- SAF ile/ve ANLAMLI
- SAFAHAT[< SAFHA]:
EVRELER, SAFHALAR
- SAFAHAT ile SEFAHAT
( Evreler, safhalar. İLE Eğlenceye düşkünlük. | Uçarılık. )
- ŞAFAK ile ŞAFAK PEMBESİ
- SAFE :/yerine GÜVENLİ
- SAFHA[Ar.]/MERHALE[Ar. < RİHLET]/FAZ[Fr. < Yun.] değil/yerine/= EVRE/AŞAMA
( Bir olayda, birbiri ardınca görülen ve/ya da beliren, gelişen değişik durumların her biri. | Menzil, konak, aşama. | İki menzil, konak arası. | Bir günlük yol. )
- SAFHINI BELİRLEMEK/BİLMEK ile/ve SAF OLMAK/KALMAK
- SAFİYE ve/||/<>/> TASFİYE
- SÂFİYET (AHLÂKI) ile/ve/> İRFANİYET (AHLÂKI) ile/ve/> AŞK (AHLÂKI)
( Saflaşmadıkça, kapı/lar açılmaz. )
- SÂFİYET ile/ve/||/<>/> İRFÂNİYET
( Kendinde/içten. İLE/VE/||/<>/> Ustadan/dışarıdan. )
- SAFİYET ve/||/<> SAMİMİYET
- SAFLAŞMA ile/ve/> İNCELME
- SAFLIK ile HOŞGÖRÜ
- SAF/LIK ile/ve/değil İYİ NİYETLİ/LİK
- SAF/LIK ile KATIŞIKSIZ/LIK, KATIKSIZLIK
- BILE PIGMENT[İng.] / PIGMENT BILIAIRE[Fr.] / GALL FARBSTOFF[Alm.] ile/değil/yerine/= SAFRA BOYARNESNESİ
- BILE SALTS[İng.] / SEL BILIAIRE[Fr.] / GALLEN SALZ[Alm.] ile/değil/yerine/= SAFRA TUZLARI
- SAFRA ile SAFRAN ile SAFRALI ile SAFRASIZ ile SAFRA SUYU ile SAFRA TANKI ile SAFRA KESESİ ile SAFRA YEŞİLİ
- SAFRAN[Ar. < ZAFERÂN] ile ASPUR[Ar. < USFUR]
( Süsengillerden, baharda çiçek açan, 20-30 santimetre boyunda, soğanlı bir kültür bitkisi. | Bu bitkinin tepeciklerinin kurutulmasıyla elde edilen, bazı yiyecek ve içeceklere tat, koku ve sarı renk vermekte kullanılan toz. İLE Yalancı safran. )
- SAFRAN[Ar.] ile HİNTSAFRANI/ZERDEÇAL[Fars.]
( Süsengillerden, baharda ççek açan, küçük bir bitki. | Bu bitkinin tepeciklerinin kurutulmasıyla elde edilen, bazı yiyecek ve içeceklerde tat, koku ve sarı renk vermekte kullanılan toz. İLE Zencefilgillerden, köksaplarından safranı andıran, boyalı bir madde çıkarılan, yaprakları sivri uclu, çiçekleri sarı renkte bir bitki. )
- SAFRAN ile YALANCISAFRAN
( ... İLE Bileşikgillerden, çiçekleri safrana benzeyen bir bitki. )
- SAFSATA ile HURÂFE
- SAFSATA ile SAFSATACI/LIK
- SAFSATA ile/ve/||/<> TATAVA
( Boş, temelsiz, asılsız söz. İLE/VE/||/<> Çok fazla söz. )
- SAFSATA ile TOTOLOJİ
( Belirli bir niyet üzere uyarlanmışlık da vardır. İLE ... )
- SAFSATA ile/ve/||/<> TUTARSIZLIK
- SAĞ AKCİĞER ile/ve SOL AKCİĞER
( 3 bölüm[lob] vardır.[üst-orta-alt] İLE/VE 2 bölüm[lob] vardır.[üst-alt] )
- RIGHT-HAND HELICITY[İng.] / HÉLICITÉ DROITE[Fr.] / RECHTER HELICITY[Alm.] ile/değil/yerine/= SAĞ EL SARMALLIĞI
- RECHTGÄNGIGE SPIRALE[Alm.] ile/değil/yerine/= SAĞ ELLİ SARMAL
- SAĞ ile/ve/||/<>/> SELÂMET
( Sen. İLE/VE/||/<>/> Ben. )
- SAĞALTIM AMAÇLI ile/ve/değil/||/<>/> GELİŞ(TİR)ME AMAÇLI
- SAĞALTIM:
DAVRANIŞÇI ve/ya da BİLİŞSEL ile/ve/||/<> DİNAMİK ile/ve/||/<> VAROLUŞÇU
- SAĞALTIM/TEDAVİ[Ar.]:
AYAKTA ile/ve/||/<>/> YATARAK
- SAĞALTIM/TERAPİ:
TEK KİŞİLİK ile/ve/||/<> İKİ KİŞİLİK
- SAĞALTIM/TERAPİ ÜCRETİNDE İNDİRİM:
DİNAMİK/ANALİTİK ile/değil BİLİŞSEL/DAVRANIŞSAL
( Olmaz! İLE (belki/bazen) Olabilir. )
( Bütçesi uygun olmayanlar, indirim istemez fakat ve ne yazık ki özellikle bütçesi/gelir seviyesi uygun/yüksek olanlar, indirim isterler. )
- SAĞANAK ile/ve BORAN
( Birdenbire başlayan, genellikle kısa süren, şiddetli yağmur. İLE/VE Yel, şimşek ve gökgürültüsü ile ortaya çıkan sağanak yağışlı hava. )
- SAĞANAQ[Azr.] = KASNAK, ÇEMBER[Tr.]
- SAĞDUYU ile/ve/||/<>/< DENEYİM
- SAĞDUYU ve/<> DENGE
- SAĞDUYU ile DUYARLILIK
( AKL-I/HİSS-İ SELÎM ile HASSASİYET )
- SAĞDUYU = HASSE-İ SELİME = GOOD SENSE[İng.] = BON SENS[Fr.] = GESUNDER VERSTAND[Alm.]
- SAĞDUYU ile SAĞDUYULU/LUK
- SAĞDUYU ile/ve/||/<> SAĞGÖRÜ
( Doğru, akla uygun yargılar verme yeteneği. | Doğru ile yanlışı birbirinden ayırma ve doğru yargılama gücü. İLE/VE/||/<> Gerçekleri, yanılmadan görebilme yeteneği. )
- SAĞGÖRÜ ile SAĞGÖRÜLÜ/LÜK ile SAĞGÖRÜSÜZ/LÜK
- SAĞILMAK ile SAĞIRLAŞMAK ile SAĞI ile SAĞIM/LIK ile SAĞIN ile SAĞIR/LIK ile SAĞIMLI ile SAĞIR KEF ile SAĞIR NUN ile SAĞIR KAPI ile SAĞIR RENK ile SAĞIR DUVAR ile SAĞIR YILAN ile SAĞIR DİLSİZ ile SAĞIR PUSULA ile SAĞIR PENCERE ile SAĞIM MAKİNESİ ile SAĞIN BİLİMLER ile SAĞIR MİKROFON
- SAĞIR/İŞİTMEZ ile/ve/ya da DİLSİZ ile/ve/ya da SAĞIR VE DİLSİZ
( Kimse duymak istemeyenler kadar sağır olamaz. )
( EBSEM[Ar.]: Dilsiz, susmuş. )
( SAMEM[Ar.]: Sağırlık. )
( Telefonu ilk bulan Alexander Graham Bell, eşi ve annesiyle -ikisinin de sağır olmasından dolayı- hiçbir zaman telefonda konuşamadı. )
- SÜSLEME!:
"SAĞIRA" ve/||/<> "KÖRE"
( Sözünü. VE/||/<> Yüzünü. )
( Yorma dilini. VE/||/<> Süsleme sözlerini.
[Köre yormam dilimi, sağıra süslemem sözlerimi.] )
- SAGİTAL EKSEN/SAGITTAL AXIS[İng.] değil/yerine/= ÖN-ARKA EKSEN
- SAĞLAMA ile/ve EMİNLİK
- SAĞLAMA ile/ve ONAY
- SAĞLAMA ile SAĞLAMA
( Bir işin olması için gerekli durumu, koşulları hazırlamak. | Elde etmek, sahip olmak. | [mat.] Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak. İLE Yolun sağ yanına geçmek. )
- SAĞLAMA ile/ve/||/<> UYGULAMA
- SAĞLAMLIK AÇMAZI ile/ve/||/<> GEÇERLİLİK AÇMAZI ile/ve/||/<> YALANCI AÇMAZI ile/ve/||/<> CURRY AÇMAZI
- SAĞLAM/LIK ile/ve/<> ESTETİK
- SAĞLAM/LIK ile/ve GEÇERLİ/LİK
- SAĞLIK BAKANLIĞI TARABYA AİLE SAĞLIĞI MERKEZİ
( Tarabya Caddesi bayırı üzerindedir. )
- SAĞLIK ENFORMASYON SİSTEMLERİ/HEALTHCARE INFORMATION SYSTEMS[İng.] değil/yerine/= SAĞLIK BİLİŞİM DÜZENİ (BİLİM DALI)
- HEALTH PHYSICS[İng.] / PHYSIQUE SANITAIRE[Fr.] / GESUNDHEITSPYSIK, STRAHLENSCHUTZPHYSIK[Alm.] ile/değil/yerine/= SAĞLIK FİZİĞİ
- SAĞLIK İDARESİ ile SAĞLIK BAKANI ile SAĞLIK ile SAĞLIK DURUMU ile SAĞLIKLI ile SAĞLIKLI
- SAĞLIK ve/||/<>/< SÜREKLİLİK
- SAĞLIKLI YAŞAM YÜRÜYÜŞ PARKURU
( Kireçburnu - Tarabya ve Kireçburnu –Kefeliköy arasındaki sahil boyu sağlıklı yaşam ve yürüyüş parkuru Boğaziçi'nin en iyi parkurlarından biridir. Bu parkur Yeniköy'den Sarıyer Orduevine kadar gitmektedir. )
- SAĞLIKLI" ile/ve/değil/||/<> YETERLİ
- SAĞ-SALİM (GİTMEK, ULAŞMAK, DÖNMEK)
- SAĞTÖRE ile SAĞTÖRESEL
- SAGU = AĞIT = MERSİYE
( İslâm'dan önce. = Halk yazınında. = Divan yazınında. )
- ŞAHAB/ŞİHÂB[Ar.]/METEOR(İT) değil/yerine/= GÖKTAŞI
( Havayuvarı içinde oluşan sıcaklık değişmeleri, yel, yıldırım, yağmur, dolu gibi olaylara verilen ad. | Akanyıldız. )
- SAHABE ile SAHABET ile SAHABETÇİ
- SAHAFLAR ÇARŞISI < FESÇİLER ÇARŞISI
- SAHAN[Ar.] değil/yerine/= TENCERE
- SAHANLIK değil/yerine/= DÜZLÜK/DÜZALAN
- SAHÂVET[Ar.] değil/yerine/= EL AÇIKLIĞI
( CÖMERTLİK, EL AÇIKLIĞI )
- ŞAHESER | BAŞYAPIT ile/||/<> BAŞESER
( Kusursuzluğa ulaşan bir sanatla gerçekleştirilmiş yapıt; belli bir türde en üstün yapıt. )
- SAHİBİ OLMAK ile/değil/yerine PARÇASI OLMAK
- ŞÂHİD[Ar.] ile MÜŞÂHİD[Ar.]
- ŞÂHİD[Ar. < ŞEHÂDET | çoğ. ŞEVÂHİD] ile ŞÂHİD[Fars.]
( Tanık. | Senet yerine geçecek biçimde büyük bir yapıttan ya da kişiden alınan örnek. İLE Sevgili. | Güzel. )
- ŞÂHİKA[Ar.] ile FERİŞTAH[Fars. FİRİŞTE]
( Doruk, zirve. | En üst derece. İLE En iyi, en üstün. )
- SAHİL | KIYI ile/||/<> KIYI ÇİZGİSİ
( Denizlerin, yapay ve doğal göllerin kıyı çizgisi boyunca uzanan kara parçası. @@ Karanın deniz boyunca uzanan bölümü. @@ Kuşak izgesi gibi bir girişim ya da kırınım kuşağı çizgi dizgesinin sınır dalga boyu. @@ (coğrafya) @@ Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alan. @@ @@bk. kıyı @@ Eski Türkçe kıdığ biçiminden geldiği anlaşılıyor. Türkçe kök fiili köken bakımından kıd- değil kıdı-'dır. Çağdaş Türk diyalektlerinde yaygın olarak geçer. Örn. Kırgızcada kıyū 'kürkün eteğine dikilen parça, bir şeyin kenarına farklı bir malzemeden veya renkten eklenen bir şerit', Nogaycada kıyuv 'elbise kenarındaki işleme, şerit' biçimleri kullanılır. Bu türevlerin iki heceli kıyı- fiilinden geldikleri açıktır. Räsänen (V 261a) eski ve yeni diyalektlerde geçen biçimleri gözden geçirmiştir. )
- SAHİL ile PLAJLAR
- SAHİL ile SAHİL BOYU ile SAHİL SEYRİ ile SAHİL KORUMA ile SAHİL ŞERİDİ ile SAHİL KORDONU ile SAHİL ÇİZGİSİ ile SAHİL DEVRİYESİ
- SAHÎN[Ar. < SUHÛNET] ile SAHÎN[Ar. < SİHAN]
( Sıcak, kızgın, ısınmış. İLE Kalın. | Sık. | Katı, pek. )
- ŞAHİN, ÖZCAN (SARIYER, 1938)
( Serbest meslek sahibidir. Sarıyer Spor Kulübü'nde 1 dönem yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. )
- ŞAHİNLEŞMEK ile ŞAHİN ile ŞAHİNCİ/LİK ile ŞAHİNLER ile ŞAHİN BAKIŞLI
- SAHİP OLMA ile/ve/değil SAHİP OLDUĞUNU SÜREKLİ KILMAK
- SAHİP OLMAK ile EDİNMEK
( Biri olmadan ötekine sahip olamazsınız. )
( Algıladığınız hiçbir şey sizin değildir. )
( Gerçekten sahip olduğunuzu kaybedemezsiniz. )
- SAHİP OLMAK ile/ve/fakat/||/<>/< SAHİP OLDUĞUMUZLA VE/YA DA SAHİP OLMAKLA PERDELENMEMEK
- SAHİPLENME ile/değil/yerine/< AİDİYET
( Kentte. İLE/DEĞİL/YERİNE/< Köyde, doğada. )
- SAHİPLENME ile/ve/değil/||/<> KIŞKIRTMA/AJİTASYON
- SAHİPLENME ile/ve/||/<> KOLLAMA
- SAHİPLENME ile/ve/||/<> SÜREKLİ KILMA ile/ve/||/<> BİRİKTİRME
- ŞAHIS ŞİRKETİ ile/ve LİMİTED ŞİRKET
- SAHNÂN/SAHANÂN/SUHNÂN[Ar.] ile SAHNÂN[Ar.]
( Sıcak gün. | Sıcak, kızgın. İLE Çifte zil. )
- SAHNE ALMAK değil/yerine SAHNEYE ÇIKMAK
- SAHNE ÇALMAK ile/değil ÖNEMİNE BİNAEN
- SAHNE TOZU YUTMAK ile/ve/||/<> MÜREKKEP YALAMAK
- SAHNE ile/<> KONDÜVİT/KONDÜİT[Fr. < CONDUITE]
( ... VE/||/<> Tiyatroda sahneye çıkma sırası gelen kişileri uyarmakla görevli kişi. )
- SAHNELEMEK ile SAHNELENMEK ile SAHNELETMEK ile SAHNELEYEBİLMEK ile SAHNE ile SAHNE DENGESİ ile SAHNE SANATLARI
- ŞAH-RUH:
Aynı anda, şah ve kale tehdidi.
- ŞAHSEN[Ar.] değil/yerine/= KİŞİSEL OLARAK
- ŞAHSİ (HAKLAR) değil/yerine/= KİŞİSEL (ÜLEVLER)
- ŞAHSÎ[Ar.] değil/yerine/= KİŞİSEL
- ŞAHSINA MÜNHASIR değil/yerine/= KENDİNE ÖZGÜ
- ŞAHSİYET (HAKLARI) değil/yerine/= KİŞİLİK (ÜLEVLERİ)
- ŞAHSİYET(Lİ/SİZ) değil/yerine/= KİŞİLİK(Lİ/SİZ)
- ŞAHSİYE ile TABİYE
- ŞAHSULTAN ÇEŞMESİ ile ŞAHSULTAN SEBİLİ
( İkisi de Eyüp'te, Zal Mahmud Paşa Camisi yakınında, Şah Sultan Camisi yanındadır. )
( İkisi de 1800'de, Sultan III. Mustafa'nın kızı Şahsultan tarafından yaptırılmıştır. )
- SAHTE değil/yerine/= DÜZME/DÜZMECE
- [ne yazık ki]
SAHTE[Fars.] değil/yerine/= YAPAY/YAPMA, DÜZMECE
( Sahte olan, zaman ve uzay ile sınırlıdır ve koşulların ürettiğidir. )
( Bir an gerçek gibi görünmek, sahte olanın doğasıdır. )
( Sahte olanı yıkamazsınız, çünkü onu durmadan yaratıyorsunuz. )
( Sahtenin sahteliği anlaşıldığında, o, kendi kendine erir gider. )
( Sahte olanı sahte olarak görmek ve sahte olanı terk etmek, gerçeği getirecektir. )
( Sahte olduğunu gördüğünüz her ne ise o eriyip kaybolur. )
( Sahte olandan vazgeçin, doğru olan kendi yerini bulacaktır. )
( Sahte olanın zamana gereksinimi olduğunu ve zamana gereksinimi olanın sahte olduğunu bir kez anlarsanız, zaman ötesi ve hep şimdi'de olan Gerçek'e yakınlaşmış olursunuz. )
( Gerçeğin görülmesini o kadar zorlaştıran, sahte olana tutunup ondan kopamamaktır. )
( Gerçek, sahtenin reddi ve inkârı ile ifade edilebilir -eylemle. )
( Gerçek, herkes için birdir, ancak sahte olan kişiseldir. )
( Sahte olanı fark edip onu reddetmek, gerçeğe giden yolu açar. )
( Sahte olanlar gittiğinde, geride kalan, gerçek olandır. )
( Doğru kendini öne sürmez, o sahtenin sahte olarak görülmesi ve reddedilmesinde yatar. Zihin, sahte olan tarafından kör edilmişken, doğruyu aramak yararsızdır. Doğru olanın sezilebilmesi için önce sahtenin tamamen temizlenip yok edilmesi gerekir. )
( Sahte olanın keşfedilip terk edilmesi, gerçek olanın zihne girişini sağlar. )
( Sahte olanın yıkımı, şiddet değildir. )
( Sahte olanın reddi, özgürleştirici ve enerji vericidir. )
( Sahte olan "Ben-im" duygusu değil fakat kendinizi ne sandığınızdır. )
( The false is limited in time and space and is produced by circumstances.
It is the nature of the false that it appears real for a moment.
You cannot destroy the false, for you are creating it all the time.
To see the false as false and abandon the false brings reality into being.
It is the discarding the false that opens the way to the true.
What you see as false, dissolves.
Once you understand that the false needs time and what needs time is false, you are nearer the Reality, which is timeless, ever in the now.
It is the clinging to the false that makes the true so difficult to see.
Reality is common to all. Only the false is personal.
The false dissolves when it is discovered.
The discovery and abandonment of the false remove what prevents the real entering the mind.
The destruction of the false is not violence.
Renunciation of the false is liberating and energizing.
It is not the "I am" that is false, but what you take yourself to be. )
- SAHTEKÂR ile DÜRÜST OLMAYAN BİR ŞEKİLDE ile SAHTEKÂRLIK ile ŞEREFSİZLİK ile ONURSUZ ile ONURSUZCA
- SAHTEKÂR değil/yerine/= DÜZMECİ
- SAHTEKÂR ile HİLEKÂR
( Sahtekâr kişi, sahici kişinin gözüne bakamaz. )
- ŞAİBE ile ŞAİBELİ ile ŞAİBESİZ/LİK
- SAİL ile MUTERİZ
( Yargıya ve kavrama/delillerine itiraz eden. İLE Sadece yargıya itiraz eden. )
- ÉQUATION DE SAINT-VENANT[Fr.] ile/değil/yerine/= SAİNT-VENANT DENKLEMİ
- ŞAİR | OZAN ile/||/<> SANATÇI
( 1. Deyişler yazarak, koşuklar dizerek duygu, imge, beğenilerimizi güzel, tatlı anlatışlarla dile getiren sanatçı. 2. (h.y.) Oğuz Türklerinin, saz ozanlarına verdikleri ad. @@ 1. Eski Oğuzlarda Oğuz destanlarını okuyan saz şairi. Ozanların Onbeşinci yüzyıla kadar Doğu Anadolu'da yaşadıkları sanılıyor. 2. Şimdi şair karşılığı olarak kullanılabilir. @@ bk. şair. @@ Sazla ya da sazsız ezgiler ve şiirler söyleyen kişi. @@ Yer adı olarak da geçer Ozan (Alucra, Akdağmadeni, Bafra, Çerkeş, Nallıhan, Refahiye vb.); Ozanlar (Ağrı, Düzce, Şanlıurfa); Ozanlı (Erzincan, Gaziantep, Şebinkarahisar); Ozancık (Çan). Ayrıca Ozanpınar (Ağrı), Ozanköy (Nallıhan), Ozansu (Bayburt), Gerede-Safranbolu yolu üzerindeki Ozan Doruğu ve Ozan Beli gibi yer adlarında da saklanmıştır. ~ Az ozan. -Tkm ozan. < oz- '(yarışmalarda) yenmek, kazanmak' + -an eki. Orta Türkçede de ozan 'âşık, saz (kopuz) çalan halk şairi' olarak geçer. Dede Korkut'ta geçtiğini biliyoruz. Yabancı araştırmacılar bu adı daha çok uzan diye okumuşlar ve türlü biçimlerde değerlendirmişlerdir. Uzan okunuşunu benimseyen yabancı Türkologlar arasında Kowalski ve Samoyloviç gibi tanınmış bilginler de vardır. Gordlevskiy (Gosudarstvo sel'dzukidov Maloj Azii, Moskova-Leningrad 1941) bu sözün Ermenice gusan'dan kalma bir alıntı olduğunu yazmıştır. Ancak Küçük Asya Selçuklu Devleti adlı Rusça eserin yaprakları arasında kalan bu açıklama ülkemizde bugüne değin hiçbir araştırıcının gözüne çarpmamıştır. Gordlevskiy, eserinde ozan sözünün Ermeniceden kalma bir alıntı olduğunu söylerken M. Fuad Köprülü'nün bu sözün kökenine ilişkin açıklamasını saymadığı gibi onun Türk edebiyatının Ermeni edebiyatına etkileri üzerine çalışmasındaki görüşlerini de göz ardı etmiştir. Köprülü, âşık edebiyatında hiçbir Ermeni (veya Hristiyan) etkisi olmadığını açık olarak ortaya koymuştur. Köprülü'ye göre Türkçe yazan Ermeni âşıklarının eserleri de tamamıyla Türk zevk ve ilhamıyla yazılmıştır. Bundan başka Ermeni âşıklarının adları ve kullandıkları çalgılar bile olduğu gibi Türklerden alınmıştır. Türkler sayıca çok ve kültürce de Ermenilerden yüksek olduklarından Ermeniler Türk kültürünü benimsemek zorunda kalmışlardır. Bu durum göz önünde tutulursa Anadolu ve Azeri alanında yaygın olarak kullanılan ozan'ın Ermenice bir alıntı olduğu kolay kolay düşünülemez. Türkmenler arasında yaşayan ozan biçimi de bu sözün Türklüğünü doğrulayan bir tanıktır. Dankoff da (ALT) ozan sözünü eserine almamıştır. Dilimizde âşıklara verilen ozan adı ilk olarak Köprülü tarafından değerlendirilmiştir. Köprülü'nün Oğuzların halk şairlerine verilen ozan adına ilişkin yazısı 1932 yılında Azerbaycan Yurtbilgisi dergisinde çıkmıştı. Bu küçük yazıyı Köprülü sonraki eserlerinde birtakım eklemelerle yayımlamıştı. Dede Korkut hikâyelerinde Oğuzların halk şairlerine verilen ozan adı, Köprülü'ye gelinceye değin esaslı bir biçimde irdelenmemiş, okunuşu bile şüpheli kalmıştı. Köprülü, Anadolu'da yaşayan biçimleri göz önüne alarak bu adın ozan diye okunması gerektiğini inandırıcı bir biçimde ortaya koymuştur. Prof. Köprülü, 'Ozan' yazısında yalnız eski ve yeni kaynaklarda verilen bilgileri gözden geçirmekle kalmayarak ayrıca ozan sözünün kökü üzerinde de durmuştu. Ozan'ın İbn Mühenna'daki 'önce gelmek, ileri geçmek' anlamlarındaki ozmak kökünden geldiğini düşünen Köprülü, koşuda birinci gelen köpeklere verilen adlardan biri olan ozgan ile 'kurtuluş' anlamındaki ozuş sözlerini bu savına tanık olarak değerlendirmişti. Nevai'nin sözünü ettiği 'ozanlara mahsus türkü' anlamındaki ozmag sözünü de bu kökene bağlayan Köprülü, Türkçe 'nehir' anlamına gelen özen sözünü de bu kökle ilgili görmüştü. Gülşehri'nin Mantıku't-Tayr çevirisinin iki yerinde kopuz çalmaktan söz ettiği sırada ozmak kelimesini kullanmasını da değerlendiren Köprülü, görüşünün 'şimdilik bir faraziyeden ibaret olduğunu' belirterek bu konudaki sözlerini şöyle sonlandırmıştı: 'Bu meseleyi halletmek, bu kelimeyi eski ve yeni bütün Türk lehçelerinde aramak, asıl, dilcilerimize düşen mühim bir vazifedir.' Prof. Köprülü'nün ozan'ın kökü üzerine bir düşünce vermek üzere saydığı bilgiler karışıktır. Bundan başka bu bilgiler birçok bakımdan düzeltilmeye açıktır. Örneğin Türk diyalektlerinde 'ırmak' olarak kullanılan özen sözü ile ozan arasında étymologique bir bağ kurulamaz, düşüncesindeyim. Eski ve yeni Türk diyalektlerinde ırmağa verilen özen adı, dilimizde 'küçük akarsu, çay' olarak kullanılan öz'ün -n ekiyle kurulmuş bir türevidir. Türkçe öz sözü bugün dilimizde kullanılmıyorsa da yerel ağızlarda yaygın olarak yaşamaktadır. Ayrıca öz, akarsu (ve yer) adlarında da saklanmıştır. Söğütözü gibi. Köprülü'nün 'Ozan' yazısını yazdığı yıllarda ozmak sözünün bütün anlamları sözlüklerde verilmemişti. Son yıllarda çıkan sözlüklerde ozan sözünün ozmak'tan geldiği yolundaki görüşü doğrulayan birtakım anlamlar ortaya çıkmıştır. Örneğin Mukaddimetü'l-edeb'de ozmak, 'geçmek, aşmak' ve 'yarışmak' olarak açıklanmıştır. Çağdaş Türk diyalektlerinde de bu anlamları doğrulayan birtakım veriler göze çarpıyor. Örnek olarak Kırgızcada, Yeni Uygurcada ve Kumukçada oz- '(önüne) geçmek, geride bırakmak, öne geçmek, ileri geçmek, aşmak' gibi anlamlara gelmektedir. Bu anlamlar ozan'ın kökü bakımından ilginçtir. Ancak oz- kökünün Türkmencedeki anlamı daha ilginç ve daha düşündürücüdür. Türkmencede ozmak '(yarışmalarda) yenmek, kazanmak' demektir. Türkmencedeki ozan sözünün varlığı da bu sözün '(yarışmalarda) yenen (kimse)' anlamına geldiğini açıkça gösteriyor. Halk şairleri arasında sık sık atışmalar, şiir yarışmaları yapıldığını biliyoruz. Bunun gibi halk yığınları içinde karşılıklı bilmece söyleşmek geleneği de çok yayılmıştır. Saz şairleri arasında gördüğümüz çalgı ile şiir söyleme yarışmalarının eski bir geçmişe çıktığı anlaşılıyor. Kâşgarlı Mahmud'un tanıklığına göre kopuz adını verdiğimiz çalgıyı çalanlar arasında yarışmalar yapılırdı. Dîvânu Lugâti't-Türk yazarı, kopuzcular arasındaki yarışmaların kopzaşmak diye adlandırıldığını bildiriyor. Anadolu ve Azeri alanında yetişen halk şairleri arasında da bu tür yarışmalar yapıldığını biliyoruz. Bu yarışmalara katılan halk şairlerine ozan adının verildiği anlaşılıyor. Bu adın '(yarışmalarda) yenmek, kazanmak' anlamına gelen ozmak kökünden çıktığı açıktır. Ozan sözünün Orta Farsçadaki kusan biçiminden gelmesi de étymologique bakımdan kabul edilemez. Yerel ağızlarda ozan yanında 'çok konuşan, geveze; güldürücü tuhaf söz söyleyen' anlamlarında kullanılan hozan ~ kozan biçimlerinin de OFar kusan biçimiyle ilgili olmayıp Türkçe ozan'ın ön sesinde h- türemesiyle ortaya çıktığı açıktır. Dilimizde buna benzer h- seslerinin varlığını sık sık gözlüyoruz. Türkçe ayva sözünün yerel ağızlarda hayva biçimini alması gibi. Dar bir alanda geçtiğini gördüğümüz kozan biçiminin başındaki k- de h-'den dönüşme bir sestir. Baştaki h-'lerin yerel ağızlarda ara sıra k-'ye dönüştüğünü gözlüyoruz. Örneğin dilimizde yün eğirmeye yarayan kirmene verdiğimiz öreke adının yurdumuzun birçok yerinde höreke olarak yaygınlaştığı gibi yerel olarak köreke biçimini de aldığı biliniyor. Buna göre dar bir alanda yaşayan 'güldürücü, tuhaf söz söyleyen' kozan sözü, yerel ağızlarda büyük bir yaygınlık kazanmış olan hozan'ın yan biçiminden başka bir şey olamaz. Redhouse bu anlamdaki اوزان sözüne 'talkative, garrulous, bragging, boastful; name of a kind of gipsies who are strolling musicians', اوزانلق sözüne de 'talkativeness, loquaciousness, boastfulness; name of a kind of gipsies who are strolling musicians' karşılıklarını vermiştir (250). Tarama Sözlüğü'ndeki ozanlık eyle-, ozanla- 'gevezelik etmek, çok söylemek, çok konuşmak' da bu anlamdaki sözün türevleridir. )
- ŞAİRÂNE[Ar.]/POETIC[İng.] değil/yerine/= OZANCA
- SAİT İBRAHİM ESİ /F. SELMAN KABİBAY YALISI
( Yeniköy Tarabya Yolu üzerindedir. 1885 yılında inşâ edilmiştir. )
- SAK, AHMET (SARIYER, 1939 - 2005)
( Balık ticareti yapıyordu. Sarıyer Balık Satıcıları Derneği Kurucu Başkanı olarak uzun yıllar görev yaptı. Üyesi olduğu Sarıyer Spor Kulübünde bir dönem (1990 - 1991) Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı. Sarıyer S.K. nün Kulübün Divan Kurulu Üyesidir. )
- SAK ile SAĞ ile SAKA/LIK ile SAKE ile SAKİ ile SAKO ile SAKALI ile SAĞ İÇ ile SAĞ BEK ile SAĞ HAF ile SAĞ KOL ile SAĞ AÇIK/LIK ile SAĞ ESEN ile SAĞ PARA ile SAKA KUŞU ile SAĞ KANAT ile SAĞ SALİM ile SAĞ ŞERİT ile SAĞ SELAMET ile SAĞ ÇIKARMA ile SAĞ EĞİLİMLİ/LİK
- SAKA KUŞUNUN BIYIKLARI ...:
SİYAHSA ile/ve/||/<> BEYAZSA
( Erildir. İLE/VE/||/<> Dişildir. )
- ŞAKA ile/ve/||/<>/> İNTİKAM
- ŞAKA ile ÖĞÜRÜCÜ
- ŞAKA ile ŞAKALAŞMAK ile ŞAKALAR
- SAKAL ile SAKALLI ile SAKALSIZ
- SAKALLANMAK ile SAKAL ile SAKALLI/LIK ile SAKALSIZ/LIK ile SAKAL FIRÇASI ile SAKALLI KARTAL
- SAKALLI HABEŞ/İPEK TAVUK ile SAKALSIZ HABEŞ/İPEK TAVUĞU
(

)
- SAKAMET ile SAKAMETLİ
- SAKARİN ile SAKARİNLİ ile SAKARİNSİZ
- SAKARİN[Fr.] ile SAKAROZ[Fr. < Yun.]
( Genellikle şeker sayrılarının, şeker yerine kullandığı, madenkömürü katranından elde edilen, beyaz bir toz. İLE Şekerkamışı ya da şekerpancarından elde edilen bir tür şeker. [Simgesi: C12H22O11] )
- SAKARLAŞMAK ile SAKAR/LIK ile SAKARCA ile SAKAR OTU ile SAKAR MEKE
- SAKARYA ile SAKARYALI/LIK
- SAKATAT ile SAKATATÇI/LIK
- SAKATLAMAK ile SAKATLANMAK ile SAKAT/LIK ile SAKATÇI
- ŞAKAYA/OLAYA GÜLMEK ile/yerine ESPRİYE/FIKRAYA GÜLMEK
- ŞAKAYIK ile AYIGÜLÜ
( Düğünçiçeğigillerden, çiçekleri türlü renkte, güzel bir süs bitkisi. İLE İkiçenekliler sınıfının, dügünçiçeğigiller ailesinden, bir şakayık türü. )
- ŞAKAYIK ile GELİNCİK
( Çin ve Japonya kültüründe zenginliğin simgesi/göstergesidir. İLE ... )
- ŞÂKÎ[Ar. < ŞİKÂYET] ile ŞAKÎ[Ar. < ŞEKÂVET]
( Şikâyetçi, şikâyet eden. İLE Bahtsız, kötü hareketli, haylaz, habîs. | Yol kesen, haydut. )
- SÂKİ[Ar.] ile SANKİ[Tr. SAN + Fars. Kİ]
- SAKÎM[Ar. < SAKAMET] değil/yerine/= BOZUK/YANLIŞ/EKSİK
( Hasta, hastalıklı. | Yanlış. | Rivâyeti doğru, sağlam olmayan hadîs. )
- ŞAKIMAK ile ŞAKALAŞMAK ile ŞAKALAŞABİLMEK ile ŞAK ile ŞAKA ile ŞAKİ/LİK ile ŞAKACI/LIK ile ŞAKALI ile ŞAKULİ ile ŞAK ŞAK ile ŞAKASIZ ile ŞAKA MAKA ile ŞAKA YOLLU
- ŞAKIMAK ile "ŞAKIMAK"
( Ötücü kuşlar ezgili ses çıkarmak, ötmek, şakramak, terennüm etmek. İLE Çok konuşmak, çenesi düşmek. | Şarkıları/şiirleri hoş söylemek ya da okumak. )
- SAKİN KALMALI!
- SAKİN OLMAK ile/ve/<> (KENDİNE) HÂKİM OLMAK
- SAKINAN GÖZE ÇÖP BATAR değil SAKINILAN GÖZE ÇÖP BATAR
- SAKINAN GÖZE ÇÖP BATAR değil SAKINILAN GÖZE ÇÖP BATAR
- SAKINCA/BEYİS GÖR(ME)MEK ile/ve/||/<> İMTİNA ETME(ME)K
- SAKINIM ile SAKINIMLI ile SAKINIMSIZ
- SAKİNLEMEK ile SAKİNLEŞMEK ile SAKİNLEŞTİRMEK ile SAKİNLEŞEBİLMEK ile SAKİN/LİK ile SAKİNCE ile SAKİN SAKİN
- SAKİN/LİK ile "AĞIR/LIK"
( Zihinsel. İLE Davranış ve tutumlarla. )
( Bilinçli/farkındalıklı iç devinimle. İLE Çevredekilerin bağdaştırdıkları/bekledikleri sıfatla. | [Mizactan dolayı da olabilir] )
( Sakin bir yaşama biçimine sahip kişiler, sıkı ve alçakgönüllü çalışmalarını sürdürmeli. )
- SAKİN/LİK ile İÇİNE KAPANIK/LIK
( Bilinçle. İLE Olumsuz, zihinsel dalgalanmalarla. )
- SAKİNLİK ile SAKİN OL ile SAKİNLEŞTİ ile SAKİNLEŞTİRİCİ ile SAKİNCE ile SAKİNLİK
- SAKİNLİK ile/ve SAKİNLİK(YUMUŞAKBAŞLILIK)
( Yumuşaklık ve iyilik, kişiye anneannesinden mirastır. )
- SAKİN/LİK ile/ve/<> SESSİZ/LİK, SÜKÛNET
- SAKINMA ile MASKE
- SAKINMAK ile/ve/değil/yerine KORUMAK
- SAKINMAK ile SAKINILMAK ile SAKINDIRMAK ile SAKINABİLMEK ile SAKIN ile SAKINCA ile SAKINCALI/LIK ile SAKINCASIZ/LIK ile SAKINCALI PİYADE
- SAKİN/MUKİM/MÜTEMEKKİN[Ar.] değil/yerine/= OTURAN/OTURGAN/YERLEŞİK
- SAKINTI ile SAKINTILI ile SAKINTISIZ
- SAKIP SABANCI MÜZESİ (SSM)
( Emirgan'da, ana cadde üzerinde olup deniz cephelidir. Atlı Köşk olarak bilinen bina ve müştemilatı Sabancı Ailesi tarafından müze olarak düzenlenmesi için Sabancı Üniversitesine verildi. Yapılan çalışmalar sonucunda müzede gerekli düzenleme yapılarak 2002'de ziyarete açıldı. 2005'te ise büyük yenilikler sonucunda Uluslar arası müzelerden biri haline getirildi. Müze çok zengin hat koleksiyonuna sahiptir. Müzede, sergi, konferans, gösteri, konser gibi etkinlikler yapılmaktadır. Müzede çok yönlü müzecilik hizmeti verilmektedir. )
- ŞAKIRTI ile ŞAKIRTILI ile ŞAKIRTISIZ
- SAKIZ ile/ve MERİNOS[Fr. < İsp. < Ar.]
( Tüyleri uzun koyun. İLE/VE En nitelikli tüylülerden olan koyun. )
- SAKIZ ile SAKIZ REÇİNESİ ile SAKIZ ATMAK ile SAKIZLI
- SAKIZLAŞMAK ile SAKIZLAŞTIRMAK ile SAKIZ ile SAKIZCI/LIK ile SAKIZLI ile SAKIZ AĞACI ile SAKIZ BADEMİ ile SAKIZ DİKENİ ile SAKIZ KABAĞI ile SAKIZ RAKISI ile SAKIZ BAKLASI ile SAKIZ TATLISI ile SAKIZ ENGİNARI ile SAKIZ LEBLEBİSİ
- SAKKARA PİRAMİDİ ile DAHSHUR PİRAMİTLERİ
( Kahire'nin 24 kilometre güneybatısında yer alan, Mısır'ın en eski başkenti Memphis'te yaşayanların defnedildiği bölge olarak kullanılmış Sakkara'da bulunmaktadır. [İnşâ: M.Ö. 2500] İLE Mısır'da, Kahire'nin yaklaşık 40 kilometre güneyinde, Nil'in batı kıyısındaki çölde bulunan bir kraliyet nekropolisidir. Dahshur, içinde bulunan piramitler ile tanınmaktadır ve bu piramitlerden ikisi, Mısır'daki en eski, en büyük ve en iyi korunmuş olanlarıdır. [İnşâ: M.Ö. 2613-2589] )
( Mısır'daki Giza Piramitleri, 165 adettir. )
- SUCROSE, SACCHAROSE[İng.] / SACCHAROSE[Fr.] / SACCHAROSE, SUCROSE, ROHRZUCKER, RÜBENZUCKER[Alm.] ile/değil/yerine/= SAKKAROZ
- ŞAKK-I GALSAMÎ[Ar.] ile ...
( Solungaç yarığı. )
- SAKLAMA ile BULUNDURMA
- SAKLAMAK ile/değil AYIRMAK
- SAKLAMAK ile KORUMAK
- SAKLAMAK ile SAKLAN VE ARA ile TAMAMEN GİZLE ile SAKLANMAK
- SAKLAMAK ile/ve/||/<>/> SAYIKLAMAK
( Aşkı/nı. İLE/VE/||/<> Adı/nı. )
- SAKSI/LIK ile SAKSI TOPRAĞI
- SAKSIYI SÜSLEMEK değil/yerine ÇİÇEĞİ SULAMAK
- SAKÜLER/SACCULAR[İng.] değil/yerine/= KESELEŞMİŞ
- SAL YAYLASI ve POKUT YAYLASI
- SALÂBET[Ar.] ile KASVET[Ar.]
- SALÂBET[Ar. < SULB] değil/yerine/= KATILIK/SAĞLAMLIK
( Peklik, katılık, sağlamlık. | Manevi kuvvet, dayanma. )
- SALÂHİYET ve/||/<> EHLİYET ve/||/<> KUDRET
- SALÂHİYET/SELÂHİYET[Ar.] ile/ve/||/<>/> SELÂMET[Ar.]
( Yetki sâhibi, yetkili. İLE/VE/||/<>/> Esenlik. | Her türlü korku, tasa ve tehlikeden uzak, güvende olma durumu, kurtuluş. | Anlatıma temel olan düşüncenin her bakımdan doğru ve sağlam olması. )
- SALAK YERİNE Mİ KOYUYORSUN?/SALAK MI ZANNEDİYORSUN? ile/ve/<> KENDİNİ Mİ KANDIRIYORSUN?(/KANDIRMAYA ÇALIŞIYORSUN?)
- SALAK ile APTALCA
- SALAKLAŞMAK ile SALAK/LIK ile SALAKÇA
- SALAK/LIK ile/ve/<>/değil ÇARESİZ/LİK
- SALAK/LIK ile/ve "ÖKÜZ/LÜK"
- SALAK/LIK ile/değil/yerine/>< SABIRLI/LIK
- SALAK/LIK ile/ve ZAVALLI/LIK
( Kısa sürelidir. İLE/VE Uzun sürelidir. )
( Sonuçtadır. İLE/VE Hem süreçte, hem de sonuçtadır. )
( Hepimiz arada bir salak durumuna düşebiliriz fakat salaklıklarımızda ısrarcı olmak zavallılığa düşürür. )
- SALAT ile SALATA/LIK ile SALATALI ile SALATASIZ ile SALATALIK DOLMASI
- SALATALIK/HIYARDA:
BADEM ile SİLOR ile DİKENLİ
- SALÂTÎN(SULTAN) CAMİLERİ
- SALÂTÎN CAMİLERİ ile ...
( SULTAN CAMİLERİ )
- SALÂVAT:
DUA BAŞINDA ile/ve DUA SONUNDA
( Allah'a niyazın yükselmesi için, duanın kabulü için. İLE/VE
Hz. Muhammed'in dualarına ilhak olması ve duanın tashihi için. )
- SALÂVÂT[< SALÂT)(SALÂT Ü SELÂM] ile ...
( NAMAZLAR | HZ. MUHAMMED'E VE ONUN SOYUNDAN GELENLERE OKUNAN DUA [ALLAHÜMME SALLİ ALÂ SEYYİDİNÂ MUHAMMEDİN VE ALÂ ÂLİ MUHAMMED ile ABCDEF
( EFENDİMİZ MUHAMMED'E VE ONUN SOYUNA SOPUNA SALÂT VE SELAM OLSUN] )
- SALAVAT ile SALAVAT PARMAĞI
- SALÇALAMAK ile SALÇALANMAK ile SALÇA/LIK ile SALÇALI ile SALÇALI MAKARNA
- SALDIRGANLIK ile AGRESİF ile SALDIRGAN
- SALDIRGANLIK ile KAVGACI
- SALDIRI SAÇMA(LIK)LARI/SAFSATALARI:
KARALAMA ile/ve/||/<> NİTELİKSEL ile/ve/||/<> "SEN / SEN DE ..." ile/ve/||/<> DOLDURUŞA GETİRME
- SALDIRI ile/değil/yerine ÇIKIŞ
- SALDIRI ile/ve/değil/yerine/<> EYLEMSİZLİK/KAYITSIZLIK
- SALDIRI ile/değil/>< HAKKINI SAVUNMAK
( Etkin olmaya alışık olmayana, hakkını savunmak, "saldırı" gibi gelebilir. )
- SALDIRI ile/ve/||/<>/> İŞGAL
- SALDIRI ile/ve/değil/||/<>/< MEYDAN OKUMAK
- SALDIRI ile SALDIRIYOR
- SALDIRI ile/değil SAPTAMA/TESPİT/BEYAN
- [ne yazık ki]
!SALDIRI ile/ve/||/<>/>/< !ŞİDDET
( Şiddet, saldırganlığın da ötesinde onun, nefret, düşmanlık gibi duygu ve etkinlik kazandığı biçimi ya da çeşit ve derecesidir. )
- SALDIRI ile/değil/yerine/||/<> SORU
- [NE YAZIK Kİ]
SALDIRI ile/ve/değil/yerine TEPKİ
- SALDIRMAK ile SALDIRTMAK ile SALDIRABİLMEK ile SALDIRIVERMEK ile SALDIRTABİLMEK ile SALDIRI ile SALDIRICI/LIK ile SALDIRISIZ
- SALEP ile ASILMIŞADAM
( ... İLE Salepgillerden, çiçekleri asılmış, bir insana benzeyen ve köklerinden salep çıkarılan bir bitki. )
- SALEP[Ar.] ile VANİLYA[İsp.]
( Salepgillerin örnek bitkisi. | Bu bitkinin yumru durumundaki köklerinden, dövülerek hazırlanan beyaz toz. | Bu tozun, şekerli su ile kaynatılmasıyla yapılan sıcak içecek. İLE Salepgillerden, çiçekleri beyaz, kokulu, tırmanıcı küçük bir bitki. | Bu bitkinin, tatlılara hoş koku vermesi için kullanılan meyvesi. )
(
Vanilya )
- SALEPÇİOĞLU, MUSTAFA (İST. 1960)
( İETT Kulübünden transfer edildi ve iki sezon (1980 - 1982) Sarıyer S.K. de tescilli kaldı. Bu süre içinde 38 lig, 3 kupa olmak üzere 41 resmi ve ayrıca 16 özel maçla birlikte toplam olarak 57 maçta oynadı. Lig maçlarında 5 ve özel maçlarda 1 olmak üzere takımına 6 gol kazandırdı. Malatyaspor'a transfer ederek Sarıyer'den ayrıldı. Sarıyer Spor Kulübü üyesi olup, 2017/2018 sezonunda yönetim kuruluna seçildi ve genel kaptan olarak görev yaptı. )
- ŞALGAM ile ALABAŞ/ALMAN ŞALGAMI/GULUMBRA/KOLORABİ/YER LAHANASI
( Turpgillerden, yumru köklü bir bitki. İLE Turpgillerden, şalgama benzeyen bir bitki. )
- SALGI ile/ve YAYILMA
( Kimyasal. İLE/VE Kimyasal/Elektriksel. )
- SALGILAMAK ile SALGILATMAK ile SALGINLAŞMAK ile SALGI ile SALGIN/LIK ile SALGILI ile SALGINCI/LIK
- SALGIN ile KOLERA[Fr. < CHOLERA]
( ... İLE Şiddetli ishal ve kusmalarla kendini gösteren, çok bulaşıcı, salgın ve öldürücü bir hastalık. )
- SALİH ile MÜTTAKÎ
- SALİHA SULTAN ÇEŞMESİ / AZAPKAPI ÇEŞMESİ ile SALİHA SULTAN SEBİLİ
( Azapkapı'da, Azapkapı Camisi önündedir. İLE Azapkapı'da, Azapkapı Camisi karşısındadır. )
( 1733'te, Sultan II. Mustafa'nın eşi Saliha Sultan tarafından. [Rokoko üslûbundadır.] İLE 1732'de, Sultan II. Mustafa'nın eşi Saliha Sultan tarafından. )
- EMISSION SPECTRUM[İng.] / SPECTRE D'ÉMISSION[Fr.] ile/değil/yerine/= SALIM TAYFI/SPEKTRUMU, EMİSYON SPEKTRUMU