Bugün[02 Temmuz 2026]
itibarı ile 73.157 başlık/FaRk ile birlikte,
73.157 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(292/294)


- ZEHV[Ar.] ile NAHVE[Ar.]


- ZEIN, CETIN[İng.] / ZÉINE, CÉTIN[Fr.] / ZEIN, WALRAFEN[Alm.] ile/değil/yerine/= ZEİN, SETİN


- ZEİR/ZE'R[Ar.] ile ZEÎR[Ar. çoğ. ZEÎRÂT]

( Aslan kükremesi. İLE Gövdenin içinden duyulan doğal ya da hastalıklı ince ses. )


- ZEİSE TUZU ile/||/<> KLASİK KOMPLEKS

( Zeise π-kompleks eten, klasik σ-donor NH₃. )

( Formül: K[PtCl₃(C₂H₄)] )


- ZEKÂ | ANLAK ile/||/<> ANLIK ile/||/<> US

( Soyutlama, öğrenme ve yeni durumlara uyma yeteneklerinin toplamı. @@ Öğrenme, araç geliştirme ve çevreye uyma olanağı sağlayan, bellek, istenç, yoğulum gibi bileşenlerden oluşan üst yeti. @@ Anlama ve kavrama kapasitesi. @@ Kavrayış; anlayış; kavrama ve yargılama yetisi. Buna göre: 1. Karışık şeyleri, olayları çabuk kavrama, ve kolaylıkla onlara uyma yeteneği. 2. Bilmeye yönelen yeti ve yeteneklerin toplamı (algılama, kavrama, soyutlama, kavram kurma, genelleştirme, birleştirme, sonuç çıkarma, eleştirme, yargılama, çözümleme), a. (Duyuma karşıt olarak) Anlıkla eşanlamlı, kavramsal bilgi yetisi, b. (İçgüdüye karşıt olarak) Ereğe erişmek için araçlardan düşünerek, bilerek yararlanma; isteyerek etkin olma yetisi, c. Olayları ya da başkalarının düşüncelerini kolaylıkla kavrama yetisi. 3. Olanakları yakalama, kavrama, yeni ödevlere ve yeni durumlara kendini uydurma ve onlarda kolaylıkla yolunu bulma yeteneği ve becerisi (kılgılı anlak). 4. Bağlantıları kavrama, görüşler edinme yetisi; tinsel kavrama gücü; tinsel uyanıklık; çabuk düşünme ve yargılama yetisi (kuramsal anlak). // Anlağın en aşağıdan en yükseğe (-> öke) değin dereceleri vardır; anlak derecelerinin saptanması için testler uygulanır; belli sınırlarla hayvanlarda da anlağın bulunduğu kabul edilir. @@ (zooloji) @@ Anlama ve kavrama kapasitesi. Zekâ. )

( INTELLIGENCE | INTELLECT | REASON~INTELLECT | INTELLECT, UNDERSTANDING | INSTANTANEOUS | ADHOC~REASON )

( INTELLIGENCE | INTELLECT, ENTENDEMENT | RAISON~INTELLECT, ENTENDEMENT | INSTANTANÉ~RAISON )

( INTELLIGENTIA | INTELLECTUS | RATIO~INTELLECTUS~RATIO )

( KLUGHEIT | INTELLIGENZ | INTELLEKT, VERSTAND | VERNUNFT~INTELLEKT, VERSTAND | MOMENTAN, AUGENBLICKLICH~VERNUNFT )

( INTELLIGENZA~INTELLETTO~RAGIONE )

( ΝΟΗΜΟΣΎΝΗ / νοημοσύνη~ΔΙΆΝΟΙΑ / διάνοια~ΛΌΓΟΣ / λόγος )


- ZEKÂ GÖSTERGESİ:
YANITLAR(IY)LA ile/ve/değil/yerine/||/<>/> SORULAR(IY)LA


- ZEKÂ:
(HIZLI) (İSÂBETLİ) "BİRLEŞTİRME/BAĞLANTILANDIRMA/KESKİNLEŞTİRME" BİLGİSİ ile/ve/değil/||/<> AYIRMA BİLGİSİ/YETİSİ


- ZEKÂ-İÇGÜDÜ ile ZEKÂ-İÇTEPİ


- ZEKÂ:
SOYUT ile/ve/||/<> MEKANİK ile/ve/||/<> TOPLUMSAL

( )


- ANLAK/ZEKÂ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< US/AKIL/TAPINDIRAK

( Birleştirme/bağlantılandırma üzerine ve becerisi. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Ayırabilme, dışarıda bırakabilme üzerine ve becerisi. )

( Kendini düşünür. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< [Önce kendiyle birlikte] Başkalarını da düşünür. )

( Sunulmuş/bahşedilmiş olan. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Kişinin kuracağı. )

( Dün zekiydim, dünyayı değiştirmek isterdim. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Bugün akıllıyım, kendimi değiştiriyorum. )

( "Savaşta". İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Barış için! )

( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Bağ. | Eskiden, develerin ayağına bağladıkları bağ. | Kendini, gereksinimi duyulan şeyi, kendi aracılığıyla elde edilen özel bir sıfatla kayıtlandırmış zât. )

( )

( Sözel/yazınsal. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Matematik. )

( Dilin becerisi/hüneri. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Dilin freni. )

( Yakını gösteren ışık/huzme. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Uzağı gösteren ışık/huzme. )

( Ne yapacağını "bilmek", istenç/irâde[yapma bilgisi/gücü/isteği]. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Ne yapmayabileceğini bilme[bilgisi/gücü/isteği], direnç/ihtiyâr. )

( Kısa sürede [kazanırsa/belki/kısmen] "kazan[dır]ır". İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Orta ve uzun sürede kazan[dır]ır. )

( )

( [Kişileri ...] Ayrıştırır, uzaklaştırır. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Birleştirir, buluşturur. )

( [öteki ucu] Asalaklık. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Aptallık. )

( Keskinleştirmek üzere. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Yetkinleştirmek üzere. )

( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Hind felsefesindeki temel kavram RTA, Yol (Rota, route, road) anlamına gelmektedir. Ratio'nun kaynağı olan Ratis ise, Lâtince'de, bağ çubuklarını boylarına göre düzlemektir, denk etmektir. Eski Yunan'da, muntazam dizilmiş kolye anlamında, "cosmos", düzenli evren ("Cosmos") ile, akıl, dil, "Logos (uyumlu dil ve Akıl)", "Nomos", "Ethos" [yüce değerlere yönelme] arasındaki eşdeğerlik demektir. Japonların "Kannagara no michi"si, Arapların "Şeria"sı da aynı, doğru yol, anlamındadır. )

( INTELLIGENCE vs./and/but/||/<>/< REASON/RATIO
REASON/RATIO instead of INTELLIGENCE )

( [nicht] INTELLIGENZ mit/und/||/<>/< VERNUNFT )


- ZEKÂ ile/ve/değil AYIRDINDALIK

( [not] INTELLIGENCE vs./and/but DISTINGUISHNESS )


- ZEKÂ ile/ve/<> BECERİ/MAHÂRET

( İç duyuların hızlılığı, açıklığı, keskinliği. İLE/VE/<> Gövdenin yapılması güç alıştırmalara yatkın olması durumu. Ustalık. )

( Soyutlama gücü. | Bilenme. | Tezkiye. İLE/VE/<> Yatkınlık ve öğrenime bağlı olarak bir işi başarma/sonuçlandırma yeteneği. )

( Kişi, kendine, becerilerini geliştirecek zamanı ayırmalıdır. )

( Kişi, kaba kuvvet kullanırken, ötekiler beceriye başvurur. )

( Arzu ve imgeleme dünyayı yaratır, zekâ ise ikisini bağdaştırarak bir uyum ve barış duygusunu sağlar. )

( Zekâ, yabancıya karşı kullanılır. [yakınlara ya da yakınlar arasında değil!] )

( CERBEZE: Zekâ keskinlği. )

( Desire and imagination create the world and intelligence reconciles the two and causes a sense of harmony and peace. )

( INTELLIGENCE vs./and/<> SKILL/ABILITY )


- ZEKÂ ile/ve/<> BİLGELİK

( Mutlu olmak için kendimizi (özümüzü) bilmek dışında hiçbir şeye gereksinimimiz olmadığını bilmek, bilgeliktir. )

( Üstün kişinin parlak zekâsı, değişmez bir özelliğidir. )

( Hayret ve merak bilgeliğin şafağıdır. )

( Ne sevmek, ne de nefret etmek; tüm uygulayımsal/pratik yaşam bilgeliğinin bir yarısını, "Hiçbir şey söylememek" ve öbür yarısını da "Hiçbir şeye inanmamak" oluşturur. )

( Zihninizin tutsağı olduğunuzu, kendi yarattığınız hayali bir dünyada yaşadığınızı bilmek, bilgeliğin şafağıdır. )

( ZEKÂ: Gerektiğinde, düşüncelerini değiştirebilmektir. )

( SMART:
SPECIFIC
MEASURABLE
ACHIEVABLE
REALISTIC
TIME BOUND )

( To know that you need nothing to be happy, except self-knowledge, is wisdom.
Wonder is the dawn of wisdom.
To know that you are a prisoner of your mind, that you live in an imaginary world of your own creation is the dawn of wisdom. )

( INTELLIGENCE vs./and/<> WISDOM )


- ZEKÂ ile/ve/değil CESARET


- ZEKÂ ile/ve/değil/+/||/<>/> DEHÂ

( Belirli bir alanda uzmanlaşma. İLE/VE/DEĞİL/+/||/<>/> Uzmanlıklar arasında örgütlenmeyi sağlama. )

( [not] INTELLIGENCE vs./and/but/+/||/<>/> GENIUS )


- ZEKÂ ile/ve/<>/değil EDEP/EDEB


- ZEKÂ ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< EMEK


- ZEKÂ ile/ve/||/<>/>/< GÖZLEM GÜCÜ


- ZEKÂ ile GÖRÜNTÜ

( Zekâsını beğendiğin kişinin, görüntüsünü merak etme!
Zekâsını kullanmayan birininse, görüntüsünden etkilenme! )

( vs./and/||/<> IMAGE )


- ZEKÂ ile/ve/<> KUVVET ile/ve/<> MADDE


- ZEKÂ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< NAMUS


- ZEKÂ ile/ve/değil/||/<> ÖNCELİK (VERME[ME]K)


- ZEKÂ ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< ŞEFKÂT

( [karşısında] Eğiliriz. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>/< Diz çökeriz. )


- ZEKÂ ile/ve/<> "YATIRIM"


- ZEKÂ ile YETENEK


- ZEKÂ'[Ar.] ile ZEKÂ'[Ar.]

( Saflık, duruluk; hal düzgünlüğü. İLE Zeyreklik, çabuk anlama, zihin keskinliği. )


- ZEKA ile ZEKAT ile ZEKALI/LIK ile ZEKASIZ/LIK ile ZEKA YAŞI ile ZEKA TESTİ ile ZEKA BÖLÜMÜ ile ZEKAT KEÇİSİ ile ZEKA GERİLİĞİ ile ZEKA YETENEĞİ


- ZEKÂ ile/ve/||/<>/>/< ZEUS

( ... İLE/VE/||/<>/>/< Tümel zekâ. )


- ZEKÂNIN ELVERMESİ" ile "AKLIN BASMASI"


- ZEKÂT ile/ve/||/<> MÂÛN

( ... İLE/VE/||/<> Malın zekâtı. )


- ZEKÂT ile NİSÂB

( ASIL, ESAS | BİR MALIN ZEKÂTINI VERMEK ÜZERE VARILMASI GEREKEN MİKTAR | DERECE, İSTENİLEN HAD )


- ZEKÂT ile/ve/||/<> SADAKA ile/ve/||/<> İNFÂK

( Maddî olarak vermek. İLE/VE/||/<> Manevi olarak vermek. İLE/VE/||/<> Geciktirmeden vermek. )


- ZEKÂVET[Ar.] ile ZEKÂVET[Ar.]

( Zeyreklik, çabuk anlama, kavrama. İLE Zekâ, zekilik. )


- ZEKİ KİŞİLERİN, İŞE ALINMA AMACI:
NE YAPACAKLARINI SÖYLEMEK ile/değil/yerine İŞVERENLERİN, NE/LER YAPACAĞINI/YAPABİLECEĞİNİ SÖYLEMELERİ


- ZEKİ ile/ve/değil/yerine/<>/< BİLGE

( [Sorunu] Çözümleyen/çözen. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<>/< Önleyen. )

( Nerede aptal olacağını biliyorsan, yeterince zekisin demektir. )


- ZEKİ ile/ve/değil/||/<> PİSLİK


- ZEKÎ ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/< SİNSİ


- ZEKİ ile "UYANIK"

( KİYÂSET: Zeki ve uyanık oluş. Zeyreklik, anlayışlılık. )

( ... ile ZEYREK )


- ZEKÎ[Ar. < ZEKÂ] ile ZEKÎ[Ar. çoğ. EZKİYÂ] ile ZEKÎR[Ar.]

( Temiz, halis, hali temiz olan kişi. İLE Zeyrek, zekâ sahibi, çabuk anlayışlı. İLE Unutmayan, belleği güçlü. )


- YALNIZLIK:
ZEKİLERDE ile/ve/||/<> ÇIKARSIZLARDA ile/ve/||/<> SAĞDUYULULARDA


- ZEKİ/LİK ile ZEKİCE


- ZELÂZİLNÜVÎS | DEPREMÇİZER ile/||/<> DEPREM OCAĞI

( Depremleri yazan araç. @@ Yerkabuğunun sarsıntılarını çizmede, yeğinliğini belirlemede ve deprem özeğini kestirmede kullanılan duyarlı algıç. )

( SEISMOGRAPH | HYPOCENTER, FOCUS~HYPOCENTER, FOCUS | HYPOCENTRE )

( SÉISMOGRAPHE | SISMOGRAPHE | HYPOCENTRE, CENTRE, FOYER~HYPOCENTRE, CENTRE, FOYER | HYPOCENTRE )

( SEISMOGRAPH | ERDBEBENMESSER | HYPOZENTRUM, HERD~HYPOZENTRUM, HERD | HYPOZENTRUM )

( SISMOGRAFO~IPOCENTRO )

( ΣΕΙΣΜΟΓΡΆΦΟΣ / σεισμογράφος~ΥΠΌΚΕΝΤΡΟ / υπόκεντρο )


- ZELBER ile ...

( Yük üstüne atılan öteberi. )


- ZELÎL[Ar.] ile MEHÎN[Ar.] ile MÜZ'İN[Ar.]


- ZELİL ile/ve/<> REZİL


- ZELÎL[Ar.] ile ZELÎL[Ar. < ZİLLET | çoğ. EZİLLÂ, EZİLLE, ZİLÂL, ZULLÂN]

( Sürçüp düşen, yanılan. İLE Hor, hakir, alçak, aşağı tutulan, aşağılanan. )


- ZELLE(T) ile ZULÜM

( Sürçüp kayma. İLE Güçlü birinin yasaya ya da vicdana aykırı olarak başkalarına yaptığı her türlü kötülük, haksızlık. )


- ZELZELE[Ar.] ile RECFE[Ar.]

( Sarsıntı. İLE Çok güçlü sarsıntı. )


- ZEL/ZELL[Ar.] ile ZELL[Ar.]

( Osmanlı abecesinin 11. harfidir.[Ebced hesabında 700 sayısının karşılığıdır.] İLE Kayma, ayağı sürçme. | Yanılma, yanlış yapma. )


- ZEM ile KÜFRÂN


- ZEMBEREK ile ZEMBEREKLİ ile ZEMBEREKÇİ ile ZEMBEREK OTU ile ZEMBEREK KUTUSU


- ZEMBİL ile ZEMBİL OTU


- ZEMHERİ ile ZEMHERİ ZÜREFASI


- ZEMİN ile/ve/<> AĞ


- ZEMİN ile ALTYAPI

( GROUND vs. SUBSTRUCTURE )


- ZEMİN ile/ve/<> BAĞLAM


- ZEMİN ile/ve EREK

( PLACE vs./and AIM )


- ZEMİN ile/ve HAREKET NOKTASI

( Zemini olmayanın ereği olmaz. )


- ZEMİN" ile/||/<>/>/< MUHARRİK UNSUR


- ZEMİN ile/ve/<> OLANAK


- ZEMİN ile/ve TAŞIYICI


- ZEMİN ile ZEMİN KAT ile KARA KUVVETİ ile ZEMİN PLANI ile ZEMİN KİRASI ile TEMEL DURUM ile ÖĞÜTÜLMÜŞ BUĞDAY VE ET ile TOPRAKLAYICI ile ASILSIZ ile TOPRAKLI ile KANARYA OTU

( GROUND vs. GROUND FLOOR vs. GROUND FORCE vs. GROUND PLAN vs. GROUND RENT vs. GROUND STATE vs. GROUND WHEAT AND MEAT vs. GROUNDER vs. GROUNDLESS vs. GROUNDLING vs. GROUNDSEL )

( آسيابي ile زمين ile دوخ ile کوبيده ile طبقه همکف ile اشکوب هم کف ile نيروي زميني ile طرح عمومي ile طرح اساسي ile اجاره عرصه ile کمترين نيرو ile نيروي اساسي ile هريسه ile پايهگذار ile واهي ile بي اساس ile بي اصلص ile گياه زميني ile تير پايه )

( ASYABY ile ZAMYNE ile دوخ ile KUBYDAH ile TABAGHEH CPEHMAKF ile ESHKUB NPAM KOF ile NEYROY ZAMYNEY ile TARH AMOMY ile TARH ASASY ile EJAREH ARSEH ile KAMTARYNE NEYRO ile NEYROY ASASY ile هريسه ile PAYCPEHGOZAR ile VAHY ile BEY ASAS ile BEY ESLES ile GYAH ZAMYNEY ile TYR PAYYEH )


- ZEMİN ile ZEMİN LAMBASI ile DÖŞEME ile DÖŞEME TAHTASI ile DÖŞEME

( FLOOR vs. FLOOR LAMP vs. FLOORAGE vs. FLOORBOARD vs. FLOORING )

( اشکوب ile طبقه ile چراغ پايهدار ile فضاي صحن ile کف تخته اي ile کف سازي )

( ESHKUB ile TABAGHEH ile CHARAGH PAYCPEHDAR ile FAZAY SAHN ile KOF TAKHTEH AY ile KOF SAZY )


- HINTERGRUND[Alm.] ile/değil/yerine/= ZEMİNDEĞER


- ZEMİN/LİK ile ZEMİNLİ ile ZEMİN KATI


- ZEMM[Ar.] ile LEVM[Ar.]

( Kötüleme. İLE Yerme, kınama. | Ayıplama. )


- ZEMZEM[Ar.] ile Zemzem[Ar.]

( Yavaş ve hafif türkü söyleme. | Türk müziğinde en az 5-6 yüzyıllık bir mürekkep makam.[örneği kalmamıştır] İLE Kâbe yakınlarındaki ünlü kuyu.[Bİ'R-İ/ÇÂH-I/ÇEH-İ ZEMZEM][HEMZE, TAYYİBE, TAHİRE, ŞARABÜ'L-EBBAR] )

( Kadın. [PÎRE-ZEN: Koca-karı.] İLE "Vurucu, vuran, atan, çalan" anlamlarına gelerek birleşik sözcükler oluşturur. [DEST-ZEN: El vurucu, işe başlayan. | HANDE-ZEN: Kahkaha atan.] )


- ZEMZEM ile ZEMZEM SUYU


- ZEN:
ANLAMI (")ANLAMSIZLIĞI/NDA(") ile/ve/||/<> (")ANLAMSIZLIĞI(") DA ANLAMLILIĞINDA


- ZEN:
ANLAŞILABİLMESİ ANLAŞILAMAMASINDA ile/ve/||/<> ANLAŞILMAMASI DA ANLAŞILABİLMESİNDE


- ZEN[Jap. < ZENNA < CHENNA(Çince)] ile ZEN[Fars.]

( Felsefe, düşünüş, yaşam biçimi. İLE Kadın. )


- ZEN ile/ve/||/<>/< BUDİZM/FELSEFE

( ZEN vs./and/||/<>/< BUDHISM/PHILOSOPHY )


- ZEN ile/ve TASAVVUF


- ZENÂBÎL[Ar. < ZENBÎL/ZİNBÎL] ile ZENÂBÎR[Ar. < ZÜNBÛR]

( Zenbiller. İLE Eşek arıları. )

( Kadınlar. | Vurucular, dövücüler. İLE "Vurarak" anlamıyla birleşik sözcükler oluşturur. [TA'NE-ZENÂN: Söverek, küfür ederek.] )


- ZENB[Ar.] ile CÜRM[Ar.]


- ZENB[Ar.] ile KABÎH[Ar.]


- ZENB[Ar.] ile MASİYET[Ar. < İSYAN][>< İTAAT]

( Cezayı gerektirecek günah. İLE İtaatten ayrılmak, söz dinlememek, çoğunluk tarafından onaylanan davranışlara uyum sağlamamak. | İtaatten çıkmak, günah işlemek. | Bir davranıştan imtina etme, ona karşı direnme. )


- ZENCEBÎL[Ar.] ile ZENCEFÎL[Ar.]

( Zencefil. | Şarap. İLE Hindistan ve Malezya'da kalın ve yumuşak köksaplı bir bitki. )


- ZENCEFİL ile/ve/<> HAVLICAN/EGİR[dvnlgttrk]

( Zencefilgillerden, Hindistan ve Malezya'da yetişen bir bitki. İLE/VE/<> Zencefilgillerden, aynı adla anılan kök sapları, baharat olarak kullanılan, ıtırlı [kökleri karın ağrısını geçirmek için kullanılan] bir bitki. )

( ZINGIBER OFFICINALE cum GALANGA OFFICINALIS )


- ZENCEFİL ile ZENCEFİL

( GINGER vs. GINGERY )

( زنجبيل ile زنجبيلي )

( ZANJEBYLE ile ZANJEBYLEY )


- ZENCİ[Ar.]/SİYAHÎ[Fars. + Ar.] ile/değil/yerine/<> KARAŞIN

( ... İLE/DEĞİL/YERİNE/<> Rengi karaya çalan, esmer kişi. )


- ZENCÎR[Fars.] ile ZENCÎR[Fars.]

( Makam. İLE Zincir. )


- ZEND[Ar. çoğ. EZNÂD, ZİNÂD] ile ZEND[Ar. çoğ. ZİNÂD] ile ZEND[Ar.] ile ZEN[Jap.]

( Çakmak demiri. İLE Dirsek ile bilek arasındaki iki kemikten iç tarafta bulunanı, dirsek kemiği. [KÛBERE: Dış taraftaki kemik.] İLE Zerdüşt'ün, kendine indiğini ileri sürdüğü kitap. | Eski Farsça'nın bir lehçesi. İLE An bilinci, anda yaşananların/yaşanabileceklerin farkındalığı. )


- ZENDAKA/ZINDIKLIK ile/ve/||/<> İLHÂD


- ZENDO[Jap.] ile ...

( Zen manastırlarında toplu meditasyon yapmak için ayrılmış olan salon. (Tasavvuf'ta ile ABCDEF ( Meydan; Zikir ve/ya da Sema yapılan alan) )


- ZENER BREAKDOWN[İng.] ile/değil/yerine/= ZENER BOZULMASI (VEYA ZENER KESİLMESİ)


- ZENER DIODE[İng.] / DIODE ZENER[Fr.] / Z-DIODE, ZENER-DIODE[Alm.] ile/değil/yerine/= ZENER DİYODU


- CLAQUAGE ZENER[Fr.] / ZENER-DURCHBRUCH[Alm.] ile/değil/yerine/= ZENER KESİLMESİ/KIRILMASI


- ZENGİN ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/< HESAPSIZ


- ZENGİN[Fars. :Ağır.] ile KALANTOR[İt.]

( ... İLE Gösterişi seven varlıklı kişi. )


- ZENGİN ile/değil/yerine VARLIKLI

( Yılmaz Özdil'in, Mustafa Koç yazısı için burayı tıklayınız... )


- ZENGİNİN YÜRÜDÜĞÜ ile/ne yazık ki FAKİRİN YÜRÜDÜĞÜ

( Sindirebilmek için. İLE/NE YAZIK Kİ Bulmak için. )


- ZENGİNKEN, FAKİR DÜŞMEK ile/ve/||/<> ZÂLİMLER ARASINDA, ÂLİM OLMAK ile/ve/||/<> HATIRLIYKEN, İTİBARSIZLAŞMAK


- ZENGİNLEMEK ile ZENGİN EKMEK ile ZENGİNLENMEK ile ZENGİNLEŞMEK ile ZENGİNLEŞTİRMEK ile ZENGİN/LİK ile ZENGİN ERKİ ile ZENGİN KAFİYE


- ENRICHED URANIUM[İng.] / URANIUM ENRICHI[Fr.] / ANGEREICHERTES URAN[Alm.] ile/değil/yerine/= ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ URANYUM


- ENRICHMENT FACTOR[İng.] / FACTEUR D'ENRICHISSEMENT[Fr.] / BEREICHERUNG FAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= ZENGİNLEŞTİRME ETMENİ/ÇARPANI/FAKTÖRÜ


- ENRICHMENT[İng.] / ENRICHISSEMENT[Fr.] / BEREICHERUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= ZENGİNLEŞTİRME


- ZENGİNLEŞTİRMEK ile ZENGİNLEŞTİRME

( ENRICH vs. ENRICHMENT )

( غني کردن ile توانگر کردن ile پرمايهکردن ile غنا ile غني سازي ile پرمايگي )

( GHENY KARDAN ile TAVANGAR KARDAN ile PORMAYCPEHKARDAN ile GHENA ile GHENY SAZY ile پرمايگي )


- ZENGİNLİK:
[ya] ÇOK PARA ile/değil/yerine/ya da/>< ÇOK DOST

( Belki ikisinden biri olur fakat ikisi birden olmaz! )

( Dostlarım! Dünyada, dost yoktur! )


- ZENGİNLİK ile BAŞARI


- ZENGİNLİK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BAŞARI


- ZENGİNLİK ile/ve/<> BEREKET

( GINÂ' ile/ve/<> ... )


- ZENGİNLİK ile/ve/<>/değil/yerine BOLLUK


- ZENGİN/LİK ile/ve/değil/yerine/||/< ENGİN/LİK


- ZENGİNLİK ile/değil "GÖSTERİŞ"


- ZENGİN/LİK ile GÜÇLÜ/LÜK


- ZENGİN/LİK ile KALKINMIŞ/LIK


- ANGLE DU ZÉNITH[Fr.] ile/değil/yerine/= ZENİT AÇISI


- ZENNE/LİK ile ZENNECİ


- ZENO[İng. ZENO] ile/||/<> ZENOBİYOZ[İng. XENOBIOSIS] ile/||/<> ZENOFOBİ[İng. XENOPHOBIA] ile/||/<> ZENOİK[İng. XENOIC]

( Yunanca acayip, yabancı anlamlarına gelen ön ek. @@ Bir sosyal böcek türü kolonisinin diğer böyle bir türün yuvasında yaşaması durumu. Kendi yavrularını ayrı tutarlar, fakat serbestçe dolaşarak besinleri yerler. @@ Yabancılara karşı duyulan aşırı korku olarak bilinen, Yunanca'da "yabancı" anlamına gelen ξένος ("xénos") ve "korku" anlamına gelen φόβος ("phóbos") kelimelerinden oluşan bir terim. @@ Başka organizmaların boş kabuklarında yaşama.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- ZENON ile/ve/||/<> ZENON

( Paradokslarıyla bilinen filozof. İLE/VE/||/<> Stoa Okulu'nun kurucusu olan filozof. )

( [M.Ö.] 495 - 430 ile/ve/||/<> 334 - 262 )

( Elea'lı. İLE/VE/||/<> Kıbrıs'lı. )


- ZEOLITE[İng.] / ZEOLITHE[Fr.] / ZEOLITH[Alm.] ile/değil/yerine/= ZEOLİT


- ZER'[Ar.] ile HALK[Ar.]


- ZER'[çoğ. ZÜRÛ] ile ZER[Fars.] ile ZER[Fars.]

( Ekme, tohum saçma. | Ekilmiş ekin. İLE Altın. | Akçe, para. | Nevbet, oruç, çile. İLE Sarı. )


- ZER ile ZERK


- ZERD/ZERED[Ar. çoğ. ZÜRÛD] ile ZERD[Ar.]

( Halka halka örülmüş savaşçı zırhı. İLE Sarı. | Solgun, soluk. )


- ZERDÜŞTLÜK'TE ile ...

( İYİ DÜŞÜN - İYİ KONUŞ - İYİ YAP )


- ZER-İ DEH-PENCÎ[Fars.] ile ZER-İ KAMER-TÂB[Fars.] ile ZER-İ KÂMİL[Fars.] ile ZER-İ MAHBÛB[Fars.] ile ZER-İ MAKLÛB[Fars.] ile ZER-İ SÂV/SÂVE[Fars.] ile ZER-İ ŞEŞ-SERÎ/VÎJE[Fars.]

( Yarısı bakır olan altın.[onda beşi] İLE Üzerinde ay simgesi bulunan bir altın para. İLE Tam, hâlis, ayarı tamam altın. İLE Yirmibeş kuruş değerinde bir altın para.[1787'de 3,5 kuruş değer konulmuş ve II. Mustafa devrinde çıkarılmıştı.] İLE Kalıp altın. İLE Ayarı tam altın ya da kırıntısı. İLE Hâlis altın. )


- ZER'Î/ZER'İYYÂT[Ar.] ile ...


- ZERÎ' ile ZER'Î ile ZERİ'

( Araya giren, şefaat edici. İLE Arşınla ölçülen şey. İLE Çabuk, kolay olan. )


- ZERÎ'[Ar.] ile ZER'Î[Ar. çoğ. ZER'İYYÂT] ile ZERİ'[Ar.]

( Araya giren, şefaat edici. İLE Arşınla ölçülen şey. İLE Çabuk, kolay olan. )


- ZER'İYYÂT[Ar. < ZER'Î] ile ZER'İYYÂT[Ar.]

( Arşınla ölçülen şeyler. İLE Ekim işleri. )


- ZERO FIELD SPLITTING ile/||/<> SPIN-ORBIT COUPLING

( ZFS kristal alan D, E, spin-orbit LS coupling. )

( Formül: D İLE E parametreleri )


- ZERO-KNOWLEDGE İLE MPC İLE FHE ile/||/<> GİZLİLİK KORUMALI HESAPLAMA

( Veri ifşa etmeden hesaplama. )

( Formül: Prover→Verifier )


- ZERO-KNOWLEDGE İLE MPC İLE FHE ile/||/<> İLERİ KRİPTOGRAFİ

( Modern kriptografik protokoller. )

( Formül: ZKP: P kanıtlar İLE V doğrular )


- ZERR[Ar.] ile ...

( Karınca yumurtası. )


- ZERRÂ'[Ar. < ZER'Î]/ZÜRRÂ[Ar.] ile ZERRÂH/ZÜRRÂH[Ar. çoğ. ZERÂRÎH]

( Ekinci, çiftçi. İLE Kuduz böceği. )


- ZERRE MİSKAL (İLGİSİ BULUNMAMAK) -ile


- ZERRE ile/ve/||/<> KÜRRE[Ar. < KURE]

( Çok küçük parçacık. | 0,00156 gram olan ağırlık ölçü birimi. İLE/VE/||/<> Tüm noktaları merkezden aynı uzaklıkta bulunan bir yüzeyle sınırlı nesne. | Yeryüzü, acun/dünya. )


- ZERRE ile MONAD


- ZERRE ile ZERRECE


- ZERREDEKİ OKYANUS ile/ve/||/<> NOKTANIN SONSUZLUĞU


- ZERZEVAT ile ZERZEVATÇI/LIK


- ZETA POTENTIAL[İng.] / POTENTIEL ZÊTA[Fr.] / ZETA-POTENTIAL[Alm.] ile/değil/yerine/= ZETA POTANSİYELİ


- ZETA PINCH[İng.] / PINCEMENT ZÊTA[Fr.] ile/değil/yerine/= ZETA SIKIŞTIRMASI


- ZETA[Alm.] ile/değil/yerine/= ZETA


- ZEVÂD[Ar. < ZÂD] ile ZEVÂT[Ar. < ZÂT] ile ZEVÂD[Fars.]

( Azıklar, yiyintiler. İLE Kişiler/şahıslar, kimseler. İLE Azık, erzak stoku. )


- ZEVÂL ile/ve/<> FEY-İ ZEVÂL

( Güneşin tam tepede olduğu an/vakit. İLE/VE/<> Güneşin zevâlden çıkmaya başladığı an. )


- ZEVAL ile ZEVAT ile ZEVALİ ile ZEVALSİZ/LİK ile ZEVAL VAKTİ ile ZEVALİ SAAT


- ZEVÂT[< ZÂT] ile KİŞİLER (ÖZCE BİR OLANLAR)

( KİŞİLER | SÂHİP, MÂLİK )


- ZEVCE-İ MEDHÛLETÜN BİHÂ[Ar.] ile ZEVCE-İ GAYR-İ MEDHÛLETÜN BİHÂ[Ar.]

( Gerdeğe girmiş eş/zevce. İLE Henüz gerdeğe girmemiş eş/zevce. )


- ZEVCİY-YÜL-ESÂBİ'[Ar.] / ARTIODACTYLES[Fr.] ile ...

( Çiftparmaklılar. )


- ZEVK ALARAK ile ZEVK VEREREK


- ZEVK ALMAK İÇİN/ÜZERE ile ZEVK VERMEK İÇİN/ÜZERE


- ZEVK ile/>< ACI

( İkisi de inletir. )


- ZEVK ile BEĞENİ/İÇ TAT

( ENJOYMENT vs. LIKE )


- ZEVK ile/ve BİRLİK/TEVHİD


- ZEVK ile/ve/yerine FERÂGAT

( PLEASURE vs./and RENUNCIATION
RENUNCIATION instead of PLEASURE )

( SUKHA ile/ve/yerine SAMBHOGAKAYA )


- ZEVK ile HAZ

( ENJOYMENT vs. PLEASURE )


- ZEVK ile/ve HEYECAN


- ZEVK[Ar.] ile İDRÂKU'T-TA'M[Ar.]


- ZEVK ile KEYİFLİ

( DELIGHT vs. DELIGHTFUL )

( نشاط دادن ile لذت دادن ile بوجد آوردن ile مشعوف ساختن ile ميل ile مشعوف کردن ile نعيم ile حظ ile محظوظ کردن ile لذت بخشيدن ile دلشاد کردن ile لذت بخش ile خوشيآور ile دلفروز ile طيب ile دلپذير )

( NESHAT DADAN ile LEZAT DADAN ile BOJED AVARDAN ile MOSHOOF SAKHTAN ile MYLE ile MOSHOOF KARDAN ile نعيم ile HEZ ile MAHZOOZ KARDAN ile LEZAT BAKHSHYDAN ile DELESHAD KARDAN ile LEZAT BAKHSH ile KHOSHYAVAR ile دلفروز ile طيب ile DELPAZYR )


- ZEVK ile/ve/değil/<> ÖRTÜ

( Anlayana. İLE/VE/<>/DEĞİL Anlamayana. )


- ZEVK ile/ve SEFA/SAFÂ[ZEVK Ü SEFÂ]

( ENJOYMENT vs./and TO ENJOY )

( SUKHA )


- ZEVK ile/ve/<> SEVİNÇ


- ZEVK ile/ve/||/<>/>/< ŞEVK


- ZEVK ile SEVK


- ZEVK ile/ve TEVHİD

( Tevhidin tadı, onu kullananındır. )

( Ham tevhidden yararlanılmaz. )

( Her boyaya boyanmak tevhid değildir. )

( Tevhidin hali, kullanandan sarf olunur. )

( Zevk, deryada kaybolmaktır. )

( Tevhidin tadını, aletleri kullanarak dolabı yapanlar bilirler. )

( Birinci tevhid, ağacı kesenin tevhididir. İkincisi mobilyacının, üçüncüsü de o mobilyayı kullananın tevhididir. Tahtacı kestiği ağaca, mobilyacı dolaba imrenmiştir. O tevhid dolabını taşıyan hamalın ise ambalajın içindeki eşyadan haberi yoktur. )


- ZEVKİNDE/LİK ile/ve/değil/yerine/<> KENDİNDE/LİK


- ZEVKİNE ERMEK ile/ve/||/<>/< ZEVK VERMEK


- ZEVKİNİ ALMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< HİKMETİNE ERMEK

( Lâf-ü-Güzâf ve kıl-ü-kâl kalktığında, geriye, zevk ve vicdan kalır. )


- ZEVKLENMEK ile ZEVKLENDİRMEK ile ZEVK ile ZEVKLİ/LİK ile ZEVKÇE ile ZEVKSİZ/LİK ile ZEVK EHLİ


- ZEVRÂK[Ar.] ile/değil/yerine/= KAYIK

( Suya en dayanaklı olan sandal ağacından, hiç çivi kullanmadan yapılır. [Atatürk'ün kullandığı -fotoğraftaki- kayık.] İLE ... )


- ZEVZEKLENMEK ile ZEVZEK/LİK ile ZEVZEKÇE


- ZEVZEK/LİK ile PATAVATSIZ/LIK


- ZEYBEK ile KIRIK ZEYBEK


- ZEYBEK ile ZEYBEK HAVASI


- ZEYG[Ar.] ile MEYL[Ar.]


- ZEYL[Ar.] ile ZEYL[Ar. çoğ. EZYÂL, ZÜYÛL]

( Ayırma, tefrik. | Betiğin başı ya da sonundaki ek. İLE Etek. )


- ZEYNEB ile/ve FÂTIMA

( Salih'lerin annesi. İLE Muhammed'lerin annesi. )

( ZEYNEP[ZEYN - EB: Babasının süsü/güzelliği.] )


- ZEYREK[Fars.] ile ZEYREK[Fars.] ile ZEYREK

( Anlayışlı, uyanık, zeki. İLE Ketentohumu. İLE Fatih Sultan Mehmet'in, fetih sonrasında, "benim" diye belirlediği yerler. )


- ZEYTİN AĞACI -ile


- ZEYTİN "ÇEKİRDEĞİ" ile "İNCİR ÇEKİRDEĞİ"


- ZEYTİN ile ANTİPASTİ[İt.]

( ... İLE Zeytin, çiğ sebze, turşu. )


- ZEYTİN ile DELİ/CE ZEYTİN

( OLIVE vs. ... )

( OLEA EUROPAEA/OLEA SATIVA cum/et ... )


- ZEYTİN ile MÜRVER

( ... İLE Hanımeligillerden, yaprakları karşılıklı, demet durumundaki çiçeklerinden tıpta yararlanılan, meyvesi zeytine benzer bir bitki. )

( Dünyada 40 tür Mürver bulunur.

Mürverin ülkemizde yöreye göre değişen adları vardır...
Melesir, Mındarağ, Mindiraç, Patlak, Patlangaç, Patlangıç, Patlangoz, Patlankuç, Patlavuç, Patlayak, Şişni, Yalangoz, Yalankoz. )

( image )

( ... cum SAMBUCUS )


- ZEYTİNBURNU ile/ve ZEYTİN BURNU

( Bakırköy - Kazlıçeşme arasında bulunan bir ilçe. İLE/VE Bakırköy - Yedikule arasında bulunan bir burun. )

( ZEYTİNLİ BURUN: Zeytinburnu'nun ilk adı. )


- ZEYTİN-EKMEĞİ BİRLİKTE YEMEK ile ZEYTİN, ÜSTTE VE KÜRDAN SAPLI YEMEK

( "Gariban olursun." İLE "Havalı/üst sınıf vs. olursun." )


- ZEYTİNLER'DE:
ÇOLUR ile/ve HAL ile/ve KALİ ile/ve KALAMATA ile/ve KALEMBEZİ ile/ve MEMECİK ile/ve MEMİLİK ile/ve SARIULAK ile/ve SELE ile/ve USLU ile/ve YOĞULIĞ


- ZEYTİN/LİK ile ZEYTİNCİ/LİK ile ZEYTİNLİ ile ZEYTİNSİZ ile ZEYTİN DALI ile ZEYTİN KURDU ile ZEYTİN RENGİ ile ZEYTİN EZMESİ ile ZEYTİN GÜVESİ ile ZEYTİN SİNEĞİ


- ZEYTİNSİ ile ZEYTİNSİ MEYVE


- OLIVE OIL[İng.] / HUILE D'OLIVE[Fr.] / OLIVENÖL[Alm.] ile/değil/yerine/= ZEYTİNYAĞI


- ZEYTİNYAĞI ile PAMUKYAĞI

( ... İLE Pamuk çekirdeklerinden elde edilen, zeytinyağına benzer bitkisel yağ. )


- ZEYTİNYAĞI ile ZEYTİNYAĞLI ile ZEYTİNYAĞLI DOLMA ile ZEYTİNYAĞLI SARMA


- ZEYTİNYAĞINDA:
ACILIK ile/ve/||/<> YAKICILIK

( Bir yemek kaşığı zeytinyağı ağızda yaydıktan sonra yavaşça yutulduğunda, 16. - 20. saniyeler arasında dilin yanlarında ve arka tarafında acılık duyumsanır.[Acılık duyumu uzun sürmez.] İLE/VE/||/<> Gerçek zeytinyağının yakıcılığı, 26. - 29. saniyelerde ortaya çıkar. Yakıcılık, biraz kalıcıdır.[Yakıcılığa neden olan oleocanthal olarak adlandırılan yağa antioksidan özelliği veren, polifenol bileşenidir.] )

( )


- ZEYTİNYAĞI'NDA:
BURUN YAĞI ile/ve AYAK YAĞI


- ZEYTİNYAĞI'NDA:
RİVİERA ile/ve/değil/yerine SIZMA

( )


- ZEYTİNYAĞLI ile/ve/||/<> MEZE


- ZFC İLE NBG İLE MK ile/||/<> KÜME KURAMSİ AKSİYOMLARI

( Farklı aksiyomatik küme kuramları. )

( Formül: AC: Seçim Aksiyomu )


- ZÎ-[Ar.] ile Zİ[Ar.]

( "sahip" anlamına gelmek üzere, sözcüklerin başına getirilerek birleşik sözcükler yapar. [ZÎ-NÜFÛZ: Sözü geçer, nüfuzlu. | ZÎ-KIYMET: Değerli. | ZÎ-ŞAN: Şanlı, şerefli.] İLE Giysi/elbise, kılık, kıyâfet, heyet. )


- ZÎB[Ar.] ile Zİ'B[Ar. çoğ. ZİÂB, ZU'BÂN]

( Süz, bezek. İLE Kurd, canavar. )


- ZIBÂBİYE[Ar.] ile ...

( Kertenkele, timsah, bukalemun, kör yılan gibi hayvanları içine alan bir sınıf. )


- ZIBÂBİYE-İ BERRİYYE[Ar.] ile ZIBÂBİYE-İ MÂİYYE[Ar.]

( Kertenkele ve benzeri hayvanlar. İLE Bu sınıfın suda yaşayan bölümü. )


- ZIBARMAK ile ZIBARTMAK


- ZİBİDİ[Fars.] ile ZÜPPE/DANDİ[Fr. DANDY]/DIDON[Fr. < DIS DONC]

( Gülünç olacak derecede kısa ve dar giyinmiş olan. | Yersiz ve zamansız davranışları olan kişi. | Süslü ve yakışıklı. İLE Giyinişte, söz söyleyişte, dilde, düşünüşte, toplumun gülünç ve aykırı saydığı yapmacıklıklara ve aşırılıklara kaçan. )


- ZIBIN ile/ve/<> TULUM

( Bebeklere, iç çamaşırı olarak giydirilen, ince pamukludan, kısa ve kollu giysi. | Kolsuz giysi. İLE/VE/<> ... )


- ZİBL[Ar.] ile ZİBR[Ar. çoğ. ZÜBÛR]

( Süprüntü, gübre. İLE Mektup. | Kitap. | Yazı. )


- ZIDD[Ar.] ile TERK[Ar.]


- ZIEGLER CATALYST[İng.] / ZIEGLER KATALISATOR[Alm.] ile/değil/yerine/= ZİEGLER KATALİZÖRÜ


- ZİFİR ile ZİFİRİ ile ZİFİRİ KARANLIK


- ZİFT[Osm.] / PITCH, TAR[İng.] / BRAI, GOUDRON[Fr.] / TEER, TEEREN, PECH[Alm.] ile/değil/yerine/= ZİFT, KATRAN


- PECHKOHLE[Alm.] ile/değil/yerine/= ZİFT KÖMÜRÜ


- ZİFT[Ar.] ile KATRAN[Ar.]

( Katran ve öteki organik maddelerin buharlaşmasından ya da damıtılmasından elde edilen, kolay kırılan, az ısı ile ergiyen, katı, siyah, parlak madde, kara sakız. İLE Organik maddelerden, kuru damıtma yoluyla elde edilen, sıvı yağ kıvamında, kara renkte, ağır, is kokulu, suda erimeyen bir madde. )


- ZİFTLEMEK ile ZİFTLENMEK ile ZİFT


- ZİGANKA ile ...

( Rus köylü dansı. )


- PROCÉDÉ ZIGER[Fr.] ile/değil/yerine/= ZİGLER KATALİZÖRÜ


- ZİGON SEHPA ile FİSKOS SEHPA

( İçiçe geçmeli servis sehpası. İLE İki tekli koltuk arasında bulunan sehpa. )


- ZİGON ile ZİGON SEHPA


- ZİGOT ÖNCESİ İZOLASYON[İng. PREZYGOTIC ISOLATION] ile/||/<> ZİGOT SONRASI İZOLASYON[İng. POSTZYGOTIC ISOLATION] ile/||/<> ZİGOTAKSİ[İng. ZYGOTAXIS]

( Eş seçimi, zamanlama ve benzeri farklılıklardan ötürü popülasyonlar arasında zigot daha oluşmadan önce ortaya çıkan izolasyon durumudur. Böylece hibrit zigotlar oluşamaz. "Zigot öncesi bariyer" olarak da bilinir. @@ Türler arası çiftleşme sonucu oluşan hibrit formlarda görülen gelişim bozuklukları ya da kısırlık durumlarından ötürü popülasyon içinde üremeye dayalı izolasyonun oluşması durumudur. "Zigot sonrası bariyer" olarak da bilinir. @@ Dişi ve erkek gametler arasındaki doğal çekim.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- ZİGOT[İng. ZYGOTE] ile/||/<> ALEL DIŞLANMASI[İng. ALLELIC EXCLUSION] ile/||/<> AYRIKLIK (TRANS-DÜZENLEME)[İng. TRANS-ARRANGEMENT] ile/||/<> AYRILMA KURALI[İng. LAW OF SEGREGATION] ile/||/<> BOZUCU SEÇİLİM[İng. DISRUPTIVE SELECTION] ile/||/<> ÇEKİNİK GEN[İng. RECESSIVE GENE] ile/||/<> HETEROZ[İng. HETEROSIS] ile/||/<> HETEROZİGOT AVANTAJI[İng. HETEROZYGOUS ADVANTAGE] ile/||/<> HOMOZİGOT[İng. HOMOZYGOUS]

( Bir yumurta ve spermin birleşmesiyle oluşan ilk göze. Anneden ve babadan birer set olmak üzere iki set kromozom bulundurur. Ancak yumurta ve sperm gözelerinin her biri, mayoz bölünme sebebiyle sadece bir set kromozom içerir. Zigotun bölünmesi ve büyümesiyle embriyo oluşur. @@ Heterozigotluk durumunda bir genin bulunabileceği lokustaki iki alelden yalnızca birinin ifade edilmesi durumudur. İmmoglubulin ve T Hücresi Reseptörlerini kodlayan genlerde bu durum görülür. T Hücrelerinde sadece 1 set TCR geni ifade edilir. @@ Ebeveynlerinden mutant ve doğal aleller aktarılmış olan, iki özellik açısından da heterozigot genler. Genlerin karşılıklı iki DNA zincirinde çapraz olarak iki baskın ya da iki çekinik özellik bulunması durumu. Bireyde birbirine bağlı olarak iki baskın gen ve iki çekinik gen varken mayoz bölünme sırasında birbirine bağlı bir çekinik bir baskın gamet oluşması ve çocuğa aktarılması durumunda trans-düzenlemeye rastlanabilir. @@ Bir genin iki farklı alelinin ayrılarak farklı gametlere dağılması. Tamamen rastgele gerçekleşir. Eğer genler homozigot ise gametlerdeki ayrılan genler %100 aynı olur. Fakat eğer ayrılan genler heterozigot ise gametlerin %50'si baskın aleli, diğer %50'si ise çekinik aleli alır. @@ Bir özellik için uçlardaki özelliklerin seçilmesi ve ortada kalan özelliğe karşı olunması. 2 alelle kontrol edilen bir özellik için çekinik ve baskın homozigot genin tercih edilmesi ve heterozigota karşı olunması. Heterozigot bireylerin sayısında azalma görülür. @@ Alelde heterozigot durumdayken fenotipte gözlemlenemeyen genlerdir. Yalnızca homozigot durumdayken fenotipte gözlemlenebilirler. @@ Daha az güçlü homozigot ebeveynlerden oluşan heterozigot dölün alışılmışın dışında bir gelişim, güç gösterip, daha sağlıklı olması. @@ Aşırıbaskınlık. Bir dengeleyici seçilim çeşididir. Bu durumdaki türlerin bazı özelliklerinin genetik temeli açısından heterozigot olan bireyler, homozigot baskın ya da homozigot çekinik genotipe sahip bireylerden avantajlı olurlar. Belirli bir lokusta bulunan heterozigot genotipin, homozigot genotipten daha yüksek uyum başarısına sahip olması durumudur. @@ Kromozomlarda verilen bir alel çifti ya da serisi bakımından aynı genleri taşıyan bireylerdir. Homozigotlar, belirli bir özellik bakımından sadece tek tip gamet meydana getirirler ve bu nedenle de saf olarak görülürler.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- DÖL GÖZE/ZİGOT[Fr. < Yun. ZYGOTE] ile/ve/> ÖNDÖLÜT/EMBRİYON[İng. < EMBRYO] ile/ve/> DÖLÜT/CENİN/FETÜS

( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )

( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )

( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )

( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )

( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )

( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )

( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )

( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )

( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )

( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )

( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )

( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )

( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )

( ZYGOTE vs./and/> EMBRYO vs./and/> FETUS/FOETUS )


- ZİGOT ile/||/<> ZİGOT ÖNCESİ YALITIM/BARİYER/İZOLASYON ile/||/<> ZİGOT SONRASI YALITIM/BARİYER/İZOLASYON ile/||/<> ZİGOTAKSİ ile/||/<> YUMURTA/OVUM

( Bir yumurta ve spermin birleşmesiyle oluşan ilk göze.[Anneden ve babadan birer set olmak üzere iki set kromozom bulundurur. Ancak yumurta ve sperm gözelerinin her biri, mayoz bölünme nedeniyle sadece bir set kromozom içerir. Zigotun bölünmesi ve büyümesiyle embriyo oluşur.] İLE/||/<> Eş seçimi, zamanlama ve benzeri farklardan ötürü popülasyonlar arasında zigot, henüz oluşmadan önce ortaya çıkan yalıtım durumu. Böylece hibrit zigotlar oluşamaz. İLE Türler arası çiftleşme sonucu oluşan hibrit biçimlerde görülen gelişim bozuklukları ya da kısırlık durumlarından ötürü popülasyon içinde üremeye dayalı yalıtımın oluşması. İLE Dişi ve eril gametler arasındaki doğal çekim. İLE/||/<> İnsan fizyolojisinde, bir sperm gözesi ile döllendiğinde yeni bir organizma durumuna gelebilen, dişi üreme örgenlerinin birinden salınan tek göze. )


- ZİHAF ile/||/>< SÂLİM

( Hece değerleriyle oynamanmamış. @@ Hece değerleriyle oynamanmamış.[Zihaf yapılmış.] )


- ZİHİ[Ar.] ile ZİHÎ[Ar.]

( Arapça'da, "şu, bu" anlamına gelen işaret sözü. İLE Ne güzel, ne hoş. | Aferin, bravo. )


- ZİHİN FELSEFESİ ile/ve ESTETİK FELSEFESİ


- ZİHİN FELSEFESİ ile/ve YORUM FELSEFESİ


- ZİHİN SÖZLÜĞÜ ile ...


- ZİHİN YOĞUNLUĞU ile/ve LİBİDO DÜŞÜKLÜĞÜ


- ZİHİN ile/ve/değil/||/<> "ANLAYIŞ"


- ZİHİN ile/||/<> BEDEN

( Bilinç sorunu )

( David Chalmers tarafından 1996 yılında keşfedildi/formüle edildi. (1966-) (Ülke: Avustralya) (Alan: Felsefe) (Önemli katkıları: Bilinç problemi, zombi argümanı) )


- ZİHİN ile/ve/||/<>/< BEYİN

( Örümcek ağı. İLE/VE/||/<>/< Örümcek. )

( MIND vs./and/||/<>/< BRAIN )


- ZİHİN ile/ve/değil/yerine BİRLEŞTİRİCİ/KAPSAYICI ZİHİN

( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE Koşullara karşı mücadele eden, başlangıçta düş kırıklığına uğrasa da zafere ulaşan, eylem halindeki sevgi. )


- ZİHİN ile DOĞA

( MIND vs. NATURE )


- ZİHİN ile/ve/<> DOĞA

( REASON vs./and/<> NATURE )


- ZİHİN ile/ve/<> FARKINDALIK

( Zihin, olaylarla ilgilenir, farkındalık ise zihnin kendiyle ilgilenir. )

( Zihin, her durumu ile kendini bilmelidir. )

( Zihnimizi içiyle dışıyla bilmedikçe, bağımlılıklar bizi terk etmeyecektir. )

( Zihin, iki halde bulunur; su gibi ve bal gibi. Su en ufak bir sallanışta titreşir, halbuki bal ne kadar karıştırılırsa karıştırılsın, hemen hareketsizliğe döner. )

( Yanılsamayı yaratan zihindir ve ondan kurtulan da zihindir. )

( Zihnin bize yardım edeceğinden değil fakat zihni iyi bilirsek, onun bizi sınırlamasından sakınabiliriz. )

( Başlangıçta önde gelenin zihin olması gerekir. )

( Zihin dili biçimlendirir ve dil de zihne biçim verir. )

( Zihnin bilgisi gerçek bilgi değildir. )

( Zihne ait olan göreli olandır, onu bir "mutlak" haline getirmek hatadır. )

( Zihin, arzudan azade ve rahat olmalıdır. )

( Anlayan bir zihin, arzulardan ve korkulardan azâdedir. )

( Zihin yanlış anlar, yanlış anlama onun doğası gereğidir. )

( Zihin anlayamaz, çünkü zihin kavramak, tutmak ve devam ettirmek üzere eğitilmiştir. )

( Şimdiye kadar zihni bilen olarak kabul ettiniz, fakat öyle değildir. )

( Zihin, bizi imgelerle ve düşüncelerle tıkamakta ve onlar, bellekte yara izleri bırakmakta. )

( Zihin diye bir şey yoktur. Düşünceler vardır ve bunlardan bazıları yanlıştır. Yanlış olan düşünceleri terk edin, çünkü onlar sahtelerdir ve kendi hakkınızdaki görüşünüzü bulandırırlar. )

( Zihnin kurduğunu, zihin yıkmalıdır. )

( Sakin bir zihin, doğru bir idrak için şarttır, ki bu da kendini-biliş için gereklidir. )

( Zihin, karanlık ya da çalkantılıyken, kaynak fark edilmez. )

( Zihin, sakin olduğu zaman gerçeği yansıtır. )

( Zihin, telaş halinde olmadığı ve endişelerden uzak olduğu zaman sessizleşir ve sessizlik içinde, genelde kolay idrak edilemeyecek kadar süptil olan bazı şeylerin işitilebilmesi olanaklaşır. )

( Zihin, görebilmek için açık ve sessiz olmalıdır. )

( Zihin yatıştırıldığında ve artık iç âlemi rahatsız etmediğinde, gövde yeni bir anlam kazanır ve onun değişimi hem gerekli hem olanaklı hale gelir. )

( Zihin tamamen hareketsiz olduğu zaman, erir, yalnızca gerçek kalır. )

( Zihninizi ya da gövdenizi değiştirebilirsiniz fakat değişmiş olan sürekli sizin dışınızda olan bir şeydir, kendiniz değil. )

( Zihin ve gönül olgunluğu vazgeçilmez gerekliliktir. )

( Durgun ya da huzursuz olan zihindir, siz değilsiniz. )

( Cildinizin dış tarafındaki dünya ile iç tarafındaki dünyayı birbirinden ayıran ve onları karşıt konumlara getiren sizin zihninizdir. )

( Dünyayı projekte eden zihin onu kendi tarzında renklendirir. )

( Zihni huzursuz eden arzular ve korkulardır. )

( Sürekli düşünmek, zihninizi yıpratır ve bozar. )

( Zihninizi durmadan çalıştırmayın. )

( Zihin, büyük bir işçidir ve dinlenmeye gereksinimi vardır. )

( Zihninizi toparlayıp güçlendirin, göreceksiniz ki düşünceleriniz ve duygularınız, sözleriniz ve eylemleriniz sizin iradeniz yönünde hizaya gireceklerdir. )

( Onun istekleri sayısız ve sınırsızdır. Zihninizi büyük dikkatle, sebatla gözlemleyin, çünkü tutsaklığınız da özgürlüğünüzün anahtarı da onda yatar. )

( Elbette ki gövdemizi ve zihnimizi işletelim fakat onların bizi sınırlamasına izin vermeyelim. )

( Tüm gereksiniminiz sakin bir uyanıklığı koruyarak kendi gerçek doğanızı araştırmaktır. )

( Tüm yapılması gereken, Öz ile özdeşliğinin farkına varılabilmesi için zihni arındırmaktır. )

( Tüm gereksiniminiz sadece sakin bir zihindir. )

( Zihninize, tarafsızlıkla bakın, bu onu sakinleştirmeye yeter. )

( Zihin, aşırı meşguliyetlerden uzak tutulduğu zaman sakinleşir. )

( Sessizlikten başka hiçbir belirli düşünce zihnin doğal hali olamaz. )

( Zihnin ötesinde tüm farklar biter. )

( Zihnin ötesindesiniz fakat zihninizle bilirsiniz. )

( Zihin, hazır olur olmaz güneş onun içinde parlar. )

( Zihninizi yatıştırın ve arındırın, berraklaştırın, o zaman kendinizi gerçekte olduğunuz gibi göreceksiniz. )

( Zihniniz sakinleştiğinde öteki herşey gereğince ve doğru biçimde gerçekleşecektir. )

( Kişinin kendi gerçek doğasına nüfuz etmesini engelleyen şey, zihnin zayıflığı, duygusuzluğu ve süptil olanı atlayıp sadece kaba olan üzerinde odaklanmasıdır. )

( Zihninizi durdurun ve sadece OLun! )

( Kendinizi her şey ve her şeyden öte olarak bilmenize engel olan, belleğe dayanan zihindir. )

( Kendiniz olarak imgelediğiniz kişiyi, zihninizde algıladığınız dünyanın bir parçası olarak görün ve zihninize dışarıdan bakın, çünkü siz zihin değilsiniz. )

( Kendi zihninizi anlayın, böylece onun sizin üzerinizdeki bağlayıcılığı son bulacaktır. )

( Öz varlığınız olmanız için zihnin ötesine geçmeniz, kendinizi bulmanız gerekir. )

( Zihnin ötesine geçmek için sessiz ve sakin olmak zorundasınız. )

( Zihninizin aynasında imgeler görünür ve kaybolurlar. Ayna kalır. )

( Zihni, olması gereken yerde ve kendi işiyle meşgul tutarsanız, bu zihnin kurtuluşudur. )

( Yapmaya çalışacağımız şey, gerçek olanı anlamak için zihni uygun duruma getirmektir. )

( Dünya, zihnin sadece yüzeyidir ve zihin sonsuzdur. )

( Düşünceler dediklerimiz, zihnin yüzeyindeki dalgacıklardır ancak. )

( Her şeyin sizin zihninizde olduğunu, sizin zihinden öte olduğunuzu ve gerçekten yalnız başınıza olduğunuzu ne zaman idrak ederseniz, işte o zaman her şey sizsiniz. )

( Bağımsız, yaratılmamış, ebedi ve değişmez ama yeni ve taze olan, zihnin ötesidir. )

( Resim, ressamın zihninde ve resmin içinde; resim, ressamın zihnindeki resmin içindeki ressamın zihninde! )

( Zihninizi düzene koyun, doğrultun, herşey düzelecektir. )

( Kendinizi bilmeyi engelleyen yalnızca zihindir. )

( Mind is interested in what happens, while awareness is interested in the mind itself.
The mind must know itself in every mood.
What is of the mind is relative, it is a mistake to make it into an absolute.
The mind exists in two states: as water and as honey. The water vibrates at the least disturbance, while the honey, however disturbed, returns quickly to immobility.
It is the mind that creates illusion and it is the mind that gets free of it.
Not that the mind will help you, but by knowing your mind you may avoid your mind disabling you.
The mind cannot understand, for the mind is trained for grasping and holding.
For it is the mind that is primary in the beginning.
The mind shapes the language and the language shapes the mind.
To keep the mind in its own place and on its own work is the liberation of the mind.
There is no such thing as mind. There are ideas and some of them are wrong. Abandon the wrong ideas, for they are false and obstruct your vision of yourself.
When the mind is dark or turbulent, the source is not perceived.
What the mind has done the mind must undo.
The mind misunderstands, misunderstanding is its very nature.
All else will happen rightly, once your mind is quiet.
Ripeness of heart and mind is indispensable.
You took the mind for the knower, but it is just not so.
The mind clogs you up with images and ideas, which leave scars in memory.
It is the mind that is dull or restless, not you.
It is your mind that has separated the world outside your skin from the world inside and put them in opposition.
The mind that projects the world, colours it its own way.
It is desires and fears that make the mind restless.
Constant thinking makes the mind decay.
Do not keep your mind busy all the time.
Mind is the great worker and it needs rest.
Collect and strengthen your mind and you will find that your thoughts and feelings, words and actions will align themselves in the direction of your will.
You may change your mind or your body, but it is always something external to you that has changed, not yourself.
It's appetites are numberless and limitless. Watch your mind with great diligence, for there lies your bondage and also the key to freedom.
When you are not in a hurry and the mind is free from anxieties, it becomes quiet and in the silence something may be heard which is ordinarily too fine and subtle for perception.
The mind must be open and quiet to see.
When the mind has been put to rest and disturbs no longer the inner space (chidakash), the body acquires a new meaning and its transformation becomes both necessary and possible.
All you need is to keep quietly alert, enquiring into the real nature of yourself.
When it is motionless through and through, it dissolves and only reality remains.
A quiet mind is all you need.
Look at your mind dispassionately; this is enough to calm it.
When the mind is kept away from its preoccupations, it becomes quiet.
You are beyond the mind, but you know with your mind.
As soon as the mind is ready, the sun shines in it.
Calm and clarify your mind and you will know yourself as you are.
Understand your own mind and its hold on you will snap.
To go beyond the mind, you must be silent and quiet.
What prevents the insight into one's true nature is the weakness and obtuseness of the mind and its tendency to skip the subtle and focus on the gross only.
Stop your mind - and just be.
What prevents you from knowing yourself as all and beyond all, is the mind based on memory.
Just see the person you imagine yourself to be as a part of the world you perceive within your mind and look at the mind from the outside, for you are not the mind.
To be what you are, you must go beyond the mind, into your own being.
What we are trying to do here is to bring our minds into the right state for understanding what is real.
The world is but the surface of the mind and the mind is infinite.
What we call thoughts are just ripples in the mind.
What is independent, uncreated, timeless and changeless, and yet ever new and fresh, is beyond the mind.
The picture is in the mind of the painter and the painter is in the picture, which is in the mind of the painter who is in the picture!
It is your mind's attitude that determines what he is to you. )

( MIND vs./and/<> AWARENESS )


- ZİHİN ile FİKİR/YORUM

( Fukarâ ise ukalâ olur. )


- ZİHİN ile HARİÇ ile NEFS EL-EMR


- ZİHİN/ANLIK ile/ve/=/||/<> ZAMAN

( Düşünce ve zihnin, kişinin üzerinde olması DEĞİL/YERİNE kişinin düşüncelerini ve zihnini/n üzerinde olması/olabilmesi, yönetebilmesi. İLE/VE/=/||/<> Zamanın, kişinin ve yaşamın üzerin(d)e olması/devrilmesi. DEĞİL/YERİNE Kişinin, zamanın/ı/n ve yaşamın/ı/n üzerinde olması/olabilmesi, yönetebilmesi. )


- ZİHİN ile/ve ZEVK


- ZİHİN ile ZİHİNCE ile ZİHİNSEL ile ZİHİN HESABI ile ZİHİN AÇIKLIĞI ile ZİHİN BERRAKLIĞI ile ZİHİN JİMNASTİĞİ ile ZİHİN YORGUNLUĞU ile ZİHİN BULANIKLIĞI ile ZİHİN KARIŞIKLIĞI


- YORULMA:
ZİHİNDE ile/ve/||/<> GÖVDEDE

( Uyku kaçar. İLE/VE/||/<> Uyku gelir. )

( Yeterince düşünmekten kaçmak ve/ya da uykunuzun gelmesini istiyorsanız, fiziksel işler yapınız, (daha çok) hizmet ediniz. )


- ZİHİNLE KONUŞMAK ile/ve/değil/yerine/<> "KALBİNLE" BAKMAK


- ZİHİNSEL ENGELLİ/LİK ile/ve DÜŞÜNME ENGELLİ/LİK

( Hastalık/ta. İLE/VE Olumsuz alışkanlık/ta. )

( Bazı bireylerde. İLE/VE Toplum(lar)da. )


- ZİHİNSEL FELSEFE ile/ve SAPTAMAK


- ZİHİNSEL SEZGİ ile/ve/değil AKILSAL SEZGİ

( Zihin, fukarâ olursa akıl, ukalâ olur. )


- ZİHİNSEL YALNIZ/LIK ile GÖVDESEL(BEDENSEL) YALNIZ/LIK

( Adam adama yük değil can gövdeye mülk değil. )

( "Ben Gövde'yim" düşüncesinin ötesine geçelim! )

( Yalnızlık çekmenize gerek yok. )

( Tek başına olsa da bir ağaç kadar sağlam durabilmeli ve yaşamı neşeyle algılamalıdır. )

( LONELINESS vs. SOLITUDE/ALONE
Go beyond the l-am-the-body idea.
You need not feel alone. )


- ZIHLAMAK ile ZIHLANMAK


- ZİHNEN[Ar.] ile ZİHNÎ[Ar.]

( Zihince, zihinde, zihinle, zihinden. İLE Zihne özgü, zihinle ilgili. )


- ZİHN-İ DAKÎK ile/ve/||/<>/>/< ZİHN-İ RAKÎK


- ZİHNİ:
"DALGALI" ile/ve/||/<> "ÇALKANTILI"


- ZİHNİ ve GÖNLÜ:
DAR OLAN ile/değil/yerine/>< ZENGİN OLAN

( Dünyayı da sunsan, "Daha yok mu?" der. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Kuru ekmek de versen, şükreder. :) )

( Yüzünü asar. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Yüzü güler. :) )


- ZİHNİ YORMAK ile/değil/yerine ZİHNİ ZORLAMAK

( Körü körüne zorlukların üstüne gitmek şanssızlığa yol açar. Uyumlu zaman koşullarını beklerken gelişmelerle mutlu olun. )


- ZİHNÎ ile/ve AYNÎ

( MENTAL vs./and ... )


- ZİHNİN ALTINDA EZİLİRSEK ile/değil/yerine/>< ZİHNİ AŞABİLİRSEK

( Deli oluruz. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Veli oluruz. )


- ZİHNİN BURUŞMASI ile/değil/>< TENİN BURUŞMASI

( "Heyecanımızdan vazgeçmemizle".[Olmamalı!] İLE/DEĞİL/>< Yıllarla.[Olabilir.] )


- ZİHNİN:
"DOLULUĞU" ile/ve/değil/yerine/||/<> "YÜKLÜLÜĞÜ"


- ZİHNİN İSTEĞİ ile/ve/değil/||/<>/>/< TENİN İSTEĞİ


- ZİHNİN/AKLIN, ONA ...:
KAYMASI/KAYAR ile/ve/||/<>/> KAÇMASI/KAÇAR


- ZİHNİN VE YAŞAMIN:
ARINARAK DÖNÜŞMESİ ile/ve/||/<> DÖNÜŞEREK ARINMASI


- ZİHNİYE ile ZİHNİYET