ile (... ile ...) bağlaçlı FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 125.764 başlık/FaRk ile birlikte,
125.764 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(431/504)
- TABAKA[Ar. < ṬABAḲA] ile/değil/yerine/=/||/<> KATMAN | KAT | SINIF
( ağ tabaka alt tabaka damar tabaka deri altı tabaka saydam tabaka sert tabaka sosyal tabaka toplumsal tabaka üst tabaka yüksek tabaka boya tabakası kaymak tabakası mantar tabakası su tabakası yağ tabakası katman Baskı ve yazıda kullanılan değişik boyutlarda kesilmiş kâğıt kat I sınıf Osmanlı mimarisinde caminin mahfilden itibaren kubbeye kadar olan çeşitli katlarından her biri )
- TABAKA ile LAMİNAT ile LAMİNE
( LAMINA vs. LAMINATE vs. LAMINATED )
( لايه نازک ile شاخه پرده اي ile متورق شدن ile متورق کردن ile متورق ساختن ile ورقه کردن ile ورقه ورقه ile متورق )
( LAYYEH NAZAK ile SHAKHEH PARDEH AY ile MOTORGH SHODAN ile MOTORGH KARDAN ile MOTORGH SAKHTAN ile VARGHEH KARDAN ile VARGHEH VARGHEH ile MOTORGH )
- TABAKA-İ HÂRİC-İ EDİMME | DIŞ DERİ ile/||/<> DIŞ DERİ
( ektos dışarda derma deri epi üzerinde blastos tomurcuk 1 Çok hücreli hayvanlarda vücudun dış yüzünü örten tabaka 2 Üst deri epidermis sinir sistemi ve duygu organlarını meydana getiren embriyonun en dış tabakası Ektoderm epiblast 1 Çok hücreli hayvanlarda vücudun dış yüzeyini örten tabaka 2 Sinir sistemi ve duyu organlarını meydana getiren embriyonun en dış tabakası ektoderm ektoblast epiblast 1 Çok hücreli hayvanlarda vücudun dış yüzeyinin örten tabaka 2 Embriyoda blastosist evresinde dışta yer alan katman ektoderma ektoderm epiblast integumentum kommune Blastosist oluşumunda dışta ektoderma içte ise endoderma yer alır )
( ECTODERM, ECTOBLAST, EPIBLAST )
( ECTODERME, EXODERME, ÉPIBLASTE )
( EKTODERM, EKTOBLAST, EPIBLAST )
- TABAKA-İ KORNİYE | SAYDAM TABAKA ile/||/<> SAYDAM TABAKA ile/||/<> BOYNUZSU TABAKA
( boynuzsu tabaka stratum tabaka lux ışık Derinin epidermis tabakasında granüllü tabakanın üzerinde ve keratinli tabakanın altında yer alan hücreleri eleidinle dolu olduğu için saydam görülen tabaka 1 Göz yuvarını örten en dış örtünün 1 6sını teşkil eden saydam ön bölgesi Dıştan içe doğru kornea epiteli Bowman zarı stroma Descemet zarı ve endotel tabakalarından oluşur 1 Bileşik gözün her bir ommatidyumunun dış saydam tarafı Kornea Göz yuvarını örten en dış örtünün 1 6 sını oluşturan saydam ön bölgesi kornea )
( CORNEA )
( CORNÉE )
( HORNHAUT )
( STRATUM LUCIDIUM | CORNEUS: BOYNUZSU )
- TABAKAİ KUZAHİYE | TABAKA-İ KUZÂHİYE | İRİS ile/||/<> İRİS ile/||/<> İRİS[Fr. < IRIS]
( Sinema Alıcının önünde yer alan çember biçiminde büyüyüp küçülen özellikle noktalı açılmakararmayı gerçekleştirmekte kullanılan örtü çeşidi Saydam kat ile göz merceği arasında bulunan ince kasılabilen renkli ve damarlı olan disk biyoloji zooloji süsen Göz merceğini kısmen örten ortasında göz bebeği pupilla denen bir açıklık bulunan damar tabakanın bir kısmı koroit uzantısı Saydam tabakayla göz merceği arasında bulunan ince kasılabilen bir zardan oluşan gözün renkli ve damarlı bölümü anat Ön ve arka göz kamaralarını birbirinden ayıran ışığın geçişinde diyafram görevini yapan epitel altındaki bağ dokuda pigment hücrelerini içeren tunika vazkuloza bulbi katmanındaki üç oluşumdan biri )
( IRIS )
( IRIS )
( İRIS | REGENBOGENHAUT | IRIS, REGENBOGENHAUT )
( IRIS: GÖK KUŞAĞI )
- TABAKA-İ MANTÂRİYE ile/||/<> LIÈGE[Fr.] ile/||/<> MANTAR TABAKASI
( botanik )
( LIÈGE )
- TABAKA-İ MUHÂTİYE | MUKOZA ile/||/<> MUKOZA ile/||/<> MUKOZA[Lat.]
( biyoloji En içte sindirim bezlerini kapsayan epitel tabakası onun dışında lamina propria ve en dışta kas tabakası olmak üzere üç tabakadan oluşan sindirim kanalının içini astarlayan tabaka Sindirim borusu soluk borusu gibi iç organların iç yüzeyini örten ve mukus sıvısı salgılayan ince tabaka müköz zar )
( MUCOUS MEMBRANE, MUCOSA | MUCOSA )
( MUQUEUSE (TUNIQUE) | MEMBRANE MUQUEUSE )
( SCHLIMHAUT )
( MUCUS: SÜMÜKSÜ, MUKUS )
- TABAKA-İ ŞEBEKİYE | AĞ TABAKA ile/||/<> AĞ TABAKA
( Göz yuvarının en içte bulunan ışığa duyarlı tabakası Biri göz yuvarının gerisini çevreleyen ışık alıcı hücreler koni ve çomak hücreleri ve nöronları kapsayan daha içte olan diğeri melanin taneciklerini kapsayan pigmentli çift kat epitel astardan oluşan tabaka Retina Gözde en iç kısımda bulunan ışığa duyarlı hücrelerin duyu sinirlerinin ve pigmentlerin bulunduğu çift katlı tabaka retina anat Göz yuvarlağının en içteki görmede işlev gören ve dıştan içe doğru pigmentli epitel kat çubuk ve koni biçimli hücreler kat dış sınırlayıcı zar dış çekirdekler kat dış pleksiform kat gangliyon hücreleri optik sinir uzantıları kat ve sınırlayıcı zar katlarından oluşan tunika interna bulbi adı da verilen sinirsel tabakası retina )
( RETINA )
( RÉTINE )
( NETZHAUT )
( RETE: AĞ )
- TABAKALAŞMA | KATMANLAŞMA ile/||/<> KATMANLAŞMA
( Tortulların bileşim tane büyüklüğü fiziksel nitelikleri bakımından birbirlerinden ayrımlı yataklar halinde üst üste sıralanması katlaşma )
( BEDDING, STRATIFICATION, LAYERING | BEDDING )
( STRATIFICATION )
( SCHICHTUNG | LAGERUNG, SCHICHTUNG )
- SEYL-İ MUNFASİL[Osm.] / SCHICHTENSTRÖMUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= TABAKALI AKIŞ
- TABAKLAMA | SEPİLEME ile/||/<> SEPİLEME ile/||/<> TANNING[İng.] ile/||/<> TANNAGE[Fr.] ile/||/<> GERBUNG[Alm.] ile/||/<> TABAKLAMA
( tabaklama dericilik Ham deriyi kösele ya da vidala durumuna getirmek için uygulanan bir dizi işlem Ham derileri fiziksel ve kimyasal işlemlerle dayanıklı duruma getirme )
( TANNING )
( TANNAGE )
- TANNING[İng.] / TANNAGE[Fr.] / GERBUNG, GERBEN[Alm.] ile/değil/yerine/= TABAKLAMA
- TABAKLAMAK ile TABAKALAMAK ile TABAKLANMAK ile TABAKALANMAK ile TABAK/LIK ile TABAKA ile TABAKLI ile TABAKÇI/LIK ile TABAKALI ile TABAKSIZ ile TABAKASIZ
- TABAKLIK ile/||/<> DRESSING FOR HIDESTANNING[İng.] ile/||/<> TANNAGE[Fr.] ile/||/<> SEPİ
( dericilik Deri post ya da kürkleri kullanılabilecek duruma getirmek için uygulanan işlemlerin tümü )
( DRESSING FOR HIDESTANNING )
( TANNAGE )
- TABAN BASMA ile/||/<> ...
( Karşılaştığı güreşçiyi çaprazla sürerken bir ayağının tabanıyle onun ayağına basma )
- TABAN TABANA ile/ve/değil/yerine/||/<>/< TAMAMEN
- BASE[İng.] / BASE[Fr.] / BASE[Alm.] ile/değil/yerine/= TABAN
- TABAN ile/değil/yerine/=/||/<> KAİDE | TEMEL
( taban basma taban düzeyi taban fiyatı taban halısı taban lağımı tabanvay tabanı yanık tabanı yarık baştaban çalataban daltaban düztaban karataban ayak tabanı devetabanı veri tabanı Ayağın alt yüzü aya Üstü kapalı bir yerin gezinilen ayakla basılan yüzü zemin tavan karşıtı Ayakkabının alt bölümü kaide Bir şeyin en alt bölümü dip Değerlendirmede en alt derece Bir toplumu bir kuruluşu oluşturan yönetime katılmadan etkili olan kitle temel Denizin gölün veya akarsuyun zemini Dikey duran direk çubuk seren vb nin alt bölümü Bir cismin veya bir biçimin yüksekliğini ölçmek için aşağıdan yukarıya doğru başlama noktası olarak alınan yüzey veya çizgi Üslü sayılarda kuvveti alınan sayı anlatımında rakamı üstür ise tabandır Çekim eki almamış kelime kök veya gövdesi göz al mak burun gözlükçü kavur mak vb Tarlanın düz ve verimli kesimi Kılıç vb yapımında kullanılan iyi cins demir )
- TABAN[Ar. < ṬABʿAN] ile/değil/yerine/=/||/<> TABAN
( Huy bakımından yaradılıştan )
- TAB'AN[Ar. < TAB] ile TÂBÂN[Fars.] ile TABAN[Tr.][>< TAVAN}[Ar.]
( Doğal/tabiî olarak, kendiliğinden. İLE Işıklı, parlak. İLE Ayağın alt yüzü, aya. | Üstü kapalı bir yerin gezinilen, ayakla basılan yüzü, tavan karşıtı. | Ayakkabının alt bölümü. | Kaide. | Bir şeyin en alt bölümü. | Değerlendirmede en alt derece. | Bir toplumu, bir kuruluşu oluşturan, yönetime katılmadan etkili olan kitle. | Temel. | Bir ırmağın en derin olan orta yeri. | Dikey duran direk, çubuk, seren vb.nin alt bölümü. | Bir cismin ya da bir biçimin yüksekliğini ölçmek için aşağıdan yukarıya doğru başlama noktası olarak alınan yüzey ya da çizgi, kaide. | Üslü sayılarda kuvveti alınan sayı. | Tarlanın düz ve verimli kesimi. | Kılıç vb. yapımında kullanılan iyi cins demir. )
( AS NATURE vs. BRIGHT vs. BASE )
- TABANCA BOYASI ile/||/<> TABANCA CİLASI ile/||/<> BEYLİK TABANCA ile/||/<> ÇİFT TABANCA ile/||/<> MAKİNELİ TABANCA ile/||/<> TEK TABANCA ile/||/<> TOPLU TABANCA ile/||/<> BOYA TABANCASI ile/||/<> MANTAR TABANCASI ile/||/<> PERÇİN TABANCASI ile/||/<> PÜSKÜRTME TABANCASI ile/||/<> YARIŞ TABANCASI ile/||/<> ZIMBA TABANCASI
( Kısa hafif cepte veya belde taşınan ateşli silah Boyacılıkta kullanılan basınçlı hava yardımıyla boya püskürtmeye yarayan araç )
- TABANCA ile/||/<> PISTOLET[Fr.] ile/||/<> YARIŞ TABANCASI
( Yarışı başlatmak yanlış çıkışları koşuculara bildirmek ve yarışı durdurmak için çıkış yargıcısınca kullanılan tabanca )
( PISTOLET )
- TABANCA ile/||/<> TABANCA
( Dekor boyamada boyayı püskürtmek için kullanılan kompresörlü tabanca Dekor boyamada boya püskürtmede kullanılan hava basmalı tabanca Az tapança ateşli küçük el silahı sapanca tabanca Başındaki tnin sye çevrilmesi düşündürücüdür Doerfere göre OLZ 1971 66 9 10 449 tabanca sözü sapanın baskısı altında sapancaya çevrilmiştir Kar tabanca tapanca toppånça top sözünün baskısıyla toppånçaya çevrilmiştir Farsça ṭamança ṭamānça a pistol Türkçede ikinci anlam sonradan ortaya çıkmıştır Osmanlıca tabanca tapanca 1 el ayası 2 tokat şamar taban ca eki ile açıklanması kolay değildir Türkçeden Tacikçeye de geçmiştir tappånça Revolver Doerfer TLT 267 Sırpça tabàndže Türkçeden alınmıştır Škaljić Turc 593594 )
( SPRAY-GUN )
( PISTOLET )
( SPRITZPISTOLE )
( ṬAMANÇA )
( TAPANÇA[Az.]~SAPANCA[Tkm.]~TAPANCA[Krg.] )
- TABANİYE | DOĞACILIK ile/||/<> DOĞACILIK
( Toplumsal kuruluşların ve yaşayış biçiminin doğaya dönük olmasını amaç edinen öğreti Fransada 1897 yılında ortaya çıkan bilim ile endüstriyi çağdaş dünyaya özgü güzellik olarak gören insanın kurtuluşunu da onlarda bulan bir yazın çığırı Resim Heykel Resim ve heykel sanatlarında doğayı göründüğü gibi vermeyi amaç edinen görüş Doğacılıkta her çeşit üslûplaştırma ve ülküleştirmeden kaçınılır a üslûplaştırma ülküleştirme )
( NATURISM )
( NATURISME | NATURALISME )
( NATURALISMUS )
- TABAN/LI ile TEMEL/Lİ
( BASE/D vs. FUNDAMENTAL )
- TABAN/LIK ile TABANCA ile TABANLI ile TABANSIZ/LIK ile TABANCALI ile TABANCASIZ ile TABAN BASMA ile TABAN DÜZEYİ ile TABAN FİYATI ile TABAN HALISI ile TABAN LAĞIMI ile TABANI YARIK ile TABANCA BOYASI ile TABANCA CİLASI
- TABANVAY[Tr. < TABAN + İng. WAY] ile/değil/yerine/=/||/<> YAYAN
- TABASBUS[Ar. < BASBASA]/MÜTEBASBIS ile/değil/yerine/= YALTAKLANMA/YALTAK
( Birine hoş görünmek için onursuzca davranmak. )
- TABASBUS[Ar. < TABAṢBUṢ] ile/değil/yerine/=/||/<> DALKAVUKLUK
- TÂBA'TU ZEYDEN[Ar.] ile VÂFAKTUHÛ[Ar.]
- TÂBE[Ar. < TAYYİB] ile TÂBE[Fars.] ile TÂ-BE[Fars.]
( "İyi ve temiz olsun" anlamınadır. İLE "-e kadar" anlamına gelerek sözcüklerin başına getirilir. [TÂ-BE-SABAH: Sabaha kadar. | TÂ-BE-KEY: Ne zamana kadar, niceye dek.] İLE Tava. | Geniş, düz yüzlü tuğla. )
- TABELA[İt. < TABELLA] ile URANLIK/PANKART[Fr. < PANCARTE]
( Üzerinde tanıtıcı, belirtici bir yazı, açıklama, işaret ya da resim bulunan, tahta ya da sac parçası, levha. | Hastahane, yatılı okul, askerî birlik gibi toplu yemek verilen yerlerde, günlük yemek için çıkarılan erzakın türünü, miktarını gösteren çizelge. | Hastahanelerde, her hastanın, gündelik yemek ve ilâcının yazıldığı kâğıt. İLE Toplantı ve gösterilerde taşınan, üzerinde benimsenen amacın birkaç sözle gösterildiği karton ya da bezden levha. )
( ... ile LAFİTE )
- TABELA ile/||/<> SIGN, BOARD[İng.] ile/||/<> ENSIGNE[Fr.] ile/||/<> TABELA[İt. < TABELLA]
( Tecimevi iş yerlerinin kapılarına asılan ve yapılan iş çeşidi ile bu işe ilişkin özel ve tüzel kişi iyeliğini kapsayan göstergeç İtal tabella )
( SIGN, BOARD )
( ENSIGNE )
( TABELLA )
- TABELA ile TABELACI/LIK ile TABELALI ile TABELASIZ ile TABELA BAHİS
- TABELLA[İt. < TABELLA] ile/değil/yerine/=/||/<> TABELA
( tabela bahis tabela partisi skor tabelası Üzerinde tanıtıcı belirtici bir yazı açıklama işaret veya resim bulunan nesne levha Hastane yatılı okul askerî birlik gibi toplu yemek verilen yerlerde günlük yemek için çıkarılan erzakın türünü miktarını gösteren çizelge Hastanelerde her hastanın gündelik yemek ve ilacının yazıldığı kâğıt )
- TABETMEK[Ar. < ṬABʿ + Tr. ETMEK] ile/değil/yerine/=/||/<> BASMAK
- TABETMEK | TAB | TABAAT, TABI, TİPOGRAFYA | İSTİLÂ, HÂKİMİYET KANUNU | BASMA ile/||/<> BASMAK ile/||/<> BASMA ile/||/<> BASIM
( basım Çoğaltılması gereken bir yazı yapıtını basım yoluyla çoğaltmak Sinema Basım işini gerçekleştirmek jeoloji Sinema Bir basım aygıtında boş filmi dolu filmin karşısına koyarak eşlemini çıkarma 1 Kâğıt kumaş vb üzerine birtakım kalıplardan yararlanarak elle özel aygıt ya da makine ile yazı resim bezeme vb basma işi 2 Aynı kalıplarla aynı biçimde yapılan basım sonucu ortaya çıkan ürünler ikinci üçüncü dördüncü basım yeni basım gözden geçirilmiş yeni basım 1 basımcılık Mürekkeplenen bir yaprak ya da kalıbı kâğıda kumaşa bastırarak bir metnin bir resmin suretini çıkarma bunları çoğaltma işlemi 2 sinema Bir basım aygıtında boş filmi dolu film karşısına koyup eşlemini oluşturma )
( PRINT | PRESS )
( IMPRIMER | TIRER | LOI DE LA DOMINANCE, TRANSGRESSION )
( ZIEHER,, KOPIEREN, ABZIEHEN, KOPIE ZIEHEN, UMKOPIEREN )
- TABHANE[Fars. < TĀB + ḪĀNE] ile/değil/yerine/=/||/<> TAVHANE
( Yoksul hastaların iyileştikten sonra nekahet dönemini geçirdikleri hayır kurumu sera )
- TAB-HÂNE[Ar., Fars.] ile TABH-HÂNE[Ar., Fars.] ile TÂB-HÂNE[Ar.]
( Matbaa. İLE Mutfak. | Lokanta. İLE Ocak ya da soba ile ısıtılan kışlık yer, çiçek sobası. | Nekahethâne.[DÂR-ÜŞ-ŞİFÂ] )
- TÂBİ | BAĞIMLI ile/||/<> BAĞIMLI
( Herhangi bir siyasal akımı desteklemeyi amaç edinen yazar ya da yapıt Büyük bir hükümdara bağlı küçük bir hükümdar ya da bey )
( VASSAL | DEPENDENT )
( ENGAGÉ | VASSAL )
( VASALL )
- TÂBİ | BASIMCI ile/||/<> BASIMCI
( Bir yapıtın basılmasını sağlayan basılarak yayımını yapan kişi basımcılık Basımevi işleten basım işleriyle uğraşan kişi )
( EDITOR, PRINTER | PRINTER | PRINT )
( ÉDITEUR, IMPRIMEUR | IMPRIMEUR | IMPRIMER )
( ZIEHER, KOPIEREN, ABZIEHEN, KOPIE ZIEHEN, UMKOPIEREN )
( TYPOGRAPHUS )
( TIPOGRAFO )
( ΤΥΠΟΓΡΆΦΟΣ / τυπογράφος )
- TÂBİ | BASIMCI ile/||/<> BASMA
( Bir yapıtın basılmasını sağlayan, basılarak yayımını yapan kişi. @@ basımcılık: Basımevi işleten, basım işleriyle uğraşan kişi. )
( EDITOR, PRINTER | PRINTER | PRINT~PRINT | PRESS )
( ÉDITEUR, IMPRIMEUR | IMPRIMEUR | IMPRIMER~IMPRIMER | TIRER | LOI DE LA DOMINANCE, TRANSGRESSION )
( TYPOGRAPHUS~... )
( ZIEHER, KOPIEREN, ABZIEHEN, KOPIE ZIEHEN, UMKOPIEREN~ZIEHER,, KOPIEREN, ABZIEHEN, KOPIE ZIEHEN, UMKOPIEREN )
( TIPOGRAFO~STAMPA )
( ΤΥΠΟΓΡΆΦΟΣ / τυπογράφος~ΤΎΠΩΜΑ / τύπωμα )
- TÂBİ" OLMAK ile/ve/||/<> "ETEĞİNİN ALTINA GİRMEK"
- TÂBİ'[Ar. < TEB | çoğ. TÂBİÎN, TÂBİÛN, TEBEA, TEVÂBİ'] ile TÂBİ'[Ar. < TAB] ile TABÎÎ[Ar.] ile TABHÎ[Ar.]
( Birinin ardı sıra giden, ona uyan. | Boyun eğen, bağlı kalan, birinin emri altında bulunan. | [Ar. dilb.] Kendinden önceki sözcüğe göre hareke alan sözcük. | Hz. Muhammed'i görmüş olanları(eshâbı) görüp kendinden hadîs dinlemiş olan. İLE Kitap basan/bastıran. | Matbaacı, düzenleyici(editör). İLE Doğayla/tabîatle ilgili. | Doğa gereği/îcâbı olan. | Olağan, alışılmış, her zamanki gibi. İLE Pişirmekle/pişirilmekle ilgili. )
- [ya] (")TÂBİ(") ile/ve/değil/yerine/||/<>/></>/ya da ÂRİF
- TABİ[Ar. < TĀBİʿ] ile/değil/yerine/=/||/<> BAĞIMLI | BAĞLI
( bağımlı Birine veya bir şeye uyan onun arkası sıra giden bağlı )
- TABİ[Ar. < ṬĀBİʿ] ile/değil/yerine/=/||/<> BASICI | YAYIMCI
( basıcı yayımcı )
- TÂBİ ile/ve/değil/||/<>/> DÂHİL
- TÂBİ ile MAHKUM
- TÂBİ ile/değil MARUZ
- TÂBİ ile SEVMEK
( İkisinin de, "Nasıl?"ı olmaz/sorulmaz. )
( Tâbi olan ve seven, herşeyini sunar, hiçbir şey beklemez/sakınmaz. )
- TÂBİ'[< TEB] ile TÂBİ'[< TAB]
( Birinin arkası sıra giden, ona uyan; Boyun eğen, bağlı kalan; birinin emri altında bulunan. İLE Kitap basan/bastıran; Matbaacı. )
- TÂBİ ile/değil TABİÎ
- TÂBİ'[Ar.] ile TÂLÎ[Ar.]
- TÂBİ[Ar.] ile/ve/değil/yerine/||/<>/< TESLİM[Ar.]
- TÂBİ ile/ve/değil/yerine UYUMLU
- TABİAT BİLGİSİ ile/||/<> DOĞA BİLGİSİ
- TABİAT | DOĞA ile/||/<> DOĞA ile/||/<> TABİAT ile/||/<> TABİAT | KÜLTÜR
( İnsan yaratısı kültürün dışında kalan içinde insanın da bulunduğu tüm canlılarla cansız nesneler dünya evren ve bunlarla ilgili olaylardan oluşan düzen kültür çevre İnsan etkisi ve katkısının dışında varolan öğeler nesneler olaylar ve etkileşimlerin tümü 1 Her var olanın doğuşunda özünü kuran şey 2 İnsanın koyduğu kuruluşlar biçimlerle kültür sanat teknik karşıtlık içinde kendi kendine oluşan biçimlenen 3 İnsanın karşısında olan ona yabancı bu yüzden de bilinmeyen kendi gücünün üstünde olan onun dışında olan 4 Koyumların konulmuş olanının thesei karşısında kendiliğinden olan yapma olana karşı doğal olan 5 Duyulur algılanır dış nesnelerin tümü 6 Evren 7 Herşeyi kuşatan gerçekliğin tümü doğa ya da Tanrı 8 Yaratıcı oluşturucu güç 9 Doğurucu besleyici koruyucu doğa ana 10 Doğa bilimlerinin konusu olarak değerlerin dışında olan gerçeklik canlı ve cansız doğa 11 Nedensellik yasasının egemen olduğu alan 12 Düşüncel ideal varlıklardan ayrı olarak gerçek olanın varlıkbilimsel ilkesi 13 Bir bireyin kendine özgü çizgilerinin tümü bir bireye özgü olan nitelikler özel belirtiler 14Bir varlık türünde bireysel ya da toplumsal deneylerle kazanılmış olana karşıt olarak onda doğuştan olan kendiliğinden olan her şey 15 Varoluşçu felsefede Bireyde özgür istençten bağımsız olan ama insan özü bakımından özgürlük olduğuna göre onda baştan olmayan Özgürlük insanın kendisine bir doğa kazandırmasıdır ya da sonsuz doğa olanaklarından birini seçmesidir 1 İnsan etkinliklerinin dışında kendi kendini sürekli yeniden üreten ve değiştiren canlı ve cansız maddelerden oluşan doğal kaynakları sağlayan ortam 2 Bir üretim faktörü olarak üretimin gerçekleştirildiği toprak deniz göl ırmak atmosferin bir bölümü gibi her türlü ortam İçinde canlıların yaşadığı yerküre çevre Tabiat Canlı ve cansız maddelerden oluşan varlıkların hepsi yer küre tabiat doğa doğa Doğa )
( NATURE )
( NATURE )
( NATUR )
( NATURA | NATURA: DOĞA )
- TABİAT/NATÜR ile/değil/yerine/= DOĞA [DAMGALANMIŞ/MÜHÜRLENMİŞ]
- TABİAT[Ar. < ṬABĪʿAT] ile/değil/yerine/=/||/<> DOĞA | HUY
( tabiat bilgisi tabiat bilimleri tabiat kanunu tabiat taklidi tabiatüstü tabiat yasası doğa Doğal özellik Dış dünyanın dağlar denizler kırlar vb daha çok güzelliğiyle insana hitap eden tarafı İnsanın sahip olduğu güce karşılık dış dünyada hüküm sürmekte olan düzenden doğan güç huy Güzeli ayırma melekesi zevk İnsanın büyük abdest bozma kolaylığı veya zorluğu )
- TABİAT ile/ve/||/<> İTİMAT
- TABİAT ile TABİATLI/LIK ile TABİATSIZ/LIK ile TABİAT BİLGİSİ ile TABİAT BİLİMLERİ
- TABİATIYLA ile/değil/yerine/= DOĞAL OLARAK / KENDİLİĞİNDEN
- TABİATÜSTÜ ile TABİATÜSTÜCÜ/LÜK
- TABİB ile/ve/<>/< ÂLİM
( Âlim olmadan, tabib olamazsınız(olunmaz/dı da).
[Osmanlı dönemindeki öğrenim ve eğitimde geçerliydi. Bugün de, Osmanlı bilgi ve deneyimini önemseyen, derinlikli/kapsamlı tutumunu devam ettiren Amerika'da, tıp ve hukuk bölümünden önce, üniversitede bir bölüm tamamlamış olma gerekliliği/zorunluluğu bulunmaktadır.]
[Umarız, bir gün, bizim öğrenim/eğitim düzenimiz/bilincimiz de aynı çizgiye yüksel(til)ecektir!] )
( İster tabip/hekim, ister hakim/avukat ya da herhangi bir alanda ilerlemek/yürümek ve derinleşmek için, önce, düşünme nedir?, nasıl düşünülür?, kavramlar nasıl tanımlanır, nasıl birbirine eklemlenir? önermeler nasıl kurulur? gibi temel, mantık ve usûl ile ilgili altyapı ve bilgi/ler oluşturulmalıdır ki, daha sonra, esasa ve ayrıntılara geçilebilsin. )
- TABİP/TABİB[Ar.] ile/ve/değil ALYENİST[Fr.]
( Hekim. İLE/VE/DEĞİL Deliler hekimi. )
- TABİB ile/ve/değil KEHAL
( Hekim. İLE/VE/DEĞİL Göz hekimi. )
- TABÎB-İ MANEVİ ile ...
( ŞEYH, MÜRŞİD )
- TABİÎ ÂFET[Ar.] ile/değil/yerine/= DOĞAL KIRAN
- TABİİ COĞRAFYA ile/||/<> PHISICAL GEOGRAPHY[İng.] ile/||/<> GÉOGRAPHIE PHYSIQUE[Fr.] ile/||/<> PHYSISCHE ERDKUNDE[Alm.] ile/||/<> DOĞAL COĞRAFYA
( Genel coğrafyanın yeryüzünde oluşan tüm fiziksel ve dirimsel olayları inceleyen bu olayların dağılışlarını araştıran ve konusuna göre çeşitli bölümlere ayrılan ana kollarından biri )
( PHISICAL GEOGRAPHY )
( GÉOGRAPHIE PHYSIQUE )
( PHYSISCHE ERDKUNDE )
- TABİÎ | DOĞAL ile/||/<> DOĞAL
( Sanat konularında zorlamadan yapmacıktan uzak yapıt Belirli bir uzbilim yapısı için istenilen amacı en kolay gerçekleştiren Doğanın kendi düzeni içinde oluşan yapay olarak hezırlanmamış olan 1 Bir maddenin normal yapısını muhafaza etmesi 2 Bir proteinin ya da nükleik asidin normal yapısında olması Katısız saf ve kendine özgü özelliklerini kaybetmemiş olan Kendi doğal alanında bulunma doğal )
( CANONIC, CANONICAL | NATURAL | NATIVE, INDIGENOUS | NATIVE )
( NATUREL | CANONIQUE | INDIGÈNE )
( KANONISCH | NATÜRLICH | EINHEIMISCH )
( CANONICALIS, CANONICUS )
- TABİİ İLİMLER | DOĞA BİLİMLERİ ile/||/<> DOĞA BİLİMLERİ
( Canlı ya da cansız özdeksel olayları konu alan tümevarım yöntemiyle alanında yasa ve öndeyilere ulaşan bilgi dalları Nedensellik yasasına dayanmaları matematiksel kuruluşları değerleme yapmayan genelleştirici yöntemleriyle kültür bilimlerinden ayrılan doğa araştırmalarına yönelik bilimler Doğa bilimleri 1 Görevlerine göre salt ve uygulamalı doğa bilimleri 2 Konularına göre canlı ve cansız doğanın bilimleri 3 Yöntemlerine göre a matematiksel ve deneysel araştırmalar fizik kimya dirimbilim ruhbilim b betimleyici ve çözümleyici araştırmalar bitkibilim hayvanbilim insanbilim c doğa tarihi ve doğa bilgisi coğrafya yerbilim gökbilim olarak ayrılırlar Zooloji botanik jeoloji gibi bilim dallarını içine alan ve doğadaki hayvan bitki ve yer ile uğraşan bilim dalları topluluğu Tabiî ilimler Zooloji botanik jeoloji gibi bilim dallarını içine alan ve doğadaki hayvan bitki ve yerle uğraşan bilim dalları topluluğu tabii ilimler )
( NATURAL SCIENCES )
( SCIENCES NATURELLES | SCIENCES NATURELLE )
( NATURWISSENSCHAFTEN | NATÜRLICHE WISSENSCHAFTEN )
- TABİÎ Kİ DE" ile "TABİÎ Kİ" DE ...
( Buradaki "de", fazla/yanlış. İLE Buradaki "de", bağlaç olarak başka bir konuya geçiş olarak kullanılmaktadır. )
- TABİÎ Kİ ... ile/ve/<> (...) HALİYLE (...)
- TABİÎ Kİ ile/ve/değil/yerine/||/<> KENDİLİĞİNDEN
- TABİÎ Kİ ile/ve/<> KESİNLİKLE
- TABİÎ Kİ ile/ve KUŞKUSUZ
- TABİÎ Kİ ile/ve/değil/||/<>/< MUHAKKAK
- TABİÎ Kİ ile/ve/<> MUTLAKA
- TABİİ | KUŞKUSUZ | KESİNLİKLE/ELBET[Ar. < ELBET] ile/||/<> TABİİ | KUŞKUSUZ | KESİNLİKLE/ELBETTE[Ar. < ELBETTE] ile/||/<> ASLA | KESİNLİKLE/KATİYEN[Ar. < ḲAṬʿİYYEN]
( tabii kuşkusuz kesinlikle )
- NEFS:
TABİÎ ile/ve/<> NEBÂTÎ
( Cismin parçalarını muhafaza edip, birbirinden ayrılmasından koruyan bir kuvvet. İLE/VE/<> Cismi, uzunluk, genişlik, derinlikte uzatıp, büyütüp, cismini büyüten kuvvet. )
( NEBATÎ NEFS'ler:
* CÂZİBE(ÇEKME)
* MÂSİKE(TUTMA)
* HÂZİME(SİNDİRME)
* MÜMEYYİZE(AYIRMA)
* DAFİA(DIŞARI ATMA)
* MÜLEDE(ÜREME)
* MUSAVVİRE(ŞEKİL VERİCİ)
* GÂDİYE
* NÂMİYE )
- TABİİ SAYI | DOĞAL SAYI ile/||/<> DOĞAL SAYI
( Sonlu kümelerin sayal sayılarındanoluşan N 0 1 2 3 n kümesinin öğelerinden her biri Anlamdaş sayma sayısı Sıfır ya da sıfırdan büyük olan tamsayı Tümdengelimli tanım i sıfır doğal sayıdır ii Her x için x doğal sayı ise x in ardılı da doğal sayıdır Doğal sayıların toplamı ile çarpımının tümevarımlı tanımı da şöyledir Toplam a 0 a a b a b Çarpım a 0 0 a b a b a Krş biçimsel sayı kuramı sayı değişkeni )
( NATURAL NUMBER )
( NOMBRE NATUREL )
( NATÜRLICHE ZAHL )
- TABÎ'Î ile AKLÎ ile MANTIKÎ
( Küllîlerin çokluk öncesinde Tabî'î. İLE Çokluk halinde Aklî. İLE Çokluktan sonra da Mantıkî. )
- TABÎÎ ile/değil/yerine/= DOĞAL/OLAĞAN
- TABİÎ ile EVET
( SURE vs. YES )
- TABİÎ ile/ve MANTIKSAL ile/ve AKLÎ
- TABİİ ile TÂBİ
- TABİ(İ) ile TÂBİ ile TÂBİ
( Elbette; Doğal(/doğal olarak). İLE Bağımlı. İLE Basıcı. | Yayımcı. )
- TABİİ[Ar. < ṬABĪʿĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> TABİİ
( tabii afet tabii hukuk gayritabii sevkitabii doğal Olağan alışılmış her zamanki gibi olan beklenildiği gibi Sağduyuya mantığa olağan düzene uygun olan Yapmacık olmayan doğal olan Katıksız saf doğal olan ta bi Doğal olarak işin gereği olarak elbet elbette )
- TÂBİİ[Ar. < TĀBİʽĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> TÂBİİN
- TABİİLEŞMEK ile TABİİLEŞTİRMEK ile TABİİ/LİK ile TABİİ AFET ile TABİİ HUKUK
- TABİİN[Ar. < TĀBİʽĮN] ile/değil/yerine/=/||/<> TÂBİİN
( Hz Muhammed i görmüş olanları gören Hz Muhammed den sonra gelen ikinci nesil tâbii )
- TABİİYE/TABİİYYE[Ar. < ṬABİʽİYYE] ile/||/<> TABİİYUN/TABİİYYUN[Ar. < ṬABİʽİYYŪN]
( Tabiat bilgisi dersi doğalcılık )
- TABİİYECİ ile/değil/yerine/=/||/<> DOĞA BİLİMCİ | DOĞALCI
( doğa bilimci Tabiat bilgisi öğretmeni doğalcı )
- TABİİYET | MUTABAKAT, MUTABAKAT-I ELFAZ | FİZİBİLİTE | MUTABAKAT | UYARLIK ile/||/<> UYARLIK
( Bir bilgisayar dizgesinde geliştirilmiş yazılım ürünlerinin başka bir bilgisayar dizgesinde değiştirilmeden kullanılabilmesi durumunda iki dizge arasındaki kullanım bakımından geçiş kolaylığı 1 Denetim altına alınamayan bir toplumsal çevrenin koşullarına uyma 2 Gizli ya da açık etkilere ve baskılara boyun eğme 3 Yürürlükte olan töreleri ve görgü kurallarını pek incelemeden benimseme 4 Genel olarak herkesin görüş ve düşüncelerine uyma Düşüncelerin duyguların kavramların en uygun sözcüklerle anlatılması Bir yordam izlem ya da çizeneğin duruma koşullara ya da öngörülen amaçlara uygunluğu 1 Yazılık çizelge ve sayışımlar arasında uygunluk sağlama 2 Belirli bir süre sonunda sağlanan kârı ve yitireceyi saptamak üzere kuruluşça tutulan sayışrmların borçlu ve alacaklı dalları üzerinde sonuç olarak bir denge sağlama )
( COMPATIBILITY | CONFORMITY | FEASIBILITY | BALANCING )
( COMPATIBILITÉ | CONFORMITÉ | ACCORD )
- TABİİYET | TAALLUK | BAĞIMLILIK ile/||/<> BAĞIMLILIK
( Kişinin gereksinme ve isteklerini karşılamakta yetersiz oluşu karar verme ve işlerini başarmada başkalarından yardım istemesi durumu 1 Karlaşılan sorunları yalnız başına çözmek ve kendine yön seçmek için gerekli yetenekten yoksun olma durumu 2 Ekonomik ve ruhsal desteğe gereksinme duyma 3 Kendi kendine yetmezlik Niceliklerin ya da niteliklerin bağımsız olmaması ay bağımsız olasılıksal değişkenler bağımsız olaylar Çoğabilimde çalışan etkin kesim üzerindeki çoğal baskıyı gösteren ve edilgen çoğanın etkin çoğaya oranı olarak bulunan değer Bir başka şeyle koşullu olma bir başka şeye bağlı olma durumu 1 Nedensel bağımlılık Etki ile neden arasındaki bağıntı 2 Mantıksal bağımlılık Neden ile sonuç arasındaki bağıntı Psikotrop bir maddeyle merkezî sinir sistemi arasındaki etkileşmeden doğan ve maddenin keyif artırıcı psişik etkilerini duyumsamak ve bazen de yokluğunun vereceği huzursuzluktan sakınmak için maddeyi devamlı veya periyodik olarak alma isteği )
( DEPENDENCY | DEPENDENCE )
( DÉPENDANCE | DEPENDANCE )
( ABHAENGIGKEIT | ABHÄNGIGKEIT )
( DEPENDEREDEN )
- TABİİYET, TABİÎLİK ile/||/<> DOĞALLIK
( Düşüncelerin duyguların imgelelerin yapmacıktan bezekten uzak olarak anlatılması )
- TABİİYET[Ar. < TĀBİʿİYYET] ile/değil/yerine/=/||/<> BAĞIMLILIK | UYRUKLUK
( bağımlılık uyrukluk )
- TABİİYET[Ar. < ṬABİʿİYYET] ile/değil/yerine/=/||/<> DOĞALLIK
- TABİİYET | UYRUKLUK ile/||/<> UYRUKLUK ile/||/<> BASKINLIK
( Bir baskın öğe durum ya da koşula bağlı olarak bir alt konumda bulunma ya da bir alt düzeyi oluşturma durumu baskınlık Tutumlar basamağında üstün konumdakilerin alt düzeydekileri biçimlendirme durumu Alel gen çiftlerinden birinin diğeri üzerine etkisini tam tam dominans veya kısmen eksik dominans göstermesi Dominans Allel gen çiftlerinden birinin diğeri üzerine etkisini tam veya kısmen göstermesi )
( SUBJECTION )
( SUBORDINATION )
- TABİİYET ile TABİİYETLİ ile TABİİYETSİZ/LİK
- TABİİYYE[Ar. < ṬABİʽİYYE] ile/değil/yerine/=/||/<> TABİİYE
( Tabiat bilgisi dersi doğalcılık )
- TABİİYYUN[Ar. < ṬABİʽİYYŪN] ile/değil/yerine/=/||/<> TABİİYUN
( Tabiat bilimiyle uğraşan bilginler doğalcı )
- TABİÎYYUN ile/ve TALİMÎYYUN
( Aristotelesciler. İLE/VE Platoncular. )
- TABİL[Ar. | çoğ. TEVÂBİL] ile ...
( Nane, biber, tarçın, karanfil gibi baharatlar. )
- TABİL[Ar. çoğ. TEVÂBİL] ile TA'BÎR[Ar. < UBUR | çoğ. TA'BÎRÂT]
( Nane, biber, tarçın, karanfil gibi baharatlar. İLE Anlatma, ifade. | Bir anlamı olan söz. | Deyim. | Terim. | Rüya yorma. [HÜSN-İ TABÎR: Edep ve terbiye içinde anlatma.] )
- TABIL ile/||/<> TYMPAN[Fr.] ile/||/<> KULAKDAVULU
( biyoloji )
( TYMPAN )
- TABİLİK | UYSALLIK ile/||/<> UYSALLIK
( Başkalarının yönetimi altına girmeyi kolaylaştıran kişilik özelliği Başkalarının önderliğini benimseme başkalarına uyma boyun eğme bağımlı davranma biçiminde kendini gösteren bir kişilik özelliği )
( SUBMISSIVENESS )
( DOCILITÉ )
- TABİP FİLOZOFLAR ile/ve/||/<> FİLOZOF TABİPLER
- TABİP/TABİB/HEKİM/DOKTOR ile/değil/yerine/= SAĞAN/SAĞALTMAN/SAGUN/ONULTMAN
- TABİP[Ar. < ṬABĪB] ile/değil/yerine/=/||/<> HEKİM (ADLİ TABİP, BAŞTABİP, SERTABİP, DİŞ TABİBİ)
- TA'BÎR CAİZSE ile/değil/yerine/= DEYİM YERİNDEYSE/DEYİŞ UYGUNSA
- TABİR | DEYİM ile/||/<> DEYİM
( 1 Düz anlamlarından sıyrılmış sözcüklerin başka bir anlama gelecek biçimde kalıplaşması Yüzsuyu dökmek eli bayraklı çantada keklik çam devirmek ağır başlı 2 Yüksek anlamlı koşuk Bir önermenin belli bir kişice belli bir anda belli bir savı dile getirmek ereğiyle kullanılması edimi Abece öğesi bir tek im ya da abece öğesi birden çok sayıda imin art arda sıralanmasıyla oluşan dizi Anl deyim biçimi Krş deyim örneği kapalı deyim açık deyim düzgün deyim karmaşık deyim tek başına anlamlı deyim birlikte anlamlı deyim altdeyim im Bir bir bilimsel kuralın ya da doğa yasasının sözle anlatımı Tek bir kelime yerine geçen tek bir anlam veren kelime öbeği Anlatım gücünü artırmak için gerçek anlamı dışına kayan bazı sözcükleri değişmediği halde bazıları değişip çekimlenebilen kalıplaşmış birden çok sözcük Göze girmek gözden düşmek kulağı delik eli açık tepesi atmak gönül almak göze gelmek dile düşmek küplere binmek balık kavağa çıktığı zaman vb Belli bir anlama gelmek üzere iki veya ikiden artık kelimeden meydana gelmiş söz öbeği Artlaç deyimi Bağlaç d Fiil d İsim d önleç d Ulaç d Zarf d Gerçek anlamından farklı bir anlam taşıyan ve çekici bir anlatım özelliğine sahip olan kelime veya kelime grubu Abayı yakmak aşağıdan almak bağrına taş basmak buluttan nem kapmak çileden çıkmak dalga geçmek el ele vermek karşı gelmek mercimeği fırına vermek nalları dikmek saman altından su yürütmek üç buçuk atmak yasak savmak yüzgöz olmak zılgıt vermek vb Azerbaycan Türkçesi frazeologizm sabit söz birläşmäsi Türkmen Türkçesi frazeologizm durnuklı söz düzümleri Gagauz Türkçesi bölünmäz laf birleşmesi frazeologizma Özbek Türkçesi ibóra frazeologik birlik Uygur Türkçesi idiom turaqliq söz ibarisi Tatar Türkçesi obrazlıtäğbir frazeologizm Başkurt Türkçesi frazeologizm frazeologiya söz tagımı birikgen söz tagım Krç Malk frazeologizm Nogay Türkçesi söz bîrîkpeler frazeologizm Kazak Türkçesi turaktı söz beyneli söz tirkesi ayşıktı söz oramı frazeologizm Kırgız Türkçesi körköm süylöm fraza idiyoma Alt buzulbassöskolbu frazeologizm Hakas Türkçesi mirgen çooh frazeologizm Tuva Türkçesi frazeologizm Türkçesi frazeologizm Rusça obraznoye vırajeniye frazeologizm söylem )
( STATEMENT | EXPRESSION, STRING, PHRASE, WORD | EXPRESSION | LOCUTION, IDIOM )
( LOCUTION | EXPRESSION | LOCUTION, IDIOM )
( AUSDRUCK | AUSDRUCK, REDENSART )
- TABİR ETMEK ile/değil/yerine/= DEMEK
- TA'BÎR[< UBÛR] ile ...
( İFÂDE, ANLATMA | BİR ANLAMI OLAN SÖZ | DEYİM | TERİM | RÜYA YORMA )
- TABİR[Ar.] ile/değil/yerine/= DEYİM
- TABİR/İTİBAR ile İBÂRE
- TÂBİR ile/ve TEVİL
- TABİR[Ar. < TAʿBĪR] ile/değil/yerine/=/||/<> YORUM | DEYİM
( tabirname rüya tabiri Rüya yorumlama yorum Anlatım biçimi deyim )
- TABİR-İ CAİZSE ile/değil/yerine/= DEYİM YERİNDEYSE
- TABİRNAME[Ar. < TAʿBĪR + Fars. NĀME] ile/değil/yerine/=/||/<> TABİRNAME
( Rüyaların yorumunu yapan kitap rüya tabirleri kitabı )
- TABİYE[Ar. < TAʿBİYE] ile/değil/yerine/=/||/<> TABYA
( yıldız tabya Bir bölgeyi savunmak için yapılan ve silahlarla güçlendirilen yapı tabiye )
- TABİYE[Ar. < TAʿBİYE] ile/değil/yerine/=/||/<> TAKTİK | TABYA
( Yerli yerine koyup hazırlama yerleştirme İstenen sonuca ulaşmak için izlenen yol taktik taktik Askerlik sanatı tabya )
- TABİYET, FONKSİYON | BAĞILLIK ile/||/<> BAĞILLIK
( Olaylar ya da değişkenler arasında birindeki değişmelere bağlı olarak ötekinin de değişmesini içeren bağlaşı kimya fizik Bir özdeğin varlığının bir başka özdeğin varoluşuna bağlı olması durumu bu özdeğin niteliği )
( DEPENDENCY, FUNCTIONALITY | RELATIVITY )
( RELATIVITÉ )
- TÂBİYET ile/değil/yerine DEĞİM/LİYÂKÂT
( İkisi de, sadece/ancak ve ancak ilmedir. )
- TABL[Ar. < ṬABL] ile/değil/yerine/=/||/<> DAVUL
- TABL[Ar. < ṬABL] ile/değil/yerine/=/||/<> DAVUL
( davultozu kulakdavulu Büyük ve enlice bir kasnağın iki yanına deri geçirilerek yapılan tokmak ve değnekle çalınan çalgı tabl bateri )
- TABLA TAŞI ile/||/<> KİTABE TAŞI
- TABLA[Ar.] ile LEVİ
( Satıcı vb.nin kullandığı tahtadan tepsi. | Soba, mangal vb. şeylerin altına konulan metalden ya da tahtadan yapılan tepsiye benzer altlık. | Bir şeyin düz ve geniş bölümü. | Ağaçtan ya da ağaç ürünlerinden hazırlanmış, büyük yüzeyli düzgün parça. | Genellikle Hindistan, Pakistan'da kullanılan, darbukaya benzer bir çalgı türü. | Denizcilikte, makaraların yüzlerini oluşturan dış bölümleri. İLE Etiyopya'da, kadınların, dudaklarına yerleştirdikleri tablalar.[Toplumsal konum, zenginlik, güç göstergesidir ve gurur kaynağıdır.] )
- TABLA[Ar. < ṬABLA] ile/değil/yerine/=/||/<> TABLA
( tabla taşı kül tablası sigara tablası yemek tablası Satıcı vb nin kullandığı tahtadan tepsi Soba mangal vb şeylerin altına konulan metalden mermerden veya tahtadan yapılan tepsiye benzer altlık Bir şeyin düz ve geniş bölümü Geniş ve düz levha küllük Ağaçtan veya ağaç ürünlerinden hazırlanmış büyük yüzeyli düzgün parça Genellikle Hindistan Pakistan da kullanılan darbukaya benzer bir çalgı türü Makaraların yüzlerini oluşturan dişbudak veya karaağaçtan yapılmış dış bölümleri Okçuların kullandığı nişan levhası )
- TABLA ile/||/<> TABLA[Ar. < ṬABLA]
( Ağaçtan ya da ağaç ürünlerinden hazırlanmış büyük yüzeyli düzgün parça I talba I Üzerinde yufka açılan yemek yenen yer sofrası Mamatlar Eğridir Isparta Büyükdivanköyü Çorum Kemanlar Güdül Ankara talba I Senirkent Isparta Tavşanlı Kütahya II Ayakkabı pençesi Erenköy İnönü Eskişehir Haymana Ankara III Doğrama kapıların üzerindeki kabartma kısım Aksaray Niğde IV tapla Def adı da verilen müzik aracı Yukarıdinek Şarkikaraağaç Isparta tapla Başkışla Karaman Konya R τάβλα tabula )
( PLATTE )
( TABULA )
( ΤΆΒΛΑ / τάβλα )
- TABLA ile TABLACI/LIK ile TABLALI
- TABLA ile/<> TABLAKÂR
( Satıcı vb.nin kullandığı tahtadan tepsi. | Soba, mangal vb. şeylerin altına konulan metalden ya da tahtadan yapılan tepsiye benzer altlık. | Bir şeyin düz ve geniş bölümü. | Ağaçtan ya da ağaç ürünlerinden hazırlanmış, büyük yüzeyli düzgün parça. | Genellikle Hindistan, Pakistan'da kullanılan, darbukaya benzer bir çalgı türü. | Denizcilikte, makaraların yüzlerini oluşturan dış bölümleri. İLE/<> Tablacı. | Büyük konaklarda mutfaktan yemek tablalarını götürüp getiren görevli. )
- TABLACILIK ile/||/<> TABLAKÂRLIK
- TABLAKAR[Ar. < ṬABLA + Fars. -KĀR] ile/değil/yerine/=/||/<> TABLAKÂR
( tablacı Büyük konaklarda mutfaktan yemek tablalarını götürüp getiren görevli )
- TABLBAZ[Ar. < ṬABL + Fars. -BĀZ] ile/değil/yerine/=/||/<> DAVLUMBAZ
( Mutfak duvarlarında ocak fırın vb nin dumanlarını ve kokularını toplayıp bacaya vermeye yarayan aspiratör ile donatılmış piramidimsi biçimde çıkıntı Yandan çarklı vapurların çarklarını örten yarım daire biçimindeki kapak Otomobillerin tekerleklerini örten yarım daire biçimindeki kapak )
- TABLDOT[Fr. TABLE D'HOTE]["TABÜLOT" değil!] ile/değil/yerine/= SEÇMESİZ YEMEK
( Seçmesiz yemek. | Birçok kişinin, erzak sağlayıp kendine yemek pişirtmek için kurduğu ortaklık. )
- TABLE DE FÉE[Fr.] ile/||/<> PERİ MASASI
( jeoloji )
( TABLE DE FÉE )
- TABLE DOTE[Fr. < TABLE D'HÔTE] ile/değil/yerine/=/||/<> TABİLDOT
( tabildot boy seçmesiz yemek alakart karşıtı Birçok kişinin erzak sağlayıp kendilerine yemek pişirtmek için kurdukları ortaklık )
- TABLEAU[Fr. < TABLEAU] ile/değil/yerine/=/||/<> TABLO
( belirtke tablosu çarpım tablosu çetele tablosu davranış tablosu hastalık tablosu logaritma tablosu mutluluk tablosu Bez tahta kâğıt vb maddeler üzerine yapılmış yağlı boya sulu boya pastel veya kara kalem resim levha Birbiriyle olan ilgilerine göre düzenlenerek yazılmış şeylerin hepsi Yaşanan var olan olay ve olguların hepsinin genel görünüşü manzara Bir perdenin dekor değişikliğiyle belirlenen alt bölümü )
- TABLET[Fr. TABLETTE] ile/değil/yerine/= BELGE
( Düz ve yassı biçimli, çiğnenecek ya da yutulacak madde. | Eski uygarlıklardan kalma, pişmiş ya da güneşte kurutulmuş kilden yapılmış, üzerinde çivi yazısı ile metin yazılı belge. )
- TABLETTE[Fr. < TABLETTE] ile/değil/yerine/=/||/<> TABLET
( tablet bilgisayar tablet boya Düz ve yassı biçimli çiğnenecek veya yutulacak madde Eski medeniyetlerden kalma pişmiş veya güneşte kurutulmuş kilden yapılmış üzerinde çivi yazısı ile metin yazılı belge tablet bilgisayar )
- TABLETTE[Fr. < TABLETTE] ile/||/<> TABLET ile/||/<> TABLET[Fr. < TABLETTE]
( Eski uygar budunlardan kalma pişmiş ya da güneşte kurutulmuş kilden yapma üzerinde çivi yazısı ile metin yazılı belge Toz ilaçların bağlayıcı maddeler ve kolay dağılabilen nişasta talk süt şekeri gibi bazı maddelerle karıştırılarak özel makinelerde sıkıştırılarak yapılan çoğunlukla yuvarlak yüzeyleri düz veya kabarık olan bir müstahzar çeşidi )
( TABLET, CUNEIFORM TABLET | TABLET )
( TABLETTE )
( TONTAFEL, TABLETTE, KEILSCHRIFTURKUNDE )
- TABLİER[Fr. < TABLIER] ile/değil/yerine/=/||/<> TABLİYE
( Köprü yapımında ilk olarak yerleştirilen ve köprüyü oluşturan bölüm Kâgir veya betonarme yapılarda döşeme veya tavan gibi yatay olarak inşa edilmiş yapı unsuru )
- TABLO | ÇİZELGE ile/||/<> ÇİZELGE
( Her öğesi hiçbir belirsizlik söz konusu olmadan bir ya da birkaç dizin sayısı ile belirtilebilen bir veri dizisi İlerideki kullanıma elverişli biçimde sıralanan sayısal bilgiler dizgesi Birbiriyle ilgili verilerin toplu ve düzenli sunumu Gözlemleri incelenen değişkenin çeşitli değer ya da seçeneklerine göre dağıtarak döküme sokan dağılım alanı matematik Yapılacak işlemin özelliğine uygun bir düzende adı soyadı para ya da sayışımları kapsayan ayrıntılı kâğıt )
( TABLE | STATEMENT | CHART )
( TABLE, TABLEAU | TABLEAU | RELEVÉ )
( TAFEL | TABELLE )
( TABULA )
- TABLO | TABELA/LEVHA[Ar. < LEVḤA] ile/||/<> GÖRÜNÜŞ | TABLO | DURUM/MANZARA[Ar. < MANẒARA]
( alçı levha serlevha reklam levhası sayı levhası Bir yere asılmak için yazılmış yazı tablo tabela Yer kabuğunu oluşturan parçalardan her biri )
- TABLO[Fr. TABLEAU] ile/değil/yerine/= DİZELGE
( Bez, tahta, kâğıt vb. maddeler üzerine yapılmış yağlı boya, sulu boya, pastel ya da kara kalem resim. | Birbiriyle olan ilgilerine göre düzenlenerek yazılmış şeylerin hepsi. | Yaşanan, var olan olay ve olguların hepsinin genel görünüşü, manzara. | [tiyatro] Bir perdenin, dekor değişikliğiyle belirlenen alt bölümü. )
- TABLO/TABLEAU[Fr. < TABLEAU] ile/||/<> TUVAL/TOİLE[Fr. < TOILE]
( belirtke tablosu çarpım tablosu çetele tablosu davranış tablosu hastalık tablosu logaritma tablosu mutluluk tablosu Bez tahta kâğıt vb maddeler üzerine yapılmış yağlı boya sulu boya pastel veya kara kalem resim levha Birbiriyle olan ilgilerine göre düzenlenerek yazılmış şeylerin hepsi Yaşanan var olan olay ve olguların hepsinin genel görünüşü manzara Bir perdenin dekor değişikliğiyle belirlenen alt bölümü )
- TABLO ile/değil/yerine/= GÖRNÜK
- TABLO ile ŞEMA[Fr.]
( CHART vs. SCHEME/SCHEMA[phil.] )
- TÂB-NÜMÂ[Fars.] ile ...
( Güç/kuvvet ölçer. )
- TABOLUNMAK[Ar. < ṬABʿ + Tr. OLUNMAK] ile/değil/yerine/=/||/<> BASILMAK
- TABOU[Fr. < TABOU] ile/değil/yerine/=/||/<> TABU
( Kutsal sayılan bazı insanlara hayvanlara nesnelere dokunulmasını kullanılmasını yasaklayan aksi yapıldığında zararı dokunacağı düşünülen dinî inanç Belli davranış veya sözlerin bir toplumca bir toplumsal grupça tehlikeli sayılması ve olumsuz yaptırımlara bağlanarak yasaklanması tekinsiz Yasaklanarak korunan nesne kelime davranış )
- TABOURET/BARRICADE, PARC D'ARTILLERIE[Fr. < TABOURET] ile/değil/yerine/= HOCKER/VERSCHANZTES FELDLAGER, ARTILLERIEPARK[Alm.] ile/değil/yerine/= BARRICADE, FORTIFIED CAMPUS[İng.] ile/değil/yerine/= TABURE
( Arkalığı ve kolçağı olmayan oturma eşyası. )
- TABOURET[Fr. < TABOURET] ile/değil/yerine/=/||/<> TABURE
( Sırt ve kol dayayacak yeri olmayan iskemle sekmen )
- TABTUVAN[Fars. < TĀB + TUVĀN] ile/değil/yerine/=/||/<> TABÜTÜVAN
( Güç kuvvet takat )
- TABU[Fr. TABOU] ile FETİŞ[Fr. FETICHE]
( Kutsal sayılan bazı kişilere, hayvanlara, nesnelere dokunulmasını, kullanılmasını yasaklayan, aksi yapıldığında zararı dokunacağı düşünülen dinî inanç. | Tekinsiz. | Yasaklanarak korunan (nesne, sözcük, davranış). İLE Put. | Uğurlu sayılan şey. | Tapınırcasına sevilen şey ya da kişi. | Saplantılı bir biçimde eşeysel coşku uyandıran öteki cinse ait giysi, ayakkabı vb. eşya. )
- TABU ile/ve/<> DOGMA
- TABU ile/değil GELENEK
- TABU ile/||/<> KUTYASAK
( kutyasak Mana ile yüklü oldukları kabul edilen insanların hayvanların nesnelerin doğal öğelerin yasaklarla çevrilmesi ve bunlardan kaçınma a geçici tabu sürekli tabu Polinezya dilinden Dokunulmaz olan kendi içinde belli bir güç mana taşıyan her bakımdan dokunulması yasaklanmış olan Tabu olarak gözönünde tutulan nesne ya da kişi ya bu güçle doludur o zaman kutsaldır ya da bu gücün boyunduruğu altındadır o zaman da temiz değildir ve tehlikelidir Bazıları tarafından herhangi bir inanış dolayısıyla adı söylenmekten çekinilen şeylere TABULU Taboue denir Örnekleyin koca kelimesi bizde bazı kadınlar tarafından tabulu bilindiğinden onlar Kocam dememek için Çocukların babası derler )
( TABOO )
( TABOU )
( TABU )
- TABU[Fr. < TABOU] ile/ve/<> TAPU
( Kutsal sayılan bazı insanlara, hayvanlara, nesnelere dokunulmasını, kullanılmasını yasaklayan, aksi yapıldığında zararı dokunacağı düşünülen dinî inanç. | Tekinsiz. | Yasaklanarak korunan [nesne, sözcük, davranış] İLE Bir taşınmazın üstündeki mülkiyet hakkını gösteren belge. | Tapu işlerinin yürütüldüğü kuruluş. )
- TABU[Fr. TABOU < Polinezya dilinden] ile/ve TOTEM
- TABU ile/değil YASAK
- TABULA RASA[İng.] ile/değil/yerine/= BOŞ LEVHA
- TABULA RASA ile ...
( BOŞ LEVHA )
- TABULAŞMAK ile TABULAŞTIRMAK ile TAB ile TABA ile TABİ/LİK ile TABL ile TABU
- TABUR ile/||/<> ORTA
( ... İLE/||/<> Yeniçeri ocağında tabur. )
- TABUR ile TABURE ile TABURCU/LUK
- TABURE[Fr. TABOURET] ile/değil/yerine/= OTURAK/İSKEMLE
( Sırt ve kol dayayacak yeri olmayan iskemle. )
- TABUT ile/||/<> İMAMKAYIĞI ile/||/<> ÖLÜ SALI ile/||/<> SAL ile/||/<> DÖRT KOLLU
- TABUT ile LAHİT[Ar.]
( Ölünün, mezarlığa götürülürken, içine konulduğu sandık. İLE Kenarları kâgir, üstü kapak taşlarıyla örtülü mezar. | Taş ya da mermerden oyma mezar. )
( COFFIN vs. FUNERARY )
- TABUT[Ar. < TĀBŪT] ile/değil/yerine/=/||/<> TABUT
( Ölünün içine konulduğu sandık biçiminde araç sal II ölü salı dört kollu imamkayığı Bir yerden bir yere yumurta taşımaya yarayan uzun sandık )
- TABYA[Ar.] ile/<> DONANMA
( Bir bölgeyi savunmak için yapılan ve silahlarla güçlendirilen yapı. İLE/<> ... )
( Karada. İLE/<> Denizde. )
- TAÇ ATIŞI ile/||/<> YAN ATIŞI
- TAÇ ÇİZGİSİ | YAN ÇİZGİSİ ile/||/<> YAN ÇİZGİSİ
( Alanı uzunluğuna boydan boya sınırlayan çizgi zooloji )
( TOUCH LINE )
( LIGNE LATÉRALE )
( SEITENLINIE )
- CROWN ETHER[İng.] ile/değil/yerine/= TAÇ ETER
- TAÇ KAPI ile/ve ÖTEKİ KAPILAR
( Sadece Sultan'ların kullandığı kapı. İLE/VE ... )
(
)
- TAÇ KAPI/LAR ile/ve İMPARATOR KAPISI / ALTIN KAPI
( ... İLE/VE Yedikule'nin iç tarafındadır. )
- TAÇ KAPI/PORTAL ile/||/<> TAK/ZAFER TAKI
( Bezemeli ana kapı. İLE/||/<> Eski Roma'da zafer kazanan komutan ve imparatorlar adına inşâ edilen anıtsal yapı. )
- TAC MAHAL ile SAFDAR JANG
( Agra - Hindistan [1631 - 1654] İLE Yeni Delhi - Hindistan [1754] )
- TAÇ | TÜVEYÇ | İKLÎL [Ar. < TÂC | İNG. < TOUCH] ile/||/<> TAÇ ile/||/<> YAN DIŞI
( yan dışı Genellikle göz düzeyinden yüksek mobilyaların üstlerindeki taşkın ve girinti çıkıntılarla süslü bölüm diştacı botanik astronomi )
( TOUCH )
( COURONNE | COROLLE )
( KRANZ )
- TAÇ YAPRAK ile/||/<> TAÇ YAPRAĞI
- CROWN[İng.] / COURONNE[Fr.] / KRONE[Alm.] ile/değil/yerine/= TAÇ
- TÂC ile/ve HIRKA
- TÂC ile/değil İSTEFAN
- TAÇ ile/ve KALAK
( ... İLE/VE Gelin tacı. )
- TÂC ile/ve KERREMNÂ TÂCI
- TAÇ ile STEFANUS
- TAC[Ar. < TĀC] ile/değil/yerine/=/||/<> TAÇ
( taç beyit taç giyme töreni taç kapı taç yaprak taç yaprağı taç yapraklı baş tacı çiçek tacı diş tacı Güneş tacı Soyluluk iktidar güç veya hükümdarlık sembolü olarak başa giyilen değerli taşlarla süslü başlık iklil Üstünlük kudret ve kuvvet alameti olarak başa konan başlık Gelinlerin başlarına takılan süs Genellikle göz düzeyinden yüksek mobilyaların üstlerindeki kabartmalı oymalı süslü bölüm Çiçeğin dıştan ikinci halkasında bulunan yaprakların hepsi Bazı kuşların tarak biçimindeki sorgucu Diş etinin üstünde kalan ve dişin ağız içinde görünen parlak beyaz kısmı Bazı tarikatlarda şeyhlerin giydikleri başlık )
- TAÇ ile TAÇ KAPI ile TAÇ ATIŞI ile TAÇ BEYİT ile TAÇ YAPRAĞI ile TAÇ YAPRAKLI ile TAÇ GİYME TÖRENİ
- TAÇ[Ar. < TÂC] ile TAÇ[İng. TOUCH]
( Soyluluk, iktidar, güç ya da hükümdarlık simgesi olarak başa giyilen, değerli taşlarla süslü başlık. | Gelinlerin başlarına takılan süs. | Genellikle göz düzeyinden yüksek mobilyaların üstlerindeki kabartmalı, oymalı, süslü bölüm. | Çiçeğin dıştan ikinci halkasında bulunan yaprakların hepsi. | Bazı tarikatlarda, şeyhlerin giydikleri başlık. İLE [futbol] Yan, dokunma. )
- TÂC ile TÂC-I ŞERÎF
( Meşâyihin giydikleri. Kavuk. İLE TERK-İ DÜNYA > TERK-İ UKBÂ > TERK-İ HESTÎ > TERK-İ TERK )
- TAÇ ile/ve/<> TAÇYAPRAĞI
( ... İLE/VE/<> Tâcı oluşturan yaprakçıklardan her biri. )
- TAC- ile/||/<> -TAXIS/-TAXY ile/||/<> COSM-
( Düzenleme, sıra. İLE/||/<> Sıra, düzenlenme, etki. İLE/||/<> Kozmetik, güzellik, düzenli. )
- TAÇ[Ar. < TÂC]/EFSER[Fars.] ile TIKSÂR[Ar.]
( ... İLE Halka biçiminde taç. )
- TAÇ ile VELİAHT PRENS ile TAÇLI
( CROWN vs. CROWN PRINCE vs. CROWNED )
( تاج ile مفرغ ile اکليل ile ديهيم ile نايب السلطنه ile وليعهد ile تاجدار ile متوج )
( TAJ ile MOFORGH ile اکليل ile ديهيم ile NAYBE OLSALTANEH ile وليعهد ile TAJDAR ile متوج )
- TACHEOMETRE[Fr. < TACHÉOMÈTRE] ile/değil/yerine/=/||/<> TAKEOMETRE
( Düzenlenmiş arazinin yüz ölçümünü bulup planını yapmaya yarayan alet )
- TACHERON[Fr. < TÂCHERON] ile/değil/yerine/=/||/<> TAŞERON
( Büyük bir işin bir bölümünü yaptırmayı asıl müteahhitten alarak kendisi üstlenen diğer yüklenici )
- TACHISME[Fr.] ile/||/<> TACHISMUS[Alm.] ile/||/<> LEKECİLİK
( Resim Ressamın resim bezi ya da kağıdı üzerine düşünmeden boya serperek oluşturduğu lekelerin etkisine dayanan resim anlayışı Doğa biçimlerini değil boya biçimlerini değerlendiren ve boya vuruşundan doğan görüntünün insanın iç heyecanını anlatmaya yeter olduğuna inanan sanat anlayışı )
( TACHISME )
( TACHISMUS )
- TACHOMETER[Alm. < TACHOMETER] ile/değil/yerine/=/||/<> TAKOMETRE
( hızölçer Kameraya takılan ve çekim sırasında geçen kare sayısını ölçen aygıt )
- TACHYCARDİE[Fr. < TACHYCARDIE] ile/değil/yerine/=/||/<> TAKİKARDİ
( taşikardi )
- TACHYCARDİE[Fr. < TACHYCARDIE] ile/değil/yerine/=/||/<> TAŞİKARDİ
( Kalp atım sayısının dakikada atımın üstüne çıkması )
- TACHYMETRE[Fr. < TACHYMÈTRE] ile/değil/yerine/=/||/<> TAKİMETRE
( Hareket durumundaki bir cismin hızını ölçmeye yarayan alet )
- TACİK[Fars. < TĀCİK] ile/değil/yerine/=/||/<> TACİK
( Tacikistan da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse )
- TACİK ile TACİKÇE
- TACİL ETMEK ile/||/<> ACCELERATE[İng.] ile/||/<> ACCÉLÉRER[Fr.] ile/||/<> BESCHLEUNIGEN[Alm.] ile/||/<> İVDİRMEK
( Bir nesnenin bir kuvvet etkisi ile hızını değiştirmek )
( ACCELERATE )
( ACCÉLÉRER )
( BESCHLEUNIGEN )
- TACİL FİİLİ ile/||/<> VERB OF HASTE[İng.] ile/||/<> VERBE HATİF[Fr.] ile/||/<> HAST VERBUM, ZEITWORT VON EILE[Alm.] ile/||/<> TEZLİK EYLEMİ
( Derleme tezlik fiili çabukluk fiili kolaylık fiili Türkçede herhangi bir eylemin i li ulacıyle vermek eyleminin birleşmesinden meydana gelen ve kavramda çabukluğu kolaylığı yardımı gösteren iki kökten kurulmuş birleşik eylem Söyleyivermek söyleyiver yapıvermek yapıver başlayıvermek başlayıver vb )
( VERB OF HASTE )
( VERBE HATIF )
( HAST VERBUM, ZEITWORT VON EILE )
- TACÎL | İVME ile/||/<> İVME
( Birim zamanındaki hız değişimi Birim zamandaki hız değişimi tutarı hızın değişim hızı fizik Hızın zamana göre değişimi )
( ACCELERATION | ACCELARATION )
( ACCÉLÉRATION | ACCÉLERATION )
( BESCHLEUNIGUNG | ACCELARITION )
- TACİL[Ar. < TAʿCĪL] ile/değil/yerine/=/||/<> TACİL
( Acele ettirme çabuklaştırma )
- TÂCİL ile TÂCİR
( Hızlandırma, çabuklaştırma, tezleştirme. İLE Ticaretle uğraşan kişi. )
- TÂCİR ile/||/<> MERCHANT, TRADER[İng.] ile/||/<> NÉGOCIANT, COMMERÇANT[Fr.] ile/||/<> TECİMEN
( Tecimsel işlerle uğraşan kişi )
( MERCHANT, TRADER )
( NÉGOCIANT, COMMERÇANT )
- TÂCİR[Ar. < TCR] ile TÜCCAR[Ar.]
( TAKÎ + CESUR + RAUF )
- TACİR[Ar. < TĀCİR] ile/değil/yerine/=/||/<> TÜCCAR (UMUT TACİRİ)
- TACİZ ETMEK ile TACİZ
( HARASS vs. HARASSMENT )
( عاجز کردن ile بستوه آوري ile اذيت ile ستوه )
( AJZ KARDAN ile BASTOOH AVARY ile AZYT ile SETOOH )
- TACİZ[Ar. < TAʿCĪZ] ile/değil/yerine/=/||/<> TACİZ
( taciz ateşi cinsel taciz Tedirgin etme rahatsız etme )
- TÂCİZ ile/değil TAVIR
- TÂCİZ[Ar.] ile/değil/yerine/= USANDIRI, USANÇ
- TACİZ/LİK ile TACİZ ATEŞİ
- TAÇLANMAK ile TAÇLANDIRMAK
- TAÇLI VİRÜS ile/ve/||/<>/< TAÇSIZ VİRÜS/LER
( Covid 19 İLE/VE/||/<>/< Yaşamımızdaki ve zihnimizdeki çoğu (olası) "sorun". )
- TAÇSIZ ile TAÇSIZLAR ile TAÇSIZ KRAL
- TACT[Fr. < TACT] ile/değil/yerine/=/||/<> TAKT
( Yerinde konuşma veya davranma )
- TACTİQUE[Fr. < TACTIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> TAKTİK
( İstenen sonuca ulaşmak için izlenen yol tabiye Türlü savaş araçlarını belli bir sonuca ulaşmak amacıyla etkili biçimde birleştirerek ve kullanarak kara deniz veya hava savaşını yönetme sanatı tabiye Oyunlarda oyuncunun veya takımlardan herhangi birinin uygulayacağı oyun yöntemi İstenen sonuca ulaşmak amacıyla izlenen yol ve kullanılan yöntemlerin tümü )
- TÂCÜSSİN | DİŞ TACI ile/||/<> DİŞ TACI
( Dişin çene kemiğinin dışında kalan parçası olup çeşitli biçimler gösterir Kesme ve öğütmeye göre çeşitli biçimler gösteren dişin çene kemiği dışında kalan bölgesi Kron anat Dişin alveol dışında kalan distal kısmı korona dentis diş tacı )
( CROWN OF TOOTH | CORONA DENTIS )
( COURONNE | COURONNE DENTAIRE )
( KRONE | ZAHNKRONE )
- TAD ile/ve/<>/değil KIVAM
- TADACCU'[Ar.] ile TADACCU[Ar. < DUCRET]
( Üşenme, gevşek davranma. İLE İç sıkılması, sıkıntı. )
- TA'DÂD[Ar. < ADED] ile/değil/yerine/= SAYMA; SAYI | BİRER BİRER SÖYLEME, SAYIP DÖKME; SAYIM
( SAYMA; SAYI | BİRER BİRER SÖYLEME, SAYIP DÖKME; SAYIM )
- TADAD ETMEK | SAYMAK ile/||/<> SAYMAK
( matematik )
( COUNT )
( COMPTER )
- TA'DÂD[Ar. < ADET] (ETMEK)[Ar.] ile/ve/||/<> İHYÂ'[Ar. < HAYÂT] (ETMEK)[Ar.]
( Sayma, sayı. | Birer birer söyleme, sayıp dökme, sayım. İLE/VE/||/<> Diriltme, diriltilme, canlandırma. | Can verircesine iyilik etme, lütfetme. | Yeniden güçlendirme. | Uyandırma, canlandırma, tazelik verme. )
- TADA'DU'[< Dİ'DA] ile/değil/yerine/= ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK GÖSTERME | HOR OLMA | VÎRÂN OLMA | "AKLINI KAYBETME"
- TADARRUS[Ar.] ile/değil/yerine/= DİŞ KAMAŞMASI
- TÂDÂT ETMEK ile BENİMSEMEK
- TADAT[Ar. < TAʿDĀD] ile/değil/yerine/=/||/<> SAYMA | SAYIM
( aleni tadat sayma sayım Sayarak yoklama yapma )
- TADI:
ASİT OLAN MEYVELER ile/ve HAFİF ASİT OLAN MEYVELER
( * Portakal - Alkali
* Mandalina - Alkali
* Klementin - Alkali
* Greyfurt - Alkali
* Limon - Alkali
* Nar - Alkali
* Ananas - Alkali
İLE/VE
* Çilek - Alkali
* Domates - Alkali
* Elma - Alkali
* Armut - Alkali
* Şeftali - Alkali
* Üzüm - Alkali
* Kiraz - Alkali
* Kayısı - Asit
* Erik - Asit )
- TADI TATLI OLANLAR
* Hurma - Alkali
* İncir - Alkali
* Tatlı üzüm - Alkali
* Tatlı elma - Alkali
* Muz - Alkali
- YANSIZ MEYVELER
* Karpuz - Alkali
* Kavun - Alkali
- KURUTULMUŞ MEYVELER
* Erik - Asit
* Kayısı - Asit
* Armut - Alkali
* Elma - Alkali
* İncir - Alkali
* Muz (olgunsa) - Alkali
)
- TADİL TEKLİFİ ile/değil/yerine/= DEĞİŞTİRGE
- TADİL[Ar. < TAʿDĪL] ile/değil/yerine/=/||/<> DEĞİŞİKLİK (TADİL TEKLİFİ)
- TADİL ile TADİL TEKLİFİ
- TADİLÂT | DEĞİŞİKLİK ile/||/<> DEĞİŞİKLİK
( Her yerde belirli zamanlarda yapılan genel bina ve arsa tarla yazılımlarından sonra yeniden yazılım yapılıncaya kadar gerek binanın yapılışında ve gerek arsa ve tarlanın durumunda değerleri bakımından bir değişiklik yapılması halinde durumun yetkili görevlilerince incelenerek vergi değişimi yapan kurulca yeni durum ve değerlerine göre vergilendirilmesi )
( MODIFICATIONS | MODIFICATION )
( MODIFICATIONS )
- TÂDİLAT ile/ve DEKORASYON
- TADİLAT[Ar. < TAʿDĪLĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> TADİLAT
( Değişiklikler )
- TÂDİLAT ile/ve TAMİRAT
- TADINI BİLMEK ile TADINI YAŞAMAK
( Deneyimlemiş olmak. İLE Deneyimin, zaman, zemin ve dengesini/dozunu doğru belirleyerek sürdürebilmek. )
- TADINI ÇIKARMAK ile/ve SEFASINI SÜRMEK
- TADPOLE ile/değil/yerine/= İRİBAŞ
( Kurbağanın yumurtadan yeni çıkmış kurtçuğu. )
- TAFEL DENKLEMİ ile/||/<> OHM YASASI
( Tafel elektrokimya η = a + blogj, Ohm lineer V = IR. )
( Formül: Logaritmik İLE lineer )
( Georg Ohm tarafından 1827 yılında keşfedildi/formüle edildi. )
- TAFEL[Alm.] ile/||/<> ASMALIK
( İçmimari Boyaresim asmak için düz yüzey )
( TAFEL )
- TAFEL ile/||/<> BUTLER-VOLMER ile/||/<> MARCUS
( Elektrot reaksiyon hızı kuramları. )
( Formül: η = (RT/αnF)ln(i/i₀) )
- TAFEL ile/||/<> BUTLER-VOLMER ile/||/<> MARCUS
( Elektrokimyasal kinetik modeller. )
( Formül: η = b log(i/i₀) )
- TAFLAN ile/||/<> ET ŞEFTALİSİ ile/||/<> ÇAKAL ERİĞİ ile/||/<> TATLI BADEM
( Gülgillerden kışın yapraklarını dökmeyen çiçekleri salkım durumunda beyaz veya yeşil olan süs bitkisi olarak bahçelerde yetiştirilen küçük bir ağaç karayemiş ağacı karayemiş Prunus laurocerasus @@ Eti çekirdeğinden ayrılmayan bir tür şeftali Prunus persica duracina @@ Çok ekşi sert iri çekirdekli bir tür erik yaban eriği dağ eriği Prunus spinosa @@ Yağ bakımından zengin albüminli maddeler şekerler ve E vitamini içeren içi şekercilikte çikolata ve badem şurubu yapımında kullanılan lezzetli bir tür badem Prunus dulcis )
( PRUNUS LAUROCERASUS cum/||/<> LAUROCERASUS OFFICINALIS cum/||/<> PRUNUS LUSITANICA cum/||/<> PRUNUS PERSICA DURACINA cum/||/<> PRUNUS ARMENIACA cum/||/<> PRUNUS DOMESTICA cum/||/<> PRUNUS AVIUM cum/||/<> PRUNUS DULCIS cum/||/<> PRUNUS CERASUS cum/||/<> PRUNUS SPINOSA cum/||/<> PRUNUS CERASIFERA cum/||/<> PRUNUS AMYGDALUS cum/||/<> AMYGDALUS COMMUNIS cum/||/<> PRUNUS PERSICA )
- TAFLAN ile/||/<> PORTEKİZ TAFLANI
( Gülgillerden kışın yapraklarını dökmeyen çiçekleri salkım durumunda beyaz veya yeşil olan süs bitkisi olarak bahçelerde yetiştirilen küçük bir ağaç karayemiş ağacı karayemiş Prunus laurocerasus )
( PRUNUS LAUROCERASUS cum/||/<> LAUROCERASUS OFFICINALIS cum/||/<> PRUNUS LUSITANICA )
(1996'dan beri)