Bugün[08 Temmuz 2026]
itibarı ile 125.136 başlık/FaRk ile birlikte,
125.136 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(496/502)


- ZAHME[Ar. < ŻAḪME] ile/değil/yerine/=/||/<> ZAHME

( mızrap Kudüm çalmakta kullanılan ucu topuzlu uzun değnek )


- ZAHMET OLMAZSA ile/değil SAKINCASI YOKSA


- ZAHMET ile/değil/yerine/= GÜÇLÜK


- ZAHMET[Ar. < ZAḤMET] ile/değil/yerine/=/||/<> GÜÇLÜK (BİR ZAHMET)


- ZAHMET ile/değil/yerine/= SIKINTI, EZİYET, RAHATSIZLIK | ZOR, GÜÇ | YORGUNLUK


- ZAHMET ile ZAHMETLİ/LİK ile ZAHMETSİZ/LİK ile ZAHMETSİZCE


- ZAHMET[Ar.] ile ZAMET[< SAMET < SAMED]


- ZAHMET/Lİ ile/ve/değil/||/<>/> RAHMET/Lİ

( ... İLE/VE/DEĞİL/||/<>/> "Zahmet"i, zevk edinmek. )

( Zahmet ile Rahmet arasında, sadece bir nokta fark vardır. )


- ZAHR ile/||/<> SAĞRI ile/||/<> DAM DERESİ

( Mimarlık Damlarda iki ayrı yöndeki eğik yüzeylerin meydana getirdikleri dam dereleri ile mahya aşıkları arasında kalan üçgen biçimindeki yüzeylere verilen ad a dam deresi mahya ağığı İki koyağı birbirinden ayıran az eğimli yayvan sırt sırt coğrafya Ağızlarda dağın tepesine yakın yokuş yer olarak da geçer Az sağrı atın sağrısı sağrı atıŋ sağrısı saurı savır sawırı atıŋ sawırısı sawır Blk sauru sōrı 1 sağrı 2 yan kıç 3 hayvanın sağrısından çıkan deri Tar sağra Tel sūrı sağır sār Kâşgarlı Mahmuda göre Orta Türkçede sağrı deri olarak geçer Eski Kıpçakçada da sağrı biçimi kullanılır Yakutçada öz Türkçe sözlerin başındaki slerin düştüğünü biliyoruz Ancak Yakutça sārı köm sārı dicke aber nicht feste Stutenhaut biçiminde snin düşmediği göze çarpıyor O nedenle bu biçimin Moğolcadan alındığı açıktır Moğol diyalektlerinde sāri cuir fait de la peau de la croupe dun cheval âne ou mulet olarak kullanılır Farsça saġrī biçimi Türkçeden alınmıştır Tibetçe sagri sagsri Farsçadan alınmıştır Yule HobsonJobson 818 Fransızca Almanca İngilizce gibi belli başlı Avrupa dillerinde de kullanılır chagrin shagreen Chagrin )

( RIDGE )

( CROUPE )

( SCHWELLE )


- ZAHR[Fars.] ile/ve/||/<> ZAHR[Ar.]

( Ağu, zehir, sem, yılan/akrep vb. zehiri.[> ZAHRA: Öd, safra, öç, öfke.] İLE/VE/||/<> Çiçek, özellikle sarı çiçek. )


- ZAHRÎ ile/||/<> SIRT

( Gövdenin ense ile kuyruksokumu arasındaki ve ayrıca cimnastikte bir devinim grubunun alanı olan bölümü Dağların ya da tepelerin üst bölümü karşılık dorsal dorsum sırt Bir hayvan ya da hayvanın bir parçasının üst yüzeyi yerde yatay duran bir canlının üst yüzeyi I Çamaşır Gençali Senirkent Gedikli Şarkikaraağaç Isparta II Düveni boyunduruğa bağlayan ucu demirli ağaç Yukarıkaşıkara Yalvaç Isparta biyoloji botanik Bir hayvanın ya da hayvanın bir parçasının üst yüzeyi yerde yatay duran bir canlının üst yüzeyi Dorsal Bir organizmanın veya organizmanın bir parçasının üst yüzeyi yerde yatay duran bir canlının üst kısmı dorsal anat 1 Sığır gövde etinin sırt kısmından elde edilen 34 kg ağırlığında dikdörtgen biçiminde pastırmalık et parçası veya bu parçadan yapılan pastırma 2 Dorsum Az sırt 1 arka sırt 2 yamaç üstü sırt 1 arka sırt 2 dağ sırtı sırt dış yan arka yan Alt sırt arka sırt sırt tau sırtı dağ sırtı sırt 1 dış yan arka 2 taşra 3 arka sırt dövdü 4 dağ sırtı sırt 1 dış yan 2 tepe 3 sırt dövdü sirt 1 dağ sırtı 2 sırt arka Kâşgarlı Mahmuda göre Oğuzlar bayır yokuş sırt olarak kullanırlar Orta Türkçede sırt kıl kalın kıl olarak da geçer Sırtın bu anlamı düşündürücüdür Clauson arka sırt anlamını ana anlam olarak değerlendirmiş salt Orta Türkçede geçtiği anlaşılan kıl kalın kıl anlamını atın ensesinde bulunan kalın kıl olarak açıklamıştır Ligeti TörK 97 Clausonun açıklamasını göz ardı ederek kıl kalın kıl olarak kullanılan sırtın ayrı bir söz olduğunu dile getirmiştir Onun bu yargıya varmasında domuz kılına verilen Macarca serte adının yol açtığı anlaşılıyor Macarca serte adı eski bir Türk dilinden kalma alıntı olarak açıklanıyor ve özellikle Çuvaşça şǎrt domuz kılı biçimi tanık olarak kullanılıyordu Ligeti TörK 286287 Buna karşılık Türkçe sırt macarcaya szirt sırt dağ sırtı olarak da geçmiştir O açıdan Ligetinin sırt dağ sırtı anlamına gelen sırtı kıl kalın kıl olarak kullanılan sırttan ayırmak gereksinimini duyduğu anlaşılıyor Clausonun dile getirdiği gibi birinci anlamın en eski anlam olduğu anlaşılıyor Üçüncü anlam sonradan gelişmiştir Türkçe baş bel boğaz boyun gibi sözlerin anlamları gibi Orta Türkçede gördüğümüz kıl kalın kıl anlamı da ikincil bir anlamdır Ramstedt KSz 15 148 Türkçeden Rusçaya da geçmiştir Vasmer REW 3 59 )

( BACK | CREST | DORSAL | DORSUM )

( DOS | CRÊTE | DORSAL )

( RÜCKEN | KAMM | DORSAL, RÜCKEN )

( DORSUM | DORSUM: SIRT )

( SIRT[Az.]~SIRT[Tkm.]~SIRT[Nog.]~SIRT[Alt.]~SIRT[Sag.]~SIRT: TAU SIRTI[Tatk.]~SIRT[Krg.]~SIRT[Kzk.]~SIRT[Tuv.] )


- ZAHRİYE ile ...

( Fatih devrinde çift sahifedir. İlk sahifede Fatih'in mütalaası için kaydı. İkincisi normal... Bazıları madalyon biçimindedir. )


- ZAHTER[Ar. < SAʿTER] ile/||/<> ...

( çok yıllık mor veya pembe çiçekli ve kuvvetli kokulu bir bitki karakekik Thymbra spicata saᶜtar bir çeşit kekik Başındaki s Türkçede zye çevrilmiştir Bu yolda bilgi almak için Németh I OK 2 313332 ALH 3 159199 Türkçe zahter biçiminde gördüğümüz h de sonradan türemiştir )

( SATAR )


- ZAİF[Ar. < ŻAʿĪF] ile/değil/yerine/=/||/<> ZAYIF

( zayıf nahif zayıf sesli eli zayıf sinirleri zayıf Eti yağı az olan şişman olmayan insan veya hayvan arık II ince kavruk nahif Görevini yapacak yeterli gücü olmayan Sağlamlığı dayanıklılığı olmayan Önemli güvenilir olmayan Çok az Enerjisi etkisi yoğunluğu az olan Ortanın altında olan not Bilgi yönünden yeterli olmayan İradesi gereği kadar güçlü olmayan )


- ZÂİKA | TADIM ile/||/<> TADIM

( tatma biyoloji tat tadım )

( GUSTATION )


- ZAİKA ile/||/<> TAT

( Dildeki tat tomurcuklarını uyarmaya yetecek güçte olan tat uyaranları tadım biyoloji İran kaynaklı sözlü geleneği koruyan öykülere verilen ad Hayvanların yedikleri yemlerden aldıkları haz duyusu Anadoluda yer adı olarak da geçer Tatlar Eski kaynaklarda tat yabancı olarak kullanılır Göktürkçede tat olarak geçer Orta Türkçede tat yabancı olarak kullanılır Orta Türkçede İranlı anlamına da gelir Eski Kıpçakçada tat ekinci olarak da geçer Yabancı anlamına gelen tat biçiminin Anadolu ağızlarında dilsiz olarak kullanılması normaldir Anadoluda yer adı olarak da geçer Tatlar Eski kaynaklarda tat yabancı olarak kullanılır Göktürkçede tat olarak geçer Orta Türkçede tat yabancı olarak kullanılır Orta Türkçede İranlı anlamına da gelir Eski Kıpçakçada tat ekinci olarak da geçer Yabancı anlamına gelen tat biçiminin Anadolu ağızlarında dilsiz olarak kullanılması normaldir )

( TASTE )

( GOÛT )


- ZÂİKAVÎ ile/||/<> GUSTATIF[Fr.] ile/||/<> TATSAL

( biyoloji )

( GUSTATIF )


- ZAİL[Ar. < ZĀʾİL] ile/değil/yerine/=/||/<> ZAİL

( Yok olan ortadan kalkan Sürekli olmayan )


- ZAİM | SENYÖR ile/||/<> SENYÖR[Fr. < SEIGNEUR]

( 1 Egemen hükümdarlara verilen san 2 Orta Avrupasında toprağı olan derebeyi derebeyi )

( SEIGNEUR )

( SEIGNEUR )

( SEIGNEUR )


- ZÂİM[Ar.] ile ZAÎM[Ar.]

( Zeâmeti olan. İLE Zeâmet sahibi. | Kefil. | Prens, şef. )


- ZAİT, POZİTİF | ARTI ile/||/<> ARTI

( I Sıfırdan büyük olan II 1 Toplama işlemi 2 Toplama işleminin simgesi 3 Eksi karşıtı 4 Sıfırdan büyük nicelik 1 a Kon dizgesinde özeğe göre seçilen bir bölgede alınan yerlerin imi b Toplama işlemi imi 2 Durgun elektrikte cam çubuğun sürtüşmesiyle oluşan yük imi 3 Bir atom ya da da atom kümesinin elektron yitirmesiyle oluşturduğu yük imi artın 1 Bir imleme anlaşmasında eksi doğrultunun tersine yönelmiş sayılan doğrultu 2 Yalnız iki eşlemi bulunan nesnelerden birine verilen im artı yük gibi 3 Sayıların sıfırdan büyük olanlarına verilen im 4 İki sayıma iki niceliğin toplama işlemini belirleyen im matematik fizik kimya matematik )

( POSITIVE | PLUS | NEGATIVE )

( POSITIF | PLUS | NÉGATIF )

( POSITIV | PLUS | NEGATIV )

( POSITIVUS | NEGATIVUS )

( POSITIVO )

( ΘΕΤΙΚΌΣ / θετικός )


- ZAİT[Ar. < ZĀʾİD] ile/değil/yerine/=/||/<> GEREKSİZ | ARTI (+)

( Çoğaltan artıran gereksiz artı )


- ZAİTSEV ile/||/<> KURALI

( Eliminasyon reaksiyonlarında Zaitsev kuralı )

( Alexander Zaitsev tarafından 1875 yılında keşfedildi/formüle edildi. (1841-1910) (Ülke: Rusya) (Alan: Kimya) (Önemli katkıları: Zaitsev kuralı) )


- ZÂKİ[Ar.] ile ZAKÎ[Ar. < ZEKÂ] ile ZAKÎ[Ar. < ZEKÂ] ile ZÂKİR[Ar.]

( Saf, halis, temiz, pak. İLE Keskin/güzel kokulu. İLE Saf, temiz, doğru hareketli. İLE Anan, zikreden/zikredici. | Tekkelerde zikir sırasında dervişleri teşvik için ilâhiler okuyan kişi. )


- ZÂKİR[< ZİKR] ile ...

( ZİKREDEN, ZİKREDİCİ, ANAN | TEKKELERDE ZİKİR ESNÂSINDA DERVİŞLERİ TEŞVİK İÇİN İLÂHİLER OKUYAN KİMSE )


- ZÂKİR ile/değil/>< GÂFİL

( [zikrettiğini] Bilen. İLE/DEĞİL/>< Bilmeyen. )


- ZÂKİRBAŞI ile ...

( DEVRÂNİ ZİKİRLERDE ZÂKİRLERİN REİSİ )


- ZAKKUM[Ar.] ile/değil/yerine/= AĞIAĞACI/AĞIÇİÇEĞİ

( Zakkumgillerden, çiçekleri beyaz ya da pembe renkli, çoğunlukla kurumuş dere yataklarında kendin kendine yetişen, ağılı bir bitki. )

( NERIUM OLEANDER )


- ZAKKUM[Ar. < ZAḲḲŪM] ile/değil/yerine/=/||/<> ZAKKUM

( Zakkumgillerden Akdeniz ülkelerinde yetişen çiçekleri beyaz veya pembe renkli kışın yapraklarını dökmeyen zehirli bir ağaççık ağı ağacı ağı çiçeği Nerium oleander )


- ZAKKUM ile/||/<> ZAKKUM[Ar. < ZAKKŪM]

( Zakkumgiller Apocynaceae familyasından 6 m kadar boylanan yaprak dökmeyen pembe veya kırmızı çiçekli süs bitkisi olarak da yetiştirilen bitki Ağu ağacı Kalp glikozitleri içeren ve çiftlik hayvanlarında kalp kası nekrozu sonucu ölüme yol açan Antartika hariç dünyanın birçok bölgesinde yaygın olarak bulunan ve 12 adet alt türden oluşan zehirli bir bitki türü Yerel ağızlarda ağı ağacı ağı çalısı ağı çiçeği ağı dalı gibi adlar geçer Ağızlarda zıkkım biçimi ağı olarak kullanılır zaqqūm der Höllenbaum mit bitteren Früchten Suriye bouchée de pain sur laquelle un šēḫ écrit le nom de Dieu après lavoir fortement salée assureton et quon fait manger aux gens soupçonnés de vol celui qui ne peut lavaler est considéré comme le vrai coupable )

( ZAQQŪM )

( ROSE BAY, OLEANDER | BRACKENS )

( LAURIER ROSE )

( ECHTER OLEANDER, LORBEEROSEN )

( NERIUM OLEANDER )


- ZAKKUM[Ar. < ZAḲḲŪM] ile/değil/yerine/=/||/<> ZIKKIM

( zıkkımın kökü zehir zıkkım zehir İçki ve sigara gibi zararlı alışkanlıklar için kullanılan bir söz Sıkıntı veren kimse veya şey )


- ZAKKUMLAŞMAK ile ZAKKUM ile ZAKKUMLU


- ZÂLİ' ile ...

( Aksak hayvan. )


- ZÂLİK[Ar.] ile ZÂLİK[Ar.]

( Gidici/giden. İLE Şu, o. )


- ZÂLİM[Ar.] ile/değil/yerine/= KIYINÇÇI


- ZÂLİM ile/değil/yerine LEVVÂM

( Başkasına kötülük. İLE/DEĞİL/YERİNE Kendine, [kendini geliştirmek üzere] "yüklenme". | Özeleştiri. )

( Zâlime uyan ve/ya da susan, zâlimden beterdir. )


- ZALİM[Ar. < ẒĀLİM] ile/değil/yerine/=/||/<> ZALİM

( Acımasız ve haksız davranan zulmeden )


- ZALİMANE[Ar. < ẒĀLİM + Fars. -ĀNE] ile/değil/yerine/=/||/<> ACIMASIZCA


- ZÂLİMCE ile/değil/yerine/= KIYINÇLA


- ZALİM/LİK ile ZALİMCE


- ZAM ile/||/<> SUPPLEMENT[İng.] ile/||/<> SUPPLÉMENT[Fr.] ile/||/<> ARTIRIM

( Bir nesneye yapılan ekleme )

( SUPPLEMENT )

( SUPPLÉMENT )


- ZAMAN ALGISINDA:
24 SAAT ile/ve/değil/yerine/<> (HER) AN

( Kesikli süreklilik. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<> Kesiksiz süreklilik. )

( Güneşe ve güne göre. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<> İnternette. )

( Doğal. İLE/VE/<> Yapay. )

( Dengeli. İLE/VE/<> Dengesiz. )

( Doğal sınırların güvenliği ve güvencesinde. İLE/VE/<> Şişirilmiş "sınırsızlığın" ve ucların uçurumunda. )


- TIME INTERVAL[İng.] / INTERVALLE DE TEMPS[Fr.] / ZEITABSTAND[Alm.] ile/değil/yerine/= ZAMAN ARALIĞI


- ZAMAN AŞIMI ile SÜRESİ GEÇMİŞ

( LAPSE vs. LAPSED )

( خرف شدن ile زوال ile گذشت زمان ile ساقط )

( KHARF SHODAN ile ZAVAL ile GOZASHT ZAMAN ile SAGHAT )


- ZAMAN:
BEKLEYİNCE ile/ve/||/<> GECİKİNCE ile/ve/||/<> ÜZÜLÜNCE ile/ve/||/<> MUTLU OLUNCA ile/ve/||/<> ACI ÇEKİNCE ile/ve/||/<> SIKILINCA

( "Yavaşlar". İLE/VE/||/<> "Hızlanır". İLE/VE/||/<> "Can yakar". İLE/VE/||/<> "Kısallır". İLE/VE/||/<> "Bitmek bilmez". İLE/VE/||/<> "Uzar". )


- ZAMAN BİLİMİ | ZAMAN DİZİNİ/KRONOLOJİ[Fr. < CHRONOLOGIE] ile/||/<> ZAMAN BİLİMSEL | ZAMAN DİZİNSEL/KRONOLOJİK[Fr. < CHRONOLOGIQUE]

( zaman bilimi zaman dizini )


- ZAMAN (DİLBİLGİSEL) ile ...

( TENSE (GRAMMATICAL) )


- ZAMAN EKİ ile/||/<> ZAMAN EKİ

( Eylemlerde kullanılan ve zaman kavramı veren ek ecek geleceğim gelecek tren miş pişmişti pişmiş aş iyor seviyor vb gülecek gelecek zaman anlamış duyulan geçmiş zaman biliyor şimdiki zaman bilir geniş zaman vb bÇekimli fiillerde zaman kavramını veren ve fiil tabanına gelen birinci ek DI AcAK mlş Iyor r Ir yazdı görülen geçmiş zaman Azerbaycan Türkçesi zaman şäkilçisi Türkmen Türkçesi zamaan goşulması zamaanaffiksi Gagauz Türkçesi zaman afiksi Özbek Türkçesi zamón qoşimçasi Uygur Türkçesi zaman qoşumçisi Tatar Türkçesi zaman quşımçası Başkurt Türkçesi zaman yalğawı zaman koşumçası Krç Malk zaman affiks calgawu Nogay Türkçesi zaman kosımşası Kazak Türkçesi şakjurnagı Kırgız Türkçesi çak müçösü Alt öydin kojultazı Hakas Türkçesi tus hozımı Tuva Türkçesi üye kojumaa Rusça affiks vremeni )


- ZAMAN GEÇİRMEK ile/değil/yerine ZAMANI DOLDURMAK


- ZAMAN ...:
" 'GEÇSE/GEÇSİN' DİYE BEKLEDİĞİNDE" ile/ve/||/<> " 'DURSA/DURSUN' DİYE BEKLEDİĞİNDE"

( Durur [gibi algılanır]. İLE/VE/||/<> Geçer [gibi algılanır]. )


- ZAMAN GENİŞLEMESİ ile/||/<> UZUNLUK DARALMASI

( Zaman genişlemesi hareket eden saat yavaş İLE uzunluk daralması hareket yönünde kısalma )

( Formül: Δt = γΔt₀ İLE L = L₀/γ İLE γ = 1/√(1-v²/c²) )


- TIME DILATATION[İng.] / DILATATION DU TEMPS[Fr.] / ZEITDILATATION[Alm.] ile/değil/yerine/= ZAMAN GENLEŞMESİ


- ZAMAN KAZANMAK ile FIRSAT ARAMAK/BEKLEMEK


- ZAMAN ÖLÇME ile/||/<> CHRONOMÉTRAGE[Fr.] ile/||/<> SÜRE ÖLÇÜMÜ

( Yarışlarda ve eğitimde tüketilen süreyi ölçme Saatli dünya ve ülke sonaşamları yol ya da yarışlık koşullarında bu zaman çift süreölçerle ölçülür )

( CHRONOMÉTRAGE )


- ZAMAN:
ÖNCELİK ile/ve/||/<> SONRALIK


- ZEITUMKEHROPERATOR[Alm.] ile/değil/yerine/= ZAMAN TERS SİMETRİ İŞLEMCİSİ


- ZEITUMKEHR[Alm.] ile/değil/yerine/= ZAMAN TERS SİMETRİSİ


- TIME REVERSAL[İng.] / INVERSION DU TEMPS[Fr.] ile/değil/yerine/= ZAMAN TERSİNİRLİĞİ


- TIME REVERSAL OPERATOR[İng.] / OPÉRATEUR D'INVERSION TEMPORELLE[Fr.] ile/değil/yerine/= ZAMAN TERSİNİRLİK İŞLEMCİSİ


- ZAMAN VE ENERJİ TÜKETİMİMİZ:
"NASIL GÖRÜNDÜĞÜMÜZ" ile/değil/yerine NASIL GÖRDÜĞÜMÜZ


- ZAMAN(ve "SÜREKLİLİK/TE"):
DEVİM BİRİMİ ile/ve/||/<>/> ANLARIN TOPLAMI ile/ve/||/<>/> VEHMİ ile/ve/||/<>/> RED ile/ve/||/<>/> ZAMANDAN BAĞIMSIZLIK


- ZAMAN VERDİM ile/değil/yerine SÜRE KOYDUM


- ZAMAN YÖNETİMİNDE:
ACİL ve ÖNEMLİ ile/ve/||/<> ÖNEMLİ ve ACİL DEĞİL
ile/ve/||/<>
ACİL DEĞİL ve ÖNEMSİZ ile/ve/||/<> ÖNEMSİZ ve ACİL

( Hemen yap/alım! İLE/VE/||/<> Yapacağımız zamanı belirle/yelim!
İLE/VE/||/<>
İşi yapabilecek biri(leri)ne yönlendir/elim! İLE/VE/||/<> Yapma/yalım! )


- ZAMAN ZAMAN ile OLUR OLMAZ


- ZAMAN ZARFI ile/||/<> ADVERBE OF TIME[İng.] ile/||/<> ADVERBE DE TEMPS[Fr.] ile/||/<> ZEITADVERB[Alm.] ile/||/<> ZAMAN BELİRTECİ

( Derleme zaman zarfı Bir eylemin anlamını zaman kavramı ile sınırlandıran belirteç Sabahleyin gelmiş Şimdi gidecek Yarın gelsin Geceleyin rastlayınca şaşırmış vb )

( ADVERBE OF TIME )

( ADVERBE DE TEMPS )

( ZEITADVERB )


- ZAMAN ZARFI ile/||/<> ZAMAN BELİRTECİ


- ZAMAN ZARFI ile/||/<> ZAMAN ZARFI

( Dün bugün yarın erken geç gibi zarflar Cümlede fiilin karşıladığı oluş ve kılışı zaman bakımından belirgin duruma getiren ve sınırlandıran zarf Benim eskiden hem mektep arkadaşım hem komşum bir Süleyman vardır Şimdi ne iş yapar pek bilmiyorum P Safa Biz insanlar s 74 Muhakkak ki Vedia bunu Orhan ın beceriksizce sualinden de hemen anlamıştı P Safa göst e s 229 Sonra sonra düşündüm de ancak anladım duygularımın bu sözlere uygun olduğunu T Buğra Dönemeçte s 84 Gitti garsonun biraz önce gelen gazeteleri bıraktığı masaya oturdu T Buğra göst e s 21 Handan onu ve az sonra beliren babasını da ancak Şerif valizini alırken farketti T Buğra göst e s 20 Bugün olamazlar ama yarın olurlar Yarın ne olacağını biliyor musun Her gün bir şey değişiyor Dün Pakize Hanım bu çarşaflarla on sene evvel kadınlar sokağa çıksaydı kıyamet kopardı diyordu A H Tanpınar Sahnenin Dışındakiler s 150 Kışın kardan testiler yapıyorsun iyi ama hiç onlar ısıya dayanır mı Mevlana Mesnevi III s 57 Yazın buzlu suyun nimeti ona dinî bir inşirah sunardı A Ş Hisar Çamlıcadaki Eniştemiz s 88 Sabahleyin bıçaklı bir adam uyuşturmaksızın etimi derinlerine kadar oydu sonra bir ay oyuğun içine fitil koyup çıkardılar F R Atay Gezerek Gördüklerim 50 Yaşım s 25 vb Azerbaycan Türkçesi zaman zärfi Türkmen Türkçesi haal vagt bildiryään haallar Gagauz Türkçesi zaman ishalin Özbek Türkçesi payt ravişi Uygur Türkçesi vaqit rävisi Tatar Türkçesi waqit raveşe waqit xäle Başkurt Türkçesi waqit xäle räwese zamannı hallıgı Krç Malk zamançı sözlew zamannı sözlewleri Nogay Türkçesi zaman nareçiyesî Kazak Türkçesi mezgilüstewi Kırgız Türkçesi mezgil taktooç Alt öyin körgüzer kubulbas Hakas Türkçesi tusnareçiyezî Tuva Türkçesi üyenin nareçiyezi Rusça nareçiye vremeni )

( ADVERBE OF TIME )

( ADVERBES DE TEMPS | ADVERBE DE TEMPS )

( ZEITADVERB )


- ZAMAN ve ZEMİN(BAĞLAM) ile/ve/değil/yerine/||/<> ZİHİN ve ZEMİN(KOŞULLAR)

( Bir şeyin(/durumun/olgunun/olayın), öyle olması ya da olmamasındaki, az ya da çok oranında(etmenliliğinde) olmasındaki belirleyiciler. )

( Dış. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> İç. )

( İkincil. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Birincil. )


- ZAMAN/OĞUR/ÖYLEK ile/ve/||/<>/değil/yerine AN/KIPI

( Zamlanmış AN. İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE ÂN'ın ÂN'a geçtiği AN'daki AN! )

( "Anlamlı" bir yaşam sunar. İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Mutlu bir yaşam sunar. )

( Dirimlilik içinde. İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Sürekli dirimlilik ile. )

( [kökeni/etimolojisi] ZEMAN[Ar.]: Eskime, bir nesne üzerinde sürenin geçmesi. > ZAMAN: Süre, eskiye, geçmişe karışan süre. [Ar.] Somut bir anlamı varken, gerçek bir nesneyi yansıtırken soyutlaştı. İki nesne arasında, birinden ötekine giderken geçen süreye, eskiye karışan süreye zeman denirken sonraları vakt anlamında soyut bir varlığı yansıtır oldu. )

( ... İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Göktanrı dili.(N) )

( ... İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Bilginin kaynağı. (N) | [Özdek/Madde'nin kaynağı (H).] (HN) )

( ... İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Akıllı enerji. )

( ... İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Dişil ve eril enerji olarak ikili sistemi yansıtır. )

( [Sümer Türkçesi'nde]... İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Gök Tanrı. )

( ... İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Evrenin başlangıcının simgesi. )

( Zaman, AN'ların birbirini izlemesidir. )

( Zaman sonsuzdur, ama sınırlıdır; ebediyet ise şimdi'nin zerresindedir. )

( Zaman içindeki ebediyet sadece tekrarlanıştır. )

( Zaman, yalnızca, bilinçte varolur. )

( Zaman, bizi zamanın dışına götüremez. )

( Zamanın getirmiş olduğunu, yine zaman götürecektir. )

( Zaman, içindeki bir deneyimdir ama deneyimleyen zaman-ötesinde. )

( Zamansızlık içinde, "ebediyen" sözcüğünün bir anlamı yoktur. )

( Batmayan güneşi bulanlar için zaman diye bir şey yoktur. )

( Zamansız olan, zamanı bilir; zaman ise zamansız olanı bilmez. )

( Zaman-ötesi olana ancak zaman-ötesi olanla erişilebilir. )

( İnandığınızı yapın ve yaptığınıza inanın. Başka her şey enerji ve zaman savurganlığıdır. )

( Nasıl, okyanusun her bir damlası okyanusun tuzunu taşırsa, öylece her AN da ebediyetin lezzetini taşır. )

( Bir kez, Şimdi'de iyice yerleşirseniz, gideceğiniz başka yer olmaz. )

( Anımsanan ile yaşanan an arasında, bir an'dan bir an'a gözlemlenebilen bir temel fark vardır. Yaşanan an, zamanın hiçbir noktasında, anımsanan olamaz. İkisi arasında, sadece yoğunluk değil çeşit farklılığı vardır. Yaşanan an, hiçbir yanılgıya yer vermeyecek biçimde öyledir. )

( Yaşanan an gerçektir, halbuki anımsananda bir hayli kararsızlık ve belirsizlik vardır. )

( Yaşanan anı eşsiz kılan nedir? Apaçıktır ki, sizin mevcut olduğunuz duygusu. Bellekte ve beklentide, bunun gözlem altındaki bir zihinsel hal olduğu hakkında açık ve belirgin bir duygu vardır; yaşanan anda ise bu duygu en başta, bir hazır bulunuş ve farkında oluş duygusudur. )

( ÂN-I GAYRI MUNKASİM: BÖLÜNEMEYECEK OLAN AN! )

( Mutlak, zamandan öncedir. )

( Bellek ve beklenti olmadıkça zaman da yoktur. )

( El'in sermayesi. [Kendinin olmayan] ["Allah'a ait olan"] )

( Ne içindeyim zamanın
Ne de tümüyle dışında
Yekpâre, geniş bir ÂN'ın
Parçalanmaz akışında )

( Yüzünü toprağa indir dem-be-dem Dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem )

( Dem, bu demdir, dem, bu dem! Dem, bu demdir, dem, bu dem! )

( An, bu andır, an, bu an! An, bu andır, an, bu an! )

( BÎ HENGÂM[Fars.]: Vakitsiz. )

( CARPE DIEM: GÜNÜ/ÂNI/YAŞANANI YAŞA/YAKALA! [Lat.] [günlük yaşa değil!] )

( HAKUNA MATATA: AN'I YAŞA! [Kenya dilinde] )

( CHRONOS ile/ve/||/<>/değil/yerine CAIROS )

( Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.

Ahmet Hamdi TANPINAR )

( ZAMAN'ı...
Durdurmak istiyorsan... ÖPÜŞ!
Duyumsamak istiyorsan... YAZ!
Bırakmak istiyorsan... SOLUK AL!

ZAMAN'da...
Yolculuk yapmak istiyorsan... OKU!

ZAMAN'dan...
Kaçmak istiyorsan... MÜZİK DİNLE! )

( Zaman, herşeyin aynı anda olmasını engellemek için doğanın kullandığı araçtır. )

( Time is endless, though limited, eternity is in the split moment of the now.
Time exists in consciousness only.
Time is a succession of moments.
Time is an inner experience but the experiencer is timeless.
The absolute precedes time.
What time has brought about, time will take away.
The timeless can be reached only by the timeless.
Time cannot take us out of time.
Just as every drop of the ocean carries the taste of the ocean, so does every moment carry the taste of eternity.
The timeless knows the time, the time does not know the timeless.
Eternity in time is mere repetitiveness.
In the timeless the words 'for ever' have no meaning.
Without memory and expectation there can be no time.
Once you are well-established in the now, you have nowhere else to go.
Do what you believe in and believe in what you do. All else is a waste of energy and time.
Between the remembered and the actual there is a basic difference which can be observed from moment to moment. At no point of time is the actual the remembered. Between the two there is a difference in kind, not merely in intensity. The actual is unmistakably so.
The actual is real, while there is a good deal of uncertainty about the remembered.
What makes the actual unique? Obviously, it is your sense of being present. In memory and anticipation there is a clear feeling that it is a mental state under observation, while in the actual the feeling is primarily of being present and aware. )

( An olmadan, zaman olmaz; ancak, sonsuz zaman olmadan da ân'a ilişkin düşünüş olmaz. )

( ZAMAN ve/değil/yerine/||/<>/< AN

Kaygının neden oldukları, olabilecekleri ve ortadan kaldırılmasındaki araç ve çözümlerin merkezinde, zaman ve algı yönetimi bulunur.

Geleceğin olumsuzu olan ve "Ya ..." ile başlayan düşünce, söz ve kaygıların yanlışlığı ve yanıltıcılığını da ancak yoğunlaşılması gereken iki düşünce üzerinde/n aşabiliriz. Birincisi, en az %51 olmak üzere, ŞU AN'da ve BURADA bilincinin yanı sıra, ikinci olarak, %46-48 oranında da geleceğin belirgin ve olumlu bakışı olan "... İSTİYORUM." düşüncesi ve sözüyledir. Tabii, tortuları, bahaneleri, mazeretleri, yani "... da"/"... ama" sözlerinin tamamen devre dışı tutulmasıyla.

Geçmişin olumsuzu olan "Keşke ..." düşünce ve sözü, hiçbir zaman düşünülmeyeceği gibi, geçmiş ve değişmezliğini ancak geçmişin olumlu deneyimlerini, "İyi ki ..." düşünce ve sözüyle, isabet kaydedilmiş, olumlu durumlar, kayıtlar, süreç ve sonuçlarla dengeleyebiliriz.

"Belirsiz" olan geleceğin belirli kılınmasını da, "Değişmez" olan geçmişin tatminkârlığını da şu anda ve buradaki bilincimiz belirlemektedir. Yaşanmış ve "değişmez" olanların pişmanlığı ya da yaşanmamış ve "belirsiz" olan belirginliğini, ancak ve ancak şu anda ve buradaki %99'lara çıkarılabilecek düşünce, eylem ve tutumlarımızla, direncimizle[ihtiyârımızla] belirleyip, geri kalan sürecin de isteklerimizle/istencimizle[irâde] doldurulması, anlamsız ve değersiz kaygıların ortadan kalkması, daha verimli bir yaşam ve kendilik deneyiminin verimliliğiyle taçlanacaktır.

Kaygının ortadan kalkmasındaki en önemli yani öncelikli bilgi ve uygulama, pek alışık olmasak bile mutlaka sürekli anımsanması ve devrede tutulması gereken, bilinemeyecek olanların varolduğu ve bilinemeyecekleri yönündeki teslimiyet ve tevekkülümüzdür. Bu, ilk başta ve çoğumuz için pek geçerli ve olanaklı "görülmese" bile hep birlikte yaşıyor olduğumuz halde, her birimizin, "kendini öncelikli ve ayrıcalıklı görerek", "sürekli ve tek kazananın kendimiz olması gerektiği" "düşüncesi/zannı", tavrı ve tutumu kadar yanlış ve yanıltıcı, bir başka ötekileştirici ve birbirimizden uzak düşürücü büyüklükte bir tutum olamaz.

Bir başka kaygı verici ve büyük yanlışlardan biri de, hepimizin, kendi ve yakınları için, aynı anda, "en"leri istemesi, dilemesi ve dile getirmesidir. Herşeyin "en güzeli"ni, "en baştakini/tepedeki"ni, "en değerlisi"ni, "en başarılısı"nı, "en güçlüsü"nü, "en büyüğü"nü, sürekli diline dolamış bir birey ve toplum için de refah ve ferah söz konusu değildir ve hiçbir zaman da olmayacaktır.

Olan biten herşeyin uclarında ve uçurumlarında dolaşmanın, iddia sahibi olmanın, bir anlamının, bir değerinin olmayacağını, teknolojinin hızlı gelişimi ve konforun artmasındaki yanılgının taşıdığı, ne ve "ne kadar" yaşanılacak olursa olsun, her şeyi ve herkesi, sonuç odaklılıkla, süreci, bir şeyleri, başlamadan bitirmenin peşinde koşulduğu, yaşamın, tavında, kıvamında, hızlı gitmek yerine yavaş yaşamanın değeri bilinmediği, önceliği yaşanmadığı sürece daha da anlamsız bir kartopu-çığ ilişkisine döneceğini görememenin bedelleri, her ne kadar istenilmese de ne yazık ki, gerçek anlamda "kaygılanmamızı" gerektirecek çok büyük sorunların oluşacağına ve çığ altında kalarak, ezilerek yok olunacağına bir kanıttır.

"En büyük" ya da tek kaynağı "merak" olan, ancak sonuçların değer gördüğü niteliksiz "sorgulamaların" da ne içeriği, ne süreci, ne de sonucu, kişileri ve toplumları hiçbir nitelikli sonuca götürmeyeceği gibi, kendi, yakınları, vatanı, toprağı, bayrağı, sancağı, dili ve geleceği için "kaygılanılması" gereken bir durumu da ortaya sermektedir.

"Geleceği/ni merak eden/ler,
fallara değil mezarlıklara baksın!"


Bireysel ve toplumsal olarak "kaygılanmak" durumunda kalacağımız olumsuz durumları, zihnimizin üst köşelerinde, kenarda tutmak üzere, tekrar kaygının çözümlerine yönelik kişisel yönetim bilgilerimize geri dönelim...



Kaygı DEĞİL/YERİNE Saygı - B (bile değil) )

( [daha iyi olabilmek için zihnin yönlendirilmesi gereken] Olumsuz/sorunlu/yetersiz/hasta(lıklı) vb. durumlarda. İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Olumlu/mutlu/yeterli durumlarda. )

( [Odaklanılması gereken] Daha az. İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Daha çok. )

( )

( En mutsuz kişi, geçmiş ve/ya da geleceğe (fazla) odaklı olandır. )

(

ZAMAN

Bankada bir hesap sahibi olduğunu düşün, hesabına her sabah $ 86.400 para yatırılıyor, fakat bu paranın hepsini akşama kadar harcamak zorundasın, ertesi güne transfer edilemez. Paranı kullansan da kullanmasan da hesap her akşam sıfırlanıyor. Ne yaparsın? Tabi ki hepsini harcamaya çalışırsın. Hepimiz Zaman adlı bu bankanın müşterileriyiz. Her sabah 86.400 saniyeye sahip oluyoruz, her akşam gün boyunca kullanmadığımız saniyelerimiz kadar zarara girmiş oluyoruz, yarına transfer edilemez. Her sabah hesabımız dolar, her akşam boşalır. Geri dönüş yok, saniyelerini ŞU AN`ı yaşayarak harca, en iyisi bunlarla iyi bir yatırım yap. Sağlık, mutluluk ve başarı için! Zaman kaçıyor. Her gün işinin en iyisini yap.

Bir senenin değerini anlamak için,
sınıfta kalmış bir öğrenciye sor.

Bir ayın değerini anlamak için,
8 aylık bir bebek doğuran anneye sor.

Bir haftanın değerini anlamak için,
haftalık dergi çıkaran bir editöre sor.

Bir saatin değerini anlamak için,
kavuşmayı bekleyen sevgililere sor.

Bir dakikanın değerini anlamak için,
trenini kaçıran yolcuya sor.

Bir saniyenin değerini anlamak için bir kazayı önleyemeyen sürücüye sor.

Bir saniyenin yüzde birinin değerini anlamak için olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan koşucuya sor.

Her anını değerlendir, her dakikanı çok özel biriyle paylaş.
Zamanında ortak edebileceğin kadar özel biri. Unutma zaman hiç kimse için durmaz.

Geçmiş zaman Tarih,
Gelecek zaman Gizemli,
ŞU AN ise
sana verilen gerçek bir armağandır.

------------------------------

1000 yılın değerini anlamak için sene değerini iki hane olarak programlamış olan bir programcıya sorun.


100 yılın değerini anlamak için El değiştirmeye (Handover) tanık olmuş bir Hong Kong vatandaşına sorun.


70 yılın değerini anlamak için ölmekte olan bir insana sorun.
40 yılın değerini anlamak için çölde dolaşmış (traveled in the wilderness) bir Yahudi'ye sorun.
7 yılın değerini anlamak için 7 yıllık iznini (sabbatical leave) alamamış bir profesöre sorun.


5 yılın değerini anlamak için bir daha seçilememiş bir milletvekiline sorun.


Bir milisaniyenin değerini anlamak için şehri karanlığa gömen bir elektrik (power) mühendisine sorun.


Bir mikrosaniyenin değerini anlamak için pentium makine almış olan birine sorun.


Bir nanosaniyenin değerini anlamak için yeni terfi etmiş bir dijital devreler tasarımcısına sorun.


Bir pikosaniyenin değerini anlamak için birçok patentin sahibi olan analog devreler tasarımcısına sorun.


Bir femtosaniyenin değerini anlamak için Nobel Ödülü kazanmış fizikçiye sorun.

)

( TARFET-ÜL-AYN: Bir kere göz açıp kapayıncaya kadar olan AN.
ÂNÂT, LÂHZE: An. Göz ucu ile bir kere bakıncaya kadar geçen zaman.
VEHLE: Dakika, An. ["O günün vehrinde" DEĞİL "O günün vehlinde"] )

( RÛZİGÂR/ZAMAN ile/ve/<>/değil/yerine DEM )

( [not] TIME vs./and/<>/but MOMENT )

( TEMPS avec/et/<> MOMENT, NUANCES )

( ZEIT mit/und/<> MOMENT )

( TEMPUS cum/et/<> ... )

( TIEMPO con/y/<> MOMENTO/RATO )

( TEMPO con/e/<> ATTIMO/MOMENTO )

( KALA ile/ve/<>/değil/yerine ZEN )

( ... ile/ve/<>/değil/yerine LAN )


- ZAMAN ile ARASIZLIK

( TIME vs. WITHOUT INTERRUPTION )


- ZAMAN ile/||/<> BİLDİRME KİPİ ile/||/<> HABER KİPİ


- ZAMAN ile/ve/değil EŞİK


- ZAMAN ile/ve/= FIRSAT

( TIME vs./and/= OPPORTUNITY )


- ZAMAN ile GÖRELİ ZAMAN

( TIME vs. RELATIVE TENSE )


- ZAMAN[Ar.] ile HIKBE[Ar.] ile BURHE[Ar.]


- ZAMAN ile/ve/||/<> MATEMATİK

( TIME vs./and/||/<> MATHEMATICS )


- ZAMAN ile/||/<> "MUMYALANMIŞ ZAMAN"

( ... İLE/||/<> Fotoğraf. )


- ZAMAN ile/ve/değil/||/<>/< ÖNCELİK-SONRALIK


- ZAMAN ile/ve SABIR

( Zamanı gelmeden görürsek, yanarız. )

( TIME vs./and PATIENCE )


- ZAMAN ile SAHİB-İ ZAMAN

( AKILLARINDAN GEÇİRDİKLERİ KÂİNATTA OLUŞMAYA BAŞLAYAN KİŞİ | ALLAH'IN AYNASIDIR )


- ZAMAN ile/<> SAMAN

( Evvel. İLE/VE/||/<> Kalbur.
[Evvel, zaman içinde. İLE/VE/||/<> Kalbur, saman içinde.] )


- ZAMAN ile/ve/<> SEVGİ

( Sevdiklerinize zaman ayırın! Yoksa, zaman, sizi sevdiklerinizden ayırır. )

( TIME vs./and/<> LOVE )


- ZAMAN ile/değil/yerine/= SÜREY


- ZAMAN ile/||/<> UZAY

( Einstein'ın görelilik kuramıne göre zaman ve uzay birbirinden bağımsız değildir İLE uzay-zaman sürekliliği oluşturur )

( Albert Einstein tarafından 1905 yılında keşfedildi/formüle edildi. (1879-1955) (Ülke: Almanya/ABD) (Alan: Fizik) (Önemli katkıları: Görelilik teorisi, fotoelektrik etki) (Nobel: 1921) )


- ZAMAN ile/ve/<> VAKİT/ÇERLİK[dvnlgttrk]

( ... İLE/VE/<> Özel bir dilim. )

( Vakit, idrak sahibinedir. )

( Vakit, keskin kılıçtır. )

( Zaman onları ifnâ etmez, vaktin içinde vakti yaşayanlara ibn'ül-vakt denilir. )

( Zaman, insana emanettir. )

( Yarın ya da yarına bırakmak tarikat halinden değildir. )

( SA'AT-İ VAHİDEDİR ÖMR-İ CİHAN SA'ATİ TAATE SARFEYLE HEMAN )


- ZAMÂN[Ar.] ile VAKT[Ar.]


- ZAMAN ile YALIN ZAMAN

( ABSOLUTE TENSE )


- ZAMAN[Ar. < ZAMĀN] ile/değil/yerine/=/||/<> ZAMAN

( zaman aşımı zaman ayarlı zaman belirteci zaman bilimi zaman birimi zaman çizelgesi zaman dışı zaman dizini zaman eki zaman tüneli zaman zaman zaman zarfı zaman zarfında açık zaman ahir zaman aman zaman art zamanlı basit zaman Birinci Zaman birleşik zaman bir zaman dar zaman Dördüncü Zaman eş zaman eş zamanlı geçmiş zaman gelecek zaman geniş zaman her zaman İkinci Zaman kimi zaman mürekkep zaman müruruzaman ölü zaman şimdiki zaman Üçüncü Zaman yalın zaman aynı zamanda çift zamanı hikâye birleşik zamanı iftar zamanı rivayet birleşik zamanı yıldız zamanı vaktizamanında bir zamanlar Bir işin bir oluşun içinde geçtiği geçeceği veya geçmekte olduğu süre hengâm vakit Bu sürenin belirli bir parçası vakit Belirlenmiş olan an Çağ mevsim Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler vakit Dönem devir Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram Çekimli fiilin karşıladığı kılış veya oluşun içinde geçtiği dil bilgisel zaman dilimini gösteren kategori bildirme kipi haber kipi Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri )


- ZAMAN ile ZAMAN (ANLAMSAL)

( TIME (SEMANTIC) )


- ZAMAN ile/||/<> ZAMAN[Ar. < ZAMÂN]

( Akıp giden olayların tekrar eden gök olaylarına göre sıralanmasından doğan bir kavram Güneş ve yıldızların öğlene göre açısal uzaklığına saat açısına karşılık bir ölçü Bir dizge katmanlarının oluştuğu zaman süresi Felsefe kavramı olarak oluş gelip geçiş değişme ve süreklilik biçimi dönüşü olmayan bir doğrultuda birbiri ardından gitme Zaman sürüp giden doğru bir çizgi olarak düşünülebilir geriye doğru sonsuza değin uzanır geçmiş aynı zamanda ileriye doğru geleceğe akıp gider Nesnel objektif zaman Ölçülebilen zaman ama kendi içinde değil cisimlerin devinimiyle ölçülebilir Uzaydaki devinimlerin sıralanması zamanın da zaman kesimlerine bölünmesini sağlar Modern fizik nesnel zamanın olmadığını ileri sürer görellik kuramı Öznel zaman Zaman bilincine dayanır yaşantılara bağlıdır nesnel olarak ölçülemez duruma göre yaşanılan zaman kısa ya da uzun görünebilir jeoloji Bir eylemim veya bir oluşun meydana geldiği devri anlatmak üzere fiilin aldığı şekil bu şekil aynı zamanda kılmış da anlatabiir Eylem söz söyleyenin söylediği andan önce yapılmış veya olmuşsa GEÇMİŞLİK Mazi Passé Geçmiş zaman söylediği anda yapılmakta ise ŞİMDİLİK Hal Présent Şimdikilik söylediği andan sonra yapılacaksa GELECEKLİK istikbal Futur Gelecek zaman bu yolda sınırlanmamış olursa GENİŞ ZAMAN Muzari Atemporel Geniş zaman adını alır Bu zamanlar tek zamanlı oldukları vakit SALTIK Absolu başka bir olaya göre kurulmuş bir şekilde olurlarsa GÖRELİ Relatif Bileşik zaman ve Katmerli bileşik zaman vasfını alırlar Birincil ve İkincil zamanlar Berk geniş ve Berk geri zaman Aorist Çekimli fiilin karşıladığı kılış veya oluşun içinde geçtiği zaman dilimi Şimdiki zaman geçmiş zaman gelecek zaman geniş zaman vb Fiildeki zaman basit zaman ve birleşik zaman olarak ikiye ayrılır yazıyor yazdı yazacak yazmış yazdıydı yazıyormuş yazsa yazmalı evdeydi vb Sen söyle Allahını seversen dedi bir çocuk ötekine maymun Türk mü demiş ne O da ona taş atmış Sen tafsilâtını daha iyi bilirsin İnzibat meclisleri toplanacakmış Gençlerimiz burada hitabeler irade ediyorlar Taş atan çocuğun kovulmasına rey verenler Nasıl dedi bakayım Eşekmişler amma Türk de değilmişler onu konuşuyorduk P Safa Biz insanlar s 48 vb Ayrıntı için basit zaman birleşik zaman Azerbaycan Türkçesi zaman Türkmen Türkçesi zamaan Gagauz Türkçesi zaman Özbek Türkçesi zamon Uygur Türkçesi zaman Tatar Türkçesi zaman Başkurt Türkçesi zaman zaman Krç Malk zaman Nogay Türkçesi zaman Kazak Türkçesi şak Kırgız Türkçesi çak Alt öy Hakas Türkçesi tus Tuva Türkçesi üye Rusça vremya zamān Farsça zamānın yapısı için Markwart UJb 7 8992 )

( TIME | ERA | TENSE )

( TEMPS | ÉRE | ÈRE )

( ZEIT | ARA | ZEITSTUFE )

( TEMPUS )

( ZAMĀN )


- ZAMAN ile/ve ZAMANDA (OLAN)


- ZAMAN ile/ve/=/||/<>/>/< ZİHİN


- ZAMANA YAYMAK ile/ve/<> SONRAYA BIRAKMAK


- BİTİŞİKLİK:
ZAMANDA ile/ve/||/<> MEKÂNDA ile/ve/||/<> KOŞULLARDA


- ZAMANDA OLMAYAN ile/ve/fakat/||/<> ZAMANDA OLAN

( Kant'a göre, nedensellik kategorisi altında, zamandaki süreklilik içinde, AN'lar arasında fenomen olarak varolan bir şey ile başka bir fenomen olarak varolan bir şeyin, belirli bir kurala göre birbirini izlemesi, bilinebilecek bir şeydir. İLE/VE/FAKAT/||/<> Kendi, zamanda olmayanın, zamanda olanla ilişkisinin nasıl bir kurallılığının olabileceği, hiçbir biçimde bilemeyeceğimiz bir şeydir. )


- ZAMAN('DA) ile/ve/<> AN('DA)

( Kul. İLE/VE/<> Allah. )

( Gövdede ve zannında. İLE/VE/<> ... )


- ZAMANE[Ar. < ZAMĀNE] ile/değil/yerine/=/||/<> ZAMANE

( zamane adamı zamane çocuğu İçinde bulunulan zaman dönem Yakınma veya hafifseme yoluyla şimdiki zaman )


- ZAMANI ARTIRMAK ile/ve/<>/değil ETKİ ALANINI GENİŞLETMEK


- ZAMANI DEĞİL" ile "SIRASI DEĞİL"


- ZAMANI DURDURMAK ile/ve/||/<> ZAMANDA YOLCULUK ile/ve/||/<> ZAMANDAN KAÇMAK ile/ve/||/<> ZAMANI HİSSETMEK ile/ve/||/<> ZAMANI BIRAKMAK

( Öperek. İLE/VE/||/<> Okuyarak. İLE/VE/||/<> Müzik dinleyerek. İLE/VE/||/<> Yazarak. İLE/VE/||/<> Soluk alarak. )


- ZAMANI GELİRSE" ile/ve "ZAMANI GELDİĞİNDE"


- ZAMANI:
NEREDE GEÇİRDİĞİMİZ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< NASIL GEÇİRDİĞİMİZ

( Gövdemizle ilişkilidir. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Anlığımızla(zihnimizle) ilişkilidir. )

( Nicelikseldir. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Nitelikseldir. )


- ZAMANI ÖLDÜRMEK" ile/değil "ZAMANI DEĞERLENDİRMEK"


- ZAMAN-I RÂHİ | DÖRDÜNCÜ ZAMAN ile/||/<> DÖRDÜNCÜ ZAMAN

( Bugünü de kapsayan en yeni yerbilim dönemi jeoloji )

( QUATERNARY )

( QUATENAIRE | TEMPS QUATERNAIRE )

( QUARTÂR )


- ZÂMÂN-I/ASR-I SAADET -ile

( HZ. MUHAMMED'İN YAŞADIĞI DÖNEM | ÖMRÜNÜ SAADETE KAVUŞTURAN KİŞİ )


- ZAMANIM YOK" ile/ve/değil/||/<> "ÖNCELİĞİM DEĞİL"


- ZAMAN(IM) YOK ile/değil ÖNEM VERMİYORUM


- ZAMANIN AÇIKLIĞI ile/ve/||/<> EVRENİN KAPALILIĞI


- ZAMANIN:
ALTI ile/değil/yerine/>< ÜSTÜ

( Helâk. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Vakit. )


- ZAMANIN:
"GEÇMEMESİ" ile "YETMEMESİ"

( Sevdiğin, yanında değilse. İLE Sevdiğinin yanında. )


- ÖĞRENME/ÖĞRENENLER:
ZAMANINDA ile/ve/||/<> OTORİTEDEN ile/ve/||/<> DENEYEREK ile/ve/||/<> YAŞAMDAN ile/ve/||/<> YAŞAMDAN BİLE (ÖĞRENEMEME/ÖĞRENEMEYENLER)

( İndirimli fiyattan. İLE/VE/||/<> Özgürlük bedeliyle. İLE/VE/||/<> Etiket fiyatından. İLE/VE/||/<> Gecikme zammıyla. İLE/VE/||/<> Boşa geçmiş, koskoca bir yaşamla. )


- ZAMANINDA YA DA ZAMANSIZ SÖYLENMİŞ SÖZLER ile/ve GERÇEK YA DA YANLIŞ SÖZLER ile/ve HOŞ YA DA ACI SÖZLER ile/ve YARARLI YA DA YARARSIZ SÖZLER ile/ve NAZİK VE GÜCENDİRİCİ SÖZLER

( WORDS AT THE RIGHT TIME OR UNTIMELY vs./and TRUE OR FALSE WORDS vs./and NICE/SWEET OR GRIEF WORDS vs./and BENEFICIAL OR USELESS WORDS vs./and POLITE AND OFFEND WORDS )


- ZAMANINI:
"ÇALMAK" ile/değil ALMAK


- ZAMANLAMA ile/||/<> ZAMANLAMA

( 1 Oyuncunun başka oyunlarla olan ilişkisinde ne zaman tepki göstereceğini belirten kavram 2 Uygulayım öğelerinin oyuncularla eşlenmesinde dikkat edilen kavram )

( TIMING | SCHEDULING )

( TIMING )

( TIMING )


- ZAMANLAMAK ile ZAMANLAYABİLMEK ile ZAMAN ile ZAMANE ile ZAMANLI ile ZAMANSIZ/LIK ile ZAMAN EKİ ile ZAMAN AŞIMI ile ZAMAN ZAMAN ile ZAMAN ZARFI ile ZAMAN AYARLI ile ZAMAN BİLİMİ ile ZAMAN BİRİMİ ile ZAMAN DİZİNİ ile ZAMAN TÜNELİ ile ZAMANE ADAMI ile ZAMANE ÇOCUĞU ile ZAMAN BİLİMSEL ile ZAMAN BELİRTECİ ile ZAMANLI ZAMANSIZ


- ZAMANLI ZAMANSIZ ile/||/<> ART ZAMANLI ile/||/<> EŞ ZAMANLI

( Zamanı olan Uygun bir zamanda )


- ZAMANSALLIK ile TARİHSELLİK


- ZAMANSIZ ile/||/<> GENİŞ ZAMANLI

( Geniş zamanlı Bütün zamanları kapsıyan veya böyle olduğu için belli bir zamanla ilgisi olmıyan fiil şekli Dünya dönüyor sözünde dönüyor fiili geniş zamanlı sayılır )

( ATEMPOREL )


- ZAMAN/SIZ/LIK ile/ve DÖNEM/SİZ/LİK

( TIME vs./and PERIOD )


- ZAMANSIZLIK ile/ve/değil/||/<> ZAMANSIZLIK

( Düşüncesi/kavram. İLE Bireyin ayırabileceği sürenin bulunmamasındaki "gerekçe/bahane/mazeret". )


- ZAMÂN/ZEMÂN[Ar. çoğ. EZMİNE] ile ZAMÂN[Ar.]

( Zaman, vakti, çağ, devir. | Süre, mehil. | Mevsim. | Fiillerde, geçmiş, şimdiki, gelecek ve geniş zamanlardan her biri. İLE Kefil olma, kefillik. | Bir şeyin mislini ya da değerini vermek üzere zarara karşı kefil olma, garanti. )


- ZAMAZİNGO ile/||/<> ZIMBIRTI / DOST, METRES

( zımbırtı dost metres Kökenini bilmiyoruz )


- ZAMAZİNGO ile/değil/yerine/=/||/<> ZIMBIRTI | METRES

( zımbırtı metres )


- ZAMBAK ile ADA SOĞANI

( ... İLE Zambakgillerden, soğanından ilaç olarak yararlanılan bazı nesneler elde edilen çok yıllık bir bitki. )

( ... cum URGINEA MARITIMA )


- ZAMBAK ile AFRİKA ZAMBAĞI


- ZAMBAK ile/||/<> AK ZAMBAK ile/||/<> TOP ZAMBAK


- ZAMBAK ile AKÇÖPLEME

( ... İLE Zambakgillerden, yapraklarının uzun, geniş olması, çiçeklerinin güzelliği dolayısıyla bahçe çiçekleri arasına giren zehirli bir bitki cinsi. )

( ... cum VERATRUM ALBUM )


- ZAMBAK ile/= AKZAMBAK

( Zambakgillerden, 90-100 cm. yüksekliğinde, güzel ve iri çiçekli, çok yıllık bir süs bitkisi, top zambak. İLE/= Zambakgillerden, süs bitkisi olarak yetiştirilen, çiçeği diş ve yüz şişlerinin tedavisinde kullanılan bir bitki. )

( LILIUM CANDIDUM )


- ZAMBAK ile ARTVİN ZAMBAĞI


- ZAMBAK ile/||/<> ASPİDİSTRA[Fr.]

( ... İLE Zambakgillerden, genellikle saksıda yetiştirilen, yaprakları doğrudan doğruya topraktan çıkan bir süs bitkisi. )


- ZAMBAK ile İNCİÇİÇEĞİ

( ... İLE Zambakgillerden, temren biçimindeki yaprakları arasında ince bir sap üzerinde, küçük çan biçiminde beyaz çiçekler açan bir süs bitkisi. )

( ... cum CONVALLARIA )


- ZAMBAK ile KUM ZAMBAĞI

( LILIUM cum PANCRATIUM MARITIMUM )


- ZAMBAK ile TÜKÜRÜKOTU

( ... İLE Zambakgillerden, 20-30 santimetre yüksekliğinde, küçük, beyaz ya da sarı çiçekli, otsu ve çok yıllık bir bitki. )

( LILIUM cum ORNITHOGALUM UMBELLATUM )


- ZAMBAK ile/||/<> ZAMBAK[Ar. < ZANBAK]

( botanik Zambakgiller Liliaceae familyasından sarı beyaz kırmızı ya da pembe çiçekli soğanlı çok yıllık otsu Türkiyede 6 türü bulunan Lilium türlerine verilen ad )

( LILY )

( LIS | LILY )

( LILIE )

( LILIUM )


- ZAMBÂKİYE | ZAMBAKGİLLER ile/||/<> ZAMBAKGİLLER

( botanik Dik ya da tırmanıcı gövdesi olan çiçekleri ışınsal ya da tek simetrili çiçek örtü yaprakları iki daire etrafında dizilmiş 6 parçalı ovaryum alt ya da orta durumlu kapsül ya da nadiren bakka tipi meyveleri olan ülkemizde 43 cins ve 420 kadar türle temsil edilen çok yıllık otsu nadiren çalı formundaki bitkiler Dik veya tırmanıcı gövdesi olan çiçekleri ışınsal veya tek simetrili çiçek örtü yaprakları iki daire etrafında dizilmiş altı parçalı ovaryum alt veya orta durumlu bir çeneklilerden bir familya )

( LILY FAMILY )

( LILIACÉES )

( LILIACEAE )


- ZAMBAKIY-ÜŞ-ŞEKİL | DENİZLÂLELERİ ile/||/<> DENİZLÂLELERİ

( zooloji Sölomlu hayvanlardan ikincil ağızlılar Deuterostomia filumunun derisi dikenliler Echinodermata alt filumundan vücutları bir sap ile buna bağlı kollardan yapılmış bir çiçek gibi olan kendilerini saplarıyla bağlayan bazıları sapsız olan ve serbest yüzen toplu hâlde yaşayan sarı kırmızı yeşil ak esmer renkli olabilen yenilenme yetenekleri yüksek Paleozoik devrinde yaşamış pek çok fosilleri bulunan antedon Antedon komatula Comatula cinsleri iyi bilinen bir sınıf )

( SEA LILIES )

( CRINOIDES | CRINOÏDES )

( SEELILIEN )

( CRINOIDAE | CRINOIDEA )


- ZAMBEZİ IRMAĞI ile ...


- ZÂMİN[Ar.] ile ZAMÎN[Ar.]

( Tazmine zorunlu olan, kefil. İLE Tazmîn eden, kefil olan. )


- ZAMİR[Ar.] ile/değil/yerine/= ADIL


- ZAMİR ile/||/<> ADIL

( adıl öncelleme )


- ZAMİR[Ar. < ŻAMĪR] ile/değil/yerine/=/||/<> İÇYÜZ


- ZAMİR ile/||/<> PRONOUN[İng.] ile/||/<> PRONOM[Fr.] ile/||/<> PRONOMEN, FÜRWORT[Alm.] ile/||/<> ADIL

( Derleme adsı içlem adınsı adcıl Kişi özlük gösterme soru ve belirsizlik kavramları vererek varlıkların yerini tutan sözcük Ben sen o biz siz onlar kendim kendin kendi kendisi kendimiz kendiniz kendileri bu bunlar şu şunlar o onlar kim kimi kime kimde kimden kimin ne neyi neye nede neden neyin biri birisi birbiri vb )

( PRONOUN )

( PRONOM )

( PRONOMEN, FÜRWORT )


- ZAMİR ile/||/<> ZAMİR[Ar. < ZAMİR]

( Önce geçen veya sonradan gelecek olan bir ismin yerine kullanılan ve onun anlattığı şeyi bildiren kelime veya takı Zamirler ya ben sen o kim gibi ayrı kelime halinde bulunarak AYRILI veya im sin gibi takı şeklinde SIĞINIK diye ayrılırlar Bu kelimelere Kişilerin ve canlı cansız ad grubundaki varlıkların yerini tutma onları işaret veya soru yolları ile temsil etme görevi yüklenmiş olan ad soylu kelime türü Şahıs gösteren ben sen o bunlar şunlar onlar şahıs zamirleri dönüşüklülük gösteren kendim kendin kendi kendisi kendimiz kendiniz kendileri zamirleri bu şu o bunlar şunlar onlar işaret zamirleri biri birisi başkası herkes kimse vb belirsizlik zamirleri hangisi kim ne neyi neden vb soru zamirleri gibi türleri vardır Azerbaycan Türkçesi äväzlik Türkmen Türkçesi çalışma Gagauz Türkçesi aderlik Özbek Türkçesi ólmóş Uygur Türkçesi almaş Tatar Türkçesi almaşlıq Başkurt Türkçesi almaş oranca Krç Malk almaş Nogay Türkçesi awis Kazak Türkçesi esimdik Kırgız Türkçesi at atooç Alt soluma Hakas Türkçesi orındı Tuva Türkçesi at ornu Rusça mestoimeniye )

( PRONOUN )

( PRONOM )

( PRONOMEN, FÜRWORT )


- ZAMİR[Ar. < ŻAMĪR] ile/değil/yerine/=/||/<> ZAMİR

( belgisiz zamir belirsizlik zamiri dönüşlülük zamiri gösterme zamiri işaret zamiri kişi zamiri soru zamiri şahıs zamiri Kişi dönüşlülük gösterme soru ve belirsizlik anlamı vererek adların yerini tutan söz adıl ben sen o biz siz onlar kendim kendin kendi kendimiz kendiniz bu şu o kim ne biri )


- ZÂMİR[Ar.] ile ZAMÎR[Ar. çoğ. ZAMÂİR]

( Neyzen, düdük çalan. İLE İç, içyüz. | Kalp, vicdan. | Gönülde gizli olan sır. | [dilbilgisinde] Adın yerini tutan sözcük. )


- ZAMİR-İ FİİLÎ ile/||/<> PERSONAL ENDING[İng.] ile/||/<> DÉSINENCE PERSONNELLE[Fr.] ile/||/<> PERSONALENDUNG[Alm.] ile/||/<> KİŞİ EKİ

( Derleme şahıs eki şahıs bildirici ek Eylem çekimlerinde kullanılan ve kişi gösteren ek Türkçede dört grup kişi eki vardır s 1 Grup Kişi Ekleri 1 K T m geldim gelsem 1 K Ç k geldik gelsek 2 K T n geldin gelsen 2 K Ç iniz geldiniz gelseniz 3 K T geldi gelse 3 K Ç 1er geldiler gelseler II Grup Kişi Ekleri 1 K T im gelmişim geliyorum gelirim geleceğim gelmeliyim 2 K T sin gelmişsin geliyorsun gelirsin geleceksin gelmelisin 3 K T gelmiş geliyor gelir gelecek gelmeli 1 K Ç iz gelmişiz geliyoruz geliriz geleceğiz gelmeliyiz 2 K Ç siniz gelmişsiniz geliyorsunuz gelirsiniz geleceksiniz gelmelisiniz 3 K Ç 1er gelmişler geliyorlar gelirler gelecekler gelmeliler III Grup Kişi Ekleri 1 K T I K Ç 2 K T gel 2 K Ç in gelin 3 K T sin gelsin 3 K Ç sinler gelsinler IV Grup Kişi Ekleri 1 K T im geleyim 1 K Ç lim gelelim 2 K T sin gelesin 2 K Ç siniz gelesiniz 3 K T gele 3 K Ç 1er geleler vb 1 K T im geleyim 1 K Ç lim gelelim 2 K T sin gelesin 2 K Ç siniz gelesiniz 3 K T gele 3 K Ç 1er geleler vb )

( PERSONAL ENDING )

( DÉSINENCE PERSONNELLE )

( PERSONALENDUNG )


- ZAMÎR-İ FİLÎ | ZAMÎR-İ FİİLÎ ile/||/<> PERSONEL ENDING[İng.] ile/||/<> DESINENCE PERSONNELLE[Fr.] ile/||/<> PERSONALENDUNG[Alm.] ile/||/<> ŞAHIS EKİ

( Fiil çekiminde şahıs belirten ek Türkçede dört grup şahıs eki vardır 1 Grup şahıs ekleri 1 şahıs teklik m bildim bilsem 1 şahıs çokluk k bildik bilsek 2 şahıs teklik n bildin bilsen 2 şahıs çoklukInIz UnUz bildiniz bilseniz 3 şahıs teklik bildi bilse 3 şahıs çokluk lAr bildiler bilseler II Grup şahıs ekleri 1 şahıs teklik Im Um bilmişim biliyorum bilirim bileceğim bilmeliyim 2 şahıs teklik sIn sUn bilmişsin biliyorsun bilirsin bileceksin bilmelisin 3 şahıs teklik bilmiş biliyor bilir bilecek bilmeli 1 şahıs çokluk Iz Uz bilmişiz biliyoruz biliriz bileceğiz bilmeliyiz )

( PERSONEL ENDING )

( DESINENCE PERSONNELLE )

( PERSONALENDUNG )


- ZAMÎR-İ MUTAVAAT, MUTAVAAT ZAMÎRİ | DÖNÜŞLÜ ZAMİR ile/||/<> DÖNÜŞLÜLÜK ZAMİRİ

( Söz içinde yapılan işin yapana döndüğünü anlatan ve şahıs kavramını pekiştirerek belirten kendi zamiri. Bu zamir iyelik ekleri alarak bütün şahısları karşılar: kendim, kendin, kendi, kendisi; kendimiz, kendiniz, kendileri: Sen bu işi kendin başarmalısın Bugüne kadar kendisinden herhangi bir haber çıkmadı gibi. )

( REFLEXIVE PRONOUN~REFLEXIVE PRONOUN )

( PRONOM RÉFLÉCHI~PRONOM RÉFLÉCHI )

( PRONOMEN REFLEXIVUM~PRONOMEN REFLEXIVUM )

( REFLEXIVPRONOMEN, RÜCKBEZÜGLICHES FÜRWORT | REFLEXIVPRONOMEN~REFLEXIVPRONOMEN )

( PRONOME RIFLESSIVO~PRONOME RIFLESSIVO )

( ΑΥΤΟΠΑΘΉΣ ΑΝΤΩΝΥΜΊΑ / αυτοπαθής αντωνυμία~ΑΥΤΟΠΑΘΉΣ ΑΝΤΩΝΥΜΊΑ / αυτοπαθής αντωνυμία )


- ZAMÎR-İ MUTAVAAT, MUTAVAAT ZAMÎRİ ile/||/<> REFLEXIVE PRONOUN[İng.] ile/||/<> PRONOM RÉFLÉCHI[Fr.] ile/||/<> REFLEXIVPRONOMEN, RÜCKBEZÜGLICHES FÜRWORT[Alm.] ile/||/<> DÖNÜŞLÜ ZAMİR

( Söz içinde yapılan işin yapana döndüğünü anlatan ve şahıs kavramını pekiştirerek belirten kendi zamiri Bu zamir iyelik ekleri alarak bütün şahısları karşılar kendim kendin kendi kendisi kendimiz kendiniz kendileri Sen bu işi kendin başarmalısın Bugüne kadar kendisinden herhangi bir haber çıkmadı gibi )

( REFLEXIVE PRONOUN )

( PRONOM RÉFLÉCHI )

( REFLEXIVPRONOMEN, RÜCKBEZÜGLICHES FÜRWORT | REFLEXIVPRONOMEN )

( PRONOMEN REFLEXIVUM )

( PRONOME RIFLESSIVO )

( ΑΥΤΟΠΑΘΉΣ ΑΝΤΩΝΥΜΊΑ / αυτοπαθής αντωνυμία )


- ZAMÎR-İ ŞAHSÎ | ŞAHIS ZAMÎRİ ile/||/<> ŞAHIS ZAMİRİ

( Dilbilgisinde söz söyleyen, kendisine söz söylenen ve kendisinden söz edilen kişilerin yerini tutan kelime. Türkçede şahıs zamirleri şahıslar için ben, sen, o; çokluk şahıslar için biz, siz, onlar kelimeleridir. )

( PERSONAL PRONOUN~PERSONAL PRONOUN )

( PRONOM PERSONNEL~PRONOM PERSONNEL )

( PRONOMEN PERSONALE~PRONOMEN PERSONALE )

( PERSONALPRONOMEN~PERSONALPRONOMEN )

( PRONOME PERSONALE~PRONOME PERSONALE )

( ΠΡΟΣΩΠΙΚΉ ΑΝΤΩΝΥΜΊΑ / προσωπική αντωνυμία~ΠΡΟΣΩΠΙΚΉ ΑΝΤΩΝΥΜΊΑ / προσωπική αντωνυμία )


- ZAMÎR-İ ŞAHSÎ ile/||/<> PERSONAL PRONOUN[İng.] ile/||/<> PRONOM PERSONNEL[Fr.] ile/||/<> PERSONALPRONOMEN[Alm.] ile/||/<> ŞAHIS ZAMÎRİ

( Dilbilgisinde söz söyleyen kendisine söz söylenen ve kendisinden söz edilen kişilerin yerini tutan kelime Türkçede şahıs zamirleri şahıslar için ben sen o çokluk şahıslar için biz siz onlar kelimeleridir )

( PERSONAL PRONOUN )

( PRONOM PERSONNEL )

( PERSONALPRONOMEN )

( PRONOMEN PERSONALE )

( PRONOME PERSONALE )

( ΠΡΟΣΩΠΙΚΉ ΑΝΤΩΝΥΜΊΑ / προσωπική αντωνυμία )


- ZAMK AĞACI ile/||/<> ZAMK AKASYASI


- ZAMK[Ar. < ŞAMĞ] ile ARAP ZAMKI/ZAMK-I ARABÎ

( Akasya, kitre, sütleğen vb. ağaçların kabuklarından sızarak donan, eriyiği yapıştırıcı olarak kullanılan, renksiz ya da sarı kırmızımtırak renkte biçimsiz nesne. | Bu nesnenin yapıştırıcı olarak kullanılan eriyiği. İLE Akasyadan elde edilen bir zamk. )


- ZAMK ile LAK/LAKA[İt. < Fars.]

( Akasya, kitre, süsleğen gibi bazı ağaçların kabuklarından sızarak donan, renksiz ya da sarı kırmızımtırak renkte, biçimsiz nesne. İLE Uzakdoğu'da yetişen amerikaelmasından çıkan yapıştırıcı. )

( LAKE: Laka ile cilâlanmış eşya. )


- ZAMK[Ar. < ŞAMG] ile/değil/yerine/= TUTKAL/YAPIŞTIRICI


- ZAMK-I ARABÎ | ARAP ZAMKI -ile/||/<>

( (kimya) )


- ZAMK-I ARABÎ ile/||/<> GOMME ARABIQUE[Fr.] ile/||/<> ARAP ZAMKI

( kimya )

( GUM ARABIC )

( GOMME ARABIQUE )

( GUMMIARABIKUM )

( GOMMA ARABICA )

( ΑΡΑΒΙΚΌ ΚΌΜΜΙ / αραβικό κόμμι )


- ZAMKIARABİ[Ar. < ṢAMĠ + ʿARABĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> ARAP ZAMKI


- ZAMKİNOS ile/değil/yerine/=/||/<> ZIMBIRTI | METRES

( zımbırtı metres Kaçıp savuşma )


- ZAMKLAMAK ile ZAMKLANMAK ile ZAM ile ZAMK ile ZAMKLI ile ZAM PAKETİ ile ZAMK AĞACI ile ZAMKLI KAĞIT ile ZAMK AKASYASI ile ZAMK HASTALIĞI


- ZAMM[Ar.] ile CEM'[Ar.]


- ZAMM[Ar. < ŻAMM] ile/değil/yerine/=/||/<> ZAM

( zammetmek zam paketi seyyanen zam fiilî hizmet zammı itibari hizmet zammı Bir şeyin fiyatını artırma bindirim )


- ZAMME[Ar. < ŻAMME] ile/değil/yerine/=/||/<> ÖTRE


- ZAMMETMEK[Ar. < ŻAMM + Tr. ETMEK] ile/değil/yerine/=/||/<> KATMAK


- ZAMPARA ile/||/<> KADINCIL


- ZAMPARALIK ile/||/<> ZENDOSTLUK


- ZAMSIZ ile/||/<> BİNDİRİMSİZ


- ZAN BI ART ile GEÇİT
[<
Divân-ü Lugât-it-Türk]

( Koçngar/Qoçngar başı ile Balasagun arasındaki bir dağ geçidi. İLE ... )


- ZAN (ETMEK) ile/ve/||/<>/> İDDİA (ETMEK)


- ZAN ETMEK ile/ve/||/<> ÜMİT ETMEK


- ZAN[Ar. < ẒANN] ile/değil/yerine/=/||/<> SANI (ZANNETMEK, ZANNEYLEMEK, ZANNOLUNMAK, HÜSNÜZAN, SUİZAN)


- ZAN ile/değil ATIF


- ZAN ile BÂTIL İNANÇ

( GÜMÂN ile ... )

( SURMISE vs. SUPERSTITION )


- ZAN[Ar.] ile CEHL[Ar.]

( Bilim'in zıttı. İLE Bilgi'nin zıttı. )

( SURMISE vs. IGNORANCE
Opposite of Science. vs. Opposite of Knowledge. )


- ZAN ile/ve/değil/yerine/<> GÖRÜ


- [ne yazık ki]
ZAN ile/ve/ne yazık ki/||/<>/> İFTİRA


- ZAN ile İSTİNBÂT[Ar.]

( Sanma, sanı. | Şüphe. İLE Bir söz ya da işten gizli bir anlam çıkartma, zımnen, açık olmayarak, dolayısıyla anlama. )


- ZAN ile/ve/değil/||/<>/> İTHAM


- ZAN ile/ve/değil KABUL

( [not] SURMISE vs./and/but ACCEPTANCE )


- ZAN ile/ve/değil/yerine KANAAT


- ZAN ile/ve KOŞULLANMA

( SURMISE vs./and CONDITIONING )


- ZA'N[Ar.] ile RAHL[Ar.]


- ZAN ile/ve/||/<>/> SAFSATA


- ZAN ile/ve/||/<> ŞAİBE


- ZAN ile/değil/yerine/= SANI


- ZAN ile/ve/değil/yerine/<>/>< SEN

( [not] SUPPOSITION vs./and/but/<>/>< YOU
YOU instead of SUPPOSITION )


- ZAN ile/ve TECESSÜS


- ZAN[Ar.] ile/||/<> ZEHÂB[Ar.]

( Herhangi bir şeyin kişinin kendi zihninde kurduğu gibi gerçekleştiğine iddia etmesi. @@ Bir düşünceye uyma, sapma. | Zihnen bir yola sapmak. | Zannetmek, öyle sanmak. )


- ZANAAT OLARAK SİMYA ile FELSEFÎ SİMYA ile DİNÎ SİMYA

( Uygulamalar arasında nedensel ilişki kurmadan, herhangi bir teoriye dayanmadan nesneler üzerinde simyevi işlemler yapmak. Burada esas olan nesneleri kullanmaktır. İLE Belirli bir teoriye dayalı olarak ve nedensel ilişkiler kurarak nesneleri tespit ve tasvir etmek. Burada esas olan nesneler içinde kalmaktır. İLE Doğaüstü, mistik ve spritüel güçleri de dikkate alarak belirli ritüeller içinde nesneleri anlamaya çalışmak. Burada esas olan nesnelerin doğaüstü güçlerin işaretleri olduğunu anlamaktır. )

( Bolos (M.Ö. II. yy.) simyayı felsefi bir yöntem haline getiren. )

( Zosimus (M.S. III. sonu, IV yy. başı) simyayı bir din haline getiren. )

( İslâm dünyasında ise simya ilk önce felsefî açıdan dikkate alınmıştır. Cabir b. Hayyân sadece madenleri değil bitkileri ve hayvanları da simyanın konusu kılmıştır. Civa ve kükürt teorisini geliştirerek tüm varolanları yekpare bir sistem içerisinde açıklamaya çalıştı. Bunun için bazı sayısal simgeleri kullandı. Aynı zamanda kurduğu laboratuvarlarla felsefi simyadan 'bilimsel simya'ya(kimya'ya) geçiş yaptı. )


- ZANAAT ile EL SANATLARI ile ZANAATKAR ile İŞÇİLİK

( CRAFT vs. CRAFTS vs. CRAFTSMAN vs. CRAFTSMANSHIP )

( حرفه ile حرف ile صنعت گر ile پيشه ور ile صنعت گري )

( HARFEH ile HARF ile SANAT GAR ile PEYSHEH VAR ile SANAT GARY )


- ZANAAT ile ZANAATÇI/LIK


- ZANAATÇI/ZANAATKÂR[Ar. < ṢİNĀʿAT + Fars. -KĀR] ile/||/<> ZANAAT/SINAAT[Ar. < ṢİNĀʿAT]


- ZANAATÇILIK ile/||/<> ZANAATKÂRLIK


- ZANAATKÂR[Ar. < ṢİNĀʿAT + Fars. -KĀR] ile/değil/yerine/=/||/<> ZANAATÇI


- ZANBAK[Ar. < ZANBAḲ] ile/değil/yerine/=/||/<> ZAMBAK

( ak zambak sarızambak top zambak denizzambağı nergis zambağı Zambakgillerden santimetre yüksekliğinde güzel ve iri çiçeği diş ve yüz şişlerinin tedavisinde kullanılan çok yıllık bir süs bitkisi ak zambak top zambak Lilium candidum )


- ZANBI ile ÇEKİRGE
[<
Divân-ü Lugât-it-Türk]

( Bir çekirge türü. İLE ... )


- ZÂNBI ile/||/<> ZÂNBI
[<
Divân-ü Lugât-it-Türk]

( Bir çekirge türü. İLE Balâsâgûn arasındaki bir dağ geçidi. )


- ZANCLEAN AGE[İng.] ile/değil/yerine/= ZANKLEYAN ÇAĞI

( Milattan önce 5.332.000 ile milattan önce 3.600.000 yılları arasındaki zaman dilimini kapsayan jeolojik zaman dilimi.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- ZANGIR ZANGIR | ZANGIRDAMAK | ZANGIRDATMA | ZANGIRDATMAK ile/||/<> ZINGIL ZINGIL | ZINGIRDAMAK | ZINGIRDATMA | ZINGIRDATMAK ile/||/<> ZINGIR ZINGIR


- ZANGIRDAMAK ile ZANGIRDATMAK


- ZANGOÇ[ERM.] ile/||/<> ...

( kilise hizmetini gören ve çan çalan kimse žamgoc žamkoč deacon )

( ŽAMGOC )


- ZANGOÇ[Erm.] ile ...

( Kilise hizmetlerini gören ve çan çalan görevli. )


- ZANGOÇ[Erm. < ] ile/değil/yerine/=/||/<> ZANGOÇ

( Kilisenin işlerini yapan ve çan çalan kimse )


- ZANKA[Rus.] ile/||/<> İKİ ATLI KIZAK

( iki atlı kızak dillerinden alındığı anlaşılıyor sánka kleiner Schlitten Rusçada sánki olarak geçer )


- ZANKA/ZANKA[Rus. < ] ile/||/<> TROYKA/TROYKA[Rus. < ]

( İki atlı kızak )


- ZANKA[Rus. < ] ile/değil/yerine/=/||/<> ZANKA

( İki atlı kızak )


- ZANLI ile/değil/yerine/= ÖN SANIK


- ZANLI ile SANIK

( Bir suç dolayısıyla sorguya çekilen. İLE Aleyhine ceza davası açılan. )

( MAZNÛN[< ZANN] ile ... )

( SUSPECT vs. ACCUSED )


- ZANN - CEHİL ile İLİM - HİLİM


- ZANN ile/ve/||/<>/>/< "EZBER/KALIP"


- ZANN[Ar.] ile/= GÜMÂN[Fars.]


- ZANN[Ar.] ile HİSBÂN[Ar.]


- ZAN(N) ile/değil/yerine/>< İLM/İLİM


- ZANN[Ar.] ile ŞEKK[Ar.]


- ZANN[Ar.] ile TASAVVUR[Ar.]


- ZANN ile VEHİM

( ... İLE İki olasılığın (güçlü/güçsüz) birine zihnin/nefsin katılımı. )


- ZANN ile ZANN-I GALİB

( %49 İLE %1 )


- ZÂNN[Ar.] ile ZANN/ZAN[Ar. çoğ. ZUNÛN]

( Zannedici, sanan. İLE Sanma, sanı, sezme. | Şüphe, işkil. )


- ZANNEDİYORUM ile/ve/||/<> BELLEĞİM YANILTMIYORSA


- ZANNETME! ile/ve/||/<> FARZ ETME! ile/ve/||/<> SOR! ile/ve/||/<> SÖYLE!


- ZANNETMEK[Ar. < ẒANN + Tr. ETMEK] ile/değil/yerine/=/||/<> SANMAK


- ZANNETMEK/ZEHAP[Ar.] ile ZAMMETMEK[Ar.]

( Sanı, kuşku/şüphe. İLE Katmak. )


- ZANNETMEK ile/ve/||/<> BİLE DEĞİL


- ZANNETMEK ile ZANNEDİLMEK


- ZANNEYLEMEK[Ar. < ẒANN + Tr. EYLEMEK] ile/değil/yerine/=/||/<> SANMAK


- ZANNOLUNMAK[Ar. < ẒANN + Tr. OLUNMAK] ile/değil/yerine/=/||/<> SANILMAK


- ZAP ZAP ile RAP RAP
[<
Divân-ü Lugât-it-Türk]

( Adımların hızlı atılmasına ilişkin yansıma bir ilgeç. İLE Adımların atılmasına ilişkin yansıma bir ilgeç. )


- ZAPPING[İng.] -ile/||/<>

( Geçgeç Biraz sıkılırsanız zapping yapılır olur biter Füruzan Balkan Yolcusu 61 )


- ZAPPING[İng.] ile/değil/yerine/= GEÇGEÇ


- ZAPPİNG[İng. < ZAPPING] ile/değil/yerine/=/||/<> ZAPPİNG

( geçgeç )


- ZAPTEDİLEMEME ile HAMİLE BIRAKMAK ile EMPRENYE ETME ile EMPRENYE ETME

( IMPREGNABILITY vs. IMPREGNATE vs. IMPREGNATING vs. IMPREGNATION )

( استواري ile آبستن نشدني ile باردار کردن ile آبستن کردن ile لقاح کردن ile آبستن کننده ile لقاح ile آبستنسازي ile القاح ile تلقيح )

( ESTAVARY ile ABSTAN NESHODANY ile BARDAR KARDAN ile ABSTAN KARDAN ile LAGHAH KARDAN ile ABSTAN KONANDEH ile LAGHAH ile ABSTENSAZY ile القاح ile TALGHYHE )


- ZAPTİYE ile ZAPTİYE MEMURU


- ZAPTİYE ile/||/<> ZAPTİYE MEMURU


- ZAPTURAPT[Ar. < ŻABṬ + RABṬ] ile/değil/yerine/=/||/<> DİSİPLİN


- ZARE ELECTRODE[İng.] ile/değil/yerine/= ZAR ELEKTROT


- ZAR[Ar. < İZĀR'DAN] ile/değil/yerine/=/||/<> CAR


- ZAR KANATLILAR ile/||/<> DIŞ ZAR ile/||/<> İÇ ZAR ile/||/<> İKİNCİ ZAR ile/||/<> İNCE ZAR ile/||/<> ÖRÜMCEKSİ ZAR ile/||/<> SERT ZAR ile/||/<> SÜMÜKSÜ ZAR ile/||/<> AKCİĞER ZARI ile/||/<> BEYİN ZARI ile/||/<> GÖZ ZARI YANGISI ile/||/<> GÖZE ZARI ile/||/<> KARIN ZARI ile/||/<> KEMİK ZARI ile/||/<> KIZLIK ZARI ile/||/<> KULAK ZARI ile/||/<> TOHUM ZARI ile/||/<> YUMURTA ZARI

( İnce perde veya örtü İnce ve yumuşak yaprak biçimindeki organlar veya organ bölümleri çeper Birbirine sımsıkı yapışık hücre veya moleküllerden oluşan ve bitkilerin çeşitli bölümlerini bir kın gibi saran ince tabaka cidar çeper )


- ZAR | MEMBRAN ile/||/<> MEMBRAN ile/||/<> ZAR, HÜCRE ZARI

( zar hücre zarı Zar Zar )

( MEMBRANE )

( MEMBRAN )


- ZAR ile DERİ

( BEHREK[Fars.]: Çok çalışmadan dolayı el ve ayak derilerinin sertleşmesi. | Yaralardan gelen irin. )

( ... İLE Bir kişi, yaşamı boyunca, yaklaşık 22 kilogram deri kaybeder. )

( GIŞÂ' ile CİLD[Deri. | Kap. | Kitap. | Meşin.(Fars.)]
GIŞÂ-İ MUHÂTÎ: Gövdenin tüm iç boşluklarını kaplayan, örten ince deri. )

( INTEGUMENT vs. SKIN )


- ZAR ile/ve/<> İÇZAR

( ... İLE/VE/<> Çiçektozunu saran iki zardan, içte olanı. )


- ZAR ile İNCE ZAR

( MEMBRANE vs. PELLICLE )


- ZAR ile KALP DIŞ ZARI

( ŞEGAF-I DÂHİLÎ-İ KALB ile ŞEGAF-I HARİCÎ-İ KALB )

( MEMBRANE vs. PERICARDIUM )


- ZAR ile KITMİR

( ... İLE Hurma ile çekirdeğinin arasındaki zar. )


- MEMBRANE[İng.] / MEMBRANE, DIAPHRAGME[Fr.] / MEMBRAN, DIAPHRAGM[Alm.] ile/değil/yerine/= ZAR


- ZAR ile PERDE


- ZAR ile PERDE(HİCÂB-I KİBRİYA)


- ZAR ile PERİKART[Fr.]

( ... İLE Yüreği saran zar. )


- ZAR ile/||/<> ZAR[Ar. < İZÂR'DAN]

( Sinema TV Sestoplarda sesyayarda üzerine gelen ses dalgaları ya da elektrik akımına uygun titreşimler yapan parça Çok ince ve yeğni kabuk ya da katman Geçirimsiz ya da yarıgeçirgen duvar ayırma perdesi Titreşerek ses üreten ince metal yaprak 1 Hücre zarı 2 Bir dokuyu saran ince tabaka 3 Dokunun çeşitli tabakalarını ayıran kat 4 Hücre içi organelleri saran kılıf Membran Bir yüzeyi örten bir boşluğun iç yüzünü döşeyen veya iki oluşum arasında bölme oluşturan ince doku tabakası cidar çeper membran Hayvansal veya bitkisel bir yapıyı kaplayan veya bir kısmı saran yumuşak ve ince bir doku tabakası membran Zar )

( DIAPHFAGM | FILM, SKIN | MEMBRANE, DIAPHRAGM | DIAPHRAGM | MEMBRANE )

( DIAPHRAGME | PELLICULE | MEMBRANE, DIAPHRAGME | MEMBRANE )

( MEMBRAN | BELAG, BESTEG, HÂUTCHEN | MEMBRAN, DIAPHRAGMA | MEMBRANE )

( MEMBRANA: ZAR )


- ZAR ile ZAR[Ar. çoğ. ZURÛ']

( İnce deri. İLE İnek vb. hayvanların memesi. )


- ZAR' ile -ZÂR[Fars.] ile -ZÂR[Fars.]

( Meme. | Süt veren hayvan memesi. İLE Ağlayan, inleyen. | Zayıf, dermansız. | İnleme, ağlayış. İLE Adlara eklenerek yer adı bildirir.[ÇEMEN-ZÂR: Çimenlik. | GÜL-ZÂR: Güllük. | LÂLE-ZÂR: Lâle bahçesi.] )