Bugün[05 Temmuz 2026]
itibarı ile 94.244 başlık/FaRk ile birlikte,
94.244 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(317/378)


- SU YILANLARI ile/||/<> ...

( Colubriformia coluber yılan formis biçim Sürüngenler Reptilia sınıfının pullu sürüngenler Squamata alt takımından bazıları zehirli bazıları zehirsiz dişlerinin yapısına göre düz dişliler Aglyphodonta önde oyuklular Proteroglypha ve geride oyuklular Opisthoglypha olarak üç gruba ayrılan bir bölüm )


- SU YOLU ile/||/<> SU YOLU

( Barok çağda ilk kez sahne üzerinden bir kayık geçirmek ereğiyle içine su konan iki yanı yüksek kanal ya da yol Barok çağda sahne üzerinden kayık geçirmek amacıyla içine su konulan iki yanı yüksek kanal ya da yol )

( SET WATERS )

( CANAL D'EAU )

( WASSERWEG )


- SU YOSUNLARI ile KIZIL SU YOSUNLARI

( ... İLE Denizlerin yaklaşık 200 metre derinliklerinde yaşayan kırmızı renkli su yosunları. )


- SU YOSUNU/ALG ile SU ASKILARI

( Yeryüzündeki oksijenin çoğunu üretendir. Fotosentezin atık maddesi olarak oksijen açığa çıkarırlar. Çıkardıkları net oksijen miktarı, tüm ağaçların ve kara bitkilerinin birlikte çıkardıklarından daha fazladır. İLE ... )


- WATER SOFTENER[İng.] / ADOUCISSANT[Fr.] ile/değil/yerine/= SU YUMUŞATICISI


- SU ile AĞIR SU

( ... İLE Bazı nükleer reaktör tiplerinde nötron yavaşlatıcısı olarak kullanılan, içinde hidrojen atomları yerine döteryum izotopları bulunması sonucu oluşan su. )


- SU ile/ve/değil/yerine/||/<>/> BAĞIL SU

( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/> Çorba, taze meyve suyu vb. )


- SU ile/ve/||/<> BARAJ[Fr. < BARRAGE]

( ... İLE/VE/||/<> Suyu toplama, sulama ve elektrik üretme amacıyla akarsu üzerine yapılan bent. | Futbol ya da hentbolda serbest atışı yapacak oyuncunun önünde karşı takım oyuncularının yan yana dizilip oluşturdukları engel. | Herhangi bir alanda başarıyı tespit etmek için gerekli olan koşul. )


- SU ile BESİ SUYU

( ... İLE Bitkilerin damarlarında dolaşan besleyici su. )


- SU ile DURGUN SU

( Durgun su ile abdest alınmaz. )


- SU ile HAFİF SU

( ... İLE Her bir moleküldeki hidrojen atomunun ikisi de protiyum izotopu olan su. )


- SU ile/ve/değil/||/<>/>/ne yazık ki "İNAT"

( Doğada. İLE/DEĞİL/||/<>/>/NE YAZIK Kİ İnsanlaşamamış olanda. )

( İkisinin de önünde hiçbir şey duramaz! )


- SU ile/||/<> İYONİK SIVI ile/||/<> SÜPERKRİTİK CO2

( Çevre dostu çözücü alternatifleri. )

( Formül: Tc(CO2) = 31°C İLE Pc = 73 bar )


- SU ile/ve/||/<> JEL

( WATER vs./and/||/<> GEL )


- SÛ'[Ar.] ile KABÎH[Ar.]


- SU ile KANT

( ...İLE Şeker ve limonla içilen sıcak su. )


- SU ile KAPTAJ

( ... İLE Dağlardan su toplama. )


- SU ile KULLANILMIŞ SU

( ... ile MÂYİ'-İ MÜSTA'MEL )


- SU ile MÜZEKKEN

( ... İLE Ateşle kızmış su. )


- SU ile OKSİJENLİ SU

( ... İLE Hidrojen peroksitin [H2O2] sulu çözeltisi. )


- SU ile ÖZSU/USÂRE[Ar.]

( ... İLE Bitki ve hayvan dokularında bulunan sıvılara verilen ad. | Salgı ile oluşan ve içinde enzimler bulunan organik sıvı. )


- SU ile SAF SU

( H2O ile H2O2 )


- SÛ'[Ar.] ile SEV'[Ar.]


- SOĞUK SU ile/ve/||/<>/> SICAK SU

( SICAK SU

 

İkinci dünya savaşı yıllarında yıl boyu soğuk suyla yıkanırdım. Soğuk suyla yıkanınca temizlenebilmek için küçük bir sabuna gerek var. Ama bol miktarda sıcak su olunca sabun hemen hemen tümüyle gereksiz. Atalarımız binlerce yıl sabundan habersiz yaşamışlar. Benim canımı sıkan sabun için harcanacak para değil ama onun derimize, ırmaklara ve göllerimize verdiği zarar. Çok önemli olduğu için bilimsel bulgulardan söz etmek istiyorum;

Birkaç yıldan beri bedenin deri üzerine çıkardığı yağın bitkisel yağların bileşimindeki başlıca öğe olan doyurulmamış yağ asitleri olduğu biliniyor. Bu yağ asitleri de birçok bakterinin ya da mantarın neden olduğu deri hastalıklarının oluşumunu engellemektedir.
( Mary J. Marples, "Life on the Human Skin" Scientific American, Ocak 1969 )

 

Hemen hemen tüm sabunlar alkali`dir ve derinin koruyucu yağ asitlerini nötr duruma getirir. Günümüzün insanları çok fazla sabun kulanıyorlar, bunu yalnız beden temizliği için de yapmıyorlar. Her türlü temizlik tozu ya da suyunu gereğinden çok kullanıyorlar. Tüm bu temizlik maddeleri de nehirlerimizi ve göllerimizi kirletiyor.

 

Ben onbeş-onaltı yaşlarındayken bilmediğim için çok fazla sabun kullanırdım. Bu yüzden de derim bugünküne oranla daha kolay iltihaplanıyordu. Şimdi zorda kalmadıkça, örneğin bir tarafıma gres yağı bulaşmadıkça sabun kullanmıyorum. Hergün!!! sabunsuz sıcak suyla yıkanarak ya da duş yaparak son derece temiz kalabileceğimi keşfettim. Bu nedenle de yıllardan beri derimle ilgili hiçbir sorunum olmadı. Hatta şampuanların çoğu alkali ya da asit olma açısından nötr oldukları halde omuzlarıma kadar inen uzun saçlarıma şampuan değdirmeden yirmi seneden beri onları temiz ve sağlıklı tuttum. Bunu da sıcak duşun altında ellerimle iyice ovuşturarak yaptım.

 

Yatak çarşaflarını ve çamaşırlarımı yıkamakta da ekoloji açısından doğru olan bir yöntem buldum. Ancak çamaşırlarım ya da çarşaflarım lekelendiği ve o lekeleri çıkarmak için deterjan kullanmaya gerek olduğu zaman az miktarda toz çamaşır sabunu kullanıyorum. Genelde tüm çarşafları, havluları ve iç çamaşılarımı büyük bir kaba koyup ocağın üstünde kaynatıyorum. Sonra hepsini güzelce sıkıp asıyorum. Bu yöntem çamaşırları mikroplardan arındırmakla kalmıyor çamaşırları kirlerinden de arındırıyor. Büyük annelerimizin sabunlar ve deterjanlar bu kadar yaygınlaşmadan önce çamaşır yıkama yöntemleri de böyle değil miydi?

 

Kaynatma yöntemi bekar, yardımcısı olmayan insanlar için en iyi yöntemdir. Yemek pişirirken ve yemek yerken bir yandan da gömleklerimi kaynatırım. Böylece de çamaşırların yanmaması için bir gözüm de ocakta olur. Bu yolla hem zaman kazanıyorum hem de herkesin kullandığına oranla çok az deterjan kullanmış oluyorum. Hem de çamaşır makinesi almam ya da çamaşırlarımı yıkamak için otomatik çamaşır makineleriyle, herkesin çamaşır yıkadığı çamaşırhanelere gitmem gerekmiyor.

Jolan Chang`ın
SEVİŞEN ÇİFTLERE TAOCU SEVİŞME
adlı kitabından
(Çeviri: İlhan Güngören)

)


- SU ile/değil ŞU


- ŞU ile ŞU BU ile ŞU HALDE ile ŞU AÇIDAN ile ŞU YÖNDEN ile ŞU YÜZDEN ile ŞU BAKIMDAN ile ŞU TAKDİRDE


- SU ile/ve/<> SÜT

( İlim. İLE/VE/<> İlm-i ledün. )


- SÛ'[Ar.] ile SÛ/Y[Ar.]

( Kötülük, fenalık. | Kötü, fena. İLE Yan, taraf, cihet. )


- SU ile/ve/||/<>/< YEL

( Sudan yel çıkmaz fakat yelden su çıkar. )


- SU ile/ve ZEMZEM

( ... İLE/VE Kâbe yakınında bulunan kuyunun suyu. )

( ZEVRAK: Zemzem konulan kap. )

( Bir gram suyun buharlaşması, 273 kalorilik ısıyı yok eder. )


- SU ile ZÜLÂL[Ar.]

( ... İLE Saf, hafif, soğuk, güzel, tatlı su. )


- SU3 SYMMETRY[İng.] / SYMÉTRIE SU₃[Fr.] ile/değil/yerine/= SU3 SİMETRİSİ


- SYMMETRIE-SU(3)[Alm.] ile/değil/yerine/= SU(3) SİMETRİSİ


- ŞUA | IŞIN ile/||/<> IŞIN

( Sinema TV 1 Herhangi bir ışınım kaynağından çıkarak herhangi bir yöne giden bir ışınımın izlediği doğru 2 Bu ışınımın kendisi ışık ışını Bir doğru üzerindeki bir P noktası ile söz konusu doğru üzerinde P nin bir yanında kalan tüm noktaların oluşturduğu küme Anlamdaş yandoğru Belli bir doğrultuda giden parçacıklar ya da erke demeti fizik 1 Bir kaynaktan çıkarak her yöne yayılıp giden ışık demeti 2 Radyoetkin öadeklerin saçtıkları üç ışınımdan biri Belli bir doğrultuda giden tanecikler ya da erke demeti 1 Isı ya da ışık erkesinin yayılma doğrultusunu gösteren çizgi 2 Bir çemberin ya da bir yuvarın özeğinden dışa doğru uzanan çizgilerden her biri astronomi matematik fizik botanik dizi )

( RAY | BEAM, RAY | RAY, CLOSED HALF-LINE | BEAM )

( RAYON | RAYON, DEMI-DROITE )

( STRAHL | HALBSTRAHL | STRAHL, HALBSTRAHL )

( RADIUS )


- ŞUÂ | ŞUAÎ | BİLEŞKE | YÖNEY | TAŞIYICI | VEKTÖR ile/||/<> VEKTÖR ile/||/<> VEKTÖR[Fr. < VECTEUR]

( Yaşam alanında belirli bir yöne yönelmiş olan ve ruhsal devime neden olan güç fizik matematik vektörel fizik 1 Gen mühendisliğinde içine başka bir DNA sokulabilen ve böylece gen ifadesinin incelendiği ya da çoğaltmak için bakteriye veya diğer hücrelere sokulabilen faj plâzmit ya da virüs DNA molekülü 2 Bazı hastalıkların taşıyıcılığını yapan organizmalar 1 Bir hastalık etkenini bir konaktan diğerine taşıyan omurgasız hayvan 2 Konak hücrede çoğalabilen plazmit veya viral genetik materyal 1 Yön doğrultu ve büyüklüğe sahip bir fiziksel ve matematiksel nesne 2 Düzlemde ve uzayda yönü doğrultusu ve uzunluğu aynı olan iki yönlü doğru parçası denk sayılır ve her denklik sınıfına vektör denir Genelde bu tür bir vektör ilgili sınıfa ait bir AB yönlü doğru parçası ile gösterilir 3 Bir vektör doğrusal lineer uzayının her bir elemanı 1 Mikrobiyal hastalık etkenlerini taşıyan canlılar 2 Parazitleri ve diğer patojenleri kan emerek bulaştıran sülükler vampir yarasalar insektler keneler ve akarlar veya dışkıdaki kistik evrelerle bulaşık yiyeceklerle taşıyan aracı 3 Moleküler klonlama çalışmalarında kullanılan ve klonlanacak genin içine yerleştirildiği taşıyıcı görevi gören DNA molekülleri )

( VECTOR )

( VÉCTEUR | VÉCTORIEL | VECTEUR )

( VEKTOR | VEKTÖR )

( VECTOR: TAŞIYICI )


- ŞUA, VEKTÖR | YÖNEY ile/||/<> YÖNEY

( 1 Öklit 2uzayında ya da Öklit 3uzayında belirli toplama ve sayılla çarpma işlemleri ile birlikte bir yönlü doğru parçası olarak betimlenen nesne 2 Bir yöney uzayı doğrusal uzay içindeki öğelerden her biri 1 Büyüklüğü ile yönü olan nicelik 2Daha genel anlamda Doğrusal bileşme işlemi altında kapalı soyut bir matematik uzayını oluşturan öğelerden matematik nesnelerden her biri )

( VECTOR )

( VECTEUR )

( VEKTOR, PFEILKLASSE | VEKTOR )

( VECTUS )


- ŞUÂ' ile ...

( IŞIK )


- ŞUA[Ar. < ŞUʿĀ] ile/||/<> IŞIN (ŞUA TEDAVİSİ)


- ŞUA ile ŞUA TEDAVİSİ


- ŞUÂ-İ ŞEMS | GÜNEŞ IŞINIMI ile/||/<> GÜNEŞ IŞINIMI

( Güneşin yaydığı ışık ısı ve her türlü elektromagnetik dalgalar Güneşten gelen ve uzun kırmızıaltı dalga boylarından kısa morüstü dalga boylarına değin geniş bir aralığı kapsayan ışınım )

( SOLAR RADIATION )

( RAYONNEMENT SOLAIRE | RADIATION SOLAIRE )

( SONNENSTRAHLUNG )


- ŞUA-İ ZİYAİ | IŞIK IŞINI ile/||/<> IŞIK IŞINI

( Sinema TV Işığın bir ışınım noktasından çıktıktan sonra herhangi bir yöne giderken izlediği doğru Işığın giderken çizdiği yol )

( LIGHT RAY | RADIATION | RAY | 1. RADIATION, 2. ELECTROMAGNETIC RADIATION )

( RAYON LUMINEUX | RAYONNEMENT | RAYON | 1. RADIATION, 2. RADIATION ÉLECTROMAGNÉTIQUE )

( LICHTSTRAHL | STRAHLUNG | STRAHL | 1. STRAHLUNG, 2. ELEKTROMAGNETISCHE STRAHLUNG )

( RADIUS )

( RAGGIO DI LUCE )

( ΦΩΤΕΙΝΉ ΑΚΤΊΝΑ / φωτεινή ακτίνα )


- ŞUA-İ ZİYAİ | IŞIK IŞINI ile/||/<> IŞIMA ile/||/<> IŞIN ile/||/<> IŞINIM

( Sinema/TV. Işığın bir ışınım noktasından çıktıktan sonra herhangi bir yöne giderken izlediği doğru. @@ Işığın giderken çizdiği yol. )

( LIGHT RAY | RADIATION | RAY | 1. RADIATION, 2. ELECTROMAGNETIC RADIATION~RADIATION | RADIATE | FLUORESCENCE~RAY | BEAM, RAY | RAY, CLOSED HALF-LINE | BEAM~1. RADIATION, 2. ELECTROMAGNETIC RADIATION | RADIATION | RADIATION / RADYASYON )

( RAYON LUMINEUX | RAYONNEMENT | RAYON | 1. RADIATION, 2. RADIATION ÉLECTROMAGNÉTIQUE~RAYONNEMENT | RAYONNER | ÉMETTRE UNE FLUORESCENCE | RAYONNEMENT, RADIATION~RAYON | RAYON, DEMI-DROITE~1. RADIATION, 2. RADIATION ÉLECTROMAGNÉTIQUE | RADIATION | RAYONNEMENT | RADIATION, RAYONNEMENT )

( RADIUS~...~RADIUS~... )

( LICHTSTRAHL | STRAHLUNG | STRAHL | 1. STRAHLUNG, 2. ELEKTROMAGNETISCHE STRAHLUNG~STRAHLUNG | STRAHLEN | FLUORESZIEREN~STRAHL | HALBSTRAHL | STRAHL, HALBSTRAHL~1. STRAHLUNG, 2. ELEKTROMAGNETISCHE STRAHLUNG | STRAHLUNG )

( RAGGIO DI LUCE~RADIAZIONE~RAGGIO~RADIAZIONE )

( ΦΩΤΕΙΝΉ ΑΚΤΊΝΑ / φωτεινή ακτίνα~ΑΚΤΙΝΟΒΟΛΊΑ / ακτινοβολία~ΑΚΤΊΝΑ / ακτίνα~ΑΚΤΙΝΟΒΟΛΊΑ / ακτινοβολία )


- ŞUÂİYE | IŞINLILAR ile/||/<> IŞINLILAR

( Yalancıayaklarını devim örgeni olarak kullanan ve deniz yüzeyinde özgür yaşayan kökbacaklılar takımı Radiolaria radiolus küçük ışın Birgözeli hayvanlardan kökayaklılar Rhizopoda sınıfının bir takımı Vücutları küre biçiminde olup bir iç kapsülleri vardır Delikli olan kapsülün içi çekirdekli sitoplazmayı dışı sansar birçok kofulları kapsar Denizlerde pelajik yaşarlar Kontraktil kofulları yoktur Çoğunluk SiO2 den yapılmış bir iskeletleri vardır Birgözeli alglerle ortakyaşarlar Akantometra Acanthometra türü iyi bilinir zooloji Bir hücrelilerin Protozoa kök ayaklılar Rhizopoda sınıfından vücutları küre biçiminde ye iç kapsülleri bulunan delikli olan kapsülün içi çekirdekli sitoplâzmayı dışı birçok koful kapsayan denizlerde pelâjik yaşayan kontraktil kofulları bulunmayan çoğunlukla silisten yapılmış bir iskeletleri olan bir hücreli alglerle ortak yaşayan bir takım Bir hücrelilerin Protozoa kök ayaklılar Rhizopoda sınıfından vücutları küre biçiminde ve iç kapsülleri bulunan delikli olan kapsülün içi çekirdekli stoplazmayı dışı ise bir çok koful kapsayan denizlerde pelajik yaşayan kontraktil kofulları bulunmayan çoğunlukla silisten yapılmış bir iskeletleri olan bir hücreli alglerle ortak yaşayan bir takım )

( RADIOLARIANS )

( RADIOLAIRES )

( STRAHLTIERCHEN | RADIOLARIEN )

( RADIOLARIA | RADIOLUS | RADIOLARIA, RADIOLUS: KÜÇÜK IŞIN )


- ŞUÂİYYE[Ar.] / RADIOLAIRES[Fr.] ile ...

( Işınlılar. )


- SUAL ETMEK ile BUHÛ'[Ar.]

( 1. Sormak. | 2. İstemek. [fakat uygunsa ve/ya da uygun olabileceği kadarıyla isteyerek!] İLE Alçakgönüllülükle hakkını isteme. )


- SUAL ETMEK ile SORU TEVCİH ETMEK

( Soru, soruna dönüşmezse/dönüşmemişse yola giremezsin. )


- SUÂL, MESELE | PROBLEM ile/||/<> PROBLEM[Fr. < PROBLÈME]

( sorun matematik )

( PROBLÈME )


- SUAL | SORU ile/||/<> SORU

( 1 Bütün öğeleri tam olarak verilmeyen bir düşüncenin bir görüşün tamamlanmasına yorumlanmasına ve eksiksiz bir anlatım biçiminde belirlenmesine yardımcı olan söz 2 Topluca ortaya atılan birkaç düşünce ya da görüşten en doğru olanını seçmek için insanı düşünmeye yönelten araç Toplumbilimde başlıca bilgi sağlama aracı olan ve olgu davranış kanı tutum görüş gibi konularda bireylerden yanıt almak üzere başvurulan ölçünlü sınar Söz sanatı terimi Dikkati daha çok çekmek için anlatılmak istenen fikri soru halinde ortaya koyma güneşi midir karşımda batan Sen misin sen misin ey garip vatan Aka Gündüz Cevap almak üzere söylenilen cümle şekli kicümleyi meydana getiren öğelerden her hangibirine mi edatının katılmasıyla veya kim ne hangi ne zaman nasıl gibi bir takım kelimeler kullanılmasiyle olur Soru fiilde olup cümlenin bütün öteki öğelerim de kapsarsa buna TÜM SORU Int totale absolue ou primaire denir cümlenin yalnız bazı öğelerine değgin olursa KIŞIMLI SORU Int partielle relative secondaire ou mediate adını alır Sorular Şunu mu bunu mu yoksa ötekini mi gibi ÇATALLI Int disjunctive veya Kim neyi nasıl anladı gibi KATMERLİ Int multiple olabilir Soru tümleç durumundaki uyramlu bir tümcede olursa DOLAYLI SORU Int indirecte adını alır Onun ne söylemek istediğini çok düşündüm gibi Dilimizde ha demek gibi kelimelerle de soru cümleleri kurulur Sen bu işi yaptın ha Sen oraya gittin deme gibi Cevap almak üzere söylenilen bu cümle çeşitlerinden başka soru kılığında oldukları halde gerçekten soru olmıyan cümleler de vardır ŞARTLI SORU Int conditionelle Bilmiş ol sen oraya geldin mi ben durmam gibi SEBEPLİK SORU Int caus sale Çocuk biraz geç kaldı mı annesini bir üzüntüdür alır gibi ARTLANMALIK SORU Int de consecution Saat dokuz oldu mu işe başlanır gibi HİKAYE SORUSU Int narrative Bugün yolda falana rasgelmez miyim gibi PEKİTMELİ SORU Int asséTrérative Olur mu olur Zengin mi zengin Hiç mi hiç görmedim gibi Şimdiye kadar sayılan bu soru çeşitlerinden başka söz sanatında OYLAŞIMLI SORU Int deliberative ve AYTA SORUSU Int oratoire davardır )

( QUESTION | PROBLEM )

( QUESTION | INTERROGATION | PROBLÈME )

( AUFGABE, PROBLEM )

( PROBLEMA )

( DOMANDA )

( ΕΡΏΤΗΣΗ / ερώτηση )


- SUAL | SORU ile/||/<> SORUN

( 1. Bütün öğeleri tam olarak verilmeyen bir düşüncenin, bir görüşün tamamlanmasına, yorumlanmasına ve eksiksiz bir anlatım biçiminde belirlenmesine yardımcı olan söz. 2. Topluca ortaya atılan birkaç düşünce ya da görüşten en doğru olanını seçmek için insanı düşünmeye yönelten araç. @@ Toplumbilimde başlıca bilgi sağlama aracı olan ve olgu, davranış, kanı, tutum, görüş gibi konularda bireylerden yanıt almak üzere başvurulan ölçünlü sınar. @@ (Söz sanatı terimi) Dikkati daha çok çekmek için, anlatılmak istenen fikri soru halinde ortaya koyma. “Hak güneşi midir karşımda batan, Sen misin, sen misin ey garip vatan.” - Aka Gündüz. @@ Cevap almak üzere söylenilen cümle şekli, kicümleyi meydana getiren öğelerden her hangibirine 'mi' edatının katılmasıyla veya kim, ne, hangi, ne zaman, nasıl gibi bir takım kelimeler kullanılmasiyle olur. Soru fiilde olup cümlenin bütün öteki öğelerim de kapsarsa 'buna TÜM SORU ( Int. totale, absolue ou primaire ) denir; cümlenin yalnız bazı öğelerine değgin olursa KIŞIMLI SORU ( Int. partielle, relative, secondaire ou mediate ) adını alır. Sorular 'Şunu mu, bunu mu, yoksa ötekini mi' gibi ÇATALLI ( Int. disjunctive ) veya 'Kim neyi nasıl anladı' gibi KATMERLİ ( Int. multiple ) olabilir. Soru tümleç durumundaki uyramlu bir tümcede olursa DOLAYLI SORU |Int. indirecte ) adını alır. 'Onun ne söylemek istediğini çok düşündüm' gibi. Dilimizde ha, demek gibi kelimelerle de soru cümleleri kurulur. Sen bu işi yaptın ha? Sen oraya gittin deme? gibi. Cevap almak üzere söylenilen bu cümle çeşitlerinden başka soru kılığında oldukları halde gerçekten soru olmıyan cümleler de vardır: ŞARTLI SORU ( Int. conditionelle ) 'Bilmiş ol, sen oraya geldin mi ben durmam' gibi, SEBEPLİK SORU ( Int. caus sale ) 'Çocuk biraz geç kaldı mı annesini bir üzüntüdür alır' gibi, ARTLANMALIK SORU (Int. de consecution ) 'Saat dokuz oldu mu işe başlanır' gibi, HİKAYE SORUSU ( Int. narrative ) 'Bugün yolda falana rasgelmez miyim!' gibi, PEKİTMELİ SORU ( Int. assé-Trérative ) 'Olur mu olur!', 'Zengin mi zengin!' 'Hiç mi hiç görmedim!' gibi. Şimdiye kadar sayılan bu soru çeşitlerinden başka söz sanatında OYLAŞIMLI SORU ( Int. deliberative ) ve AYTA SORUSU ( Int. oratoire ) davardır. )

( QUESTION | PROBLEM~PROBLEM )

( QUESTION | INTERROGATION | PROBLÈME~PROBLÈME | PROBLEMME )

( PROBLEMA~PROBLEMA )

( AUFGABE, PROBLEM~AUFGABE, PROBLEM | PROBLEM )

( DOMANDA~PROBLEMA )

( ΕΡΏΤΗΣΗ / ερώτηση~ΠΡΌΒΛΗΜΑ / πρόβλημα )


- SUÂL[Ar.] ile İSTİFHÂM[Ar.]


- SUÂL[Ar.] ile İSTİHBÂR[Ar.]


- SUAL[Ar. < SUʾĀL] ile/||/<> SORU (SORGU SUAL, AHİRET SUALİ, KABİR SUALİ)


- SUAL ile/ve SUAL

( Sormak. İLE/VE İstemek. )


- SUÂL[Ar.] ile SUÂL[Ar.] ile ŞUAL[Ar. < ŞU'LE]

( Sorma/sorulma, soruşturma, soru. | Sorulan şey. | Dilenme, dilencilik. İLE Öksürük. İLE Alevler, ateş alevleri. )


- SUAL ile SUALLİ ile SUALSİZ


- SUALİ MUKADDERE CEVAP | ÖNCELEME ile/||/<> ÖNCELEME

( Bir bilgisayarın ana işlem birimindeki bekleme sürelerini azaltmak üzere bir komut uygulanmaktayken ana bellekte bunu izleyen komutlara erişip bunları da bu amaç için öngörülmüş özel bir yazmaca önceden getirme tekniği Söz sanatı terimi Hasımdan gelebilecek takışmaları ondan önce gözönüne alıp karşılama ÖNCELEMELİ Proleptique )

( LOOK AHEAD TECHNIQUE )

( ANTICIPATION | PROLEPSE, ANTÉOCCUPATION, ANTICIPATION OU PRÉOCCUPATION )


- SUAL-İ MUKADDERE CEVAP | ÖNLEME ile/||/<> ÖNLEME

( Karşıdakinden gelebilecek karşı görüşü kestirerek gereken yanıtı önceden verme sanatı yavaşlatma )

( PROLEPSE )


- SUALTI ile/ve SU ÜSTÜ(GAZ YUVARI/BUĞU YUVAR/HAVA KÜRE/ATMOSFER)

( Taştan kaynayan su daha iyidir. )


- SUARE ile/||/<> EVENING PERFORMANCE[İng.] ile/||/<> SOIRÉE[Fr.] ile/||/<> ABENDVORSTELLUNG, "SOIRÉE"[Alm.] ile/||/<> GECE GÖSTERİMİ

( Sinema Geceye rastlayan film gösterimi )

( EVENING PERFORMANCE )

( SOIRÉE )

( ABENDVORSTELLUNG, "SOIRÉE" )


- SUARE/SUVARE[Fr.] ile MATİNE[Fr.]

( Gece gösterimi. | Sinema ve tiyatroların akşam/gece [daha çok 21.00] gösterdikleri son film/oyun. >< Gündüz gösterimi. )

( SOIRÉE avec MATINÉE )


- SUÂT[çoğ. ES'İLE, SUÂLÂT] ile SUÂT[Ar.]/SÜRFE[Fars.]

( Sorma, sorulma, soruşturma, soru/sual. İLE Öksürük. )


- SUÂT-İ DÎKÎ ile SUÂT-İ KELBÎ

( Boğmaca öksürüğü. İLE Durup durup gelen şiddetli öksürük. )


- ŞUBARA[Sırp.] ile/||/<> BAŞLIK, ASKER BAŞLIĞI

( başlık asker başlığı Yahya Kemal Beyatlının yazılarında geçer Anadolu ağızlarında kullanılan biçimler Balkan göçmenlerinden alınmıştır Srp šùbara Pelzmütze )


- SUBASAR/HİDROFOR[Fr. < HYDROPHORE] ile/||/<> SUBASAR/LONGOZ[Yun. < ]


- SUBAŞI -ile

( Osmanlılar'da, belediye görevlisi. | Kentlerin, güvenlik işlerine bakan görevlilerin başı. | Acemi ocaklarında, küçük aşamalı subay. | Osmanlı'larda, kapıkulu süvarileri arasından, savaş zamanı güvenlik işlerine bakmak, barış zamanı da vergi toplama işleri için ayrılan kişi. | Rumeli'de, çiftlik kâhyası. )


- SUBAŞI ile/||/<> SİLAHDAR/SİLAHTAR

( Kent güvenlik yöneticisi. | Osmanlı'da kentlerin güvenlik işlerinden sorumlu kişi. İLE/||/<> Osmanlı'da Sultan, Sadrazam, Vezir gibi devlet büyüklerinin silahlarına bakan ve koruyan kişi. [Enderun'un en güçlü/nüfûzlu yüzü ve yöneticisi.]
[Saray gelenek ve düzenine göre Has Oda ağalarının en kıdemlisi olan Sultan silahtarı olurdu fakat yüzyıllar boyunca sürekli Sultanlar, silahtarlarını Has Odalılar arasından, sevdiği ve güvendiği bir yüz olarak kendi seçmişti. Silahtar yapmak istedikleri zülüflü ağayı, aşağı koğuşlardan birinde de olsa önce bir fermanla has odaya aldırtmış ve sonra da silahtar tayin etmişlerdir. Silahtar ağa olmak, bir Enderûn'lu için en büyük amaçtı. Silahtar ağa, Sultan, sabah namazı vaktinde Harem'den çıkıp Enderûn'a geldiği andan, bazen yatsı namazından sonra Harem'e döneceği ana kadar sürekli hükümdarın yanında bulunurdu. Sultan ile devleti bilfiil yöneten sadrazam arasında haberleşme aracısı silahtar ağaydı. Bir sadrazam için silahtar ağa ile bağdaşmamak, en ufak bir bahane ile sadrazamın azline neden olurdu. Bir silahtarın düşmanlığına uğramak ise çoğunlukla vezirin idam edilmesine kadar giderdi. Saraydaki tüm silahlardan ve sultanın silahlarından sorumlu olurlardı. Altı bölük halkı da denen Kapıkulu Süvarileri'nden silahtar bölüğünün başında bulunur ve savaşta merkezde Sultan'ın yanında yer alırlardı. Silahtar ağalar saraydan bir devlet göreviyle çıkacağı zaman, yanına en az Beylerbeyi rütbesiyle Paşalık verilirdi. Son derece nüfuz sahibi gözde silahtarlar da vezir ya da Kaptan-ı Derya gibi önemli konuma getirilirlerdi. Pek azı daha sonra sadrazamlığa getirilirdi ve çoğunlukla da sultanın ya kızını ya da kız kardeşini alarak hanedana damat olurdu.] )


- SUBAŞI ile/||/<> SÜBAŞI

( sübaşı )


- SUBASMAN[Fr. < SOUBASSEMENT] ile/||/<> OTURMALIK


- ŞUBAT[Ar. < ŞUBÂT] ile/||/<> ...

( Rumi takvime göre yılın on ikinci miladi takvime göre yılın ikinci ayı Türkçede gücük ay olarak da geçer şubāt )

( ŞUBĀT )


- SUBATLANTİK ÇAĞI[İng. SUBATLANTIC AGE] ile/||/<> HOLOSEN[İng. HOLOCENE] ile/||/<> HOLOSEN EPOKU[İng. HOLOCENE EPOCH]

( Holosen epoku içerisindeki son periyottur. 2.500 yıl öncesinden başlar. Halen devam etmektedir. @@ Hololsen (11.650-günümüz) bir jeolojik devre ismidir. Diğer bir adı "Antroposen" olan ve Pleyistosen'den sonra, yaklaşık 11.650 yıldan önceden günümüze kadarki zaman dilimini kapsayan jeolojik zamanın adıdır. Pleyistosen ile birlikte Kuvarter Dönemi'ni oluşturur. @@ 12.000-11.500 yıl öncesinden günümüze kadar gelen ve şu anda da süren jeolojik zaman dilimidir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- SUBAY ile/||/<> ...

( silahlı kuvvetler içinde asteğmenden mareşale deniz kuvvetlerinde büyük amirale kadar yükselebilen asker Dil inkılabının başlangıç yıllarında Türkçe sü asker ve bay sözlerinin birleştirilmesi yoluyla türetilmiştir Ses uyumu kuralı gereğince sü biçimi suya çevrilmiştir Eski bey yerine de bay biçiminin kullanıldığı açıktır Alay beyi adının albaya çevrilmesinde de bey baya dönüştürülmüştür Eski sözlüklerde Redhouse KiefferBianchi vb geçmediği göze çarpıyor Türkmencede de kullanılmadığı anlaşılıyor Doğu Trakyada geçen subay biçimi standart dilden alınmıştır Doerferin steril olarak kullanılan Moğolca subaydan alındığı yolundaki savı yanlıştır ZDMG 125 1 198 Räsänen V 431a Radloffun verdiği Türkçe subay 1 ein leichter Reiter ohne Bagage 2 Hagestolz biçimini çağdaş diyaleklerde kullanılan subay gelt nicht geboren habend suvay sıvay biçimleriyle birleştirmiştir Ona göre bu biçimler Moğolcadan alınmıştır Mog subai )


- SUBAY ile HASEKİ

( ... İLE Osmanlı Devleti'nde, bir görevde uzunca kalmış olanlara verilen san. | Bostancı ocağının küçük aşamalı subayları. | Osmanlı sarayında, karavaşlar arasından seçilen sultan gözdesi. )


- SUBAY ile/<> KURMAY/ERKÂN-I HARP

( Silahlı kuvvetlerde, asteğmenden orgeneral ya da oramirale kadar rütbedeki asker. İLE/VE/||/<>/> Harp akademilerine girerek eğitimlerini başarıyla tamamlamış subay. | Kurmaylık yetkisi ve niteliği olan subay. )


- SUBBUH ile/ve TENZİH ile/ve KUDDÜS


- SUBCONTRACTING, OUTSOURCING[İng.] ile/||/<> TAŞERONLUK | DIŞ KAYNAKLANMA

( 1 Bir malın veya hizmetin üretiminde bütün parçaların veya etkinliklerin tek bir üretici tarafından yapılmayıp daha düşük maliyetle üretilmesini sağlamak amacıyla belirli kısımlarının başka üreticilere ürettirilmesi dış kaynaklanma fason üretim 2 Büyük bir işin bir bölümünün asıl yüklenici tarafından ikinci bir yükleniciye devredilmesi )

( SUBCONTRACTING, OUTSOURCING )


- SUBCUTANEOUS LAYER[İng.] ile/||/<> DERİ ALTI TABAKA

( Dermisin hemen altında yer alan bağ ve yağ dokusundan ibaret tabaka )

( SUBCUTANEOUS LAYER )


- ŞUBE[İng. PHYLUM] ile/||/<> DENİZ KESTANESİ[İng. SEA URCHIN] ile/||/<> FİLUM ile/||/<> İLKEL KORDALILAR[İng. PRIMITIVE CHORDATES] ile/||/<> OMURGASIZLAR[İng. INVERTEBRATE] ile/||/<> SÜNGERLER[İng. SPONGES]

( Filum, dal. Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan ve sınıfların bir araya gelmesi ile oluşan birliktir. @@ Echinodermata şubesine ait küçük, dikenli omurgasız bir hayvandır. Döllenme ve gelişme çalışmaları için örnek bir hayvandır. Yumurtlayarak çoğaldığı için, gametleri büyük miktarlarda elde edilebilir. Yumurtaları büyük ve şeffaftır. @@ Şube, dal. Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan ve sınıfların bir araya gelmesi ile oluşan birliktir. @@ Kordalılar şubesinin yarım kordalılar, gömlekliler ve başı kordalılar alt şubelerini içeren bölümüdür. @@ Chordata şubesindeki hayvanlar dışındaki tüm hayvanlar. Bir notokord ya da vertebral kolona sahip değildirler. Örnekler solucanlar, mercanlar, süngerler vb. @@ Süngerler (Porifera), (Latince, porus (delik) ve ferre (taşımak)tan); su diplerinde, kayalar, hayvan kabukları ya da zemin üzerine yapışarak yaşayan basit yapılı canlıları kapsayan omurgasız hayvan şubesidir. En ilkin hayvanlar olarak bilinmektedir. Dokuları, organları ve sistemleri yoktur.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- ŞUBE ile/||/<> ŞUBE[Ar. < ŞUʿBE]

( botanik zooloji Bir ana şirket veya firmaya bağlı olarak etkinlikte bulunan alt birim Canlı organizmaların sistematik sınıflandırılmasında sınıfların bir araya gelmesinden oluşan grup dal filum dal )

( BRANCH COMPANY, BRANCH OFFICE )

( EMBRANCHEMENT )

( PHYLUM )


- SÜBEK ile SÜBEKLİ


- SUBEIC ACID[İng.] / ACIDE SUBÉRIQUE[Fr.] / SUBERINSÄURE[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜBERİK ASİT


- SUBHA[< SADR] ile TOZ

( BİNEFSİHİ ÂŞİKÂR VAROLMAYAN FAKAT EŞYANIN SURETİ İLE AÇIKLIK KAZANDIĞI İÇİN HEYULA DENİLEN [HEBÂ] GÜNEŞİN IŞIĞINDA GÖRÜLEN İNCE TOZ )


- SUBHA/SÜBHA[Ar.] ile SUBHA[Ar.]

( Çekilen tespih. | Tespih danesi. İLE [tasavvufta] Binefsihi âşikâr varolmayan fakat eşyanın sureti ile açıklık kazandığı için heyula denilen [hebâ] güneşin ışığında görülen ince toz. )


- SÜBHÂN ile ...

( ALLAH | TENZİH~TEŞBİH (EDİLEN) )


- SUBTILIN[İng.] / SUBTULINE[Fr.] ile/değil/yerine/= SÜBİTLİN


- SUBJECTIVE[İng.] ile/||/<> SUBJECTIVUS[Lat.] ile/||/<> SUBJEKTİF[Fr. < SUBJECTIF]

( Yalnızca hasta tarafından hissedilen )

( SUBJECTIVE )

( SUBJECTIF )

( SUBJECTIVUS )


- SUBJEKTİF[Fr. < SUBJECTIF] ile/||/<> ÖZNEL, OBJEKTİF KARŞITI


- SUBJEKTİVİST[Fr. < SUBJECTIVISTE] ile/||/<> ÖZNELCİ


- SUBJEKTİVİTE[Fr. < SUBJECTIVITÉ] ile/||/<> ÖZNELLİK


- SUBJEKTİVİZM[Fr. < SUBJECTIVISME] ile/||/<> ÖZNELCİLİK


- SÜBLİMASYON | AĞINMA ile/||/<> AĞINMA ile/||/<> UÇUNMA

( uçunma Katının ergimeden buhara dönüşmesi olayı )

( SUBLIMATION )

( SUBLIMATION )

( SUBLIMATION, VERDAMPFUNG FESTER STOFFE )


- SUBLIMATE[İng.] / SUBLIMÉ[Fr.] / SUBLIMAT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜBLİMAT


- SUBLIMED WHITE LEAD[İng.] ile/değil/yerine/= SÜBLİME BEYAZ KURŞUN


- SUBLIME PORTE[İng.] ile/||/<> SUBLİME PORTE[Fr.] ile/||/<> HOHE PFORTE[Alm.] ile/||/<> BABIÂLİ

( 1 Osmanlı İmparatorluğunun yüksek yönetim organlarının bulunduğu yapı 2 Osmanlı hükümeti )

( SUBLIME PORTE )

( SUBLIME PORTE )

( HOHE PFORTE )


- SUBLIME[İng.] ile/||/<> SÜBLİME[Fr. < SUBLIMÉ]

( Cıva klorür )

( SUBLIME )

( SUBLIMÉ )


- SUBLIMATION HEAT[İng.] / CHALEUR DE LA SUBLIMATION[Fr.] / SUBLIMATIONSWÄRME[Alm.] ile/değil/yerine/= SUBLİMLEŞME ISISI


- SÜBLİMLEŞME ile/||/<> ERİME

( Bir katının, sıvı evreden geçmeden doğrudan gaza dönüşmesidir; kuru buz (katı karbondioksit) ve naftalinde görülür. @@ Bir katının ısı alarak sıvıya dönüşmesidir; ara sıvı evreden geçer. İlki katıdan gaza atlar, ikincisi katıdan sıvıya geçer; hangisinin olacağını basınç ve sıcaklık belirler. )


- SUBLIMATION[İng.] / SUBLIMATION[Fr.] / SUBLIMIEREN[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜBLİMLEŞME


- SÜBLİMLEŞME ile/||/<> SÜBLİMLEŞMEK ile/||/<> UÇUNUM

( uçunum uçunmak Süblimleşmek işi )

( SUBLIMATION )

( SUBLIMATION )

( SUBLIMATION )

( SUBLIMAZIONE )

( ΕΞΆΧΝΩΣΗ / εξάχνωση )


- SÜBLİMLEŞME ile/||/<> SÜBLİMLEŞTİRMEK | UÇUNUM

( bk. uçunum. @@ bk. uçunmak. @@ Süblimleşmek işi. )

( SUBLIMATION~SUBLIMATION )

( SUBLIMATION~SUBLIMER )

( SUBLIMATION~SUBLIMIEREN )

( SUBLIMAZIONE~SUBLIMARE )

( ΕΞΆΧΝΩΣΗ / εξάχνωση~ΕΞΑΧΝΏΝΩ / εξαχνώνω )


- SÜBLİMLEŞMEK ile SÜBLİMLEŞTİRMEK ile SÜBLİME


- PLOMB BLANC SUBLIMÉ[Fr.] / BLEIWEISS[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜBLİMLEŞMİŞ BEYAZ KURŞUN


- SÜBLİMLEŞTİRMEK ile/||/<> SÜBLİMLEŞTİRME ile/||/<> UÇUNDURMAK

( uçundurmak Katı bir maddeyi buharlaştırıp tekrar katı durumuna getirme süblimasyon )

( SUBLIMATION )


- SUBMERGÉ[Fr.] ile/||/<> BATIK

( kıyı coğrafya )

( SUBMERGÉ )


- SUBRA[Fr. < SOUS-BRAS] ile/||/<> KOLTUKLUK


- SUBRA[Fr.] ile ...

( Koltukaltına dikilen parça. )


- SUBRE[Ar.] ile ...

( Yığın, birikinti. [tahıl, buğday yığını gibi.] )


- SUBSCRIBE[İng.] ile/||/<> ABONE OLMAK

( SUBSCRIBE )


- SUBSCRIBER[İng.] ile/||/<> ABONE[Fr. < ABONNÉ]

( SUBSCRIBER | SUBSCRIBE )

( ABONNÉ )

( ABONNENT )

( ABBONATO )

( ΣΥΝΔΡΟΜΗΤΉΣ / συνδρομητής )


- SUBSCRIPT ile ...

( SİMGELERİN SAĞINA YA DA ALTINA YAZILAN İŞARET )


- SUBSCRIPT[İng.] ile/||/<> ALT YAZI

( SUBSCRIPT )


- SUBSIDY, NEGATIVE TAX, SUBVANTION[İng.] ile/||/<> SÜBVANSİYON[Fr. < SUBVENTION] | DOLAYLI SÜBVANSIYON

( 1 subsidy negative tax Devlet tarafından üretici veya tüketicilere dolaylı veya dolaysız olarak yapılan karşılıksız malî yardım dolaylı sübvansiyon dolaysız sübvansiyon 2 subvantion Desteklenen belirli mal veya hizmetlerle ilgili plan veya program )

( SUBSIDY, NEGATIVE TAX, SUBVANTION )

( SUBVENTION )


- SUBSTITUTANT[Fr.] / SUBSTITUENT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜBSTİTÜENT


- SÜBSTİTÜSYON TEPKİMESİ/REAKSİYONU ile ELİMİNASYON TEPKİMESİ/REAKSİYONU

( Bir atom ya da öbeğin başka bir atom ya da öbekle yer değiştirdiği tepkime. İLE Bir molekülden atom ya da öbeğin ayrıldığı tepkime. )


- SÜBSTİTÜSYON | YER DEĞİŞTİRME ile/||/<> YER DEĞİŞTİRME ile/||/<> YER DEĞİŞTİRMEK

( 1 Genellikle organik bir moleküldeki bir atom ya da atom kümesinin bir başka atomla yer değiştirmesi 2 MN 2X MX MN tepkimesindeki gibi yükseltgenen indirgenen bir öğe ya da kökün yerinden uzaklaştırılan öğeyle birleşmesi 1 kimya Bir taneciğin ya da dizgenin yerinden koparak kayması 2 fizik Dıştan elektrik ya da mıknatıs alan uygulandığında ortamın içinde oluşan alan matematik )

( SUBSTITUTION | DISPLACEMENT | RELOCATE )

( SUBSTITUTION | DÉPLACEMENT )

( SUBSTITUTION )


- SUBSTITUTION[İng.] ile/||/<> İKAME[Ar. < İKÂME]

( 1 Yerine koyma ya da kullanma 2 Bir mal veya üretim faktörünün diğer bir mal veya üretim faktörü yerine kullanımı )

( SUBSTITUTION )


- SUBSTRAT DÜZEY ile/||/<> OKSİDATİF FOSFORİLASYON

( Substrat direkt ADP→ATP, oksidatif ETC gradyan. )

( Formül: PEP→piruvat İLE H⁺ gradyan )


- SUBSTRAT ile/ve/||/<>/> ETKİN BÖLGE

( Enzimlerin etkileşimde bulunduğu molekül. İLE/VE/||/<>/> Enzimin substrat ile etkileşime girdiği bölge. )


- SUBSTRAT ile/||/<> KOMPETİTİF ile/||/<> NON-KOMPETİTİF

( Enzimlerin engellenme mekanizmaları. )

( Formül: v = Vmax[S]/(Km + [S]) )


- SUBSTRATE[İng.] / SUBSTRAT[Fr.] / SUBSTRAT[Alm.] ile/değil/yerine/= SUBSTRAT


- SUBTILIN[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜBTİLİN


- SÜBÛL/SÜBÜL[Ar. < SEBÎL] ile SÜBÛR[Ar.]

( Sebiller, yollar, caddeler. İLE Sıkıntı, azap; mahvolma. )


- SÜBÛT[Ar.] ile SÜBÛR[Ar. < SEBT]

( Gerçekleşme, sabit olma, meydana çıkma. İLE Cumartesi günleri. )


- SÜBVANSİYON[Fr. < SUBVENTION] ile/||/<> DESTEKLEME


- SÜBYAN ile SÜBYANCI/LIK ile SÜBYAN KOĞUŞU


- SÜBYANCILIK/PEDOFİLİ[İng. < PEDOPHILIA] ile/||/<> SÜBYANCI/PEDOFİL[İng. < PEDOPHILE]


- SUBYE[Fr. SOUS-PIED] ile SUBYE[Ar. < SABİ] ile SÜBYE[Yun.] ile SÜBYE[İt.]

( Ayağın altından geçen, tozluğa ya da pantolon paçalarına bağlanan şerit. İLE Henüz memeden kesilmemiş eril çocuk. | Üç yaşını tamamlamamış eril çocuk. İLE Mürekkep balığı. | Badem içi, kavun çekirdeği gibi şeylerden yapılan, boza koyuluğundaki şerbet. | Pirincin, boza haline gelene kadar koyulaştırılarak pişirilmesi. İLE ... )


- SUÇ ORTAKLIĞI ile/ve/||/<>/< SIÇ ORTAKLIĞI


- SUÇ VE CEZÂ ile/ne yazık ki/>< "GÜÇ VE CEZÂ"


- SUÇ ile CÜNHA

( ... İLE Cürüm derecesindeki suçlara, yani kabahatten ağır ve cinayetten hafif olan suçlara verilen ad. )


- SUÇ ile/ve İHLÂL


- SUÇ ile KAZÂ

( CRIME vs. ACCIDENT )


- SUÇ ile/ve/değil/||/<>/< KIRIK CAMLAR KURAMI

( "Suçlarla mücadeleyi nasıl başardınız?" sorusuna,
New York'un efsane Belediye Başkanı Giuliani'nin yanıtı şöyle olmuştu.

Metruk bir bina düşünün, binanın camlarından biri kırıldığında, o camı hemen tamir ettirmezseniz, kısa sürede, yoldan geçen herkes eline bir taş alıp, binanın tüm camlarını kırar. Benim yaptığım şey, ilk cam kırıldığında onu hemen tamir ettirmek oldu. Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri, bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım.

Çünkü siz bunu yapmadığınızda kişiler, o bölgede düzeni sağlayan bir otorite olmadığını düşünüyor, öteki camları da kırıyor. Ardından daha büyük suçlar geliyor; bir süre sonra o sokak, polisin giremediği bir mahalleye dönüşüyor.

Bunu anlayan New York polisi, önce küçük suçların peşine düşmüş. Metroya bilet almadan binenleri, apartman girişlerini tuvalet olarak kullananları, kamu malına zarar verenleri, hatta içki şişelerini yola atanları bile yakalayıp haklarında işlem yapmış.

Kırık Cam Kuramı, ABD'li suç psikologu Philip Zimbardo'nun 1969'da yaptığı bir deneyden ilham alınarak geliştirilmişti.

Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model otomobil bıraktı.

Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı.

Olup bitenleri gizli kamerayla izledi.

Bronx'taki otomobil, üç gün içinde baştan aşağıya yağmalandı.

Ötekine ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı.

Ardından Zimbardo ile iki öğrencisi, sağlam kalan otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını kırdılar. Daha ilk darbe indirilmişti ki, çevredeki kişiler(zengin beyazlar) da olaya katıldılar. Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hale geldi.

Demek ki, diyordu Zimbardo,
"İlk camın kırılmasına, ya da çevreyi kirleten ilk çöpe, ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz!"



SUÇ CENNETİ NASIL OLUŞUR?

Kırmızı ışıkta geçilmesini önleyemiyorsanız küçük suçlara engel olamazsınız.

Küçük suçlara engel olamazsanız, büyük suçları engelleyemezsiniz..

Sonuç itibariyle ülkeniz sanıkların suç işlemekten endişe duymadığı bir suç cennetine dönüşür. Bunun akabinde suçlularla mücadelede yılgınlığa düşen kanun koyucu sanıklara taviz/af anlamına gelen lehe kanunlar çıkararak adalet denklemindeki erozyonu hızlandırır.

Küçük suçların görüldüğü ceza mahkemelerine bakalım...

Sürekli HAGB (Hükmün Açıklanmasını Geri Bırakma) kararları verdiğimiz sanıkların birçoğu yeniden suç işleyerek mahkeme huzuruna gelmiyor mu?

Hatta bu olay yargıçların bilinçaltındaki Adli dejenerasyon algısı nedeniyle sanığın kişiliğine bakılmaksızın tüm suçlar için HAGB uygulanması bir hakmış gibi algılanır ve onuncu kez HAGB kararı vermek alışkanlık durumunu alır.

Buna karşın mağdur ise adâlete olan güveni sarsılmış ve kaderine boyun eğmek zorunda kalmıştır. Artık önünde iki seçenek vardır, ya intikamını kendi almalı ya da ateşi içine gömmelidir.

Sanık, ise hukuk sistemini test ettiği ilk eylemden büyük bir zaferle çıkmış ve suç işlemenin korkulacak bir şey olmadığının idraki ile yeni suçlar için yola koyulmuştur.

İşlediği her suç kendine güven tazeletmiş ve bu statünün verdiği korku ile de topluma yönelik bir sindirme hareketine başlamıştır...

Mafya ve çeteleşmenin yolunu açan işte bu tablodur.

Bu yüzden diyoruz ki, devlet yani kamu otoritesi bir kural koymuşsa onun takibini dört koldan yapmak zorundadır. Bundan daha önemlisi, devlet, koyduğu kuralların takibini yapmayan kamu görevlisini takip etmekle işe başlamalıdır.

Takibin takibini yapmazsınız, Devlet, muz cumhuriyetine döner.
Okulda, iş yerinde, sokakta, yolda ya da deniz kenarında...

Kişiler, kamu otoritesinin kendi koyduğu kuralları büyük bir titizlikle takip ettiği kanaatine varmalı ve bunu bilinçaltına adeta kazımalıdır.

Bilinçaltına yerleşen bu algı, kişilerin karakteri olur ve kurullara saygı bilinci gelişir. Olması gereken de budur.

Bu sayede kişiler, en küçük sorunlarda bile yasaları ihlâl etmeyi ve suç işlemeyi değil hukuk önünde hesaplaşmayı ilke edinir.

Ancak uygulanana cezaların, mağdurlar için tatmin edici bir nitelik sunması koşuluyla...

Unutmayalım...

Küçük hataları görmemezlikten gelmişseniz, bilin ki, daha büyükleri yoldadır. )

( )


- SUÇ ile PAY


- SUÇ ile/değil/<> SAPMA


- SUÇ ile SUÇ ALETİ ile SUÇ BİLİMİ ile SUÇ YÜKLEME ile SUÇ BİLİMSEL ile SUÇ DUYURUSU


- SUÇ ile SUÇLAR

( CRIME vs. CRIMES )

( جرم ile جنايت ile خلاف ile تبهکاري ile جنايات ile جرائم )

( JARAM ile JENAYT ile KHLAF ile TABEHKARY ile JENAYAT ile JARAEM )


- SUÇ ile UFAK SUÇ/ZELLE[Ar.]

( ... İLE Sürçüp kayma. | Yanılma, yanlış. | Ufak suç. )


- SUÇ ile YANLIŞ(HATÂ) ile KABAHAT/KUSUR ile AYIP

( CRIME vs. MISTAKE )


- SUÇ ile/ve/değil/||/<>/< YASADIŞI


- SUÇ ile/||/<> YASALARA AYKIRI DAVRANIŞ, CÜRÜM

( yasalara aykırı davranış cürüm Az suç şüş Orta Türkçede suç suç cürüm olarak geçer Eski Türkçede suç olarak yazuk biçimi de geçer Eski Kıpçakçada da suç biçimi yanında yazuk biçiminin geçtiğine tanık oluyoruz Brockelmann OGM 64 b Bu biçim yeni diyalektlerde birtakım anlam değişmelerine uğramıştır Clauson ED 794b Kâşgarlı Mahmudun verdiği kılıç suç kıldı the sword glanced off ve er suç kıldı the man avoided accepting the thing gibi örneklere dayanarak suçun yansımalı onomatopéique bir biçim olduğunu dile getirmiştir Bu durum karşısında Mengesin suçun Çinceden geldiği yolundaki savının yanlış olduğu anlaşılıyor ArOr 1 223 Baskakov Jarring Arm suçu Çince alıntılar arasında saymamıştır Thomsen Macarcada suç olarak kullanılan bűn biçiminin eski bir Türk dilinden kalma alıntı olduğunu ortaya atmıştır Bu birleştirme ses ve anlam bakımlarından birçok soruna yol açmıştır Ligeti TörK 3839 273274 Eski Türkçede bün eksik kusur olarak geçer Orta Türkçede mǖn biçimi kullanılır Eski Kıpçakçada ise bün olarak geçer Eski Türkçe bün Kırgızcada mün mǖn eksik kusur Kazakçada min olarak kalmıştır Thomsen Macarca bűne ilişkin açıklamasında Eski Türkçe verileri göz önünde tutmuştur Çağdaş diyalektlerin bir bölümünde kilinçek de suç olarak geçer Alt Tel kilinçek Kuğ kilincek xilinçek kilinçe Ramstedt KWb 231a Räsänen V 270b Moğolca biçimin Uygurca kılınçtan geldiğini biliyoruz )

( KILINÇE )

( SUÇ[Az.]~ŞÜŞ[Nog.]~XILINÇEK[Soy.] )


- SUCCESSION ile/||/<> KLİMAKS TOPLUM

( Succession ekolojik değişim süreciyken İLE klimaks toplum stabil son durumdur )

( Formül: Birincil/ikincil )


- ŞÜCEYRE | AĞAÇÇIK ile/||/<> AĞAÇÇIK

( Çalı ile ağaç arası gövde yerine az odunsu birkaç daldan oluşan boyları 27 metre arasında değişen taflan fındık gibi bitkiler tarım )

( SHRUBS | WOODY PLANT | BUSHE )

( ARBUSTE | PLANTE LIGNEUSE | BUISSON )

( STRÄUCHER | HOLZIGE PFLANZEN | BÜSCHE )

( FRUTEX )

( ARBUSTO )

( ΘΆΜΝΟΣ / θάμνος )


- ŞÜCEYRE | AĞAÇÇIK ile/||/<> AĞAÇSI ile/||/<> ÇALI

( Çalı ile ağaç arası, gövde yerine az odunsu birkaç daldan oluşan, boyları 2-7 metre arasında değişen taflan, fındık gibi bitkiler. @@ (tarım) )

( SHRUBS | WOODY PLANT | BUSHE~WOODY PLANT | DENDRITE~BUSHE | SHURB, FRUTEX )

( ARBUSTE | PLANTE LIGNEUSE | BUISSON~PLANTE LIGNEUSE | DENDRITE~BUISSON | ARBRISSEAU, ARBUSTE )

( FRUTEX~...~FRUTEX )

( STRÄUCHER | HOLZIGE PFLANZEN | BÜSCHE~HOLZIGE PFLANZEN | DENDRIT~BÜSCHE | STRAUCH, BUSCH )

( ARBUSTO~ARBORESCENTE~CESPUGLIO )

( ΘΆΜΝΟΣ / θάμνος~ΔΕΝΔΡΏΔΗΣ / δενδρώδης~ΘΆΜΝΟΣ / θάμνος )


- SUCKER LAMP[İng.] ile/||/<> SÜT KUZUSU

( Annesini emen ve kesim için gerekli ağırlığa ulaşması için büyütülen kuzu )

( SUCKER LAMP )


- SUCKLING[İng.] ile/||/<> EMZİRME

( Yeni doğanların memeyi emerek beslenmesi )

( SUCKLING )


- SUÇLAMA/İTHAM[Ar. < İTHĀM] ile/||/<> SUÇLAMA/TÖHMET[Ar. < TUHMET]


- SUÇLAMA ile/ve/değil/||/<> AYIPLAMA


- [ne yazık ki]
SUÇLAMA ile/ve/<> DIŞLAMA


- [ne yazık ki]
!SUÇLAMA ile !KARALAMA


- [ne yazık ki]
"SUÇLAMA" ile/ve/||/<> "KÖTÜLEME"


- SUÇLAMA ile/ve/değil/yerine NİTELEME


- SUÇLAMA ile SUÇLAMA

( IMPEACH vs. IMPEACHMENT )

( استيضاح کردن ile اعلام جرم کردن ile احضار نمودن ile بدادگاهجلب کردن ile احضار بدادگاه ile استيضاح ile اعلام جرم )

( ESTYZAH KARDAN ile ELAM JARAM KARDAN ile EHZAR NEMUDAN ile BEDADEGAHOJALAB KARDAN ile EHZAR BEDADEGAH ile ESTYZAH ile ELAM JARAM )


- SUÇLAMA ile SUÇLAYICI ile SUÇLAYICI ile SUÇLAMAK

( ACCUSATION vs. ACCUSATIVE vs. ACCUSATORY vs. ACCUSE )

( افترا ile تهمت ile اتهام ile ريي ile اتهامي ile تهمت آميز ile افترا زدن ile متهم ساختن ile متهم کردن ile تهمت زدن ile تهمت بستن )

( AFTARA ile TAHAMAT ile ATEHAM ile ريي ile ATEHAMY ile TAHAMAT AMYZ ile AFTARA ZADAN ile MOTEHAM SAKHTAN ile MOTEHAM KARDAN ile TAHAMAT ZADAN ile TAHAMAT BASTAN )


- SUÇLAMA ile/değil/yerine TESPİT

( [not] ACCUSATION/BLAME vs./but TO DETERMINE
TO DETERMINE instead of ACCUSATION/BLAME )


- SUÇLAMA ile/ve/değil/yerine YÜKLEME


- SUÇLAMAK ile/değil/yerine DEĞERLENDİRMEK


- SUÇLAMA/K ile/değil/yerine ELEŞTİRİ/ELEŞTİRMEK

( [not] TO BLAME vs./but TO CRITICIZE
TO CRITICIZE instead of TO BLAME )


- SUÇLAMAK ile/değil/yerine ELEŞTİRMEK


- SUÇLAMAK ile/değil/yerine SORUMLU OLMAK


- SUÇLAMAK ile SUÇLANMAK ile SUÇLANDIRMAK ile SUÇLANABİLMEK ile SUÇLAYIVERMEK ile SUÇLANDIRILMAK


- SUÇLAMAK ile SUÇLAYICI

( INCRIMINATE vs. INCRIMINATORY )

( جاني قلمداد کردن ile بگناهمتهم کردن ile پاپوش درست کردن ile محکوم کننده )

( JANY GHALAMDAD KARDAN ile BEGNANPAMETEHAM KARDAN ile PAPUSH DAREST KARDAN ile MOHKOM KONANDEH )


- SUÇLAMAYI/İTHAMI:
DEF ETMEK ile/ve/||/<> İNKÂR ETMEK


- SUÇLANABİLİR ile SUÇLAMAK

( BLAMABLE vs. BLAME )

( شايان توبيخ ile نکوهش ile سرزنش ile تقصير بگردن گذاردن ile نکوهش کردن ile لوم ile ذم کردن ile ملامت ile مقصر دانستن ile مقصر شناختن ile عتاب کردن ile ملامت کردن ile انتقادکردن )

( SHAYAN TOBYKH ile NAKUHOSH ile SARZNESH ile TAQSYR BEGARDAN GOZARDAN ile NAKUHOSH KARDAN ile LOM ile ZAM KARDAN ile MOLAMET ile MOGHASR DANSTAN ile MOGHASR SHENAKHTAN ile ATAB KARDAN ile MOLAMET KARDAN ile ENTEGADKARDAN )


- SUÇLANABİLİR ile SUÇLAMAK ile ZANLI ile İDDİANAME

( INDICTABLE vs. INDICTE vs. INDICTER vs. INDICTMENT )

( قابل تعقيب ile تحت تعقيب قرار دادن ile اعلام جرمکننده ile ادعانامه )

( GHABEL TAGHYBE ile TAHAT TAGHYBE GHARAR DADAN ile ELAM JARMKONANDEH ile EDEANAMEH )


- SUÇ/LAR ile/ve/||/<>/> ORGANİZE SUÇ/LAR


- SUÇLU ile CEZAİ İMA ile SABIKA KAYDI ile SABIKA KAYITLARI ile SUÇLULUK ile CEZAİ OLARAK ile SUÇ İŞLEMEK ile KRİMİNOLOJİ

( CRIMINAL vs. CRIMINAL IMPLICATION vs. CRIMINAL RECORD vs. CRIMINAL RECORDS vs. CRIMINALITY vs. CRIMINALLY vs. CRIMINATE vs. CRIMINOLOGY )

( جنايتکار ile خلاف کار ile تبهکارانه ile خلافکار ile تبهکار ile ناکار ile مجرم ile جاني ile مقصر ile مجرمانه ile جنايي ile آلودگي در جنايت ile پيشينه ile سوابق سوء ile جنايت کاري ile جنايت کارانه ile مجرم خواندن ile جرم شناسي )

( جنايتکار ile KHLAF KAR ile TABEHKARANEH ile KHLAFKAR ile TABEHKAR ile NAKAR ile MOJRAM ile JANY ile MOGHASR ile MOJARMANEH ile JENAYY ile ALODEGY DAR JENAYT ile PEYSHYNAH ile SAVABAGH SUE ile JENAYT KARY ile JENAYT KARANEH ile MOJRAM KHANDAN ile JARAM SHENASY )


- SUÇLU ile/ve/değil/yerine/||/<>/< EYLEM SORUMLUSU


- SUÇLU ile SUÇLU

( FELON vs. FELONIOUS )

( جنايت کار ile تبهکار ile بزهکار ile بزهکارانه )

( JENAYT KAR ile TABEHKAR ile BOZEHKAR ile BOZEHKARANEH )


- SUÇLULUK KOMPLEKSİ | SUÇLULUK DUYGUSU ile/||/<> SUÇLULUK DUYGUSU

( Kişinin törel ya da dinsel kuralları çiğnediğini sezmesi sonucu bilinçli ya da bilinçsiz olarak kapıldığı ve kendisiyle ilgili değer yargılarını sarsan duygu Bireyin birtakım toplum törelerine yasalara aykırı davrandığı sanısına kapılması ya da öyle davrandığını anlaması sonucu içinde bulunduğu gergin ruh durumu )

( SENSE OF GUILT | GUILT COMPLEX )

( COMPLEXE DE CULPABILITÉ )


- SUÇLU/LUK / SUÇLU/SU / SUÇLU/LARI ile/ve/değil/||/<>/< SORUMLU/LUK / SORUMLU/SU / SORUMLU/LARI

( Sorumlu olmak, suçlulukla bağdaştırılmamalıdır. )

( RESPONSIBILITY vs./and TO INTERROGATE )


- SUÇLU/LUK ile SUÇLULUK HİSSİ ile SUÇLULUK DUYGUSU


- SUÇLULUK ile/değil/yerine SUSLULUK


- ...'NIN:
"SUÇLUSU" ile/ve/değil/yerine/<>/< SORUMLUSU


- SUCROSE THERMAL OLIGOSACCHARIDE CARAMEL[İng.] ile/||/<> STOK

( Sukroz termal oligosakkarit karamel )

( SUCROSE THERMAL OLIGOSACCHARIDE CARAMEL )


- SUÇSUZLUĞUNU İDDİA ETMEK ile/ve/||/<> SUÇU/NU İNKÂR ETMEK


- SÜCÛD[Ar.] ile SÜCÛD[Ar. < SÂCİD]

( Secde etme. İLE Secde edenler. )


- SUCÛD ile/ve/||/<> VUCÛD

( Dışsal bağ. İLE/VE/||/<> İçsel bağ. )


- SUCUKLAŞMAK ile SUCU/LUK ile SUCUK ile SUCUL ile SUCUKLU ile SUCUKÇU/LUK ile SUCUKLU YUMURTA


- SUCUL OMURGALILAR:
YUVARLAK AĞIZLILAR ile/ve/||/<> KIKIRDAKLI BALIKLAR ile/ve/||/<> KEMİKLİ BALIKLAR


- SUCUL | SU GEÇİMLİ SUÇEKEN | HİDROFİL ile/||/<> HİDROFİL ile/||/<> HİDROFİL[Fr. < HYDROPHILE]

( hydor su philein sevmek 1 Bir bileşiğin suya eğilimi olan grubu Polar grup kutuplu grup gibi 2 Nemli ya da bataklık yerlerde yaşayan 3 Suseven 4 Su ile tozlaşan Su seven 1 Suda kolaylıkla eriyen polar molekül veya gruplar hidrofilik 2 Suyu emme ve tutma yeteneği fazla olan pamuk gazlı bez gibi materyal )

( HYDROPHILLE | HYDROPHILE | HYDROPHILIA, HYDROPHIL )

( HYDROPHILLE | HYDROPHILE )

( WASSERLIEBEND )


- SUCUS-İ DÂİRE | ALTILIK ile/||/<> ALTILIK

( Açısal yükseklik ölçen bir araç haritacılık Deniz ve hava gidiş gelişmelerinde konum yerini bulmak için yıldızların yüksekliğini ölçmekte kullanılan açıölçer astronomi altılık )

( SEXTANT )

( SEXTANT )

( SEXTANT )

( SEXTANS )


- SUÇÜSTÜ ile SUÇÜSTÜ MAHKEMESİ


- SÛD[Ar.] ile SÛD[Ar.]

( Sevdâlar. İLE Yarar, kâr, kazanç. )


- SUDA ERİYEN VİTAMİNLER ile YAĞDA ERİYEN VİTAMİNLER


- SUDAN ile/||/<> GÜNEY SUDAN CUMHURİYETİ

( [Başkenti]
Hartum. @@ Juba. )

( [Para birimi]
Sudan Sterlin'i[SDG] @@ Güney Sudan Lirası[SSP][1$ = 3.3][Mart 2012] )


- SUDAN[İng.] ile/||/<> SUDAN

( Bir grup sentetik lipofilik sentetik azo bileşiği Mikroskobik olarak yağların ortaya konmasında kullanılır Sudan III ve sudan IV gibi çeşitleri vardır )

( SUDAN )


- SUDAN ile SUDAN

( Yapısında su bulunan. İLE Ülke. )


- SUDAN ile SUDANLI ile SUDAN UCUZ ile SUDAN CEVAP ile SUDAN SEBEP ile SUDAN BAHANE ile SUDAN TAVUĞU


- SUDG[Ar. çoğ. ASDÂG] ile ŞAKAKLARDAN SARKAN SAÇLAR

( Şakaklardan sarkan saçlar. )


- ŞUDRALAR ile ...

( Köylüler, işçiler ve hizmetçiler. Tenleri koyu esmerdir. )


- SÜDS/SÜDÜS ile ...

( Altıda bir. [1/6] )


- ŞUDUR" Kİ ile/değil ŞU Kİ


- SUDÛR[< SADR] ile ...

( GÖĞÜSLER | SÂDIR OLMA, MEYDANA ÇIKMA, OLMA (VUKU', ZUHÛR) | MEYDANA ÇIKMA, OLMA, SÂDIR OLMA )


- SUDÛR ile/ve/<> CÛD

( Fışkırarak taşma ve yayılma. İLE/VE/<> Taşma. )


- SUDUR ile/||/<> EMANATION[İng.] ile/||/<> ÉMANATION[Fr.] ile/||/<> EMANATIO[Lat.] ile/||/<> EMANATION[Alm.] ile/||/<> TÜRÜM

( Aşağı olanın daha yukarı olandan çıkması çok olanın her şeyin bir olandan çıkması Bir olan yetkin olandır ve kendi varlığı içinde azalmadan ve değişmeden kalır ondan türeyen ise çıkış kaynağından olan uzaklığının ölçüsüne göre gitgide yetkinliğini yitirir Buna karşılık evrimde evolution gelişmemiş bir şey gitgide daha yetkinliğe doğru gelişir yetkin olan yetkin olmayandan doğar Türüm Yeni Platonculuğun ana ilkesidir Türüm düşüncesini geliştirmiş olan Plotinos tözce azalma olmadan olup biten türüm sürecini anlamayı kolaylaştırmak için ışıyan güneş imgesini kullanır perilampsis yayılan güneş ışını )

( EMANATION )

( ÉMANATION )

( EMANATION )

( EMANATIO )


- SUDUR ile FEYZ


- SUDUR[Ar.] ile/||/<> SUDUR[TR.]

( Taşma. İLE/||/<> Su olduğu öngörüsü. )


- SUDUR ile TAHAVVÜL


- SUDÛR ile TECELLÎ

( Taşma. İLE Görünme, belirme. )

( İnsanda. İLE Doğada. )


- ..., ŞUDUR/ŞÖYLEDİR ile/ve/değil/yerine ..., AYNI ZAMANDA ŞUDUR/ŞÖYLEDİR


- SÜET[Fr. < SUÈDE] ile/||/<> ...

( SUÈDE )


- ŞUFA HAKKI ile/||/<> ÖNCELİK HAKKI

( öncelik hakkı 2 )


- ŞUFA[Ar. < ŞUFʿA] ile/||/<> ÖN ALIM (ŞUFA HAKKI)


- ŞUFA ile ŞUFA HAKKI


- SÜFELÂ'[Ar. < SEFÎL] ile SÜFERÂ[Ar. < SEFÎR]

( Sefiller. İLE Elçiler. )


- ŞUFEYRE | NEMF ile/||/<> NEMF[Fr. < NYMPHE]

( biyoloji Nimf )

( NYMPH )

( NYMPHE )


- SUFFOLK ile COOPWORTH ile PORSET HORN ile HAMPSHIRE


- SÛFÎ ile ÂRİF

( Her ârif, sûfî fakat her sûfî, ârif değildir. )

( Kendi zevkini bulabilmiş kişi. İLE ... )


- SÛFÎ ile FİLOZOF(HUKEMA)

( Hakikati, eşyanın hakikatini bilir. İLE Hakikatleri bilir. )


- SÛFÎ ile İŞRÂKÎ


- SÛFÎ ile MUHAKKİK


- SÛFÎ ile MUTASAVVIF

( Tevhidi kendi bünyesinde evrensel boyutta yaşayan kişi. İLE Bununla ilgilenen, o yola çıkan kişi. )


- SUFİ[Ar. < ṢŪFĪ] ile/||/<> MUTASAVVIF


- SÛFİ'NİN BİLGİSİ ile ÂLİM'İN BİLGİSİ

( Hudûrî. İLE Husûlî. )


- SÛFÎ'NİN BİLGİSİ ile ÂLİM'İN BİLGİSİ

( Hudûrî. İLE Husûlî. )


- SUFİ'NİN BİLGİSİ ile ÂLİM'İN BİLGİSİ

( Huduri. İLE Husuli. )


- SUFLE[Fr.] ile SUFLE[Fr.]

( Sahnedeki oyunculara, izleyicilere duyurmadan unutulmuş bir sözü ya da tümceyi anımsatma. İLE Un, şeker vb. maddelerin yoğun sıvı kıvama gelinceye kadar çırpılıp pişirilmesiyle yapılan bir tatlı türü. )


- SÜFLÎ[Ar.] ile SÜFERÂ[Ar.]

( Aşağıda bulunan. | Alçak, bayağı. | Kılıksız, kıyafetsiz. | Utarit[Merkür] ile Venüs[Zühre] gezegenleri. İLE Tortuya, döküntüye ait. | Çıkartı, dışkı. )


- SÜFLÎ ile VASAT ile FEVKÂNÎ


- SÜFLİLEŞMEK ile SÜFLİ/LİK


- SUFLÖRLÜK ile/||/<> PROMPTING[İng.] ile/||/<> ANSITMA

( Bir görüşmede belli soruların olanaklı yanıt seçeneklerinin görüşmeci tarafından yüksek sesle okunması )

( PROMPTING )


- SUGENO ile/||/<> İNTEGRAL

( Sugeno integrali İLE bulanık ölçü kuramı )

( Michio Sugeno tarafından 1974 yılında keşfedildi/formüle edildi. (1940-) (Ülke: Japonya) (Alan: Kontrol Teorisi) (Önemli katkıları: Sugeno bulanık kontrol sistemi) )


- SUGİLİT ile/||/<> AMETİST

( Mor renkli nadir bir mineral. İLE/||/<> Mor renkte bir kuvars türü. )


- SUGİLİT ile/||/<> ÇEROİT/CHAROİT

( Mor renkli nadir bir mineral. İLE/||/<> Mor renkte, desenli bir mineral. )


- SUGİLİT ile/||/<> PERİDOT

( Mor renkli nadir bir mineral. İLE/||/<> Zeytin yeşili renkte bir olivin türü. )


- SUGİLİT ile/||/<> RODOKROZİT

( Mor renkli nadir bir mineral. İLE/||/<> Pembe ile beyaz çizgili bir karbonat. )


- SUGİLİT ile/||/<> RODONİT

( Mor renkli nadir bir mineral. İLE/||/<> Pembe ve siyah renkli bir mineral. )


- SUGİLİT ile/||/<> SPİNEL

( Mor renkli nadir bir mineral. İLE/||/<> Çeşitli renklerde bulunabilen bir mineral. )


- SUGİLİT ile/||/<> TANZANİT

( Mor renkli nadir bir mineral. İLE/||/<> Mavi ve mor tonlarında bir zoisit türü. )


- ŞUGL ile ...

( İŞ, GAİLE )


- SÜĞME ile/||/<> SÜĞMEK

( Yün ve kıl eğirme Mamatlar Eğridir Isparta Yün ya da kıl eğirmek Mamatlar Eğridir Isparta )


- SUĞRÂ ile KÜBRÂ ile MATLÛB/MÜDDEA

( Küçük öncül. İLE Büyük öncül. İLE Sonuç. )

( HADD-İ ASĞAR(KONU/KÜÇÜK TERİM) ile HADD-İ EVSAT(YÜKLEM/ORTA TERİM) )

( HADD-İ EVSAT(KONU/ORTA TERİM) ile HADD-İ EKBER(YÜKLEM/BÜYÜK TERİM) )

( HADD-İ ASĞAR(KONU/KÜÇÜK TERİM) ile HADD-İ EKBER(YÜKLEM/BÜYÜK TERİM) )


- SUGRA ile/||/<> MINOR, PRÉMISSE[İng.] ile/||/<> MINEURE[Fr.] ile/||/<> MINOR PROPOSITIO[Lat.] ile/||/<> MINOR, UNTERSATZ[Alm.] ile/||/<> KÜÇÜK ÖNERME

( Tasımda Öncüllerden küçük olanı küçük terimi içinde bulunduranı ve doğal olarak büyük önermeden sonra geleni Koşullu tasımda Büyük önermede öne sürülen koşulun gerçekleştiğini ya da gerçekleşmediğini bildiren önerme Bir cisim elmas ise camı keser Bu cisim camı kesmiyor Öyleyse bu cisim elmas değil )

( MINOR, PRÉMISSE )

( MINEURE )

( MINOR, UNTERSATZ )

( MINOR PROPOSITIO )


- SUH EFFECT[İng.] ile/değil/yerine/= SUH ETKİSİ


- SUH AMPLIFIER[İng.] ile/değil/yerine/= SUH YÜKSELTECİ


- SÜHÂ ile ...

( Büyükayı yıldız kümesinin en küçük yıldızıdır. )


- SUHAN[Fars.] ile SÛHÂN[Fars.]

( Söz, lakırdı. İLE Törpü. )


- SU/HAVA GEÇİRMEZ ile SU/HAVA ETKİ ETMEZ

( IMPERMEABLE vs. IMPERVIOUS )


- ŞUHH[Ar.] ile BUHL[Ar.]


- SUHL-EFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= SUHL ETKİSİ


- AMPLIFICATEUR DE SUHL[Fr.] / SUHL-VERSTÄRKER[Alm.] ile/değil/yerine/= SUHL YÜKSELTECİ


- SUHNÂN[Fars.] ile ...

( Sıcak gün. | Sıcak, kızgın. )


- SUHTE ile ...

( Medreseli. )


- ŞÜHÛD[< ŞÂHİD] ile ...

( TANIKLAR | VAR OLMA, GÖRÜNME )


- ŞÜHÛD ile VÜCUT


- SÜHÛLET ile SUHÛNET

( Kolaylık. | Yumuşaklık, naziklik. | Uygun ortam. İLE Sıcaklık. )


- SUHÛN[Ar. < SAHNE] ile SUHUN/SUHAN[Fars.]

( Sahneler. İLE Söz, lakırdı. )


- SUHUNET, TEMPERATÜR | HARARET | TENPARATÜR | TEMPERATÜR | SUHÛNET | TEMPERATUR | SICAKLIK ile/||/<> SICAKLIK

( Hamamlarda yıkanılan sıcak yer Bir dizge ya da nesne bir başkasına değdirilerek yalnız ısı türünde erke alışverişi yaptığı ve ısıl dengeye ulaştığı zaman her ikisinde ortak değer alan durum değişkeni fizik 1 Bir nesnenin soğuk serin ılık ya da sıcak olarak nitelenmesini gerektiren ve taşıdığı fiziksel erkenin düzeyinden oluşan durumu 2 Isıldevingen dengedeki özdeğin her bir özdeciği başına düşen ortalama devinim erkesini ölçen nicelik 3 meteoroloji Sıcaklık ye soğukluk gibi duyumları uyandıran sıcakölçer gözlemleriyle kesin olarak değerlendirilebilen değişken hava koşullarının tümü 1 Çeşitli biçimlerde beliren bir enerji tipi 2 Özel organların uyartılmasiyle meydana getirilen ısma duygusu Isıldevingen dengedeki bir özdeğin her bir özdeciği başına düşen ortalama devinim erkesini ölçen nicelik Bir ısılölçerle ölçülen ısıl yeğinlik biyoloji coğrafya fizik zooloji kimya Bir özdek ya da ortamın soğuk ya da sıcak olma durumunun ölçüsü )

( TEMPERATURE | HEAT )

( TEMPÉRATURE | CHALEUR )

( TEMPERATUR | WÂRME | WÄRMEGRAD )


- SUHUNET[Ar. < SUḪŪNET] ile/||/<> SICAKLIK


- SÜHÛNET[Ar.] ile SÜHÛNET[Ar.]

( Sıcaklık, kızgınlık. İLE Katılık, peklik. )