Bugün[08 Temmuz 2026]
itibarı ile 125.136 başlık/FaRk ile birlikte,
125.136 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(498/502)


- ZECRİ[Ar. < ZECRĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> ZECRÎ

( Zorlayıcı zorlayan yasaklayan )


- ZEDE[Fars. < ZEDE] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEDE

( Vurma çarpma düşme sonunda oluşan yara veya ezilme )


- ZEDELEME ile/ve/||/<> RENCİDE[Fars.] (ETMEK)

( Vurma, çarpma sonucunda hafifçe yaralamak. | Zarar vermek, zarara uğratmak. İLE/VE/||/<> İncitmek, kalbini kırmak. )


- ZEDELEME ile/ve/<> SARSMA


- ZEDELEMEK ile ZEDELENMEK ile ZEDELEYEBİLMEK ile ZEDELİ ile ZEDESİZ


- ZEDELENME | HASAR ile/||/<> HASAR[Ar. < HASÂR]

( Bir malda kırılma dökülme bozulma gibi istek dışı nedenlerle ortaya çıkan zarar )

( DAMAGE )


- ZEDELE(N)ME ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ÇEŞİTLE(N)ME


- ZEEMAN ENERGY[İng.] / ÉNERGIE ZEEMAN[Fr.] / ZEEMAN-ENERGIE[Alm.] ile/değil/yerine/= ZEEMAN ENERJİSİ


- ZEEMAN EFFECT[İng.] / EFFET ZEEMAN[Fr.] / ZEEMAN-EFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= ZEEMAN ETKİSİ


- DÉPLACEMENT DE ZEEMAN[Fr.] / ZEEMAN-VERSCHIEBUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= ZEEMAN KAYMASI


- ZEEMAN DISPLACEMENT[İng.] ile/değil/yerine/= ZEEMAN YER DEĞİŞTİRMESİ


- ZEEMAN ile/||/<> STARK ile/||/<> PASCHEN-BACK

( Bir atomun enerji düzeylerinin, dış manyetik alan altında birkaç yakın düzeye yarılmasıdır; spektrum çizgileri çoğalır. @@ Aynı yarılmanın, dış elektrik alan altında ortaya çıkmasıdır. @@ Manyetik alan çok güçlendiğinde, spin ile yörünge bağının çözülmesiyle yarılmanın niteliğinin değişmesidir. Üçü de atom düzeylerinin dış alanla yarılmasıdır: manyetik, elektrik ve güçlü-manyetik durum. )

( Formül: ΔE = μB·B )


- ZEFER[Ar.] ile ZEFER[Ar.]

( Kötü koku. İLE Ağaca vurulan destek, dayak, payanda. )


- ZEFİR[Yun.] ile ZEFİR[Ar.]

( Genellikle gömlek yapmakta kullanılan, çizgili, ince bir pamuklu kumaş. İLE Soluk verme. )


- ZEFİR[Ar. < ZEFĪR] ile/değil/yerine/=/||/<> ZİFİR

( dili zifir Tütün dumanının bıraktığı yağlı ve siyah kir Dumanın oluşturduğu is )


- ZEFİRİ[Ar. < ZEFĪRĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> ZİFİRÎ

( zifirî karanlık Çok koyu )


- ZEHAP[Ar. < ẔEHĀB] ile/değil/yerine/=/||/<> SANI


- ZEHEP, ZER ile/||/<> ALTIN

( Mineral Au metalimsi parıltı renk ve çizgisi sarı sertlik 2 53 yoğunluk 14 5619 3 kimya Doğada az bulunması dolayısıyla para olarak kullanılan ya da devletlerce para karşılığında saklanan değerli maden Sarı renkli yumuşak dövülgen ve esnek bir soy metal A A 197 2 A S 79 altın altın altın altın altın altın altın Tar altun aldın altan bakır ıltăn altın Eski Türkçeden başlayarak kullanılır altun Orta Türkçede altūn olarak geçer Eski Kıpçakçada da altūn biçimi kullanılır Kökenini açık olarak bilmiyoruz Németh NyK 41 79 Türkçe altunu Moğolca altan biçimiyle birleştirmekle yetinmiş kökeni üzerinde durmamıştır Ramstedt KWb 8a altūn biçiminin başında Türkçe al kızıl sözünün geçtiğini dile getirmiştir Daha sonra AAScF B 27 247 Lautlehre 151 Eski Türkçe altūn ve Moğolca altan biçimlerinin Türkçe al kızıl ve Korece ton değerli metal sözlerinden oluştuğunu yazmıştır Bu görüşü Räsänen Poppe Arm 1 156 V 18b 488a de benimsemiştir Ancak Doerfer TMEN 26 529 Türkçede ton metal sözünün geçmediğini vurgulayarak bu açıklamaya katılmamıştır Räsänen V 18b Yakutçada bakır olarak kullanılan altan biçiminin Moğolcadan alındığını da belirtmiştir Rassadin Zaimstvovaniya 66 de Yakutça altanın Moğolcadan kalma bir alıntı olduğunu bildirmiştir Ramstedt Lautlehre 36 Türkçe altunu Arapça lāṭūn Messing biçimiyle birleştirmeyi de denemiştir Doerfer Yakutça altanın Moğolca bir alıntı olduğu yolundaki sava da karşı çıkmıştır Kałużyński ME de Yakutça altanı Moğolca bir alıntı olarak değerlendirmemiştir Joki LwSS 6465 Ramstedtin açıklamalarını vermişse de onun daha sonra SKE al ve ton sözleri üzerinde durmadığını da dile getirmiştir Ona göre Ramstedtin eski görüşünden vazgeçtiği anlaşılıyor Poppe CAJ 8 216 27 118119 altını büyük bir olasılıkla h p ile başlayan bir örnek olarak değerlendirmek gerektiğini seslendirmiştir Ramstedt Lautlehre 151 altının āl kızıl ve Çince ton Korece ton değerli metal biçimlerinden oluştuğunu yazmıştı Poppe Doerferin bu etimolojiyi kuşku ile karşıladığını belirtmişse de daha iyi bir açıklama yapılmadığını dile getirmiştir Ona göre Altay dillerinde altın olarak kızıl ve başka bir metal adından oluşmuş birtakım örnekler geçer Örn Buryatçada altına ulān mɯngen kızıl gümüş adı verilir Bunun gibi Yakutçada da kıhıl kömüs altın olarak kullanılır Halaççada altun altın adı geçmediği gibi āl biçimi de kullanılmaz Moğolca altan Kalmıkça altn yanında Monguorcada kullanılan xardam xardan biçimi ilginçtir Poppeye göre bu biçimler haltandan gelir Moğolca biçimlerin ise hāltun paltundan geldiği anlaşılıyor Ona göre Orta Moğolca haltan da Orta Türkçeden kalma bir alıntıdır Ne var ki Poppe Orta Türkçede buna benzer bir biçimin geçtiğini bildirmemiştir Clauson ED 131 Moğolca altan biçimini Türk dillerinden kalma çok eski bir alıntı olarak değerlendirmiş altunun yalnız Yakutçada bakır anlamına geldiğini eklemiştir Altın ve bakır anlamlarının karışması üzerinde Laufer Toung Pao 17 83 s 1 not de durmuştur Son olarak Baskakov Jarring Arm 2 3 Räsänenin sözlüğünde verilen etimolojiye uyarak altının Çinceden geldiğini yazmıştır Golden Introduction 31 Sevortyan ÊSTJa 1974 142143 belli başlı etimolojik açıklamaları özet olarak vermiş Ramstedtin görüşü üzerinde durmuştur 143 Şçerbak JaS 97 17 169 bugüne değin ortaya atılan etimolojilerin büsbütün inandırıcı olmadığını vurgulamışsa da Ramstedtin altunun al ve tun değerli metal sözlerinden oluştuğu yolundaki yaklaşımının gerçeğe en yakın olduğunu da sözlendirmiştir Azeri alanında altın için gızıl sözü kullanılır )

( GOLD )

( OR )

( GOLD )

( ALTIN[Tkm.]~ALTIN[Tatk.]~ALTIN[Bşk.]~ALTIN[Nog.]~ALTIN[Kzk.]~ALTIN[Kklp.]~ALTIN[Krg.]~ALDIN[Tuv.]~ALTAN[Yak.]~ILTĂN[Çuv.] )


- ZEHİR/AĞI/SEM[Ar.] ile/ve/||/<>/>< PANZEHİR[Fars. < PÂD-İ ZEHR(PÂD: Saklayan. | Koruyan, bekleyen. | Büyük, ulu.)]

( SEMM ile ... )

( ZEHR ile BÂD-ZEHR )

( POISON vs. ANTIDOTE )

( VENOM vs./and/< ANTI-VENOM )


- ZEHİR ile/ve/||/<> ENGEL


- ZEHİR ile/ve/değil/yerine/||/<>/>< İLÂÇ

( Kullanım/uygulama/katkı oranındadır. )

( Zehiri [ya da ilâcı], zehir/ilâç yapan, dozudur.
DOSIS FACIT VENOMIUM[Lat.] )


- ZEHİR ile KÜRAR[Fr. < CURARE]

( ... İLE Güney Amerika yerlilerinin oklarına sürdükleri bitkisel zehir. )


- POISON[İng.] / POISON[Fr.] / GIFT[Alm.] ile/değil/yerine/= ZEHİR


- ZEHİR ile/||/<> POISON[İng.] ile/||/<> POISON[Fr.] ile/||/<> GIFT[Alm.] ile/||/<> AĞI

( 1 Bir organizmayı tedirgin eden ya da öldüren özdek 2 Bir metal ya da alaşımın niteliğini bozan özdek 3 Bir tezgenin etkinliğini azaltan ya da yok eden özdek )

( POISON )

( POISON )

( GIFT )


- ZEHİR ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ŞİFÂ


- ZEHİR ile/ve/||/<> ZEHİRLEYİCİ/ZEHİRLİ ile/ve/||/<> ZEHİRCİ

( image )

( Ayrıntılarını okumak için burayı tıklayınız... )

( )

( "Arasındaki FaRkLaR neler?" yazısını okumak için burayı tıklayınız... )


- ZEHİRLEMEK ile ZEHİRLENMEK ile ZEHİRLETMEK ile ZEHİR ile ZEHİRLİ/LİK ile ZEHİRSİZ/LİK ile ZEHİRLİ GAZ ile ZEHİR HAFİYE ile ZEHİR ZIKKIM ile ZEHİR ZEMBEREK


- ZEHİRLENME | AĞILANMA ile/||/<> ZEHİR | ZEHİRLENMEK | ZEHİRLİ ile/||/<> AĞI | AĞILANMAK | AĞILI


- ZEHİRLENME ile/||/<> POISONING[İng.] ile/||/<> EMPOISONNEMENT[Fr.] ile/||/<> VERGIFTUNG[Alm.] ile/||/<> AĞILANMA

( POISONING )

( EMPOISONNEMENT )

( VERGIFTUNG )


- ZEHİRLENME ile/||/<> ZEHİRLENME

( Zehirli nesnelerin kana karışması yüzünden baş gösteren hastalıklı belirtiler Toksik maddenin vücutta meydana getirdiği patolojik durum intoksikasyon İhmal veya dikkatsizlik sonucu zehirli bitkiler endüstriyel atık su baca dumanı uçucu toz zirai mücadele ilaçlan vb maddeleri ağızla almak veya temas etmek suretiyle sentetik ilaçlarla ve dokusal kimyasal maddelerle zehirlenme olayı hlk ağulanma )

( TOXEMIA | INTOXICATION | POISONING )


- ZEHİRLENMELER:
SİNDİRİM YOLUYLA ile/ve/||/<> SOLUNUM YOLUYLA ile/ve/||/<> DERİ YOLUYLA

( En sık rastlanan zehirlenme yoludur. Sindirim yoluyla alınan zehirler, genellikle ev ya da bahçede kullanılan kimyasal maddeler, zehirli mantarlar, bozuk besinler, ilaç ve aşırı alkoldür. İLE/VE/||/<> Zehirli maddenin solunum yolu ile alınmasıyla oluşur. Genellikle karbonmonoksit[tüp kaçakları, şofben, bütan gaz sobaları], lağım çukuru ya da kayalarda biriken karbondioksit, havuz hijyeninde kullanılan klor, yapıştırıcılar, boyalar ev temizleyicileri gibi maddeler ile oluşur. İLE/VE/||/<> Zehirli madde, vücuda doğrudan deri aracılığı ile girer. Bu yolla olan zehirlenmeler, böcek sokmaları, hayvan ısırıkları, ilaç enjeksiyonları, saç boyaları, ziraî ilaçlar gibi zehirli maddelerin deriden emilmesi ile oluşur. )


- ZEHİRLEYİCİ(/"ZEHİRLİ") GAZ ile BOĞUCU(ASFİKSİYAN) GAZ

( ... İLE Yanardağ ya da maden ocağı gibi yerlerde çıkan tehlikeli gaz. )

(

Zehirleyici(/"Zehirli") Gazlar ile Boğucu Gazlar Arasındaki Farklar

1. Zehirleyici Gazlar (Toksik Gazlar)

Tanım: Solunduğunda gövdeye kimyasal olarak zarar veren, genellikle gözelere, örgenlere ya da sinir düzenine doğrudan etki eden gazlar.

Etkileri:

  • Gözesel işleyişi bozar.
  • Örgen yetmezliğine ya da ölümcül zehirlenmelere yol açabilir.
  • Etkileri genellikle kalıcı ya da gecikmelidir.
GazÖzelliği
Fosgen (COCl₂)İkinci Dünya Savaşı'nda kullanılan; akciğerlerde sıvı birikmesine neden olur.
Klor (Cl₂)Mukozalarda yanma, öksürük, boğulma hissi.
Hidrojen Siyanür (HCN)Hücrelerin oksijen kullanmasını engeller.
Kükürt Dioksit (SO₂)Solunum yollarında yakışa(tahrişe) neden olur.
Amonyak (NH₃)Göz ve solunum yollarında yanık etkisi oluşturabilir.

2. Boğucu Gazlar (Asfiksiyanlar)

Tanım: Solunduğunda doğrudan oksijenin yerini alarak ya da oksijenin kullanımını engelleyerek boğulmaya yol açan gazlar.

Etkileri:

  • Oksijenin yerini alarak ortamda boğulmaya neden olur.
  • Bazıları kandaki oksijen taşıma işlevini bozar.
  • Bilinç kaybı, baş dönmesi ve ani ölümle sonuçlanabilir.

a) Yalın Boğucular

GazÖzelliği
Azot (N₂)Kapalı ortamda oksijenin yerini alarak boğulmaya yol açabilir.
Metan (CH₄)Yanıcıdır; yüksek yoğunlukta oksijen yetersizliğine neden olur.
Helyum (He)Solunum yerine geçerek boğulmaya neden olabilir.

b) Kimyasal Boğucular

GazÖzelliği
Karbonmonoksit (CO)Hemoglobinle birleşerek oksijen taşınmasını engeller.
Hidrojen Sülfit (H₂S)Sinir düzenine hızla etki eder, solunumu durdurabilir.

Temel Farklar

Özellik Zehirleyici Gazlar Boğucu Gazlar
Etki biçimi Kimyasal zehirleyici etki Oksijen eksikliğiyle boğulma
Hedef Örgenler, gözeler, sinir düzeni Solunum düzeni ve kan dolaşımı
Örnek Gazlar Fosgen, HCN, Klor, NH₃ CO, CH₄, N₂, H₂S
Sonuç Zehirlenme, doku hasarı Bilinç kaybı, ölüm
Kalıcılık Kalıcı ya da gecikmeli etki Genellikle ani etki
)


- NOXIOUS GASES[İng.] / NOCIF GAS[Fr.] / SCHÄDLICHE GASE[Alm.] ile/değil/yerine/= ZEHİRLİ GAZLAR


- ZEHİRLİ YILANLAR ile ZEHİRSİZ YILANLAR

( Yerde olanlar. İLE Dallarda olanlar. )

( Gözbebekleri elips biçimindedir. İLE Gözbebekleri yuvarlaktır. )

( Doğururlar. İLE Yumurtlarlar. [Anaconda dışında] )

( Amazonlar'da, Hindistan kobrası dışında hemen hemen her tür yılanı bulmak olanaklıdır. )

( Fransa Guyana'larındaki ormanlarda bulunan çok çeşitli yılanların sadece %10'u zehirlidir. Yerlilerin zehirli yılanı derisinden tanıması, "kırmızı renkten sonra sarı renk varsa zehirlidir" biçimindeymiş. )

( )

( ZEHİRLİLER:
* Gözbebekleri elipstir.
* Soluk delikleri(nostril) fotodaki gibidir.
* Oyuk(pit) vardır.
* Derilerinin kuyruk bölgesi alt tarafı tekil sıralıdır.

ile

ZEHİRSİZLER:
* Gözbebekleri yuvarlaktır.
* Soluk delikleri(nostril) fotodaki gibidir.
* Oyuk(pit) yoktur.
* Derilerinin kuyruk bölgesi alt tarafı çift sıralıdır. )


- GIFTIG[Alm.] ile/değil/yerine/= ZEHİRLİ


- TOXICOLOGY[İng.] / TOXICOLOGY, TOXICITÉ[Fr.] / GIFTIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= ZEHİRLİLİK, TOKSİKOLOJİ


- ZEHL[Ar.] ile ZEHR[Ar. çoğ. EZHÂR] ile ZEHR[Ar.] ile ZEİR/ZE'R / ZEÎR[Ar.]

( Dalgınlıkla unutma ya da geciktirme. | İşin çokluğu yüzünden geciktirme. İLE Çiçek. İLE Zehir, ağu. İLE ... )


- ZEHR, ZEHRE ile/||/<> ÇİÇEK

( botanik tarım Tohumla üreyen bitkilerde tohumu veren çanak ve taç yaprak erkek organ ve dişi organdan oluşan en uçtaki büyüme tomurcukları Tohumla üreyen bitkilerde tohumu veren çanak ve taç yaprak erkek ve dişi organdan oluşan en uçtaki büyüme tomurcukları Az çiçǝk çiçek çiçek hastalığı şeşek çiçek hastalığı Nogaylar çiçeğe şeşekey adını verirler şeşek çiçek hastalığı Karakalpaklar çiçeğe gül adını verirler şeşek çiçek çiçek hastalığı çeçak çiçek çiçek hastalığı Alt Tel çeçek Tar çeçek çiçek hastalığı çeçek çiçek śeśke Tatarcadan alınma çeçek de kullanılır Ağızlarda śeśek olarak da geçer olarak da geçer Eski Türkçeden başlayarak kullanılır çeçek Orta Türkçede de çeçek olarak geçer Eski Kıpçakçada da çeçek biçimi kullanılır Ramstedte göre KWb 248 Türkçe çeçek çeç seç auflösen einen Knoten lösen kökünden gelir Eski ve yeni diyalektlerde seç seş şeş kökü açmak çözmek olarak kullanılır Buna göre çeçek türevi de seçek çeçek şeşek biçimlerini almıştır Türkçede çeçek biçiminin çiçeke çevrildiği göze çarpıyor Türkçe seç köküne ilişkin bilgi almak için Clauson ED 857a Räsänen StO 18 3 47 Moğolcaya çeçeg ve seçeg olarak geçmiştir Ramstedt KWb 428a Clauson ED 400401 Şçerbak JaS 112 109 Farsçada çaçak a rose olarak geçer Farsça çīçak the smallpox da Türkçeden alınmıştır Türkçeden Kürtçeye de geçmiştir çiçek Özbekçeden Tacikçeye çeçak çåçak Pocken olarak geçmiştir Doerfer TLT 367 )

( FLOWER, BLOSSOM | FLOWER )

( FLEUR )

( BLÜTE )

( ÇIÇƎK[Az.]~ÇIÇEK[Tatk.]~ŞEŞEK[Nog.]~ŞEŞEK[Kklp.]~ŞEŞEK[Kzk.]~ÇEÇAK[Özb.]~ÇEÇEK[Alt.]~ÇEÇEK[Tel.]~ÇEÇEK[Tuv.]~ŚEŚKE[Çuv.] )


- ZEHR[Fars. < ZEHR] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEHİR

( zehir hafiye zehir zemberek zehir zıkkım zehretmek zehrolmak beyaz zehir panzehir kurbağazehri Organizmaya girdiğinde kimyasal etkisiyle fizyolojik görevleri bozan ve miktarına göre canlıyı öldürebilen madde ağı sem I zıkkım Büyük üzüntü acı keder sıkıntı )


- ZEHRETMEK[Fars. < ZEHR + Tr. ETMEK] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEHRETMEK

( Tatsızlık çıkarıp üzüntüye yol açmak bunaltmak acı vermek sıkmak üzmek )


- ZEHROLMAK[Fars. < ZEHR + Tr. OLMAK] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEHROLMAK

( Zevk almak umulurken üzüntü ile karşılaşmak )


- ZEHV[Ar.] ile NAHVE[Ar.]


- ZEIN, CETIN[İng.] / ZÉINE, CÉTIN[Fr.] / ZEIN, WALRAFEN[Alm.] ile/değil/yerine/= ZEİN, SETİN


- ZEİR/ZE'R[Ar.] ile ZEÎR[Ar. çoğ. ZEÎRÂT]

( Aslan kükremesi. İLE Gövdenin içinden duyulan doğal ya da hastalıklı ince ses. )


- ZEIS GLANDS[İng.] ile/değil/yerine/= ZEİS BEZLERİ

( Göz kapaklarında Meibomian ve Moll bezleriyle birlikte bulunan, salgılarını kirpik diplerine boşaltan, küçük, sebase bezler.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- ZEİSE TUZU ile/||/<> KLASİK KOMPLEKS

( Zeise π-kompleks eten, klasik σ-donor NH₃. )

( Formül: K[PtCl₃(C₂H₄)] )


- ZEKÂ | ANLAK ile/||/<> ANLAK

( Soyutlama öğrenme ve yeni durumlara uyma yeteneklerinin toplamı Öğrenme araç geliştirme ve çevreye uyma olanağı sağlayan bellek istenç yoğulum gibi bileşenlerden oluşan üst yeti Anlama ve kavrama kapasitesi Kavrayış anlayış kavrama ve yargılama yetisi Buna göre 1 Karışık şeyleri olayları çabuk kavrama ve kolaylıkla onlara uyma yeteneği 2 Bilmeye yönelen yeti ve yeteneklerin toplamı algılama kavrama soyutlama kavram kurma genelleştirme birleştirme sonuç çıkarma eleştirme yargılama çözümleme a Duyuma karşıt olarak Anlıkla eşanlamlı kavramsal bilgi yetisi b İçgüdüye karşıt olarak Ereğe erişmek için araçlardan düşünerek bilerek yararlanma isteyerek etkin olma yetisi c Olayları ya da başkalarının düşüncelerini kolaylıkla kavrama yetisi 3 Olanakları yakalama kavrama yeni ödevlere ve yeni durumlara kendini uydurma ve onlarda kolaylıkla yolunu bulma yeteneği ve becerisi kılgılı anlak 4 Bağlantıları kavrama görüşler edinme yetisi tinsel kavrama gücü tinsel uyanıklık çabuk düşünme ve yargılama yetisi kuramsal anlak Anlağın en aşağıdan en yükseğe öke değin dereceleri vardır anlak derecelerinin saptanması için testler uygulanır belli sınırlarla hayvanlarda da anlağın bulunduğu kabul edilir zooloji Anlama ve kavrama kapasitesi Zekâ )

( INTELLIGENCE | INTELLECT | REASON )

( INTELLIGENCE | INTELLECT, ENTENDEMENT | RAISON )

( KLUGHEIT | INTELLIGENZ | INTELLEKT, VERSTAND | VERNUNFT )

( INTELLIGENTIA | INTELLECTUS | RATIO )

( INTELLIGENZA )

( ΝΟΗΜΟΣΎΝΗ / νοημοσύνη )


- ZEKÂ | ANLAK ile/||/<> ANLIK ile/||/<> US

( Soyutlama, öğrenme ve yeni durumlara uyma yeteneklerinin toplamı. @@ Öğrenme, araç geliştirme ve çevreye uyma olanağı sağlayan, bellek, istenç, yoğulum gibi bileşenlerden oluşan üst yeti. @@ Anlama ve kavrama kapasitesi. @@ Kavrayış; anlayış; kavrama ve yargılama yetisi. Buna göre: 1. Karışık şeyleri, olayları çabuk kavrama, ve kolaylıkla onlara uyma yeteneği. 2. Bilmeye yönelen yeti ve yeteneklerin toplamı (algılama, kavrama, soyutlama, kavram kurma, genelleştirme, birleştirme, sonuç çıkarma, eleştirme, yargılama, çözümleme), a. (Duyuma karşıt olarak) Anlıkla eşanlamlı, kavramsal bilgi yetisi, b. (İçgüdüye karşıt olarak) Ereğe erişmek için araçlardan düşünerek, bilerek yararlanma; isteyerek etkin olma yetisi, c. Olayları ya da başkalarının düşüncelerini kolaylıkla kavrama yetisi. 3. Olanakları yakalama, kavrama, yeni ödevlere ve yeni durumlara kendini uydurma ve onlarda kolaylıkla yolunu bulma yeteneği ve becerisi (kılgılı anlak). 4. Bağlantıları kavrama, görüşler edinme yetisi; tinsel kavrama gücü; tinsel uyanıklık; çabuk düşünme ve yargılama yetisi (kuramsal anlak). // Anlağın en aşağıdan en yükseğe (-> öke) değin dereceleri vardır; anlak derecelerinin saptanması için testler uygulanır; belli sınırlarla hayvanlarda da anlağın bulunduğu kabul edilir. @@ (zooloji) @@ Anlama ve kavrama kapasitesi. Zekâ. )

( INTELLIGENCE | INTELLECT | REASON~INTELLECT | INTELLECT, UNDERSTANDING | INSTANTANEOUS | ADHOC~REASON )

( INTELLIGENCE | INTELLECT, ENTENDEMENT | RAISON~INTELLECT, ENTENDEMENT | INSTANTANÉ~RAISON )

( INTELLIGENTIA | INTELLECTUS | RATIO~INTELLECTUS~RATIO )

( KLUGHEIT | INTELLIGENZ | INTELLEKT, VERSTAND | VERNUNFT~INTELLEKT, VERSTAND | MOMENTAN, AUGENBLICKLICH~VERNUNFT )

( INTELLIGENZA~INTELLETTO~RAGIONE )

( ΝΟΗΜΟΣΎΝΗ / νοημοσύνη~ΔΙΆΝΟΙΑ / διάνοια~ΛΌΓΟΣ / λόγος )


- ZEKÂ | BECERİKLİLİK/DİRAYET[Ar. < DİRĀYET] ile/||/<> ANLAYIŞ | ZEKÂ/FERASET[Ar. < FERĀSET] ile/||/<> ANLAYIŞ | ALGI | ALGILAMA/İDRAK[Ar. < İDRĀK] ile/||/<> ANLAMA | BİLGİ | BİLİŞ/VUKUF[Ar. < VUḲŪF]

( İnce şeyleri kavrayış zekâ beceriklilik )


- ZEKÂ GÖSTERGESİ:
YANITLAR(IY)LA ile/ve/değil/yerine/||/<>/> SORULAR(IY)LA


- ZEKÂ:
(HIZLI) (İSÂBETLİ) "BİRLEŞTİRME/BAĞLANTILANDIRMA/KESKİNLEŞTİRME" BİLGİSİ ile/ve/değil/||/<> AYIRMA BİLGİSİ/YETİSİ


- ZEKÂ-İÇGÜDÜ ile ZEKÂ-İÇTEPİ


- ZEKÂ:
SOYUT ile/ve/||/<> MEKANİK ile/ve/||/<> TOPLUMSAL

( )


- ZEKÂ | ZEKİ ile/||/<> ANLAK | ANLAKLI


- ANLAK/ZEKÂ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< US/AKIL/TAPINDIRAK

( Birleştirme/bağlantılandırma üzerine ve becerisi. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Ayırabilme, dışarıda bırakabilme üzerine ve becerisi. )

( Kendini düşünür. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< [Önce kendiyle birlikte] Başkalarını da düşünür. )

( Sunulmuş/bahşedilmiş olan. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Kişinin kuracağı. )

( Dün zekiydim, dünyayı değiştirmek isterdim. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Bugün akıllıyım, kendimi değiştiriyorum. )

( "Savaşta". İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Barış için! )

( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Bağ. | Eskiden, develerin ayağına bağladıkları bağ. | Kendini, gereksinimi duyulan şeyi, kendi aracılığıyla elde edilen özel bir sıfatla kayıtlandırmış zât. )

( )

( Sözel/yazınsal. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Matematik. )

( Dilin becerisi/hüneri. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Dilin freni. )

( Yakını gösteren ışık/huzme. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Uzağı gösteren ışık/huzme. )

( Ne yapacağını "bilmek", istenç/irâde[yapma bilgisi/gücü/isteği]. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Ne yapmayabileceğini bilme[bilgisi/gücü/isteği], direnç/ihtiyâr. )

( Kısa sürede [kazanırsa/belki/kısmen] "kazan[dır]ır". İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Orta ve uzun sürede kazan[dır]ır. )

( )

( [Kişileri ...] Ayrıştırır, uzaklaştırır. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Birleştirir, buluşturur. )

( [öteki ucu] Asalaklık. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Aptallık. )

( Keskinleştirmek üzere. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Yetkinleştirmek üzere. )

( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Hind felsefesindeki temel kavram RTA, Yol (Rota, route, road) anlamına gelmektedir. Ratio'nun kaynağı olan Ratis ise, Lâtince'de, bağ çubuklarını boylarına göre düzlemektir, denk etmektir. Eski Yunan'da, muntazam dizilmiş kolye anlamında, "cosmos", düzenli evren ("Cosmos") ile, akıl, dil, "Logos (uyumlu dil ve Akıl)", "Nomos", "Ethos" [yüce değerlere yönelme] arasındaki eşdeğerlik demektir. Japonların "Kannagara no michi"si, Arapların "Şeria"sı da aynı, doğru yol, anlamındadır. )

( INTELLIGENCE vs./and/but/||/<>/< REASON/RATIO
REASON/RATIO instead of INTELLIGENCE )

( [nicht] INTELLIGENZ mit/und/||/<>/< VERNUNFT )


- ZEKÂ[Ar.] ile/değil/yerine/= ANLAK


- ZEKÂ ile/ve/değil AYIRDINDALIK

( [not] INTELLIGENCE vs./and/but DISTINGUISHNESS )


- ZEKÂ ile/ve/<> BECERİ/MAHÂRET

( İç duyuların hızlılığı, açıklığı, keskinliği. İLE/VE/<> Gövdenin yapılması güç alıştırmalara yatkın olması durumu. Ustalık. )

( Soyutlama gücü. | Bilenme. | Tezkiye. İLE/VE/<> Yatkınlık ve öğrenime bağlı olarak bir işi başarma/sonuçlandırma yeteneği. )

( Kişi, kendine, becerilerini geliştirecek zamanı ayırmalıdır. )

( Kişi, kaba kuvvet kullanırken, ötekiler beceriye başvurur. )

( Arzu ve imgeleme dünyayı yaratır, zekâ ise ikisini bağdaştırarak bir uyum ve barış duygusunu sağlar. )

( Zekâ, yabancıya karşı kullanılır. [yakınlara ya da yakınlar arasında değil!] )

( CERBEZE: Zekâ keskinlği. )

( Desire and imagination create the world and intelligence reconciles the two and causes a sense of harmony and peace. )

( INTELLIGENCE vs./and/<> SKILL/ABILITY )


- ZEKÂ ile/ve/<> BİLGELİK

( Mutlu olmak için kendimizi (özümüzü) bilmek dışında hiçbir şeye gereksinimimiz olmadığını bilmek, bilgeliktir. )

( Üstün kişinin parlak zekâsı, değişmez bir özelliğidir. )

( Hayret ve merak bilgeliğin şafağıdır. )

( Ne sevmek, ne de nefret etmek; tüm uygulayımsal/pratik yaşam bilgeliğinin bir yarısını, "Hiçbir şey söylememek" ve öbür yarısını da "Hiçbir şeye inanmamak" oluşturur. )

( Zihninizin tutsağı olduğunuzu, kendi yarattığınız hayali bir dünyada yaşadığınızı bilmek, bilgeliğin şafağıdır. )

( ZEKÂ: Gerektiğinde, düşüncelerini değiştirebilmektir. )

( SMART:
SPECIFIC
MEASURABLE
ACHIEVABLE
REALISTIC
TIME BOUND )

( To know that you need nothing to be happy, except self-knowledge, is wisdom.
Wonder is the dawn of wisdom.
To know that you are a prisoner of your mind, that you live in an imaginary world of your own creation is the dawn of wisdom. )

( INTELLIGENCE vs./and/<> WISDOM )


- ZEKÂ ile/ve/değil CESARET


- ZEKÂ ile/ve/değil/+/||/<>/> DEHÂ

( Belirli bir alanda uzmanlaşma. İLE/VE/DEĞİL/+/||/<>/> Uzmanlıklar arasında örgütlenmeyi sağlama. )

( [not] INTELLIGENCE vs./and/but/+/||/<>/> GENIUS )


- ZEKÂ ile/ve/<>/değil EDEP/EDEB


- ZEKÂ ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< EMEK


- ZEKÂ ile/ve/||/<>/>/< GÖZLEM GÜCÜ


- ZEKÂ ile GÖRÜNTÜ

( Zekâsını beğendiğin kişinin, görüntüsünü merak etme!
Zekâsını kullanmayan birininse, görüntüsünden etkilenme! )

( vs./and/||/<> IMAGE )


- ZEKÂ ile/ve/<> KUVVET ile/ve/<> MADDE


- ZEKÂ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< NAMUS


- ZEKÂ ile/ve/değil/||/<> ÖNCELİK (VERME[ME]K)


- ZEKÂ ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< ŞEFKÂT

( [karşısında] Eğiliriz. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>/< Diz çökeriz. )


- ZEKÂ ile/ve/<> "YATIRIM"


- ZEKÂ ile YETENEK


- ZEKA[Ar. < ẔEKĀʾ] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEKÂ

( zekâ bölümü zekâ geriliği zekâ küpü zekâ testi zekâ yaşı zekâ yeteneği akışkan zekâ analitik zekâ bedensel zekâ çoklu zekâ dilsel zekâ duygusal zekâ genel zekâ görsel zekâ içsel zekâ işitsel zekâ keskin zekâ kinestetik zekâ kristalize zekâ mantıksal zekâ matematiksel zekâ müziksel zekâ pratik zekâ ritmik zekâ sayısal zekâ sosyal zekâ sözel zekâ üstün zekâ yapay zekâ yaratıcı zekâ doğa zekâsı İnsanın düşünme akıl yürütme öğrenme kavramları ve nesneleri zihinde canlandırabilme objektif gerçekleri algılama yargılama sonuç çıkarma bedeni kontrol edebilme duyguları doğru algılayabilme değerlendirebilme icat edebilme vb yeteneklerinin ve becerilerinin tamamı anlak dirayet feraset kafa )


- ZEKÂ'[Ar.] ile ZEKÂ'[Ar.]

( Saflık, duruluk; hal düzgünlüğü. İLE Zeyreklik, çabuk anlama, zihin keskinliği. )


- ZEKA ile ZEKAT ile ZEKALI/LIK ile ZEKASIZ/LIK ile ZEKA YAŞI ile ZEKA TESTİ ile ZEKA BÖLÜMÜ ile ZEKAT KEÇİSİ ile ZEKA GERİLİĞİ ile ZEKA YETENEĞİ


- ZEKÂ ile/ve/||/<>/>/< ZEUS

( ... İLE/VE/||/<>/>/< Tümel zekâ. )


- ZEKÂNIN ELVERMESİ" ile "AKLIN BASMASI"


- ZEKÂT[Ar. < ZEKÂT] ile/||/<> ...

( Şeriat kuralları gereğince varlıklı Müslümanların her yıl yoksullara vermek zorunda bulundukları mallarının kırkta bir oranındaki kesimi )


- ZEKÂT ile/ve/||/<> MÂÛN

( ... İLE/VE/||/<> Malın zekâtı. )


- ZEKÂT ile NİSÂB

( ASIL, ESAS | BİR MALIN ZEKÂTINI VERMEK ÜZERE VARILMASI GEREKEN MİKTAR | DERECE, İSTENİLEN HAD )


- ZEKÂT ile/ve/||/<> SADAKA ile/ve/||/<> İNFÂK

( Maddî olarak vermek. İLE/VE/||/<> Manevi olarak vermek. İLE/VE/||/<> Geciktirmeden vermek. )


- ZEKAT[Ar. < ZEKĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEKÂT

( zekât keçisi Zenginlerin sahip olduğu mal ve paranın kırkta birinin fakirler başta olmak üzere Kur an ın belirlemiş olduğu yerlere dağıtılmasını öngören İslam ın beş şartından biri )


- ZEKAVET[Ar. < ẔEKĀVET] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEKÂVET

( Çabuk anlama ve kavrama )


- ZEKÂVET[Ar.] ile ZEKÂVET[Ar.]

( Zeyreklik, çabuk anlama, kavrama. İLE Zekâ, zekilik. )


- ZEKER[Ar. < ẔEKER] ile/değil/yerine/=/||/<> ERKEKLİK ORGANI


- ZEKİ KİŞİLERİN, İŞE ALINMA AMACI:
NE YAPACAKLARINI SÖYLEMEK ile/değil/yerine İŞVERENLERİN, NE/LER YAPACAĞINI/YAPABİLECEĞİNİ SÖYLEMELERİ


- ZEKÎ[< ZEKÂ), ZEKİYYE ile/değil/yerine/= TEMİZ, HÂLİS, HÂLİ TEMİZ OLAN KİMSE | AKLINI SAFLAŞTIRMIŞ, ARI, DURU HALE GETİRMİŞ KİŞİ


- ZEKİ ile/ve/değil/yerine/<>/< BİLGE

( [Sorunu] Çözümleyen/çözen. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<>/< Önleyen. )

( Nerede aptal olacağını biliyorsan, yeterince zekisin demektir. )


- ZEKİ ile/ve/değil/||/<> PİSLİK


- ZEKÎ ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/< SİNSİ


- ZEKİ ile "UYANIK"

( KİYÂSET: Zeki ve uyanık oluş. Zeyreklik, anlayışlılık. )

( ... ile ZEYREK )


- ZEKİ[Ar. < ẔEKĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEKİ

( Anlama kavrama yeteneği olan zekâsı olan anlaklı zeyrek I Çabuk ve kolay kavrayan Zekâ varlığı gösteren )


- ZEKÎ[Ar. < ZEKÂ] ile ZEKÎ[Ar. çoğ. EZKİYÂ] ile ZEKÎR[Ar.]

( Temiz, halis, hali temiz olan kişi. İLE Zeyrek, zekâ sahibi, çabuk anlayışlı. İLE Unutmayan, belleği güçlü. )


- YALNIZLIK:
ZEKİLERDE ile/ve/||/<> ÇIKARSIZLARDA ile/ve/||/<> SAĞDUYULULARDA


- ZEKİ/LİK ile ZEKİCE


- ZELÂZİLNÜVÎS | DEPREMÇİZER ile/||/<> DEPREM OCAĞI

( Depremleri yazan araç. @@ Yerkabuğunun sarsıntılarını çizmede, yeğinliğini belirlemede ve deprem özeğini kestirmede kullanılan duyarlı algıç. )

( SEISMOGRAPH | HYPOCENTER, FOCUS~HYPOCENTER, FOCUS | HYPOCENTRE )

( SÉISMOGRAPHE | SISMOGRAPHE | HYPOCENTRE, CENTRE, FOYER~HYPOCENTRE, CENTRE, FOYER | HYPOCENTRE )

( SEISMOGRAPH | ERDBEBENMESSER | HYPOZENTRUM, HERD~HYPOZENTRUM, HERD | HYPOZENTRUM )

( SISMOGRAFO~IPOCENTRO )

( ΣΕΙΣΜΟΓΡΆΦΟΣ / σεισμογράφος~ΥΠΌΚΕΝΤΡΟ / υπόκεντρο )


- ZELÂZİLNÜVÎS | DEPREMÇİZER ile/||/<> DEPREMÇİZER

( Depremleri yazan araç Yerkabuğunun sarsıntılarını çizmede yeğinliğini belirlemede ve deprem özeğini kestirmede kullanılan duyarlı algıç )

( SEISMOGRAPH | HYPOCENTER, FOCUS )

( SÉISMOGRAPHE | SISMOGRAPHE | HYPOCENTRE, CENTRE, FOYER )

( SEISMOGRAPH | ERDBEBENMESSER | HYPOZENTRUM, HERD )

( SISMOGRAFO )

( ΣΕΙΣΜΟΓΡΆΦΟΣ / σεισμογράφος )


- ZELBER[Fars. < SARBÂR] ile/||/<> ...

( büyük yük üzerine konulan küçük yük ek yük Ağızlarda da yük denk olarak kullanılır sarbār a bundle on the top of a load a load carried on the head sar head bār load )

( SARBĀR )


- ZELBER ile ...

( Yük üstüne atılan öteberi. )


- ZELÎL[Ar. < ZİLLET] ile/değil/yerine/= AŞAĞILANAN/HOR GÖRÜLEN

( HOR, HAKİR, ALÇAK, AŞAĞI TUTULAN, AŞAĞILANAN )


- ZELÎL[Ar.] ile MEHÎN[Ar.] ile MÜZ'İN[Ar.]


- ZELİL ile/ve/<> REZİL


- ZELİL[Ar. < ẔELĪL] ile/değil/yerine/=/||/<> ZELİL

( Hor görülen aşağı tutulan aşağılanan )


- ZELÎL[Ar.] ile ZELÎL[Ar. < ZİLLET | çoğ. EZİLLÂ, EZİLLE, ZİLÂL, ZULLÂN]

( Sürçüp düşen, yanılan. İLE Hor, hakir, alçak, aşağı tutulan, aşağılanan. )


- ZELLE(T) ile ZULÜM

( Sürçüp kayma. İLE Güçlü birinin yasaya ya da vicdana aykırı olarak başkalarına yaptığı her türlü kötülük, haksızlık. )


- ZELVE[Yun. < ] ile/değil/yerine/=/||/<> ZELVE

( Çift öküzünün boyunduruktan çıkmaması için boynunun iki yanından boyunduruğa aşağıya doğru geçirilen çubuk )


- ZELVE[Yun.] ile/||/<> ZEVLE

( zevle Ağızlarda zilve olarak da geçer Dilimizde yaygın olarak kullanılan zelve biçimi göçüşme métathèse sonunda oluşmuştur Zelve zevle adının daha çok Batı Anadoluda kullanıldığı anlaşılıyor Doğu Anadoluda zelve yerine sami adı geçer sami R ζεῦλα ζεύλα Joch Bulgarca zevle Türkçe yoluyla Rumcadan alınmıştır BER 1 630 Kürtçe zevle cercle quon met au cou des boeufs pour tenir le joug Türkçeden geçmiştir )

( ΖΕΥ͂ΛΑ / ζεῦλα )


- ZELZELE, HAREKET-İ ARZ | DEPREM ile/||/<> DEPREM

( Yer sarsıntısı Başlangıç noktası yerin içinde bulunan doğal nedenli yerkabuğu devimi yersarsıntısı Yer kabuğu içindeki katmanların yerinden oynamalarıyla oluşan sarsıntının dışa ve çevreye doğru yayılan titreşim biçimindeki devinimi coğrafya jeoloji )

( EARTHQUAKE, EARTH TREMORS | EARTGQUKE,SEISM | EARTHQUAKE )

( TREMBLEMENT DE TERRE | TREMBLEMENT DE TERRE, SECOUSSE, CHOC | TREMBLEMENT DE TERRE, SÉISME )

( ERDBEBEN | ERDBEBEN, ERDSTOSS )


- ZELZELE[Ar. < ZELZELE] ile/değil/yerine/=/||/<> DEPREM


- DEPREM / ZELZELE/ZİLZÂL/ZELZAL/ZÜLZAL[Ar.] ile/değil/yerine/= YER SARSINTISI/YER SARSAN


- ZELZELE[Ar.] ile RECFE[Ar.]

( Sarsıntı. İLE Çok güçlü sarsıntı. )


- ZEL/ZELL[Ar.] ile ZELL[Ar.]

( Osmanlı abecesinin 11. harfidir.[Ebced hesabında 700 sayısının karşılığıdır.] İLE Kayma, ayağı sürçme. | Yanılma, yanlış yapma. )


- ZEM[Ar. < ẔEMM] ile/değil/yerine/=/||/<> YERME (ZEMMETMEK)


- ZEM ile KÜFRÂN


- ZEMBEREK OTU ile/||/<> ATKUYRUĞU

( atkuyruğu Bataklık atkuyruğu botanik Atkuyruğugiller Equisetaceae familyasından rizomlu genellikle dere kenarlarında ya da nemli alanlarda yetişen yeşil renkli fakat bazen verimli bireyleri beyazımsı kahverengi olabilen çiçeksiz bitkiler Zemberek otu )

( EQUISETUM PASTUREL )


- ZEMBEREK[Fars.] ile/değil/yerine/= YAY

( Saatlerin çeşitli parçalarını harekete geçiren yay. | Kapılara takılan yaylı kapama düzeneği. | Çelik ya da pirinçten yapılmış ok. )


- ZEMBEREK ile/||/<> ZEMBEREK[Fars. < ZENBŪREK]

( Sinema Ekseni çevresinde döndürülüp sıkıştırıldıktan sonra eski durumuna gelirken bir iş bir devinim sağlayan çelik yay 1 Çelik ya da pirinçten yapılmış ok 2 Hayvan sırtında taşınabilen küçük top zambūrak a crossbow a small cannon a camelswivel a kind of very sharp weapon zambūr bee camelswivel ak küçültme eki )

( SPRING )

( RESSORT )

( FEDER(WERK) )

( ZAMBŪRAK )


- ZEMBEREK ile ZEMBEREKLİ ile ZEMBEREKÇİ ile ZEMBEREK OTU ile ZEMBEREK KUTUSU


- ZEMBİL[Ar. < ZİNBİL] ile/||/<> HASIRDAN ÖRÜLMÜŞ SAPLI TORBA

( hasırdan örülmüş saplı torba Arapça Suriye veya Farsçadan alındığı anlaşılıyor zambīl zimbīl a basket made of palmleaves zanbīl Türkçeden Balkan dillerine de geçmiştir Skok EtRj 3 649 Andriotis EL 116 117 )


- ZEMBİL ile ZEMBİL OTU


- ZEMHERİ[Ar. < ZEMHERİR] ile/||/<> ...

( kışın en soğuk zamanı kara kış zamḥarīr strenge Winterkälte Türkçede zemherir biçiminin sonundaki r düşmüştür Sırpça zemhèrije zemèrija zemeríje biçimi Türkçeden geçmiştir )

( ZAMḤARĪR )


- ZEMHERİ[Ar. < ZEMHERĪR] ile/değil/yerine/=/||/<> KARA KIŞ (ZEMHERİ ZÜREFASI)


- ZEMHERÎ ile/değil/yerine/= KARAKIŞ


- ZEMHERİ ile ZEMHERİ ZÜREFASI


- ZEMİN KATI ile/||/<> GROUND-FLOOR[İng.] ile/||/<> REZ-DE-CHAUSSÉE[Fr.] ile/||/<> ERDGESCHOSS[Alm.] ile/||/<> YER KATI

( Toprak düzeyinde olan kat )

( GROUND-FLOOR )

( REZ-DE-CHAUSSÉE )

( ERDGESCHOSS )


- ZEMİN ile/ve/<> AĞ


- ZEMİN ile ALTYAPI

( GROUND vs. SUBSTRUCTURE )


- ZEMİN ile/ve/<> BAĞLAM


- ZEMİN ile/ve EREK

( PLACE vs./and AIM )


- ZEMİN ile/ve HAREKET NOKTASI

( Zemini olmayanın ereği olmaz. )


- ZEMİN" ile/||/<>/>/< MUHARRİK UNSUR


- ZEMİN ile/ve/<> OLANAK


- ZEMİN[Fars. < ZEMĪN] ile/değil/yerine/=/||/<> TABAN | TEMEL | ORTAM | DÜNYA

( zemin katı ağır zemin hemzemin ıslak zemin taban I Kumaş süslü kâğıt halı yer muşambası tablo vb desenli nesnelerde biçimlerin üzerinde yer aldığı renk temel ortam dünya Oyun sahasının yüzeyi )


- ZEMİN[Ar.] ile/değil/yerine/= TABAN/YER


- ZEMİN ile/ve TAŞIYICI


- ZEMİN ile ZEMİN KAT ile KARA KUVVETİ ile ZEMİN PLANI ile ZEMİN KİRASI ile TEMEL DURUM ile ÖĞÜTÜLMÜŞ BUĞDAY VE ET ile TOPRAKLAYICI ile ASILSIZ ile TOPRAKLI ile KANARYA OTU

( GROUND vs. GROUND FLOOR vs. GROUND FORCE vs. GROUND PLAN vs. GROUND RENT vs. GROUND STATE vs. GROUND WHEAT AND MEAT vs. GROUNDER vs. GROUNDLESS vs. GROUNDLING vs. GROUNDSEL )

( آسيابي ile زمين ile دوخ ile کوبيده ile طبقه همکف ile اشکوب هم کف ile نيروي زميني ile طرح عمومي ile طرح اساسي ile اجاره عرصه ile کمترين نيرو ile نيروي اساسي ile هريسه ile پايهگذار ile واهي ile بي اساس ile بي اصلص ile گياه زميني ile تير پايه )

( ASYABY ile ZAMYNE ile دوخ ile KUBYDAH ile TABAGHEH CPEHMAKF ile ESHKUB NPAM KOF ile NEYROY ZAMYNEY ile TARH AMOMY ile TARH ASASY ile EJAREH ARSEH ile KAMTARYNE NEYRO ile NEYROY ASASY ile هريسه ile PAYCPEHGOZAR ile VAHY ile BEY ASAS ile BEY ESLES ile GYAH ZAMYNEY ile TYR PAYYEH )


- ZEMİN ile ZEMİN LAMBASI ile DÖŞEME ile DÖŞEME TAHTASI ile DÖŞEME

( FLOOR vs. FLOOR LAMP vs. FLOORAGE vs. FLOORBOARD vs. FLOORING )

( اشکوب ile طبقه ile چراغ پايهدار ile فضاي صحن ile کف تخته اي ile کف سازي )

( ESHKUB ile TABAGHEH ile CHARAGH PAYCPEHDAR ile FAZAY SAHN ile KOF TAKHTEH AY ile KOF SAZY )


- HINTERGRUND[Alm.] ile/değil/yerine/= ZEMİNDEĞER


- ZEMİN/LİK ile ZEMİNLİ ile ZEMİN KATI


- ZEMM[Ar.] ile LEVM[Ar.]

( Kötüleme. İLE Yerme, kınama. | Ayıplama. )


- ZEMMETMEK[Ar. < ẔEMM + Tr. ETMEK] ile/değil/yerine/=/||/<> YERMEK


- ZEMZEM[Ar. < ZEMZEM] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEMZEM

( zemzem suyu Kâbe yakınında bulunan bir kuyunun Müslümanlarca kutsal sayılan suyu zemzem suyu )


- ZEMZEM[Ar.] ile Zemzem[Ar.]

( Yavaş ve hafif türkü söyleme. | Türk müziğinde en az 5-6 yüzyıllık bir mürekkep makam.[örneği kalmamıştır] İLE Kâbe yakınlarındaki ünlü kuyu.[Bİ'R-İ/ÇÂH-I/ÇEH-İ ZEMZEM][HEMZE, TAYYİBE, TAHİRE, ŞARABÜ'L-EBBAR] )

( Kadın. [PÎRE-ZEN: Koca-karı.] İLE "Vurucu, vuran, atan, çalan" anlamlarına gelerek birleşik sözcükler oluşturur. [DEST-ZEN: El vurucu, işe başlayan. | HANDE-ZEN: Kahkaha atan.] )


- ZEMZEM ile ZEMZEM SUYU


- ZEMZEM ile/||/<> ZEMZEM SUYU


- ZEN:
ANLAMI (")ANLAMSIZLIĞI/NDA(") ile/ve/||/<> (")ANLAMSIZLIĞI(") DA ANLAMLILIĞINDA


- ZEN:
ANLAŞILABİLMESİ ANLAŞILAMAMASINDA ile/ve/||/<> ANLAŞILMAMASI DA ANLAŞILABİLMESİNDE


- ZEN[Jap. < ZENNA < CHENNA(Çince)] ile ZEN[Fars.]

( Felsefe, düşünüş, yaşam biçimi. İLE Kadın. )


- ZEN ile/ve/||/<>/< BUDİZM/FELSEFE

( ZEN vs./and/||/<>/< BUDHISM/PHILOSOPHY )


- ZEN[Fars. < ZEN] ile/değil/yerine/=/||/<> KADIN (ZENDOST)


- ZEN ile/ve TASAVVUF


- ZENÂBÎL[Ar. < ZENBÎL/ZİNBÎL] ile ZENÂBÎR[Ar. < ZÜNBÛR]

( Zenbiller. İLE Eşek arıları. )

( Kadınlar. | Vurucular, dövücüler. İLE "Vurarak" anlamıyla birleşik sözcükler oluşturur. [TA'NE-ZENÂN: Söverek, küfür ederek.] )


- ZENANE[Fars. < ZENĀNE] ile/değil/yerine/=/||/<> ZENNE

( Kadın işi Orta oyununda veya Karagöz de kadın rolüne çıkan erkek oyuncu )


- ZENB[Ar.] ile CÜRM[Ar.]


- ZENB[Ar.] ile KABÎH[Ar.]


- ZENB ile/||/<> KUYRUK

( İlk önce gelip yerleşmiş öğenin ilk önce erişileceği demek ki listeye ilk girenin ilk çıkacağı biçimde kurulan ve yaşatılan veri yapısı Ard uç ya da bir hayvanın arda doğru uzanan kesimi guyruk Kara sabanda sürme sırasında elle tutulan kısım Beyağıl Ulukışla Niğde guyruk Aşağıdinek Şarkikaraağaç Isparta astronomi Art uç ya da bir hayvanın arda doğru uzayan kesimi anat Kauda Az guyrug guyruk koyrık koyrok kuyrık Sart kuyruk Tar kuyruk kuyruk kuyruk kuyrık Bar kūruk kuyruk Alt Tel Kuğ Küer kuyruk Koy Kaça kuzuruk kuzruk xuzurux kuduruk kuturuk xüre Eski Türkçeden başlayarak kullanılır kudruk Orta Türkçede kudruk kuδruk olarak geçer Eski Kıpçakçada kuyruk biçimi göze çarpar Gombocz NyK 35 275276 KSz 13 33 Moğolca qudurġa la croupière biçimiyle birleştirmişir Sonraki yayınlarda bu birleştirmenin sıklıkla geçtiğini görüyoruz Bang Túrán 1918 307 Vladimirtsov SrGr 322 Ramstedt KWb 195a Räsänen LTS 164 MTS 100 V 296b Ligeti KSİNA 83 15 AOH 12 2223 Kałużyński ME 51 Egorov ÊS 313 Clark AOH 32 375 Clausona göre ED 604 Moğolca qudurġa biçimi Türkçeden alınmıştır Kałużyński ME 51 Yakutça kudurğan Bauchriemen biçiminin Moğolca qudurġadan geldiğini yazmıştır Musaev LTJa 151157 diyalektlerde kullanılan biçimleri gözden geçirmiştir Rusça kurdjuk biçimi Türk diyalektlerinden kalma bir biçimdir Dmitriev Stroj 540 Vasmer REW 2 424425 Şipova STRJa Rusça kurdjuk biçimi ses bakımından düşündürücüdür Dobrodomov VJa 4 1974 113 Bulgarca kujrùk Sırpça kùrjuk biçimleri de Türkçeden geçmiştir BER 3 82 Škaljić Turc 422 Skok EtRj 2 243 )

( QUEUE, PUSHUP LIST | TAIL | QUEUE | SPOOL | CAUDA )

( QUEUE, FILE | QUEUE )

( SCHWANZ )

( GUYRUG[Az.]~GUYRUK[Tkm.]~KOYRIK[Tatk.]~KOYROK[Bşk.]~KUYRIK[Nog.]~KUYRUK[Krg.]~KUYRUK[Kklp.]~KUYRIK[Kzk.]~KUYRUK[Özb.]~KUZRUK[Şor.]~KUZRUK[Sag.]~XUZURUX[Hak.]~KUDURUK[Soy.]~KUTURUK[Yak.]~XÜRE[Çuv.] )


- ZENB[Ar.] ile MASİYET[Ar. < İSYAN][>< İTAAT]

( Cezayı gerektirecek günah. İLE İtaatten ayrılmak, söz dinlememek, çoğunluk tarafından onaylanan davranışlara uyum sağlamamak. | İtaatten çıkmak, günah işlemek. | Bir davranıştan imtina etme, ona karşı direnme. )


- ZENBARE[Fars. < ZENBĀRE] ile/değil/yerine/=/||/<> ZAMPARA

( kart zampara Sürekli kadın peşinde koşan kadınlara düşkün erkek kadıncıl keskin zendost )


- ZENBUREK[Fars. < ZENBŪREK] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEMBEREK

( zemberek kutusu zemberek otu zehir zemberek Saatlerin çeşitli parçalarını harekete geçiren bölüm yay Kapılara takılan yaylı kapama düzeneği Hayvan sırtında taşınabilen küçük top Çelik veya pirinçten yapılmış ok )


- ZENCEBİL[Ar. < ZENCEBĪL] ile/değil/yerine/=/||/<> ZENCEFİL

( Zencefilgillerden ana vatanı Hindistan ve Malezya olan kamış görünüşünde otsu bir bitki Zingiber officinale Bu bitkiden elde edilen ve baharat olarak kullanılan toz )


- ZENCEBÎL[Ar.] ile ZENCEFÎL[Ar.]

( Zencefil. | Şarap. İLE Hindistan ve Malezya'da kalın ve yumuşak köksaplı bir bitki. )


- ZENCEFİL/ZENCEBİL[Ar. < ZENCEBĪL] ile/||/<> ZERDEÇAL/ZERDEÇAV[Fars. < ZERDE + ÇĀV]

( Zencefilgillerden ana vatanı Hindistan ve Malezya olan kamış görünüşünde otsu bir bitki Zingiber officinale Bu bitkiden elde edilen ve baharat olarak kullanılan toz )


- ZENCEFİL ile/ve/<> HAVLICAN/EGİR[dvnlgttrk]

( Zencefilgillerden, Hindistan ve Malezya'da yetişen bir bitki. İLE/VE/<> Zencefilgillerden, aynı adla anılan kök sapları, baharat olarak kullanılan, ıtırlı [kökleri karın ağrısını geçirmek için kullanılan] bir bitki. )

( ZINGIBER OFFICINALE cum GALANGA OFFICINALIS )


- ZENCEFİL ile ZENCEFİL

( GINGER vs. GINGERY )

( زنجبيل ile زنجبيلي )

( ZANJEBYLE ile ZANJEBYLEY )


- ZENCEFÎLİYE ile/||/<> ZINGIBÉRACÉES[Fr.] ile/||/<> ZINGIBERACEAE[Lat.] ile/||/<> ZENCEFİLGİLLER

( botanik )

( ZINGIBÉRACÉES )

( ZINGIBERACEAE )


- ZENCİ[Ar.]/SİYAHÎ[Fars. + Ar.] ile/değil/yerine/<> KARAŞIN

( ... İLE/DEĞİL/YERİNE/<> Rengi karaya çalan, esmer kişi. )


- ZENCİ ile/||/<> SİYAH ADAM


- ZENCİ[Ar. < ZENCĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> ZENCİ

( Siyah ırktan olan kimse siyahi siyah adam Arap )


- ZENCİ/FELLAH[Ar.] ile/değil/yerine/= SİYAH/KARA TENLİ


- ZENCÎR[Fars.] ile ZENCÎR[Fars.]

( Makam. İLE Zincir. )


- ZENCİR[Fars. < ZENCĪR] ile/değil/yerine/=/||/<> ZİNCİR

( emir komuta zinciri kar zinciri patinaj zinciri saadet zinciri söz zinciri suluk zinciri Birbirine geçmiş bir sıra metal halkadan oluşan bağ Art arda gelen şeylerin oluşturduğu dizi Taşıtların kar veya buzda kaymaması için tekerleklerine takılan alet Altın veya gümüşten yapılmış takı Hükümlülerin eline ayağına vurulan demir bağ )


- ZEND[Ar. çoğ. EZNÂD, ZİNÂD] ile ZEND[Ar. çoğ. ZİNÂD] ile ZEND[Ar.] ile ZEN[Jap.]

( Çakmak demiri. İLE Dirsek ile bilek arasındaki iki kemikten iç tarafta bulunanı, dirsek kemiği. [KÛBERE: Dış taraftaki kemik.] İLE Zerdüşt'ün, kendine indiğini ileri sürdüğü kitap. | Eski Farsça'nın bir lehçesi. İLE An bilinci, anda yaşananların/yaşanabileceklerin farkındalığı. )


- ZENDAKA/ZINDIKLIK ile/ve/||/<> İLHÂD


- ZENDO[Jap.] ile ...

( Zen manastırlarında toplu meditasyon yapmak için ayrılmış olan salon. (Tasavvuf'ta ile ABCDEF ( Meydan; Zikir ve/ya da Sema yapılan alan) )


- ZENDOST[Fars. < ZEN + DOST] ile/değil/yerine/=/||/<> ZAMPARA


- ZENEB-İ ZÜHRE | ÇİÇEK SAPI ile/||/<> ÇİÇEK SAPI

( botanik 1 Çiçek başını taşıyan sap 2 Bir yere bağlı olarak yaşayan protozoonlarda denizlâlelerinde organizmayı yere bağlayan sap 3 Eklem bacaklılarda karın ve gövde arasındaki bağ 4 Beynin farklı kısımlarını birleştiren sinir telleri demeti Pedünkül )

( PEDUNCLE, FLOWER STALK )

( PÉDONCULE | PÉDONCULE, TIGE FLORALE )

( BLÜTENSTIEL )

( PEDUNCULUS: KÜÇÜK AYAK )


- ZENEB-ÜL-HAYL | ATKUYRUĞU ile/||/<> ATKUYRUĞU

( botanik Atkuyruğugiller Equisetaceae familyasından rizomlu genellikle dere kenarlarında ya da nemli alanlarda yetişen yeşil renkli fakat bazen verimli bireyleri beyazımsı kahverengi olabilen çiçeksiz bitkiler Zemberek otu )

( FALSE HORSE TAIL, HORSE PIPE )

( PRÈLE | ÉQUISETTE, QUEUE DE CHEVAL )

( ACKERSCHACHTELHALM )

( EQUISETUM | EQUISETUM ARVENSE )


- ZENEB-ÜL-HAYLİYE | ATKUYRUĞUGİLLER ile/||/<> ATKUYRUĞUGİLLER

( botanik Yaprakları büyüme noktalarında kın şeklinde körelmiş verimli gövdeler beyaz ya da kahverengimsi verimsizler yeşilimsi gövdenin üzeri oluklu ve içi boş sporla üreyen rizomlu ülkemizde Equisetum cinsi ve bu cinse ait 7 türle temsil edilen çok yıllık otsu bitkiler )

( MARESTAILS )

( ÉQUISÉTACINÉES )

( EQUISETACEAE )


- ZENER BREAKDOWN[İng.] ile/değil/yerine/= ZENER BOZULMASI (VEYA ZENER KESİLMESİ)


- ZENER DIODE[İng.] / DIODE ZENER[Fr.] / Z-DIODE, ZENER-DIODE[Alm.] ile/değil/yerine/= ZENER DİYODU


- CLAQUAGE ZENER[Fr.] / ZENER-DURCHBRUCH[Alm.] ile/değil/yerine/= ZENER KESİLMESİ/KIRILMASI


- ZENGIBER OFFICINALE/ZINGIBERACEAE[Lat.] ile/değil/yerine/= ZINGIBÉRACÉES[Fr.] ile/değil/yerine/= ZENCEFIL[Ar. < ZENCEBĪL]

( (botanik) )


- ZENGİN KAFİYE | ZENGİN UYAK ile/||/<> ZENGİNLEŞME | ZENGİNLEME | ZENGİNLENME


- ZENGİN ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/< HESAPSIZ


- ZENGİN[Fars. :Ağır.] ile KALANTOR[İt.]

( ... İLE Gösterişi seven varlıklı kişi. )


- ZENGİN ile/||/<> VARİYETLİ ile/||/<> VARLIKLI ile/||/<> YOKLUKSUZ


- ZENGİN ile/değil/yerine VARLIKLI

( Yılmaz Özdil'in, Mustafa Koç yazısı için burayı tıklayınız... )


- ZENGİNİN YÜRÜDÜĞÜ ile/ne yazık ki FAKİRİN YÜRÜDÜĞÜ

( Sindirebilmek için. İLE/NE YAZIK Kİ Bulmak için. )


- ZENGİNKEN, FAKİR DÜŞMEK ile/ve/||/<> ZÂLİMLER ARASINDA, ÂLİM OLMAK ile/ve/||/<> HATIRLIYKEN, İTİBARSIZLAŞMAK


- ZENGİNLEMEK ile ZENGİN EKMEK ile ZENGİNLENMEK ile ZENGİNLEŞMEK ile ZENGİNLEŞTİRMEK ile ZENGİN/LİK ile ZENGİN ERKİ ile ZENGİN KAFİYE


- ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ KİTAP ile/||/<> ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ KÜTÜPHANE

( Zengin duruma getirilmek )


- ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ KİTAP ile/||/<> Z-KİTAP


- ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ KÜTÜPHANE ile/||/<> Z-KÜTÜPHANE


- ENRICHED URANIUM[İng.] / URANIUM ENRICHI[Fr.] / ANGEREICHERTES URAN[Alm.] ile/değil/yerine/= ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ URANYUM


- ENRICHMENT FACTOR[İng.] / FACTEUR D'ENRICHISSEMENT[Fr.] / BEREICHERUNG FAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= ZENGİNLEŞTİRME ETMENİ/ÇARPANI/FAKTÖRÜ


- ZENGİNLEŞTİRME ile/||/<> ENRICHMENT[İng.] ile/||/<> ENRICHISSEMENT[Fr.] ile/||/<> ANREICHERUNG[Alm.] ile/||/<> VARSILLAŞTIRMA

( ENRICHMENT )

( ENRICHISSEMENT )

( ANREICHERUNG )


- ENRICHMENT[İng.] / ENRICHISSEMENT[Fr.] / BEREICHERUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= ZENGİNLEŞTİRME


- ZENGİNLEŞTİRME ile/||/<> ZENGİNLEŞTİRME

( 1 Cevherin içinden alınmak istenen mineralin öğütme mıknatısla ayırma vb yollarla niteliklerinin geliştirilmesi ve niceliğin artırılması 2 Çekirdeksel yakıtta bulunan bölünür çekirdeklerin oranını doğal uranyumunkinden yukarı çıkarma 3 Damıtma işleminde tepe ürünündeki uçucu derişimini artırma Bir elementin izotop oranının fisil madde katkısıyla artırılması )

( 1. BENEFICIATION; 2. ENRICHMENT | ENRICHMENT )

( 1 . BÉNEFICIATJON 2. ENRICHISSEMENT | ENRICHISSEMENT )

( 1 . ERZAUFBEREITUNG; 2. ANREICHENRUNG | ANREICHERUNG )


- ZENGİNLEŞTİRMEK ile ZENGİNLEŞTİRME

( ENRICH vs. ENRICHMENT )

( غني کردن ile توانگر کردن ile پرمايهکردن ile غنا ile غني سازي ile پرمايگي )

( GHENY KARDAN ile TAVANGAR KARDAN ile PORMAYCPEHKARDAN ile GHENA ile GHENY SAZY ile پرمايگي )


- ZENGİNLİK:
[ya] ÇOK PARA ile/değil/yerine/ya da/>< ÇOK DOST

( Belki ikisinden biri olur fakat ikisi birden olmaz! )

( Dostlarım! Dünyada, dost yoktur! )


- ZENGİNLİK ile BAŞARI


- ZENGİNLİK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BAŞARI


- ZENGİNLİK ile/ve/<> BEREKET

( GINÂ' ile/ve/<> ... )


- ZENGİNLİK ile/ve/<>/değil/yerine BOLLUK


- ZENGİN/LİK ile/ve/değil/yerine/||/< ENGİN/LİK


- ZENGİNLİK ile/değil "GÖSTERİŞ"


- ZENGİN/LİK ile GÜÇLÜ/LÜK


- ZENGİN/LİK ile KALKINMIŞ/LIK


- ZENGULE[Fars. < ZENGŪLE] ile/değil/yerine/=/||/<> ZENGÛLE

( Klasik Türk müziğinde basit bir makam )


- ANGLE DU ZÉNITH[Fr.] ile/değil/yerine/= ZENİT AÇISI


- ZENNE/ZENANE[Fars. < ZENĀNE] ile/||/<> ZUHURİ/ZUHURİ[Ar. < ẒUHŪRĪ]

( Kadın işi Orta oyununda veya Karagöz de kadın rolüne çıkan erkek oyuncu )


- ZENNE ile/||/<> ZENNE[Fars. < ZENÂNE]

( Kar Ort O Kadın tipi Orta oyununda kadın rolünü erkek oyuncular oynardı Karagöz oyununda bu tip çeşitli kadın tasvirleriyle görülür Bunlar dansçılar büyücüler Arap halayıklar ve genç kızlar gibi bölümlere ayrılırlar Türk gölge ve ortaoyunlarında kadın tipi Değişik toplum sınıflarından gelen genç ve yaşlı tiplerdir Gençleri gönül işlerinde yaşlılar ise gülmeceyi desteklemekte kullanılan figürlerdir Bunlar genellikle olumsuz çizilmişlerdir ahlak kurallarını çiğnerler kocalarını aldatırlar paraya önem verirler iç güzellikten çok dış güzellikle ilgilenirler Hatta evli olanları bile bu kalıplar dışında değildir Evli kadınlar dırdırcı kocalarını usandıran tiplerdir Bunlar para ile satın alınabilen para için herşeyi yapabilen tipler olup toplum içinde birer mal durumundadırlar Geleneksel Türk tiyatrosunda saygıdeğer kadın tipleri anneler ve bir de platonik sevgi bağını yürüten çok genç kişilerdir )


- ZENNE/LİK ile ZENNECİ


- ZENO[İng. ZENO] ile/||/<> ZENOBİYOZ[İng. XENOBIOSIS] ile/||/<> ZENOFOBİ[İng. XENOPHOBIA] ile/||/<> ZENOİK[İng. XENOIC]

( Yunanca acayip, yabancı anlamlarına gelen ön ek. @@ Bir sosyal böcek türü kolonisinin diğer böyle bir türün yuvasında yaşaması durumu. Kendi yavrularını ayrı tutarlar, fakat serbestçe dolaşarak besinleri yerler. @@ Yabancılara karşı duyulan aşırı korku olarak bilinen, Yunanca'da "yabancı" anlamına gelen ξένος ("xénos") ve "korku" anlamına gelen φόβος ("phóbos") kelimelerinden oluşan bir terim. @@ Başka organizmaların boş kabuklarında yaşama.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- ZENON ile/ve/||/<> ZENON

( Paradokslarıyla bilinen filozof. İLE/VE/||/<> Stoa Okulu'nun kurucusu olan filozof. )

( [M.Ö.] 495 - 430 ile/ve/||/<> 334 - 262 )

( Elea'lı. İLE/VE/||/<> Kıbrıs'lı. )


- ZEOLITE[İng.] / ZEOLITHE[Fr.] / ZEOLITH[Alm.] ile/değil/yerine/= ZEOLİT


- ZEPHYR[Fr. < ZÉPHYR] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEFİR

( Genellikle gömlek yapımında kullanılan çizgili ince pamuklu bir kumaş türü )


- ZEPLİN[Alm. < ZEPPELIN] ile/değil/yerine/=/||/<> HAVA GEMİSİ


- ZER[Fars. < ZER] ile/değil/yerine/=/||/<> ALTIN


- ZER'[Ar.] ile HALK[Ar.]


- ZER'[çoğ. ZÜRÛ] ile ZER[Fars.] ile ZER[Fars.]

( Ekme, tohum saçma. | Ekilmiş ekin. İLE Altın. | Akçe, para. | Nevbet, oruç, çile. İLE Sarı. )


- ZER ile ZERK


- ZERAFE, ZERRAFE[Ar. < ZERĀFE, ZERRĀFE] ile/değil/yerine/=/||/<> ZÜRAFA

( Geviş getiren memelilerden Afrika da yaşayan çok uzun boylu ve boyunlu derisi benekli ot yiyen hayvan Giraffa camelopardalis Bir tür oya )


- ZERAVENT[Ar. < ZERĀVEND] ile/değil/yerine/=/||/<> LOHUSA OTU


- ZERD/ZERED[Ar. çoğ. ZÜRÛD] ile ZERD[Ar.]

( Halka halka örülmüş savaşçı zırhı. İLE Sarı. | Solgun, soluk. )


- ZERDALU[Fars. < ZERD + ĀLŪ] ile/değil/yerine/=/||/<> ZERDALİ

( Kayısı ağacının Akdeniz ülkelerinde yetiştirilen küçük meyveli bir türü Armeniaca vulgaris Bu ağacın sarı etli ve tadı acı çekirdekli meyvesi )


- ZERDE[Fars. < ZERDE] ile/||/<> ...

( safranla renk ve koku verilen bir çeşit pirinç lapası zarda rice dressed with honey and saffron zard yellow a Sırpça zèrde Türkçeden alınmıştır Skok EtRj 3 651 )

( ZARDA )


- ZERDE[Fars. < ZERDE] ile/değil/yerine/=/||/<> ZERDE

( Safranla renk ve koku verilen bir çeşit şekerli pirinç peltesi )


- ZERDEÇAL[Fars. < ZERDE + ÇÂV] ile/||/<> ...

( yaprakları sivri uçlu çiçekleri sarı renkte bir bitki Türkçede zerdeçöp olarak da geçer zardaçāv zardaçob wood with which they dye yellow zard yellow çūb çob a log wood a tree Türkçeye zerdeçav olarak geçtiği anlaşılıyor Sonundaki v Türkçede lye çevrilmiştir Türkçe şarampov şarampol Türkçe pastav pastal örneklerinde olduğu gibi )

( ZARDA-ÇĀV )


- ZERDEÇAL ile/||/<> HİNT SAFRANI


- ZERDEÇAV[Fars. < ZERDE + ÇĀV] ile/değil/yerine/=/||/<> ZERDEÇAL

( Zencefilgillerden kök saplarından safranı andıran boyalı bir madde çıkarılan yaprakları sivri uçlu çiçekleri sarı renkte çok yıllık bir bitki Hint safranı Curcuma longa )


- ZERDEVA ile/||/<> AĞAÇ SANSARI

( ağaç sansarı ağaçsansarı anlamdaş zerdeva Martes martes Etçiller Carnivora takımının sansargiller Mustelidae familyasından bir memeli türü Uzunluğu 55 kuyruğu 30 cm Sırtı koyu esmer karnı daha açık gerdanı sarıdır Çok iyi tırmanır Zararlı olup postu çok değerlidir Avrupa ve Kuzey Asyada ağaç kovuklarında yaşar Etçiller Carnivora takımının sansargiller Mustelidae familyasından 55 cm kadar uzunlukta 30 cm kadar kuyruğu olan sırtı koyu karnı daha açık gerdanı sarı çok iyi tırmanan postu çok değerli Avrupa ve Kuzey Asyada ağaç kovuklarında yaşayan bir tür Zerveda )


- ZERDÜŞTLÜK'TE ile ...

( İYİ DÜŞÜN - İYİ KONUŞ - İYİ YAP )


- ZEREFŞAN[Fars.] ile/değil/yerine/= HALKÂR[Fars.]

( Bezeme, süsleme. İLE Sulu altınla gölgeli tarzda yapılan süsleme.[Klasik tezhip çeşitlerinden biri] )


- ZER-İ DEH-PENCÎ[Fars.] ile ZER-İ KAMER-TÂB[Fars.] ile ZER-İ KÂMİL[Fars.] ile ZER-İ MAHBÛB[Fars.] ile ZER-İ MAKLÛB[Fars.] ile ZER-İ SÂV/SÂVE[Fars.] ile ZER-İ ŞEŞ-SERÎ/VÎJE[Fars.]

( Yarısı bakır olan altın.[onda beşi] İLE Üzerinde ay simgesi bulunan bir altın para. İLE Tam, hâlis, ayarı tamam altın. İLE Yirmibeş kuruş değerinde bir altın para.[1787'de 3,5 kuruş değer konulmuş ve II. Mustafa devrinde çıkarılmıştı.] İLE Kalıp altın. İLE Ayarı tam altın ya da kırıntısı. İLE Hâlis altın. )


- ZER-İ MAHBUB ile/||/<> TUĞRALI

( Üzerinde ay resmi bulunan Osmanlı altın paralarından biri )


- ZER'Î/ZER'İYYÂT[Ar.] ile ...


- ZERÎ' ile ZER'Î ile ZERİ'

( Araya giren, şefaat edici. İLE Arşınla ölçülen şey. İLE Çabuk, kolay olan. )


- ZERÎ'[Ar.] ile ZER'Î[Ar. çoğ. ZER'İYYÂT] ile ZERİ'[Ar.]

( Araya giren, şefaat edici. İLE Arşınla ölçülen şey. İLE Çabuk, kolay olan. )


- ZER'İYYÂT[Ar. < ZER'Î] ile ZER'İYYÂT[Ar.]

( Arşınla ölçülen şeyler. İLE Ekim işleri. )


- ZERK ETMEK ile/||/<> İÇ İTMEK


- ZERK[Ar. < ZERḲ] ile/değil/yerine/=/||/<> ZERK

( Vücuda şırınga ile sıvı verme işi iç itme iç itim )


- ZERK[Ar.] ile/değil/yerine/= İÇİTİM

( Bir sıvıyı, şırınga ile verme. )


- ZERO FIELD SPLITTING ile/||/<> SPIN-ORBIT COUPLING

( ZFS kristal alan D, E, spin-orbit LS coupling. )

( Formül: D İLE E parametreleri )


- ZERO-KNOWLEDGE ile/||/<> MPC ile/||/<> FHE

( Veri ifşa etmeden hesaplama. )

( Formül: Prover→Verifier )


- ZERO-KNOWLEDGE ile/||/<> MPC ile/||/<> FHE

( Modern kriptografik protokoller. )

( Formül: ZKP: P kanıtlar İLE V doğrular )


- ZERO PROBABILITY[İng.] ile/||/<> OLAMAZLIK

( Bir olayın gerçekleşme olasılığının 0 sıfır a eşit olması )

( ZERO PROBABILITY )


- ZERR[Ar.] ile ...

( Karınca yumurtası. )


- ZERRÂ'[Ar. < ZER'Î]/ZÜRRÂ[Ar.] ile ZERRÂH/ZÜRRÂH[Ar. çoğ. ZERÂRÎH]

( Ekinci, çiftçi. İLE Kuduz böceği. )


- ZERRE MİSKAL (İLGİSİ BULUNMAMAK) -ile


- ZERRE | MOLEKÜL ile/||/<> MOLEKÜL ile/||/<> MOLEKÜL[Fr. < MOLÉCULE]

( Öğe ya da bileşikleri oluşturan ve onların tüm özgül niteliklerini gösteren en küçük birim özdek kimya Kimyasal bağlarıyla bir arada tutulan bir grup atom )

( MOLECULE )

( MOLÉCULE )

( MOLEKÜL )