Beş(5) yazaçlı FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 46.996 başlık/FaRk ile birlikte,
46.996 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(46/189)
- HAYVANLAR (DOĞAL YAŞAMINDA)... -ile
( * ÇÖP ÜRETEMEZ
* KİLO ALAMAZ )
- DOĞAL ile ALIŞILMIŞ
( Doğanıza yabancı olan her şeyin terk edilmesi ve reddedilmesi yeterlidir. )
( Alışılmış olana tutunduğunuz sürece keşif gerçekleşemez. )
( NATURAL vs. USUAL/ORDINARY )
- DOĞAL ile ALIŞILMIŞ
( Doğanıza yabancı olan her şeyin terk edilmesi ve reddedilmesi yeterlidir. )
( Alışılmış olana tutunduğunuz sürece keşif gerçekleşemez. )
( NATURAL vs. USUAL/ORDINARY )
- DOĞAL ile/ve/değil DOĞADAN
( Doğal olanda, kişinin tedbirinin ve iradesinin etkisi olamaz. )
( [not] NATURAL vs./and/but FROM NATURE )
- DOĞAL ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DOĞAYA UYUMLU
- DOĞAL ile/değil "GELİŞTİRİLMİŞ/OLUŞTURULMUŞ"
- DOĞAL ile MEŞRÛ
( NATURAL vs. LEGAL )
- DOĞAL ile/ve/değil OLAĞAN
( [not] NATURAL vs./and/but USUAL )
- DOĞAL ile/ve/değil/||/<>/>/< OLMASI GEREKEN
- DOĞAL ile/ve/değil TARİHSEL
- DOĞAL ile/değil TARİHSEL
- DOĞAL ile/ve/||/<>/> TİNSEL ve TOPLUMSAL
- DOĞAL ile/ve/<>/değil ZORUNLU
( [not] NATURAL vs./and/<>/but COMPULSIVE )
- DOĞAL/LIK ile/ve/değil/yerine/||/<> KENDİLİĞİNDEN/LİK
- DOĞAMIZA UYGUN OLAN/OLMAYAN ile/ve/<> "YARAYAN"/"YARAMAYAN"
- DOĞAN/ATMACA/SAKR[Ar.] ile ZAĞANOS/BÎSER/BÎSERE[Fars.]
- DOĞAN/ATMACA ile BOZ DOĞAN
( ... İLE Eril atmacadan sivri kanatları ve kısa kuyruklarıyla ayrılırlar. )
( ... İLE Kışın açık arazilerde ve sulak alanların çevresinde yaşarlar. )
( ... vs. MERLIN )
( ... cum FALCO COLUMBARIUS )
- DOĞAN/ATMACA ile/ve/<> PIRLAK
( ... İLE/VE/<> Doğan, atmaca gibi yırtıcı kuşları yakalamada, çağırtkan ve av olarak kullanılan kuş. )
- DOĞAN, OKTAY (MERSİN, 1950) :
( İlkokulu ve ortaokulu Mersin'de, lise ve yüksek okulu İstanbul'da okudu. 1972'de kamuda memuriyete başladı ve 2015 yılında emekli oldu. Sarıyer Spor Kulübü basketbol takımında oynadı. Üyesi olduğu Sarıyer Spor Kulübünde bir dönem (2007/2008) Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaparken uzun yıllar da Denetleme Kurulu Üyesi olarak vazife aldı. Bir süre memur sendikalarında da görev yaptı. Sarıyer Spor Kulübü Divan Kurulu Üyesi olup, 1940 Sarıyerli Sporcular Derneği üyesidir. Bu dernekte yönetim kurulu üyesi olarak uzun yıllar görev yaptı ve halen başkanlık görevini (2019 itibariyle) devam ettirmektedir. )
- DOĞAN ile ADA DOĞANI
( ... İLE Kayalık adalarda, sürüler halinde yuva yaparlar. [Yazın sonuna doğru kuluçkaya yatarlar.] )
( ... İLE Yavrularını göçmen ötücüleri avlayarak beslerler. )
( ... vs. ELEONORA'S FALCON )
( FALCO (COLUMBARIUS) cum FALCO ELEONOREA )
- DOĞAN ile ALACADOĞAN
( ... İLE Korulu ve ağaçlı açık arazilerde, eski ekin kargası yuvalarında, sürüler halinde yuva yaparlar. )
( ... İLE Gagaları, göz derileri ve bacakları erilinde kırmızı, dişilinde ise turuncudur. )
( ... İLE En hızlı uçan kuş ya da kuşlardandır. )
( ... vs. RED-FOOTED FALCON )
( ... cum FALCO VESPERTINUS )
- DOĞAN ile BÂZEK[Fars.]
( ... İLE Küçük doğan. )
- DOĞAN ile BIYIKLI DOĞAN
( ... İLE Çöller ve açık arazilerde yaşarlar. [Genellikle yarlarda ve kayalıklarda, nadiren de harabelerde yuva yaparlar.] )
( ... vs. LANNER )
( ... cum FALCO BIARMICUS )
- DOĞAN ile BÛHE[Ar. çoğ. BEVÂHE]
( ... İLE Çakır doğanlar. )
( ... İLE Manevra yeteneği en yüksek kuş. )
- DOĞAN ile ÇAVLI
( ... İLE Doğan yavrusu. )
- DOĞAN ile DELİCE DOĞAN
( ... İLE Ağaçlı açık arazilerde yaşarlar. )
( ... vs. HOBBY )
( ... cum FALCO SUBBUTEO )
- DOĞAN ile DOĞAN GÖRÜNÜMLÜ ŞAHİN
- DOĞAN ile/değil/yerine ESPERİ
( ... İLE/DEĞİL/YERİNE Ava alıştırılmayan, bir tür doğan. )
- DOĞAN ile GÖKDOĞAN
( ... İLE Geniş omuzları vardır. Kuyruk sokumu geniş ve açık renk, kanatları uçlara doğru sivri ve çapa biçimindedir. )
( ... İLE Her türlü kayalık alanlarda yaşarlar. [Genellikle kaya çıkıntılarında, nadiren de ağaçlarda ve yapılarda yuva yaparlar.] )
( ... İLE Dünyanın en hızlı uçan kuşudur. [Gökyüzünde, dalış sırasında 360 km./saat hıza ulaşabilir.] )
( ... vs. PEREGRINE )
( ... cum FALCO PEREGRINUS )
- DOĞAN ile GRİ DOĞAN
( ... İLE Çöllerdeki kayalık tepelerde yuva yaparlar. )
( ... İLE Göçmen Ada Doğan'larını avlayarak beslenirler. )
( ... vs. SOOTY FALCON )
( ... cum FALCO CONCOLOR )
- DOĞAN ile KERKENEZ/SABRİS[Ar.]/KESTREL[İng.]
( ... İLE 35 cm. uzunluğunda, kızılımsı tüyleri olan, leşobur bir doğan. )
( ... İLE Ağaçlı açık arazilerde, dağlarda ve şehirlerde yaşarlar. )
( Ülkemizin en yaygın yırtıcı kuşlarından biridir. Her türlü arazide bulunabilir. Rüzgârda, kafası görünmeyen bir el ile tutuluyormuşçasına, tamamen hareketsiz kalır. Gövdesi, rüzgâra göre yalpalanmasına karşın, kafası sabittir. Erili, mavi-gri; dişili, kızıl-kahverengi renktedir. Beslenmesinde ise keskin gözleriyle yeri gözler, tedbirsiz avını hemen yakalar, pençeleriyle avın gövdesini parçalayıp yer. )
( ... vs. KESTREL )
( ... cum FALCO TINNUNCULUS )
- DOĞAN ile KIZIL ENSELİ DOĞAN
( ... İLE Kıyıdan uzak, kurak ve kayalık arazilerde yaşarlar. [Kuzey Afrika'da] [Kayalık yarlarda yuva yaparlar.] )
( ... vs. BARBARY FALCON )
( ... cum FALCO PELEGRINOIDES )
- DOĞAN ile SARDOĞAN
( ... İLE Sarı renkli bir tür doğan. )
- DOĞAN ile SUNGUR/AKDOĞAN
( ... İLE En büyük doğan. )
( ... İLE Kayalık kıyılar, dağlar ve ibreli ormanların kenarlarında yaşarlar. [Yarlarda yuva yaparlar.] )
( ... vs. GYRFALCON )
( ... cum FALCO RUSTICOLUS )
- DOĞAN ile TEPELİ DOĞAN
( ... ile SIKAR[< SAKR]["ka uzun okunur"] )
- DOĞAN ile ULU DOĞAN
( ... İLE Açık ve seyrek ağaçlı arazilerde, yüksek plato, bozkır, ova ve yarı çöllerde yaşarlar. )
( ... vs. SAKER )
( ... cum FALCO CHERRUG )
- DOĞAN/ATMACA ile MUYMUL
( ... İLE Atmaca ve doğana benzeyen bir tür yırtıcı kuş. )
- DOĞANEVLER KOCATEPE CAMİİ :
( Reşitpaşa mahallesinin Doğanevler semtinde inşâ edilen bir cami olup, tarihi özelliği yoktur. )
- DOĞANEVLER PARKI :
( Reşitpaşa Mahallesindedir. 215,98 m²'lik bir alanı kapsar, 50,81 m²'lik yeşil alanı, 69,15 m²'lik çocuk oyun alanı bulunmaktadır. )
- DOĞANIN KENDİ TABİATI" değil DOĞA/TABİAT
- DOĞANIN TİNİ ile/ve/<> TİNİN DOĞASI
( Yansıma. İLE/VE/<> Yanılsama. )
- DOĞAÜSTÜ = FEVK-AT-TABİA = SUPERNATURAL[İng.] = SURNATUREL[Fr.] = ÜBERNATÜRLICH[Alm.]
- DOĞAYA DOĞAN ile/ve/değil/||/<>/> YAŞAMA DOĞAN
( Behaim["hayvan"]. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/> Beşer/İnsan. )
( Yaşam, yaşamla beslenir. [Doğada bu süreç zorunluludur, toplumda ise gönüllü olmalıdır.] )
( Yaşamın tamir edemediğine ölüm son verir. )
( [not] TO BORN IN NATURE vs./and/but TO BORN IN LIFE
What life cannot mend, death will end. )
- DOĞA'YA DOĞAN ile/değil YAŞAM'A DOĞAN
( Behaim[hayvan]. İLE/DEĞİL İnsan. )
- DOĞAYA YAKIN OLMALI!
- Doğayı DİNLE!!!
- DOGMA vs. JUDGEMENT
- DOGMA vs. VERDICT
- İNAK/DOGMA ile ÂYET
- İNAK/DOGMA ile/ve BELİRLENİM
( DOGMA vs./and DETERMINATION )
- DOGMA ile DOĞMA
- DOGMA ile DOĞMA
- DOGMA ve/değil/< DOLMA
- DOGMA ile/ve/||/<>/> DONMA
- DOGMA[Yun.] değil/yerine/= İNAK
- DOGMA ile NAS
- DOĞMA ile/ve/||/<> OLMA
( Anneden. @@ Babadan. )
- DOGMA ile VARGI
( DOGMA vs. VERDICT )
- DOGMA ile YARGI
( DOGMA vs. JUDGEMENT )
- DOGMA vs./and DETERMINATION
- DOĞMAK ile DOĞMACA ile DOĞMA BÜYÜME
- DOGMALAŞMAK ile DOGMALAŞTIRMAK ile DOGMALAŞTIRILMAK ile DOGMALAŞTIRABİLMEK ile DOGMALAŞTIRILABİLMEK ile DOGMA ile DOGMACI/LIK ile DOGMATİZM
- DOĞMAMIŞ ÇOCUĞA DON BİÇMEK ile/değil DEREYİ GÖRMEDEN, PAÇALARI SIVAMAK
- DÖĞME ile/değil DÖVME
( Döğülüp kabuğu çıkartılmış buğday, yarma. | Kepeği alınan buğdaydan yapılan pilav. | Ahlat, armut gibi yemişlerin tokmakla ezilerek kurutulmuşu. | Ceviz, dut kurusu, fındık, pestil, şekeri birlikte döğerek yapılan yiyecek. | Kadınların yüzünün iki yanına takılan altın süs. | Buğdayın ıslatılarak taş altında kabuklarından ayırt edilen biçimi. | Dayanıklı odun, kaim odun. | Bakır ya da sarı levhaları çekiçle biçimlendirme işi. [Alm. getriebene Arbeit] İLE [ne yazık ki] Dövme durumu, vurma, "pataklama, sopalama". | Isıtılarak dövülerek biçim verilmiş metal nesne. | Dövülerek yapılan. | Yarma. )
- DOĞRAMAK ile DOĞRULMAK ile DOĞRULAMAK ile DOĞRULANMAK ile DOĞRULATMAK ile DOĞRULATABİLMEK ile DOĞRULAYABİLMEK ile DOĞRU/LUK ile DOĞRUCA ile DOĞRUCU/LUK ile DOĞRULU ile DOĞRUSAL ile DOĞRUSUZ ile DOĞRU AÇI ile DOĞRU YOL ile DOĞRU AKIM ile DOĞRU DÜRÜST ile DOĞRU ORANTI ile DOĞRU PARÇASI ile DOĞRUCU DAVUT ile DOĞRU ORANTILI ile DOĞRUSAL DENKLEM
- DIRECT CURRENT GENERATOR[İng.] / GÉNÉRATEUR DE COURANT CONTINU[Fr.] / GLEICHSTROMGENERATOR[Alm.] ile/değil/yerine/= DOĞRU AKIM ÜRETECİ
- DOĞRU AKIM ile/ve/||/<> ALTERNATİF AKIM
( Çarpmaz. İLE/VE/||/<> Çarpar. )
- DOĞRU AKIM ile/ve/||/<> ALTERNATİF AKIM
( Doğru Akım, elektrik yüklerinin tek yönde devim ettiği akımdır. İLE/VE/||/<> Alternatif Akım, elektrik yüklerinin yön değiştirdiği akımdır. )
- DIRECT CURRENT[İng.] / COURANT CONTINU[Fr.] / GLEICHSTROM[Alm.] ile/değil/yerine/= DOĞRU AKIM
- DOĞRU BİLDİĞİNİ YAPMAK ile/değil CANININ İSTEDİĞİNİ YAPMAK [değil/yerine/daha iyisi YAPMAMAK]
- DOĞRU-DÜRÜST[Fars.] ile/değil/yerine/||/<> DOĞRU-DÜZGÜN
- DOĞRU DÜŞÜNME ile/ve/<> DOĞRU İSTEME
( Kazandığın zaman pişman olacağın, kaybettiğin zaman üzüleceğin şeyleri isterken dikkatli olmak gerek. )
( Bir şey iyi olduğu için istenmez, istendiği için iyidir. )
( RIGHT THINKING vs./and/<> RIGHT REQUESTING )
- DOĞRU DUYU/HİS ile/ve NASIL ÖĞRENİLECEĞİNİ BİLMEK
( Doğru hisse sahip olan, nasıl öğreneceğini bilir. )
( RIGHT SENSE vs./and TO KNOW HOW TO LEARN )
- DOĞRU İŞ"İ YAPMAK ile/ve/||/<>/< İŞİ DOĞRU YAPMAK
( Us. İLE/VE/||/<>/< Anlık/bilgi. )
- DOĞRU İŞİN YAPILMASI ile/ve/<> İŞİN, DOĞRU YAPILMASI
( Etkililik. İLE/VE/<> Etkinlik. )
- DOĞRU İŞİN YAPILMASI İŞİN DOĞRU YAPILMASI
- Doğru KONUŞ!!!
- DOĞRU OLAN ile/ve OLMASI GEREKEN
( WHICH IS RIGHT vs./and HAS TO BE )
- DOĞRU OLMAYAN ile YALAN
( NOT TRUE vs. LIE )
- DOĞRU ORANTILI/LIK ile/ve/değil/||/<>/< PARALEL/LİK
- DOĞRU SEÇİM ile/ve/<> DENGELİ TÜKETİM
- DOĞRU SORULARIN YANITLARI ile/ve/||/<> DOĞRU YANITLARIN SORULARI
- DOĞRU SÖYLEYEN ile/değil/yerine/ya da/>< "ÇOK İYİ YALAN SÖYLEYEBİLEN"
- Doğru söyleyerek KONUŞ!!!
- DOĞRU/YANLIŞ! SÖYLÜYORSUN! değil DOĞRU!/YANLIŞ!
- DOĞRU SÖYLÜYORSUN yerine SÖYLEDİĞİN SÖZ DOĞRU
- DOĞRU SÖZ ile/ve YEMİN
( Doğru söz, yeminden ileri! )
( RIGHT WORD vs./and OATH )
- DOĞRU TUTUŞ ile/ve/<>/>/< DOĞRU DURUŞ
- DOĞRU-YANLIŞ YOK/TUR! ile/değil/ya da [BAĞLAMINDA ve GÖRELİ OLARAK] DOĞRU-YANLIŞ OLMAZ/OLMAYABİLİR
( Doğru-yanlış, bir şeyin ne olmadığı ve olmayacağı üzerine buluşmak olduğundan, olan/lar, olabilecek/ler üzerine kullanıl(a)maz/değildir! )
- DOĞRU-YANLIŞ ile DOĞRU-YALAN
( RIGHT-WRONG vs. TRUE-FALSE )
- DOĞRU/YANLIŞ ile/ve/değil/yerine EN AZ YANLIŞ
( Bazen/bazı durum/konu/olaylarda, doğru ya da yanlış üzerinden değil en az yanlışı düşünerek[hesaplayarak, göze alarak] hareket etmek, karar almak durumunda/zorunda kalabilir/olabilirsiniz. )
- DOĞRU/YANLIŞ ile/ve/değil GEÇERLİ/GEÇERSİZ
( [not] TRUE/FALSE vs./and/but VALID/INVALID )
- DOĞRU/YANLIŞ ile/ve/değil İDEOLOJİK TUTUM
( [not] TRUE/FALSE vs./and/but IDEOLOGICAL ATTITUDE )
- DOĞRU/YANLIŞ ile İYİ/KÖTÜ ile GÜZEL/ÇİRKİN/YÜCE
- DOĞRU/YANLIŞ ile İYİ/KÖTÜ ile GÜZEL/ÇİRKİN/YÜCE
( Genelde kötü ve iyi, bir âdet ve gelenek meselesidir ve sözcüklerin nasıl kullanıldığına göre, ya sakınılır ya da hoş karşılanır. )
( Mükemmel olmayanı, mükemmel olan uğruna seve seve fedâ edersek, iyi ve kötü "tartışmaları" artık olmayacaktır. )
( Kötülük, hiçbir zaman hem iyiliği, hem de kendini tanıyamaz; iyilikse eğitildikçe zamanla hem kendine, hem de kötülüğe ilişkin bilgilerle donanır. )
( YÜCE: Fizik ya da metafizik güçlerden koruyan. )
( Usually the bad and the good are a matter of convention and custom and are shunned or welcomed, according to how the words are used. )
( RIGHT/WORNG vs. GOOD/BAD vs. NICE[/BEAUTIFUL]/UGLY )
- DOĞRU YOL ile/ve/= KOLAY YOL
( RIGHT WAY vs./and/= EASY WAY )
- DOĞRU ile AÇIORTAY
( ... İLE Bir açısal bölgeyi, ölçüleri birbirine eşit olan iki açısal bölgeye ayıran doğru. )
- DOĞRU ile/ve AYKIRI DOĞRU
- DOĞRU ile/ve ÇİZGİ
- DOĞRU :/yerine DOĞRU, GERÇEK
- DOĞRU ile/||/<> DOĞRU PARÇASI
( Doğru sonsuz İLE doğru parçası sınırlıdır )
( Formül: Sonsuz İLE [A ileB] )
- DOĞRU ile DÜZELTME ile DÜZELTME TESİSİ ile DÜZELTİCİ ile DÜZELTİCİ BAKIM ile DOĞRU ŞEKİLDE ile DOĞRULUK ile DÜZELTİCİ
( CORRECT vs. CORRECTION vs. CORRECTION FACILITY vs. CORRECTIVE vs. CORRECTIVE MAINTENANCE vs. CORRECTLY vs. CORRECTNESS vs. CORRECTOR )
( تصحيح کردن ile صحيح ile سديد ile درست ile غلط گرفتن ile تصحيح ile اصلاح ile دار التاديب ile اصلاحي ile نگهداشت اصلاحي ile صحيحا ile درستي ile مصحح )
( TASHYHE KARDAN ile SAHYHE ile سديد ile DAREST ile GHALT GARAFTAN ile TASHYHE ile ESLAH ile DAR ELTADYBE ile ESLAHY ile NAGEIDASHT ESLAHY ile صحيحا ile DARESTY ile MOSAHH )
- DOĞRU ile GEÇERLİ
- DOĞRU ile/ve GELECEK
( Doğru, gelecekte yerini alır. )
( RIGHT vs./and FUTURE
The right takes it's own place in future. )
- DOĞRU ile GERÇEK
( TRUE vs. REALITY )
- DOĞRU ile/ve/yerine/değil GEREKTİĞİ GİBİ
( Eğer doğru ise başka türlü olamaz. )
( Doğru kendini öne sürmez, o sahtenin sahte olarak görülmesi ve reddedilmesinde yatar. Zihin sahte olan tarafından kör edilmişken doğruyu aramak yararsızdır. Doğru olanın sezilebilmesi için önce sahtenin tamamen temizlenip yok edilmesi gerekir. )
( RIGHT vs./and TO BE REQUIRED/NEEDED )
- DOĞRU ile/ve/yerine/değil GEREKTİĞİ GİBİ
( Eğer doğru ise başka türlü olamaz. )
( Doğru kendini öne sürmez, o sahtenin sahte olarak görülmesi ve reddedilmesinde yatar. Zihin sahte olan tarafından kör edilmişken doğruyu aramak yararsızdır. Doğru olanın sezilebilmesi için önce sahtenin tamamen temizlenip yok edilmesi gerekir. )
( RIGHT vs./and TO BE REQUIRED/NEEDED
It cannot be otherwise, if it is right.
Truth does not assert itself, it is in the seeing of the false as false and rejecting it. It is useless to search for truth, when the mind is blind to the false. It must be purged of the false completely before truth can dawn on it. )
- DOĞRU ile HAYIRLI
- DOĞRU ile HAYIRLI
- DOĞRU ile/ve/<> İSPATLANAMAYAN
- DOĞRU ile/ve/değil/yerine/||/<> KISMEN DOĞRU
- DOĞRU ile/ve ÖZGÜN
( Her zaman geçerli. İLE/VE Modern çağda geçerli. )
( RIGHT vs./and ORIGINAL/AUTHENTIC )
- DOĞRU ile/değil SABİT(E)
( [not] RIGHT vs./but CONSTANT )
- DOĞRU = TRUE[İng.] = VRAI[Fr.] = WAHR, RICHTIG[Alm.] = VERUS[Lat.] = VERDADERO[İsp.]
- DOĞRU ile/ve/<> TÜMEL
- DOĞRU ile UYGUN
- DOĞRU ile/değil UYGUN
( [Ar..] SÂDIK ile MÜNÂSİB[< NİSBET] )
( ... ile ŞÂYESTE, ÇESPÂN )
( RIGHT vs. APPROPRIATE )
- DOĞRU ile/ve YANLIŞ
( Amacına yakınlaş(tır)mak. İLE/VE Amacından uzaklaş(tır)mak. )
( RIGHT/TRUE vs./and WRONG/FALSE )
- DOĞRU ile YANLIŞ
( Doğru/nun kullanım/ı ile. İLE Yanlış/ın kullanım/ı ile. )
( Ne doğrular var, adamı, yoldan eder;
Ne yanlışlar var, insanı, adam eder. )
- DOĞRU ile/ve/değil YAYGIN
( [not] RIGHT vs./and/but COMMON )
- DOĞRU yerine YERİNDE/ZAMANINDA
- DOĞRU:
İSABET ile/ve/ya da/||/<>/> VERİMLİLİK
( "Doğru" sözcüğünün kullanımındaki bağlam ve/ya da amaç, "isabet" ve/ya da "verimlilik"tir. )
- DOĞRUCA (ÜZERİNE) BAKIŞ ile/yerine SÜREGİDEN BAKIŞ
( DIRECT LOOKING vs. LOOKING PERIODICAL
LOOKING PERIODICAL instead of DIRECT LOOKING )
- DEMOKRASİ:
DOĞRUDAN ile TEMSİLİ ile LİBERAL ile SOSYALİST ile SOSYAL
- DIRECT EFFECT[İng.] / EFFET DIRECT[Fr.] / DIREKTER EFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= DOĞRUDAN ETKİ
- DOĞRUDAN KAYIP ile DOLAYLI KAYIP
( Herşeyi kaybetmekle, gerçekten herşeyi kazanmış olursunuz. )
( Asla kaybedilmemiş olan asla bulunamaz. )
( DIRECT LOSS vs. INDIRECT LOSS
By losing all you gain all.
What was never lost can never be found. )
- DIRECT POTENTIOMETRIC MEASUREMENT[İng.] ile/değil/yerine/= DOĞRUDAN POTANSİYOMETRİK ÖLÇME
- DOĞRUDAN ile DOĞRU AKIM ile DOĞRUDAN NESNE ile DOĞRUDAN ROTA ile DOĞRUDAN VERGİ ile YÖN ile YÖNLÜ ile YÖNSÜZ ile YOL TARİFİ ile DİREKTİF ile DOĞRUDAN ile DOĞRUDANLIK ile MÜDÜR ile MÜDÜRLÜK ile YÖNETMENLİK ile YÖNETMENLER ile MÜDÜRLÜK ile DİREKTRİX
( DIRECT vs. DIRECT CURRENT vs. DIRECT OBJECT vs. DIRECT ROUTE vs. DIRECT TAX vs. DIRECTION vs. DIRECTIONAL vs. DIRECTIONLESS vs. DIRECTIONS vs. DIRECTIVE vs. DIRECTLY vs. DIRECTNESS vs. DIRECTOR vs. DIRECTORATE vs. DIRECTORIAL vs. DIRECTORS vs. DIRECTORSHIP vs. DIRECTRIX )
( مستقيم ile بيواسطه ile مديريت کردن ile هدايت کردن ile کارگرداني کردن ile جريان مستقيم ile مفعول بي واسطه ile راه مستقيم ile ماليات مستقيم ile راستا ile جهت ile جانب ile مسير ile سوي ile سو ile هدايتي ile بي جهت ile جهات ile بخشنامه ile مستقيما ile يکراست ile يکسره ile سر راست ile بي واسطگي ile مديرعامل ile هدايت کننده ile مقام رياست ile مدير ile مفتش ile مديريتي ile سران ile رياست ile خط هادي )
( MOSTEGHYM ile بيواسطه ile MADYRYT KARDAN ile CPEHDAYT KARDAN ile KARGARDANY KARDAN ile JARYAN MOSTEGHYM ile MAFUL BEY VASETEH ile RAH MOSTEGHYM ile MALYAT MOSTEGHYM ile RASTA ile JOHAT ile جانب ile MOSYR ile SOY ile SO ile CPEHDAYTY ile BEY JOHAT ile JOHYAT ile BAKHSHENAMEH ile MOSTEGHYMA ile YKARAST ile YKASAREH ile SAR RAST ile BEY VOSTGY ile MADYROAMEL ile CPEHDAYT KONANDEH ile MOGHAM RYEST ile مدير ile مفتش ile MADYRYTY ile SARAN ile RYEST ile خط هادي )
- DOĞRUDAN ile SONRADAN
- DOĞRUDUR ile DOĞRU DUR!
- DOĞRU-DÜZGÜN
- DOĞRULUK (NEZEH)
- DOĞRULUK[İng. TRUTH] ile/||/<> EĞİM[İng. SLOPE] ile/||/<> EPİSTEMİK GEREKÇELENDİRME[İng. EPISTEMIC JUSTIFICATION] ile/||/<> EPİSTEMİK SORUMLULUK[İng. EPISTEMIC RESPONSIBILITY] ile/||/<> EPİSTEMOLOJİK BAŞARI[İng. EPISTEMOLOGICAL SUCCESS] ile/||/<> NORMATİF EPİSTEMOLOJİ[İng. NORMATIVE EPISTEMOLOGY]
( Doğruluk, gerekçelendirme ve inanç/kabul ile beraber bilginin doğasında yer aldığı düşünülen bir unsurdur. Doğru olmayan bir şey bilinebilir mi? Çoğu epistemolog bu soruya vereceğimiz hayır cevabının, doğruluk unsurunun epistemik önemine işaret edeceğini düşünmektedir. Doğruluk unsuru metafizik ve mantık ile ilişkili olup bilme sürecinin nesnel içeriğine denk düşmektedir. Aristoteles’in Metafizik (1011b25) kitabında şöyle söyler; “Var olanın ve meydana gelenin var olması ile var olmayanın ve meydana gelmeyen şeyin olmaması.” Bu haliyle doğruluk insan zihni dışındaki gerçekliğe işaret eder. @@ Matematikte bir doğru için dikey yönde değişimin yatay yönde değişime oranıdır. @@ Epistemik gerekçelendirme, doğru inancın bilgi haline gelme sürecinde, doğruluk ve inanç koşulları arasında rasyonel bir bağlantı kurmayı ifade etmektedir. Bu durumda gerekçelendirme ile epistemik gerekçelendirme kavramları arasındaki belirleyici unsur rasyonellik olmaktadır. Başka bir ifade ile gerekçelendirme, bir inancı biliyor olduğumuzu gösteren dayanakları ortaya koymak anlamına gelirken epistemik gerekçelendirme, söz konusu dayanakları ortaya koyarken öznenin, bilinçli bir biçimde hareket ettiğini ifade etmektedir. Bunun yanında gerekçelendirme kavramı, yalnızca epistemoloji içinde değil, ahlak felsefesi gibi alanlarda da kullanılan bir kavram olduğu için epistemik gerekçelendirme ile epistemik olmayan gerekçelendirme arasında ayrım yapılmaktadır. Epistemik gerekçelendirmedeki rasyonellik, bilginin şans eseri bir biçimde oluşmadığını, aksine belirli bilişsel koşullar, yani bilişsel başarı nedeniyle meydana geldiğini göstermektedir. Bilişsel başarı faktörü, bilen öznenin, biliyor olduğunu bilmesini, bunu farkında olmasını ve açıklamasını ifade etmektedir. Böylelikle inançla doğruluk arasındaki ilişki şans eseri değil, rasyonel ve bilinçli biçimde kurulmuş olmaktadır. Daha açık bir ifadeyle bir inancın bilen özne tarafından bilindiğinin iddia edilmesi için, bilen öznenin, söz konusu inancı nasıl bildiğini açıklaması gerekmektedir ki bu da epistemik gerekçelendirme koşulundaki bilişsel başarı faktörüne dayanarak yapılmaktadır. Dolayısıyla epistemik gerekçelendirme, bilişsel başarıyı gözeten ve şans faktörünü dışarıda tutan temel unsur konumundadır. @@ Epistemik sorumluluk, daha çok epistemik deontoloji gibi yaklaşımların savunduğu içselci düşünürler tarafından öne çıkarılmıştır. Bu yaklaşımlara göre gerekçelendirme, inancımızın doğruluğuna yönelik sağlam kanıtlar ortaya koyarak bu kanıtlara göre davranmayı gerektirmektedir. Bu bakımdan doğruluk kavramı ön plana çıkmaktadır. Bilen özne, doğruluğuna inandığı kanıtları kabul eder ve bu kanıtların gerektirdiği biçimde hareket ederek epistemik sorumluluğunu gerçekleştirmiş olur. Örneğin içselci bir düşünür olarak BonJour, sağlam kanıtlara dayanmaksızın inanılan bir inancın, epistemik açıdan sorumsuz bir tutum olduğunu belirtir. Epistemik sorumluluk düşüncesi, yalnızca inancın kanıtlarının doğruluğuna inanmayı değil, aynı zamanda doğru inançlara erişirken yapılması gerekenleri de ifade etmektedir. Dolayısıyla epistemik gerekçelendirmenin getirisi olarak epistemik sorumluluk, normatif bir yapıya sahiptir. Bu bağlamda epistemik sorumluluğa yönelik yapılması gerekenler, inançların doğruluğuna dair her kanıtın es geçilmeden değerlendirilmesi, güvenilir kanıtların kabul edilmesi ve buna göre davranılmasıdır. Bu düşünceyi savunanlara göre bilen öznenin bir inancı gerekçelendirmesi demek, o öznenin kendi inançlarından sorumlu olması anlamına gelmektedir. O halde epistemik sorumluluk, öznenin içsel süreçlerine ulaşabilmesini gerektirmektedir. Böylelikle özne, bilgi oluşturma sürecinde etkin bir rol oynamış olmaktadır. @@ Bilişsel başarı kavramı, Gettier problemi ile birlikte çağdaş epistemolojiye kazandırılmış olan yeni kavramlardan biridir. Bu kavram, bilen öznenin, bilgiyi meydana getiren unsurları farkında olmasını ve bilginin oluşma sürecindeki bilinçli rolünü ifade etmektedir. Başka bir deyişle bilişsel başarı, bilme araçları aracılığıyla meydana gelen doğru inançların, bilgiye dönüşmesinde zihnin aldığı rolü ortaya koymaktadır. Bu bağlamda bilişsel başarı, epistemik gerekçelendirme kavramıyla doğrudan ilişkilidir. Epistemik gerekçelendirme, bir inancın şans eseri doğru olmasını engelleyen koşuldur. Yani bilginin meydana gelmesi için, şans faktörünün dışarıda bırakılması gerekmektedir. Bu da inanç ile doğruluk arasında kurulan rasyonel bir bağlantıya işaret etmektedir. İnanç ile doğruluk arasındaki rasyonel bağlantının temeli ise bilişsel başarıdır. Bilen özne, sahip olduğu inancının doğruluğuna yönelik kanıtları ortaya koymuşsa, bilme araçlarından hareketle elde ettiği inancının meşruluğunu yeterli nedenlerle açıklamışsa, inancını güvenilir süreçlere dayanarak oluşturmuşsa ve doğru inancının bilgi haline gelebilmesi için geçerli gerekçeler sunmuşsa söz konusu doğru inanç, bilişsel başarı ile elde edilmiş demektir. Bu durumda özne, doğru inançlara sahip olması bakımından bilişsel başarıya sahip olmaktadır. O halde epistemik gerekçelendirme ile bilişsel başarının birlikte çalıştığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu bağlamda biliyor olduğumuzu iddia ettiğimiz doğru inanç, bilişsel başarı olmaksızın şans eseri oluşmuş olacaktır. @@ Normatif epistemoloji, bilginin doğasının ve sınırlarının nasıl olması gerektiğini araştıran alandır. Genellikle geleneksel epistemolojinin bir özelliği olarak kabul edilen normatiflik, bilginin a priori temellere dayanarak nasıl kurulacağını göstermektedir. Epistemolojik olarak doğru olanın ne olduğunu araştırmak ve yanlış olanı dışarıda bırakmaya çalışmak, normatif bir tavrın göstergesidir. Ancak epistemolojinin normatif tavrı, yalnızca geleneksel epistemolojide değil, çağdaş epistemolojide de karşımıza çıkmaktadır. Çağdaş epistemolojideki normatiflik, dışsalcılar tarafından eleştiriye tabi tutulurken içselciler tarafından benimsenen bir unsurdur. Söz konusu normatiflik, epistemik özneye sorumluluk yükler ve etkin olmasını gerektirir. Örneğin epistemik sorumluluk, epistemik suç ve gerekçelendirmenin kendisi başta olmak üzere bazı gerekçelendirme türleri normatiflik unsurunu içinde barındıran kavramlar olarak görülmüştür. Aynı biçimde içselcilerin geleneksel epistemolojiyi takip ederek kullandıkları gerekçelendirme kavramının, dışsalcılar tarafından normatif bir kavram olarak kabul edilip bunun yerine teminat kavramını kullanmalarının nedeni budur. Bu bağlamda Quine’ın doğallaştırılmış epistemolojiden hareketle normatif epistemoloji hakkındaki görüşlerine bakmak yararlı olacaktır. Quine, epistemolojinin normatif niteliğe sahip olması bakımından empirik ve betimsel olmadığını ileri sürmekte ve epistemolojinin gerekçelendirmeyi temel alarak daha fazla normatiflik barındırmaması gerektiğini savunmaktadır. Quine’ın bu görüşüne yönelik temel eleştirilerden biri ‘gerekçelendirme’, ‘doğruluk’ ve ‘rasyonellik’ gibi kavramların normatif olması açısından epistemolojinin en temelde normatif bir etkinlik olduğudur. Dolayısıyla gerekçelendirmeyi epistemolojinin inceleme alanından çıkarmak demek, epistemolojinin normatifliğini dışarıda bırakmak anlamına gelmektedir. Ancak Quine, epistemolojideki normatif unsurları tamamen dışarıda bırakmayıp epistemolojideki teorilerin yeniden gözden geçirilmesi ve yeni teoriler oluşturulması doğrultusunda normatif unsurları yönlendirici bir mekanizma olarak ele almıştır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- DOĞRU/LUK ile/ve BAĞLI/LIK
- DOĞRU/LUK ile/ve/değil GEÇERLİ/LİK
( [not] RIGHT/RIGHTEOUSNESS vs./and/but VALID/VALIDITY )
- DOĞRU/LUK ile/ve GEÇİCİ/LİK
- DOĞRU/LUK ve/> GÜVENİLİR/LİK
- DOĞRULUK = HAKİKAT = TRUTH[İng.] = VÉRITÉ[Fr.] = WAHRHEIT, RICHIGKEIT[Alm.] = VERITAS[Lat.] = ALÉTHEIA[Yun.] = VERDAD[İsp.]
- DOĞRU/LUK ile/ve KESİN/LİK
( STRAIGHT/NESS vs./and DEFINITE/NESS )
- DOĞRU/LUK ile/ve/değil/yerine OLANAKLI/LIK
- DOĞRU/LUK ile/ve TATMİN EDİCİ/LİK
- DOĞRU/LUK ile/ve/> UYGULANABİLİR/LİK
- DOĞRU/LUK ile/ve/değil/yerine UYGUN/LUK
- DOĞRU/LUK ile/ve UYGUN/LUK
( (UP)RIGHT/NESS, RIGHT/TRUE(HONESTY) vs./and APPROPRIATE/NESS )
- DOĞRU/LUK ile YANLIŞ/LIK
( Yanlış, "gücünün artmasıyla" hiçbir zaman doğru duruma geçmez/geçir(t)ilemez. )
( RIGHT/TRUE (HONESTY) vs. WRONG/FALSE )
- DOĞRULUM/YÖNELİM ile KEMOTROPİZM ile YEREDOĞRULUM ile SUYA DOĞRULUM ile IŞIĞA DOĞRU EĞİLİM ile ISI KAYNAĞINA YAKLAŞMA
( DOĞRULUM/YÖNELİM: Bitki ve hayvanların, besin, ısı gibi uyarıcıların etkisi ile bu uyarıcılara ya da tersine yer değiştirmeleri. İLE KEMOTROPİZM: Kimyasal maddelerin etkisiyle bitkilerde görülen, maddeye doğru ya da ters yöne yönelme durumu. İLE YEREDOĞRULUM: Bitkilerde kök ve sapların, yerçekimi etkisi ile belirli bir doğrultu alma özellikleri. İLE SUYA DOĞRULUM: Bitkilerin suya doğru eğilimi. İLE IŞIĞA DOĞRU EĞİLİM (Fototaksi, ışık göçüm): a) Bir hücrelilerde birdenbire aydınlanma sonucu görülen tepkime. | b) Bitki gövdelerinin ışığa doğru dönmeleri. İLE ISI KAYNAĞINA YAKLAŞMA: Bir ısı kaynağına yaklaşma ya da uzaklaşma. )
( TROPISM vs. CHEMOTROPISM vs. GEOTROPISM vs. HYDROTROPISM vs. PHOTOTROPISM vs. THERMOTROPISM )
- [ne yazık ki]
DOĞRU OLDUĞUNU BİLDİĞİN HALDE, YAPMAMAK ile/ve/<> YANLIŞ/HATALI/EKSİK OLANI, BİLMENE KARŞIN, YAPMAK
- DOĞRU/SÂDIK ile/ve/değil/yerine OLDUĞU GİBİ
( Doğru, gün gibi âşikârdır. )
( RIGHT vs./and AS WHAT IT IS )
- LINEAR CIRCUIT[İng.] / CIRCUIT LINÉAIRE[Fr.] / LINEARER STROMKREIS[Alm.] ile/değil/yerine/= DOĞRUSAL DEVRE
- LINEAR PHASE[İng.] / PHASE LINÉAIRE[Fr.] ile/değil/yerine/= DOĞRUSAL EVRE
- LINEARE PHASE[Alm.] ile/değil/yerine/= DOĞRUSAL FAZ
- LINEAR SEGMENT CURVE[İng.] ile/değil/yerine/= DOĞRUSAL KISIMLI EĞRİ
- OPTIQUE NON LINÉAIRE[Fr.] / NICHTLINEARE OPTIK[Alm.] ile/değil/yerine/= DOĞRUSAL OLMAYAN OPTİK
- LINEARER DÄMPFUNGSKOEFFIZIENT[Alm.] ile/değil/yerine/= DOĞRUSAL SÖNÜM KATSAYISI
- LINEAR STARK EFFECT[İng.] / EFFET STARK LINÉAIRE[Fr.] / LINEARER WIRKUNG VON STARK[Alm.] ile/değil/yerine/= DOĞRUSAL STARK ETKİSİ
- DOĞRUSAL ZAMAN ANLAYIŞI ile/ve/<> DÖNGÜSEL ZAMAN ANLAYIŞI
( LINEAR TIME PARADIGM vs./and/<> VICIOUS CIRCLE TIME PARADIGM )
- LINEARER ZWANG[Alm.] ile/değil/yerine/= DOĞRUSAL ZORLANMA
- DOĞRUSAL ile DAİRESEL
- DOĞRUSUN!/YANLIŞSIN! değil DOĞRU!/YANLIŞ!
- DOĞRU/UYGUN BESLENME ve/<> BİSİKLET KULLANIMI
- DOĞRUYA DOĞRU ile DOĞRU'YA DOĞRU
( Bir doğru karşısında başka bir doğru daha. İLE Doğrunun bulunması ve bilinmesi yolunda/yönünde. )
- DOĞRUYA EN YAKIN ile/ve YANLIŞTAN EN UZAK
( THE CLOSEST TO THE STRAIGHT vs./and THE FAREST FROM THE FALSE )
- DOĞRU/YETKİN DAVRANIŞ/EYLEM(SÂLİH AMEL):
BARIŞ ve/<> KURTULUŞ[KURTARICI EYLEM]
( Kendinle. VE/<> Hizmetle/eylemle. )
- Doğruysa DİNLE!!!
- DOĞRUYSA ile/ve/değil/yerine NE KADAR DOĞRUYSA
- Doğruyu DİNLE!!!
- DOĞRUYU SÖYLEMEK, HER ZAMAN DOĞRU DEĞİLDİR değil HER DOĞRUYU, HER ZAMAN VE HER YERDE SÖYLEMEMEK GEREK
( "Doğruyu söylemek, her zaman doğru değildir" diyenler, kendileri için "en yararlı olabilecek" yanlışı söylemek için en uygun zamanı bekleyenlerdir... )
- DOĞRUYU ÜRETMEK ile/ve/değil/||/<> DOĞRULANMIŞI ÜRETMEK
- DOĞRUYU/YANLIŞI KONUŞMUYORUZ ile/değil DOĞRU/YANLIŞ DİYE KONUŞMUYORUZ
- EBCED:
DOĞU ile/ve/||/<> BATI
- DOĞU ile DOĞU BURNU ile DOĞU CORNİN ile DOĞU TİMOR ile DOĞU AVRUPA ile DOĞUYA DOĞRU ile EN DOĞUDAKİ ile DOĞU ile DOĞU BÖLGESİ ile EN DOĞUDAKİ ile DOĞUYA DOĞRU
( EAST vs. EAST CAPE vs. EAST CORNIN vs. EAST TIMOR vs. EASTERN EUROPE vs. EASTERLY vs. EASTERMOST vs. EASTERN vs. EASTERN ZONE vs. EASTERNMOST vs. EASTWARD )
( مشرق زمين ile شرق ile مشرق ile کيپ شرقي ile ايست کورنين ile تي مور شرقي ile تيمور شرقي ile مانند بادخاوري ile بسوي شرق ile شرقاً ile شرقي ترين نقطه ile خاوري ile بطرف شرق ile شرقي ile مشرقي ile اروپاي شرقي ile مشارق ile روب خاور )
( MOSHARGH ZAMYNE ile SHARGH ile MOSHARGH ile KYPE SHARGHY ile AYSET KORNYNE ile TY MOOR SHARGHY ile TYMOOR SHARGHY ile MANAND BADKHAVARY ile BESOY SHARGH ile شرقاً ile SHARGHY TARYNE NAGHTEH ile KHAVARY ile BETREF SHARGH ile SHARGHY ile مشرقي ile OROPAY SHARGHY ile MOSHARAGH ile ROB KHAVAR )
- DOĞU ile/ve KIBLE
( Kiliselerin yönü. İLE/VE Camilerin yönü. [GÜNEY GÜNEYDOĞU] )
- DOĞUM PSİKOZU ile/ve/<>/> LOHUSA SENDROMU
( )
- DOĞUM/ÖLÜM TARİHİ ile/ve/değil KAYIT TARİHİ
- DOĞUM ORANI ile DOĞUŞTAN GELEN HAK
( BIRTHRATE vs. BIRTHRIGHT )
( زهوزاد ile زهزاد ile حق ارشديت )
( زهوزاد ile زهزاد ile HAGH ERSHODYT )
- DOĞUM ORANI ile NÜFUS/DEMOGRAFİ
( NATALITY vs. DEMOGRAPHY )
- DOĞUM VE ÖLÜM:
BİRER KERE ile/ve/değil/<>/> İKİŞER KERE
( [doğum] Anadan. İLE/VE/DEĞİL/<>/> Babadan. )
( [ölüm] Ölünce. İLE/VE/DEĞİL/<>/> Ölmeden önce. )
( Beşer. İLE/VE/DEĞİL/<>/> İnsan. )
- DOĞUM ve/> BÜYÜME ve/> GELİŞİM
( Aşk ile. VE/> Şevkât ile. VE/> Muhabbet ile. )
( İSTİHLÂL[Ar. < HİLÂL]: Çocuğun doğar doğmaz ağlamaya başlaması. )
( TELAHHUM[Ar. < LAHM]: Semirme, etlenme. )
( TERBİYE[Ar.< RÜBÜV]: Besleyip büyütme, beslenip büyütülme. | Eğitim. | Görgü. | Alıştırma. | Hafif cezalandırma. | Bazı yemeklere konulan limon, sirke, salça gibi şeyler. | Alıştırma.[hayvan] | Tavsiye, kayırma, koruma. )
- DOĞUM ile DOĞUM BELGESİ ile DOĞUM KONTROLÜ ile DOĞUM YERİ ile DOĞUM LEKESİ ile DOĞUMLAR
( BIRTH vs. BIRTH CERTIFICATE vs. BIRTH CONTROL vs. BIRTH PLACE vs. BIRTHMARK vs. BIRTHS )
( زاد ile مولود ile تولد ile ميلاد ile زايش ile ولادت ile گواهي تولد ile شناسنامه ile زايچه ile زادايست ile جلوگيري ile زادگاه ile خال مادرزاد ile مواليد )
( ZAD ile MOLOD ile TOLD ile MYLAD ile ZAYSH ile VALADAT ile GOVAHY TOLD ile SHENASENAMEH ile ZAYCHEH ile زادايست ile JELOGYRY ile ZADEGAH ile KHAL MADARZAD ile مواليد )
- DOĞUM ile DOĞUŞ
- DOĞUM ile/ve/değil EŞİK
- DOĞUM ile/ve/=/:/<> EVRENDOĞUM
( İNSAN! )
- DOĞUM ile/ve GELİŞİM
- DOĞUM ile LAMAZE DOĞUM
- DOĞUM ile TÜREME
- DOĞUM ile/ve/||/<>/> YAŞAM ile/ve/||/<>/> ÖLÜM
( [öncelik-sonralık] ... İLE/VE/||/<>/> Vardır. İLE/VE/||/<>/> Söz konusu bile değildir. )
( ... İLE/VE/||/<>/> Esneklik. İLE/VE/||/<>/> Sertlik. )
- FERTILE MATERIAL[İng.] / MATIÈRE FERTILE[Fr.] / FRUCHTBARES MATERIAL[Alm.] ile/değil/yerine/= DOĞURGAN NESNE
- DOĞUŞ ile/ve/<> BİÇİMLENİŞ
( BIRTH vs./and/<> TO SHAPE UP )
- DOĞUŞ ile ORTAYA ÇIKIŞ
- DOĞUŞTAN HUYLAR ile YAPAY/SUNÎ HUYLAR ile ALACA
( HULKUN MATBU'UN ile TAHALLUKUN MASNU'UN ile Kötü huy. )
( VİLÂDÎ[Ar.]/CONGÉNITAL[Fr.]: Doğuştan. )
( ŞÎME[Ar.]: Huy, tabiat. )
- DOĞUŞTAN = VEHBİ, FITRİ = INNATE[İng.] = INNÉ[Fr.] = ANGEBOREN[Alm.]
- DOĞUŞTAN/NATAL DİŞ ile İLK AY DİŞİ/NEONATAL DİŞ
( ... İLE Doğumda bebeğin ağzında görülen diş/ler. İLE Doğumdan sonra 30 gün içinde ağızda görülen diş/ler.
[Görülmektedir sıklığı 1/1.000 ile 1/3.000 arasında değişmekte daha çok kız bebeklerde görülmektedir.]
[Neden görüldüğü ile ilgili çok sayıda çalışmalar yapılmış (henüz) kesin bir sonuca varılamamıştır.] )
- CAST-IRON[İng.] / FONTE[Fr.] / GURTBANDFÖRDERER[Alm.] ile/değil/yerine/= DÖKME DEMİR
- DÖKMEK ile DÖKMECİ/LİK ile DÖKME GAZ ile DÖKME YÜK ile DÖKME DEMİR ile DÖKME ÇİMENTO ile DÖKME YÜK GEMİSİ
- DOKSA ile/ve/||/<> DOGMA
- %99,73 (ve üzeri):
DNA babalık tayini eşiği. -ve
- 90'LARDA
- DOKTOR <> HASTA
( DOCTOR <> PATIENT/SICK )
- | DOKTOR ile HEKİM | ile/ve/değil/yerine TABİP
( | Fakültelerin bölümleri üzerine doktora yapmış kişi. Akademik bir derecenin adı. | Öğretme yeterliliği. İLE Hikmet sahibi. Doğruyu, yanlıştan ayırabilen kişi. | Tıp fakültesi öğrenimi/eğitimi almış pratisyen ya da eğitimini devam ettirmiş tüm hekimler. [Doğrudan doktora[Doktor] unvanı verildiğinden ve bu sıfatının öne geçirilmesinden dolayı doktor adı yerleş(tiril)miştir. | İLE/DEĞİL/YERİNE Tıp/tababet bilimiyle/ilmiyle uğraşan, insan gövdesiyle ilgili bilgiye sahip kişi. )
( | ... ile ... | ile/ve/değil/yerine BİCİŞK/BİZİŞK )
- DOKTRİN değil KADİM BİLGELİK
- TISSUE EQUIVALENT MATERIAL[İng.] / SUBSTANCE ÉQUIVALENTE AU TISSU[Fr.] / GEWEBEÄQUIVALENTES MATERIAL[Alm.] ile/değil/yerine/= DOKU EŞDEĞER NESNE
- NESİC[Osm.] / TISSUE, FABRIC[İng.] / TISSU[Fr.] / GEWEBE[Alm.] ile/değil/yerine/= DOKU, İPLİK
- TRANSPLANTATION[Fr.] / TRANSPLANTATION[Alm.] ile/değil/yerine/= DOKU NAKLİ
- DOKU[İng. TISSUE] ile/||/<> ADİPOZ DOKU[İng. ADIPOSE TISSUE] ile/||/<> ADVENTİSYA[İng. ADVENTITIA] ile/||/<> AKSONEM[İng. AXONEME] ile/||/<> AMFİZEM[İng. EMPHYSEMA] ile/||/<> BEYAZ ADİPOZ DOKU[İng. WHITE ADIPOSE TISSUE] ile/||/<> KAHVERENGİ ADİPOZ DOKU[İng. BROWN ADIPOSE TISSUE]
( Bitki ve hayvan organlarını meydana getiren, aynı görevi yapmak üzere bir arada bulunan, benzer göze topluluklarının gözeler arası maddeyle beraber oluşturdukları yapı. Dört temel doku: Epitel, bağ, kas, sinir dokusu. Yağ, kemik, kıkırdak, kan doku ise özelleşmiş bağ dokuları. @@ Yağı depolayan dokudur. İki tip adipoz doku bulunmaktadır: beyaz adipoz doku (uniloküler) ve kahverengi adipoz doku (multiloküler). @@ Bir iç organı ya da damarı dıştan çevreleyen katman. Sinirleri, bağ dokusunu, damar duvarına oksijen ve besin sağlamakla görevli daha küçük damarları içeren katman olarak bilinir. @@ Sil ve kamçının temel yapısıdır. Ortada bir mikrotübül çifti ve bunu çevreleyen dokuz mikrotübül çiftinden oluşur. Çevredeki mikrotübül çiftleri birbirlerine "nexin" adı verilen yapılar ile bağlanmaktadır. Mikrotübül çiftlerinde bulunan dynein kolları, yapının hareketini sağlar. @@ Dokularda normal durumların dışında hava bulunmasına bağlı genişleme. Genellikle akciğerde görülür. Özellikle KOAH hastalarında rastlanma sıklığı yüksektir. @@ Memelilerde bulunan iki tip adipoz dokudan birisidir. Yetişkinlerde bulunan ana adipoz dokudur. Enerji deposu olarak kullanılır. Kasa kıyasla termal geçirgenliği daha az olduğu için ısı kaybını büyük oranda engellemektedir. Vücut sıcaklığının korunmasına yardım eder. @@ Memelilerde bulunan iki tip adipoz dokudan birisidir. Neredeyse bütün memeli gözelerinde bulunmaktadır. Sinir bakımından, beyaz adipoz dokusuna göre daha zengindir. Yenidoğanlarda ve kış uykusuna yatan türlerde, ısı yalıtımı sağlamak için daha sık görüldüğü bilinmektedir. Beyaz adipoz doku, vücutta yaygın olarak bulunmaktadır fakat kahverengi adipoz bölge, vücutta daha spesifik bölgelerde bulunmaktadır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- DOKU ve KOKU/TAT ile/ve/||/<> DUYU(İŞİTME ve GÖRÜ/GÖRME)
- DOKU ile KORUN DOKUSU
( ... İLE Korunu ve bu tabakanın değişimiyle oluşan tırnak, boynuz vb. yapan doku. )
- DOKU = NESİÇ, NESC = TISSU
- DOKU ile ÖRGEN
( Benzer işlevleri yerine getiren gözelerin oluşturduğu yapı. İLE Farklı dokuların bir araya gelmesiyle oluşan daha karmaşık yapı. )
- DOKU ile/ve YARALARI ONARAN DOKU ile/ve NASIR
( TISSUE vs./and CALLUS vs. CALLUS )
- DÖKÜLMEK ile DÖKÜNMEK ile DÖKÜMLEMEK ile DÖKÜLEBİLMEK ile DÖKÜLÜVERMEK ile DÖKÜK/LÜK ile DÖKÜM ile DÖKÜŞ ile DÖKÜLÜ ile DÖKÜMCÜ/LÜK ile DÖKÜMLÜ
- LADLE[İng.] / POCHE DE COULÉE[Fr.] / GIESSPFANNE[Alm.] ile/değil/yerine/= DÖKÜM POTASI
- DÖKÜM ile BİR BAKIŞ AT ile ÇOK ROL YAPMAK ile NAZAR ETMEK ile ISSIZ ADADA MAHSUR KALMAK ile DÖKME DEMİR ile KURA ÇEKMEK ile HİNTYAĞI ile KASTORYUM
( CAST vs. CAST A GLANCE vs. CAST A LOT vs. CAST AN EVIL EYE vs. CAST AWAY vs. CAST IRON vs. CAST LOTS vs. CASTOR-OIL vs. CASTOREUM )
( بر افکندن ile گچ گيري ile افکندن ile نظر انداختن ile نگاه انداختن ile قرعه انداختن ile نظر زدن ile کشتي شکسته ile سخت ومحکم ile چدن ile چدني ile پشک اندازي ile کرچک ile جند )
( BAR AFKANDAN ile GACH GYRY ile AFKANDAN ile NAZAR ANDAKHTAN ile NEGAH ANDAKHTAN ile GHARE ANDAKHTAN ile NAZAR ZADAN ile KESHTY SHKASTEH ile SOKHT VOMAHKAM ile CHODAN ile CHODANY ile POSHK ANDAZY ile KARCHAK ile JAND )
- CASTING[İng.] / COULÉE, MOULAGE[Fr.] / GUSSEISEN[Alm.] ile/değil/yerine/= DÖKÜM
- DOKUMA ve/||/<>/>/< OKUMA
- DOKUMACI ile ÇULHA[Fars. < CÜLÂH]
( ... İLE El tezgâhında bez dokuyan kişi. )
- DOKUMAK ile DOK ile DOKU ile DOKULU ile DOKUSUZ ile DOKU EKİMİ ile DOKU BİLİMİ ile DOKU BİLİMCİ ile DOKU BİLİMSEL ile DOKU BOZUKLUĞU ile DOKU UYUŞMAZLIĞI
- DOKÜMAN[Fr. < DOCUMENT] değil/yerine/= BELGE
- DOKÜMAN[Fr., İng. < DOCUMENT]["DÖKÜMAN" da değil!] değil/yerine/= BELGE
- DOKUNMA COŞKUSU/TUTKUSU ile/ve/değil/yerine/<> GÖRME COŞKUSU/TUTKUSU
- DOKUNMAK ile/ve/||/=/<> ANMAK
- DOKUNULABİLİR/LER ile/ve/değil/yerine/||/<> GÖZLE(MLE)NEBİLİR/LER
( MELMÛS[< LEMS | çoğ. MELÂMÎS] ile/ve MERSÛD[< RASAD] )
- DOKUZ/LUK ile DOKUZLU ile DOKUZ CANLI/LIK ile DOKUZ BABALI
- DOLAMAQ[Azr.] = DALGA GEÇMEK[Tr.]
- DOLANA KADAR ile/ve/değil/yerine/||/<>/> OLANA KADAR
( Nicelik. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/> Nitelik. )
- DOLANDIRICI ile TAVCI
( ... İLE Birini kandırarak, yüze gülerek aldatan kişi. | Yurt dışından geldiğini söyleyerek üzerindeki değeri düşük altın ya da mücevherleri çok değerli gösterip dolandırıcılık yapan kişi. )
- Dolandırmadan KONUŞ!!!
- Dolansız KONUŞ!!!
- DOLAP ile TEL DOLAP
( ... İLE Yanları ve kapağı, ince delikli telden yapılmış dolap. )
- DOLAP[Ar. < DULÂB] ile/değil YÜKLÜK
( Evlerde, yatak, yorgan gibi şeyler koymaya yarayan, yerli, büyük dolap ya da yatak, yorgan konulan yer. )
- DOLAR ile DOLAR
( Bir kabın dolması. @@ Amerika'nın para birimi. )
- YATIRIM:
"DOLAR"A ile/değil/yerine DOĞAYA
- DOLAYI ile ÖTÜRÜ
- DOLAYIMLI BİLGİ ile/ve/<> DOĞRUDAN BİLGİ
- DOLAYISIYLA ile/ve/değil/||/<> SONUÇ İTİBARI İLE
- DOLAYLAMA ile MECÂZ-I MÜRSEL
- DOLAYLI ile DOLAYLI NESNE ile DOLAYLI ile DOLAYLI OLARAK
( INDIRECT vs. INDIRECT OBJECT vs. INDIRECTION vs. INDIRECTLY )
( غيرمستقيم ile غير صريح ile به طور غير مستقيم ile ناراسته ile مفعول باواسطه ile غير مستقيمي ile غائبانه )
( GHYRAMASTEGHYM ile غير صريح ile BAH TUR GHYR MOSTEGHYM ile ناراسته ile MAFUL BAVASETEH ile GHYR MOSTEGHYMY ile غائبانه )
- Doldukça KONUŞ!!!
- DOLDURMAK ile REÇETE DOLDUR ile BİR BAŞVURU FORMUNU DOLDURUN ile DOLDURMAK ile DOLU ile DOLGU MADDESİ ile DOLDURMA ile DOLDURUCU
( FILL vs. FILL A PRESCRIPTION vs. FILL AN APPLICATION vs. FILL UP vs. FILLED vs. FILLER vs. FILLING vs. FILLISTER )
( آگندن ile پر کردن ile مملو کردن ile پرکردن ile نسخه پيچيدن ile درخاست پر کردن ile پر شدن ile اشباع کردن ile انباشتن ile انباشته ile مشحون ile پرکرده ile آگنده ile پر کننده ile بطانه ile پرکننده ile اشباع ile کنش کاو )
( AGANDAN ile PAR KARDAN ile MOMLU KARDAN ile PORKARDAN ile NASKHEH PEYCHYDAN ile DARKHAST PAR KARDAN ile PAR SHODAN ile ESHABAE KARDAN ile ANBASHTAN ile ANBASHTEH ile MOSHHOON ile PORKARDEH ile AGANDEH ile PAR KONANDEH ile بطانه ile PORKONANDEH ile ESHABAE ile KONASH KAV )
- FILLER[İng.] / CHANGE, MASTIC[Fr.] / FÜLLMASSE, GRUNDMASSE[Alm.] ile/değil/yerine/= DOLGU NESNESİ
- PACKED COLUMN[İng.] ile/değil/yerine/= DOLGULU KOLON
- DOLGUNLAŞMAK ile DOLGUNLAŞTIRMAK ile DOLGU ile DOLGUN/LUK ile DOLGULU ile DOLGUNCA ile DOLGUN MAAŞ ile DOLGUN ÜCRET ile DOLGU MADDESİ
- DÖLLENME:
NÂTIK'IN ALTI ile/ve/değil NÂTIK'IN ÜSTÜ
( Hücre ile. İLE/VE/DEĞİL Kelâm ile. )
( Boğazının altı. İLE/VE/DEĞİL Boğazının üstü. )
( Dudaklarından çıkan. İLE/VE/DEĞİL Kulağından giren. )
- DÖLLENME ile DÖLLENMESİZ ile DÖLLENMESİZ ÜREME
- DÖLLENME = İLKÂH = FÉCONDATION
- DÖLLEYİCİ KELÂM yoksa ŞERİAT
- DOLMA
- DOLMA ile SARMA
- DOLMA ile/<> YALANCI DOLMA
( ... İLE/<> Üzüm yoksa. )
- DOLMAK ile DOLMACI/LIK ile DOLMALIK ile DOLMA OTU ile DOLMA BİBER ile DOLMA KALEM ile DOLMALIK BİBER ile DOLMA OTUGİLLER
- DOLMALIK BİBERİN ALTINDAKİ ÇIKINTI:
3 ile/ve/||/<> 4
( Pişirilmeye uygundur.[eril] İLE/VE/||/<> Çiğ yemeye uygundur.[dişil] )
(1996'dan beri)