DÖRT(4) YAZAÇLI SÖZCÜKLER
- MÜCESSEM[Ar.] değil/yerine/= BELİRMİŞ OLAN
- MÛCÎ[Ar. < VECÂ] ile MÛCİ'[Ar. < VECA]
- MU'CİB[Ar. < ACEB] ile MÛCİB[Ar. < VÜCÛB] ile MÜCÎB[Ar. < CEVÂB]
- MÛCİBE[İCAB] ile SÂLİBE[SELB]
- MÛCİBUN Bİ'Z-ZÂT ile/ve FAİL-İ MUHTAR, KÂDİR-İ MUTLAK
- MÜCİDD[Ar. < CİDD] ile MÛCİD[Ar. < VÜCÛD] ile MÜCÎZ[Ar. < İCÂZET] ile MÛCİZ[Ar. < VECZ, VÜCÛZ]
- MÛ-ÇÎNE[Fars.] ile ...
- MUCİZE:
OLAĞANÜSTÜ değil ÂCİZ BIRAKAN
- MUCİZE değil/yerine KALB-İ SELÎM
- MÜCMEL[Ar.] değil/yerine/= KISA VE ÖZLÜ
- MÜCTEBÂ[< CEBY] ile ...
- MÜÇTEHED[Ar. < TECRİBE] ile MÜCTEHİD[Ar. < CEHD]
- MÜCTEHİD[< CEHD]["MÜŞTEHİT/MÜŞTEHİD" değil!]
- MÜDAHALENİN MENİ değil/yerine/= ELATIMIN ÖNLENMESİ
- MÜDÂRÂ[Fars.] ile MÜDÂMELE[Ar. < DEVÂ]
- MÜDÂRÂ[Fars.] ile MÜDÂVÂ/T[Ar. < DEVÂ]
- [ne yazık ki]
MÜDÂRÂ[T][< DERY] ile İKİYÜZLÜLÜK | YÜZE GÜLME, DOST GİBİ GÖRÜNME
- MÜDÂVÂ/T[Ar. < DEVÂ] ile MÜDÂVÎ[Ar. < DEVÂ]
- MÜDÂVELE[Ar. < DEVLET] ile MÜDÂVERE[Ar. < DEVR]
- MÜDD ile MÛD[Fars.]
- MÜDDAHAR[Ar. < DUHR] ile MÜDDAHİR[Ar. < DUHR]
- MÜDDEÂ[DA'VÂ] ile MÜDDEÎ[Ar. < DA'VÂ]
- MÜDDEÎ[Ar. < DA'VÂ] ile MÜDDÎ[Ar.]
- MÜDDEÎ-İ UMÛMÎ[Ar.] değil/yerine/= SAVCI
- MÜDDET-İ İDDET:
BOŞANMIŞ ile DUL ile GEBE
- MÜDEVVER[Ar. < DEVR] ile MÜDEVVİR[Ar. < DEVR]
- MÜDGAM[< DAĞM] ile ...
- MÜDHAL[Ar. < DAHL] ile MÜDHAR[Ar.]
- MÜDHAL[Ar. < DAHL] ile MÜDHİL[Ar.]
- MÜDHİL[Ar. < DAHL] ile MÜDHİR[Ar.]
- MÛDİ'[Ar. < VED] ile MUDÎ/E, MUZÎ'[Ar. < ZİYÂ]
- MÛDİ/MÜSTEVDİ değil/yerine/= SAKLATAN
- MÜDÎR[Ar. < DEVR | çoğ. MÜDÎRÂN] ile MÜDİRR[Ar. < İDRAR]
- MÜDN[< MEDÎNE] ile ...
- MÜDÜR/İYET değil/yerine/= YÖNETÇİ/LİK
- MÜEBBET ile AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET
- MÜEBBET[Ar.] değil/yerine/= SONU OLMAYAN, YAŞAM BOYUNCA
- MÜECCEL[Ar. < ECEL] ile MÜECCİL[Ar. < ECEL]
- MÜEDDEB[Ar. < EDEB] ile MÜEDDİB[Ar. < EDEB]
- MÜEDDEP[Ar.] değil/yerine/= USLU, TERBİYELİ
- MÜELLEFÂT-I SEBÂ ve/||/<>/= ALTI ASKI[ŞİİR VE ŞAİR]
- MÜESSER[Ar.] ile MÜESSİR[Ar. < ESER]
- MÜESSES[Ar. < ESÂS] ile MÜESSİS[Ar. < ESÂS | çoğ. MÜESSİSÎN]
- MÜESSİR FİİL değil/yerine/= DOKUNÇLU EYLEM
- MÜESSİS[Ar. < ESÂS] değil/yerine/= KURAN, TEMEL ATAN | KURAN, KURUCU
- MÜEZZİN[< EZAN] ile ...
- MÜFÂD[< FEVD] ile MÜFÂZ[< FEYZ]
- MÜFÂREZE[Ar.] ile MÜFÂRIK[Ar. < FARK] ile MÜFERRAK[Ar. < FARK]
- MÜFERRİD[Ar. < FERD] ile MÜFERRİT[Ar. < FART]
- MÜFERRİG[Ar.] ile MÜFERRİK[Ar. < FARK]
- MÜFESSER[Ar. < FESR] ile MÜFESSİR[Ar. < FESR | çoğ. MÜFESSİRÎN]
- MÜFETTEL[Ar. < FETL] ile MÜFERRİK[Ar. < FETİL]
- MÜFETTİH[< FETH]:
FETH EDEN, AÇAN, AÇICI
- MÜFRED ile/ve TESNİYE ile/ve CEM'İ
- MÜFREZE[Ar. < FERZ] ile MÜFRİZ[Ar.] ile MÜFTERİK[Ar. < FARK]
- MÜFRİD[Ar. < FERD] ile MÜFRİT/E[Ar. < FART]
- MÜFTERÎS[Ar. < FERS] ile MÜFTERİS[Ar.] ile MÜFTERİŞ[Ar.]
- MUGANNÎ[Ar. < GINÂ][Fr. CHANTEUR] değil/yerine/= ŞARKICI
- MUGAYYEBÂT[< GAYB] ile ...
( KIYAMETİN KOPACAĞI ZAMAN, YAĞMURUN YAĞACAĞI ZAMAN | ANA KARNINDA OLANLAR | ERTESİ GÜN BAŞA NE GELECEĞİ | İNSANIN NEREDE ÖLECEĞİ )
- MUHABBET ve KARŞILIKLI RIZÂ
- MUHABBET ile MUHABBET KUŞU ile MUHABBET ÇİÇEĞİ ile MUHABBET TELLALI ile MUHABBET TELLALLIĞI ile MUHABBET ÇİÇEĞİGİLLER
- MUHABBETİN/AŞKIN DERECELERİ'NDE:
MEYL ile/||/<>/> ARZU ile/||/<>/> SAHÂBET ile/||/<>/> GARÂM ile/||/<>/> VEDÂD ile/||/<>/> ŞEGAF ile/||/<>/> TEFÎN ile/||/<>/> TEABBÜD ile/||/<>/> HULLET ile/||/<>/> IŞK
Muhabbeti; sevgi, aşk, sevdâ, dostluk, bağlılık, sohbet, yârenlik etmek anlamlarında kullanıyoruz. Birini sevdiğimizde ona muhabbet besleriz. Sevdiğimizle oturup konuştuğumuzda muhabbet etmiş oluruz. Bir erkek ile bir kadının birbirini tanımasına ve sevmesine vesile olanlara "muhabbet tellâlı" deriz. Ama konu tasavvuf olunca sözcük farklı anlamlar kazanmaya başlar.
Eskiler, muhabbeti, şiddetine göre on dereceye ayırmış. Öncesi ilgi duymak, sonrası muhabbetin şiddetiyle yok olmak olan muhabbet olmaz ise yolculuk da olmaz. Sırayla açıklayalım...
1. MEYL: Sözlükte bir yöne doğru yönelmek, eğilmek, eğik duruma gelmek anlamı verilmiş. Biz ise birine ya da bir şeye yönelmek, sevgi, ilgi göstermek, istek ve arzu duymak anlamlarında kullanıyoruz. Tasavvufta yolun en başındakilere muhib deriz. Muhib, ilgi duyan kişidir. Yolun başı ise ilgi duymaktır. O yüzden;
Âşık oldur kim kılar cânın fedâ cânânına
Meyl-i cânân itmesin her kim ki kıymaz cânına
(Fuzûlî)
İlgi duymaya başladığımız anda yolculuğumuz başlar. Çünkü meyl ile başlayan yolculuğun sonu bu uğurda canını vermektir.
2. ARZU: Meyl, irâdeye yükselirse arzu adını alır. İrâdeye yükselmesi ise yâri istemek ile olur. Ama bunun da bir bedeli vardır.
Cân la’lin eyler arzû yâr içmek ister kanımı
Yârâb ne vâdîdir bu kim cân teşne cânân teşnedir
(Bâkî)
3. SAHÂBET: Benimseyip koruma, kayırma suretiyle sâhiplenme, sâhip çıkma anlamlarında kullandığımız sözcük, Arapça olmasına karşın anlamını Türkçe'de kazanmış. Kişinin arzu ettiği kişiye karşı, gönlünden bir akış, bir eğilim peyda olması sonucunda da korumaya, sahiplenmeye başlar.
4. GARÂM: Olağanüstü sevgi, şiddetli arzu ve iştiyâk, büyük aşk anlamına gelen garâm, sevginin gönle âdeta yapışmasıdır.
Cenap Şehabeddin;
Uyan ey bister-i sînemde yatan tıfl-ı garâm
derken âşık olmaya başladığını ya da âşık olmak arzusunu dile getiriyordu.
5. VEDÂD: Sevgi, dostluk, muhabbet anlamlarına gelen vedâd, muhabbetin saf ve katıksız durumu. Gönülden öteki eşya ve kişilere olan ilginin atılması durumu. Aynı sözcükten türeyen vedûd ise “Kullarını çok seven, onları lûtfa, ihsâna gark eden; sevilmeye lâyık ve müstahak yalnız kendi olan” anlamında Allah’ın adlarındandır.
6. ŞEGAF: Sevginin kalbi istilâ etmesi, aşırı sevgi, mecnûnca, çılgınca sevme. Kalp, sevilen şey dışındakilerden temizlenince bu sefer sevgi coşmaya başlar, kalbin tamamını fetheder, istilâ eder.
7. TEFÎN: Örümcek ağı demek olan tefîn, aşkın bir üst derecesi. Kalbin her yanını istilâ eden sevgi, kalpten taşmaya başlar. Kalpten taşmaya başlaması ise kontrolün aşk sahibinin elinden çıkıp aşkın eline geçmeye başlamasıdır. Öyle ki aşk, örümceğin ördüğü ağ gibi kişinin her tarafını kapsar, örer, onu âdeta sıkı sıkı bağlar.
8. TEABBÜD: Kul köle olmak, tapınmak anlamındaki teabbüd, kişinin artık aşkın elinde oyuncak olduğu haldir. Bu durumdaki âşığı, Hayretî şöyle anlatır:
Gam yeriz kan yutarız kûşe-i mihnette müdâm
Sanma biz kevser-i cennât-ı naîmin kuluyuz
9. HULLET: Gerçek dostluk anlamındaki hullet, sevgiliden başka kimsenin kalmadığı durumu açıklamak için kullanılır. Hullette iki özellik bulunur. Biri sadâkât yani doğruluk, öteki de samimiyet. Aşkın sondan bir önceki durumudur. Artık aşkın gerçek olduğundan, heves ya da yanılsama olmadığından emin olunmuştur.
10. IŞK: Muhabbetin en son hali ve en aşırı derecesidir. Halkanın tamamlandığı son zincir. Zât, sıfata meylettiğinde, kalpte ortaya çıkarak tüm damarlarda akıp tüm organlara yayılan aşırı muhabbet. Hallâc’ın her tarafı kesildiğinde, kanının yerlere Allah Allah diyerek akmasının nedeni de Züleyha’nın kanının Yusuf diye diye akmasının nedeni de budur. Işk öyle bir durumdur ki kişinin nazarında, sevdiğinden başka bir şey olmaz ve tüm ilgisini sevdiğine gösterir. Sadece gözleriyle ve gönlüyle değil baştan ayağa tüm âzâsıyla sevdiğini müşâhede eyler.
Tasavvuf, meyl ile başlayıp ışk ile biten bir yolculuktur. O yüzden,
Muhabbet bir kef-i Dâvud’dur pûlâdı mûm eyler
(Suzî-i Prizrenî)
ve
Muhabbet öyle bir sırdır ki bin setr et nihân olmaz
(Îzzet Molla)
Işk sahipleri nerede olursa olsun hemen bilinir.
Son sözü de Fuzûlî söylesin:
Aşk imiş her ne vâr âlemde
Muhabbetiniz daim, aşkınız bâkî ve dâim olsun.
İsmail Güleç (Prof.Dr.) | www.ismailgulec.net )

6. Basamak: Aşkın kendine duyulan aşktır. Kişi, güzelliği kendi biçiminde görür ve aşkın güzelliğini olduğu gibi sever. Her özel ve güzel olan, bu biçimle bağlantısı nedeniyle güzeldir.
5. Basamak: Genel olarak bilgiye duyulan aşktır.
4. Basamak: Yasalara ve kurumlara duyulan aşktır.
3. Basamak: Nefs sevgisidir. Bu, fiziksel özelliklerin bir kenara bırakıldığı, manevi ve ahlâkî güzelliğin sevgiyi tetiklediği aşamadır. Bu adımda, kişi, nitelikli zihinlere âşık olacaktır.
2. Basamak: Tüm güzel gövdelerin sevgisidir. Kişi, tüm gövdesindeki güzelliği görür ve farkları sevmeyi öğrenir.
1. Basamak: Tek bir gövdenin sevgisidir. Bu aşk, belirli bir gövdeye duyulur. Fiziksel özelliklere duyulan bir istektir. )
- MUHABERE SINIFI değil/yerine/= SÜEL İLETİŞİM
- MUHADDİR/E[Ar. < HADR] ile MUHADDİR[Ar.]
- MUHÂFAZA ile/ve için MERHAMET
- MUHÂFAZA[< HIFZ] < SAKLAMA, KORUMA, KAYIRMA
- MUHALEFET[Ar.] ile/||/<> HİZİP[Ar. < HİZB]
- MUHALİF DİN ADAMLARI MECLİSİ ile BİR ARAYA GETİRMEK ile MONTAJCI ile TOPLANTI ile DERLEME DİLİ ile MONTAJ HATTI ile MONTAJ LİSTESİ ile MONTAJ PROGRAMI ile MECLİS ÜYESİ
- MUHALLÂ[Ar. < HALÂ] ile MUHALLÂ[Ar. < HALÂ/HÂLÎ]
- MUHAMMER[Ar. < HİMÂR] ile MUHAMMER[Ar. < HAMR] ile MUAMMER[Ar. < ÖMR]
- MUHAMMES[< HUMS] ile TARDİYE ile TAHMÎS[< HUMS] ile TAŞTÎR[< ŞATR]
- MUHAMMES[Ar.] ile MUHAMMES[Ar. < HUMS] ile MUHAMMEZ[Ar. < HAMZ]
- MUHASEBE ile/ve/||/<> MALİ İŞLER
- MUHASSAN[Ar. < HISN] ile MUHASSEN[Ar. < HÜSN] ile MUHASSER[Ar.]
- MUHAVVİL[Ar. < HAVL] değil/yerine/= DEĞİŞTİREN/DÖNÜŞTÜREN
- MUHAYYEL[Ar. < HAYÂL] ile MUHAYYER[Ar. < HAYR]
- MUHAYYERLİK değil/yerine/= SEÇİMLİK ÜLEV
- MUHÂZÂT[Ar.] ile MUHÂZÂT[Ar. < HİZÂ]
- MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ değil/yerine/= ÖLÇMENLİK ALAN DALI
- MÜHEZZEB[Ar. < HEZB] ile MÜHEZZİB[Ar. < HEZB]
- MUHİBB[< HUBB] ile SEVEN, SEVGİ BESLEYEN, DOST
- MÜHİM/M[Ar. < HEMM] ile MÜHÎN[Ar. < HEVN]
- MUHİT[Ar. < HAVT] ile/ve ATLAS
- MÜHLET ile MÜDDET[< MEDD]
Geniş ve tüm süreci yansıtan/düşündüren kavram. )
- MÜHLET/VÂDE değil/yerine/= SÜRE/SÜREV
- MÜHMEL[Ar. < HEML] ile MÜHMİL[Ar. < HEML]
- MÜHR-Ü HÜMÂYÛN ile/||/<> TUĞRA ile/||/<> SERİR
- MUHTÂR[Ar. < HAYR] değil/yerine/= ÖZERK
- MUHTASAR[Ar. < HASR] ve/> MÜFÎD[Ar. < FEYD]
- MUHTASARAN[Ar.] değil/yerine/= KISACA
- MUHTELEF[Ar. < HALF] ile MUHTELİF/E[Ar. çoğ. HALEFE]
- MUHTELİK[Ar.] ile MUHTELİK[Ar. < HALK]
- MÜHÛD[Ar. < MEHD] ile MÜHÜD[Ar. < MİHÂD]
- MÜHÜR/KAŞE değil/yerine/= DAMGA
- MÜHÜRLEMEK ile MÜHÜRLENMEK ile MÜHÜRLETMEK ile MÜHÜR ile MÜHÜRCÜ/LÜK ile MÜHÜRLÜ ile MÜHÜRSÜZ ile MÜHÜR MUMU ile MÜHÜR BEYTİ ile MÜHÜR GÖZLÜ ile MÜHÜR PENSİ
- MUHYİDDİN değil/yerine/= DİNİ İHYÂ ETMEK/CANLANDIRMAK
- MUÎD[Ar. < AVD] ile MUİDD[Ar. < ADD]
- MUÎL[Ar.] ile MUİLL[Ar.] ile MUÎR[Ar.]
- MUİN ile/ve/||/<> HİMMET ile/ve/||/<> MÜZAHERET ile/ve/||/<> NUSRET
- MUİT[Ar.] değil/yerine/= YARDIMCI ÖĞRETMEN
- MÜJDE[Fars. < MUJDE] ile/ve/||/<> İKAZ/UYARI
- MUKABBİL[Ar. < KABL | çoğ. MUKABBİLÎN] ile MUKABİL[Ar. çoğ. KABİLE]["ka" uzun okunur]
- MÜKÂBELE[Ar.] ile MÜKÂBERE[Ar. < KİBR]
- MÛKAD[Ar.] ile MUK'AD[Ar. < KU'ÛD]
- MUKADDES[< KUDS] ile TAKDÎS EDİLMİŞ, MÜBÂREK, KUTSAL, TEMİZ
- MÜKÂFÂT[Ar.] değil/yerine/= ÖDÜL
- [ne yazık ki]
MÜKÂLEBE[< KELB] ile/değil/yerine/>< MÜKÂLEME[< KELÂM]
- MUKANFEZ-ÜL-CİLD ile ...
- MUKANNEN[Ar. < KANUN] ile YAKÎN[Ar. < YAKN]
- MUKARREB[< KURB] ile ...
- MUKARREBÎN ile EBRÂR[< BERR]
- MUKARRER[Ar. < KARÂR | çoğ. MUKARRERÂT] ile MÜKERRER[Ar. < KERR | çoğ. MÜKERRERÂT]
- MUKARRİN[< KARN]:
BİRLİKTE BULUNDURAN, TAKRÎN EDEN
- MUKATAA[Ar. < KAT | çoğ. MUKATAÂT]["ka" uzun okunur] ile MUKATTA/A[Ar. < KAT | çoğ. MUKATTAÂT] ile MUKATTAR[Ar. < KATR | çoğ. MUKATTARÂT]
- MÜKÂTEBE[Ar. < KETB] ile/>< MÜKÂTEME[Ar. < KETM]
- MUKATTAR[Ar. < KATR] değil/yerine/= DAMITILMIŞ/DAMITIK
- MUKÂVELE[Ar. < KAVL: Konuşmak, söylemek.] ile/ve/değil MUKÂBELE[Ar. < KİBEL: Taraf, açı/cihet.](/BİLMUKÂBELE)
- MUKAVVES[Ar.] değil/yerine/= EĞRİ
- MÜKÂYEDE[Ar. < KEYD] ile MÜKÂYESE[Ar. < KİYÂSET]
- MUKAYESE ETMEK/KIYASLAMAK/KIYAS ETMEK değil/yerine/= DENK SAYMAK/BİR TUTMAK
- MUKAYYED[Ar. < KAYD] ile ...
- MUKAYYET[Ar.] değil/yerine/= BAĞLI OLAN
- MÜKELLEF ile/||/<> LÂYIK ile/||/<> EHİL
- MÜKEMMEL SAYI ile/||/<> ARKADAŞ SAYILAR
- MÜKEMMELLİK/KEMÂL ile/ve ÖLÜM
YERDE ÇÜRÜMEZ
ÖLEN, HAYVAN İMİŞ )
- MÜKEMMEL/LİK >< KİŞİ/İNSAN
- MÜKERRER[Ar. < KERR | çoğ. MÜKERRERÂT] ile MÜKERRİR[Ar. < KERR]
- MÜKERRER[< KERR | çoğ. MÜKERRERÂT]/RECURSION/RECURSIVE değil/yerine/= TEKRARLI / YİNELEMELİ
- MÜKESSER[Ar. < KESR | çoğ. MÜKERRERÂT] ile MÜKERRİR[Ar. < KESR]
- MÜKEVVEN[Ar. < KEVN | çoğ. MÜKUVVENÂT] ile MÜKEVVER[Ar. < KEVR]
- MÜKEVVEN[Ar. < KEVN | çoğ. MÜKUVVENÂT] ile MÜKEVVİN[Ar. < KEVN]
- MUSCLE ACID[İng.] / MUCENIC ACID, ACID MUCIQUE[Fr.] / ACIDE MUCONIC[Alm.] ile/değil/yerine/= MUKONİK ASİT, MUKİK ASİT
- MUKRİZ[Ar.] değil/yerine/= BORÇ VEREN
- MUKTEDÎ[Ar. < KADV] ile MUKTEDİR[Ar. < KUDRET]
- MUKTEDİR değil/yerine/= ERKLİ/GÜCÜ YETEN
- MÜKTESEP HAK/HAKK-I MÜKTESEP değil/yerine/= KAZANILMIŞ ÜLEV
- MÜLÂHAZA[< LÂHZ] değil/yerine/= DİKKATLE BAKMA | İYİCE DÜŞÜNME, DÜŞÜNÜŞ | DÜŞÜNCE
- MÜLÂKAT[Ar. < LİKA] ile/ve/değil/yerine/<>/< LİYÂKAT
- MÜLÂKAT[Ar. < LİKA] değil/yerine/= SÖYLEŞİ/GÖRÜŞME
- MÜLÂKAT[Ar. < LİKA]["ka" uzun okunur] ile MÜLHAKAT[Ar. < MÜLHAK]["ka" uzun okunur]
- MÜLÂKÎ[< LİKA]:
BULUŞAN, KAVUŞAN | GÖRÜŞEN
- MÜLÂTIF[Ar. < LÜTF] ile MÜLÂTTIF[Ar. < LÜTF]
- MÜLÂZIM[Ar.]/MÜLÂZIM-I SÂNÎ[Osm.] değil/yerine/= TEĞMEN
- MÜLEMMA'[Ar. < LEM] ile MÜLEVVEN[Ar. < LEVN]
- MÜLEVVEN[< LEVN]:
RENGARENK, TÜRLÜ TÜRLÜ, HERCAİ | BOYALI, BOYANMIŞ
- MÜLEVVES[< LEVS] değil/yerine/= KİRLİ, PİS | DÜZENSİZ, KARIŞIK
- MÜLGA[Ar. < LAĞV] değil/yerine/= KAPATILAN
- MÜLHAK BÜTÇE ile/ve ÖZEL BÜTÇE
- MÜLHAKAT[Ar. < MÜLHAK]["ka" uzun okunur!] ile/< MUZÂFÂT[Ar. < MUZAF ile/< ZAYF]
- MÜLHİD[< LÂHD] ile ...
- MÜLHİME[Ar. < LEHM] ile MÜLİMME[Ar. < ELEM]
- MÜLK DEVLETİ ya da POLİS DEVLETİ ile/değil/yerine HUKUK DEVLETİ
- MÜLK[Ar.] değil/yerine/= YAPI | TAŞINMAZ
- MULLİKEN YÜKÜ ile/||/<> NBO YÜKÜ
- MÜLTECİ ile ŞARTLI MÜLTECİ
- MÜLTEFİT/İLTİFATKÂR değil/yerine/= İLGİKAYRAN
- MÜLTEMİS[Ar. < LEMS | çoğ. MÜLTEMİSÎN] ile MÜLTESİM[Ar.]
- MULTIPLE STAR SYSTEMS[İng.] değil/yerine/= ÇOKLU YILDIZ SİSTEMİ
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- MULTİPOLAR[İng.] değil/yerine/= ÇOK UÇLU
- MUM, DİBİNE IŞIK VERMEZ ile TERZİ, KENDİ SÖKÜĞÜNÜ DİKEMEZ
- KANDİL[Osm.] / WAX[İng.] / CIRE[Fr.] / WACHS[Alm.] ile/değil/yerine/= MUM
- MÜMÂCEDE[Ar. < MECD] ile MÜMÂDEHE[Ar. < MEDH] ile MÜMÂHADE[Ar.]
- MUMAĞACI ile/<> MUMPALMİYESİ ile/<> MUMÇİÇEĞİ
- MÜMÂSSE[Ar.] ile KEVN[Ar.]
- MÜMELLEK[Ar. < MÜLK] ile MÜMELLİK[Ar. < MÜLK]
- MÜMESSEL[Ar. < MESL] ile MÜMESSİL[Ar. < MESL]
- MÜMEYYEZ[Ar. < MEYZ] ile MÜMEYYİZ[Ar. < MEYZ]
- MÜMEYYİZLİK/CIVIL RESPONSIBILITY[İng.] değil/yerine/= AYIRTIM GÜCÜ
- MÜMHİL[Ar. < MEHL] ile MÜMİLL[Ar. < MELÂL]
- MUMLA ARAMAK ile/ve SAMANLIKTA İĞNE ARAMAK
- MÜMTELÎ[Ar. < MELÂ] ile MÜMTENİ'[Ar. < MEN]
- MUMU/IŞIĞI) YAKMAK yerine (MUMU/IŞIĞI) UYANDIRMAK
- MÜNÂDÂ[Ar. < NİDÂ] ile MÜNÂDÂT[Ar. < NİDÂ]
- MÜNÂDÎ[Ar. < NİDÂ] ile MÜN'ADİL[Ar. < ADÛL]
- MÜNÂDİM[Ar. < NEDÎM] ile MÜN'ADİM[Ar. < ADEM]
- MÜNÂFESE[< NEFS] ile ...
- MÜNÂFIKLIK ile/ve FİSK-Ü FÜCÛR
- MÜNÂKALE[Ar. < NAKL] değil/yerine/= ULAŞIM | AKTARMA
- MÜNÂKAŞA[< NAKŞ] ile/değil/yerine İSTİŞÂRE[< ŞÛRÂ]
Eski deyimiyle de, "Yazı ile bildirilmesini isteme" anlamına gelen, İSTİŞ'ÂR[çoğ. İSTİŞ'ÂRÂT] kullanılmaktaydı.
Sözlü iletişimde, zihni ve düşünceyi, kavramı ya da olguyu aktarma ve paylaşmada ve özellikle de düşünce ayrılıklarındaki savların konuşulması ve tartışılmasında, yetersizlik ve (kolay/tam) takip edilemezlik durumu oluşur/oluşabilir.
Buna engel olmak için, düşünülen, savunulan şey üzerindeki savların ve ayrıntıların, yazılı olarak sunulması, olası savrulmaları da engelleyebileceği yöntem(ler)le yani yazıyla çözülebilir.
Ayrışma/tartışma konusu, yazılı olarak sunulduğunda ya da alındığında, hem kişinin kendi düşüncelerini ve ayrıntılarını, yazı aynasında tekrar (tekrar) değerlendirilebilmesi, hem de ötekinin sözünü/savını doğru/yetkin/kapsamlı takip edebilme ve anlayabilme olanağı sağlanmış olur.
Dolayısıyla, "polemiğe girmeyelim" deyimi, tam aksine, ""bu konuda, polemik yapmalıyız" biçiminde ve daha doğrusu da "bunu, karşılıklı olarak yazılı biçimde sunmalı ve tartışmalıyız" biçiminde olmalıdır. )
- MÜNÂKASA[Ar. < NOKSÂN | çoğ. MÜNÂKASÂT] ile MÜNÂKAŞA[Ar. < NAKŞ | çoğ. MÜNÂKAŞÂT] ile MÜNÂKAZA[Ar. < NAKZ]
- MÜNÂKKAH[Ar. < NAKH] ile MÜNAKKİH[Ar.]
- MÜNAKKAS[Ar. < NOKSÂN] ile MÜNAKKAŞ[Ar. < NAKŞ]
- MÜNÂSİP/MÜNÂSIB[Ar. < NİSBET] ile MÜSÂİT/MÜSAİD[Ar. < SÜÛD] ile MUVÂFIK[Ar. < VEFK]
- MÜNCERR[< CERR] ile ...
- MÜNFESİH[Ar. < FÜSHAT] ile MÜNFESİH[Ar. < FESH]
- MÜNHADİ'[Ar. < HUD'A] ile MÜNHADİR[Ar. < HUDÛR]
- MÜNHAL değil/yerine/= ERİR/ÇÖZÜLÜR
- MÜNHANİ[Ar.] değil/yerine/= EĞRİ
- MÜNHASIR[Ar.] değil/yerine/= ÖZGÜ
- MÜNHATT[Ar.] değil/yerine/= AŞAĞI İNEN | ALÇAK | ÇUKUR
- MÜNKAD[Ar.] değil/yerine/= BOYUN EĞEN
- MÜNKEŞİF[< KEŞF]:
AÇILAN, AÇILMIŞ, MEYDANA ÇIKMIŞ | AÇIK, GÖRÜNEN | KEŞFOLUNMUŞ, YENİ BULUNMUŞ
- MÜNKESİR[Ar. < KESR] değil/yerine/= KIRILMIŞ, KIRIK | KIRGIN, GÜCENMİŞ
- MÜNKİR[< NEKR] değil/yerine/= İNKÂR EDEN, KABUL ETMEYEN
- MUNSAP[Ar.] değil/yerine/= KAVUŞAN, KAVŞAK | [coğ.] AĞIZ
- MUTANT METAL[İng.] ile/değil/yerine/= MUNT ET METALİ
- MUNTABI'[Ar. < TAB] ile MUNTABIH[Ar. < TABH]
- MUNTAVÎ[Ar. < TAYY] ile MUNTAVİ'[Ar.]
- MÜNTEFÎ[Ar. < NEFY] ile MÜNTEFİH[Ar. < NEFH]
- MÜNTEHİR[Ar. < NEHR] ile MÜNTEHİR[Ar. < NAHR]
- MÜNTEKİS[Ar. < İNTİKÂS] ile MÜNTEKIŞ[Ar. < NAKŞ]
- MÜNTESİR[Ar. < NESR] ile MÜNTEŞİR[Ar. < NEŞR]
- MÜNTEŞİR[Ar. < NEŞR] değil/yerine/= YAYILMIŞ, AÇILMIŞ | DAĞINIK | DUYULMUŞ, ETRAFA YAYILMIŞ | BASILMIŞ VE YAYILMIŞ
- MÜNZEVÎ[Ar. < ZUVVİYY / ZEYY] ile MÜCÂVİR[Ar. < CİVÂR]
- MÜNZİL[Ar. < NÜZÛL] ile MÜNZİR[Ar. < NEZR][>< MÜBEŞŞİR]
- MUON[İng.] / MUON[Fr.] / MYON[Alm.] ile/değil/yerine/= MÜON
- MUONIC ATOM[İng.] / ATOME MUONIQUE[Fr.] / MYONISCHES ATOM[Alm.] ile/değil/yerine/= MÜONLU ATOM
- MÜPTEDİ[Ar.] değil/yerine/= ÖĞRENMEYE YENİ BAŞLAYAN
- [ne yazık ki]
!MÜPTELA[Ar. < BELÂ] değil/yerine/= BAĞIMLI | DÜŞKÜN, TUTULMUŞ
- MÜPTELÂ/MÜBTELÂ[Ar. < BELÂ] ile MÜPTEZEL/MÜBTEZEL[Ar. < İBTİZÂL]
- MURÂBAA[Ar. < RAB] ile MURÂBAHA[Ar. < RİBH] ile MURABBA'[Ar. < RUB] ile MURABBÂ[Ar.]
- MURÂBATA[< RABT] ile BAĞLAMAK | DÜŞMANI, SALDIRACAĞI YERDE DURUP BEKLEME
- MÜRÂCAA[Ar.] ile MÜRÂCAA/T[Ar. < RÜCÛ | çoğ. MÜRÂCAÂT] ile MÜRÂCAHA[Ar. < RÜCHÂN]
- MÜRÂCAÂT[< MÜRÂCAAT] ile MÜRÂCAAT[< RÜCÛ]
- MURÂD[< REVD] ile ...
- MÜRÂDİF[Ar. < REDF]/SİNONİM[Fr./İng. < SYNONYME] değil/yerine/= ANLAMDAŞ, EŞ ANLAMLI
- MÜRÂÎ/LİK[< RİYÂ] değil/yerine/= İKİYÜZLÜ/LÜK
(1996'dan beri)