Bugün[28 Haziran 2026]
itibarı ile 47.119 başlık/FaRk ile birlikte,
47.119 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(187/190)


- YÜRÜMEK:
HIZLI OLSUN İSTERSEK ile/ve/değil/||/<> UZAĞA GİTMEK İSTERSEK

( Yalnız. İLE/VE/DEĞİL/||/<> Birlikte. )


- YÜRÜMEK ile/ve BAHTERE[Ar.]/HİRÂM[Fars.]

( ... İLE/VE Salına salına, hoş yürüyüş. )


- YÜRÜMEK ile/ve VOLTA[İt.] (ATMAK)

( ... İLE/VE Bir halatı, bir yere, bir kez dolaştırma ya da babalara, yöntemince sarma. | Zincirin, demire ya da iki zincirin birbirine dolaşması. | Geminin yele karşı gidebilmek için sağa sola zikzak yapması. | [argo] Aşağı-yukarı gidip gelme. )


- YÜRÜMEK ile YÜRÜNMEK ile YÜRÜTMEK ile YÜRÜTÜLMEK ile YÜRÜTEBİLMEK ile YÜRÜYEBİLMEK ile YÜRÜK/LÜK ile YÜRÜRLÜK ile YÜRÜRÇALAR ile YÜRÜK AKSAK ile YÜRÜK SEMAİ


- YÜRÜR, MUSTAFA (SORAK, 1938) :

( Fenerbahçe'den transfer edildi ve bir sezon (1956 - 1957) Sarıyer'de tescilli kaldı. Takımının 19 lig ve 1 özel olmak üzere 20 maçında yer aldı. Lig maçlarında takımına 8 gol kazandırdı. Beykoz Spor Kulübüne transfer ederek Sarıyer'den ayrıldı. Bilahare Galatasaray'a transfer etti. Sarıyer'de tescilli iken Gençlik Milli Takımda oynadı. Sarıyer'in milli takımda oynayan ilk futbolcusudur (Ordu Milli hariç). Futbol yaşamında; 6 kez A Genç Milli, 1 B Milli ve 18 A Milli olmak üzere 25 kez Milli formayı giydi. Uzun yıllar Galatasaray Spor Kulübü altyapısında antrenör olarak çalıştığı gibi çeşitli kulüplerde antrenör olarak görev yaptı. )


- YÜRÜTME ile/ve/||/<>/> SÜRDÜRME


- YÜRÜTMEK ile/ve/||/<> TAKİP ETMEK


- YÜRÜYÜŞ ile YÜRÜYÜŞ KOLU ile YÜRÜYÜŞ BANDI


- YUSUF AĞA CAMİİ :

( Rumelikavağı'ndaki camiden biri olup, mahallenin iç kısmındadır. Sultan IV. Mehmet'in (1648 - 1687) annesi Turhan Hatice Valide Sultan tarafından kardeşi Yusuf Ağa adına yaptırıldı (1682 - 1688). Bu cami II. Dünya Savaşı sırasında (1939 - 1945) iki yıl süre ile ibadete kapatıldı ve Rumelikavağı'ndaki askeri birliğin karargâh binası olarak kullanıldı. )


- YUSUF AĞA ÇEŞMESİ :

( Rumelikavağı'nda Maslak Sokakta ve Yusuf Ağa Camii'nin yanındadır. Kitabesinin sol üst kısmında "Yusuf Ağa Suyu", alt kısmında ise "R.Kavağı Güzelleştirme Derneği tarafından onarılmıştır. 1986" yazıları vardır. Çeşmenin Yusuf Ağa Camii'nin yapıldığı 1682 - 1688 tarihleri arasında yaptırıldığı düşünülebilir. Çeşme 1968 yılında onarıldı ve eski hüviyetini tamamen kaybetti. )


- YUSUF AĞA SUYU :

( Rumelikavağı sırtlarından çıkan bir memba suyudur. İyi bir içme suyu olup kullanılmaktadır. )


- YUSUF HEMADANİ ve/<> ARSLAN BABA


- YUSUF PAŞA (Ö. 641) :

( Asıl adı Emirgüneoğlu Tahmasb Kuli Han olan İranlı kumandan, babasının ölümü üzerine kendisine Erran Eyaleti ve Revan kalesi muhafızlığı verildi. 1634'te Sultan IV. Revan seferinde direniş göstermedi ve kaleyi savunmadan Sultan IV. Murat'a teslim etti ve Osmanlılara sığındı. Tahmasb Kuli Hana Yusuf adı ve vezirlik verildikten başka Halep Beylerbeyliğine getirildi ve kubbe vezirleri arasına katıldı. Sultan IV. Murat'ın ilgisini çekince Boğaziçi'ndeki (Emirgan'daki) Feridun Paşa Bahçesi kendisine verildi. Sultan IV. Murat öldükten sonra sefahat âlemine dalması nedeni ile gözden düştü ve öldürülerek bütün mallarına el konuldu. Emirgan semtine bu ismin verilmesine neden de Emirgüneoğlu Tahmasb Kuli Han'ın Sultan IV. Murat zamanında çok takdir görmesi¸ Feridun Bey'e ait olan bu o alanın Emirgüneoğlu'na verilmiş olmasıdır. )


- YUSUF ZİYA ÖNİŞ STADI :

( Mersinli Ahmet Spor Kompleksi içindedir. 45.00 kişilik kapasitesi vardır. Önceleri sadece antrenman sahası olarak kullanıldı. Amaç Milli takım kampa girdiğinde antrenman yapabilmesiydi. Ancak tesis yeterli gönülmedi. Sarıyer Spor Kulübü de verdiği uğraşlar sonucu 1970 yılında burada antrenmanlarını yapmaya başladı. 1980 yılında da lig maçlarına açıldı. Stad birkaç kez tadilatile bugünkü durumuna geldi. I. Türkiye Ligi maçları da oynanır hale geldi. Halen lig maçları oynanmaktadır. )


- YUSUF ZİYA PAŞA (TRABZON, Ö. 1880) :

( Osmanlı devlet adamı olup seraskerlik kaleminden yetişerek, serasker müsteşarı, muhasebat reisi ve maliye müsteşarı oldu. 1871 ve 1876'da iki defa Maliye Nazırı olarak görev yaptı. Defterdarhane ve Orman nazırlıklarında da bulundu. Rumelihisarı'ndaki Perili Köşkün sahibi olan Yusuf Ziya Paşa,1880'de Trabzon valisi iken öldü. )


- YUSUF ZİYA PAŞA KÖŞKÜ :

( Baltalimanı Caddesi üzerinde ve Rumelihisarı'na girişte sağ taraftadır. Bina sahibinin ismi ile anılıyor. Yalı 1990'lı yıllarda sahip değiştirdi ve çok büyük onarım gördü. 1913'te yapılan bu görkemli binanın halk arasındaki ismi "Perili Köşk"tür. Bina halen bir holdingin merkezidir. )


- YUSUF, MARDİN (İST. 1916 - 1995) :

( Şair, yazar ve siyaset adamı olarak bildiğimiz Yusuf Mardin, Abdülhamit Dönemi İstanbul Savcısı ve sonrada Adalet Bakanı olan Necmettin Molla'nın (Kocataş) torunu olmakla tanınır. İstanbul'da doğdu (1916 - 1994). Amerikan Kolejini (Robert Kolej), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi (1940). Siyasete atıldı ve 1949 yılında Mardin Milletvekili olarak Mecliste bulundu. Bilahare Londra da Basın Ataşesi olarak görev yaptı. Türkiye'ye Ankara Turizm Müdürü olarak döndü. Buradan Washington Müşaviri oldu (1969) ve nihayet 1975'te emekli oldu. Yücel dergisi kurucularından biridir (1935), bir sürede Boğaziçi Dergisini çıkardı (1936). Aruz Şiiri yazan şairlerden biridir ve "Bir Ad Bulamadım" (1934), "Romeo ve Jülyet" Manzum Çeviri (1945), "Mezar Taşları" (1946), "İki Damla Yaş" (1947), "Üç Yaprak" (1948), "Bir Semtini Sevmek" (1972), "Sonelerle Seneler" (1982) isimli şiir kitaplarını yayımladı. Ayrıca, İngilizce "Türkçe Gramer" (1961), "Turistin Elkitabı" (1970), "Namık kemal'in Londra Yılları" Byograi (1974), Abdülhak Hamid'in Londrası" Biyografi (1976), ile "Yıllar Boyu Boğaziçi" (1988) ve "Bosphorus Through The Ages" (1988) inceleme eserlerini ve son olarak da "Kocataş Yalısı Anılarım" (1988) kitaplarını yayınladı. Yusuf Mardin'in aruz vezni ile yazılmış bir şiiri, Sarıyer'de Mesarburnu Caddesi üzerinde bulunan Kocataş Suyu Duvar Çeşmesinin kitabesinde yer almaktadır. )


- YUTAK ile YUTAK İLTİHABI


- YUTMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/> YEMEK

( Hayvanlarda. İLE/VE/YERİNE/||/<>/> İnsanda. )


- YUTMAK ile YUTMA

( INGEST vs. INGESTION )

( داخل معده کردن ile درهيختن ile در هيختن ile درهنج ile فرو بري )

( DAKHAL MADEH KARDAN ile درهيختن ile DAR YEHYKHTAN ile DAREANJ ile FORO BARY )


- YUTUVERMEK/İÇİVERMEK ile/değil/yerine YUTMAK/İÇMEK

( Yeterince çiğnemeden/ağızda tutmadan. İLE/DEĞİL/YERİNE Yeterince[uzunca] çiğnedikten/ağızda tuttuktan sonra. )

( ŞÜRB[Ar.]: İçme, içilme. )


- YUTUVERMEK/İÇİVERMEK(/"MİDEYE İNDİRMEK/BIRAKMAK/ATMAK") ile/değil/yerine ÇİĞNEMEK


- YUVALAMAK ile YUVALANMAK ile YUVARLAMAK ile YUVARLANMAK ile YUVARLATMAK ile YUVARLANABİLMEK ile YUVARLAYABİLMEK ile YUVA ile YUVAK ile YUVAR ile YUVALI ile YUVA KAVUNU ile YUVAR YUVAR


- YUVARLAK YÖNDEÇ(PUSULA) ile "SİLVA" TİPİ YÖNDEÇ(PUSULA)

( Küçük ve yuvarlak. İLE Harita ile birlikte kullanılır. )


- YUVARLAK ile MÜHRE[Fars.]

( ... İLE Her tür yuvarlak şey, küçük top. | Cam boncuk. | Kâğıda yumuşaklık, parlaklık ve düzlük vermek için kullanılan camdan araç. | Bir yıl saklama. | Deniz böceği kabuğu. | Demirci çekici. | Yılanın başında bulunan, taca benzer çıkıntı. )


- YUVARLAK ile YUMRU

( ... İLE Yuvarlak, şişkin şey, kabartı. | Şişkin, kabarık, yuvarlak biçimli. | Sap, kök ya da dallarda bulunan, yedek besin taşıyan şişkinlik. )


- YUVARLAKLAŞMAK ile YUVARLAKLAŞTIRMAK ile YUVARLAK/LIK ile YUVARLAK SAYI ile YUVARLAK ÜNLÜ ile YUVARLAK HESAP ile YUVARLAK VOKAL ile YUVARLAK AĞIZLILAR ile YUVARLAK SOLUCANLAR ile YUVARLAK ÇEKİRDEKSİZ ile YUVARLAK MASA TOPLANTISI


- YUVARLAMAK/İNDİRMEK/GÖTÜRMEK ile/değil/yerine YEMEK

( Lokmalar olabildiği kadar ağızda kalmalı, iyi çiğnenmelidir! Acele etmemeli ve yutma arzusunu kontrol edebilmelidir! )

( Yediğinizi için, içtiğinizi yiyin! )

( İSÂGA-İ TAÂM[Ar.]: Yemeğin kolaylıkla yutulması. )


- YUVGULAMAK ile YUVGU


- YÜZ FELCİ ve/||/<> HOUSE-BRACKMANN EVRELEMESİ

( FACIAL NERVE and/||/<> HOUSE-BRACKMANN GRADING SYSTEM )


- YÜZ GİYDİRMEDE[Adli Tıp'ta]:
AMERİKAN MODELİ ile RUS MODELİ ile İNGİLİZ MODELİ ile İSTANBUL MODELİ


- YÜZ-GÖZ OLMAK ile/ve/değil/yerine/||/></< SAMİMİ OLMAK


- 100 KERE SÖYLEDİM değil (EN FAZLA) 2 YA DA 3 KEZ SÖYLEDİN!


- YÜZ VERİLDİ DİYE ASTARINI İSTEMEK ile ENSEYE TOKAT, GÖTE PARMAK


- YÜZ ile/ve/||/<> ÇEHRE[Fars.]

( ... İLE/VE/||/<> Yüze bakıldığında göze çarpan tüm örgenler. )


- YÜZ GÖVDE


- YÜZ ile/ve/<> GÖVDE(BEDEN)

( FACE vs./and/<> BODY )


- YÜZ ile/ve/||/<> YÜREK

( Yüzümüz kime ve kiminle gülüyorsa yüreğimiz de onunladır. )


- YÜZ ile YÜZ AŞAĞI ile YÜZLEŞMEK ile SORUNLARLA YÜZLEŞMEK ile YÜZ YÜZE ile YÜZ YUKARI ile YÜZLER

( FACE vs. FACE DOWN vs. FACE OFF vs. FACE PROBLEMS vs. FACE TO FACE vs. FACE UP vs. FACES )

( لقا ile چهر ile ريخت ile شکل ile رو به رو بودن ile چهره ile صورت ile روبرو شدن ile رو به رو شدن ile سيما ile عارض ile مواجه شدن ile روي ile مواجهه کردن ile رو ile رخ ile از رو بردن ile رودررويي ile بمانعي برخورد کردن ile رودررو ile روبه رو کردن ile بالمواجهه ile بالمشافه ile ورق روبه بالا ile رخساره )

( LAGHA ile CHEHAR ile RYKHT ile SHEKL ile RO BAH RO BODAN ile CHEHAREH ile SORT ile ROBRO SHODAN ile RO BAH RO SHODAN ile SYMA ile AREZ ile MOVAJEH SHODAN ile ROY ile MOVAJEYEH KARDAN ile RO ile RAKH ile AZ RO BARDAN ile RUDARROYY ile BEMANEY BARKHORD KARDAN ile RUDARRO ile ROBEH RO KARDAN ile بالمواجهه ile بالمشافه ile VARGH ROBEH BALA ile RAKHSAREH )


- ZERO PERCENT T ADJUSTMENT[İng.] ile/değil/yerine/= YÜZDE SIFIR T AYARI


- YIELD PERCENTAGE[İng.] / GEWINN PROZENT[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZDE VERİM


- 100% T ADJUSTMENT[İng.] ile/değil/yerine/= YÜZDE YÜZ T AYARI


- YÜZDE/LİK ile YÜZDECİ ile YÜZDE YÜZ ile YÜZDE İŞARETİ


- YÜZER/LİK ile YÜZERLİ ile YÜZER EV ile YÜZER TOP ile YÜZER HAVUZ


- SURFACE ADSORPTION[İng.] ile/değil/yerine/= YÜZEY ADSORPSİYONU


- SURFACE ACOUSTIC WAVE[İng.] / ONDE ACOUSTIQUE DE SURFACE[Fr.] / AKUSTISCHE OBERFLÄCHENWELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY AKUSTİK DALGASI


- SURFACE AREA[İng.] ile/değil/yerine/= YÜZEY ALANI


- OBERFLÄCHENSPERRSCHICHTTRANSISTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY BARİYER TRANSİSTÖRÜ


- VITESSE DE RECOMBINAISON EN SURFACE[Fr.] ile/değil/yerine/= YÜZEY BİRLEŞME HIZI


- SURFACE BOLOMETER[İng.] / BOLOMÉTER DE LA SURFACE[Fr.] / OBERFLÄCHENBOLOMETER[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY BOLOMETRESİ


- MEVC-İ SATHÎ[Osm.] / SURFACE WAVE[İng.] / ONDE DE SURFACE[Fr.] / OBERFLÄCHENWELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY DALGASI


- TRANSISTOR À AVALANCHE COMMANDÉE PAR LA SURFACE[Fr.] ile/değil/yerine/= YÜZEY DENETİMLİ ÇIĞ TRANSİSTÖRÜ


- SURFACE CONTROLLED AVALANCHE TRANSISTOR[İng.] / OBERFLÄCHENGESTEUERTER LAWINENTRANSISTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY DENETİMLİ/KONTROLLÜ ÇIĞ TRANSİSTÖRÜ


- MUKÂVEMET-İ SATHÎ[Osm.] / SURFACE RESISTIVITY[İng.] / RÉSISTIVITÉ DE SURFACE[Fr.] / OBERFLÄCHENWIDERSTAND[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY DİRENCİ


- FLÄCHENDIODE[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY DİYODU


- SURFACE ENERGY[İng.] / ÉNERGIE DE SURFACE[Fr.] / OBERFLÄCHENENERGIE[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY ENERJİSİ


- SURFACE BARRIER[İng.] / BARRIÈRE EXTÉRIEURE[Fr.] ile/değil/yerine/= YÜZEY ENGELİ


- SURFACE BARRIER DIODE[İng.] / DIODE À BARRIÈRE DE SURFACE[Fr.] ile/değil/yerine/= YÜZEY ENGELLİ DİYOT


- SURFACE BARRIER TRANSISTOR[İng.] / TRANSISTOR À BARRIÈRE DE SURFACE[Fr.] ile/değil/yerine/= YÜZEY ENGELLİ TRANSİSTOR


- SURFACE ACTIVE AGENT, SURFACTANT[İng.] / OBERFLÄCHENAKTIVSTOFFE, NETZMITTEL, SCHAUMERZEUGER[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY ETKİN/AKTİF NESNE


- EFFET DE SURFACE[Fr.] ile/değil/yerine/= YÜZEY ETKİSİ


- OBERFLÄCHLICHE AUSDEHNUNG, OBERFLÄCHLICHE EXPANSION[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY GENLEŞMESİ


- SURFACE TENSION COEFFICIENT[İng.] / COEFFICIENT DE LA TENSION SUPERFICIELLE[Fr.] / OBERFLÄCHENSPANNUNGSKOEFFIZIENT[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY GERİLİM KATSAYISI


- NOMBRE DE TENSION SUPERFICIELLE[Fr.] / OBERFLÄCHENSPANNUNGSZAHL[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY GERİLİM SAYISI


- YÜZEY GERİLİMİ İLE ARA YÜZEY İLE TEMAS AÇISI ile/||/<> YÜZEY ÖZELLİKLERİ

( Faz sınırlarındaki özellikler. )

( Formül: γ_SV = γ_SL + γ_LV cosθ )


- SURFACE TENSION[İng.] / TENSION SUPERFICIELLE[Fr.] / OBERFLÄCHENSPANNUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY GERİLİMİ, YÜZEYLER ARASI GERİLİM


- OBERFLÄCHENSTRAHLUNGSMESSER[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY IŞINIMÖLÇERİ


- YÜZEY KİMYASI ile/||/<> ARA YÜZEY KİMYASI

( Yüzeylerdeki kimyasal süreçleri inceleyen bilim dalı. İLE/||/<> Ara yüzeylerdeki kimyasal süreçleri inceleyen bilim dalı. )


- YÜZEY KİMYASI ile/||/<> OYLUM/HACİM KİMYASI

( Yüzeylerdeki kimyasal süreçleri inceleyen bilim dalı. İLE/||/<> Oylum içindeki kimyasal süreçleri inceleyen bilim dalı. )


- SURFACE MAGNETIC WAVE[İng.] / ONDE MAGNÉTIQUE DE SURFACE[Fr.] ile/değil/yerine/= YÜZEY MANYETİK DALGASI


- KÜBISCH FLÄCHENZENTRIERTES GITTER[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY MERKEZLİ KÜBİ YAKIP


- FACE-CENTERED CUBIC CRYSTAL[İng.] ile/değil/yerine/= YÜZEY MERKEZLİ KÜBİK KRİSTAL


- FACE CENTERED CUBIC STRUCTURE[İng.] ile/değil/yerine/= YÜZEY MERKEZLİ KÜBİK YAPI


- RÉREAU CUBIQUE À FACES CENTRÉES[Fr.] ile/değil/yerine/= YÜZEY MERKEZLİ KÜREK YAPI


- SURFACE PASSIVATION[İng.] / PASSIVATION DE SURFACE[Fr.] / OBERFLÄCHENPASSIVIERUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY PASİFLEŞTİRMESİ


- CASE HARDENING[İng.] / EINSATZHÄRTUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY SERTLEŞTİRİLMESİ


- OBERFLÄCHENREKOMBINATIONSGESCHWINDIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY YENİDEN BİRLEŞME HIZI


- SURFACE DENSITY[İng.] / DENSITÉ SUPERFICIELLE[Fr.] / OBERFLÄCHENDICHTE[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY YOĞUNLUĞU


- OBERFLÄCHENORIENTIERUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY YÖNELİMİ


- SURFACE ORIENTATION[İng.] / ORIENTATION SUPERFICIELLE[Fr.] ile/değil/yerine/= YÜZEY YÖNELMESİ/YÖNLENMESİ


- SURFACE CHARGE TRANSISTOR[İng.] / TRANSISTOR À CHARGE DE SURFACE[Fr.] ile/değil/yerine/= YÜZEY YÜK TRANSİSTÖRÜ


- DENSITÉ DE CHARGE SUPERFICIELLE[Fr.] / OBERFLÄCHENLADUNGSDICHTE[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY YÜK YOĞUNLUĞU


- OBERFLÄCHENLADUNGSTRANSISTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY YÜKÜ TRANSİSTÖRÜ


- YÜZEY ile/ve DÜZLEM

( Derinlik varsa. İLE En ve boydan oluşuyorsa. )

( Şeklin parçası olarak yorumlanması ile. İLE/VE Sonsuz. )

( SURFACE vs./and PLANE )


- YÜZEY ile/ve DÜZLEM

( Derinlik varsa. İLE En ve boydan oluşuyorsa. )

( Şeklin parçası olarak yorumlanması ile. İLE/VE Sonsuz. )

( SURFACE vs./and PLANE )


- SURFACE[İng.] / SURFACE[Fr.] / FIXIERUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY


- OBERFLÄCHENADSORPTIONSWÄRME[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEYDE TUTUNMA ISISI


- İNBİSÂT-İ SATHÎ[Osm.] / SURFACE EXPANSION[İng.] ile/değil/yerine/= YÜZEYE GENLEŞME


- CHALEUR DE L'ADSORPTION[Fr.] ile/değil/yerine/= YÜZEYE TUTUNMA ISISI


- YÜZEYEL değil YÜZEYSEL


- INTERFACIAL TENSION[İng.] / GRENZENDE KURVE[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEYLER ARASI GERİLİM


- YÜZEYLEŞMEK ile YÜZEYSELLEŞMEK ile YÜZEYSELLEŞTİRMEK ile YÜZEY ile YÜZEYLİ ile YÜZEYSEL ile YÜZEY BİLİMİ ile YÜZEY BİLİMCİ ile YÜZEY ŞEKİLLERİ ile YÜZEY ARAŞTIRMASI


- YÜZEYSEL (ETKİ) ile DERİN (ETKİ)

( Yüzeysel olduklarını bilmek, deneyimlerinize değer kazandırmış olmaz. )

( Su, derinlerden durmaksızın fışkırarak yinelenen derini simgeler. )

( Yetersiz derinlik yani yüzeysel anlayış ya da plânlama, dikkatsizlik, aşırılık ve ihmal konularında tedbirli olun. )

( SUPERFICIAL (EFFECT) vs. DEEP (EFFECT)
Knowing them to be superficial, give no value to your experiences. )


- YÜZEYSEL ile/değil/yerine/>< YETERİNCE


- [ne yazık ki]
"YÜZEYSEL/LİK" ile/ve/||/<> "SIĞ/LIK"


- YÜZ-GÖZ (OLMAK)


- YÜZ-GÖZ (OLMAK)

( HERC Ü MERC
SER-Â-PÂ, SER-TE-SER
BERG Ü ŞÂH
ZÂNÛ-BE-ZÂNÛ / ZÂNÛ-BER-ZÂNÛ
ÜFTÂN Ü HÎZÂN
REFTE REFTE
BÂRÂN-DÎDE
BÎ-SER Ü BÛN
ÇÂR-NÂ-ÇÂR, HÂH NÂ HÂH, KÂM-U NÂ-KÂM
ÂVEND )


- YÜZLÜ/LÜK ile YÜZLÜK ile YÜZLÜ YÜZLÜ ile YÜZLÜK BİRİMLER BÖLÜĞÜ


- BUOYANCY[İng.] / POUSSEE[Fr.] / AUFFRIEB[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZME KAPASİTESİ


- YÜZME ile KRAVL[İng. < CRAWL]

( ... İLE Dizleri bükmeksizin bacakları hızla hareket ettirerek kulaçla yüzme. )


- YÜZMEDE:
1932 ile 2012

( İlgili videoyu, burayı tıklayarak izleyebilirsiniz... )


- YÜZME'DE:
KELEBEK ile/ve KURBAĞA


- YÜZMEK ve UÇMAK

( İkisinde de her yönde yapılabilecek hareketler çok geniştir. )


- YÜZMEK ile YÜZME HAVUZU ile YÜZME KESESİ


- YÜZÜK ile HÂTEM[Ar.]

( Halka biçiminde parmağa geçirilen. İLE Mühür, üstü mühürlü yüzük. )

( ENGÜŞTER ile ... )


- YÜZÜK ile YÜKSÜK

( Parmağa geçirilen, genellikle metal halka. | Yüzük oyunu. İLE Dikiş dikerken, iğnenin batmasını önlemek için parmak ucuna takılan kesik koni biçiminde koruncak. | Köklerin ucunda bulunan ve kökün üretken dokusunu korumaya yarayan oluşum. KALENSÖVE )

( RING vs. THIMBLE )


- YÜZÜK ile YÜZÜK KAŞI ile YÜZÜK OYUNU ile YÜZÜK PARMAĞI


- YÜZÜNDEN DÜŞEN BİN PARÇA ile/ve KARADENİZ'DE GEMİLERİN Mİ BATTI?


- YÜZÜNE-GÖZÜNE BULAŞTIRMAK ile BİR ÇUVAL İNCİRİ BERBAT ETMEK


- YÜZYILLARA GÖRE ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DÖNEMLERE GÖRE


- Yüzyüze KONUŞ!!!


- Z-AXIS[İng.] / AXE-Z[Fr.] / Z-ACHSE[Alm.] ile/değil/yerine/= Z EKSENİ


- Z: YAŞAM/HAYAT ve/||/<> ZÕIO[< ZÕION]: CANLI


- Z0-BOSON[İng.] / BOSON-Z⁰[Fr.] / Z0-BOSON[Alm.] ile/değil/yerine/= Z0 BOZONU


- ZAAF ile/ve/değil EKSİK


- ZAAF ile/ve/değil/yerine SINIR(LAMA)


- ZÂAM/ZÂAMİL[Ar.] ile/||/<> KEFİL[Ar.]

( İleri süren, iddia eden kişi. @@ Bir kimsenin borcunu ya da yükümlülüğünü üstlenen kişi. | Sorumluluk altına giren kişi. | Güvence veren kişi. )


- ZABIT KÂTİBİ değil/yerine/= TUTANAK YAZMANI


- ZABIT/ZAPT/ZABT[Ar.] değil/yerine/= TUTANAK


- ZABIT ile ZABITA ile ZABIT VARAKASI


- HUILE DE VITROL[Fr.] ile/değil/yerine/= ZAÇ YAĞI


- ZÂCİR ve/||/<>/>/< RAM

( Men ve yasak eden. VE İtaat eden. )


- ZAFER ile/ve BAŞARI


- ZAFER ile/ve/değil/<>/< ÇABA

( Süreçsiz, sonuç olmaz! )

( Tatmin, elde edilende değil çabada yatar. Zafer de, tüm çabayı ortaya koymaktır. )


- ZAFER ile KAZANMAK

( )


- ZAFER ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SEFER

( Sonuç. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Süreç. )


- ZAFER[Ar.] değil/yerine/= UTKU


- ZAFER ile ZAFER BAYRAMI


- ZAFER:
ZEVK ile/ve/||/<> SEVİNÇ


- ZAFER/YENİLGİ değil/yerine SEFER


- ZÂFİR[Ar. < ZAFER] ile ZAFÎR[Ar. < ZAFER] ile ZAFÎR[Ar.]

( Zafer kazanan. İLE Zafer bulan, zafere erişen. İLE Sinir demeti.[İng., Fr. PLEXUS] )


- ZAGAN[Ar. < ZÂG]["ga" uzun okunur] ile ZAGAN[Ar.]

( Kargalar. İLE Çaylak. )


- ZÂHİB[< ZEHÂB] ile ...

( GİDİCİ, GİDEN | BİR FİKİR YA DA ZANNA UYAN, KAPILAN | (~OLMA) ile ABCDEF ( VARSAYIMINA KAPILMA )


- ZÂHİF[Ar. çoğ. ZÂHİFÂT] ile ZÂHİF[Ar.]

( Sürüngen, yılan gibi karnı üzerinde sürünerek ilerleyen. İLE Kibirli, övüngen.[MAĞRUR, MÜTEKEBBİR] )


- ZÂHİL[Ar.] ile ZÂHİL[Ar.] ile ZÂHİL[Ar.] ile ZÂHİR[Ar.]

( Zakkum ağacı. İLE Sağlığı düzelen ya da sıkıntıdan sonra gönlü ferahlayan. | Unutan. İLE İhmal eden, unutan. İLE ... )


- ZÂHİR[< ZUHUR] ile ...

( GÖRÜNEN, GÖRÜNÜCÜ, AÇIK, BELİRLİ | DIŞ YÜZ, GÖRÜNÜŞ )


- ZÂHİR[Ar. < ZUHÛR] ile ZAHÎR[Ar. < ZAHR] ile ZAHÎR[Ar.] ile ZÂHİR[Ar.] ile ZÂHİR[Ar.] ile ZÂHİR[Ar.] ile ZAHR[Ar.]

( Görünen, görünücü, açık, belirli, meydanda. | Elbette, şüphesiz, öyledir ya. | Galiba, zannederim, umulur ki. | Görünüşe göre, anlaşılan, meğer. | Dış yüz, görünüş. İLE Arka çıkan, yardımcı. İLE İç ağrısı. | Bâsur ve mesâne yangısında olan ağrılı ıkıntı. İLE Parlak.[daha çok, yıldızlar için] İLE Taşkın, coşkun. İLE Semiz, tavlı, bol. İLE Arka, sırt. | Kâğıt vs.'nin arka tarafı, gerisi. )


- ZÂHİR ve/<> ÂHİR


- ZÂHİR ile AŞİKÂR


- ZÂHİR ile/ve BÂTIN

( Sonra/Âhir. İLE/VE Önce/Evvel. )

( Sırt. İLE/VE Karın. )

( Adâlet ile dengelenir. İLE Aşk ile dengelenir. )

( Güneş bâtı(n)dan [içinizden] doğar. )


- ZÂHİR ve/<> EDEB


- ZAHİR ile ZAHİRE ile ZAHİRİ


- AŞK:
ZÂHİRÎ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BÂTINÎ


- ZÂHİRÎ MUAMELE[Ar.]/SCHEINGESECHAEFT[Alm.] değil/yerine/= GÖRÜNÜŞTEKİ İŞLEM


- ZÂHİRLER ile ÂRİFLER

( Tariften anlar. İLE Halden anlar. )


- ZÂHİR-ÜZ-ZENEB[Ar.] =/ile URODÈLES[Fr.] =/ile ...

( Kuyruklular. )


- ZAHİT[Ar.] ile ZAİT[Ar.]

( ... İLE Çoğaltan, artıran. | Gereksiz. | Artı[+]. )


- ZAHMET OLMAZSA ile/değil SAKINCASI YOKSA


- ZAHMET ve/||/<> HİKMET ve/||/<> İBRET


- ZAHMET değil/yerine/= SIKINTI, EZİYET, RAHATSIZLIK | ZOR, GÜÇ | YORGUNLUK


- ZAHMET[Ar.] ile ZAMET[< SAMET < SAMED]


- ZAHMET/Lİ ile/ve/değil/||/<>/> RAHMET/Lİ

( ... İLE/VE/DEĞİL/||/<>/> "Zahmet"i, zevk edinmek. )

( Zahmet ile Rahmet arasında, sadece bir nokta fark vardır. )


- ZAHR[Fars.] ile/ve/||/<> ZAHR[Ar.]

( Ağu, zehir, sem, yılan/akrep vb. zehiri.[> ZAHRA: Öd, safra, öç, öfke.] İLE/VE/||/<> Çiçek, özellikle sarı çiçek. )


- ZÂKİ[Ar.] ile ZAKÎ[Ar. < ZEKÂ] ile ZAKÎ[Ar. < ZEKÂ] ile ZÂKİR[Ar.]

( Saf, halis, temiz, pak. İLE Keskin/güzel kokulu. İLE Saf, temiz, doğru hareketli. İLE Anan, zikreden/zikredici. | Tekkelerde zikir sırasında dervişleri teşvik için ilâhiler okuyan kişi. )


- ZÂKİR[< ZİKR] ile ...

( ZİKREDEN, ZİKREDİCİ, ANAN | TEKKELERDE ZİKİR ESNÂSINDA DERVİŞLERİ TEŞVİK İÇİN İLÂHİLER OKUYAN KİMSE )


- ZÂKİR ile/değil/>< GÂFİL

( [zikrettiğini] Bilen. İLE/DEĞİL/>< Bilmeyen. )


- ZAKKUM[Ar.] değil/yerine/= AĞIAĞACI/AĞIÇİÇEĞİ

( Zakkumgillerden, çiçekleri beyaz ya da pembe renkli, çoğunlukla kurumuş dere yataklarında kendin kendine yetişen, ağılı bir bitki. )

( NERIUM OLEANDER )


- ZÂLİK[Ar.] ile ZÂLİK[Ar.]

( Gidici/giden. İLE Şu, o. )


- ZÂLİM <>/>< ÂLİM

( Zâlim olan, âlim olabilir fakat zâlim olan, ârif ol(a)maz. )

( Yol sırasında, süreçte, kimin zâlim, kimin âlim olduğu/olacağı bilinmez. )


- ZÂLİM[Ar.] değil/yerine/= KIYINÇÇI


- ZÂLİM ile/değil/yerine LEVVÂM

( Başkasına kötülük. İLE/DEĞİL/YERİNE Kendine, [kendini geliştirmek üzere] "yüklenme". | Özeleştiri. )

( Zâlime uyan ve/ya da susan, zâlimden beterdir. )


- ZAMAN ALGISINDA:
24 SAAT ile/ve/değil/yerine/<> (HER) AN

( Kesikli süreklilik. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<> Kesiksiz süreklilik. )

( Güneşe ve güne göre. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<> İnternette. )

( Doğal. İLE/VE/<> Yapay. )

( Dengeli. İLE/VE/<> Dengesiz. )

( Doğal sınırların güvenliği ve güvencesinde. İLE/VE/<> Şişirilmiş "sınırsızlığın" ve ucların uçurumunda. )


- TIME INTERVAL[İng.] / INTERVALLE DE TEMPS[Fr.] / ZEITABSTAND[Alm.] ile/değil/yerine/= ZAMAN ARALIĞI


- ZAMAN AŞIMI ile SÜRESİ GEÇMİŞ

( LAPSE vs. LAPSED )

( خرف شدن ile زوال ile گذشت زمان ile ساقط )

( KHARF SHODAN ile ZAVAL ile GOZASHT ZAMAN ile SAGHAT )


- ZAMAN:
| BEKLERKEN ve/||/<> KORKARKEN ve/||/<> KEDERLİYKEN ve/||/<> SEVİNÇLİYKEN/NEŞELİYKEN |
ve/değil/yerine/||/<>/<
SEVERKEN

( [ [çok] "Yavaş". VE/||/<> "Hızlı". VE/||/<> "Uzun". VE/||/<> "Kısa". | VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Sonsuz. )


- ZAMAN:
BEKLEYİNCE ile/ve/||/<> GECİKİNCE ile/ve/||/<> ÜZÜLÜNCE ile/ve/||/<> MUTLU OLUNCA ile/ve/||/<> ACI ÇEKİNCE ile/ve/||/<> SIKILINCA

( "Yavaşlar". İLE/VE/||/<> "Hızlanır". İLE/VE/||/<> "Can yakar". İLE/VE/||/<> "Kısallır". İLE/VE/||/<> "Bitmek bilmez". İLE/VE/||/<> "Uzar". )


- ZAMAN (DİLBİLGİSEL) ile ...

( TENSE (GRAMMATICAL) )


- ZAMAN GEÇİRMEK ile/değil/yerine ZAMANI DOLDURMAK


- ZAMAN ...:
" 'GEÇSE/GEÇSİN' DİYE BEKLEDİĞİNDE" ile/ve/||/<> " 'DURSA/DURSUN' DİYE BEKLEDİĞİNDE"

( Durur [gibi algılanır]. İLE/VE/||/<> Geçer [gibi algılanır]. )


- ZAMAN GEÇTİKÇE:
YÜZSÜZLEŞEN değil HATALARIYLA YÜZLEŞEN


- ZAMAN GENİŞLEMESİ ile/||/<> UZUNLUK DARALMASI

( Zaman genişlemesi hareket eden saat yavaş İLE uzunluk daralması hareket yönünde kısalma )

( Formül: Δt = γΔt₀ İLE L = L₀/γ İLE γ = 1/√(1-v²/c²) )


- TIME DILATATION[İng.] / DILATATION DU TEMPS[Fr.] / ZEITDILATATION[Alm.] ile/değil/yerine/= ZAMAN GENLEŞMESİ


- ZAMAN [HEM PAYLAŞILABİLİR, HEM DE PAYLAŞILMAZ; NE PAYLAŞILIR, NE DE PAYLAŞILMAZ]


- Zaman kazandırmak için SUS!!!


- Zaman kazanmak için SUS!!!


- ZAMAN KAZANMAK ile FIRSAT ARAMAK/BEKLEMEK


- ZAMAN:
ÖNCELİK ile/ve/||/<> SONRALIK


- ZEITUMKEHROPERATOR[Alm.] ile/değil/yerine/= ZAMAN TERS SİMETRİ İŞLEMCİSİ


- ZEITUMKEHR[Alm.] ile/değil/yerine/= ZAMAN TERS SİMETRİSİ


- TIME REVERSAL[İng.] / INVERSION DU TEMPS[Fr.] ile/değil/yerine/= ZAMAN TERSİNİRLİĞİ


- TIME REVERSAL OPERATOR[İng.] / OPÉRATEUR D'INVERSION TEMPORELLE[Fr.] ile/değil/yerine/= ZAMAN TERSİNİRLİK İŞLEMCİSİ


- ZAMAN:
UD ve ÖD

( Sümerce'si. VE Türkçe'si. )


- ZAMAN:
UNUTTURMAYABİLİR ve/fakat UYUŞTURABİLİR


- ZAMAN VE ENERJİ TÜKETİMİMİZ:
"NASIL GÖRÜNDÜĞÜMÜZ" ile/değil/yerine NASIL GÖRDÜĞÜMÜZ


- ZAMAN VE KOŞULLARIN DEĞİŞİMİ ve/<> YASALARIN DEĞİŞİMİ

( Zamanın ve koşulların değişmesiyle birlikte yasaların da değişikliğe uğraması kaçınılmazdır.
Ezmanın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz! )


- ZAMAN(ve "SÜREKLİLİK/TE"):
DEVİM BİRİMİ ile/ve/||/<>/> ANLARIN TOPLAMI ile/ve/||/<>/> VEHMİ ile/ve/||/<>/> RED ile/ve/||/<>/> ZAMANDAN BAĞIMSIZLIK


- ZAMAN VE ZEMİNDE NESNE değil BİRLİKTE OLUŞMAYLA

( Özdek/nesne, zamanı gerçekleştiren devinimdir. )


- ZAMAN VE ZEMİNİNİ BİLMELİ!


- ZAMAN VERDİM ile/değil/yerine SÜRE KOYDUM


- ZAMAN YÖNETİMİNDE:
ACİL ve ÖNEMLİ ile/ve/||/<> ÖNEMLİ ve ACİL DEĞİL
ile/ve/||/<>
ACİL DEĞİL ve ÖNEMSİZ ile/ve/||/<> ÖNEMSİZ ve ACİL

( Hemen yap/alım! İLE/VE/||/<> Yapacağımız zamanı belirle/yelim!
İLE/VE/||/<>
İşi yapabilecek biri(leri)ne yönlendir/elim! İLE/VE/||/<> Yapma/yalım! )


- ZAMAN ZAMAN

( BÂRHÂ )


- Zaman zaman DİNLE!!!


- Zaman zaman KONUŞ!!!


- (ZAMAN ZAMAN/SIK SIK) GERİNMELİ!


- Zaman zaman SUS!!!


- ZAMAN ZAMAN ile OLUR OLMAZ


- ZAMAN ve ZEMİN(BAĞLAM) ile/ve/değil/yerine/||/<> ZİHİN ve ZEMİN(KOŞULLAR)

( Bir şeyin(/durumun/olgunun/olayın), öyle olması ya da olmamasındaki, az ya da çok oranında(etmenliliğinde) olmasındaki belirleyiciler. )

( Dış. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> İç. )

( İkincil. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Birincil. )


- ZAMAN/OĞUR/ÖYLEK ile/ve/||/<>/değil/yerine AN/KIPI

( Zamlanmış AN. İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE ÂN'ın ÂN'a geçtiği AN'daki AN! )

( "Anlamlı" bir yaşam sunar. İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Mutlu bir yaşam sunar. )

( Dirimlilik içinde. İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Sürekli dirimlilik ile. )

( [kökeni/etimolojisi] ZEMAN[Ar.]: Eskime, bir nesne üzerinde sürenin geçmesi. > ZAMAN: Süre, eskiye, geçmişe karışan süre. [Ar.] Somut bir anlamı varken, gerçek bir nesneyi yansıtırken soyutlaştı. İki nesne arasında, birinden ötekine giderken geçen süreye, eskiye karışan süreye zeman denirken sonraları vakt anlamında soyut bir varlığı yansıtır oldu. )

( ... İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Göktanrı dili.(N) )

( ... İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Bilginin kaynağı. (N) | [Özdek/Madde'nin kaynağı (H).] (HN) )

( ... İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Akıllı enerji. )

( ... İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Dişil ve eril enerji olarak ikili sistemi yansıtır. )

( [Sümer Türkçesi'nde]... İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Gök Tanrı. )

( ... İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Evrenin başlangıcının simgesi. )

( Zaman, AN'ların birbirini izlemesidir. )

( Zaman sonsuzdur, ama sınırlıdır; ebediyet ise şimdi'nin zerresindedir. )

( Zaman içindeki ebediyet sadece tekrarlanıştır. )

( Zaman, yalnızca, bilinçte varolur. )

( Zaman, bizi zamanın dışına götüremez. )

( Zamanın getirmiş olduğunu, yine zaman götürecektir. )

( Zaman, içindeki bir deneyimdir ama deneyimleyen zaman-ötesinde. )

( Zamansızlık içinde, "ebediyen" sözcüğünün bir anlamı yoktur. )

( Batmayan güneşi bulanlar için zaman diye bir şey yoktur. )

( Zamansız olan, zamanı bilir; zaman ise zamansız olanı bilmez. )

( Zaman-ötesi olana ancak zaman-ötesi olanla erişilebilir. )

( İnandığınızı yapın ve yaptığınıza inanın. Başka her şey enerji ve zaman savurganlığıdır. )

( Nasıl, okyanusun her bir damlası okyanusun tuzunu taşırsa, öylece her AN da ebediyetin lezzetini taşır. )

( Bir kez, Şimdi'de iyice yerleşirseniz, gideceğiniz başka yer olmaz. )

( Anımsanan ile yaşanan an arasında, bir an'dan bir an'a gözlemlenebilen bir temel fark vardır. Yaşanan an, zamanın hiçbir noktasında, anımsanan olamaz. İkisi arasında, sadece yoğunluk değil çeşit farklılığı vardır. Yaşanan an, hiçbir yanılgıya yer vermeyecek biçimde öyledir. )

( Yaşanan an gerçektir, halbuki anımsananda bir hayli kararsızlık ve belirsizlik vardır. )

( Yaşanan anı eşsiz kılan nedir? Apaçıktır ki, sizin mevcut olduğunuz duygusu. Bellekte ve beklentide, bunun gözlem altındaki bir zihinsel hal olduğu hakkında açık ve belirgin bir duygu vardır; yaşanan anda ise bu duygu en başta, bir hazır bulunuş ve farkında oluş duygusudur. )

( ÂN-I GAYRI MUNKASİM: BÖLÜNEMEYECEK OLAN AN! )

( Mutlak, zamandan öncedir. )

( Bellek ve beklenti olmadıkça zaman da yoktur. )

( El'in sermayesi. [Kendinin olmayan] ["Allah'a ait olan"] )

( Ne içindeyim zamanın
Ne de tümüyle dışında
Yekpâre, geniş bir ÂN'ın
Parçalanmaz akışında )

( Yüzünü toprağa indir dem-be-dem Dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem )

( Dem, bu demdir, dem, bu dem! Dem, bu demdir, dem, bu dem! )

( An, bu andır, an, bu an! An, bu andır, an, bu an! )

( BÎ HENGÂM[Fars.]: Vakitsiz. )

( CARPE DIEM: GÜNÜ/ÂNI/YAŞANANI YAŞA/YAKALA! [Lat.] [günlük yaşa değil!] )

( HAKUNA MATATA: AN'I YAŞA! [Kenya dilinde] )

( CHRONOS ile/ve/||/<>/değil/yerine CAIROS )

( Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.

Ahmet Hamdi TANPINAR )

( ZAMAN'ı...
Durdurmak istiyorsan... ÖPÜŞ!
Duyumsamak istiyorsan... YAZ!
Bırakmak istiyorsan... SOLUK AL!

ZAMAN'da...
Yolculuk yapmak istiyorsan... OKU!

ZAMAN'dan...
Kaçmak istiyorsan... MÜZİK DİNLE! )

( Zaman, herşeyin aynı anda olmasını engellemek için doğanın kullandığı araçtır. )

( Time is endless, though limited, eternity is in the split moment of the now.
Time exists in consciousness only.
Time is a succession of moments.
Time is an inner experience but the experiencer is timeless.
The absolute precedes time.
What time has brought about, time will take away.
The timeless can be reached only by the timeless.
Time cannot take us out of time.
Just as every drop of the ocean carries the taste of the ocean, so does every moment carry the taste of eternity.
The timeless knows the time, the time does not know the timeless.
Eternity in time is mere repetitiveness.
In the timeless the words 'for ever' have no meaning.
Without memory and expectation there can be no time.
Once you are well-established in the now, you have nowhere else to go.
Do what you believe in and believe in what you do. All else is a waste of energy and time.
Between the remembered and the actual there is a basic difference which can be observed from moment to moment. At no point of time is the actual the remembered. Between the two there is a difference in kind, not merely in intensity. The actual is unmistakably so.
The actual is real, while there is a good deal of uncertainty about the remembered.
What makes the actual unique? Obviously, it is your sense of being present. In memory and anticipation there is a clear feeling that it is a mental state under observation, while in the actual the feeling is primarily of being present and aware. )

( An olmadan, zaman olmaz; ancak, sonsuz zaman olmadan da ân'a ilişkin düşünüş olmaz. )

( ZAMAN ve/değil/yerine/||/<>/< AN

Kaygının neden oldukları, olabilecekleri ve ortadan kaldırılmasındaki araç ve çözümlerin merkezinde, zaman ve algı yönetimi bulunur.

Geleceğin olumsuzu olan ve "Ya ..." ile başlayan düşünce, söz ve kaygıların yanlışlığı ve yanıltıcılığını da ancak yoğunlaşılması gereken iki düşünce üzerinde/n aşabiliriz. Birincisi, en az %51 olmak üzere, ŞU AN'da ve BURADA bilincinin yanı sıra, ikinci olarak, %46-48 oranında da geleceğin belirgin ve olumlu bakışı olan "... İSTİYORUM." düşüncesi ve sözüyledir. Tabii, tortuları, bahaneleri, mazeretleri, yani "... da"/"... ama" sözlerinin tamamen devre dışı tutulmasıyla.

Geçmişin olumsuzu olan "Keşke ..." düşünce ve sözü, hiçbir zaman düşünülmeyeceği gibi, geçmiş ve değişmezliğini ancak geçmişin olumlu deneyimlerini, "İyi ki ..." düşünce ve sözüyle, isabet kaydedilmiş, olumlu durumlar, kayıtlar, süreç ve sonuçlarla dengeleyebiliriz.

"Belirsiz" olan geleceğin belirli kılınmasını da, "Değişmez" olan geçmişin tatminkârlığını da şu anda ve buradaki bilincimiz belirlemektedir. Yaşanmış ve "değişmez" olanların pişmanlığı ya da yaşanmamış ve "belirsiz" olan belirginliğini, ancak ve ancak şu anda ve buradaki %99'lara çıkarılabilecek düşünce, eylem ve tutumlarımızla, direncimizle[ihtiyârımızla] belirleyip, geri kalan sürecin de isteklerimizle/istencimizle[irâde] doldurulması, anlamsız ve değersiz kaygıların ortadan kalkması, daha verimli bir yaşam ve kendilik deneyiminin verimliliğiyle taçlanacaktır.

Kaygının ortadan kalkmasındaki en önemli yani öncelikli bilgi ve uygulama, pek alışık olmasak bile mutlaka sürekli anımsanması ve devrede tutulması gereken, bilinemeyecek olanların varolduğu ve bilinemeyecekleri yönündeki teslimiyet ve tevekkülümüzdür. Bu, ilk başta ve çoğumuz için pek geçerli ve olanaklı "görülmese" bile hep birlikte yaşıyor olduğumuz halde, her birimizin, "kendini öncelikli ve ayrıcalıklı görerek", "sürekli ve tek kazananın kendimiz olması gerektiği" "düşüncesi/zannı", tavrı ve tutumu kadar yanlış ve yanıltıcı, bir başka ötekileştirici ve birbirimizden uzak düşürücü büyüklükte bir tutum olamaz.

Bir başka kaygı verici ve büyük yanlışlardan biri de, hepimizin, kendi ve yakınları için, aynı anda, "en"leri istemesi, dilemesi ve dile getirmesidir. Herşeyin "en güzeli"ni, "en baştakini/tepedeki"ni, "en değerlisi"ni, "en başarılısı"nı, "en güçlüsü"nü, "en büyüğü"nü, sürekli diline dolamış bir birey ve toplum için de refah ve ferah söz konusu değildir ve hiçbir zaman da olmayacaktır.

Olan biten herşeyin uclarında ve uçurumlarında dolaşmanın, iddia sahibi olmanın, bir anlamının, bir değerinin olmayacağını, teknolojinin hızlı gelişimi ve konforun artmasındaki yanılgının taşıdığı, ne ve "ne kadar" yaşanılacak olursa olsun, her şeyi ve herkesi, sonuç odaklılıkla, süreci, bir şeyleri, başlamadan bitirmenin peşinde koşulduğu, yaşamın, tavında, kıvamında, hızlı gitmek yerine yavaş yaşamanın değeri bilinmediği, önceliği yaşanmadığı sürece daha da anlamsız bir kartopu-çığ ilişkisine döneceğini görememenin bedelleri, her ne kadar istenilmese de ne yazık ki, gerçek anlamda "kaygılanmamızı" gerektirecek çok büyük sorunların oluşacağına ve çığ altında kalarak, ezilerek yok olunacağına bir kanıttır.

"En büyük" ya da tek kaynağı "merak" olan, ancak sonuçların değer gördüğü niteliksiz "sorgulamaların" da ne içeriği, ne süreci, ne de sonucu, kişileri ve toplumları hiçbir nitelikli sonuca götürmeyeceği gibi, kendi, yakınları, vatanı, toprağı, bayrağı, sancağı, dili ve geleceği için "kaygılanılması" gereken bir durumu da ortaya sermektedir.

"Geleceği/ni merak eden/ler,
fallara değil mezarlıklara baksın!"


Bireysel ve toplumsal olarak "kaygılanmak" durumunda kalacağımız olumsuz durumları, zihnimizin üst köşelerinde, kenarda tutmak üzere, tekrar kaygının çözümlerine yönelik kişisel yönetim bilgilerimize geri dönelim...



Kaygı DEĞİL/YERİNE Saygı - B (bile değil) )

( [daha iyi olabilmek için zihnin yönlendirilmesi gereken] Olumsuz/sorunlu/yetersiz/hasta(lıklı) vb. durumlarda. İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Olumlu/mutlu/yeterli durumlarda. )

( [Odaklanılması gereken] Daha az. İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Daha çok. )

( )

( En mutsuz kişi, geçmiş ve/ya da geleceğe (fazla) odaklı olandır. )

(

ZAMAN

Bankada bir hesap sahibi olduğunu düşün, hesabına her sabah $ 86.400 para yatırılıyor, fakat bu paranın hepsini akşama kadar harcamak zorundasın, ertesi güne transfer edilemez. Paranı kullansan da kullanmasan da hesap her akşam sıfırlanıyor. Ne yaparsın? Tabi ki hepsini harcamaya çalışırsın. Hepimiz Zaman adlı bu bankanın müşterileriyiz. Her sabah 86.400 saniyeye sahip oluyoruz, her akşam gün boyunca kullanmadığımız saniyelerimiz kadar zarara girmiş oluyoruz, yarına transfer edilemez. Her sabah hesabımız dolar, her akşam boşalır. Geri dönüş yok, saniyelerini ŞU AN`ı yaşayarak harca, en iyisi bunlarla iyi bir yatırım yap. Sağlık, mutluluk ve başarı için! Zaman kaçıyor. Her gün işinin en iyisini yap.

Bir senenin değerini anlamak için,
sınıfta kalmış bir öğrenciye sor.

Bir ayın değerini anlamak için,
8 aylık bir bebek doğuran anneye sor.

Bir haftanın değerini anlamak için,
haftalık dergi çıkaran bir editöre sor.

Bir saatin değerini anlamak için,
kavuşmayı bekleyen sevgililere sor.

Bir dakikanın değerini anlamak için,
trenini kaçıran yolcuya sor.

Bir saniyenin değerini anlamak için bir kazayı önleyemeyen sürücüye sor.

Bir saniyenin yüzde birinin değerini anlamak için olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan koşucuya sor.

Her anını değerlendir, her dakikanı çok özel biriyle paylaş.
Zamanında ortak edebileceğin kadar özel biri. Unutma zaman hiç kimse için durmaz.

Geçmiş zaman Tarih,
Gelecek zaman Gizemli,
ŞU AN ise
sana verilen gerçek bir armağandır.

------------------------------

1000 yılın değerini anlamak için sene değerini iki hane olarak programlamış olan bir programcıya sorun.


100 yılın değerini anlamak için El değiştirmeye (Handover) tanık olmuş bir Hong Kong vatandaşına sorun.


70 yılın değerini anlamak için ölmekte olan bir insana sorun.
40 yılın değerini anlamak için çölde dolaşmış (traveled in the wilderness) bir Yahudi'ye sorun.
7 yılın değerini anlamak için 7 yıllık iznini (sabbatical leave) alamamış bir profesöre sorun.


5 yılın değerini anlamak için bir daha seçilememiş bir milletvekiline sorun.


Bir milisaniyenin değerini anlamak için şehri karanlığa gömen bir elektrik (power) mühendisine sorun.


Bir mikrosaniyenin değerini anlamak için pentium makine almış olan birine sorun.


Bir nanosaniyenin değerini anlamak için yeni terfi etmiş bir dijital devreler tasarımcısına sorun.


Bir pikosaniyenin değerini anlamak için birçok patentin sahibi olan analog devreler tasarımcısına sorun.


Bir femtosaniyenin değerini anlamak için Nobel Ödülü kazanmış fizikçiye sorun.

)

( TARFET-ÜL-AYN: Bir kere göz açıp kapayıncaya kadar olan AN.
ÂNÂT, LÂHZE: An. Göz ucu ile bir kere bakıncaya kadar geçen zaman.
VEHLE: Dakika, An. ["O günün vehrinde" DEĞİL "O günün vehlinde"] )

( RÛZİGÂR/ZAMAN ile/ve/<>/değil/yerine DEM )

( [not] TIME vs./and/<>/but MOMENT )

( TEMPS avec/et/<> MOMENT, NUANCES )

( ZEIT mit/und/<> MOMENT )

( TEMPUS cum/et/<> ... )

( TIEMPO con/y/<> MOMENTO/RATO )

( TEMPO con/e/<> ATTIMO/MOMENTO )

( KALA ile/ve/<>/değil/yerine ZEN )

( ... ile/ve/<>/değil/yerine LAN )


- ZAMAN ile ARASIZLIK

( TIME vs. WITHOUT INTERRUPTION )


- ZAMAN ile/ve/değil EŞİK


- ZAMAN ile/ve/= FIRSAT

( TIME vs./and/= OPPORTUNITY )


- ZAMAN ile GÖRELİ ZAMAN

( TIME vs. RELATIVE TENSE )


- ZAMAN ve/||/<>/< HAREKET ve/||/<>/< DEĞİŞİM

( Zaman, hareketin ölçüsüdür ve değişimin tanımlanma çabasıdır. )

( TIME and/||/<>/< MOVEMENT and/||/<>/< ALTERATION )


- ZAMAN[Ar.] ile HIKBE[Ar.] ile BURHE[Ar.]


- ZAMAN ve/||/<> İRFAN


- ZAMAN ve/||/<> (")KILIÇ(")


- ZAMAN ile/ve/||/<> MATEMATİK

( TIME vs./and/||/<> MATHEMATICS )


- ZAMAN ile/||/<> "MUMYALANMIŞ ZAMAN"

( ... İLE/||/<> Fotoğraf. )


- ZAMAN ile/ve/değil/||/<>/< ÖNCELİK-SONRALIK


- ZAMAN ile/ve SABIR

( Zamanı gelmeden görürsek, yanarız. )

( TIME vs./and PATIENCE )


- ZAMAN ile SAHİB-İ ZAMAN

( AKILLARINDAN GEÇİRDİKLERİ KÂİNATTA OLUŞMAYA BAŞLAYAN KİŞİ | ALLAH'IN AYNASIDIR )


- ZAMAN ile/<> SAMAN

( Evvel. İLE/VE/||/<> Kalbur.
[Evvel, zaman içinde. İLE/VE/||/<> Kalbur, saman içinde.] )


- ZAMAN ile/ve/<> SEVGİ

( Sevdiklerinize zaman ayırın! Yoksa, zaman, sizi sevdiklerinizden ayırır. )

( TIME vs./and/<> LOVE )


- ZAMAN değil/yerine/= SÜREY


- ZAMAN ve/<> UZAY

( Zaman ve uzayın kökeni, her bir neden-sonuç zincirinin ilk nedeni olarak deneyimlenebilir. )

( Bir kez zaman ve uzayı gerçek olarak kabul etmişseniz, kendinizi de ufacık, önemsiz ve kısa ömürlü sayacaksınız. )

( Zaman ve uzayın içinde değilsiniz, zaman ve uzay sizin içinizdedir. )

( Tüm uzay ve zaman, zihindedir. )

( Siz, uzay ve zaman ötesisiniz! )

( Zaman ve uzay zihinde, zihne ait olduklarından, siz zaman ve uzayın ötesindesiniz, ebedi ve her yerde hazır olan. )

( The origin and the end of all manifestation, the root of time and space, the prime cause in every chain of causation.
Once you accept time and space as real, you will consider yourself minute and short-lived.
Space and time are in you and not you in space and time.
All space and time are in the mind.
You are beyond space and time.
Time and space are in the mind, you are beyond time and space, eternal and omnipresent. )

( Sonsal Sınıflama[Kategori] değildir![bkz. KANT] )

( TIME and/<> SPACE )


- ZAMAN ile/||/<> UZAY

( Einstein'ın görelilik kuramıne göre zaman ve uzay birbirinden bağımsız değildir İLE uzay-zaman sürekliliği oluşturur )

( Albert Einstein tarafından 1905 yılında keşfedildi/formüle edildi. (1879-1955) (Ülke: Almanya/ABD) (Alan: Fizik) (Önemli katkıları: Görelilik teorisi, fotoelektrik etki) (Nobel: 1921) )


- ZAMAN ile/ve/<> VAKİT/ÇERLİK[dvnlgttrk]

( ... İLE/VE/<> Özel bir dilim. )

( Vakit, idrak sahibinedir. )

( Vakit, keskin kılıçtır. )

( Zaman onları ifnâ etmez, vaktin içinde vakti yaşayanlara ibn'ül-vakt denilir. )

( Zaman, insana emanettir. )

( Yarın ya da yarına bırakmak tarikat halinden değildir. )

( SA'AT-İ VAHİDEDİR ÖMR-İ CİHAN SA'ATİ TAATE SARFEYLE HEMAN )


- ZAMÂN[Ar.] ile VAKT[Ar.]


- ZAMAN ile YALIN ZAMAN

( ABSOLUTE TENSE )


- ZAMAN ile ZAMAN (ANLAMSAL)

( TIME (SEMANTIC) )


- ZAMAN ile/ve ZAMANDA (OLAN)


- ZAMAN ve ZAMANE'DEN ŞİKÂYET


- ZAMAN ve/||/<>/< ZEMİN/MEKÂN/YER

( İnsan, mekândan, zamana geçiştir. )

( Terazi var, tartı var, herşeyin bir zamanı var. )

( Bazı işlerde/hizmetlerde de zaman ve zemin gözetmek olmaz. )

( Varolanlar'ı birbirine göre belirleyen koordinatlar. )

( İrfân'ın göstergesi, doğru/uygun zaman ve zemine göre konuşmak ve hareket etmektir. )

( İşitme. VE/<> Görme. )

( Nesnelerin ard ardalığı. VE/||/<> Nesnelerin yan yanalığı. [GERÇEK/LİK] )

( Çizgi. VE/<> Nokta. )

( TIME and/||/<>/< PLACE )


- ZAMAN ile/ve/=/||/<>/>/< ZİHİN


- ZAMAN('DA) ile/ve/<> AN('DA)

( Kul. İLE/VE/<> Allah. )

( Gövdede ve zannında. İLE/VE/<> ... )


- ZAMANI DEĞİL" ile "SIRASI DEĞİL"


- ZAMANI GELDİĞİ ZAMAN ... değil ZAMANI GELDİĞİNDE ...


- ZAMANI:
NEREDE GEÇİRDİĞİMİZ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< NASIL GEÇİRDİĞİMİZ

( Gövdemizle ilişkilidir. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Anlığımızla(zihnimizle) ilişkilidir. )

( Nicelikseldir. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Nitelikseldir. )


- ZÂMÂN-I/ASR-I SAADET -ile

( HZ. MUHAMMED'İN YAŞADIĞI DÖNEM | ÖMRÜNÜ SAADETE KAVUŞTURAN KİŞİ )


- ZAMANIM YOK" ile/ve/değil/||/<> "ÖNCELİĞİM DEĞİL"


- ZAMAN(IM) YOK ile/değil ÖNEM VERMİYORUM


- ZAMANIN, DÜŞÜNÜLMESİNDE/DEĞERLENDİRİLMESİNDE:
ÖNCELİK ve/||/<> SIRALAMALARI


- ZAMANIN EL VERDİĞİNCE değil ZAMAN EL VERDİĞİNCE

( "ZAMANIN EL VERDİĞİ KADAR" demek üzereyken "ZAMANIN" diye başlayıp bu sözü kullandıktan sonra bir anda zihne başka bir sözün gelmesiyle hızla yön değiştirerek ifadenin bozulmasıyla oluşur. [Dli yanlış kullanmaktan değil bazen konuşma koşullarının çoklu etkileri altında sözcükler arasında karmaşalar yaşanabilir.] )


- ZAMANINDA ORADA/YERİNDE OLMALI!


- ZAMANINDA YA DA ZAMANSIZ SÖYLENMİŞ SÖZLER ile/ve GERÇEK YA DA YANLIŞ SÖZLER ile/ve HOŞ YA DA ACI SÖZLER ile/ve YARARLI YA DA YARARSIZ SÖZLER ile/ve NAZİK VE GÜCENDİRİCİ SÖZLER

( WORDS AT THE RIGHT TIME OR UNTIMELY vs./and TRUE OR FALSE WORDS vs./and NICE/SWEET OR GRIEF WORDS vs./and BENEFICIAL OR USELESS WORDS vs./and POLITE AND OFFEND WORDS )


- ZAMANINI:
"ÇALMAK" ile/değil ALMAK


- ZAMANI/VAKTİ HARCAMAK değil/yerine ZAMANI/VAKTİ KULLANMAK


- Zamanında KONUŞ!!!


- ZAMANLAMAK ile ZAMANLAYABİLMEK ile ZAMAN ile ZAMANE ile ZAMANLI ile ZAMANSIZ/LIK ile ZAMAN EKİ ile ZAMAN AŞIMI ile ZAMAN ZAMAN ile ZAMAN ZARFI ile ZAMAN AYARLI ile ZAMAN BİLİMİ ile ZAMAN BİRİMİ ile ZAMAN DİZİNİ ile ZAMAN TÜNELİ ile ZAMANE ADAMI ile ZAMANE ÇOCUĞU ile ZAMAN BİLİMSEL ile ZAMAN BELİRTECİ ile ZAMANLI ZAMANSIZ


- ZAMAN/SIZ/LIK ile/ve DÖNEM/SİZ/LİK

( TIME vs./and PERIOD )


- ZAMÂN/ZEMÂN[Ar. çoğ. EZMİNE] ile ZAMÂN[Ar.]

( Zaman, vakti, çağ, devir. | Süre, mehil. | Mevsim. | Fiillerde, geçmiş, şimdiki, gelecek ve geniş zamanlardan her biri. İLE Kefil olma, kefillik. | Bir şeyin mislini ya da değerini vermek üzere zarara karşı kefil olma, garanti. )


- ZAMBAK ile ADA SOĞANI

( ... İLE Zambakgillerden, soğanından ilaç olarak yararlanılan bazı nesneler elde edilen çok yıllık bir bitki. )

( ... cum URGINEA MARITIMA )


- ZÂMİN[Ar.] ile ZAMÎN[Ar.]

( Tazmine zorunlu olan, kefil. İLE Tazmîn eden, kefil olan. )


- ZAMİR[Ar.] değil/yerine/= ADIL


- ZÂMİR[Ar.] ile ZAMÎR[Ar. çoğ. ZAMÂİR]

( Neyzen, düdük çalan. İLE İç, içyüz. | Kalp, vicdan. | Gönülde gizli olan sır. | [dilbilgisinde] Adın yerini tutan sözcük. )


- ZAMK[Ar. < ŞAMĞ] ile ARAP ZAMKI/ZAMK-I ARABÎ

( Akasya, kitre, sütleğen vb. ağaçların kabuklarından sızarak donan, eriyiği yapıştırıcı olarak kullanılan, renksiz ya da sarı kırmızımtırak renkte biçimsiz nesne. | Bu nesnenin yapıştırıcı olarak kullanılan eriyiği. İLE Akasyadan elde edilen bir zamk. )


- ZAMKLAMAK ile ZAMKLANMAK ile ZAM ile ZAMK ile ZAMKLI ile ZAM PAKETİ ile ZAMK AĞACI ile ZAMKLI KAĞIT ile ZAMK AKASYASI ile ZAMK HASTALIĞI


- ZAMLI SÛRE değil ZAMM-I SÛRE

( "Zamm-ı Sûre okunur." DEĞİL Zamm-ı Sûre yapılır. )


- ZAN BI ART ile GEÇİT
[<
Divân-ü Lugât-it-Türk]

( Koçngar/Qoçngar başı ile Balasagun arasındaki bir dağ geçidi. İLE ... )


- ZAN (ETMEK) ile/ve/||/<>/> İDDİA (ETMEK)