Paralel'lik bulunan FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 59.270 başlık/FaRk ile birlikte,
59.270 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(204/238)
- SÜRGÜLEME ile/||/<> SÜRGÜLEMEK
( Sürülmüş olan tarlayı sürgü adı verilen araçla düzenleme Kursarı Yalvaç Isparta sürgüçektirmek Sürgü adı verilen araçla tarlayı düzeltmek Darıveren Acıpayam Denizli sürgüçektirmek Merzifon Amasya )
- SÜRGÜN ile/değil/yerine/=/||/<> FİLİZ | İSHAL
( sürgün avı Ceza olarak belli bir yerin dışında ya da belli bir yerde oturtulan kimse menfa Sürülme işi nefiy Bir kimsenin sürüldüğü yer filiz I ishal )
- SURİ ile/||/<> FORMAL[İng.] ile/||/<> FORMEL[Fr.] ile/||/<> FORMELL, FORMAL[Alm.] ile/||/<> BİÇİMSEL
( Biçime ilişkin )
( FORMAL )
( FORMEL )
( FORMELL, FORMAL )
- SURİYE ile/ve/||/<>/>< IRAK (REKABETİ)
- SÜRME MANTARLARI ile/||/<> BUĞDAY SÜRMESİ
( Sürme mantarıgillerin yol açtığı ve tanelerin içini kurum karası bir tozla dolduran ekin hastalığı )
- SÜRME ile/değil/yerine/=/||/<> SÜRGÜ | TEHCİR
( sürme iskele iç sürme kökten sürme top sürme Sürmek işi sürgü Masa ve dolapta küçük çekmece tehcir Sürülerek kullanılan )
- SÜRMEDAN[Tr. < SÜRME + Fars. -DĀN] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜRMELİK
- SÜRMEDAN[TR. < SÜRME + FARS. < -DÂN] ile/||/<> ...
( ağaç ya da kemikten yapılan içine göz sürmesi konulan küçük kap sürmelik sür me eki far dān eki Türkçede Farsça dan ekiyle yapılmış birtakım türevler vardır Türkçe iğnedan iğneden iğnedenlik Türkçe yağdan yağdanlık Türkmence dūzdān tuzluk dūz tuz dān )
- SURMENAGE[Fr. < SURMENAGE] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜRMENAJ
( Sürekli ve aşırı çalışmadan doğan yorgunluk bitkinlik )
- SURNAME[Fars. < SŪRNÂME] ile/||/<> ...
( Sultan düğünlerini büyük şölenleri konu edinen divan koşuk türü )
- SURNAME[Fars. < SŪRNĀME] ile/değil/yerine/=/||/<> SURNAME
( Osmanlı şehzadelerinin sünnet düğünlerini padişah kızlarının doğum ve evlenme şenliklerini tasvir eden eserlere verilen ad )
- SÜRNATÜRALİST[Fr. < SURNATURALISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> DOĞAÜSTÜCÜ
- SÜRNATÜRALİZM[Fr. < SURNATURALISME] ile/değil/yerine/=/||/<> DOĞAÜSTÜCÜLÜK
- SURNAY[Fars. < SURNĀY] ile/değil/yerine/=/||/<> ZURNA
( cura zurna çatlak zurna zilzurna Ağaçtan yapılan iki karış boyunda ağız bölümü yayvan keskin bir ses çıkaran ve çoğu zaman davulla ya da dümbelekle birlikte çalınan nefesli çalgı )
- SURPLUS LABOUR[İng.] ile/||/<> ARTIK EMEK
( Marksist kuramda artık değer elde etmek için işçilerin gerekli emek zaman dışında harcadıkları fazla emek )
( SURPLUS LABOUR )
- SURPRİSE[Fr. < SURPRISE] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜRPRİZ
( Beklenmeyen ve insanı şaşırtarak sevindiren ya da üzen olay beklenmedik durum şaşırtı )
- SÜRPRİZ ile/||/<> ŞAŞIRTI
- SÜRRE ALAYI ile/||/<> ...
( Her yıl recep ayının 12 sinde darüssaade ağasının denetimi altında Hicaza gitmek üzere törenle yola çıkarılan ve padişahın armağanlarını taşıyan topluluk )
- SURRE[Ar. < SURRE] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜRRE
( sürre alayı sürre altını sürre emini Osmanlı padişahlarının her yıl Mekke ve Medine ye gönderdikleri para ve armağanlar )
- SÜRRE ile/||/<> SÜRRE[Ar. < SURRE]
( 1 Osmanlı padişahlarının seyyid ile şerif ve ileri gelenlere dağıtılmak üzere her yıl Hicaza gönderdikleri para ve armağanlara verilen ad 2 Yarım yük 50 000 akçe tutarında para için kullanılan bir tecim terimi zooloji )
( OMBILIC )
- SÜRREAL[Fr. < SURRÉAL] ile/değil/yerine/=/||/<> GERÇEKÜSTÜ
- SURREALISM[İng.] ile/||/<> SURRÉALISME[Fr.] ile/||/<> SÜRREALISMUS[Alm.] ile/||/<> SÜRREALİZM[Fr. < SURRÉALISME]
( XX yüzyıl başlarında Fransada Andre Bretonun Freudun görüşlerine dayanarak açtığı ve bilinçaltı gerçeği düşte olduğu gibi parçaları birbirini tutmaz bir anlatım ile vermeye çalışan akım Gerçeküstücülük )
( SURREALISM )
( SURRÉALISME )
( SÜRREALISMUS )
- SÜRREALİST[Fr. < SURRÉALISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> GERÇEKÜSTÜCÜ
- SÜRREALİTE[Fr. < SURRÉALITÉ] ile/değil/yerine/=/||/<> GERÇEKÜSTÜ
- SÜRREALİZM | GERÇEKÜSTÜCÜLÜK ile/||/<> GERÇEKÜSTÜCÜLÜK
( Sinema Çeşitli sanat dallarındaki gerçeküstücülüğün öncü sinema soyut filmdeki yansısı Özellikle 1927ye doğru Fransada sinemaya uygulanmağa başlanan gerçeküstücülük nesneleri bilinçaltı dünyasının bir belirtisi olarak gerçekdışı acayip çarpıcı görünüşlerle ortaya koymağa çabalar Sürrealizm 1924 yılında Fransada Andre Breton ve arkadaşlarınca başlatılan ve duyguların düşüncelerin us denetimiyle dizginlenmeden her türlü sanat ve töre kaygısından uzak bir biçimde sonsuz bir özgürlük ve kendiliğindenlik içinde dile getirilmesini öneren Fransa dışında da türlü savunucular ve izleyiciler bulan yazın ve sanat akımı Resim Doğanın bilinen görüntüsünü değil bilinçaltına ve düşlere değgin bir dünyayı canlandırmak isteyen 1924 yılında Andre Bretonun ortaya attığı sanat görüşü )
( SURREALISM )
( SURRÉALISME )
( SURREALISMUS | SUREALISMUS )
- SÜRREALİZM[Fr. < SURRÉALISME] ile/değil/yerine/=/||/<> GERÇEKÜSTÜCÜLÜK
- SÜRRE-İ RİE | AKCİĞER GÖBEĞİ ile/||/<> AKCİĞER GÖBEĞİ
( biyoloji anat Sağ ve sol akciğerin birbirlerine dayandıkları kısım üzerinde bronkus ve damarların akciğerin içine girdiği yer hilus pulmonis )
( HILUS PULMONIS | BRONCHIOLUS, İNG. BRONCHIOLE | TRACHEA )
( PULMONAIRE (HILE-) | TRACHÉE )
( LUNGENHILUS )
( HILUS PULMONIS )
( ILO POLMONARE )
( ΠΎΛΗ ΠΝΕΎΜΟΝΑ / πύλη πνεύμονα )
- SÜRRE-İ RİE | AKCİĞER GÖBEĞİ ile/||/<> BRONŞÇUK ile/||/<> TRAKE
( (biyoloji) @@ anat. Sağ ve sol akciğerin birbirlerine dayandıkları kısım üzerinde, bronkus ve damarların akciğerin içine girdiği yer, hilus pulmonis. )
( HILUS PULMONIS | BRONCHIOLUS, İNG. BRONCHIOLE | TRACHEA~BRONCHIOLUS, İNG. BRONCHIOLE~TRACHEA )
( PULMONAIRE (HILE-) | TRACHÉE~BRONCHIOLE~TRACHÉE )
( HILUS PULMONIS~...~TRACHEA )
( LUNGENHILUS~BRONCHIOLE~LUFTRÖHRE )
( ILO POLMONARE~BRONCHIOLO~TRACHEA )
( ΠΎΛΗ ΠΝΕΎΜΟΝΑ / πύλη πνεύμονα~ΒΡΟΓΧΙΌΛΙΟ / βρογχιόλιο~ΤΡΑΧΕΊΑ / τραχεία )
- SÜRSAT ile/||/<> ...
( Savaşa giden ordunun geçeceği yollar çevresindeki köylülerlerden savaş yükümü yoluyla ve rayiç değeri üzerinden yiyecek satın alınması ya da buna karşılık para toplanması )
- SÜRTME ile/||/<> SÜRTMEK
( Bileyleme Senirkent Isparta Bileylemek Senirkent Isparta )
- SÜRTÜNME | FRİKSİYON ile/||/<> FRİKSİYON[Fr. < FRICTION]
( Ovalama )
( FRICTION )
( FRICTION )
- SÜRTÜNME KUVVETİ ile/||/<> NORMAL KUVVET (İKİLİ KARŞILAŞTIRMA)
( İki yüzey arasında, harekete ya da harekete eğilime karşı, temas düzlemine paralel etki eden kuvvettir; f = μN ile öteki kuvvete bağlıdır. Hareketi zorlaştırır ama yürümeyi de o sağlar. @@ Bir yüzeyin üzerindeki cisme temas düzlemine dik olarak uyguladığı tepki kuvvetidir; cismin yüzeye batmasını önler. İlki ikincisiyle orantılıdır; yatay düzlemde ikincisi ağırlığa eşit, eğik düzlemde ağırlığın dik bileşenidir. )
( Formül: fs=μN ~ N⊥yüzey )
- SÜRTÜNME ile/||/<> HAVA DİRENCİ
( Katı iki yüzeyin teması boyunca harekete karşı çıkan kuvvettir; hıza değil, yüzeylerin cinsine ve normal kuvvete bağlıdır (f = μN). Durgunken statik, hareket hâlinde kinetik olur. @@ Bir cismin hava içinde ilerlerken karşılaştığı sürükleme kuvvetidir; hıza güçlü biçimde bağlıdır, yüksek hızda hızın karesiyle artar. İlki temas yüzeyine, ikincisi cismin biçimine ve hızına duyarlıdır; ikincisi paraşütün yavaşlamasını sağlar. )
( Formül: f = μN ~ F_drag ∝ v² )
- SÜRTÜNME ile/||/<> HAVA DİRENCİ ile/||/<> VİSKOZ DİRENÇ
( Katı iki yüzey arasında temas boyunca harekete karşı çıkan kuvvettir; hıza değil normal kuvvete bağlıdır (μN). @@ Cismin hava içinde ilerlerken karşılaştığı sürüklemedir; yüksek hızda hızın karesiyle büyür, cismin biçimine duyarlıdır. @@ Bir cismin akışkan içinde yavaş hareketinde, akışkanın iç sürtünmesinden (viskozitesinden) doğan dirençtir; düşük hızda hızla doğru orantılıdır (Stokes: F = 6πηrv). İkincisi hızlı-havada, üçüncüsü yavaş-akışkanda baskındır. )
( Formül: F_drag = ½ρCdAv² )
- SÜRTÜNME ve/||/<>/> ISI
- SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI ile/||/<> SÜRÜ SEPET ile/||/<> SÜRÜ SÜRÜ ile/||/<> BİR SÜRÜ ile/||/<> SARI SÜRÜ SİNEĞİ
( Birlikte yaşayan hayvan topluluğu Bir insanın bakımı altındaki hayvanların tümü Kalabalık küme yığın Yönlendirilebilen insan topluluğu )
- SÜRÜ ile/ve/değil/||/<> KİTLE
( Hayvan için. İLE/VE/DEĞİL/||/<> İnsan için. )
- [ne yazık ki]
SÜRÜ ile/ve/değil/||/<>/> SÖMÜRÜ
- SÜRÜ ile/||/<> SÜRÜ
( 100 150 200 ya da daha kalabalık devşirme çocuklardan oluşan topluluk Genellikle sığır ve koyun gibi bazı türlerin topluluk adı )
( HERD )
- ŞURUB[Ar. < ŞURŪB] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞURUP
( şerbet Çeşitli meyve özleri ve şekerin kaynatılmasıyla elde edilen içecek İçinde çok miktarda şeker bulunan koyu sıvı kıvamda olan ilaç )
- SURUÇ ile/||/<> ...
( Yapılarda direkle kiriş arasında bulunan ağaç parçası Yenikent Aksaray Niğde )
- SÜRÜCÜ BELGESİ | UZLUK | YETERLİLİK/EHLİYET[Ar. < EHLİYYET] ile/||/<> SÜRÜCÜ BELGESİ | YETERLİK BELGESİ/EHLİYETNAME[Ar. < EHLİYYET + Fars. NĀME]
( ehliyetname cezai ehliyet ağır vasıta ehliyeti sürücü belgesi uzluk yeterlilik )
- SÜRÜCÜ BELGESİ ile/||/<> SÜRÜCÜ KURSU ile/||/<> UZUN YOL SÜRÜCÜSÜ
( Karada kullanılan motorlu araçları sürüp yöneten kimse şoför taşıtçı )
- SÜRÜCÜ KARINCA ile/ve/||/<> ASKER SÜRÜCÜ KARINCA
( ... İLE/VE/||/<> Sürücü karıncaların, 3 katı büyüklüktelerdir. )
- SÜRÜCÜ KURSU ile/||/<> ŞOFÖR OKULU
- SÜRÜCÜ ile/||/<> SÜRÜCÜ
( Kuşak teker vb veri saklama ortamlarının bir okuyucuyazıcı kafa karşısına sürülmelerini sağlayarak gerekli okumayazma işlemlerini gerçekleştiren bilgisayar girişçıkış birimlerinin her birinin genel adı Miknatıslı kuşak sürücü mıknatıslı teker sürücü ya da dört sürücülü teker bellek gibi bağlamlar içerisinde kullanılır Devşirme çocuklarını İstanbula getirmekle yükümlü olan görevli ana sürücü )
( DRIVE | DRIVER )
( DÉROULEUR, ENTRAÎNEUR )
- SÜRÜKLEME KATSAYISI ile/||/<> KALDIRMA KATSAYISI
( Bir cismin akış içinde harekete karşı gördüğü direncin (sürükleme kuvvetinin) boyutsuz ölçüsüdür; biçim ve akış rejimine bağlıdır. @@ Aynı akışta, harekete dik yönde oluşan kaldırma kuvvetinin boyutsuz ölçüsüdür; kanat profillerinde uçuşu sağlar. İlki hareketi yavaşlatan, ikincisi yukarı iten kuvveti niceler. )
( Formül: F_D = ½ρv²AC_D ~ F_L = ½ρv²AC_L )
- SÜRÜNMEK ile/ve/değil/||/<> SÜRÜLMEK
- SÜRUR[Ar. < SURŪR] ile/değil/yerine/=/||/<> SEVİNÇ
- SURVEİLLANCE[Fr. < SURVEILLANCE] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜRVEYANS
( Hastalıklara ait verilerin düzenli olarak toplanması bu verilerin analiz edilerek değerlendirilmesi ve ilgili birimlere dağıtılması işlemlerinin tümü )
- SÜRVEYAN[Fr. < SURVEILLANT] ile/değil/yerine/=/||/<> GÖZETİCİ | MUBASSIR
( gözetici mubassır Arazi ve yol işlerinde mühendis ve mimarlara yardım eden teknik eleman Özellikle inşaat şantiyelerinde çalışanları kontrol eden kimse )
- SURYANİ[Ar. < SURYĀNĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜRYANİ
( Samilerin Arami kolunun doğu bölümünde olan bir Hristiyan topluluğu ve bu topluluktan olan kimse )
- SÜS BİBERİ ile/||/<> SÜS BİTKİSİ ile/||/<> SÜS PÜS
( Süslemeye süslenmeye yarayan şey bezek bezen bezgi cıcık ziynet Süsleme ya da süslenme işi bezeme Anlamı zenginleştiren edebiyat sanatı Güzellik veren güzelleştiren şey )
- SUS PAYI ile/||/<> SUSMALIK ile/||/<> SÜKÛT HAKKI
- SUS PAYI ile/||/<> SUSPUS
( Konuşmasını bitirmek kesmek Konuşmaktan kaçınmak Ses ya da gürültüyü kesmek ses ve gürültü yapmamak Etkisini göstermemek tepki göstermemek )
- SÜS ile/ve/değil/yerine/||/<> ESTETİK
- SUS ile/||/<> GÜVE ile/||/<> BUĞDAY GÜVESİ
( Tırtılları çeşitli tarım bitkilerinde un buğday gibi yiyeceklerde özellikle yünden yapılmış giyim ve öbür ev eşyasında yaşayarak büyük zararlara yol açan ufak boylu kelebeklerin ortak adı a buğday güvesi kürk güvesi zeytin güvesi v b tarım Kanat genişliği ortalama 13 mm olup buğday çavdar arpa ve yulaf tanelerine zarar veren gececi küçük kelebek Sıçan şeridinin arakonakçılarından biri olarak ayrıca önemlidir Tinea granella Böcekler İnsecta sınıfının pulkanatlılar Lepidoptera takımından bir eklembacaklı türü Kanatları dar ve kenarları saçak gibi tüylüdür Tırtılları tahıl üzerinde yaşar zooloji Böcekler Insecta sınıfının pul kanatlılar Lepidoptera takımından kanatları dar ve kenarları saçak gibi tüylü tırtılları tahıl üzerinde yaşayan bir eklem bacaklı türü Az güvǝ güye köyö Miş küwe kübö küye küyö kuya Alt kuya kǖ kĕve Orta Türkçede küyē olarak geçer Eski Kıpçakçada da küyē biçimi kullanılır Németh NyK 47 77 Csoma Arm 76 Ugor dillerinde kullanılan birtakım karşılıklarla birleştirmiştir Altayca ve Teleütçede güveye verilen kör adı Moğolcadan alınmıştır Räsänen V 292a Leksika yazarları güńä guńa biçiminden yola çıkmışlardır Bu biçimin salt Yakutça köj üre dayandığını yazarlar saklamamışlar Yakut biçimin Moğolcadan kalma bir alıntı olabileceğini de seslendirmişlerdir Kırgızca kübö biçiminin ise Moğolcadan kalma kibe biçimiyle contamination sonunda oluştuğunu düşündükleri anlaşılıyor Söz konusu rekonstrüksiyonun doğru olduğu düşünülürse güve Moğolca kiγursun bit yumurtası sirke Tunguzca kunikta at sineği larvaları Korece kǝńui kurtçuk gibi biçimlerle karşılaştırılabilir Bütün bu söz varlığının kepelek kelebek biçiminin oluşmasını sağlayan Altayca bir kökten gelmesi olasıdır )
( MOTH )
( TEIGNE )
( MOTTE )
( TINEA )
( GÜVƎ[Az.]~GÜYE[Tkm.]~KÖYÖ[Tatk.]~KÜBÖ[Krg.]~KÜYE[Kklp.]~KÜYÖ[Kzk.]~KUYA[Özb.]~KUYA[Alt.]~KǕ[Hak.]~KĔVE[Çuv.] )
- SÜS ile/ve/||/<> SATIRLARARASI SÜS[BEYN es-SÜTÛR]
- SÜS ile/ve/||/<> SOS
- SUSABİLMEK/SÜKÛT ve/||/<> PERHİZ/REJİM ve/||/<> NEŞE ve/||/<> COŞKU
- SUSABİLMEK ile/ve/||/<> ANLAŞMAK
( Susmak, anlaşmak değildir. Ancak, [gerektiğinde/gerektiği kadar] susabiliyor olmak, anlaşmayı sağla(tı)r. )
- SUSABİLMEK ve/||/<> GÜLÜMSEYEBİLMEK :)
( Tüm sorulara, en iyi yanıt. VE/||/<> Tüm durumlara, en iyi karşılık. )
- SUSAK AĞIZLI ile/||/<> SUSAK BURUNLU
( Susamış olan susayan Su kabağından yapılmış ya da ağaçtan oyulmuş maşrapa Salak aptal )
- SUSAK ile/||/<> ...
( Su kabağından yapılan su kabı Yassıören Senirkent Isparta Ağızlarda su kabağından yapılmış su kaplarına da susak adı verilir susak su kabı Orta Türkçede susgak olarak geçer Eski Kıpçakçada da susgak biçimi kullanılır Çağdaş diyalektlerde su çekmek anlamında kullanılan sus kökünden geldiği açıktır sus gak eki bu eke ilişkin bilgi almak için Brockelmann OGM 32 Diyalektlerde kullanılan susku biçimi de sus kökünden yapılmış bir türevdir Çağdaş diyalektlerde su kabına türlü adlar verilir O bakımdan susak adı dar bir alanda kalmıştır )
- SUSAM YAĞI ile/||/<> ŞIRLAĞAN
- SUSAMGİLLER ile/||/<> SUSAMGİLLER
( botanik Yaprakları karşılıklı ya da üsttaraflarda almaşlı basit ya da parçalı ayalı çiçekleri yaprak koltuğundan çıkan bilâteral simetrili genellikle çanak ve taç yaprakları beş parçalı ve birleşik kapsül ya da fındıksı meyveleri olan bir ya da çok yıllık otsu nadiren çalımsı bitkiler )
( SESAME FAMILY )
( PÉDALIACÉES )
( PEDALIACEAE )
- SUSCEPTIBLE[İng.] ile/||/<> DUYARLI
( 1 Çevresindeki hastalık etkenlerinden kolaylıkla etkilenen birey 2 İlaçların etkilerine duyarlı mikroorganizma 3 Hassas duygu alıcı hissedilir sensibl )
( SUSCEPTIBLE )
- SUSEN[Fars. < SŪSEN] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜSEN
( Süsengillerden yaprakları kılıç biçiminde çiçekleri iri ve mor renkli güzel görünüşlü ve kokulu çok yıllık bir süs bitkisi susam İris germanica )
- SUSEPTİBİLİTE | ALINGANLIK ile/||/<> ALINGANLIK
( Kişinin benliğine güveninin eksikliği yüzünden kendisine yöneltilen eleştirilere aşırı tepki gösterme durumu 1 Bir özdeğin mıknatıslanma yeğinliğinin mıknatıslama kuvvetine oranı 2 Bir içyüküldeki ucaylanımın bu ucaylanıma neden olan elektriksel alan yeğinliğine oranı )
( HYPERSENSITIVITY | SUSCEPTIBILITY | TIMIDITY )
( SUSCEPTIBILITÉ | RÉLUCTIVITÊ )
( SUSZEPTIBILITÄT )
( SUSCETTIBILITÀ )
( ΕΥΘΙΞΊΑ / ευθιξία )
- SUSEPTİBİLİTE | ALINGANLIK ile/||/<> ÇEKİNGENLİK
( Kişinin, benliğine güveninin eksikliği yüzünden, kendisine yöneltilen eleştirilere aşırı tepki gösterme durumu. @@ 1. Bir özdeğin mıknatıslanma yeğinliğinin mıknatıslama kuvvetine oranı, 2. Bir içyüküldeki ucaylanımın, bu ucaylanıma neden olan elektriksel alan yeğinliğine oranı. )
( HYPERSENSITIVITY | SUSCEPTIBILITY | TIMIDITY~TIMIDITY | RELUCTIVITY )
( SUSCEPTIBILITÉ | RÉLUCTIVITÊ~RÉLUCTIVITÊ )
( SUSZEPTIBILITÄT~SCHÜCHTERNHEIT )
( SUSCETTIBILITÀ~TIMIDEZZA )
( ΕΥΘΙΞΊΑ / ευθιξία~ΣΥΣΤΟΛΉ / συστολή )
- SUŞİ[JAPONCA] ile/değil/yerine/=/||/<> SUŞİ
( İnce şerit biçimindeki yosun tabakasının içine çiğ balık yağsız tuzsuz haşlanmış pirinç ve özel baharat karışımının konulmasıyla hazırlanan Japon yemeği )
- SUSKUN/SAMUT[Ar. < ṢAMŪT] ile/||/<> SUSKUN/SÜKÛTİ[Ar. < SUKŪTĪ]
- SUSKUN ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SUSAN ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SUSABİLEN
- [ne yazık ki]
SUSKUNLUĞU/NU ANLAMAMAK ve/||/<>/> SÖZLERİ/Nİ DE ANLAMAMAK
- SUSKUNLUK ile/||/<> SÜKÛTİLİK
- SÜSLEME SANATLARI ile/||/<> ÇİMDİK SÜSLEME
( Süslemek işi bezeme bezekleme donama tezyin Süsleri yerleştirme biçimi ya da sanatı Sanat eserlerinin yüzeyini süslemek için kullanılan motif oyma vb )
- SÜSLEME ve/||/<>/> İÇ KAPAK SÜSLEMESİ
( ... VE/||/<>/> XVI. ve XVII. yy.'da, sanatların zirvesiydi. )
- SÜSLEMEK ile/||/<> DONAMAK ile/||/<> BEZEKLEMEK ile/||/<> BEZEMEK
- SÜSLÜ PÜSLÜ ile/||/<> SÜSLÜ ÜSLUP
( Süsü olan süslenmiş bezenmiş bezekli bezemeli Süslenmeye süse çok düşkün olan )
- SÜSLÜ | SÜSLEMECİ | SÜSLEMECİLİK | SÜS | SÜSLENME | SÜSLENMEK | SÜSLETME | SÜSLETMEK ile/||/<> BEZEKLİ | BEZEMECİ | BEZEMECİLİK | BEZEN | BEZENME | BEZENMEK | BEZETME | BEZETMEK ile/||/<> BEZEMELİ | BEZEYİCİ | BEZGİ
- SÜSLÜ/LÜK ile/değil/yerine/||/<>/< BAKIMLI/LIK
( SÜRRE DEVESİ GİBİ SÜSLENMEK )
- SUSMA HAKKI ve/||/<> ÂDİL YARGILANMA HAKKI ve/||/<> KENDİNE YÜKLENİLEN SUÇU ÖĞRENME HAKKI ve/||/<> SAVUNMA HAKKI ve/||/<> İFADE SERBESTLİĞİ ve/||/<> MASUMİYET GÖSTERGESİ ve/||/<> SİLAHLARIN EŞİTLİĞİ ve/||/<> AVUKAT YARDIMI ve/||/<> AYDINLATMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ ve/||/<> HUKUK DEVLETİ İLKESİ
- SUSMA HAKKI ve/||/<>/< ALEYHİNE KULLANMAMA
( Suç kuşkusu altında bulunan kişinin, hem soruşturma, hem de yargılama sırasında işlediği iddia edilen suçla ilgili olarak, kendine sorulan sorulara yanıt vermeye, bu yolda kanıt göstermeye zorlanamaması ve bu durumun, kişi aleyhine yorumlanamaması olarak ifade edilebilir. VE/||/<>/< ... )
- SUSMA HAKKI ile/ve/||/<> BAĞIŞIKLIK HAKKI
- SUSMA HAKKI ile/ve/||/<> SAVUNMA HAKKI
- SUSMA HAKKININ İSTİSNALARI:
KİMLİK BİLGİLERİNİ (DOĞRU) YANITLAMA ve/||/<> KENDİLİĞİNDEN YAPILAN AÇIKLAMALAR/İTİRAFLAR
( Ceza davası, ancak suçlu olduğundan şüphe edilen kişinin, belirli olması durumunda açılabilir. CMK'nın 170. maddesinde, iddianamede gösterilmesi gereken konular arasında, şüphelinin kimliği de sayılmıştır. CMK'nın 147. maddesinin, 1. fıkrasının, a bendinde, şüpheli ya da sanığın kimliğinin saptanacağını ve şüpheli ya da sanığın kimliğine ilişkin soruları doğru yanıtlandırmakla yükümlü olduğu belirtilmektedir. Şüphelinin, kimlik ve adresi ile ilgili bilgi vermekten kaçınması ya da gerçeğe aykırı beyanda bulunması dolayısıyla kimliğinin belirlenememesi durumunda, bu belirleme yapılıncaya kadar gözaltına alınması ve tutuklanması olanaklıdır. VE/||/<> Susma hakkının kapsamına girmeyen başka bir istisna, kendiliğinden yapılan açıklamalarla/itiraflarla ilgilidir. Örneğin, ... nedeni ile eşini öldürdükten sonra karakola giderek teslim olan kişinin, kendiliğinden yaptığı açıklamalardan önce susturulması, avukatın getirtilmesi söz konusu olamaz. Ayrıca, meşhut suç sırasında takip edilen kişinin söylediği sözler bakımından hukuka aykırı kanıt var sayılamaz. )
- SUSMA HAKKININ TARİHÇESİNDE, DÖNÜM NOKTALARI:
JOHN LILBURNE'NİN TUTUMU ve/||/<>/>/< MIRANDA UYARILARI
( 1637 yılında, İngiliz tarihinin en renkli, en dramatik kişilerinden biri olan John Lilburne’un, halkı yönetime karşı kışkırtan bir kitap yayımladığından dolayı tutuklanıp bu mahkeme önüne çıkarılması, susma hakkı konusunda bir dönüm noktası olmuştur. Lilburne, mahkemede, açıkça neyle suçlandığı hakkında bilgilendirilene kadar, sorulan sorulara yanıt vermeyi reddetti. Bu durum, ceza yargılaması açısından, tarihin bize taşıdığı, susma hakkının kullanılması ile ilgili ilk durumdur.
VE/||/<>/>/<
1. Sessiz kalma hakkınız vardır.
2. Söyleyeceğiniz her şey, mahkemede, aleyhinize kullanılabilir.
3. Herhangi bir soruya yanıt vermeden önce, avukat ile konuşma hakkınız vardır ve soruları yanıtlarken, avukatınız, yanınızda bulunabilir.
4. Eğer bir avukat tutamıyorsanız ve dilerseniz, size bir avukat belirlenecektir.
5. İfade sırasında, herhangi bir anda, soruların öncesinde ya da sonrasında, susma hakkınızı ve avukattan yararlanma hakkını kullanabilirsiniz. [1966 Arizona - ABD] )
( 1- You have the right to remain silent.
2- Anything you say can and will be used against you in a court of law.
3- You have the right to an attorney.
4- If you cannot afford an attorney, one will be appointed for you. )
( RIGHT TO REMAIN SILENT and/||/<>/>/< MIRANDA WARNING )
- SUSMA (OLANAĞI/HAKKI):
SORUŞTURMADA ile/ve/||/<>/> KOĞUŞTURMADA
- SUSMA:
TAM ile/ve/||/<> KISMÎ ile/ve/||/<> GEÇİCİ
( Şüpheli ya da sanığın, muhakemenin tüm aşamalarında, suçlamanın tümü bakımından susmasıdır. Tam susma, uygulamada çok sık rastlanılan bir susma çeşidi değildir. Şüpheli ya da sanığın, kendine yüklenen suç hakkında, hiçbir şey açıklamaması biçiminde ortaya çıkar. Ancak, şüpheli ya da sanığın, failliği hakkında tam bir inkârda bulunması, örneğin; "suçsuz olduğu"nu açıklaması ya da "olay yerinde bulunmadığı"nı söylemesi de, tam susma kapsamında değerlendirilmelidir. Şüpheli ya da sanığın, olaya ilişki herhangi bir açıklamada bulunmaksızın, kimliğine ve kişisel durumlarına ilişkin bilgileri vermesi durumunda da tam susma söz konusudur.
İLE/VE/||/<>
Şüpheli ya da sanığın, muhakemenin hangi aşamasında olursa olsun, kendine sorulan sorulardan bir kısmını yanıtlayıp, bir kısmını yanıtsız bırakması, kısmî susmadır. Örneğin; şüpheli ya da sanığın, cinayeti işlediğini kabul edip, neden işlediği ya da cinayet aracını nereye sakladığı konusundaki soruları yanıtsız bırakması gibi.
İLE/VE/||/<>
Şüpheli ya sanığın, muhakemenin bir aşamasında, olay hakkında konuşup, başka bir aşamasında susması, geçici susmadır. Örneğin, şüpheli ya da sanık, soruşturma evresinde konuşmuş fakat kovuşturma evresinde susmuşsa ya da soruşturma evresinde susup, kovuşturma evresinde konuşmuşsa, bu, geçici susmadır. )
- SUSMA ile/||/<> ...
( Toprakevin kubbe kısmına dolandırılan 12 cm kadar eni olan doku kuşak Kızılca Bor Niğde )
- SUSMAK/KAVGA/SAVAŞTAN ÖNCEKİ SON SÖZCÜKLER:
BÖYLE ile/ve/||/<> BU DA VAR ile/ve/||/<> SEN/BEN
- SUSMAK:
"STRATEJİ" ile/ve/değil/||/<>/< HAK
- SUSMAR ile/||/<> LIZARD[İng.] ile/||/<> LÉZARD[Fr.] ile/||/<> LACERTUS[Lat.] ile/||/<> EIDECHSE[Alm.] ile/||/<> KERTENKELE
( Kertenkeleler familyasına giren sürüngenlerin ortak adı Arakonakçı olarak ilgimizi çeken türleri vardır Az kǝrtǝnkǝlǝ Eski kaynaklarda geçmediği anlaşılıyor İkinci bölümünde Türkçe keler biçiminin saklandığı açıktır Başka bir deyişle kertenkeler biçiminin sonundaki rnin düşmesi üzerine dilimizde kertenkele olarak yaygınlık kazanmıştır Ağızlarda kertenkeleye verilen koşmarkele kestenkele adlarının sonundaki rler de düşmüştür Dar bir alanda kullanılan kirkele özükele adlarında da rlerin düştüğü açık olarak anlaşılıyor Ağızlarda rastlanan kesteŋkele biçimi de güzel bir örnektir O açıdan Räsänenin kertenkele ve kertenkeler keler ve kesertke biçimlerine göndermesi doğrudur Buna karşılık kertenkelenin birinci bölümü karışıktır ÊSTJada 1997 55 Anadolu ağızlarında kullanılan kertiş kertoç kertiz biçimleri kertenkelenin yan biçimleri olarak verilmiştir ki yanlıştır Bu biçimlerin Ermeniceden geldiği anlaşılıyor Dankoff ALT 779 Buna göre ÊSTJada bu biçimlerin kert kökünden ç ş z ekleriyle kurulmuş türevler olarak açıklanması yersizdir ÊSTJaya göre kertenkelenin birinci bölümü de kert kökünden gelir Kertenkelenin açıklanmasında Şçerbak İRLTJa 152 da kert kökünden yola çıkmıştır Türkçede kertenkeleye keltekeler ve keltenkeler adı da verilir Kertenkele keltenkeler biçiminin keltekelerden kertenkeler başka bir şey olmadığı anlaşılıyor Kertenkeler kertenkele biçimleri benzeşme assimilation sonunda oluşmuştur Keltenkelerdeki n ise sonradan türemiş bir sestir Eckmann TDAY 1955 1415 TDED 1956 156 Bu duruma göre kertenkelerin kertenkele keltekelerden geldiği ortaya çıkıyor Keltekelerin birinci bölümündeki kelte ise diyalektlerde kelte yılan Tatarca kelte cılan kertenkele adında geçer Çuvaşçada kertenkeleye verilen kalta adı da kelteden kalma bir biçimdir Egorova göre ÊS 87 Kırgızca Kazakça gibi çağdaş diyalektlerde kelte kısa olarak kullanılır Kelte ise Farsçadan alınmıştır kalta Kertenkeleye kısa keler adı yılan adına göre verilmiştir Yılana göre keler kuyruksuzdur Tatarca kelte cılan bu yolda açık bir tanıktır Çuvaşçada kalta selen kısa yılan adı sonradan kaltaya çevrilmiştir Bunun gibi eski ve yeni diyalektlerde kelte biçimi kertenkele olarak kullanılır Örn Orta Kıpçakçada kelte kertenkele olarak geçer Brockelmann OGM 12 4 not Türkçede etimolojik yönden açık olmayan aşırı uzun biçimlerin çok kısaltıldığını dile getirerek kesertke keseltkinin kelteye çevrildiğini öne sürmüştü Daha sonra 32 b çu formansı dolayısıyla alaçudan sonra keslinçü üzerinde dururken keselteki keseltki kesertke kesertgi biçimlerini de vermişti Onun bu biçimleri kes kökünden getirmek istediği anlaşılıyor so benannt wegens der Fähigkeit der verlorenen Schwanz zu regenerieren Clausona göre ED 750b yapı bakımından keslin kesilmek kökünden çü ekiyle kurulduğu anlaşılıyorsa da bunun yabancı bir biçime Türkçe bir biçim verme çabası olduğu anlaşılıyor )
( LIZARD )
( LÉZARD )
( EIDECHSE )
( LACERTUS )
( KƎRTƎNKƎLƎ[Az.] )
- SUSMAYALIM! ve/||/<> BEKLEMEYELİM!
( Konuşabilme olanağımız varken. VE/||/<> Değiştirme olanağımız varken. )
- SÜSPANS | GECİKTİRİM ile/||/<> GECİKTİRİM
( Sinema TV İzleyiciye herhangi bir olayın ortaya çıkacağını duyurmak fakat sonucu durmaksızın geciktirerek onu sürekli bir bekleme gerginlik sıkıntı yürek oynaması içinde bırakmak soluk kesici bir durum yaratmak biçiminde kendini gösteren anlatım çeşidi Bir oyunda seyircinin merakını uyandıracak geciktirme Bir oyunda seyircinin ilgisini ve gerilimini canlı tutmada kullanılan geciktirme uygulayımı )
( SUSPENSE | DELAYING | TENSION )
( SUSPENSE | DÉLAI | TENSION )
( VERZÖGERUNG, "SUSPENSE" | VERZÖGERUNG | SPANNUNG )
( SUSPENSE )
( ΑΓΩΝΊΑ / αγωνία )
- SÜSPANS | GECİKTİRİM ile/||/<> GERİLİM
( Sinema/TV. İzleyiciye herhangi bir olayın ortaya çıkacağını duyurmak, fakat sonucu durmaksızın geciktirerek onu sürekli bir bekleme, gerginlik, sıkıntı, yürek oynaması içinde bırakmak, soluk kesici bir durum yaratmak biçiminde kendini gösteren anlatım çeşidi. @@ Bir oyunda seyircinin merakını uyandıracak geciktirme. @@ Bir oyunda seyircinin ilgisini ve gerilimini canlı tutmada kullanılan geciktirme uygulayımı. )
( SUSPENSE | DELAYING | TENSION~TENSION | VOLTAGE, TENSION | TENSION, STRESS | POTENTIAL | POTENTIAL DIFFERENCE, TENSION | STRESS )
( SUSPENSE | DÉLAI | TENSION~TENSION | VOLTAGE, TENSION | POTENTIEL | DIFFÉRENCE DE POTENTIEL, TENSION ÉLECTRIQUE | VOLT | CONTRAINTE, TENSION, EFFORT )
( VERZÖGERUNG, "SUSPENSE" | VERZÖGERUNG | SPANNUNG~SPANNUNG | SPANNUNG, SPANNUNGSWERT | POTENTIAL | BEANSPRUCHUNG, SPANNUNG )
( SUSPENSE~TENSIONE )
( ΑΓΩΝΊΑ / αγωνία~ΤΆΣΗ / τάση )
- SÜSPANSİYON ile/||/<> SÜSPANSİYON[Fr. < SUSPENSION]
( suspansio asma Katı bir madde parçacıklarının bir sıvı ya da yine bir katı madde içinde onun parçacıklariyle erimeksizin karışması Burada dağıları faz ve dağıtma fazı olmak üzere 2 faz vardır emülsiyon asıltı Katı bir maddenin parçacıklarının sıvı ya da yine katı bir madde içinde onun parçacıkları ile erimeksizin karışması Süspansiyonda dağılma fazı ve dağılan faz olarak iki faz vardır Bir maddenin sıvı içinde erimeksizin çok ufak tanecikler durumunda dağılmasından oluşan karışım 1 Çok küçük zerrelere ayrılmış olan katı parçacıkların bir sıvı içerisindeki dağılımı 2 Suda erimeyen maddeleri içeren preparat )
( SUSPENSION )
( SUSPENSION )
( SUSPENSION )
( SUSPANSIO | SUSPENSIO: ASMA )
- SUSPENSİON[Fr. < SUSPENSION] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜSPANSİYON
( asıltı Bir otomobil şasisinin yayla sağlanmış esnekliği )
- SUSTA[Yun. < ] ile/değil/yerine/=/||/<> SUSTA
( Emniyet yayı )
- SUSTA ile/||/<> SUSTA[İt. < SOSTA | YUN.]
( Saat kayışının takıldığı kısımlar Laçin Eskişehir Gırgır ağlarında mapaların açılıp kapanmasını sağlayan düzenek R σούστα zemberek yay )
( SWITCH )
( SOSTA )
( ΣΟΎΣΤΑ / σούστα )
- SÜT ASİDİ ile/||/<> SÜT ASİDİ
( kimya Sütün mikrobiyal fermantasyonu sonucu laktozdan sentezlenen organizmada aneorobik glikolizis sonucu oluşan ya da silaj fermantasyonu sırasında oluşması istenen madde laktik asit )
( LACTIC ACID )
( ACIDE LACTIQUE )
- SÜT BEYAZ ile/||/<> SÜT BEYAZI
- SÜT DİŞİ ile/||/<> SÜT DİŞİ
( Difiyodont memeli hayvanlarda yavru iken meydana gelen geçici dişler olup sonradan asıl dişlerle yer değiştirirler zooloji Memeli hayvanlarda yavru iken meydana gelen ve sonradan asıl dişlerle yer değiştiren geçici dişler )
( MILK TOOTH )
( DENT DELAIT | DENT DE LAIT )
( MILCHZÂHNE | MILCHZÄHNE )
- SUT KOSTİK[Fr. < SOUDE CAUSTIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> SODYUM HİDROKSİT
- SÜT ŞEKERİ ile/||/<> LAKTOS
( laktos laktoz Sütte bulunan ve sütün buharlaşmasıyla kristal hâlde toplanan bir disakkarit laktoz Sütte ya da peynir suyunda bulunan sütün buharlaşmasıyla kristal durumda toplanan beyaz kristal yapıda orta derecede tatlı suda hafif çözünen yem maddesi olarak kullanılan glukoz ve galaktoza hidrolize olan bir disakkarit laktoz )
( LACTOSE | MILK SUGAR, LACTOSE )
- SUT/SOUDE[Fr. < SOUDE] ile/||/<> TALYUM/THALLİUM[Fr. < THALLIUM] ile/||/<> TANTAL/TANTALE[Fr. < TANTALE] ile/||/<> SİLİKAT/SİLİCATE[Fr. < SILICATE] ile/||/<> SİLİKON/SİLİCONE[Fr. < SILICONE] ile/||/<> SİLİS/SİLİCE[Fr. < SILICE] ile/||/<> SİLİSİK ASİT/ACİDE SİLİCİQUE[Fr. < ACIDE SILICIQUE] ile/||/<> SİLİSYUM/SİLİCİUM[Fr. < SILICIUM] ile/||/<> SKANDİYUM/SCANDİUM[Fr. < SCANDIUM] ile/||/<> SODYUM/SODİUM[Fr. < SODIUM] ile/||/<> TİTAN/TİTANE[Fr. < TITANE] ile/||/<> TERBİYUM/TERBİUM[Fr. < TERBIUM] ile/||/<> VANADYUM/VANADİUM[Fr. < VANADIUM] ile/||/<> TEKNETYUM/TECHNETİUM[Fr. < TECHNÉTIUM] ile/||/<> URANYUM/URANİUM[Fr. < URANIUM] ile/||/<> ZİRKONYUM/ZİRCONİUM[Fr. < ZIRCONIUM] ile/||/<> AYNŞTAYNYUM/AYNŞTAYNYUM[FİZİKÇİ ALBERT EİNSTEİN][ÖZEL AD] ile/||/<> SİBORGİYUM/SEABORGİUM[İng. < SEABORGIUM] ile/||/<> METNERYUM/MEİTNERİUM[Fr. < MEITNERIUM] ile/||/<> RUENTGENİYUM/ROENTGENİUM[Fr. < ROENTGENIUM]
( Eskiden bazı bitkilerden bugün sodyum klorürden elde edilen sodyum karbonatın ticaretteki adı )
- SÜT TOZU ile/||/<> SÜT TOZU
( tarım Çeşitli teknikler kullanılarak çiğ sütlerin suyunun uçurulmasıyla elde edilen toz durumundaki süt ürünü Tam yağlı sütün kurutulmasıyla elde edilir ve 26 ham yağ 24 ham protein bulundurur )
( DRIED MILK, MILK POWDER )
( POUDRE DE LAIT )
- SÜT VERMEDE, BEBEK VE ANNE İÇİN:
EMME ile/ve/||/<>/> DUYGU İLİŞKİSİ/AKTARIMI/PAYLAŞIMI
( İlk 3 dakika. İLE/VE/||/<>/> 3 dakikadan sonrası. )
- SÜTAĞACI ile/||/<> İNEK AĞACI
( Isırgangillerden Güney Amerika ormanlarında yetişen sütlü öz suyu çok olan bitki Galactodendron )
( GALACTODENDRON cum/||/<> BROSIMUM UTILE )
- SÜTAĞACI ile/||/<> SÜTANA/SÜTANNE ile/||/<> SÜT ASİDİ ile/||/<> SÜTBABA ile/||/<> SÜT BANYOSU ile/||/<> SÜTBAŞI ile/||/<> SÜT BEYAZ ile/||/<> SÜT ÇOCUĞU ile/||/<> SÜT ÇORBASI ile/||/<> SÜT DANASI ile/||/<> SÜT DİŞİ ile/||/<> SÜTHANE ile/||/<> SÜT İNEĞİ ile/||/<> SÜT İZNİ ile/||/<> SÜT KARDEŞİ ile/||/<> SÜT KESİĞİ ile/||/<> SÜT KIRI ile/||/<> SÜTKIZ ile/||/<> SÜT KUZUSU ile/||/<> SÜT MAVİSİ ile/||/<> SÜT MISIR ile/||/<> SÜTNİNE ile/||/<> SÜTOĞUL ile/||/<> SÜT OTU ile/||/<> SÜTÖLÇER ile/||/<> SÜT ŞEKERİ ile/||/<> SÜT TAŞI ile/||/<> SÜT TOZU ile/||/<> SÜTÜ BOZUK ile/||/<> ARI SÜTÜ ile/||/<> ASLANSÜTÜ ile/||/<> BALIK SÜTÜ ile/||/<> BİTKİ SÜTÜ ile/||/<> GÜNEŞ SÜTÜ ile/||/<> KİREÇSÜTÜ ile/||/<> KUŞ SÜTÜ ile/||/<> SOYA SÜTÜ
( Kadınların ve memeli dişi hayvanların yavrularını besledikleri memelerinden gelen besin değeri yüksek beyaz sıvı Bazı bitkilerin türlü organlarında bulunan beyaz renkte öz su Erkek balığın tohumu Motorlu taşıtların yakıtı )
- SÜTANNELİK ile/||/<> SÜTANALIK ile/||/<> SÜTNİNELİK
- SUTAŞ[Fr. < SOUTACHE] ile/||/<> ...
( bazı giysilerin yaka kol cep gibi yerlerini süslemekte kullanılan işlemeli şerit su yolu Ağızlarda su taşı olarak kullanılır Fransızcadan alınmıştır soutache Fransızcaya Macarcadan geçtiğini biliyoruz sujtás Almanca Schoitasch İngilizce soutache gibi dillerde de geçer Türkçede sutaş biçiminin halk etimolojisi sonunda su taşı biçimini aldığı anlaşılıyor )
( SOUTACHE )
- SUTAŞ ile/||/<> SU
- SÜTHANE[Tr. < SÜT + Fars. ḪĀNE] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜTHANE
( Süt ve süt ürünleri üretilen ve satılan yer )
- SÜTLAÇ ile/||/<> ...
( süt şeker ve pirinçten yapılan tatlı aş Az südlüaş sütle yapılan pilav süytlaş süt lü eki aş Türkçe sütlü aş biçiminin sonundaki ş ünsüzü çye çevrilmiştir Türkçe tutmaç tutma aş adının sonundaki ç gibi tutmaç Türkçeden Bulgarca Sırpça gibi Balkan dillerine de geçmiştir Škaljić Turc 576 )
( SÜDLÜAŞ[Az.]~SÜYTLAŞ[Tkm.] )
- SÜTLEĞEN ile/||/<> JAPON KAKTÜSÜ
- SÜTLEĞEN ile/||/<> SÜTLEĞEN
( botanik Sütleğengiller Euphorbiaceae familyasından gövde ve yapraklarından süt çıkan bazı türleri sebze olarak kullanılan bazılarından boyar madde elde edilen bir iki ya da çok yıllık otsu ya da çalımsı Euphorbia cinsi türlerine verilen ad Sütleğengiller familyasından gövde ve yapraklarından süt çıkan keskin kokulu ve acı lezzetli fazla tüketildiğinde hayvanlarda aşırı duyarlılık eş güdüm bozukluğu sığırlarda ise mide bağırsak yangısı ve ishal görülmesine yol açan bir iki ya da çok yıllık otsu ya da çalımsı bitkiler )
( SPURGE | SPURGE FAMILY )
( EUPHORBE | EUPHORBIACÉES )
( WOLFSMILCH )
( EUPHORBIA | EUPHORBIACEAE )
( EUFORBIA )
( ΓΑΛΑΤΣΊΔΑ / γαλατσίδα )
- SÜTLEĞEN ile/||/<> SÜTLEĞENGİLLER
( (botanik) @@ Sütleğengiller (Euphorbiaceae) familyasından, gövde ve yapraklarından süt çıkan, bazı türleri sebze olarak kullanılan, bazılarından boyar madde elde edilen, bir, iki ya da çok yıllık, otsu ya da çalımsı Euphorbia cinsi türlerine verilen ad. @@ Sütleğengiller familyasından, gövde ve yapraklarından süt çıkan, keskin kokulu ve acı lezzetli, fazla tüketildiğinde hayvanlarda aşırı duyarlılık, eş güdüm bozukluğu, sığırlarda ise mide bağırsak yangısı ve ishal görülmesine yol açan bir, iki ya da çok yıllık otsu ya da çalımsı bitkiler. )
( SPURGE | SPURGE FAMILY~SPURGE FAMILY )
( EUPHORBE | EUPHORBIACÉES~EUPHORBIACÉES )
( EUPHORBIA | EUPHORBIACEAE~EUPHORBIACEAE )
( WOLFSMILCH~WOLFSMILCHGEWÄCHSE )
( EUFORBIA~EUFORBIACEE )
( ΓΑΛΑΤΣΊΔΑ / γαλατσίδα~ΕΥΦΟΡΒΙΊΔΕΣ / ευφορβιίδες )
- SÜTLİMAN[Yun.] ile/||/<> GÜRÜLTÜSÜZ VE DURGUN
( gürültüsüz ve durgun İkinci bölümünde Türkçe Rumca liman sözünün geçtiği açıktır Türkçede bu sözün limanlık biçiminin rüzgârsız dalgasız deniz olarak kullanıldığını biliyoruz Birinci bölümünde geçen süt biçiminin kökeni tartışmaya açıktır Türkçe sütliman biçimi Rumca σοτολιμιώνας second way out in a enterprise sözüyle birleştirilebilir Bu durumda Rumca σοτολιμιώναςın iç liman olarak kullanıldığını ön görmek gerekir Ne var ki kaynaklarda σοτολιμιώναςın iç liman olarak geçtiğini bilmiyoruz Eğer bu sözün Rumcadan geldiği kabul edilirse İtalyanca sottoporto örneğinden yola çıkmak gerekecektir Buna göre bu örneğin ikinci bölümünde portonun yerini liman olarak kullanılan λιμιώναςın aldığı tahmin edilebilir Bu durumda sütliman biçiminin Türkçe süt sözünün baskısı altında kaldığı düşünülebilir Bununla birlikte sütliman biçiminin birinci bölümünde Türkçe süt sözünün kullanıldığından da söz edilebilir Bu durumda sütün limanın anlamını güçlendirmek için getirildiği göz önünde tutulabilir Eski bir Türkçe kaynakta geçen ballimun durgun örneğindeki bal gibi )
- SÜTLİMAN[Yun. < ] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜTLİMAN
( Durgun sakin olan Gürültüsüz olaysız )
- SÜTLÜ CAM | BUZLU CAM ile/||/<> BUZLU CAM
( Sinema Bir yüzü özel özdekle donuklaştırılmış yarı saydam görüntü verebilir cam Yüzeyi mekanik kumlama ya da kimyasal asitle donuklaştırma bir işlemle donuklaştırılmış cam )
( GROUND GLASS, MAT (MATT, MATTE) GLASS, FROSTED GLASS | DEPOLISHED GLASS )
( VERRE DÉPOLI, DÉPOLI | VERRE DÉPOLI )
( MATTSCHEIBE | MATTGLAS )
- SÜTLÜ ile/değil/yerine/=/||/<> SAĞMAL | SÜTLAÇ
( sütlü kahve sütlü kengel sütlü ot İçinde süt bulunan sütle yapılan sağmal Emzirme döneminde olan kadın Taneleri sertleşmemiş yumuşak taneli mısır buğday vb sütlaç )
- SÜTLÜK ile/||/<> SÜTLÜK
( Süt bardakları Bozüyük Bilecik II 1 Teldolap Ballık İnönü Eskişehir 2 Evin dışında damın gölgelik bir kesiminde bulunan yırtma ağaçtan yapılma yiyecek dolabı Acıpayam Denizli 3 içinde yemek saklanan gömme dolap Ballık İnönü Eskişehir 4 Yayla evlerinde çember biçiminde üstü açık eşya saklama yeri Kızılca Bor Niğde )
- ŞUTÖR ile/||/<> KICKER[İng.] ile/||/<> TORSCHÜTZE[Alm.] ile/||/<> VURUCU
( Topa iyi ve güçlü vurma özelliğine sahip oyuncu )
( KICKER )
( TORSCHÜTZE )
- SUTRA ile/||/<> SASTRA ile/||/<> VİNAYA
( Temel metinler. Buda'nın kendi gerçek öğretisinin bulunduğu cilt. @@ Kutsal belge ya da sutraların yorumu. Şerh. @@ Budist keşişler tarafından uygulanan disiplin. )
- SUTRE[Ar. < SUTRE] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜTRE
( Perde örtü Evde ya da açık alanda namaz kılarken öne konulan nesne Düşman gözünden ve ateşinden korunmaya yarar doğal ya da yapma siper )
- SÜTRE-İ NEBATİYE ile/||/<> VÉGÉTATION[Fr.] ile/||/<> BİTKİ ÖRTÜSÜ
( coğrafya )
( VÉGÉTATION )
- SÜTSÜ ile/||/<> SÜTÜMSÜ
- SÜTUN | DİKEÇ ile/||/<> DİKEÇ
( Bir dizeyi için j 1 2 n dizeylerinden her birisi anlamdaş dikeç dizeyi dikeç yöneyi Bir çizelgede düzeyliğine sıralanmış değerlerden oluşan sarkıt ya da dikit dizilerden her biri sıra I 1 genel uygulayım Genellikle damıtma renkseme vb ayırma işlemlerinde kullanılan diklemesine uzun ince aygıt II madencilik yerbilim bayındırlık Yerey üzerinde nokta belirlenmesi doğrultu verme gibi işlerde kullanılan uzunluğu boyunca şerit halinde zıt renklere boyanmış kırmızı beyaz vb maden ya da tahta çubuk Genellikle ayırma işlemlerinde kullanılan diklemesine ince uzun aygıt damıtma dikeci renkseme dikeci gibi I Halı tezgâhlarının yan direkleri Hacılar Kayseri II Sal ve çetende kullanılan ucu çatallı ağaç Buruncuk Yerköy Yozgat Bir dizeyde düşey doğrultuda iki öğelerin oluşturduğu dik sıralardan her biri anlamdaş dizey diked )
( COLUMN | (SURVEYOR'S) STAFF, (RANGE-) POLE, STAKE ROD | MATRIX (PL MATRICES | MATRIX )
( COLONNE | JALON | MATRICE )
( SPALTE | KOLONNE | SÄULE, SPALTE | SÄULE | MATRIX (PL. MATRIZEN | MATRIX )
( COLUMNA | MATER )
( COLONNA )
( ΣΤΉΛΗ / στήλη )
- SÜTUN | DİKEÇ ile/||/<> DİZEY ile/||/<> MATRİS
( Bir( )dizeyi için( )(j=1,2,...n)dizeylerinden her birisi. anlamdaş dikeç dizeyi, dikeç yöneyi @@ Bir çizelgede düzeyliğine sıralanmış değerlerden oluşan sarkıt ya da dikit dizilerden her biri. bk. sıra. @@ (I) 1. genel uygulayım: Genellikle damıtma, renkseme vb. ayırma işlemlerinde kullanılan diklemesine uzun ince aygıt. @@ (II) madencilik, yerbilim, bayındırlık: Yerey üzerinde nokta belirlenmesi, doğrultu verme gibi işlerde kullanılan, uzunluğu boyunca şerit halinde zıt renklere boyanmış (kırmızı- beyaz vb.) maden ya da tahta çubuk. @@ Genellikle, ayırma işlemlerinde kullanılan diklemesine ince uzun aygıt (damıtma dikeci, renkseme dikeci gibi). @@ (I) Halı tezgâhlarının yan direkleri. (Hacılar -Kayseri) @@ (II) Sal ve çetende kullanılan ucu çatallı ağaç. (Buruncuk *Yerköy -Yozgat) @@ Bir dizeyde düşey doğrultuda iki öğelerin oluşturduğu dik sıralardan her biri. anlamdaş dizey diked. @@ @@ )
( COLUMN | (SURVEYOR'S) STAFF, (RANGE-) POLE, STAKE ROD | MATRIX (PL MATRICES | MATRIX~MATRIX (PL MATRICES) | MATRIX~MATRIX )
( COLONNE | JALON | MATRICE~MATRICE~MATRICE )
( COLUMNA | MATER~MATER~MATRIX )
( SPALTE | KOLONNE | SÄULE, SPALTE | SÄULE | MATRIX (PL. MATRIZEN | MATRIX~MATRIX (PL. MATRIZEN) | MATRIZE | MATRIZE, FORM~MATRIX )
( COLONNA~MATRICE~MATRICE )
( ΣΤΉΛΗ / στήλη~ΜΉΤΡΑ / μήτρα~ΜΉΤΡΑ / μήτρα )
- SUTUN[Fars. < SUTŪN] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜTUN
( Herhangi bir maddeden yapılan zaman zaman üstünde çıkıntılı bir bölüm olan genellikle bir altlığa bazen doğrudan doğruya yere dayalı silindir biçiminde düşey destek direk üstüvane kolon I Gazete dergi kitap vb yazılı şeylerde sayfanın yukarıdan aşağıya doğru ayrılmış olduğu dar bölümlerden her biri Alt alta sıralanmış şeyler dizisi Oldukça yükseğe çıkan ve silindire benzeyen şey Bir tablo ya da grafikte düşey durumdaki yüzey )
- SÜTUN ile/||/<> SÜTUNÇE
( Genellikle mermerden, yekpare, taşıyıcı mimari öge. İLE/||/<> Küçük sütun.[Mihrap ve portal gibi yerlerde daha çok dekoratif amaçla kullanılır.] )
- SÜTYEN[Fr. < SOUTIEN-GORGE SÖZÜNDEN] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜTYEN
( Göğüsleri dik tutup dolgun göstermek için kullanılan saten dantel vb kumaşlardan yapılan kadın iç çamaşırı )
- SUTYEN[Fr. < SOUTIEN-GORGE SÖZÜNDEN] ile/değil/yerine/=/||/<> SUTYEN
( sütyen )
- SUUBET-İ TELÂFFUZ ile/||/<> ANARTHRIA[İng.] ile/||/<> ANARTHRIE[Fr.] ile/||/<> DİL TUTUKLUĞU
( Dilin görevini tam yapamaması yüzünden ileri gelen ve sözcükleri açık olarak söyleyememek biçiminde kendini gösteren bir konuşma güçlüğü )
( ANARTHRIA )
( ANARTHRIE )
- ŞUUR | BİLİNÇ ile/||/<> BİLİNÇ
( Algı ve bilgilerin anlıkta duru ve aydınlık olarak izlenme süreci 1 Duyum heyecan düşünme ya da başka bir ruh etkinliğiyle nitelenen durum 2 Benin kendi etkinlik ve duygulanmalarını sezebilmesi 3 Geniş anlamda zihin 4 Bir topluluktaki ruhsal etkinliğin ya da ruhsal durumların tümü Algıları ansal düzeyde bilgiye dönüştüren süreç an anlak Bir insanın herhangi bir anda bütün ruhsal ve vücut çalışmalarından davranışlarından haberli olmasıbilgi sahibi olmasıhalidir syneidesis birlikte bilme 1 İnsanın kendisi yaşantıları ve dünya üzerindeki bilgisi aynı zamanda da düşünme ve kendini tanıma yeteneği a Benle ilgili bütün yaşantıların tümü olarak bilinç her türlü içten yaşamalar kendi üzerinde bilinç b Bir şey üzerinde bilinç nesnel bilinç düşünme algılama duyma isteme bekleme gibi bir ereği olan bir şeye yönelen intentional edimleri olanaklı kılan şey biyoloji Stanislavski oyunculuk dizgesinde insanın kendi tarafından denetlenebilir yanı )
( CONSCIOUSNESS | CONSCIENCE | CONSCIOUS | SUBCONSCIOUS )
( CONSCIENCE | CONNU | SUBCONSCIENT, SUBCONSCIENCE )
( BEWUSTEIN | BEWUSSTSEIN | BEWUSST | UNTERBEWUSST )
( CONSCIENTIA )
( COSCIENZA )
( ΣΥΝΕΊΔΗΣΗ / συνείδηση )
- ŞUUR[Ar. < ŞUʿŪR] ile/değil/yerine/=/||/<> BİLİNÇ (ŞUURALTI, ŞUUR KAYBI, TAHTEŞŞUUR)
- ŞUÛR ile/ve/||/<>/>/< NUR
( Anlama, anlayış, hissetme, duyma. İLE/VE/||/<>/>/< Işıma, aydınlık/aydınlanma, bilinçlenme. )
- ŞUUR ve/||/<>/< ŞİİR ve/||/<>/< EŞAR
( Sızıntı. )
- ŞUURLULUK ile/||/<> CONSCIOUSNESS[İng.] ile/||/<> BİLİNÇLİLİK
( Nesne olay ve edimlere uyanık bulunma durumu )
( CONSCIOUSNESS )
- SUV[İng. < Sport Utility Vehicle] ile/||/<> JİP[İng. < JEEP]
- SÜVARİLİK ile/||/<> ...
( Pantolonların diz ve arka kısımlarına dikilen yama Bilecik Dodurga Saraycık inönü Eskişehir )
- SUVAT ile/||/<> SIVAT
- SÜVEN ile/||/<> ...
( Çadır direği Güney Anadolu Saçıkaralı ve Sarıkeçili boyları )
- SÜVEYDÂ ile/||/<> ALBUMEN[Fr.] ile/||/<> BESİ DOKUSU
( besi örü botanik )
( ALBUMEN )
- SUVEYDA[Ar. < SUVEYDĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜVEYDA
( Kalbin ortasında var olduğuna inanılan siyah benek Kalpteki gizli günah )
- SÜVEYK ile/||/<> TIGELLE[Fr.] ile/||/<> SAPÇIK
( botanik )
( TIGELLE )
- SUYA DAYANIKLILIK ile/ve/||/<> SU GEÇİRMEZ/LİK
- SUYOLU ile/||/<> SUYOLU
( Örme fanila ya da süvetere yapılan derin çizgi biçiminde motif Yalvaç Isparta )
( GUTTER )
( GOUTTIÈRE )
( ABFLUSSKANAL, WASSERRINNE )
- ŞUYU[Ar. < ŞUYŪʿ] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞÜYU
( izaleişüyu Herkesçe duyulma yayılma )
- SÜYÜK ile/||/<> ...
- SÜYÜM ile/||/<> ...
( Kirman ya da iğ gibi yünden ip yapmakta kullanılan aygıtlarda yün topağıyla aygıt arasında oluşan incelmiş yün Güllüce Gümüşhacıköy Amasya Ağızlarda süğüm olarak da geçer süy uzamak ü m eki )
- SUYUN:
BUHARLAŞMASI ile/ve/||/<> BİTKİLERCE EMİLMESİ
- SUZANN[Ar. < SŪʾ + ẒANN] ile/değil/yerine/=/||/<> SUİZAN
( Kötü zan )
- SUZDİL[Fars. < SŪZ + DİL] ile/değil/yerine/=/||/<> SUZİDİL
( Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam )
- SUZDİLARA[Fars. < SŪZ + DİLĀRĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> SUZİDİLARA
( Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam )
- SÜZDÜRÜM | DİYALİZ ile/||/<> DİYALİZ ile/||/<> DİYALİZ[Fr. < DIALYSE]
( kimya dia ayrı ayrı lysis gevşeme Yarı geçirgen bir zarla molekül büyüklüklerine göre moleküllerin ayrılması Yarı geçirgen bir zardan moleküllerin difüzyonu Seçici geçirgen bir zar aracılığıyla küçük moleküllerin suya ya da tampona geçişine izin vererek makromoleküllerin bulunduğu bir çözeltiden küçük moleküllerin uzaklaştırılması )
( DIALYSIS )
( DIALYSE )
( DIALYSE )
- SUZENİ[Fars. < SŪZEN + Ar. -Ī] ile/değil/yerine/=/||/<> SUZENİ
( Kasnağa gerilmiş kumaşa iğne ya da tığla yapılan bir nakış türü )
- SÜZENİ ile/||/<> ...
( kasnağa geçirilmiş kumaşa iğne ya da tığla yapılan bir çeşit ince nakış sūzanī yorgan yapma sūzan iğne Arapça ī )
( SŪZANĪ )
- SÜZEREN ile/ve/||/<> VASSAL ile/ve/||/<> UC BEYLERİ ile/ve/||/<> ULEMÂ AİLELERİ
- SÜZGEÇ KÂĞIDI ile/||/<> ÇOBANSÜZGECİ
( Sıvıları süzmeye yarayan araç süzek Bir akışkandaki yabancı maddeleri süzüp ayıran alet ya da aletlerden oluşan düzenek süzek filtre Sulama kovasının ucuna takılan küçük delikli metal parça )
- SÜZGÜ ile/||/<> SÜZGÜ
( süzgeç )
- SÜZGÜN BAKIŞ ile/||/<> SÜZGÜN GÖZ
( Biraz zayıflamış güçsüzleşmiş süzük )
- SÜZME BAL ile/||/<> SÜZME KÂĞIDI ile/||/<> SÜZME KAHVE ile/||/<> SÜZME PEYNİR ile/||/<> SÜZME YOĞURT ile/||/<> SÜZME KÂĞIDI
( Süzmek işi Süzülmüş olan süzülerek elde edilen Kötü aşağılık malın gözü kimse Katışıksız saf )
- SÜZME KÂĞIDI ile/||/<> SÜZGEÇ KÂĞIDI ile/||/<> FİLTRE KÂĞIDI
- SÜZME KAHVE ile/||/<> DAMLA KAHVE ile/||/<> FİLTRE KAHVE
- SÜZME YOĞURT ile/||/<> TORBA YOĞURDU ile/||/<> KESE YOĞURDU
- SÜZME ile/||/<> REABSORPSİYON
( Süzme süzme İLE reabsorpsiyon geri emilimdir )
( Formül: Böbrek süzme İLE geri alım )
- SUZNAK[Fars. < SŪZNĀK] ile/değil/yerine/=/||/<> SUZİNAK
( Klasik Türk müziğinde bir basit makam )
- SÜZÜK ile/||/<> ...
- SUZUKİ REAKSİYONU ile/||/<> HECK REAKSİYONU
( Suzuki boronik asit Pd, Heck alken arilasyonu. )
( Formül: ArB(OH)₂ İLE ArX )
- SVD ile/||/<> SPECTRAL DECOMPOSITION
( SVD A=UΣVᵀ genel, spectral Aᵀ=A için özel. )
( Formül: General İLE symmetric case )
- ŞVESTER[Alm. < SCHWESTER] ile/||/<> HEMŞİRE
( hemşire Schwester )
( SCHWESTER )
- ŞVESTER[Alm. < SCHWESTER] ile/değil/yerine/=/||/<> HEMŞİRE | KIZ KARDEŞ
( hemşire kız kardeş Hizmetçi kız )
- SWAGING[İng.] ile/||/<> ÉTAMPAGE[Fr.] ile/||/<> GESENKSCHMIEDEN[Alm.] ile/||/<> TOKAÇLAMA
( Yuvarlak biçim vermek için yapılan dövme işlemi )
( SWAGING )
( ÉTAMPAGE )
( GESENKSCHMIEDEN )
- SWAP[İng.] ile/||/<> GETİRGÖTÜR
( SWAP )
- SWAP-OUT[İng.] ile/||/<> GÖTÜRMEK
( SWAP-OUT )
- SWAYBACK[İng.] ile/||/<> ÇARPIK
( Enzootik ataksi )
( SWAYBACK )
- SWEATER[Fr.] ile/||/<> SÜVETER[Fr.]
( Genellikle altına gömlek ya da bluz giyilen kolsuz kazak Halit Ayarcı ya üçüncü süveterini örüyordu Ahmet Hamdi Tanpınar Saatleri Ayarlama Enstitüsü 229 Delikanlının eli süveterinin altından sırtına kaymış kopçayı açmaya çalışıyor Adalet Ağaoğlu Ruh Üşümesi 30 Vestiyerde yeni bir süveter örmeye başlamış obur ve pişman Nevzat la örgüsünü nereden itibaren eksiltmeye başlayacağını konuştular Attila İlhan Kurtlar Sofrası 469 Süveterinin etek uçlarından yünleri ditti iki topak yapıp kulaklarına tıkadı Füruzan Kırk Yedililer 12 Amerikan ayakkabıları çorapları süveterleri giyen gençlere bir üstünlük duygusu geliveriyordu Ayşe Kulin Güneşe Dön Yüzünü 18 Neşide ile Lebriz e ihtiyaten birer yün atkı yahut süveter veriniz Refik Halid Karay Kadınlar Tekkesi 97 )
- SWEATER[İng. < SWEATER] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜVETER
( Genellikle altına gömlek ya da bluz giyilen kolsuz kazak )
- SWELL[İng.] ile/||/<> HOULE[Fr.] ile/||/<> DÜNUNG[Alm.] ile/||/<> SOLUĞAN
( Dalgaların fırtına bölgesi dışına rüzgârsız yerlere ulaşan ve düzenli kabartılar ve çukurlar durumunda kıyıya yaklaşıp çatlayan bölümlerine verilen ad )
( SWELL )
( HOULE )
( DÜNUNG )
- SWINE INFLUENZA[İng.] ile/||/<> DOMUZ GRİBİ
( Ortomiksovirüslerin neden olduğu insanlara da bulaşabilen trakeobronşit ve alveoler atelektaziyle belirgin solunum sisteminin akut seyirli viral hastalığı domuz nezlesi domuz enflüenzası Genellikle Haemophilus influezae ikincil enfeksiyonlara sebep olur )
( SWINE INFLUENZA )
- SWITCHING[İng.] ile/||/<> DÜĞMELEME
( SWITCHING )
- SWOT:
STRENGTH ve/||/<> WEAKNESS ve/||/<> OPPORTUNITY ve/||/<> THREAT
( Güçlü yönler. VE/||/<> Zayıf yönler. VE/||/<> Fırsatlar. VE/||/<> Tehditler. )
- SYENİTE[Fr. < SYÉNITE] ile/değil/yerine/=/||/<> SİYENİT
( Kuvarssız granit ortoklaz mika hornblentten oluşan plütonik kayaç )
- SYENITE[Fr.] ile/||/<> SİYENİT[Fr. < SYÉNITE]
( jeoloji )
( SYENITE | SYÉNITE )
- SYMBİOSİS ile/||/<> ANTİ-SYMBİOSİS
( Symbiosis benzer ligand güçlendirme, anti zıt zayıflatma. )
( Formül: Soft-soft İLE hard-soft )
- SYMBIOZ ile/||/<> PARAZİTİZM
( Simbiyozda karşılıklı yarar, parazitizmde tek taraflı yarar vardır )
( De Bary tarafından 1879 yılında keşfedildi/formüle edildi. (Ülke: Bilinmiyor) (Alan: biyoloji) )
- SYMBOLIC[İng.] ile/||/<> SYMBOLIQUE[Fr.] ile/||/<> SYMBOLISCH[Alm.] ile/||/<> SİMGESEL | SEMBOLİK[Fr. < SYMBOLIQUE]
( simgesel 1 Bir simge ile dile getirilen 2 Simgeler kullanan ya da simgeler koyan 3 Kendi başına bir değeri ya da etkisi olmayıp bir başka şeyi anımsatan simgesel bir topluluk )
( SYMBOLIQUE )
- SYMMETRIC MATRİX ile/||/<> ORTHOGONAL MATRİX
( Symmetric A=Aᵀ, orthogonal AAᵀ=I. )
( Formül: Transpoz eşit İLE inverse transpose )
- SYMPATHETIC ile/||/<> PARASYMPATHETIC ile/||/<> ENTERIC
( İstemsiz vücut fonksiyon kontrolü. )
( Formül: Fight or flight )
- SYMPATHİQUE[Fr. < SYMPATHIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> SEMPATİK
( sempatik sinir sistemi sıcakkanlı Çok hoş hoşa giden )
- SYMPHONİE[Fr. < SYMPHONIE] ile/değil/yerine/=/||/<> SENFONİ
( senfoni orkestrası Orkestra için bestelenmiş birkaç bölümden oluşan uzun müzik eseri )
- SYMPHONİQUE[Fr. < SYMPHONIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> SENFONİK
( Senfoni ile ilgili senfoniye dayanan )
- SYMPLECTİC TOPOLOGY ile/||/<> CONTACT TOPOLOGY
( Symplectic topology kapalı 2-form geometrisiyken İLE contact topology maksimal integrallenemez 1-form geometrisidir )
( Formül: Symplectic form ω )
- SYMPLECTİC ile/||/<> RİEMANNİAN ile/||/<> COMPLEX
( Konum ve momentum çiftlerinin oluşturduğu faz uzayının geometrisidir; klasik mekaniğin (Hamilton biçiminin) doğal dilidir. @@ Eğri uzay ve yüzeylerde uzaklık ve açının nasıl ölçüldüğünü betimleyen geometridir; genel göreliliğin uzay-zaman dilidir. @@ Karmaşık sayılara dayalı uzayların geometrisidir; sicim kuramı ve kuantum alan kuramında belirir. Üçü de fiziğin farklı alanlarının matematiksel geometrileridir: faz uzayı, eğri uzay-zaman ve karmaşık uzay. )
( Formül: ω = dpᵢ ∧ dqᵢ )
- SYMPOSİUM[Fr. < SYMPOSIUM] ile/değil/yerine/=/||/<> SEMPOZYUM
( Önceden tespit edilen bir alanda konuşmacıların bildiri sunarak katıldığı bilimsel toplantı bilgi şöleni )
- SYNAPTOME ile/||/<> PROJECTOME ile/||/<> FUNCTİONAL CONNECTOME
( Tam beyin bağlantı haritalaması. )
( Formül: 86 milyar nöron (insan) )
- SYNCHRONIZATION ile/||/<> PHASE TRANSITION ile/||/<> CRITICALITY ile/||/<> SOC
( Çok sayıda salınıcının (ateşböceği, kalp hücreleri) etkileşerek kendiliğinden aynı ritme girmesidir. @@ Bir sistemin, bir eşik aşılınca bir düzenden ötekine ani, topluca geçmesidir. @@ Faz geçişinin tam eşiğinde, dalgalanmaların her ölçekte belirdiği ve sistemin en duyarlı olduğu özel noktadır. @@ Bazı sistemlerin, ayar gerektirmeden kendiliğinden kritik noktaya yönelmesidir (kum yığınının çığları gibi). Dördü de çok parçacıklı sistemlerdeki kolektif düzen olgularıdır. )
- SYNCOPE[İng.] ile/||/<> SYNCOPE[Fr.] ile/||/<> SYNKOPE[Alm.] ile/||/<> İÇ SES DÜŞMESİ
( Kelime içinde aynı hecede bulunan iki ünsüzden birinin söyleyişi kolaylaştırmak gayesiyle düşmesi arslan aslan altmış atmış tüfenk tüfek çift çit çiftçi çifçi rastla rasla serpelemek sepelemek vb )
( SYNCOPE )
( SYNCOPE )
( SYNKOPE )
- SYNCRETİSME[Fr. < SYNCRÉTISME] ile/değil/yerine/=/||/<> SENKRETİZM
( Birbirinden ayrı düşünce inanış ya da öğretileri kaynaştırmaya çalışan felsefe sistemi )
- SYNDİC[Fr. < SYNDIC] ile/değil/yerine/=/||/<> SENDİK
( Bir birliğin ortaklığın ya da alacaklılar grubunun haklarını korumakla görevli kimse )
- SYNDİCAL[Fr. < SYNDICAL] ile/değil/yerine/=/||/<> SENDİKAL
( Sendika ile ilgili )
- SYNDICALISM[İng.] ile/||/<> SENDİKALİZM[Fr. < SYNDICALISME]
( İşçi sınıfının mücadelesi ile kapitalist toplumun dönüştürülebileceğini ve bu dönüşümün sendikaların öncülüğünde toplumun çoğunluğunun çıkarlarını gözetecek biçimde gerçekleşebileceğini ileri süren eğilim hareket ve düşünceler )
( SYNDICALISM )
( SYNDICALISME )
- SYNDICALISTS[İng.] ile/||/<> SENDİKALİST[Fr. < SYNDICALISTE]
( Sendikalizmi savunan kişi )
( SYNDICALISTS )
( SYNDICALISTE )
- SYNDİCAT[Fr. < SYNDICAT] ile/değil/yerine/=/||/<> SENDİKA
( sarı sendika İşçilerin ya da işverenlerin iş kazanç toplumsal ve kültürel konular bakımından çıkarlarını korumak ve daha da geliştirmek için aralarında kurdukları birlik )
- SYNDICATE[İng.] ile/||/<> SENDİKASYON[Fr. < SYNDICATION]
( Birden fazla bankanın büyük miktarda kredi vermek ya da tahvil çıkarmak amacıyla bir araya gelerek geçici olarak oluşturdukları grup )
( SYNDICATE )
( SYNDICATION )
- SYNDİCATİON[Fr. < SYNDICATION] ile/değil/yerine/=/||/<> SENDİKASYON
( Şirket ya da kişilerin ortak bir çıkar için iş birliği yapması Bankaların kredi riskini paylaşmak için uyguladığı iş birliği yöntemi )
- SYNDROME[Fr. < SYNDROME] ile/değil/yerine/=/||/<> SENDROM
( Down sendromu tükenmişlik sendromu belirge Bir durumun insan üzerinde bıraktığı olumsuz etki )
- SYNECOLOGİE[Fr. < SYNÉCOLOGIE] ile/değil/yerine/=/||/<> SİNEKOLOJİ
( Hayvan ve bitki topluluklarını inceleyen bilim dalı )
- SYNERGİQUE[Fr. < SYNERGIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> SİNERJİK
( Görevdaşlık ile ilgili )
- SYNESTHESİQUE[Fr. < SYNÉSTHÉSIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> SİNESTEZİK
( Başka nitelikte bir duyum uyandıran )
- SYNONYMY[İng.] ile/||/<> SYNONYMIE[Fr.] ile/||/<> SYNONYMIE[Alm.] ile/||/<> EŞ ANLAMLILIK
( İki ya da daha çok kelimenin birbirine yakın anlam taşıması aralarında çok küçük bir anlam farkının bulunması bıkmak usanmak bezmek yollamak göndermek bezemek süslemek hoplamak zıplamak alçalmak inmek ağmak yükselmek çıkmak çalışmak çabalamak koşuşturmak çile çekmek zahmet çekmek eziyet çekmek üzüntü elem keder yola çıkmak yola düşmek yola koyulmak kaçmak savuşmak sıvışmak kemer kuşak belbağı vb ve eş anlamlılık İki ya da daha çok kelimenin aynı ya da birbirine yakın anlam taşıması kızmak sinirlenmek öfkelenmek hiddetlenmek gibi eş anlamlı kelime )
- SYNOPTIC MAP, SYNOPTIC CHART, WEATHER MAP[İng.] ile/||/<> CARTE SYNNOPTIQUE, CARTE MÉTÉOROLOGIQUE[Fr.] ile/||/<> SYNOPTISCHE KARTE, WETTERKARTE[Alm.] ile/||/<> HAVA HARİTASI
( Hava durumuna ilişkin değerlerin işlendiği özel yeryüzü haritalarının her biri )
( SYNOPTIC MAP, SYNOPTIC CHART, WEATHER MAP )
( CARTE SYNNOPTIQUE, CARTE MÉTÉOROLOGIQUE )
( SYNOPTISCHE KARTE, WETTERKARTE )
- SYNOPTİC[İng. < SYNOPTIC] ile/değil/yerine/=/||/<> SİNOPTİK
( sinoptik harita Konuyu aynı yönden ele alan )
- SYNTAX[İng.] ile/||/<> SYNTAXE[Fr.] ile/||/<> SYNTAX, SATZLEHRE[Alm.] ile/||/<> CÜMLE BİLGİSİ
( cümle bilgisi Bir dilde düşünce ve duyguların tam olarak anlatılabilmesi için gramer kurallarına uygun olarak dizilen kelimelerin kelime gruplarının cümle ve söz içindeki görevlerini biribirleriyle olan ilişkilerini sıralanışlarını ve cümle türlerini inceleyen bilim dalı )
- SYNTHESE[Fr. < SYNTHÈSE] ile/değil/yerine/=/||/<> SENTEZ
( Element ya da başka maddeleri bir araya getirerek yapay olarak bileşik cisimler oluşturma bireşim Yalından karmaşık olana külliden cüziye zorunludan olasıya ilkeden onun uygulanmasına genel yasadan bireysel duruma nedenden etkiye öncülden varılan sonuca giden düşünme biçimi bireşim )
- SYNTHETİC BİOLOGY ile/||/<> SYSTEMS BİOLOGY
( Synthetic biology yeni biyolojik sistem tasarlarken İLE systems biology mevcut biyolojik sistemleri analiz eder )
( Formül: BioBrick parts )
- SYNTHETİC GEOMETRY ile/||/<> ANALYTİC GEOMETRY
( Synthetic koordinatsız, analytic koordinat sistemi. )
( Formül: Coordinate-free İLE coordinate system )
- SYRIAN SCABIOUS[İng.] ile/||/<> CÉPHALARIE[Fr.] ile/||/<> CEPHALARIA SYRIACA[Lat.] ile/||/<> SCHUPPENKOPF[Alm.] ile/||/<> ACIMIK
( acımık Dipsaraceae familyasından 100 cm kadar boylanabilen bir yıllık otsu tohumları bazı yörelerimizde ezilip un edilerek ekmek hamuruna tat vermek için katılan bir bitki Belemir Yerel ağızlarda pelemir ve melemir olarak da geçer Kökenini bilmiyoruz Ağızlarda belemire acımık adı da verilir )
- SYRUP[İng.] ile/||/<> ŞURUP[Ar. < ŞURŪB]
( 1 Şeker ve diğer tatlı maddeleri içeren yoğun çözelti 2 Bir meyvenin ya da bitkinin suyu ya da yoğunlaştırılmış suyu nektar )
( SYRUP )
- SYSTÈME MÉTRIQUE[Fr.] ile/||/<> METRE SİSTEMİ
( fizik )
( SYSTÈME MÉTRIQUE )
- SYSTEMIC CIRCULATION[İng.] ile/||/<> BÜYÜK KAN DOLAŞIMI
( Besinleri dokulara taşımak ve artık maddeleri dokulardan uzaklaştırmak amacıyla kuşlarda ve memelilerde sol kulakçıktan sol karıncığa geçen kanın oradan aortayla diğer atardamarlara taşınarak bütün organ ve dokulara kadar gidip kılcal damarlar aracılığıyla toplardamarlara geçerek sağ kulakçığa gelmesiyle meydana gelen kan dolaşımı sistemik dolaşım periferik dolaşım )
( SYSTEMIC CIRCULATION )
- SYSTEMİQUE[Fr. < SYSTÉMIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> SİSTEMİK
( Sayısal ve ekonomik konulara belli sistemler çerçevesinde bakan )
- SYSTEMS PHARMACOLOGY ile/||/<> TRADITIONAL PHARMACOLOGY
( Systems pharmacology ilaç etkisini sistem düzeyinde analiz ederken İLE traditional pharmacology tek hedef odaklı yaklaşım kullanır )
( Formül: Network pharmacology )
- SYSTOLE[Fr. < SYSTOLE] ile/değil/yerine/=/||/<> SİSTOL
( Kalp kasının kasılma devresi )
- SZOBA[MACARCA SZOBA] ile/değil/yerine/=/||/<> SOBA
( elektrikli soba katalitik soba ayakkabı sobası doğal gaz sobası elektrik sobası gaz sobası gaz yağı sobası kömür sobası odun sobası yanık yağ sobası İçinde kömür odun ya da gaz yakılan ya da elektrikle de çalıştırılabilen ısınma aracı )
- SZÓBA[Mac.] ile/||/<> SOBA [Mac.]
( Bir yeri ısıtmak için içinde kömür odun ya da gaz yakılarak kullanılan bir araç Çocuğum bize iki kahve sobanın da ateşine bakın Ruşen Eşref Ünaydın Röportajlar II 7 Ne vücutlarını ısıtacak bir soba ateşi ne ruhlarına harareti hayat verecek valide tebessümleri vardır Sami Paşazade Sezai Bütün Eserleri II 28 Sobamızın önünde paltosunu ve boyun bağını çıkardı Ahmet Hamdi Tanpınar Saatleri Ayarlama Enstitüsü 163 Kışın havalar sıcaktı sobasız üşümüyorduk Ziya Gökalp Ziya Gökalp ın Mektupları 359 Küçük basık loş sobası sönük camları kırık ortalığı pis Ahmet Rasim Muharrir Bu Ya 364 Odada soba yanıyor ve semaver binlerce kilometre uzakta facialar geçtiğini haber verir gibi sinsi ve devamlı bir ıslıkla ötüyordu Necip Fazıl Kısakürek Hikâyelerim 54 Gözlerinizi içi parlar vuuuu üşüdüm diyerek mangala sobaya yaklaşırken gülümsememek gülmemek elinizde midir Nurullah Ataç Söyleşiler 264 Opera sahnesi solistlerin yarış ettiği yer değil teganni edilerek tiyatro oynanan bir yerdir Sabahattin Ali Marko Paşa Yazıları ve Ötekiler 73 On altı numaradan girince bir tahta kanepe iki sandalye bir dökme soba duran karanlıkça bir aralığa girilmiş olur Memduh Şevket Esendal Vassaf Bey 191 Bir süre sonra da sesi sobanın çıtırtılarına saatin tıklamalarına karışır odanın duyulmaz seslerinden oluverirdi Füruzan Kırk Yedililer 22 İçinde altıyedi masa bir çay ocağı ve bir köşesinde küçük bir sobanın bulunduğu köy kahvesinde duvar saatinin tik taklarından başka ses yoktu Buket Uzuner Uzun Beyaz Bulut Gelibolu 22 Borusu pencereden çıkmış soba elbette yanmıyordu Selim İleri Hayal ve Istırap 174 Evinde Şiran işi el yapısı sac soba sini yer döşeği vb kullanıyorlarmış Tomris Uyar Sesler Yüzler Sokaklar 111 Eski kaloriferler hiçbir zaman doğru dürüst yanmadığı için bir çini soba edinmiştik Pınar Kür Bir Deli Ağaç 96 Eleni sobayı temizliyor Neriman beyaz geceliği ile yatağın içinde yarı uyanık yarı uykuda Eleni yi dinliyordu Halide Edip Adıvar Handan 126 Mustafa İnan düşündü ve kusuru sobanın yakılmasında buldu Oğuz Atay Bir Bilim Adamının Romanı 119 Sobanın önünde sabah kuyruğu yoktu Ayşe Kulin Sevdalinka 178 Vücudunda sobanın sıcağı ile zamansız açılmış bir sümbülün baygın kokusu var Refik Halid Karay Bir İçim Su 114 )
- T BORUSU ile/||/<> T CETVELİ
( Türk alfabesinin yirmi dördüncü sırasında yer alan ve te adı verilen bu harf ses bilgisi bakımından sert patlayıcı diş ünsüzünü gösterir )
- T CETVELİ ile/||/<> ...
( Türkiyede bütçede kurumların satın alacakları taşıtların azami satın alma bedellerini gösteren cetvel )
- T GÖZE ile/||/<> B GÖZE
( T göze gözesel immünite İLE B göze humoral immünite )
( Formül: CD4⁺/CD8⁺ (T) İLE IgM/IgG üretimi (B) )
- T(PERİYOT) ile/||/<> F(FREKANS)
- T-TEST ile/||/<> ANOVA ile/||/<> CHI-SQUARE
( Farklı veri türleri için istatistiksel testler. )
( Formül: t = (x̄₁ - x̄₂)/SE )
- T-GÖZ AŞISI ile/ve/||/<> YONGA GÖZ AŞISI
- T ile/||/<> ...
( 1 Treonin amino asit 2 Timin 3 Timidin 4 Ribotimidin 5 Tokoferol )
- TA PHYSICA
ile/ve/||/<>
TA POIOUMENA
ile/ve/||/<>
TA CHREMATA ile/ve/||/<>TA PRAGMATA
ile/ve/||/<>/<
TA MATHEMATA
- TA[Fars. < TĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> TA
( Dek değin kadar beri vb edatlarla birlikte kullanılarak bir fiilin bir hareketin bir yerin bir şeyin başladığı ya da sona erdiği noktayı zaman ve uzaklık bakımından abartmalı bir biçimde anlatan bir söz )
- TAACCÜP[Ar. < TAʿACCUB] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞAŞMA
- TAADDUD[Ar. < TAʿADDUD] ile/değil/yerine/=/||/<> TAADDÜT
( Çoğalma sayısı artma )
- TAAFFUN[Ar. < TAʿAFFUN] ile/değil/yerine/=/||/<> TAAFFÜN
( Kokuşma pis kokma Çürüme sonucu oluşan pis koku )
- TAAHHUD[Ar. < TAʿAHHUD] ile/değil/yerine/=/||/<> TAAHHÜT
( taahhütname Bir şey yapmayı üstüne alma üstenme üstlenme Bir işin yapılmasını üzerine alıp resmî olarak sözleşme yapma )
- TAAHHUDNAME[Ar. < TAʿAHHUD + Fars. NĀME] ile/değil/yerine/=/||/<> TAAHHÜTNAME
( Bir şeyi yapmayı üstüne aldığını bildiren yazılı kâğıt )
- TAAHHÜT/TAAHHUD[Ar. < TAʿAHHUD] ile/||/<> TAAHHÜTNAME/TAAHHUDNAME[Ar. < TAʿAHHUD + Fars. NĀME]
( taahhütname Bir şey yapmayı üstüne alma üstenme üstlenme Bir işin yapılmasını üzerine alıp resmî olarak sözleşme yapma )
- TAAHHÜT ile/||/<> ENGAGEMENT[İng.] ile/||/<> ENGAGEMENT[Fr.] ile/||/<> YÜKLENME
( ENGAGEMENT )
( ENGAGEMENT )
- TAAHHÜT ile/ve/||/<>/> TEMÎNÂT
- TAAHHÜTSÜZ ile/||/<> WITHOUT ENGAGEMENT[İng.] ile/||/<> SANS ENGAGEMENT[Fr.] ile/||/<> BAĞITSIZ
( Hiç bir yönü ile bağımlı olmayan )
( WITHOUT ENGAGEMENT )
( SANS ENGAGEMENT )
- TAALA[Ar. < TAʽĀLĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> TAALA
( Allah Tanrı ve Hak kelimelerinden sonra gelen şanı yüce olsun anlamında bir söz )
- TAALLUK[Ar. < TAʿALLUḲ] ile/değil/yerine/=/||/<> İLGİ
- TAALLUKAT[Ar. < TAʿALLUḲĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> TAALLUKAT
( Hısımlar yakınlar )
- TAAM[Ar. < ṬAʿĀM] ile/değil/yerine/=/||/<> TAAM
( cennet taamı yemek I Yemek yeme )
(1996'dan beri)