ile (... ile ...) bağlaçlı FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 119.425 başlık/FaRk ile birlikte,
119.425 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(369/479)
- SAĞLAM/LIK ile/ve/<> ESTETİK
( STRENGTH vs./and/<> AESTHETICS )
- SAĞLAM/LIK ile/ve GEÇERLİ/LİK
( "COOL/NESS" vs./and VALID/ITY )
- SAĞLAM/LIK ile/ve/<> KALICI/LIK
( STRENGTH vs./and/<> PERMANENT/LASTING )
- SAĞLIK ARAŞTIRMA BİLİMİ | YAYGIN HASTALIK BİLİMİ | EPİDEMİYOLOJİ ile/||/<> EPİDEMİYOLOJİ ile/||/<> EPİDEMİYOLOJİ[Fr. < ÉPIDÉMIOLOGIE]
( epi üzerinde demos vücut logos bilim Bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkışının incelenmesi Hastalıkların nedenlerini görülüş oranlarını yayılışlarını hastalıklara karşı önlem ve korunma yollarını inceleyen bilim dalı Belirli bir hayvan veya insan popülasyonlarında hastalıkların ortaya çıkışı yayılışı bu hastalıklardan korunma ve kontrol stratejileri yaralanma ve öteki sağlıkla ilgili olayları inceleyen bilim dalı salgın hastalıklar bilimi Veteriner hekimlikte genellikle epizotiyoloji kavramı kullanılırken beşeri hekimlikte epidemiyoloji kavramı kullanılmaktadır )
( EPIDEMIOLOGY )
( ÉPIDÉMIOLOGIE )
( EPIDEMIOLOGIE )
- SAĞLIK BİLGİSİ | HİJYEN ile/||/<> HİJYEN ile/||/<> SAĞLIK BİLGİSİ
( Sağlık bilgisi Sağlıklı bir yaşam için yapılan faaliyetlerin tümü sağlık bilgisi hıfzısıhha 1 Bireysel ve toplumsal açıdan beden sağlığının önemi üzerinde duran okulda çevrede ve ülkede beden sağlığına ilişkin olumlu ve olumsuz etmenleri inceleyen bilgi alanı 2 Sağlıklı öğrenim ve öğretim koşullarıyla ilişkili olan bilgi ve ilkelerin tümü 3 Beslenme uyuma diş bakımı vb konuları kapsayan öğrencilere beden ve ruh sağlığını koruma yollarını öğretmek amacıyla okutulan ders Sağlıklı yaşama ve sağlığı korumada gerekli yol ve kuralları gösteren bilim dalı hijyen Hijyen )
( HYGIENE )
( HYGIÈNE )
- SAĞLIK BİLGİSİ | TEMİZ/HİJYEN[Fr. < HYGIÈNE] ile/||/<> SAĞLIKLI | TEMİZ/HİJYENİK[Fr. < HYGIÉNIQUE]
( sağlık bilgisi temiz Sağlığa zarar verecek ortamlardan korunmak için yapılacak uygulamalar ve alınan temizlik önlemlerinin tümü )
- SAĞLIK BİLGİSİ ile/||/<> SAĞLIK BİLGİSİ
( 1 Bireysel ve toplumsal açıdan beden sağlığının önemi üzerinde duran okulda çevrede ve ülkede beden sağlığına ilişkin olumlu ve olumsuz etmenleri inceleyen bilgi alanı 2 Sağlıklı öğrenim ve öğretim koşullarıyla ilişkili olan bilgi ve ilkelerin tümü 3 Beslenme uyuma diş bakımı vb konuları kapsayan öğrencilere beden ve ruh sağlığını koruma yollarını öğretmek amacıyla okutulan ders Sağlıklı yaşama ve sağlığı korumada gerekli yol ve kuralları gösteren bilim dalı hijyen Hijyen )
( HYGIENE )
( HYGIÉNE )
- SAĞLIK ENFORMASYON SİSTEMLERİ/HEALTHCARE INFORMATION SYSTEMS[İng.] ile/değil/yerine/= SAĞLIK BİLİŞİM DÜZENİ (BİLİM DALI)
- HEALTH PHYSICS[İng.] / PHYSIQUE SANITAIRE[Fr.] / GESUNDHEITSPYSIK, STRAHLENSCHUTZPHYSIK[Alm.] ile/değil/yerine/= SAĞLIK FİZİĞİ
- SAĞLIK:
"HİZMET" ile/ve/değil/||/<>/< HAK
- SAĞLIK İDARESİ ile SAĞLIK BAKANI ile SAĞLIK ile SAĞLIK DURUMU ile SAĞLIKLI ile SAĞLIKLI
( HEALTH CARE ADMINISTRATION vs. HEALTH MINISTER vs. HEALTH vs. HEALTH CONDITION vs. HEALTHFUL vs. HEALTHY )
( سلامتي ile سلامت ile تندرستي ile بنيه ile مزاج ile اداره خدمات بهداشتي ile حالت مزاجي ile وزيربهداشت ile وزير بهداشت ile صحت بخش ile تند رست ile تندرست ile سالم ile صحيح ile خوش بنيه ile سر دماغ )
( SALAMETY ile SALAMET ile TANDRESTY ile BANYYEH ile MOZAJ ile EDAREH KHODAMAT BACPEHDASHTY ile حالت مزاجي ile VEZYRABACPEHDASHT ile VEZYR BACPEHDASHT ile SAHAT BAKHSH ile TAND RAST ile TANDREST ile SALAM ile SAHYHE ile KHOSH BANYYEH ile SAR DAMAGH )
- SAĞLIK TOPU ile/ve/||/<>/> SEPET[BASKET]/EL TOPU
- SAĞLIK ile/ve GÜÇ/KUDRET
( 
)
( HEALTH vs./and POWER )
- SAĞLIKLI | HİJYENİK ile/||/<> HİJYENİK[Fr. < HYGIÉNIQUE]
( Sağlıklı olma durumu )
( HYGIENIC )
( HYGIÉNIQUE )
- SAĞLIKLI" ile/ve/değil/||/<> YETERLİ
- SAĞMAK ile SAĞMAL/LIK ile SAĞMAL İNEK
- SAĞMAL ile/||/<> SÜT VEREN, SAĞILAN
( süt veren sağılan Az sağmal Ramstedte göre KWb 317b Moğolcadan alınmıştır saġamal Şçerbak İRLTJa 112 da Moğolcadan geldiğini dile getirmiştir mal mel ekinin Moğolcada yaygın olarak kullanıldığını biliyoruz Clauson Studies 203 Ancak bu ekin Türkçede de geçtiğini görüyoruz Ağızlarda göçmel bir yere sonradan gelen kimse göç mel olarak kullanılır Özellikle Kırgızcada mal mel eki sıklıkla geçer bıçmal bütömöl kösömöl közömöl okumal sınamal tanımal ulamal o bakımdan Ramstedtin açıklaması tartışmaya açıktır Bu ek üzerine bilgi almak için Tatarintsev Vlijanie 29 )
( SAĞMAL[Az.] )
- SAGOLA[İt. < SAGOLA] ile/değil/yerine/=/||/<> SAVLA
( Gemilerde bayrakları direğe çekmekte kullanılan ince ip )
- SAĞRI ile SAĞRI KEMİĞİ
- SAĞRI ile/ve/||/<> SAĞRI KEMİĞİ
( Memeli hayvanlarda, bel ile kuyruk arasındaki dolgun ve yuvarlakça bölüm. İLE/VE/||/<> Belkemiği ile kuyruksokumu kemiği arasındaki kemik. )
- SAĞTÖRE ile SAĞTÖRESEL
- SAGU[MALEZYACA] ile/değil/yerine/=/||/<> SAGU
( Bazı hurma ağaçlarının özünden çıkarılan ve pirinç gibi kullanılan nişastalı bir madde Hint irmiği )
- SAGU ile SAGUCU/LUK
- SAGUNA ile ...
( Üç "guna"(Rajas, Tamas, Sattva) ile tezahür etmiş hal. En yüce Mutlak'ın, Advaita Vedanta'nın tarifi mümkün olmayan Mutlak'ından farklı olarak, sevgi, merhamet vb. niteliklere bürünmüş olarak betimlenmesi. )
- ŞAH AKORD ile/ve ŞAH ÂHENK
- ŞAH MAT ile/değil/yerine/= HAN DÜŞER
- SAH/SAHÂ[Ar.] ile SAH/SAHH[Ar. < SIHHAT]
( Cömertlik, elaçıklığı. İLE "doğrudur, yanlışsızdır" anlamına, resmî yazılara konulan bir işaret. )
- SAH/SAK SUBARAKNOİT HEMORAJİ/SUBARACHNOID HEMORRHAGE[İng.] ile/değil/yerine/= SUBARAKNOİT KANAMA
- SAH[Ar.] ile/değil/yerine İMLEÇ
( Bir şeyin doğru olduğunu belirtmek için yapılan im. )
- ŞAH[Fars.] ile ŞAH
( İran ya da Afgan hükümdarı. | Satranç oyununda, her yönde tek hane gidebilen en önemli taş. | Alevilik, Bektaşilik'te, Pîr. | Benzerlerine oranla en üstün, en güzel, en iyi. İLE Atın, ön ayaklarını yerden keserek arka ayakları üstünde ayakta durması. )
- ŞAH[Fars. < ŞĀH] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞAH
( şah beyit şah damarı şah mat şahmeran şahmerdan şahtere ahım şahım İran veya Afgan hükümdarı Satranç oyununda her yönde tek hane gidebilen en önemli taş Alevilik Bektaşilikte pir Benzerlerine oranla en üstün en güzel en iyi )
- ŞAH[Fars. < ŞĀḪ] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞAH
( Yeni sürgün dal Atın ön ayaklarını yerden keserek arka ayakları üstünde ayakta durması )
- ŞAH ile ŞAH MAT ile ŞAH BEYİT ile ŞAH DAMARI
- ŞAH ile/ve VEZİR ile/ve FİL ile/ve AT ile/ve KALE/ROK ile/ve PİYON[Fr. < Lat.]
( ... ile/ve FERZ/FERZÎN/FERZÂNE/FERZEND[Fars.] ile/ve PÎL ile/ve ... ile/ve RUH ile/ve PİYÂDE, BEYDÂK[Ar.] )
( KING vs. QUEEN vs. BISHOP vs. KNIGHT vs. ROOK vs. PAWN )
- SAHA ARAŞTIRMASI | ALAN ARAŞTIRMASI ile/||/<> ALAN ARAŞTIRMASI
( Soru kâğıtları karşılıklı görüşme kılavuz kullanma gibi araştırma tekniklerinden de yararlanarak olguları dizgesel bir biçimde yerinde gözleme ve saptama Bir toplumsal konu ya da sorunun tek tek birimlerin gözlenmesiyle araştırılması Toplumsal olguların örnekleme yoluyla incelenmesi yöntemi )
( FIELD WORK | FIELD RESEARCH | FIELD SURVEY/AREA STUDY )
( RECHERCHE SUR PLACE )
( FELDFORSCHUNG )
- SAHA IONIZATION[İng.] / IONISATION DE SAHA[Fr.] / SAHA-IONISATION[Alm.] ile/değil/yerine/= SAHA İYONLAŞMASI
- SAHA | OYUN ALANI ile/||/<> OYUN ALANI
( Ayaktopu oyununun oynandığı uzunluğu en az 90 en çok 120 genişliği ise en az 45 en çok 90 m olan toprak ya da çimle kaplı düz yer Oyunun oynandığı yer oyunun oynandığı düzeyin tümü 1 Eğlendirici ve dinlendirici etkinlikler için genellikle okul bahçesinin bir bölümünde ayrılan uygun araç ve gereçlerle donatılan yer 2Okulda beden eğitimi çalışmalarının özellikle oyun ve spor gibi etkinliklerin yapıldığı alan Oyunun oynandığı alan ya da yükselti )
( FIELD, FIELD OF PLAY | ACTING STYLE | PLAYGROUND, PLAYFIELD | ACTING -AREA, STAGE AREA )
( AIRE DE JEU | TERRAIN DE JEU | AIRE DE JEU, PLATEAU )
( SPIELFELD | SPIELFLAECHE | SPIELFLÄCHE )
- SÂHA[Ar.]/SEKTÖR[Fr.] ile BÖLÜM/KESİM/ALAN
( SECTOR vs. ZONE/AREA )
- SAHA[Ar. < SĀḤA] ile/değil/yerine/=/||/<> SAHA
( saha amiri saha avantajı saha komiseri dış saha halı saha iç saha orta saha suni çim saha yabancı saha yapay çim saha yarı saha yeşil saha antrenman sahası ceza sahası hava sahası oyun sahası penaltı sahası tenis sahası tensil sahası alan Takım oyunlarında karşılaşmaların yapıldığı yer )
- SAHÂ'[Ar.] ile SÂHA[Ar. çoğ. SÂH, SÂHÂT]
( Cömertlik, elaçıklığı. İLE Alan, meydan, avlu. )
- ŞAHAB/ŞİHÂB[Ar.]/METEOR(İT) ile/değil/yerine/= GÖKTAŞI
( Havayuvarı içinde oluşan sıcaklık değişmeleri, yel, yıldırım, yağmur, dolu gibi olaylara verilen ad. | Akanyıldız. )
- SAHÂBE/ASHAB ile/ve/> TÂBİİN ile/ve/> TEBE-İ TÂBİÎN
( Hz. Muhammed'in döneminde yaşamış ve onu görmüş olanlar. İLE/VE/> Hz. Muhammed'i görmüş olanları görenler. İLE/VE/> Hz. Muhammed'i görmüş olanları görenleri görenler. )
- SAHABE/ASHAP[Ar. < AṢḤĀB] ile/||/<> SAHABE/ASHABIKİRAM[Ar. < AṢḤĀB + KİRĀM]
- SAHABE[Ar. < ṢAḤĀBE] ile/değil/yerine/=/||/<> SAHABE
( Hz Muhammed i görmüş ve onun sohbetinde bulunmuş Müslümanlar ashap ashabıkiram )
- SAHABE ile SAHABET ile SAHABETÇİ
- SAHÂBE ile SELEF-İ SÂLİHİN
- SAHÂBE-İ KİRÂM ile/ve/||/<>/>/ ASHÂB-I SUFFÂ
( Kendilerine, sohbet ikram edilenler. İLE/VE/||/<>/> Sohbet ikram edilenlerin sohbetine, özel ve kapalı olarak katılanlar. )
( Zâhirî. İLE/VE/||/<>/> Bâtınî. )
( 40 kişi. İLE/VE/||/<>/> 360 kişi. )
( İlim geleneği. İLE/VE/||/<>/> Mürşîd geleneği. )
- SAHABET[Ar. < ṢAḤĀBET] ile/değil/yerine/=/||/<> SAHABET
( Koruma kayırma )
- ŞAHADET | TANIKLIK ile/||/<> TANIKLIK
( Bir bilgi ya da savı desteklemek üzere görgüsel ve sözlü belge verme Yargı yerinde dava konusu üzerinde sorulanları cevaplama bildiklerini söyleme )
( WITNESS | DEPOSITION )
( DÉPOSITION )
- SAHA-İ MİKNÂTİSİYE | MANYETİK ALAN ile/||/<> MANYETİK
( (astronomi) )
( MAGNETIC~MAGNETIC )
( AIRE MAGNÉTIQUE~MAGNETIQUE )
( ...~MAGNETICUS )
( MAGNETFELD~MAGNETISCH )
( CAMPO MAGNETICO~MAGNETICO )
( ΜΑΓΝΗΤΙΚΌ ΠΕΔΊΟ / μαγνητικό πεδίο~ΜΑΓΝΗΤΙΚΌΣ / μαγνητικός )
- SAHA-İ MİKNÂTİSİYE ile/||/<> AIRE MAGNÉTIQUE[Fr.] ile/||/<> MANYETİK ALAN
( astronomi )
( MAGNETIC )
( AIRE MAGNÉTIQUE )
( MAGNETFELD )
( CAMPO MAGNETICO )
( ΜΑΓΝΗΤΙΚΌ ΠΕΔΊΟ / μαγνητικό πεδίο )
- SAHAN[Ar. < ṢAHN] ile/||/<> ...
( sağın 2 sahın sehen 1 Bakır ya da çinko yemek kabı Bursa Dodurga Bozüyük Bilecik Meyvebükü Güdül Ankara Yenikent Aksaray Niğde sağın 2 Senirkent Isparta sahın Beyköy Şarkikaraağaç Isparta sehen Deliilyas Şarkışla Sivas 2 Çukur tabak Küçükkabaca Uluborlu Isparta )
- SAHAN ile ŞAHAN[< ŞAHİN]
( Tencere. İLE [Fars.] Şahlar, sultanlar/padişahlar. | Şahin. )
- SAHAN[Ar.] ile/değil/yerine/= TENCERE
- ŞÂHÂNE ile ...
( Padişah'ın kullandığı herşey bu adla birlikte kullanılırdı. [Padişah'ın "Minder-i Şâhânesi" gibi.] )
- ŞAHANE ile/değil/yerine/= ÇOK GÜZEL, EŞSİZ, GÖRKEMLİ
- ŞAHANE[Fars. < ŞĀHĀNE] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞAHANE
( Hükümdarla ilgili hükümdara özgü olan Hükümdara yakışacak durumda olan Çok güzel mükemmel üstün nitelikli )
- SAHANLIK ile/||/<> ...
( Mimarlık Merdivenlerin dönemeç yerlerinde ve bitimlerinde bulunan genişçe bölümlere verilen ad Aynı anlamda sahınlık terimi de kullanılır )
- SAHANLIK ile/değil/yerine/= DÜZLÜK/DÜZALAN
- SAHANLIK ile SAHANLIK
( Yapılarda ve bazı taşıtlarda, kapı önünde, merdiven başlarında ya da ortasında olan geniş yer. İLE Tencerenin aldığı miktar kadar olan. )
- SAHAN/LIK ile SAHANLIK BUZULU
- ŞAHAP[Ar. < ŞİHÂB] ile/||/<> ...
( Hazırlanan kalbur kasnağını delmek için kullanılan ucu sivri üç yüzlü demir araç Göçmenler Beypazarı Ankara )
- ŞAHAP[Ar. < ŞİHĀB] ile/değil/yerine/=/||/<> AKAN YILDIZ
- ŞAHAP[Ar. < ŞİHÂB] ile/değil/yerine/= AĞMA/AKAN YILDIZ
- SAHARÎ[Ar.] ile SAHÂRÎ[Ar. < SAHRÂ]
( Kaya ile ilgili, kaya cinsinden. İLE Çöller, sahrâlar, kırlar. )
- SAHÂVET[Ar.] ile/değil/yerine/= EL AÇIKLIĞI
( CÖMERTLİK, EL AÇIKLIĞI )
- SAHB[Ar.] ile SAHB[Ar. < SÂHİB]
( Gürültü, patırtı etme. İLE Yakın dostlar, sahipler. )
- ŞAHBAZ[Fars. < ŞĀHBĀZ] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞAHBAZ
( İri bir tür akdoğan Çevik ve becerikli Yiğit kahraman mert kimse )
- ŞÂH-DÂR ile ...
( Dallı boynuzu olan hayvan. )
- ŞAHESER | BAŞYAPIT ile/||/<> BAŞESER
( Kusursuzluğa ulaşan bir sanatla gerçekleştirilmiş yapıt; belli bir türde en üstün yapıt. )
( MASTERPIECE~MASTERPIECE )
( CHEF D'OEUVRE | CHEF - D'OEUVRE~CHEF - D'OEUVRE )
( MEISTERWERK~MEISTERWERK )
( CAPOLAVORO~CAPOLAVORO )
( ΑΡΙΣΤΟΎΡΓΗΜΑ / αριστούργημα~ΑΡΙΣΤΟΎΡΓΗΜΑ / αριστούργημα )
- ŞAHESER[Fars. < ŞĀH + Ar. ES̱ER] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞAHESER
( Kendi türünde mükemmel olan üstün ve kalıcı nitelikte eser başyapıt başeser Değeri üstün olan üstün nitelikli )
- ŞAHESER[Ar.] ile/değil/yerine/= BAŞYAPIT
- ŞAHESER ile/||/<> CHEF - D'OEUVRE[Fr.] ile/||/<> BAŞESER[TR. < BAŞ + AR. < ES̱ER]
( Sanat bakımından güzelliğin doruğuna erişmiş eser )
( CHEF - D'OEUVRE )
- ŞAHESER ile/||/<> CHEF D'OEUVRE[Fr.] ile/||/<> BAŞYAPIT
( Kusursuzluğa ulaşan bir sanatla gerçekleştirilmiş yapıt belli bir türde en üstün yapıt )
( MASTERPIECE )
( CHEF D'OEUVRE | CHEF - D'OEUVRE )
( MEISTERWERK )
( CAPOLAVORO )
( ΑΡΙΣΤΟΎΡΓΗΜΑ / αριστούργημα )
- SAHH[Ar. < ṢAḤḤ] ile/değil/yerine/=/||/<> SAH
( Bir şeyin doğru olduğunu belirtmek için yapılan işaret )
- SAHHAF[Ar. < ṢAḤḤĀF] ile/değil/yerine/=/||/<> SAHAF
( Genellikle kullanılmış ve eski kitap alıp satan kitapçı )
- SAHİ[Ar. < ṢAḤĪḤ] ile/değil/yerine/=/||/<> GERÇEKTEN
- SAHÎ[Ar.] ile SÂHÎ[Ar. < SEHV]
( Cömert, eliaçık. İLE Yanılan, hata işleyen. )
- SAHİB[< SAHB] ile SAİB
( Sahip[mâlik]. | Bir vasfı olan[hâiz]. | Koruyan[hâmî]. | Bir iş yapmış olan. | Sürekli sohbette bulunan. | Hak yolunu göstermek isteyen mürşid. )
- SÂHİB[Ar.] ile KARÎN[Ar.]
- SAHİB[Ar. < ṢĀḤİB] ile/değil/yerine/=/||/<> SAHİP
( sahipkıran sözüne sahip anamal sahibi dert sahibi ev sahibi görüş sahibi hayır sahibi iman sahibi imtiyaz sahibi imza sahibi iş güç sahibi itidal sahibi kalem sahibi keramet sahibi kerem sahibi liyakat sahibi mal sahibi malumat sahibi sancak sahibi servet sahibi söz sahibi şahsiyet sahibi şöhret sahibi vizyon sahibi Herhangi bir şey üstünde mülkiyeti olan onu yasaya uygun bir biçimde dilediği gibi kullanabilen kimse iye malik Herhangi bir niteliği olan kimse ehil Bir iş yapmış üstlenmiş veya bir eser ortaya koymuş kimse Koruyan arka çıkan gözeten kimse )
- SAHİBE[Ar. < ṢĀḤİBE] ile/değil/yerine/=/||/<> SAHİBE
( Herhangi bir şey üzerinde mülkiyeti olan kadın )
- SAHİB-İ ARZ ile/||/<> TOPRAKLI
( Beylik toprağı devlet adına kullanan timar ya da zeamet sahibi )
- SAHİBİ OLMAK ile/değil/yerine PARÇASI OLMAK
- SAHİBİYİM ile/yerine (BU/ŞU/BURASI) BANA AİT
- SAHİCİ ile/ve/||/<>/< SAHİH[Ar. < SIHHAT]
( Sahte olmayan, gerçek, yapma karşıtı. İLE/VE/||/<>/< Sağlıklı olmak, gerçek olmak. )
- SAHİCİ/LİK ile/ve/||/<>/> SAMİMİ/LİK
- ŞÂHİD[Ar.] ile HÂZIR[Ar.]
- ŞÂHİD[Ar.] ile MÜŞÂHİD[Ar.]
- ŞÂHİD[Ar. < ŞEHÂDET | çoğ. ŞEVÂHİD] ile ŞÂHİD[Fars.]
( Tanık. | Senet yerine geçecek biçimde büyük bir yapıttan ya da kişiden alınan örnek. İLE Sevgili. | Güzel. )
- SAHÎFE[Ar.] ile DEFTER[Ar.]
- SAHİFE[Ar. < ṢAḤĪFE] ile/değil/yerine/=/||/<> SAYFA
- SAHİFE[Ar. < ṢAḤĪFE] ile/değil/yerine/=/||/<> SAYFA
( itibari sayfa Üzerine yazı yazılan veya basılan bir kâğıt yaprağın iki yüzünden her biri sahife Gazete dergi vb yayınlarda özel bir alan için ayrılmış bölüm Olayların zaman içinde yer alan evrelerinden her biri )
- SAHİFE ile/ve TOMAR[Yun.] ile/ve KİTAP
( ... İLE/VE Dürülerek, boru biçimi verilmiş kâğıt. İLE/VE ... )
- SAHİFE[Ar.] ile/değil/yerine/= YAPRAK
- SAHİH (OLAN) ile/ve/||/<>/> SALİH (OLAN)
( Bilinmeli. @@ Uygulanmalı. )
- SAHİH | SAĞIN ile/||/<> SAĞIN
( exigere bir şeyi tam olarak yapmak bir ölçüye göre yapmak exactus tıpatıp tamtamına yetkin tıpatıp ölçülebilen 1 Sözün anlatmak istenene tam karşılık olması tam uygun düşmesi niteliği sağın anlatım 2 Ölçünün ölçülene çok az da olsa bir ayrım bırakmaksızın tıpatıp uyması niteliği sağın ölçü 1 Kap kaçak Başkışla Karaman Konya 2 sahan 1 tam )
( EXACT )
( EXACT )
( EXAKT )
( EXIGERE )
- SAHİH[Ar.]["SAİH" değil!] ile/değil/yerine/= DOĞRU
- SAHİH ile/ve SÂDIK
- SAHİH[Ar. < ṢAḤĪH] ile/değil/yerine/=/||/<> SAHİH
( nesebi sahih Gerçek doğru sağın hakiki )
- SAHİH ile SAKÎM
- SAHİH ile/ve SARİH
( Bahs'te. İLE/VE Keşf'te. )
- SAHİHLİK | ÖZGÜNLÜK ile/||/<> ÖZGÜNLÜK
( Bir incelemede kaynak olarak kullanılan belgelerin özüne ya da gerçeğe uygunluğu Bir enzimin veya reseptörün substratını veya ligantını tanıma yeteneği )
( AUTHENTICITY | SPECIFICITY )
- SAHÎK[Ar.] ile SÂHİK[Ar.]
( Uzak. | Çok karışık anlaşılmaz söz. İLE Ezip döven. )
- ŞÂHİKA[Ar.] ile FERİŞTAH[Fars. FİRİŞTE]
( Doruk, zirve. | En üst derece. İLE En iyi, en üstün. )
- ŞAHİKA[Ar. < ŞĀHİḲA] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞAHİKA
( doruk En üst derece )
- SAHİL | KIYI ile/||/<> KIYI ÇİZGİSİ
( Denizlerin, yapay ve doğal göllerin kıyı çizgisi boyunca uzanan kara parçası. @@ Karanın deniz boyunca uzanan bölümü. @@ Kuşak izgesi gibi bir girişim ya da kırınım kuşağı çizgi dizgesinin sınır dalga boyu. @@ (coğrafya) @@ Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alan. @@ @@bk. kıyı @@ Eski Türkçe kıdığ biçiminden geldiği anlaşılıyor. Türkçe kök fiili köken bakımından kıd- değil kıdı-'dır. Çağdaş Türk diyalektlerinde yaygın olarak geçer. Örn. Kırgızcada kıyū 'kürkün eteğine dikilen parça, bir şeyin kenarına farklı bir malzemeden veya renkten eklenen bir şerit', Nogaycada kıyuv 'elbise kenarındaki işleme, şerit' biçimleri kullanılır. Bu türevlerin iki heceli kıyı- fiilinden geldikleri açıktır. Räsänen (V 261a) eski ve yeni diyalektlerde geçen biçimleri gözden geçirmiştir. )
( SEACOAST, SEASHORE | COAST | EDGE | BORDER | COASTAL LINE~COASTAL LINE )
( LITTORAL, CÔTE DE MER, RIVAGE | CÔTE | ARÊTE~LIGNE CÔTIÈRE )
( LITUS~... )
( KÜSTE | KANTE~KÜSTENLINIE )
( COSTA~LINEA COSTIERA )
( ΑΚΤΉ / ακτή~ΑΚΤΟΓΡΑΜΜΉ / ακτογραμμή )
- SAHİL KORDONU | KIYI DİLİ ile/||/<> KIYI DİLİ
( Kıyının bir çıkıntısından ötekine doğru uzanan ve dalganın getirmiş olduğu tortullarla doldurulmuş dar ve uzun kumsalı Bir körfezin önünü kapatan denizle küçük bir bağlantı kalsa da körfezi göl durumuna sokan kıyı oklarına göre daha geniş ve daha sürekli kum ve çakıl karışımı birikinti )
( SAN BAR, SPIT | SAND-BAR )
( FLÉCHE, CORDON LITTORAL | CORDON LITTORAL )
( NEHRUNG, HAKEN | NEHRUNG )
- SÂHİL KORDONU | KIYI KORDONU ile/||/<> KIYI KORDONU
( coğrafya jeoloji )
( CORDON LITTORAL )
- SÂHİL (NEHİR VEYA GÖLDE) ile/||/<> YAKA
( 1 Kayığın kenar ağacı Gençali Senirkent Isparta 2 Kağnı boyunduruğunda boyunduruğun öküzlerin ense kısımlarına gelen kısımları İspir Erzurum coğrafya 1 Yaka şekline benzer yapılar 2 Yarım kordalılarda üç kısımdan oluşan vücudun orta bölgesi Az yaxa yaka yaka yağa yağa Bar yağa jağa jağa caka Tar yaka Alt yakka Kuğ Küer yağa Koy çağa yaka sınır sağa Türkçe ynin Yakutçada sye çevrilmesi kuraldır Örn Türkçe yular da Yakutçada sulara çevrilmiştir Yakutçada sağa yanında kullanılan cağa biçimi Moğolcadan geçmiştir śuxa Eski Türkçeden başlayarak kullanılır yaka Orta Türkçede yakā olarak geçer Eski Kıpçakçada da yaka biçimi kullanılır Clausonun açıkladığı gibi ED 898a yak kökünden geldiği anlaşılıyor ÊSTJa 1989 8283 Clausonun açıklamasını gerçekçi bir yaklaşım olarak değerlendirmiştir Türkçeden Moğolcaya da geçmiştir caqa le bord lextremité le rivage les bornes la frontière limite le collet dun habit Ramstedt KSz 15 143 KWb 463464 Clauson ED 898a Ligeti MNy 56 302 s 1 not MNy 59 391 AOH 14 3839 KSİNA 83 11 TörK 156157 Şçerbak JaS 122 168 176 Macarca nyak boyun sözünün Türkçe yakadan geldiği yolundaki eski sav bilimsel yayınlarda sık sık dile getirilmiştir Son olarak Ligeti MNy 59 391 TörK 156157 Macarca nyakın Türkçe yaka biçimiyle birleştirilemeyeceğini açık olarak ortaya koymuştur O bakımdan Räsänenin Macarca nyak biçimini yakadan kalma bir alıntı olarak vermesi yanlıştır V 180a Räsänenin birtakım Tunguzca Korece ve Fince biçimleri sayması da gereksizdir Türkçeden komşu dillere geçen biçimleri Doerfer TMEN 1802 özenle toplamıştır )
( COLLAR )
( RIVE | COLLIER )
( KRAGEN )
( YAXA[Az.]~YAKA[Tkm.]~YAKA[Tatk.]~YAĞA[Bşk.]~YAĞA[Nog.]~JAĞA[Kklp.]~JAĞA[Kzk.]~CAKA[Krg.]~YAKKA[Alt.]~SAĞA[Yak.]~ŚUXA[Çuv.] )
- SAHİL ile/ve/değil EŞİK
- SAHİL ile/||/<> KIYI
( Denizlerin yapay ve doğal göllerin kıyı çizgisi boyunca uzanan kara parçası Karanın deniz boyunca uzanan bölümü Kuşak izgesi gibi bir girişim ya da kırınım kuşağı çizgi dizgesinin sınır dalga boyu coğrafya Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alan kıyı Eski Türkçe kıdığ biçiminden geldiği anlaşılıyor Türkçe kök fiili köken bakımından kıd değil kıdıdır Çağdaş Türk diyalektlerinde yaygın olarak geçer Örn Kırgızcada kıyū kürkün eteğine dikilen parça bir şeyin kenarına farklı bir malzemeden veya renkten eklenen bir şerit Nogaycada kıyuv elbise kenarındaki işleme şerit biçimleri kullanılır Bu türevlerin iki heceli kıyı fiilinden geldikleri açıktır Räsänen V 261a eski ve yeni diyalektlerde geçen biçimleri gözden geçirmiştir )
( SEACOAST, SEASHORE | COAST | EDGE | BORDER | COASTAL LINE )
( LITTORAL, CÔTE DE MER, RIVAGE | CÔTE | ARÊTE )
( KÜSTE | KANTE )
( LITUS )
( COSTA )
( ΑΚΤΉ / ακτή )
- SAHİL[Ar.] ile/değil/yerine/= KIYI/YAKA/YALI
- SAHİL ile KIYI ile KIYI ŞERİDİ ile KIYIYA DOĞRU ile KIYIYA DOĞRU
( COAST vs. COASTAL vs. COASTLINE vs. COASTWARD vs. COASTWARDS )
( کنار دريا ile درياکنار ile کرانه ile ساحل ile ساحل دريا ile سرازير رفتن ile ساحلي ile درياکناري ile خط ساحل ile درامتداد ساحل )
( KONAR DARYA ile DARYAKENAR ile KARANEH ile SAHEL ile SAHEL DARYA ile SARAZYR RAFTAN ile SAHELY ile DARYAKENARY ile KHAT SAHEL ile DARAMOTEDAD SAHEL )
- SAHİL ile/||/<> LITTORAL[İng.] ile/||/<> LITTORAL[Fr.] ile/||/<> KÜSTENSAUM[Alm.] ile/||/<> YALI BOYU
( Gelgitin güçlü olduğu yerlerde bu olayın etkisi altında kalan kıyının ön bölümü )
( LITTORAL )
( LITTORAL )
( KÜSTENSAUM )
- SAHİL ile PLAJLAR
( BEACH vs. BEACHES )
( شن زار ile ساحل ile درياکنار ile کنار دريا ile سواحل )
( SHEN ZAR ile SAHEL ile DARYAKENAR ile KONAR DARYA ile SAVAHEL )
- SAHİL[Ar. < SĀḤİL] ile/değil/yerine/=/||/<> SAHİL
( sahil boyu sahil çizgisi sahil devriyesi sahil kordonu sahil koruma sahil seyri sahil şeridi Karanın deniz göl ırmak boyunca uzanan bölümü kıyı yaka yalı )
- SAHİL ile SAHİL BOYU ile SAHİL SEYRİ ile SAHİL KORUMA ile SAHİL ŞERİDİ ile SAHİL KORDONU ile SAHİL ÇİZGİSİ ile SAHİL DEVRİYESİ
- SÂHİL[Ar.] ile SAHÎL[Ar.] ile SÂHİL[Ar.]
( Kişneyici, kişneyen. İLE At kişnemesi. İLE Deniz/ırmak/göl kenarı, kıyı, yalı. )
- SAHİLDAR[Ar. < SĀḤİL + Fars. -DĀR] ile/değil/yerine/=/||/<> KIYIDAŞ
- SAHİLEŞMEK ile SAHİLEŞTİRMEK ile SAH ile SAHA ile SAHİ ile SAHN ile SAHACA ile SAHİCİ/LİK ile SAHA AMİRİ ile SAHA AVANTAJI ile SAHA KOMİSERİ
- SÂHİLÎ ile/||/<> LITTORAL[Fr.] ile/||/<> KIYA
( kıyısal coğrafya )
( LITTORAL )
- ŞAHIM ile/||/<> YAĞ
( 1 Uzun zincirli organik asitlerin gliserinle oluşturdukları sıvı ya da katı ester 2 Sürtünmeyi azaltma görevi yapan çeşitli özdeklere verilen ad biyoloji kimya 300 C sıcaklığın altındaki ısıl işlemlerde sıvı ortam olarak kullanılan sıvı hidrokarbonlardan oluşan özdek Yağ asitlerinin gliserolle oluşturduğu bileşik Yağ asitlerinin karışık yapılı alkollerle meydana getirdiği esterler Az yağ yāğ Blk cau yağ iç cau içyağı Tar yağ Alt Tel yū sarı yū tereyağı çağ çağ Tuvalar yağa üs adını da verirler sıa yağ Türkçe ynin Yakutçada sye çevrilmesi eski bir kuraldır śu śăv yağ Uygurcadan başlayarak kullanıldığını biliyoruz Kâşgarlı Mahmudun tanıklığına göre Orta Türkçede yağ ve içyağı Oğuzca olarak geçer Orta Türkçede sağyağ ve kara yağ neft yağı adları da kullanılır Orta Türkçede bala arı yağı adı verilir Ancak Suvar Kıpçak ve Oğuzlar arı yağı yerine bal adını kullanırlar Eski Kıpçakçada da yağ olarak geçer Doerfer RO 39 2 28 tulumda yağ dövmek anlamına gelen ya kökünden geldiğini yazmıştır Ancak bu kök Türkçede yay yayıkta dövmek olarak kullanılır Türkçe yayık adı da bu kökten çıkmıştır yayık Buna göre yağın kökü olarak kabul edilen fiilin ya değil yay olduğu açık olarak anlaşılıyor O bakımdan yağın ya köküne bağlanması olanaksızdır Çağdaş diyalektlerin bir bölümünde yağ yanında may adı da kullanılır Alt Tel may yağ may yağ içyağı sarı may tereyağı toŋ may don yağı may yağ sarı may tereyağı tuŋ may don yağı may tereyağı may yağ may yağ May adının eski kaynaklarda geçmediği göze çarpıyor Buna karşılık Ugor dillerinde buna benzer bir söz kullanılır vaj tereyağı voi tereyağı Vog içyağı Çer üy yağ don yağı Mord oy voy içyağı tereyağı sıvı yağ Bu sözlerle Türk diyalektlerinde kullanılan may bay biçimi arasındaki bağlantıya gelince Eski bir inanca göre bu adlar Türk ve Ugor dillerinde saklanmış ortak kalıntılardır Buna karşılık may adının yalnız birtakım Ugor dilleriyle bağlantı kuran Türk diyalektlerinde geçtiğini göz önüne alan bir sava göre may Ugor kökenli bir alıntıdır Eski kaynaklarda yalnız yağ adının geçmesi bu sava ağırlık verebilir Kâşgarlı Mahmud yağ adı yanında üz adını saklamışsa da may adını vermemiştir Türkçe üz adı Eski Kıpçakçada da geçer Bu ad bugün yalnız Anadolu ağızlarında üz olarak ve Tuva diyalektinde üs olarak kalmıştır üz Anadolu ağızlarında bu adın bir türevi de üzlük üzlük yağ kabı olarak saklanmıştır üzlük Buna göre Eski Türkçede yağ ve üz adları yanında may bay adının da kullanıldığını düşünmek kolay değildir O bakımdan mayın bir alıntı olduğu yolundaki sav düşündürücüdür Türk diyalektlerinde kullanılan mayın Korece karşılığı da tartışılmaya muhtaçtır Yağ anlamına gelen tül sözünün yalnız Kazan Tatarcasında geçtiği anlaşılıyor yağın etimolojisine ilişkin öneriler karışıktır )
( OIL | FAT )
( HUILE | GRAISSE | GRAS, HUILE )
( ÖL )
( YAĞ[Az.]~YĀĞ[Tkm.]~YŪ[Alt.]~YŪ[Tel.]~ÇAĞ[Sag.]~ÇAĞ[Tuv.]~SIA[Yak.]~ŚU[Çuv.]~ŚĂV[Çuv.]~MAY[Kzk.]~MAY[Tatk.]~MAY[Bşk.]~MAY[Nog.]~MAY[Kklp.] )
- SAHÎN[Ar. < SUHÛNET] ile SAHÎN[Ar. < SİHAN]
( Sıcak, kızgın, ısınmış. İLE Kalın. | Sık. | Katı, pek. )
- ŞAHİN ile ARI ŞAHİNİ
( ... İLE Yerde, şahinden daha fazla zaman geçirir. )
( ... İLE Ormanlarda, özellikle ibreli ormanlarda yuva yaparlar. )
( ... vs. HONEY BUZZARD )
( ... cum PERNIS APIVORUS )
- ŞAHİN ile BAYAĞI ARI ŞAHİNİ
( ... cum PERNIS APIVORUS )
- ŞAHİN ile/değil BAYSUNGUR
( ... İLE/DEĞİL Şahin cinsinden, yırtıcı bir kuş. )
- ŞAHİN ile BEYAZ ŞAHİN
( ... İLE Tamamen beyaz değillerdir. [Sadece tüylerinin bir bölümü beyazdır.] )
- ŞAHİN ile BOZKIR ŞAHİNİ
- ŞAHİN ile GALAPAGOS ŞAHİNİ
- ŞAHİN ile KIZIL KUYRUKLU ŞAHİN
( İlgili yazı ve ayrıntıları için burayı tıklayınız... )
( ... cum BUTEO JAMAICENSIS )
- ŞAHİN ile KIZIL ŞAHİN
( ... İLE Şahinden biraz daha büyük, uzun kanatlı ve uzun kuyrukludur. )
( ... İLE Ovalar, bozkır, dağlar ve benzer açık arazilerde yaşarlar. )
( ... vs. LONG-LEGGED BUZZARD )
( ... cum BUTEO RUFINUS )
- ŞAHİN ile LAÇİN
( ... İLE Atmaca, doğan. | Çıkılması güç, kayalık yer. )
- SAHIN/SAHN[Ar.] ile/değil/yerine/= NAMAZ KILMA YERİ
- ŞAHİN ile PAÇALI ŞAHİN
( ... İLE Sesi şahinde pes ve gürdür. )
( ... İLE Tundra, açık araziler, turbalıklar, kumullar ve bataklıklarda ürerler. )
( ... vs. ROUGH-LEGGED BUZZARD )
( ... cum BUTEO LAGUPUS )
- ŞAHİN[Fars. < ŞĀHĪN] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞAHİN
( şahin bakışlı Kartalgillerden Avrupa ve Asya nın dağ orman ve çalılıklarında yaşayan santimetre uzunluğunda yırtıcı bir kuş Buteo buteo )
- ŞAHİN ile ŞAHİN AVCISI
( FALCON vs. FALCONER )
( شاهين ile سوله ile بازبان ile بازدار )
( SHAHYNE ile SOLEH ile BAZBAN ile BAZDAR )
- ŞAHİN ile/||/<> ŞAHİN[Fars. < ŞÂHİN]
( Buteo buteo Kartallar Falconiformes takımının kartalgiller Falconidae familyasından bir kuş türü Uzunluğu 5056 cm Tüyleri kırmızı beyaz kahverengi karışıktır Avrupa ve Orta Doğu Asyada orman ve çayırlarda yaşar zooloji Kuşlar Aves sınıfının kartallar Falconiformes takımından 5056 cm kadar uzunlukta kırmızı beyaz kahverengi karışık tüylü Avrupa ve Orta Doğu Asyada her çeşit ormanlarda yaşayan yurdumuzun güneyinde yalnız kışın tarla ve çayırlıklarda görülen kuzeyde ise her mevsim görülen bir tür şāhīn şāhin a royal white falcon Türkçeden Balkan dillerine de geçmiştir )
( COMMON BUZZARD | BUZZARD )
( BUSE DES STEPPES | BUSE COMMUNE | BUSE DE STEPPES )
( MÂUSEBUSSARD | BUSSARD )
( BUTEO BUTEO )
( ŞĀHĪN )
- ŞAHİN ile SEYYAR SATICILIK
( HAWK vs. HAWKING )
( بابازشکار کردن ile جار کشيدن ile جار ile دوره گردي کردن ile دورهگردي )
( BABAZESHKAR KARDAN ile JAR KESHYDAN ile جار ile DOREH GARDY KARDAN ile DOREHGARDY )
- ŞAHİNCİ ile/||/<> ...
( 1 Padişahların av şahinlerini üretip besleyen ve eğiten kişi 2 Hassa kuşbazları denilen timarlı avcılardan bir takımın adı )
- ŞAHİNCİBAŞI ile/||/<> PADİŞAHIN AV AĞALARININ BAŞI
( Padişahın av ağalarının başı )
- ŞAHİNLEŞMEK ile ŞAHİN ile ŞAHİNCİ/LİK ile ŞAHİNLER ile ŞAHİN BAKIŞLI
- SAHİP ÇIKMAK ile/ve/değil PAYLAŞAMAMAK
- SAHİP ÇIKMAK ile SAVUNMAK
( TO CLAIM vs. TO DEFEND )
- SAHİP | İYE ile/||/<> İYE
( 1 Bir şey üzerinde iyeliği olan kişi 2 Mal iyesi iye )
( PROPRIETOR, LANDLORD | OWNER )
( PROPRIÉTAIRE )
- SAHİP/MÂLİK[Ar.] ile/değil/yerine/= İYE
- SAHİP/MALİK[Ar. < MĀLİK] ile/||/<> SAHİPLİK/MÜLKİYET[Ar. < MULKİYYET]
- SAHİP OLMA ile/ve/değil SAHİP OLDUĞUNU SÜREKLİ KILMAK
- SAHİP OLMAK ile AİT OLMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BİRLİKTE VE BÜTÜN OLMAK
- SAHİP OLMAK ile EDİNMEK
( Biri olmadan ötekine sahip olamazsınız. )
( Algıladığınız hiçbir şey sizin değildir. )
( Gerçekten sahip olduğunuzu kaybedemezsiniz. )
( TO HAVE vs. TO GET
You cannot have one without the other.
Nothing you perceive is your own.
What you truly have you cannot lose. )
- SAHİP OLMAK ile/ve/<> HAKİM OLMAK
( OWNERSHIP vs./and/<> ABLE TO DOMINATE )
- SAHİP OLMAK ile/değil KENDİNDE VAR (OLDUĞUNU BİLMEK/ANIMSAMAK)
- SAHİP OLMAK ile/yerine KURUCU(SU) OLMAK
( OWNER vs. FOUNDER
FOUNDER instead of OWNER )
- SAHİP OLMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< LÂYIK OLMAK
- SAHİP OLMAK ile/ve/değil/yerine/ya da/||/<> OLMAK
( Erich Fromm'un, "Sahip Olmak ya da Olmak" adlı kitabını da okumanızı salık veririz. )
- SAHİP OLMAK ile/ve/değil/yerine/||/<> SAHİP ÇIKMAK
- SAHİP OLMAK ile/ve/fakat/||/<>/< SAHİP OLDUĞUMUZLA VE/YA DA SAHİP OLMAKLA PERDELENMEMEK
- SAHİP OLMAK ile/değil/yerine ŞAHİT OLMAK
- SAHİP OLMAK ile/ve/değil/||/<>/< SATIN ALMAK
- SAHİP OLMAK ile/ve TÜKETMEK
( TO HAVE vs./and TO CONSUME )
- SAHİP ile/değil/yerine/= İYE
- SAHİPKIRAN[Ar. < ṢĀḤİP + ḲIRĀN] ile/değil/yerine/=/||/<> SAHİPKIRAN
( Güçlü ve üstün hükümdar )
- SAHİPLENME ile/değil/yerine/< AİDİYET
( Kentte. İLE/DEĞİL/YERİNE/< Köyde, doğada. )
- SAHİPLENME ile/ve/değil/||/<> KIŞKIRTMA/AJİTASYON
- SAHİPLENME ile/ve/||/<> KOLLAMA
- SAHİPLENME ile/ve/||/<> SÜREKLİ KILMA ile/ve/||/<> BİRİKTİRME
- SAHİPLENMEK ile/yerine SAHİP ÇIKMAK
( TO POSSESS vs. TO CLAIM
TO CLAIM instead of TO POSSESS )
- SAHİPLENMEK ile SAHİPLENDİRMEK ile SAHİPLENEBİLMEK ile SAHİP/LİK ile SAHİPLİ/LİK ile SAHİPSİZ/LİK
- SAHİPLENMEK ile/değil/yerine SEVMEK/SEVGİ
( Sevgi özgür bırakıcıdır, olmalıdır! Sahiplenmeden! )
( [not] TO CLAIM vs./but TO LOVE / THE LOVE
TO LOVE / THE LOVE instead of TO CLAIM )
- SÂHİR[Ar. < SİHR] ile SÂHİR[Ar. < SEHER] ile SÂHİR[Ar. < SAHR]
( Büyücü. | Büyüleyici etki yaratan güzel. İLE Gece uyumayan, uykusuz. İLE Maskaralık eden. )
- SÂHİRE ile ...
( YERYÜZÜ, UYANIK GÖZ VE GÖZLERE SERAP GÖRÜNEN YERYÜZÜ )
- SAHÎRE[Ar.] ile SÂHİRE[Ar. çoğ. SÂHİRÂT, SEVÂHİR]
( Yeryüzü. İLE Büyücü. )
- ŞAHIS | ŞAHIS ile/||/<> KİŞİ
( Bir yazın yapıtında başından olay geçen ya da olaya karışan kimse Persona tiyatroda oyuncunun oyunu gereği yüzüne taktığı maske sonradan oyuncunun üzerine aldığı rol daha sonra da insanın öz niteliği öz çizgileri anlamını almış 1 Skolastik felsefede klasik tanımını Boethius vermiştir Ussal varlığın bölünmez tözü 2 Görüngübilimde Tinsel edimler özeği M Scheler 3 Oluşumunu özgürlüğe dayatan kendini kendisi kuran bireysel öz 4 Yaşamın gidişi içinde tek beni kuran birlik 5Kendini senin karşısında bir ben olarak yaşayan öz ya da bir sen olarak ben in karşısına çıkabilen öz 6 Başkalarına olan davranışlarında ortaya çıkan ben Jung ahlaksal kişi Sorumlu ve hesap verme yeteneği olan ben tüzel kişi Doğal kişi olmaksızın hak ve ödevlerin bağımsız taşıyıcısı sayılan kişi yasalara göre kurulmuş birlikler dernekler ortaklıklar kamusal örgütler Çekimli eylemlerde ve adıllarda konuşan dinleyen hakkında konuşulan Geldim geldim ben 1 kişi tekil gel geldin geldin sen 2 kişi tekil gelsin gelsin geldi o 3 kişi tekil geldik geldik gelelim gelelim biz I kişi çoğul gelin gelin geliniz geliniz siz 2 kişi çoğul gelsinler gelsinler geldiler geldiler onlar 3 kişi çoğul vb Konuşanın kendisinden kendisine söz söylediği kimseden veya başkasından bahsettiğine göre zamirlere ve fiillere verileri şekil ki sirasiyle BİRİNCİ KİŞİ Mütehellim Première personne İKİNCİ KİŞİ Muhatap Deuxième personne ve ÜÇÜNCÜ KİŞİ Gaip Troisième personne adını alır Az kişi erkek kişi 1 insan 2 eş koca 3 yabancı kişi kisi kisi kişi kişi Tar kişi Koy kizi Alt Tel Kuğ Küer Kaça kiji Bar kiji kiji kisi kihi Eski Türkçeden başlayarak geçer kişi Orta Türkçede kişī biçimi kullanılır Eski Kıpçakçada da kişī olarak geçer Kökenini açık olarak bilmiyoruz Ramstedt KWb 231a SKE 113 kişiyi birtakım Moğolca ve Korece biçimlerle karşılaştırmıştır Miller RónaTas Arm 135147 de Altayca bir etimoloji vermiştir )
( PERSON )
( PERSONNAGE | PERSONNE )
( PERSON )
( PERSONA )
( KIŞI[Az.]~KIŞI[Tkm.]~KIŞI[Nog.]~KISI[Kklp.]~KISI[Kzk.]~KIŞI[Krg.]~KIŞI[Özb.]~KIJI[Tuv.]~KISI[Yak.]~KIHI[Yak.] )
- ŞAHIS[Ar. < ŞAḪṢ] ile/değil/yerine/=/||/<> KİŞİ (ŞAHIS EKİ, ŞAHIS ZAMİRİ, HÜKMİ ŞAHIS, NEVİ ŞAHSINA MÜNHASIR)
- ŞAHIS ŞİRKETİ ile/ve LİMİTED ŞİRKET
- ŞAHIS ZAMİRİ ile/||/<> ...
( Azerbaycan Türkçesi şäxs äväzliyi Türkmen Türkçesi aat çalışması Gagauz Türkçesi üz aderlik üz aderlii Özbek Türkçesi kişilik ólmóşi Uygur Türkçesi B kişilik almaş D säxsalmişi Tatar Türkçesi zat almaşlığı Başkurt Türkçesi zat almaşı bet orunca Krç Malk betlewçü almaş Nogay Türkçesi özlîk awıs Kazak Türkçesi jiktew esimdigi Kırgız Türkçesi caktama atatooç Alt tüzünniň solumazı Hakas Türkçesi sıray orındızı Tuva Türkçesi arınnıň at ornu Türkçesi eeçi orangu Rusça liçnoye mestoimeniye )
- ŞAHIS ZAMİRİ/ADILI ile/ve İŞARET ZAMİRİ/ADILI
- ŞAHIS[Ar.] ile/değil/yerine/= KİŞİ/BİREY
- ŞAHIS ile ŞAHIS EKİ ile ŞAHIS ZAMİRİ
- ŞAHIS ile/||/<> ŞAHIS[Ar. < ŞAHṢ]
( Fiilin gösterdiği işin hangi şahıs tarafından yapıldığını belirten dil bilgisi kategorisi Kılışın konuşanın ağzından ifade bulan biçimi 1 şahıs geldim yazıyorum vb dinleyen 2 şahıs getirdin okuyacaksın vb konuşan ve dinleyen dışındaki kişi veya nesne 3 şahıs ağlamış gülüyor vb tır Azerbaycan Türkçesi säxs Türkmen Türkçesi şahs Gagauz Türkçesi üz Özbek Türkçesi şaxs Uygur Türkçesi säxs Tatar Türkçesi zat Başkurt Türkçesi zat bet Krç Malk bet Nogay Türkçesi özlîk Kazak Türkçesi jak Kırgız Türkçesi cak Alt tüzün Hakas Türkçesi sıray Tuva Türkçesi arın Türkçesi eezi Rusça litso )
( PERSON )
( PERSONNE )
( PERSON )
- ŞAHIS[Ar. ŞAHS] ile ŞÂHIS
( Kimse, kişi. İLE Sırık. )
- ŞAHIS ile/ve/||/<>/> TEŞAHHUS
( Kimse, kişi. | Bir insanın görünen biçimi. İLE/VE/||/<>/> Şahıs biçimine girme, cisimlenme. | Kendini belirli etme, ayrılarak belirme, ortaya çıkma. )
- ŞAHİT[Ar. < ŞĀHİD] ile/değil/yerine/=/||/<> TANIK (ŞAHİT TEPE, YALANCI ŞAHİT)
- ŞAHİT TEPE | TANIK TEPE ile/||/<> TANIK TEPE
( Tabakaları yatay durumunda olan aşınmadan artakalmış eski uzanış yerleriyle bağlantısı kalmamış üstü düz bir tepe coğrafya )
( OUTILER, BUTTE )
( BUTTE TÉMOIN | BUTTE-TÉMOINE )
( ZEUGENBERG )
- TANIK/ŞAHİT ile/ve/değil GÖZLEMCİ
- ŞÂHİT ile/ve/||/<> NOTER
- ŞAHİT ile/değil ŞAYET
- ŞÂHİT ile/<> ŞEHÎT
( Dünyaya gelerek. İLE/VE/||/<>/> Dünyadan giderek. )
( İzleyerek yaşayan. İLE/VE/||/<>/> Katılarak, deneyimleyerek yaşayan. )
( Sahip olan. İLE/VE/||/<>/> Olan. )
- ŞÂHİT/ŞÂHİD[Ar.]["ŞAİT" değil!] ile/değil/yerine/= TANIK
- ŞAHİT ile/||/<> WITNESS[İng.] ile/||/<> TÉMOIN[Fr.] ile/||/<> TANIK
( Bir olayın gidişini gören kişi Bir olayı tanıtlamak için yargı yerine çıkan ya da bir belgit ve sözleşmenin altına yazılan tanık )
( WITNESS )
( TÉMOIN )
- ŞAHİT/LİK ile ŞAHİTLİ/LİK ile ŞAHİTSİZ/LİK
- ŞAHİTSİZ ile/değil/yerine/=/||/<> TANIKSIZ | TANIKSIZ
( tanıksız tanıksız )
- ŞAHLANMAK ile ŞAHLANDIRMAK ile ŞAHLANABİLMEK
- SAHLEB[Ar. < SAḤLEB] ile/değil/yerine/=/||/<> SALEP
( Salepgillerin tek köklü yumrulu salkımlı veya başak çiçekli olan örnek bitkisi sahlep Orchis Bu bitkinin yumru durumundaki köklerinden dövülerek hazırlanan beyaz toz sahlep Bu tozun şekerli süt veya su ile kaynatılmasıyla yapılan sıcak içecek sahlep )
- SAHLEBİYE ile/||/<> ORCHIDACÉES[Fr.] ile/||/<> SALEPGİLLER
( botanik )
( ORCHIDACÉES )
- SAHLEP[Ar. < SAḤLEB] ile/değil/yerine/=/||/<> SALEP
- ŞAHMARAN[Fars. < ŞĀH + MĀRĀN] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞAHMERAN
( Başının insan gövdesinin yılan biçiminde olduğuna inanılan efsanevi yaratık )
- ŞAHMERDAN[Fars. < ŞĀH + MERDĀN] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞAHMERDAN
( Vurucu ağırlığın mekanik olarak yükselmesi ve düşmesi sonucu dövme işlemi yapan makine Bir yapının temel kazıklarını çakmakta kullanılan bir çeşit araç Çok ağır bir çeşit tokmak veya çekiç )
- ŞAHMERDAN ile ŞAHMERDANCI/LIK
- SAHN[Ar. < ṢAḤN] ile/değil/yerine/=/||/<> SAHAN
( Derinliği az olan kap )
- SAHN[Ar. < ṢAḤN] ile/değil/yerine/=/||/<> SAHN
( avlu Cami medrese ve kiliselerde umumun toplanmasına mahsus üstü kubbeli örtülü yer )
- SAHN[Ar.] ile SAHN[Ar.] ile SAHN[Ar.]
( Sıcaklık, hararet. İLE Avlu. | Evin ortasındaki açıklık. | Oyuk, boşluk, boş yer. | Orta, meydan, aralık; cami ve medreselerde toplanmaya yönelik üstü kubbeli, örtülü yer. | Büyük kâse. | Sahan. | Sahne. | Zil. | Kulağın dış boşluğu. İLE Kırma. )
- SAHNÂN/SAHANÂN/SUHNÂN[Ar.] ile SAHNÂN[Ar.]
( Sıcak gün. | Sıcak, kızgın. İLE Çifte zil. )
- SAHNE ÇALMAK ile/değil ÖNEMİNE BİNAEN
- SAHNE TOZU YUTMAK ile/ve/||/<> MÜREKKEP YALAMAK
- SAHNE ile/değil/yerine ESAS
- SAHNE ile/<> KONDÜVİT/KONDÜİT[Fr. < CONDUITE]
( ... VE/||/<> Tiyatroda sahneye çıkma sırası gelen kişileri uyarmakla görevli kişi. )
- SAHNE[Ar. < Yun.] ile/ve/||/<> PARTER[Fr.]
( ... İLE/VE/||/<> Tiyatro, sinema gibi yerlerde, sahnenin bulunduğu ilk kata ve burada bulunan koltuklara verilen ad. )
- SAHNE ile RAMP[Fr.]
( Tiyatro sahnesinde izleyiciye en yakın yer. )
- SAHNE[Ar. < ṢAḤNE] ile/değil/yerine/=/||/<> SAHNE
( sahne dengesi sahne sanatları döner sahne İzleyicilerin kolayca görebilmeleri için genellikle yerden belli bir ölçüde yüksek yapılan oyun müzik vb gösteri yapmaya uygun yer oyunluk görüntü Tanık olunan gözlenen olay Bir konu veya çalışma çevresi çalışma dalı Bir oyun veya filmin başlıca bölümlerinden her biri meclis )
- ŞAHNE[Ar. < ŞAḤNE] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞAHNE
( Anadolu ve İran da devlet kurmuş halklarda devlet görevlisi )
- SAHNE ile ŞANO[İt. SCENA]
( ... İLE Tiyatro sahnesi. )
- SAHNE[Ar. < Yun.] ile/değil/yerine/= KÖRÜNÇ/GÖRÜNÇ, SEKİ
- SAHNELEMEK ile SAHNELENMEK ile SAHNELETMEK ile SAHNELEYEBİLMEK ile SAHNE ile SAHNE DENGESİ ile SAHNE SANATLARI
- SAHN-İ ÇEMEN ile SAHN-İ GÜLŞEN ile SAHN-İ LÂLE-ZÂR
( Bahçenin ortası. İLE Gül bahçesinin ortası. İLE Lâle bahçesinin ortası. )
- SAHN-İ SEMÂN/Î ile ...
( İBTİDÂ-Yİ HÂRİC VE İBTİDÂ-Yİ DAHİL KISIMLARINDAN SONRA GELEN | SEKİZ MEDRESE MEYDANI | FÂTİH MEDRESESİ, FÂTİH CAMİİ'NİN İKİ TARAFINDAKİ KÂRGİR VE KURŞUNLU SEKİZ MEDRESE | İLMİYE MEDRESE TEDRÎSÂTINDA BİR DERECE )
- ŞAHNİŞ[Fars. < ŞÂHNİŞ] ile/||/<> ... | CUMBA
( Mimarlık Yapıların sokak ya da avluya bakan yüzlerinde cumba gibi çıkma biçiminde ve üç yönü pencereli oda a cumba çıkma )
- ŞAHNİŞ[Fars. < ŞĀHNĪŞ] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞAHNİŞİN
- ŞAHNİŞİN[Fars. < ŞĀHNİŞĪN] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞAHNİŞİN
( Eski Türk mimarisinde odanın karşı ön cephesinde yer alan üç yanı pencereli çıkma şahniş )
- ŞAHNİŞİN ile ŞAHNİŞİNLİ
- SAHR[Ar.] ile SAHR/SUHÛR[Ar. < SAHRE]
( Kaya. İLE Büyük taşlar, kayalar, maden kütleleri. )
- SAHRA ÇÖLÜ ile ÇÖL
( Yılda sadece 25 mm. yağış alır. İLE Yılda 254 mm.'den az yağış alan yer. )
( Dünya yüzeyinin 3'te 1'i, çöllerden oluşmaktadır. )
( Sahra Çölü, en büyük çöldür. [Amerika Birleşik Devletleri'nin yüzölçümü kadardır.] İLE ... )
( ... ile KAFR, BÂDİYE, BEDÂVET, BEVBÂT, FEYFÂ', MERVAHA[çoğ. MERÂVÎH: Ova, çöl. | Her tarafından rüzgâr esen yer.], TÎH[Çöl. | Mısır ile Şam arasında, Sînâ Dağı'nın bulunduğu yarımadada bir çölün adı.]
KAFR[çoğ. KUFÂR]: Susuz, otsuz, ıssız çöl. )
( ... ile DEŞT, BEYÂBÂN )
- SAHRA[Ar.] ile/değil/yerine/= ÇÖL
- SAHRA ile/||/<> ÇÖL
( Özellikle sıcak ve ılıman iklim bölgelerinde geniş alanlar kaplayan kurak sürekli akıştan ve bitki örtüsünden yoksun günlük ve mevsimlik sıcaklık ayrımları yüksek nüfuslanma ve yerleşim olanakları çok sınırlı bölgelere verilen ad coğrafya Az çöl çöl tarla bayır dışarı çöl şöl şöl şöl çöl çöl step düzlük Alt Tel çöl step çöl şöl söl Moğolcada da çöl olarak geçer Orta da Türkçeden Moğolcaya geçmiştir Kara Hamilton Arm 91 Moğolcadan alındığı yolundaki inanç tartışmaya açıktır Türkçede kır ve kır yer de çöl olarak kullanılır Azeri alanında gır çöl anlamında kullanılmıştır Balkarlar da çöle kır veya tüz adını verirler Tatarlar kır adını ova tarla olarak kullanırlar Sibirya diyalektlerinde ise tüs çöl olarak geçer Azeri alanında bu kökten yapılmış düzǝn çöl düz yer anlamındadır düz düz yer en eki Suriye Arapçasında Türkçeden kalma bir alıntı olarak kullanılır Türkçeden Farsçaya ve Tacikçeye de geçmiştir )
( DESERT )
( DÉSERT )
( WÜSTE )
( ÇÖL[Az.]~ÇÖL[Tkm.]~ŞÖL[Nog.]~ŞÖL[Kklp.]~ŞÖL[Kzk.]~ÇÖL[Krg.]~ÇÖL[Alt.]~ÇÖL[Tel.]~ŞÖL[Şor.]~SÖL[Sag.] )
- SAHRA[Ar. < ṢAḤRĀʾ] ile/değil/yerine/=/||/<> ÇÖL | KIR
( sahra topu çöl kır II )
- SAHRA ile/değil/yerine/= KIR
- SAHRA[Ar.] ile/değil/yerine/= KIR | ÇÖL
- SAHRA ile SAHRA TOPU
- SAHRE | KAYAÇ ile/||/<> KAYAÇ
( Bir ya da birkaç mineralin topluluğu olup doğada büyük yerler tutan yerkabuğunun yapı gereci Yerkabuğunu katmanlar ya da yığınlar durumunda oluşturan ayrımlı bileşim ve oluşumdaki katı özdeklerin tümüne verilen genel ad )
( ROCKS | ROCH | ROCK )
( ROCHES | ROCHE | ROCHE, ROCHER )
( GESTEIN )
- SAHRE[Ar. < ṢAḪRE] ile/değil/yerine/=/||/<> KAYAÇ
- SAHRİC, SİHRİC[Ar. < ṢAHRĪC, SİHRĪC] ile/değil/yerine/=/||/<> SARNIÇ
( sarnıç gemisi sarnıç vagonu su sarnıcı Yağmur sularının biriktirildiği üstü kapalı yapı Gemilerde bulunan sacdan yapılmış tatlı su deposu )
- SAHRUBAN ile ...
( KERVAN BAŞI )
- ŞAHS/ŞAHIS/FERT/FERD/INDIVIDU ile/değil/yerine/= BİREY
- ŞAHS[Ar.] ile ÂL[Ar.]
- ŞAHS[Ar.] ile CÜSSE[Ar.]
- ŞAHS[Ar.] ile ŞEBAH[Ar.]
- ŞAHS[Ar.] ile TALEL[Ar.]
- ŞAHSEN ile/ve/||/<> BİZZAT
- ŞAHSEN[Ar.] ile/değil/yerine/= KİŞİSEL OLARAK
- ŞAHSEN[Ar. < ŞAḪṢEN] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞAHSEN
( Aracısız kendi kendim kendin olarak bizzat Tanışmadan dış görünüşü ile )
- ŞAHSİ (HAKLAR) ile/değil/yerine/= KİŞİSEL (ÜLEVLER)
- ŞAHSÎ[Ar.] ile/değil/yerine/= KİŞİSEL
- ŞAHSİ[Ar. < ŞAḪṢĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> KİŞİSEL (GAYRİŞAHSİ)
- ŞAHSÎ ile/||/<> PERSONAL[İng.] ile/||/<> PERSONNEL[Fr.] ile/||/<> PERSÖNLICH, PERSONAL[Alm.] ile/||/<> KİŞİSEL
( 1 Kişiye ilişkin olan 2 Tek kişiye özgü bireye ilişkin olan )
( PERSONAL )
( PERSONNEL )
( PERSÖNLICH, PERSONAL )
- ŞAHSİLEŞTİRMEK ile ŞAHSİ-LEŞ-TİRMEK
- ŞAHSINA MÜNHASIR ile/değil/yerine/= KENDİNE ÖZGÜ
- ŞAHSİYET (HAKLARI) ile/değil/yerine/= KİŞİLİK (ÜLEVLERİ)
- ŞAHSİYET | KİŞİLİK ile/||/<> KİŞİLİK
( Kişinin işler durumdaki ruhsal bedensel ve fizyolojik özelliklerinin kendine özgü olan az çok durağan bütünlüğü 1 Bireyin toplumsal çevresi içinde karşılaştığı ve edindiği izlenimlerle oluşturduğu davranış özelliği 2 Bireyin ruhsal ve toplumsal tepkilerinin tümüne verilen ad 3 Bir kimsenin kendine göre belirgin bir özelliği olması durumu Bireyleri değişik kaynaklardan gelen ayrıtsal yanlarıyla örnekçeler içinde kümeleyen kişisel özelliklerin bileşimi 1 Kişinin özünü kuran kişiyi kişi yapan şey 2 Bireyin tinsel ve ruhsal niteliklerinin özelliklerinin toplamı hukukî kişilik )
( PERSONALITY )
( PERSONNALITÉ | PERSONALITÉ )
( PERSÖNLICHKEIT, PERSONALITAT )
- ŞAHSİYET[Ar. < ŞAḪṢİYYET] ile/değil/yerine/=/||/<> KİŞİLİK | KİŞİ
( şahsiyet sahibi hükmi şahsiyet kişilik kişi )
- ŞAHSİYET ile/||/<> PERSONNALITÉ[Fr.] ile/||/<> KİŞİLİK
( PERSONNALITÉ )
(1996'dan beri)