Bugün[07 Temmuz 2026]
itibarı ile 54.002 başlık/FaRk ile birlikte,
54.002 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(182/217)


- SÜREÇ ile/ve/||/<> ÖRGÜTLENME BİÇİMİ


- SÜREÇ ile/ve SÜREÇ İÇİNDEKİ BAĞLAM

( PROCESS vs./and THE CONTEXT IN PROCESS )


- VETÎRE[Osm.] / PROCESS[İng.] / PROCESSUS[Fr.] / PROZESS[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜREÇ


- SÜREÇ = VETİRE = PROCESS[İng.] = PROCESSUS[Fr.] = PROZESS[Alm.] = PROCESSUS[Lat.] = PROCESO[İsp.]


- SÜRECE ile/ve/||/<>/> SÜRECE

( Sonuca değil "Süreç"e. İLE/ve/||/<>/> Belirli bir süre boyunca. )


- SÜREÇTE (OLMAK) ve/||/<> AKIŞTA (OLMAK)


- SÜREĞEN BÖBREK SAYRILIĞI ile/||/<> İVEĞEN BÖBREK YETMEZLİĞİ

( Böbrek fonksiyonlarının yavaş yavaş kaybı. İLE/||/<> Böbrek fonksiyonlarının ani kaybı. )


- SÜREĞEN/KRONİK[Fr.] ile/||/<> İVEĞEN//AKUT[Fr./İng. < Lat.]

( Üzerinden zaman geçmiş sayrılık. İLE/||/<> İlerlemiş sayrılık. )

( Kısa süreli ve ani başlangıçlı sayrılıkları tanımlar. İLE/||/<> Uzun süreli ve yavaş ilerleyen sayrılıkları tanımlar. )

( MÜZMİN[< ZAMAN] ile/||/<> HAD )

( CHRONIQUE avec/||/<> ... )


- SÜREGEN | KRONİK ile/||/<> KRONİK ile/||/<> KRONİK[Fr. < CHRONIQUE]

( Bir hastalığın uzun süre devam etmesi durumu müzmin Uzun süredir devam eden müzmin süreğen Bir hastalığın süresinin 4 haftadan daha fazla olması )

( CHRONIC )

( CHRONIQUE )


- SÜREĞEN MİGREN ile/||/<> EPİSODİK MİGREN

( Ayda 15 ya da daha fazla gün süren baş ağrıları. İLE/||/<> Ayda 14 ya da daha az gün süren baş ağrıları. )


- SÜREĞEN PANKREATİT ile/||/<> İVEĞEN PANKREATİT

( Pankreasın uzun süreli yangılanması ve kalıcı hasar. İLE/||/<> Pankreasın ani yangılanması ve kısa süreli belirtilarla ilişkili bir durum. )


- SÜREĞEN SİNÜZİT ile/||/<> İVEĞEN SİNÜZİT

( Uzun süreli sinüs yangısı. İLE/||/<> Kısa süreli sinüs yangısı. )


- SÜREĞEN YORGUNLUK BELİRGESİ/SENDROMU ile/||/<> UYKU APNESİ

( Sürekli yorgunluk ve enerji eksikliği. İLE/||/<> Uyku sırasında solunumun durması ve tekrar başlaması ile ilişkili bir uyku bozukluğu. )


- SÜREK:
NEŞE ve/<> MİZAC ve/<> MEŞREB


- ŞUREKA[Ar. < ŞUREKĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞÜREKÂ

( Ortaklar şerikler Yandaşlar taraftarlar destekçiler )


- CONTINUOUS WAVE GAS LASER[İng.] / LASER À GAZ À ONDE CONTINUE[Fr.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ DALGA GAZ LAZERİ


- CONTINUOUS WAVE LASER[İng.] / LASER À ONDE CONTINUE[Fr.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ DALGA LAZERİ


- SÜREKLİ İLİŞKİ ile/ve/değil/en azından DÜZENLİ İLİŞKİ

( Kur(a)mayabilirsin. İLE Kurabilirsin. )

( Düzen/siz. İLE Düzen-siz. )


- CONTINUOUS LIGHT SOURCE[İng.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ IŞIK KAYNAĞI


- SÜREKLİ KESİR ile/||/<> DECİMAL AÇILIM

( Sürekli kesir [a₀;a₁,a₂,...], decimal 0.abc... formunda. )

( Formül: Kesirli zincir İLE decimal )


- SÜREKLİ "TESPİT" ile/||/<>/> YAKINMA


- SÜREKLİ YELLER ile/ve MEVSİMLİK YELLER(MUSON) ile/ve YEREL YELLER

( Tüm yıl boyunca birbirine ters yönde eserler ve okyanus akıntılarına neden olurlar. İLE/VE Muson yağmurlarında, yön değiştirdikleri Ocak ve Temmuz aylarında dev dalgalar olur. İLE/VE ... )


- SÜREKLİ YELLERDE[İng. TRADE-WIND]:
ALİZE[Fr.] YELLERİ ile/ve BATI YELLERİ ile/ve KUTUP YELLERİ

( Tropikal bölgelerdeki denizlerde bütün yıl süresince düzenli esen rüzgâr. İLE ... İLE ... )


- SÜREKLİ ile/ve/değil ARKA ARKAYA


- DÂİMÎ[Osm.] / CONTINUOUS[İng.] / CONTINU[Fr.] / KONTINUIERLICH, STETIG[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ


- SÜREKLİ/HABİRE ile DURMADAN


- SÜREKLİ/LİK, DEVAM ile/ve TEKRAR

( Tekrarlama, soluğunuza istikrar kazandırır. )

( Tekrara neden olan arzudur. )

( Arzunun olmadığı yerde tekrarlamalar da olmaz. )

( Repetition will stabilise your breath.
It is desire that causes repetition.
There is no recurrence where desire is not. )

( CONTINUAL/CONTINUITY vs./and REPETITION )


- SÜREKLİLİK ile/ve/<> BELLEK

( CONTINUITY vs./and/<> MEMORY )


- SÜREKLİ/LİK ile/ve KALICI/LIK

( CONTINUOUS/NESS vs./and PERMANENT/NESS )


- SÜREKLİLİK ve KAZANÇ

( Kaybetmeyi ahlâksız kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. )

( Her dönem ve durum, bir kayıp, bir kazanım olarak ayrı ayrı değerlendirilmelidir. )

( CONTINUITY and PROFIT )


- SÜREKLİ/LİK ile SONSUZ/LUK

( Süreklilik sadece duyulardadır, gerçeklikte değildir. )

( CONTINUITY vs. ETERNITY )

( İSTİMRÂR ile ... )


- SÜREKLİLİK = TEMADİ = CONTINUITY[İng.] = CONTINUITÉ[Fr.] = KONTINUITÄT[Alm.] = CONTINUITAS[Lat.]


- SÜREKLİLİK ve UYGUNLUK/UYUŞMA/MUTABAKAT

( CONTINUITY and TO HARMONIZE )


- SÜREKLİLİK ile/ve/<> YAYGINLIK


- SÜREKLİLİKTE:
ARDIŞIKLIK ile/ve/||/<>/> TEMAS ile/ve/||/<>/> İÇ İÇELİK


- SÜRELİ İCAP ile/değil/yerine/= SÜRELİ ÖNERİ


- SÜRELİ/MEVKUT[Ar. < MEVḲŪT] ile/||/<> SÜRELİ YAYIN/MEVKUTE[Ar. < MEVḲŪTE]


- SÜRELİ | SÜRELİ YAYIN/PERİYODİK[Fr. < PÉRIODIQUE] ile/||/<> DÖNEM | DEVİR/PERİYOT[Fr. < PÉRIODE]

( süreli süreli yayın )


- SURELY :/yerine KESİNLİKLE


- SÜREMLİ ile/||/<> DARALTILI ABANIK

( Daraltılı abanık )


- SÜRESİ ile/ve SÜRECİ


- SURET ile SURETA


- SURETA[Ar.] ile/değil/yerine/= GÖRÜNÜŞE GÖRE, GÖRÜNÜŞTE | YALANDAN


- SURETA[Ar. < ṢŪRETĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> GÖRÜNÜŞTE | YALANDAN

( görünüşte yalandan )


- SÛRET-İ MÜMTAZE ile/değil/yerine/= ÖNCELİKLİ


- SURET-İ TEMSİL, TARZ-İ TEMSİL, TEMSİL | OYUN ile/||/<> TELEVİZYON OYUNU

( Sinema/TV. 1. Oyunluktaki belli bir kimseyi canlandırma işi. 2. Bu işin yapılış biçimi. @@ bk. televizyon oyunu @@ Güreşçinin alıştırmalar sonunda kazandığı bedensel güç ve teknik yeteneklerini kapsayan, karşı güreşçiyi yenmek için uyguladığı, kuralları belli eylem. @@ 1. Tiyatro gösterisi. 2. Oynanmak üzere yazılmış yapıt. 3. Bir sahne sanatçısının oyunu. @@ Kökeninde ve gelişiminde, tarihsel, toplumsal, ekonomik vb. etkenlerden bazılarını taşıyan, kadın erkek bir arada ya da ayrı ayrı, tek tek ya da topluca, genellikle müzik eşliğinde yapılan uyumlu vücut devinimlerinden oluşan evrensel halk kültürü ürünü. bk. halk kültürü, evlenme oyunu, ölüm oyunu, erlik oyunu, erginlik oyunu. @@ Uzak bir amacı ya da ileriye dönük bir memnunluk duygusu ile ilişkisi olmayan, amacı özünde bulunan zevk verici herhangi bir etkinlik. @@ Sahnede oynanmak üzere yaratılmış yazın yapıtı. @@ 1. Bir tiyatro sanatçısının sahnedeki oyunu. 2. Oynanmak üzere yazılmış tiyatro yapıtı. @@ Oynama üzere yazılmış tiyatro yapıtı. @@ ~ Az oyun. -Tkm oyun. -Kklp oyun. -Blk oyun. -Krg oyun 'oyun, eğlence'. -Nog oyun. -Kzk oyın. -Alt, Tel, Şor, Sag oin. -TatK uyın. Tatarcada uin olarak da geçer. En eski yazılı kaynaklardan başlayarak oyun olarak geçer. ~ OT oyun 'oyun; yarış'. < ET oy- 'oynamak' + -(u)n. Yakutçada oy- 'sıçramak' olarak saklanmıştır. Doerfer'in Türkçede *oy- sözünün geçmediği yolundaki açıklaması düşündürücüdür (TMEN 671). Ramstedt (Lautlehre 96) oyun (:> oyna-) biçimlerinin oy- 'spielen, liebkosen' kökünden geldiğini yazmıştır. Poppe (Lautlehre 64, 154) Türkçe oyna- (< *oyuna-) ve oyun biçimlerini Moğolca oǰu- 'küssen, Geschlechtsverkehr haben' fiiline bağlamıştır. Doerfer (UAJb N. F. 1: 98) oyun ~ Moğolca oǰo- 'küssen, koitieren' birleştirmesini tekrar etmiştir. )

( ACTING | DANCE | PLAY | 1. ACTING, 2. PLAY | TELEVISION PLAY, TELEPLAY, DRAMATIC PROGRAMME (ABD: PROGRAM~TELEVISION PLAY (DRAMA), TELEPLAY, DRAMATIC PROGRAMME (ABD: PROGRAM) | TELEVISION PLAY )

( INTERPRÉTATION, JEU | DANSE | JEU | PIÈCE DE THÉÂTRE | 1. JOUÉ, INTERPRÉTATION, 2. PIÈCE DE THÉÂTRE | JOUÉ INTERPRÉTATION | PIÈCE DE TÉLÉVISION, TÉLÉDRAME, TÉLÉTHÉÂTRE, ÉMISSION DRAMATIQUE~PIÈCE DE TÉLÉVISION, TÉLÉDRAME, TÉLÉTHÉÂTRE, ÉMISSION DRAMATIQUE | PIÉCE DE TÉLÉVISION | PIÈCE DE TÉLÉVISION )

( DARSTELLUNG, DARSTELLERBESETZUNG, SPIEL | SPIEL | TANZ | 1. DARSTELLUNG, 2. STÜCK, THEATERSTÜCK, SCHAUSPIEL | STÜCK, THEATERSTÜCK, SCHAUSPIEL | FERNSEHSPIEL~FERNSEHSPIEL )

( RECITAZIONE~TELEDRAMMA )

( ΕΡΜΗΝΕΊΑ / ερμηνεία~ΤΗΛΕΟΠΤΙΚΌ ΈΡΓΟ / τηλεοπτικό έργο )

( OYUN[Az.]~OYUN[Tkm.]~OYUN[Kklp.]~OYUN[Krg.]~OYUN[Nog.]~OYIN[Kzk.]~OIN[Alt.]~OIN[Tel.]~OIN[Şor.]~OIN[Sag.]~UYIN[Tatk.] )


- SURET-İ TEMSİL, TARZ-İ TEMSİL, TEMSİL ile/||/<> OYUN

( Sinema TV 1 Oyunluktaki belli bir kimseyi canlandırma işi 2 Bu işin yapılış biçimi televizyon oyunu Güreşçinin alıştırmalar sonunda kazandığı bedensel güç ve teknik yeteneklerini kapsayan karşı güreşçiyi yenmek için uyguladığı kuralları belli eylem 1 Tiyatro gösterisi 2 Oynanmak üzere yazılmış yapıt 3 Bir sahne sanatçısının oyunu Kökeninde ve gelişiminde tarihsel toplumsal ekonomik vb etkenlerden bazılarını taşıyan kadın erkek bir arada ya da ayrı ayrı tek tek ya da topluca genellikle müzik eşliğinde yapılan uyumlu vücut devinimlerinden oluşan evrensel halk kültürü ürünü halk kültürü evlenme oyunu ölüm oyunu erlik oyunu erginlik oyunu Uzak bir amacı ya da ileriye dönük bir memnunluk duygusu ile ilişkisi olmayan amacı özünde bulunan zevk verici herhangi bir etkinlik Sahnede oynanmak üzere yaratılmış yazın yapıtı 1 Bir tiyatro sanatçısının sahnedeki oyunu 2 Oynanmak üzere yazılmış tiyatro yapıtı Oynama üzere yazılmış tiyatro yapıtı Az oyun oyun oyun Blk oyun oyun oyun eğlence oyun oyın Alt Tel oin uyın Tatarcada uin olarak da geçer En eski yazılı kaynaklardan başlayarak oyun olarak geçer OT oyun oyun yarış ET oy oynamak u n Yakutçada oy sıçramak olarak saklanmıştır Doerferin Türkçede oy sözünün geçmediği yolundaki açıklaması düşündürücüdür TMEN 671 Ramstedt Lautlehre 96 oyun oyna biçimlerinin oy spielen liebkosen kökünden geldiğini yazmıştır Poppe Lautlehre 64 154 Türkçe oyna oyuna ve oyun biçimlerini Moğolca oǰu küssen Geschlechtsverkehr haben fiiline bağlamıştır Doerfer UAJb N F 1 98 oyun Moğolca oǰo küssen koitieren birleştirmesini tekrar etmiştir )

( ACTING | DANCE | PLAY | 1. ACTING, 2. PLAY | TELEVISION PLAY, TELEPLAY, DRAMATIC PROGRAMME (ABD: PROGRAM )

( INTERPRÉTATION, JEU | DANSE | JEU | PIÈCE DE THÉÂTRE | 1. JOUÉ, INTERPRÉTATION, 2. PIÈCE DE THÉÂTRE | JOUÉ INTERPRÉTATION | PIÈCE DE TÉLÉVISION, TÉLÉDRAME, TÉLÉTHÉÂTRE, ÉMISSION DRAMATIQUE )

( DARSTELLUNG, DARSTELLERBESETZUNG, SPIEL | SPIEL | TANZ | 1. DARSTELLUNG, 2. STÜCK, THEATERSTÜCK, SCHAUSPIEL | STÜCK, THEATERSTÜCK, SCHAUSPIEL | FERNSEHSPIEL )

( RECITAZIONE )

( ΕΡΜΗΝΕΊΑ / ερμηνεία )

( OYUN[Az.]~OYUN[Tkm.]~OYUN[Kklp.]~OYUN[Krg.]~OYUN[Nog.]~OYIN[Kzk.]~OIN[Alt.]~OIN[Tel.]~OIN[Şor.]~OIN[Sag.]~UYIN[Tatk.] )


- SURETİYLE[Ar.] ile/değil/yerine/= YOLUYLA/KOŞULUYLA


- SURETY, GUARANTOR[İng.] ile/||/<> KEFİL[Ar. < KEFİL]

( Kefalet veren kişi )

( SURETY, GUARANTOR )


- SURETY/LETTER OF SURETY[İng.] ile/değil/yerine/= KEFAL

( Sarp kayalara yakın yaşayan ve cüce bağırsak kelebeğinin ikinci arakonakçılığını yapan, eti yenir, başı geniş, gümüş rengi deniz balığı. @@ (anlamdaş. mavri, Mugil chelo), Kemikli-baliklar (Teleostei) takımının kefalgiller (Mugilidae) familyasından bir balık türü. Kefallerin en büyüğüdür. Atlantik Okyanusu kıyılarında, Akdeniz ve Karadenizde yaşar. @@ (zooloji) @@ Kemikli balıklar (Teleostei) takımının, kefalgiller (Mugilidae) familyasından, Atlantik Okyanusu kıyılarında, Akdeniz ve Karadeniz'de yaşayan bir tür. @@ Kemikli balıklardan, kefalgiller (Mugilidae) familyasından, boyları 30 cm olabilen, Atlantik Okyanusu kıyılarında, Akdeniz ve Karadeniz’de yaşayan bir tür, mavraki. ~ Az kefal. < R κέφαλι 'Mugil cephalus'. )


- SURETY[İng.] ile/||/<> KEFALET[Ar. < KEFÂLET]

( Birinin borcunu ödeyeceğine ilişkin olarak üçüncü bir kişinin alacaklıya güvence vermesi )

( SURETY )


- ZAMAN = TIME[İng.] = TEMPS[Fr.] = ZEIT[Alm.] = TEMPUS[Lat.] = KHRONOS[Yun.] = TIEMPO[İsp.]


- DAYANÇ/SABIR:
SÜREYE ile/ve/değil SÜRECE


- SÜREYYA[Ar.]/PERVÎN[Fars.]/PLESIADES ile/değil/yerine/= ÜLKER

( Boğa burcunda, yedi yıldızdan oluşan takım. | Kuzey yarımkürede, Boğa[Sevr] burcunun en parlak yıldızı olan Eddeberân'ın ilerisinde ve Feres-i A'zam yönünde görünen güzel bir yıldız kümesi. )


- SURFACE AREA ile/||/<> VOLUME

( Surface area yüzey ölçümü İLE volume hacim ölçümü. )

( Formül: 2D measure İLE 3D measure )


- SURFACE MINING[İng.] ile/||/<> EXPLOITATION À CIEL OUVERT[Fr.] ile/||/<> TAGEBAUBETRIEB[Alm.] ile/||/<> AÇIK İŞLETME

( SURFACE MINING )

( EXPLOITATION À CIEL OUVERT )

( TAGEBAUBETRIEB )


- SÜRFİLE[Fr.] ile/değil/yerine/= (SEYREK VE ÇAPRAZ) DİKİŞ


- SÜRFİLE ile SÜRFİLE MAKASI ile SÜRFİLE MAKİNESİ


- SURGEON/SURGICAL[İng.] ile/değil/yerine/= CERRAH[Ar. < CERRĀḤ]

( Ameliyat yapma yeterliliği olan Veteriner hekim, operatör. )


- SÜRGÜ/TIRKAZ ile SÜRGÜ

( Kapının kapanması için arkasına yatay olarak yerleştirilen, demir ya da ağaç kol, tırkaz, sürme. | Sıvayı bastırıp düzeltmek için kullanılan büyük mala. | Hastanın, büyük ve küçük abdestini yapabilmesi için altına sürülen kap. | Çoğu kez, bölümlere ayrılmış bir çubuk üzerinde ya bir cetvelin, bir kumpasın ortasına açılmış bir oluk içinde kayabilen, sivri uc ya da küçük lama. İLE Sürülmüş tarlayı bastırmak ve düzeltmek için kullanılan, taştan ya da ağaç kütüğünden tarım aracı, tapan. )


- SÜRGÜLEMEK ile SÜRGÜLENMEK ile SÜRGÜ ile SÜRGÜN/LÜK ile SÜRGÜLÜ ile SÜRGÜSÜZ ile SÜRGÜ KOLU ile SÜRGÜN AVI


- SÜRGÜN ETMEK ile SÜRGÜN

( BANISH vs. BANISHMENT )

( دور کردن ile نفي بلد کردن ile اخراج بلد کردن ile نفي ile نفي بلد ile تبعيد )

( DOR KARDAN ile NAFY BOLD KARDAN ile AKHARAJ BOLD KARDAN ile NAFY ile نفي بلد ile TABYD )


- SÜRGÜN ETMEK değil SÜR(ÜL)MEK


- SÜRGÜN ile/değil/yerine/=/||/<> FİLİZ | İSHAL

( sürgün avı Ceza olarak belli bir yerin dışında veya belli bir yerde oturtulan kimse menfa Sürülme işi nefiy Bir kimsenin sürüldüğü yer filiz I ishal )


- SÜRH ile/ve MADENÎ SÜRH

( Kırmızı, kızıl. Yazmaların bab ya da fasıl başlıklarının kırmızı mürekkep ile yazılması. İLE/VE Ateş renginde olanı. )


- SÛRÎ/ŞEKLÎ[Ar.]/FORMEL[İng.] değil/yerine BİÇİMSEL


- SURİ ile/||/<> FORMAL[İng.] ile/||/<> FORMEL[Fr.] ile/||/<> FORMELL, FORMAL[Alm.] ile/||/<> BİÇİMSEL

( Biçime ilişkin )

( FORMAL )

( FORMEL )

( FORMELL, FORMAL )


- SURİÇİ ile SURDIŞI


- SURİYE ile/ve/||/<>/>< IRAK (REKABETİ)


- SURLAR ve SUR KAPILARI


- SÜRME ile/değil/yerine/=/||/<> SÜRGÜ | TEHCİR

( sürme iskele iç sürme kökten sürme top sürme Sürmek işi sürgü Masa ve dolapta küçük çekmece tehcir Sürülerek kullanılan )


- SÜRMEK ile ARABAYLA UZAKLAŞMAK ile KABACA SÜRMEK ile KABA BİR ŞEKİLDE SÜRMEK ile TAHRİK MİLİ ile SÜRÜLEBİLİR ile SÜRÜCÜ ile ARABA KULLANMAK ile SÜRÜŞ TESTİ

( DRIVE vs. DRIVE AWAY vs. DRIVE ROUGHLY vs. DRIVE ROUGLY vs. DRIVE SHAFT vs. DRIVEABLE vs. DRIVER vs. DRIVING vs. DRIVING TEST )

( رانندگي کردن ile راندن ile چخ کردن ile خرکي رفتن ile محور محرک ile راندني ile راننده ile شوفر ile گاريچي ile ماشين ران ile اتومبيل راندن ile اتوموبيل راني ile سوق ile رانندگي ile امتحان رانندگي )

( RANANDEGY KARDAN ile RANDAN ile CHAKH KARDAN ile KHRAKY RAFTAN ile MAHVAR MAHRAK ile راندني ile RANANDEH ile SHOOFER ile GARYCHY ile MASHYNE RAN ile OTOMBYLE RANDAN ile OTOMOBYLE RANY ile SOGH ile RANANDEGY ile EMTAHAN RANANDEGY )


- SÜRMEK ile SIVAMAK

( TO SMEAR vs. TO PLASTER )


- SÜRMEK ile SÜRDÜRMEK


- SÜRMEK ile SÜRMELEMEK ile SÜRMELENMEK ile SÜRMELİ ile SÜRMELİK ile SÜRMESİZ ile SÜRME İSKELE ile SÜRME MANTARLARI ile SÜRME MANTARIGİLLER


- SÜRMEK ile SÜRTMEK


- SURNÂME ve SURİYYE


- SURNAY[Fars. < SURNĀY] ile/değil/yerine/=/||/<> ZURNA

( cura zurna çatlak zurna zilzurna Ağaçtan yapılan iki karış boyunda ağız bölümü yayvan keskin bir ses çıkaran ve çoğu zaman davulla veya dümbelekle birlikte çalınan nefesli çalgı )


- SURP BOĞOS ERMENİ KİLİSESİ :

( Büyükdere Surp Boğaz Ermeni Kilisesi Piyasa caddesi üzerinde ve İspanya Elçiliği yazlık binası yanındadır. Kilise 1847'de Bogos Amira Bilezikçiyan tarafından şapel olarak inşâ edildi. Bilahare yeniden inşâ edildi ve Patrik Azaryan tarafından 29.9.1885'te kilise olarak ibadete açıldı. )


- SURPLUS LABOUR[İng.] ile/||/<> ARTIK EMEK

( Marksist kuramda artık değer elde etmek için işçilerin gerekli emek zaman dışında harcadıkları fazla emek )

( SURPLUS LABOUR )


- SÜRPRİZ ile/ve BEKLENMEDİK (OLUMLU) "GELİŞME"

( SURPRISE vs./and UNEXPECTED PROGRESS )


- SÜRRE-İ RİE | AKCİĞER GÖBEĞİ ile/||/<> AKCİĞER GÖBEĞİ

( biyoloji anat Sağ ve sol akciğerin birbirlerine dayandıkları kısım üzerinde bronkus ve damarların akciğerin içine girdiği yer hilus pulmonis )

( HILUS PULMONIS | BRONCHIOLUS, İNG. BRONCHIOLE | TRACHEA )

( PULMONAIRE (HILE-) | TRACHÉE )

( LUNGENHILUS )

( HILUS PULMONIS )

( ILO POLMONARE )

( ΠΎΛΗ ΠΝΕΎΜΟΝΑ / πύλη πνεύμονα )


- SÜRRE-İ RİE | AKCİĞER GÖBEĞİ ile/||/<> BRONŞÇUK ile/||/<> TRAKE

( (biyoloji) @@ anat. Sağ ve sol akciğerin birbirlerine dayandıkları kısım üzerinde, bronkus ve damarların akciğerin içine girdiği yer, hilus pulmonis. )

( HILUS PULMONIS | BRONCHIOLUS, İNG. BRONCHIOLE | TRACHEA~BRONCHIOLUS, İNG. BRONCHIOLE~TRACHEA )

( PULMONAIRE (HILE-) | TRACHÉE~BRONCHIOLE~TRACHÉE )

( HILUS PULMONIS~...~TRACHEA )

( LUNGENHILUS~BRONCHIOLE~LUFTRÖHRE )

( ILO POLMONARE~BRONCHIOLO~TRACHEA )

( ΠΎΛΗ ΠΝΕΎΜΟΝΑ / πύλη πνεύμονα~ΒΡΟΓΧΙΌΛΙΟ / βρογχιόλιο~ΤΡΑΧΕΊΑ / τραχεία )


- SURRENDER vs. GIVEUP


- SÜRSAT ile/||/<> ...

( Savaşa giden ordunun geçeceği yollar çevresindeki köylülerlerden savaş yükümü yoluyla ve rayiç değeri üzerinden yiyecek satın alınması ya da buna karşılık para toplanması )


- SÜRTME ile SÜRTME AĞI


- SÜRTME ile/||/<> SÜRTMEK

( Bileyleme Senirkent Isparta Bileylemek Senirkent Isparta )


- SÜRTME ile/<> SÜRTÜNME ile/<> SÜRTÜNÜŞ


- SÜRTÜKLEŞMEK ile SÜRTÜK/LÜK


- FRİCTİON FACTOR[İng.] / MADRÛB-İ DELK[Osm.] / FACTEUR DE FROTTEMENT[Fr.] / FRIKTIONFAKTOR/REIBUNGSFAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME ETMENİ/ÇARPANI/FAKTÖRÜ


- DELK EMSÂLI[Osm.] / COEFFICIENT OF FRICTION[İng.] / COEFFICIENT DU FROTTEMENT[Fr.] / REIBUNGSBEIWERT, REIBUNGSKOEFFIZIENT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME KATSAYISI


- SÜRTÜNME KUVVETİ ile/||/<> NORMAL KUVVET (İKİLİ KARŞILAŞTIRMA)

( İki yüzey arasında, harekete ya da harekete eğilime karşı, temas düzlemine paralel etki eden kuvvettir; f = μN ile öteki kuvvete bağlıdır. Hareketi zorlaştırır ama yürümeyi de o sağlar. @@ Bir yüzeyin üzerindeki cisme temas düzlemine dik olarak uyguladığı tepki kuvvetidir; cismin yüzeye batmasını önler. İlki ikincisiyle orantılıdır; yatay düzlemde ikincisi ağırlığa eşit, eğik düzlemde ağırlığın dik bileşenidir. )

( Formül: fs=μN ~ N⊥yüzey )


- SÜRTÜNME ile/||/<> HAVA DİRENCİ ile/||/<> VİSKOZ DİRENÇ

( Katı iki yüzey arasında temas boyunca harekete karşı çıkan kuvvettir; hıza değil normal kuvvete bağlıdır (μN). @@ Cismin hava içinde ilerlerken karşılaştığı sürüklemedir; yüksek hızda hızın karesiyle büyür, cismin biçimine duyarlıdır. @@ Bir cismin akışkan içinde yavaş hareketinde, akışkanın iç sürtünmesinden (viskozitesinden) doğan dirençtir; düşük hızda hızla doğru orantılıdır (Stokes: F = 6πηrv). İkincisi hızlı-havada, üçüncüsü yavaş-akışkanda baskındır. )

( Formül: F_drag = ½ρCdAv² )


- SÜRTÜNME ile SÜRTÜNMELİ ile SÜRTÜNMESİZ ile SÜRTÜNME BİLİMİ


- SÜRT(ÜN)MEK ile DEĞMEK

( TEDELLÜK ile ... )

( RUB vs. TOUCH )


- SÜRTÜŞ SÜRTÜŞME


- SÜRTÜŞME ile/değil/yerine SÜRTÜNME


- SÜRTÜŞMEK ile SÜRTÜŞ


- SÛR-U İSRÂFİL ile/ve RÂDİFE

( "Başlangıç"ta. İLE/VE "Başlangıç"ta[kıyâmette]. )

( Sadâ. İLE İsfehan makamında olacak/mış.[Yassı namazının kameti de, İsfehan makamında okunur.] )


- [ne yazık ki]
SÜRÜ ile/ve/değil/||/<>/> SÖMÜRÜ


- SÜRÜ ile/değil TOPLULUK/CEMAAT


- SÜRÜCÜ BELGESİ | UZLUK | YETERLİLİK/EHLİYET[Ar. < EHLİYYET] ile/||/<> SÜRÜCÜ BELGESİ | YETERLİK BELGESİ/EHLİYETNAME[Ar. < EHLİYYET + Fars. NĀME]

( ehliyetname cezai ehliyet ağır vasıta ehliyeti sürücü belgesi uzluk yeterlilik )


- SÜRÜCÜ KARINCA ile/ve/||/<> ASKER SÜRÜCÜ KARINCA

( ... İLE/VE/||/<> Sürücü karıncaların, 3 katı büyüklüktelerdir. )


- ANTRIEBSKRAFT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜCÜ KUVVET


- SÜRÜCÜ ARAÇ


- DRIVER[İng.] / TREIBER[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜCÜ


- SÜRÜCÜ ile/||/<> SÜRÜCÜ

( Kuşak teker vb veri saklama ortamlarının bir okuyucuyazıcı kafa karşısına sürülmelerini sağlayarak gerekli okumayazma işlemlerini gerçekleştiren bilgisayar girişçıkış birimlerinin her birinin genel adı Miknatıslı kuşak sürücü mıknatıslı teker sürücü ya da dört sürücülü teker bellek gibi bağlamlar içerisinde kullanılır Devşirme çocuklarını İstanbula getirmekle yükümlü olan görevli ana sürücü )

( DRIVE | DRIVER )

( DÉROULEUR, ENTRAÎNEUR )


- ESPACE DE DÉRIVE[Fr.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLENME BÖLGESİ


- DRIFT, TRACE[İng.] / DÉRIVE, TRAÎNÉE[Fr.] / DRIFT, GESCHREIBUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLENME


- FORCE D'ENTRAÎNEMENT[Fr.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLEYİCİ KUVVET


- SÜRÜMEK ile SÜRÜLMEK ile SÜRÜNMEK ile SÜRÜTMEK ile SÜRÜKLEMEK ile SÜRÜKLENMEK ile SÜRÜKLETMEK ile SÜRÜNDÜRMEK ile SÜRÜNDÜRÜLMEK ile SÜRÜKLENDİRMEK ile SÜRÜKLENEBİLMEK ile SÜRÜKLEYEBİLMEK ile SÜRÜ ile SÜRÜM ile SÜRÜŞ ile SÜRÜCÜ/LÜK ile SÜRÜMLÜ/LÜK ile SÜRÜSÜZ ile SÜRÜMSÜZ/LÜK ile SÜRÜ SÜRÜ ile SÜRÜ SEPET ile SÜRÜM SÜRÜM ile SÜRÜCÜ KURSU ile SÜRÜCÜ BELGESİ


- SÜRUR[Ar. < SURŪR] ile/değil/yerine/=/||/<> SEVİNÇ


- SÜRÛR[Ar.] ile NEŞE/SEVİNÇ | TESKİN/TESELLİ


- SÜRÛRÎ[Ar.] ile Sürûrî[Ar.]

( Kurtçuk. İLE XVIII. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış Osman adlı şair. Şiirden önce Hüznî, daha sonra Sürûrî takma adını kullanmıştır. Şiirleri hiciv ve mizah ağırlıklıdır. Şiirlerinde, ebced hesabıyla yaptığı tarihlendirmelerindeki başarılarıyla da öne çıkmıştır. [ö. 1813] )


- SÜRVEY/SURVEY[İng.] ile/değil/yerine/= ANKET, TARAMA


- SURVEY :/yerine ANKET, ARAŞTIRMA


- SURVIVE :/yerine HAYATTA KALMAK


- SUS!!!:
HAKARET değil UYARI/DESTEK


- SUŞ/STRAIN[İng.] ile/değil/yerine/= SOY


- SUS ile/||/<> GÜVE ile/||/<> BUĞDAY GÜVESİ

( Tırtılları çeşitli tarım bitkilerinde un buğday gibi yiyeceklerde özellikle yünden yapılmış giyim ve öbür ev eşyasında yaşayarak büyük zararlara yol açan ufak boylu kelebeklerin ortak adı a buğday güvesi kürk güvesi zeytin güvesi v b tarım Kanat genişliği ortalama 13 mm olup buğday çavdar arpa ve yulaf tanelerine zarar veren gececi küçük kelebek Sıçan şeridinin arakonakçılarından biri olarak ayrıca önemlidir Tinea granella Böcekler İnsecta sınıfının pulkanatlılar Lepidoptera takımından bir eklembacaklı türü Kanatları dar ve kenarları saçak gibi tüylüdür Tırtılları tahıl üzerinde yaşar zooloji Böcekler Insecta sınıfının pul kanatlılar Lepidoptera takımından kanatları dar ve kenarları saçak gibi tüylü tırtılları tahıl üzerinde yaşayan bir eklem bacaklı türü Az güvǝ güye köyö Miş küwe kübö küye küyö kuya Alt kuya kǖ kĕve Orta Türkçede küyē olarak geçer Eski Kıpçakçada da küyē biçimi kullanılır Németh NyK 47 77 Csoma Arm 76 Ugor dillerinde kullanılan birtakım karşılıklarla birleştirmiştir Altayca ve Teleütçede güveye verilen kör adı Moğolcadan alınmıştır Räsänen V 292a Leksika yazarları güńä guńa biçiminden yola çıkmışlardır Bu biçimin salt Yakutça köj üre dayandığını yazarlar saklamamışlar Yakut biçimin Moğolcadan kalma bir alıntı olabileceğini de seslendirmişlerdir Kırgızca kübö biçiminin ise Moğolcadan kalma kibe biçimiyle contamination sonunda oluştuğunu düşündükleri anlaşılıyor Söz konusu rekonstrüksiyonun doğru olduğu düşünülürse güve Moğolca kiγursun bit yumurtası sirke Tunguzca kunikta at sineği larvaları Korece kǝńui kurtçuk gibi biçimlerle karşılaştırılabilir Bütün bu söz varlığının kepelek kelebek biçiminin oluşmasını sağlayan Altayca bir kökten gelmesi olasıdır )

( MOTH )

( TEIGNE )

( MOTTE )

( TINEA )

( GÜVƎ[Az.]~GÜYE[Tkm.]~KÖYÖ[Tatk.]~KÜBÖ[Krg.]~KÜYE[Kklp.]~KÜYÖ[Kzk.]~KUYA[Özb.]~KUYA[Alt.]~KǕ[Hak.]~KĔVE[Çuv.] )


- SUSABİLMEK/SÜKÛT ve/||/<> PERHİZ/REJİM ve/||/<> NEŞE ve/||/<> COŞKU


- SUSAK/LIK ile SUSAK AĞIZLI ile SUSAK BURUNLU


- SUSAM[Ar. < SİSAM] ile/değil/yerine/= KÜNCÜK


- SUSAM ile SUSAMA ile SUSAMLI ile SUSAMSIZ ile SUSAM YAĞI ile SUSAM HELVASI


- SUSAM/SİMSİM/KÜNCÜ[Fars. < KUNCUD] ile/değil ÜZERLİK

( ... İLE/DEĞİL Sedefotugillerden, yaprakları almaşık, çiçekleri beyaz renkte, susama benzeyen tohumları acı olan bir bitki. )

( SESAMUM INDICUM cum PEGANUM HARMALA )


- SUSAMURU ile AVRASYA SUSAMURU


- SUSAMURU ile DEV SUSAMURU/IRMAK KURDU

( ... İLE Amazon ormanlarında yaşarlar. )

( ... İLE Boyları, 2 m.'ye kadar uzunlukta olabilir. )


- SUSAMURU ile/<>/> GALAPAGOS DENİZ ASLANI

( LUTRA LUTRA cum ZALOPUS WOLLEBAEKI )


- SUSAMURU ile JAPON SUSAMURU


- SÜSEN/SUSAM ile KARÇİÇEĞİ

( Süsengillerden, yaprakları kılıç biçiminde, çiçekleri iri ve mor renkli, güzel görünüşlü ve kokulu, çok yıllık bir süs bitkisi. İLE Süsengillerden, beyaz ve pembe çiçekler açan soğanlı bitki. )

( IRIS GERMANICA cum LEUCONIUM )


- SU/SIVI DOLU ŞİŞEYİ, ÇANTAYA ...:
YAN/TERS KOYMAK değil/yerine/>< AĞZI, YUKARI GELECEK ŞEKİLDE DİK KOYMAK


- SUSKUN KİTAP ile/ve KONUŞAN KİTAP


- SUSKUN/SAMUT[Ar. < ṢAMŪT] ile/||/<> SUSKUN/SÜKÛTİ[Ar. < SUKŪTĪ]


- SUSKUN ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SUSAN ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SUSABİLEN


- SUSKUN/LUK ile/ve/değil DURGUN/LUK


- SÜSLEME ile BEZEME

( HULLİYAT[Ar.]: Kadın süs eşyası, asım takım, takı. )

( DECORATION vs. ADORNMENT )


- SÜSLEMEK ile DEKORE EDİLMİŞ ile DEKORASYON ile DEKORATİF ile DEKORATÖR

( DECORATE vs. DECORATED vs. DECORATING vs. DECORATIVE vs. DECORATOR )

( آراستن ile آرايش کردن ile آذين کردن ile تزيين کردن ile زينت کاري کردن ile پيراستن ile مزينکردن ile زينت کردن ile مزين فرمودن ile مزين کردن ile آرايش دادن ile آذين بستن ile مزين ile پيراسته ile آراسته ile پرزينت ile آرايش دهنده ile زينت بخش ile زينتي ile آذيني ile تزييني ile آراي ile آذينگر ile آرايشگر ile پيرايشگر )

( ARASTAN ile ARAYSH KARDAN ile AZYNE KARDAN ile TEZYYNE KARDAN ile ZYNAT KARY KARDAN ile PEYRASTAN ile MOZYNAKARDAN ile ZYNAT KARDAN ile MOZYNE FARMODAN ile MOZYNE KARDAN ile ARAYSH DADAN ile AZYNE BASTAN ile MOZYNE ile PEYRASTEH ile ARASTEH ile PARZYNAT ile ARAYSH DAHANDEH ile ZYNAT BAKHSH ile ZYNATY ile AZYNEY ile TEZYYNEY ile ARAY ile AZYNEGAR ile ARAYSHGAR ile PEYRAYSHGAR )


- SÜSLÜ ile KIRNAK

( ... İLE Çalımlı, süslü kişi. | Güzel, titiz. | Cilveli, oynak. | Boylu boslu. | Çevik. | Cariye. )


- SUSMA HAKKININ İSTİSNALARI:
KİMLİK BİLGİLERİNİ (DOĞRU) YANITLAMA ve/||/<> KENDİLİĞİNDEN YAPILAN AÇIKLAMALAR/İTİRAFLAR

( Ceza davası, ancak suçlu olduğundan şüphe edilen kişinin, belirli olması durumunda açılabilir. CMK'nın 170. maddesinde, iddianamede gösterilmesi gereken konular arasında, şüphelinin kimliği de sayılmıştır. CMK'nın 147. maddesinin, 1. fıkrasının, a bendinde, şüpheli ya da sanığın kimliğinin saptanacağını ve şüpheli ya da sanığın kimliğine ilişkin soruları doğru yanıtlandırmakla yükümlü olduğu belirtilmektedir. Şüphelinin, kimlik ve adresi ile ilgili bilgi vermekten kaçınması ya da gerçeğe aykırı beyanda bulunması dolayısıyla kimliğinin belirlenememesi durumunda, bu belirleme yapılıncaya kadar gözaltına alınması ve tutuklanması olanaklıdır. VE/||/<> Susma hakkının kapsamına girmeyen başka bir istisna, kendiliğinden yapılan açıklamalarla/itiraflarla ilgilidir. Örneğin, ... nedeni ile eşini öldürdükten sonra karakola giderek teslim olan kişinin, kendiliğinden yaptığı açıklamalardan önce susturulması, avukatın getirtilmesi söz konusu olamaz. Ayrıca, meşhut suç sırasında takip edilen kişinin söylediği sözler bakımından hukuka aykırı kanıt var sayılamaz. )


- SUSMA HAKKININ TARİHÇESİNDE, DÖNÜM NOKTALARI:
JOHN LILBURNE'NİN TUTUMU ve/||/<>/>/< MIRANDA UYARILARI

( 1637 yılında, İngiliz tarihinin en renkli, en dramatik kişilerinden biri olan John Lilburne’un, halkı yönetime karşı kışkırtan bir kitap yayımladığından dolayı tutuklanıp bu mahkeme önüne çıkarılması, susma hakkı konusunda bir dönüm noktası olmuştur. Lilburne, mahkemede, açıkça neyle suçlandığı hakkında bilgilendirilene kadar, sorulan sorulara yanıt vermeyi reddetti. Bu durum, ceza yargılaması açısından, tarihin bize taşıdığı, susma hakkının kullanılması ile ilgili ilk durumdur.

VE/||/<>/>/<

1. Sessiz kalma hakkınız vardır.
2. Söyleyeceğiniz her şey, mahkemede, aleyhinize kullanılabilir.
3. Herhangi bir soruya yanıt vermeden önce, avukat ile konuşma hakkınız vardır ve soruları yanıtlarken, avukatınız, yanınızda bulunabilir.
4. Eğer bir avukat tutamıyorsanız ve dilerseniz, size bir avukat belirlenecektir.
5. İfade sırasında, herhangi bir anda, soruların öncesinde ya da sonrasında, susma hakkınızı ve avukattan yararlanma hakkını kullanabilirsiniz. [1966 Arizona - ABD] )

( 1- You have the right to remain silent.
2- Anything you say can and will be used against you in a court of law.
3- You have the right to an attorney.
4- If you cannot afford an attorney, one will be appointed for you. )

( RIGHT TO REMAIN SILENT and/||/<>/>/< MIRANDA WARNING )


- SUSMA:
TAM ile/ve/||/<> KISMÎ ile/ve/||/<> GEÇİCİ

( Şüpheli ya da sanığın, muhakemenin tüm aşamalarında, suçlamanın tümü bakımından susmasıdır. Tam susma, uygulamada çok sık rastlanılan bir susma çeşidi değildir. Şüpheli ya da sanığın, kendine yüklenen suç hakkında, hiçbir şey açıklamaması biçiminde ortaya çıkar. Ancak, şüpheli ya da sanığın, failliği hakkında tam bir inkârda bulunması, örneğin; "suçsuz olduğu"nu açıklaması ya da "olay yerinde bulunmadığı"nı söylemesi de, tam susma kapsamında değerlendirilmelidir. Şüpheli ya da sanığın, olaya ilişki herhangi bir açıklamada bulunmaksızın, kimliğine ve kişisel durumlarına ilişkin bilgileri vermesi durumunda da tam susma söz konusudur.

İLE/VE/||/<>

Şüpheli ya da sanığın, muhakemenin hangi aşamasında olursa olsun, kendine sorulan sorulardan bir kısmını yanıtlayıp, bir kısmını yanıtsız bırakması, kısmî susmadır. Örneğin; şüpheli ya da sanığın, cinayeti işlediğini kabul edip, neden işlediği ya da cinayet aracını nereye sakladığı konusundaki soruları yanıtsız bırakması gibi.

İLE/VE/||/<>

Şüpheli ya sanığın, muhakemenin bir aşamasında, olay hakkında konuşup, başka bir aşamasında susması, geçici susmadır. Örneğin, şüpheli ya da sanık, soruşturma evresinde konuşmuş fakat kovuşturma evresinde susmuşsa ya da soruşturma evresinde susup, kovuşturma evresinde konuşmuşsa, bu, geçici susmadır. )


- Susma zamanı geldi! SUS!!!


- SUSMAK


- Susmak istemiyorsan SUS!!!


- Susmak istiyorsan SUS!!!


- SUSMAK/KAVGA/SAVAŞTAN ÖNCEKİ SON SÖZCÜKLER:
BÖYLE ile/ve/||/<> BU DA VAR ile/ve/||/<> SEN/BEN


- SUSMAK:
"STRATEJİ" ile/ve/değil/||/<>/< HAK


- SUSMAK ile/ve/<>/değil/yerine DÜŞÜNMEKTE OLDUĞUNU BELİRTMEK


- SUSMAK ile/değil EBSEM OLMAK


- SUSMAK ile/ve/değil GEREKENİ YAPMAK


- SUSMAK ile/ve/değil/yerine SUSABİLMEK

( Kişi, susuyorsa; ya çok az şey biliyordur ya da çok fazla. )

( [not] TO BE SILENT vs./and ABLE TO BE SILENT
ABLE TO BE SILENT instead of TO BE SILENT )


- SUSMAK ile SUSMALIK ile SUSMA HAKKI


- SUSMAK ile/ve TEFEKKÜR

( ... İLE/VE Gördüğü şey üzerinden fikrini derinleştirmek. )


- SUSmamayı Mecnun'dan, SUSmayı Leylâ'dan öğren! ve sen de SUS!!! -ve


- Susman gerekiyorsa SUS!!!


- Susman gerektiği için SUS!!!


- Susman gerektiğinde susman gerektiği için SUS!!!


- SUSMAR ile/||/<> LIZARD[İng.] ile/||/<> LÉZARD[Fr.] ile/||/<> LACERTUS[Lat.] ile/||/<> EIDECHSE[Alm.] ile/||/<> KERTENKELE

( Kertenkeleler familyasına giren sürüngenlerin ortak adı Arakonakçı olarak ilgimizi çeken türleri vardır Az kǝrtǝnkǝlǝ Eski kaynaklarda geçmediği anlaşılıyor İkinci bölümünde Türkçe keler biçiminin saklandığı açıktır Başka bir deyişle kertenkeler biçiminin sonundaki rnin düşmesi üzerine dilimizde kertenkele olarak yaygınlık kazanmıştır Ağızlarda kertenkeleye verilen koşmarkele kestenkele adlarının sonundaki rler de düşmüştür Dar bir alanda kullanılan kirkele özükele adlarında da rlerin düştüğü açık olarak anlaşılıyor Ağızlarda rastlanan kesteŋkele biçimi de güzel bir örnektir O açıdan Räsänenin kertenkele ve kertenkeler keler ve kesertke biçimlerine göndermesi doğrudur Buna karşılık kertenkelenin birinci bölümü karışıktır ÊSTJada 1997 55 Anadolu ağızlarında kullanılan kertiş kertoç kertiz biçimleri kertenkelenin yan biçimleri olarak verilmiştir ki yanlıştır Bu biçimlerin Ermeniceden geldiği anlaşılıyor Dankoff ALT 779 Buna göre ÊSTJada bu biçimlerin kert kökünden ç ş z ekleriyle kurulmuş türevler olarak açıklanması yersizdir ÊSTJaya göre kertenkelenin birinci bölümü de kert kökünden gelir Kertenkelenin açıklanmasında Şçerbak İRLTJa 152 da kert kökünden yola çıkmıştır Türkçede kertenkeleye keltekeler ve keltenkeler adı da verilir Kertenkele keltenkeler biçiminin keltekelerden kertenkeler başka bir şey olmadığı anlaşılıyor Kertenkeler kertenkele biçimleri benzeşme assimilation sonunda oluşmuştur Keltenkelerdeki n ise sonradan türemiş bir sestir Eckmann TDAY 1955 1415 TDED 1956 156 Bu duruma göre kertenkelerin kertenkele keltekelerden geldiği ortaya çıkıyor Keltekelerin birinci bölümündeki kelte ise diyalektlerde kelte yılan Tatarca kelte cılan kertenkele adında geçer Çuvaşçada kertenkeleye verilen kalta adı da kelteden kalma bir biçimdir Egorova göre ÊS 87 Kırgızca Kazakça gibi çağdaş diyalektlerde kelte kısa olarak kullanılır Kelte ise Farsçadan alınmıştır kalta Kertenkeleye kısa keler adı yılan adına göre verilmiştir Yılana göre keler kuyruksuzdur Tatarca kelte cılan bu yolda açık bir tanıktır Çuvaşçada kalta selen kısa yılan adı sonradan kaltaya çevrilmiştir Bunun gibi eski ve yeni diyalektlerde kelte biçimi kertenkele olarak kullanılır Örn Orta Kıpçakçada kelte kertenkele olarak geçer Brockelmann OGM 12 4 not Türkçede etimolojik yönden açık olmayan aşırı uzun biçimlerin çok kısaltıldığını dile getirerek kesertke keseltkinin kelteye çevrildiğini öne sürmüştü Daha sonra 32 b çu formansı dolayısıyla alaçudan sonra keslinçü üzerinde dururken keselteki keseltki kesertke kesertgi biçimlerini de vermişti Onun bu biçimleri kes kökünden getirmek istediği anlaşılıyor so benannt wegens der Fähigkeit der verlorenen Schwanz zu regenerieren Clausona göre ED 750b yapı bakımından keslin kesilmek kökünden çü ekiyle kurulduğu anlaşılıyorsa da bunun yabancı bir biçime Türkçe bir biçim verme çabası olduğu anlaşılıyor )

( LIZARD )

( LÉZARD )

( EIDECHSE )

( LACERTUS )

( KƎRTƎNKƎLƎ[Az.] )


- ŞUŞOĞLU, RIFKI (ÇAYELİ, 1936 - 2002) :

( Sarıyerli iş adamı. Siyasete CHP de başladı. Bu parti kapatılınca SODEP yerini aldı ve Partinin ilçe teşkilatında değişik görevler yaptıktan sonra 1984 - 1989 döneminde Sarıyer Belediye Meclisine seçildi. )


- SÜSPANSİYON[Fr.] ile/değil/yerine/= ASILTI


- Sussan da SUS!, susmasan da SUS!!!


- Sustuğunu anımsa ve SUS!!!


- SÜT DİŞLERİ ile/ve/> SÜREKLİ DİŞLER

( İS'ÂR/İSGAR[Ar.]["ga" uzun okunur]: Çocuğun diş çıkarması. )


- MILK CURD[İng.] ile/değil/yerine/= SÜT KESİĞİ


- SUT KOSTİK[Fr. < SOUDE CAUSTIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> SODYUM HİDROKSİT


- SÜT RENGİ MENİ ile/> ŞEFFAF MENİ

( Yetişkinlikte. İLE/> Boşaldıktan bir süre sonra. | Ergenliğin başladığı dönemden yetişkinliğe doğru ilk dönemlerdeki yapısı/rengi. [Birkaç yıla kadar sürebilir!] )

( Boşalmadaki rengi. İLE/> 10-15 dk. sonra su kıvamına ve rengine dönüşür. )


- SÜT ŞEKERİ ile/||/<> LAKTOS

( laktos laktoz Sütte bulunan ve sütün buharlaşmasıyla kristal hâlde toplanan bir disakkarit laktoz Sütte veya peynir suyunda bulunan sütün buharlaşmasıyla kristal durumda toplanan beyaz kristal yapıda orta derecede tatlı suda hafif çözünen yem maddesi olarak kullanılan glukoz ve galaktoza hidrolize olan bir disakkarit laktoz )

( LACTOSE | MILK SUGAR, LACTOSE )


- SUT/SOUDE[Fr. < SOUDE] ile/||/<> TALYUM/THALLİUM[Fr. < THALLIUM] ile/||/<> TANTAL/TANTALE[Fr. < TANTALE] ile/||/<> SİLİKAT/SİLİCATE[Fr. < SILICATE] ile/||/<> SİLİKON/SİLİCONE[Fr. < SILICONE] ile/||/<> SİLİS/SİLİCE[Fr. < SILICE] ile/||/<> SİLİSİK ASİT/ACİDE SİLİCİQUE[Fr. < ACIDE SILICIQUE] ile/||/<> SİLİSYUM/SİLİCİUM[Fr. < SILICIUM] ile/||/<> SKANDİYUM/SCANDİUM[Fr. < SCANDIUM] ile/||/<> SODYUM/SODİUM[Fr. < SODIUM] ile/||/<> TİTAN/TİTANE[Fr. < TITANE] ile/||/<> TERBİYUM/TERBİUM[Fr. < TERBIUM] ile/||/<> VANADYUM/VANADİUM[Fr. < VANADIUM] ile/||/<> TEKNETYUM/TECHNETİUM[Fr. < TECHNÉTIUM] ile/||/<> URANYUM/URANİUM[Fr. < URANIUM] ile/||/<> ZİRKONYUM/ZİRCONİUM[Fr. < ZIRCONIUM] ile/||/<> AYNŞTAYNYUM/AYNŞTAYNYUM[FİZİKÇİ ALBERT EİNSTEİN][ÖZEL AD] ile/||/<> SİBORGİYUM/SEABORGİUM[İng. < SEABORGIUM] ile/||/<> METNERYUM/MEİTNERİUM[Fr. < MEITNERIUM] ile/||/<> RUENTGENİYUM/ROENTGENİUM[Fr. < ROENTGENIUM]

( Eskiden bazı bitkilerden bugün sodyum klorürden elde edilen sodyum karbonatın ticaretteki adı )


- SUT ile SUT KOSTİK


- SÜT ile SÜT OTU ile SÜT DİŞİ ile SÜT İZNİ ile SÜT KIRI ile SÜT TAŞI ile SÜT TOZU ile SÜT ASİDİ ile SÜT BEYAZ ile SÜT İNEĞİ ile SÜT DANASI ile SÜT KUZUSU ile SÜT MAVİSİ ile SÜT ÇOCUĞU ile SÜT ŞEKERİ ile SÜTÜ BOZUK/LUK ile SÜT KARDEŞİ ile SÜT ÇORBASI ile SÜT OTUGİLLER ile SÜT KARDEŞLİĞİ


- SUTAŞI[Fr. < Mac.]

( Bazı giysilerin, yaka, kol, cep gibi yerlerini süslemekte kullanılan işlemeli şerit, suyolu. )


- SÜTÇÜ, FERİDE (ŞİŞLİ, 1986) :

( Sarıyer/Madenli'dir. Sarıyer İlk ve Orta öğretimini Sarıyer, İlköğretim Okulunda, Lise öğrenimini Beşiktaş Lisesinde yaptı ve Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksek Okulu Antrenörlük Bölümünden mezun oldu. 1997'de Dursun Tepeyurt tarafından Enka Spor Kulübü atletizm takımına seçildi. Enka'da Spor Kulübünde uzun atlama ve üç adım atlamada yarıştı. Başarıları sonunda Milli takıma seçildi ve pek çok yarışta başarılı dereceler yaptı. 2002 ve 2003'te İstanbul, 2004 Türkiye Şampiyonluklarını kazandı. 2004'te Balkan Atletizm yarışmalarında Milli takımda yarışarak (Bosna Hersek'de) üç adım atlamada 12.58 metrelik derecesi ile Balkan 3'sü oldu. Kıbrıs'ta yapılan 2007/2008 Milli Takım Fazıl Küçük Atletizm Oyunlarında 12.60 lık derecesi ile 2'ci; 2009'da 12.91 lik derecesi ile Türkiye Şampiyonu, 2010'da 12.82 lik derecesi ile Türkiye 3'sü, 2011'de 12.62'lık derecesi ile Kapalı Salon yarışmaları Türkiye 2'si, 2011'de 12.89'luk derecesi ile Türkiye 2'si ve 2012'de 12.69'lu derecesi ile Kapalı Salon Yarışmaları Türkiye 3. oldu. Uzun atlamadaki en iyi derecesi 5.72, üç adım atlamada ise 12.91'dir. Antrenörlük görevine Enka Spor Kulübünde devam etmektedir. )


- SUTHERLAND'S FORMULA[İng.] / FORMULE DE SUTHERLAND[Fr.] / SUTHERLAND-FORMEL[Alm.] ile/değil/yerine/= SUTHERLAND FORMÜLÜ


- SÜTLAÇ ile/||/<> ...

( süt şeker ve pirinçten yapılan tatlı aş Az südlüaş sütle yapılan pilav süytlaş süt lü eki aş Türkçe sütlü aş biçiminin sonundaki ş ünsüzü çye çevrilmiştir Türkçe tutmaç tutma aş adının sonundaki ç gibi tutmaç Türkçeden Bulgarca Sırpça gibi Balkan dillerine de geçmiştir Škaljić Turc 576 )

( SÜDLÜAŞ[Az.]~SÜYTLAŞ[Tkm.] )


- SÜTLEĞEN ile TIGALA

( ... İLE Hekimlikte kullanılan, sütleğengillerden bir bitkinin verdiği zamk ve öz su. )


- SÜTLİMAN[Yun.] ile/||/<> GÜRÜLTÜSÜZ VE DURGUN

( gürültüsüz ve durgun İkinci bölümünde Türkçe Rumca liman sözünün geçtiği açıktır Türkçede bu sözün limanlık biçiminin rüzgârsız dalgasız deniz olarak kullanıldığını biliyoruz Birinci bölümünde geçen süt biçiminin kökeni tartışmaya açıktır Türkçe sütliman biçimi Rumca σοτολιμιώνας second way out in a enterprise sözüyle birleştirilebilir Bu durumda Rumca σοτολιμιώναςın iç liman olarak kullanıldığını ön görmek gerekir Ne var ki kaynaklarda σοτολιμιώναςın iç liman olarak geçtiğini bilmiyoruz Eğer bu sözün Rumcadan geldiği kabul edilirse İtalyanca sottoporto örneğinden yola çıkmak gerekecektir Buna göre bu örneğin ikinci bölümünde portonun yerini liman olarak kullanılan λιμιώναςın aldığı tahmin edilebilir Bu durumda sütliman biçiminin Türkçe süt sözünün baskısı altında kaldığı düşünülebilir Bununla birlikte sütliman biçiminin birinci bölümünde Türkçe süt sözünün kullanıldığından da söz edilebilir Bu durumda sütün limanın anlamını güçlendirmek için getirildiği göz önünde tutulabilir Eski bir Türkçe kaynakta geçen ballimun durgun örneğindeki bal gibi )


- SÜTLÜ ile/değil/yerine/=/||/<> SAĞMAL | SÜTLAÇ

( sütlü kahve sütlü kengel sütlü ot İçinde süt bulunan sütle yapılan sağmal Emzirme döneminde olan kadın Taneleri sertleşmemiş yumuşak taneli mısır buğday vb sütlaç )


- SÜTLÜ ile SÜTLÜK ile SÜTLÜCE ile SÜTLÜ OT ile SÜTLÜ KAHVE ile SÜTLÜ KENGEL


- SÜTLÜCE = DÜĞÜNÇİÇEĞİ


- SÜTLÜK ile/||/<> SÜTLÜK

( Süt bardakları Bozüyük Bilecik II 1 Teldolap Ballık İnönü Eskişehir 2 Evin dışında damın gölgelik bir kesiminde bulunan yırtma ağaçtan yapılma yiyecek dolabı Acıpayam Denizli 3 içinde yemek saklanan gömme dolap Ballık İnönü Eskişehir 4 Yayla evlerinde çember biçiminde üstü açık eşya saklama yeri Kızılca Bor Niğde )


- SÜTLÜOT ile SÜTOTU

( Çuhaçiçeğigillerden, yaprakları salata gibi yenilen bir bitki. İLE Sütotugillerden, Kuzey Amerika'da yetişen, kökleri tıpta kullanılan, otsu bir bitki. )

( GLAUX MARITIMA cum POLYGALA VULGARIS )


- ŞUTÖR ile/||/<> KICKER[İng.] ile/||/<> TORSCHÜTZE[Alm.] ile/||/<> VURUCU

( Topa iyi ve güçlü vurma özelliğine sahip oyuncu )

( KICKER )

( TORSCHÜTZE )


- SUTRA ile/||/<> SASTRA ile/||/<> VİNAYA

( Temel metinler. Buda'nın kendi gerçek öğretisinin bulunduğu cilt. @@ Kutsal belge ya da sutraların yorumu. Şerh. @@ Budist keşişler tarafından uygulanan disiplin. )


- SÜTRE-İ NEBATİYE ile/||/<> VÉGÉTATION[Fr.] ile/||/<> BİTKİ ÖRTÜSÜ

( coğrafya )

( VÉGÉTATION )


- SÜTUN | DİKEÇ ile/||/<> DİZEY ile/||/<> MATRİS

( Bir(…)dizeyi için(…)(j=1,2,...n)dizeylerinden her birisi. anlamdaş dikeç dizeyi, dikeç yöneyi @@ Bir çizelgede düzeyliğine sıralanmış değerlerden oluşan sarkıt ya da dikit dizilerden her biri. bk. sıra. @@ (I) 1. genel uygulayım: Genellikle damıtma, renkseme vb. ayırma işlemlerinde kullanılan diklemesine uzun ince aygıt. @@ (II) madencilik, yerbilim, bayındırlık: Yerey üzerinde nokta belirlenmesi, doğrultu verme gibi işlerde kullanılan, uzunluğu boyunca şerit halinde zıt renklere boyanmış (kırmızı- beyaz vb.) maden ya da tahta çubuk. @@ Genellikle, ayırma işlemlerinde kullanılan diklemesine ince uzun aygıt (damıtma dikeci, renkseme dikeci gibi). @@ (I) Halı tezgâhlarının yan direkleri. (Hacılar -Kayseri) @@ (II) Sal ve çetende kullanılan ucu çatallı ağaç. (Buruncuk *Yerköy -Yozgat) @@ Bir dizeyde düşey doğrultuda iki öğelerin oluşturduğu dik sıralardan her biri. anlamdaş dizey diked. @@ @@ )

( COLUMN | (SURVEYOR'S) STAFF, (RANGE-) POLE, STAKE ROD | MATRIX (PL MATRICES | MATRIX~MATRIX (PL MATRICES) | MATRIX~MATRIX )

( COLONNE | JALON | MATRICE~MATRICE~MATRICE )

( COLUMNA | MATER~MATER~MATRIX )

( SPALTE | KOLONNE | SÄULE, SPALTE | SÄULE | MATRIX (PL. MATRIZEN | MATRIX~MATRIX (PL. MATRIZEN) | MATRIZE | MATRIZE, FORM~MATRIX )

( COLONNA~MATRICE~MATRICE )

( ΣΤΉΛΗ / στήλη~ΜΉΤΡΑ / μήτρα~ΜΉΤΡΑ / μήτρα )


- SÜTÜR/SUTURE[İng.] ile/değil/yerine/= DİKİŞ | KAFATASI KEMIK EKLEMI


- SUTURE, RAPHÉ/TAILLEUR, COUTURIÈRE[Fr.] ile/değil/yerine/= DRESSMAKER[İng.] ile/değil/yerine/= SCHNEIDERGEHILFER[Alm.] ile/değil/yerine/= DIKIŞ

( (biyoloji, botanik) )


- SUTYEN


- SUTYEN GİYMEK değil SUTYEN[Fr. < SOUTIEN-GORGE][SÜTYEN değil!] TAKMAK

( Fransızca'da "SOUTIEN-GORGE" olarak geçen, "SOUTIEN"[: Dayanak] anlamına gelen sözcüğün Türkçe'leştirilmişidir. Ayrıca İngilizce'de "SUIT"[: Takım elbise] sözcüğü ile ve yine İngilizce "-IAN"[taraflılık, tarafında olan, kaynaklanan] eki ile de bağlantılandırılabilir. Hareket noktası olan ve zamanla gövdeyi(memeleri ve de özellikle meme ucunu) kıyafete uygun hale getirmeye yarayan, "bunu sağlamanın aracı olan nesne" kullanımına dönüşmüştür. [ "Sütyen" kullanımı yanlıştır. Doğrusu U harfiyle "Sutyen"dir! ] )


- SÜTYEN[Fr. < SOUTIEN-GORGE SÖZÜNDEN] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜTYEN

( Göğüsleri dik tutup dolgun göstermek için kullanılan saten dantel vb kumaşlardan yapılan kadın iç çamaşırı )


- SUTYEN[Fr. < SOUTIEN-GORGE SÖZÜNDEN] ile/değil/yerine/=/||/<> SUTYEN

( sütyen )


- SUTYEN ile/değil BİKİNİ

( Görünmeyen. İLE/DEĞİL Görünen. )


- SÜTYEN ile SÜTYENCİ/LİK


- ŞU'ÛBİYYE ile ...

( MİLLİYETÇİLİK )


- SU'ÛD[Ar.] ile İRTİFÂ'[Ar.]


- SU'ÛD[Ar.] ile RUKİYY[Ar.]

( Yukarı çıkmak, tırmanmak. İLE Aşama aşama, adım adım çıkmak, yükselmek. )


- ŞUUR | BİLİNÇ ile/||/<> BİLİNÇ

( Algı ve bilgilerin anlıkta duru ve aydınlık olarak izlenme süreci 1 Duyum heyecan düşünme ya da başka bir ruh etkinliğiyle nitelenen durum 2 Benin kendi etkinlik ve duygulanmalarını sezebilmesi 3 Geniş anlamda zihin 4 Bir topluluktaki ruhsal etkinliğin ya da ruhsal durumların tümü Algıları ansal düzeyde bilgiye dönüştüren süreç an anlak Bir insanın herhangi bir anda bütün ruhsal ve vücut çalışmalarından davranışlarından haberli olmasıbilgi sahibi olmasıhalidir syneidesis birlikte bilme 1 İnsanın kendisi yaşantıları ve dünya üzerindeki bilgisi aynı zamanda da düşünme ve kendini tanıma yeteneği a Benle ilgili bütün yaşantıların tümü olarak bilinç her türlü içten yaşamalar kendi üzerinde bilinç b Bir şey üzerinde bilinç nesnel bilinç düşünme algılama duyma isteme bekleme gibi bir ereği olan bir şeye yönelen intentional edimleri olanaklı kılan şey biyoloji Stanislavski oyunculuk dizgesinde insanın kendi tarafından denetlenebilir yanı )

( CONSCIOUSNESS | CONSCIENCE | CONSCIOUS | SUBCONSCIOUS )

( CONSCIENCE | CONNU | SUBCONSCIENT, SUBCONSCIENCE )

( BEWUSTEIN | BEWUSSTSEIN | BEWUSST | UNTERBEWUSST )

( CONSCIENTIA )

( COSCIENZA )

( ΣΥΝΕΊΔΗΣΗ / συνείδηση )


- ŞUUR | BİLİNÇ >< BİLİNÇALTI

( Algı ve bilgilerin anlıkta duru ve aydınlık olarak izlenme süreci. @@ 1. Duyum, heyecan, düşünme ya da başka bir ruh etkinliğiyle nitelenen durum, 2. Ben'in kendi etkinlik ve duygulanmalarını sezebilmesi. 3. Geniş anlamda zihin. 4. Bir topluluktaki ruhsal etkinliğin ya da ruhsal durumların tümü. @@ Algıları ansal düzeyde bilgiye dönüştüren süreç. bk. an, anlak. @@ Bir insanın herhangi bir anda bütün ruhsal ve vücut çalışmalarından, davranışlarından haberli olması-bilgi sahibi olması-halidir. @@ (Yun. syn-eidesis = birlikte bilme) : 1. İnsanın kendisi, yaşantıları ve dünya üzerindeki bilgisi; aynı zamanda da düşünme ve kendini tanıma yeteneği, a. Benle ilgili bütün yaşantıların tümü olarak bilinç; her türlü içten yaşamalar; kendi üzerinde bilinç, b. Bir şey üzerinde bilinç; nesnel bilinç; düşünme, algılama, duyma, isteme, bekleme gibi bir ereği olan, bir şeye yönelen, (intentional) edimleri olanaklı kılan (şey). @@ (biyoloji) @@ Stanislavski oyunculuk dizgesinde insanın kendi tarafından denetlenebilir yanı. )

( CONSCIOUSNESS | CONSCIENCE | CONSCIOUS | SUBCONSCIOUS~SUBCONSCIOUS | SUBCONSCIOUS, SUBCONSCIOUSNESS )

( CONSCIENCE | CONNU | SUBCONSCIENT, SUBCONSCIENCE~SUBCONSCIENT, SUBCONSCIENCE | SOUS-CONNU )

( CONSCIENTIA~... )

( BEWUSTEIN | BEWUSSTSEIN | BEWUSST | UNTERBEWUSST~UNTERBEWUSST )

( COSCIENZA~SUBCONSCIO )

( ΣΥΝΕΊΔΗΣΗ / συνείδηση~ΥΠΟΣΥΝΕΊΔΗΤΟ / υποσυνείδητο )


- ŞUUR[Ar. < ŞUʿŪR] ile/değil/yerine/=/||/<> BİLİNÇ (ŞUURALTI, ŞUUR KAYBI, TAHTEŞŞUUR)


- ŞUUR[Ar.] ile/değil/yerine/= BİLİNÇ/US

( ŞUUR[Ar.]: Çatlak, sızıntı. = Kendi varoluşunun, sorumluluğu ve denetimi. | Anlama, anlayış, duyum/hissetme. )


- ŞUUR ile/ve HÜRMET

( Kur'an'î akıl ile furkanî aklın birliği. İLE/VE ... )


- SÜVÂRİ[Fars. SEVÂRÎ] ile SÜVÂRİ[Fars. SEVÂRÎ]

( Atlı. | Atlı asker. İLE Ticaret gemilerinde kaptanlık yapan kişi. )


- SÜVARİ/LİK ile SÜVARİ ALAYI ile SÜVARİ BÖLÜĞÜ ile SÜVARİ POLİSİ ile SÜVARİ SINIFI


- SÛVER-İ MÜSADDAKA ile/değil/yerine/= ONAYLI/ONANMIŞ ÖRNEK


- SÜVEYDÂ ile/||/<> ALBUMEN[Fr.] ile/||/<> BESİ DOKUSU

( besi örü botanik )

( ALBUMEN )


- SÜVEYK ile/||/<> TIGELLE[Fr.] ile/||/<> SAPÇIK

( botanik )

( TIGELLE )


- SUYA-SABUNA (DOKUNMA[MA]K)


- SUYOLU ile/||/<> SUYOLU

( Örme fanila ya da süvetere yapılan derin çizgi biçiminde motif Yalvaç Isparta )

( GUTTER )

( GOUTTIÈRE )

( ABFLUSSKANAL, WASSERRINNE )


- SUYU:
AYAKTA İÇMEK değil/yerine OTURARAK İÇMEK


- SUYU KULLANMAK:
MUSLUĞU AÇAR-AÇMAZ ile/yerine BİR MİKTAR SU AKITTIKTAN SONRA


- SUYUN ÜSTÜNDE YÜRÜMEK değil HAVADA KOŞMA/İLERLEME

( Yürünemez! DEĞİL Hız ile elde edilen ve yanılsama/çarpıtma ile "çıkarsanan"/indirgenen. )


- SUYUNA GİTMEK ile/ve/<>/değil/yerine AYAK UYDURMAK


- SUYUNA GİTMEK ile/ve/<>/değil/yerine KÖPRÜDEN GEÇENE KADAR, AYIYA, DAYI DEMEK


- SUYUNU KURUTMAK ile HİDROJENİ GİDERMEK

( DEHYDRATE vs. DEHYDROGENATE )

( پسابش داشتن ile وابشت کردن ile بيآب کردن ile بدون هيدروژن کردن )

( PASABESH DASHTAN ile VABESHT KARDAN ile BEYAB KARDAN ile BEDON YEHYDROZHEN KARDAN )


- SUZANN[Ar. < SŪʾ + ẒANN] ile/değil/yerine/=/||/<> SUİZAN

( Kötü zan )


- SUZDİL[Fars. < SŪZ + DİL] ile/değil/yerine/=/||/<> SUZİDİL

( Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam )


- SUZDİLARA[Fars. < SŪZ + DİLĀRĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> SUZİDİLARA

( Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam )


- SUZENİ[Fars. < SŪZEN + Ar. -Ī] ile/değil/yerine/=/||/<> SUZENİ

( Kasnağa gerilmiş kumaşa iğne veya tığla yapılan bir nakış türü )


- SÜZENİ ile/||/<> ...

( kasnağa geçirilmiş kumaşa iğne veya tığla yapılan bir çeşit ince nakış sūzanī yorgan yapma sūzan iğne Arapça ī )

( SŪZANĪ )


- SÜZEREN ile/ve/||/<> VASSAL ile/ve/||/<> UC BEYLERİ ile/ve/||/<> ULEMÂ AİLELERİ


- FILTER PAPER[İng.] / FILTER[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜZGEÇ KÂĞIDI


- SÜZGEÇ ile/ve/değil EŞİK


- SÜZGEÇ ile/değil SÜNGER


- SÜZGEÇLEMEK ile SÜZGEÇ ile SÜZGEÇLİ ile SÜZGEÇ GAGALILAR


- SÜZGÜ ile SÜZGEÇ

( Delikli çanak. | Fide sulamak için tenekeden yapılan, ucunda süzgeci olan kap. İLE Sıvıları süzmeye yarayan araç. | Bir akışkandaki yabancı maddeleri süzüp ayıran alet ya da aletlerden oluşan düzenek. | Sulama kovasının ucuna takılan, küçük delikli metal parça. )


- SÜZGÜNLEŞMEK ile SÜZGÜ ile SÜZGÜN/LÜK ile SÜZGÜN GÖZ ile SÜZGÜN BAKIŞ


- SUZİDİL[Fars. SÛZ-DİL] ile SUZİDİLÂRÂ[Fars. SÛZİ-DİLÂRÂ] ile SUZİNAK[Fars. SÛZNÂK]

( Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam. İLE Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam. İLE Klasik Türk müziğinde, basit bir makam. )


- SÜZMEK ile DAMITMAK


- SÜZMEK ile/ve ELEMEK

( Sıvılarda. İLE/VE Katılarda. )


- SÜZMEK ile SÜZME BAL ile SÜZME YOĞURT


- SÜZMEK ile/ve TARAMAK


- SUZNAK[Fars. < SŪZNĀK] ile/değil/yerine/=/||/<> SUZİNAK

( Klasik Türk müziğinde bir basit makam )


- SUZUKİ REAKSİYONU ile/||/<> HECK REAKSİYONU

( Suzuki boronik asit Pd, Heck alken arilasyonu. )

( Formül: ArB(OH)₂ İLE ArX )


- SÜZÜLEN GÜNEŞ LEKESİ ile/ve PATLAYAN GÜNEŞ LEKESİ


- SÜZÜLMEK ile PLANÖR

( GLIDE vs. GLIDER )

( نرم رفتن ile سبک پريدن ile نيروي موتور ile آسان رفتن ile هواپيماي بي موتور )

( NARAM RAFTAN ile SABAK PARYDAN ile NEYROY MOTOR ile ASAN RAFTAN ile NPAVAPYMAY BEY MOTOR )


- FILTRATE[İng.] / PRODUIT FILTRÉ[Fr.] / FILTER PAPIER[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜZÜNTÜ


- ŞVESTER[Alm. < SCHWESTER] ile/değil/yerine/=/||/<> HEMŞİRE | KIZ KARDEŞ

( hemşire kız kardeş Hizmetçi kız )


- SVM/SUPPORT VECTOR MACHINES[İng.] ile/değil/yerine/= DESTEK VEKTÖR MAKINELERİ


- SWARGA ile ...

( Semavi âlemler. )


- SWAYBACK[İng.] ile/||/<> ÇARPIK

( Enzootik ataksi )

( SWAYBACK )


- SWELL[İng.] ile/||/<> HOULE[Fr.] ile/||/<> DÜNUNG[Alm.] ile/||/<> SOLUĞAN

( Dalgaların fırtına bölgesi dışına rüzgârsız yerlere ulaşan ve düzenli kabartılar ve çukurlar durumunda kıyıya yaklaşıp çatlayan bölümlerine verilen ad )

( SWELL )

( HOULE )

( DÜNUNG )


- SWIM BLADDER[İng.] ile/değil/yerine/= YÜZME KESESİ

( Birçok kemikli balıkta çeperi sindirim kanalı ile aynı yapıda, içi hava ve diğer gazlarla dolu olan, hidrostatik denge, solunum, ses çıkarma ve ses almada görevli yapı.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- SWIM :/yerine YÜZMEK


- SWITCH VARIABLE[İng.] ile/değil/yerine/= ANAHTARLAMA DEĞİŞKENİ


- SWITCH[İng.] ile/değil/yerine/= ANAHTAR


- SWITCH ile BRIDGE


- SWITCH :/yerine DEĞİŞTİRMEK, ANAHTAR


- SWOT:
STRENGTH ve/||/<> WEAKNESS ve/||/<> OPPORTUNITY ve/||/<> THREAT

( Güçlü yönler. VE/||/<> Zayıf yönler. VE/||/<> Fırsatlar. VE/||/<> Tehditler. )


- SYMBOL vs. CONCEPT


- SYMBOL :/yerine SEMBOL