YEDİ(7) YAZAÇLI SÖZCÜKLER

- SAFSATA ile/||/<> SOPHISM, SOPHISTRY[İng.] ile/||/<> SOPHISME[Fr.] ile/||/<> BİLGİCİLİK

( 1 Bir tasımda ileri sürülen ve yanlışlığı gizlenip doğru olduğu benimsetilmeye çalışılan kanıt 2 Bu nitelikte kanıtlara dayanarak yapılan yargılama )

- SAFSATA ile/ve/||/<> TATAVA

( Boş, temelsiz, asılsız söz. İLE/VE/||/<> Çok fazla söz. )

- SAFSATA ile TOTOLOJİ

( Belirli bir niyet üzere uyarlanmışlık da vardır. İLE ... )

- SAFSATA ile/ve/||/<> TUTARSIZLIK

- ŞAFUL ile/||/<> BAL TEKNESİ, KÜÇÜK TEKNE

( bal teknesi küçük tekne Kökenini bilmiyoruz Anadoluda bal teknesine laza adı da verilir laza )

- SAĞ AKCİĞER ile/ve SOL AKCİĞER

( 3 bölüm[lob] vardır.[üst-orta-alt] İLE/VE 2 bölüm[lob] vardır.[üst-alt] )

- RIGHT-HAND HELICITY[İng.] / HÉLICITÉ DROITE[Fr.] / RECHTER HELICITY[Alm.] ile/değil/yerine/= SAĞ EL SARMALLIĞI

- RECHTGÄNGIGE SPIRALE[Alm.] ile/değil/yerine/= SAĞ ELLİ SARMAL

- SAĞ ile/ve/||/<>/> SELÂMET

( Sen. İLE/VE/||/<>/> Ben. )

- SAĞALTIM AMAÇLI ile/ve/değil/||/<>/> GELİŞ(TİR)ME AMAÇLI


- SAĞALTIM:
DAVRANIŞÇI ve/ya da BİLİŞSEL
ile/ve/||/<> DİNAMİK ile/ve/||/<> VAROLUŞÇU

- SAĞALTIM/TEDAVİ[Ar.]:
AYAKTA
ile/ve/||/<>/> YATARAK

- SAĞALTIM/TERAPİ:
TEK KİŞİLİK
ile/ve/||/<> İKİ KİŞİLİK

- SAĞALTIM/TERAPİ ÜCRETİNDE İNDİRİM:
DİNAMİK/ANALİTİK
ile/değil BİLİŞSEL/DAVRANIŞSAL

( Olmaz! İLE (belki/bazen) Olabilir. )
( Bütçesi uygun olmayanlar, indirim istemez fakat ve ne yazık ki özellikle bütçesi/gelir seviyesi uygun/yüksek olanlar, indirim isterler. )

- SAĞANAK ile/ve BORAN

( Birdenbire başlayan, genellikle kısa süren, şiddetli yağmur. İLE/VE Yel, şimşek ve gökgürültüsü ile ortaya çıkan sağanak yağışlı hava. )

- SAĞANAK ile/||/<> SAĞANAK

( Kısa süreli çok yeğin ve iri taneli yağmur coğrafya Türkçe sağ kökünden a nak ekiyle kurulduğu açıktır Türkçe boğ kökünden yapılmış olan boğanak gibi boğanak Rumcaya σαγανάκι olarak geçmiştir Andriotis EL 313 )

- SAĞANAQ[Azr.] = KASNAK, ÇEMBER[Tr.]

- SAĞDUYU ile/ve/||/<>/< DENEYİM

- SAĞDUYU ve/<> DENGE

- SAĞDUYU ile DUYARLILIK

( AKL-I/HİSS-İ SELÎM ile HASSASİYET )

- SAĞDUYU = HASSE-İ SELİME = GOOD SENSE[İng.] = BON SENS[Fr.] = GESUNDER VERSTAND[Alm.]

- SAĞDUYU ile SAĞDUYULU/LUK

- SAĞDUYU ile/ve/||/<> SAĞGÖRÜ

( Doğru, akla uygun yargılar verme yeteneği. | Doğru ile yanlışı birbirinden ayırma ve doğru yargılama gücü. İLE/VE/||/<> Gerçekleri, yanılmadan görebilme yeteneği. )

- SAGGING[İng.] ile/||/<> FLÉCHISSANT[Fr.] ile/||/<> SENKEN[Alm.] ile/||/<> SARKMA

( Saç levha şerit çubuk gibi metal parçalarının ısıl işlem sırasında yetersiz desteklenmeden ötürü düzgünlüklerini yitirip sarkmaları olayı )

- SAĞGÖRÜ ile SAĞGÖRÜLÜ/LÜK ile SAĞGÖRÜSÜZ/LÜK

- SAĞILMAK ile SAĞIRLAŞMAK ile SAĞI ile SAĞIM/LIK ile SAĞIN ile SAĞIR/LIK ile SAĞIMLI ile SAĞIR KEF ile SAĞIR NUN ile SAĞIR KAPI ile SAĞIR RENK ile SAĞIR DUVAR ile SAĞIR YILAN ile SAĞIR DİLSİZ ile SAĞIR PUSULA ile SAĞIR PENCERE ile SAĞIM MAKİNESİ ile SAĞIN BİLİMLER ile SAĞIR MİKROFON

- SAĞIR/İŞİTMEZ ile/ve/ya da DİLSİZ ile/ve/ya da SAĞIR VE DİLSİZ

( Kimse duymak istemeyenler kadar sağır olamaz. )
( EBSEM[Ar.]: Dilsiz, susmuş. )
( SAMEM[Ar.]: Sağırlık. )
( Telefonu ilk bulan Alexander Graham Bell, eşi ve annesiyle -ikisinin de sağır olmasından dolayı- hiçbir zaman telefonda konuşamadı. )

- SÜSLEME!:
"SAĞIRA"
ve/||/<> "KÖRE"

( Sözünü. VE/||/<> Yüzünü. )
( Yorma dilini. VE/||/<> Süsleme sözlerini.
[Köre yormam dilimi, sağıra süslemem sözlerimi.] )

- SAGİTAL EKSEN/SAGITTAL AXIS[İng.] ile/değil/yerine/= ÖN-ARKA EKSEN

- SAGITTAIRE COMMUNE, FLÈCHE D'EAU, SAGETTE[Fr.] ile/||/<> SAGITTARIA SAGITTIFOLIA[Lat.] ile/||/<> SUOKU

( botanik )

- SAĞLAMA ile/ve EMİNLİK

- SAĞLAMA ile/ve ONAY

- SAĞLAMA ile SAĞLAMA

( Bir işin olması için gerekli durumu, koşulları hazırlamak. | Elde etmek, sahip olmak. | [mat.] Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak. İLE Yolun sağ yanına geçmek. )

- SAĞLAMA ile/ve/||/<> UYGULAMA

- SAĞLAMLIK AÇMAZI ile/ve/||/<> GEÇERLİLİK AÇMAZI ile/ve/||/<> YALANCI AÇMAZI ile/ve/||/<> CURRY AÇMAZI

- SAĞLAM/LIK ile/ve/<> ESTETİK

- SAĞLAM/LIK ile/ve GEÇERLİ/LİK

- SAĞLIK BAKANLIĞI TARABYA AİLE SAĞLIĞI MERKEZİ

( Tarabya Caddesi bayırı üzerindedir. )

- SAĞLIK BİLGİSİ | HİJYEN ile/||/<> HİJYEN ile/||/<> SAĞLIK BİLGİSİ

( Sağlık bilgisi Sağlıklı bir yaşam için yapılan faaliyetlerin tümü sağlık bilgisi hıfzısıhha 1 Bireysel ve toplumsal açıdan beden sağlığının önemi üzerinde duran okulda çevrede ve ülkede beden sağlığına ilişkin olumlu ve olumsuz etmenleri inceleyen bilgi alanı 2 Sağlıklı öğrenim ve öğretim koşullarıyla ilişkili olan bilgi ve ilkelerin tümü 3 Beslenme uyuma diş bakımı vb konuları kapsayan öğrencilere beden ve ruh sağlığını koruma yollarını öğretmek amacıyla okutulan ders Sağlıklı yaşama ve sağlığı korumada gerekli yol ve kuralları gösteren bilim dalı hijyen Hijyen )

- SAĞLIK BİLGİSİ | TEMİZ/HİJYEN[Fr. < HYGIÈNE] ile/||/<> SAĞLIKLI | TEMİZ/HİJYENİK[Fr. < HYGIÉNIQUE]

( sağlık bilgisi temiz Sağlığa zarar verecek ortamlardan korunmak için yapılacak uygulamalar ve alınan temizlik önlemlerinin tümü )

- SAĞLIK BİLGİSİ ile/||/<> SAĞLIK BİLGİSİ

( 1 Bireysel ve toplumsal açıdan beden sağlığının önemi üzerinde duran okulda çevrede ve ülkede beden sağlığına ilişkin olumlu ve olumsuz etmenleri inceleyen bilgi alanı 2 Sağlıklı öğrenim ve öğretim koşullarıyla ilişkili olan bilgi ve ilkelerin tümü 3 Beslenme uyuma diş bakımı vb konuları kapsayan öğrencilere beden ve ruh sağlığını koruma yollarını öğretmek amacıyla okutulan ders Sağlıklı yaşama ve sağlığı korumada gerekli yol ve kuralları gösteren bilim dalı hijyen Hijyen )

- SAĞLIK ENFORMASYON SİSTEMLERİ/HEALTHCARE INFORMATION SYSTEMS[İng.] ile/değil/yerine/= SAĞLIK BİLİŞİM DÜZENİ (BİLİM DALI)

- HEALTH PHYSICS[İng.] / PHYSIQUE SANITAIRE[Fr.] / GESUNDHEITSPYSIK, STRAHLENSCHUTZPHYSIK[Alm.] ile/değil/yerine/= SAĞLIK FİZİĞİ

- SAĞLIK İDARESİ ile SAĞLIK BAKANI ile SAĞLIK ile SAĞLIK DURUMU ile SAĞLIKLI ile SAĞLIKLI

- SAĞLIK ve/||/<>/< SÜREKLİLİK

- SAĞLIKLI YAŞAM YÜRÜYÜŞ PARKURU

( Kireçburnu - Tarabya ve Kireçburnu –Kefeliköy arasındaki sahil boyu sağlıklı yaşam ve yürüyüş parkuru Boğaziçi'nin en iyi parkurlarından biridir. Bu parkur Yeniköy'den Sarıyer Orduevine kadar gitmektedir. )

- SAĞLIKLI" ile/ve/değil/||/<> YETERLİ

- SAĞMAL ile/||/<> SÜT VEREN, SAĞILAN

( süt veren sağılan Az sağmal Ramstedte göre KWb 317b Moğolcadan alınmıştır saġamal Şçerbak İRLTJa 112 da Moğolcadan geldiğini dile getirmiştir mal mel ekinin Moğolcada yaygın olarak kullanıldığını biliyoruz Clauson Studies 203 Ancak bu ekin Türkçede de geçtiğini görüyoruz Ağızlarda göçmel bir yere sonradan gelen kimse göç mel olarak kullanılır Özellikle Kırgızcada mal mel eki sıklıkla geçer bıçmal bütömöl kösömöl közömöl okumal sınamal tanımal ulamal o bakımdan Ramstedtin açıklaması tartışmaya açıktır Bu ek üzerine bilgi almak için Tatarintsev Vlijanie 29 )

- SAĞ-SALİM (GİTMEK, ULAŞMAK, DÖNMEK)

- SAĞTÖRE ile SAĞTÖRESEL


- SAGU = AĞIT = MERSİYE

( İslâm'dan önce. = Halk yazınında. = Divan yazınında. )

- ŞAHAB/ŞİHÂB[Ar.]/METEOR(İT) ile/değil/yerine/= GÖKTAŞI

( Havayuvarı içinde oluşan sıcaklık değişmeleri, yel, yıldırım, yağmur, dolu gibi olaylara verilen ad. | Akanyıldız. )

- SAHABE ile SAHABET ile SAHABETÇİ

- SAHABET[Ar. < ṢAḤĀBET] ile/değil/yerine/=/||/<> SAHABET

( Koruma kayırma )

- ŞAHADET | TANIKLIK ile/||/<> TANIKLIK

( Bir bilgi ya da savı desteklemek üzere görgüsel ve sözlü belge verme Yargı yerinde dava konusu üzerinde sorulanları cevaplama bildiklerini söyleme )

- SAHAFLAR ÇARŞISI < FESÇİLER ÇARŞISI

- SAHAN[Ar.] ile/değil/yerine/= TENCERE

- SAHANLIK ile/değil/yerine/= DÜZLÜK/DÜZALAN

- SAHÂVET[Ar.] ile/değil/yerine/= EL AÇIKLIĞI

( CÖMERTLİK, EL AÇIKLIĞI )

- ŞAHESER | BAŞYAPIT ile/||/<> BAŞESER

( Kusursuzluğa ulaşan bir sanatla gerçekleştirilmiş yapıt; belli bir türde en üstün yapıt. )

- ŞAHESER[Fars. < ŞĀH + Ar. ES̱ER] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞAHESER

( Kendi türünde mükemmel olan üstün ve kalıcı nitelikte eser başyapıt başeser Değeri üstün olan üstün nitelikli )

- ŞAHESER ile/||/<> CHEF - D'OEUVRE[Fr.] ile/||/<> BAŞESER[TR. < BAŞ + AR. < ES̱ER]

( Sanat bakımından güzelliğin doruğuna erişmiş eser )

- ŞAHESER ile/||/<> CHEF D'OEUVRE[Fr.] ile/||/<> BAŞYAPIT

( Kusursuzluğa ulaşan bir sanatla gerçekleştirilmiş yapıt belli bir türde en üstün yapıt )

- SAHİBİ OLMAK ile/değil/yerine PARÇASI OLMAK

- ŞÂHİD[Ar.] ile MÜŞÂHİD[Ar.]

- ŞÂHİD[Ar. < ŞEHÂDET | çoğ. ŞEVÂHİD] ile ŞÂHİD[Fars.]

( Tanık. | Senet yerine geçecek biçimde büyük bir yapıttan ya da kişiden alınan örnek. İLE Sevgili. | Güzel. )

- ŞÂHİKA[Ar.] ile FERİŞTAH[Fars. FİRİŞTE]

( Doruk, zirve. | En üst derece. İLE En iyi, en üstün. )

- SAHİL | KIYI ile/||/<> KIYI ÇİZGİSİ

( Denizlerin, yapay ve doğal göllerin kıyı çizgisi boyunca uzanan kara parçası. @@ Karanın deniz boyunca uzanan bölümü. @@ Kuşak izgesi gibi bir girişim ya da kırınım kuşağı çizgi dizgesinin sınır dalga boyu. @@ (coğrafya) @@ Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alan. @@ @@bk. kıyı @@ Eski Türkçe kıdığ biçiminden geldiği anlaşılıyor. Türkçe kök fiili köken bakımından kıd- değil kıdı-'dır. Çağdaş Türk diyalektlerinde yaygın olarak geçer. Örn. Kırgızcada kıyū 'kürkün eteğine dikilen parça, bir şeyin kenarına farklı bir malzemeden veya renkten eklenen bir şerit', Nogaycada kıyuv 'elbise kenarındaki işleme, şerit' biçimleri kullanılır. Bu türevlerin iki heceli kıyı- fiilinden geldikleri açıktır. Räsänen (V 261a) eski ve yeni diyalektlerde geçen biçimleri gözden geçirmiştir. )

- SAHİL KORDONU | KIYI DİLİ ile/||/<> KIYI DİLİ

( Kıyının bir çıkıntısından ötekine doğru uzanan ve dalganın getirmiş olduğu tortullarla doldurulmuş dar ve uzun kumsalı Bir körfezin önünü kapatan denizle küçük bir bağlantı kalsa da körfezi göl durumuna sokan kıyı oklarına göre daha geniş ve daha sürekli kum ve çakıl karışımı birikinti )

- SÂHİL KORDONU | KIYI KORDONU ile/||/<> KIYI KORDONU

( coğrafya jeoloji )

- SAHİL ile PLAJLAR

- SAHİL ile SAHİL BOYU ile SAHİL SEYRİ ile SAHİL KORUMA ile SAHİL ŞERİDİ ile SAHİL KORDONU ile SAHİL ÇİZGİSİ ile SAHİL DEVRİYESİ

- SAHİLDAR[Ar. < SĀḤİL + Fars. -DĀR] ile/değil/yerine/=/||/<> KIYIDAŞ

- SAHÎN[Ar. < SUHÛNET] ile SAHÎN[Ar. < SİHAN]

( Sıcak, kızgın, ısınmış. İLE Kalın. | Sık. | Katı, pek. )

- ŞAHİN, ÖZCAN (SARIYER, 1938)

( Serbest meslek sahibidir. Sarıyer Spor Kulübü'nde 1 dönem yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. )

- ŞAHİNCİ ile/||/<> ...

( 1 Padişahların av şahinlerini üretip besleyen ve eğiten kişi 2 Hassa kuşbazları denilen timarlı avcılardan bir takımın adı )

- ŞAHİNLEŞMEK ile ŞAHİN ile ŞAHİNCİ/LİK ile ŞAHİNLER ile ŞAHİN BAKIŞLI

- SAHİP OLMA ile/ve/değil SAHİP OLDUĞUNU SÜREKLİ KILMAK

- SAHİP OLMAK ile EDİNMEK

( Biri olmadan ötekine sahip olamazsınız. )
( Algıladığınız hiçbir şey sizin değildir. )
( Gerçekten sahip olduğunuzu kaybedemezsiniz. )

- SAHİP OLMAK ile/ve/fakat/||/<>/< SAHİP OLDUĞUMUZLA VE/YA DA SAHİP OLMAKLA PERDELENMEMEK


- SAHİPLENME ile/değil/yerine/< AİDİYET

( Kentte. İLE/DEĞİL/YERİNE/< Köyde, doğada. )

- SAHİPLENME ile/ve/değil/||/<> KIŞKIRTMA/AJİTASYON

- SAHİPLENME ile/ve/||/<> KOLLAMA

- SAHİPLENME ile/ve/||/<> SÜREKLİ KILMA ile/ve/||/<> BİRİKTİRME

- ŞAHIS[Ar. < ŞAḪṢ] ile/değil/yerine/=/||/<> KİŞİ (ŞAHIS EKİ, ŞAHIS ZAMİRİ, HÜKMİ ŞAHIS, NEVİ ŞAHSINA MÜNHASIR)

- ŞAHIS ŞİRKETİ ile/ve LİMİTED ŞİRKET

- ŞAHİT[Ar. < ŞĀHİD] ile/değil/yerine/=/||/<> TANIK (ŞAHİT TEPE, YALANCI ŞAHİT)

- ŞAHİT ile/||/<> WITNESS[İng.] ile/||/<> TÉMOIN[Fr.] ile/||/<> TANIK

( Bir olayın gidişini gören kişi Bir olayı tanıtlamak için yargı yerine çıkan ya da bir belgit ve sözleşmenin altına yazılan tanık )

- SAHNÂN/SAHANÂN/SUHNÂN[Ar.] ile SAHNÂN[Ar.]

( Sıcak gün. | Sıcak, kızgın. İLE Çifte zil. )

- SAHNE ALMAK değil/yerine SAHNEYE ÇIKMAK


- SAHNE ÇALMAK ile/değil ÖNEMİNE BİNAEN

- SAHNE TOZU YUTMAK ile/ve/||/<> MÜREKKEP YALAMAK

- SAHNE ile/<> KONDÜVİT/KONDÜİT[Fr. < CONDUITE]

( ... VE/||/<> Tiyatroda sahneye çıkma sırası gelen kişileri uyarmakla görevli kişi. )

- SAHNELEMEK ile SAHNELENMEK ile SAHNELETMEK ile SAHNELEYEBİLMEK ile SAHNE ile SAHNE DENGESİ ile SAHNE SANATLARI

- ŞAH-RUH:
Aynı anda, şah ve kale tehdidi.

- ŞAHSEN[Ar.] ile/değil/yerine/= KİŞİSEL OLARAK

- ŞAHSİ (HAKLAR) ile/değil/yerine/= KİŞİSEL (ÜLEVLER)

- ŞAHSÎ[Ar.] ile/değil/yerine/= KİŞİSEL

- ŞAHSİ[Ar. < ŞAḪṢĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> KİŞİSEL (GAYRİŞAHSİ)

- ŞAHSÎ ile/||/<> PERSONAL[İng.] ile/||/<> PERSONNEL[Fr.] ile/||/<> PERSÖNLICH, PERSONAL[Alm.] ile/||/<> KİŞİSEL

( 1 Kişiye ilişkin olan 2 Tek kişiye özgü bireye ilişkin olan )

- ŞAHSINA MÜNHASIR ile/değil/yerine/= KENDİNE ÖZGÜ

- ŞAHSİYET (HAKLARI) ile/değil/yerine/= KİŞİLİK (ÜLEVLERİ)

- ŞAHSİYET | KİŞİLİK ile/||/<> KİŞİLİK

( Kişinin işler durumdaki ruhsal bedensel ve fizyolojik özelliklerinin kendine özgü olan az çok durağan bütünlüğü 1 Bireyin toplumsal çevresi içinde karşılaştığı ve edindiği izlenimlerle oluşturduğu davranış özelliği 2 Bireyin ruhsal ve toplumsal tepkilerinin tümüne verilen ad 3 Bir kimsenin kendine göre belirgin bir özelliği olması durumu Bireyleri değişik kaynaklardan gelen ayrıtsal yanlarıyla örnekçeler içinde kümeleyen kişisel özelliklerin bileşimi 1 Kişinin özünü kuran kişiyi kişi yapan şey 2 Bireyin tinsel ve ruhsal niteliklerinin özelliklerinin toplamı hukukî kişilik )

- ŞAHSİYET[Ar. < ŞAḪṢİYYET] ile/değil/yerine/=/||/<> KİŞİLİK | KİŞİ

( şahsiyet sahibi hükmi şahsiyet kişilik kişi )

- ŞAHSİYET ile/||/<> PERSONNALITÉ[Fr.] ile/||/<> KİŞİLİK

- ŞAHSİYET(Lİ/SİZ) ile/değil/yerine/= KİŞİLİK(Lİ/SİZ)

- ŞAHSİYE ile TABİYE

- ŞAHSULTAN ÇEŞMESİ ile ŞAHSULTAN SEBİLİ

( İkisi de Eyüp'te, Zal Mahmud Paşa Camisi yakınında, Şah Sultan Camisi yanındadır. )
( İkisi de 1800'de, Sultan III. Mustafa'nın kızı Şahsultan tarafından yaptırılmıştır. )

- SAHTE ile/değil/yerine/= DÜZME/DÜZMECE

- SAHTE ile/||/<> NON GENUINE, FALSIFIED[İng.] ile/||/<> FALSIFIÉ, IMITÉ[Fr.] ile/||/<> DÜZMECE

( Bir değerin asıl değerden düşük ya da başka olanı )

- SAHTE[Fars. < SĀḪTE] ile/değil/yerine/=/||/<> UYDURMA | YAPMACIK

( Bir şeyin aslına benzetilerek yapılan çakma düzme düzmece uydurma Gerçek olmayan gerçeğe benzetilmiş yalancı yapmacık )

- [ne yazık ki]
SAHTE[Fars.]
ile/değil/yerine/= YAPAY/YAPMA, DÜZMECE

( Sahte olan, zaman ve uzay ile sınırlıdır ve koşulların ürettiğidir. )
( Bir an gerçek gibi görünmek, sahte olanın doğasıdır. )
( Sahte olanı yıkamazsınız, çünkü onu durmadan yaratıyorsunuz. )
( Sahtenin sahteliği anlaşıldığında, o, kendi kendine erir gider. )
( Sahte olanı sahte olarak görmek ve sahte olanı terk etmek, gerçeği getirecektir. )
( Sahte olduğunu gördüğünüz her ne ise o eriyip kaybolur. )
( Sahte olandan vazgeçin, doğru olan kendi yerini bulacaktır. )
( Sahte olanın zamana gereksinimi olduğunu ve zamana gereksinimi olanın sahte olduğunu bir kez anlarsanız, zaman ötesi ve hep şimdi'de olan Gerçek'e yakınlaşmış olursunuz. )
( Gerçeğin görülmesini o kadar zorlaştıran, sahte olana tutunup ondan kopamamaktır. )
( Gerçek, sahtenin reddi ve inkârı ile ifade edilebilir -eylemle. )
( Gerçek, herkes için birdir, ancak sahte olan kişiseldir. )
( Sahte olanı fark edip onu reddetmek, gerçeğe giden yolu açar. )
( Sahte olanlar gittiğinde, geride kalan, gerçek olandır. )
( Doğru kendini öne sürmez, o sahtenin sahte olarak görülmesi ve reddedilmesinde yatar. Zihin, sahte olan tarafından kör edilmişken, doğruyu aramak yararsızdır. Doğru olanın sezilebilmesi için önce sahtenin tamamen temizlenip yok edilmesi gerekir. )
( Sahte olanın keşfedilip terk edilmesi, gerçek olanın zihne girişini sağlar. )
( Sahte olanın yıkımı, şiddet değildir. )
( Sahte olanın reddi, özgürleştirici ve enerji vericidir. )
( Sahte olan "Ben-im" duygusu değil fakat kendinizi ne sandığınızdır. )
( The false is limited in time and space and is produced by circumstances.
It is the nature of the false that it appears real for a moment.
You cannot destroy the false, for you are creating it all the time.
To see the false as false and abandon the false brings reality into being.
It is the discarding the false that opens the way to the true.
What you see as false, dissolves.
Once you understand that the false needs time and what needs time is false, you are nearer the Reality, which is timeless, ever in the now.
It is the clinging to the false that makes the true so difficult to see.
Reality is common to all. Only the false is personal.
The false dissolves when it is discovered.
The discovery and abandonment of the false remove what prevents the real entering the mind.
The destruction of the false is not violence.
Renunciation of the false is liberating and energizing.
It is not the "I am" that is false, but what you take yourself to be. )

- SAHTEKÂR ile DÜRÜST OLMAYAN BİR ŞEKİLDE ile SAHTEKÂRLIK ile ŞEREFSİZLİK ile ONURSUZ ile ONURSUZCA

- SAHTEKÂR ile/değil/yerine/= DÜZMECİ

- SAHTEKÂR ile HİLEKÂR

( Sahtekâr kişi, sahici kişinin gözüne bakamaz. )

- SAHTEKÂRLIK ile/||/<> FORGERY, FALSIFICATION[İng.] ile/||/<> FALSIFICATION[Fr.] ile/||/<> DÜZMECİLİK

( Belgelerde düzmecilik yoluyla değişiklik yaparak başkalarına dokuncalı olacak durumda kendisine çıkar sağlama )

- ŞAHTERRE[Fars. < ŞĀH + TERRE] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞAHTERE

( Şahteregillerden tarla ve yol kenarlarında yetişen santimetre yüksekliğinde çiçekleri hekimlikte kullanılan çok yıllık ve otsu bir bitki Fumaria officinalis )

- ŞAİBE ile ŞAİBELİ ile ŞAİBESİZ/LİK

- SAİL ile MUTERİZ

( Yargıya ve kavrama/delillerine itiraz eden. İLE Sadece yargıya itiraz eden. )

- ÉQUATION DE SAINT-VENANT[Fr.] ile/değil/yerine/= SAİNT-VENANT DENKLEMİ


- ŞAİR | OZAN ile/||/<> SANATÇI

( 1. Deyişler yazarak, koşuklar dizerek duygu, imge, beğenilerimizi güzel, tatlı anlatışlarla dile getiren sanatçı. 2. (h.y.) Oğuz Türklerinin, saz ozanlarına verdikleri ad. @@ 1. Eski Oğuzlarda Oğuz destanlarını okuyan saz şairi. Ozanların Onbeşinci yüzyıla kadar Doğu Anadolu'da yaşadıkları sanılıyor. 2. Şimdi şair karşılığı olarak kullanılabilir. @@ bk. şair. @@ Sazla ya da sazsız ezgiler ve şiirler söyleyen kişi. @@ Yer adı olarak da geçer Ozan (Alucra, Akdağmadeni, Bafra, Çerkeş, Nallıhan, Refahiye vb.); Ozanlar (Ağrı, Düzce, Şanlıurfa); Ozanlı (Erzincan, Gaziantep, Şebinkarahisar); Ozancık (Çan). Ayrıca Ozanpınar (Ağrı), Ozanköy (Nallıhan), Ozansu (Bayburt), Gerede-Safranbolu yolu üzerindeki Ozan Doruğu ve Ozan Beli gibi yer adlarında da saklanmıştır. ~ Az ozan. -Tkm ozan. < oz- '(yarışmalarda) yenmek, kazanmak' + -an eki. Orta Türkçede de ozan 'âşık, saz (kopuz) çalan halk şairi' olarak geçer. Dede Korkut'ta geçtiğini biliyoruz. Yabancı araştırmacılar bu adı daha çok uzan diye okumuşlar ve türlü biçimlerde değerlendirmişlerdir. Uzan okunuşunu benimseyen yabancı Türkologlar arasında Kowalski ve Samoyloviç gibi tanınmış bilginler de vardır. Gordlevskiy (Gosudarstvo sel'dzukidov Maloj Azii, Moskova-Leningrad 1941) bu sözün Ermenice gusan'dan kalma bir alıntı olduğunu yazmıştır. Ancak Küçük Asya Selçuklu Devleti adlı Rusça eserin yaprakları arasında kalan bu açıklama ülkemizde bugüne değin hiçbir araştırıcının gözüne çarpmamıştır. Gordlevskiy, eserinde ozan sözünün Ermeniceden kalma bir alıntı olduğunu söylerken M. Fuad Köprülü'nün bu sözün kökenine ilişkin açıklamasını saymadığı gibi onun Türk edebiyatının Ermeni edebiyatına etkileri üzerine çalışmasındaki görüşlerini de göz ardı etmiştir. Köprülü, âşık edebiyatında hiçbir Ermeni (veya Hristiyan) etkisi olmadığını açık olarak ortaya koymuştur. Köprülü'ye göre Türkçe yazan Ermeni âşıklarının eserleri de tamamıyla Türk zevk ve ilhamıyla yazılmıştır. Bundan başka Ermeni âşıklarının adları ve kullandıkları çalgılar bile olduğu gibi Türklerden alınmıştır. Türkler sayıca çok ve kültürce de Ermenilerden yüksek olduklarından Ermeniler Türk kültürünü benimsemek zorunda kalmışlardır. Bu durum göz önünde tutulursa Anadolu ve Azeri alanında yaygın olarak kullanılan ozan'ın Ermenice bir alıntı olduğu kolay kolay düşünülemez. Türkmenler arasında yaşayan ozan biçimi de bu sözün Türklüğünü doğrulayan bir tanıktır. Dankoff da (ALT) ozan sözünü eserine almamıştır. Dilimizde âşıklara verilen ozan adı ilk olarak Köprülü tarafından değerlendirilmiştir. Köprülü'nün Oğuzların halk şairlerine verilen ozan adına ilişkin yazısı 1932 yılında Azerbaycan Yurtbilgisi dergisinde çıkmıştı. Bu küçük yazıyı Köprülü sonraki eserlerinde birtakım eklemelerle yayımlamıştı. Dede Korkut hikâyelerinde Oğuzların halk şairlerine verilen ozan adı, Köprülü'ye gelinceye değin esaslı bir biçimde irdelenmemiş, okunuşu bile şüpheli kalmıştı. Köprülü, Anadolu'da yaşayan biçimleri göz önüne alarak bu adın ozan diye okunması gerektiğini inandırıcı bir biçimde ortaya koymuştur. Prof. Köprülü, 'Ozan' yazısında yalnız eski ve yeni kaynaklarda verilen bilgileri gözden geçirmekle kalmayarak ayrıca ozan sözünün kökü üzerinde de durmuştu. Ozan'ın İbn Mühenna'daki 'önce gelmek, ileri geçmek' anlamlarındaki ozmak kökünden geldiğini düşünen Köprülü, koşuda birinci gelen köpeklere verilen adlardan biri olan ozgan ile 'kurtuluş' anlamındaki ozuş sözlerini bu savına tanık olarak değerlendirmişti. Nevai'nin sözünü ettiği 'ozanlara mahsus türkü' anlamındaki ozmag sözünü de bu kökene bağlayan Köprülü, Türkçe 'nehir' anlamına gelen özen sözünü de bu kökle ilgili görmüştü. Gülşehri'nin Mantıku't-Tayr çevirisinin iki yerinde kopuz çalmaktan söz ettiği sırada ozmak kelimesini kullanmasını da değerlendiren Köprülü, görüşünün 'şimdilik bir faraziyeden ibaret olduğunu' belirterek bu konudaki sözlerini şöyle sonlandırmıştı: 'Bu meseleyi halletmek, bu kelimeyi eski ve yeni bütün Türk lehçelerinde aramak, asıl, dilcilerimize düşen mühim bir vazifedir.' Prof. Köprülü'nün ozan'ın kökü üzerine bir düşünce vermek üzere saydığı bilgiler karışıktır. Bundan başka bu bilgiler birçok bakımdan düzeltilmeye açıktır. Örneğin Türk diyalektlerinde 'ırmak' olarak kullanılan özen sözü ile ozan arasında étymologique bir bağ kurulamaz, düşüncesindeyim. Eski ve yeni Türk diyalektlerinde ırmağa verilen özen adı, dilimizde 'küçük akarsu, çay' olarak kullanılan öz'ün -n ekiyle kurulmuş bir türevidir. Türkçe öz sözü bugün dilimizde kullanılmıyorsa da yerel ağızlarda yaygın olarak yaşamaktadır. Ayrıca öz, akarsu (ve yer) adlarında da saklanmıştır. Söğütözü gibi. Köprülü'nün 'Ozan' yazısını yazdığı yıllarda ozmak sözünün bütün anlamları sözlüklerde verilmemişti. Son yıllarda çıkan sözlüklerde ozan sözünün ozmak'tan geldiği yolundaki görüşü doğrulayan birtakım anlamlar ortaya çıkmıştır. Örneğin Mukaddimetü'l-edeb'de ozmak, 'geçmek, aşmak' ve 'yarışmak' olarak açıklanmıştır. Çağdaş Türk diyalektlerinde de bu anlamları doğrulayan birtakım veriler göze çarpıyor. Örnek olarak Kırgızcada, Yeni Uygurcada ve Kumukçada oz- '(önüne) geçmek, geride bırakmak, öne geçmek, ileri geçmek, aşmak' gibi anlamlara gelmektedir. Bu anlamlar ozan'ın kökü bakımından ilginçtir. Ancak oz- kökünün Türkmencedeki anlamı daha ilginç ve daha düşündürücüdür. Türkmencede ozmak '(yarışmalarda) yenmek, kazanmak' demektir. Türkmencedeki ozan sözünün varlığı da bu sözün '(yarışmalarda) yenen (kimse)' anlamına geldiğini açıkça gösteriyor. Halk şairleri arasında sık sık atışmalar, şiir yarışmaları yapıldığını biliyoruz. Bunun gibi halk yığınları içinde karşılıklı bilmece söyleşmek geleneği de çok yayılmıştır. Saz şairleri arasında gördüğümüz çalgı ile şiir söyleme yarışmalarının eski bir geçmişe çıktığı anlaşılıyor. Kâşgarlı Mahmud'un tanıklığına göre kopuz adını verdiğimiz çalgıyı çalanlar arasında yarışmalar yapılırdı. Dîvânu Lugâti't-Türk yazarı, kopuzcular arasındaki yarışmaların kopzaşmak diye adlandırıldığını bildiriyor. Anadolu ve Azeri alanında yetişen halk şairleri arasında da bu tür yarışmalar yapıldığını biliyoruz. Bu yarışmalara katılan halk şairlerine ozan adının verildiği anlaşılıyor. Bu adın '(yarışmalarda) yenmek, kazanmak' anlamına gelen ozmak kökünden çıktığı açıktır. Ozan sözünün Orta Farsçadaki kusan biçiminden gelmesi de étymologique bakımdan kabul edilemez. Yerel ağızlarda ozan yanında 'çok konuşan, geveze; güldürücü tuhaf söz söyleyen' anlamlarında kullanılan hozan ~ kozan biçimlerinin de OFar kusan biçimiyle ilgili olmayıp Türkçe ozan'ın ön sesinde h- türemesiyle ortaya çıktığı açıktır. Dilimizde buna benzer h- seslerinin varlığını sık sık gözlüyoruz. Türkçe ayva sözünün yerel ağızlarda hayva biçimini alması gibi. Dar bir alanda geçtiğini gördüğümüz kozan biçiminin başındaki k- de h-'den dönüşme bir sestir. Baştaki h-'lerin yerel ağızlarda ara sıra k-'ye dönüştüğünü gözlüyoruz. Örneğin dilimizde yün eğirmeye yarayan kirmene verdiğimiz öreke adının yurdumuzun birçok yerinde höreke olarak yaygınlaştığı gibi yerel olarak köreke biçimini de aldığı biliniyor. Buna göre dar bir alanda yaşayan 'güldürücü, tuhaf söz söyleyen' kozan sözü, yerel ağızlarda büyük bir yaygınlık kazanmış olan hozan'ın yan biçiminden başka bir şey olamaz. Redhouse bu anlamdaki اوزان sözüne 'talkative, garrulous, bragging, boastful; name of a kind of gipsies who are strolling musicians', اوزانلق sözüne de 'talkativeness, loquaciousness, boastfulness; name of a kind of gipsies who are strolling musicians' karşılıklarını vermiştir (250). Tarama Sözlüğü'ndeki ozanlık eyle-, ozanla- 'gevezelik etmek, çok söylemek, çok konuşmak' da bu anlamdaki sözün türevleridir. )

- ŞAİRÂNE[Ar.]/POETIC[İng.] ile/değil/yerine/= OZANCA

- ŞAİRANE[Ar. < ŞĀ ʿİR + Fars. -ĀNE] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞAİRANE

( Şaire yakışır biçimde ozanca Şair niteliği taşıyan ozanca )

- SAİT İBRAHİM ESİ /F. SELMAN KABİBAY YALISI

( Yeniköy Tarabya Yolu üzerindedir. 1885 yılında inşâ edilmiştir. )

- SAJKA[MACARCA SAJKA] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞAYKA

( Türklerin Karadeniz deki ırmak kıyılarının korunmasında Rus Kazakların kıyılara saldırmada kullandıkları altı düz yayvan gemi )

- SAK, AHMET (SARIYER, 1939 - 2005)

( Balık ticareti yapıyordu. Sarıyer Balık Satıcıları Derneği Kurucu Başkanı olarak uzun yıllar görev yaptı. Üyesi olduğu Sarıyer Spor Kulübünde bir dönem (1990 - 1991) Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı. Sarıyer S.K. nün Kulübün Divan Kurulu Üyesidir. )

- SAK ile SAĞ ile SAKA/LIK ile SAKE ile SAKİ ile SAKO ile SAKALI ile SAĞ İÇ ile SAĞ BEK ile SAĞ HAF ile SAĞ KOL ile SAĞ AÇIK/LIK ile SAĞ ESEN ile SAĞ PARA ile SAKA KUŞU ile SAĞ KANAT ile SAĞ SALİM ile SAĞ ŞERİT ile SAĞ SELAMET ile SAĞ ÇIKARMA ile SAĞ EĞİLİMLİ/LİK

- SAKA KUŞUNUN BIYIKLARI ...:
SİYAHSA
ile/ve/||/<> BEYAZSA

( Erildir. İLE/VE/||/<> Dişildir. )

- ŞAKA ile/ve/||/<>/> İNTİKAM

- ŞAKA ile ÖĞÜRÜCÜ


- ŞAKA ile ŞAKALAŞMAK ile ŞAKALAR

- ŞAKAİK[Ar. < ŞAḲĀʾİḲ] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞAKAYIK

( denizşakayığı Düğün çiçeğigillerden çiçekleri türlü renkte çok yıllık güzel bir süs bitkisi Paeonia mascula )

- SAKAL ile SAKALLI ile SAKALSIZ

- SAKALLANMAK ile SAKAL ile SAKALLI/LIK ile SAKALSIZ/LIK ile SAKAL FIRÇASI ile SAKALLI KARTAL

- SAKALLI HABEŞ/İPEK TAVUK ile SAKALSIZ HABEŞ/İPEK TAVUĞU

( image )

- SAKALLI ile/||/<> SAVAŞ TUTSAKLARININ YAŞLARI GEÇKİN OLANLARI

( Savaş tutsaklarının yaşları geçkin olanları )

- SAKAMET[Ar. < SAḲĀMET] ile/değil/yerine/=/||/<> BOZUKLUK | YANLIŞLIK

( bozukluk yanlışlık )

- SAKAMET ile SAKAMETLİ

- SAKANDIRIK ile/||/<> BOYUNDURUĞUN ALT KISMI. (İLYASLI -UŞAK)

( Boyunduruğun alt kısmı İlyaslı Uşak Orta Türkçede sakalduruk olarak geçer sakal duruk eki Türkçede sakalduruk biçimindeki l sesi nye çevrilmiştir )

- SAKARİN ile SAKARİNLİ ile SAKARİNSİZ


- SAKARİN[Fr.] ile SAKAROZ[Fr. < Yun.]

( Genellikle şeker sayrılarının, şeker yerine kullandığı, madenkömürü katranından elde edilen, beyaz bir toz. İLE Şekerkamışı ya da şekerpancarından elde edilen bir tür şeker. [Simgesi: C12H22O11] )

- SAKARLAŞMAK ile SAKAR/LIK ile SAKARCA ile SAKAR OTU ile SAKAR MEKE

- SAKARYA ile SAKARYALI/LIK

- SAKATAT[Ar. < SAḲAṬĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> SAKATAT

( Kesilmiş hayvanın yürek karaciğer böbrek işkembe beyin vb iç organlarıyla baş ve ayakları )

- SAKATAT ile SAKATATÇI/LIK

- SAKATLAMAK ile SAKATLANMAK ile SAKAT/LIK ile SAKATÇI

- ŞAKAYA/OLAYA GÜLMEK ile/yerine ESPRİYE/FIKRAYA GÜLMEK

- ŞAKAYIK ile AYIGÜLÜ

( Düğünçiçeğigillerden, çiçekleri türlü renkte, güzel bir süs bitkisi. İLE İkiçenekliler sınıfının, dügünçiçeğigiller ailesinden, bir şakayık türü. )

- ŞAKAYIK ile GELİNCİK

( Çin ve Japonya kültüründe zenginliğin simgesi/göstergesidir. İLE ... )

- SAKEYN ŞİBİH MÜNHARİF ile/||/<> TRAPÈZE ISOCÈLE[Fr.] ile/||/<> İKİZKENAR YAMUK

( matematik )

- SAKİ[Ar. < SÂKİ] ile/||/<> (ZOOLOJİ)

( zooloji )

- ŞÂKÎ[Ar. < ŞİKÂYET] ile ŞAKÎ[Ar. < ŞEKÂVET]

( Şikâyetçi, şikâyet eden. İLE Bahtsız, kötü hareketli, haylaz, habîs. | Yol kesen, haydut. )

- SÂKİ[Ar.] ile SANKİ[Tr. SAN + Fars. Kİ]

- SAKÎM[Ar. < SAKAMET] ile/değil/yerine/= BOZUK/YANLIŞ/EKSİK

( Hasta, hastalıklı. | Yanlış. | Rivâyeti doğru, sağlam olmayan hadîs. )

- ŞAKIMAK ile ŞAKALAŞMAK ile ŞAKALAŞABİLMEK ile ŞAK ile ŞAKA ile ŞAKİ/LİK ile ŞAKACI/LIK ile ŞAKALI ile ŞAKULİ ile ŞAK ŞAK ile ŞAKASIZ ile ŞAKA MAKA ile ŞAKA YOLLU

- ŞAKIMAK ile "ŞAKIMAK"

( Ötücü kuşlar ezgili ses çıkarmak, ötmek, şakramak, terennüm etmek. İLE Çok konuşmak, çenesi düşmek. | Şarkıları/şiirleri hoş söylemek ya da okumak. )

- SAKİN KALMALI!

- SAKİN OLMAK ile/ve/<> (KENDİNE) HÂKİM OLMAK

- SAKINAN GÖZE ÇÖP BATAR değil SAKINILAN GÖZE ÇÖP BATAR

- SAKINAN GÖZE ÇÖP BATAR değil SAKINILAN GÖZE ÇÖP BATAR


- SAKINCA/BEYİS GÖR(ME)MEK ile/ve/||/<> İMTİNA ETME(ME)K

- SAKINIM ile SAKINIMLI ile SAKINIMSIZ

- SAKİNLEMEK ile SAKİNLEŞMEK ile SAKİNLEŞTİRMEK ile SAKİNLEŞEBİLMEK ile SAKİN/LİK ile SAKİNCE ile SAKİN SAKİN

- SAKİN/LİK ile "AĞIR/LIK"

( Zihinsel. İLE Davranış ve tutumlarla. )
( Bilinçli/farkındalıklı iç devinimle. İLE Çevredekilerin bağdaştırdıkları/bekledikleri sıfatla. | [Mizactan dolayı da olabilir] )
( Sakin bir yaşama biçimine sahip kişiler, sıkı ve alçakgönüllü çalışmalarını sürdürmeli. )

- SAKİN/LİK ile İÇİNE KAPANIK/LIK

( Bilinçle. İLE Olumsuz, zihinsel dalgalanmalarla. )

- SAKİNLİK ile SAKİN OL ile SAKİNLEŞTİ ile SAKİNLEŞTİRİCİ ile SAKİNCE ile SAKİNLİK

- SAKİNLİK ile/ve SAKİNLİK(YUMUŞAKBAŞLILIK)

( Yumuşaklık ve iyilik, kişiye anneannesinden mirastır. )

- SAKİN/LİK ile/ve/<> SESSİZ/LİK, SÜKÛNET

- SAKINMA/İÇTİNAP[Ar. < İCTİNĀB] ile/||/<> SAKINMA/TAHAFFUZ[Ar. < TAḤAFFUẒ] ile/||/<> SAKINMA/TEVAKKİ[Ar. < TEVAḲḲĪ]

- SAKINMA ile MASKE


- SAKINMA ile/||/<> SAKINMA

( Yumrukoyuncusunun korunmak için ayaklarını oynatmadan eliyle gövdesiyle sağa sola öne arkaya yaptığı hareket Birey ve toplulukların dinsel büyüsel ya da geleneksel nedenlerle kimi nesne olay ve besin ürünleriyle ilişkilerini tümüyle ya da büyük bir ölçüde kısıtlamaları din büyü addan sakınma dayısal sakınma sililiksizlik Döviz taşınır değer veya mal piyasalarında belirli bir sürenin sonunda alım ve satım işlemi yapacak gerçek veya tüzel kişileri kur faiz oranları ve fiyatlardaki dalgalanmalara karşı mevcut durumu korumak için yapılan gelecek piyasa işlemleri sakınma )

- SAKINMAK ile/ve/değil/yerine KORUMAK

- SAKINMAK ile SAKINILMAK ile SAKINDIRMAK ile SAKINABİLMEK ile SAKIN ile SAKINCA ile SAKINCALI/LIK ile SAKINCASIZ/LIK ile SAKINCALI PİYADE

- SAKİN/MUKİM/MÜTEMEKKİN[Ar.] ile/değil/yerine/= OTURAN/OTURGAN/YERLEŞİK

- SAKINTI ile SAKINTILI ile SAKINTISIZ

- SAKIP SABANCI MÜZESİ (SSM)

( Emirgan'da, ana cadde üzerinde olup deniz cephelidir. Atlı Köşk olarak bilinen bina ve müştemilatı Sabancı Ailesi tarafından müze olarak düzenlenmesi için Sabancı Üniversitesine verildi. Yapılan çalışmalar sonucunda müzede gerekli düzenleme yapılarak 2002'de ziyarete açıldı. 2005'te ise büyük yenilikler sonucunda Uluslar arası müzelerden biri haline getirildi. Müze çok zengin hat koleksiyonuna sahiptir. Müzede, sergi, konferans, gösteri, konser gibi etkinlikler yapılmaktadır. Müzede çok yönlü müzecilik hizmeti verilmektedir. )

- SAKIRGA ile/||/<> KENE

( kene hlk Kene İnsan ve hayvanlara saldırarak kan emici ağılayıcı sokup sömürücü özelliklerinden başka çeşitli hastalıklar bulaştırmasıyle de suçlu görülen örümceğimsi eklembacaklıların genel adı sakırga kırışak yavsı İxodes ricinus Eklembacaklı hayvanlardan örümceğimsiler Arachnoidea sınıfının keneler Acarina takımından bir tür Gözleri yoktur Erginleri koyun köpek v b üzerinde asılak yaşar Kan emer 4 mm olan dişi kan emdikten sonra 12 mmye kadar şişer zooloji Eklem bacaklı hayvanlardan örümceğimsiler Arachnoidea sınıfının keneler Acarina takımından erginleri koyun köpek vb üzerinde kan emerek asalak yaşayan 4 mm kadar boyda olan dişisi kan emdikten sonra 12 mm kadar şişebilen gözleri bulunmayan bir tür Akar Acarina alt takımı Ixodida takımında Ixodoidea üst ailesinde bulunan yumuşak Argasidae ve sert İxodidae keneler olmak üzere iki ailede toplanmış ilişkili olduğu diğer akrabalarından akarlardan daha büyük olan özel ağız organelleriyle konaklarına tutunan karada yaşayan tüm omurgalılarda parazitlenen insanlarda ve hayvanlarda birçok hastalık etkenine vektörlük yapan kan emen akarlar hlk sakırga sakırtga kene kasartkı Kum kasartgı sartka sargı Orta Türkçede sakırku olarak geçer Eski Kıpçakçada sakurga biçimi kullanılır Kıpçakçada kasırtka olarak geçtiğini de biliyoruz Eski Kıpçakçada ve çağdaş Kıpçak diyalektlerinde kullanılan kasırtka kasartkı biçimlerinin göçüşme métathèse sonunda oluştuğu açıktır Türkmence sakırtga ve Şorca sartka biçimlerindeki t sonradan türemiştir Eckmann TDAY 1955 15 Bunun gibi Kıpçakça kasırtka ve Nogayca kasartkı biçimlerindeki t de ikincil bir sestir Türkçede sakırga yanında kene adı da kullanılır kene Ağızlarda gene biçimi de geçer Az gǝnǝ kene taskene kene kene kanah a tick Farsça kanah biçiminin etimolojisini bilmiyoruz Bu biçim Türk diyalektlerinden de alınmış olabilir Halaçça kana ise Farsçadan geri alınmış bir biçime benzemektedir Diyalektlerde kene yerine sakırga sakırtga ve kasartgı kasartkı gibi adlar kullanılır sakırga Daha dar bir alanda talpan Başkurtça mal gubu Balkarca mal gıbı Karaçayca kandagay tahtakurusu tahta biti Karaçayca Balkarca adları da geçer )

- ŞAKİRT[Fars. < ŞĀGİRD] ile/değil/yerine/=/||/<> ÖĞRENCİ | ÇIRAK

( öğrenci çırak )

- ŞAKIRTI ile ŞAKIRTILI ile ŞAKIRTISIZ

- SAKIZ ile/ve MERİNOS[Fr. < İsp. < Ar.]

( Tüyleri uzun koyun. İLE/VE En nitelikli tüylülerden olan koyun. )

- SAKIZ ile SAKIZ REÇİNESİ ile SAKIZ ATMAK ile SAKIZLI

- SAKIZLAŞMAK ile SAKIZLAŞTIRMAK ile SAKIZ ile SAKIZCI/LIK ile SAKIZLI ile SAKIZ AĞACI ile SAKIZ BADEMİ ile SAKIZ DİKENİ ile SAKIZ KABAĞI ile SAKIZ RAKISI ile SAKIZ BAKLASI ile SAKIZ TATLISI ile SAKIZ ENGİNARI ile SAKIZ LEBLEBİSİ

- SAKKARA PİRAMİDİ ile DAHSHUR PİRAMİTLERİ

( Kahire'nin 24 kilometre güneybatısında yer alan, Mısır'ın en eski başkenti Memphis'te yaşayanların defnedildiği bölge olarak kullanılmış Sakkara'da bulunmaktadır. [İnşâ: M.Ö. 2500] İLE Mısır'da, Kahire'nin yaklaşık 40 kilometre güneyinde, Nil'in batı kıyısındaki çölde bulunan bir kraliyet nekropolisidir. Dahshur, içinde bulunan piramitler ile tanınmaktadır ve bu piramitlerden ikisi, Mısır'daki en eski, en büyük ve en iyi korunmuş olanlarıdır. [İnşâ: M.Ö. 2613-2589] )
( Mısır'daki Giza Piramitleri, 165 adettir. )

- SUCROSE, SACCHAROSE[İng.] / SACCHAROSE[Fr.] / SACCHAROSE, SUCROSE, ROHRZUCKER, RÜBENZUCKER[Alm.] ile/değil/yerine/= SAKKAROZ

- ŞAKK-I GALSAMÎ[Ar.] ile ...

( Solungaç yarığı. )

- ŞAKLAMA

( Bıçakla etin yüzeyine kesit yapma işlemi )

- SAKLAMA | EZBERLEME/HIFIZ[Ar. < ḤİFẒ] ile/||/<> KORUMA | SAKLAMA/MUHAFAZA[Ar. < MUḤĀFAẒA]

( hıfzetmek hıfzıssıhha saklama ezberleme )

- SAKLAMA ile BULUNDURMA

- SAKLAMAK ile/değil AYIRMAK

- SAKLAMAK ile KORUMAK


- SAKLAMAK ile SAKLAN VE ARA ile TAMAMEN GİZLE ile SAKLANMAK

- SAKLAMAK ile/ve/||/<>/> SAYIKLAMAK

( Aşkı/nı. İLE/VE/||/<> Adı/nı. )

- SAKSI ile/||/<> KIRIK ÇANAK. (YEŞİLKÖY *GELENDOST -ISPARTA)

( Kırık çanak Yeşilköy Gelendost Isparta Yerel ağızlarda ateş veya çöp küreği olarak da geçer Dar bir alanda kırık çanağa da saksı adı verilir Kümes hayvanlarının su içtikleri kap olarak da kullanılır Az saxsı çanak Muhammedovaya göre İİTJa 144 çağdaş Türkmencede kullanılmaz OT sasık saksı Orta Kıpçakça saksı Kökenini açık olarak bilmiyoruz Leksikaya göre 375 sağsığ sasıktan gelir ve génétique olarak sağsığ sasığ sağız kil çamur balçık adının türevi olarak açıklanabilir Yapı bakımından tirigsig topraktan kilden yapılmış tirig kil biçimine benzer ETS 564 Köken açısından büyük olasılıkla kil anlamına gelen sağız biçimine bağlıdır Bu biçim sağız toprak yağlı kil ETS 481 Kâşgarlı Mahmud Türkmence sakğız kil Uygurca seğiz kil seğiz topa lös anlamına gelir Lös killerin keramik gerecinin temelini oluştururlar Clauson EB 856 Orta Türkçe sasık biçimini hap leg saymış ve alıntılara katmıştır Radloff IV 257 ve Räsänen V 393b saksının Almanca Sachsene dayandığını ön görmüştür Osmanlı Türkçesinde Saksunya Alman porseleninin yurdu olarak ün almıştır Leksikada Saksonyada porselen üretiminin 18 yüzyılda başladığı açıklanmıştır Türk kaynaklarındaki verilere göre sağsığ sasık adı verilen çamurdan yapılma ürünlerin Saksonyada porselen ve fayans mamullerinin üretilmesinden birkaç yüzyıl önce başladığı anlaşılıyor Lezgi dilinde kullanılan saxsi kiremit ve Buduhça saxsi çanak çömlek kili kiremit Azeri Türkçesi yoluyla alınmıştır Türkçeden Balkan dillerine de geçmiştir saksíja Srp sàksija Rum sacsie Arn saksi )

- SAKSI/LIK ile SAKSI TOPRAĞI

- SAKSIYI SÜSLEMEK değil/yerine ÇİÇEĞİ SULAMAK

- SAKÜLER/SACCULAR[İng.] ile/değil/yerine/= KESELEŞMİŞ

- SAL YAYLASI ve POKUT YAYLASI

- SALÂBET[Ar.] ile KASVET[Ar.]

- SALÂBET[Ar. < SULB] ile/değil/yerine/= KATILIK/SAĞLAMLIK

( Peklik, katılık, sağlamlık. | Manevi kuvvet, dayanma. )

- SALABET[Ar. < ṢALĀBET] ile/değil/yerine/=/||/<> SALABET

( Katılık sağlamlık )

- SALÂHİYET ve/||/<> EHLİYET ve/||/<> KUDRET

- SALÂHİYET/SELÂHİYET[Ar.] ile/ve/||/<>/> SELÂMET[Ar.]

( Yetki sâhibi, yetkili. İLE/VE/||/<>/> Esenlik. | Her türlü korku, tasa ve tehlikeden uzak, güvende olma durumu, kurtuluş. | Anlatıma temel olan düşüncenin her bakımdan doğru ve sağlam olması. )

- SALAHİYETTAR[Ar. < ṢALĀḤİYYET + Fars. -DĀR] ile/değil/yerine/=/||/<> YETKİLİ

- SALAK YERİNE Mİ KOYUYORSUN?/SALAK MI ZANNEDİYORSUN? ile/ve/<> KENDİNİ Mİ KANDIRIYORSUN?(/KANDIRMAYA ÇALIŞIYORSUN?)

- SALAK ile APTALCA

- SALAKLAŞMAK ile SALAK/LIK ile SALAKÇA

- SALAK/LIK ile/ve/<>/değil ÇARESİZ/LİK

- SALAK/LIK ile/ve "ÖKÜZ/LÜK"

- SALAK/LIK ile/değil/yerine/>< SABIRLI/LIK

- SALAK/LIK ile/ve ZAVALLI/LIK

( Kısa sürelidir. İLE/VE Uzun sürelidir. )
( Sonuçtadır. İLE/VE Hem süreçte, hem de sonuçtadır. )
( Hepimiz arada bir salak durumuna düşebiliriz fakat salaklıklarımızda ısrarcı olmak zavallılığa düşürür. )

- SALAŞPUR[HİNDİSTAN'DAKİ SOLAPUR][YER ADI] ile/değil/yerine/=/||/<> SALAŞPUR

( Seyrek dokunmuş astarlık ince bez )

- SALAT ile SALATA/LIK ile SALATALI ile SALATASIZ ile SALATALIK DOLMASI

- SALATALIK/HIYARDA:
BADEM
ile SİLOR ile DİKENLİ

- SALÂTÎN(SULTAN) CAMİLERİ

- SALÂTÎN CAMİLERİ ile ...

( SULTAN CAMİLERİ )

- SALÂVAT:
DUA BAŞINDA
ile/ve DUA SONUNDA

( Allah'a niyazın yükselmesi için, duanın kabulü için. İLE/VE
Hz. Muhammed'in dualarına ilhak olması ve duanın tashihi için. )

- SALÂVÂT[< SALÂT)(SALÂT Ü SELÂM] ile ...

( NAMAZLAR | HZ. MUHAMMED'E VE ONUN SOYUNDAN GELENLERE OKUNAN DUA [ALLAHÜMME SALLİ ALÂ SEYYİDİNÂ MUHAMMEDİN VE ALÂ ÂLİ MUHAMMED ile ABCDEF
( EFENDİMİZ MUHAMMED'E VE ONUN SOYUNA SOPUNA SALÂT VE SELAM OLSUN] )

- SALAVAT[Ar. < ṢALAVĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> SALAVAT

( salavat parmağı Namazlar Hz Muhammed e saygı bildirmek için okunan dua Yağlı güreşte yarışmalardan önce cazgırın okuduğu dua )

- SALAVAT ile SALAVAT PARMAĞI