Beş(5) yazaçlı FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 64.976 başlık/FaRk ile birlikte,
64.976 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(259/261)
- ZAYIF ÇEKİRDEK GÜÇ ve/||/<>/> MUON OLUŞUMU
- ZAYIF ELEKTROLİT ile GÜÇLÜ ELEKTROLİT
( Suda kısmen iyonlaşan bileşik. İLE Suda tamamen iyonlaşan bileşik. )
- WEAK ELECTROLYTE[İng.] ile/değil/yerine/= ZAYIF ELEKTROLİT
- WEAK INTERACTIONS[İng.] / INTERACTION FAIBLE[Fr.] / SCHWACHE WECHSELWIRKUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= ZAYIF ETKİLEŞME
- ZAYIF ya da GÜÇLÜ ile/değil/yerine ZEKİ
( İntikam alır. YA DA Affeder. İLE/DEĞİL/YERİNE Görmemezlikten gelir. )
- ZAYIF/GÜÇSÜZ OLANI:
"CEZALANDIRMAK" değil KAYITSIZLIK
- LOW LIGAND FIELD[İng.] ile/değil/yerine/= ZAYIF LİGAND ALANI
- ZAYIF "YAPAY ZEKÂ" YAKLAŞIMI
ile/değil
GÜÇLÜ "YAPAY ZEKÂ" YAKLAŞIMI
- ZAYIF ile/ve/||/<> ÇIRPI
- ZAYIF ile/değil DUYARLI/LIK
- ZAYIF ile/ve/değil GÜDÜK
- ZAYIF ile/ve/||/<>/< İLKEL
- ZAYIF[Ar. < ZA'ÎF] ile/ve/||/<> KADİT[Ar. KADÎD]
( Eti, yağı az olan, sıska, cılız, arık (insan ya da hayvan). | Görevini yapacak kadar yeterli gücü olmayan. | Sağlamlığı, dayanıklılığı olmayan. | Önemli, güvenilir olmayan. | Çok az. | Enerjisi, etkisi, yoğunluğu az olan. | Başarısızlığı gösteren not. | Bilgi yönünden yeterli olmayan, yeteneksiz. | Kişilik ve ruhsal yönden gereği kadar güçlü olmayan. İLE/VE/||/<> Çok zayıf. | İskelet. )
- ZAYIF ile KİKİRİK
( ... İLE Zayıf, ince, uzun boylu kişi. )
- ZAYIF ile/değil NAİF
- ZAYIF ile SISKA/KAKNEM/ARIK
( ... İLE Çok zayıf. | Karın boşluğuna su dolarak karnın şişmesi. )
- ZAYIF ile SÜZÜK/SÜZGÜN
( ... İLE Zayıf, güçsüz, süzgün. | Süzgünleşmiş, süzülmüş. )
- ZAYIF ile/ve/||/<> TIRIL
( ... İLE Çıplak ve zayıf. | Parasız, züğürt. )
- ZAYIF ile ZAYIF FİKİRLİ ile ZAYIF FİKİRLİLİK ile GÜÇSÜZLÜK
( FEEBLE vs. FEEBLE -MINDED vs. FEEBLE -MINDEDNESS vs. FEEBLENESS )
( شل ile کم زور ile کوته فکر ile کوته فکري ile شلي )
( SHEL ile KAM ZUR ile KOTEH FEKAR ile KOTEH FEKARY ile SHELY )
- EMSÂL-İ TASGİR[Osm.] / ATTENUATION CONSTANT[İng.] / CONSTANTE D'AFFAIBLISSEMENT[Fr.] ile/değil/yerine/= ZAYIFLAMA SABİTİ
- ZAYIFLAMA ile/ve/<> "ÇÖKME"
- ZAYIFLAMAK ile ZAYIFLATMAK ile ZAYIFLATABİLMEK ile ZAYIFLAYABİLMEK ile ZAYIF/LIK ile ZAYIF NAHİF ile ZAYIF SESLİ
- | ZAYIF/LAR ile/ve/<> "ZEKİ/LER" |
ile/değil/yerine/></<>
GÜÇLÜ/LER
( | İntikam alırlar. İLE/VE/<> Başkasını umursamazlar, yok sayarlar. | İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Affederler. )
( [not] | Revenges. vs./AND/<> Don't cares the others. | vs./BUT/>< Forgives. )
( [not] | WEAK/S vs./and/<> "SMART/S" | vs./but/>< POWERFULL/S )
- KAYGI:
ZAYIFLAŞTIRICI ile/ve/değil/yerine/||/<> KOLAYLAŞTIRICI
( ANXIETY:
DEBILITATIVE vs. FACILITATIVE )
- ZAYIF/LIK ile/ve/değil/yerine GÜÇSÜZ/LÜK
( [not] WEAK vs./and/but POWERLESS
POWERLESS instead of WEAK )
- ZAYIF/LIK ile/ve/değil NARİN/LİK
- ZAZEN ile/||/<> KİNHİN
( Oturarak yapılan Zen Meditasyonu. Gözler çok hafif açık olarak uygulanır. @@ Yürüyerek sürdürülen meditasyon; Sakyamuni Buda'nın aydınlanmaya ulaştıktan sonra altında uyandığı kutsal ağacın gölgesinde yürüdüğü yolundaki söylentiden gücünü alan uygulama. )
- ZAZEN[Jap.](Tso Ch'an[Çince]) ile ...
( Oturarak yapılan Zen Meditasyonu. Gözler çok hafif açık(kapalı-açık arası) olarak uygulanır. )
- ZEAMET[Ar. < ZEʿĀMET] ile/değil/yerine/=/||/<> BÜYÜK TIMAR
- ZEÂMET[Ar.] ile/ve/||/<> TİMÂR[Ar.]
( Sipâhilere verilen, en büyük timâr. İLE/VE/||/<> Yara bakımı. | Ağaç bakımı. | Hayvan temizleme. | Beslediği sipâhilerle savaşa giden beylere -öşür vergisini almak üzere- ayrılan arâzî. )
- ZEBAN[Fars. < ZEBĀN] ile/değil/yerine/=/||/<> DİL (VİRDİZEBAN)
- ZEBAN ile ZEBANİ
- ZEBERCET SOKAK :
( Merkez Sarıyer Zümrütevler yerleşim bölgesindeki bu sokak ismini toprağından almış olabilir. Zebercet bir silikattır. Zümrütten daha açık yeşil fakat o kadar değeri olmayan bir süs taşıdır Rengi açık yeşilden sarıya kadar gider ve cam parlaklığındadır. Zümrütevler'in yamaçlarındaki topraklar açık yeşile çalan sarı renkli topraklar olması nedeni ile bu toprağa "Zebercet Sokak" ismi verilmiş olabilir. )
- ZEBÎB[Ar.] ile ZEHR-İ MÂR[Fars.]
( Yılan, akrep gibi hayvanların zehiri. İLE Yılan zehiri. )
- ZEBÎL[Ar.] ile ZEBÎR[Ar.] ile ZEBL / ZEBR[Ar.]
( Gübre, fışkı. | Pislik. İLE Mihnet, sıkıntı. | Mektup, yazılmış şey. İLE ... )
- ZEBRA BALIĞI[İng. ZEBRAFISH] ile/||/<> DOĞURGANLIK[İng. FECUNDITY]
( Omurgalıların biyolojisi, fizyolojisi ve insan hastalıklarını incelemek için kullanılan bir model organizma (Danio rerio). Yüksek doğurganlık ve kısa üretim süresi, genetik çalışmalar için de elverişlidir. Bir diğer kullanışlı özellik kızartmalarının şeffaf olmasıdır. İnsan hastalıklarına benzeyen yüzlerce mutantı tespit edilmiştir. @@ Bir birey tarafından üretilen gametlerin toplamıdır. Genellikle dişilerin ürettiği yumurta sayısı olarak belirlenir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- ZEBRA ile/||/<> DAĞ ZEBRASI
( dağ zebrası dağ zebrası )
( ZEBRA )
- ZEBRA ile QUAGGA ZEBRASI
( ... İLE Ne yazık ki, soyu tükenmiştir. :( )
- ZEBRA ile/||/<> YABAN EŞEĞİ
- ZEBRA[İt. < ZEBRA] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEBRA
( Tek parmaklılardan ata benzeyen derisi çizgili Afrika da yaşayan memeli hayvan Equus zebra )
- ZEBSE değil SEBZE
- ZEBU ile GAYAL
( Hint öküzü. İLE Hint sığırı. )
- ZEBUN[Fars. < ZEBŪN] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEBUN
( Güçsüz zayıf âciz olan )
- ZEBUR ile ...
( KAYA )
- ZEBUR/MEZMÛR ile/ve/||/<>/> TEVRAT[< TAURAT] ile/ve/||/<>/> İNCİL ile/ve/||/<>/> KUR'ÂN
( Yüzelli ilâhi ve dini şiiri kapsayan kitap. İLE/VE Eski Ahit/Sözleşme. İLE/VE Yeni Ahit/Sözleşme. İLE/VE ... )
( ... İLE/VE/||/<>/> 22 harf. İLE/VE/||/<>/> ... İLE/VE/||/<>/> 28[27+1] harf. )
- ZEBUR[Ar. < ZEBŪR] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEBUR
( Hz Davut a gönderilen Tanrı buyruklarını içeren kutsal kitap )
- ZECR[Ar. < ZECR] ile/değil/yerine/=/||/<> ZECİR
( Yaptırmama yasaklama zorlama Eziyet etme )
- ZECREN[Ar.] ile ZECRİ[Ar.]
( Yasaklayarak. | Zorlayarak. | Eziyet ederek. İLE Zorlayıcı, zorlayan, yasaklayan. )
- ZECRİ[Ar. < ZECRĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> ZECRÎ
( Zorlayıcı zorlayan yasaklayan )
- ZEDELEME ile/ve/||/<> RENCİDE[Fars.] (ETMEK)
( Vurma, çarpma sonucunda hafifçe yaralamak. | Zarar vermek, zarara uğratmak. İLE/VE/||/<> İncitmek, kalbini kırmak. )
- ZEDELENME | HASAR ile/||/<> HASAR[Ar. < HASÂR]
( Bir malda kırılma dökülme bozulma gibi istek dışı nedenlerle ortaya çıkan zarar )
( DAMAGE )
- ZEEMAN EFFECT[İng.] / EFFET ZEEMAN[Fr.] / ZEEMAN-EFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= ZEEMAN ETKİSİ
- ZEEMAN ile/||/<> STARK ile/||/<> PASCHEN-BACK
( Bir atomun enerji düzeylerinin, dış manyetik alan altında birkaç yakın düzeye yarılmasıdır; spektrum çizgileri çoğalır. @@ Aynı yarılmanın, dış elektrik alan altında ortaya çıkmasıdır. @@ Manyetik alan çok güçlendiğinde, spin ile yörünge bağının çözülmesiyle yarılmanın niteliğinin değişmesidir. Üçü de atom düzeylerinin dış alanla yarılmasıdır: manyetik, elektrik ve güçlü-manyetik durum. )
( Formül: ΔE = μB·B )
- ZEFER[Ar.] ile ZEFER[Ar.]
( Kötü koku. İLE Ağaca vurulan destek, dayak, payanda. )
- ZEFİR[Yun.] ile ZEFİR[Ar.]
( Genellikle gömlek yapmakta kullanılan, çizgili, ince bir pamuklu kumaş. İLE Soluk verme. )
- ZEFİR[Ar. < ZEFĪR] ile/değil/yerine/=/||/<> ZİFİR
( dili zifir Tütün dumanının bıraktığı yağlı ve siyah kir Dumanın oluşturduğu is )
- ZEHAP[Ar. < ẔEHĀB] ile/değil/yerine/=/||/<> SANI
- ZEHEP, ZER ile/||/<> ALTIN
( Mineral Au metalimsi parıltı renk ve çizgisi sarı sertlik 2 53 yoğunluk 14 5619 3 kimya Doğada az bulunması dolayısıyla para olarak kullanılan ya da devletlerce para karşılığında saklanan değerli maden Sarı renkli yumuşak dövülgen ve esnek bir soy metal A A 197 2 A S 79 altın altın altın altın altın altın altın Tar altun aldın altan bakır ıltăn altın Eski Türkçeden başlayarak kullanılır altun Orta Türkçede altūn olarak geçer Eski Kıpçakçada da altūn biçimi kullanılır Kökenini açık olarak bilmiyoruz Németh NyK 41 79 Türkçe altunu Moğolca altan biçimiyle birleştirmekle yetinmiş kökeni üzerinde durmamıştır Ramstedt KWb 8a altūn biçiminin başında Türkçe al kızıl sözünün geçtiğini dile getirmiştir Daha sonra AAScF B 27 247 Lautlehre 151 Eski Türkçe altūn ve Moğolca altan biçimlerinin Türkçe al kızıl ve Korece ton değerli metal sözlerinden oluştuğunu yazmıştır Bu görüşü Räsänen Poppe Arm 1 156 V 18b 488a de benimsemiştir Ancak Doerfer TMEN 26 529 Türkçede ton metal sözünün geçmediğini vurgulayarak bu açıklamaya katılmamıştır Räsänen V 18b Yakutçada bakır olarak kullanılan altan biçiminin Moğolcadan alındığını da belirtmiştir Rassadin Zaimstvovaniya 66 de Yakutça altanın Moğolcadan kalma bir alıntı olduğunu bildirmiştir Ramstedt Lautlehre 36 Türkçe altunu Arapça lāṭūn Messing biçimiyle birleştirmeyi de denemiştir Doerfer Yakutça altanın Moğolca bir alıntı olduğu yolundaki sava da karşı çıkmıştır Kałużyński ME de Yakutça altanı Moğolca bir alıntı olarak değerlendirmemiştir Joki LwSS 6465 Ramstedtin açıklamalarını vermişse de onun daha sonra SKE al ve ton sözleri üzerinde durmadığını da dile getirmiştir Ona göre Ramstedtin eski görüşünden vazgeçtiği anlaşılıyor Poppe CAJ 8 216 27 118119 altını büyük bir olasılıkla h p ile başlayan bir örnek olarak değerlendirmek gerektiğini seslendirmiştir Ramstedt Lautlehre 151 altının āl kızıl ve Çince ton Korece ton değerli metal biçimlerinden oluştuğunu yazmıştı Poppe Doerferin bu etimolojiyi kuşku ile karşıladığını belirtmişse de daha iyi bir açıklama yapılmadığını dile getirmiştir Ona göre Altay dillerinde altın olarak kızıl ve başka bir metal adından oluşmuş birtakım örnekler geçer Örn Buryatçada altına ulān mɯngen kızıl gümüş adı verilir Bunun gibi Yakutçada da kıhıl kömüs altın olarak kullanılır Halaççada altun altın adı geçmediği gibi āl biçimi de kullanılmaz Moğolca altan Kalmıkça altn yanında Monguorcada kullanılan xardam xardan biçimi ilginçtir Poppeye göre bu biçimler haltandan gelir Moğolca biçimlerin ise hāltun paltundan geldiği anlaşılıyor Ona göre Orta Moğolca haltan da Orta Türkçeden kalma bir alıntıdır Ne var ki Poppe Orta Türkçede buna benzer bir biçimin geçtiğini bildirmemiştir Clauson ED 131 Moğolca altan biçimini Türk dillerinden kalma çok eski bir alıntı olarak değerlendirmiş altunun yalnız Yakutçada bakır anlamına geldiğini eklemiştir Altın ve bakır anlamlarının karışması üzerinde Laufer Toung Pao 17 83 s 1 not de durmuştur Son olarak Baskakov Jarring Arm 2 3 Räsänenin sözlüğünde verilen etimolojiye uyarak altının Çinceden geldiğini yazmıştır Golden Introduction 31 Sevortyan ÊSTJa 1974 142143 belli başlı etimolojik açıklamaları özet olarak vermiş Ramstedtin görüşü üzerinde durmuştur 143 Şçerbak JaS 97 17 169 bugüne değin ortaya atılan etimolojilerin büsbütün inandırıcı olmadığını vurgulamışsa da Ramstedtin altunun al ve tun değerli metal sözlerinden oluştuğu yolundaki yaklaşımının gerçeğe en yakın olduğunu da sözlendirmiştir Azeri alanında altın için gızıl sözü kullanılır )
( GOLD )
( OR )
( GOLD )
( ALTIN[Tkm.]~ALTIN[Tatk.]~ALTIN[Bşk.]~ALTIN[Nog.]~ALTIN[Kzk.]~ALTIN[Kklp.]~ALTIN[Krg.]~ALDIN[Tuv.]~ALTAN[Yak.]~ILTĂN[Çuv.] )
- ZEHİR/AĞI/SEM[Ar.] ile/ve/||/<>/>< PANZEHİR[Fars. < PÂD-İ ZEHR(PÂD: Saklayan. | Koruyan, bekleyen. | Büyük, ulu.)]
( SEMM ile ... )
( ZEHR ile BÂD-ZEHR )
( POISON vs. ANTIDOTE )
( VENOM vs./and/< ANTI-VENOM )
- ZEHİR-ZEMBEREK (ETMEK/OLMAK)
( Pişman olunduğunda. )
- ZEHİR ile/ve/||/<> ENGEL
- ZEHİR ile/ve/değil/yerine/||/<>/>< İLÂÇ
( Kullanım/uygulama/katkı oranındadır. )
( Zehiri [ya da ilâcı], zehir/ilâç yapan, dozudur.
DOSIS FACIT VENOMIUM[Lat.] )
- ZEHİR ile KÜRAR[Fr. < CURARE]
( ... İLE Güney Amerika yerlilerinin oklarına sürdükleri bitkisel zehir. )
- POISON[İng.] / POISON[Fr.] / GIFT[Alm.] ile/değil/yerine/= ZEHİR
- ZEHİR ile/||/<> POISON[İng.] ile/||/<> POISON[Fr.] ile/||/<> GIFT[Alm.] ile/||/<> AĞI
( 1 Bir organizmayı tedirgin eden ya da öldüren özdek 2 Bir metal ya da alaşımın niteliğini bozan özdek 3 Bir tezgenin etkinliğini azaltan ya da yok eden özdek )
( POISON )
( POISON )
( GIFT )
- ZEHİR ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ŞİFÂ
- ZEHİR ile/ve/||/<> ZEHİRLEYİCİ/ZEHİRLİ ile/ve/||/<> ZEHİRCİ
(
)
( Ayrıntılarını okumak için burayı tıklayınız... )
( )
( "Arasındaki FaRkLaR neler?" yazısını okumak için burayı tıklayınız... )
- ZEHİRLEMEK ile ZEHİRLENMEK ile ZEHİRLETMEK ile ZEHİR ile ZEHİRLİ/LİK ile ZEHİRSİZ/LİK ile ZEHİRLİ GAZ ile ZEHİR HAFİYE ile ZEHİR ZIKKIM ile ZEHİR ZEMBEREK
- ZEHİRLENME | AĞILANMA ile/||/<> ZEHİR | ZEHİRLENMEK | ZEHİRLİ ile/||/<> AĞI | AĞILANMAK | AĞILI
- NOXIOUS GASES[İng.] / NOCIF GAS[Fr.] / SCHÄDLICHE GASE[Alm.] ile/değil/yerine/= ZEHİRLİ GAZLAR
- ZEHİRLİ/TOKSİK KALORİ değil/yerine TOK KALORİ
- ZEHL[Ar.] ile ZEHR[Ar. çoğ. EZHÂR] ile ZEHR[Ar.] ile ZEİR/ZE'R / ZEÎR[Ar.]
( Dalgınlıkla unutma ya da geciktirme. | İşin çokluğu yüzünden geciktirme. İLE Çiçek. İLE Zehir, ağu. İLE ... )
- ZEHR, ZEHRE ile/||/<> ÇİÇEK
( botanik tarım Tohumla üreyen bitkilerde tohumu veren çanak ve taç yaprak erkek organ ve dişi organdan oluşan en uçtaki büyüme tomurcukları Tohumla üreyen bitkilerde tohumu veren çanak ve taç yaprak erkek ve dişi organdan oluşan en uçtaki büyüme tomurcukları Az çiçǝk çiçek çiçek hastalığı şeşek çiçek hastalığı Nogaylar çiçeğe şeşekey adını verirler şeşek çiçek hastalığı Karakalpaklar çiçeğe gül adını verirler şeşek çiçek çiçek hastalığı çeçak çiçek çiçek hastalığı Alt Tel çeçek Tar çeçek çiçek hastalığı çeçek çiçek śeśke Tatarcadan alınma çeçek de kullanılır Ağızlarda śeśek olarak da geçer olarak da geçer Eski Türkçeden başlayarak kullanılır çeçek Orta Türkçede de çeçek olarak geçer Eski Kıpçakçada da çeçek biçimi kullanılır Ramstedte göre KWb 248 Türkçe çeçek çeç seç auflösen einen Knoten lösen kökünden gelir Eski ve yeni diyalektlerde seç seş şeş kökü açmak çözmek olarak kullanılır Buna göre çeçek türevi de seçek çeçek şeşek biçimlerini almıştır Türkçede çeçek biçiminin çiçeke çevrildiği göze çarpıyor Türkçe seç köküne ilişkin bilgi almak için Clauson ED 857a Räsänen StO 18 3 47 Moğolcaya çeçeg ve seçeg olarak geçmiştir Ramstedt KWb 428a Clauson ED 400401 Şçerbak JaS 112 109 Farsçada çaçak a rose olarak geçer Farsça çīçak the smallpox da Türkçeden alınmıştır Türkçeden Kürtçeye de geçmiştir çiçek Özbekçeden Tacikçeye çeçak çåçak Pocken olarak geçmiştir Doerfer TLT 367 )
( FLOWER, BLOSSOM | FLOWER )
( FLEUR )
( BLÜTE )
( ÇIÇƎK[Az.]~ÇIÇEK[Tatk.]~ŞEŞEK[Nog.]~ŞEŞEK[Kklp.]~ŞEŞEK[Kzk.]~ÇEÇAK[Özb.]~ÇEÇEK[Alt.]~ÇEÇEK[Tel.]~ÇEÇEK[Tuv.]~ŚEŚKE[Çuv.] )
- ZEHR[Fars. < ZEHR] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEHİR
( zehir hafiye zehir zemberek zehir zıkkım zehretmek zehrolmak beyaz zehir panzehir kurbağazehri Organizmaya girdiğinde kimyasal etkisiyle fizyolojik görevleri bozan ve miktarına göre canlıyı öldürebilen madde ağı sem I zıkkım Büyük üzüntü acı keder sıkıntı )
- ZEHRETMEK[Fars. < ZEHR + Tr. ETMEK] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEHRETMEK
( Tatsızlık çıkarıp üzüntüye yol açmak bunaltmak acı vermek sıkmak üzmek )
- ZEHROLMAK[Fars. < ZEHR + Tr. OLMAK] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEHROLMAK
( Zevk almak umulurken üzüntü ile karşılaşmak )
- ZEHV[Ar.] ile NAHVE[Ar.]
- ZEIN, CETIN[İng.] / ZÉINE, CÉTIN[Fr.] / ZEIN, WALRAFEN[Alm.] ile/değil/yerine/= ZEİN, SETİN
- ZEİSE TUZU ile/||/<> KLASİK KOMPLEKS
( Zeise π-kompleks eten, klasik σ-donor NH₃. )
( Formül: K[PtCl₃(C₂H₄)] )
- ZEKÂ | ANLAK ile/||/<> ANLAK
( Soyutlama öğrenme ve yeni durumlara uyma yeteneklerinin toplamı Öğrenme araç geliştirme ve çevreye uyma olanağı sağlayan bellek istenç yoğulum gibi bileşenlerden oluşan üst yeti Anlama ve kavrama kapasitesi Kavrayış anlayış kavrama ve yargılama yetisi Buna göre 1 Karışık şeyleri olayları çabuk kavrama ve kolaylıkla onlara uyma yeteneği 2 Bilmeye yönelen yeti ve yeteneklerin toplamı algılama kavrama soyutlama kavram kurma genelleştirme birleştirme sonuç çıkarma eleştirme yargılama çözümleme a Duyuma karşıt olarak Anlıkla eşanlamlı kavramsal bilgi yetisi b İçgüdüye karşıt olarak Ereğe erişmek için araçlardan düşünerek bilerek yararlanma isteyerek etkin olma yetisi c Olayları ya da başkalarının düşüncelerini kolaylıkla kavrama yetisi 3 Olanakları yakalama kavrama yeni ödevlere ve yeni durumlara kendini uydurma ve onlarda kolaylıkla yolunu bulma yeteneği ve becerisi kılgılı anlak 4 Bağlantıları kavrama görüşler edinme yetisi tinsel kavrama gücü tinsel uyanıklık çabuk düşünme ve yargılama yetisi kuramsal anlak Anlağın en aşağıdan en yükseğe öke değin dereceleri vardır anlak derecelerinin saptanması için testler uygulanır belli sınırlarla hayvanlarda da anlağın bulunduğu kabul edilir zooloji Anlama ve kavrama kapasitesi Zekâ )
( INTELLIGENCE | INTELLECT | REASON )
( INTELLIGENCE | INTELLECT, ENTENDEMENT | RAISON )
( KLUGHEIT | INTELLIGENZ | INTELLEKT, VERSTAND | VERNUNFT )
( INTELLIGENTIA | INTELLECTUS | RATIO )
( INTELLIGENZA )
( ΝΟΗΜΟΣΎΝΗ / νοημοσύνη )
- ZEKÂ | ANLAK ile/||/<> ANLIK ile/||/<> US
( Soyutlama, öğrenme ve yeni durumlara uyma yeteneklerinin toplamı. @@ Öğrenme, araç geliştirme ve çevreye uyma olanağı sağlayan, bellek, istenç, yoğulum gibi bileşenlerden oluşan üst yeti. @@ Anlama ve kavrama kapasitesi. @@ Kavrayış; anlayış; kavrama ve yargılama yetisi. Buna göre: 1. Karışık şeyleri, olayları çabuk kavrama, ve kolaylıkla onlara uyma yeteneği. 2. Bilmeye yönelen yeti ve yeteneklerin toplamı (algılama, kavrama, soyutlama, kavram kurma, genelleştirme, birleştirme, sonuç çıkarma, eleştirme, yargılama, çözümleme), a. (Duyuma karşıt olarak) Anlıkla eşanlamlı, kavramsal bilgi yetisi, b. (İçgüdüye karşıt olarak) Ereğe erişmek için araçlardan düşünerek, bilerek yararlanma; isteyerek etkin olma yetisi, c. Olayları ya da başkalarının düşüncelerini kolaylıkla kavrama yetisi. 3. Olanakları yakalama, kavrama, yeni ödevlere ve yeni durumlara kendini uydurma ve onlarda kolaylıkla yolunu bulma yeteneği ve becerisi (kılgılı anlak). 4. Bağlantıları kavrama, görüşler edinme yetisi; tinsel kavrama gücü; tinsel uyanıklık; çabuk düşünme ve yargılama yetisi (kuramsal anlak). // Anlağın en aşağıdan en yükseğe (-> öke) değin dereceleri vardır; anlak derecelerinin saptanması için testler uygulanır; belli sınırlarla hayvanlarda da anlağın bulunduğu kabul edilir. @@ (zooloji) @@ Anlama ve kavrama kapasitesi. Zekâ. )
( INTELLIGENCE | INTELLECT | REASON~INTELLECT | INTELLECT, UNDERSTANDING | INSTANTANEOUS | ADHOC~REASON )
( INTELLIGENCE | INTELLECT, ENTENDEMENT | RAISON~INTELLECT, ENTENDEMENT | INSTANTANÉ~RAISON )
( INTELLIGENTIA | INTELLECTUS | RATIO~INTELLECTUS~RATIO )
( KLUGHEIT | INTELLIGENZ | INTELLEKT, VERSTAND | VERNUNFT~INTELLEKT, VERSTAND | MOMENTAN, AUGENBLICKLICH~VERNUNFT )
( INTELLIGENZA~INTELLETTO~RAGIONE )
( ΝΟΗΜΟΣΎΝΗ / νοημοσύνη~ΔΙΆΝΟΙΑ / διάνοια~ΛΌΓΟΣ / λόγος )
- ZEKÂ | BECERİKLİLİK/DİRAYET[Ar. < DİRĀYET] ile/||/<> ANLAYIŞ | ZEKÂ/FERASET[Ar. < FERĀSET] ile/||/<> ANLAYIŞ | ALGI | ALGILAMA/İDRAK[Ar. < İDRĀK] ile/||/<> ANLAMA | BİLGİ | BİLİŞ/VUKUF[Ar. < VUḲŪF]
( İnce şeyleri kavrayış zekâ beceriklilik )
- ZEKÂ:
SOYUT ile/ve/||/<> MEKANİK ile/ve/||/<> TOPLUMSAL
( )
- ZEKÂ | ZEKİ ile/||/<> ANLAK | ANLAKLI
- ANLAK/ZEKÂ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< US/AKIL/TAPINDIRAK
( Birleştirme/bağlantılandırma üzerine ve becerisi. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Ayırabilme, dışarıda bırakabilme üzerine ve becerisi. )
( Kendini düşünür. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< [Önce kendiyle birlikte] Başkalarını da düşünür. )
( Sunulmuş/bahşedilmiş olan. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Kişinin kuracağı. )
( Dün zekiydim, dünyayı değiştirmek isterdim. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Bugün akıllıyım, kendimi değiştiriyorum. )
( "Savaşta". İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Barış için! )
( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Bağ. | Eskiden, develerin ayağına bağladıkları bağ. | Kendini, gereksinimi duyulan şeyi, kendi aracılığıyla elde edilen özel bir sıfatla kayıtlandırmış zât. )
( )
( Sözel/yazınsal. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Matematik. )
( Dilin becerisi/hüneri. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Dilin freni. )
( Yakını gösteren ışık/huzme. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Uzağı gösteren ışık/huzme. )
( Ne yapacağını "bilmek", istenç/irâde[yapma bilgisi/gücü/isteği]. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Ne yapmayabileceğini bilme[bilgisi/gücü/isteği], direnç/ihtiyâr. )
( Kısa sürede [kazanırsa/belki/kısmen] "kazan[dır]ır". İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Orta ve uzun sürede kazan[dır]ır. )
( )
( [Kişileri ...] Ayrıştırır, uzaklaştırır. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Birleştirir, buluşturur. )
( [öteki ucu] Asalaklık. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Aptallık. )
( Keskinleştirmek üzere. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Yetkinleştirmek üzere. )
( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Hind felsefesindeki temel kavram RTA, Yol (Rota, route, road) anlamına gelmektedir. Ratio'nun kaynağı olan Ratis ise, Lâtince'de, bağ çubuklarını boylarına göre düzlemektir, denk etmektir. Eski Yunan'da, muntazam dizilmiş kolye anlamında, "cosmos", düzenli evren ("Cosmos") ile, akıl, dil, "Logos (uyumlu dil ve Akıl)", "Nomos", "Ethos" [yüce değerlere yönelme] arasındaki eşdeğerlik demektir. Japonların "Kannagara no michi"si, Arapların "Şeria"sı da aynı, doğru yol, anlamındadır. )
( INTELLIGENCE vs./and/but/||/<>/< REASON/RATIO
REASON/RATIO instead of INTELLIGENCE )
( [nicht] INTELLIGENZ mit/und/||/<>/< VERNUNFT )
- ZEKÂ[Ar.] ile/değil/yerine/= ANLAK
- ZEKÂ değil/ne yazık ki BOŞLAMA(İHMAL)
( Çocukların, telefonda/tablette oyun bulup oynaması, zeki olduğunu değil ne yazık ki, boşlandığını gösterir. )
- ZEKÂ ve/<>/>< EYLEM
( INTELLIGENCE and ACTION )
- ZEKÂ ile/ve/||/<>/>/< GÖZLEM GÜCÜ
- ZEKÂ ile/ve/<> KUVVET ile/ve/<> MADDE
- ZEKÂ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< NAMUS
- ZEKÂ ile/ve/değil/||/<> ÖNCELİK (VERME[ME]K)
- ZEKÂ ve/||/<> SEVGİ
( [İnsan] Zekâ karşısında dize gelir. VE/||/<> Sevgi karşısında diz çöker. )
- ZEKA ile ZEKAT ile ZEKALI/LIK ile ZEKASIZ/LIK ile ZEKA YAŞI ile ZEKA TESTİ ile ZEKA BÖLÜMÜ ile ZEKAT KEÇİSİ ile ZEKA GERİLİĞİ ile ZEKA YETENEĞİ
- ZEKÂNIN ELVERMESİ" ile "AKLIN BASMASI"
- ZEKÂT[Ar. < ZEKÂT] ile/||/<> ...
( Şeriat kuralları gereğince varlıklı Müslümanların her yıl yoksullara vermek zorunda bulundukları mallarının kırkta bir oranındaki kesimi )
- ZEKÂT ile/ve/||/<> MÂÛN
( ... İLE/VE/||/<> Malın zekâtı. )
- ZEKÂT ile NİSÂB
( ASIL, ESAS | BİR MALIN ZEKÂTINI VERMEK ÜZERE VARILMASI GEREKEN MİKTAR | DERECE, İSTENİLEN HAD )
- ZEKÂT ile/ve/||/<> SADAKA ile/ve/||/<> İNFÂK
( Maddî olarak vermek. İLE/VE/||/<> Manevi olarak vermek. İLE/VE/||/<> Geciktirmeden vermek. )
- ZEKÂT ve/||/<>/>/< ZEKÂ
- ZEKAT[Ar. < ZEKĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEKÂT
( zekât keçisi Zenginlerin sahip olduğu mal ve paranın kırkta birinin fakirler başta olmak üzere Kur an ın belirlemiş olduğu yerlere dağıtılmasını öngören İslam ın beş şartından biri )
- ZEKER[Ar. < ẔEKER] ile/değil/yerine/=/||/<> ERKEKLİK ORGANI
- ZEKERİYAKÖY CAMİİ :
( Köy içinde bulunan cami, Çelebi Müfti Lakabı ile maruf Şeyhülislam Hocazade Mehmet Efendi (ö. 1615) tarafından yaptırıldı. Ayrıca camiin bakımı, onarımı ve diğer ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için Sarıyer'deki hamamı vakfetti. Vakfedilen Sarıyer Hamamı İsa - Zade vakfındadır. Cami birkaç kez onarım geçirdi. Son onarımda hemen hemen tamamen yenilendiği için tarihi bir özelliği kalmadı. )
- ZEKERİYAKÖY ORHAN KEÇELİ STADI :
( Zekzeriyaköy'de Bahçeköy yolu üzerinde sağ taraftadır. Normal büyüklükte bir antrenman sahasıdır. Tesisi varsa da yeterli değildir. Burada da semt kulüplerinin alt yapı takımları lig maçlarını oynamakta ve zaman zaman da Sarıyer Spor kulübü antrenman yapmaktadır. Bu stadı Seba İnşaatın sahibi Engin - Nedim Keçeli kardeşler yaparak İl Spor Gençlik Müdürlüğüne vermiş ve aile büyüklerkinin ismi stada verilmiştir. )
- ZEKERİYAKÖY'DEKİ DEV ÇINAR AĞACI :
( Köy meydanında ve Hayrat Çeşmenin (eski Emetullah Hatun Çeşmesi) yanında bulunan dev çınar ağacının çevresi dipten 11 m, göğüs hizasından çevresi 8 metredir. Yaşı tahminen 750 - 800'dir. Yüksekliği 25 m'den fazladır. Etrafı çevrilerek dıştan koruma altındadır. )
- ZEKERİYEKÖY MUHTARLIĞI YANINDAKİ ÇINAR AĞAÇI :
( Köy Muhtarlığı binası ile eski köy kahvesi arasındadır. Çok sağlıklıdır. Çevresi 7.50 m'dir. Yaşı tahminen 450 - 500'dür. )
- ZEKİ KİŞİLERİN, İŞE ALINMA AMACI:
NE YAPACAKLARINI SÖYLEMEK ile/değil/yerine İŞVERENLERİN, NE/LER YAPACAĞINI/YAPABİLECEĞİNİ SÖYLEMELERİ
- ZEKÎ[< ZEKÂ), ZEKİYYE ile/değil/yerine/= TEMİZ, HÂLİS, HÂLİ TEMİZ OLAN KİMSE | AKLINI SAFLAŞTIRMIŞ, ARI, DURU HALE GETİRMİŞ KİŞİ
- ZEKİ ile/ve/değil/yerine/<>/< BİLGE
( [Sorunu] Çözümleyen/çözen. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<>/< Önleyen. )
( Nerede aptal olacağını biliyorsan, yeterince zekisin demektir. )
- ZEKÎ ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/< SİNSİ
- ZEKÎ[Ar. < ZEKÂ] ile ZEKÎ[Ar. çoğ. EZKİYÂ] ile ZEKÎR[Ar.]
( Temiz, halis, hali temiz olan kişi. İLE Zeyrek, zekâ sahibi, çabuk anlayışlı. İLE Unutmayan, belleği güçlü. )
- ZELÂZİLNÜVÎS | DEPREMÇİZER ile/||/<> DEPREM OCAĞI
( Depremleri yazan araç. @@ Yerkabuğunun sarsıntılarını çizmede, yeğinliğini belirlemede ve deprem özeğini kestirmede kullanılan duyarlı algıç. )
( SEISMOGRAPH | HYPOCENTER, FOCUS~HYPOCENTER, FOCUS | HYPOCENTRE )
( SÉISMOGRAPHE | SISMOGRAPHE | HYPOCENTRE, CENTRE, FOYER~HYPOCENTRE, CENTRE, FOYER | HYPOCENTRE )
( SEISMOGRAPH | ERDBEBENMESSER | HYPOZENTRUM, HERD~HYPOZENTRUM, HERD | HYPOZENTRUM )
( SISMOGRAFO~IPOCENTRO )
( ΣΕΙΣΜΟΓΡΆΦΟΣ / σεισμογράφος~ΥΠΌΚΕΝΤΡΟ / υπόκεντρο )
- ZELÎL[Ar. < ZİLLET] ile/değil/yerine/= AŞAĞILANAN/HOR GÖRÜLEN
( HOR, HAKİR, ALÇAK, AŞAĞI TUTULAN, AŞAĞILANAN )
- ZELÎL[Ar.] ile MEHÎN[Ar.] ile MÜZ'İN[Ar.]
- ZELİL ile/ve/<> REZİL
- ZELİL[Ar. < ẔELĪL] ile/değil/yerine/=/||/<> ZELİL
( Hor görülen aşağı tutulan aşağılanan )
- ZELÎL[Ar.] ile ZELÎL[Ar. < ZİLLET | çoğ. EZİLLÂ, EZİLLE, ZİLÂL, ZULLÂN]
( Sürçüp düşen, yanılan. İLE Hor, hakir, alçak, aşağı tutulan, aşağılanan. )
- ZELLE(T) ile ZULÜM
( Sürçüp kayma. İLE Güçlü birinin yasaya ya da vicdana aykırı olarak başkalarına yaptığı her türlü kötülük, haksızlık. )
- ZELVE[Yun. < ] ile/değil/yerine/=/||/<> ZELVE
( Çift öküzünün boyunduruktan çıkmaması için boynunun iki yanından boyunduruğa aşağıya doğru geçirilen çubuk )
- ZELVE[Yun.] ile/||/<> ZEVLE
( zevle Ağızlarda zilve olarak da geçer Dilimizde yaygın olarak kullanılan zelve biçimi göçüşme métathèse sonunda oluşmuştur Zelve zevle adının daha çok Batı Anadoluda kullanıldığı anlaşılıyor Doğu Anadoluda zelve yerine sami adı geçer sami R ζεῦλα ζεύλα Joch Bulgarca zevle Türkçe yoluyla Rumcadan alınmıştır BER 1 630 Kürtçe zevle cercle quon met au cou des boeufs pour tenir le joug Türkçeden geçmiştir )
( ΖΕΥ͂ΛΑ / ζεῦλα )
- ZELZELE[Ar.] ile RECFE[Ar.]
( Sarsıntı. İLE Çok güçlü sarsıntı. )
- ZEM[Ar. < ẔEMM] ile/değil/yerine/=/||/<> YERME (ZEMMETMEK)
- ZEMBİL[Ar. < ZİNBİL] ile/||/<> HASIRDAN ÖRÜLMÜŞ SAPLI TORBA
( hasırdan örülmüş saplı torba Arapça Suriye ya da Farsçadan alındığı anlaşılıyor zambīl zimbīl a basket made of palmleaves zanbīl Türkçeden Balkan dillerine de geçmiştir Skok EtRj 3 649 Andriotis EL 116 117 )
- ZEMİN KATI ile/||/<> GROUND-FLOOR[İng.] ile/||/<> REZ-DE-CHAUSSÉE[Fr.] ile/||/<> ERDGESCHOSS[Alm.] ile/||/<> YER KATI
( Toprak düzeyinde olan kat )
( GROUND-FLOOR )
( REZ-DE-CHAUSSÉE )
( ERDGESCHOSS )
- ZEMİN ile/ve/<> AĞ
- ZEMİN ile ALTYAPI
( GROUND vs. SUBSTRUCTURE )
- ZEMİN ile/ve/<> BAĞLAM
- ZEMİN ile/ve EREK
( PLACE vs./and AIM )
- ZEMİN ile/ve HAREKET NOKTASI
( Zemini olmayanın ereği olmaz. )
- ZEMİN" ile/||/<>/>/< MUHARRİK UNSUR
- ZEMİN ile/ve/<> OLANAK
- ZEMİN[Fars. < ZEMĪN] ile/değil/yerine/=/||/<> TABAN | TEMEL | ORTAM | DÜNYA
( zemin katı ağır zemin hemzemin ıslak zemin taban I Kumaş süslü kâğıt halı yer muşambası tablo vb desenli nesnelerde biçimlerin üzerinde yer aldığı renk temel ortam dünya Oyun sahasının yüzeyi )
- ZEMİN[Ar.] ile/değil/yerine/= TABAN/YER
- ZEMİN ile/ve TAŞIYICI
- ZEMİN ile ZEMİN KAT ile KARA KUVVETİ ile ZEMİN PLANI ile ZEMİN KİRASI ile TEMEL DURUM ile ÖĞÜTÜLMÜŞ BUĞDAY VE ET ile TOPRAKLAYICI ile ASILSIZ ile TOPRAKLI ile KANARYA OTU
( GROUND vs. GROUND FLOOR vs. GROUND FORCE vs. GROUND PLAN vs. GROUND RENT vs. GROUND STATE vs. GROUND WHEAT AND MEAT vs. GROUNDER vs. GROUNDLESS vs. GROUNDLING vs. GROUNDSEL )
( آسيابي ile زمين ile دوخ ile کوبيده ile طبقه همکف ile اشکوب هم کف ile نيروي زميني ile طرح عمومي ile طرح اساسي ile اجاره عرصه ile کمترين نيرو ile نيروي اساسي ile هريسه ile پايهگذار ile واهي ile بي اساس ile بي اصلص ile گياه زميني ile تير پايه )
( ASYABY ile ZAMYNE ile دوخ ile KUBYDAH ile TABAGHEH CPEHMAKF ile ESHKUB NPAM KOF ile NEYROY ZAMYNEY ile TARH AMOMY ile TARH ASASY ile EJAREH ARSEH ile KAMTARYNE NEYRO ile NEYROY ASASY ile هريسه ile PAYCPEHGOZAR ile VAHY ile BEY ASAS ile BEY ESLES ile GYAH ZAMYNEY ile TYR PAYYEH )
- ZEMİN ile ZEMİN LAMBASI ile DÖŞEME ile DÖŞEME TAHTASI ile DÖŞEME
( FLOOR vs. FLOOR LAMP vs. FLOORAGE vs. FLOORBOARD vs. FLOORING )
( اشکوب ile طبقه ile چراغ پايهدار ile فضاي صحن ile کف تخته اي ile کف سازي )
( ESHKUB ile TABAGHEH ile CHARAGH PAYCPEHDAR ile FAZAY SAHN ile KOF TAKHTEH AY ile KOF SAZY )
- Zemininde KONUŞ!!!
- ZEMİN/LİK ile ZEMİNLİ ile ZEMİN KATI
- ZEMMETMEK[Ar. < ẔEMM + Tr. ETMEK] ile/değil/yerine/=/||/<> YERMEK
- ZEN:
ANLAMI (")ANLAMSIZLIĞI/NDA(") ile/ve/||/<> (")ANLAMSIZLIĞI(") DA ANLAMLILIĞINDA
- ZEN[Fars. < ZEN] ile/değil/yerine/=/||/<> KADIN (ZENDOST)
- ZENANE[Fars. < ZENĀNE] ile/değil/yerine/=/||/<> ZENNE
( Kadın işi Orta oyununda ya da Karagöz de kadın rolüne çıkan erkek oyuncu )
- ZENB[Ar.] ile KABÎH[Ar.]
- ZENB[Ar.] ile MASİYET[Ar. < İSYAN][>< İTAAT]
( Cezayı gerektirecek günah. İLE İtaatten ayrılmak, söz dinlememek, çoğunluk tarafından onaylanan davranışlara uyum sağlamamak. | İtaatten çıkmak, günah işlemek. | Bir davranıştan imtina etme, ona karşı direnme. )
- ZENCEFİL/ZENCEBİL[Ar. < ZENCEBĪL] ile/||/<> ZERDEÇAL/ZERDEÇAV[Fars. < ZERDE + ÇĀV]
( Zencefilgillerden ana vatanı Hindistan ve Malezya olan kamış görünüşünde otsu bir bitki Zingiber officinale Bu bitkiden elde edilen ve baharat olarak kullanılan toz )
- ZENCİ[Ar.]/SİYAHÎ[Fars. + Ar.] ile/değil/yerine/<> KARAŞIN
( ... İLE/DEĞİL/YERİNE/<> Rengi karaya çalan, esmer kişi. )
- ZENCİ ile/||/<> SİYAH ADAM
- ZENCİ[Ar. < ZENCĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> ZENCİ
( Siyah ırktan olan kimse siyahi siyah adam Arap )
- ZENCİ/FELLAH[Ar.] ile/değil/yerine/= SİYAH/KARA TENLİ
- ZEND[Ar. çoğ. EZNÂD, ZİNÂD] ile ZEND[Ar. çoğ. ZİNÂD] ile ZEND[Ar.] ile ZEN[Jap.]
( Çakmak demiri. İLE Dirsek ile bilek arasındaki iki kemikten iç tarafta bulunanı, dirsek kemiği. [KÛBERE: Dış taraftaki kemik.] İLE Zerdüşt'ün, kendine indiğini ileri sürdüğü kitap. | Eski Farsça'nın bir lehçesi. İLE An bilinci, anda yaşananların/yaşanabileceklerin farkındalığı. )
- ZENDAKA/ZINDIKLIK ile/ve/||/<> İLHÂD
- ZENDO[Jap.] ile ...
( Zen manastırlarında toplu meditasyon yapmak için ayrılmış olan salon. (Tasavvuf'ta ile ABCDEF ( Meydan; Zikir ve/ya da Sema yapılan alan) )
- ZENEB-İ ZÜHRE | ÇİÇEK SAPI ile/||/<> ÇİÇEK SAPI
( botanik 1 Çiçek başını taşıyan sap 2 Bir yere bağlı olarak yaşayan protozoonlarda denizlâlelerinde organizmayı yere bağlayan sap 3 Eklem bacaklılarda karın ve gövde arasındaki bağ 4 Beynin farklı kısımlarını birleştiren sinir telleri demeti Pedünkül )
( PEDUNCLE, FLOWER STALK )
( PÉDONCULE | PÉDONCULE, TIGE FLORALE )
( BLÜTENSTIEL )
( PEDUNCULUS: KÜÇÜK AYAK )
- ZENER BREAKDOWN[İng.] ile/değil/yerine/= ZENER BOZULMASI (VEYA ZENER KESİLMESİ)
- ZENER DIODE[İng.] / DIODE ZENER[Fr.] / Z-DIODE, ZENER-DIODE[Alm.] ile/değil/yerine/= ZENER DİYODU
- CLAQUAGE ZENER[Fr.] / ZENER-DURCHBRUCH[Alm.] ile/değil/yerine/= ZENER KESİLMESİ/KIRILMASI
- ZENGİN, ETHEM (İSPİR, 1944) :
( Üniversiteyi İnşaat Mühendisi olarak tamamladı ve inşaat müteahhidi olarak iş hayatına atıldı. Sarıyer Spor Kulübü'nde 1 dönem yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. )
- ZENGİN ve/||/=/<> GÖNÜL AÇAN(FETHEDEN)
( En zengin kişi/ler, gönül fetheden(ler)dir. )
- ZENGİNKEN, FAKİR DÜŞMEK ile/ve/||/<> ZÂLİMLER ARASINDA, ÂLİM OLMAK ile/ve/||/<> HATIRLIYKEN, İTİBARSIZLAŞMAK
- ZENGİNLEMEK ile ZENGİN EKMEK ile ZENGİNLENMEK ile ZENGİNLEŞMEK ile ZENGİNLEŞTİRMEK ile ZENGİN/LİK ile ZENGİN ERKİ ile ZENGİN KAFİYE
- ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ KİTAP ile/||/<> ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ KÜTÜPHANE
( Zengin duruma getirilmek )
- ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ KİTAP ile/||/<> Z-KİTAP
- ZENGİN/LİK ile/ve/değil/yerine/||/< ENGİN/LİK
- ZENGİN/LİK ile GÜÇLÜ/LÜK
- ANGLE DU ZÉNITH[Fr.] ile/değil/yerine/= ZENİT AÇISI
- ZENNE/ZENANE[Fars. < ZENĀNE] ile/||/<> ZUHURİ/ZUHURİ[Ar. < ẒUHŪRĪ]
( Kadın işi Orta oyununda ya da Karagöz de kadın rolüne çıkan erkek oyuncu )
- ZENNE ile/||/<> ZENNE[Fars. < ZENÂNE]
( Kar Ort O Kadın tipi Orta oyununda kadın rolünü erkek oyuncular oynardı Karagöz oyununda bu tip çeşitli kadın tasvirleriyle görülür Bunlar dansçılar büyücüler Arap halayıklar ve genç kızlar gibi bölümlere ayrılırlar Türk gölge ve ortaoyunlarında kadın tipi Değişik toplum sınıflarından gelen genç ve yaşlı tiplerdir Gençleri gönül işlerinde yaşlılar ise gülmeceyi desteklemekte kullanılan figürlerdir Bunlar genellikle olumsuz çizilmişlerdir ahlak kurallarını çiğnerler kocalarını aldatırlar paraya önem verirler iç güzellikten çok dış güzellikle ilgilenirler Hatta evli olanları bile bu kalıplar dışında değildir Evli kadınlar dırdırcı kocalarını usandıran tiplerdir Bunlar para ile satın alınabilen para için herşeyi yapabilen tipler olup toplum içinde birer mal durumundadırlar Geleneksel Türk tiyatrosunda saygıdeğer kadın tipleri anneler ve bir de platonik sevgi bağını yürüten çok genç kişilerdir )
- ZENON ile/ve/||/<> ZENON
( Paradokslarıyla bilinen filozof. İLE/VE/||/<> Stoa Okulu'nun kurucusu olan filozof. )
( [M.Ö.] 495 - 430 ile/ve/||/<> 334 - 262 )
( Elea'lı. İLE/VE/||/<> Kıbrıs'lı. )
- ZEPHYR[Fr. < ZÉPHYR] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEFİR
( Genellikle gömlek yapımında kullanılan çizgili ince pamuklu bir kumaş türü )
- ZER[Fars. < ZER] ile/değil/yerine/=/||/<> ALTIN
- ZERD/ZERED[Ar. çoğ. ZÜRÛD] ile ZERD[Ar.]
( Halka halka örülmüş savaşçı zırhı. İLE Sarı. | Solgun, soluk. )
- ZERDE[Fars. < ZERDE] ile/||/<> ...
( safranla renk ve koku verilen bir çeşit pirinç lapası zarda rice dressed with honey and saffron zard yellow a Sırpça zèrde Türkçeden alınmıştır Skok EtRj 3 651 )
( ZARDA )
- ZERDE[Fars. < ZERDE] ile/değil/yerine/=/||/<> ZERDE
( Safranla renk ve koku verilen bir çeşit şekerli pirinç peltesi )
- ZERDEÇAL[Fars. < ZERDE + ÇÂV] ile/||/<> ...
( yaprakları sivri uçlu çiçekleri sarı renkte bir bitki Türkçede zerdeçöp olarak da geçer zardaçāv zardaçob wood with which they dye yellow zard yellow çūb çob a log wood a tree Türkçeye zerdeçav olarak geçtiği anlaşılıyor Sonundaki v Türkçede lye çevrilmiştir Türkçe şarampov şarampol Türkçe pastav pastal örneklerinde olduğu gibi )
( ZARDA-ÇĀV )
- ZERDEÇAV[Fars. < ZERDE + ÇĀV] ile/değil/yerine/=/||/<> ZERDEÇAL
( Zencefilgillerden kök saplarından safranı andıran boyalı bir madde çıkarılan yaprakları sivri uçlu çiçekleri sarı renkte çok yıllık bir bitki Hint safranı Curcuma longa )
- ZEREN, DR. NECDET (VİDİN, ROMANYA, 1894 - 1979) :
( Tıbbiye'yi bitirdi. Sarıyer'de uzun yıllar Hükümet Doktoru olarak görev yaptı. Sarıyer Spor Kulübü'nde 14 dönem yönetim kurulu üyesi olarak görev aldı. İstanbul İl Genel Meclis Üyesi olarak yaptı. )
- ZER-İ DEH-PENCÎ[Fars.] ile ZER-İ KAMER-TÂB[Fars.] ile ZER-İ KÂMİL[Fars.] ile ZER-İ MAHBÛB[Fars.] ile ZER-İ MAKLÛB[Fars.] ile ZER-İ SÂV/SÂVE[Fars.] ile ZER-İ ŞEŞ-SERÎ/VÎJE[Fars.]
( Yarısı bakır olan altın.[onda beşi] İLE Üzerinde ay simgesi bulunan bir altın para. İLE Tam, hâlis, ayarı tamam altın. İLE Yirmibeş kuruş değerinde bir altın para.[1787'de 3,5 kuruş değer konulmuş ve II. Mustafa devrinde çıkarılmıştı.] İLE Kalıp altın. İLE Ayarı tam altın ya da kırıntısı. İLE Hâlis altın. )
- ZER'Î/ZER'İYYÂT[Ar.] ile ...
- ZER'İYYÂT[Ar. < ZER'Î] ile ZER'İYYÂT[Ar.]
( Arşınla ölçülen şeyler. İLE Ekim işleri. )
- ZERK ETMEK ile/||/<> İÇ İTMEK
- ZERO FIELD SPLITTING ile/||/<> SPIN-ORBIT COUPLING
( ZFS kristal alan D, E, spin-orbit LS coupling. )
( Formül: D İLE E parametreleri )
- ZERO-KNOWLEDGE ile/||/<> MPC ile/||/<> FHE
( Modern kriptografik protokoller. )
( Formül: ZKP: P kanıtlar İLE V doğrular )
- ZERRÂ'[Ar. < ZER'Î]/ZÜRRÂ[Ar.] ile ZERRÂH/ZÜRRÂH[Ar. çoğ. ZERÂRÎH]
( Ekinci, çiftçi. İLE Kuduz böceği. )
- ZERRE MİSKAL (İLGİSİ BULUNMAMAK) -ile
- ZERRE | MOLEKÜL ile/||/<> MOLEKÜL ile/||/<> MOLEKÜL[Fr. < MOLÉCULE]
( Öğe ya da bileşikleri oluşturan ve onların tüm özgül niteliklerini gösteren en küçük birim özdek kimya Kimyasal bağlarıyla bir arada tutulan bir grup atom )
( MOLECULE )
( MOLÉCULE )
( MOLEKÜL )
- ZERRE ile/ve/||/<> KÜRRE[Ar. < KURE]
( Çok küçük parçacık. | 0,00156 gram olan ağırlık ölçü birimi. İLE/VE/||/<> Tüm noktaları merkezden aynı uzaklıkta bulunan bir yüzeyle sınırlı nesne. | Yeryüzü, acun/dünya. )
- ZERRE ile MONAD
- ZERRE[Ar.]/MOLEKÜL[Fr.] ile/değil/yerine/= PARÇACIK/TOZAN
( Çok küçük parçacık. | Öğe ya da bileşikleri oluşturan ve onların özgül niteliklerini gösteren en küçük birim. | [fiziksel kimya] Bir ya da birkaç çekirdek ya da elektronlu yapı. | Bir bütünün, en küçük parçası. )
- ZERRE ile/değil/yerine/= TOZAN
- ZERRE[Ar. < ẔERRE] ile/değil/yerine/=/||/<> ZERRE
( Çok küçük parçacık habbe gram olan ağırlık ölçü birimi )
- ZERRE ile ZERRECE
- ZERRİN KÜLÂH ile/||/<> ÜSKÜF[Yun.]
( Yayabaşı ve daha yüksek aşamalardaki yeniçeri subaylarının giydikleri ağız yanı dört parmak eninde sırma ile işlenmiş börk Eski kaynaklarda başlık olarak geçer Eskiden gemicilerin kullandıkları külahlara da uskuf adı verilirdi Yerel ağızlarda da üsküf külah başlık olarak kullanılır İtal scuffia headdress Türkçede scuf fianın başındaki sc ünsüz düğümü ü ünlüsüyle çözülmüştür Arapça ve Rumcaya da geçmiştir usqūfiya Suriye skûfa R σκούφια )
( SCUFFIA )
- ZERRİN[Fars.] ile/değil/yerine/= FULYA
( Altından yapılmış. | Altın rengi, sarı. | [bitki] Fulya. )
- ZERZEVAT[Fars. < SEBZE + AR. < -VÂT] ile/||/<> ...
( sebze genellikle pişirilerek yenen bitkiler ya da bunların taneleri göveri göverti sebzevat küçük önemsiz nesneler sabza sebze vāt çokluk eki Türkçede baştaki s sesi zye çevrilmiştir sebze İkinci anlam Türkçede sonradan çıkmıştır )
( SABZA )
- ZETA PINCH[İng.] / PINCEMENT ZÊTA[Fr.] ile/değil/yerine/= ZETA SIKIŞTIRMASI
- ZEVÂD[Ar. < ZÂD] ile ZEVÂT[Ar. < ZÂT] ile ZEVÂD[Fars.]
( Azıklar, yiyintiler. İLE Kişiler/şahıslar, kimseler. İLE Azık, erzak stoku. )
- ZEVAL[Ar. < ZEVĀL] ile/değil/yerine/=/||/<> BOZULMA | ÖĞLE
( Yok olma yok edilme Suç kabahat sorumluluk bozulma öğle )
- ZEVÂL ile/ve/<> FEY-İ ZEVÂL
( Güneşin tam tepede olduğu an/vakit. İLE/VE/<> Güneşin zevâlden çıkmaya başladığı an. )
- ZEVÂL ile/||/<> ÖĞLE
( Günortası Güneşin öğlene geldiği an Güneşin öğlen çemberi üzerine geldiği an coğrafya öğle öyle öğleden sonraki vakit üyle öğle öğle vakti Kâşgarlı Mahmudun tanıklığına göre Oğuzlar öyle öğle vakti biçimini kullanırlar Buna karşılık Eski Kıpçakçada özle olarak geçer Türkçe öd zaman vakit kökünden le ekiyle yapılmıştır Türkçe dünle geceleyin dün tün gece taŋla ya da daŋla taŋ daŋ sabahın gün doğmadan önceki vakti sabahleyin sabah vakti örneklerinde olduğu gibi Bu eke ilişkin bilgi almak için Tulum EFTDED 26 159 Doerfer OLZ 1971 9 10 450 Brahmi yazısına dayanarak öd yerine üd biçimini benimsemiştir Doerfer ZDMG 125 198199 CAJ 17 27 Eski Türkçe d sesinin diyalektlerin büyük bir bölümünde z durağı yoluyla yye çevrildiğini biliyoruz Örn Eski Türkçe adak biçimi azak durağından geçerek Türkçede ve birçok diyalektte ayaka dönüşmüştür Buna göre Eski Türkçe öd de öye çevrilmiştir O bakımdan Türkmencede geçen öyle biçimi etimolojik bir biçimdir Türkçede kullanılan öğle biçimi ise etimolojik bir yazım değildir Kaburgaya verilen eski eyegü adının eğe yazımı gibi )
( NOON | MIDDAY )
( MIDI )
( MITTAG )
( ÖYLE[Tkm.]~ÜYLE[Nog.] )
- ZEVAL ile ZEVAT ile ZEVALİ ile ZEVALSİZ/LİK ile ZEVAL VAKTİ ile ZEVALİ SAAT
- ZEVÂT ile/değil/yerine/= KİŞİLER
- ZEVÂT[< ZÂT] ile KİŞİLER (ÖZCE BİR OLANLAR)
( KİŞİLER | SÂHİP, MÂLİK )
- ZEVAT[Ar. < ẔEVĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEVAT
( Kişiler zatlar )
- ZEVCE[Ar. çoğ. EZVÂC] ile/değil/yerine/= EŞ/KARI
- ZEVCE[Ar. < ZEVCE] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEVCE
( Bir erkeğin evlenmiş olduğu kadın )
- ZEVCE-İ MEDHÛLETÜN BİHÂ[Ar.] ile ZEVCE-İ GAYR-İ MEDHÛLETÜN BİHÂ[Ar.]
( Gerdeğe girmiş eş/zevce. İLE Henüz gerdeğe girmemiş eş/zevce. )
- ZEVCİY-YÜL-ESÂBİ'[Ar.] / ARTIODACTYLES[Fr.] ile ...
( Çiftparmaklılar. )
- ZEVEBAN | ERİME ile/||/<> ERİME ile/||/<> ERİMEK
( Isı etkisiyle örüt yapıları çözülen katıların sıvı evreye geçmeleri olayı donmanın tersi 1 kimya Bir özdeğin herhangi bir sıvı içerisinde özdecik ya da yükün olarak dağılması olayı 2 fizik Isı etkisiyle katı iken sıvı durumuna geçme Bir katının katı evresinden ısı ve basınç etkisiyle sıvıya dönüşümü çözünme çözünmek Metallerin erime sıcaklıkları üzerinde ısıtılmalarıyle katı durumdan sıvı duruma geçmeleri olayı )
( MELTING, FUSION | DISSOLUTION | MELTING | SOLIDIFICATION )
( FUSION | DISSOLUTION | FONTE | SOLIDIFICATION )
( SCHMELZUNG | SCHMELZEN | ERSTARRUNG )
( FUSIO )
( FUSIONE )
( ΤΉΞΗ / τήξη )
- ZEVEBAN | ERİME >< KATILAŞMA
( Isı etkisiyle örüt yapıları çözülen katıların, sıvı evreye geçmeleri olayı ; donmanın tersi. @@ 1. kimya: Bir özdeğin, herhangi bir sıvı içerisinde özdecik ya da yükün olarak dağılması olayı. 2. fizik: Isı etkisiyle, katı iken sıvı durumuna geçme. @@ Bir katının katı evresinden ısı ve basınç etkisiyle sıvıya dönüşümü. @@ bk. çözünme. @@ bk. çözünmek. @@ Metallerin, erime sıcaklıkları üzerinde ısıtılmalarıyle, katı durumdan sıvı duruma geçmeleri olayı. )
( MELTING, FUSION | DISSOLUTION | MELTING | SOLIDIFICATION~SOLIDIFICATION | CONSOLIDATION )
( FUSION | DISSOLUTION | FONTE | SOLIDIFICATION~SOLIDIFICATION | CONSOLIDATION )
( FUSIO~... )
( SCHMELZUNG | SCHMELZEN | ERSTARRUNG~ERSTARRUNG | VERFESTIGUNG )
( FUSIONE~SOLIDIFICAZIONE )
( ΤΉΞΗ / τήξη~ΣΤΕΡΕΟΠΟΊΗΣΗ / στερεοποίηση )
- ZEVİLHAYAT | CANLI ile/||/<> CANLI
( botanik biyoloji )
( LIVE )
( ÊTRE VIVANT | VIVANT )
- ZEVİLHAYAT | CANLI >< CANSIZ
- ZEVİYE-İ MÜNFERİCE | GENİŞ AÇI ile/||/<> GENİŞ AÇI
( Ölçüsü dik açıdan daha büyük ve düz açıdan daha küçük olan açı matematik Ölçüsü doksan dereceden büyük olan açı )
( OBTUSE ANGLE )
( ANGLE OBTUS )
( STUMPF WINKET | STUMPFER WINKEL )
( OBTUSUS )
- ZEVK ALMAK İÇİN/ÜZERE ile ZEVK VERMEK İÇİN/ÜZERE
- Zevk için DİNLE!!!
- Zevk için DİNLE!!!
- ZEVK[Ar.] ile İDRÂKU'T-TA'M[Ar.]
- ZEVK ile/||/<> TOSTE[İng.] ile/||/<> GOÛT[Fr.] ile/||/<> GUSTUS[Lat.] ile/||/<> GESCHMACK[Alm.] ile/||/<> BEĞENİ
( 1 Kesin güvenilir ince ayrımlara varan bir duyguya dayanan estetik yargılama ve değerleme gücü güzeli çirkinden ayırma yetisi 2 Estetik duyumlamanın öznelkişisel rengi ve belirliliği Beğeniler üzerine tartışılmaz 3 Özellikle modada kendini gösteren toplumlara ya da çağlara ilişkin bireyüstü ortak değerleme eğilimi )
( TOSTE )
( GOÛT )
( GESCHMACK )
( GUSTUS )
- ZEVKİ SÜREN ve/<> ZEKİ MÜREN
- ZEVKİNE ERMEK ile/ve/||/<>/< ZEVK VERMEK
- ZEVKİNİ ALMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< HİKMETİNE ERMEK
( Lâf-ü-Güzâf ve kıl-ü-kâl kalktığında, geriye, zevk ve vicdan kalır. )
- ZEVKSELİM[Ar. < ẔEVḲ + SELĪM] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEVKİSELİM
( En yüksek zevk )
- ZEVRÂK[Ar.] ile/değil/yerine/= KAYIK
( Suya en dayanaklı olan sandal ağacından, hiç çivi kullanmadan yapılır. [Atatürk'ün kullandığı -fotoğraftaki- kayık.] İLE ... )
- ZEVVAKÎN-İ DERGÂH-I ÂLÎ, ZEVVAKÎN-İ HASSA ile/||/<> SOFRACI
( Sarayda sofra hizmeti gören kimi zaman padişahın özel yemeğinin hazırlanmasına bakan kimse )
- ZEYBEK, GÖKAN (BAYBURT, 1964) :
( İşadamı ve siyasetçi. Darüşşafaka mahallesinde oturuyor. İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesini bitirdi (1985). Kuleli Askeri Lisesi onarımında şantiye şefliği ile iş hayatına atıldı. Siyasi hayata CHP saflarında başladı. Kâğıthane İlçe Belediye Başkanlığı adaylığı (1994), CHP İl Yönetim Kurulu Üyeliği (2001 - 2008), Şirintepe Spor Kulübü Başkanlığı (1999 - 2003), İstanbul Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu Yönetim Kurulu üyesi ve başkan yardımcısı (2001 - 2008), Toplumsal Saydamlık Hareketi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi (2001 - 2003), Mimarlar Odası ve TMMOB Genel Kurul delegeliği, Bayburt Eğitim Kültür Vakfı Kurucu Meclis Üyeliği (2002 - 2008) gibi görevlerde bulundu. 1999 yerel seçimlerde CHP den Sarıyer Belediye Meclisine üye seçildi. 2018 genel seçimlerinde CHP'den İstanbul Milletvekili seçildi. Şirintepe Spor Kulübü, Sarıyer Spor Kulübü, Atlıspor kulübü gibi pek çok dernekte üye olup, 2012/2013 döneminde Sarıyer Spor Kulübü Yönetim Kuruluda Asbaşkan olarak görev yaptı. )
- ZEYBEK ile KIRIK ZEYBEK
- ZEYİL[Ar.] ile/değil/yerine/= EK
( Bir yazıya ek olarak katılan parça. | Bir yapıtı tamamlamak için sonradan yazılan ek yapıt. )
- ZEYL[Ar. < ẔEYL] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEYİL
( zeyilname ek Bir yazıya ek olarak katılan parça Bir eseri tamamlamak için sonradan yazılan ek eser )
- ZEYL[Ar.] ile ZEYL[Ar. çoğ. EZYÂL, ZÜYÛL]
( Ayırma, tefrik. | Betiğin başı ya da sonundaki ek. İLE Etek. )
- ZEYNEL[Ar.] ile/değil/yerine/= GÜZEL, HOŞ, ONURLU/ŞEREFLİ
- ZEYNEP HATUN ÇEŞMESİ :
( Rumelihisarı'nda Kayalar mevkiinde bulunan bu çeşme (H.1308, M.1890) sahil yolunun genişletilmesi sırasında yıkılarak yok edilmiştir. )
- ZEYREK[Fars. < ZĪREK] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEKİ
- ZEYTİN AĞACI -ile
- ZEYTİN "ÇEKİRDEĞİ" ile "İNCİR ÇEKİRDEĞİ"
- ZEYTİNBURNU ile/ve ZEYTİN BURNU
( Bakırköy - Kazlıçeşme arasında bulunan bir ilçe. İLE/VE Bakırköy - Yedikule arasında bulunan bir burun. )
( ZEYTİNLİ BURUN: Zeytinburnu'nun ilk adı. )
- ZEYTİN-EKMEĞİ BİRLİKTE YEMEK ile ZEYTİN, ÜSTTE VE KÜRDAN SAPLI YEMEK
( "Gariban olursun." İLE "Havalı/üst sınıf vs. olursun." )
- ZEYTİNLER'DE:
ÇOLUR ile/ve HAL ile/ve KALİ ile/ve KALAMATA ile/ve KALEMBEZİ ile/ve MEMECİK ile/ve MEMİLİK ile/ve SARIULAK ile/ve SELE ile/ve USLU ile/ve YOĞULIĞ
- ZEYTİN/LİK ile ZEYTİNCİ/LİK ile ZEYTİNLİ ile ZEYTİNSİZ ile ZEYTİN DALI ile ZEYTİN KURDU ile ZEYTİN RENGİ ile ZEYTİN EZMESİ ile ZEYTİN GÜVESİ ile ZEYTİN SİNEĞİ
- ZEYTİNSİ ile ZEYTİNSİ MEYVE
- OLIVE OIL[İng.] / HUILE D'OLIVE[Fr.] / OLIVENÖL[Alm.] ile/değil/yerine/= ZEYTİNYAĞI
- ZEYTİNYAĞI ile PAMUKYAĞI
( ... İLE Pamuk çekirdeklerinden elde edilen, zeytinyağına benzer bitkisel yağ. )
- ZEYTİNYAĞI ile ZEYTİNYAĞLI ile ZEYTİNYAĞLI DOLMA ile ZEYTİNYAĞLI SARMA
- ZEYTİNYAĞI'NDA:
BURUN YAĞI ile/ve AYAK YAĞI
- ZEYTİNYAĞI'NDA:
RİVİERA ile/ve/değil/yerine SIZMA
( )
- ZEYTİNYAĞLI DOLMA ile/||/<> ZEYTİNYAĞLI SARMA
( İçine zeytinyağı katılan )
- ZEYTÛN ile/||/<> OLIVE TREE[İng.] ile/||/<> OLIVIER[Fr.] ile/||/<> OLEA EUROPAEA[Lat.] ile/||/<> OLIVE, OLBAUM[Alm.] ile/||/<> ZEYTİN[Ar. < ZEYTŪN]
( Zeytingiller Oleaceae familyasından meyvesi yenen ve yağı çıkarılan yapraklarını dökmeyen ağaç ve ağaççıklar Yenen zeytin Olea europaea var europaea yabanî zeytin Olea europaea var sylvestris iyi bilinen türleridir Az zeytun zeytūn Kar zeytun zaytūn Farsçada da zaytūn olarak kullanılır Türkçeden belli başlı Balkan dillerine de geçmiştir zejtìn zextìn Srp zéjtin BER l 631 637 Skok EtRj 3 648 Rusçaya da zetin zitin olarak geçmiştir Vasmer REW l 455 Moğolcada çitun cimis olarak kullanılır Kökenine ilişkin bilgi almak için Vladimirtsov ZKV 5 77 )
( ZAYTŪN )
( OLIVE TREE )
( OLIVIER )
( OLIVE, OLBAUM )
( OLEA EUROPAEA )
( ZEYTUN[Az.]~ZEYTŪN[Tkm.] )
- ZEYTÛN ile/||/<> OLIVE[Fr.] ile/||/<> ZEYTİNSİ
( biyoloji )
( OLIVE )
- ZEYTUNİ[Ar. < ZEYTŪNĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> ZEYTİN RENGİ
- ZIA[Ar.] ile/değil/yerine/= TARLA
- ZÎB[Ar.] ile Zİ'B[Ar. çoğ. ZİÂB, ZU'BÂN]
( Süz, bezek. İLE Kurd, canavar. )
- ZIBÂBİYE-İ BERRİYYE[Ar.] ile ZIBÂBİYE-İ MÂİYYE[Ar.]
( Kertenkele ve benzeri hayvanlar. İLE Bu sınıfın suda yaşayan bölümü. )
(1996'dan beri)