Bugün[10 Temmuz 2026]
itibarı ile 59.270 başlık/FaRk ile birlikte,
59.270 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(88/238)


- GÜNLÜK KONUŞMALARIN SIRADANLIĞINDA/YALINLIĞIYLA:
AMAÇLI ile/ve/||/<> BİLEREK ile/ve/||/<> BİLMEDEN ile/ve/||/<> BÜTÜNLÜKLÜ

( Reklam. İLE/VE/||/<> Evlilik. İLE/VE/||/<> Dostluk. İLE/VE/||/<> Sanat. )

( Kitlelere "oynanıyorsa". İLE/VE/||/<> Saygıyla bütünleşilecekse. İLE/VE/||/<> Sevgiyle yaklaşılıyorsa. İLE/VE/||/<> Susulabiliyorsa. )

( )


- GÜNLÜK ile/||/<> GÜNCE ile/||/<> GÜNCELİK


- GUN-POWDER[İng.] ile/||/<> POUDRE[Fr.] ile/||/<> SCHIESSPULVER[Alm.] ile/||/<> BARUT[Fars. < BÂRŪD]

( Tutuşturulduğunda hızla yürüyen tepkimelerle oluşan gaz ürünlerinin yaptıkları basınçla patlayan potasyum nitrat toz odun kömürü ve kükürt karışımı )

( GUN-POWDER )

( POUDRE )

( SCHIESSPULVER )


- GÜNÜBİRLİK ile/||/<> GÜNÜBİRLİĞİNE


- GÜNÜN ADAMI ile/||/<> ZAMANE ADAMI


- GÜPEGÜNDÜZ ile/||/<> DALGÜNDÜZ


- GÜPÜR[Fr. < GUIPURE] ile/||/<> ...

( GUIPURE )


- GURBET[Ar. < ĠURBET] ile/değil/yerine/=/||/<> GURBET

( gurbet eli diyarıgurbet Doğup yaşanılmış olan yerden uzak yer gurbetlik )


- GURBET ile/||/<> GURBETLİK


- GURBET[Ar.] ile/ve/||/<> SILA[Ar.]

( Doğup yaşanılmış olan yerden uzak yer. İLE Bir süre ayrı kaldığı bir yere ya da yakınlarına kavuşma. | Gurbetteki biri için doğup büyüdüğü ve özlediği yer. )


- GURBETZEDE[Ar. < ĠURBET + Fars. -ZEDE] ile/değil/yerine/=/||/<> GURBETZEDE

( Gurbete düşmüş kimse )


- GÜRBÜZ ile/||/<> ...

( sağlam güçlü ve iyi gelişmiş iri gurbuz strong invincible )

( GURBUZ )


- GURCİ[Fars. < GURCĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> GÜRCÜ

( Gürcistan da yaşayan halk ya da bu halkın soyundan olan kimse )


- GÜRE ile/||/<> BAKIR LEBLEBİCİ KAZANI. (*TAVŞANLI -KÜTAHYA)

( Bakır leblebici kazanı Tavşanlı Kütahya )


- GÜREŞ AYAKKABISI ile/||/<> GÜREŞ MAYOSU ile/||/<> GÜREŞ MİNDERİ ile/||/<> KAÇAK GÜREŞ ile/||/<> SERBEST GÜREŞ ile/||/<> YAĞLI GÜREŞ ile/||/<> ABA GÜREŞİ ile/||/<> AMERİKAN GÜREŞİ ile/||/<> BİLEK GÜREŞİ ile/||/<> BOĞA GÜREŞİ ile/||/<> DEVE GÜREŞİ ile/||/<> HİNT GÜREŞİ

( Belli kurallar içinde güç kullanarak iki kişinin türlü oyunlarla birbirinin sırtını yere getirmeye çalışması )


- GÜREŞ ile/||/<> ...

( Belli kurallar içinde güç kullanıp oyun uygulayarak iki kişinin birbirini yenik duruma getirmeye uğraşması )

( WRESTLER )

( LUTTEUR )

( RINGER )

( LUCTA )

( LOTTA )

( ΠΆΛΗ / πάλη )


- GÜREŞ ile/||/<> GÜREŞÇİ

( Belli kurallar içinde, güç kullanıp oyun uygulayarak iki kişinin birbirini yenik duruma getirmeye uğraşması. )

( WRESTLER~WRESTLER )

( LUTTEUR~LUTTEUR )

( LUCTA~... )

( RINGER~RINGER )

( LOTTA~LOTTATORE )

( ΠΆΛΗ / πάλη~ΠΑΛΑΙΣΤΉΣ / παλαιστής )


- GÜREŞ ve/||/<> KAFAKOL

( ... VE/||/<> Güreşte bir oyun türü. )


- GÜREŞ ve/||/<> KÜNDE[Fars. < KUNDE]

( ... VE/||/<> Güreşçinin, rakibini altına alıp bir elini önden, ötekini arkadan geçirerek ellerini kilitlemesi. | Düzen, tuzak, oyun, hile. | Suçluların ayağına bağlanan demir halka, köstek. )


- GÜREŞ ve/||/<> KURT KAPANI

( ... VE/||/<> Güreşte rakibi alta düşürdükten sonra üstüne oturarak uylukları arasında ayak bağlama, bir yandan da iki kolu altından el geçirerek ağırlığı bel üzerine verme. )


- GÜREŞÇİ ile/||/<> GÜREŞ SPORUYLE UĞRAŞAN KİŞİ

( Güreş sporuyle uğraşan kişi )


- GÜREŞMEK ile/||/<> YIKIŞMAK


- GUREYBİYYE[Ar. < ĠUREYBİYYE] ile/değil/yerine/=/||/<> KURABİYE

( acı badem kurabiyesi un kurabiyesi Un yağ badem fıstık vb ile yapılan şekerli küçük çörek )


- GÜRGEN ile/||/<> DOĞU GÜRGENİ

( Gürgengillerden Karadeniz kıyılarındaki ormanlarda çok yetişen kerestesi değerli bir ağaç karagürgen Carpinus betulus Bu ağaçtan yapılmış )

( CARPINUS BETULUS cum/||/<> CARPINUS ORIENTALIS cum/||/<> CARPINUS CAROLINIANA cum/||/<> CARPINUS JAPONICA )


- GÜRGEN ile/||/<> KARAGÜRGEN


- GÜRİZGAH[Fars. < GÜRĪZGĀH] ile/değil/yerine/=/||/<> GİRİZGÂH

( Bir başka söze yol açmak için söylenen söz girişlik )


- GURK ile/||/<> KULUÇKA / ERKEK HİNDİ

( kuluçka erkek hindi Yerel ağızlarda gurk yanında kurk kuluçka biçimi de geçer Bundan başka gulk guluk kuluk kulluk gibi birtakım biçimler de kullanılır Kuluçka tavuğun ya da erkek hindinin çıkardığı sesten geldiği açıktır )


- GURME/GOURMET[Fr. < GOURMET] ile/||/<> GASTRONOM/GASTRONOME[Fr. < GASTRONOME] ile/||/<> GASTRONOMİ/GASTRONOMİE[Fr. < GASTRONOMIE]

( Yiyecek ve içecek konusunda uzmanlık ölçüsünde bilgisi bulunan tadına bakan ve lezzetini değerlendiren kimse tatbilir Malzemesinden pişiriliş ya da yapılış yöntemine kadar özenle hazırlanmış yiyecek ya da içecekten anlayan kimse tatbilir )


- GURME ile/||/<> TATBİLİR


- GURU[SANSK.] ile/değil/yerine/=/||/<> GURU

( Brahmacı eğitimde yüksek kasttan gençleri ve öğrencileri yetiştiren manevi gücünün en yüksek noktada olduğuna inanılan kimse pir )


- GURU ile/ve/||/<>/< GORAS

( Spiritüel öğretmen, rehber. Yol gösterici. [Tasavvuf'ta: MÜRŞÎD] )


- GURU ile/||/<> ROSHİ

( Spiritüel öğretmen, rehber. Yol gösterici. Tasavvuf'ta: Mürşit. @@ Zen Ustalarına verilen ad. Zen öğretimi yapmaya yeterli, gerçek Satori'ye ulaşmış Zen Ustası. )


- GURÛB | BATMA ile/||/<> BATMAK ile/||/<> BATMA

( Bir gökcisminin Ay Güneş yıldız v b gözerimi altına inmesi Bir gökcisminin gözerimi altına inmesi eylemi Deniz yüzünün yükselmesi ya da oluşum deyimleriyle kıyıların ve karaların su altına girmesi I Göze benzeyen bir çorap motifi Yeşilova Aksaray Niğde Başkışla Karaman Konya II Ahırdaki hayvan yemliği Yeşilköy Gelendost Isparta Yenikent Aksaray Niğde kıyıda coğrafya astronomi )

( SETTING | SET | SUBMERGENCE, COVERING | RISING )

( COUCHER | SE COUCGER | SUBMERSION, IMMERSION | SUBMERSION | COUCHER (SE-) | LEVER )

( UNTERGANG | UNTERGEHEN | UNTERTAUCHEN | AUFGANG )

( OCCASUS )

( TRAMONTO )

( ΔΎΣΗ / δύση )


- GURUB[Ar. < ĠURŪB] ile/değil/yerine/=/||/<> GURUP

( gurup rengi Ay güneş yıldız vb gök cisimlerinin ufkun altına inmesi Güneşin batması Çökmeye yok olmaya yüz tutma )


- GURUBİ[Ar. < ĠURŪB + -Į] ile/değil/yerine/=/||/<> GURUBİ

( gurubi saat Gurupla ilgili )


- GURUH[Fars. < GURŪH] ile/değil/yerine/=/||/<> GÜRUH

( Değersiz aşağı görülen küçümsenen topluluk derinti )


- GURULDAMAK ile/||/<> GURLAMAK


- GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ ile/||/<> GÜRÜLTÜ PATIRTI ile/||/<> KURU GÜRÜLTÜ ile/||/<> GÖK GÜRÜLTÜSÜ

( Aralarında uyum bulunmayan düzensiz seslerin bütünü kavara II Birçok kişinin karıştığı kavga karışıklık ya da tartışma )


- GÜRÜLTÜ PATIRTI/HENGÂME[Fars. < HENGĀME] ile/||/<> GÜRÜLTÜ PATIRTI/ŞAMATA[Ar. < ŞEMĀTE]


- GÜRÜLTÜ ile/ve/||/<> BEYAZ GÜRÜLTÜ


- GÜRÜLTÜ ile/ve/||/<> GÜMBÜRTÜ


- GÜRÜLTÜ ile/||/<> SES ETKİLERİ

( ses etkileri Sinema TV Sinema ya da televizyonda sesin saptanması çalınması ya da yayınlanmasında ortaya çıkan istenmeyen sesler Yükselteç çıktısında gözlenen ve imlem girdisinde çeşitli nedenlerden kaynaklanan asalak birleşenlerin yükseltilmesinden ileri gelen uyumsuz sesler Titreşimli düzenli olmayan sesler Boğumlanmaları sırasında tonlu ve tonsuz hışırtı niteliği taşıyan z s ünsüzleri ile tonlu ve tonsuz patlama niteliği taşıyan b p ünsüzleri titreşim açısından birer gürültü sesidir Azerbaycan Türkçesi küy Türkmen Türkçesi galmagal galmagallı sesler Gagauz Türkçesi şamata Özbek Türkçesi şóvqin Uygur Türkçesi şavqun Tatar Türkçesi tawış şaw Başkurt Türkçesi şaw kawga Krç Malk tawuş Nogay Türkçesi şawşuw tawıs şuvıldaw gürîldew Kazak Türkçesi saldır dawis Kırgız Türkçesi şookum Ait şuult Hakas Türkçesi suulas Tuva Türkçesi taaş Türkçesi şuuk Rusça şum )

( NOISE )

( BRUIT )

( GERÄUSCH, RAUSCHEN, RAUSCHTON | GERAUSCH | GERÄUSCH )


- GÜRÜLTÜCÜ | KAVARACI | VELVELECİ ile/||/<> GÜRÜLTÜCÜLÜK | KAVARACILIK | VELVELECİLİK


- GÜRÜLTÜSÜZ PATIRTISIZ ile/||/<> DAĞDAĞASIZ


- GÜRÜLTÜSÜZ PATIRTISIZ ile/||/<> KAVGASIZ GÜRÜLTÜSÜZ

( Gürültüsü olmayan Kimseyi tedirgin etmeyen ya da kimsenin dikkatini çekmeyen )


- GÜRÜLTÜSÜZLÜK ile/ve/||/<>/> SESSİZLİK/SAKİNLİK

( ŞÛR[Fars.]: Gürültü, şamata. )

( Gereksiz dış etmenlerin (sesin) bulunmamasıyla. İLE/VE/||/<>/> Kendiliğinden, doğal olarak. )

( SILENCE vs./and/||/<>/> QUITENESS )


- GÜRÜN ile/||/<> ...


- GURUR ile/ve/değil/||/<>/< BİLGİSİZLİK/CEHÂLET


- GURUR[Ar. < ĠURŪR] ile/değil/yerine/=/||/<> KURUM | KİBİR

( Kendini beğenme azamet Kendine güvenmekten gelen iftihar kurum III kibir )


- GURURUNU/N KIRMAK/KIRILMASI ile/ve/||/<>/> KÜÇÜK DÜŞ(ÜR/ÜL)MEK


- GURUTVA ile/||/<> DRAVATRA ile/||/<> SNEHA

( Ağırlık. @@ Akıcılık. @@ Katılık. )


- GURZ[Fars. < GURZ] ile/değil/yerine/=/||/<> GÜRZ

( Silah olarak kullanılan ağır topuz )


- GÜRZ ile/||/<> GÜRZ-İ GİRÂN ile/||/<> BOZDOĞAN

( Uzun saplı, büyük demir topuz. İLE/||/<> İri, ağır topuz. İLE/||/<> Yeniçeriler tarafından kullanılan ve atların eyerinde asılı duran, altı toplu gürz. )


- GÛŞ[Fars.] (ETMEK) ile/ve/||/<> KULAK | İŞİTMEK

( Kulak, gûş edecek. )


- GUŞAD[Fars. < GUŞĀD] ile/değil/yerine/=/||/<> KÜŞAT

( açılış Tavlada bir tür oyun )


- GUŞADE[Fars. < GUŞĀDE] ile/değil/yerine/=/||/<> KÜŞADE

( Açılmış olan açık bulunan )


- GUŞE[Fars. < GŪŞE] ile/değil/yerine/=/||/<> KÖŞE

( köşe atışı köşebaşı köşe bayrağı köşebent köşe bucak köşe çizgisi köşe demiri köşe direği köşe dolabı köşe dönmeci köşe dönücü köşe gönderi köşe kadısı köşe kapmaca köşe koltuğu köşe minderi köşe penceresi köşe rafı köşe takımı köşe taşı köşe vuruşu köşe yastığı köşe yayı köşe yazarı köşe yazısı başköşe dörtköşe dört köşe kenarda köşede kıyıda köşede konuk köşesi müzik köşesi kenarından köşesinden Birbirini kesen iki çizginin iki düzlemin oluşturduğu açı zaviye İki duvarın birleştiği girintili ya da çıkıntılı yer İki sokağın ya da caddenin kesiştiği yer büküç Bölüm yer ya da yan Kuytu tenha ya da ücra yer Kimsenin kolay kolay uğramadığı yer Futbol hentbol ve su topunda kale çizgilerinin kesişme noktalarından her biri korner )


- GUŞEBEND[Fars. < GŪŞE + BEND] ile/değil/yerine/=/||/<> KÖŞEBENT

( Bir yere fotoğraf yapıştırmaya yarayan üçgen biçiminde arkası zamklı küçük kâğıt Birleşen iki kereste vb ni tutturmaya yarayan dik açı biçiminde bükülmüş demir L demiri )


- GUSLETMEK/GUSLETMEK[Ar. < ĠUSL + Tr. ETMEK] ile/||/<> GASLETMEK/GASLETMEK[Ar. < ĠASL + Tr. ETMEK]

( Gusül abdesti almak )


- GUSLETMEK[Ar. < ĠUSL + Tr. ETMEK] ile/değil/yerine/=/||/<> GUSLETMEK

( Gusül abdesti almak )


- GUSLHANE[Ar. < ĠUSL + Fars. ḪĀNE] ile/değil/yerine/=/||/<> GUSÜLHANE

( Eski evlerde içinde yıkanılabilir biçimde yapılmış zemîni çinko kaplı küçük odacık )


- GUSTAH[Fars. < GUSTĀḪ] ile/değil/yerine/=/||/<> KÜSTAH

( Saygısız kaba terbiyesiz kimse )


- GUSTO[İt. < GUSTO] ile/değil/yerine/=/||/<> BEĞENİ


- GUSTO[İt.] ile/||/<> GURME[Fr. GOURMET]


- GUSÜL[Ar. < ĠUSL] ile/değil/yerine/=/||/<> BOY ABDESTİ (GUSLETMEK, GUSÜLHANE)


- GUSÛL ile/ve/||/<>/< USÛL

( Usûlsüz, gusûl olmaz. )


- GUT-BRAİN ile/||/<> GUT-LUNG ile/||/<> GUT-SKIN

( Organ sistemleri arası mikrobiyom ilişkisi. )

( Formül: SCFA üretimi )


- GUT DISEASE[İng.] ile/||/<> DAMLA HASTALIĞI

( Protein ve pürin metabolizmasındaki bozukluğa bağlı olarak dokularda ürik asit ya da ürat kristallerinin birikmesi İnsan kanatlılar ve sürüngenlerde rastlanır ürikozis gut nekris artritis ürika hlk nikris )

( GUT DISEASE )


- GUT[Fr. < GOUTTE] ile/değil/yerine/=/||/<> DAMLA HASTALIĞI


- GUT ve/||/<> SERTLEŞME SORUNU ve/||/<> KALP KRİZİ

( Erkeklerde Kol Kola Gezen Üç Rahatsızlık - Murat Kınıkoğlu [Dr.] )


- GÜTAPERKA[MALEZYACA] ile/değil/yerine/=/||/<> GÜTAPERKA

( Sumatra da ve çevresindeki adalarda yetişen büyük bir cins ağaçtan elde edilen kablo yapımında kullanılan kauçuğa benzer zamklı bir madde )


- GÜVE YENİĞİ ile/||/<> ARPA GÜVESİ ile/||/<> BUĞDAY GÜVESİ ile/||/<> PETEK GÜVESİ ile/||/<> ZEYTİN GÜVESİ

( Kurtçuğu yapağı yünlü kumaş ve dokuma yiyen pul kanatlılardan bir böcek Tine pellionella )


- GÜVEÇ ile/||/<> ...

( içinde yemek pişirilen toprak kap böyle bir kapta pişirilen yemek Anadolu ağızlarında göveç gödeç biçimlerinde görülür Ağızlarda öveç toprak çömlek olarak da geçer Bu biçimin başındaki g düşmüştür Az güvec göveç Clauson 687 b 688 a küveç sözüne a flat shallow earthenware cooking pot anlamını vermiş ve a jug anlamındaki küzeç sözüyle karşılaştırarak 757 b bir İran dilinden ödünçleme olabileceğini belirtmiştir Ligetinin Törk 318 Eski Türkçe küp kökünün e ç ekiyle kurulmuş türevi olduğu yönündeki açıklaması yanlıştır Ağızlardaki gömme kömbe kömme biçimleriyle ya da köm gömmek fiiliyle birleştirilerek açıklanmaya çalışılması halk etimolojisi örneklerindendir Çağdaş diyalektlerde toprak kap anak çömlek güveç olarak kullanılan birçok söz geçer Kuğ kȫç toprak kap çanak çömlek Tel kȫş toprak kap çömlek ködes toprak kap çömlek güveç ködeş toprak kap güveç küös içinde yemek pişirilen kap Ancak bu adlar arasındaki bağlar özel olarak tartışılmaya muhtaçtır Bu adların birleştirilmesi özellikle ses bakımından güçtür Munkácsi KSz 6 379 Teleüt Kumandı ve Yakut diyalektlerinde kullanılan biçimlerin Eski Hintçeden alındığını ortaya atmıştır Ligeti AOH 1 148 bu biçimlerin PaleoAsiatique dillerden geldiğini dile getirmiştir Ancak bütün bu görüşler tartışmaya açıktır )


- GÜVEN!:
GÜLÜŞÜN ARDINDAKİ KEDERE ve/||/<> ÖFKENİN ARDINDAKİ SEVGİYE ve/||/<> SESSİZLİĞİN ARDINDAKİ NEDENE


- GÜVEN IŞIĞI ile/||/<> GÜVEN MEKTUBU ile/||/<> GÜVEN OYLAMASI ile/||/<> GÜVENOYU ile/||/<> GÜVEN YAZISI ile/||/<> ÖZ GÜVEN

( Korku çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu emniyet itimat Yüreklilik cesaret )


- GÜVEN/İTİMAT[Ar. < İʿTİMĀD] ile/||/<> GÜVEN MEKTUBU/İTİMATNAME[Ar. < İʿTİMĀD + Fars. NĀME]


- GÜVEN KAZANMA ile/ve/<>/||/değil/yerine GÜVENİ/Nİ SARSMAMA


- GÜVEN MEKTUBU ile/||/<> İTİMAT MEKTUBU


- GÜVEN OYLAMASI ile/||/<> HALK OYLAMASI

( Oy kullanma işi )


- GÜVEN ve/||/<> DERİNLİK ve/||/<> SEVGİ

( Söz ile yapılan iyilik. VE/||/<> Düşünce ile yapılan iyilik. VE/||/<> Vererek yapılan iyilik. )


- GÜVEN ile/ve/||/<>/< ÖZGÜVEN

( Özgüveni olmayana, kimse güvenmez. )


- GÜVEN ile/ve/değil/||/<>/< SONUÇ


- GÜVEN ile/ve/||/<> SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK


- GÜVEN" ve/||/<>/> UÇURUM

( Düşebileceğimiz en derin uçurum. )


- GÜVENCE AKÇESİ/DEPOZİT[İt. < DEPOSITO] ile/||/<> GÜVENMELİK/KAPORA[İt. < CAPARRA] ile/||/<> GÜVENMELİK/PEY[Fars. < PEY]


- GÜVENCE AKÇESİ ile/||/<> SOSYAL GÜVENCE ile/||/<> YAŞAM GÜVENCESİ

( Güvenilecek şey Bir antlaşmada taraflardan birinin sorumluluğu üzerine alması inanca teminat garanti Alınan sorumluluğa karşı olarak ortaya konulan şey Birinin şüphelerini dağıtmak için söylenen inandırıcı söz teminat )


- GÜVENCE ile/||/<> İNANCA


- GÜVENCE ile/ve/||/<>/> TATMİN


- GÜVENCESİZ | GARANTİSİZ ile/||/<> GÜVENCESİZLİK | GARANTİSİZLİK


- [NE YAZIK Kİ]
GÜVENEMEMEK ile/ve/||/<>/> KESTİREMEMEK


- GÜVENEN/E ve/||/<> YALAN SÖYLEYEN/E

( Yalan söyleme! VE/||/<> Güvenme! )


- GÜVENİLİR ...:
YOL ile/ve/||/<> BAĞ/İP


- GÜVENİLİRLİK ile/||/<> GÜVENİLİRLİK

( Sinema TV Herhangi bir aygıtın ya da bu aygıtı oluşturan bölümlerin gerektiği biçimde çalışma olasılığının derecesi Belirli bir dizgenin önceden saptanan belirli bir yarılışsız işleme standardına göre başarı ölçüsü kullanılırlık Genel anlamda bir sonuçta yer alan güven derecesi Nesnelerin bozulmalarını ve kestirim yöntemlerini inceleyen güvenilirlik kuramında ise bir nesnenin tanımlanmış bir amacı belli bir zaman aralığında tam olarak yerine getirme olasılığıdır Bir ölçümün benzer koşullar altında aynı birime birden fazla uygulanması sonucunda benzer ve tutarlı sonuçlar alınması )

( RELIABILITY )

( FIABILITÉ )

( BETRIEBSSICHERHEIT, ZUVERLÄSSIGKEIT | ZUVETIAESSIGKEIT )


- GÜVENİLMEZLER:
KIŞ GÜNEŞİ ve/||/<> SULTANLARIN GÜLMESİ ve/||/<> DURGUN DENİZ ve/||/<> AMİRLERİN İLTİFATI ve/||/<> DÜŞMANIN ÖĞÜDÜ ve/||/<> BAZI KADININ CİLVESİ/ZÂHİDLİĞİ

( ŞEMS-İ ŞİTÂ ve/||/<> DAHK-I HÜMÂ ve/||/<> SÜKÛNET-İ DERYA ve/||/<> İLTİFAT-I UMERÂ ve/||/<> NASİHAT-İ ADÂ ve/||/<> CİLVE-İ/ZÜHD-Ü NİSÂ )


- GÜVENLİ ile/ve/değil/||/<>/< AVANTAJLI


- GÜVENLİK ATAŞESİ ile/||/<> GÜVENLİK BORUSU ile/||/<> GÜVENLİK ÇEMBERİ ile/||/<> GÜVENLİK ENGELİ ile/||/<> GÜVENLİK GÖREVLİSİ ile/||/<> GÜVENLİK KAMERASI ile/||/<> GÜVENLİK ŞERİDİ ile/||/<> GÜVENLİK VANASI ile/||/<> MİLLÎ GÜVENLİK ile/||/<> SİBER GÜVENLİK ile/||/<> SOSYAL GÜVENLİK ile/||/<> ULUSAL GÜVENLİK ile/||/<> KAMU GÜVENLİĞİ

( Toplum yaşamında yasal düzenin aksamadan yürütülmesi kişilerin korkusuzca yaşayabilmesi durumu emniyet )


- GÜVENLİK/EMNİYET KEMERİ ve/||/<>/> YAŞAM

( Güvenlik kemeri, bizi, yaşama bağlar. )

( Trafik kazalarında yaşamını yitiren sürücülerin %80'inin, kemer takmadığı tespit edilmiştir ne yazık ki. )


- GÜVENLİK ile/ve/||/<> DÜZEN


- GÜVENLİK ile/ve/||/<>/>/< GÜVEN


- GÜVEN/LİK ile/ve/||/<>/> GÜVENCE

( Bir şeyin doğruluğu, gerçekliği konusunda kanaat verici belge, delil, iz, argüman. | Anlaşmazlık konusu olan şeyde, yargıcın kanılarını oluşturan şey, delil. | Sonurguya ulaşan bir uslamlamanın dayandığı gerçek, delil. )


- GÜVENLİK ile/ve/değil/yerine/||/<>/</>< ÖZEL YAŞAMIN GİZLİLİĞİ


- GÜVENLİK ve/||/<> SIRADÜZEN/HİYERARŞİ


- GÜVENLİLİK | EMNİYETLİLİK ile/||/<> GÜVENLİK ŞERİDİ | EMNİYET ŞERİDİ ile/||/<> GÜVENLİK ATAŞESİ | EMNİYET ATAŞESİ ile/||/<> GÜVENSİZLİK | EMNİYETSİZLİK | İTİMATSIZLIK


- GÜVEN/MEK ile/ve/fakat/||/<>/> DOĞRULA/MAK


- [ne yazık ki]
GÜVENSİZLİK ile/ve/||/<> BENCİLLİK ile/ve/||/<> AHLÂK

( )


- GÜVERCİN ile/||/<> ...

( yabani ve evcilleşmiş birçok türü bulunan bir kuş Az göyǝrçin gȫgerçin yabani güvercin Türkmenler evcil güvercine kepderi adını verirler Bu adın Farsçadan alındığı açıktır kabūtar güvercin kögerşin Blk kögürçün kögüçkön kögürçkön Alt köğörçün kügerçin kăvakarçăn En eski çağlardan beri kullanıldığını biliyoruz Orta Türkçede kögürçgün olarak geçer Eski Kıpçakçada kögerçin ve ögerçin olarak kullanılır HalasiKun Köprülü Arm 1 51 Kıpçakça biçimleri kügerçin ve ügerçin olarak vermiştir Türkçe kök gök Çuvaşça kăvak kökünden geldiği açıktır Yalnız morfolojik bakımdan açıklanmaya muhtaçtır Türkçe üveyik güveyik adı da gök kökünden gelen bir türevdir üveyik Türki alanında güvercine kepter kabūtar kabūd blue adı verilir Bu adı Karakalpaklar da kullanırlar Horasan Türkçesinde de käftär olarak geçer Doerfer TDAY 1977 179 Madırlar kumruya kökpen kökmen adını verirler Bu adın da kök kökünden men ekiyle yapıldığı açıktır Eski Kıpçakçada kögerçin yanında kullanılan ögerçin biçiminin başındaki k ünsüzü düşmüştür Bunun gibi Türkçe üveyik güveyik biçiminin başındaki k sesi de sonradan düşmüştür )

( KABŪTAR )

( GÖYƎRÇIN[Az.]~GȪGERÇIN[Tkm.]~KÖGERŞIN[Nog.]~KÖGÜÇKÖN[Krg.]~KÖGÜRÇKÖN[Krg.]~KÖĞÖRÇÜN[Alt.]~KÜGERÇIN[Tatk.]~KĂVAKARÇĂN[Çuv.] )


- GÜVERCİN ile/||/<> GÜVERCİN

( Bir takımyıldızın adı astronomi tarım )

( COLUMBA, COL (COLOMBAE), DOVE )

( COLOMBE | COLOMBE, PIGEON )

( TAUBE )

( COLUMBA )


- GÜVERCİNBOYNU ile/||/<> GÜVERCİNGÖĞSÜ ile/||/<> GÖKGÜVERCİN ile/||/<> TAHTALI GÜVERCİN ile/||/<> TAKLACI GÜVERCİN ile/||/<> KAYA GÜVERCİNİ

( Güvercingillerden hızlı ve uzun zaman uçabilen kısa vücutlu sık tüylü evcilleşmiş birçok türü bulunan yemle beslenen bir tür kuş Columba )


- GÜVERCİNLER ile/||/<> GÜVERCİNLER

( Columbae columba güvercin Omurgalı hayvanlardan kuşlar Aves sınıfının karinalılar Carinatae bölümünün yağmurkuşları Charadriiformes takımına giren bir alttakım Küçük başlı kısa boyun ve bacaklı olurlar Gagaları hafif kıvrıktır Kanatları sivri olduğu için iyi uçarlar Kursaklarından salınan süte benzer bir salgı ile ilk günler yavrularını beslerler Dünyanın her yanına yayılmışlardır Güvercingiller Columbidae kumrugiller Peristeridae dişligüvercingiller Didunculidae dodogiller Dididae familyaları vardır Kuşlar Aves sınıfının küçük başlı kısa boyun ve bacaklı gagaları hafifçe kıvrık iyi uçan kursaklarından salgılanan süte benzer bir salgı ile ilk günler yavrularını besleyen ve dünyanın her tarafına dağılmış olan güvercingiller Columbidae dişli güvercingiller Didunculidae dodogiller Dididae familyalarını içine alan bir takım )

( DOVES )

( COLOMBINS | COLUMBINS )

( TAUBENVÖGEL )

( COLUMBA | COLUMBIFORMES, COLUMBAE )


- GÜVERTE[İt. < COVERTA] ile/||/<> (GEMİLERDE) AMBAR VE KAMARALARIN ÜSTÜ

( gemilerde ambar ve kamaraların üstü İtal Venedik coverta deck Bütün Akdeniz dillerinde yaygın olarak geçer cuberta cubierta couverte İtal coperta Türkçede göverte biçimi güverteye dönüşmüştür Türkçe gövercin güvercin ya da gövermek güvermek gibi Azeri alanında kullanılan köyǝrtǝ biçimi Türkçeden alınmıştır )

( COUVERTE )

( CUBIERTA )

( COVERTA | COPERTA )


- GÜVERTE/COVERTA[İt. < COVERTA] ile/||/<> KASARA/CASSERO[İt. < CASSERO]

( alt güverte hafif güverte üst güverte tente güvertesi Gemide ambar ve kamaraların üstü )


- GÜVEY ile/||/<> ...

( evlenmekte olan bir erkeğe düğün sırasında verilen ad bir kızın ailesinden olan büyüklere göre o kızın kocası damat Eski kaynaklarda güyegü güyeği olarak geçer Az küyǝv giyev Türkmenler güveye köreken adını da verirler Bu adın Moğolcadan geldiğini biliyoruz kiyaw kiyev köyeü kiyeü kiyeü küyȫ küyöv kuyov Alt Tel küyü küdē Sagaylar küzē biçimini de kullanırlar küzē kizö küdē kütüöt Yakutçada kütüö biçimi de kullanılır kĕrü Çuvaşça kĕrü biçimindeki r Ana Türkçe dnin karşılığıdır Eski çağlardan başlayarak kullanıldığını biliyoruz küdegü Orta Türkçede de küdegü olarak geçer Eski Kıpçakçada küyegü biçimi kullanılır Türkçe küde kökünden gü ekiyle türetildiği anlaşılıyor Eski ve Orta Türkçede düğün olarak kullanılan küden sözünün de bu kökten geldiği düşünülebilir mi bilmiyoruz Moğolca kür degü kız kardeşin kocası sözüyle birleştirilmesi yanlıştır Ramstedt KSz 16 81 Stellung 17 SKE 261 Moğolca küregen kürgen güvey biçimiyle birleştirilmesi de olanaksızdır Türkçede eski güyegü güyeği biçimindeki y sonradan vye çevrilmiştir Örn Türkçe yuva uya sözündeki v sesi de eski yden dönüşmüştür uya yuva Eski ve yeni diyalektlerde güvey olarak geçen küreken köreken gibi biçimler Moğolcadan alınmıştır küreken küregen kürken Clauson Moğolca biçimleri Türkçeden kalma eski alıntılar olarak değerlendirmiştir Sırpça djuvègija biçimi Türkçeden alınmıştır )

( BRIDEGROOM )

( GENDRE )

( BRÄUTIGAM )

( GENER )

( GENERO )

( ΓΑΜΠΡΌΣ / γαμπρός )


- GÜVEY ile/||/<> GÜVEYİ

( 'evlenmekte olan bir erkeğe düğün sırasında verilen ad' / 'bir kızın, ailesinden olan büyüklere göre o kızın kocası, damat' @@ Eski kaynaklarda güyegü (> güyeği) olarak geçer. ~ Az küyǝv. -Tkm giyev. Türkmenler güveye köreken adını da verirler. Bu adın Moğolcadan geldiğini biliyoruz. -TatK kiyaw. -Nog kiyev. -TatK köyeü. -Kklp kiyeü. -Kzk kiyeü. -Krg küyȫ, küyöv. -Özb kuyov. -Alt, Tel küyü. -Sag küdē. Sagaylar küzē biçimini de kullanırlar. -Şor küzē. -Hak kizö. -Tuv küdē. -Yak kütüöt. Yakutçada kütüö biçimi de kullanılır. -Çuv kĕrü. Çuvaşça kĕrü biçimindeki -r- Ana Türkçe -d-'nin karşılığıdır. Eski çağlardan başlayarak kullanıldığını biliyoruz (küdegü). Orta Türkçede de küdegü olarak geçer. Eski Kıpçakçada küyegü biçimi kullanılır. Türkçe *küde- kökünden -gü ekiyle türetildiği anlaşılıyor. Eski (ve Orta) Türkçede 'düğün' olarak kullanılan küden sözünün de bu kökten geldiği düşünülebilir mi, bilmiyoruz. Moğolca kür degü 'kız kardeşin kocası' sözüyle birleştirilmesi yanlıştır. bk. Ramstedt: KSz 16: 81; Stellung 17; SKE 261. Moğolca küregen (~ kürgen) 'güvey' biçimiyle birleştirilmesi de olanaksızdır. Türkçede eski güyegü (> güyeği) biçimindeki -y- sonradan -v-'ye çevrilmiştir. Örn. Türkçe yuva (< uya) sözündeki -v- sesi de eski -y-'den dönüşmüştür (uya > yuva). Eski ve yeni diyalektlerde 'güvey' olarak geçen küreken ~ köreken gibi biçimler Moğolcadan alınmıştır (Moğ küreken, küregen, kürken). Clauson Moğolca biçimleri Türkçeden kalma eski alıntılar olarak değerlendirmiştir. Sırpça djuvègija biçimi Türkçeden alınmıştır. )

( BRIDEGROOM~... )

( GENDRE~... )

( GENER~... )

( BRÄUTIGAM~... )

( GENERO~... )

( ΓΑΜΠΡΌΣ / γαμπρός~... )


- GÜVEYFENERİ ile/||/<> ALTIN ÇİLEK ile/||/<> TOMATİLLO

( Patlıcangillerden kırmızı ve ekşimsi meyvesi idrar söktürücü olarak kullanılan çok yıllık ve otsu bir bitki gelin otu Physalis alkekengi )

( PHYSALIS ALKEKENGI cum/||/<> ALKEKENGI OFFICINARUM cum/||/<> PHYSALIS PERUVIANA cum/||/<> PHYSALIS PHILADELPHICA cum/||/<> PHYSALIS PUBESCENS )


- GÜVEYFENERİ ile/||/<> GELİN OTU


- GÜVEYİ ile/||/<> ...

( evlenmekte olan bir erkeğe düğün sırasında verilen ad bir kızın ailesinden olan büyüklere göre o kızın kocası damat Eski kaynaklarda güyegü güyeği olarak geçer Az küyǝv giyev Türkmenler güveye köreken adını da verirler Bu adın Moğolcadan geldiğini biliyoruz kiyaw kiyev köyeü kiyeü kiyeü küyȫ küyöv kuyov Alt Tel küyü küdē Sagaylar küzē biçimini de kullanırlar küzē kizö küdē kütüöt Yakutçada kütüö biçimi de kullanılır kĕrü Çuvaşça kĕrü biçimindeki r Ana Türkçe dnin karşılığıdır Eski çağlardan başlayarak kullanıldığını biliyoruz küdegü Orta Türkçede de küdegü olarak geçer Eski Kıpçakçada küyegü biçimi kullanılır Türkçe küde kökünden gü ekiyle türetildiği anlaşılıyor Eski ve Orta Türkçede düğün olarak kullanılan küden sözünün de bu kökten geldiği düşünülebilir mi bilmiyoruz Moğolca kür degü kız kardeşin kocası sözüyle birleştirilmesi yanlıştır Ramstedt KSz 16 81 Stellung 17 SKE 261 Moğolca küregen kürgen güvey biçimiyle birleştirilmesi de olanaksızdır Türkçede eski güyegü güyeği biçimindeki y sonradan vye çevrilmiştir Örn Türkçe yuva uya sözündeki v sesi de eski yden dönüşmüştür uya yuva Eski ve yeni diyalektlerde güvey olarak geçen küreken köreken gibi biçimler Moğolcadan alınmıştır küreken küregen kürken Clauson Moğolca biçimleri Türkçeden kalma eski alıntılar olarak değerlendirmiştir Sırpça djuvègija biçimi Türkçeden alınmıştır )


- GÜVEZÎ[Tr. < GÜVEZ + Ar. -Į] ile/değil/yerine/=/||/<> GÜVEZ


- GÜYA[Fars. < GŪYĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> SÖZDE


- GUZE[Fars. < ĠŪZE] ile/değil/yerine/=/||/<> KOZA

( İçinde tohum ya da krizalit bulunan korunak kozalak İpek böceğinin ördüğü ve içine kapandığı korunak )


- GÜZEL/LİK (ARAYIŞI) ile/ve/değil/yerine/ne yazık ki/||/<>/< "YENİ/LİK" ("İSTEĞİ/BEKLENTİSİ")


- GÜZEL EKİZ(FOTOĞRAF) ile/ve/değil/yerine/||/<>/> ANLATAN EKİZ(FOTOĞRAF)


- GÜZEL GENÇ ve/||/<> GÜZEL YAŞLI

( Doğanın yapıtıdır. VE/||/<> Sanatın yapıtıdır. )


- GÜZEL/LER ile/ve/||/<>/> GÜZELLİK

( Duyumsanan/görülen, görerek. İLE/VE/||/<>/> Düşünülen, düşünerek. )


- GÜZEL ÖRNEK ile/ve/değil/||/<>/< İYİ ÖRNEK


- GÜZEL YAZI SANATI/HÜSNÜHAT[Ar. < ḤUSN + ḪAṬṬ] ile/||/<> GÜZEL YAZI SANATI/KALİGRAFİ[Fr. < CALLIGRAPHIE]


- GÜZEL ile/ve/değil/||/<>/< FARKLI


- GÜZEL ile/||/<> GÜZEL

( Biçimindeki uyum ve ölçülerindeki dengeyle hayranlık dugusu uyandıran ve hoşa giden yazı şiir yapıt Sözcüğün somut anlamı Görmeyle ilgili göze hoş görünen Estetiğin temel kavramı değer yargılarının ana kavramlarından biri Güzel genellikle uyumlu birlik olarak kabul edilir Platondan beri güzel üzerine çeşitli öğretiler geliştirilmiştir İnsanın estetik duygusunu heyecana getiren hal )

( BEAUTIFUL )

( BEAU | LE BEAU | BEAUTÉ )

( SCHÖN )

( PULCHER )

( BELLO )

( ΌΜΟΡΦΟΣ / όμορφος )


- GÜZEL ile/||/<> GÜZELLİK

( Biçimindeki uyum ve ölçülerindeki dengeyle hayranlık dugusu uyandıran ve hoşa giden (yazı, şiir, yapıt). @@ (Sözcüğün somut anlamı: Görmeyle ilgili, göze hoş görünen). Estetiğin temel kavramı; değer yargılarının ana kavramlarından biri. Güzel, genellikle uyumlu birlik olarak kabul edilir. Platon'dan beri güzel üzerine çeşitli öğretiler geliştirilmiştir. @@ İnsanın estetik duygusunu heyecana getiren hal. )

( BEAUTIFUL~BEAUTY )

( BEAU | LE BEAU | BEAUTÉ~BEAUTÉ )

( PULCHER~... )

( SCHÖN~SCHÖNHEIT )

( BELLO~BELLEZZA )

( ΌΜΟΡΦΟΣ / όμορφος~ΟΜΟΡΦΙΆ / ομορφιά )


- GÜZEL ile/ve/||/<>/> GÜZİDE[Fars.]


- GÜZEL ile/ve/değil/||/<> IŞILTILI


- GÜZELAVRAT OTU/BELLADONNA ile/ve/||/<>/> ATROPİN

( Patlıcangillerden, pis kokulu, çok yıllık ve otsu bir bitki. İLE/VE/||/<>/> Güzelavrat otundan çıkarılıp tıpta kullanılan zehirli bir nesne. )


- GÜZELLEME ile/||/<> GÜZELLEME

( 1 Sevilen bir varlığı öven koşuk türü Çoğu sevi üzerine olur dağ at konulu olanları davardır Biçim bakımından en çok koşma ve hece ölçülü semai olur 2 Şen sevinçli sevi duygularını dile getiren türkülerde özel bir ezgi Daha çok halk öykülerinde uygulanır Halk edebiyatı terimi Lirik bir koşuk şekli Halk yazınında ve öykücülüğünde lirik koşuk biçimi )

( ÉLOGE )


- GÜZELLEME ile/||/<> ÖVGÜ

( 1. Sevilen bir varlığı öven koşuk türü. Çoğu sevi üzerine olur; dağ, at konulu olanları davardır. Biçim bakımından, en çok, koşma ve hece ölçülü semai olur. 2. Şen, sevinçli sevi duygularını dile getiren türkülerde özel bir ezgi (Daha çok halk öykülerinde uygulanır). @@ (Halk edebiyatı terimi) Lirik bir koşuk şekli. @@ Halk yazınında ve öykücülüğünde lirik koşuk biçimi. )

( ...~PRAISE )

( ÉLOGE~ÉLOGE | ELOGE )

( ...~LOB )

( ...~ELOGIO )

( ...~ΕΓΚΏΜΙΟ / εγκώμιο )


- DÜŞKÜNLÜK:
GÜZELLİĞE ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< DÜRÜSTLÜĞE


- GÜZELLİK ENSTİTÜSÜ ile/||/<> GÜZELLİK KRALİÇESİ ile/||/<> GÜZELLİK MALZEMESİ ile/||/<> GÜZELLİK MÜSTAHZARLARI ile/||/<> GÜZELLİK SALONU ile/||/<> GÜZELLİK YARIŞMASI ile/||/<> İYİLİK GÜZELLİK

( Estetik bir zevk coşku hoşlanma duygusu uyandıran nitelik hüsün Okşayıcı söz ya da davranış iyilik yumuşaklık Ahlak ve fikrî nitelikleriyle hayranlık uyandıran şey Güzel olan bir kimsenin niteliği )


- GÜZELLİK:
İZLENİLEN ile/ve/değil/yerine/||/<>/> YAŞANILAN


- GÜZELLİK ile/ve/||/<>/>/< AŞK

( GÜZELLİK: Aşkın olmadığı yerde ne işim var?! VE AŞK: Güzelliğin olmadığı yerde ne işim var?! )

( ... İLE/VE/||/<>/>/< Güzelliğe duyulan özlem. )

( BEAUTY and/<> LOVE )


- GÜZELLİK ve/||/<> BİRİNİ SEVMEK

( Dünyayı kurtaracak. VE/||/<> ile başlayacak herşey. )

( )


- GÜZELLİK ile/ve/||/<> BÜTÜNSEL KAVRAYIŞ


- GÜZELLİK ile/ve/değil/||/<>/< ÇEŞİTLİLİK


- GÜZEL/LİK ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< DÜRÜST/LÜK


- GÜZEL/LİK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DÜZGÜN/LÜK


- GÜZELLİK ile/||/<> GÜZEL

( Görme ve işitme duyuları aracılığıyla hoşumuza giden ve bizde hayranlık duygusu uyandıran biçim ve ölçülerin oluşturduğu uyumlu bütün güzel güzel Biçimindeki uyum ve ölçülerindeki dengeyle hayranlık dugusu uyandıran ve hoşa giden yazı şiir yapıt Sözcüğün somut anlamı Görmeyle ilgili göze hoş görünen Estetiğin temel kavramı değer yargılarının ana kavramlarından biri Güzel genellikle uyumlu birlik olarak kabul edilir Platondan beri güzel üzerine çeşitli öğretiler geliştirilmiştir İnsanın estetik duygusunu heyecana getiren hal )

( BEAUTÉ )


- GÜZEL/LİK ile/ve/değil/yerine/||/<> İLGİNÇ/LİK


- GÜZEL/LİK ile/ve/değil/yerine/||/<> ÖZEL/LİK

( BEAUTY(TIFERET[Kabala]) vs. FEATURE )


- GÜZELLİK ve/||/<>/> ÖZGÜRLÜK

( Güzellik, özgür kılar. )


- GÜZELLİK ile/ve/||/<> SEVDÂ

( Güzelliğin beş para etmez, bende/onda bu sevdâ olmasa. )


- GÜZELLİK ve/||/<>/> SONSUZLUK

( Ancak, güzellikte sonsuzluğa ulaşabiliriz. )

( Tüm tekil parçaların her biri, özünü sınırlandırarak uyumlulaşmışsa ve bütün, o tekil parçaların özgürlüğünün sonucuysa güzel olarak nitelendirilir. )


- GUZERGAH[Fars. < GUZERGĀH] ile/değil/yerine/=/||/<> GÜZERGÂH

( Yolüstü uğranılacak geçilecek yer Yol boyu Çok geçilen yer geçek )


- GÜZERGÂH ile/||/<> YOL BOYU

( Kent içinde bir yolun nerelerden geçtiğini harita ya da düzentasar üzerinde gösteren çizgi )


- GUZEŞTE[Fars. < GUẔEŞTE] ile/değil/yerine/=/||/<> GÜZEŞTE

( Geçmiş geçen )


- GÜZEY ile/||/<> KUZ YÖNÜ

( kuz yönü )


- GUZİDE[Fars. < GUZĪDE] ile/değil/yerine/=/||/<> GÜZİDE

( seçkin Aydın okumuş seçkin kimse )


- GYMNASTİQUE[Fr. < GYMNASTIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> JİMNASTİK

( jimnastikhane aletli jimnastik araçlı jimnastik artistik jimnastik düzeltici jimnastik ritmik jimnastik beyin jimnastiği zihin jimnastiği Vücudu çevikleştirmek ve güçlendirmek için yapılan alıştırmaların tümü kültürfizik Erkeklerde yer alıştırmaları barparalel barfiks halkalar ve kulplu beygir kadınlarda yer alıştırmaları eşit olmayan çubuklar barfiks denge kalası alıştırmalarını içeren yarışma disiplini )


- GYMNASTİQUEHANE[Fr. < GYMNASTIQUE + Fars. ḪĀNE] ile/değil/yerine/=/||/<> JİMNASTİKHANE

( Jimnastik yapılan salon )


- GYNECOLOGIC[İng.] ile/||/<> JİNEKOLOJİK[Fr. < GYNÉCOLOGIQUE]

( Dişi üreme kanalıyla ilgili olan )

( GYNECOLOGIC )

( GYNÉCOLOGIQUE )


- GYNECOLOGİQUE[Fr. < GYNÉCOLOGIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> JİNEKOLOJİK

( Kadın hastalıkları ile ilgili )


- GYNECOLOGUE[Fr. < GYNÉCOLOGUE] ile/değil/yerine/=/||/<> JİNEKOLOG

( Kadın hastalıkları hekimi )


- GYPSOPHILA[Lat.] ile/||/<> ÇÖVEN

( çöven Karanfilligiller Caryophyllaceae familyasından çiçekleri küçük kazık köklü ülkemizde 46 türü bulunan bir iki ya da çok yıllık otsu ya da yarı çalımsı türleri olan bir cins Gypsophila arrostii G bicolor G eriocalyx türlerine ait kökler beyaz helva yapımında kullanılır Helvacı çöveni helvacı kökü Ağızlarda cöğen cöven olarak da kullanılır Az çoğan çoğan çoğan kökü çöven Eski Kıpçakçada da çoğan olarak geçer Kökünü bilmiyoruz )


- GYRIN (GYRINUS)[Fr.] ile/||/<> SU BİTİ

( girinus zooloji )

( GYRIN (GYRINUS) )


- H ile/||/<> H

( 1 Hidrojen 2 Histidin 3 Entalpi Entalpi )

( H )


- HA ile/||/<> HEY

( hey )


- HAB[Fars. < ḪVĀB] ile/değil/yerine/=/||/<> UYKU


- HABANERA[HAVANA][YER ADI] ile/değil/yerine/=/||/<> HABANERA

( Çok kıvrak bir Küba dansı Bu dansın müziği )


- HABASET[Ar. < ḪABĀS̱ET] ile/değil/yerine/=/||/<> KÖTÜLÜK | ALÇAKLIK

( kötülük alçaklık )


- HABB[Ar. < ḤABB] ile/değil/yerine/=/||/<> HAP

( yaldızlı hap ertesi gün hapı ertesi sabah hapı Kolayca yutulabilmesi için toparlak duruma getirilmiş ilaç komprime Bir içimlik afyon )


- HABBE | KABARCIK ile/||/<> KABARCIK

( Katı ve sıvı yığın evrelerde çeşitli etkilerle oluşan yerel gaz kümeleri tomur köpük Sıvı ya da katıların içinde oluşan gaz oylumu )

( BUBBLE | FOAM )

( BULLE | ÉCUME )

( BLASE | BLASE, LIBELLE | SCHAUM )

( BULLA )

( BOLLA )

( ΦΥΣΑΛΊΔΑ / φυσαλίδα )


- HABBE | KABARCIK ile/||/<> KÖPÜK

( Katı ve sıvı yığın evrelerde çeşitli etkilerle oluşan yerel gaz kümeleri. @@ bk. tomur @@ @@ bk. köpük @@ Sıvı ya da katıların içinde oluşan gaz oylumu. )

( BUBBLE | FOAM~FOAM | BUBBLE )

( BULLE | ÉCUME~ÉCUME | ECUME, MOUSSE | ÉCUME; MOUSSE )

( BULLA~SPUMA )

( BLASE | BLASE, LIBELLE | SCHAUM~SCHAUM )

( BOLLA~SCHIUMA )

( ΦΥΣΑΛΊΔΑ / φυσαλίδα~ΑΦΡΌΣ / αφρός )


- HABBE[Ar. < HABBE] ile/||/<> ...

( Kar Karagöz Matiz Külhanbeyi tiplerince kullanılan ve yemek yemek anlamına gelen terim )


- HABBE[Ar. < ḤABBE] ile/değil/yerine/=/||/<> HABBE

( Tahıl tanesi evin Değerli madenleri ölçmekte ve kuyumculukta kullanılan değişken bir ağırlık ölçüsü zerre Orta oyunundaki tiplerin yemek yeme anlamında kullandığı söz )


- HABBE ile/ve/||/<>/> HUBUT [>< SUUT]

( Tohum. İLE/VE/||/<>/> Atılma. )


- HABBE[Ar.] ile/ve/||/<> ZERRE[Ar.]


- HABBLEZİZ[Ar. < ḤABB + LEẔĪẔ] ile/değil/yerine/=/||/<> ABDÜLLEZİZ

( Akdeniz Bölgesi nde ve Afrika da yetişen çok yıllık yumrulu ve otsu bir bitki Cyperus esculentus Bu bitkinin yemiş olarak yenilen kuru dut biçiminde tatlı ve yağlı ürünü )


- HABER ALIRSAM ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< HABER ALINCA


- HABER CÜMLESİ, CÜMLE-İ İHBÂRİYYE ile/||/<> SENTENCE OF STATEMENT[İng.] ile/||/<> AUSSAGESATZ, BEHAUPTUNGSSATZ[Alm.] ile/||/<> BİLDİRME CÜMLESİ

( Bir yargıyı bir gerçeği bildirmek için yüklemi bildirme kiplerinden biriyle kurulan ad ya da fiil cümlesi Ben konuşmaya hazırım Havuzun suyu bulanıktır Hazırlıklar devam ediyor Bu gün kaynanamla uzun uzun konuştum R N Güntekin Acımak s 81 Arasıra bir iki ay perhiz ederim F R Atay Gezerek Gördüklerim Sanatta ihtilal çoğu zaman herkesin yerine benin geçmesiyle olur A H Tanpınar Yaşadığım gibi s 293 Bu sükût benim dikkatimdir göst es s 333 Yarın sizinle birlikte gideceğiz vb )

( SENTENCE OF STATEMENT )

( AUSSAGESATZ, BEHAUPTUNGSSATZ )


- HABER EDATI, EDÂT-I HABER, EDÂT-I İSNÂD | BİLDİRME EKİ ile/||/<> BİLDİRME EKİ

( tur yardımcı fiilinin geniş zaman çekiminden turur çıkan yüklemi özneye bağlayan ekleşip ünlü ve ünsüz uyumlarına giren ek fiilin bildirme kipinin teklik ve çokluk üçüncü şahıs çekimlerine gelerek anlamı güçlendiren DIr DUr eki olgundur çalışkandır siyahtır çocuktur yakındır değildir vb Bu ek bazı bildirme ve tasarlama kiplerinin de sonuna gelerek oluş ve kılışa süreklilik kesinlik güçlü bir ihtimal kavramları katar Bu işlerde çalışan vatandaşlarımız Hindistan da gerek anıtları korumak gerek onları değerlendirmek için neler yapıldığını tetkik etmelidirler F R Atay Gezerek Gördüklerim s 123 Amma yine içimden hiçbir şey olmumıştır sağ salim gelir diyordum öyle oldu A H Tanpınar Saatleri Ayarlama Enstitüsü s 292 Semra Seha Salıdan itibaren sahnemizde İstanbul u teşhir edecektir T Buğra İbişin Rüyası s 149 Bana kalırsa bu hiç de garip değildir Belki tabiî umurdandır Hal yoktur mazi ve onun emrinde bir istikbal vardır A H Tanpınar s 86 Saatin kendisi mekân yürüyüşü zaman ayarı insandır A H Tanpınar göst e s 33 Ve sanılır ki yeşil türbe rengini eski Bursa baharlarının ılık sokaklarındaki en taze yeşillerinin özünden emmiştir F R Atay göst es s 12 vb Azerbaycan Türkçesi xäbär şäkilçisi Türkmen Türkçesi kem iişlik habarlık goşulmalan predikatlık afiksi Özbek Türkçesi kesimlik qoşimçasi Uygur Türkçesi höküm bağlamçi peil qoşumçisi Tatar Türkçesi xäbärlek quşımçasi Başkurt Türkçesi xäbärlek affiksi xabarlık koşumça Krç Malk haparçılık affiks haparçı affiks Nogay Türkçesi habarlawış kosımşası Kazak Türkçesi jiktikjalgaw Kırgız Türkçesi bayandooçtuk müçö cak müçö Alt aydılaaçınıň kojultazı Hakas Türkçesi söyleeçî hozımı Tuva Türkçesi dır dir tep padıtkaarartınçı Türkçesi aytkı sözön affiksi Rusça affiks skazuyemosti )

( COPULA )

( COPULE )

( KOPULA )


- HABER EDATI | KOŞAÇ ile/||/<> KOŞAÇ

( Özneyüklem önermesinde özne ile yüklemi birbirine bağlayan dır dırlar ya da değildir değildirler biçimindeki deyim Başlı başına anlam taşımayan birlikte kullanıldığı sözcüğe olumluluk ya da olumsuzluk sürerlik kesinlik kuvvetli ihtimal kavramları veren dir eki ya da değil sözcüğü bildirme koşacı ve olumsuzluk koşacı Yüklemi özneye bağlıyan koşan kelime Ev büyüktür Ev yeni idi sözlerinde dir ve idi birer koşaçtır )

( COPULA )

( COPULE )

( KOPULA )


- HABER[Ar. < ḪABER] ile/değil/yerine/=/||/<> BİLGİ | YÜKLEM

( haber ajansı haber bülteni haber bürosu haber kaynağı haber kipi haber merkezi haber portali haber stüdyosu acı haber ana haber sunucusu atlatma haber flaş haber hayır haber ilmühaber kara haber kötü haber sıcak haber şişirme haber yalan haber tekmil haberi doğum ilmühaberi ikametgâh ilmühaberi vefat ilmühaberi Bir olay bir olgu üzerine edinilen bilgi çav I selen İletişim ya da yayın organlarıyla verilen bilgi bilgi yüklem )


- HABER ve/||/<>/< PİŞMANLIK


- HABERCİ ile/ve/değil/||/<> ANLATICI


- HABERCİ ile/||/<> ULAK

( özel ulak el ulağı )


- HABERDAR[Ar. < ḪABER + Fars. -DĀR] ile/değil/yerine/=/||/<> HABERLİ


- HABERDAR OLMAK | BİLMEK ile/||/<> BİLME

( Herhangi bir şeyi başka şeylerden ayırmaya yarayacak biçimde öğrenmiş olmak 1 Bir şeyi anlamış ya da öğrenmiş bulunma 2 Bir şeyi yapmaya alışmış olma elinden gelme 3 Tanıma anımsama 1 Geniş anlamda Bir şeyin ne olduğunun bilincine varma 2 Soru ve araştırmalarla kazanılmış kesinlik inanmanın karşıtı 3Temellendirilmiş olan bilgi edinme tanıma kuşku ve kanının karşıtı 4 Bilgi edinmenin erek ve sonucu )

( KNOW | KNOWING )

( SAVOIR | SAVOIR, SCIENCE )

( WISSEN )


- HABER-İ SÂDIK:
PEYGAMBERDEN ile/ve/||/<>/> MÜTEVÂTİR


- HABERİN/BİLİNİN "DEĞERİ":
"DOLAŞIM GÜCÜ" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DOĞRULUK


- HABERİNİN OLMAMASI ile/ve/||/<>/ne yazık ki HABERİNİN OLMAMASINDAN, HABERİNİN OLMAMASI


- HABERLEŞME, MUHABERE, KOMÜNİKASYON, BİLDİRİŞİM, BİLDİRİŞME | İLETİŞİM ile/||/<> İLETİŞİM

( Sinema TV 1 Kişiler arasında duygu düşünce bilgi haber alış verişi 2 Bu alış verişte kaynak durumunda olan kimsenin ortaya koyduğu ya da koymak istediği anlam ile bunu algılayanın buna verdiği anlam arasındaki özdeşlik benzerlik ya da uyuşum ilişkisi Bir yerden bir kişiden bir makineden bir başkasına herhangi bir ortamdan yararlanarak bilgi gönderme Bir düşüncenin bir duygunun yüz anlatımı el kol ve baş hareketleri konuşma yoluyla ya da yazı telefon radyo televizyon gibi bildirişim araç ve gereçlerinden yararlanarak bir kimseden başka bir kimseye iletimi 1 genel uygulayım Duygu düşünce ya da bilgilerin uygulayımsal yöntemlerle her çeşit yoldan aktarılması 2 elektrik Telefon telgraf radyo gibi aygıtlarla yapılan bildirişim bu yollardan yararlanarak yürütülen bilgi alışverişi Bilgi ve deneyim alışverişi Bir bilginin bir haberin bir niyetin bir konuşmanın ilkel ya da gelişmiş bir işaret sisteminden yararlanılarak bir zihinden başka bir zihne yahut da bir merkezden başka bir merkeze ulaştırılması Dil en önemli iletişim aracıdır Azerbaycan Türkçesi ünsiyyät Türkmen Türkçesi kommunikaasiya Gagauz Türkçesi komunikatsiya haberleşmäk Özbek Türkçesi alóqa kommunikatsiya Uygur Türkçesi xävärlişiş alaqä Tatar Türkçesi aralaşu Başkurt Türkçesi aralaşıw kommunikatsiya katnaşıw Krç Malk kommunikatsiya söleşıw Nogay Türkçesi kommunikatsiya katnasuw Kazak Türkçesi karımkatınas katınas Kırgız Türkçesi baylanış kommunikatsiya katnaş Alt kommunikatsiya Hakas Türkçesi çooh alıs habarlas Tuva Türkçesi harılzaa harılzajılga Türkçesi çooktaş kommunikatsiya Rusça kommunikatsiya )

( COMMUNICATION )

( COMMUNICATION )

( KOMMUNIKATION )


- HABERLEŞME ile/||/<> HABERLEŞME

( Canlılar arasında ya da bir canlının organları arasında haberleşme Komünikasyon Kişiler ya da kişiler ile teknik cihazlar arasındaki bilgi ve haber aktarımı Haber alma haber aktarma olgusunun karşılıklı görünümü Ayrıca iletişim Azerbaycan Türkçesi ünsiyyät älağä Türkmen Türkçesi habarlaşma kommunikativ komunikatsiya haberleşmäk Özbek Türkçesi alóqa kommunikatsiya Uygur Türkçesi xävärlişiş muamilä Tatar Türkçesi aralaşu söyläşü Başkurt Türkçesi aralaşıw katnaşıw Krç Malk kommunikatsiya söleşiw Nogay Türkçesi habarlasuw kommunikatsiya Kazak Türkçesi karımkatınas katmas Kırgız Türkçesi baylanış kommunikatsiya katnaş Alt tekşi kommunikatsiya Hakas Türkçesi habarlas çoohalış Tuva Türkçesi harılzajıışkın Türkçesi çooktaş Rusça obşçeniye kommunikatsiya )

( COMMUNICATION )

( COMMUNICATION )

( KOMMUNIKATION )

( COMMUNICATIO )

( COMUNICAZIONE )

( ΕΠΙΚΟΙΝΩΝΊΑ / επικοινωνία )


- HABERLEŞME ile/değil/yerine/=/||/<> İLETİŞİM | YAZIŞMA

( kitle haberleşmesi Haberleşmek işi iletişme muhabere enformasyon iletişim yazışma )


- HABERLEŞME ile/||/<> KOMÜNİKASYON

( Canlılar arasında ya da bir canlının organları arasında haberleşme. Komünikasyon. @@ Kişiler ya da kişiler ile teknik cihazlar arasındaki bilgi ve haber aktarımı. Haber alma, haber aktarma olgusunun karşılıklı görünümü. Ayrıca bk. iletişim. @@ Azerbaycan Türkçesi: ünsiyyät ~ älağä; Türkmen Türkçesi: habarlaşma ~ kommunikativ;Gag.: komunikatsiya ~ *haberleşmäk; Özbek Türkçesi: alóqa ~ kommunikatsiya; Uygur Türkçesi: xävärlişiş ~ muamilä; Tatar Türkçesi: aralaşu ~ söyläşü; Başkurt Türkçesi: aralaşıw; Kmk:katnaşıw; Krç.-Malk.: kommunikatsiya ~ söleşiw; Nogay Türkçesi: habarlasuw ~kommunikatsiya; Kazak Türkçesi: karım-katınas ~ katmas; Kırgız Türkçesi: baylanış ~kommunikatsiya ~ katnaş; Alt:: tekşi kommunikatsiya; Hakas Türkçesi: habarlas ~ çoohalış; Tuva Türkçesi: harılzajıışkın; Şor Türkçesi: *çooktaş; Rusça: obşçeniye ~ kommunikatsiya )

( COMMUNICATION~COMMUNICATION )

( COMMUNICATION~COMMUNICATION )

( COMMUNICATIO~COMMUNICATIO )

( KOMMUNIKATION~KOMMUNIKATION )

( COMUNICAZIONE~COMUNICAZIONE )

( ΕΠΙΚΟΙΝΩΝΊΑ / επικοινωνία~ΕΠΙΚΟΙΝΩΝΊΑ / επικοινωνία )


- HABERLEŞMEK ile/||/<> İLETİŞMEK


- HABERSİZLİK ile/||/<> BİHABERLİK


- HABEŞ[Ar. < ḤABEŞ] ile/değil/yerine/=/||/<> ETİYOPYALI


- HABEŞ[Ar. < ḤABEŞ] ile/değil/yerine/=/||/<> HABEŞ

( Derisinin rengi çok koyu esmer olan kimse )


- HABEŞÎ ile/||/<> ...

( Habeşistanda yapılan eski bir yazı kâğıdı türü )


- HABİP[Ar. < ḤABĪB] ile/değil/yerine/=/||/<> SEVGİLİ


- HABİS[Ar. < ḪABĪS̱] ile/değil/yerine/=/||/<> HABİS

( Kötü alçak soysuz kimse Kötücül hastalık ya da ur Kötü uğursuz )


- HABİTA | ÇEVRE ile/||/<> ÇEVRE ile/||/<> KÜLTÜR

( İnsanla onun yarattığı kültürün coğrafyasal ve yaşambilimsel dış çevresi kültür insan coğrafyası çevresel kültür ikincil çevre çevresel saptamacılık 46 Bir poligonun çevre si onu çevreliyen kırık çizgidir Misal CDEFH kırık çizgisi sekil 25 teki poligonun çevresidir Şekil 25 Dayirenin çevresi çemberdir Bireye dıştan etki yapan bütün nesne güç ve uyarımların toplamı 1 Bireyi etkileyen canlı ve cansız varlıklar ile bütün güç ve koşulların toplamı 2 Organizmayı içten ya da dıştan uyaran şeylerin toplu adı 3 Varlığın içinde oluştuğu ve yaşamını sürdürdüğü ortam Kişiyi etkileyen özdeksel ve tinsel gelişmesini biçimlenmesini ve yaşamını belirleyen dirimbilimsel iklimle ilgili ve toplumsal etkenlerin tümü Ayırıcı toplumsal özellikleri bulunan ve bireyleri kuşatarak biçimlenmelerinde köklü bir üstlencesi bulunan ekinsel ya da yersel alan Bir organizma ya da organizmanın bir parçası üzerine etki yapan dış etkenler topluluğu Yaşamın gelişmesinde etki yapan doğal toplumsal kültürel dış koşulların toplamı kası biyoloji matematik çevre ülkeleri Bir organizmanın ya da bir parçasının üzerinde etki yapan dış etkenler topluluğu Bir organizmanın ya da bir parçasının üzerinde etki yapan dış etkenler topluluğu 1 Canlıların içinde yaşadıkları ortam ve bu ortamlardaki çeşitli faktörlerin bütünü ambiyens 2 Herhangi bir yapının merkezinden uzakta olan kenarda olan çevre Bireyin üyesi olduğu toplumdan öğrendiği bilgi gelenek görenek davranış yasa sanat uygulayım zanaat gibi özdeksel ve tinsel ürünlerden oluşan bütün kültür kalıtı kültür alanı altkültür çevresel kültür uygarlık halk kültürü halkbilim Bir halkın ya da bir toplumun özdeksel ve tinsel alanlarda oluşturduğu ürünlerin tümü Yiyecek giyecek barınak korunak gibi temel gereksemelerin elde edilmesi için kullanılan her türlü araç gereç uygulanan teknikler düşünceler beceriler inançlar geleneksel dinsel toplumsal politik düzen ve kurumlar düşünce duyuş tutum davranış ve yaşama biçimlerinin topu 1 Bir toplumu ya da halkı duyuş düşünüş yaşayış bakımından öbürlerinden ayıran ve gerek özdeksel gerek tinsel alanlarda oluşturulan ürünlerin tümü 2 Bir topluma ya da bir halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat yapıtlarının tümü 3 Usavurma beğeni ve eleştirme yeteneklerinin öğrenim ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi colère ekmek Mikroorganizmaların ve dokuların hazırlanmış ortamlarda yetiştirilmesi cultura colere bakmak özenmek 1 En dar anlamda Bedenle ve ruhla ilgili belli yetileri geliştirme Kültürfizik Beden yapısını bakımla geliştirme matematik kültürü Matematik bilgisini geliştirme 2 Daha geniş anlamda Eğitim görmüş ve bu eğitimle beğenisi usavurma ve eleştirme gücü gelişmiş bir kişilik kazanmış durumda olma 3 Bir toplumun kendi iç yasalarına göre biçim kazanması ve gelişmesi Nietzsche kültürü bir ulusun bütün yaşama biçimlerinde birlikli bir üslup kazanması diye tanımlar 4 Bir toplumun yaşama biçimlerinin çeşitli alanlarda olgunlaşması 5 Tarihin sürekliliği içinde insanlar yoluyla ve insanlarda gerçekleşen tinsel biçimlenme süreci insanın tinsel başarıları ve yaratışları 6 Tüm olarak tinsel ve törel yaşam geniş bir toplumun bütün alanlarında ortak olan dinsel ahlaksal estetik teknik ve bilimsel nitelikteki toplumsal olayların bütünü Kültürün çeşitli alanları a Gerçekliği işlemenin çeşitli biçimleri tarımdan tekniğe değin b Birlikte yaşama biçimleri toplumsal eğitimsel ekonomik siyasal c Özel yaşama biçimleri d Tanrı dünya ve insan üzerinde yaşantı bilgi ve betimlemeler söylence din dil sanat felsefe ve bilim bakımından biyoloji Hücrelerin dokuların ya da mikroorganizmaların laboratuvarlarda besi yerinde yetiştirilmesi 1 Laboratuvar ortamında mikroorganizmaların uygun besi yerlerinde çoğaltılması işlemi 2 Uygun ortamda çoğaltılmış hücreler 3 Mikrobiyolojide tek bir bakteriden çoğaltılmış bakteri popülasyonu )

( HABITAT | ENVIRONMENT | ENVIRONMENT, PERIPHERAL )

( HABITAT | MILIEU, CONDITIONS AMBIANTES, AMBIANCE | ENVIRONNEMENT, MILIEU | MILIEU | ORBICULAIRE (MUSCLE-) | PÉRIMÈTRE | MILIEU ENVIRONNANT, ENVIRONNEMENT )

( UMGEBUNG | UMWELT | MITTEL, MILIEU )


- HABITABLE ZONE ile/||/<> BIOSIGNATURE ile/||/<> PANSPERMIA

( Dünya dışı yaşam kavramları. )

( Formül: Drake denklemi )


- HABİTAT ile/ve/||/<> ATMOSFER ile/ve/||/<> AMBİYANS


- HABİTAT ile/||/<> EKOLOJİK NİŞ

( Habitat yaşam yeri, niş ekolojik rol )

( Formül: Adres İLE Meslek )


- HABİTAT[İng. < HABITAT] ile/değil/yerine/=/||/<> HABİTAT

( Yerleşme oturma Bitkinin doğal olarak yetiştiği yer yurt )


- HABİTAT ile/||/<> HABITAT[İng. < HABITAT]

( Bir canlı türünü ya da canlı birliklerini barındıran ve kendine özgü özellikler gösteren yaşama ortamı Bir canlı türünü ya da canlı topluluklarını barındıran ve kendine özgü özellikler gösteren yaşama ortamı )

( HABITAT )

( HABITAT )

( HABITAT )


- HABİTAT ile/||/<> NİŞ

( Habitat yaşam alanı nerede İLE niş işlevsel rol nasıl. )

( Formül: Address İLE profession )


- HABİTAT ile/||/<> NİŞ ile/||/<> BİYOTOP ile/||/<> EKOSİSTEM

( Yaşam alanı tanımları. )

( Formül: n-dimensional niche )


- HABİTUS[Lat. < ] ile/değil/yerine/=/||/<> HABİTUS

( Bitkinin yerindeki durumu dallanması köklerinin toprak içerisindeki dağılmasını belirten morfolojik görünüş )


- HABL ile/||/<> CORDE[Fr.] ile/||/<> İP

( biyoloji Az ip yüp Tar yip Alt Tel yip çip çip tuzak ağı jip yip ip cip śip Orta Türkçede yıp olarak geçer Bu biçim başındaki ynin baskısı altında yipe dönüşmüştür Kıpçakçada da yip ip olarak geçer Türkçede yip biçiminin başındaki y sesi düşmüştür ipek Kökünü bilmiyoruz Ana Türkçede yip olarak geçtiği anlaşılıyor Çuvaşça śip biçiminin başındaki ś sesi yip biçiminin başındaki ynin Ana Türkçeden kalma bir ses olduğuna tanıktır lik ekiyle kurulan yiplik iplik türevi Macarcaya gyeplő dizgin olarak geçmiştir Ligeti TörK 244 )

( CORDE )

( IP[Az.]~YÜP[Tkm.]~YIP[Alt.]~YIP[Tel.]~ÇIP[Şor.]~ÇIP[Sag.]~JIP[Kzk.]~YIP[Nog.]~IP[Özb.]~CIP[Krg.]~ŚIP[Çuv.] )


- HABS[Ar. < ḤABS] ile/değil/yerine/=/||/<> HAPİS

( hapishane hapis oyunu hapsedilmek hapsetmek hapsettirmek hapsolmak ağır hapis cezası göz hapsi hafif hapis cezası katıksız hapis müebbet hapis oda hapsi Bir yere kapatıp salıvermeme Yasalara göre suçu belirlenen bir kimseyi cezaevine koyma cezası Cezaya çarptırılmış suçluların kapatıldıkları yer cezaevi hapishane Pulları salıvermeme kapatma esasına dayanan bir tür tavla oyunu mahpus )


- HABSEDEBİLMEK[Ar. < ḤABS + Tr. EDEBİLMEK] ile/değil/yerine/=/||/<> HAPSEDEBİLMEK

( Hapsetme ihtimali ya da imkânı bulunmak Hapsetmeye gücü yetmek )


- HABSETMEK[Ar. < ḤABS + Tr. ETMEK] ile/değil/yerine/=/||/<> HAPSETMEK

( Bir suçluyu hapishaneye koymak kapamak Engellemek sınırlamak Bir kimseyi ya da bir şeyi boşu boşuna tutmak alıkoymak )


- HABSOLMAK[Ar. < ḤABS + Tr. OLMAK] ile/değil/yerine/=/||/<> HAPSOLMAK

( Bulunduğu yerden dışarı çıkamamak )


- HABTETMEK[Ar. < ḤABṬ + Tr. ETMEK] ile/değil/yerine/=/||/<> HAPTETMEK

( Karşısındakini susturmak cevap veremez durumunda bırakmak )


- HAÇ[Fars. < HAC] ile/||/<> GAMALI HAÇ/SWASTİKA

( ... İLE/||/<> Kollarının ucları saat ibresi yönünde, dik açı yaparak kıvrılmış eşit kollu haç. )


- HAC/HACC[Ar. < ḤACC] ile/||/<> HACCETMEK/HACCETMEK[Ar. < ḤACC + Tr. ETMEK] ile/||/<> HACI/HACC[Ar. < ḤĀCC]

( Genellikle tek tanrılı dinlerde kutsal olarak tanınan yerlerin o dinden olanlarca yılın belli aylarında ziyaret edilmesi İslam ın beş şartından biri olan Müslümanlarca zilhicce ayında Mekke de yapılan Kâbe yi ziyaret ve tavaf ibadeti )


- HAC[Fars. < ḪĀC] ile/değil/yerine/=/||/<> HAÇ

( Doksan derecelik açılarla birbirini kesen iki doğru parçasından oluşarak Hz İsa nın çarmıhtaki duruşunu temsil eden Hristiyanlık sembolü istavroz put I salip )


- HACÂMET[Ar.] ile/||/<> HACAMAT[Ar. < HACÂMET]

( Vücudun herhangi bir yerinden kan alma )

( (AR. HACÂMET )


- HACAMET[Ar. < ḤACĀMET] ile/değil/yerine/=/||/<> HACAMAT

( hacamat baltası hacamat şişesi Vücudun herhangi bir yerini hafifçe çizip üzerine boynuz bardak ya da şişe oturtarak kan alma Hafif yaralama )


- HACC[Ar. < ḤACC] ile/değil/yerine/=/||/<> HAC

( Genellikle tek tanrılı dinlerde kutsal olarak tanınan yerlerin o dinden olanlarca yılın belli aylarında ziyaret edilmesi İslam ın beş şartından biri olan Müslümanlarca zilhicce ayında Mekke de yapılan Kâbe yi ziyaret ve tavaf ibadeti )


- HACC[Ar. < ḤĀCC] ile/değil/yerine/=/||/<> HACI

( hacıağa hacıbaba hacı devesi hacı fışfış hacı fitil hacı kandil hacı yağı hacıyatmaz Hacıyolu hacılarkuşağı Hacılaryolu hacısı hocası Din buyruklarını yerine getirmek için hacca gitmiş Müslüman Kudüs Efes vb kutsal bir yeri ziyaret etmiş olan Hristiyan )


- HACC[Ar.] ile/ve/||/<>/< SILA[Ar. < VASL]

( Genellikle tek tanrılı dinlerde kutsal olarak tanınan yerlerin, o dinden olanlarca yılın belİRli aylarında ziyaret edilmesi. | İslâm'ın beş koşulundan biri olan, Müslümanlarca zilhicce ayında Mekke'de yapılan Kâbe'yi ziyaret ve tavaf ibadeti. İLE/VE/||/<>/< Bir süre ayrı kaldığı bir yere ya da yakınlarına kavuşma. Memleketine gitme, yakınlarına ulaşma. | Gurbetteki biri için doğup büyüdüğü ve özlediği yer. | Bahşiş, hediye. | Rabıt sigâsı.[ulaç, bağ-fiil][Fr. GERONDIF] )


- HACCETMEK[Ar. < ḤACC + Tr. ETMEK] ile/değil/yerine/=/||/<> HACCETMEK

( Müslümanlıkta hac zamanında Kâbe yi ziyaret ve tavaf etmek Hristiyanlıkta kutsal sayılan yerleri ziyaret etmek )


- HACC'DA:
ARARAT ile/ve/||/<>/> MEŞAR ile/ve/||/<>/> MÜZDERİFE ile/ve/||/<>/> MİNA


- HACE BAYRAM-I VELÎ ve/||/<> HASAN DEDE (UZUNKOL'LU - TAVŞANLI - KÜTAHYA)

( ... VE/||/<> Sancaktarı. )


- HACEREYN ve/||/<> NESÎK

( İki taş.[Altın ve gümüş.] VE/||/<> Altın. | Gümüş. )


- HACER-İ BÜRKÂNÎ ile/||/<> LAPİLLİ[Fr.] ile/||/<> LAPİLLİ[Fr. < LAPILLI]

( volkançakılı jeoloji coğrafya )

( LAPILLI )


- HACER-İ MAKTÛ DEVRİ ile/||/<> PALEOLITHIC[İng.] ile/||/<> PALÉOLİTHİQUE, ÂGE DE PİERRE TAİLLÉE[Fr.] ile/||/<> PALÂOLITHIKUM[Alm.] ile/||/<> YONTMA TAŞ ÇAĞI

( Dördüncü zamanın ilk dönemi olan yakın bölümde tarihten önce yaşamış insanların taşı yalnız yontarak araçlarını yaptıkları çağ )

( PALEOLITHIC )

( PALÉOLITHIQUE, ÂGE DE PIERRE TAILLÉE )

( PALÂOLITHIKUM )


- HACER-İ NECMÎ ile/||/<> AVENTURINE[Fr.] ile/||/<> YILDIZ TAŞI

( jeoloji )

( AVENTURINE )


- HACET KAPISI ile/||/<> HACET PENCERESİ


- HACET PENCERESİ ile/||/<> ...

( Mimarlık Türbelerde sandukanın bulunduğu odanın içine bakan küçük pencere )


- HACET[Ar. < ḤĀCET] ile/değil/yerine/=/||/<> HACET

( hacet kapısı hacet penceresi hacet tepesi hacet yeri defihacet Herhangi bir şey için gerekli olma ihtiyaç gereklilik lüzum Tanrı dan yerine getirilmesi beklenen dilek İhtiyaç duyulan şey gerekli şey İdrar ya da dışkı yapma )


- HACIAĞALIK ile/||/<> HIYARAĞALIK

( Ağa olma durumu )


- HACIBEKTAŞ ile/||/<> BALGAMTAŞI

( balgamtaşı )


- HACİM | OYLUM ile/||/<> OYLUM

( 1 Bitişik kıyılarının uzunlukları sırayla a b c olan dikdörtgenel koşutyüzlü için abc sayısı 2 Uzayda bir A sınırlı kümesi için A nın iç ölçümüyle dış ölçümü çakıştığında oluşan ortak değer 3 Uzayda bir A sınırsız kümesi için E ler tüm küpleri dolaştığında lerin oylumları üstten sınırlı olmak koşuluyla nin oylumlarının en küçük üst sınırı Resim Heykel Mimarlık Resimde derinlik etkisi üç boyutluluk etkisi Mimarlıkta mekân karşılığı genel uygulayım Bir nesnenin kapladığı üç boyutlu uzay parçası Bir nesnenin kapsadığı üç boyutlu uzay parçası Bir nesnenin uzayda tuttuğu üçboyutlu yer En boy yükseklik denilen üçboyutun çarpımı birim )

( VOLUME | BULK )

( VOLUME )

( VOLUMEN, VOLUM, RAUMINHALT, KÖRPERINHALT | VOLUMEN | VOLUMEN, RAUMINHALT | RAUMINHALT )

( VOLUMEN )


- HACİM ile/||/<> SIYGI


- HACİM ile/||/<> YÜZEY ALANI

( Hacim iç boşluk İLE yüzey alanı dış kabuktur )

( Formül: 3D iç İLE 2D dış )


- HACİMSİZ | OYLUMSUZ ile/||/<> HACİMSİZLİK | OYLUMSUZLUK


- HACİP | KAŞ ile/||/<> KAŞ

( Gözün üzerinde bulunan çıkıntı ve bu çıkıntı üzerinde büyüyen kısa yumuşak tüyler I gaş I 1 Toprak damlarda duvarı taşan kısım Senirköyü Sincanlı Afyonkarahisar Alçılı Delice Ankara 2 Alçak duvar Senirköyü Sincanlı Afyonkarahisar II gaş II gaşacı 1 Semerin ön ve arkasında ip geçirmeye yarayan çatal ağaçlar Maraş gaş II Yalvaç Isparta gaşacı Çardak Denizli 2 Eğer ve semerin önündeki sivri kısım Senirkent Yukarıkaşıkara Yalvaç Isparta Güdül Ankara III gaş III IV Tepelerde su ayırımı çizgisi Kadıköy Buldan Denizli biyoloji Gözün üzerinde bulunan çıkıntı ve bu çıkıntı üzerinde büyüyen kısa yumuşak tüyler )

( EYEBROW | EYE BROW )

( SOURCIL )

( AUGENBRAVE )


- HACİR[Ar. < ḤACR] ile/değil/yerine/=/||/<> KISIT


- HACİR | KISIT ile/||/<> KISIT ile/||/<> KISITLAYICI

( kısıtlayıcı 1 Kişinin uygarlık haklarını kullanma yetkisinin yargı örgütünce kaldırılması 2 Bunama uçarılık tutukluluk gibi nedenlerle kişiye ilişkin malını kullanma yetkisinin yasal kısıtlanması )

( CONSTRAINT | DISABILITY, INCAPACITY )

( INCAPACITÉ )

( BEDINGUNG )


- HACİVAT ile/||/<> HACİVAT

( Kar Gölge oyununda Karagöz tipinden sonra ikinci önemli tip Hacivat yarı aydın Osmanlıca konuşmaya özenen saman altından su yürüten kurnaz çıkarını düşünen bir Osmanlı tipidir Türk gölge oyununun iki eksen kişisinden biri Herkesin huyuna suyuna giderek işini yürüten içten pazarlıklı ölçülü her kalıba girebilen çıkarı için olan biteni görmezlikten gelebilen tip Biraz mürekkep yaladığı için yarım yamalak da olsa biraz şundan biraz bundan haberi olan bir yarı aydın tipi Görgü kurallarına uyar ama içten değildir Mahalle muhtarlığından çöpçatanlığa kadar her işi para karşılığı yapar Tecim işinden anlar para kazanırken kendini yormaz ve zor işleri Karagöze önemsiz bir ücret karşılğında yaptırır Hacivat hemen her oyunda işveren rolündedir Kurulu düzenin temsilcisi çıkarı olanın borusunu öttüren tam anlamıyla oportünist olan bir kişiliği vardır Dolambaçlı ve Osmanlıca konuşmayı sever böyle bir konuşma kendi çıkarlarına daha uygundur çünkü işler sarpa sarnıca kimsenin anlayamadığı Osmanlıca sözcüklerle ortaya çıkardığı laf salatası ile sözü saptırarak paçasını kurtarır )


- HACİZ/HACZ[Ar. < ḤACZ] ile/||/<> HACZETMEK/HACZETMEK[Ar. < ḤACZ + Tr. ETMEK]

( haczetmek Bir alacağın ödenmesi için borçlunun parasına aylığına ya da malına icra dairesi tarafından el konulması )


- HACKER[İng. < HACKER] ile/değil/yerine/=/||/<> HACKER

( bilgisayar korsanı )


- HACM[Ar. < ḤACM] ile/değil/yerine/=/||/<> HACİM

( iş hacmi işlem hacmi Bir cismin uzayda doldurduğu boşluk oylum cirim sıygı )


- HACVARİ[Fars. < HĀCVĀRĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> HAÇVARİ

( Haça benzeyen )


- HACZ[Ar. < ḤACZ] ile/değil/yerine/=/||/<> HACİZ

( haczetmek Bir alacağın ödenmesi için borçlunun parasına aylığına ya da malına icra dairesi tarafından el konulması )


- HACZETMEK[Ar. < ḤACZ + Tr. ETMEK] ile/değil/yerine/=/||/<> HACZETMEK

( Bir alacağın ödenmesi için borçlunun geçim ve mesleğinde gerekli olan şeyler dışında kalan para aylık ya da malına icra dairesi el koymak )


- HAD[Ar. < ḤADD] ile/değil/yerine/=/||/<> SINIR | TERİM

( had safha haddikifaye haddinden fazla haddizatında had safha faiz haddi istiap haddi kâr haddi yaş haddi İnsanın yetki ve değeri sınır terim )


- HADAR ile/ve/||/<> SÜKÛN


- HADDE[Ar. < ḤĀDDE] ile/değil/yerine/=/||/<> HADDE

( hadde fabrikası haddehane Madenleri tel durumuna getirmek için kullanılan ve türlü çapta delikleri olan çelik araç )


- HADDE ile/||/<> HADDE[Ar. < HÂDDE]

( 1 Uzun kayışlar üzerine paralel çizmekte kullanılan tahta araç Uşak Senirkent Isparta Aksaray Nğ 2 Kalın telleri inceltmekte kullanılan üzerinde çeşitli çapta dairevî delikleri olan demir araç Aksaray Niğde Haddeleme işleminde haddelenen parçaları indirgeyen silindir biçimli sert demir ya da çelikten yapılmış araç )

( ROLL )

( ROULEAU )

( WALZE )