİPLE SKLEROZ ile/||/<> AMYOTROFİK LATERAL SKLEROZ (ALS)

( Merkezi sinir düzeninde miyelin kılıfının hasarı ile ilişkili bir bağışıklık sayrılığı. İLE/||/<> Motor nöronların kaybı ile kas zayıflığı ve atrofisi ile ilişkili bir nörodejeneratif sayrılık. )


- MULTIPLE STAR SYSTEMS[İng.] ile/değil/yerine/= ÇOKLU YILDIZ SİSTEMİ

( Ortak bir kütle çekim merkezinin yörüngesinde, en az iki yıldızdan oluşan yıldız sistemleri. "Çoklu yıldızlar" olarak da bilinmektedir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- MULTIPLETT[Alm.] ile/değil/yerine/= MULTİPLET


- MULTİPLEX[Fr. < MULTIPLEX] ile/değil/yerine/=/||/<> MULTİPLEKS

( Aynı zamanda aynı hat üzerinde birçok iletişimi bir arada sağlayan veya bu özellikte olan alet )


- MULTIPLIER, MULTIPLIER COEFFICIENT[İng.] ile/||/<> ÇOĞALTAN

( Gelir harcama modelinde otonom kalemlerin herhangi birinde ortaya çıkan değişmenin reel gayrisafî yurtiçi hasıla üzerinde yarattığı kendisinden daha büyük etkiyi gösteren 1931 yılında ilk kez Richard F Kahn tarafından geliştirilen ve daha sonra da J M Keynes tarafından ayrıntılandırılarak kullanılan katsayı Bu katsayı otonom harcamanın türüne göre farklı terimlerle tanımlanmaktadır )

( MULTIPLIER, MULTIPLIER COEFFICIENT )


- MULTİPOLAR[İng.] ile/değil/yerine/= ÇOK UÇLU


- MULTISENTRİK/MULTICENTRIC[İng.] ile/değil/yerine/= ÇOK MERKEZLİ


- MULTISLICE/MULTISLICE[İng.] ile/değil/yerine/= ÇOK KESITLİ


- MULTIVALAN/MULTIVALENT[İng.] ile/değil/yerine/= ÇOK DEĞERLİKLİ


- MULTİVARİATE STATİSTICS ile/||/<> UNİVARİATE STATİSTICS

( Multivariate statistics çok değişkenli veri analizi yaparken İLE univariate statistics tek değişkenli analiz yapar )

( Formül: PCA analysis )


- MULTIVARYANT/MULTIVARIANT[İng.] ile/değil/yerine/= ÇOK DEĞİŞKENLİ


- MULTİVİZYON[Fr. < MULTIVISION] ile/değil/yerine/=/||/<> ÇOKLU GÖSTERİM


- MULUHİYYE[Ar. < MULŪḪİYYE] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜLHİYE

( Ihlamurgillerden yaprakları sebze ve yeşillik olarak kullanılan bir bitki Yahudi ebegümeci mühliye Corchorus olitorius )


- MÜLZİM/E[Ar. < LÜZÛM] ile MÜLZİME[Ar.]

( Bir konuda baskın çıkarak susturan, susturucu kişi. | Gerekli gören, gerektiren. İLE Masa üzerindeki kâğıdın dağılmaması, uçmaması için üzerine konulan bir araç. )


- MUM, DİBİNE IŞIK VERMEZ ile TERZİ, KENDİ SÖKÜĞÜNÜ DİKEMEZ


- KANDİL[Osm.] / WAX[İng.] / CIRE[Fr.] / WACHS[Alm.] ile/değil/yerine/= MUM


- MUM/MUM[Fars. < MŪM] ile/||/<> MEŞALE/MEŞALE[Ar. < MEŞʿALE] ile/||/<> PESÜS/PİHSUZ[Fars. < PĪHSŪZ]

( mum ağacı mum ampul mum boyası mum cilası mum çiçeği mum direk mum duruşu mumhane mum palmiyesi mumsöndü bal mumu eğir mumu mühür mumu yer mumu Bir fitilin etrafına erimiş bal mumu içyağı stearik asit veya parafin dökülerek genellikle silindir biçiminde dondurulan ince uzun aydınlatma aracı şem bal mumu Işık şiddeti birimi kandela Bazı böcekler ve bitkiler tarafından salgılanan böceklerin deri ve tüylerini bitkilerin yüzeyini kaplayarak koruyucu görev yapan içinde serbest yağ asitleri alkoller ve doymuş hidrokarbonlar bulunan esterler )


- MUM[Fars. < MŪM] ile/değil/yerine/=/||/<> MUM

( mum ağacı mum ampul mum boyası mum cilası mum çiçeği mum direk mum duruşu mumhane mum palmiyesi mumsöndü bal mumu eğir mumu mühür mumu yer mumu Bir fitilin etrafına erimiş bal mumu içyağı stearik asit veya parafin dökülerek genellikle silindir biçiminde dondurulan ince uzun aydınlatma aracı şem bal mumu Işık şiddeti birimi kandela Bazı böcekler ve bitkiler tarafından salgılanan böceklerin deri ve tüylerini bitkilerin yüzeyini kaplayarak koruyucu görev yapan içinde serbest yağ asitleri alkoller ve doymuş hidrokarbonlar bulunan esterler )


- MUM ile MUM AMPUL ile MUM AĞACI ile MUM DİREK ile MUM BOYASI ile MUM CİLASI ile MUM DURUŞU ile MUM ÇİÇEĞİ ile MUM PALMİYESİ


- MUM ile/||/<> MUM[Fars. < MŪM]

( Işık yeğinliği birimi yaklaşık olarak bayağı bir mumun ışık yeğinliğine eşittir 1 Büyük moleküllü yağ asitleriyle gliserin dışındaki büyük moleküllü alkollerin oluşturduğu esterler 2 Kimi yağ asiti ve yüksek karbon sayılı hidrokarbonların oluşturdukları karışım ışık şiddeti birimi fizik 1 Uzun zincirli doymuş ve doymamış yağ asitlerinin 1436 karbonlu yine uzun zincirli alkollerle 1622 karbonlu esterleşmesiyle meydana gelen basit lipit 2 Yüksek erime noktasına sahip ve hayvanlar tarafından kolay sindirilemeyen yapağıda bulunan lanolin ve su ürünlerinden elde edilen ispermeçet gibi örnekleri olan maddeler Az esk mum mūm Türki mum Sart mum mūm mōm wax a waxcandle Türk diyalektlerinin bir bölümünde muma balavuz adı verilir balavız mum Nogaylar kavız adını da kullanırlar Blk balawuz Balkarlar muma kawuz adını da verirler balauız balavız balauız Bu adların bal avuzdan geldiği açıktır Kâşgarlı Mahmuda göre Bulgarca avus mum bal mumu anlamına gelir Bu biçim bugün Çuvaşçada ăvăs bal mumu olarak kullanılır )

( CANDLE | WAX )

( BOUGIE, CANDELA | CIRE | BOUGIE )

( KERZE | WACHS )

( MŪM )

( ESK[Az.]~MŪM[Tkm.]~BALAUIZ[Kzk.]~BALAVIZ[Tat.]~BALAUIZ[Bşk.] )


- MUM ile MUM YAPIMCISI ile ŞAMDAN

( CANDLE vs. CANDLEMAKER vs. CANDLESTICK )

( شمع ile شمع ساختن ile شماع ile شمعدان ile پايه شمعدان )

( SHAM ile SHAM SAKHTAN ile شماع ile SHAMDAN ile PAYYEH SHAMDAN )


- MUM ile TUB'ÂN

( ... İLE Mühür mumu. )


- MÜMÂCEDE[Ar. < MECD] ile MÜMÂDEHE[Ar. < MEDH] ile MÜMÂHADE[Ar.]

( Övünme, biriyle "soyluluk" yarışında bulunma. İLE Övülmeye hak kazanmak üzere birbiriyle çekişme. İLE Övünme. )


- MUMAĞACI ile/<> MUMPALMİYESİ ile/<> MUMÇİÇEĞİ

( Sıcak ülkeler ile Kuzey ve Batı Avrupa'da yetişen, bir tür mumpalmiyesi. İLE/<> Ilıman bölgelerde yetişen, gövdesi boyunca bir santim kalınlığında bir mum katmanı bulunan, yaprakları hurma yaprağına benzeyen bir ağaç. İLE/<> İkiçeneklilerden, güzel kokulu, şemsiye biçiminde küçük beyaz çiçekler açan, etli yapraklı, sarılcı bir süs bitkisi. )

( MYRICA CERIFERA cum/<> CEREXYLON ANDICOLA cum/<> CERINTHE MINOR, CERINTHE RETORTRA )


- MUMAİLEYH[Ar. < MŪMĀ + İLEYH] ile/değil/yerine/=/||/<> MUMAİLEYH

( Adı geçen yukarıda anılan sözü edilen kimse )


- MUMAİLEYH[Ar.] ile/değil/yerine/= ADI GEÇEN


- MUMANAAT[Ar. < MUMĀNAʿAT] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜMANAAT

( Engel olma karşı koyma )


- MÜMÂNAAT[Ar. < MEN] ile MÜMÂRÂT[Ar. < MEREY]

( Engel olma, önleme, men etme. İLE Çekişme, mücâdele. )


- MÜMARESE[Ar. < MUMĀRESE] ile/değil/yerine/=/||/<> YATKINLIK


- MÜMÂRESE[Ar. < MERES] ile/değil/yerine/= YATKINLIK

( ALIŞMA, ALIŞIKLIK, YATKINLIK, EL YATKINLIĞI )


- MÜMAS/MUMASS[Ar. < MUMĀSS] ile/||/<> TANJANT/TANGENT[Fr. < TANGENT]

( Dokunan temas eden teğet )


- MÜMAS, TANJANT | TEĞET ile/||/<> TEĞET

( Bir eğri üzerindeki P noktası için eğri üzerindeki değişken bir P noktası P ye yaklaşırken varsa P P doğrusunun ereyi Bir eğrinin bir noktasından eğrilik yarıçapına dik çizilen doğru matematik )

( TANGENT )

( TANGENTE | TANGENT )

( TANGENTE, BERÜHRENDE, BERÜHRUNGSLINIE | BERÜHRUNGSLINIE )

( TANGENS )


- MÜMAS[Ar. < MÜMASS] ile/değil/yerine/= DOKUNAN | TEĞET

( Bir eğrinin yanından geçen ve ona ancak bir noktada değen doğru. )


- MÜMASELE | BENZEŞİM ile/||/<> BENZEŞİM ile/||/<> EŞİTLEME ile/||/<> EŞİTLEMEK

( eşitleme Benzeşim dönüşümü altında iki uzambiçimin birbirlerine dönüşmesi Bir alanda tam bir düzenlilik olduğu ya da aynı nedenlerin benzer sonuçlar verdiği ilkesinden yola çıkarak tam benzerliklere dayanan bilgi üretme yöntemi 1 Eukleideste İki ya da daha çok çift terimleri ikişer ikişer birleştiren ilişkinin özdeşliği özellikle matematik oranlar 2 Aynı anlamda ama somut olarak Aralarında aynı bağıntı bulunan terimler dizgesi 3İki oranın benzerliği eşitliği 4 Birbirine benzeşen organların ilişkisi Ör insanda kolun kuşun kanadına benzer oluşu 5 Genel görünüşünde birbirine benzemeyen ve aynı kavram altına konamayan şeyler arasında az ya da çok uzaktan benzerlik Birçok belirtilerde uygunluk 6 Benzerliği bilgi ilkesi ve kaynağı olarak kullanma Ör Benzerliklere dayanarak çıkarım yapma Doğabilimsel yapılan özellikleri ya da uzbilimsel davranışları açısından benzerlik gösteren nesneler ya da olaylar matematik benzeşim Koşalarda aralıklarda başka sözcüklerin de bütünün ya da çoğunun ölçü bakımından öncülleri gibi olmasıdır Müşiri saltanat akli musavver Penahı memleket adii mücessem Bakışık sözcükler ölçülüdür denkleşme aralık Eşit duruma getirme Haddeleme işleminden önce sıcaklık ve bileşimlerini birbiçimli yapmak için tomruklara uygun bir sıcaklıkta uygulanan ısıl işlem )

( HOMOTHETY | ANALOGY | SIMILARITY )

( HOMOTHÉTIE | ANALOGIE | SIMILITUDE )

( HOMOTHETIE, ÄHNLICHE LAGE, PERSPEKTIVISCHE LAGE | ANALOGIE | ÄHNLICHKEIT )


- MÜMÂSELET | HOMOTETİ[Fr. < HOMOTHÉTİE] ile/||/<> HOMOTETİK

( (matematik) @@ bk. dilatasyon. )

( HOMOTETIC~HOMOTETIC )

( HOMOTHÉTIE | HOMOTHÉTIQUE~HOMOTHÉTIQUE )

( HOMOTHETIE~HOMOTHETISCH )

( OMOTETIA~OMOTETICO )

( ΟΜΟΙΟΘΕΣΊΑ / ομοιοθεσία~ΟΜΟΘΕΤΙΚΌΣ / ομοθετικός )


- MÜMÂSELET | HOMOTETİ ile/||/<> HOMOTETİ[Fr. < HOMOTHÉTIE]

( matematik dilatasyon )

( HOMOTETIC )

( HOMOTHÉTIE | HOMOTHÉTIQUE )

( HOMOTHETIE )

( OMOTETIA )

( ΟΜΟΙΟΘΕΣΊΑ / ομοιοθεσία )


- MÜMÂSİL | HOMOTETİK ile/||/<> HOMOTETİK[Fr. < HOMOTHÉTIQUE]

( matematik Karşılıklı kenarları paralel olan benzer iki şekil )

( HOMOTETIC )

( HOMOTHÉTIQUE )


- MÜMASİL[Ar. < MUMĀS̱İL] ile/değil/yerine/=/||/<> BENZER


- MÜMASİL[Ar.] ile/değil/yerine/= BENZEYEN, ANDIRAN


- MÜMASS TAZYİK | İTİLME ile/||/<> İTİLME

( Dağoluşmasında tabakaların yandan itilmesi itme )

( TANGENTIAL PRESSURE )

( POUSSÉ TANGENTIELLE )

( TANGENTIALER DRUCK )


- MUMASS[Ar. < MUMĀSS] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜMAS

( Dokunan temas eden teğet )


- MÜMÂSSE[Ar.] ile İ'TİMÂD[Ar.]


- MÜMÂSSE[Ar.] ile KEVN[Ar.]


- MÜMBİT[Ar. < MUNBİT] ile/değil/yerine/=/||/<> VERİMLİ


- MUMBOYASI ile/<> MUMCİLÂSI

( Mum, terebentin, su ve toprakboyalarla hazırlanan boya. İLE/<> Parafin ve balmumunun, terebentin ya da neftyağında çözüştürülmesi ile elde edilen, ağaç eşyaları cilâlamakta kullanılan madde. )


- MUMCU ile ...

( Beyaz adam.[Orta Afrika Cumhuriyeti'nde] )


- MUMCU ile/||/<> ...

( Yeniçeri ocağında çavuşlardan sonra gelen yeniçeriağasına bağlı oniki kişiden her biri )


- MÜMELLEK[Ar. < MÜLK] ile MÜMELLİK[Ar. < MÜLK]

( Mülk olarak verilmiş, temlîk edilmiş. İLE Mülk olarak veren kişi, temlîk eden. )


- MÜMESSEL[Ar. < MESL] ile MÜMESSİL[Ar. < MESL]

( Örnek getirilmiş, örnek olarak söylenilmiş, temsîl edilmiş. | Basılmış, tab edilmiş. İLE Benzeten, temsîl eden. | Kitap bastıran. | Biri ya da bir kurum adına hareket eden. | Oyuncu. | Gıdayı eriterek kan ve et yapan. | Sınıfta yoklama yapan ve düzeni sağlayan öğrenci. )


- MÜMESSİL[Ar. < MUMES̱S̱İL] ile/değil/yerine/=/||/<> TEMSİLCİ


- MÜMESSİL, SANATKÂR, ARTİST | OYUNCU ile/||/<> ARTİST

( Sinema/TV. 1. Oyunluktaki belli kişiyi canlandırma işini yapan kimse. 2. Oynamak işini gerçekleştiren kişi. @@ Bir oyun kişisini, sanatçı yaradılışı ve bilgisi ile, canlandıran ya da gösteren tiyatro sanatçısı. Oyun oynama eylemini yapan kişi. (Erkek ya da kadın). @@ Bir oyun kişisini, bilgisi, tekniği ve yaratışı ile canlandıran ya da gösteren sahne sanatçısı. Oyun oynama eyleminde bulunan sanatçı. )

( PLAYER, PERFORMER | ACTOR, ACTRESS | ACTOR, PLAYER | ARTIST~ARTIST )

( INTERPRÈTE | ACTEUR, ACTRICE | ACTEUR, COMÉDIEN | ARTIST~ARTIST | ARTISTE )

( ACTOR~... )

( AUFFÜHRENDE | SCHAUSPIELER (IN) | SCHAUSPIELER | KÜNSTLER~KÜNSTLER )

( ATTORE~ARTISTA )

( ΗΘΟΠΟΙΌΣ / ηθοποιός~ΚΑΛΛΙΤΈΧΝΗΣ / καλλιτέχνης )


- MÜMESSİL, SANATKÂR, ARTİST | OYUNCU ile/||/<> OYUNCU

( Sinema TV 1 Oyunluktaki belli kişiyi canlandırma işini yapan kimse 2 Oynamak işini gerçekleştiren kişi Bir oyun kişisini sanatçı yaradılışı ve bilgisi ile canlandıran ya da gösteren tiyatro sanatçısı Oyun oynama eylemini yapan kişi Erkek ya da kadın Bir oyun kişisini bilgisi tekniği ve yaratışı ile canlandıran ya da gösteren sahne sanatçısı Oyun oynama eyleminde bulunan sanatçı )

( PLAYER, PERFORMER | ACTOR, ACTRESS | ACTOR, PLAYER | ARTIST )

( INTERPRÈTE | ACTEUR, ACTRICE | ACTEUR, COMÉDIEN | ARTIST )

( AUFFÜHRENDE | SCHAUSPIELER (IN) | SCHAUSPIELER | KÜNSTLER )

( ACTOR )

( ATTORE )

( ΗΘΟΠΟΙΌΣ / ηθοποιός )


- MÜMESSİL | TEMSİLCİ ile/||/<> TEMSİLCİ

( Aracı olarak başkası adına mal satmakla görevlendirilen ve çoğunlukla yasal çalışma yeri ve elinde malı bulunmayan kişi Aracı olarak başkasına mal satmakla görevlendirilen kişi veya işletme temsilci )

( REPRESENTATIVE | REPRESENTATIVE, AGENT )

( REPRÉSENTANT )


- MÜMESSİL ile/değil/yerine/= ÖZDEYİCİ


- MÜMESSİL ile VEKİL


- MÜMEYYEZ[Ar. < MEYZ] ile MÜMEYYİZ[Ar. < MEYZ]

( Seçilmiş, ayrılmış, temyiz edilmiş. İLE Seçen, ayıran, temyîz eden. | Bir kurumda, yazıcıların yazdıkları yazıları düzelten kâtip. | Sınavda bulunup öğrencinin bilgisini sınayan kişi. )


- MÜMEYYİZ | AYIRTMA ile/||/<> AYIRTMA ile/||/<> YER AYIRTMA

( yer ayırtma Sınavlarda soruların hazırlanmasından notların verilmesine dek tüm değerlendirme çalışmalarına katılmakla görevli kimse )

( EXAMINER | AUREOL )

( EXAMINATEUR | AURÉOL )

( STRAHLENKRANZ, AUREOLE )

( PRENOTAZIONE )

( ΚΡΆΤΗΣΗ / κράτηση )


- MÜMEYYİZ | AYIRTMA ile/||/<> AYLA | YER AYIRTMA

( bk. yer ayırtma. @@ Sınavlarda, soruların hazırlanmasından notların verilmesine dek tüm değerlendirme çalışmalarına katılmakla görevli kimse. )

( EXAMINER | AUREOL~AUREOL | HALO )

( EXAMINATEUR | AURÉOL~AURÉOL | HALO | AURÉOLE )

( ...~HALOS )

( STRAHLENKRANZ, AUREOLE~STRAHLENKRANZ, AUREOLE | HALO; PL: HALOGEN )

( PRENOTAZIONE~ALONE )

( ΚΡΆΤΗΣΗ / κράτηση~ΆΛΩΣ / άλως )


- MUMEYYİZ[Ar. < MUMEYYİZ] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜMEYYİZ

( İyiyi kötüyü doğru ve yanlışı ayıran seçen ayırtman Yazıları beyaz kâğıda temize çeken kimse )


- MÜMEYYİZLİK/CIVIL RESPONSIBILITY[İng.] ile/değil/yerine/= AYIRTIM GÜCÜ


- MÜMEYYİZLİK ile/||/<> AYIRTMANLIK

( Sınavlarda ders ya da sınıf öğretmeni ile birlikte değerlendirme çalışmalarına katılan kişinin görevi )


- MUMHANE[Fars. < MŪM + ḪĀNE] ile/değil/yerine/=/||/<> MUMHANE

( Mum üretim yeri )


- MÜMHİL[Ar. < MEHL] ile MÜMİLL[Ar. < MELÂL]

( Bekleyen, mühlet/mehil veren. İLE Usandıran, bıktıran, melâl veren. )


- MÜ'MİN[< EMN] ile ...

( ÎMÂN ETMİŞ | KINAYAN KINAYANINDAN KORKMAYAN )


- MÜ'MİN GIYBETİ ile/ve KÂFİR'İN GIYBETİ ile/ve MÜNÂFIK'IN GIYBETİ

( Yapar ve yaptığını kabul eder. İLE/VE Yapar ve yaptığını inkâr eder. İLE/VE Yapar fakat yaptığının gıybet olmadığına inandırmaya çalışır. )


- MÜMİN[Ar. < MUʾMİN] ile/değil/yerine/=/||/<> İMANLI | MÜSLÜMAN

( imanlı Müslüman )


- MÜMİN/ZÂKİR ile GÂFİL/KÂFİR

( Zikrettiğinin farkında olan. İLE Zikrettiğinin farkında olmayan, zikrettiğini idrak edemeyen. | Güzeli görmeyen. )

( [gideceği yere] Koşa koşa giden. İLE/>< Sürüklene sürüklene götürülen. )


- MÜMİN ile/ve/<> İSLÂM ile/ve/<> İHSAN

( Elinden, dilinden ve belinden emin olan/olunan. İLE/VE/<> ... İLE/VE/<> ... )


- MÜ'MİN ile MUHAKKİK(TAHKİK EHLİ)

( Elinden ve dilinden emin olan/olunan/olma. İLE ... )

( Mü'minin yüzü güleç olur. )


- MUMİYA[Fars. < MŪMİYĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> MUMYA

( Birtakım özel ilaçlar kullanılarak bozulmayacak duruma getirilmiş ceset Çok zayıf kimse )


- MUMKİN[Ar. < MUMKİN] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜMKÜN

( mümkün mertebe gayrimümkün Gerçekleşme imkânı bulunan olası muhtemel )


- MÜMKÜN DEĞİL ile/değil KOLAY DEĞİL


- MÜMKÜN DÜNYALAR ile/||/<> GERÇEK DÜNYA

( Mümkün dünyalar mantıksal olasılıklar İLE gerçek dünya fiili durumdur. Kripke semantiği mümkün dünyalar çerçevesinde İLE modal mantık ifadelerini değerlendirir. Zorunluluk tüm mümkün dünyalarda doğruluk. )

( Saul Kripke tarafından 1963 yılında keşfedildi/formüle edildi. (1940-2022) (Ülke: ABD) (Alan: Mantık, Felsefe) (Önemli katkıları: Modal mantık semantiği, Kripke modelleri, isim teorisi, zorunluluk ve olasılık) )


- MÜMKÜN MERTEBE ile/değil/yerine/= OLABİLDİĞİNCE


- MÜMKÜN MÜ?/OLANAKLI MI? ile/değil OLASI MI?


- MÜMKÜN MÜ?/OLANAKLI MI? ile/değil OLASI/OLASILIKLI MI?


- MÜMKÜN OLAMAZ ile/değil/yerine/= OLANAKSIZ


- MÜMKÜN ile/||/<> CONTINGENT[İng.] ile/||/<> CONTINGENT[Fr.] ile/||/<> CONTINGENS[Lat.] ile/||/<> KONTINGENT[Alm.] ile/||/<> OLUMSAL

( Rastlantısal olan ne zorunlu ne de olanaksız olan olabilir de olmayabilir de olan şey )

( CONTINGENT )

( CONTINGENT )

( KONTINGENT )

( CONTINGENS )


- MÜMKÜN ile HÂDİS


- MÜMKÜN ile/değil/yerine/= OLANAKLI


- MÜMKÜN/LÜK ile MÜMKÜN MERTEBE


- MUMLA ARAMAK ile/ve SAMANLIKTA İĞNE ARAMAK


- MUMLAMAK | MUMLAMA ile/||/<> MUMLAMAK

( Sinema İşlemelikten çıkmış bir filmin çeşitli aygıtlarda kolayca dönmesini sağlamak üzere iki kenarına ince bir balmumu katı çekme Ağacı kalın olmayan bir mum katmanı ile örtmek Mumcilâsı yapmak )

( WAXING | POLISHING | CLEANING, CLEANSING )

( CIRAGE | POLISSAGE | NETTOYAGE, ESSUYAGE )

( PARAFFINIERUNG | WACHSEN | POLIEREN | REINIGUNG )

( CERATURA )

( ΚΈΡΩΜΑ / κέρωμα )


- MUMLAMAK | MUMLAMA ile/||/<> PARLATMA ile/||/<> TEMİZLEME

( Sinema İşlemelikten çıkmış bir filmin, çeşitli aygıtlarda kolayca dönmesini sağlamak üzere, iki kenarına ince bir balmumu katı çekme. @@ Ağacı kalın olmayan bir mum katmanı ile örtmek. Mumcilâsı yapmak. )

( WAXING | POLISHING | CLEANING, CLEANSING~POLISHING | CLEARING~CLEANING, CLEANSING | SANITATION, REHABILITATION | CLEANING | FLUSH | PURGE )

( CIRAGE | POLISSAGE | NETTOYAGE, ESSUYAGE~POLISSAGE | POLISSAG~NETTOYAGE, ESSUYAGE | ASSAINISSEMENT | DESSABLAGE, NETTOYAGE )

( PARAFFINIERUNG | WACHSEN | POLIEREN | REINIGUNG~POLIEREN~REINIGUNG | SANIERUNG, SANITARE EINRUCHTUNGEN )

( CERATURA~LUCIDATURA~PULIZIA )

( ΚΈΡΩΜΑ / κέρωμα~ΣΤΊΛΒΩΣΗ / στίλβωση~ΚΑΘΑΡΙΣΜΌΣ / καθαρισμός )


- MUMLAMAK ile MUMLANMAK ile MUMLAŞMAK


- MUMLU ile MUMLUK ile MUMLU KÂĞIT


- MUMMY[İng.] ile/||/<> MOMIE[Fr.] ile/||/<> MUMIE[Alm.] ile/||/<> MUMYA[Fars. < MŪMİYÂ]

( Özel ilâçlarla bozulmadan saklanan ölü )

( MUMMY )

( MOMIE )

( MUMIE )


- MÜMTAZ[Ar. < MUMTĀZ] ile/değil/yerine/=/||/<> SEÇKİN


- MÜMTAZ ŞAHSİYET ile/değil/yerine/= SEÇKİN KİŞİLİK


- MÜMTAZİYET ile/||/<> SEÇKİNLİK

( Hem düşünce hem de sözcüklerin kullanımı bakımından üstün değerde olan anlatım Karşıtı bayağılık )


- MÜMTELÎ[Ar. < MELÂ] ile MÜMTENİ'[Ar. < MEN]

( Mide dolgunluğuna uğramış. | Dolu, dolgun, dolmuş. İLE Çekinen, imtinâ eden. | Olamaz. | [mantık] Olamazlı. )


- MUMTENİ[Ar. < MUMTENİʿ] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜMTENİ

( Bir şeyi yapmaktan çekinen kaçınan Olamaz olmayacak )


- MUMUKSHATTVA ile ...

( Doğru arzu, Nihai Prensip'i bilmek ve böylece özgürlüğe erişmek yolundaki içtenlik, ciddi istek. Vedanta'da Gerçek arayıcısının sahip olması gereken dört vasıftan biridir.
* Viveka(doğru ayırt edebilme),
* Vairagya(doğru tutkusuzluk),
* Sat-sampat(doğru davranış),
* Mumukshattva(doğru arzu). )


- MUMYALAMA ile MUMYALAMA

( EMBALM vs. EMBALMMENT )

( حنوط کردن ile حنوط )

( HENOT KARDAN ile HENOT )


- MUMYALAMA ile/ve/<>/değil/yerine TAHNÎT


- MUMYALAMAK ile MUMYALANMAK ile MUMYALATMAK ile MUMYA


- MÜN ile MÜN
[<
Divân-ü Lugât-it-Türk]

( Sayrılık, kusur. İLE Çorba. )


- MÜNACAT[Ar. < MUNÂCÂT] ile/||/<> ...

( Divan edebiyatı terimi Tanrının affü mağfiretini niyaz yolunda yazılmış koşuk )


- MÜNÂCÂT ile/ve DUA


- MUNACAT[Ar. < MUNĀCĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜNACAT

( yakarış Divan edebiyatında konusu Tanrı ya yakarış olan şiir )


- MÜNÂDÂ[Ar. < NİDÂ] ile MÜNÂDÂT[Ar. < NİDÂ]

( Seslenilmiş, çağrılmış, nidâ edilmiş. | Başına nidâ harfi getirilmiş olan sözcük.[Ya Ali] İLE Bağrışma, yaygara, velvele. )


- MÜNÂDÎ ile DELLÂL


- MUNADİ[Ar. < MUNĀDĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜNADİ

( Kamuya duyurulmak istenilen şeyleri yüksek sesle haber vermeyi iş edinmiş olan kimse )


- MÜNÂDÎ[Ar. < NİDÂ] ile MÜN'ADİL[Ar. < ADÛL]

( Nidâ eden, tellâl. | Müezzin. İLE Doğru yoldan sapan, sapmış, in'idâl eden. )


- MÜNÂDİM[Ar. < NEDÎM] ile MÜN'ADİM[Ar. < ADEM]

( Ortam arkadaşı, nedimlik eden. İLE Yok olan, in'idâm eden. )


- MÜNÂFESE[< NEFS] ile ...

( BAŞKASINDA GÖRDÜĞÜ KEMÂLE İMRENİP, ONA YETİŞMEK İÇİN ÇALIŞMAK [HASED değil!] )


- [ne yazık ki]
!MÜNÂFIK[< NİFÂK] ile/ve/<> !MÜFSİD[< FESAD]

( Ara bozan, bölücü, karıştırıcı. İLE/VE/<> Ara bozan, karıştırıcı, fesatçı. )


- MÜNÂFIK[< NİFÂK] ile/değil/yerine/>< MÜ'MİN[< EMN]

( İki yüzü olan. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< İki dünyası olan. )

( Günahı da, sevâbı da küçük görür. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Günahı, büyük görür. )

( Gideceği yeri beğenmeyen. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Gideceği yere koşa koşa giden. )


- MUNAFİK[Ar. < MUNĀFİḲ] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜNAFIK

( arabozan Dinî kurallara inanmadığı hâlde inanmış gibi görünen )


- MÜNÂFIKLIK ile/ve FİSK-Ü FÜCÛR


- MÜNAKALAT[Ar. < MUNĀḲALĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> ULAŞTIRMA


- MÜNÂKALÂT[Ar. < NAKİL] ile/değil/yerine/= ULAŞTIRMA / TAŞIMA


- MÜNÂKALE | ULAŞTIRMA ile/||/<> ULAŞTIRMA

( coğrafya taşıma )

( CIRCULATION )


- MUNAKALE[Ar. < MUNĀḲALE] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜNAKALE

( ulaşım Bir şeyi bir yerden bir yere aktarma )


- MÜNÂKALE[Ar. < NAKL] ile/değil/yerine/= ULAŞIM | AKTARMA


- MÜNAKASA | EKSİLTME ile/||/<> EKSİLTME

( Devlete ya da özel bir kuruluşa ilişkin işlemlerde en ucuz ve uygun koşullarla istekli bulunana işin verilmesi Kamu veya özel kuruluşların yaptıracakları işi veya gereksindikleri malı önceden belirlenen yer ve zamanda yarışma yoluyla en düşük fiyata satın aldıkları bir tür ihale yöntemi ihale açık eksiltme kapalı eksiltme )

( SUBMISSION | UNDERBIDDING )

( ADJUDICATION )


- MÜNAKASA[Ar. < MUNĀḲAṢA] ile/değil/yerine/=/||/<> EKSİLTME


- MÜNAKAŞA[Ar. < MUNĀḲAŞA] ile/değil/yerine/=/||/<> TARTIŞMA


- MÜNAKAŞA | TARTIŞMA ile/||/<> TARTIŞMA

( Birbirine aykırı düşünce görüş ve tutumların karşılıklı savunulması Bir sorun üzerine sözle ya da yazılı olarak karşılıklı biraz da sertçe savunuşma Bir sorunu çözümlemek ya da bir sonuca varmak üzere girişilen eleştirmeli görüşme Bir mesele dolayısıyla karşılıklı olarak yapılan fikir savunması BİLİMCE TARTIŞMAK Controverser BİLİMSEL TARTIŞMA Controverse )

( DISPUTE, ARGUING | DISCUSSION )

( DISPUTE | DISCUSSION )


- MÜNAKASA ile/||/<> ADJUDİCATİON AU RABAİS[Fr.] ile/||/<> EKSİLTME

( ADJUDICATION AU RABAIS )


- MÜNÂKAŞA[< NAKŞ] ile/değil/yerine İSTİŞÂRE[< ŞÛRÂ]

( Atışma, çekişme. | Tartışma. | İrdeleme. İLE/DEĞİL/YERİNE Yazılı olarak bildirilmesini isteme. )

( Polemik, tartışma, "söz dalaşı" ya da atışma değil "yazılı olarak tartışma, değerlendirme" anlamına gelmektedir.

Eski deyimiyle de, "Yazı ile bildirilmesini isteme" anlamına gelen, İSTİŞ'ÂR[çoğ. İSTİŞ'ÂRÂT] kullanılmaktaydı.

Sözlü iletişimde, zihni ve düşünceyi, kavramı ya da olguyu aktarma ve paylaşmada ve özellikle de düşünce ayrılıklarındaki savların konuşulması ve tartışılmasında, yetersizlik ve (kolay/tam) takip edilemezlik durumu oluşur/oluşabilir.

Buna engel olmak için, düşünülen, savunulan şey üzerindeki savların ve ayrıntıların, yazılı olarak sunulması, olası savrulmaları da engelleyebileceği yöntem(ler)le yani yazıyla çözülebilir.

Ayrışma/tartışma konusu, yazılı olarak sunulduğunda ya da alındığında, hem kişinin kendi düşüncelerini ve ayrıntılarını, yazı aynasında tekrar (tekrar) değerlendirilebilmesi, hem de ötekinin sözünü/savını doğru/yetkin/kapsamlı takip edebilme ve anlayabilme olanağı sağlanmış olur.

Dolayısıyla, "polemiğe girmeyelim" deyimi, tam aksine, ""bu konuda, polemik yapmalıyız" biçiminde ve daha doğrusu da "bunu, karşılıklı olarak yazılı biçimde sunmalı ve tartışmalıyız" biçiminde olmalıdır. )

( CRITIQUE avec POLEMIC )


- MÜNÂKASA[Ar. < NOKSÂN | çoğ. MÜNÂKASÂT] ile MÜNÂKAŞA[Ar. < NAKŞ | çoğ. MÜNÂKAŞÂT] ile MÜNÂKAZA[Ar. < NAKZ]

( [alışveriş, ihâle gibi işlerde] Eksiltme. İLE Atışma, çekişme. | Tartışma. | İrdeleme. İLE İki sözün birbirini tutmaması, bir önceki sözün öteki ucu olan söz. )


- MÜNAKAŞA ile MÜNAKAŞALI


- MÜNÂKÂŞA ile/değil/yerine/||/> MÜNÂZARA/MÜKÂLEME ile/değil/yerine/||/> İSTİŞÂRE ile/değil/yerine/||/> MÜZÂKERE


- MÜNÂKIZ[Ar. < NAKZ] ile MÜNAKKIS[Ar. < NOKSÂN] ile MÜN'AKİS[Ar. < AKS]

( Birbirini tutmayan, nakz eden. İLE Eksilten, tenkîs eden. İLE Tersine dönmüş, çevrilmiş, in'ikâs eden. | Bir yere çarpıp geri dönmüş [ses/ışık]. )


- MÜNAKKAH | DURU ile/||/<> DURU

( Fazlalıklardan kıtıklardan arınmış olan söz yazı İçerdiği taneciklerin çok küçük olmaları nedeniyle içinden geçen ışığın saçılmadığı çözeltilerin niteliği Değişkenlerin değerleri verildiğinde dizgenin kesinlikle tanımlanan belirli durumu kimya )

( CLEAR | STATE )

( SOBRE | CLAIRE | ÉTAT )

( KLAR | ZUSTAND )


- MÜNÂKKAH[Ar. < NAKH] ile MÜNAKKİH[Ar.]

( Soyulmuş, ayıklanmış, temizlenmiş, tenkîh edilmiş. | En iyisi seçilmiş. | Yönetim amacıyla fazlası kesilmiş masraf. | Uzun ve yararsız, dolma/doldurma[haşvsiz] söz. İLE Soyan, ayıklayan, temizleyen. )


- MÜNAKKAS[Ar. < NOKSÂN] ile MÜNAKKAŞ[Ar. < NAKŞ]

( Eksiltilmiş, tenkîs edilmiş. İLE İşlemeli, resimli, nakışlı, nakş edilmiş. | Renkli dokuma desenlerle süslü kumaşların genel adı. )


- MÜNÂSAHA[Ar.] ile MÜNÂSAHA[Ar.] ile MÜNÂZAA[Ar. < NEZ | MÜNÂZAÂT]

( Öğütte bulunma, öğüt/nasîhat. İLE Bir vârisin, kendine kalan mirâsı alamadan ölmesi. | Birçok kişinin, birbirini ortadan kaldırarak birbirinin yerine geçmesi. İLE Ağız kavgası, çekişme. )


- MÜNASBET | MÜNÂSEBET | BAĞINTI | KORELASYON ile/||/<> KORELASYON ile/||/<> BAĞLILIK

( bağlılık bağlılık Bağlılaşım Her ikisi de nicel olan herhangi bir x tesadüfi değişkeniyle y tesadüfi değişkenin aldığı değerler dizisi arasında bir uygunluk hâlinin olup olmadığını araştıran yöntem Bireylerin kendilerini bir topluluk toplumsal kesim ya da kümenin üyesi saymaları karşılık korelasyon correlation ilgi Organizmanın değişik yapı özellik ve olaylarında görülen karşılıklı ilgi zooloji Organizmanın değişik yapı özellik ve olaylarında görülen karşılıklı ilgi Korelasyon )

( CORRELATION )

( CORRÉLATION )


- MUNASEBAT[Ar. < MUNĀSEBĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜNASEBAT

( İlgiler ilişkiler )


- MÜNASEBET | BAĞLILAŞMA ile/||/<> BAĞLILAŞMA

( 1 Karşılıklı bağıntı 2 Birbiriyle eşleştirilen iki küme ölçü sonuçları ya da aynı cinsten verilere ilişkin iki gözlem dizisi arasındaki bağıntı 3 İki puan ya da ölçü arasındaki ilişki ya da birlik bir puanın bir başkasıyle aynı zamanda gösterdiği değişme eğilimi Mantıkça karşılıklı olarak biri ötekinin var olmasını gerektiren iki üyenin arasındaki bağlantı BAĞLILAŞIK Corrélatif )

( CORRELATION )

( CORRÉLATION )


- MÜNASEBET KAİDESİ ile/||/<> RULE OF ASSOCIATION[İng.] ile/||/<> BAĞLAŞIKLIK

( Aralıklı ölçeğin özelliklerinden biri olan ve aşağıdaki önkanıtın uygulanmasına olanak veren kural a b ve c gerçek sayılarsa a b c a b c ve ab c a bc dir )

( RULE OF ASSOCIATION )


- MÜNÂSEBET[Ar. < NİSBET] ile/değil/yerine/= İLİŞKİ/İLİŞİK/İLİNTİ

( UYGUNLUK | İLİŞİK | İLGİ, YAKINLIK, BAĞ | YANAŞMA, VESÎLE )


- MUNASEBET[Ar. < MUNĀSEBET] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜNASEBET

( cinsel münasebet cinsî münasebet ilişki İki şey arasındaki uygunluk Sebep vesile gerekçe neden )


- MÜNASEBET ile MÜNASEBETLİ ile MÜNASEBETSİZ/LİK ile MÜNASEBETSİZCE ile MÜNASEBETLİ MÜNASEBETSİZ


- MÜNASEBETSİZ ile/değil/yerine/= DENSİZ


- MÜNASEBETSİZ ile/değil/yerine/=/||/<> UYGUNSUZ | TERS

( münasebetli münasebetsiz uygunsuz ters I Yakışıksız iş gören sıra saygı gözetmeyen kimse )


- MÜNASEBETSİZCE ile/değil/yerine/= DENSİZCE


- MÜNASEBETSİZLİK ile/değil/yerine/= DENSİZLİK


- MÜNÂSİB[< NİSBET] ile ...

( UYGUN, YERİNDE | YAKIŞIK, YARAŞIK )


- MUNASİB[Ar. < MUNĀSİB] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜNASİP

( lisanımünasip yerinde Beğenilen hoşa giden )


- MÜNÂSİP/MÜNÂSIB[Ar. < NİSBET] ile MÜSÂİT/MÜSAİD[Ar. < SÜÛD] ile MUVÂFIK[Ar. < VEFK]

( Uygun, yerinde. | Yakışık, yaraşık. İLE Yardım eden. | Elverişli, uygun. | İzin veren, müsâade eden. İLE Uygun, yerinde. | Ali Şah bin Hacı Büke'nin edvârında andığı makam.[XV. yy.] )


- MUNASSAF[Ar.] ile MUNAZZAF[Ar. < NAZÎF]

( İkiye ayrılmış, bölünmüş. İLE Temizlenmiş, arınmış, tanzîf edilmiş. )


- MÜNASSIF MÜSTEVİ ile/||/<> BISECTING PLANE[İng.] ile/||/<> PLAN BİSSECTEUR[Fr.] ile/||/<> HALBIERUNGSEBENE[Alm.] ile/||/<> AÇIORTAY DÜZLEMİ

( Kesişen iki düzleme eşit uzaklıkta bulunan noktaların oluşturduğu düzlem )

( BISECTING PLANE )

( PLAN BISSECTEUR )

( HALBIERUNGSEBENE )


- MÜNÂTAHA ile ...

( Süsüşme, toslaşma, boynuzla vuruşma. )


- MÜNAVEBE[Ar. < MUNĀVEBE] ile/değil/yerine/=/||/<> NÖBETLEŞME | ALMAŞ

( nöbetleşme almaş )


- MÜNAVEBE ile/||/<> ALTERNATION[İng.] ile/||/<> ALMAŞ

( Bir ölçme aracında aynı ölçüm boyutuna ilişkin çeşitli sınarların ya da düzenlerin birbiri yerine geçebilmesi )

( ALTERNATION )


- MÜNAVEBE ile/||/<> KEŞİKLEME


- MÜNAVEBE ile MÜNAVEBELİ


- MÜNÂVEBE[Ar. < NEVBET] ile/değil/yerine/= NÖBETLEŞME/KEŞİKLEME/ALMAŞ | NÖBETLE İŞ GÖRME


- MUNAZAA[Ar. < MUNĀZAʿA] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜNAZAA

( Ağız kavgası çekişme münakaşa İki taraf arasındaki kavga düşmanlık )


- MÜNÂZAA[Ar. < NEZ | MÜNÂZAÂT] ile MÜNÂZARA[Ar. < NAZAR]

( Ağız kavgası, çekişme. İLE Kurallara uygun olarak karşılıklı konuşma. | Bilimsel tartışma. )


- MÜNÂZA'A[Ar.] ile MUTÂLEBE[Ar.]


- MUNAZARA[Ar. < MUNĀẒARA] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜNAZARA

( Bir konu üzerinde belli kural ve yöntemlere uyularak yapılan tartışma Divan edebiyatında zıt varlıklar ve kavramlar arasındaki karşıtlığı anlatan yazı türü )


- MÜNÂZARA[Ar.] ile MÜZÂKERE/KENGEŞ[Ar.]

( Kurallara uygun olarak karşılıklı konuşma. | Bilimsel tartışma. İLE Bir konuyla ilgili görüşme, danışma. | Sözlü sınav. | Etüt, mütalaa. )


- MÜNÂZİ'[Ar. < NEZ] ile MÜN'AZİL[Ar. < AZL]

( Ağız kavgası eden, çekişen, kavgacı. İLE Ayrılan, in'izâl eden. | Görevden alınmış, azl edilen. )


- MÜNBİT[Ar. < NEBÂT] ile/değil/yerine/= VERİMLİ


- MÜNBİT ile/||/<> FERTILE[Fr.] ile/||/<> BİTEK

( coğrafya )

( FERTILE )


- MÜNCERR[< CERR] ile ...

( BİR TARAFA ÇEKİLİP SÜRÜKLENEN, SÜRÜLEN, KAYIP BİR TARAFA GİDEN | VARIP SONA EREN | NETİCELENEN )