Bugün[07 Temmuz 2026]
itibarı ile 119.425 başlık/FaRk ile birlikte,
119.425 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(303/479)


- MUESSES[Ar. < MUʾESSES] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜESSES

( Kurulu kurulmuş )


- MÜESSESAT[Ar. < MÜESSESĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜESSESAT

( Kurumlar müesseseler )


- MÜESSES/E[Ar.] ile/değil/yerine/= KURULU/Ş

( Kurulma işi. | Topluma hizmet, üretim, tüketim vb. amaç ve görevlerle kurulan her şey, tesis. | Yapı, yapılış, bünye. | Kasılma. | Bir sefer kuvvetini oluşturan birliklerin yapısı. )


- MÜESSESE ile/||/<> KURUM

( Belirli düşüncelerin davranış kalıplarının bireyler arasındaki ilişkilerin ve karşılıklı görevlerin oluşturduğu kökü birtakım törelere dayalı toplumsal örgenleşme örneğin din aile vb kürün 2 Bir iş yapmak amacıyla bir ya da bir kaç kişi tarafından meydana ana kuruluş getirilen Belirli bir amacı gerçekleştirmek üzere kurulan özel veya kamu örgütü Fırın atmosferlerinin bileşimindeki hidrokarbon gazlarının ayrışması sonucu fırın içinde oluşan ve toplanan karbon parçacıkları Az gurum kurum is Azeri alanında paslanmış demire vururken dökülen toz da gurum olarak adlandırılır gurum kurum is kurım kurum is kurım kurum is Karakalpaklar kara küye ve ıs adlarını da kullanırlar Blk kurum kurum is kurum kurım is kurum Kazaklar küye adını da kullanırlar kurun Sagaylar kurun yanında pırın adını da kullanırlar xurun korım korom xărăm kurum is Orta Türkçede kurun biçimi kullanılır Türkçe kur kökünden geldiği yolundaki inanç özel olarak tartışmaya açıktır Diyalektlerde daha çok kurum olarak geçer Dar bir alanda kurun biçimi de saklanmıştır Kâşgarlı Mahmudun tanıklığına göre bu biçimin eski bir geçmişe çıktığı açıktır Kökeni açık olarak bilinmediği için sonundaki ekin n mi yoksa m mi olduğunu kestirip atmak güçtür Eski bir Başkurt sözlüğünde geçen koroş biçimi yazısında m harfinin ş ш harfiyle karışması sonunda ortaya çıkmıştır Macarca korom eski bir Türk diyalektinden alınmıştır Ligeti TörK Çağdaş diyalektlerin bir bölümünde kurum yanında köye küye adı da kullanılır )

( INSTITUTION | ESTABLISHING | ESTABLISHMENT | SOOT )

( INSTITUTION | FONDATION | SUIE )

( INSTITUTION | RUSS )

( GURUM[Az.]~GURUM[Tkm.]~KURIM[Nog.]~KURIM[Kklp.]~KURUM[Krg.]~KURIM[Kzk.]~KURUN[Sag.]~XURUN[Hak.]~KORIM[Tatk.]~KOROM[Bşk.]~XĂRĂM[Çuv.] )


- MUESSESE[Ar. < MUʾESSESE] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜESSESE

( kurum II İktisat kültür siyaset din vb alanlarda hizmet veren kendine özgü işleyiş kurallarına sahip yapı veya birlik )


- MÜESSESE ile/ve/||/<> TEŞEKKÜL


- MÜESSESELEŞME | KURUMLAŞMA ile/||/<> KURUMLAŞMA

( Belirli bir kurumun kural ve yaşayış düzenine alışarak bağımlı duruma gelip dış dünyada bağımsız yaşama güç ve yeterliğini yitirme Hidrokarbon gazlarından kurum oluşması )

( INSTITUTIONALIZATION | SOOTING )


- MÜESSESELEŞMEK ile MÜESSESELEŞTİRMEK ile MÜESSES ile MÜESSESE


- MUESSİF[Ar. < MUʾESSİF] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜESSİF

( Üzücü üzüntü veren Hoşa gitmeyen kötü olay durum )


- MÜESSİF[Ar.] ile/değil/yerine/= ÜZÜCÜ


- MÜESSİR FİİL ile/değil/yerine/= DOKUNÇLU EYLEM


- MÜESSİR[Ar. < MUʾES̱S̱İR] ile/değil/yerine/=/||/<> DOKUNAKLI | ETKİLİ | ETKEN

( dokunaklı etkili etken )


- MÜESSİR ile/||/<> EFFECTOR[İng.] ile/||/<> ETKİLEYİCİ

( Yönetici ya da örgeni diye benimsenen bir salgı bezi ya da kas topluluğu )

( EFFECTOR )


- MÜESSİR[Ar.] ile/değil/yerine/= ETKİLİ


- MÜESSİR ile/||/<> INDUCTEUR[Fr.] ile/||/<> İNDÜKLEÇ

( fizik )

( INDUCTEUR )


- MÜESSİR ile MÜTEESSİR

( Etken. İLE Edilgen. )


- MÜESSİRİYET[Ar. < MUʾES̱S̱İRİYYET] ile/değil/yerine/=/||/<> ETKİLİLİK


- MÜESSİS | KURUCU ile/||/<> KURUCU

( Bir kuruluşu bir varlığı yapan meydana getiren kişi )

( FOUNDER | INSTALLER )

( FONDATEUR )


- MÜESSİS[Ar. < MUʾESSİS] ile/değil/yerine/=/||/<> KURUCU


- MÜESSİS ile/||/<> FONDATEUR[Fr.] ile/||/<> KURUCU

( FONDATEUR )


- MÜESSİS[Ar. < ESÂS] ile/değil/yerine/= KURAN, TEMEL ATAN | KURAN, KURUCU

( )


- MÜEVVEL[Ar. < TE'VİL] ile MÜEVVİL[Ar. < TE'VİL]

( Başka anlam verilmiş, yorumlanmış, te'vîl edilmiş. İLE Başka anlam veren, başka anlamla açıklayan, yorumlayan, te'vîl eden. | Rüya tâbir eden. )


- MÜEYYED[Ar. < EYD] ile MÜEYYİD[Ar. < EYD]

( Güçlendirilmiş, sağlam, te'yîd edilmiş. | Doğrulanmış. | Yardım gören. İLE Güçlendiren, te'yîd eden. | Doğrulayan. | Yardım eden. )


- MÜEYYİDE[Ar. < MUʾEYYİDE] ile/değil/yerine/=/||/<> YAPTIRIM


- MÜEYYİDE ile/||/<> SANCTION[İng.] ile/||/<> YAPTIRIM

( Davranış kurallarını düzenleyen ve destekleyen caydırıcı ya da özendirici güç )

( SANCTION )


- MÜEYYİDE[Ar.] ile/değil/yerine/= YAPTIRIM


- MÜEZZİN[< EZAN] ile ...

( EZAN OKUYAN, KULAĞA HİTAP EDEN, ÇAĞIRAN )


- MUEZZİN[Ar. < MUʾEẔẔİN] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜEZZİN

( başmüezzin Namaz vakitlerini bildirmek için ezan okuyan din görevlisi ezancı )


- MÜFÂD[< FEVD] ile MÜFÂZ[< FEYZ]

( Kavram, anlam. İLE Bol, bereketli. )


- MUFAGAMA | AĞIZLAŞMA ile/||/<> AĞIZLAŞMA

( biyoloji Azerbaycan Türkçesi burun säsinin ağız säsinä çevrilmäsi Türkmen Türkçesi ovaazlaşma denazalizatsiya burnusuzlaşmak Özbek Türkçesi όğizlaşiş Uygur Türkçesi B eğizlişiş D dimağ tavuşliriniň eğiz tavuşliriğa aylanişi ötüşi borın awazınıň awız awazina üzgärüwe Başkurt Türkçesi tanaw önönöň awızlaşıwı burun sesni awuz sesge aylanmagı Krç Malk buran tawuşlanı awuz tawuşlağa aylanıwu Nogay Türkçesi burın seslerdîň awız seslerine dönüwî Kazak Türkçesi murın dıbısınıň awız dıbısına aynaluwı Kırgız Türkçesi murunçuldun oozçul tıbışka ötüüsü Alt tumçuk tabış oos tabışka köçöri Hakas Türkçesi purun tapsaanıň aas tapsaana aylanızı Tuva Türkçesi tumçukpile adáar ünnerniň aáspile adár ünerje şilçiri Türkçesi purnu üninin aksılançatkanı Rusça prevraşçeniye nosovogo v rotovoye )

( ANASTOMOSE )


- MÜFÂHARE[Ar. < EYD] ile MÜFÂHİR[Ar. < EYD]

( Karşılıklı övünme. İLE Övünen, fahr eden. )


- MÜFÂREZE[Ar.] ile MÜFÂRIK[Ar. < FARK] ile MÜFERRAK[Ar. < FARK]

( Bir şeyden kesilip ayrılma. İLE Ayrılan, ayrılmış, müfârakat eden. İLE Ayrılmış, tefrîk edilmiş. )


- MUFASSAL[Ar. < MUFAṢṢAL] ile/değil/yerine/=/||/<> AYRINTILI


- MUFASSAL[Ar.] ile/değil/yerine/= AYRINTILI


- MÜFEKKİRE ile/ve AKIL

( Düşünme yetisi/gücü. İLE ... )


- MUFEKKİRE[Ar. < MUFEKKİRE] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜFEKKİRE

( Düşünme yetisi veya gücü )


- MÜFERRES[Ar.] ile MÜFERREŞ[Ar.]

( Farsça'laştırılmış. İLE Döşenmiş, tefrîş edilmiş. )


- MÜFERRÎ'[Ar. < FER] ile MÜFERRİH[Ar. < FERAH]

( Dal budak salan, tefrî eden. İLE İç açan/açıcı, ferahlık veren. )


- MÜFERRİD[Ar. < FERD] ile MÜFERRİT[Ar. < FART]

( Kendini, din işleriyle sınırlandırarak, bir yana çekilip Allah'a ibâdet etmekle meşgul olan. İLE Kısaltan, teksîr eden, tefrît eden. )


- MÜFERRİG[Ar.] ile MÜFERRİK[Ar. < FARK]

( Dolu kabı boşaltan. | Yemeği kurtaran. İLE Kısaltan, taksîr eden. )


- MUFERRİH[Ar. < MUFERRİḤ] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜFERRİH

( İç açıcı ferahlık verici )


- MÜFESSER[Ar. < FESR] ile MÜFESSİR[Ar. < FESR | çoğ. MÜFESSİRÎN]

( Açıklanmış, anlamı ancak açıklama ile anlaşılmış âyet ya da hadîs, tefsîr edilmiş. İLE Açıklayan, kısa şeyi genişletip anlamını ortaya çıkaran. | Kur'ân-ı Kerîm'i yorumlayana din âlimi. )


- MUFESSİR[Ar. < MUFESSİR] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜFESSİR

( Kısa ve anlaşılması güç bir metni açıklayan açıklığa kavuşturan metnin anlam ve amacı üstünde yorumda bulunan kimse Kur an ı yorumlayan kimse )


- MÜFETTEL[Ar. < FETL] ile MÜFERRİK[Ar. < FETİL]

( Fitilleştirilmiş, fitil gibi bükülmüş. İLE Büken, bükücü, teftîl eden. )


- MÜFETTİŞ | DENETMEN ile/||/<> DENETMEN

( Eğitim ve öğretim kurumlarındaki çalışmaların yasalara ve yönetmeliklere uygun olarak yürüyüp yürümediğini incelemek ve denetlemekle görevli kimse Sayışımları ve işlemleri inceleyen denetleyen kişi denetleyici )

( INSPECTOR | INSPECTEUR )

( INSPECTEUR | INSPECTOR )


- MÜFETTİŞ[Ar.] ile/değil/yerine/= DENETÇİ/DENETMEN


- MÜFETTİŞ[Ar.] ile/değil/yerine/= DENETMEN


- MUFETTİŞ[Ar. < MUFETTİŞ] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜFETTİŞ

( başmüfettiş trafik müfettişi Kurum ve kuruluşlara genellikle habersiz olarak veya belli olayların şikâyeti üzerine gidip işlerin mevzuata ve etik ilkelere göre yapılıp yapılmadığını inceleyip rapor hazırlayan kimse denetmen )


- MÜFHİM[Ar. < FAHM] ile MÜFHİŞ[Ar.]

( Ağız açtırmayan, susturan, yıldıran, ifhâm eden. İLE Kötü söz söyleyen. )


- MUFİD[Ar. < MUFĪD] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜFİT

( yararlı Anlatan ifade eden )


- MÜFÎK[Ar. < İFÂKAT] ile MÜFRİG[Ar. < FİRÂG]

( İyileşen hasta, ifâkat bulan. İLE Döken, dökücü, ifrâğ eden. )


- MÜFİT[Ar.] ile/değil/yerine/= YARARLI | ANLATAN


- MUFLA ile/||/<> MUFLA[Fr. < MOUFLE]

( kimya Isıya dirençli saç ya da levhadan yapılmış fırın içlerinde kullanılan kutu biçimindeki nesne )

( MUFFLE )

( FOUR À MOUFLE | MOUFLE )

( MUFFEL )


- MUFLIER, GUEULE-DE-LOUP GUEULE-DE-LION/FELIDÉS/ALCHÉMILLE, PIED-DE-LION[Fr.] ile/değil/yerine/= ANTIRRHINUM/ALCHIMILLA VULGARIS[Lat.] ile/değil/yerine/= ASLAN

( Bir takımyıldızın ve bir burcun adı; Aslan takımyıldızı, Aslan burcu. @@ (astronomi) )


- MUFLIER, GUEULE-DE-LOUP GUEULE-DE-LION[Fr.] ile/||/<> ANTIRRHINUM[Lat.] ile/||/<> ASLANAĞZI

( botanik )

( MUFLIER, GUEULE-DE-LOUP GUEULE-DE-LION )

( ANTIRRHINUM )


- MÜFLİH[< FELÂH] ile ...

( FELÂH BULAN, HİDÂYETE ERDİRİLEN, SELÂMETE ÇIKAN )


- MÜFLİS ile/||/<> BANKRUPT[İng.] ile/||/<> FAILLI[Fr.] ile/||/<> BATKIN

( Yükümlülüklerini yapmaya borçlarını ödemeğe gücü olmayan ve bu nedenle batkınlıklarına karar verilen gerçek ya da tüzel kişiler )

( BANKRUPT )

( FAILLI )


- MÜFLİS[Ar.] ile/değil/yerine/= BATKIN

( Borçlarını ödeyemez duruma düşen, iflas etmiş kişi. )


- MÜFLİS ile/değil/yerine/>< MÜFLİK

( İflâs eden. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Birinci sınıf şiir yazan şair. )


- MUFLİS[Ar. < MUFLİS] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜFLİS

( İflas eden batkın )


- MUFLON ile/||/<> MUFLON[Fr. < MOUFLON]

( Ovis musimon Çiftparmaklılar Artiodactyla takımının boynuzlugiller Bovidae familyasından bir memeli türü Uzunluğu 120 yüksekliği 70 cm Erkekde bulunan boynuzlar büyüktür Kızıl kahverengi olup bacak ve kasıkları beyazdır Yabandır Avrupada yaşar Evcil koyunun atalarındandır zooloji Çift parmaklılar Artiodactyla takımının boynuzlugiller Bovidae fa Hülyasından 120 cm kadar uzunlukta 70 cm kadar yükseklikte erkeğinin boynuzları büyük kızıl kahverengi bacak ve kasıkları beyaz olan Avrupada yaşayan bir memeli türü )

( MOUFLON )

( MOUFLON DE CORSE | MOUFLON )

( MUFFLON )

( OVIS MUSIMOH | OVIS MUSIMON )


- MUFLON ile MUFLONLU


- MÜFRED(YALIN) ile MÜREKKEB(BİLEŞİK)

( Küllî anlam bir tek lâfızla gösterildiğinde "müfred" adını alır. İLE İki lâfız birleştirilerek gösterildiğinde "mürekkeb" adını alır. )


- MÜFRED ile MÜELLEF

( İnsan(İn-san)(İ-n-s-a-n). İLE Taş atan. )


- MÜFRED ile MÜFRED

( Yalın. İLE Tekil. )


- MÜFRED ile/ve TESNİYE ile/ve CEM'İ

( Tekil. İLE/VE İkili. İLE/VE Çoğul. )


- MÜFREDAT, MÜFREDAT PROGRAMI ile/||/<> CURRICULUM, COURSES OF STUDY[İng.] ile/||/<> CURRICULUM[Fr.] ile/||/<> ÖĞRETİM PROGRAMI

( 1 Bir okulu bitirmek ya da bir alanda uzmanlaşmak için okunması gereken ders ve konuları kapsayan program 2 Öğretilmesi istenilen ders ya da konuların amaçlar yönergeler ve ders gereçleri ile birlikte sıralı olarak düzenlenmesi sonucu ortaya çıkan kılavuz 3 Öğrencilere bir plana göre kazandırılması istenilen öğrenim yaşantılarının tümünü içine alan program )

( CURRICULUM, COURSES OF STUDY )

( CURRICULUM )


- MUFREDAT[Ar. < MUFREDĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜFREDAT

( müfredat programı öğretim programı Bir bütünü oluşturan bireyler ayrıntılar )


- MÜFREDAT ile MÜFREDAT PROGRAMI


- MÜFREDAT[Ar.] ile/değil/yerine/= ÖĞRETİM İZLENCESİ


- MÜFREDAT[Ar.] ile/değil/yerine/= ÖĞRETKE


- MÜFRET[Ar. < MUFRED] ile/değil/yerine/=/||/<> TEKLİK


- MÜFRET | TEKİL ile/||/<> TEKİL ile/||/<> ÇOĞUL

( Tek olma durumu gösteren sözcük terim önerme Karşıtı çoğul Tekil kavram Tek nesneyi gösteren kavram tek bir birey olabilir Sokrates ya da bir tür olabilir koyun Tekil önerme ya da yargı Öznesi tek bir nesneyi gösteren önerme Ör Sokrates bir filozoftur Sözcüklerde bir varlığı veya çekimli eylemlerde bir kişiyi bildiren biçim Ev evi geldim geldin geldi vb Kelimelerin sayıca birden fazla bir şey anlatmıyan şekilleri Topluluk tekili ve Cins tekili Birden çok birimlerden kurulu olan sözcükler terimler önermeler Çoğul kavram Birden çok nesneyi gösteren kavram Örneğin Amerika Birleşik Devletleri Çoğul önerme ya da yargı Öznesi birden çok olan önerme ya da yargı a Ayrı ayrı öznelerden oluşabilir Ör Ahmet Mehmet vb geldi b Genel bir terim altında birleşmiş öznelerden oluşabilir Ör Ankaralılar geldi Derleme çokluk Belirli eklerle birden çok varlığı veya kişiyi bildirme biçimi Evler elmalar ordular evimiz evlerimiz geldiler geldik geldiniz geliyoruz gelelim biz onlar vb Bazı dillerde aynı türden olmak üzere birden bazılarında ise ikiden artık varlık göstermek için isimlerin ve isimlere bağlı bulunan fiil gibi başka kelimelerin aldıkları şekil Bükün Büyükseme Eksiltili Kısık Küçükseme Mantıkça Obartnıa Sanat Saygı Tumturaklı ç )

( SINGULAR )

( SINGULIER | SINGUFAIRE )

( SINGULAR )

( SINGULARIS )


- MÜFRET | TEKLİK ile/||/<> TEKLİK

( Adlarda ve çekimli fiillerde nesne veya şahsın sayıca tek olması durumu Azerbaycan Türkçesi täk hal Türkmen Türkçesi birlik saan Gagauz Türkçesi birlik sayı Özbek Türkçesi birlik Uygur Türkçesi birlik san Tatar Türkçesi berlek san Başkurt Türkçesi berlek teklik sanaw Krç Malk birlik san Nogay Türkçesi bîrlîk san Kazak Türkçesi jekeşe Kırgız Türkçesi cekelik san Alt taňıs too as too Hakas Türkçesi pîr san Tuva Türkçesi çaňgıstaň sanı Rusça yedinstvennoyeçislo )

( SINGULAR )

( SINGULIER )

( SINGULAR )


- MÜFRET ile/||/<> TEKÇE

( tekçe Divan edebiyatı terimi Uyaksız beyit Buna Mücerret ve Mühmel de denirdi )


- MÜFRET[Ar.] ile/değil/yerine/= TEKİL


- MUFREZ[Ar. < MUFREZ] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜFREZ

( Bir bütünden ayrılmış )


- MÜFREZ ile MÜFREZE


- MÜFREZE[Ar. < FERZ] ile MÜFRİZ[Ar.] ile MÜFTERİK[Ar. < FARK]

( Bir askerî birlikten ayrılan kol. İLE Ayıran, ifrâz eden. | Virgül. İLE Ayrılan, iftirâk eden. | Dağılan, perişan olan. )


- MUFREZE[Ar. < MUFREZE] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜFREZE

( Türlü askerî görev ve hizmetlerin yapılması amacıyla küçük birliklerden belli bir kuruluşa bağlı kalmadan geçici olarak oluşturulan grup )


- MÜFRİD[Ar. < FERD] ile MÜFRİT/E[Ar. < FART]

( Tek başına bırakan. Yalıtıcı/izolatör. İLE Sınırı geçen, ileri vardıran, aşırı, ifrât eden. )


- MÜFRİT[Ar. < MUFRİṬ] ile/değil/yerine/=/||/<> AŞIRI


- MÜFRİT[Ar.] ile/değil/yerine/= AŞIRI


- MÜFRİT ile/değil/yerine/>< MÛNİS ve MÛTEDİL


- MÜFSİT[Ar. < MUFSİD] ile/değil/yerine/=/||/<> ARABOZAN


- [ne yazık ki]
!MÜFSİT[Ar.]/MÜZEVİR[Ar.] ile/değil/yerine/= ARABOZUCU


- MÜFT[Fars. < MUFT] ile/değil/yerine/=/||/<> PARASIZ


- MÜFT ile MÜFTÜ/LÜK


- MÜFTABİH ile/ve/||/<> MÜFTÂBİH

( Hakkında, fetvâ verilmiş olan. Kendiyle amel olunması icâb eden hüküm. İLE/VE/||/<> Müctehid âlimlerin ictihâdlarının kendiyle fetvâ. )


- MUFTEHİR[Ar. < MUFTEḪİR] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜFTEHİR

( Bir şeyi övünç bilerek onunla sevinen övünen iftihar eden )


- MÜFTERÎ[Ar. < FERİYY] ile MÜFTERİH[Ar. < FERAH]

( İftira atan, kara çalıcı. İLE Şen, zevkli. )


- MÜFTERİ[Ar. < MUFTERĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> KARALAMACI


- MÜFTERİ/İFTİRACI ile/değil/yerine/= KARAÇALAN/KARALAMACI


- MÜFTERİS[Ar. < MUFTERİS] ile/değil/yerine/=/||/<> YIRTICI


- MÜFTERÎS[Ar. < FERS] ile MÜFTERİS[Ar.] ile MÜFTERİŞ[Ar.]

( Yırtıcı hayvan. İLE Fırsat bulan, fırsat bilen. İLE Secdede, iki kolunu yere koyan. )


- MÜFTİ/MÜFTÜ[< FETVÂ] ile ...

( İl ve ilçelerde, müslümanların dini işleri ve sorunları ile ilgilenen görevli. | Fetvâ veren, fetvâ emini. )


- MUFTİ[Ar. < MUFTĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜFTÜ

( İl ve ilçelerde din görevlilerinin amiri olan ve dinî konularda fetva verme yetkisi bulunan devlet memuru )


- MÜFTİ-L ENAM, FETVA-PENAH | ŞEYHÜLİSLAM[Ar. < ŞEYH + İSLÂM] ile/||/<> ...

( Divan üyesi olup bütün din kurumlarının başında olan en yüksek müderris )


- MUGADDİ[Ar. < MUĠADDĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> BESLEYİCİ


- MUGALATA[Ar. < MUĠĀLAṬA] ile/değil/yerine/=/||/<> MUGALATA

( Yanıltmak için yanıltacak yolda söz söyleme Bu biçimde söylenen söz yanıltmaca )


- MUGALATA ile MUGALATACI/LIK


- MUGALATA[Ar. < GALAT | çoğ. MUGALATÂT]["ga" uzun okunur] ile MUGALLAT/A[Ar. < GALAT]

( Yanıltmak için, yanıltacak yönde söz söyleme. | Ağız kalabalığı. İLE Yanlış telâffuz edilmiş. )


- MUGALATA[Ar.] ile/değil/yerine/= YANILTMACA

( Yanıltmak için, yanıltacak yolda söz söyleme. | Başkasını yanıltmak için, doğru olmadığı bilinerek yapılan uslamlama ve çıkarsama. )


- MUGALEBE[< GALEBE]/TEGALÜB ile ...

( GALEBE ÇALMAYA, ÜSTÜN GELMEYE UĞRAŞMA | GALİP, ÜSTÜN )


- MUGAMMED-ÜL-CENÂH | KIN KANATLILAR ile/||/<> KIN KANATLILAR

( zooloji koleos kın pteryx kanat Çok hücrelilerden Metazoa eklem bacaklılar Arthropoda dalının gerçek eklem bacaklılar Euarthropoda alt dalının böcekler Insecta sınıfının kanatlılar Pterygota alt sınıfından büyüklük biçim ve renk bakımından oldukça fazla değişiklikler gösteren orta göğüs bölütü büyük ön kanatlar elitra denen kın biçimindeki kanat örtülerine değişmiş bazen elitrasız zar gibi art kanatları uçmayı sağlayan çiğneyici tip ağız parçalan bulunan gelişmelerinde tüm başkalaşım görülen türleri olan bir familya Altın böcek Cetonia aurata uğur böceği Coccinella septempunctata mayıs böceği Melolontha vulgaris ateş böceği Lampyrus noctiluca un böceği Tenebrio molitor buğday böceği Calandra granaria geyik böceği Lucanus cervus mercimek böceği Bruchus lentis su böceği Hydrophilus caraboides girinus Gyrinus klaviger Claviger pislik böceği Ateuchus sacer en iyi bilinen tür ve cinsleridir Böcekler sınıfından boynuzsu bir kın biçiminde olan birinci çift kanatları uçmakta kullanılan öteki iki kanatı vücudu örten ağız parçaları çiğnemeye parçalamaya elverişli bütünüyle başkalaşma gösteren bir takım )

( BEETLES )

( COLÉOPTÈRES )

( DECKFLÜGLER )

( COLEOPTERA )


- MUGANNÎ[Ar. < GINÂ][Fr. CHANTEUR] ile/değil/yerine/= ŞARKICI

( Şarkıcı, hanende. | Hoş öten kuş. )


- MUGANNİ[Ar. < MUĠANNĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞARKICI


- MUGANNİYE[Ar. < MUĠANNİYE] ile/değil/yerine/=/||/<> MUGANNİYE

( Kadın şarkıcı )


- MUGANNİYE/MUGANNİYE[Ar. < MUĠANNİYE] ile/||/<> ŞANTÖR/CHANTEUR[Fr. < CHANTEUR] ile/||/<> ŞANTÖZ/CHANTEUSE[Fr. < CHANTEUSE] ile/||/<> SOPRANO/SOPRANO[İt. < SOPRANO]

( Kadın şarkıcı )


- MUGAYYEBÂT[< GAYB] ile ...

( GİZLİ, GÖRÜNMEZ ŞEYLER (LEDÜNNİYYÂT). LOKMAN SURESİNDE ile ABCDEF ( KIYAMETİN KOPACAĞI ZAMAN, YAĞMURUN YAĞACAĞI ZAMAN | ANA KARNINDA OLANLAR | ERTESİ GÜN BAŞA NE GELECEĞİ | İNSANIN NEREDE ÖLECEĞİ )


- MUGAYERET[Ar. < MUĠĀYERET] ile/değil/yerine/=/||/<> AYKIRILIK


- MUGAYİR[Ar. < MUĠĀYİR] ile/değil/yerine/=/||/<> AYKIRI


- MUGAYİR[Ar.] ile/değil/yerine/= AYKIRI / UYMAZ


- MUĞBER[Ar. < MUĠBER] ile/değil/yerine/=/||/<> GÜCENİK


- MUĞBER[Ar.] ile/değil/yerine/= GÜCENMİŞ/GÜCENİK, KÜSKÜN


- MÜGE[Fr. < MUGUET] ile/değil/yerine/=/||/<> İNCİ ÇİÇEĞİ


- MUGIL CEPHALUS[Lat.] ile/||/<> PAÇOZ[Yun.] | HAS KEFAL

( Has kefal R πατιός πατσιός πατσός Mugil cephalus M capito İkinci anlamı Türkçede gelişmiştir )

( MUGIL CEPHALUS )

( ΠΑΤΙΌΣ / πατιός )


- MUĞLA ile MUĞLAK/LIK ile MUĞLALI/LIK


- MUĞLAK[Ar. < MUĠLAḲ] ile/değil/yerine/=/||/<> ANLAŞILMAZ


- MUĞLAK ile/||/<> MÜPHEM ile/||/<> MECHUL ile/||/<> MUAMMA ile/||/<> MUÂLLAK ile/||/<> MUHAL

( Anlaşılması güç, anlaşılmaz, karışık, çapraşık. İLE/||/<> Belirsiz. | Açık ve seçik olmadan. İLE/||/<> Bilinmeyen. İLE/||/<> Şiir sanatında harflerle yapılan bilmece/ler. İLE/||/<> Asılmış, asılı, ta'lîk edilmiş. | Bir yere dayanmadan, havada, boşta duran. | Sürüncemede kalmış iş. | Bağlı. | Kesin olmayan. | Açık hece.[bâ] | Bir yazı biçimi. İLE/||/<> Olanaksız, olmaz, olmayacak. )


- MUĞLAK[Ar.] ile/değil/yerine/>< MUTLAK[Ar.]

( Anlaşılmaz. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Salt, saltık, kesinlikle. )


- MUĞLAKLIK, MÜPHEMİYET | BELİRSİZLİK ile/||/<> BELİRSİZLİK

( Bir kavram anlatım ve ölçümün anlamca kapalı ya da çokanlamlı olma durumu Olayların gerçekleşme olasılığının bilinmediği durum risk Bir olay ya da durumun bir tutum ya da davranışın ötekilerden ayırdedilebilme özelliği ya da bir kavram anlatım ve ölçümün açıkseçik ve tek anlamlı olma durumu belirsizlik )

( AMBIGUITY | UNCERTAINTY )


- MUGUZGAK/MUGUZGAQ[Argu] ile SİNEK
[<
Divân-ü Lugât-it-Türk]

( Balarısına benzeyen bir sinek. İLE ... )


- MUH | NUHÂ | İLİK ile/||/<> İLİK

( I ilgi 4 iliğ I Düğme Yukarıdinek Şarkikaraağaç Gücüllü Yalvaç Isparta Güllüce Gümüşhacıköy Amasya ilgi 4 Saçıkara İslahiye Gaziantep ilig Akbaş Güdül Ankara 2 Düğme deliği İnönü Eskişehir 3 Düğme dikilen yer Aksaray Niğde 4 Ağaç çuvaldız Saçıkara İslahiye Gaziantep II 1 Samanın çekilme zamanında arabaya takılan çulu yan direğe bağlayan halka Yeşilova Aksaray Niğde 2 Kağnının yan kanadının basamakları Gücünkaya Aksaray Niğde öz biyoloji biyoloji )

( MOELLE | MEDULLE )


- MUHABBET KUŞU ile/||/<> MUHABBET KUŞU

( Melopsittacus undulatus Guguksular Cuculiformes takımının papağangiller Psittacidae familyasından bir kuş türü Sarıyeşil karışık tüyledür Avustralyada yaprakların arasında yüzlercesi birarada yaşar Guguksular Cuculiformes takımının papağangiller Psittacidae familyasından sarı yeşil karışık tüylü Avustralyada yaprakların arasında gruplar hâlinde yaşayan bir tür )

( AUSTRALIEN GRASS-PARAKEET | AUSTRALIEN GRASS PARAKEET )

( PERRUCHE ONDULÉE )

( GEMEINER WELLENSITTICH )

( MELOPSITTACUS UNDULATUS )


- MUHABBET[Ar. < MAḤABBET] ile/değil/yerine/=/||/<> SEVGİ | YÂRENLİK

( muhabbet çiçeği muhabbet kuşu muhabbetname muhabbet tellalı geyik muhabbeti sevgi yârenlik )


- MUHABBET VE SAYGILI OLMAMAK/HÜRMETSİZLİK ile/yerine MUHABBET VE SAYGI/HÜRMET

( Önceki halden daha kötü duruma getirir. İLE/YERİNE Muhabbetsiz saygı bir yere ulaştırmaz fakat kişiyi bozmaz. )


- MUHABBET ile/ve/<> İLİM


- MUHABBET ile MAHABBET


- MUHABBET["MUABBET" değil!] ile MAHABBET


- MUHABBET ile/ve MERHAMET


- MUHABBET ile/ve/<> MERHAMET ile/ve/<> ADÂLET

( LOVE vs./and/<> MERCY vs./and/<> JUSTICE )


- MUHABBET ile MUHABBET KUŞU ile MUHABBET ÇİÇEĞİ ile MUHABBET TELLALI ile MUHABBET TELLALLIĞI ile MUHABBET ÇİÇEĞİGİLLER


- MUHABBETİN/AŞKIN DERECELERİ'NDE:
MEYL ile/||/<>/> ARZU ile/||/<>/> SAHÂBET ile/||/<>/> GARÂM ile/||/<>/> VEDÂD ile/||/<>/> ŞEGAF ile/||/<>/> TEFÎN ile/||/<>/> TEABBÜD ile/||/<>/> HULLET ile/||/<>/> IŞK

( Öteki dillerde bizim "muhabbet" gibi çok anlamlı bir sözcük var mıdır bilmem. Ama şu kadarını söyleyeyim... Bizi bilmek demek, biraz da bu sözcüğü tüm anlamlarıyla bilmek demek...

Muhabbeti; sevgi, aşk, sevdâ, dostluk, bağlılık, sohbet, yârenlik etmek anlamlarında kullanıyoruz. Birini sevdiğimizde ona muhabbet besleriz. Sevdiğimizle oturup konuştuğumuzda muhabbet etmiş oluruz. Bir erkek ile bir kadının birbirini tanımasına ve sevmesine vesile olanlara "muhabbet tellâlı" deriz. Ama konu tasavvuf olunca sözcük farklı anlamlar kazanmaya başlar.

Eskiler, muhabbeti, şiddetine göre on dereceye ayırmış. Öncesi ilgi duymak, sonrası muhabbetin şiddetiyle yok olmak olan muhabbet olmaz ise yolculuk da olmaz. Sırayla açıklayalım...

1. MEYL: Sözlükte bir yöne doğru yönelmek, eğilmek, eğik duruma gelmek anlamı verilmiş. Biz ise birine ya da bir şeye yönelmek, sevgi, ilgi göstermek, istek ve arzu duymak anlamlarında kullanıyoruz. Tasavvufta yolun en başındakilere muhib deriz. Muhib, ilgi duyan kişidir. Yolun başı ise ilgi duymaktır. O yüzden;

Âşık oldur kim kılar cânın fedâ cânânına
Meyl-i cânân itmesin her kim ki kıymaz cânına


(Fuzûlî)

İlgi duymaya başladığımız anda yolculuğumuz başlar. Çünkü meyl ile başlayan yolculuğun sonu bu uğurda canını vermektir.

2. ARZU: Meyl, irâdeye yükselirse arzu adını alır. İrâdeye yükselmesi ise yâri istemek ile olur. Ama bunun da bir bedeli vardır.

Cân la’lin eyler arzû yâr içmek ister kanımı
Yârâb ne vâdîdir bu kim cân teşne cânân teşnedir


(Bâkî)

3. SAHÂBET: Benimseyip koruma, kayırma suretiyle sâhiplenme, sâhip çıkma anlamlarında kullandığımız sözcük, Arapça olmasına karşın anlamını Türkçe'de kazanmış. Kişinin arzu ettiği kişiye karşı, gönlünden bir akış, bir eğilim peyda olması sonucunda da korumaya, sahiplenmeye başlar.

4. GARÂM: Olağanüstü sevgi, şiddetli arzu ve iştiyâk, büyük aşk anlamına gelen garâm, sevginin gönle âdeta yapışmasıdır.

Cenap Şehabeddin;

Uyan ey bister-i sînemde yatan tıfl-ı garâm

derken âşık olmaya başladığını ya da âşık olmak arzusunu dile getiriyordu.

5. VEDÂD: Sevgi, dostluk, muhabbet anlamlarına gelen vedâd, muhabbetin saf ve katıksız durumu. Gönülden öteki eşya ve kişilere olan ilginin atılması durumu. Aynı sözcükten türeyen vedûd ise “Kullarını çok seven, onları lûtfa, ihsâna gark eden; sevilmeye lâyık ve müstahak yalnız kendi olan” anlamında Allah’ın adlarındandır.

6. ŞEGAF: Sevginin kalbi istilâ etmesi, aşırı sevgi, mecnûnca, çılgınca sevme. Kalp, sevilen şey dışındakilerden temizlenince bu sefer sevgi coşmaya başlar, kalbin tamamını fetheder, istilâ eder.

7. TEFÎN: Örümcek ağı demek olan tefîn, aşkın bir üst derecesi. Kalbin her yanını istilâ eden sevgi, kalpten taşmaya başlar. Kalpten taşmaya başlaması ise kontrolün aşk sahibinin elinden çıkıp aşkın eline geçmeye başlamasıdır. Öyle ki aşk, örümceğin ördüğü ağ gibi kişinin her tarafını kapsar, örer, onu âdeta sıkı sıkı bağlar.

8. TEABBÜD: Kul köle olmak, tapınmak anlamındaki teabbüd, kişinin artık aşkın elinde oyuncak olduğu haldir. Bu durumdaki âşığı, Hayretî şöyle anlatır:

Gam yeriz kan yutarız kûşe-i mihnette müdâm
Sanma biz kevser-i cennât-ı naîmin kuluyuz


9. HULLET: Gerçek dostluk anlamındaki hullet, sevgiliden başka kimsenin kalmadığı durumu açıklamak için kullanılır. Hullette iki özellik bulunur. Biri sadâkât yani doğruluk, öteki de samimiyet. Aşkın sondan bir önceki durumudur. Artık aşkın gerçek olduğundan, heves ya da yanılsama olmadığından emin olunmuştur.

10. IŞK: Muhabbetin en son hali ve en aşırı derecesidir. Halkanın tamamlandığı son zincir. Zât, sıfata meylettiğinde, kalpte ortaya çıkarak tüm damarlarda akıp tüm organlara yayılan aşırı muhabbet. Hallâc’ın her tarafı kesildiğinde, kanının yerlere Allah Allah diyerek akmasının nedeni de Züleyha’nın kanının Yusuf diye diye akmasının nedeni de budur. Işk öyle bir durumdur ki kişinin nazarında, sevdiğinden başka bir şey olmaz ve tüm ilgisini sevdiğine gösterir. Sadece gözleriyle ve gönlüyle değil baştan ayağa tüm âzâsıyla sevdiğini müşâhede eyler.

Tasavvuf, meyl ile başlayıp ışk ile biten bir yolculuktur. O yüzden,

Muhabbet bir kef-i Dâvud’dur pûlâdı mûm eyler
(Suzî-i Prizrenî)

ve

Muhabbet öyle bir sırdır ki bin setr et nihân olmaz
(Îzzet Molla)

Işk sahipleri nerede olursa olsun hemen bilinir.

Son sözü de Fuzûlî söylesin:

Aşk imiş her ne vâr âlemde
Muhabbetiniz daim, aşkınız bâkî ve dâim olsun.



İsmail Güleç (Prof.Dr.) | www.ismailgulec.net )

( Aşk Merdiveni [Diotima]





6. Basamak: Aşkın kendine duyulan aşktır. Kişi, güzelliği kendi biçiminde görür ve aşkın güzelliğini olduğu gibi sever. Her özel ve güzel olan, bu biçimle bağlantısı nedeniyle güzeldir.

5. Basamak: Genel olarak bilgiye duyulan aşktır.

4. Basamak: Yasalara ve kurumlara duyulan aşktır.

3. Basamak: Nefs sevgisidir. Bu, fiziksel özelliklerin bir kenara bırakıldığı, manevi ve ahlâkî güzelliğin sevgiyi tetiklediği aşamadır. Bu adımda, kişi, nitelikli zihinlere âşık olacaktır.

2. Basamak: Tüm güzel gövdelerin sevgisidir. Kişi, tüm gövdesindeki güzelliği görür ve farkları sevmeyi öğrenir.

1. Basamak: Tek bir gövdenin sevgisidir. Bu aşk, belirli bir gövdeye duyulur. Fiziksel özelliklere duyulan bir istektir. )


- MUHABERAT[Ar. < MUḪĀBERĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> MUHABERAT

( Haberleşmeler haberleşme dolayısıyla yapılan yazışmalar )


- MUHABERE ETMEK ile/değil/yerine/= İLETİŞMEK/ÇAVLAŞMAK/BİLDİRİŞMEK


- MUHABERE MEMURU ile/değil/yerine/= İLETİŞİM İŞYARI


- MUHABERE SINIFI ile/değil/yerine/= SÜEL İLETİŞİM


- MUHABERE[Ar. < MUḪĀBERE] ile/değil/yerine/=/||/<> HABERLEŞME | YAZIŞMA | İLETİŞİM

( muhabere memuru muhabere sınıfı haberleşme yazışma iletişim )


- MUHABERE ile MUHABERECİ/LİK ile MUHABERE MEMURU ile MUHABERE SINIFI


- MUHABERE/KOMÜNİKASYON ile/değil/yerine/= İLETİŞİM/ÇAVLAŞIM/BİLDİRİŞİM


- MUHABİR[Ar.] ile/değil/yerine/= GAZETECİ


- MUHABİR[Ar. < MUḪĀBİR] ile/değil/yerine/=/||/<> MUHABİR

( radyo muhabiri Basın ve yayın organlarına haber toplayan bildiren veya yazan kimse Herhangi bir kuruluşun çalışmasıyla ilgili olarak merkezle başka bir ülke arasında bağlantıyı sağlayan görevli )


- MUHACCEL ile ...

( Ayağı sekili, beyazlı at. )


- MUHACCİL[Ar. < HACLET] ile MUHÂCİR[Ar. < HİCRET]

( Utandıran, tahcil eden. İLE Göçmen, göç eden. Bir ülkeden ayrılıp, başka bir ülkeye yerleşen. )


- MUHACERET[Ar. < MUHĀCERET] ile/değil/yerine/=/||/<> MUHACERET

( göç Yaşamakta olduğu ülkeden yabancı bir ülkeye uzun veya kısa süreli yerleşmek için gitme )


- MUHÂCEZE[Ar.] ile MUACCİZE[Ar. < ACZ]

( Fısıldamak. İLE Sıkıntı verme, bıktırma, usandırma, tâciz etme. | Yapışkanlık, sırnaşıklık. )


- MUHÂCİM[Ar. < HÜCUM] ile/değil/yerine/= SALDIRAN/SALDIRICI


- MUHACİM[Ar. < MUHĀCİM] ile/değil/yerine/=/||/<> MUHACİM

( Hücum eden saldıran kimse ileri uç oyuncusu )


- MUHACİR | GÖÇMEN ile/||/<> GÖÇMEN

( Bir ülkeden bir başka ülkeye yerleşmek amacıyla giden kişi aile ya da toplumsal küme Göç eylemine katılan kişi göç coğrafya )

( IMMIGRANT | EMIGRANT )

( ÉMIGRANT | EMIGRANT )

( AUSWANDERER )


- MUHACİR[Ar. < MUHÂCİR] ile/||/<> ...

( Kar Art O Karagözde ve Orta oyununda Rumeliden gelme yüksekten atan ve çoğu kez güreşçi olan bir tip )


- MUHÂCİR[Ar. < HİCRET] ile/değil/yerine/= GÖÇMEN

( Göçmen, göç eden. | Bir ülkeden kalkıp, bir başka ülkede yerleşen. )


- MUHACİR[Ar. < MUHĀCİR] ile/değil/yerine/=/||/<> MUHACİR

( muhacir arabası göçmen Hz Muhammed e uyarak Mekke den Medine ye göç eden )


- MUHACİR/LİK ile MUHACİR ARABASI


- MUHÂDAA/T[Ar. < HAD] ile MUHÂDÂT[Ar.]

( Aldatma, oyun/hile etme. İLE Hediyeleşmek. )


- MUHADDAB[Ar. < HAD] ile MUHÂTAB[Ar. < HUTBE]

( Boyanmış, tahdîb olunmuş. İLE Kendine söz söylenilen. | İkinci kişi. | Eskiden, Şeyhülislâm tarafından, medresede yetişmiş kişiler arasından seçilen ve huzur derslerine katılan, en çok dört kişiden biri. )


- MUHADDED[Ar.] ile MUHADDED[Ar.]

( Sınırı çizilmiş, sınırlanmış, tahdîd edilmiş. İLE Derisi buruşmuş olan. )


- MUHADDEP[Ar.]/KONVEKS[İng.] ile/değil/yerine/= DIŞBÜKEY


- MUHADDEP[Ar. < MUḤADDEB] ile/değil/yerine/=/||/<> DIŞBÜKEY


- MUHADDİR/E[Ar. < HADR] ile MUHADDİR[Ar.]

( Uyuşturan, uyuşturucu, tahdîr eden. [Fr. NARCOTIQUE] İLE Kabartan, şişiren. )


- MUHADDİS[Ar. < MUḤADDİS̱] ile/değil/yerine/=/||/<> MUHADDİS

( Hadis bilimiyle uğraşan kimse )


- MUHÂDENET[Ar.] ile MUHÂDENET[Ar.]

( Dostluk, yakın arkadaşlık. İLE Barışma, barışık olma. )


- MUHÂDESE[Ar. < HADİS] ile MUHÂDEŞE[Ar.]

( Konuşma. | Birbirine öykü anlatma. İLE Tırmalama. | Zahmet, sıkıntı verme. )


- MUHAFAZA[Ar.] (ETMEK) ile/değil/yerine/= KORUMAK/KORUYUP SAKLAMAK


- MUHÂFAZA ve/+ KÂR ile/değil/yerine/>< MUHÂFAZAKÂR/KORUYUCU


- MUHAFAZA | KORUMA ile/||/<> KORUMA ile/||/<> KORUMAK

( Sinema Filmin bozulmasını önlemek amacıyla alınan önlemlerin tümü Kentlerin belli kesimlerinde yer alan çağbilimsel ve yapıtasarcılık değerleri yüksek yapıtlarla anıtların ve doğa güzelliklerin kentte bugün yaşayanlar gibi gelecek kuşakların da yararlanması için her türlü yıkıcı saldırgan ve dokuncalı eylemler karşısında güvence altına alınması çevre korunması Yerli yapım ve tarım çalışmalarını dış etkenlerden korumak amacıyla yabancı mallara elverişli giriş yasağı koyma ya da girişleri olanlardan ağır gümrük vergisi alma sakınma Kütüğe yazımla doğan hakların başkaları eliyle yasalara aykırı olarak kullanılmasını önleme Yenime karşı dirençlerini artırmak için metal yüzeyleri örtme ve kaplama yöntemlerinin genel adı )

( FILM PRESERVATION, PRESERVATION | CONSERVATION, PRESERVATION | PROTECTION, PROHIBITIVE DUTLES | PROTECTION | RESERVE | PROTECT | STORAGE VAULT, LIBRARY VAULT, FILM VAULT, VAULT )

( CONSERVATION DU FILM | CONSERVATION | PROTECTION, DROITS PROHIBITIVES | PROTECTION | DÉPÔT, BLOCKHAUS POUR FILM, CASEMATE )

( AUFBEWAHRUNG, ERHALTUNG | AUFBEWAHRUNG | SCHUTZ | PROTEKTION | BLOCKHAUS, FILMBLOCKHAUS, FILMTRESOR, SAGERHAUS, DEPOT, GEWÖLBE )

( CONSERVATIO )

( CONSERVAZIONE )

( ΔΙΑΤΉΡΗΣΗ / διατήρηση )


- MUHAFAZA | KORUMA ile/||/<> KORUNAK

( Sinema Filmin bozulmasını önlemek amacıyla alınan önlemlerin tümü. @@ Kentlerin belli kesimlerinde yer alan çağbilimsel ve yapıtasarcılık değerleri yüksek yapıtlarla, anıtların ve doğa güzelliklerin -kentte bugün yaşayanlar gibi- gelecek kuşakların da yararlanması için her türlü yıkıcı, saldırgan ve dokuncalı eylemler karşısında güvence altına alınması. bk. çevre korunması. @@ Yerli yapım ve tarım çalışmalarını dış etkenlerden korumak amacıyla yabancı mallara elverişli giriş yasağı koyma, ya da girişleri olanlardan ağır gümrük vergisi alma. @@ @@ bk. sakınma @@ Kütüğe yazımla doğan hakların başkaları eliyle, yasalara aykırı olarak kullanılmasını önleme. @@ Yenime karşı dirençlerini artırmak için, metal yüzeyleri örtme ve kaplama yöntemlerinin genel adı. @@ @@ )

( FILM PRESERVATION, PRESERVATION | CONSERVATION, PRESERVATION | PROTECTION, PROHIBITIVE DUTLES | PROTECTION | RESERVE | PROTECT | STORAGE VAULT, LIBRARY VAULT, FILM VAULT, VAULT~STORAGE VAULT, LIBRARY VAULT, FILM VAULT, VAULT | DOCK, STORE )

( CONSERVATION DU FILM | CONSERVATION | PROTECTION, DROITS PROHIBITIVES | PROTECTION | DÉPÔT, BLOCKHAUS POUR FILM, CASEMATE~DÉPÔT, BLOCKHAUS POUR FILM, CASEMATE | MAGASIN )

( CONSERVATIO~... )

( AUFBEWAHRUNG, ERHALTUNG | AUFBEWAHRUNG | SCHUTZ | PROTEKTION | BLOCKHAUS, FILMBLOCKHAUS, FILMTRESOR, SAGERHAUS, DEPOT, GEWÖLBE~BLOCKHAUS, FILMBLOCKHAUS, FILMTRESOR, SAGERHAUS, DEPOT, GEWÖLBE | SPEICHER, LAGERHAUS )

( CONSERVAZIONE~RIPARO )

( ΔΙΑΤΉΡΗΣΗ / διατήρηση~ΚΑΤΑΦΎΓΙΟ / καταφύγιο )


- MUHÂFAZA ile/ve için MERHAMET


- MUHÂFAZA ile/ve için SEVGİ


- MUHAFAZA[Ar. < MUḤĀFAẒA] ile/değil/yerine/=/||/<> KORUMA | SAKLAMA

( orman muhafaza memuru koruma saklama )


- MUHAFAZA[Ar.] ile/değil/yerine/= KORUMA/KORUNUM/SAKLAMA


- MUHAFAZA ile MAHFAZA

( Koruma. İLE Koruyacak kap. )


- MUHAFAZA ile MUHAFAZALI ile MUHAFAZASIZ


- MUHAFAZAKÂR[Ar. < MUḤĀFAẒA + Fars. -KĀR] ile/değil/yerine/=/||/<> TUTUCU


- MUHAFAZAKÂR ile MUTAASSIB


- MUHAFAZAKÂR ile/ve/değil/<>/>< RADİKAL

( Gelecek kaygılı. İLE/VE/DEĞİL/<>/>< Gelecekten ümitli. )


- MUHAFAZAKÂR[Ar., Fars.] ile/değil/yerine/= TUTUCU


- MUHAFAZAKÂR/LIK ile BAĞNAZ/LIK

( CONSERVATIVE/NESS vs. FANATIC/ISM )


- MUHAFAZAKÂRLIK ile/ve/||/<> TEPKİSELLİK


- MUHÂFIZ[Ar.] ile/değil/yerine/= KORUYAN/KOLLAYAN

( Birini ya da bir şeyi koruyan, kollayan. | Bir kalenin ya da bir kentin önemli yerlerini korumak, düzeni ve güvenliği sağlamakla görevli komutan. )


- MUHAFİZ[Ar. < MUḤĀFİẒ] ile/değil/yerine/=/||/<> MUHAFIZ

( muhafız alayı koruyucu Bir kalenin veya bir şehrin önemli yerlerini korumak düzeni ve güvenliği sağlamakla görevli komutan kolcu )


- MUHÂFIZ ile PASTAFOR

( ... İLE Kutsal simge muhâfızı. )


- MUHAFIZ/LIK ile MUHAFIZ ALAYI


- MUHAKA ile ...

( Bir anlatı içerir, doğanın konuşmasını, yapısını içerir. )


- MUHÂKÂT[Ar.] ile MUHÂKÂT[Ar.]

( Birbirine öykü anlatma. İLE Birini, ahmak yerine koyma. )


- MUHAKEMAT[Ar. < MUḤĀKEMĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> MUHAKEMAT

( Muhakemeler )


- MUHAKEME[İng. REFLECTION] ile/||/<> ERİŞİMCİLİK[İng. ACCESSIBILISM]

( Aklın bir yetisi olarak muhakeme, dış dünyayı algılayıp çıkarımlarda bulunma ve aklın kendi kendini denetlemesi anlamına gelmektedir. Muhakeme yetisi sayesinde bellekte hali hazırda bulunan bilgiler ile yeni deneyimler doğrultusunda elde edilen bilgiler denetlenir, karşılaştırılır, çıkarımlar yapılır, bilgilerin doğruluğu üzerine düşünülür ve her ikisinin bir bütün oluşturduğu bir bilgi ağı meydana getirilir. Bu işlevleri doğrultusunda muhakeme bir denetleme ve çıkarım mekanizması olarak görülebilir. Epistemik özne, daha önce edindiği bilgilerin doğruluğu ile yeni edinmiş olduğu bilgilerin doğruluğunu muhakeme yetisi ile denetler. Bu denetleme sonucunda epistemik özne, hangi inançların doğru olduğu bilgisini edinir ve inançlarını biliyor olduğunu bilme bilgisine ulaşabilir. Bu anlamda muhakeme, öznenin bilinçli bir etkinliğidir. @@ İçselciliğin bir türü olan bu yaklaşım bir öznenin sahip olduğu inancın epistemik gerekçelendirmesini, öznenin zihnindeki bazı özel erişim türleri ile belirlenebileceğini iddia eder. Bir doğru inancı gerekçelendiren etkenlerin her an erişime ve muhakeme etmeye açık olması, öznenin bakış açısına içsel olan etkenlerin önemine vurgu yapar. BonJour, Audi ve Chisholm’un savunduğu bu yaklaşımda, bir şeyle ilgili tam deneyime sahipsek bilinç, içe bakış ve muhakeme ile bilgiye ulaşabiliriz; inanç ve algı deneyimlerimizin çoğuna muhakeme yeteneğini ile ulaşırız.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- MUHAKEME | USLAMLAMA ile/||/<> USLAMLAMA

( Varılan yargının doğruluk ya da yanlışlığına bakmadan yargılamada mantık biçimleri ve ilişkilerine öncelik vererek düşünme usavurma )

( REASONING )


- MUHAKEME ile MUHAKEME USULÜ


- MUHÂKEME ile/ve/||/<>/> MÜZÂKERE


- MUHAKEME/MAHKEME ile/değil/yerine/= YARGILAMA


- MUHAKEME[Ar. < MUḤĀKEME] ile/değil/yerine/=/||/<> YARGILAMA | USA VURMA

( muhakeme usulü yargılama usa vurma Bir sorunu çözmek için çıkar yol arama )


- MUHAKKAK Kİ ... ile/değil/yerine HERHALDE ...


- MUHAKKAK[Ar. < MUHAKKAK] ile/||/<> ...

( Sülüs yazının yatkın ve yatay bölümleri daha uzun olan türüne verilen ad )


- MUHAKKAK[Ar. < MUḤAḲḲAḲ] ile/değil/yerine/=/||/<> MUHAKKAK

( Doğruluğu gerçekliği kesin olarak bilinen gerçekliği kesinleşmiş kesinlikle )


- MUHAKKÂK ile/||/<> REYHANÎ

( Sülüse benzeyen ancak daha fazla yatık ve uzun çizgileri olan büyük boy yazı biçimi. İLE/||/<> Muhakkâk'ın küçüğü. )


- MUHAKKIK[< TAHKİK] ile MÜDEKKİK[< TEDKİK]

( Konuyu delilleriyle bilen, açıklayan. İLE Delillerine delil getiren. Kanıtın kanıtla ispatı. Kılı kırk yaran. )

( isbat el-mesele bi-el-delil İLE isbat el-delil bi-el-delil )


- MUHAKKIK[< TAHKİK] ile MÜTETEBBİ

( Konuyu delilleriyle bilen, açıklayan. İLE Bir konuyu dikkatle araştıran, irdeleyen, araştırıcı. )


- MUHAKKİK[Ar. < MUḤAḲḲİḲ] ile/değil/yerine/=/||/<> MUHAKKİK

( Gerçeği araştıran soruşturmacı )


- MUHAL[Ar. < MUḤĀL] ile/değil/yerine/=/||/<> MUHAL

( farzımuhal Olması gerçekleşmesi olanaksız )


- MUHÂL[Ar.] ile MÜMTENİ'[Ar.]


- MUHÂL[Ar.] ile/değil/yerine/= OLANAKSIZ, OLMAZ, OLMAYACAK


- MUHÂL[Ar.] ile TENÂKUZ[Ar.]


- MUHÂLAA[Ar.] ile MUHÂLÂT[Ar.]

( Kadının, kocasına, biraz mal vererek, birbirinden resmen ayrılmaları. | Karşılıklı boşanma isteği, kararı ve rızâsı. İLE Olanaksız, olmaz, olmayacak şeyler. )


- MUHÂLEFE[Ar. < HALF] ile MUHÂLEFET[Ar. < HALEFE] ile MÜÂLEFET[Ar. < ÜLFET]

( Birbirine karşı yemin etme, antlaşma. İLE Uygunsuzluk, aykırılık, muhâliflik. | Düşmanlık. İLE Alışma, kaynaşma, dostluk, sevgi. )


- MUHALEFET PARTİSİ ile/değil/yerine/= KARŞITÇILIK BİRELİ


- MUHALEFET ŞERHİ ile/değil/yerine/= KARŞIT GEREKÇE


- MUHALEFET:
"SİLAHLI" ile/değil/yerine/>< SİYASAL


- MUHALEFET[Ar.] ile/||/<> HİZİP[Ar. < HİZB]


- MUHALEFET ile/değil/yerine İTİZAL


- MUHALEFET ile/değil/yerine/= KARŞITÇILIK


- MUHALEFET[Ar.] ile/değil MUARIZ[Ar.]

( Bir tutuma, bir görüşe, bir davranışa karşı olma durumu; aykırılık. | Karşı görüşte, tutumda olan kişiler topluluğu. | Demokraside iktidarın dışında olan parti veya partiler. @@ Karşı koyan, karşı çıkan. )


- MUHALEFET[Ar. < MUḪĀLEFET] ile/değil/yerine/=/||/<> MUHALEFET

( muhalefet partisi muhalefet şerhi ana muhalefet kıyasa muhalefet hava muhalefeti Bir tutuma bir görüşe bir davranışa karşı olma durumu aykırılık Karşı görüşte tutumda olan kimseler topluluğu Demokraside iktidarın dışında olan parti veya partiler )


- MUHALEFET ile MUHALEFET ŞERHİ ile MUHALEFET PARTİSİ


- MUHÂLEFET[Ar.] ile/>< MUHÂLESET[Ar.]

( Uygunsuzluk, aykırılık, muhâliflik. | Düşmanlık. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Birbiriyle dost geçinme, dostluk ve iyi davranma. )


- MUHALEFET ile MUHALİF

( DISSIDENCE vs. DISSIDENT )

( اختلاف راي ile عدم توافق ile ناراضي ile مخالف )

( AKHTELAF RAY ile ADAM TAVAFEGH ile NARAZY ile MOKHALEF )


- MUHALİF DİN ADAMLARI MECLİSİ ile BİR ARAYA GETİRMEK ile MONTAJCI ile TOPLANTI ile DERLEME DİLİ ile MONTAJ HATTI ile MONTAJ LİSTESİ ile MONTAJ PROGRAMI ile MECLİS ÜYESİ

( ASSEMBLY OF DEFIANT CLERICS vs. ASSEMBLE vs. ASSEMBLER vs. ASSEMBLY vs. ASSEMBLY LANGUAGE vs. ASSEMBLY LINE vs. ASSEMBLY LIST vs. ASSEMBLY PROGRAM vs. ASSEMBLYMAN )

( فراهم آمدن ile هم گذاردن ile سوار کردن ile همگذار ile سوار کننده ile شورا ile شوري ile معشر ile مجمع ile همگذاري ile زبان همگذاري ile خط توليد ile تيمار خط ile سياهه همگذاري ile مجمع روحانيون مبارز ile برنامه همگذاري ile عضو انجمن ile عضو مجلس )

( FARANPAM AMADAN ile NPAM GOZARDAN ile SAVAR KARDAN ile CPEHMGOZAR ile SAVAR KONANDEH ile SHORA ile SHORY ile معشر ile MAJMA ile CPEHMGOZARY ile ZABAN CPEHMGOZARY ile KHAT TOLYD ile TYMAR KHAT ile سياهه همگذاري ile MAJMA ROHANYVAN MOBARZ ile BARNAMEH CPEHMGOZARY ile OZV ENJAMAN ile OZV MOJALS )


- MUHÂLİF[Ar.] ile/değil/yerine/= KARŞICIL/KARŞITÇI


- MUHALİF[Ar. < MUḪĀLİF] ile/değil/yerine/=/||/<> MUHALİF

( Bir görüşe tutuma veya harekete karşı olan kimse aykırı )


- MUHALİF ile/değil/yerine MUHATAP


- MUHALLÂ[Ar. < HALÂ] ile MUHALLÂ[Ar. < HALÂ/HÂLÎ]

( Süslenmiş, süs yapılmış, donatılmış, tahliye olunmuş. İLE Boşaltılmış. | Süslenmiş, süs yapılmış. )


- MUHALLEBİ ile MUHALLEBİCİ/LİK ile MUHALLEBİ ÇOCUĞU


- MUHALLİL | ÇÖZÜCÜ ile/||/<> ÇÖZÜCÜ

( 1 Genellikle katı bir özdeği kendi kimyasal yapısında değişme olmaksızın çözen sıvı 2 Tektürel bir karışımda nicelikçe daha çok olan 3 Asitlerin kimi metalleri çözmesi gibi bir özdeği kimyasal tepkimeyle çözen sıvı fizik kimya metalbilim Başka bir özdeği içinde çözen erimiş duruma getiren özdek nesne ya da ortam çözgen çözgen Maddeleri çözebilen sıvı solvent çözücü )

( SOLVENT )

( SOLVANT, DISSOLVANT )

( LÖSUNGSMITTEL )


- MUHALLİL ile/||/<> SOLVANT[Fr.] ile/||/<> ERİTEN

( fizik )

( SOLVANT )


- MUHÂLLİM[Ar. < HİLM] ile MUALLİM[Ar. < İLM]

( Sakin. Yavaş kılan, halîm eden. İLE Öğreten, öğretmen, hoca, tâlim ettiren. | Muallim Naci'nin, 1886'da basılmış, Tercemân-ı Hakîkat gazetesinin edebî sayfasındaki şiirlere yazdığı tenkitleri topladığı bir yapıtı. )


- MUHÂLLİT[Ar. < HALT] ile MUKALLİD[Ar. < KALD | çoğ. MUKALLİDÎN]

( Karıştıran, tahlît eden. İLE Bir şeyi takan, kuşanan, boynuna asan. | Taklitçi. )


- MUHALLÜN-LEH[Ar.] ile MUHÂLÜN LEH[Ar.]

( Kendine helâl olan. | Boşadığı karısı, başka biriyle evlenip boşandıktan ve bir iddet devresi bekledikten sonra tekrar kendine dönmesi şer'an kabul edilen koca. İLE Alacaklı olan kişi. )


- MUHÂLÜN ALEYH[Ar.] ile MUHÂLÜN BİH[Ar.]

( Aleyhine gönderilen havaleyi kabul eden kişi. İLE Birine havale edilen mal. )


- MUHAMMEDİ[Ar. < MUḤAMMEDĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> MUHAMMEDÎ

( Müslüman Hz Muhammed e ait Hz Muhammed le ilgili )


- MUHAMMEDÎ'LİK:
MUSEVÎ'LİK ile/ve/||/<> İSEVÎ'LİK

( Dışta. @@ İçte. )


- MUHAMMEN[Ar. < MUḪAMMEN] ile/değil/yerine/=/||/<> MUHAMMEN

( Oranlanan tahmin edilen )


- MUHAMMEN[Ar.] ile/değil/yerine/= ÖNDEYİLENEN


- MUHAMMEN[Ar.] ile/değil/yerine/= ORANLANAN


- MUHAMMER[Ar. < HİMÂR] ile MUHAMMER[Ar. < HAMR] ile MUAMMER[Ar. < ÖMR]

( Eşeğe benzetilmiş, eşek denilmiş, tahmîr olunmuş. İLE Mayalanmış, ekşiyip kabarmış. | Yoğurulmuş. Kaynayıp kıvamını bulmuş. İLE Yaşayan, yaşamış, ömür süren. )


- MUHAMMES[< HUMS] ile TARDİYE ile TAHMÎS[< HUMS] ile TAŞTÎR[< ŞATR]

( Aynı vezinde beşer mısralık bendlerden oluşan nazım biçimi. İLE Beş mısralık bendlerden oluşan ve az kullanılan musammat türü. İLE Bir gazelin her beyitinin başına aynı ölçüde üç mısra ekleyerek oluşturulan muhammes. | Beşinci mısrası birinci bendin dört mısrasıyla uyaklı olmayan muhammes. [Hüsn-ü Aşk - Şeyh Galip] İLE Gazelin her beyitinin arasına üç mısra eklenerek düzenlenen biçim. [bir gazeli taştir eden şair, mahlasını son beyitte söyler] )


- MUHAMMES, ZU-HAMSET-İL-ADLA | BEŞGEN ile/||/<> BEŞGEN

( Beş kıyısı olan çokgen matematik )

( PENTAGON )

( PENTAGONE )

( PENTAGON, FÜNFECK )

( PENTAGONIUM )


- MUHAMMES ile/||/<> BEŞERLİ

( Her bağlamı beşer dizeli olan bir divan koşuk biçimidir Uyak düzeni şöyledir İlk bağlam uyaktaş olur Sonrakilerin dört dizesi birbirleriyle uyaklanır beşinciler ilk bağlamın son dizesi olur Bu kavuştağı iki dizeli olanlar da vardır Son dizeleri ilk bağlamla yalnız uyaklı olanlar da görülür Bunlara uyakdaş beşerli denir )


- MUHAMMES[Ar. < MUḪAMMES] ile/değil/yerine/=/||/<> BEŞLİ | BEŞGEN | BEŞLİ

( beşli beşgen beşli )


- MUHAMMES[Ar.] ile MUHAMMES[Ar.]

( Usûl. İLE Beş parçası olan, beşli. | Beşgen. )


- MUHAMMES[Ar.] ile MUHAMMES[Ar. < HUMS] ile MUHAMMEZ[Ar. < HAMZ]

( Ateş üzerinde kızdırılıp kurutulmuş, tahammüs edilmiş. İLE Beşli, beş katlı, tahmîs edilmiş. | Her bendi, beş mısrâlı olan manzûme. | Beşgen. [Fr. PENTAGONE] İLE Paslanmış, oksitlenmiş, hamızlanmış. )


- MUHAMMES ile/ve MÜTEKERRİR ile/ve MUHAMMES-MÜTEKERRİR

( Divân şiirinde, beş mısralık kıtalardan meydana gelen nazım biçimi. İLE/VE Birinci bendinin son mırası, öbür bentlerin sonunda olduğu gibi tekrarlanan murabba; son iki mısrası bentlerin sonunda tekrarlanan (muhammes) nazım biçimleri. İLE/VE Bu iki nazım biçiminin bir arada kullanılması sonucunda yazılmış olan şiir. )


- MUHAMMİN[Ar. < MUḪAMMİN] ile/değil/yerine/=/||/<> MUHAMMİN

( Oranlayan tahmin eden )


- MUHAMMİN[Ar.] ile/değil/yerine/= ORANLAYAN


- MUHAMMİR[Ar. < HAMR] ile MUHAMMİR[Ar.] ile MUHÂMÎ[Ar.]

( Mayalayan, ekşitip kabartan, tahmîr eden. | Yoğuran, mayalayan, kıvamını bulduran. İLE Kızdırıcı ilâç. İLE Savunan, koruyan, müdafaa eden. | Avukat. )


- MUHAMMIS[Ar.] ile MUHAMMIZ[Ar.]

( Tava. İLE Oksitleyen, humuzlayan. )


- MUHÂNET[Ar. < MUHÂN] ile MUHANNET[Ar.]

( İhânet eden, hain, alçak. İLE Mumyalanmış, tahnît olunmuş. )


- MUHANNES[Ar. < MUḪANNES̱] ile/değil/yerine/=/||/<> MUHANNET

( Alçak namert olan kimse )


- MUHAREBE[Ar.] ile/değil/yerine/= ÇARPIŞKI


- MUHAREBE[Ar. < MUḤĀREBE] ile/değil/yerine/=/||/<> MUHAREBE

( meydan muharebesi Savaşta yapılan çarpışmalardan her biri Güçlü tartışma )


- MUHAREBE ile MUHAREBECİ/LİK