Paralel'lik bulunan FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 59.275 başlık/FaRk ile birlikte,
59.275 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(70/239)
- SEVGİDE:
[Yun.] EROS ile/ve/||/<>/> PHILOS ile/ve/||/<>/> STORGE ile/ve/||/<>/> LUGUS ile/ve/||/<>/> MANIA ile/ve/||/<>/> PRAGMA ile/ve/||/<>/> PHILAUTIA ile/ve/||/<>/> AGAPE
( Eşeysellikteki sevgi. İLE/VE/||/<>/> Etkileyici sevgi, dostluk sevgisi. İLE/VE/||/<>/> Aile/akraba sevgisi. İLE/VE/||/<>/> Oyun sevgisi. İLE/VE/||/<>/> Takıntılı sevgi. İLE/VE/||/<>/> Kalıcı sevgi. İLE/VE/||/<>/> ["]Benlik["] sevgisi. İLE/VE/||/<>/> Tanrısal/Aşkın sevgi. )
- EROSAL ile/||/<> EROTİK
( Şehvet uyandıran resim ve heykeller için kullanılan bir sıfat. )
( EROTIC~EROTIC )
( EROTIQUE | ÉROTIQUE~ÉROTIQUE )
( EROTISCH~EROTISCH )
( EROTICO~EROTICO )
( ΕΡΩΤΙΚΌΣ / ερωτικός~ΕΡΩΤΙΚΌΣ / ερωτικός )
- EROSİON[Fr. < ÉROSION] ile/değil/yerine/=/||/<> EROZYON
( rüzgâr erozyonu Yer kabuğunu oluşturan kayaçların başta akarsular olmak üzere türlü dış etmenlerle yıpratılıp yerinden koparılarak eritilmeleri veya bir yerden başka bir yere taşınması olayı aşınma aşınım itikâl Değer veya saygınlık kaybetme )
- EROTİK/EROTİQUE[Fr. < ÉROTIQUE] ile/||/<> EROTİZM/EROTİSME[Fr. < ÉROTISME]
( Cinsel duyumlar veya onlara bağlı olan duyumların uyandırdığı duygu ve coşkularla ilgili olan kösnül şehvani şehevi erosal )
- EROTİK/ŞEHEVİ[Ar. < ŞEHEVĪ] ile/||/<> EROTİZM/ŞEHVANİYET[Ar. < ŞEHVĀNİYYET]
- EROTİKLİK | EROSALLIK ile/||/<> EROTİZM | EROSÇULUK | KÖSNÜLLÜK
- EROTIQUE[Fr.] ile/||/<> EROSAL
( Şehvet uyandıran resim ve heykeller için kullanılan bir sıfat )
( EROTIC )
( EROTIQUE | ÉROTIQUE )
( EROTISCH )
( EROTICO )
( ΕΡΩΤΙΚΌΣ / ερωτικός )
- EROTİQUE[Fr. < ÉROTIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> EROTİK
( Cinsel duyumlar veya onlara bağlı olan duyumların uyandırdığı duygu ve coşkularla ilgili olan kösnül şehvani şehevi erosal )
- EROTISM[İng.] ile/||/<> KÖSNÜLLÜK
( Cinsel uyaranlara karşı olağandışı duyarlık gösterme durumu Freuda göre duyu örgenleri ile öteki örgenlerin iç zarlarının bu açıdan uyarıcı niteliği vardır )
( EROTISM )
- EROTİSME[Fr. < ÉROTISME] ile/değil/yerine/=/||/<> EROTİZM
( Cinsel duygu ve isteklerine çok düşkün olma durumu kösnüllük erosçuluk şehvaniyet )
- ERPES | UÇUK ile/||/<> UÇUK
( Bir sıtma belirtisi olarak da ortaya çıkabilen sulu küçük deri kabarcığı Yıkık yapı ören Tahtacı Burhaniye Balıkesir Sıcaklığını değiştirmeksizin yalnızca basıncını artırarak sıvılaştırabilen bir uçunun durumu Uçuk dönüşül sıcaklık altında bulunan bir tür uçundur )
( FEVER BLISTER | VAPOR )
( HERPÈS | VAPEUR )
( HITZBLASCHEN | DAMPF )
( HERPES )
- ERREUR[Fr.] ile/||/<> HATÂ
( matematik )
( ERREUR )
- ERŞ, EREŞ[Fars. < ERŞ, EREŞ] ile/değil/yerine/=/||/<> ARIŞ
( Kolun dirsekten parmaklara kadar olan bölümü )
- ERTELEME ile/ve/||/<>/< ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK
- ERTESİ GÜN HAPI ile/||/<> ERTESİ SABAH HAPI
- ERTESİ GÜN HAPI ile/||/<> ERTESİ SABAH HAPI
( Bir günün haftanın ayın mevsimin yılın ardından gelen gün hafta ay mevsim yıl ferdası )
- ERTESİ ile/||/<> FERDASI
- ERUPTİON[Fr. < ÉRUPTION] ile/değil/yerine/=/||/<> ERUPSİYON
( Yanardağın püskürmesi )
- ERVAH[Ar. < ERVĀḤ] ile/değil/yerine/=/||/<> ERVAH
( ham ervah Ruhlar )
- ERVAHİYE | ANİMİZM ile/||/<> ANİMİZM ile/||/<> CANLICILIK
( canlıcılık Canlıcılık 1 Doğadaki her varlıkta bir ruh bulunduğu her nesneyi bir ruhun yönettiği yolundaki din kurumuna kaynaklık eden ilkel inanç 2 Ruhu bedenin ilk nedeni ve canlandırıcısı sayan ruhsal olayları olduğu gibi yaşamla ilgili olayları da düşünen bir ruhun yönettiğini ileri süren öğreti 1 İnsanın beden ve ruhtan oluştuğunu ruhun da yaşamın temeli olduğunu ileri süren öğreti 2 Çocuğun çevresindeki eşyayı canlı sayması animismusanima ruh 1 Olup bitenin ruhlar alanının gizli güçlerince yönetildiğine inanan ilkel anlayış 2 Bağımsız bir ruhsal varlığın insanda ve doğa nesnelerinde yerleşik olduğuna inanan ilkel dinsel görüş 3 Tek ve aynı ruhun düşünsel ve organik yaşamın ilkesi olduğunu ileri süren öğreti 4 Çocukta bir düşünce biçimi olarak bütün cisimlerin canlı olduğuna inanma 1 Evrendeki çeşitli olayların ruh âlemine ait güçlerce yönetildiğini ileri süren akım 2 İnsanda ve doğada maddeden bağımsız bir ruhun bulunduğunu bütün cisimlerin canlı olduğunu ileri süren anlayış 3 Ruhun düşünce hayatının ve organik yaşantının temeli olduğunu öne süren doktrin animizm )
( ANIMISME )
- ERVAHİYE | CANLICILIK ile/||/<> CANLICILIK
( 1 Doğadaki her varlıkta bir ruh bulunduğu her nesneyi bir ruhun yönettiği yolundaki din kurumuna kaynaklık eden ilkel inanç 2 Ruhu bedenin ilk nedeni ve canlandırıcısı sayan ruhsal olayları olduğu gibi yaşamla ilgili olayları da düşünen bir ruhun yönettiğini ileri süren öğreti 1 İnsanın beden ve ruhtan oluştuğunu ruhun da yaşamın temeli olduğunu ileri süren öğreti 2 Çocuğun çevresindeki eşyayı canlı sayması animismusanima ruh 1 Olup bitenin ruhlar alanının gizli güçlerince yönetildiğine inanan ilkel anlayış 2 Bağımsız bir ruhsal varlığın insanda ve doğa nesnelerinde yerleşik olduğuna inanan ilkel dinsel görüş 3 Tek ve aynı ruhun düşünsel ve organik yaşamın ilkesi olduğunu ileri süren öğreti 4 Çocukta bir düşünce biçimi olarak bütün cisimlerin canlı olduğuna inanma 1 Evrendeki çeşitli olayların ruh âlemine ait güçlerce yönetildiğini ileri süren akım 2 İnsanda ve doğada maddeden bağımsız bir ruhun bulunduğunu bütün cisimlerin canlı olduğunu ileri süren anlayış 3 Ruhun düşünce hayatının ve organik yaşantının temeli olduğunu öne süren doktrin animizm )
( ANIMISM | (YUN. ANIMISMUS | SPIRITUALISM )
( ANIMISME | SPIRITUALISME )
( ANIMISMUS | SPIRITUALISMUS )
( ANIMISMUS | SPIRITUS )
( ANIMISMO )
( ΑΝΙΜΙΣΜΌΣ / ανιμισμός )
- ERVAHİYE | CANLICILIK ile/||/<> TİNSELCİLİK
( 1. Doğadaki her varlıkta bir ruh bulunduğu, her nesneyi bir ruhun yönettiği yolundaki, din kurumuna kaynaklık eden ilkel inanç. 2. Ruhu bedenin ilk nedeni ve canlandırıcısı sayan, ruhsal olayları olduğu gibi, yaşamla ilgili olayları da düşünen bir ruhun yönettiğini ileri süren öğreti. @@ 1. İnsanın beden ve ruhtan oluştuğunu, ruhun da yaşamın temeli olduğunu ileri süren öğreti. 2. Çocuğun, çevresindeki eşyayı canlı sayması. @@ (Lat. animismus-anima = ruh) : 1. Olup bitenin ruhlar alanının gizli güçlerince yönetildiğine inanan ilkel anlayış. 2. Bağımsız bir ruhsal varlığın insanda ve doğa nesnelerinde yerleşik olduğuna inanan ilkel dinsel görüş. 3. Tek ve aynı ruhun düşünsel ve organik yaşamın ilkesi olduğunu ileri süren öğreti. 4. Çocukta bir düşünce biçimi olarak bütün cisimlerin canlı olduğuna inanma. @@ 1. Evrendeki çeşitli olayların ruh âlemine ait güçlerce yönetildiğini ileri süren akım. 2. İnsanda ve doğada, maddeden bağımsız bir ruhun bulunduğunu, bütün cisimlerin canlı olduğunu ileri süren anlayış. 3. Ruhun, düşünce hayatının ve organik yaşantının temeli olduğunu öne süren doktrin, animizm. )
( ANIMISM | (YUN. ANIMISMUS | SPIRITUALISM~SPIRITUALISM )
( ANIMISME | SPIRITUALISME~SPIRITUALISME )
( ANIMISMUS | SPIRITUS~SPIRITUS )
( ANIMISMUS | SPIRITUALISMUS~SPIRITUALISMUS )
( ANIMISMO~SPIRITUALISMO )
( ΑΝΙΜΙΣΜΌΣ / ανιμισμός~ΠΝΕΥΜΑΤΟΚΡΑΤΊΑ / πνευματοκρατία )
- ERYSIPELAS[İng.] ile/||/<> YILANCIK
( 1 Erysipelothrix rhusiopathiae ile oluşan bakteriyel enfeksiyon erizipel Sığır ve koyunlarda seyrek olarak arthritis endokarditis laminitis veya sistemik enfeksiyonlar biçimlenir Domuzlarda septisemiyle birlikte deride küçük damarlarda oluşan bakteriyel trombozlar tipik baklava dilimine benzer iskemiler oluşur 2 Hindi ve domuz kasaplarıyla balıkçıların ellerinde ve yüzlerinde Erysipelothrix rhusiopathiae ile oluşan ödem ve kızartılarla belirgin yara enfeksiyonu erizipeloit erizipel )
( ERYSIPELAS )
- ERYTHEMA[İng.] ile/||/<> KIZARTI
( Eritem )
( ERYTHEMA )
- ERZ | PİRİNÇ ile/||/<> PİRİNÇ ile/||/<> PİRİNÇ[Fars. < BİRİNC]
( Bakırçinko alaşımlarının genel adı Halk arasında sarı da denir botanik kimya Buğdaygiller Gramineae Poaceae familyasından sulak ve bataklıklarda tohumları için kültürü yapılan bir yıllık otsu bitki Bakır çinko alaşımlarının genel adı Buğdaygiller familyasından sulak ve bataklıklarda tohumları için kültürü yapılan selüloz ve silis içeriği yüksek çok sert kavuza sahip taneleri protein bakımından fakir nişasta bakımından zengin tek yıllık otsu bitki )
( BRASS | RICE )
( LAITON | RIZ )
( MESSING | REIS )
( ORYZA SATIVA )
- ERZAK[Ar. < ERZĀḲ] ile/değil/yerine/=/||/<> ERZAK
( Uzun süre saklanabilen yiyeceklerin genel adı )
- ERZE ile/||/<> ÇAM
( Irmaklarda işleyen bir tür küçük gemi botanik Çamgiller Pinaceae familyasından her dem yeşil iğne yapraklı yaprakları 25li kümeler hâlinde olan ülkemizde orman oluşturan ve 5 türü bulunan kozalaklı bitkiler Yerel ağızlarda şam ve ışam olarak geçer Kıbrıs ağzında da şam biçimi kullanılır Az şam Azeri alanında şamağacı biçimi de geçer Eski Kıpçakçada şam olarak kullanılır Arapçadan kalma bir alıntı olduğu anlaşılıyor şamᶜ mum Başlangıçta Türkçede şam ağacı yani mum ağacı olarak kullanıldığı açıktır Daha sonra şam çam ağacı adı ellipse yoluyla şama çam dönüşmüştür Çam gibi reçineli ağaçların yağlı ve çabuk yanmaya elverişli bölümlerinin çıra olarak kullanıldığını biliyoruz O açıdan Arapçada mum olarak kullanılan şamᶜ sözü Türkçede kolaylıkla şam çam ağacı yani çıra veya mum ağacı değerini kazanmıştır Ağızlarda şam mum olarak da geçer Arapça şlerin Türkçede çye çevrildiğine sık sık tanık oluyoruz Ramstedt SKE 47 Türkçe çamı Korece čhamnamu the oak biçimiyle birleştirmiştir Daha sonra Räsänen V 97b de işaretiyle bu birleştirmeyi vermiştir Çağdaş diyalektlerin büyük bir bölümünde çam ağacına karagay adı verilir karagay karagay karagay ak çam köknar kızılkaragay çam karagay Tel karagay karagay Bu adın Moğolcadan alındığını biliyoruz Ramstedt KWb 169a Räsänen V 235 Doerfer TMEN 280 Leksika 133 Çağdaş diyalektlerde dar bir alanda narat adı da çam olarak kullanılır narat Blk narat Leksika 133 Bu adın da Moğolcadan geldiği anlaşılıyor narasun Eren TD 52 767 Tuvacada çam olarak xadı adının geçtiğini görüyoruz Hakasçada xara ve xazı adları geçer Çuvaşçada xır Yakutçada ise xırıya adı kullanılır Yakutçada bäs adı da çam olarak geçer Räsänen V 71b Rassadin Zaimstvovanija 82 Çuvaş ağızlarında yaxtă biçimi de göze çarpar Egorov ÊS 355 Räsänen StO 18 3 26 Sinor ResAltL 251 s 2 not Karaçaycada Tanne olarak balas adı geçer Räsänen V 60a Kürtçe çam pin sapin biçimi Türkçeden alınmıştır Türkçeden Bulgarca Sırpça Arnavutça Rumca Rumence gibi Balkan dillerine de çam olarak geçmiştir Yerel ağızlarda şam ve ışam olarak geçer Kıbrıs ağzında da şam biçimi kullanılır Az şam Azeri alanında şamağacı biçimi de geçer Eski Kıpçakçada şam olarak kullanılır Arapçadan kalma bir alıntı olduğu anlaşılıyor şamᶜ mum Başlangıçta Türkçede şam ağacı yani mum ağacı olarak kullanıldığı açıktır Daha sonra şam çam ağacı adı ellipse yoluyla şama çam dönüşmüştür Çam gibi reçineli ağaçların yağlı ve çabuk yanmaya elverişli bölümlerinin çıra olarak kullanıldığını biliyoruz O açıdan Arapçada mum olarak kullanılan şamᶜ sözü Türkçede kolaylıkla şam çam ağacı yani çıra veya mum ağacı değerini kazanmıştır Ağızlarda şam mum olarak da geçer Arapça şlerin Türkçede çye çevrildiğine sık sık tanık oluyoruz Ramstedt SKE 47 Türkçe çamı Korece čhamnamu the oak biçimiyle birleştirmiştir Daha sonra Räsänen V 97b de işaretiyle bu birleştirmeyi vermiştir Çağdaş diyalektlerin büyük bir bölümünde çam ağacına karagay adı verilir karagay karagay karagay ak çam köknar kızılkaragay çam karagay Tel karagay karagay Bu adın Moğolcadan alındığını biliyoruz Ramstedt KWb 169a Räsänen V 235 Doerfer TMEN 280 Leksika 133 Çağdaş diyalektlerde dar bir alanda narat adı da çam olarak kullanılır narat Blk narat Leksika 133 Bu adın da Moğolcadan geldiği anlaşılıyor narasun Eren TD 52 767 Tuvacada çam olarak xadı adının geçtiğini görüyoruz Hakasçada xara ve xazı adları geçer Çuvaşçada xır Yakutçada ise xırıya adı kullanılır Yakutçada bäs adı da çam olarak geçer Räsänen V 71b Rassadin Zaimstvovanija 82 Çuvaş ağızlarında yaxtă biçimi de göze çarpar Egorov ÊS 355 Räsänen StO 18 3 26 Sinor ResAltL 251 s 2 not Karaçaycada Tanne olarak balas adı geçer Räsänen V 60a Kürtçe çam pin sapin biçimi Türkçeden alınmıştır Türkçeden Bulgarca Sırpça Arnavutça Rumca Rumence gibi Balkan dillerine de çam olarak geçmiştir )
( PINE )
( PIN )
( KIEFER )
( PINUS )
- ERZEL[Ar. < ERẔEL] ile/değil/yerine/=/||/<> ERZEL
( Pek rezil Alçak soysuz olan )
- EŞ ANLAMLAR: ARKEOZOOLOJİ[İng. ZOOARCHAEOLOGY] ile/||/<> ARKEOLOJİ[İng. ARCHAEOLOGY] ile/||/<> ZOOLOJİ[İng. ZOOLOGY]
( Arkeolojik kazılarda bulunan hayvan kemiklerini arkeolojik bir bakış açısı ile değerlendiren; arkeoloji, zooloji, antropoloji ve ekoloji ile ortak çalışmalar disiplinler arası çalışmalar yürüten bilim dalıdır. @@ Çeşitli maddi kalıntılar aracılığıyla eski insan yaşamını ve aktivitelerini inceleyen bilim sahasıdır. Kelime, köken olarak Yunancada eski şeyler anlamına gelen archaia ve bilim ya da mantık anlamına gelen logos kelimelerinden türemiştir. Bu alanda çalışmalar yapan bilim insanlarına arkeolog adı verilir. @@ Hayvanların sınıflandırılması, dağılımı, davranışı, yapıları ve görevleri ile ilgili bilim dalı.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- EŞ ANLAMLI/MÜRADİF[Ar. < MURĀDİF] ile/||/<> EŞ ANLAMLI/MÜTERADİF[Ar. < MUTERĀDİF] ile/||/<> EŞ ANLAMLI/SİNONİM[Fr. < SYNONYME]
- EŞ ANLAMLI ile/||/<> ANLAMDAŞ
( anlamdaş Aynı veya hemen hemen aynı anlamda olan kelimeler birbirinin anlamdaşıdır ANLAMDAŞLIK Synonymie eş anlamlı kelime )
( SYNONYM )
- EŞ ANLAMLILIK ile/||/<> ANLAMDAŞLIK
- EŞ BASINÇ ile/||/<> İZOBAR EĞRİSİ
- EŞ BİÇİM/İZOMORF[Fr. < ISOMORPHE] ile/||/<> EŞ BİÇİMLİ/İZOMORFİK[Fr. < ISOMORPHIQUE] ile/||/<> EŞ BİÇİMLİLİK/İZOMORFİZM[Fr. < ISOMORPHISME]
- EŞ CİNSELLİK ile/||/<> HOMOSEKSÜELLİK
- EŞ ETKİ | ARTI ETKİLİ | SİNERJİK ile/||/<> SİNERJİK ile/||/<> SİNERJİK[Fr. < SYNERGIQUE]
( Birlikte faaliyet gösteren ve ayrı ayrı yaptıklarından daha fazla etki yapan birlikteli Diğer bir şeyle aynı hedefe yönelik hareket faaliyet veya etki gösteren )
( SYNERGIE | SYNERGIC )
( SYNERGIQUE )
( SYNERGETISCH )
- EŞ ETKİME | ARTI ETKİ | SİNERJİ ile/||/<> SİNERJİ ile/||/<> SİNERJİZM
( Sinerjizm birliktelik )
( SYNERGY )
( SYNERGIE )
- EŞ GÜDÜM/KOORDİNASYON[Fr. < COORDINATION] ile/||/<> EŞ GÜDÜMCÜ/KOORDİNATÖR[Fr. < COORDINATEUR] ile/||/<> EŞ GÜDÜMLÜ/KOORDİNE[Fr. < COORDINNÉ]
- EŞ GÜDÜMCÜLÜK ile/||/<> KOORDİNATÖRLÜK
- EŞ SESLİ ile/||/<> EŞ SESLİ
( aequivocus aequus eşit özdeş vox ses Ses bakımından birbirinin aynı ancak anlamları değişik olan sözcüklerin niteliği Çokanlamlı olan sözcükler Ör Kara bağ kaç çalmak Dil coğrafyasında aynı sesi kullanan bölgelere denir Azerbaycan Türkçesi omonim Türkmen Türkçesi omonim Gagauz Türkçesi omonim Özbek Türkçesi omonim şakldöş Uygur Türkçesi şakildóş söz Tatar Türkçesi omonim awazdaş süz Başkurt Türkçesi omonim omonim Krç Malk omonim Nogay Türkçesi omonim Kazak Türkçesi omonim Kırgız Türkçesi omonim Alt omonim aydıları tüňey te uçurı başka söstör Hakas Türkçesi omonim Tuva Türkçesi omonim Türkçesi omonim Rusça omonim )
( EQUIVOCAL | UNIVOCAL | UNIVOCATION )
( ÉQUIVOQUE | ISOPHONE, ISOPHONIQUE | UNIVOQUE | UNIVOCITÉ, UNIVOCATION )
( ÄQUIVOK | EINDEUTIG | EINDEUTIGKEIT )
( AEQUIVOCUS | UNIVOCUS | UNIVOCATIO )
( OMOFONO )
( ΟΜΌΗΧΟΣ / ομόηχος )
- EŞ SESLİ ile/||/<> TEK ANLAMLI ile/||/<> TEK ANLAMLILIK
( (Lat. aequivocus < aequus = eşit, özdeş; vox = ses): Ses bakımından birbirinin aynı, ancak anlamları değişik olan sözcüklerin niteliği. Çokanlamlı olan sözcükler (Ör. Kara, bağ, kaç, çalmak.) @@ Dil coğrafyasında aynı sesi kullanan bölgelere denir. @@ Azerbaycan Türkçesi: omonim; Türkmen Türkçesi: omonim; Gagauz Türkçesi: omonim; Özbek Türkçesi: omonim ~şakldöş; Uygur Türkçesi: şakildóş söz; Tatar Türkçesi: omonim ~ awazdaş süz; Başkurt Türkçesi: omonim;Kmk: omonim; Krç.-Malk.: omonim; Nogay Türkçesi: omonim; Kazak Türkçesi: omonim; Kırgız Türkçesi: omonim; Alt:: omonim ~ aydıları tüňey, t'e uçurı başka söstör; Hakas Türkçesi: omonim; Tuva Türkçesi: omonim; Şor Türkçesi: omonim; Rusça: omonim )
( EQUIVOCAL | UNIVOCAL | UNIVOCATION~UNIVOCAL | MONOSEMIC~UNIVOCATION | MONOSEMY )
( ÉQUIVOQUE | ISOPHONE, ISOPHONIQUE | UNIVOQUE | UNIVOCITÉ, UNIVOCATION~UNIVOQUE | MONOSÉMIQUE~UNIVOCITÉ, UNIVOCATION | MONOSÉMIE )
( AEQUIVOCUS | UNIVOCUS | UNIVOCATIO~UNIVOCUS~UNIVOCATIO )
( ÄQUIVOK | EINDEUTIG | EINDEUTIGKEIT~EINDEUTIG | MONOSEMISCH~EINDEUTIGKEIT | MONOSEMIE )
( OMOFONO~MONOSEMICO~MONOSEMIA )
( ΟΜΌΗΧΟΣ / ομόηχος~ΜΟΝΌΣΗΜΟΣ / μονόσημος~ΜΟΝΟΣΗΜΊΑ / μονοσημία )
- EŞ SICAK EĞRİSİ ile/||/<> İZOTERM EĞRİSİ
- EŞ YAPILI | İZOMORFİK ile/||/<> İZOMORFİK[Fr. < ISOMORPHIQUE]
( Morfolojik olarak benzer olan )
( ISOMORPHIC )
( ISOMORPHIQUE )
- EŞ YÜKSELTİ EĞRİSİ ile/||/<> İZOHİPS EĞRİSİ
- EŞ ZAMANLI | EŞ ANLI | EŞ SÜREMLİ ile/||/<> EŞ ZAMANLILIK | EŞ ANLILIK | EŞ SÜREMLİLİK
- EŞ ZAMANLILIK/SENKRONİ[Fr. < SYNCHRONIE] ile/||/<> EŞ ZAMANLILIK/SENKRONİZM[Fr. < SYNCHRONISME]
- EŞ ile/||/<> EŞHÂS
( Onun. İLE/||/<> Şahıslar. )
- EŞ ile/ve/||/<> EŞİT
- EŞ ile/ve/değil/||/<>/< GİBİ
- EŞ ile/||/<> HAYAT ARKADAŞI
- EŞ ile/ve/değil/||/<>/< TAMAMLAYACI/TAMAMLAYAN
- ESAHH[Ar. < EṢAḤḤ] ile/değil/yerine/=/||/<> ESSAH
( Doğru gerçek olan )
- ESAME[Ar. < ESÂMĮ'DEN] ile/||/<> ...
( Yeniçerilerin ana kütükte kayıtlı olan adları )
- ESÂME ile/||/<> ESÂMİLER ile/||/<> PURUZ
( Yeniçerililer'in kayıtlı olduğu kütük defter. İLE/||/<> Ana kütük defterine adı ve ücreti yazılmış yeniçeriler ve öteki görevlilere verilen ad. İLE/||/<> Rumeli'de tutulan tevzî defterlerine verilen ad. )
- ESAMİ[Ar. < ESĀMĮ'DEN] ile/değil/yerine/=/||/<> ESAME
( Adlar esami )
- ESAMİ[Ar. < ESĀMĮ] ile/değil/yerine/=/||/<> ESAME
- ESÂMİ ile/||/<> MEZKÛR ile/||/<> MUTEBER
( Adlar. İLE/||/<> Zikredilen, sözü edilen. İLE/||/<> İtibar edilen, kabul gören. )
- EŞANTİYON | ÖRNEKLİK ile/||/<> ÖRNEKLİK
( Malların tecimsel nitelikte olmayan örnekleri Bir maldan alınan parça göstermelik )
( SAMPLE | SPECIMEN )
( ÉCHANTILLON | SPÉCIMEN )
- ESARET[Ar. < ESĀRET] ile/değil/yerine/=/||/<> TUTSAKLIK | BOYUNDURUK
( tutsaklık boyunduruk Hâkimiyet altında bulunma )
- ESARETİN BEDELİ(SHAWSHANK REDEMPTION) ile/ve/||/<>/> LA CASA DE PAPEL
(
ile/ve/||/<>/>
)
( TUTUKEVİ(HAPİSHANE)
ESARETİN BEDELİ (SHAWSHANK REDEMPTION) (1994)
THE OZ (dizi)
PRISON BREAK (dizi)
PAPILLON (1973)
ESCAPE FROM PRETORIA (2020)
TUTUKLULAR (PRISONERS) (2013)
SON KALE (THE LAST CASTLE) (2001)
ALCATRAZ
İLK KIYIM (MURDER IN THE FIRST) (1995)
YARGIÇ (THE JUDGE) (2014)
ZİNDAN ADASI (SHUTTER ISLAND) (2010)
SUÇ ÇIKMAZI (FELON) (2008)
UN PROPHÈTE (2009)
CELDA 211 (2009)
HUNGER (2008)
PRZESLUCHANIE (1989)
BIRDMAN OF ALCATRAZ (1962)
IN THE NAME OF THE FATHER (1993)
LE TROU (1960)
LA CASA DE PAPALLE (dizi) (2017-2020)
BİR TÜR/BÖLÜM TUTUKLULUK/TUTSAKLIK
YEŞİL YOL (GREEN MILE) (1999)
YEDİ (SEVEN) (1995)
12 YILLIK TUTSAKLIK (12 YEARS A SLAVE) (2013)
TİBET'TE YEDİ YIL (SEVEN YEARS IN TIBET) (1997)
YENİ YAŞAM (CAST AWAY) (2000)
TRUMAN SHOW (1998)
HÜCRE NO:7 MUCİZESİ (MIRACLE IN CELL NO:7) (2013)
KÜP (CUBE) I, II, III (1997, 2002, 2004)
DENEY (THE EXPERIMENT) (2010)
OYUN (THE GAME) (1997)
BUGÜN, DÜNDÜ (GROUNDHOG DAY) (1993) :)
SOFİ'NİN SEÇİMİ (SOPHIE'S CHOICE) (1982)
ÇİZGİLİ PİJAMALI ÇOCUK (THE BOY IN THE STRIPED PAJAMAS) (2008)
SCHINDLER'İN DİZİNİ (SCHINDLER'S LIST)(1993)
PİYANİST (2002)
THELMA VE LOUISE (1991)
GİZLİ SAYILAR (HIDDEN FIGURES) (2016)
BİRKAÇ İYİ ADAM (A FEW GOOD MEN) (1992)
TERMINAL (2004)
BİZ MELEK DEĞİLİZ (WE ARE NOT ANGELS) (1989)
ÇAŞIT OYUNU (SPY GAME) (2001)
SÜREKLİ GENÇ (FOREVER YOUNG) (1992)
KIRILMA NOKTASI (POINT BREAK) (1991)
TANGO VE CASH (1989)
DÖVÜŞ KULÜBÜ (FIGHT CLUB) (1999)
127 SAAT (127 HOURS) (2010)
GELECEĞE DÖNÜŞ (BACK TO THE FUTURE) I, II, III (1985)
YAŞLI DELİKANLI (OLDBOY) (2003)
JUMANJİ (1995) )
- ESARETİN BEDELİ(SHAWSHANK REDEMPTION) ile/ve/||/<>/< RASHOMON
(
)
( )
- EŞAR-I GUDDEVİYE ile/||/<> POILS GLANDULAIRES[Fr.] ile/||/<> BEZ TÜYLER
( botanik )
( POILS GLANDULAIRES )
- ESAS DURUŞ ile/||/<> ESAS VAZİYET
- ESAS DURUŞ ile/||/<> RAHAT DURUŞ ile/||/<> TEMEL DURUŞ ile/||/<> DİK DURUŞLU ile/||/<> HAZIR OL DURUŞU ile/||/<> İHTİRAM DURUŞU ile/||/<> MUM DURUŞU ile/||/<> SAYGI DURUŞU
( Durmak işi Takınılan tavır )
- ESAS | ESASÎ ile/||/<> TEMEL ile/||/<> TEMEL[Yun.]
( Mimarlık Toprak altında kalan üzerine yapının anaduvarları çıkılan taş döşek 1 Genel anlamda Bir şeyin üzerinde temellendiği kurulduğu şey bir evin temeli bir kurumun temeli vb 2 Tinsel nitelikte bir şeyin varsaydığı ve kendisine dayandığı ilke Ma tematiğin temeli hukukun temeli eğitimin temeli ahlakın temeli vb Ahlakın temeli bir ahlak öğretisinde ahlaksal doğruların kendisinden çıkarıldığı ilkedir ör Epikurosun ahlak felsefesinde bu ilke hazdır 3 Bütün bir bilgiler bağlamının kendisinden çıkarılabildiği en genel ve en yalın önerme en genel önermelerden ve en genel düşüncelerden kurulmuş bir dizge Ör Tümevarımın temeli kendisinden biçimsel olarak olaylardan yasalara geçme hakkının çıkarılabileceği bir ilkedir sıfat biyoloji R θεμέλιον temel Anadolunun bir bölümünde temele him adı verilir him Eski Türkçede temel olarak ul biçimi kullanılır Clauson ED 124a )
( FOUNDATION | BASIC | BASE )
( FONDEMENT | FONDAMENTAL )
( FUNDAMENT, SOCKEL | GRUND, GRUNDLAGE, FUNDAMENT )
( FUNDAMENTUM )
( ΘΕΜΈΛΙΟΝ / θεμέλιον )
- ESAS[Ar. < ESĀS] ile/değil/yerine/=/||/<> ESAS
( esas duruş esaskız esasoğlan esas vaziyet Bir şeyin özünü oluşturan ana öge yapı taşı asliye Bir iş veya sözde doğru biçim Ana temel olarak alınan yapı taşı asıl uknum üs II )
- ESAS ile/ve/||/<> İRÂDE ile/ve/||/<> SONUÇ"
( Usûl/yöntem, esastan önce gelir/gelmelidir. İLE/VE/||/<> İhtiyâr[< Hayır!][yapmama bilgisi/isteği], irâdeden[yapma bilgisi/isteği] önce gelir/gelmelidir. İLE/VE/||/<> Süreç, sonuçtan önce gelir/gelmelidir. )
- ESAS/ASIL ile/ve/||/<> DAYANAK
- ESASEN[Ar. < ESĀSEN] ile/değil/yerine/=/||/<> ZATEN | ASLINDA
( Başından temelinden kökeninden zaten Nasıl olsa aslında )
- ESASÎ | BAZİK ile/||/<> BAZİK ile/||/<> BAZİK[Fr. < BASIQUE]
( bazal kimya Baz özelliklerine sahip kimyasal madde Alkalik )
( BASIC )
( BASIQUE )
( BASISCH )
- ESASİ[Ar. < ESĀSĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> ASAL
- ESASINDA ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ESNASINDA
- ESASTAN BOZMA ile/||/<> GEMİ BOZMA ile/||/<> ONLUK BOZMA ile/||/<> USULDEN BOZMA
( Bozmak işi tağyir Değiştirilmiş )
- ESATİR | ÖYKÜNCE ile/||/<> ÖYKÜNCE ile/||/<> MASAL
( Dinleyenlere aktöre ve yaşam anlayışı yönünden bazı sonuçlar çıkarma olanakları sağlayan genellikle hayvanlar ara sıra Tanrı ya da insanlarla ilgili imgesel kısa ve tek olaylı halk anlatım türü masal söylence nedenli söylence masalcık hayvan öyküncesi Bir ahlak dersi vermek amacıyla koşuk biçiminde söylenmiş eğretilemeli öykü İnsanoğlunun evren dünya yaşam doğa toplum ve kendisiyle ilgili tarihsel oluşum düşün istek ve izlenimlerinin az ya da çok değişikliğe uğrayarak ağızdan ağıza geçme yoluyla çağımıza ulaşan geleneksel anlatı örnekleri öykülü masal küme masal sevi masalı yiğitlik masalı kurtarım masalı Genellikle halkın yarattığı ağızdan ağıza kuşaktan kuşağa sürüp gelen olağanüstü kişilerin başından geçen olağandışı olayları anlatan öykü türü Kötülükle iyiliğin çarpıştığı olaylara bir tekerleme ile başlanır sonunda iyilik üstün gelir Konular peri Keloğlan hain vezir padişah şehzadeler fakir kız ya da delikanlı gibi kahramanlar çevresinde döner Temsillerle eşyayı canlılaştırma hayvanları dile getirme gibi yollarla çekici bir şekil verilmiş kısa hikâye MASAL YAZARI MASALYAZAR Fabuliste Olağanüstü kişiler ve olaylarla geliştirilen öykü )
( FABULATE )
( FABLE )
( FABEL, FEBULAT )
- ESATİR[Ar. < ESĀṬĪR] ile/değil/yerine/=/||/<> MİTOLOJİ
- ESATİRÎ[Ar. < ESĀṬĪRĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> MİTOLOJİK
- ESBÂB ile/||/<> ERBÂB
( Sebepler. İLE/||/<> Sahipler, malikler. )
- ESBAB[Ar. < ESBĀB] ile/değil/yerine/=/||/<> ESBAP
( Sebepler Araçlar )
- ESBABIMUCİBE[Ar. < ESBĀB + MŪCİBE] ile/değil/yerine/=/||/<> GEREKÇE
- ESBAK[Ar. < ESBAḲ] ile/değil/yerine/=/||/<> ESBAK
( Eski geçmiş önceki )
- ESCALATİON[Fr. < ESCALATION] ile/değil/yerine/=/||/<> ESKALASYON
( İhalelerde sözleşme fiyatının maliyetlerdeki artışa göre güncellenmesi )
- ESCALOPE[Fr. < ESCALOPE] ile/değil/yerine/=/||/<> ESKALOP
( İnce dövülmüş yağsız sinirsiz tavuk veya dana eti )
- ESCAPE[İng.] ile/||/<> VAZGEÇMEK[Fars. < VÂZ + TÜR. < GEÇMEK]
( ESCAPE )
- EŞCÂR ile/||/<> EŞCÂR-I MÜSMİRE ile/||/<> EŞCÂR-I GAYR-İ MÜSMİRE
( Ağaçla. İLE/||/<> Meyveli Ağaçlar. İLE/||/<> Meyvesiz ağaçlar. )
- ESCARPİN[Fr. < ESCARPIN] ile/değil/yerine/=/||/<> İSKARPİN
( Ökçeli konçsuz ayakkabı )
- EŞCİNSEL | HOMOSEKSÜEL ile/||/<> HOMOSEKSÜEL[Fr. < HOMOSEXUEL]
( Eşcinsel )
( HOMOSEXUAL )
( HOMOSEXUEL )
- ESCORTE[Fr. < ESCORTE] ile/değil/yerine/=/||/<> ESKORT
( koruma aracı Ücretini veren kişinin istediği mekâna gelerek para karşılığı cinsel ilişkiye giren kadın )
- ESCRİME[Fr. < ESCRIME] ile/değil/yerine/=/||/<> ESKRİM
( Dürtücü kılıç kesici kılıç ve delici kılıç adı verilen silahlarla yapılan spor kılıç oyunu )
- EŞDEĞERLİLİK ile/ve/||/<> BÜTÜNLÜK
- ESED ile/||/<> ASLAN
( Felis leo Etçiller Carnivora takımının kedigiller Felidae familyasından bir memeli türü Uzunluğu 160 kuyruğu 70 cm ve ucu püsküllüdür Rengi sarıesmerdir Erkekleri yeleli olur Asya ve Afrikada yaşar zooloji Az aslan arıslan arslan a rslan KarT arıslan arıslanka dişi aslan Sonundaki ka eki Slavcada dişil sözlerin yapımında kullanılan bir ektir Kowalski KT 3334 Blk aslan Krç aslan arstan arıslan arıslan arıstan Alt Tel arsılan Altay Türkleri arsıl biçimini de kullanırlar Teleütler aslana arsıl ayū adını verirler arzılaŋ Tuvalar arsıl aba adını da kullanırlar Bu diyalektlerde aba ayı olarak geçer O bakımdan arsıl aba adı Teleütlerin kullandığı arsıl ayū adına benzer arăslan Tatarcadan geçmiştir Ancak Çuvaşçada aslan sözünün eski karşılığı da saklanmıştır uslan kayǎk aslan Eski Türkçeden başlayarak kullanılır arslan Orta Türkçede arslan biçimi geçer Eski Kıpçakçada da arslan olarak kullanılır arsıl an eki Németh Melich Arm 293295 Kâşgarlı Mahmudun tanıklığına göre arsıl kestane rengi kumral olarak kullanılır Sonundaki a n da eski ve yeni diyalektlerde yaygın olarak kullanılan bir küçültme ekidir Eckmann TDAY 1955 16 Némethin etimolojisini olduğu gibi benimsemiştir Patrubány NyK 16 459 arslan arıslan biçimini açıklamak için Türkçe sarı sözünün Yakutça karşılığından yola çıkmıştır Yakutçada baştaki slerin düştüğünü biliyoruz Buna göre Türkçe sarının Yakutçada arıya çevrildiği düşünülebilir Patrubánya göre Türkçe arslan arıslan biçimi Yakutça arının bir türevidir ar sıl eki aŋ Sonundaki aŋ diyalektlerde vahşi hayvan olarak geçer Bu açıklamaya göre arıslanın sarımtırak vahşi hayvan anlamına geldiği anlaşılıyor İlk bakışta bu açıklama düşündürücüdür Buna göre arslan aslan sözünün Yakutça bir biçim olması gerekir Ancak bütün Türkler arasında yaşayan arslanın aslan Yakutça bir biçim olduğu düşünülemez Budenz NyK 16 460 arslanın etimolojisi üzerinde dururken kaplan ve sırtlan sözlerini de göz önünde tutmak gerektiğini seslendirmiştir Başka bir deyişle ona göre arslan sözünün açıklanmasının mutatis mutandis kaplan ve sırtlan biçimlerine de uyması kaçınılmaz bir koşuldur Budenzin ortaya attığı bu koşul ilk bakışta düşündürücüdür Sonraki çalışmalarda bu koşulun sık sık dile getirildiğini görüyoruz Ligeti TörK 230 Budenz gibi Bang KSz 17 112146 da arslanı kaplan biçimiyle birlikte açıklamaya çalışmıştır Bang Türkçe ılan yılan sürünen sözüne dayanmak istemiştir Ona göre arslan sözü arsıl ılan biçiminden çıkmıştır Türk diyalektlerinde yaşayan biçimler arasında arsıl biçimi de kullanılır Patrubány gibi Bang da arsılın ar bölümünde bir renk anlamı aramış ve arpulan ala geyik sığın adındaki ar sözünü örnek olarak kullanmıştır Némethin yazdığı gibi Bangın açıklaması benimsenemez Yalnız kaplan sırtlan gibi sözlerin oluşumunda arslan biçiminin analojik baskısı göz ardı edilemez Vámbéry Die primitive Cultur des turkotatarischen Volkes Helsinki 1879 arslanı arıs güçlü ve lan vahşi hayvan bölümlerine ayırmıştır Ramstedt Formenlehre 230 eski açıklamaları göz önüne almayarak arslanı ars arkira kükremek ve laŋ Çince lan vahşi hayvan hayvan bölümlerine ayırmıştır Egorov ÊS 3132 Vámbéry Ramstedt ve Şçerbakın açıklamalarını özet olarak vermiş Kırgızca arsılda kükremek fiilini de saymıştır Şçerbak İRLTJa 137138 arslanın kestane rengi anlamına gelen ārın sıl ekiyle kurulmuş arsıl biçimiyle aŋ sözünün birleşmesinden oluştuğu yolundaki eski etimolojiyi benimsemiştir Bu etimolojiye göre aŋ sözü arslana yırtıcı hayvan anlamını kazandırmıştır Şçerbaka göre bu açıklama ses ve anlam yönlerinden inandırıcı olmakla kalmaz kaplan kapılan sırtlan sırtlı an gibi benzer hayvanların adlandırılmasında kullanılan yönteme de uyar Şçerbak JaS 101 31 Türkçe arslanın sonundaki ekin yırtıcı hayvan anlamına gelen aŋ sözünden geldiğini savunan uzmanlar arslanın eski ve yeni diyalektlerde arslan olarak geçtiğini göz ardı ederek çağdaş diyalektlerin küçük bir bölümünde kullanılan arslaŋ biçimine ağırlık vermişlerdir Ancak bu biçimin yalnız aŋ sözünün yaşadığı diyalektlerde kullanıldığı anlaşılıyor Bu durum karşısında arslaŋ biçiminin halk etimolojisi sonunda ortaya çıktığı açıklık kazanıyor Bu etimolojiyi doğrulamak üzere tanık olarak kullanılan kaplan sırtlan gibi sözler de eski ve yeni diyalektlerde yalnız kaplan sırtlan olarak geçer Kaldı ki arslanın sonunda geçtiği ileri sürülen aŋ sözünün Türkçe bir öge olup olmadığını da açık olarak bilmiyoruz Örn Clausona göre ED 166a s v 3 eŋ Hakasça Tuvaca Kırgızca gibi diyalektlerde wild game olarak geçen aŋ Moğolca bir alıntıdır Bu yolda daha çok bilgi edinmek için Sevortyan ÊSTJa 1974 152153 Baskakov Russkie familii 101 174 da arslanı arsıl aŋ diye açıklamıştır Räsänen MTS 104 arslanı lan ekiyle kurulmuş bir türev olarak vermiştir Türkçe kaplan sırtlan gibi Daha sonra Räsänen V 27a Altayca arsıl wild Tubaca arsıl aba Teleütçe arsıl aŋ Soyotça arzılaŋ biçimleriyle açıklamaya çalışmıştır Clauson ED 238 arslanı hayvan adlarında kullanılan lan endingi ile kurulduğunu ve aslan ve arıslan olarak geçtiğini bildirmiştir Ona göre Moğolca arslan arsalan biçimi Türkçeden kalma eski bir alıntıdır Clauson sözlüğünün Suffixes bölümünün Endings alt bölümünde lan endingi ile kurulduğu düşünülen sözlerin başında arslanı da saymıştır Ligeti TörK 230 de arslanı lan len ekiyle kurulmuş türevler arasında arıslan olarak vermiştir Ligeti AOH 17 21 Pritsak Handbuch der Orientalistik Turkologie 36 arslanın İranca parstan geldiğini yazmıştır Doerfer TMEN 453 Brockelmann OGM 76 b da arslanı lan formansı ile yapılmış bir türev olarak kaplan sırtlan gibi örneklerle birlikte saymış ancak ars bölümü üzerinde durmamıştır Sevortyan ÊSTJa 1974 173175 arslanın etimolojisine ilişkin belli başlı görüş ve önerileri özetlemeye çalışmıştır Ancak onun Patrubányın ve özellikle Némethin açıklamalarını yanlış olarak verdiğini saklamayalım Németh arslanın sonunda a n ekinden söz etmişti Sevortyan ise Némethin etimolojisini arsıl aŋ olarak vermiştir Daha açık bir anlatımla Sevortyan Némethin arslanın sonunda yırtıcı hayvan olarak kullanılan aŋ geçtiğini açıkladığını bildirmiştir ki yanlıştır Doerfer TMEN 453 Bang Ramstedt Pritsakın etimolojilerini eleştirmiş özellikle Pritsakın arslanı İranca parstan geldiği konusundaki etimolojisinin ses anlam ve kültür tarihi bakımlarından olanaksız olduğunu vurgulamıştır Patrubányı bir yana bırakalım Doerferin Némethin etimolojisinden habersiz kaldığı göze çarpıyor Doerfer Türkçe arslanın Moğolcaya geçtiğini açıkladığı gibi Balkan ve Kafkas dillerinde Türkçeden kalma bir alıntı olarak kullanıldığını da bildirmiştir Farsça arslān biçimi de Türkçeden alınmıştır İbragimov ST l 1977 4547 belli başlı etimolojik açıklamaları özet olarak vermiştir Türkçe arslan aslan Türkler ve komşuları arasında kişi adı olarak da kullanılır Örn Rusçada Ruslan olarak kalmıştır Vasmer REW 1 550 663 Bu yolda daha çok bilgi edinmek için Baskakov Russkie familii 101 174 Pelliot BSOS 6 565 Bangın yazısına göndermede bulunmakla yetinmiştir Joki LwSS 147 arslanın Moğolcadan geldiğini ileri sürmüştür Leksikanın kaplan ve arslan maddelerinde eski ve yeni veriler özenle gözden geçirilmiştir 157158 s Türkmencede kullanılan Gaplaŋ biçiminin sonundaki ŋ sesinin Türkmencede kaplan olarak kullanılan peleŋ adının baskısı altında ortaya çıkmış olabileceği dile getirilmiştir Benim düşünceme göre Gaplaŋın sonundaki ŋda eski ve yeni Türk diyalektlerinde yırtıcı hayvana verilen aŋ adının baskısı da göz ardı edilemez Dar bir alanda kullanılan arsıl aŋ arslan adı da düşündürücü bir örnektir Şçerbak İRLTJa 137138 s Türkmencede aŋ biçiminin kullanılmadığı göze çarpıyorsa da Leksikanın aŋ maddesinde 417 s aŋta kovalamak izlemek aramak biçimine dayanılarak Türkmencede aŋ biçiminin geçtiği açıklanmıştı Leksikanın arslan maddesinde 158 s de Teleütlerin arslana arsıl aŋ adını verdikleri üzerinde durulmuştu Ancak yazarlar bu adın daha çok arslandan kalma bir ters çevirmeye benzediğini dile getirmişlerdir Macarca oroszlán eski bir Türk dilinden alınmıştır Gombocz BTLw 150 Németh Melich Arm 293295 Ligeti TörK Fasmer Vasmer Živaja Starina 17 148149 Rusçada fil olarak kullanılan slon biçimini Türkçe arslan sözüyle birleştirmiştir Räsänen V 27a de Slavca slonun Türkçe arslandan alındığını yazmıştır Ancak İvanov Êtimologija 1975 157 Rusça slon ile arslan arasında bir ilgi kurulamayacağını dile getirmiştir Röhrborn UWb l 202a Clauson Studies 148 Kara Hamilton Arm 80 Golden Introduction 121 Leksika 157158 Az aslan arıslan arslan a rslan KarT arıslan arıslanka dişi aslan Sonundaki ka eki Slavcada dişil sözlerin yapımında kullanılan bir ektir Kowalski KT 3334 Blk aslan Krç aslan arstan arıslan arıslan arıstan Alt Tel arsılan Altay Türkleri arsıl biçimini de kullanırlar Teleütler aslana arsıl ayū adını verirler arzılaŋ Tuvalar arsıl aba adını da kullanırlar Bu diyalektlerde aba ayı olarak geçer O bakımdan arsıl aba adı Teleütlerin kullandığı arsıl ayū adına benzer arăslan Tatarcadan geçmiştir Ancak Çuvaşçada aslan sözünün eski karşılığı da saklanmıştır uslan kayǎk aslan Eski Türkçeden başlayarak kullanılır arslan Orta Türkçede arslan biçimi geçer Eski Kıpçakçada da arslan olarak kullanılır arsıl an eki Németh Melich Arm 293295 Kâşgarlı Mahmudun tanıklığına göre arsıl kestane rengi kumral olarak kullanılır Sonundaki a n da eski ve yeni diyalektlerde yaygın olarak kullanılan bir küçültme ekidir Eckmann TDAY 1955 16 Némethin etimolojisini olduğu gibi benimsemiştir Patrubány NyK 16 459 arslan arıslan biçimini açıklamak için Türkçe sarı sözünün Yakutça karşılığından yola çıkmıştır Yakutçada baştaki slerin düştüğünü biliyoruz Buna göre Türkçe sarının Yakutçada arıya çevrildiği düşünülebilir Patrubánya göre Türkçe arslan arıslan biçimi Yakutça arının bir türevidir ar sıl eki aŋ Sonundaki aŋ diyalektlerde vahşi hayvan olarak geçer Bu açıklamaya göre arıslanın sarımtırak vahşi hayvan anlamına geldiği anlaşılıyor İlk bakışta bu açıklama düşündürücüdür Buna göre arslan aslan sözünün Yakutça bir biçim olması gerekir Ancak bütün Türkler arasında yaşayan arslanın aslan Yakutça bir biçim olduğu düşünülemez Budenz NyK 16 460 arslanın etimolojisi üzerinde dururken kaplan ve sırtlan sözlerini de göz önünde tutmak gerektiğini seslendirmiştir Başka bir deyişle ona göre arslan sözünün açıklanmasının mutatis mutandis kaplan ve sırtlan biçimlerine de uyması kaçınılmaz bir koşuldur Budenzin ortaya attığı bu koşul ilk bakışta düşündürücüdür Sonraki çalışmalarda bu koşulun sık sık dile getirildiğini görüyoruz Ligeti TörK 230 Budenz gibi Bang KSz 17 112146 da arslanı kaplan biçimiyle birlikte açıklamaya çalışmıştır Bang Türkçe ılan yılan sürünen sözüne dayanmak istemiştir Ona göre arslan sözü arsıl ılan biçiminden çıkmıştır Türk diyalektlerinde yaşayan biçimler arasında arsıl biçimi de kullanılır Patrubány gibi Bang da arsılın ar bölümünde bir renk anlamı aramış ve arpulan ala geyik sığın adındaki ar sözünü örnek olarak kullanmıştır Némethin yazdığı gibi Bangın açıklaması benimsenemez Yalnız kaplan sırtlan gibi sözlerin oluşumunda arslan biçiminin analojik baskısı göz ardı edilemez Vámbéry Die primitive Cultur des turkotatarischen Volkes Helsinki 1879 arslanı arıs güçlü ve lan vahşi hayvan bölümlerine ayırmıştır Ramstedt Formenlehre 230 eski açıklamaları göz önüne almayarak arslanı ars arkira kükremek ve laŋ Çince lan vahşi hayvan hayvan bölümlerine ayırmıştır Egorov ÊS 3132 Vámbéry Ramstedt ve Şçerbakın açıklamalarını özet olarak vermiş Kırgızca arsılda kükremek fiilini de saymıştır Şçerbak İRLTJa 137138 arslanın kestane rengi anlamına gelen ārın sıl ekiyle kurulmuş arsıl biçimiyle aŋ sözünün birleşmesinden oluştuğu yolundaki eski etimolojiyi benimsemiştir Bu etimolojiye göre aŋ sözü arslana yırtıcı hayvan anlamını kazandırmıştır Şçerbaka göre bu açıklama ses ve anlam yönlerinden inandırıcı olmakla kalmaz kaplan kapılan sırtlan sırtlı an gibi benzer hayvanların adlandırılmasında kullanılan yönteme de uyar Şçerbak JaS 101 31 Türkçe arslanın sonundaki ekin yırtıcı hayvan anlamına gelen aŋ sözünden geldiğini savunan uzmanlar arslanın eski ve yeni diyalektlerde arslan olarak geçtiğini göz ardı ederek çağdaş diyalektlerin küçük bir bölümünde kullanılan arslaŋ biçimine ağırlık vermişlerdir Ancak bu biçimin yalnız aŋ sözünün yaşadığı diyalektlerde kullanıldığı anlaşılıyor Bu durum karşısında arslaŋ biçiminin halk etimolojisi sonunda ortaya çıktığı açıklık kazanıyor Bu etimolojiyi doğrulamak üzere tanık olarak kullanılan kaplan sırtlan gibi sözler de eski ve yeni diyalektlerde yalnız kaplan sırtlan olarak geçer Kaldı ki arslanın sonunda geçtiği ileri sürülen aŋ sözünün Türkçe bir öge olup olmadığını da açık olarak bilmiyoruz Örn Clausona göre ED 166a s v 3 eŋ Hakasça Tuvaca Kırgızca gibi diyalektlerde wild game olarak geçen aŋ Moğolca bir alıntıdır Bu yolda daha çok bilgi edinmek için Sevortyan ÊSTJa 1974 152153 Baskakov Russkie familii 101 174 da arslanı arsıl aŋ diye açıklamıştır Räsänen MTS 104 arslanı lan ekiyle kurulmuş bir türev olarak vermiştir Türkçe kaplan sırtlan gibi Daha sonra Räsänen V 27a Altayca arsıl wild Tubaca arsıl aba Teleütçe arsıl aŋ Soyotça arzılaŋ biçimleriyle açıklamaya çalışmıştır Clauson ED 238 arslanı hayvan adlarında kullanılan lan endingi ile kurulduğunu ve aslan ve arıslan olarak geçtiğini bildirmiştir Ona göre Moğolca arslan arsalan biçimi Türkçeden kalma eski bir alıntıdır Clauson sözlüğünün Suffixes bölümünün Endings alt bölümünde lan endingi ile kurulduğu düşünülen sözlerin başında arslanı da saymıştır Ligeti TörK 230 de arslanı lan len ekiyle kurulmuş türevler arasında arıslan olarak vermiştir Ligeti AOH 17 21 Pritsak Handbuch der Orientalistik Turkologie 36 arslanın İranca parstan geldiğini yazmıştır Doerfer TMEN 453 Brockelmann OGM 76 b da arslanı lan formansı ile yapılmış bir türev olarak kaplan sırtlan gibi örneklerle birlikte saymış ancak ars bölümü üzerinde durmamıştır Sevortyan ÊSTJa 1974 173175 arslanın etimolojisine ilişkin belli başlı görüş ve önerileri özetlemeye çalışmıştır Ancak onun Patrubányın ve özellikle Némethin açıklamalarını yanlış olarak verdiğini saklamayalım Németh arslanın sonunda a n ekinden söz etmişti Sevortyan ise Némethin etimolojisini arsıl aŋ olarak vermiştir Daha açık bir anlatımla Sevortyan Némethin arslanın sonunda yırtıcı hayvan olarak kullanılan aŋ geçtiğini açıkladığını bildirmiştir ki yanlıştır Doerfer TMEN 453 Bang Ramstedt Pritsakın etimolojilerini eleştirmiş özellikle Pritsakın arslanı İranca parstan geldiği konusundaki etimolojisinin ses anlam ve kültür tarihi bakımlarından olanaksız olduğunu vurgulamıştır Patrubányı bir yana bırakalım Doerferin Némethin etimolojisinden habersiz kaldığı göze çarpıyor Doerfer Türkçe arslanın Moğolcaya geçtiğini açıkladığı gibi Balkan ve Kafkas dillerinde Türkçeden kalma bir alıntı olarak kullanıldığını da bildirmiştir Farsça arslān biçimi de Türkçeden alınmıştır İbragimov ST l 1977 4547 belli başlı etimolojik açıklamaları özet olarak vermiştir Türkçe arslan aslan Türkler ve komşuları arasında kişi adı olarak da kullanılır Örn Rusçada Ruslan olarak kalmıştır Vasmer REW 1 550 663 Bu yolda daha çok bilgi edinmek için Baskakov Russkie familii 101 174 Pelliot BSOS 6 565 Bangın yazısına göndermede bulunmakla yetinmiştir Joki LwSS 147 arslanın Moğolcadan geldiğini ileri sürmüştür Leksikanın kaplan ve arslan maddelerinde eski ve yeni veriler özenle gözden geçirilmiştir 157158 s Türkmencede kullanılan Gaplaŋ biçiminin sonundaki ŋ sesinin Türkmencede kaplan olarak kullanılan peleŋ adının baskısı altında ortaya çıkmış olabileceği dile getirilmiştir Benim düşünceme göre Gaplaŋın sonundaki ŋda eski ve yeni Türk diyalektlerinde yırtıcı hayvana verilen aŋ adının baskısı da göz ardı edilemez Dar bir alanda kullanılan arsıl aŋ arslan adı da düşündürücü bir örnektir Şçerbak İRLTJa 137138 s Türkmencede aŋ biçiminin kullanılmadığı göze çarpıyorsa da Leksikanın aŋ maddesinde 417 s aŋta kovalamak izlemek aramak biçimine dayanılarak Türkmencede aŋ biçiminin geçtiği açıklanmıştı Leksikanın arslan maddesinde 158 s de Teleütlerin arslana arsıl aŋ adını verdikleri üzerinde durulmuştu Ancak yazarlar bu adın daha çok arslandan kalma bir ters çevirmeye benzediğini dile getirmişlerdir Macarca oroszlán eski bir Türk dilinden alınmıştır Gombocz BTLw 150 Németh Melich Arm 293295 Ligeti TörK Fasmer Vasmer Živaja Starina 17 148149 Rusçada fil olarak kullanılan slon biçimini Türkçe arslan sözüyle birleştirmiştir Räsänen V 27a de Slavca slonun Türkçe arslandan alındığını yazmıştır Ancak İvanov Êtimologija 1975 157 Rusça slon ile arslan arasında bir ilgi kurulamayacağını dile getirmiştir Röhrborn UWb l 202a Clauson Studies 148 Kara Hamilton Arm 80 Golden Introduction 121 Leksika 157158 )
( LION )
( LION )
( LÖVE )
( FELIS LEO )
( LAN )
( ASLAN[Az.]~ARISLAN[Tkm.]~ARSLAN[Tatk.]~ÅRSLAN[Bşk.]~ARSTAN[Krg.]~ARISLAN[Nog.]~ARISLAN[Kklp.]~ARISTAN[Kzk.]~ARSILAN[Alt.]~ARSILAN[Tel.]~ARZILAŊ[Tuv.]~ARĂSLAN[Çuv.] )
- ESEDÎ, ASLANÎ ile/||/<> ASLANLI
( Üzerinde aslan resmi bulunan bir Hollanda parası )
- ESEDÎ ile/||/<> EŞREFÎ ile/||/<> FLORİ ile/||/<> MECİDİYE ile/||/<> LARİN ile/||/<> SULTANÎ ile/||/<> DUKA ALTINI ile/||/<> MANGIR ile/||/<> GANİMET
( Üzerinde aslan görseli bulunan Osmanlı parası. İLE/||/<> XVI. yy.dan sonra çıkarılan para. İLE/||/<> Osmanlı devletinde de kullanılmış Floransa parası. : İLE/||/<> 1840 yılında basılmış 20 kuruş değerinde gümüş sikke. İLE/||/<> Basra'da kullanılan bir gümüş para. İLE/||/<> Mısır Trablus ve Cezayir darphanelerinde basılan Osmanlı altını. İLE/||/<> Venedik altını. İLE/||/<> Bakırdan yapılmış iki buçuk para değerinde sikke. İLE/||/<> Savaşta düşmandan ele geçirilen mal. )
- ESEDİYE ile/||/<> FELIDÉS[Fr.] ile/||/<> ASLANGİLLER
( zooloji )
( FELIDÉS )
- ESEF[Ar. < ESEF] ile/değil/yerine/=/||/<> ESEF
( Olmaması yapılmaması gereken veya yapılamayan bir şey için duyulan üzüntü yerinme )
- EŞEK ARISI ile/||/<> DOĞU EŞEK ARISI ile/||/<> ASYA EŞEK ARISI ile/||/<> DEV EŞEK ARISI
( Zar kanatlılar takımından zehirli iğnesi olan bir tür iri yaban arısı Vespa crabro )
( VESPA CRABRO cum/||/<> VESPA ORIENTALIS cum/||/<> VESPA VELUTINA cum/||/<> VESPA MANDARINIA cum/||/<> VESPA AFFINIS )
- EŞEK ARISI ile/||/<> EŞEK ARISI
( Vespa crabro Böcekler İnsecta sınıfınınzarkanatlılar Hymenoptera takımından bir eklembacaklı türü Dişi 30 mm işçi 23 mm erkek 24 mm olur Yuvasını ağaç kovuklarına duvar oyuklarına yapar Zehir dikeni vardır Sokar Böcekler Insecta sınıfının zar kanatlılar Hymenoptera takımından 30 mm kadar dişisi 23 mm kadar işçi arısı 24 mm kadar da erkeği olan yuvasını ağaç kovuklarına duvar oyuklarına yapan zehir dikenleri bulunan bir tür )
( VESP )
( FRELON )
( HORNISSE )
( VESPA CRABRO )
- EŞEK ARISI ile/||/<> EŞEKBAŞI ile/||/<> EŞEK CENNETİ ile/||/<> EŞEK DAVASI ile/||/<> EŞEK DİKENİ ile/||/<> EŞEK HIYARI ile/||/<> EŞEK İNADI ile/||/<> EŞEK KAFALI ile/||/<> EŞEKKULAĞI ile/||/<> EŞEK MARULU ile/||/<> EŞEK MAYDANOZU ile/||/<> EŞEKOĞLUEŞEK ile/||/<> EŞEK OTU ile/||/<> EŞEK SIPASI ile/||/<> EŞEKSIRTI ile/||/<> EŞEK ŞAKASI ile/||/<> EŞEK TURPU ile/||/<> ŞEDDELİ EŞEK ile/||/<> UZUNEŞEK ile/||/<> MARSIVAN EŞEĞİ ile/||/<> OCAKEŞEĞİ ile/||/<> YABAN EŞEĞİ ile/||/<> YEREŞEĞİ
( Atgillerden uzun kulaklı binek ve hizmet hayvanı merkep karakaçan uzun kulaklı Equus asinus Odun kesme duvar örme sıva yapma vb işlerde kullanılan üç veya dört ayaklı sehpa )
- EŞEK ARISI ile/||/<> YABAN ARISI
( Zar kanatlılar takımından zehirli iğnesi olan bir tür iri yaban arısı Vespa crabro @@ Zar kanatlıların yaban arısıgiller familyasından arıya benzeyen iğneli bir böcek sarıca Vespa vulgaris )
( VESPA CRABRO cum/||/<> VESPA ORIENTALIS cum/||/<> VESPA VELUTINA cum/||/<> VESPA MANDARINIA cum/||/<> VESPA AFFINIS cum/||/<> VESPA VULGARIS cum/||/<> VESPULA VULGARIS cum/||/<> VESPULA GERMANICA cum/||/<> VESPULA RUFA )
- EŞEK BAŞI (DEĞİLIM/Z) ile/ve/değil/yerine/||/<> BOSTAN KORKULUĞU (DEĞİLIM/Z)
- EŞEK DİKENİ ile/||/<> BOĞA DİKENİ
( boğa dikeni )
- EŞEK MARULU ile/||/<> DİKENLİ EŞEK MARULU
( Papatyagillerden tek bir sapın üzerinden yayılan yaprakları soluk yeşil renkte ufak çiçekli A B ve C vitaminleri ile kalsiyum demir fosfor gibi mineraller içeren iki yıllık bir bitki Sonchus arvensis )
( SONCHUS ARVENSIS cum/||/<> SONCHUS OLERACEUS cum/||/<> SONCHUS ASPER cum/||/<> SONCHUS PALUSTRIS cum/||/<> SONCHUS TENERRIMUS )
- EŞEK MAYDANOZU ile/||/<> FRENK MAYDANOZU
( Maydanozgillerden iki yıllık otsu bir bitki Anthriscus silvestris )
( ANTHRISCUS SILVESTRIS cum/||/<> ANTHRISCUS CEREFOLIUM cum/||/<> ANTHRISCUS CAUCALIS )
- EŞEK ile/||/<> KARAKAÇAN ile/||/<> UZUN KULAKLI
- EŞEKÇİ | MERKEPÇİ ile/||/<> EŞEKÇİLİK | MERKEPÇİLİK
- EŞEKSİ ile/||/<> EŞEĞİMSİ
- EŞEL, ŞEMA, SİNEMATOGRAFİK ŞEMA | TASLAK ile/||/<> TASLAK
( Sinema Oyunluğun özetten başlayarak geliştirilmesine geçilirken çalışmalarda yardımcı olacak metin Bir dekorun taslak biçiminde ön hazırlığı Eskiz Bir yapıtın kesin biçimini almadan önceki durumu Ayrıntıya inmeden kabaca gösteren çizenek ya da çizge Resim Heykel Mimarlık Bir tablo heykel ya da mimarlık yapıtına başlamadan önce sanatçının ilktaslakta yararlanmak üzere yaptığı çizim maket ya da çırpıştırma resim a ilk taslak çırpıştırma resim maket 1 genel uygulayım Herhangi bir yaratının ana çizgilerine çeşitli bölümlerine ilişkin tasarıları belirten önçalışma 2 işleyim yapıcılık a Bir sıra işlemlerden sonra son biçimine yakın duruma gelmiş olan ürün b Yapmaya işlemeye üretmeye konu olan nesnenin kesinleşmemiş kaba biçimi 3 ağaç işleri Zıvana deliklerini kabaca biçimlendirmede kullanılan oluklu burgu biçimindeki araç 4 seramikçilik İşlenecek duruma getirmek amacıyla küçük parçalara ayrılarak kurumaya bırakılan yuvgu biçimindeki çömlek hamuru Bir eserin ilk düşünülen kabataslak şekli coğrafya İleride gerçekleştirilecek herhangi bir şey için yapılan önçalışma )
( OUTLINE | SKETCH | SKETCH, OUTLINE | WORKSHEET | DRAFT )
( ÉCHELLE | ESQUISSE | CROQUIS | CANEVAS )
( SKIZZE | ENTWURF | ENTWURF, SKIZZE | SKIZZE, ENTWURF )
( SCHEDIUM )
- ESEME/MANTIK ve/||/<> BİLGİ
- ESENLENDİRME | REHABİLİTASYON[Fr. < RÉHABILITATION] ile/||/<> ...
( RÉHABILITATION )
- ESENLEŞME ile/değil/yerine/=/||/<> SELAMLAŞMA | VEDALAŞMA
( selamlaşma vedalaşma )
- ESENLEŞMEK ile/değil/yerine/=/||/<> SELAMLAŞMAK | VEDALAŞMAK
( selamlaşmak vedalaşmak )
- ESER[Ar. < ES̱ER] ile/değil/yerine/=/||/<> ESER
( eser miktarda esericedit başeser edebî eser neveser şaheser tarihî eser yazma eser sanat eseri saz eseri şans eseri tesadüf eseri eski eserler Emek sonucu ortaya konan ürün yapıt iz Soyut kavramlarda belirti )
- ESER ile/ve/<>/=/|| ÖĞRENCİ
- ESER ile/ve/<>/|| ŞAH-ESER
- ESER ile/||/<> WORK[İng.] ile/||/<> OEUVRE[Fr.] ile/||/<> YAPIT
( İyesinin özelliğini taşıyan gerek biçim ve gerekse içeriği bakımından birlik gösteren düşünü ve sanat ürünü )
( WORK )
( OEUVRE )
- ESERCEDİD[Ar. < ES̱ER + CEDĪD] ile/değil/yerine/=/||/<> ESERİCEDİT
( esericedit kâğıdı Resmî yazışmalarda kullanılan büyük boy yazı kâğıdı esericedit kâğıdı )
- ESERİCEDİT ile/||/<> ESERİCEDİT KÂĞIDI
- EŞEY GÖZESİ | GAMET ile/||/<> GAMET ile/||/<> EŞEYLİK GÖZESİ
( eşeylik gözesi eşeylikgözesi eşey hücresi Eşey hücresi Dişi ve erkek cinsiyet hücreleri olan ovum ve spermatozoa )
( GAMET | GAMETE | SPERM )
( GAMÈTE | SPERME )
( SAMEN )
( GAMETE )
( ΓΑΜΈΤΗΣ / γαμέτης )
- EŞEY GÖZESİ | GAMET ile/||/<> SPERMA | EŞEYLİK GÖZESİ
( bk. eşeylik gözesi @@ bk. eşeylikgözesi. @@ bk. eşey hücresi @@ Eşey hücresi. @@ Dişi ve erkek cinsiyet hücreleri olan ovum ve spermatozoa. @@ )
( GAMET | GAMETE | SPERM~SPERM | SEMEN )
( GAMÈTE | SPERME~SPERME )
( ...~SPERMA )
( SAMEN~SAMEN )
( GAMETE~SPERMA )
( ΓΑΜΈΤΗΣ / γαμέτης~ΣΠΈΡΜΑ / σπέρμα )
- EŞEYE BAĞLI KALITIM[İng. SEX-LINKED INHERITANCE] ile/||/<> HEMOFİLİ[İng. HEMOPHILIA]
( Cinsiyeti belirleyen kromozomların (X ve Y) üzerindeki genlerin bir sonraki nesle aktarılması olayı. Canlının cinsiyeti ve cinsiyetler arası anatomik farklar gibi özelliklerinin oluşmasını sağlar. X ve Y kromozomları arasında homolog olan ve homolog olmayan kısımlar bulunur. Cinsiyet ve ona bağlı olan diğer özellikler kalıtılabileceği gibi hemofili, kulak kıllılığı, balık pulluluk gibi genetik hastalıklar da yavruya aktarılabilir. Dişi insanların eşey kromozomlarında X-bağlı gen olarak bilinen yaklaşık 1100 gen, erkek insanların eşey kromozomlarında ise Y-bağlı gen olarak bilinen 78 gen bulunur. Y kromozomunda çok az gen bulunduğundan babadan oğula çok az genetik hastalık geçmektedir. @@ Bir ya da birden fazla kan pıhtılaşma etmenlerinin oluşmadığı X'e bağlı genetik çekinik rahatsızlık. En küçük kesiklerde bile devam eden kanama görülür. İç kanamadan dolayı şişen eklemler sık rastlanan bir sorundur.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- EŞEYLİ ÜREME ile/||/<> İKİ EŞEYLİ
( Erkek veya dişi eşeyden birine sahip olan diğer eşey olmadan üreyemeyen cinsliği olan )
- EŞEYSEL ÖRGEN:
"İKİ BACAK ARASI/NDA" ile/ve/değil/||/<>/< İKİ KULAK ARASI/NDA (ZİHİNDE/DÜŞÜNCEDE)
- KARIN/EŞEYSEL ÖRGEN/LER:
ARKA/DA ile/ve/değil/||/<> ÖN/DE
( Dört ayak üstündeyken/üstündeyse. İLE/VE/DEĞİL/||/<> İki ayak üstündeyken/üstündeyse. )
( Hayvanda ve insan gövdesinde. İLE/VE/DEĞİL/||/<> İnsan gövdesinde. )
- EŞEYSEL SEÇİLİM[İng. SEXUAL SELECTION] ile/||/<> BATEMAN EĞİMİ[İng. BATEMAN GRADIENT] ile/||/<> CİNSİYETLER ARASI SEÇİLİM[İng. INTERSEXUAL SELECTION] ile/||/<> İYİ GENLER HİPOTEZİ[İng. GOOD GENES HYPOTHESIS] ile/||/<> KAÇAK SEÇİLİM HİPOTEZİ[İng. RUNAWAY SELECTION HYPOTHESIS] ile/||/<> ÜREME BAŞARISI[İng. REPRODUCTIVE SUCCESS]
( Belirli bir fenotipe sahip bireylerin, diğer bireylere göre bu fenotipten ötürü üreme başarısının daha yüksek olması ve buna bağlı olarak bireyler arasında bir seçme ve elemenin oluşmasıdır. Genellikle bir cinsiyetin, karşıt cinsiyeti üreme öncesinde belirli özelliklere göre seçmesi olarak bilinir. @@ Üreme başarısının, eş bulma başarısıyla olan ilişkisini gösteren grafikteki en uyum doğrusunun (best fit line) eğimidir. Cinsel seçilimin gücünü ölçer. @@ Cinsel seçilimin alt başlıklarından biridir. Bir tür içerisinde, cinsel seçilimin etkisinin türün farklı cinsiyetleri arasındaki etkileşime bağlı olması durumudur. Birçok kuş türünde dişiler, erkekleri farklı tonlarda şarkı söyleme yetisi, simetrik ve düzgün yuvalar inşa etme kabiliyeti, vb. durumlara göre seçerler. Burada, farklı cinsiyetlerin cinsel seçilim ile olan ilişkisi görülmektedir. Yani bahsedilen, cinsiyetler arası seçilimdir. @@ Cinsel seçilim sürecinde dişi bireyin, evrimsel süreçte kendisine avantaj sağlayabilen genlere sahip olan erkekleri seçtiğini ileri süren açıklama. Bu açıklamaya göre dişiler, genetik kalitesi yüksek erkeklerle çiftleşmeyi tercih eder. Bunun sebebi erkek bireyin genetik kalitesinin yüksek olmasının oluşacak yavruların genetik kalitesinin de yüksek olmasını sağlaması ve dişinin üreme başarısını artırmasıdır. @@ Cinsel seçilim sürecinde dişi bireyin, diğer dişi bireylerin ilgisini çekebilecek özellikteki erkek bireyleri seçmesinden dolayı eşeyler arası bir cinsel görünüm farkının ortaya çıktığını ileri süren açıklama. Bu hipoteze göre dişi birey, diğer dişilerin ilgisini çekebilecek özellikteki erkekleri seçer, oluşan yavrulardan erkek olanlar bu özellikleri sergiler, dişi olanlar ise bu özellikleri seçer. Eşeyler arası görünüm ve davranış farkı giderek artar. Bu da zamanla çeşitli eşeysel farklılıklara neden olur. Görünüm ve davranış farklılıklarını açıklamak amacıyla Fisher tarafından ortaya atılmıştır. @@ Bir birey tarafından üretilen yaşayabilir ve verimli döl verebilir yavruların sayısıdır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- EŞEYSELLİK/SEKS ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SARILMAK
( ... ile/ve/değil/yerine/||/<>/< KOÇA )
- EŞEYSELLİK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ARKADAŞLIK/DOSTLUK
( BAHNÂME: Eşeysellik ilminden bahseden kitaplardır. [Daha önceleri tıp kitabı olarak çalışılmıştır.] )
(
ARKADAŞ-SEVGİLİ OLABİLMEK
Kişi, bazen arkadaşlarına sevgili gibi davranıyor. Sahipleniyor, kıskanıyor ama gırtlağına çökmeden. Tatlı tatlı flört ediyor ama sınırları aşmadan. Birlikte gülmekten ölüyor, çok ama çok eğleniyor, dağıtıyor, yerlere düşüyor, gecenin cılkını çıkarıyor ama o arkadaş ya, sevgili değil ya, hiç sorun olmuyor. Her şeyi konuşuyorlar, pek fazla sansür uygulamıyor, sürekli anlatıyorlar, fazlasıyla ilgili oluyor; kulaklarını kocaman kocaman açıp, dinliyor. En önemlisi de büyük bir coşkuyla sonsuza kadar yapılan işler üzerine konuşabiliyorlar, çünkü iş paylaşılabiliyor, birlikte benzer işler üretiliyor. Müthiş bir "zevkle" dedikodu yapabiliyor, hatta kendi karısını, kocasını, sevgilisini bile çekiştirebiliyor. Arkadaşlık, bu açıdan kişinin yaşamını sürdürebilmesi için büyük bir avantaj oluyor.Ama kişiler, sevgilisine her zaman arkadaş gibi davranamıyor. Bir kere, eleştiriler, haliyle bu kadar net dile getirilemiyor. Sevgiliyle bir arkadaşla konuşulduğu gibi her zaman rahat da konuşulamıyor. Tehlikeli sularda dolaşmaktan kaçınmak gerekiyor. Çünkü sonuçları var bunun, bedelleri var bunun, ödemek gerekiyor, burnundan fitil fitil getirebilir, dikkatli olmak gerekir, çünkü sevgililik onuru yaralanıyor. Kişiler, sevgiliyken, evliyken çok daha duyarlılaşıyor. En küçük davranışa bile "Bana bunu nasıl yapar?" oluyor. Oysa arkadaşının kaldırabileceği sınırlar çok daha geniş. Kişi, her zaman sevgiliyi dinlemek de istemiyor. Tüm gün başkalarını dinlemiş olduğundan sıkılmış oluyor, gına gelmiş oluyor. Ya da öteki, seni dinlemek istemiyor. Eve bir sessizlik çöküyor, "Tetiği ilk kim çekecek?" diye gergin bir bekleyişe giriliyor. Bir de tabii sevgiliyle ya da kocayla sabahlara kadar zıplanıp eğlenilemiyor. Kalabalık içinde işin içine baskalarının ne düşüneceği girdiğinden gerilim artıyor, "biz"i düşünmekten "ben" karambole gidiyor.
Sevgiliyle başka bir koza yaratılıyor, o koza içine giriliyor. Hiç itirazım yok, o da güzel ama ayrı kategorilerdeki ilişkiler gibi sanki: Arkadaş olunca başka şeyler paylaşılıyor, sevgili ya da evli olunca başka şeyler paylaşılıyor. Bana daha iyisi, bu iki kategoriyi birleştirebilmek gibi geliyor. Bunun ideal bir şey olduğunu düşünüyorum: Arkadaş-sevgili olabilmek. Hem arkadaşın, hem de sevgilin gibi olabileceğin biri, hem arkadaşlığı, hem de sevgililiği paylaşabileceğin biriyle üretmek, gülmek, ağlamak, konuşmak, çekiştirmek çok daha heyecan verici geliyor. Kolay bir şeyden söz etmiyorum tabii. Arkadaş gibi zamanı geldiğinde geri çekilebilmek, uygun düştüğünde de sevgili gibi saldırabilmek, bu iki rolü birbirine karıştırmadan oynayabilmek her baba yiğidin harcı değil. Ama yapabilenler de yok değil. Yapabilenler mutluluğu ve güzellikleri yakalayabiliyor.
DEĞERİNİ/Zİ BİLİN!
Kırlangıç, birine âşık olmuş.Penceresinin önüne konmuş, tüm cesaretini toplamış, tüylerini kabartmış, güzel durduğuna ikna olduktan sonra....
Küçük sevimli gagasıyla cama vurmuş.
Tık...tık...tık...
Adam, cama bakmış. Ama içeride kendi işleriyle ugraşıyormuş. Bir meşgulmüş, bir meşgulmüş! Kimmiş onu işinden alıkoyan?
Minik bir kırlangıç!
Heyecanlı kırlangıç, telâşını bastırmaya çalışarak, deriiin bir nefes almış, şirin gagasını açmış, sözcükler dökülmeye başlamış:
- Hey adam! Ben seni seviyorum. Nedenini, niçinini sorma! Uzun zamandır seni izliyorum. Bugün cesaret buldum konuşmaya. Lütfen pencereyi aç ve beni içeri al. Birlikte yaşayalım.
Adam, birden parlamış.
- Yok daha neler?
- Durduk yerde sen de nereden çıktın şimdi? Olmaz alamam! demiş.
Gerekçesi de sersemceymiş:
- Sen kuşsun! Hiç kuş, insana âşık olur mu?
Kırlangıç, mahçup olmuş. Başını önüne eğmiş. Ama pes etmemiş, bir süre sonra tekrar pencereye gelmiş, gülümseyerek bir kez daha denemiş:
- Adam, adam! Haydi aç artık şu pencereni. Al beni içeri! Ben sana dost olurum. Hiç canını sıkmam.
Adam kararlı ve ısrarlı:
- "Yok, yok! Seni içeri alamam" demiş. Biraz da kabaymış, sözü kısa kesmiş:
- İşim gücüm var, git başımdan!
Aradan bir zaman geçmiş, kırlangıç, son kez adamın penceresine gelmiş:
- "Bak soğuklar da başladı, üşüyorum dışarıda. Aç şu pencereyi al beni içeri. Yoksa, sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım. Çünkü, ben ancak sıcakta yaşarım. Pişman olmazsın, seni eğlendiririm. Birlikte yemek yeriz, bak hem sen de yalnızsın! Yalnızlığını paylaşırım..." demiş.
Bazıları, gerçekleri duymayı sevmezmiş. Adam bu yalnızlık sorununa içerlemiş. Pek sinirlenmış.
- Ben yalnızlığımdan memnunum demiş. Kuştan onu rahat bırakmasını istemiş. Düpedüz kovmuş. Kırlangıç, son denemesinden de başarısızlıkla çıkınca, başını önüne eğmiş, çekip gitmiş.
Yine aradan zaman geçmiş. Adam, önce düşünmüş, sonra kendine itiraf etmiş:
- "Hay benim akılsız başım!" demiş.
- Ne kadar aptallık ettim! Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk fırsatını teptim. Niye onun teklifini kabul etmedim? Şimdi böyle kös kös oturacağıma, zevkli vakit geçirirdik birlikte.
Pişman olmuş olmasına ama iş işten geçmiş. Yine de kendi kendini rahatlatmayı ihmal etmemiş:
- Sıcaklar başlayınca, kırlangıcım nasıl olsa yine gelir. Ben de onu içeri alır, mutlu bir yaşam sürerim.
Ve çok uzunca bir süre, sıcakların gelmesini beklemiş. Gözü yollardaymış. Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmiş. Ama... Onunki hiç görünmemış!
Yazın sonuna kadar penceresi açık beklemiş ama boşuna. Kırlangıç yokmuş!
Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören olmamış. Sonunda danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye gitmiş.
Olanları anlatmış. Bilge kışi, gözlerini adama dikmiş ve demiş ki:
- Kırlangıçların ömrü altı aydır...
* * * * *
Yaşamda bazı fırsatlar vardır, sadece bir kez elimize geçer ve değerlendiremezsek uçup gider.
Yaşamda bazı kişiler vardır, sadece bir kez karşımıza çıkar, değerini bilemezsek kaçıp gider. Ve asla geri gelmez. )
( [not] SEXUALITY vs./and/but/||/<>/< FRIENDSHIP
FRIENDSHIP instead of SEXUALITY )
- EŞEYSİZ BÖLÜNME | MİTOZ ile/||/<> MİTOZ ile/||/<> MİTOZ[Fr. < MITOSE]
( mitos iplik İğ ipliklerinin oluşması kromozomların ortalarından yarıya bölünmeleri gibi çekirdekte gözüken bazı karışık olaylar sonucunda sitoplâzmanın da yarılmasiyle meydana gelen göze bölünmesi tipi doğrudan doğruya olmayan göze bölünmesi Ökaryot hücrelerin tipik çekirdek bölünmesi Kopyalanarak sayısı iki katına çıkmış olan kromozomların profaz metafaz anafaz ve telofaz safhalarını geçirdikten sonra bölünerek diploit sayıda kromozom kapsayan iki oğul çekirdeğe ayrılmaları Sentriyol bulunan hücrelerde mitoza astral mitoz sentriyol bulunmayan hücrelerde ise anastral mitoz denir Mitozu takiben sitoplâzma bölünmesi sitokinez ile hücre iki oğul hücreye ayrılır Ökaryotik hücrelerin tipik çekirdek bölünmesi kopyalanarak sayısı iki katına çıkmış olan kromozomların profaz metafaz anafaz ve telofaz everelerini geçirdikten sonra bölünerek diploit sayıda kromozom kapsayan iki oğul çekirdeğe ayrılmaları karyokinez mitoz bölünme mitotik bölünme Türün somatik hücrelerinin kendine özgü sayısında ve oluşan her iki hücrenin aynı olmasının sağlandığı birçok karmaşık süreç içeren dolaylı bir hücre bölünme yöntemi mitoz siklusu karyokinez İleri derecede farklılaşan sinir ve kas hücreleri dışındaki tüm soma hücreleri bu tip bölünmede profaz metafaz anafaz ve telofaz evrelerini geçirerek diploit sayıda kromozomlardan oluşan iki hücre biçimlenir )
( MITOSIS )
( MITOSE )
( MITOSE )
- EŞEYSİZ ile/||/<> CİNSLİKSİZ
- ESFEL | ALT ile/||/<> ALT
( Halk yazınında bir koşanın ikinci dizesi Örgü çoraplarının alt kısmı Yenikent Aksaray Niğde biyoloji )
( BOTTOM )
( INFÉRIEUR )
- EŞGÜDER | KOORDİNATÖR[Fr. < COORDINATEUR] ile/||/<> ...
( COORDINATEUR )
- EŞGÜDÜM | KOORDİNASYON ile/||/<> KOORDİNASYON ile/||/<> DÜZENLEŞTİRME
( düzenleştirme Biyolojik sistemlerde uyumlu bir sonuç elde etmek üzere uygun bir iş birliği hâlinde çalışma Kan hareketlerindeki düzenleştirme gibi Uyum içinde cereyan eden hareket )
( COORDINATION | CO-ORDINATION )
( COORDINATION )
( KOORDINATION )
( CO: BIRLIKTE; ORDINATUS: DÜZENLENMIŞ )
- EŞGÜDÜM ile/ve/||/<> İŞBİRLİĞİ
- ESHAB-I KİRAM | SAHABE[Ar. < ṢAHÂBE] ile/||/<> ...
( Hz Muhammetin söylediklerini ve yaptıklarını göz tanıklığına dayanarak anlatan kişi )
- ESHAM | AKSİYON[Fr. < ACTİON] ile/||/<> EYLEM ile/||/<> OLAY
( 1. Eylem: Bir iş, hareket yapmak, bir davranışta bulunmak. 2. Davranış: Bir değişiklik getirebilecek etki uyandırabilecek düşünce ya da hareket. 3. Bir oyuncunun sahne üzerindeki hareketi; bu hareketten ortaya çıkan gelişim. 4. Baş olgu: Oyunun temasını geliştiren başlıca olay, öykü, gelişim. 5. Sıra olaylar: Bir oyunun metninde yer alan arka arkaya sıralanmış durumlar ve olaylar. 6. iç aksiyon: Oyunun havasını kuran gelişim. 7. Dış aksiyon: Oyunun olaylarında var olan hareket ve durumların gelişimi. 8. Konuşma aksiyonu: Oyunun konuşmalarında var olan devingenlik. Oyunu ileriye götüren anlatımdaki itici güç. @@ (matematik) @@ bk. hisse senedi )
( ACTION | PHENOMENON~ACTION | ACTION, ACTIVITY | VERB~PHENOMENON | EVENT )
( ACTION | PHÉNOMÈNE~ACTION | VERBE~PHÉNOMÈNE | ACTION | ÉVÉNEMENT )
( ACTIO, ACTUM = HAREKETE GEÇIRME~ACTIO, ACTUM = HAREKETE GEÇIRME~... )
( HANDLUNG | AKTION, HANDLUNG | EREIGNIS~AKTION, HANDLUNG | VERB, VERBUM, ZEITWORT | HANDLUNG~EREIGNIS )
( AZIONE~AZIONE~EVENTO )
( ΔΡΆΣΗ / δράση~ΔΡΆΣΗ / δράση~ΓΕΓΟΝΌΣ / γεγονός )
- ESHAM | AKSİYON ile/||/<> AKSİYON ile/||/<> AKSİYON[Fr. < ACTION]
( 1 Eylem Bir iş hareket yapmak bir davranışta bulunmak 2 Davranış Bir değişiklik getirebilecek etki uyandırabilecek düşünce ya da hareket 3 Bir oyuncunun sahne üzerindeki hareketi bu hareketten ortaya çıkan gelişim 4 Baş olgu Oyunun temasını geliştiren başlıca olay öykü gelişim 5 Sıra olaylar Bir oyunun metninde yer alan arka arkaya sıralanmış durumlar ve olaylar 6 iç aksiyon Oyunun havasını kuran gelişim 7 Dış aksiyon Oyunun olaylarında var olan hareket ve durumların gelişimi 8 Konuşma aksiyonu Oyunun konuşmalarında var olan devingenlik Oyunu ileriye götüren anlatımdaki itici güç matematik hisse senedi )
( ACTION | PHENOMENON )
( ACTION | PHÉNOMÈNE )
( HANDLUNG | AKTION, HANDLUNG | EREIGNIS )
( ACTIO, ACTUM = HAREKETE GEÇIRME )
( AZIONE )
( ΔΡΆΣΗ / δράση )
- ESHAM[Ar. < ESHĀM] ile/değil/yerine/=/||/<> ESHAM
( Paylar Borç alınan bir paranın belirli zamanda ödeneceğini gösteren senetler )
- ESHAM/ESHAM[Ar. < ESHĀM] ile/||/<> HİSSEDAR/HİSSEDAR[Ar. < ḤİṢṢE + Fars. -DĀR]
( Paylar Borç alınan bir paranın belirli zamanda ödeneceğini gösteren senetler )
- ESHAM[Ar.] ile/||/<> KAMBİYO[İt. < CAMBIO]
- EŞHAS[Ar. < EŞḪĀṢ] ile/değil/yerine/=/||/<> EŞHAS
( Kişiler Bir olayda veya edebî bir eserde yer alan kişiler )
- EŞİĞE YATMAK ve/||/<>/>/< YOKLUĞA TALİP OLMAK
- EŞİK:
SEÇİCİ/LİK ile/ve/||/<>/> YÖNLÜ/LÜK ile/ve/||/<>/> KENDİNİ SÜRDÜRME EĞİLİMİ ile/ve/||/<>/> VERİ TAŞIMA KAPASİTESİ
- EŞİK ve ARALIK ve ORAN ile/ve/||/<> AYIR ve YALINLAŞTIR ve ARA ÇÖZÜM (ÜRET/MEK)
- EŞİK ile/ve/||/<> AD
- EŞİK ile/ve/||/<> ARALIK
- EŞİK ile/ve/||/<> AYRIT
( ... İLE/VE/||/<> İki düzlemin arakesiti. )
- EŞİK ile/ve/||/<> BEŞİK
- EŞİK ile/ve/||/<> BEŞİK
- ESİK ile/||/<> ESİK
( Sazda tellerin bağlandığı ağaç eşik Karaağaç Bilecik kırık )
- EŞİK ile/ve/||/<> KIRILMA NOKTASI
- EŞİK ile/ve/||/<> KURUCU UNSUR
- ESİN ve/||/<>/> BESİN
- ESİNLENME ile/ve/değil/||/<>/< ÇAĞRIŞIM
- ESİNLENME ile/ve/||/<> ÖYKÜNME
- ESİR[Ar. < ES̱ĪR] ile/değil/yerine/=/||/<> ESİR
( Atomlar arasındaki boşluğu ve bütün evreni doldurduğu varsayılan ağırlığı olmayan ısı ve ışığı ileten töz )
- ESİR[Ar. < ESĪR] ile/değil/yerine/=/||/<> TUTSAK | KÖLE
( esir almaca esir kampı esir pazarı tutsak köle Bir düşünceye veya bir kimseye körü körüne bağlı olan kimse )
- ESİRCİ ile/||/<> ...
( 1847 de Osmanlı Devletinin de girdiği uluslararası bir anlaşma ile köleliğin kaldırılmasından önce tutsak alım ve satımı ile uğraşan tecimen )
- ESİRE[Ar. < ESĪRE] ile/değil/yerine/=/||/<> (KADIN) TUTSAK
- EŞİT HAK ile/ve/||/<>/>/< EŞİT PAYLAŞIM
- EŞİT OLAMAMA ile/ve/||/<> TAYİN EDİLEMEME
- EŞİT OLMA ile/ve/||/<> EŞİT OLMAMA
( Yaşamda. İLE/VE/||/<> Doğa(l)da. )
- EŞİT OLMASINA YAKIN TUTMAYA ...:
ÇALIŞMAK ve/||/<> ÇABALAMAK
- EŞİT ile/ve/||/<>/> REŞİT
- EŞİTÇİ | MÜSAVATÇI ile/||/<> EŞİTLİK | MÜSAVİLİK ile/||/<> EŞİTSİZ | EŞİTSİZLİK ile/||/<> MÜSAVATSIZ | MÜSAVATSIZLIK
- EŞİT/DENK ile/ve/değil/||/<>/> AKRAN
- EŞİT/LEME ile/değil/||/<>/> EŞ/LEME
- EŞİTLİK ADÂLETİ ve/||/<> ONUR ADÂLETİ
- EŞİTLİK DERECESİ ile/||/<> EŞİTLİK DURUMU ile/||/<> EŞİTLİK EKİ ile/||/<> EŞİTLİK HÂLİ ile/||/<> FIRSAT EŞİTLİĞİ ile/||/<> GÜN TÜN EŞİTLİĞİ
( İki veya daha çok şeyin eşit olması durumu müsavilik uygunluk müsavat muadelet Kanunlar yönünden insanlar arasında ayrım bulunmaması durumu Bedensel ruhsal başkalıkları ne olursa olsun insanlar arasında toplumsal ve siyasi haklar yönünden ayrım bulunmaması durumu )
- EŞİTLİK DURUMU ile/||/<> EŞİTLİK HÂLİ
- EŞİTLİK EKİ ile/||/<> EŞİTLİK EKİ
( Derleme gibilik eki görelik eki Sözcüğe gibi göre anlamı katan ek Türkçede bu kavramları ce ve si ekleri verir Bence bence insanca insanca aptalca aptalca erkekçe erkekçe çocuksu çocuksu vb Adlarda ve ad soylu sözlerde eşitlik derecesi gösteren ek Türkçede bunun için ÇA sI sU ÇIlAp TI TU ekleri kullanılmış ve kullanılmaktadır Ayrıntı için eşitlik derecesi eşitlik durumu Azerbaycan Türkçesi bänzätmä goşması Türkmen Türkçesi ekvativ goşulması Gagauz Türkçesi ekvativ afiksi benzeşmä afiksi Özbek Türkçesi oxşatiş qoşimçasi Uygur Türkçesi tänläştürmäkeliş qoşumçisi Tatar Türkçesi oxşaşlandıru quşımçası çağıştıru quşımçası Başkurt Türkçesi ekvativ affiksi oqşaşlıq yalğawı teňleşdiriwçü koşumça Krç Malk teňleşdiriw affiks uşatıw affiks Nogay Türkçesi teňlestîrüw kosımşası Kazak Türkçesi ekvativ jurnak Kırgız Türkçesi salıştıruu müçösü ekvativ afiksi Alt tüňdeştirükojulta Hakas Türkçesi tööylezîs hozımı Türkçesi oşkaşlık affiksi Rusça ekvativnıyaffiks affiks upodobleniya )
( EQUATIVE )
( ÉQUATIF )
( ÄQUATIVUS )
- EŞİTLİK/MÜSAVAT[Ar. < MUSĀVĀT] ile/||/<> EŞİT/MÜSAVİ[Ar. < MUSĀVĪ]
- EŞİTLİK ile/ve/değil/||/<>/< EŞİTLEYEN
- EŞİTLİK ile/ve/||/<>/> FIRSAT EŞİTLİĞİ
- EŞİTLİK ile/ve/değil/||/<> FIRSAT/OLANAK/KOŞULLAR EŞİTLİĞİ
- EŞİT/LİK ile/ve/değil/||/<>/< ORTAK/LIK
- EŞİTLİK ve/=/||/<>/>/< SAVAŞÇILARI
( Özellikle hukuk mantığı ve tarihi açısından, "Eşitlik Savaşçısı[On The Basis of Sex]"'nı izlemenizi öneririz... )
(
)
- EŞİTSİZLİK ile/ve/||/<>/> BAŞKALDIRI
- EŞİTSİZLİK ile/||/<> EŞİTLİK
( Eşitsizlik <,>, eşitlik = ilişkisidir )
( Formül: x>3 İLE x=3 )
- EŞİZ | İZOMER[Fr. < İSOMÈRE] ile/||/<> İZOMETRİ
( (Yun. isos: eş; meros: parça) Aynı çeşit ve sayıda atoma sahip fakat atomların düzenlenmesi, fiziksel ve kimyasal özellikleri farklı iki ya da daha fazla kimyasal bileşikten biri. @@ Aynı çeşit ve sayıda atoma sahip fakat atomların düzenlenmesi, fiziksel ve kimyasal özellikleri farklı iki veya daha fazla kimyasal bileşikten biri. @@ Aynı çeşit ve sayıda atoma sahip fakat atomların düzenlenmesi ve fiziksel özellikleri farklı iki veya daha fazla bileşik. @@ )
( ISOMER | ISOMETRY~ISOMETRY )
( ISOMÈRE | ISOMETRIE~ISOMETRIE | ISOMÉTRIE )
( ISOMER | ISOMETRIE~ISOMETRIE )
( ISOMERO~ISOMETRIA )
( ΙΣΟΜΕΡΈΣ / ισομερές~ΙΣΟΜΕΤΡΊΑ / ισομετρία )
- EŞİZ | İZOMER ile/||/<> İZOMER ile/||/<> İZOMER[Fr. < ISOMÈRE]
( isos eş meros parça Aynı çeşit ve sayıda atoma sahip fakat atomların düzenlenmesi fiziksel ve kimyasal özellikleri farklı iki ya da daha fazla kimyasal bileşikten biri Aynı çeşit ve sayıda atoma sahip fakat atomların düzenlenmesi fiziksel ve kimyasal özellikleri farklı iki veya daha fazla kimyasal bileşikten biri Aynı çeşit ve sayıda atoma sahip fakat atomların düzenlenmesi ve fiziksel özellikleri farklı iki veya daha fazla bileşik )
( ISOMER | ISOMETRY )
( ISOMÈRE | ISOMETRIE )
( ISOMER | ISOMETRIE )
( ISOMERO )
( ΙΣΟΜΕΡΈΣ / ισομερές )
- EŞKÂL[Ar. < EŞKĀL] ile/değil/yerine/=/||/<> BİÇİM | KILIK
( Dıştan görünüş biçim kılık )
- ESKALATÖR ile/||/<> MOVING STAIRCASE[İng.] ile/||/<> ESCALIER ROULANT[Fr.] ile/||/<> YÜRÜYEN MERDİVEN
( yapımcılık İnip çıkmayı sağlamak amacıyla geçit büyük bağaza vb yerlerde kullanılan mekanik düzenle çalışan merdiven )
( MOVING STAIRCASE )
( ESCALIER ROULANT )
- EŞKAL-İ MÜTEŞÂBİHE ile/||/<> FIGURES SEMBLABLES[Fr.] ile/||/<> BENZER ŞEKİLLER
( matematik )
( FIGURES SEMBLABLES )
- ESKATOLOGYA[Yun. < ] ile/değil/yerine/=/||/<> ESKATOLOGYA
( İnsanın ve dünyanın sonunu öbür dünyayı anlatmaya çalışan tanrı bilimi kolu )
- ESKATOLOJİK ile/ve/||/<>/> ONTOLOJİK
- EŞKENAR DÖRTGEN ile/||/<> EŞKENAR DÖRTGEN
( 65 Eşkenar dörtgen bütün kenarları olan dörtgendir Şekil 35 Şekil 36 85 Eşkenar dörtgeni Eşkenar dörtgenin alanı onun iki köşegeninin çarparığının yarsına eşittir Misal Köşegenleri 10 metre ve 6 metre uzunluğunda bulunan bir eşkenar dörtgende 10 un 6 ile çarparığı olan 60 ın yarısı alınırsa elde edilen 30 metre kare bu eşkenar dörtgenin alanı olur )
- EŞKENAR DÖRTGEN ile/||/<> EŞKENAR ÜÇGEN
( Kenarları eşit olan )
- EŞKENAR ÜÇGEN ile/||/<> ...
( 52 Eşkenar üçgen üç kenarı birbirine eğiş olan üçgendir Böyle bir üçgenin iki açısı eşittir Şekil 29 )
- EŞKENAR ile/||/<> İKİZKENAR
( Eşkenar tüm kenarlar, ikizkenar iki kenar eşittir )
( Formül: 3 eşit İLE 2 eşit )
- ESKİ ÇAĞ ile/ve/||/<>/> ANTİK ÇAĞ ile/ve/||/<>/> ORTA ÇAĞ ile/ve/||/<>/> YENİ ÇAĞ
( Eski zamanlarda başlayıp yazının bulunuşuna kadar geçen süre. İLE/VE/||/<>/> Eski Yunan ve Roma uygarlıklarının gelişip yayıldığı çağ. İLE/VE/||/<>/> Batı Roma İmparatorluğu'nun çöküşünden [476] 1453'e ya da 1492'ye kadar süren çağ. İLE/VE/||/<>/> Orta Çağın bitiminden [1453 ya da 1492'den] Fransız İhtilali'ne [1789] kadar süren çağ. )
- ESKİ EŞYA ve/||/</<> ESKİ DÜŞÜNCE
( At! VE/||/<> At! )
- ESKİ KÖYE, YENİ ÂDET GETİRMEK ve/değil/yerine/||/<> EZBER BOZMAK
- ESKİ TERİM İLÂVE, ZEYL, LAHİKA | EK ile/||/<> EK
( 1 Bir yapıttaki bilgiyi tamamlamak daha eksiksiz olmasını sağlamak amacıyla sonradan çıkarılan kitap 2 Metin içinde verilmesi yersiz görülen tablo çizim sayılama vb bilgiyi metnin ya da yapıtın arkasında ayrıca gösteren bölüm biyoloji Sözcük türetmek veya sözcüğün görevini belirtmek için kullanılan biçim verici ses ya da sesler Evci evci evcil evcil evli evli evlenmek evlenmek eve eve evden fevden evde evde evim evim vb Bir kelimeye eklenerek ona yeni bir değer veya yeni bir görev veren öğe ön ek iç ek son ek Cümle içinde kelimeler arasında geçici anlam ilişkileri kurmak veya yeni bir kelime türetmek üzere kök ve gövdelerin sonuna eklenen ses veya seslerden oluşan öge Dünya dillerinde ekler kelimedeki eklenme yerlerine göre ön ek iç ek ve son ek olmak üzere üç türlüdür Türkçedeki eklerin hepsi de son ek türündedir Ekler görevleri bakımından çekim ekleri ve yapım ekleri olmak üzere ikiye ayrılır çekim eki yapım eki Azerbaycan Türkçesi şäkilçi Türkmen Türkçesi goşulma affiks Gagauz Türkçesi afiks Özbek Türkçesi qoşimça affiks Uygur Türkçesi qoşumçä Tatar Türkçesi quşımça Başkurt Türkçesi yalğaw affiks koşumça affiks Krç Malk affiks calgaw Nogay Türkçesi kosımşa affiks Kazak Türkçesi kosımşa jurnak affiks Kırgız Türkçesi müçö Alt gojulta Hakas Türkçesi hozım Tuva Türkçesi kojumak Türkçesi affiks Rusça affiks )
( SUPPLEMENT, APPENDIX | AFFIX | APPENDIX | ATTACHMENT )
( ANNEXE | AFFIXE )
( AFFIX )
- ESKİ ile/ve/||/<>/< ESKİMEYEN ESKİ
- ESKİ ile/ve/||/<> YAŞLI
- ESKİDEN ile/||/<> GEÇMİŞTE
- ESKİME ile/||/<> ESKİME
( 1Bir yapının toplumsal işlevsel ve sağlamlık yönlerinden yeni olmaktan çıkmasını sağladığı yararların azalmasını ya da yok olmasını içeren süreç 2 Yapı birimleri bu nitelikleri kazanan bir komşuluğun içine girdiği varsayılan yıpranma süreci 1 Fiziki yıpranma veya aşınmaya bağlı olmaksızın bir malın ömrünün iktisadi teknolojik ya da başka bir dışsal değişme dolayısıyla kısalması 2 battallaşma )
( DILAPIDATION | OBSOLESCENCE )
( DÉGRADATION )
( BESCHAEDIGUNG, ABNÜTZUNG, VERSCHLEISS )
- ESKİMEK ile/||/<> ESKİLEŞMEK
- ESKİMEK ile/değil/yerine/=/||/<> YIPRANMAK | YAŞLANMAK
( Eski duruma gelmek eskileşmek köhnemek yıpranmak Gözden düşmek değeri kalmamak yaşlanmak )
- EŞKİN ile/||/<> ATIN BİR TÜR HIZLI YÜRÜYÜŞÜ
( atın bir tür hızlı yürüyüşü eş kin eki Türkçe eş kökünün Orta Türkçeden başlayarak kullanıldığını biliyoruz Yerel ağızlarda eş hareket etmek yola çıkmak olarak kalmıştır )
- EŞKİNCİ ile/||/<> ...
( 1 Savaşa giden eyalet askeri 2 II Mahmut zamanında batılı yöntemlerle eğitilmek üzere kurulan askerî örgüt )
- EŞKİNCİ ile/||/<> EŞKİNCİ BİRLİKLERİ
( Osmanlı sultanı ya da serdar ile savaşa giden ve ordunun vurucu gücünü oluşturan yeniçeri askerleri. İLE/||/<> II. Mahmut'un gönüllü yeniçerilerden kurduğu, yeni ordu. )
- ESKİV ile/||/<> TO EVADE ATTACK[İng.] ile/||/<> ESQUIVE[Fr.] ile/||/<> SAVMA
( Vücudu geriye ya da yana kaçırarak karşı yarışmacının saldırılarını etkisiz bırakma )
( TO EVADE ATTACK )
( ESQUIVE )
- EŞKİYA[Ar. < EŞḲİYĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> EŞKIYA
( Dağda kırda yol kesen hırsızlar haydutlar )
- ESKRİM ile/||/<> KILIÇ OYUNU
- ESKSTRAT, HULASA | ÖZÜT ile/||/<> ÖZÜT
( Sıkıştırma parçalama çözme vb yöntemlerle bulunduğu ortamdan ayrılan sıvı özdek metalbilim Özel süreçlerle töz ayrıştırılmış öğe hulâsa kimya Herhangi bir organ ve dokunun mekanik olarak parçalanmasıyla homojenizasyon elde edilen yapı Ekstrakt Özütleme süreçleri ile filizlerinden özütlenmiş olan element Bir maddenin özünü çıkarma özünü elde etme ekstrakt Azotsuz öz madde )
( EXTRACT | CONCENTRATE )
( EXTRAIT )
( EXTRAKT | EXTRACT )
( EXTRA: DIŞARDA )
- ESKÜLABİ[Fars. < EZ + Ar. KULLĀBĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> ÜSTÜ KAPALI
- ESLAF[Ar. < ESLĀF] ile/değil/yerine/=/||/<> ESLAF
( Bizden öncekiler geçmişler ahlaf karşıtı )
- EŞLEME ile/ve/||/<> EŞLEŞTİRME ile/ve/||/<> EŞİTLEME
- EŞLEME ile/ve/||/<>/> ROL DEĞİŞTİRME ile/ve/||/<>/> AYNA ile/ve/||/<>/> YARDIMCI TEKNİKLER
- EŞLENME ile/||/<> EŞLENME
( Güreşmek için alana çıkan güreşçilerden kimin kimle güreşeceğinin cazgır tarafından belirtilmesi ve birbiriyle güreşeceklerin el ele tutturulması Özdecik oluşumuna giren ayrı öğeciklerin eksicikilerinden birinin ya da birkaçının çiftler halinde eşlenerek bağlanmayı sağlamaları )
( PAIRING )
( PAIRAGE )
( PAARUNG )
- EŞLERİN ÖRTÜŞMEZLİĞİ AÇMAZI(PARADOKSU)'NDA:
LEIBNIZ ve GEOMETRİ ile/ve/||/<> EŞLER ve ÖRTÜŞMEZLİK ile/ve/||/<> YERLERİN, UZAYDA FARKLILAŞMASI(1768)
( IMMANUEL KANT )
- EŞ/LİK ile/ve/||/<> DOLANIK/LIK
- ESMA[Ar. < ESMĀʾ] ile/değil/yerine/=/||/<> ESMA
( esmayıhüsna esmayışerife Adlar )
- ESMÂ ile/ve/||/<> EŞRÂ/T
- ESMAHUSNA[Ar. < ESMĀ + ḤUSNĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> ESMAYIHÜSNA
( Allah ın her an her yerde ve her zerrede tecelli eden varlığını birliğini kâinat üzerindeki mutlak hâkimiyetini ve bütün yönleriyle erişilmez bir mükemmelliğe sahip bulunduğunu belirten en güzel adlar esmayışerife )
- ESMÂK-İ AZMİYE | KEMİKLİ BALIKLAR ile/||/<> KEMİKLİ BALIKLAR
( Çeşitli familyasına bağlı birçok tür asalak yassı solucanların arakonakçısı olarak önem kazanan balıklar takımı zooloji teleos tükel oston kemik Balıkların Pisces tükel ağızlılar Teleostomi alt sınıfından iskeletleri tüm olarak kemikleşmiş ktenoyit ya da sikloyit tipte pulları olan bazen kemik plâklarla örtülü her iki yanlarında dörder solungaç bulunan kuyruk yüzgeçleri homoserk olan bir takım İskeletleri az çok kemikleşmiş vücutlarında daima deriye gömülü olarak kozmoyit sikloyit ktenoyit veya ganoyit pullar bulunan hem çift hem de tek yüzgeçlere sahip bir sınıf )
( BONY FISHES )
( TÉLÉOSTÉENS )
( KNOCHENFISCHE )
( TELEOSTEA | TELEOSTEI | OSTEICHTHYES )
- ESMANI TAHİNE | AZI DİŞİ ile/||/<> AZI DİŞİ
( Besini öğütmeye yarayacak bir biçim almış olan diş Besini öğütmeye yarayacak bir şekil almış olan diş Büyük azı dişleri ve küçük azı dişleri gibi )
( MOLAR TOOTH | INCISOR | CANINE )
( DENT MOLAIRE | INCISIVE | DENT CANINE )
( BACKENZEHNE | BACKENZAHNE | SCHNEIDEZÂHNE | HUNDSZÂHNE )
( DENS MOLARIS )
( MOLARE )
( ΓΟΜΦΊΟΣ / γομφίος )
- ESMANI TAHİNE | AZI DİŞİ ile/||/<> KESİCİ DİŞ ile/||/<> KÖPEK DİŞİ
( Besini öğütmeye yarayacak bir biçim almış olan diş. @@ Besini öğütmeye yarayacak bir şekil almış olan diş. Büyük azı dişleri ve küçük azı dişleri gibi. )
( MOLAR TOOTH | INCISOR | CANINE~INCISOR~CANINE | CANINE TOOTH )
( DENT MOLAIRE | INCISIVE | DENT CANINE~INCISIVE~DENT CANINE | CANINE DENT )
( DENS MOLARIS~INCISIVUS~CANINUS )
( BACKENZEHNE | BACKENZAHNE | SCHNEIDEZÂHNE | HUNDSZÂHNE~SCHNEIDEZÂHNE | SCHNEIDEZÄHNE~HUNDSZÂHNE | ECKZÄHNE )
( MOLARE~INCISIVO~CANINO )
( ΓΟΜΦΊΟΣ / γομφίος~ΚΟΠΤΉΡΑΣ / κοπτήρας~ΚΥΝΌΔΟΝΤΑΣ / κυνόδοντας )
- ESMAYIŞERİFE[Ar. < ESMĀ + ŞERĪFE] ile/değil/yerine/=/||/<> ESMAYIHÜSNA
- EŞMEK ile/||/<> ...
( Askerin bir yerden bir yere ya da savaşa gitmesi )
- ESMER SU YOSUNLARI ile/||/<> KAVUŞUR SU YOSUNLARI ile/||/<> KIZIL SU YOSUNLARI
( Denizlerde tatlı ve durgun sularda genellikle su yüzeyinde yaşayan yaprak veya tel biçiminde tallı bitkiler alt şubesi algler )
- ESMER[Ar. < ESMER] ile/değil/yerine/=/||/<> ESMER
( esmer amber esmer buğday esmer küf esmer küfler esmer su yosunları esmer şeker esmer un barut esmeri Siyaha çalan buğday rengi Kurşuni renk Bu renkte olan Teni ve saçları karaya çalan koyu buğday rengi olan kimse karaca I yağız )
- ESMER ile/||/<> KARACA
( karaca darısı karaca kuruca karacaot )
- ESNA[Ar. < ES̱NĀʾ] ile/değil/yerine/=/||/<> ESNA
( Bir işin yapıldığı an sıra )
- ESNAF LONCASI ile/||/<> ESNAF LONCASI
( Esnafın örgütlenip kurduğu birlik lonca )
( GUILD, CORPORATION )
( CORPORATION )
( GILDE, KORPORATION )
( CORPORAZIONE )
( ΣΥΝΤΕΧΝΊΑ / συντεχνία )
- ESNAF LONCASI ile/||/<> FÜTÜVVET ile/||/<> LONCA
( Esnafın örgütlenip kurduğu birlik. @@ bk. lonca )
( GUILD, CORPORATION~...~GUILD, CORPORATION | GUILD )
( CORPORATION~...~CORPORATION )
( ...~...~COLLEGIUM )
( GILDE, KORPORATION~...~GILDE, KORPORATION )
( CORPORAZIONE~...~LOGGIA )
( ΣΥΝΤΕΧΝΊΑ / συντεχνία~...~ΣΥΝΤΕΧΝΊΑ / συντεχνία )
- ESNAF[Ar. < EṢNĀF] ile/değil/yerine/=/||/<> ESNAF
( esnaf ağzı esnaf loncası Küçük sermaye ve zanaat sahibi artizan Başlıca düşüncesi mesleğinin bütün inceliklerinden yararlanıp bunları karşısındakinin zararına kullanarak ve meslekte kötü örnek oluşturarak çok para kazanmak olan kimse )
- ESNAF[Ar.]/ARTİZAN[Fr. < ARTISAN] ile/ve/||/<> EŞRAF
( Küçük sermaye ve zanaat sahibi. | Başlıca düşüncesi, mesleğinin tüm inceliklerinden yararlanıp bunları karşısındakinin zararına kullanarak ve meslekte kötü örnek oluşturarak çok para kazanmak olan kişi. İLE/VE/||/<> Bir yerin zenginleri, ileri gelenleri, sözü geçenleri. )
- ESNANI KATIA | KESİCİ DİŞ ile/||/<> KESİCİ DİŞ
( Besini kesmeye elverişli olan diş Besini kesmeye elverişli olan ön dişler )
( INCISOR )
( INCISIVE )
( SCHNEIDEZÂHNE | SCHNEIDEZÄHNE )
- ESNANI KELBİYE | KÖPEK DİŞİ ile/||/<> KÖPEK DİŞİ
( Kesici dişlerin yanında bulunan ve besini parçalamaya yarayan sivri dişler Alt ve üst çenede kesici dişlerin iki yanınada bulunan ve besini parçalamaya yarayan sivri dişler )
( CANINE | CANINE TOOTH )
( DENT CANINE | CANINE DENT )
( HUNDSZÂHNE | ECKZÄHNE )
- ESNEK | ELASTİK[Fr. < ÉLASTIQUE] ile/||/<> ...
( ÉLASTIQUE )
- ESNEK/ELASTİK[Fr. < ÉLASTIQUE] ile/||/<> ESNEK/ELASTİKİ[Fr. < ÉLASTIQUE + Ar. -Ī] ile/||/<> ESNEKLİK/ELASTİKİYET[Fr. < ÉLASTIQUE + Ar. -IYYET]
- ESNEKLİK | ELASTİSİTE | ELASTİKLİK | ELASTİKİYET ile/||/<> ELASTİKİYET ile/||/<> ESNEKLİK
( esneklik Yapağının gerildikten sonra tekrar önceki pozisyonuna veya uzunluğuna geri dönebilme yeteneği Yumrukoyuncusunun vücut esnetme yeteneği Bir dış kuvvet etkisi ile biçimi değişen ağacın etki kalkınca kendiliğinden doğal biçimine gelmesi özelliği Kişi ya da denek hayvanının değişen durumlar karşısında davranışlarını değiştirmekte gösterdiği yetenek Sınıflamada bina yapımında ya da benzeri bir çalışmada sonradan duyulacak gereksemeler için önceden göz önünde bulundurulan olanak Özdeğin uygulanan kuvvet kaldırıldıktan sonra tikel olarak ya da tümüyle başlangıç biçimini alabilme özelliği Bir gözlemci ya da gözlem aracının değişen durumlara çeşitli koşullara uyabilme yeteneği 1 fizik Basınç etkisiyle biçim bozukluğuna ve değişime uğramış nesnelerin ilk biçim ya da oylumlarına az da olsa dönebilmeleri özelliği 2 dericilik Bir derinin geriIebilme ve gerilme sırasında aldığı biçimi koruma özelliği Kuvvetle orantılı olarak uzayıp kısalma durumu Bir cismin kuvvet etkisiyle uzunluk oylum ya da biçimce değişikliğe uğraması ve kuvvet kalkınca başlangıç biçim ve boyutlarını yeniden bulması özelliği fizik Bir fonksiyonel ilişkide diğer bağımsız değişkenler sabitken bağımsız bir değişkendeki yüzde değişmenin bağımlı değişkende yarattığı yüzde değişmeyi ölçen yani bağımlı değişkendeki oransal değişmenin bağımsız değişkendeki oransal değişmeye oranı biçiminde ifade edilen duyarlılık katsayısı Esnek olma özelliği )
( ELASTICITY )
( ÉLASTIQUE )
- ESNEKLİK ve/||/<>/> SAĞLAMLIK/GÜÇ ve/||/<>/> BİLGELİK/İRFAN/HİKMET
( Çocuk gibi. VE/||/<>/> Demir gibi. VE/||/<>/> Bilge gibi. )
- ESNEME ile/ve/||/<> ESNEME
( Ağızla olan. İLE/VE/||/<> Gövdemizle olan. )
- ESOPHORİE[Fr. < ÉSOPHORIE] ile/değil/yerine/=/||/<> EZOFORİ
( İki gözde görme bozukluğu )
- ÉSOTÉRIQUE[Fr.] ile/||/<> EZOTERİK[Fr.]
( Belirli bir insan topluluğunun dışında kimseye bildirilmeyen yalnızca sınırlı dar bir çevreye aktarılan her türlü bilgi öğreti Bâtıni içrek dışrak karşıtı Bu sır ten Mısır a Mısır dan Eleusis e sonra da aziz Yuhanna ile Paulus un malumu olan ezoterik bir İncil e geçmiştir Cemil Meriç Bir Dünyanın Eşiğinde 54 )
- ÉSOTÉRISME[Fr.] ile/||/<> EZOTERİZM[Fr.]
( Bâtınilik İslam ezoterizm batınilik mistisizmle hiç alakası yoktur Peyami Safa Türk İnkılâbına Bakışlar 131 )
- ESPACE[Fr. < ESPACE] ile/değil/yerine/=/||/<> ESPAS
( Basımcılıkta bir kelimenin harflerini ayırmak için kullanılan harflerden daha kısa ve küçük metal çubuk aralık )
- ESPADRİLLE[Fr. < ESPADRILLE] ile/değil/yerine/=/||/<> ESPADRİL
( Üstü keten tabanı ipten örme ayakkabı )
- ESPAGNOLETTE[Fr. < ESPAGNOLETTE] ile/değil/yerine/=/||/<> İSPANYOLET
( ispanyolet kilit Pencere kanatlarını kapadıktan sonra sürgülemeye yarayan ve ortasında her iki yana işleyen tutacak yeri bulunan uzun demir sürgü )
- ESPERANTO[İt. < ESPERANTO] ile/değil/yerine/=/||/<> ESPERANTO
( Polonyalı doktor L Zamenhof tarafından bütün milletlerce kullanılmak için de hazırlanmış dil bilgisi on altı kurala dayanan bir yapma dil )
- ESPERİ ile/||/<> BİR TÜR DOĞAN
( bir tür doğan Yerel ağızlarda ispir av kuşu olarak kullanılan bir çeşit yırtıcı kuş olarak da kullanılır Evliya Çelebide ispiri olarak geçer Dankoff EÇGlossary 47 Arapça Suriye esbîr faucon dressé pour la chasse aux oiseaux biçiminin Türkçeden kalma bir alıntı olduğu anlaşılıyor )
- ESPİON[Fr. < ESPION] ile/değil/yerine/=/||/<> İSPİYON
( Birinin sırlarını davranışlarını düşüncelerini gözleyip başkalarına bildirerek çıkar sağlama ispiyonlama gammazlama )
- ESPİYONAJ[Fr. < ESPIONNAGE] ile/değil/yerine/=/||/<> CASUSLUK
- ESPRESSİVO[İt. < ESPRESSIVO] ile/değil/yerine/=/||/<> ESPRESSİVO
( Duygulu içten olan )
- ESPRESSO[İt. < ESPRESSO] ile/değil/yerine/=/||/<> ESPRESSO
( Kaynatılarak koyu kıvamlı duruma getirilen sert İtalyan kahvesi )
- ESPRESSO/ESPRESSO[İt. < ESPRESSO] ile/||/<> KAPUÇİNO/CAPPUCCİNO[İt. < CAPPUCCINO] ile/||/<> İNSTANT COFFEE/İNSTANT COFFEE[İng. < INSTANT COFFEE]
( Kaynatılarak koyu kıvamlı duruma getirilen sert İtalyan kahvesi )
- ESPRİ/Sİ" ile/ve/değil/||/<>/< BAĞLAM/I
- ESPRIT[Fr.] ile/||/<> ESPRİ[Fr.]
( 1 İnce anlamlı düşündürücü ve şakalı söz nükte Esprileri salon veya kahve köşelerinde kalır Peyami Safa 20 Asır Avrupa ve Biz 204 Süleyman Nazif in şu espri si ne kadar yerindedir Necip Fazıl Kısakürek Sultan Vahidüddin 55 Aman Gene espriler başladı Sabahattin Ali İçimizdeki Şeytan 40 İsterseniz ucuz bir espriyle şöyle diyebiliriz Aziz Nesin Az Gittik Uz Gittik 135 Sürücü seçtiği sözün kendisine uygun bir zekâ düzeyi bir espri gücü bir karakter özelliği taşımasını istiyor Enis Batur Kum Saatinden Harfler 170 Esprisi humor a dayalı olsun Tomris Uyar Yüzleşmeler 78 Galiba mimar Zenon zamanında yaşasaydı hoparlöre hiç ihtiyaç kalmayacaktı diye bir espri yaptım Oğuz Özdeş Şebnem 115 Karadenizlilerin espriye olan düşkünlüğü dikkatlerinden kaynaklanıyor olsa gerek Füruzan Yeni Konuklar 218 Espri gücün kalmamış Refik Halid Karay Ekmek Elden Su Gölden 135 Herhangi bir kadın ile erkek gibi bol espri yapmaya dikkat ederek ama birbirimizi fazla zora koşmayarak konuşmaya koyulduk Pınar Kür Bir Cinayet Romanı 24 Anlaşılan espriler dışında olumlu bir şey yok Oğuz Atay Günlük 200 Çok konuşan ucuz esprilerle ilgi çekmekten hoşlanan biraz muzip bir İstanbul çocuğu Cemil Meriç Jurnal 2 257 Prof Mehmet Ali Özeken espriden hoşlanan sevimli bir hocaydı Fethi Naci Dünya Bir Gölgeliktir 43 Şakalarına espri anlayışlarına nasıl ağız uyduracağım İnci Aral Yeni Yalan Zamanlar 186 2 Yazıda resimde sözde ve davranışta ince derin anlam nükte Ne kadar saldırganlaştın son zamanlarda Küçük bir espriyi bile hazmedemiyorsun Adalet Ağaoğlu Üç Beş Kişi 33 Çizgisinin yanı sıra espriye dayalı altyazıya da önem vermiştir Yakup Kadri Karaosmanoğlu Gençlik ve Edebiyat Hatıraları 75 Avrupa esprisi zihniyeti kültürü ve medeniyeti idi Peyami Safa Din İnkılâp İrtica 107 Kuzeyde daha çok Pazar ekonomisi hür teşebbüs esprisi egemen güneyde öyle mi ya kamulaştırılmış kurumlar mı ararsın kamu sektörü mü ararsın müdahaleci Pazar ekonomisi mi ararsın hepsinden birer tutam bulmak olası Attila İlhan Batının Deli Gömleği 23 Bunun dışında yazanların hemen ekserisi şiiri esprilerde arayan yanlış anlayışlara kurban giden bir kısmı da kasıtlı olarak şiiri bozmaya şiirden gayrı her şeye benzetmeye çalışanlardır Nurullah Ataç Dergilerde Deneme 218 Bizde yeni olan lirizm espri yahut da sembolizm değil bilakis edebiyatın bu kıymetlerini takdir eden görüştür Yahya Kemal Edebiyata Dair 35 Espriyi anlamayanlar için bir kere de büyük tapınağı gezdirirken anlatacağım Oğuz Atay Korkuyu Beklerken 142 )
- ESPRİT[Fr. < ESPRIT] ile/değil/yerine/=/||/<> ESPRİ
( soğuk espri İnce anlamlı düşündürürken güldüren söz Bir konunun asıl anlamı nükte )
(1996'dan beri)