ile (... ile ...) bağlaçlı FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 89.417 başlık/FaRk ile birlikte,
89.417 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(305/359)
- T GÖZE ile/||/<> B GÖZE
( T göze gözesel immünite İLE B göze humoral immünite )
( Formül: CD4⁺/CD8⁺ (T) İLE IgM/IgG üretimi (B) )
- T(PERİYOT) ile/||/<> F(FREKANS)
- T FILTER[İng.] / FILTRE EN T[Fr.] / T-FILTER[Alm.] ile/değil/yerine/= T SÜZGEÇ
- T-TEST ile/||/<> ANOVA ile/||/<> CHI-SQUARE
( Farklı veri türleri için istatistiksel testler. )
( Formül: t = (x̄₁ - x̄₂)/SE )
- T-ORBITAL[İng.] ile/değil/yerine/= T-YÖRÜNGEMİ
- T-GÖZ AŞISI ile/ve/||/<> YONGA GÖZ AŞISI
- T ile/||/<> ...
( 1 Treonin amino asit 2 Timin 3 Timidin 4 Ribotimidin 5 Tokoferol )
- T ile ...
( DEĞİŞİMDE DEĞİŞMEDEN KALAN | EN YÜKSEK VE TANIMLANAMAZ GERÇEKLİK | TEO, TAO, TE, THE, [Ar.]el- )
- T ile D
- T ile T
( Türk abecesinin yirmidördüncü harfi. İLE Trityum'un simgesi. )
- T ile Tb ile Tc ile TC
( Trityum'un simgesi. İLE Terbiyum'un simgesi. İLE Teknetyum'un simgesi. İLE Türkiye Cumhuriyeti'nin kısaltması. )
- TA PHYSICA
ile/ve/||/<>
TA POIOUMENA
ile/ve/||/<>
TA CHREMATA ile/ve/||/<>TA PRAGMATA
ile/ve/||/<>/<
TA MATHEMATA
- TÂ[Ar.] ile TÂ'[Ar.] ile TÂ[Ar.] ile TÂ[Ar.] ile TI[Ar.]
( Eski Türkçe'deki "te" ve "tı" harflerinin Arapça'daki adı. İLE "tı" harfinin bir adı. İLE Kat, büklüm. İLE Kadar, dek, değin. İLE Osmanlı abecesinin 19. harfi olup ebced hesabında, 9 sayısının karşılığıdır. T harfini karşılar. )
- TA ile Ta ile Th ile Ti ile Tl ile Tm/Tu ile TU/TÜ/TÜH
( Dek, değin, kadar ya da beri gibi ilgeçlerle birlikte kullanılarak, bir eylemin, bir hareketin, bir yerin, bir şeyin başladığı ya da sona erdiği noktayı, zaman ve uzaklık bakımından abartmalı bir biçimde anlatır. İLE Tantal'ın simgesi. İLE Toryum'un simgesi. İLE Bir tören sırasında, askerleri biraraya toplamak, törenin başladığını bildirmek vb. amaçlarla çalınan borazanın çıkardığı ses. İLE Talyum'un simgesi. İLE Tulyum'un simgesi. İLE "Yazıklar olsun" anlamında kullanılır. )
- TAAB ile TAB' ile TÂB[Fars.] ile -TÂB[Fars.]
( Yorgunluk. | Sıkıntı, zahmet, eziyet, meşakkat. | Sinirlerin zayıflığından dolayı kaslarda ve çeşitli yerlerde duyulan şiddetli sancı. | Tabiat, huy. | Damga, mühür basma. | Kitap basma. İLE Güç, kuvvet, tâkat. | Işık, parlaklık. | Harâret. | Tazelik. | Kıvrım, büklüm. | Sıkıntı, eziyet. | Öfke. | Kılıcın keskinliği. İLE "parlayan, parlatan, aydınlatan" anlamlarına gelerek birleşik sözcükler yapar. [ÂLEM-TÂB: Dünyayı aydınlatan.] )
- TAABBÜD[< ABD] ile İBÂDET ETME, KULLUK ETME; TAPMA, TAPINMA
- TAABBÜD ile/ve TEFEKKÜR ile/ve TEVEKKÜL
- TAABBÜS[Ar.] ile TAABBÜS[Ar. çoğ. TAABBÜSÂT]
( Sayıklama ya da havadaki bir şeyi tutmaya çalışır gibi ellerini sallayarak hareket ettirme. İLE Yüz ekşitme, surat asma. )
- TAADDÜD[Ar.] ile TAAHHÜD[Ar. < AHD | çoğ. TAAHHÜDÂT]
( Birden çok olma, çoğalma, sayısı artma. İLE Üzerine alma, yapılması için söz verme. | Bir işin yapılması için resmî olarak sözleşme. | Postaya verilen bir şeyin yerine ulaşmasını sağlama. )
- TAAHHÜT ile/||/<> ENGAGEMENT[İng.] ile/||/<> ENGAGEMENT[Fr.] ile/||/<> YÜKLENME
( ENGAGEMENT )
( ENGAGEMENT )
- TAAHHÜT ile TAAHHÜTLÜ ile TAAHHÜTLÜ MEKTUP
- TAAHHÜT ile/ve/||/<>/> TEMÎNÂT
- TAAHHÜTSÜZ ile/||/<> WITHOUT ENGAGEMENT[İng.] ile/||/<> SANS ENGAGEMENT[Fr.] ile/||/<> BAĞITSIZ
( Hiç bir yönü ile bağımlı olmayan )
( WITHOUT ENGAGEMENT )
( SANS ENGAGEMENT )
- TAALÎ/TEÂLÎ[Ar. < ULÜVV] ile TAALLÎ/TEÂLLÎ[Ar. < ULÜVV | çoğ. TEALLÜYÂT]
( Yükselme, ululanma. İLE Yükselme, yüksek olma. )
- TAALLUK[< ALAK] ile ...
( ASILI OLMA, ASILMA | İLİŞKİN, İLİŞİĞİ OLMA | SEVME | ÂİT OLMA | [tas.] DÜNYA İLGİSİ )
- TAALLÜM[< İLM] ile/ve/<> İLİM
( Öğrenme, öğrenilme, okuyarak, ders alarak öğrenme, elde etme. İLE/VE/<> ... )
( Gerekli fakat yeterli değildir. İLE/VE/<> ... )
- TAÂM[< ET'İME] ile YEMEK, AŞ
( YEMEK, AŞ )
- TAAMİNÜT ile/||/<> PRÈMÈDITATION[Fr.] ile/||/<> TASARLAMA
( PRÈMÈDITATION )
- TAAMMÜD[Ar. < AMD] ile TAANNÜD[Ar. < İNÂD | çoğ. TAANNÜDÂT]
( Bir işi bilerek ve isteyerek yapma. İLE İnad etme, direnme, ayak direme. )
- TAAMMÜT[Ar.] ile/<> TAAMMÜDEN
( Bir işi ya da suçu bile bile, tasarlayarak yapma. | İşlenecek bir suçun, daha önceden tasarlanması. İLE/<> Kasten. )
- TAANNÜT | DİRENME ile/||/<> DİRENME
( Herhangi bir uyaran söz konusu olmadığı halde belirli birtakım etkinlikleri sürdürmede ayak direme Borçlunun süresi biten parayı ödeyememesi Alacaklının ya da borçlunun direnmesi )
( PERSEVERATION | DEMURE )
( DEMEURE )
- TAARRUS/TAARRÜS[Ar. çoğ. TAARRUSÂT] ile TAARRUZ[Ar. çoğ. TAARRUZÂT] ile TAÂRUZ/TEÂRUZ[Ar. < ARAZ | çoğ. TEÂRUZÂT]
( Kocanın, karısına sevgi göstermesi. İLE İlişme, sataşma, takılma. | Düşmana saldırma. İLE Birbirine zıt olma. )
- TAARRUZ ile/ve/<>/değil/yerine TEYAKKUZ
- TAARÜF ile TEARRÜF
( BİRBİRİNİ BİLMEK, TANIMAK )
- TAASSÎ[Ar. < İSYÂN] ile TAAŞŞÎ[Ar.]
( Ayaklanma, boyun eğmeme, isyân etme. İLE Akşam yemeği yeme. )
- TAASSUB ile AKIL TUTULMASI
- TAASSUB ile/ve/değil BİLGİ/DENEYİM EKSİKLİĞİ
- TAASSUB ile/değil/yerine GELENEKSEL DEĞER/LER
- TAASSUB[Ar.] ile/değil/yerine ÖNCELİK
- TAASSUB ile TASALLUT
( Taassub, tasalluta dönüşmemelidir! )
- TAASSUB ile/değil/yerine/>/>< TASAVVUF
( TASAVVUF: Taassubu yok eden neyse, o! )
( Tasavvuf, taassuptan kurtulmaktır. )
- TAASSUB ile TUTUCULUK
- TÂ'AT[Ar.] ile HİDMET/HİZMET[Ar.]
- TÂ'AT[Ar.] ile KABÛL[Ar.]
- TÂ'AT[Ar.] ile MUVÂFAKATU'L-İRÂDE[Ar.]
- TÂAT[Ar.] ile TÂÂT[Ar. < TÂAT]
( Allah'ın emirlerini yerine getirme, ibâdet. İLE İbâdetler. )
- TAATTUL[Ar.] ile TAATTUR[Ar. < ITR]
( İşsiz kalma, işlemez olma. İLE Güzel kokular sürünme. )
- TAAYYÜN[< AYN] ile ...
( MEYDANA ÇIKMA, ÂŞİKÂR OLMA | BELİRLİ OLMA | BELİRME | ŞEKİL | ÂYAN SIRASINA GİRME, ÎTİBARLANMA, BELİRLİ BAŞLI ADAM OLMA )
- TAAYYÜN-Ü SÂNİ ile ANASIR-I ERBAA ile MEVALİD-İ SELÂSE
- TAAZZÜL[Ar. < AZL] ile TAAZZÜR[Ar. < ÖZR]
( Bir tarafa çekilme. | İşten çekilme. | Ehl-i sünnet'ten Vâsıl b. Atâ'nın kurduğu mu'tezile mezhebi. | Takımdan ayrılma. İLE Özür bildirme. | Güçleşme, güç olma, olanak bulunmama. )
- TAAZZUM | KEMİKLEŞME ile/||/<> KEMİKLEŞME
( karşılık ossifikasyon os kemik facere yapmak Kemik meydana gelmesi bağ ve özellikle kıkırdak dokusunun kemişleşme merkezlerinde başlayan ve osteoblastlar araciyle tamamlanan olay biyoloji Kemik dokusunun intramembranöz ya da endokondral olarak meydana gelmesi Osifikasyon Kemik dokusunun intramembranöz veya endokondriyal olarak meydana gelmesi osifikasyon 1 Osifikasyo perikondriyalis adı verilen intramembranöz ve osifikasyo endokondriyalis adı verilen endokondral yolla kemik dokusu yapımı ossifikasyon 2 Dokularda kronik kıkırdak doku yangılarındaki gibi kalsiyum tuzları birikmesi nedeniyle sertleşerek kemik dokusu niteliği kazanma )
( OSSIFICATION )
( OSSIFICATION )
( VERKNÖCHERUNG | OSSIFLKATION, VERKNOCHERUNG )
( OS,FACERE | OS: KEMIK; FACERE: YAPMAK | OSSIFICATIO )
- TAAZZUM[< AZÂMET] ile BÜYÜKLÜK SATMA, KİBİRLENME | KEMİKLEŞME
- TAAZZUM/TEAZZUM[Ar. < İZAM/AZÂMET] ile/ve ERKAB[Ar.]
( Büyüklük taslama, kibirlenme. @@ Boynu kalın olan adam ya da arslan. )
- TAAZZUV ile/||/<> ORGANISATION[Fr.] ile/||/<> ORGANLAŞMA
( biyoloji botanik )
( ORGANISATION )
- TAB | BASI ile/||/<> BASI
( basımcılık Dökme harf klişe ya da taş kalıp kullanarak bez kâğıt vb yüzeylere yazı resim çıkartma işi Vurgu temeline dayanan nazımda Sesin şiddetinde bir yükseliş diye kabul edilen vurgu ki tartı buna dayanır )
( PRINTING, STAMPING )
( ACTION D'IMPRIMER | ICTUS )
- TAB ÜNİTESİ | MUKAYYİT | YAZICI ile/||/<> YAZICI
( Sinema Bir filmin yazılarını hazırlayan yazıcı aygıtı kullanan kimse Işıkölçer ve benzeri araçlarla gözlem değerlerini devimli kâğıt üzerine çizerek yazan bölüm Sonuçları kâğıt üzerine yazan bilgisayar çıkış birimi 1 gökbilim Işıkölçer ve benzeri araçlarla gözlem değerini devimli kâğıt üzerine çizerek yayan bölüm 2 sinema Bir filmin yazılarının film üzerine alınmasında kullanılan aygıt imleç fizik )
( TITEL WORKER, TITLING ARTIST | RECORDER | PRINTER )
( TITREUR | ENREGISTREUR | IMPRIMANTE )
( TITELANFERTIGER, TITELZEICHNER | SECHREIBER )
- TABAK ile/||/<> ...
( deri post vb ni kullanabilecek duruma getirmek işini yapan kişi sepici dabbāġ sepici Arapçada bb géminationu Türkçede yalınlaşmıştır Türkçede sepici sözü de kullanılır )
( DABBĀĠ )
- TABAK ile/||/<> ...
( yiyecek koymaya yarar az derin ve yayvan kap ṭabaḳ tepsi )
( ṬABAḲ )
- TABAK ile BULAŞIK MAKİNESİ ile UYUMSUZ ile UYUMSUZ ile AHENKSİZLEŞMEK ile UYUMSUZLUK ile BULAŞIKLAR ile PATLICAN YEMEKLERİ
( DISH vs. DISH WASHER vs. DISHARMONIC vs. DISHARMONIOUS vs. DISHARMONIZE vs. DISHARMONY vs. DISHES vs. DISHES OF EGGPLANTS )
( ظرف ile ديس ile نواله ile بشقاب ile غذا ile ضرف شويي ile غيرمتجانس ile ناهمساز ile ناموزون ile ناموزون شدن ile ناموزون کردن ile عدم توافق ile ناسازي ile ناموزوني ile ظروف ile ضروف ile مسما )
( ZARF ile ديس ile نواله ile BESHGHAB ile GHZA ile ZARF SHOYY ile غيرمتجانس ile NANPAMSAZ ile NAMOZON ile NAMOZON SHODAN ile NAMOZON KARDAN ile ADAM TAVAFEGH ile ناسازي ile NAMOZONY ile ZAROF ile ضروف ile MASMA )
- TABAK ile ÇANAK
- TABAK ile/||/<> TABAK[Ar. < DEBBÂG | AR. < ṬABAK]
( taban talba II Pulluğun toprağı ters çeviren kısmı Taşpınar Aksaray Niğde taban Yenikent Aksaray Niğde talba II Kızılca Bor Niğde hlk 1 Şap 2 Panarisyum )
- TABAKA | KAT ile/||/<> KAT ile/||/<> KAT[Ar. < KAṬʿ]
( Sinema Film tabanı üzerine sürülen çeşitli duyar özdek ya da koruyucu özdekten oluşan astar TV Radyo ya da televizyon almacındaki çeşitli elektronik birlikleri belirten terim Yerbilim zamanlarından bir dönem süresi içinde oluşmuş katmanlı kayaçlar Sahne dekorunda bir üst ya da alt katı belirten yüzey Örn Nestroy Zu ebener Erde und im Ersten Stock alt katta ve üst katta İki katlı dekoru Ferdinand Bruckner Verbrecher Caniler adlı yapıtının 1928 üç katlı dekoru vardı Verilen bir tümsayı için bununla bir diğer tümsay çarpımına eşit olan tümsay Koşucuların spor niteliği bakımından değerlerine göre ayrılmaları Bir yapının yapımı bitmiş tabanı ile onun üzerindeki tavanın arasında kalan bölümü 1 genel uygulayım Birbiri üzerine konarak oluşturulmuş nesnelerin her bölümü ya da parçası 2 sinema Film tabanı üzerine sürülen çeşitli özellikteki duyar özdekler 3 yerbilim katman matematik katman coğrafya coğrafya jeoloji lsıl işlem ya da yüzey işlemi görmüş yüzeylerde oluşmuş oksit nitrür vb özdek zar Katal )
( LAYER, COAT, COATING | STAGE | MULTIPLE | STOREY | LAYER, STRATUM | HORIZON, LEVÉL | LAYER | KAT )
( COUCHE | ÉTAGE | ETAGE | MULTIPLE | CATÉGORIE | 1- ÉTAGE, 2- COUCHEÈ | STRATE | ÉTAGE, HORIZON | COUCHÉ )
( SCHICHT, ÜBERZUG | STUFE | ETAGENDEKORATION | VIELFACHES, VIELFACHE, MUTTIPLUM | STOCK, STOCKWERK | SOHLE | SCHICHT )
( MÜLTIPLUS )
- TABAKA | KATMAN ile/||/<> KATMAN
( Altında ve üstünde bulunan kayaçlardan gözle ya da fiziksel olarak az çok açıkça ayrılabilen kalınlığı 1 cmden az olmayan tortul kayaç birimi örnek Evrenin belirli özelliklere göre parçalandığı kesimlerden her biri Birbiri üzerine serilmiş yayılmış ya da kimyasal olarak oluşmuş varlığı kimyasal ve fiziksel yöntemlerle belirlenebilen özdek bölgesi 1 genel uygulayım kat 1 2 yerbilim madencilik Altında ve üstünde bulunan kayaçlardan gözle ya da fiziksel olarak ayrılabilen kalınlığı 1 cm den az olmayan tortul kayaç birimi tabaka kat Atom çekirdeğini kuşatan elektron içerikli katlardan her biri )
( BED, STRATUM | STRATUM | LAYER | 1. LAYER 2. BED, STRATUM | BED, LAYER, STRATUM | SHELL )
( STRATE, ASSISE, COUCHE | COUCHE | COUCHE, STRATE )
( SCHICHT | BANK, FLÖZ, LAGER, SCHICHT | SCHALE )
- PLATE HEIGHT[İng.] ile/değil/yerine/= TABAKA YÜKSEKLİĞİ
- TABAKA ile/||/<> ...
( cepte taşınan tütün veya sigara kutusu İtal tabacchièra enfiye kutusu )
( TABACCHIÈRA )
- TABAKA ile/||/<> ...
( birbiri üzerinde bulunan yassıca maddelerin her biri katman ṭabaḳa katman )
( ṬABAḲA )
- KATMAN/TABAKA[Ar.] ile BÖLÜM
- TABAKA[Ar.] ile/ve/||/<> KATMAN
- TABAKA ile LAMİNAT ile LAMİNE
( LAMINA vs. LAMINATE vs. LAMINATED )
( لايه نازک ile شاخه پرده اي ile متورق شدن ile متورق کردن ile متورق ساختن ile ورقه کردن ile ورقه ورقه ile متورق )
( LAYYEH NAZAK ile SHAKHEH PARDEH AY ile MOTORGH SHODAN ile MOTORGH KARDAN ile MOTORGH SAKHTAN ile VARGHEH KARDAN ile VARGHEH VARGHEH ile MOTORGH )
- TABAKA-İ HÂRİC-İ EDİMME | DIŞ DERİ ile/||/<> DIŞ DERİ
( ektos dışarda derma deri epi üzerinde blastos tomurcuk 1 Çok hücreli hayvanlarda vücudun dış yüzünü örten tabaka 2 Üst deri epidermis sinir sistemi ve duygu organlarını meydana getiren embriyonun en dış tabakası Ektoderm epiblast 1 Çok hücreli hayvanlarda vücudun dış yüzeyini örten tabaka 2 Sinir sistemi ve duyu organlarını meydana getiren embriyonun en dış tabakası ektoderm ektoblast epiblast 1 Çok hücreli hayvanlarda vücudun dış yüzeyinin örten tabaka 2 Embriyoda blastosist evresinde dışta yer alan katman ektoderma ektoderm epiblast integumentum kommune Blastosist oluşumunda dışta ektoderma içte ise endoderma yer alır )
( ECTODERM, ECTOBLAST, EPIBLAST )
( ECTODERME, EXODERME, ÉPIBLASTE )
( EKTODERM, EKTOBLAST, EPIBLAST )
- TABAKA-İ KORNİYE | SAYDAM TABAKA ile/||/<> SAYDAM TABAKA ile/||/<> BOYNUZSU TABAKA
( boynuzsu tabaka stratum tabaka lux ışık Derinin epidermis tabakasında granüllü tabakanın üzerinde ve keratinli tabakanın altında yer alan hücreleri eleidinle dolu olduğu için saydam görülen tabaka 1 Göz yuvarını örten en dış örtünün 1 6sını teşkil eden saydam ön bölgesi Dıştan içe doğru kornea epiteli Bowman zarı stroma Descemet zarı ve endotel tabakalarından oluşur 1 Bileşik gözün her bir ommatidyumunun dış saydam tarafı Kornea Göz yuvarını örten en dış örtünün 1 6 sını oluşturan saydam ön bölgesi kornea )
( CORNEA )
( CORNÉE )
( HORNHAUT )
( STRATUM LUCIDIUM | CORNEUS: BOYNUZSU )
- TABAKAİ KUZAHİYE | TABAKA-İ KUZÂHİYE | İRİS ile/||/<> İRİS ile/||/<> İRİS[Fr. < IRIS]
( Sinema Alıcının önünde yer alan çember biçiminde büyüyüp küçülen özellikle noktalı açılmakararmayı gerçekleştirmekte kullanılan örtü çeşidi Saydam kat ile göz merceği arasında bulunan ince kasılabilen renkli ve damarlı olan disk biyoloji zooloji süsen Göz merceğini kısmen örten ortasında göz bebeği pupilla denen bir açıklık bulunan damar tabakanın bir kısmı koroit uzantısı Saydam tabakayla göz merceği arasında bulunan ince kasılabilen bir zardan oluşan gözün renkli ve damarlı bölümü anat Ön ve arka göz kamaralarını birbirinden ayıran ışığın geçişinde diyafram görevini yapan epitel altındaki bağ dokuda pigment hücrelerini içeren tunika vazkuloza bulbi katmanındaki üç oluşumdan biri )
( IRIS )
( IRIS )
( İRIS | REGENBOGENHAUT | IRIS, REGENBOGENHAUT )
( IRIS: GÖK KUŞAĞI )
- TABAKA-İ MANTÂRİYE ile/||/<> LIÈGE[Fr.] ile/||/<> MANTAR TABAKASI
( botanik )
( LIÈGE )
- TABAKA-İ MUHÂTİYE | MUKOZA ile/||/<> MUKOZA ile/||/<> MUKOZA[Lat.]
( biyoloji En içte sindirim bezlerini kapsayan epitel tabakası onun dışında lamina propria ve en dışta kas tabakası olmak üzere üç tabakadan oluşan sindirim kanalının içini astarlayan tabaka Sindirim borusu soluk borusu gibi iç organların iç yüzeyini örten ve mukus sıvısı salgılayan ince tabaka müköz zar )
( MUCOUS MEMBRANE, MUCOSA | MUCOSA )
( MUQUEUSE (TUNIQUE) | MEMBRANE MUQUEUSE )
( SCHLIMHAUT )
( MUCUS: SÜMÜKSÜ, MUKUS )
- TABAKA-İ ŞEBEKİYE | AĞ TABAKA ile/||/<> AĞ TABAKA
( Göz yuvarının en içte bulunan ışığa duyarlı tabakası Biri göz yuvarının gerisini çevreleyen ışık alıcı hücreler koni ve çomak hücreleri ve nöronları kapsayan daha içte olan diğeri melanin taneciklerini kapsayan pigmentli çift kat epitel astardan oluşan tabaka Retina Gözde en iç kısımda bulunan ışığa duyarlı hücrelerin duyu sinirlerinin ve pigmentlerin bulunduğu çift katlı tabaka retina anat Göz yuvarlağının en içteki görmede işlev gören ve dıştan içe doğru pigmentli epitel kat çubuk ve koni biçimli hücreler kat dış sınırlayıcı zar dış çekirdekler kat dış pleksiform kat gangliyon hücreleri optik sinir uzantıları kat ve sınırlayıcı zar katlarından oluşan tunika interna bulbi adı da verilen sinirsel tabakası retina )
( RETINA )
( RÉTINE )
( NETZHAUT )
( RETE: AĞ )
- TABAKALAŞMA | KATMANLAŞMA ile/||/<> KATMANLAŞMA
( Tortulların bileşim tane büyüklüğü fiziksel nitelikleri bakımından birbirlerinden ayrımlı yataklar halinde üst üste sıralanması katlaşma )
( BEDDING, STRATIFICATION, LAYERING | BEDDING )
( STRATIFICATION )
( SCHICHTUNG | LAGERUNG, SCHICHTUNG )
- SEYL-İ MUNFASİL[Osm.] / SCHICHTENSTRÖMUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= TABAKALI AKIŞ
- TABAKLAMA | SEPİLEME ile/||/<> SEPİLEME ile/||/<> TANNING[İng.] ile/||/<> TANNAGE[Fr.] ile/||/<> GERBUNG[Alm.] ile/||/<> TABAKLAMA
( tabaklama dericilik Ham deriyi kösele ya da vidala durumuna getirmek için uygulanan bir dizi işlem Ham derileri fiziksel ve kimyasal işlemlerle dayanıklı duruma getirme )
( TANNING )
( TANNAGE )
- TANNING[İng.] / TANNAGE[Fr.] / GERBUNG, GERBEN[Alm.] ile/değil/yerine/= TABAKLAMA
- TABAKLAMAK ile TABAKALAMAK ile TABAKLANMAK ile TABAKALANMAK ile TABAK/LIK ile TABAKA ile TABAKLI ile TABAKÇI/LIK ile TABAKALI ile TABAKSIZ ile TABAKASIZ
- TABAKLIK ile/||/<> DRESSING FOR HIDESTANNING[İng.] ile/||/<> TANNAGE[Fr.] ile/||/<> SEPİ
( dericilik Deri post ya da kürkleri kullanılabilecek duruma getirmek için uygulanan işlemlerin tümü )
( DRESSING FOR HIDESTANNING )
( TANNAGE )
- TABAN BASMA ile/||/<> ...
( Karşılaştığı güreşçiyi çaprazla sürerken bir ayağının tabanıyle onun ayağına basma )
- TABAN TABANA ile/ve/değil/yerine/||/<>/< TAMAMEN
- BASE[İng.] / BASE[Fr.] / BASE[Alm.] ile/değil/yerine/= TABAN
- TAB'AN[Ar. < TAB] ile TÂBÂN[Fars.] ile TABAN[Tr.][>< TAVAN}[Ar.]
( Doğal/tabiî olarak, kendiliğinden. İLE Işıklı, parlak. İLE Ayağın alt yüzü, aya. | Üstü kapalı bir yerin gezinilen, ayakla basılan yüzü, tavan karşıtı. | Ayakkabının alt bölümü. | Kaide. | Bir şeyin en alt bölümü. | Değerlendirmede en alt derece. | Bir toplumu, bir kuruluşu oluşturan, yönetime katılmadan etkili olan kitle. | Temel. | Bir ırmağın en derin olan orta yeri. | Dikey duran direk, çubuk, seren vb.nin alt bölümü. | Bir cismin ya da bir biçimin yüksekliğini ölçmek için aşağıdan yukarıya doğru başlama noktası olarak alınan yüzey ya da çizgi, kaide. | Üslü sayılarda kuvveti alınan sayı. | Tarlanın düz ve verimli kesimi. | Kılıç vb. yapımında kullanılan iyi cins demir. )
( AS NATURE vs. BRIGHT vs. BASE )
- TABANCA ile/||/<> PISTOLET[Fr.] ile/||/<> YARIŞ TABANCASI
( Yarışı başlatmak yanlış çıkışları koşuculara bildirmek ve yarışı durdurmak için çıkış yargıcısınca kullanılan tabanca )
( PISTOLET )
- TABANCA ile/||/<> TABANCA
( Dekor boyamada boyayı püskürtmek için kullanılan kompresörlü tabanca Dekor boyamada boya püskürtmede kullanılan hava basmalı tabanca Az tapança ateşli küçük el silahı sapanca tabanca Başındaki tnin sye çevrilmesi düşündürücüdür Doerfere göre OLZ 1971 66 9 10 449 tabanca sözü sapanın baskısı altında sapancaya çevrilmiştir Kar tabanca tapanca toppånça top sözünün baskısıyla toppånçaya çevrilmiştir Farsça ṭamança ṭamānça a pistol Türkçede ikinci anlam sonradan ortaya çıkmıştır Osmanlıca tabanca tapanca 1 el ayası 2 tokat şamar taban ca eki ile açıklanması kolay değildir Türkçeden Tacikçeye de geçmiştir tappånça Revolver Doerfer TLT 267 Sırpça tabàndže Türkçeden alınmıştır Škaljić Turc 593594 )
( SPRAY-GUN )
( PISTOLET )
( SPRITZPISTOLE )
( ṬAMANÇA )
( TAPANÇA[Az.]~SAPANCA[Tkm.]~TAPANCA[Krg.] )
- TABANİYE | DOĞACILIK ile/||/<> DOĞACILIK
( Toplumsal kuruluşların ve yaşayış biçiminin doğaya dönük olmasını amaç edinen öğreti Fransada 1897 yılında ortaya çıkan bilim ile endüstriyi çağdaş dünyaya özgü güzellik olarak gören insanın kurtuluşunu da onlarda bulan bir yazın çığırı Resim Heykel Resim ve heykel sanatlarında doğayı göründüğü gibi vermeyi amaç edinen görüş Doğacılıkta her çeşit üslûplaştırma ve ülküleştirmeden kaçınılır a üslûplaştırma ülküleştirme )
( NATURISM )
( NATURISME | NATURALISME )
( NATURALISMUS )
- TABAN/LI ile TEMEL/Lİ
( BASE/D vs. FUNDAMENTAL )
- TABAN/LIK ile TABANCA ile TABANLI ile TABANSIZ/LIK ile TABANCALI ile TABANCASIZ ile TABAN BASMA ile TABAN DÜZEYİ ile TABAN FİYATI ile TABAN HALISI ile TABAN LAĞIMI ile TABANI YARIK ile TABANCA BOYASI ile TABANCA CİLASI
- TÂBA'TU ZEYDEN[Ar.] ile VÂFAKTUHÛ[Ar.]
- TÂBE[Ar. < TAYYİB] ile TÂBE[Fars.] ile TÂ-BE[Fars.]
( "İyi ve temiz olsun" anlamınadır. İLE "-e kadar" anlamına gelerek sözcüklerin başına getirilir. [TÂ-BE-SABAH: Sabaha kadar. | TÂ-BE-KEY: Ne zamana kadar, niceye dek.] İLE Tava. | Geniş, düz yüzlü tuğla. )
- TABELA[İt. < TABELLA] ile URANLIK/PANKART[Fr. < PANCARTE]
( Üzerinde tanıtıcı, belirtici bir yazı, açıklama, işaret ya da resim bulunan, tahta ya da sac parçası, levha. | Hastahane, yatılı okul, askerî birlik gibi toplu yemek verilen yerlerde, günlük yemek için çıkarılan erzakın türünü, miktarını gösteren çizelge. | Hastahanelerde, her hastanın, gündelik yemek ve ilâcının yazıldığı kâğıt. İLE Toplantı ve gösterilerde taşınan, üzerinde benimsenen amacın birkaç sözle gösterildiği karton ya da bezden levha. )
( ... ile LAFİTE )
- TABELA ile/||/<> SIGN, BOARD[İng.] ile/||/<> ENSIGNE[Fr.] ile/||/<> TABELA[İt. < TABELLA]
( Tecimevi iş yerlerinin kapılarına asılan ve yapılan iş çeşidi ile bu işe ilişkin özel ve tüzel kişi iyeliğini kapsayan göstergeç İtal tabella )
( SIGN, BOARD )
( ENSIGNE )
( TABELLA )
- TABELA ile TABELACI/LIK ile TABELALI ile TABELASIZ ile TABELA BAHİS
- TABETMEK | TAB | TABAAT, TABI, TİPOGRAFYA | İSTİLÂ, HÂKİMİYET KANUNU | BASMA ile/||/<> BASMAK ile/||/<> BASMA ile/||/<> BASIM
( basım Çoğaltılması gereken bir yazı yapıtını basım yoluyla çoğaltmak Sinema Basım işini gerçekleştirmek jeoloji Sinema Bir basım aygıtında boş filmi dolu filmin karşısına koyarak eşlemini çıkarma 1 Kâğıt kumaş vb üzerine birtakım kalıplardan yararlanarak elle özel aygıt ya da makine ile yazı resim bezeme vb basma işi 2 Aynı kalıplarla aynı biçimde yapılan basım sonucu ortaya çıkan ürünler ikinci üçüncü dördüncü basım yeni basım gözden geçirilmiş yeni basım 1 basımcılık Mürekkeplenen bir yaprak ya da kalıbı kâğıda kumaşa bastırarak bir metnin bir resmin suretini çıkarma bunları çoğaltma işlemi 2 sinema Bir basım aygıtında boş filmi dolu film karşısına koyup eşlemini oluşturma )
( PRINT | PRESS )
( IMPRIMER | TIRER | LOI DE LA DOMINANCE, TRANSGRESSION )
( ZIEHER,, KOPIEREN, ABZIEHEN, KOPIE ZIEHEN, UMKOPIEREN )
- TAB-HÂNE[Ar., Fars.] ile TABH-HÂNE[Ar., Fars.] ile TÂB-HÂNE[Ar.]
( Matbaa. İLE Mutfak. | Lokanta. İLE Ocak ya da soba ile ısıtılan kışlık yer, çiçek sobası. | Nekahethâne.[DÂR-ÜŞ-ŞİFÂ] )
- TÂBİ | BAĞIMLI ile/||/<> BAĞIMLI
( Herhangi bir siyasal akımı desteklemeyi amaç edinen yazar ya da yapıt Büyük bir hükümdara bağlı küçük bir hükümdar ya da bey )
( VASSAL | DEPENDENT )
( ENGAGÉ | VASSAL )
( VASALL )
- TÂBİ | BASIMCI ile/||/<> BASIMCI
( Bir yapıtın basılmasını sağlayan basılarak yayımını yapan kişi basımcılık Basımevi işleten basım işleriyle uğraşan kişi )
( EDITOR, PRINTER | PRINTER | PRINT )
( ÉDITEUR, IMPRIMEUR | IMPRIMEUR | IMPRIMER )
( ZIEHER, KOPIEREN, ABZIEHEN, KOPIE ZIEHEN, UMKOPIEREN )
( TYPOGRAPHUS )
( TIPOGRAFO )
( ΤΥΠΟΓΡΆΦΟΣ / τυπογράφος )
- TÂBİ | BASIMCI ile/||/<> BASMA
( Bir yapıtın basılmasını sağlayan, basılarak yayımını yapan kişi. @@ basımcılık: Basımevi işleten, basım işleriyle uğraşan kişi. )
( EDITOR, PRINTER | PRINTER | PRINT~PRINT | PRESS )
( ÉDITEUR, IMPRIMEUR | IMPRIMEUR | IMPRIMER~IMPRIMER | TIRER | LOI DE LA DOMINANCE, TRANSGRESSION )
( TYPOGRAPHUS~... )
( ZIEHER, KOPIEREN, ABZIEHEN, KOPIE ZIEHEN, UMKOPIEREN~ZIEHER,, KOPIEREN, ABZIEHEN, KOPIE ZIEHEN, UMKOPIEREN )
( TIPOGRAFO~STAMPA )
( ΤΥΠΟΓΡΆΦΟΣ / τυπογράφος~ΤΎΠΩΜΑ / τύπωμα )
- TÂBİ" OLMAK ile/ve/||/<> "ETEĞİNİN ALTINA GİRMEK"
- TÂBİ'[Ar. < TEB | çoğ. TÂBİÎN, TÂBİÛN, TEBEA, TEVÂBİ'] ile TÂBİ'[Ar. < TAB] ile TABÎÎ[Ar.] ile TABHÎ[Ar.]
( Birinin ardı sıra giden, ona uyan. | Boyun eğen, bağlı kalan, birinin emri altında bulunan. | [Ar. dilb.] Kendinden önceki sözcüğe göre hareke alan sözcük. | Hz. Muhammed'i görmüş olanları(eshâbı) görüp kendinden hadîs dinlemiş olan. İLE Kitap basan/bastıran. | Matbaacı, düzenleyici(editör). İLE Doğayla/tabîatle ilgili. | Doğa gereği/îcâbı olan. | Olağan, alışılmış, her zamanki gibi. İLE Pişirmekle/pişirilmekle ilgili. )
- [ya] (")TÂBİ(") ile/ve/değil/yerine/||/<>/></>/ya da ÂRİF
- TÂBİ ile/ve/değil/||/<>/> DÂHİL
- TÂBİ ile MAHKUM
- TÂBİ ile/değil MARUZ
- TÂBİ ile SEVMEK
( İkisinin de, "Nasıl?"ı olmaz/sorulmaz. )
( Tâbi olan ve seven, herşeyini sunar, hiçbir şey beklemez/sakınmaz. )
- TÂBİ'[< TEB] ile TÂBİ'[< TAB]
( Birinin arkası sıra giden, ona uyan; Boyun eğen, bağlı kalan; birinin emri altında bulunan. İLE Kitap basan/bastıran; Matbaacı. )
- TÂBİ ile/değil TABİÎ
- TÂBİ'[Ar.] ile TÂLÎ[Ar.]
- TÂBİ[Ar.] ile/ve/değil/yerine/||/<>/< TESLİM[Ar.]
- TÂBİ ile/ve/değil/yerine UYUMLU
- TABİAT | DOĞA ile/||/<> DOĞA ile/||/<> TABİAT ile/||/<> TABİAT | KÜLTÜR
( İnsan yaratısı kültürün dışında kalan içinde insanın da bulunduğu tüm canlılarla cansız nesneler dünya evren ve bunlarla ilgili olaylardan oluşan düzen kültür çevre İnsan etkisi ve katkısının dışında varolan öğeler nesneler olaylar ve etkileşimlerin tümü 1 Her var olanın doğuşunda özünü kuran şey 2 İnsanın koyduğu kuruluşlar biçimlerle kültür sanat teknik karşıtlık içinde kendi kendine oluşan biçimlenen 3 İnsanın karşısında olan ona yabancı bu yüzden de bilinmeyen kendi gücünün üstünde olan onun dışında olan 4 Koyumların konulmuş olanının thesei karşısında kendiliğinden olan yapma olana karşı doğal olan 5 Duyulur algılanır dış nesnelerin tümü 6 Evren 7 Herşeyi kuşatan gerçekliğin tümü doğa ya da Tanrı 8 Yaratıcı oluşturucu güç 9 Doğurucu besleyici koruyucu doğa ana 10 Doğa bilimlerinin konusu olarak değerlerin dışında olan gerçeklik canlı ve cansız doğa 11 Nedensellik yasasının egemen olduğu alan 12 Düşüncel ideal varlıklardan ayrı olarak gerçek olanın varlıkbilimsel ilkesi 13 Bir bireyin kendine özgü çizgilerinin tümü bir bireye özgü olan nitelikler özel belirtiler 14Bir varlık türünde bireysel ya da toplumsal deneylerle kazanılmış olana karşıt olarak onda doğuştan olan kendiliğinden olan her şey 15 Varoluşçu felsefede Bireyde özgür istençten bağımsız olan ama insan özü bakımından özgürlük olduğuna göre onda baştan olmayan Özgürlük insanın kendisine bir doğa kazandırmasıdır ya da sonsuz doğa olanaklarından birini seçmesidir 1 İnsan etkinliklerinin dışında kendi kendini sürekli yeniden üreten ve değiştiren canlı ve cansız maddelerden oluşan doğal kaynakları sağlayan ortam 2 Bir üretim faktörü olarak üretimin gerçekleştirildiği toprak deniz göl ırmak atmosferin bir bölümü gibi her türlü ortam İçinde canlıların yaşadığı yerküre çevre Tabiat Canlı ve cansız maddelerden oluşan varlıkların hepsi yer küre tabiat doğa doğa Doğa )
( NATURE )
( NATURE )
( NATUR )
( NATURA | NATURA: DOĞA )
- TABİAT ile/ve/||/<> İTİMAT
- TABİAT ile TABİATLI/LIK ile TABİATSIZ/LIK ile TABİAT BİLGİSİ ile TABİAT BİLİMLERİ
- TABİATÜSTÜ ile TABİATÜSTÜCÜ/LÜK
- TABİB ile/ve/<>/< ÂLİM
( Âlim olmadan, tabib olamazsınız(olunmaz/dı da).
[Osmanlı dönemindeki öğrenim ve eğitimde geçerliydi. Bugün de, Osmanlı bilgi ve deneyimini önemseyen, derinlikli/kapsamlı tutumunu devam ettiren Amerika'da, tıp ve hukuk bölümünden önce, üniversitede bir bölüm tamamlamış olma gerekliliği/zorunluluğu bulunmaktadır.]
[Umarız, bir gün, bizim öğrenim/eğitim düzenimiz/bilincimiz de aynı çizgiye yüksel(til)ecektir!] )
( İster tabip/hekim, ister hakim/avukat ya da herhangi bir alanda ilerlemek/yürümek ve derinleşmek için, önce, düşünme nedir?, nasıl düşünülür?, kavramlar nasıl tanımlanır, nasıl birbirine eklemlenir? önermeler nasıl kurulur? gibi temel, mantık ve usûl ile ilgili altyapı ve bilgi/ler oluşturulmalıdır ki, daha sonra, esasa ve ayrıntılara geçilebilsin. )
- TABİP/TABİB[Ar.] ile/ve/değil ALYENİST[Fr.]
( Hekim. İLE/VE/DEĞİL Deliler hekimi. )
- TABİB ile/ve/değil KEHAL
( Hekim. İLE/VE/DEĞİL Göz hekimi. )
- TABÎB-İ MANEVİ ile ...
( ŞEYH, MÜRŞİD )
- TABİİ COĞRAFYA ile/||/<> PHISICAL GEOGRAPHY[İng.] ile/||/<> GÉOGRAPHIE PHYSIQUE[Fr.] ile/||/<> PHYSISCHE ERDKUNDE[Alm.] ile/||/<> DOĞAL COĞRAFYA
( Genel coğrafyanın yeryüzünde oluşan tüm fiziksel ve dirimsel olayları inceleyen bu olayların dağılışlarını araştıran ve konusuna göre çeşitli bölümlere ayrılan ana kollarından biri )
( PHISICAL GEOGRAPHY )
( GÉOGRAPHIE PHYSIQUE )
( PHYSISCHE ERDKUNDE )
- TABİÎ | DOĞAL ile/||/<> DOĞAL
( Sanat konularında zorlamadan yapmacıktan uzak yapıt Belirli bir uzbilim yapısı için istenilen amacı en kolay gerçekleştiren Doğanın kendi düzeni içinde oluşan yapay olarak hezırlanmamış olan 1 Bir maddenin normal yapısını muhafaza etmesi 2 Bir proteinin ya da nükleik asidin normal yapısında olması Katısız saf ve kendine özgü özelliklerini kaybetmemiş olan Kendi doğal alanında bulunma doğal )
( CANONIC, CANONICAL | NATURAL | NATIVE, INDIGENOUS | NATIVE )
( NATUREL | CANONIQUE | INDIGÈNE )
( KANONISCH | NATÜRLICH | EINHEIMISCH )
( CANONICALIS, CANONICUS )
- TABİİ İLİMLER | DOĞA BİLİMLERİ ile/||/<> DOĞA BİLİMLERİ
( Canlı ya da cansız özdeksel olayları konu alan tümevarım yöntemiyle alanında yasa ve öndeyilere ulaşan bilgi dalları Nedensellik yasasına dayanmaları matematiksel kuruluşları değerleme yapmayan genelleştirici yöntemleriyle kültür bilimlerinden ayrılan doğa araştırmalarına yönelik bilimler Doğa bilimleri 1 Görevlerine göre salt ve uygulamalı doğa bilimleri 2 Konularına göre canlı ve cansız doğanın bilimleri 3 Yöntemlerine göre a matematiksel ve deneysel araştırmalar fizik kimya dirimbilim ruhbilim b betimleyici ve çözümleyici araştırmalar bitkibilim hayvanbilim insanbilim c doğa tarihi ve doğa bilgisi coğrafya yerbilim gökbilim olarak ayrılırlar Zooloji botanik jeoloji gibi bilim dallarını içine alan ve doğadaki hayvan bitki ve yer ile uğraşan bilim dalları topluluğu Tabiî ilimler Zooloji botanik jeoloji gibi bilim dallarını içine alan ve doğadaki hayvan bitki ve yerle uğraşan bilim dalları topluluğu tabii ilimler )
( NATURAL SCIENCES )
( SCIENCES NATURELLES | SCIENCES NATURELLE )
( NATURWISSENSCHAFTEN | NATÜRLICHE WISSENSCHAFTEN )
- TABİÎ Kİ DE" ile "TABİÎ Kİ" DE ...
( Buradaki "de", fazla/yanlış. İLE Buradaki "de", bağlaç olarak başka bir konuya geçiş olarak kullanılmaktadır. )
- TABİÎ Kİ ... ile/ve/<> (...) HALİYLE (...)
- TABİÎ Kİ ile/ve/değil/yerine/||/<> KENDİLİĞİNDEN
- TABİÎ Kİ ile/ve/<> KESİNLİKLE
- TABİÎ Kİ ile/ve KUŞKUSUZ
- TABİÎ Kİ ile/ve/değil/||/<>/< MUHAKKAK
- TABİÎ Kİ ile/ve/<> MUTLAKA
- NEFS:
TABİÎ ile/ve/<> NEBÂTÎ
( Cismin parçalarını muhafaza edip, birbirinden ayrılmasından koruyan bir kuvvet. İLE/VE/<> Cismi, uzunluk, genişlik, derinlikte uzatıp, büyütüp, cismini büyüten kuvvet. )
( NEBATÎ NEFS'ler:
* CÂZİBE(ÇEKME)
* MÂSİKE(TUTMA)
* HÂZİME(SİNDİRME)
* MÜMEYYİZE(AYIRMA)
* DAFİA(DIŞARI ATMA)
* MÜLEDE(ÜREME)
* MUSAVVİRE(ŞEKİL VERİCİ)
* GÂDİYE
* NÂMİYE )
- TABİİ SAYI | DOĞAL SAYI ile/||/<> DOĞAL SAYI
( Sonlu kümelerin sayal sayılarındanoluşan N 0 1 2 3 n kümesinin öğelerinden her biri Anlamdaş sayma sayısı Sıfır ya da sıfırdan büyük olan tamsayı Tümdengelimli tanım i sıfır doğal sayıdır ii Her x için x doğal sayı ise x in ardılı da doğal sayıdır Doğal sayıların toplamı ile çarpımının tümevarımlı tanımı da şöyledir Toplam a 0 a a b a b Çarpım a 0 0 a b a b a Krş biçimsel sayı kuramı sayı değişkeni )
( NATURAL NUMBER )
( NOMBRE NATUREL )
( NATÜRLICHE ZAHL )
- TABÎ'Î ile AKLÎ ile MANTIKÎ
( Küllîlerin çokluk öncesinde Tabî'î. İLE Çokluk halinde Aklî. İLE Çokluktan sonra da Mantıkî. )
- TABİÎ ile EVET
( SURE vs. YES )
- TABİÎ ile/ve MANTIKSAL ile/ve AKLÎ
- TABİİ ile TÂBİ
- TABİ(İ) ile TÂBİ ile TÂBİ
( Elbette; Doğal(/doğal olarak). İLE Bağımlı. İLE Basıcı. | Yayımcı. )
- TABİİLEŞMEK ile TABİİLEŞTİRMEK ile TABİİ/LİK ile TABİİ AFET ile TABİİ HUKUK
- TABİİYET | MUTABAKAT, MUTABAKAT-I ELFAZ | FİZİBİLİTE | MUTABAKAT | UYARLIK ile/||/<> UYARLIK
( Bir bilgisayar dizgesinde geliştirilmiş yazılım ürünlerinin başka bir bilgisayar dizgesinde değiştirilmeden kullanılabilmesi durumunda iki dizge arasındaki kullanım bakımından geçiş kolaylığı 1 Denetim altına alınamayan bir toplumsal çevrenin koşullarına uyma 2 Gizli ya da açık etkilere ve baskılara boyun eğme 3 Yürürlükte olan töreleri ve görgü kurallarını pek incelemeden benimseme 4 Genel olarak herkesin görüş ve düşüncelerine uyma Düşüncelerin duyguların kavramların en uygun sözcüklerle anlatılması Bir yordam izlem ya da çizeneğin duruma koşullara ya da öngörülen amaçlara uygunluğu 1 Yazılık çizelge ve sayışımlar arasında uygunluk sağlama 2 Belirli bir süre sonunda sağlanan kârı ve yitireceyi saptamak üzere kuruluşça tutulan sayışrmların borçlu ve alacaklı dalları üzerinde sonuç olarak bir denge sağlama )
( COMPATIBILITY | CONFORMITY | FEASIBILITY | BALANCING )
( COMPATIBILITÉ | CONFORMITÉ | ACCORD )
- TABİİYET | TAALLUK | BAĞIMLILIK ile/||/<> BAĞIMLILIK
( Kişinin gereksinme ve isteklerini karşılamakta yetersiz oluşu karar verme ve işlerini başarmada başkalarından yardım istemesi durumu 1 Karlaşılan sorunları yalnız başına çözmek ve kendine yön seçmek için gerekli yetenekten yoksun olma durumu 2 Ekonomik ve ruhsal desteğe gereksinme duyma 3 Kendi kendine yetmezlik Niceliklerin ya da niteliklerin bağımsız olmaması ay bağımsız olasılıksal değişkenler bağımsız olaylar Çoğabilimde çalışan etkin kesim üzerindeki çoğal baskıyı gösteren ve edilgen çoğanın etkin çoğaya oranı olarak bulunan değer Bir başka şeyle koşullu olma bir başka şeye bağlı olma durumu 1 Nedensel bağımlılık Etki ile neden arasındaki bağıntı 2 Mantıksal bağımlılık Neden ile sonuç arasındaki bağıntı Psikotrop bir maddeyle merkezî sinir sistemi arasındaki etkileşmeden doğan ve maddenin keyif artırıcı psişik etkilerini duyumsamak ve bazen de yokluğunun vereceği huzursuzluktan sakınmak için maddeyi devamlı veya periyodik olarak alma isteği )
( DEPENDENCY | DEPENDENCE )
( DÉPENDANCE | DEPENDANCE )
( ABHAENGIGKEIT | ABHÄNGIGKEIT )
( DEPENDEREDEN )
- TABİİYET, TABİÎLİK ile/||/<> DOĞALLIK
( Düşüncelerin duyguların imgelelerin yapmacıktan bezekten uzak olarak anlatılması )
- TABİİYET | UYRUKLUK ile/||/<> UYRUKLUK ile/||/<> BASKINLIK
( Bir baskın öğe durum ya da koşula bağlı olarak bir alt konumda bulunma ya da bir alt düzeyi oluşturma durumu baskınlık Tutumlar basamağında üstün konumdakilerin alt düzeydekileri biçimlendirme durumu Alel gen çiftlerinden birinin diğeri üzerine etkisini tam tam dominans veya kısmen eksik dominans göstermesi Dominans Allel gen çiftlerinden birinin diğeri üzerine etkisini tam veya kısmen göstermesi )
( SUBJECTION )
( SUBORDINATION )
- TABİİYET ile TABİİYETLİ ile TABİİYETSİZ/LİK
- TABİÎYYUN ile/ve TALİMÎYYUN
( Aristotelesciler. İLE/VE Platoncular. )
- TABİL[Ar. | çoğ. TEVÂBİL] ile ...
( Nane, biber, tarçın, karanfil gibi baharatlar. )
- TABİL[Ar. çoğ. TEVÂBİL] ile TA'BÎR[Ar. < UBUR | çoğ. TA'BÎRÂT]
( Nane, biber, tarçın, karanfil gibi baharatlar. İLE Anlatma, ifade. | Bir anlamı olan söz. | Deyim. | Terim. | Rüya yorma. [HÜSN-İ TABÎR: Edep ve terbiye içinde anlatma.] )
- TABIL ile/||/<> TYMPAN[Fr.] ile/||/<> KULAKDAVULU
( biyoloji )
( TYMPAN )
- TABİLİK | UYSALLIK ile/||/<> UYSALLIK
( Başkalarının yönetimi altına girmeyi kolaylaştıran kişilik özelliği Başkalarının önderliğini benimseme başkalarına uyma boyun eğme bağımlı davranma biçiminde kendini gösteren bir kişilik özelliği )
( SUBMISSIVENESS )
( DOCILITÉ )
- TABİP FİLOZOFLAR ile/ve/||/<> FİLOZOF TABİPLER
- TABİR | DEYİM ile/||/<> DEYİM
( 1 Düz anlamlarından sıyrılmış sözcüklerin başka bir anlama gelecek biçimde kalıplaşması Yüzsuyu dökmek eli bayraklı çantada keklik çam devirmek ağır başlı 2 Yüksek anlamlı koşuk Bir önermenin belli bir kişice belli bir anda belli bir savı dile getirmek ereğiyle kullanılması edimi Abece öğesi bir tek im ya da abece öğesi birden çok sayıda imin art arda sıralanmasıyla oluşan dizi Anl deyim biçimi Krş deyim örneği kapalı deyim açık deyim düzgün deyim karmaşık deyim tek başına anlamlı deyim birlikte anlamlı deyim altdeyim im Bir bir bilimsel kuralın ya da doğa yasasının sözle anlatımı Tek bir kelime yerine geçen tek bir anlam veren kelime öbeği Anlatım gücünü artırmak için gerçek anlamı dışına kayan bazı sözcükleri değişmediği halde bazıları değişip çekimlenebilen kalıplaşmış birden çok sözcük Göze girmek gözden düşmek kulağı delik eli açık tepesi atmak gönül almak göze gelmek dile düşmek küplere binmek balık kavağa çıktığı zaman vb Belli bir anlama gelmek üzere iki veya ikiden artık kelimeden meydana gelmiş söz öbeği Artlaç deyimi Bağlaç d Fiil d İsim d önleç d Ulaç d Zarf d Gerçek anlamından farklı bir anlam taşıyan ve çekici bir anlatım özelliğine sahip olan kelime veya kelime grubu Abayı yakmak aşağıdan almak bağrına taş basmak buluttan nem kapmak çileden çıkmak dalga geçmek el ele vermek karşı gelmek mercimeği fırına vermek nalları dikmek saman altından su yürütmek üç buçuk atmak yasak savmak yüzgöz olmak zılgıt vermek vb Azerbaycan Türkçesi frazeologizm sabit söz birläşmäsi Türkmen Türkçesi frazeologizm durnuklı söz düzümleri Gagauz Türkçesi bölünmäz laf birleşmesi frazeologizma Özbek Türkçesi ibóra frazeologik birlik Uygur Türkçesi idiom turaqliq söz ibarisi Tatar Türkçesi obrazlıtäğbir frazeologizm Başkurt Türkçesi frazeologizm frazeologiya söz tagımı birikgen söz tagım Krç Malk frazeologizm Nogay Türkçesi söz bîrîkpeler frazeologizm Kazak Türkçesi turaktı söz beyneli söz tirkesi ayşıktı söz oramı frazeologizm Kırgız Türkçesi körköm süylöm fraza idiyoma Alt buzulbassöskolbu frazeologizm Hakas Türkçesi mirgen çooh frazeologizm Tuva Türkçesi frazeologizm Türkçesi frazeologizm Rusça obraznoye vırajeniye frazeologizm söylem )
( STATEMENT | EXPRESSION, STRING, PHRASE, WORD | EXPRESSION | LOCUTION, IDIOM )
( LOCUTION | EXPRESSION | LOCUTION, IDIOM )
( AUSDRUCK | AUSDRUCK, REDENSART )
- TA'BÎR[< UBÛR] ile ...
( İFÂDE, ANLATMA | BİR ANLAMI OLAN SÖZ | DEYİM | TERİM | RÜYA YORMA )
- TABİR/İTİBAR ile İBÂRE
- TÂBİR ile/ve TEVİL
- TABİYET, FONKSİYON | BAĞILLIK ile/||/<> BAĞILLIK
( Olaylar ya da değişkenler arasında birindeki değişmelere bağlı olarak ötekinin de değişmesini içeren bağlaşı kimya fizik Bir özdeğin varlığının bir başka özdeğin varoluşuna bağlı olması durumu bu özdeğin niteliği )
( DEPENDENCY, FUNCTIONALITY | RELATIVITY )
( RELATIVITÉ )
- TÂBİYET ile/değil/yerine DEĞİM/LİYÂKÂT
( İkisi de, sadece/ancak ve ancak ilmedir. )
- TABLA[Ar.] ile LEVİ
( Satıcı vb.nin kullandığı tahtadan tepsi. | Soba, mangal vb. şeylerin altına konulan metalden ya da tahtadan yapılan tepsiye benzer altlık. | Bir şeyin düz ve geniş bölümü. | Ağaçtan ya da ağaç ürünlerinden hazırlanmış, büyük yüzeyli düzgün parça. | Genellikle Hindistan, Pakistan'da kullanılan, darbukaya benzer bir çalgı türü. | Denizcilikte, makaraların yüzlerini oluşturan dış bölümleri. İLE Etiyopya'da, kadınların, dudaklarına yerleştirdikleri tablalar.[Toplumsal konum, zenginlik, güç göstergesidir ve gurur kaynağıdır.] )
- TABLA ile/||/<> TABLA[Ar. < ṬABLA]
( Ağaçtan ya da ağaç ürünlerinden hazırlanmış büyük yüzeyli düzgün parça I talba I Üzerinde yufka açılan yemek yenen yer sofrası Mamatlar Eğridir Isparta Büyükdivanköyü Çorum Kemanlar Güdül Ankara talba I Senirkent Isparta Tavşanlı Kütahya II Ayakkabı pençesi Erenköy İnönü Eskişehir Haymana Ankara III Doğrama kapıların üzerindeki kabartma kısım Aksaray Niğde IV tapla Def adı da verilen müzik aracı Yukarıdinek Şarkikaraağaç Isparta tapla Başkışla Karaman Konya R τάβλα tabula )
( PLATTE )
( TABULA )
( ΤΆΒΛΑ / τάβλα )
- TABLA ile TABLACI/LIK ile TABLALI
- TABLA ile/<> TABLAKÂR
( Satıcı vb.nin kullandığı tahtadan tepsi. | Soba, mangal vb. şeylerin altına konulan metalden ya da tahtadan yapılan tepsiye benzer altlık. | Bir şeyin düz ve geniş bölümü. | Ağaçtan ya da ağaç ürünlerinden hazırlanmış, büyük yüzeyli düzgün parça. | Genellikle Hindistan, Pakistan'da kullanılan, darbukaya benzer bir çalgı türü. | Denizcilikte, makaraların yüzlerini oluşturan dış bölümleri. İLE/<> Tablacı. | Büyük konaklarda mutfaktan yemek tablalarını götürüp getiren görevli. )
- TABLE DE FÉE[Fr.] ile/||/<> PERİ MASASI
( jeoloji )
( TABLE DE FÉE )
- TABLETTE[Fr. < TABLETTE] ile/||/<> TABLET ile/||/<> TABLET[Fr. < TABLETTE]
( Eski uygar budunlardan kalma pişmiş ya da güneşte kurutulmuş kilden yapma üzerinde çivi yazısı ile metin yazılı belge Toz ilaçların bağlayıcı maddeler ve kolay dağılabilen nişasta talk süt şekeri gibi bazı maddelerle karıştırılarak özel makinelerde sıkıştırılarak yapılan çoğunlukla yuvarlak yüzeyleri düz veya kabarık olan bir müstahzar çeşidi )
( TABLET, CUNEIFORM TABLET | TABLET )
( TABLETTE )
( TONTAFEL, TABLETTE, KEILSCHRIFTURKUNDE )
- TABLO | ÇİZELGE ile/||/<> ÇİZELGE
( Her öğesi hiçbir belirsizlik söz konusu olmadan bir ya da birkaç dizin sayısı ile belirtilebilen bir veri dizisi İlerideki kullanıma elverişli biçimde sıralanan sayısal bilgiler dizgesi Birbiriyle ilgili verilerin toplu ve düzenli sunumu Gözlemleri incelenen değişkenin çeşitli değer ya da seçeneklerine göre dağıtarak döküme sokan dağılım alanı matematik Yapılacak işlemin özelliğine uygun bir düzende adı soyadı para ya da sayışımları kapsayan ayrıntılı kâğıt )
( TABLE | STATEMENT | CHART )
( TABLE, TABLEAU | TABLEAU | RELEVÉ )
( TAFEL | TABELLE )
( TABULA )
- TABLO ile ŞEMA[Fr.]
( CHART vs. SCHEME/SCHEMA[phil.] )
- TÂB-NÜMÂ[Fars.] ile ...
( Güç/kuvvet ölçer. )
- TABU[Fr. TABOU] ile FETİŞ[Fr. FETICHE]
( Kutsal sayılan bazı kişilere, hayvanlara, nesnelere dokunulmasını, kullanılmasını yasaklayan, aksi yapıldığında zararı dokunacağı düşünülen dinî inanç. | Tekinsiz. | Yasaklanarak korunan (nesne, sözcük, davranış). İLE Put. | Uğurlu sayılan şey. | Tapınırcasına sevilen şey ya da kişi. | Saplantılı bir biçimde eşeysel coşku uyandıran öteki cinse ait giysi, ayakkabı vb. eşya. )
- TABU ile/ve/<> DOGMA
- TABU ile/değil GELENEK
- TABU ile/||/<> KUTYASAK
( kutyasak Mana ile yüklü oldukları kabul edilen insanların hayvanların nesnelerin doğal öğelerin yasaklarla çevrilmesi ve bunlardan kaçınma a geçici tabu sürekli tabu Polinezya dilinden Dokunulmaz olan kendi içinde belli bir güç mana taşıyan her bakımdan dokunulması yasaklanmış olan Tabu olarak gözönünde tutulan nesne ya da kişi ya bu güçle doludur o zaman kutsaldır ya da bu gücün boyunduruğu altındadır o zaman da temiz değildir ve tehlikelidir Bazıları tarafından herhangi bir inanış dolayısıyla adı söylenmekten çekinilen şeylere TABULU Taboue denir Örnekleyin koca kelimesi bizde bazı kadınlar tarafından tabulu bilindiğinden onlar Kocam dememek için Çocukların babası derler )
( TABOO )
( TABOU )
( TABU )
- TABU[Fr. < TABOU] ile/ve/<> TAPU
( Kutsal sayılan bazı insanlara, hayvanlara, nesnelere dokunulmasını, kullanılmasını yasaklayan, aksi yapıldığında zararı dokunacağı düşünülen dinî inanç. | Tekinsiz. | Yasaklanarak korunan [nesne, sözcük, davranış] İLE Bir taşınmazın üstündeki mülkiyet hakkını gösteren belge. | Tapu işlerinin yürütüldüğü kuruluş. )
- TABU[Fr. TABOU < Polinezya dilinden] ile/ve TOTEM
- TABU ile/değil YASAK
- TABULA RASA ile ...
( BOŞ LEVHA )
- TABULAŞMAK ile TABULAŞTIRMAK ile TAB ile TABA ile TABİ/LİK ile TABL ile TABU
- TABUR ile/||/<> ORTA
( ... İLE/||/<> Yeniçeri ocağında tabur. )
- TABUR ile TABURE ile TABURCU/LUK
- TABUT ile LAHİT[Ar.]
( Ölünün, mezarlığa götürülürken, içine konulduğu sandık. İLE Kenarları kâgir, üstü kapak taşlarıyla örtülü mezar. | Taş ya da mermerden oyma mezar. )
( COFFIN vs. FUNERARY )
- TABYA[Ar.] ile/<> DONANMA
( Bir bölgeyi savunmak için yapılan ve silahlarla güçlendirilen yapı. İLE/<> ... )
( Karada. İLE/<> Denizde. )
- TAÇ ÇİZGİSİ | YAN ÇİZGİSİ ile/||/<> YAN ÇİZGİSİ
( Alanı uzunluğuna boydan boya sınırlayan çizgi zooloji )
( TOUCH LINE )
( LIGNE LATÉRALE )
( SEITENLINIE )
- CROWN ETHER[İng.] ile/değil/yerine/= TAÇ ETER
- TAÇ KAPI ile/ve ÖTEKİ KAPILAR
( Sadece Sultan'ların kullandığı kapı. İLE/VE ... )
(
)
- TAÇ KAPI/LAR ile/ve İMPARATOR KAPISI / ALTIN KAPI
( ... İLE/VE Yedikule'nin iç tarafındadır. )
- TAÇ KAPI/PORTAL ile/||/<> TAK/ZAFER TAKI
( Bezemeli ana kapı. İLE/||/<> Eski Roma'da zafer kazanan komutan ve imparatorlar adına inşâ edilen anıtsal yapı. )
- TAC MAHAL ile SAFDAR JANG
( Agra - Hindistan [1631 - 1654] İLE Yeni Delhi - Hindistan [1754] )
- TAÇ | TÜVEYÇ | İKLÎL [Ar. < TÂC | İNG. < TOUCH] ile/||/<> TAÇ ile/||/<> YAN DIŞI
( yan dışı Genellikle göz düzeyinden yüksek mobilyaların üstlerindeki taşkın ve girinti çıkıntılarla süslü bölüm diştacı botanik astronomi )
( TOUCH )
( COURONNE | COROLLE )
( KRANZ )
- CROWN[İng.] / COURONNE[Fr.] / KRONE[Alm.] ile/değil/yerine/= TAÇ
- TÂC ile/ve HIRKA
- TÂC ile/değil İSTEFAN
- TAÇ ile/ve KALAK
( ... İLE/VE Gelin tacı. )
- TÂC ile/ve KERREMNÂ TÂCI
- TAÇ ile STEFANUS
- TAÇ ile TAÇ KAPI ile TAÇ ATIŞI ile TAÇ BEYİT ile TAÇ YAPRAĞI ile TAÇ YAPRAKLI ile TAÇ GİYME TÖRENİ
- TAÇ[Ar. < TÂC] ile TAÇ[İng. TOUCH]
( Soyluluk, iktidar, güç ya da hükümdarlık simgesi olarak başa giyilen, değerli taşlarla süslü başlık. | Gelinlerin başlarına takılan süs. | Genellikle göz düzeyinden yüksek mobilyaların üstlerindeki kabartmalı, oymalı, süslü bölüm. | Çiçeğin dıştan ikinci halkasında bulunan yaprakların hepsi. | Bazı tarikatlarda, şeyhlerin giydikleri başlık. İLE [futbol] Yan, dokunma. )
- TÂC ile TÂC-I ŞERÎF
( Meşâyihin giydikleri. Kavuk. İLE TERK-İ DÜNYA > TERK-İ UKBÂ > TERK-İ HESTÎ > TERK-İ TERK )
- TAÇ ile/ve/<> TAÇYAPRAĞI
( ... İLE/VE/<> Tâcı oluşturan yaprakçıklardan her biri. )
- TAC- ile/||/<> -TAXIS/-TAXY ile/||/<> COSM-
( Düzenleme, sıra. İLE/||/<> Sıra, düzenlenme, etki. İLE/||/<> Kozmetik, güzellik, düzenli. )
- TAÇ[Ar. < TÂC]/EFSER[Fars.] ile TIKSÂR[Ar.]
( ... İLE Halka biçiminde taç. )
- TAÇ ile VELİAHT PRENS ile TAÇLI
( CROWN vs. CROWN PRINCE vs. CROWNED )
( تاج ile مفرغ ile اکليل ile ديهيم ile نايب السلطنه ile وليعهد ile تاجدار ile متوج )
( TAJ ile MOFORGH ile اکليل ile ديهيم ile NAYBE OLSALTANEH ile وليعهد ile TAJDAR ile متوج )
- TACHISME[Fr.] ile/||/<> TACHISMUS[Alm.] ile/||/<> LEKECİLİK
( Resim Ressamın resim bezi ya da kağıdı üzerine düşünmeden boya serperek oluşturduğu lekelerin etkisine dayanan resim anlayışı Doğa biçimlerini değil boya biçimlerini değerlendiren ve boya vuruşundan doğan görüntünün insanın iç heyecanını anlatmaya yeter olduğuna inanan sanat anlayışı )
( TACHISME )
( TACHISMUS )
- TACİK ile TACİKÇE
- TACİL ETMEK ile/||/<> ACCELERATE[İng.] ile/||/<> ACCÉLÉRER[Fr.] ile/||/<> BESCHLEUNIGEN[Alm.] ile/||/<> İVDİRMEK
( Bir nesnenin bir kuvvet etkisi ile hızını değiştirmek )
( ACCELERATE )
( ACCÉLÉRER )
( BESCHLEUNIGEN )
- TACİL FİİLİ ile/||/<> VERB OF HASTE[İng.] ile/||/<> VERBE HATİF[Fr.] ile/||/<> HAST VERBUM, ZEITWORT VON EILE[Alm.] ile/||/<> TEZLİK EYLEMİ
( Derleme tezlik fiili çabukluk fiili kolaylık fiili Türkçede herhangi bir eylemin i li ulacıyle vermek eyleminin birleşmesinden meydana gelen ve kavramda çabukluğu kolaylığı yardımı gösteren iki kökten kurulmuş birleşik eylem Söyleyivermek söyleyiver yapıvermek yapıver başlayıvermek başlayıver vb )
( VERB OF HASTE )
( VERBE HATIF )
( HAST VERBUM, ZEITWORT VON EILE )
- TACÎL | İVME ile/||/<> İVME
( Birim zamanındaki hız değişimi Birim zamandaki hız değişimi tutarı hızın değişim hızı fizik Hızın zamana göre değişimi )
( ACCELERATION | ACCELARATION )
( ACCÉLÉRATION | ACCÉLERATION )
( BESCHLEUNIGUNG | ACCELARITION )
- TÂCİL ile TÂCİR
( Hızlandırma, çabuklaştırma, tezleştirme. İLE Ticaretle uğraşan kişi. )
- TÂCİR ile/||/<> MERCHANT, TRADER[İng.] ile/||/<> NÉGOCIANT, COMMERÇANT[Fr.] ile/||/<> TECİMEN
( Tecimsel işlerle uğraşan kişi )
( MERCHANT, TRADER )
( NÉGOCIANT, COMMERÇANT )
- TÂCİR[Ar. < TCR] ile TÜCCAR[Ar.]
( TAKÎ + CESUR + RAUF )
- TACİZ ETMEK ile TACİZ
( HARASS vs. HARASSMENT )
( عاجز کردن ile بستوه آوري ile اذيت ile ستوه )
( AJZ KARDAN ile BASTOOH AVARY ile AZYT ile SETOOH )
- TÂCİZ ile/değil TAVIR
- TACİZ/LİK ile TACİZ ATEŞİ
- TAÇLANMAK ile TAÇLANDIRMAK
- TAÇLI VİRÜS ile/ve/||/<>/< TAÇSIZ VİRÜS/LER
( Covid 19 İLE/VE/||/<>/< Yaşamımızdaki ve zihnimizdeki çoğu (olası) "sorun". )
- TAÇSIZ ile TAÇSIZLAR ile TAÇSIZ KRAL
- TÂCÜSSİN | DİŞ TACI ile/||/<> DİŞ TACI
( Dişin çene kemiğinin dışında kalan parçası olup çeşitli biçimler gösterir Kesme ve öğütmeye göre çeşitli biçimler gösteren dişin çene kemiği dışında kalan bölgesi Kron anat Dişin alveol dışında kalan distal kısmı korona dentis diş tacı )
( CROWN OF TOOTH | CORONA DENTIS )
( COURONNE | COURONNE DENTAIRE )
( KRONE | ZAHNKRONE )
- TAD ile/ve/<>/değil KIVAM
- TADACCU'[Ar.] ile TADACCU[Ar. < DUCRET]
( Üşenme, gevşek davranma. İLE İç sıkılması, sıkıntı. )
- TADAD ETMEK | SAYMAK ile/||/<> SAYMAK
( matematik )
( COUNT )
( COMPTER )
- TA'DÂD[Ar. < ADET] (ETMEK)[Ar.] ile/ve/||/<> İHYÂ'[Ar. < HAYÂT] (ETMEK)[Ar.]
( Sayma, sayı. | Birer birer söyleme, sayıp dökme, sayım. İLE/VE/||/<> Diriltme, diriltilme, canlandırma. | Can verircesine iyilik etme, lütfetme. | Yeniden güçlendirme. | Uyandırma, canlandırma, tazelik verme. )
- TÂDÂT ETMEK ile BENİMSEMEK
- TADI:
ASİT OLAN MEYVELER ile/ve HAFİF ASİT OLAN MEYVELER
( * Portakal - Alkali
* Mandalina - Alkali
* Klementin - Alkali
* Greyfurt - Alkali
* Limon - Alkali
* Nar - Alkali
* Ananas - Alkali
İLE/VE
* Çilek - Alkali
* Domates - Alkali
* Elma - Alkali
* Armut - Alkali
* Şeftali - Alkali
* Üzüm - Alkali
* Kiraz - Alkali
* Kayısı - Asit
* Erik - Asit )
- TADI TATLI OLANLAR
* Hurma - Alkali
* İncir - Alkali
* Tatlı üzüm - Alkali
* Tatlı elma - Alkali
* Muz - Alkali
- YANSIZ MEYVELER
* Karpuz - Alkali
* Kavun - Alkali
- KURUTULMUŞ MEYVELER
* Erik - Asit
* Kayısı - Asit
* Armut - Alkali
* Elma - Alkali
* İncir - Alkali
* Muz (olgunsa) - Alkali
)
- TADİL ile TADİL TEKLİFİ
- TADİLÂT | DEĞİŞİKLİK ile/||/<> DEĞİŞİKLİK
( Her yerde belirli zamanlarda yapılan genel bina ve arsa tarla yazılımlarından sonra yeniden yazılım yapılıncaya kadar gerek binanın yapılışında ve gerek arsa ve tarlanın durumunda değerleri bakımından bir değişiklik yapılması halinde durumun yetkili görevlilerince incelenerek vergi değişimi yapan kurulca yeni durum ve değerlerine göre vergilendirilmesi )
( MODIFICATIONS | MODIFICATION )
( MODIFICATIONS )
- TÂDİLAT ile/ve DEKORASYON
- TÂDİLAT ile/ve TAMİRAT
- TADINI BİLMEK ile TADINI YAŞAMAK
( Deneyimlemiş olmak. İLE Deneyimin, zaman, zemin ve dengesini/dozunu doğru belirleyerek sürdürebilmek. )
- TADINI ÇIKARMAK ile/ve SEFASINI SÜRMEK
- TAFEL DENKLEMİ ile/||/<> OHM YASASI
( Tafel elektrokimya η = a + blogj, Ohm lineer V = IR. )
( Formül: Logaritmik İLE lineer )
( Georg Ohm tarafından 1827 yılında keşfedildi/formüle edildi. )
- TAFEL[Alm.] ile/||/<> ASMALIK
( İçmimari Boyaresim asmak için düz yüzey )
( TAFEL )
- TAFEL ile/||/<> BUTLER-VOLMER ile/||/<> MARCUS
( Elektrot reaksiyon hızı kuramları. )
( Formül: η = (RT/αnF)ln(i/i₀) )
- TAFEL ile/||/<> BUTLER-VOLMER ile/||/<> MARCUS
( Elektrokimyasal kinetik modeller. )
( Formül: η = b log(i/i₀) )
- TAFRA | ATLAMA ile/||/<> ATLAMA ile/||/<> ATLAMAK
( 1 Belirli bir yerden gerilip hız alarak yapılan sıçrama ile vücudu yerden kesip daha uzak bir yere kondurma ya da belli bir yükseklikten aşırma 2 Bu yolla en uzağa atlamak ya da en yükseği aşmak amacıyla yarışılan atletizm dalı Sinema Bir filmdeki devinimin doğal akışını değiştiren şaşırtıcı sonuçlar çarpıcı etkiler sağlamakta kullanılan kesim Bir kart delgi makinesi ya da yazı makinesi gibi damga damga ilerleyen donanımlarda bir damga konumunun ya da bir alanın bir satır yazıcıda bir ya da birçok satırın işlenmeden geçilmesi İlmiye sınıfında aşamalarda sıra beklemeden ve kuraldışı ilerleme Vücudun sıçrama gücü ile bulunduğu dayanak yüzeyinden koparak ayrı bir düzeye konması Konuşulan bazı harfleri ve heceleri atlamaktan ileri gelen kusur örnek nasılsınız yerine nassınız Dansçının atlaması )
( JUMPING EVENT, VAULT | JUMP (CUT) | SKIPPING | VAULT | SLOVENLY SPEECH | LEAP | HOP | BYPASS | JUMP | SKIP | RHYTMIC JUMP )
( SAUT | ESPACEMENT, SAUT | SUPPRESSION | SPRING )
( SPRUNG | BIIDSPRUNG, SPRUNG | UNTERDRÜCKUNG | ABSPRUNG )
( SALTUS )
( SALTO )
( ΆΛΜΑ / άλμα )
- TAFRA | ATLAMA ile/||/<> SIÇRAMA
( 1. Belirli bir yerden gerilip hız alarak yapılan sıçrama ile vücudu yerden kesip daha uzak bir yere kondurma ya da belli bir yükseklikten aşırma. 2. Bu yolla en uzağa atlamak ya da en yükseği aşmak amacıyla yarışılan atletizm dalı. @@ Sinema Bir filmdeki devinimin doğal akışını değiştiren, şaşırtıcı sonuçlar, çarpıcı etkiler sağlamakta kullanılan kesim. @@ Bir kart delgi makinesi ya da yazı makinesi gibi damga damga ilerleyen donanımlarda bir damga konumunun ya da bir alanın, bir satır yazıcıda bir ya da birçok satırın işlenmeden geçilmesi. @@ İlmiye sınıfında, aşamalarda sıra beklemeden ve kuraldışı ilerleme. @@ Vücudun, sıçrama gücü ile bulunduğu dayanak yüzeyinden koparak ayrı bir düzeye konması. @@ 'Konuşulan bazı harfleri ve heceleri atlamaktan ileri gelen kusur, örnek : 'nasılsınız' yerine 'nassınız'. @@ Dansçının atlaması. @@ @@ @@ @@ @@ )
( JUMPING EVENT, VAULT | JUMP (CUT) | SKIPPING | VAULT | SLOVENLY SPEECH | LEAP | HOP | BYPASS | JUMP | SKIP | RHYTMIC JUMP~RHYTMIC JUMP | JUMPING | HOP )
( SAUT | ESPACEMENT, SAUT | SUPPRESSION | SPRING~SPRING | SAUTILLEMENT | PETIT SAUT )
( SALTUS~... )
( SPRUNG | BIIDSPRUNG, SPRUNG | UNTERDRÜCKUNG | ABSPRUNG~ABSPRUNG | HÜPFEN | SATZ )
( SALTO~SALTO )
( ΆΛΜΑ / άλμα~ΆΛΜΑ / άλμα )
- TAFRA ile TAFRACI/LIK
- TAFSİL ile/ve İCMÂL
- TAFSÎL[Ar.] ile TAKSÎM[Ar.]
- TAFSİL ile TASNİF
- TAFSÎLÂT[Ar. < TAFSÎL < FASL] ile/ve/< AÇIKLAMA
( ... İLE/VE Etraflıca, uzun uzun açıklamalar. )
- TAFSİLAT ile TAFSİLATLI
- TAFTA[Fars. < TÂFTE] ile/||/<> BİR ÇEŞİT SERT, İPEKLİ KUMAŞ
( bir çeşit sert ipekli kumaş Farsçadan kökenlendiği anlaşılıyor Farsça tāfta a kind of silken cloth olarak belli başlı Avrupa dillerinde kullanılır taffeta taffetas Taffet Taft İtal taffettà tafota Rum táftă Ticaret yoluyla yayıldığı açıktır )
- TAGDİYE, TAGADDİ | BESİ ile/||/<> BESİ
( Keçe yapılacak kılın arasına konan yün Bor Niğde beslenme biyoloji Hayvanların hareketlerini sınırlayan çit veya kapalı alan içerisinde tutularak enerjice zengin rasyonlarla beslenmesiyle kesim ağırlığına ulaşmasını sağlayan et verimi ve kalitesini artırmaya yönelik besleme yöntemi )
( FATTENING )
( ALIMENTATION )
- TAGDİYE, TAGADDİ | İGTİDA | BESLENME ile/||/<> BESLENME
( karşılık nutrisyon alimentasyon nutrire beslenmek alere beslenmek Besin maddesinin canlı tarafından yutulması sindirilmesi bağırsaklardan geçip kan ve lenf ile kullanılacakları yerlere taşınması ve sonunda asimlasyonu olayı besi botanik zooloji besleme Besin maddesinin canlı tarafından yutulması sindirilmesi damarlarla kullanılacakları yerlere taşınması ve sonunda organizma tarafından kullanılacak hâle getirilmesi Alimentasyon nütrisyon Besin maddelerinin canlı organizmaya alınmasıyla atık maddelerin vücuttan atılmasına kadar geçen süre içinde uğradığı mekanik fiziksel kimyasal ve fizikokimyasal olayların bütünü alimentasyon Canlıların gelişmeleri ve yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli olan besin maddelerini dışardan sağlamaları ve kullanmaları faaliyeti )
( NUTRITION, ALIMENTATION | NUTRITION )
( NUTRITION, ALIMENTATION | ALIMENTATION, NUTRITION )
( ERNÂHRUNG | ERNÄHRUNG )
( NUTRIRE,ALERE | ALERE: BESLENME; NUTRIRE: BESLENMEK )
- TAĞŞİŞ ile/||/<> ADULTERATION, DEPRECIATION[İng.] ile/||/<> AVILISSEMENT, ADULTÉRATION, FALSIFICATION[Fr.] ile/||/<> KATIŞTIRMA
( 1 Madensel paralarda bulunan değerli maden niceliğini azaltma 2 Bazı özdeklere değeri çok düşük bazı özdekler katılması )
( ADULTERATION, DEPRECIATION )
( AVILISSEMENT, ADULTÉRATION, FALSIFICATION )
- TAĞŞİŞ ile/||/<> AYARINI DÜŞÜRMEK
( ayarını düşürmek 1 Yemde doğal olarak bulunabilen fakat hayvanlara zararlı etki yapmayacak düzeylerde olanların dışında yemlere zehirli ve zararlı olabilecek madde yabancı ot tohumu besleme değeri olmayan madde emniyetli olmayan pestisit veya kimyasal madde tolerans sınırını aşacak miktarlarda boya konservatif vb katkı maddelerinin katılması yemdeki değerli maddelerin tamamı veya bir kısmı yerine daha az değerli maddelerin katılması işlemi 2 Herhangi bir gıdanın veya malzemenin özelliklerini bozacak bir şeyle karıştırılması hile )
( DABASEMENT, ADULTERATION )
- TAGVİYE[<> İGVÂ, çoğ. GAVÂYE] ile/değil TAKVİYE[< KUVVET]
( Baştan çıkarma, azdırma. İLE/DEĞİL Güçlendir(il)me. )
- TAĞYİR ETME | DENŞİRME ile/||/<> DENŞİRME ile/||/<> DENŞİRMEK
( kimya Kimyasal bir özdeğin niteliğini doğallığını bozma DNA önbesi gibi dirilçoğuz özdeciklerinin gözeiçi etkin yapılarının sıcaklık alkol gibi etkenlerle bozulması doğallığını bozmak )
( DENATURATION | DÉNATURATION )
( DÉNATURATION )
( DENATURIERUNG )
- TAĞYİR ile/||/<> ALTERATION[İng.] ile/||/<> ALTÉRATION, IMITATION FRAUDULEUSE[Fr.] ile/||/<> NACHAHMUNG[Alm.] ile/||/<> BAŞKALAŞTIRMA
( Başkasının markasını biraz değiştirerek kendi markasıymış gibi kullanma )
( ALTERATION )
( ALTÉRATION, IMITATION FRAUDULEUSE )
( NACHAHMUNG )
- TAHA ile TALHA
- TAHACCÜR ile/||/<> FOSSILIZATION[İng.] ile/||/<> FOSSILISATION[Fr.] ile/||/<> TAŞILLAŞMA
( Bitki hayvan ve organik maddelerinin taş kesilerek taşıl duruma gelmesi )
( FOSSILIZATION )
( FOSSILISATION )
- TAHADDÜS[Ar. < HADS/HUDÛS] ile TAHADDÜŞ[Ar.]
( Sezgi. | Yok iken ortaya/meydana çıkma. İLE Tırmalanma. | Üzüntü duyma. )
- TAHADDÜSİYE | SEZGİCİLİK ile/||/<> SEZGİCİLİK
( Sezgiye önem veren ve sezgi yoluyla kavranılan gerçeklerin insan bilgisinin temelini oluşturduğunu ileri süren felsefe öğretisi 1 Sezgiye us anlık kavramsal düşünme karşısında üstünlük veren sezgiyi bilginin özellikle felsefe bilgisinin temeli olarak gören öğreti Bergson sezgi 2 Ahlak öğretisi olarak Eylemlerin iyi ya da kötü oluşlarının onların değerleri ve sonuçları üzerine herhangi bir düşünüp taşınma ile değil doğrudan doğruya sezgiyle bilinebileceğini savunan görüş 3 Matematikte Matematiğin temellerinin sezgi yoluyla doğrudan doğruya kesinlikle kavrandığını ileri süren görüş mathematical intuitionism kurucusu L E j Brouwer bu görüşe göre insan anlığının yapıcılığından doğan matematiksel varoluşlar ancak sezgi yoluyla sınanabilirler bu görüşte matematiğin mantık ve felsefe karşısında üstünlüğü de kabul edilir çünkü ne bilim ne felsefe ne de mantık matematik için bir öndayanak olabilirler 1 Etiğin düşünce dil ve eylem bakımından insanın sezgilerine dayandığını ahlaki değerin nesnel ve evrensel olarak bağlayıcı ve tüm insanlar için ortak olduğunu sezgi yoluyla kavradığımızı savunan görüş 2 Canlıları sezgilere sahip olma özelliğine göre sınıflandıran bir çeşit türcülüğü savunan görüş sentientizm )
( INTUITIONALISM, INTUITIONISM | INTUITIONISM, INTUITIONALISM | SENTIENTISM )
( INTUITIONNISME | INTUITIONISME )
( INTUITIONISMUS )
- TAHÂDU'[Ar. < HUD'A] ile TAHADDU'/TAHAZZU'[Ar. < HUDÛ'/HUZÛ'] ile TAHADDUR[Ar. < HIDR/HIZR] ile TAHAZZUR[Ar. < HÂZIR] ile TAHADDÜR[Ar. < HADER] ile TAHADDÜR[Ar. < HADR] ile TAHAZZÜR[Ar. < HAZER] ile TAHATTUR[Ar. çoğ. TAHATTURÂT]
( Aldanmış gibi görünme. İLE Alçakgönüllülük gösterme. İLE Yeşilleşme, yeşil renk bağlama. İLE Hazır olma/bulunma. İLE Örtünmek, tesettür. | Uyuşma, uyuşturulma. İLE Yokuş aşağı inme. | Yukarıdan aşağı akıp gitme. İLE Sakınma, korunma, çekinme. İLE Anımsama, hatıra getirme/getirilme, unutulduktan sonra anımsanan şey. )
- TAHAFFUZ ile/||/<> CONSERVATION[İng.] ile/||/<> CONSERVATION[Fr.] ile/||/<> ERHALTUNG[Alm.] ile/||/<> KORUNUM
( Dış çevreden yalıtılmış bir dizge ile ilgili kütle erke devinirlik gibi nicelikler toplamlarının etkileşimler sonucu değişikliğe uğramaması )
( CONSERVATION )
( CONSERVATION )
( ERHALTUNG )
(1996'dan beri)