Bugün[09 Temmuz 2026]
itibarı ile 59.275 başlık/FaRk ile birlikte,
59.275 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(98/239)


- HUBÛL-İ SAVTİYYE | SES TELLERİ ile/||/<> SES TELLERİ

( Önde halka ve kalkan kıkırdakların iç kenarlarına yerleşmiş olan arkada üçgen piramit şeklindeki ibriksi kıkırdakların iç yüzüne bağlı bulunan gırtlağın ortasında üçer kenarlı iki kiriş oluşturan ve sesin oluşmasında en önemli etken olan kaslar Azerbaycan Türkçesi säs telläri Türkmen Türkçesi ses perdeleri Gagauz Türkçesi ses alkaları Özbek Türkçesi un payçalari Uygur Türkçesi tavus tügüçliri Tatar Türkçesi tawis yarıları Başkurt Türkçesi tel yarıları tawuş telleri tawuş bawlar Krç Malk tawuş sinirle Nogay Türkçesi tawistamırları Kazak Türkçesi dawis şımıldıgı Kırgız Türkçesi ün tüyündörü Alt til uçuktan Hakas Türkçesi ün tamırları Tuva Türkçesi ün svyazkaları poostaa şandırları Türkçesi üntaramnan ün kılları Rusça golosovıye svyazki Titreşimleri sesi oluşturan gırtlak mukozasındaki iki adet kıvrım )

( VOCALCORDS | VOCAL CORDS )

( CORDES VOKALES )

( STIMMBÄNDER, STIMMLIPPEN )


- HUCCET[Ar. < ḤUCCET] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜCCET

( belgit Resmî belge )


- HÜCCET ile/||/<> HÜCCET-İ ŞERİYE/ŞERİYYE

( Delil. İLE/||/<> Şeriyye mahkemelerinden sırf mülk taşınmazlar için verilen belge. )


- HÜCEYRÂT-I NEBÂTİYE | SELÜLOZ ile/||/<> SELÜLOZ ile/||/<> SELÜLOZ[Fr. < CELLULOSE]

( Sinema Doğada bitkilerin göze zarlarında bulunan özdek ağaç elyafı film tabanlarındaki selüloz asetat ile selüloz nitratın temel özdeği C6H10O5 n bitkilerin glikozu dirilkimyasal tepkimelerle çoğuzlaştırmasıyla oluşan işleyimde yaygın olarak kullanılan bir karbonhidrat cellula küçük göze Bitki gözelerinin duvarlarının temelini meydana getiren bir karbohidrat C6 H10 O5 n kimya Bitki hücre duvarının esas yapısını oluşturan ve glikozdan yapılmış bir polisakkarit Bitki hücre duvarının esas yapısını oluşturan ve oldukça sağlam bir yapısı bulunan glikozdan yapılmış bir polisakkarit Bitkilerde hücre duvarının yapısında yer alan yapısal bir homopolisakkarit olup Dglukozların beta14 glikozidik bağlarla bağlanmış düz bir polimeri )

( CELLULOSE )

( CELLULOSE )

( ZELLULOSE | ZELLSTOFF, CELLULOSE | CELLULOSE )

( CELLULA )


- HÜCEYRE[Ar. < HÜCEYRE] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜCEYRE

( Çok küçük hücre )


- HÜCRE ÂKİLİ | YUTAR HÜCRE ile/||/<> YUTAR HÜCRE ile/||/<> YUTAR GÖZE

( yutar göze phagein yemek kytos hücre Zararlı maddeleri ya da boşaltım maddelerini yutan herhangi bir hücre fagositoz yapan herhangi bir akkan hücresi Fagosit )

( PHAGOCYTE )

( PHAGOCYTE )

( FRESSZELLEN )


- HÜCRE BİLİMİ | GÖZE BİLİMİ ile/||/<> HÜCRELER ARASI | GÖZELER ARASI ile/||/<> HÜCRE YUTARLIĞI | GÖZE YUTARLIĞI


- HÜCRE BİLİMİ/SİTOLOJİ[Fr. < CYTOLOGIE] ile/||/<> HÜCRE BİLİMSEL/SİTOLOJİK[Fr. < CYTOLOGIQUE]


- HÜCRE BİLİMİ ile/||/<> HÜCRE BİLİMİ

( kytos hücre logos bilim Hücrenin yapı görev çoğalma gibi özelliklerini inceleyen biyolojinin bir dalı Sitoloji hücre biyolojisi Hücrenin yapı görev çoğalma gibi özelliklerini inceleyen bir bilim dalı sitoloji Hücrenin yapı görev çoğalma gibi özelliklerini inceleyen bilim dalı hücre biyolojisi sitoloji )

( CYTOLOGY, CELL BIOLOGY | CYTOLOGY )

( CYTOLOGIE )

( ZYTOLOGIE )


- HÜCRE DUVARI ile/||/<> HÜCRE ÇEPERİ


- HÜCRE DUVARI ile/||/<> HÜCRE DUVARI

( Bakteri mantar ve bitki hücrelerinde plazma zarının üzerinde yer alan yapı Gram pozitif bakterilerde kalın bir peptidoglikan ve periplazmadan gram negatif bakterilerde ise lipopolisakkarit ve periplazmadan oluşan bitki hücrelerinde ise plazma zarının dışında selüloz telleri ile pektin lignin hemiselüloz vb maddelerden oluşan önce primer duvar daha sonra da ikincil duvar yapısına dönüşen dış örtü tabakası Hücre çeperi Bakteri ve mayaların sertliğini biçimini ve antijenitesini sağlayan dış örtü Bakterinin etrafını saran yarı geçirgen bir özellik gösteren biyokimyasal etkin olan iç kısmı koruyan bakteriye biçim veren kuvvetli ve sert bir zar hücre duvarı )

( CELL WALL )

( PAROI CELLULAIRE )

( ZELLWAND )


- HÜCRE DUVARI ile/||/<> HÜCRE ZARI

( Duvar rijit selüloz destek, zar esnek fosfolipid. )

( Formül: Bitki/bakteri İLE tüm hücreler )


- HÜCRE GIŞAI | GÖZE ZARI ile/||/<> GÖZE ZARI

( Protoplazma yığınını çevreleyen azçok farklılaşmış yarı geçirici bir zar biyoloji )

( CELL MEMBRANE )

( MEMBRANE CELLULAIRE )

( ZELLMEMBRAN )


- HÜCRE | GÖZE ile/||/<> GÖZE

( İki yanı saydam küçük kap Bir dağılım çizelgesinde bir sıranın bir dikeçle kesiştiği yer ya da iki değişkenin karşılıklı değerlerinin belirlendiği altbölüm çizelge kaynak Bir organizmanın yapı ve görev bakımından en küçük birliği Genel olarak gözle görülemeyecek kadar küçük olup azçok farklılaşmış ve yarı geçirici bir göze zarı ile çevrili bir sitoplâzma yığını ile bunun ortasında bulunan bir çekirdekten oluşur I Yün çoraplara örme yoluyla yapılan yama Esnemez İnönü Eskişehir II 1 gözecik 2 Toprak damlı evlerin tavanı Çarıksaray Yukarıdinek Şarkikaraağaç Isparta Isı ışık kimyasal etkileşim gibi olaylar sonucu oluşan yüksüren kuvvet kaynağı botanik biyoloji kaynak Ağ ipliği veya ağ yapımında kullanılan başka bir materyalle çevrilmiş düzenli bir açıklık )

( CELI | CELL | MESH )

( CELLULE | PILE, CELLULE )

( ELEMENT | ZELLE | ZELLE, ELEMENT )


- HÜCRE KÜLTÜRÜ[İng. CELL CULTURE] ile/||/<> HÜCREDIŞI ORTAMI[İng. EXTRACELLULAR MATRIX]

( Hayvan ya da bitki dokularının canlılardan çıkarılıp, uygun besi ortamlarında ve uygun yaşam koşullarında (Hayvan gözeleri için 37 santigrat sıcaklıkta %95 hava %5 CO2 ortamda) büyümelerine devam etmesine olanak sağlayan göze topluluklarıdır. Laboratuvarda in vitro ortamda yapılan bu düzene göze kültürü denir. @@ Hayvanların (özellikle memelilerin) dokularında, gözeleri çevreleyen ve destekleyen, çok çeşitli karmaşık yapıyı içinde bulunduran; bağ dokuları, kollajen, elastik, fibrillin, fibronektin ve laminin ile GAG (glikozaminoglikan olarak adlandırılan) şekerlerinin bulunduğu, gözenin zarının dışında kalan bölgedir. Hayvanlardaki bağ dokusunun belirleyici yapısıdır. Aşağıdaki görselde, alt kısımda göze ve göze zarı, üst kısımda ise Hücredışı Ortam görünmektedir:

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- HÜCRE:
ÖRGÜTLÜ ile/ve/||/<>/> ÖZGÜR

( Örgen. İLE/VE/||/<>/> Sperm. )


- HÜCRE YUTARLIĞI ile/||/<> PHAGOCYTOSIS[İng.] ile/||/<> PHAGOCYTOSE[Fr.] ile/||/<> PHAGOCYTOSE[Alm.] ile/||/<> GÖZE YUTARLIĞI

( göze yutarlığı göze yutarlığı phagein yemek kytos hücre Büyük katı parçacıkların yalancı ayaklar çıkarılarak hücrenin içine alınması Bir hücrelilerin amöboid hareketle avını yutması Omurgalı bağışıklık sisteminin özel hücreleri tarafından mikroorganizmaların hücre içine alınarak sindirilmesi Fagositoz karşılık fagositoz phagein yemek kytos boşluk Yutargöze tarafından küçük ve yabancı parçacıkların yutulup parçalanması )

( PHAGOCYTOSIS )

( PHAGOCYTOSE )

( PHAGOZYTOSE )


- HÜCRE ile/||/<> CARRELL[İng.] ile/||/<> ODACIK

( Büyük kitaplıklarda çalışması uzun sürecek araştırıcılara ayrılan küçük oda )

( CARRELL )


- HUCRE[Ar. < ḤUCRE] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜCRE

( hücre bilimi hücre duvarı hücre evi hücre yutarlığı hücreler arası kök hücre yardımcı hücre yarı hücre yutar hücre görme hücresi sperma ana hücresi yağ hücresi yumurta hücresi çanaksı hücreler mitral hücreler Organizmanın canlılığını kendi başına sürdürebilen bölünüp çoğalabilen ve dışarıdan aldığı maddeleri özümleyebilen en küçük birimi göze Küçük oda Tutukluların veya hükümlülerin yalnız olarak kapatıldıkları küçük oda Siyasi bir inançla gizli olarak çalışan bir örgütün genellikle aynı yerde çalışanlarının oluşturduğu topluluk )


- HÜCRE/BEYİN/ZİHİN ile/ve/||/<>/> GÖVDE


- HÜCRELER ARASI ile/||/<> GÖZELER ARASI

( gözeler arası Hücrelerin arasında olan İntersellüler hücreler arası )

( INTERCELLULAR )

( INTERCELLULAIRE )

( INTERZELLULAR )

( INTER: ARASINDA; CELLULA: KÜÇÜK HÜCRE )


- HÜCRESEL OTOMAT ile/||/<> PDE

( Uzayı ve zamanı kesikli hücrelere bölüp, her hücrenin durumunu komşularına bakan basit yerel kurallarla güncelleyen model türüdür; basit kurallardan karmaşık desenler doğar. @@ Bir büyüklüğün uzayda ve zamanda sürekli değişimini betimleyen denklemdir. İlki kesikli ve kural-tabanlı, ikincisi sürekli ve denklem-tabanlıdır; ikisi de yayılım ve desen oluşumu gibi olguları modeller. )


- HÜCRESEL ile/||/<> OTOMAT

( Hücresel otomatlar kuramı )

( John von Neumann tarafından 1948 yılında keşfedildi/formüle edildi. (1903-1957) (Ülke: Macaristan/ABD) (Alan: Matematik, Bilgisayar) (Önemli katkıları: Oyun teorisi, bilgisayar mimarisi) )


- HÜCUM | AKIN ile/||/<> AKIN

( Sayı yapmak üzere karşı takım kalesine doğru genellikle topluca girişilen eylem Düşman topraklarına tedirgin etme yıldırma çapul vb amaçlarla birdenbire ve toplu olarak yapılan baskın )

( ATTACK | FLOW )

( COURANT )

( ANGRIFF | STRÖMUNG )


- HÜCUM[Ar. < HUCŪM] ile/değil/yerine/=/||/<> SALDIRI | ATAK

( hücumbot hücum oyuncusu hızlı hücum saldırı Üşüşme bir yere toplanma İleri anlamında kullanılan bir seslenme sözü Sert eleştiri atak II )


- HUCUMBOAT[Ar. < HUCŪM + İng. BOAT] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜCUMBOT

( Görevi saldırmak olan torpidolarla donatılmış keşif ve karakol görevlerini de yapan çok hızlı küçük savaş gemisi )


- HÜDA[Fars. < ḪUDĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> ALLAH


- HUDAİNABİT[Fars. < ḪUDĀ + Ar. -Į + NĀBİT] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜDAYİNABİT

( Kendiliğinden yetişen bitki Başıboş büyümüş kimse Eğitim görmemiş kendi kendini yetiştirmiş olan kimse Yaradılıştan gelen kendiliğinden olan hiçbir yerden destek almayan )


- HÜDAVENDİGÂR/İMPARATOR ile/||/<> İMPARATOR ile/||/<> HÜKÜMDAR ile/||/<> HAKAN/MELİK ile/||/<> HÜNKÂR/SULTAN ile/||/<> HULAGUHAN

( XIV. ve XV. yüzyılda Osmanlı sultanları tarafından imparator anlamında kullanılan san. İLE/||/<> Çok uluslu devleti yöneten hükümdar. İLE/||/<> En üst ve gücü elinde tutan yönetici. İLE/||/<> Hükümdarlar hükümdarı anlamında kullanılan san. İLE/||/<> Osmanlı'da devlet başkanına verilen san. İLE/||/<> İlhanlı Devleti'nin kurucusu olan ünlü Moğol hükümdarı. )


- HUDÂYÎ ile/ve/||/<> HUDÂYÎ-NÂBİT

( Ulûhiyet. | Allah'a mensup. İLE/VE/||/<> Allah'ın verdiği.[bkz. HÜKM-İ İLÂHİ] | Ekilmeksizin kendiliğinden biten/yeşeren/oluşan. )


- HUDEYBE | YUMRUCUK ile/||/<> YUMRUCUK

( İçinde oluştuğu kayaçtan ayrımlı mineral maddelerle yapılı düzensiz düğümcük biçiminde cisim botanik tümsecik )

( NODULE )

( NODULE | TUBERCULE )

( KNOLLE )


- HUDHUD[Ar. < HUDHUD] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜTHÜT

( çavuş kuşu Hazreti Süleyman ile Belkıs arasında haberleşmeye aracılık eden bir kuş )


- HUDUD[Ar. < ḤUDŪD] ile/değil/yerine/=/||/<> HUDUT

( hudut boyu hudut dışı sınır Bir şeyin varabildiği en son nokta )


- HUDUS ile/ve/||/<> ZAMAN ile/ve/||/<> NİSAP ile/ve/||/<> GÜN ile/ve/||/<> RES ile/ve/||/<> KÂBE ile/ve/||/<> NEŞV-Ü-NEMÂ ile/ve/||/<> KAST VE NİYET ile/ve/||/<> HÜKÜMLER ile/ve/||/<> BEKÂ ile/ve/||/<> MEŞRÛ TASARRUF


- HUDUT, MUHİT ile/||/<> CONTOUR[İng.] ile/||/<> CONTOUR[Fr.] ile/||/<> CONTORNORE[Lat.] ile/||/<> KONTUR, AUSSENLINIE, RAND, BERANNUNG, UMRISS[Alm.] ile/||/<> ÇEVİRGE

( Sonlu sayıda pürüzsüz yayın bileşimi Anlamdaş parçalı pürüzsüz eğri )

( CONTOUR )

( CONTOUR )

( KONTUR, AUSSENLINIE, RAND, BERANNUNG, UMRISS )

( CONTORNORE )


- HUEVO[İsp. < HUEVO] ile/değil/yerine/=/||/<> VOYVO

( Alay ederek sataşmak için söylenen bir söz )


- HUFFAŞ ile/||/<> CHAUVE-SOURIS[Fr.] ile/||/<> YARASA

( zooloji )

( CHAUVE-SOURIS )


- HUFFAŞİYE | YARASALAR ile/||/<> YARASALAR

( Chiroptera kheir el pteryx kanat Omurgalı hayvanlardan memeliler Mammalia sınıfının etenliler Placentaila bölümünün bir takımı yegâne uçabilen memeliler olup ön ayak parmakları çok uzamıştır Ön parmaklar ve ön bacaklar arasına gerili ince bir deri vücudun yanları boyunca ard bacaklara bazen kuyruğa kadar uzanır ve kanat görevini taşır Bazıları kuyrukludur Bazılarının parmaklarında emici safihalar vardır Vücutları yumuşak ve sık kıllarla kaplıdır İskeletleri hafif yapılıdır Gözleri küçük fakat parlaktır Sahip oldukları bir çeşit radar sistemleri sayesinde gece uçarlarken her türlü engelden kendilerini korurlar Parmakları çengel tırnaklı olup dinlenme zamanı başaşağı doğru asılırlar Gece hayvanlarıdırlar Türleri çoktur Sıcak memleketlerdekiler büyük boylu olurlar En uzun kış uykusuna yatan hayvanlardır Çoğu böcek yer bazısı kan emer Büyükyarasalar Megachiroptera ve küçükyarasalar Microchiroptera olmak üzere 2 alttakımı vardır zooloji kheir el pteryx kanat Memeliler Mammalia sınıfının etenliler Placentalia bölümünden tek uçabilen memeliler olup ön ayak parmakları çok uzun ön parmaklar ve ön bacaklar arasına gerili ince deri vücudun yanları boyunca art bacaklara bazen kuyruğa kadar uzanan ve kanat görevini taşıyan bazıları kuyruklu bazılarının parmaklarında emici safihalar bulunan vücutları yumuşak ve sık kıllarla kaplı iskeletleri hafif yapılı gözleri küçük ve iyi gelişmemiş parmaklarında çengel tırnakları olan ve dinlenme sırasında aşağıya doğru asılı duran en uzun kış uykusuna yatan gece faal olan bir takım )

( BATS )

( CHAUVES - SOURIS | CHIROPTÈRES | CHAUVES SOURIS )

( FLATTERTIERE )

( CHIROPTERA )


- HUFFMAN ile/||/<> ARITHMETIC ile/||/<> LZ77

( Veri sıkıştırma yöntemleri. )

( Formül: L̄ = Σpᵢlᵢ ≥ H(X) )


- HUFRE ile/||/<> ÇUKUR

( Bez tezgahı Akseki Antalya biyoloji coğrafya Ağızlarda çuhur olarak da geçer R κιχόριον cichorium Zichorie Wegwarte Ağızlarda τσιχόρι τσιγόρ τσοχόρ olarak kullanılır Ağızlarda çuhur olarak da geçer R κιχόριον cichorium Zichorie Wegwarte Ağızlarda τσιχόρι τσιγόρ τσοχόρ olarak kullanılır )

( FOSSÉ )

( ΚΙΧΌΡΙΟΝ / κιχόριον )


- HUFRE-İ İNHİDAMİYE ile/||/<> GRABEN[Alm.] ile/||/<> ÇÖKÜNTÜ HENDEĞİ

( coğrafya )

( GRABEN )


- HUĞ ile/||/<> ...

( Asma çubuk ve yapraklarından yapılan bekçi kulübesi Gökmenler Çatak Gedikli Kızılağaç Saimbeyli Adana Kökeni karışıktır Tietzeye göre 308 203 Arapçadan alınmıştır kūḫ fensterlose Schilfhütte Feldhütte Doerfer TMEN 602 yanlışlıkla eski ve yeni diyalektlerde kullanılan uğ çadır direği sözüyle birleştirmiştir Bu söz Orta Türkçede ve Eski Kıpçakçada ūğ olarak geçer Çağdaş diyalektlerin bir bölümünde de ūk olarak kullanılır ūk uvık ūk Räsänen LTS 128 de huğu eski ve yeni diyalektlerde geçen uğ ve ūk biçimleriyle birleştirmiş Şorca uğ ev ū ev biçimlerini de vermiştir Radloff Şorca biçimleri Türkçe evin yan biçimleri olarak değerlendirmiştir Räsänene göre Türkçe huğ biçimi eski Altaycadan kalma pli bir örnektir Räsänen sözlüğünde de Türkçe huğ biçimini Orta Türkçede ve Eski Kıpçakçada çadır direğine verilen uğ adıyla karşılaştırmış Şorca ū ev biçimini vermiş V 510a ev maddesinde ise Şorca uğ ū ev biçimlerini de saymıştır V 34a Buna karşılık huğ maddesinde uğ biçimini vermediği gibi herhangi bir açıklama yapmadığı da göze çarpıyor Clauson ED 76a Orta Türkçe ve Eski Kıpçakça ūğ biçiminin çağdaş diyalektlerde yaşayan karşılıkları arasında Kazakça ūk biçimi yanında Şorca uğ biçimini de olası bir karşılık olarak vermiştir Clauson Doerfere uyarak Türkçe huğ a hut made of reeds or rushes biçimini de saymıştır Doerfer UAJb N F 1 96 134 N F 2 142 Erdhütte anlamından yola çıkarak Halaçça hǖk Hütte sözünü de Türkçe huğ biçimiyle karşılaştırmıştır hü k Hütte Vgl ttü dial höyük hüğ Hügel also ursprünglich Erdhütte oder vgl huğ Hütte Son olarak Doerfer UAJb N F 2 142 de huğ üzerinde durmuştur Doerfer Räsänen Clauson gibi yazarların Tietzenin huğun Arapçadan alındığı yolundaki açıklamasından habersiz kaldıkları anlaşılıyor Dankoff ALT 281 Tietzenin Arapça etimolojisine katılmamış ancak Farsça kūx kōx hut biçiminin Anadolu ağızlarında koh bostan kulübesi küğ bağ ve bahçe kulübesi olarak geçtiğini açıklamıştır Dankoffun belirttiği gibi Tietze Pers bu alıntılar üzerinde durmamıştır Tietzenin etimolojisine katılmayan Dankoffa göre Türkçe huğ biçimi Ermeniceden kalma bir alıntıdır Bu yolda daha çok bilgi edinmek için Dankoff ALT 281 Dankoffun saydığı biçimlerin özenle süzgeçten geçirilmesi gerektiği açıktır )


- HUKKA[Ar. < ḤUḲḲA] ile/değil/yerine/=/||/<> HOKKA

( hokka oyunu hokka takımı tükürük hokkası Metal cam veya topraktan yapılmış küçük kap İçine mürekkep konulan küçük kap mürekkeplik II Hokkabazların içine bir şey koyup el çabukluğu ile kaybettikleri yuvarlak kap )


- HUKKABAZ[Ar. < ḤUḲḲA + Fars. -BĀZ] ile/değil/yerine/=/||/<> HOKKABAZ

( El çabukluğu ile birtakım şaşırtıcı olaylar yapmayı meslek edinen kimse Başkalarını aldatarak yalan dolanla iş gören )


- HÜKM | VARGI ile/||/<> VARGI

( Bir araştırma ve irdelemede elde edilen sonuç Varsayımlardan çıkan sonuç çıkarım sonucu Tümdengelimci bir dizgede sayıltılardan kaynaklanan ve bilinen çıkarım kuralları yoluyla türetilen sonuçlar 1 Verilen bir öncelden olgu ya da önerme çıkarsama yolu ile varılan sonuç Verilmiş öncüllerden bir sonucun çıkarılması çıkarım sonucu varılan sonuç A önermesine B önermesinden varılıyorsa B doğru ise mantık yasaları gereğince A nın da doğru olarak tanıtlanması gerekir 2 Öncülleri sonuç önermesine bağlayan mantıksal bağıntı matematik )

( CONCLUSION | CONSEQUENCE )

( CONCLUSION | CONSÉQUENCE )

( SCHLUSSFOLGERUNG | KONKLUSION, SCHLUSSFOLGERUNG | KONSEQUENZ )

( CONCLUSIO | CONSEQUENTIA )


- HUKMDAR[Ar. < ḤUKM + Fars. -DĀR] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜKÜMDAR

( Padişah kral hakan gibi taht sahibi devlet başkanı yabgu )


- HUKMEN[Ar. < ḤUKMEN] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜKMEN

( Hakem kararıyla Verilen karara göre karar gereği )


- HUKMETMEK[Ar. < ḤUKM + Tr. ETMEK] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜKMETMEK

( Egemenliği altında bulundurmak Düşünme veya yargılama sonunda bir kanıya varmak Aklına esmek Bir kimseye veya topluluğa sözünü geçirmek )


- HUKMFERMA[Ar. < ḤUKM + Fars. -FERMĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜKÜMFERMA

( Hüküm süren )


- HÜKMİ[Ar. < ḤUKMĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> TÜZEL (HÜKMİ ŞAHIS, HÜKMİ ŞAHSİYET)


- HÜKMÎ ŞAHIS | TÜZEL KİŞİ ile/||/<> TÜZEL KİŞİ

( Türesel varlık başlı başına bir varlık olmak üzere kurulan ve belirli bir amaç için meydana getirilen dernek ortaklık gibi özdeksel olmayan kuruluşlar Birçok kişiden oluşan ve tek bir kişi sayılan hukuki varlık tüzel kişi )

( LEGAL PERSON | ARTIFICIAL PERSON, CORPORATE BODY, LEGAL ENTITY )

( PERSONNE JURIDIQUE )


- HUKMOLUNMAK[Ar. < ḤUKM + Tr. OLUNMAK] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜKMOLUNMAK

( Hüküm verilmek )


- HUKŞAT[İng. < HOOK SHOT] ile/değil/yerine/=/||/<> ÇENGEL ATIŞ


- TÜZE/HUKUK:
BAŞLANGIÇTA ile/ve/değil/||/<>/> GÜNÜMÜZDE


- HUKUK DÜZENİ ile/ve/||/<>/< DÜNYA GÖRÜŞÜ


- HUKUK | TÜZE ile/||/<> TÜZE ile/||/<> HALK TÜZESİ

( Gerektiğinde yetkili kişilerce zor kullanılarak yürütülen toplumsal ilişkiler halk tüzesi Doğrunun hakkın korunması doğru olmanın özbelirtisi 1 Platon ve Aristotelesten beri herkese kendine uygun düşeni kendi hakkı olanı verme demek olan bir anaerdem 2 Daha dar biçimsel anlamda Doğru olarak kabul edilmiş olanda uzlaşma Herkesin hakkının yasalarla tanınmış olması 3 En dar anlamda Yargıcın niteliği olarak yürürlükte olan hukuk yasalarının kesin bir uygulanması Ancak bu uygulama insan yaşamındaki durumların ve ilişkilerin sonsuz çeşitlililiği ve karmaşıklığı içinde çok kesin ve en yüksek tüze olarak görülmek istenirse en büyük bir tüzesizliği de dönüşebilir bu yüzden ölçülü bir sağduyuyla tamamlanmak zorundadır tüze )

( LAWS | JUSTICE )

( DROIT | JUSTICE )

( RECHT | GERECHTIGKEIT )

( JUSTITIA )


- TÜZE/HUKUK:
ZORUNLU/LUK ile/ve/değil/||/<>/< GEREKLİ/LİK


- HUKUK ile/||/<> DROIT (OBJEKTIF)[Fr.] ile/||/<> TÜRE

( DROIT (OBJEKTIF) )


- HUKUK ile/ve/||/<>/>/< HUDÛD


- HUKUK[Ar. < ḤUḲŪḲ] ile/değil/yerine/=/||/<> HUKUK

( hukuk müşaviri asliye hukuk mahkemesi medeni hukuk örfi hukuk pozitif hukuk sulh hukuk mahkemesi tabii hukuk yazılı hukuk aile hukuku amme hukuku ceza hukuku deniz hukuku hava hukuku idare hukuku İslam hukuku kamu hukuku kilise hukuku miras hukuku teamül hukuku toprak hukuku usul hukuku uzay hukuku Toplumu düzenleyen ve devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların bütünü tüze Bu yasaları konu alan bilim Yasaların ceza ile ilgili olmayıp alacak verecek vb davaları ilgilendiren bölümü Haklar Ahbaplık dostluk )


- HUKUK/HUKUK[Ar. < ḤUḲŪḲ] ile/||/<> HUKUKEN/HUKUKEN[Ar. < ḤUḲŪḲEN] ile/||/<> HUKUKİ/HUKUKİ[Ar. < ḤUḲŪḲĪ]

( hukuk müşaviri asliye hukuk mahkemesi medeni hukuk örfi hukuk pozitif hukuk sulh hukuk mahkemesi tabii hukuk yazılı hukuk aile hukuku amme hukuku ceza hukuku deniz hukuku hava hukuku idare hukuku İslam hukuku kamu hukuku kilise hukuku miras hukuku teamül hukuku toprak hukuku usul hukuku uzay hukuku Toplumu düzenleyen ve devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların bütünü tüze Bu yasaları konu alan bilim Yasaların ceza ile ilgili olmayıp alacak verecek vb davaları ilgilendiren bölümü Haklar Ahbaplık dostluk )


- HUKUKÇULUK | TÜZECİLİK ile/||/<> HUKUKİLİK | TÜZELLİK | HUKUKSALLIK


- HUKUKEN[Ar. < ḤUḲŪḲEN] ile/değil/yerine/=/||/<> HUKUKEN

( Hukuksal olarak hukuk bakımından )


- HUKUKİ[Ar. < ḤUḲŪḲĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> HUKUKİ

( hukuki metroloji Hukukla ilgili hukuksal tüzel Hukuka uygun hukuksal tüzel )


- HUKUKİ ile/||/<> HUKUKSAL


- HUKUKÎ ile/||/<> JURIDIQUE[Fr.] ile/||/<> TÜREL

( JURIDIQUE )


- HUKUKSUZLUK ile/ve/||/<> AYIP


- HUKUK'UN YAYGINLAŞTIRILMASI ve/||/<>/> ÖZGÜRLÜĞÜN GÜVENCESİ


- HÜKÜM[Ar. < ḤUKM] ile/değil/yerine/=/||/<> YARGI | EGEMENLİK | KARAR

( hükmetmek hükmolunmak amir hüküm gıyabi hüküm peşin hüküm kanun hükmünde kararname yargı egemenlik Değer aynı veya benzer nitelik Önem geçerlilik karar )


- HÜKÜM (MUHAKEME) | HÜKÜM ile/||/<> HÜKÜM

( JUGEMENT | DISPOSITION )

( JUGEMENT | DISPOSITION )


- HÜKÜM | YARGI ile/||/<> YARGI

( Kişi durum ya da nesnelerin eleştirici bir tutumla değerlendirilmesi Bununla ilişkili olarak kavrama karşılaştırma ve değerlendirme gibi süreçlere baş vurulur Geleneksel mantıkta önermenin dile getirdiği düşünce ya da başka bir deyişle sav Krş koşulsuz yargı Öznenin konu ya da nesneler üzerinde yüklemci bir işlemde bulunarak vardığı bilgi Bir şeyin ya da iki şey arasındaki bağıntının gerçekliğini evetleyen ya da değilleyen düşünsel edim dille anlatımı önermedir Temel formülü S P dir Yargının yapısı Yargıda önermede a kendisi için bir şey söylenen konu subjectum b bu konu üzerine söylenen yüklem praedikatum bu konu ile yüklemi birbirine bağlayan koşaç copula vardır Yargı biçimleri Aristotelesten gelen gelenekle Ortaçağda ve sonra yeniden Kantta dört öbekte toplanır a Niceliğine göre Tümel tikel tekil yargılar b Niteliğine göre Evetleyici ya da olumlu yargılar değilleyici ya da olumsuz yargılar sınırlayıcı yargılar c Bağıntılarına göre Koşulsuz kategorik koşullu hipotetik ayrıklı disjunktif yargılar d Kipliğine göre Belkili problematik yargılar gerçeklik yargıları ya da yalın yargılar assertorik zorunlu apodiktik yargılar Kant yargıları bir de çözümleyici ve bireşimsel olarak ayırmıştır a Çözümleyici analitik ya da açıklayıcı yargılar yüklemi konuda zaten verilmiş olan yargılar ör Bütün cisimler yer kaplar b Bireşimli sentetik ya da genişletici yargılar konuya konuda düşünülmemiş olan başka bir yüklem veren konunun dışına çıkıp onu başka kavramlarla birleştiren aralarında bağ kuran yargılar Ör Cisimler ağırdır Yüklemle bildirilen karar veya düşünce Geleceksin gideceğiz yapsın vb Yüklemin bir duyguyu bir düşünceyi bir isteği veya bir durumu bir oluş ve kılışı karar olarak bildirmesi gelecek okuyacağız alsın çalış durakladı kavradın yorulacaksın sakıncasızdır vb )

( JUDGMENT | JUDGEMENT )

( JUGEMENT )

( URTEIL | RECHTSHANDEL )

( IUDICIUM )


- HÜKÜMDAR["KRAL/PAPA"]:
"YASALARLA BAĞLANMIŞ/SINIRLANDIRILMIŞ DEĞİLDİR" ve/||/<> AKILLA BAĞLANMIŞ/SINIRLANDIRILMIŞ DEĞİLDİR

( LEGIBUS SOLUTUS et/||/<> RATIONE ALLIGATUS )


- HÜKÛMET[Ar. < ḤUKŪMET] ile/değil/yerine/=/||/<> BAKANLAR KURULU | HÜKÛMET KONAĞI

( hükûmet darbesi hükûmet erkânı hükûmet kapısı hükûmet komiseri hükûmet konağı hükûmet merkezi kukla hükûmet azınlık hükûmeti koalisyon hükûmeti bakanlar kurulu Bir ülkenin yönetim kuruluşları Devlet yönetimi beylik hükûmet konağı İdare etme )


- HÜKÛMET KONAĞI ile/||/<> PAŞA KAPISI


- HÜKÜMLÜLÜK ile/||/<> MAHKÛMLUK


- HÜKÜMRAN[Ar. < ḤUKM + Fars. -RĀN] ile/değil/yerine/=/||/<> EGEMEN


- HÜKÜMRANLIK ile/ve/değil/yerine/||/<>/<
DİSİPLİN ile/ve/> YÖNETİMSELLİK


- HULA HOOP[İng. < HULA HOOP] ile/değil/yerine/=/||/<> HULAHOP

( Genellikle sert plastikten büyük çember şeklinde yapılan vücudun bel ve basen bölgesinde çevrilerek kullanılan çocuk oyuncağı ve spor aleti )


- HULÂSA ETME | ÖZETLEME ile/||/<> ÖZETLEME

( Okunan bir parçanın dinlenen bir konuşmanın ana düşüncelerini belirtmek üzere sözlü ya da yazılı özetini çıkarma Bir yapıtı bir yazıyı bütün ayrıntılarından sıyırarak kısa derli toplu anlatma )

( SUMMARIZING )

( RÉCAPITULATION )


- HÜLASA[Ar. < ḪULĀṢA] ile/değil/yerine/=/||/<> ÖZET | ÖZ

( özet öz I hü la sa kısaca Herhangi bir maddenin alkol eter vb bir eritici ile ayrılmış veya başka bir yol ile elde edilmiş etkili özü )


- HÜLASATEN[Ar. < ḪULĀṢATEN] ile/değil/yerine/=/||/<> KISACA


- HULEYME | MEME BAŞI ile/||/<> MEME BAŞI

( biyoloji Her meme lobunun en uç kısmında bulunan meme başı kanalıyla dış ortama açılan sağım ve emzirmenin gerçekleştiği bölüm papilla mamma )

( TEAT, NIPPLE )

( PAPILLA )

( PAPILLA MAMMAE )


- HULFE ile/||/<> SENESCENCE[İng.] ile/||/<> SÉNESCENCE[Fr.] ile/||/<> SENESZENZ, ALTERN[Alm.] ile/||/<> BUNAMA

( Sonuçta ölüme götüren karmaşık yaşlanma olayı )

( SENESCENCE )

( SÉNESCENCE )

( SENESZENZ, ALTERN )


- HULLE[Ar. < ḤULLE] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜLLE

( Medeni Kanun un kabulünden önce kocasından üç kez boşanan kadının yine eski kocasıyla evlenebilmesi için yabancı bir erkeğe bir günlüğüne nikâh edilmesi )


- HULUL[Ar. < ḤULŪL] ile/değil/yerine/=/||/<> GEÇİŞME | GEÇİŞİM

( Gelme gelip çatma Bir şeyin içine işleme içine sinme nüfuz etme Tanrı nın herhangi bir bedene ve eşyaya girip görünür duruma geldiğini onların suretine girdiğini kabul etme geçişme geçişim )


- HULÛL ile/ve/||/<> SÜKÛN


- HULUS[Ar. < ḪULŪṢ] ile/değil/yerine/=/||/<> HULUS

( Gönül temizliği saf olma Dalkavukluk etme )


- HULUSİ BEHÇET ÖNCESİ TANIMLAMALAR ile/||/<> BEHÇET HASTALIĞI MODERN TANI

( Behçet öncesi semptomlar ayrı hastalıklar sayılırdı İLE 1937 sonrası bir sendrom olarak tanındı. Hipokrat oral ülserler tanımladı İLE Behçet üçlü semptom kompleksini birleştirdi. Eski tanımlar eksik İLE modern tanı bütüncül yaklaşım sağlar. )

( Hulusi Behçet tarafından 1937 yılında keşfedildi/formüle edildi. (1889-1948) (Ülke: Türkiye) (Alan: Dermatoloji, İmmünoloji) (Önemli katkıları: Behçet hastalığını 1937 yılında tanımladı. Üçlü semptom kompleksini (ağız yaraları, genital yaralar, göz iltihabı) bir hastalık olarak ortaya koydu. İsmini taşıyan ilk Türk doktor.) )


- HULUSKAR[Ar. < ḪULŪṢ + Fars. -KĀR] ile/değil/yerine/=/||/<> HULUSKÂR

( Temiz duygulu gönlü temiz olan dalkavuk )


- HULUSKÂRANE[Ar. < ḪULŪṢ + Fars. -KĀR + ĀNE] ile/değil/yerine/=/||/<> DALKAVUKÇA


- HUMA[Ar. < HUMĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜMA

( Başına konduğu kimseye mutluluk getirdiğine inanılan talih kuşu )


- HÜMANİST[Fr. < HUMANISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> İNSANCIL


- HÜMANİZM[Fr. < HUMANISME] ile/değil/yerine/=/||/<> İNSANCILLIK


- HÜMANİZM ile/||/<> İNSANCILIK

( insancılık İnsanı asıl değer kabul eden ve insanla ilgili sorunlara öncelik veren sanat ve edebiyat görüşü 1 XIV XV ve XVI yüzyıllarda ortaçağın skolastik düşünce düzenine bir tepki olarak doğan YunanRoma uygarlıklarının diline yazınsal ve tarihsel yapıtların incelenmesine ağırlık veren eğitim felsefesi 2 İnsan varlığını her şeyin ölçüsü olarak kabul eden bütün varlıkların ve gerçeklerin insana göre açıklanması gereğini ileri süren felsefe görüşü 3İnsanlık sevgisini en yüce amaç ve olgunluk sayan öğreti 1 Eski Yunan ve Roma kültürünü en yüksek kültür örneği diye alan ve ortaçağın skolastik düşünüşüne karşı XIV yüzyılda doğan felsefe bilim ve sanat görüşü 2 İnsanlık sevgisini en yüce amaç ve olgunluk sayan anlayış humonus insanca insana özgü insana ilişkin İnsanlığa insana yaraşır bir yaşam ve düşünmeye ulaşmak için çabalamak Bu bağlamda 1 Genellikle Kavramın en geniş anlamında insanın değer ve saygınlığına insan olmaya insanlığa olan us inancı 2 Batı kültürünün ve eğitiminin Eski Yunan kültürüne dayanmasından yola çıkarak bu kültür kalıtının bilimsel olarak yeniden canlandırılması düşünüşü Romada Yunan kültürü bir eğitim kaynağı olmuştur Cicero Ortaçağda da Yunan ve Romalı yazarların çalışmalarını yenileme çabaları sona ermedi bu çabalar Doğuşçağında Renaissance büyük ölçüde geliştirildi Böylece bilim ve eğitim skolastikten ve kilisenin yetkesinden kurtularak yeni bir kültür ülküsü gerçekleşmeye başladı Bu ülkü Erasmusla doruğuna erişti XVIII yüzyıl sonu ve XIX yüzyıl başında insancılık yeni bir biçim kazandı özellikle Herder Winckelmann W von Humboldt ve Goethenin temsil ettikleri bu evreye yeni insancılık adı verilir Birinci Dünya Savaşından sonra Werner Jeagerin yönetiminde Antikçağa olan ilişkileri yeniden belirleme çabalarına da üçüncü insancılık denir 3 Yukarıdaki görüşlerle hiç bir bağlantısı olmadan Yararcılığın belirli özellikle ingiliz filozofu F S Schillerin canlandırdığı biçimi için kullanılan özel felsefe terimi Protagorasın İnsan her şeyin ölçüsüdür formülünü çıkış noktası olarak alan insanda insanın gereksinme ve ereklerinde bilginin ve doğruluğun ölçeğini bulan anlayış )

( HUMANISME )


- HÜMANİZMA[Fr. < HUMANISME] ile/değil/yerine/=/||/<> İNSANCILLIK


- HUMAR[Ar. < ḪUMĀR] ile/değil/yerine/=/||/<> HUMAR

( İçki veya uyku sersemliği )


- HUMAYUN[Fars. < HUMĀYŪN] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜMAYUN

( Divanıhümayun ihsanıhümayun mutlu Padişahla ilgili Türk müziğinde dügâh perdesinde karar kılan bir makam )


- HUMBARA[Fars. < HUMBERE] ile/||/<> ...

( Demir ya da tunçtan dökülmüş yuvarlak ve boş olan içine patlayıcı maddeler doldurulup havantopu ya da el ile atılan bir tür bomba )

( GRENADE )

( GRENADE )

( GRANATE )

( GRANATA )

( ΧΕΙΡΟΒΟΜΒΊΔΑ / χειροβομβίδα )


- HUMBARA[Fars. < HUMBERE] ile/||/<> HUMBARAHANE ile/||/<> HUMBARA OCAĞI

( Demir ya da tunçtan dökülmüş, yuvarlak ve boş olan, içine patlayıcı maddeler doldurulup havantopu ya da el ile atılan bir tür bomba. )

( GRENADE~...~... )

( GRENADE~...~... )

( GRANATE~...~... )

( GRANATA~...~... )

( ΧΕΙΡΟΒΟΜΒΊΔΑ / χειροβομβίδα~...~... )


- HUMBARA OCAĞI ile/||/<> ...

( Yeniçeri örgütünde humbara yapan ya da savaşta humbara kullanan ağabölüğü )


- HUMBARA[Fars. < ḪUMBARA] ile/değil/yerine/=/||/<> KUMBARA

( kumbarahane Para biriktirmek için kullanılan bozuk veya kâğıt para atılan deliği olan metal toprak plastikten yapılmış küçük kap humbara )


- HUMBARACI ile/||/<> KUMBARACI


- HUMBARAHANE[Fars. < HUMBERE + HÂNE] ile/||/<> ...

( 1 Humbara yapılan devlet fabrikası 2 Humbaracı yetiştirmek ereğiyle 1739da açılan ilk Türk askerî okullarından biri )


- HUMBERE[Fars. < ḪUMBERE] ile/değil/yerine/=/||/<> HUMBARA

( humbarahane Humbara Ocağı Demir veya tunçtan dökülmüş yuvarlak ve boş olan içine patlayıcı maddeler doldurulup havan topu veya el ile atılan yuvarlak bir bomba türü kumbara )


- HUMBEREHANE[Fars. < ḪUMBERE + ḪĀNE] ile/değil/yerine/=/||/<> HUMBARAHANE

( Humbara yapılan fabrika kumbarahane Humbaracı yetiştirmek amacıyla da açılan ilk Türk askerî okullarından biri )


- HUMBOLDT ile/ve/||/<>/> HUMBOLDT

( Wilhelm von İLE/VE/||/<>/> Alexander von )

( Ağabey. İLE/VE/||/<>/> Kardeş. )

( 22 Haziran 1767 - 08 Nisan 1835 ile/ve/||/<>/> 14 Eylül 1769 - 06 Mayıs 1859 )


- HUME ÇATALINDA:
OLGULAR, OLGU DURUMLARI ile/ve/||/<> DÜŞÜNCELERİN BAĞINTILARI

( MATTERS OF FACT vs./and/||/<> RELATION OF IDEAS )


- HUMMA[Ar. < ḤUMMĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> HUMMA

( karahumma kazıklı humma lekeli humma sarıhumma Akdeniz humması dana humması lohusa humması Malta humması tatarcık humması Hastalıkla gelen şiddetli ateş sıtma nöbeti )


- HUMMÂ-İ ESFER ile/||/<> YELLOW FEVER[İng.] ile/||/<> FIÈVRE JAUNE[Fr.] ile/||/<> FEBRIS FLAVA[Lat.] ile/||/<> GELBEFIEBER[Alm.] ile/||/<> SARIHUMMA

( Çizgili sineklerle bulaşan ve özel bir virüsten ileri gelen bulaşıcı ateşli evecen hastalık )

( YELLOW FEVER )

( FIÈVRE JAUNE )

( GELBEFIEBER )

( FEBRIS FLAVA )


- HUMMÂ-İ MESTÛRE ile/||/<> HIDDEN MALARIA[İng.] ile/||/<> PLAUDISME LARVÉ[Fr.] ile/||/<> SCHLEICHFIEBER[Alm.] ile/||/<> GİZLİ SITMA

( Sıtma asalaklarının eksik bir sağıtma ya da konakçı vücudunun direnişiyle çevresel kandan çekilerek kan yapıcı organlarda gizlenmesi ve zaman zaman çevresel kana geçip atipik belirtilere yol açması durumu )

( HIDDEN MALARIA )

( PLAUDISME LARVÉ )

( SCHLEICHFIEBER )


- HUMMINGBIRDS[İng.] ile/||/<> OISEAUX MOUCHES[Fr.] ile/||/<> TROCHILIDAE, TROCHILUS: KOLIBRI[Lat.] ile/||/<> KOLIBRIS[Alm.] ile/||/<> KOLİBRİGİLLER

( Kuşlar Aves sınıfının gökkuzgunumsular Coraciiformes takımının sağanlar Cypseli alt takımından Güney ve Orta Amerikada yaşayan uçarken arı gibi vızıltılı bir ses çıkaran gagaları çiçeklerden nektar emmeyi sağlayacak şekilde çok ince ve çok uzun olan kuyruk tüylerinden bazıları uzun fevkalade güzel parlak renkli 400 kadar türü bulunan bir familya Arı kolibri Mellisuga minima dev kolibri Patagona gigas uzun kuyruklu kolibri Aithuruts polytmus kral kolibri Topaza pella Meksika yıldızı Calothorax lucifer boynuzgaga Prymacantha popelairii en iyi bilinen türleridir )

( HUMMINGBIRDS )

( OISEAUX MOUCHES )

( KOLIBRIS )

( TROCHILIDAE, TROCHILUS: KOLIBRI )


- HUMMUS[Ar. < ḤUMMUṢ] ile/değil/yerine/=/||/<> HUMUS

( nohut İyice ezilmiş nohut tahin ve baharatla hazırlanan bir yemek )


- HUMOR[İng.] ile/||/<> HUMOR[Fr. < HUMOUR]

( 1 Herhangi bir vücut sıvısı 2 Bir bez organ veya dokuyu uyarmak için kan yoluyla iletilen etkin madde 3 Eski düşünürlerin canlı vücudunda olduğu varsaydıkları kan muhat sümüksü madde ve safra vb maddelerden her biri şişkinlik hılt )

( HUMOR )

( HUMOUR )


- HÜMORAL ile/||/<> HÜCRESEL

( Hümoral antikor B hücre İLE hücresel T hücre sitotoksik. )

( Formül: Antibody İLE cell-mediated )


- HUMOUR[Fr. < HUMOUR] ile/değil/yerine/=/||/<> HUMOR

( gülmece Alay dalga geçme hafife alma boş verme )


- HUMPBACK, GIBBOUS, YUN. KYPHOSIS[İng.] ile/||/<> KAMBURLUK

( Sırt bölgesinde doğuştan oluşan omurga tümseği veya dışa doğru oluşan omurga eğriliği kifozis gibozite )

( HUMPBACK, GIBBOUS, YUN. KYPHOSIS )


- HUMULUS LUPULUS[İng.] ile/||/<> ŞERBETÇİ OTU

( Dişi çiçekleri meyveleri üzerinde bulunan bezli kısımları ve köklerinin yapısında oleoreçine alkaloit trimetilamin uçucu yağ acı maddeler lupilik asit zamk tanen içeren tıpta iştah açıcı sindirimi kolaylaştırıcı yatıştırıcı ve afrodizyak olarak enfüzyon 510 biçiminde kullanılabilen en geniş olarak bira üretiminde kullanılan kendirgiller familyasından çok yıllık ve otsu bir bitki şerbetçi otu yoncası )

( HUMULUS LUPULUS )


- HUMUS[Fr. < HUMUS] ile/değil/yerine/=/||/<> HUMUS

( Bitkilerin çürümesiyle oluşan koyu renkte organik toprak )


- HUMUS ile/ve/||/<> KOMPOST

( Latince, "toprak" ya da "alt, sığ" kökünden türemiştir. Kullanımı konusunda bazı yanlış anlamalar söz konusudur. Humus, kompostun alabileceği son durumdur, yani içinde çürüme sürecini devam ettirecek azot, fosfor bileşikleri kalmamıştır. Kompost ise, etrafındaki bitkilere çeşitli vadelerde farklı besin maddeleri sunan, bu nedenle bol miktarda canlıya ev sahipliği yapan, dolayısıyla çürüme işlemi az da olsa hâlâ devam eden ”canlı” bir oluşumdur. Toprağa serdikten sonra toprak ekosistemine karışır, topraktaki biyolojik süreçleri destekleyerek çeşitliliği arttırır ve zamanla humusa dönüşür. Bildiğimiz tüm yaşam türleri karbon temellidir, yani canlı ya da ölü, her şey organik maddedir. Kuru yapraklar, mantarlar, ağaçlar, canlı bir kedi, ölü bir kunduz; aklınıza yaşayan ya da yaşamış olan ne gelirse, organik madde olarak anılır. Bilimsel olarak, içinde karbon bulunan herhangi bir molekül, organik bir moleküldür.

Humusun içinde parçalanması zor olan karbon molekülleri elektrik yüklenerek mineral parçacıkların kendine yapışmasını sağlar. Dahası, bu moleküller sünger işlevi görerek topraktaki mikro yaşam için barınak oluşturur. Yukarıda sözünü ettiğimiz aşınmış minerallere organik madde eklediğinizde birçok bitkinin yaşamasına olanak tanıyan ortam neredeyse oluşmuştur.

Yaşayıp da ölmüş olan her canlı, organik madde olarak toprağa geri döner ve döngüyü tamamlar. Toprakta yetişen her türlü bitkinin yaprak, sap ve kökleriyle birlikte toprakta yaşayan mikro ve makro hayvan varlığının bu biçimde toprak organik maddesine dönüşmesi humus oluşumunun kaynağıdır. Sentetik kimyasalların etkisiyle yararlı canlıların da zarar gördüğü modern tarım yöntemleri nedeniyle bu döngünün kırılmış olması, günümüz yaygın ziraat anlayışının yol açtığı sorunların başında gelir. )


- HUMUZ | OKSİT ile/||/<> OKSİT ile/||/<> OKSİT[Fr. < OXYDE]

( Oksijenin başka bir öğe ya da organik kök ile yaptığı bileşik kimya Bir elementin oksijen ile yaptığı ikili bileşik )

( OXYDE | OXIDE )

( OXYDE )

( OXYD )


- HUMUZÂT-I ESÂSİYE ile/||/<> OXYDES BASIQUES[Fr.] ile/||/<> BAZİK OKSİTLER

( kimya )

( OXYDES BASIQUES )


- HUN[Fars. < ḪŪN] ile/değil/yerine/=/||/<> KAN (DİLHUN)


- HUNER[Fars. < HUNER] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜNER

( Beceri isteyen ustalık beceriklilik )


- HUNGARIAN COOKED SALAMI[İng.] ile/||/<> MACAR SALAMI

( Sarımsak ve paprika içeren bir salam türü )

( HUNGARIAN COOKED SALAMI )


- HUNGER[İng.] ile/||/<> ACIKMA

( Genellikle boş kalan sindirim örgeninin düzenli biçimde sıkışıp açılmasından ileri geldiği sanılan ama öğrenme ve alışkanlıkla da ilişkisi güçlü olan yemek yeme özlemi )

( HUNGER )


- HÜNGÜR HÜNGÜR ile/||/<> ZARIL ZARIL


- HUNHARCA ile/||/<> HUNHARCASINA


- HUNHVAR[Fars. < ḪŪNḪVĀR] ile/değil/yerine/=/||/<> HUNHAR

( Kan döken kasap )


- HUNİ | AĞIZLIK ile/||/<> AĞIZLIK

( genel uygulayım 1Bir sıvıyı dar ağızlı bir kaba aktarmak için kullanılan koni biçimindeki araç 2 Boru boşaltıcı vb ağzına takılan yuvarlak bilezik ya da halka I 1 Tarlalarda ekim ya da sürüme ilk başlanan yer Merzifon Amasya 2 Çift sürme sırasında çift hayvanlarının ot yemelerini önlemek için ağızlarına takılan ip zincir fındık dalı ya da asma çubuklarından örülmüş burunsalık Kemalpaşa İzmir Terme Samsun Çerkeşgüveyi Fatsa Ordu 3 Kağnılarda okun altındaki ağaç Yurtbeyi Gölbaşı Ankara II 1 Teneke ya da bakırdan yapılmış huni biçiminde süt süzgeci Anaç Perşembe Ordu 2 Huni Eşmeyazı Kars )

( FUNNEL )

( ENTONNOIR )


- HUNİ[Yun. < ] ile/değil/yerine/=/||/<> HUNİ

( Bir sıvıyı ağzı dar bir kaba aktarmak için kullanılan koni biçimindeki araç ağızlık )


- HUNİ ile/||/<> HUNİ[Yun.]

( Koni biçiminde dar yanında boynu bulunan doldurma boşaltma ve süzme işlemlerinde kullanılan gereç karşılık infundibulum Huni biçiminde herhangi biryapı kafadanayaklıların sifonu kimya 1 Huni biçiminde herhangi bir yapı veya organ 2 Kafadan ayaklıların sifonu 3 Yüksek organizasyonlu balıklarda hipofizi hipotalamusa bağlayan sap 4 Ktenoforların yassılaşmış mide boşluğu İnfundibulum R χουνί Trichter )

( FUNNEL | INFUNDIBULUM )

( ENTONNOIR | INFUNDIBULUM )

( TRICHTER | INFUNDIBULUM )

( INFUNDIBULUM | INFUNDIBULUM: HUNI )

( ΧΟΥΝΊ / χουνί )


- HUNİ ile/||/<> KLOZET/LAVABO


- HÜNKÂR[Fars. < HUNKÂR] ile/||/<> ...

( Osmanlılarda yalnız padişahlar için kullanılan bir san )


- HUNKAR[Fars. < ḪUNKĀR] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜNKÂR

( hünkârbeğendi hünkâr mahfili Osmanlılarda yalnız padişahlar için kullanılan bir ünvan )


- HUNNAK[Ar. < ḪUNNĀḲ] ile/değil/yerine/=/||/<> ANJİN


- HUNRİZ[Fars. < ḪŪNRĪZ] ile/değil/yerine/=/||/<> KANLI


- HÜNSA[Ar. < ḪUNS̱Ā] ile/değil/yerine/=/||/<> ERDİŞİ


- HÜNSALIK | ERSELİK ile/||/<> ERSELİK

( Kişide her iki cinse özgü örgenlerin ya da ruhsal niteliklerin bir arada bulunması ersi erdişi )

( HERMAPHRODITE | INVERT )

( INVERTI )

( HERMAPHRODIT )

( HERMAPHRODITUS )

( ERMAFRODITO )

( ΕΡΜΑΦΡΌΔΙΤΟΣ / ερμαφρόδιτος )


- HÜNSALIK | ERSELİK ile/||/<> EVİRTİK

( Kişide her iki cinse özgü örgenlerin ya da ruhsal niteliklerin bir arada bulunması. @@ bk. ersi. @@ bk. erdişi. )

( HERMAPHRODITE | INVERT~INVERT )

( INVERTI~INVERTI )

( HERMAPHRODITUS~... )

( HERMAPHRODIT~INVERTIERT )

( ERMAFRODITO~INVERTITO )

( ΕΡΜΑΦΡΌΔΙΤΟΣ / ερμαφρόδιτος~ΑΝΤΕΣΤΡΑΜΜΈΝΟΣ / αντεστραμμένος )


- HUNTING[İng.] ile/||/<> CHASSE[Fr.] ile/||/<> JÄGERTUM[Alm.] ile/||/<> AVCILIK | TOPLAYICILIK

( Genellikle toplayıcılıkla birlikte yapılan ama toplayıcılıktan daha ileri bir tekniğe dayanan ok mızrak çengel topuz balta ağ zıpkın olta sapan tuzak gibi av araçlarıyla türlü zehirleri at köpek atmaca şahin gibi hayvan ve kuşları gerektiren insanlığın en eski besin elde etme yolu a toplayıcılık )

( HUNTING )

( CHASSE )

( JÄGERTUM )


- HURAFE[Ar. < HURÂFE] ile/||/<> İNANILMAZ MASAL

( İnanılmaz masal )


- HURAFE[Ar. < ḪURĀFE] ile/değil/yerine/=/||/<> HURAFE

( İslamiyet ten önceki dinlerden kalan veya dinde olmadığı hâlde sonradan oluşturulmuş gerçekle ilgisi bulunmayan batıl inanç efsane hikâye rivayet vb )


- HURASAN[Fars. < ḪURĀSĀN] ile/değil/yerine/=/||/<> HORASAN

( Kiremit ve tuğla tozlarının kireç ve su ile karıştırılmasından elde edilen bir harç türü )


- HURASANİ[Fars. < ḪURĀSĀN + Ar. -Į] ile/değil/yerine/=/||/<> HORASANİ

( Üst bölümü sarıktan taşacak biçimde yapılmış hoca kavuğu )


- HURÇ[Ar. < HURC] ile/||/<> HURCUN

( hurcun Az xurcun 1 meşin veya kilimden yapılmış büyük torba 2 heybe kurçın 1 heybe 2 hurç Tatarcada kurjın olarak da geçer hurjun sırt çantası korjın 1 heybe 2 büyük torba kurcun 1 heybe 2 hurç Doerferin Räsänenin sözlüğüne düştüğü nota göre Farsçadan alınmıştır xurčīn Räsänen V 163a Komşu dillere de geçmiştir xurc Krt xurc xörc sac de voyage portemanteau xurj n knapsack )

( XURCUN[Az.]~KURÇIN[Tatk.]~HURJUN[Kmk.]~KORJIN[Kzk.]~KURCUN[Krg.] )


- HURC[Ar. < ḪURC] ile/değil/yerine/=/||/<> HURÇ

( Genellikle yelken bezinden veya meşinden yapılmış büyük heybe Çeşitli kumaşlardan yapılan içerisine battaniye yorgan vb eşya konulan özel çanta )


- HURDA ile/ve/değil/yerine/||/<>/< İKİNCİ EL


- HURDA/LIK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< AVADANLIK


- HURDEAT[Fars. < ḪURDE + Ar. -ĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> HIRDAVAT

( Kilit tel çivi vb metal eşya Önemsiz ufak tefek eşya gereksiz eşya )


- HURİ[Ar. < ḤŪRĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> HURİ

( Cennette yaşadığına inanılan dişi varlık )


- HÜRLE ile/||/<> BİR CİNS BURÇAK

( bir cins burçak Kökenini bilmiyoruz Yerel ağızlarda burçağa küşne adı da verilir küşne )


- HURMA AĞACI ile/||/<> FELİKS

( Palmiyegillerden tropikal ılıman ve çöl ikliminin görüldüğü yerlerde yetişen gövdesi uzun yaprakları büyük ve dikenli bir ağaç hurma Phoenix dactylifera @@ Palmiye yaprağına benzeyen park ve bahçelerde süs için kullanılan iri gövdeli bir bitki Phoenix canariersis )

( PHOENIX DACTYLIFERA cum/||/<> PHOENIX CANARIENSIS cum/||/<> PHOENIX THEOPHRASTI cum/||/<> PHOENIX SYLVESTRIS cum/||/<> PHOENIX RECLINATA cum/||/<> PHOENIX ROEBELENII cum/||/<> PHOENIX CANARIERSIS )


- HURMA AĞACI ile/||/<> KANARYA HURMASI ile/||/<> GİRİT HURMASI ile/||/<> CÜCE HURMA

( Palmiyegillerden tropikal ılıman ve çöl ikliminin görüldüğü yerlerde yetişen gövdesi uzun yaprakları büyük ve dikenli bir ağaç hurma Phoenix dactylifera )

( PHOENIX DACTYLIFERA cum/||/<> PHOENIX CANARIENSIS cum/||/<> PHOENIX THEOPHRASTI cum/||/<> PHOENIX SYLVESTRIS cum/||/<> PHOENIX RECLINATA cum/||/<> PHOENIX ROEBELENII )


- HURMA[Fars. < ḪURMĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> HURMA

( hurma ağacı hurma şekeri hurma tatlısı balçık hurması Hint hurması Japon hurması Trabzon hurması hurma ağacı Bu ağacın tatlı meyvesi )


- HURMA ile/||/<> ZAMYÂN[Ar.]/ZAMIE[Fr.]

( ... @@ Güney Amerika'ya özgü bir cins hurma ağacı. )


- HÜRMET ETMEK ile/ve/||/<>/>/< HİZMET ETMEK

( Bir'e hizmet, bin'e hizmet; bin'e hizmet, bir'e hizmet. )


- HÜRMET[Ar. < ḤURMET] ile/değil/yerine/=/||/<> SAYGI


- HÜRMET ile/ve/||/<> İTİBAR


- HÜRMET ile/||/<> RESPECT[İng.] ile/||/<> RESPECT[Fr.] ile/||/<> ACHTUNG[Alm.] ile/||/<> SAYGI

( Bir kişiye bir düşünüşe bir eyleme bir başarıya yüksek değer vermekten doğan özel bir duygu Özellikle ahlak değerlerine karşı duyulur Ahlak felsefesinde Kantla önem kazanmıştır Kant ahlakın temelini ahlak yasasına saygıda bulur )

( RESPECT )

( RESPECT )

( ACHTUNG )


- HURMETEN[Ar. < ḤURMETEN] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜRMETEN

( Saygı göstermek için )


- HÜRMETKÂR[Ar. < ḤURMET + Fars. -KĀR] ile/değil/yerine/=/||/<> SAYGILI


- HÜRMETKÂRANE[Ar. < ḤURMET + Fars. -KĀR-ĀNE] ile/değil/yerine/=/||/<> SAYGILICA


- HURR[Ar. < ḤURR] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜR

( hür teşebbüs hüryemez özgür Özgür bir biçimde )


- HURRAY[İng.] ile/||/<> HURRA[İng.]

( Genellikle Batılı uluslarda hep bir ağızdan yaşa anlamlı destek vermek amacıyla kullanılan bir söz Burada Allah Allah ve Hurra Hurra sesleriyle uğuldayan harp meydanları mahşer günü kadar karışık kalabalık telaşlı durumdadır Buket Uzuner Uzun Beyaz Bulut Gelibolu 147 )


- HURRAY[İng. < HURRAY] ile/değil/yerine/=/||/<> HURRA

( Kalabalık ve gürültülü hareketlenmeyi ifade eden söz Genellikle Batılı uluslarda hep bir ağızdan yaşa anlamlı destek vermek amacıyla kullanılan bir söz )


- HÜRRİYET[Ar. < ḤURRİYYET] ile/değil/yerine/=/||/<> ÖZGÜRLÜK (FİKİR HÜRRİYETİ)


- HÜRRİYET ile/||/<> LIBERTY, FREEDOM[İng.] ile/||/<> LIBERTÉ[Fr.] ile/||/<> LIBERTAS[Lat.] ile/||/<> FREIHEIT[Alm.] ile/||/<> ÖZGÜRLÜK

( 1 Bağlı olmama dışardan etkilenmemiş olma engellenmemiş olma zorlanmamış olma 2 Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi istencine kendi yasasına kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi seçme özgürlüğü 3 İnsanın kendi istemesi kendi istenci ile eylemde bulunabilme olanağı insanın dıştan engellenmeden etki yapabilmesi İstenç özgürlüğü İnsanın istemelerini kendisinden başka bir şeyin engellememiş olması ya da başka bir şeyce kendisinin dışında bir istemeye zorlanmamış olmasıdır İnsan istenci özgürdür demek insanın istemesinin nedeni insanın kendisindedir demektir İnsan istemelerinde özerk ise özgürdür İstemenin kendisi engellenmişse ya da insan bir başkasınca bilerek ya da bilmeyerek herhangi bir istemeye zorlanmışsa insanda istenç özgürlüğü eksik demektir Ör Uyutum yoluyla uyuşturulmuş insanda istemenin kendisi engellenmiş ya da kötürümleştirilmiştir Ayrıca istemeleri insana ailesince çevresince toplumca aşılanmış olabilir Kişisel özgürlük İstenç özgürlüğü ile bağlantılı Bir insan isteme düşünme ve eylemlerinde bir başkasınca engellenmiyor ya da bir şeye zorlanmıyorsa kendi istemesi içinde hareket ediyorsa o insanın kişiliği özgür olarak gelişmiş demektir Öyleyse özgürlük insanın kişiliğinin kendi özünün ve kendi davranış biçiminin etkili olmasıdır Bu anlamda istenç özgürlüğü de kişiliğin istemeye temel olmasından başka bir şey değildir Düşünme özgürlüğü İnsanın dış etkilerden kurtularak düşünme özerkliği kazanabilmesi Her türlü baskıdan özellikle dinsel inançlardan bağımsız olarak düşünebilme Ancak düşünme özgürlüğünden anlaşılan yalnızca bağımsız düşünebilme yeteneği değildir düşünmenin kendisi baskı altına alınamaz düşündüğünü başkaları karşısında dile getirebilmektir aynı zamanda Düşünme özgürlüğü öyleyse yazma ve söyleme ile birlikte gider Düşünme özgürlüğü en kesin anlamıyle basın özgürlüğünde gerçekleşir Törel bilinç özgürlüğü Bir insanın kendi törel bilincine göre davranabilmesi özellikle dinsel inançlarında özgür olması Herhangi bir dine bağlı olma ya da olmamada özgür olması Eylem özgürlüğü Zorunluluğun değil baskının karşıtı olarak Dış baskılardan özellikle başka birinin baskısından bağımsız olarak kendi isteğine göre davranabilmek hak ve gücü Başlıca biçimleri 1 Fizik özgürlük Her türlü dış baskıdan bağımsız olarak hareket edebilme yetisi Ör Hapiste yatanın fizik özgürlüğü kısıtlanmıştır 2 Ruhbilimsel özgürlük Dış güçlerce belirlenmeden insanın kendi doğasının eğilimlerine göre hareket edebilmesi durumu 3 Ahlaksal özgürlük Kendi kendini belirleyebilme yetisi İnsanın ahlak eylemlerini başkasının zoru ile değil kendi istenci ile gerçekleştirmesi İnsanın eylemlerinden sorumlu olabilmesi için özgürlük ahlakın önkoşuludur Bu bakımdan bir sorumluluğun olabilmesi için ahlaksal özgürlüğün temelinin kişisel özgürlük olması gerekir Bu özgürlük baskıyı dışarda bırakır ama yükümlülüğü değil 4 Toplumsal özgürlük Yasaların koruyuculuğu altında ve yasaların sınırları içinde başkalarının özgürlüğünü kısıtlamadan hareket edebilme Toplumsal özgürlüğün temeli de kişisel özgürlüktür J J Rousseau toplumsal özgürlüğü insanın kendi yasalarını kendisinin koymasında görür Kant da Rousseaunun bu ilkesinden kalkarak özgürlüğü usun özerk oluşuna bağlamıştır Marksçı görüşte özgürlük toplumsal zorunlukla özdeşleştirilmiştir Doğaya boyun eğerek doğa yasalarına uyarak ona egemen olunabilir Bacon düşüncesinden kalkan Marksçıların görüşüne göre doğada zorunluk geçerlikte olduğu gibi toplum yasalarını yürüten de zorunluluktur Gerçekte özgürlük diye bir şey yoktur Ancak bu zorunluluğu gören özgür olabilir Doğal özgürlük İnsanın çevresini değiştirebilmesi yeteneği Hayvan çevresine uyar insansa çevresini değiştirip ona biçim verebilir )

( LIBERTY, FREEDOM )

( LIBERTÉ )

( FREIHEIT )

( LIBERTAS )


- HÜRRİYETPERVER[Ar. < ḤURRİYYET + Fars. -PERVER] ile/değil/yerine/=/||/<> ÖZGÜRLÜKÇÜ


- HURTUM[Ar. < ḪURṬŪM] ile/değil/yerine/=/||/<> HORTUM

( boşaltma hortumu tahliye hortumu yangın hortumu Filde ve bazı böceklerde boru biçiminde uzamış ağız veya burun bölümü Genellikle plastikten uzun ve esnek boru Hava veya suyun kendi etrafında hızla dönmesiyle buluttan yeryüzüne uzanan ve sütun biçiminde oluşan alanı dar bir fırtına türü )


- HURUC[Ar. < ḪURŪC] ile/değil/yerine/=/||/<> HURUÇ

( Dışarı çıkma çıkış İsyan etme )


- HURUFAT[Ar. < ḤURŪFĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> HURUFAT

( Harfler Basımda baskı işinde kullanılan metal vb bir maddeden yapılmış harf rakam veya başka işaret kalıpları Dizgi işinde kullanılan harf türlerinin bütünü )


- HURUFİ[Ar. < ḤURŪFĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> HURUFİ

( Hurufiliğe mensup olan kimse )


- HURUŞAN[Fars. < ḪURŪŞĀN] ile/değil/yerine/=/||/<> HURUŞAN

( Coşan çağlayan )


- HUŞ ile/||/<> SİĞİLLİ HUŞ ile/||/<> TÜYLÜ HUŞ ile/||/<> CÜCE HUŞ

( Huşgillerden Kuzey Asya ve Amerikada yetişen yapraklarını döken kerestesi mobilyacılıkta kullanılan bir ağaç Betula )

( BETULA cum/||/<> BETULA PENDULA cum/||/<> BETULA PUBESCENS cum/||/<> BETULA NANA cum/||/<> BETULA UTILIS )


- HÜŞEYFE-İ NEBAT | BAŞÇIK ile/||/<> BAŞÇIK

( botanik botanik 1 Sapsız çiçeklerin etlenmiş bir ana eksen üzerinde sık ve çok sayıda yerleşerek oluşturdukları rasemöz çiçek durumu Kapitulum 2 Kemiğin ucundaki düğme şeklinde şişkinlik 3 Kılın ya da tentakülün şişkin ucu 4 Böcek anten probosisinin genişlemiş ucu )

( CAPITULUM, FLOWER HEAD )

( ANTHÉRIDE | ANTHÈRE | CAPITULE )

( KÖPFCHEN )

( CAPITULUM: KÜÇÜK BAŞ )


- HÜSEYİN BEY ile/ve/||/<> HÜSEYİN EFENDİ

( ... İLE/VE/||/<> İlk Şehr emini. )

( Hüseyin Efendi'nin oğlu. İLE Hüseyin Bey'in babası. )


- HUSEYNİ[Ar. < ḤUSEYNĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜSEYNİ

( Klasik Türk müziğinde dügâh perdesinde karar kılan bir makam Klasik Türk müziğinde mi notası )


- HÜSÜN[Ar. < HÜSN] ile/ve/değil/yerine/||/<>/< CEMÂL[Ar.]

( Görünüşün/sıfatın güzelliği. | Bezenerek, bir etkiyle oluşturulan güzellik. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Var olanın/oluşun, özün[zât] "güzelliği". )


- HUSNKABUL[Ar. < ḤUSN + ḲABŪL] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜSNÜKABUL

( İyi karşılama güler yüz gösterme )


- HUSNKURUNTU[Ar. < ḤUSN + Tr. KURUNTU] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜSNÜKURUNTU

( Herhangi bir durumu safça kendinden yana iyiye yorma )


- HUSNTALİL[Ar. < ḤUSN + TAʿLĪL] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜSNÜTALİL

( Herhangi bir olayı asıl sebebinden daha başka bir sebebin genellikle de daha güzel bir sebebin sonucu olarak gösterme sanatı )


- HUSNTELAKKİ[Ar. < ḤUSN + TELAḲḲĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜSNÜTELAKKİ

( İyi karşılama iyiye yorma )


- HUSNTEVECCUH[Ar. < ḤUSN + TEVECCUH] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜSNÜTEVECCÜH

( Sevgi ve saygıyla yakınlık gösterme )


- HÜSNÜ ERTUĞRUL ve/||/<>/> MUHSİN ERTUĞRUL

( )


- HÜSNÜ HAT | GÜZEL YAZI SANATI ile/||/<> GÜZEL YAZI SANATI

( Harflere güzel biçimler vererek yazı yazma sanatı Kallos güzellik graphein yazmak Harflere güzel biçimler vererek yazma sanatı a elyazması )

( CALLIGRAPHY | PENMANSHIP )

( CALLIGRAPHIE )

( SCHÖNSCHREIBEKUNST )


- HÜSN-Ü HATT:
FAKİR İÇİN ile/ve/||/<> ZENGİN İÇİN ile/ve/||/<> HİKMET SAHİPLERİ İÇİN

( Mal. İLE/VE/||/<> Güzellik. İLE/VE/||/<> Olgunluk. )


- HÜSNÜHÂL[Ar. < ḤUSN + ḤĀL] ile/değil/yerine/=/||/<> İYİ HÂL (HÜSNÜHÂL KÂĞIDI)


- HÜSNÜHAT[Ar. < ḤUSN + ḪAṬṬ] ile/değil/yerine/=/||/<> GÜZEL YAZI SANATI


- HÜSNÜNİYET[Ar. < ḤUSN + NİYYET] ile/değil/yerine/=/||/<> İYİ NİYET


- HÜSNÜYUSUF/HUSNYUSUF[Ar. < ḤUSN + YŪSUF] ile/||/<> KARANFİL/KARANFUL[Ar. < ḲARANFUL]

( Karanfilgillerden bazı türleri bahçelere süs olarak dikilen bir bitki gugu çiçeği Dianthus barbatus )


- HÜSNÜYUSUF ile/||/<> GUGU ÇİÇEĞİ


- HÜSNÜZAN[Ar. < ḤUSN + ẒANN] ile/değil/yerine/=/||/<> İYİ NİYET


- HUSNYUSUF[Ar. < ḤUSN + YŪSUF] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜSNÜYUSUF

( Karanfilgillerden bazı türleri bahçelere süs olarak dikilen bir bitki gugu çiçeği Dianthus barbatus )


- HUSO HUSO[Lat.] ile/||/<> MERSİN MORİNASI

( Mersin balıkları Acipenseriformes takımının mersin balığıgiller Acipenseridae familyasından 9 m kadar uzunlukta olabilen Karadeniz Hazar Denizi ve bunlara açılan ırmaklarda yaşayan bir tür )

( HUSO HUSO )


- HUSRAN[Ar. < ḪUSRĀN] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜSRAN

( Beklenilen şeyin elde edilememesi yüzünden duyulan acı batkı zarar )


- HUŞU[Ar. < ḪUŞŪʿ] ile/değil/yerine/=/||/<> HUŞU

( Yüreği ürperme ve korku ile dolu olarak Allah a boyun eğme Varlığının farkında olamayacak derecede kendini karşısında bulunduğu şeyin heybet ve cazibesine kaptırma alçak gönüllülük )


- HUSÛF (NAMAZI) ile/ve/||/<> KUSÛF (NAMAZI)

( Ay tutulması [sırasında kılınan özel bir namaz]. İLE/VE/||/<> Güneş tutulması [sırasında kılınan özel bir namaz]. )

( Kadın ve erkek herkes için sünnettir. İLE/VE/||/<> Sünnet-i müekkededir ve cemaatle kılınması daha faziletlidir. )

( Sessiz[sırrî] olarak kılınır. İLE/VE/||/<> Açıktan[cehri] okunur. )

( Bireysel olarak da cemaatle de kılınabilir. İLE/VE/||/<> Hutbe ile birlikte kılınabilir. )


- HUSÛF | TUTULMA ile/||/<> TUTULMAK ile/||/<> TUTULMA

( Gözlemciye göre iki gökcisminden birinin öbürünü örtmesi Ayın Güneşi örtmesi gün tutulması Yerin Ayı örtmesi Ay tutulması Oyuncunun söyleyeceklerini unutması Oyuncunun söyleyeceklerini unutması )

( ECLIPSE | DRY-UP )

( ÉCLIPSE | AVOIR UN TROU )

( FINSTERNIS | STECKENBLEIBAEN | STECKENBLEIBEN )


- HUSUF[Ar. < ḪUSŪF] ile/değil/yerine/=/||/<> AY TUTULMASI


- HUSUL[Ar. < ḤUṢŪL] ile/değil/yerine/=/||/<> HUSUL

( Meydana gelme )


- HUSUMET ile/||/<> HOSTILITY[İng.] ile/||/<> DÜŞMANLIK

( Canlının engellenme karşısında başka birine karşı kırıcı ya da yok edici duygular beslemesi durumu )

( HOSTILITY )


- HUSUMET[Ar. < ḪUṢŪMET] ile/değil/yerine/=/||/<> HUSUMET

( Hasım olma durumu düşmanlık )


- HUSUMETKAR[Ar. < ḪUṢŪMET + Fars. -KĀR] ile/değil/yerine/=/||/<> HUSUMETKÂR

( Düşmanlık besleyen kin güden kimse düşmanca )


- HUSUMETLİ ile/değil/yerine/=/||/<> DÜŞMAN | DÜŞMANCA

( Husumeti olan düşman düşmanca )


- HÜSÜN[Ar. < ḤUSN] ile/değil/yerine/=/||/<> GÜZELLİK (HÜSNÜHÂL, HÜSNÜHAT, HÜSNÜKABUL, HÜSNÜKURUNTU, HÜSNÜNİYET, HÜSNÜTELAKKİ, HÜSNÜTEVECCÜH, HÜSNÜYUSUF, HÜSNÜZAN)


- HUŞUNET[Ar. < ḪUŞŪNET] ile/değil/yerine/=/||/<> SERTLİK | KIRICILIK | KABALIK

( sertlik kırıcılık kabalık )


- HUSUS[Ar. < ḪUṢŪṢ] ile/değil/yerine/=/||/<> KONU


- HUSUSEN[Ar. < ḪUṢŪṢEN] ile/değil/yerine/=/||/<> ÖZELLİKLE


- HUSUSİ | KOLTUK ile/||/<> KOLTUK

( Sinema 1 Sinemada oturacak yer birimi olarak kullanılan terim 2 Sinemalarda birinciden sonra salonun arkasına doğru uzanan bazen lüks koltuk olarak ikinci bir bölünmeye de uğrayan bölüm Topalların yürüyebilmek için kullandıkları koltuk altı deyneği İnönü Eskişehir biyoloji )

( 1. SEAT, 2. PIT )

( 1. FAUTEUIL, PLACE, SIÈGE, 2. PARTERRE | AISSELLE )

( 1. PLATZ, SITZPLATZ, 2. HOCHPARKETT )


- HUSÛSÎ MAHİYET ARZEDEN, EF'AL-İ BEŞERİYE:
ÖLÜYE AİT ile/ve/||/<> DİRİYE AİT

( Miras. İLE/VE/||/<> Ceza hukuku. || Muamelât[Medenî, Borç ve Ticaret Hukuku] || Evlilik/İzdivaç )


- HUSUSÎ MEKTEP ile/||/<> PRIVATE SCHOOL[İng.] ile/||/<> ÉCOLE PRIVÉE[Fr.] ile/||/<> ÖZEL OKUL

( Devlet özel idareler ya da belediyeler yerine kişiler dernekler ya da ortaklıklarca açılan ve işletilen okul )

( PRIVATE SCHOOL )

( ÉCOLE PRIVÉE )


- HUSUSİ | ÖZEL ile/||/<> ÖZEL

( 1 Genelden ayrı olan bir nesneler öbeğine ya da tek bir nesneye özgü olan 2 Mantıkta Cinse karşıt olarak türle ilgili olan )

( SPECIAL | CUSTOM | PRIVATE )

( SPÉCIAL )

( BESONDERE )


- HUSUSİ PASAPORT ile/||/<> YEŞİL PASAPORT


- HUSUSÎ TEŞEBBÜS | ÖZEL GİRİŞİM ile/||/<> ÖZEL GİRİŞİM

( Yönetimde ve anamalda devletin katkısı ve yeri olmaksızın bütünüyle kişi olanak ve yönetimine bağlı ekonomik kuruluşlar Kamu kesimi dışındaki gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılan girişim özel girişim )

( PRIVATE ENTERPRISE )

( ENTREPRISE PRIVÉE )


- HUSUSİ[Ar. < ḪUṢŪṢĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> HUSUSİ

( hususi pasaport özel Özel olarak özel bir biçimde )


- HUSUSİYYET[Ar. < ḪUṢŪṢİYYET] ile/değil/yerine/=/||/<> HUSUSİYET

( özellik İleri derecede tanışıklık ahbaplık yakınlık )


- HUSUS/U ile/ve/||/<>/> HUKUK/U


- HUŞUYLA ile/ve/||/<> AŞKININ SARHOŞUYLA

( )


- HUSYE[Ar. < ḪUṢYE] ile/değil/yerine/=/||/<> TAŞAK


- HUT CENUBÎ ile/||/<> PISCES AÛSTRINUS, PSA, (PISCES AUSTRINI), SOUTHERN FISH[İng.] ile/||/<> POISSONŞ AUSTRAL[Fr.] ile/||/<> SÜDLICHER FISCH[Alm.] ile/||/<> GÜNEYBALIĞI

( Bir takım yıldızın adı )

( PISCES AÛSTRINUS, PSA, (PISCES AUSTRINI), SOUTHERN FISH )

( POISSONŞ AUSTRAL )

( SÜDLICHER FISCH )


- HÜT DAĞI[UHUT DAĞI] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜT DAĞI

( Çok şişmek kabarmak anlamında kullanılan Hüt Dağı gibi şişmek deyiminde geçen bir söz )


- HUTBE[Ar. < HUṬBE] ile/||/<> ...

( İslam ülkelerinde devletin bağımsızlığı belirtisi olarak cuma ve bayram namazlarından önce okunan dua ve verilen öğütler )


- HUTBE[Ar. < ḪUṬBE] ile/değil/yerine/=/||/<> HUTBE

( Cuma namazından önce ve bayram namazından sonra hatibin minberde yaptığı öğüt niteliğindeki konuşma )


- HUTUT[Ar. < ḪUṬŪṬ] ile/değil/yerine/=/||/<> HUTUT

( Çizgiler )


- HUVEBAKİ[Ar. < HUVE + BĀḲĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜVELBAKİ

( Baki kalan Allah tır anlamında ve genellikle mezar taşlarına yazılan bir söz )


- HUVEYDA[Fars. < HUVEYDĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜVEYDA

( Açıkça belli olan )


- HÜVEYN | MENİ ile/||/<> MENİ ile/||/<> SPERMA

( Sperma Sperma anlamdaş spermatozoon sperma tohum zoon hayvan Erkek eşeylik gözesi bir başı bir gövdesi ve harekete yarayan bir kuyruğu olan ve yumurtaya göre çok küçük olan erkek eşeylik gözesi zooloji sperma tohum zoon hayvan Erkek eşey hücresi Bir başı gövdesi ve harekete yarayan bir kuyruğu ve türlere göre değişik şekli olan yumurtaya göre çok küçük ve yumurtayı dölleme kabiliyeti olan hücre Spermatozoon sperm Bir başı gövdesi ve harekete yarayan kuyruğu olan testiste seminifer tüplerde yapılan ve olgunlaşmış yumurtayı dölleme kapasitesine sahip erkek eşey hücresi sperm spermatozoon semen meni er suyu anat İçerisinde erkek cinsiyet hücrelerinin bulunduğu ejakülasyon sırasında dışarı atılan krem rengi tonlarında salgı erkek ek cinsiyet salgı bezleri salgılarıyla spermatozoanın karışımı meni er suyu bel suyu atmık semen Sperma )

( SPERM | SEMEN )


- HÜVEYN | SPERM ile/||/<> SPERM ile/||/<> SPERMA

( sperma Sperma Sperm hücresi anlamdaş spermatozoon sperma tohum zoon hayvan Erkek eşeylik gözesi bir başı bir gövdesi ve harekete yarayan bir kuyruğu olan ve yumurtaya göre çok küçük olan erkek eşeylik gözesi zooloji sperma tohum zoon hayvan Erkek eşey hücresi Bir başı gövdesi ve harekete yarayan bir kuyruğu ve türlere göre değişik şekli olan yumurtaya göre çok küçük ve yumurtayı dölleme kabiliyeti olan hücre Spermatozoon sperm Bir başı gövdesi ve harekete yarayan kuyruğu olan testiste seminifer tüplerde yapılan ve olgunlaşmış yumurtayı dölleme kapasitesine sahip erkek eşey hücresi sperm spermatozoon semen meni er suyu anat İçerisinde erkek cinsiyet hücrelerinin bulunduğu ejakülasyon sırasında dışarı atılan krem rengi tonlarında salgı erkek ek cinsiyet salgı bezleri salgılarıyla spermatozoanın karışımı meni er suyu bel suyu atmık semen Sperma )

( SPERM | SPERMATOZOON )

( SPERME )


- HÜVEYN | SPERMA ile/||/<> SPERMA ile/||/<> SPERMA[İt. < SPERMA]

( anlamdaş spermatozoon sperma tohum zoon hayvan Erkek eşeylik gözesi bir başı bir gövdesi ve harekete yarayan bir kuyruğu olan ve yumurtaya göre çok küçük olan erkek eşeylik gözesi zooloji sperma tohum zoon hayvan Erkek eşey hücresi Bir başı gövdesi ve harekete yarayan bir kuyruğu ve türlere göre değişik şekli olan yumurtaya göre çok küçük ve yumurtayı dölleme kabiliyeti olan hücre Spermatozoon sperm Bir başı gövdesi ve harekete yarayan kuyruğu olan testiste seminifer tüplerde yapılan ve olgunlaşmış yumurtayı dölleme kapasitesine sahip erkek eşey hücresi sperm spermatozoon semen meni er suyu anat İçerisinde erkek cinsiyet hücrelerinin bulunduğu ejakülasyon sırasında dışarı atılan krem rengi tonlarında salgı erkek ek cinsiyet salgı bezleri salgılarıyla spermatozoanın karışımı meni er suyu bel suyu atmık semen Sperma )

( SPERM | SEMEN )

( SPERME )

( SAMEN )

( SPERMA )


- HUVEYSÂL-I SEMÎ ile/||/<> OTOCYTE[Fr.] ile/||/<> İŞİTME KESESİ

( biyoloji )

( OTOCYTE )


- HÜVİYET[Ar. < HUVİYYET] ile/değil/yerine/=/||/<> KİMLİK (HÜVİYET CÜZDANI, MİLLÎ HÜVİYET)


- HÜVİYET | KİMLİK ile/||/<> KİMLİK

( Bir gözlemcinin bilgi almak jstediği kişiye kendisini tanıtmak üzere sunduğu onamlı bir niteliği olan belge K )

( IDENTITY | IDENTIFICATION | ID )


- HÜVİYET ile/ve/||/<>/> HÜRRİYET


- HUY/TAB[Ar. < ṬABʿ] ile/||/<> HUY/ŞİME[Ar. < ŞĮME]


- HUY[Fars. < ḪŪY] ile/değil/yerine/=/||/<> HUY

( İnsanın yaradılış ve ruh özelliklerinin eğilimlerinin ve içgüdülerinin bütünü doğa mizaç şime tab I tabiat alışkanlık )


- HUY ile/ve/||/<>/> OYUN/U


- HUYGENS ile/||/<> FERMAT ile/||/<> SNELL

( Bir dalga cephesinin her noktasının yeni bir ikincil dalga kaynağı gibi davrandığını, bunların zarfının sonraki cepheyi oluşturduğunu söyler; kırınım ve kırılmayı açıklar. @@ Işığın iki nokta arasında en kısa değil, en kısa zamanlı yolu izlediğini söyler; yansıma ve kırılma yasaları bundan çıkar. @@ Kırılmada geliş ve kırılma açılarının, ortamların kırılma indisleriyle bağını veren nicel yasadır (n₁sinθ₁ = n₂sinθ₂). İlk ikisi genel ilke, üçüncüsü onlardan çıkan somut kırılma kuralıdır. )

( Formül: n₁ sin θ₁ = n₂ sin θ₂ )


- [NE YAZIK Kİ]
HUYSUZ ile/ve/||/<>/> GEÇİMSİZ


- HUYU/NDAN ile/ve/||/<> SUYU/NDAN

( Kır atın yanında duran, ya huyundan ya da suyundan... )


- HUYUNU "BİLMEK" ile/ve/ne yazık ki/||/<>/> "SUYUNA GİTMEK"


- HUZAM[Ar. < HUZĀM] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜZZAM

( hüzzam beşlisi sultanihüzzam Klasik Türk müziğinde segâh perdesinde bir makam )


- HÜZME[Ar. < ḤUZME] ile/değil/yerine/=/||/<> IŞIK DEMETİ


- HUZME ile/||/<> DEMET ile/||/<> DEMET[Yun.]

( Sinema TV Belirli bir yönde yol alan ışınım özellikle ışın demeti ya da elektron demeti Kesim sıraları bozulmadan bir araya bağlanmış kaplama yaprakları Bir türetik katmanlı uzay üzerindeki türetilebilir işlevlerin yerel davranışlarını belirleyen cebirsel ve ilingesel yapılı lif demeti fizik Bir ışık kaynağından çıkarak aynı doğrultuya giden ışınların oluşturduğu küme Belli bir doğrultuda giden ışından daha kalın tanecikler topluluğu Koşut doğrultuda yayılan ışın kümesi bürçük bağlam tarım botanik fizik Elektromagnetik ışınımın veya parçacıkların tek yönlü ya da yaklaşık olarak tek yönlü akışı 1 Üç adımda tamamlanan karakteristik bir yürüyüş yarı parmakucu ve bükülmüş dizle yapılır Çeşitli biçimleri vardır 2 Bourée eski bir Fransız dansının adıdır Az dǝmǝt çiçek destesi R δεμάτι Yerel ağızlarda demet yanında bağlam da yaygın olarak kullanılır Çağdaş diyalektlerde de demete baylam adı verilir baylam baylam beylem baylam Ağızlarda demet olarak külte adı da geçer )

( BEAM | SHEAF | PAS DE BOURÉE | PENCIL )

( FAISCEAU | GERBE | PAS DE BOURÉE | FAISCEAU PONTUEL )

( STRAHL, BÜNDEL | BÜNDEL, GARBE | STRAHLENBÜNDEL | RICHTSTRAHL | STRAHL | PAS DE BOURÉE | PUNKTBÜSCHEL )

( ΔΕΜΆΤΙ / δεμάτι )

( DƎMƎT[Az.]~BAYLAM[Kklp.]~BEYLEM[Tatk.]~BAYLAM[Kzk.] )


- HUZME-İ ZİYÂİYYE ile/||/<> BEAM, PENCIL OF LIGHT, PENCIL OF RAYS[İng.] ile/||/<> PİNCEAU DE RAYONS, FAİSCEAU DE RAYONS[Fr.] ile/||/<> STRAHLENBÜNDEL, LICHTBÜNDEL[Alm.] ile/||/<> IŞIK DEMETİ

( İşık ışınlarının oluşturduğu demet )

( BEAM, PENCIL OF LIGHT, PENCIL OF RAYS )

( PINCEAU DE RAYONS, FAISCEAU DE RAYONS )

( STRAHLENBÜNDEL, LICHTBÜNDEL )


- HUZN[Ar. < ḤUZN] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜZÜN

( Gönül üzgünlüğü melankoli )


- HÜZÜNLÜ/HAZİN[Ar. < ḤAZĪN] ile/||/<> ÜZGÜN/MAHZUN[Ar. < MAḤZŪN] ile/||/<> KEDER/ELEM[Ar. < ELEM]


- HÜZÜNLÜLÜK ile/||/<> HAZİNLİK


- HUZUR BOZUCU | AJİTATÖR ile/||/<> AJİTATÖR[Fr. < AGITATEUR]

( AGITATEUR )


- HUZUR ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ANLAM


- HUZUR ile/ve/||/<>/< DÜZEN