Bugün[05 Temmuz 2026]
itibarı ile 35.706 başlık/FaRk ile birlikte,
35.706 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(120/144)


- SOLUCAN ile BAĞIRSAK SOLUCANI


- SOLUCAN ile KURD


- SOLUCAN ile YASSI SOLUCAN

( PLANARYA: Daha küçük hayvanları avlayan ya da ölü hayvanlarla beslenen etobur yassı solucanlar. )


- SOLUK ALMA/İNHALASYON[İng. < INHALATION] ile/ve/değil/< SOLUK VERME/EKSHALASYON[İng. < EXHALATION]

( TEBEHHÜR: Kısa ve sık soluk alma. )


- SOLUK BORUSU/TRAKE[Fr. < TRACHEE] ile/ve/||/<> YEMEK BORUSU/ÖZAFAGUS/GULLET


- SOLUK DARLIĞI/SOLUNUM GÜÇLÜĞÜ/YELPİK/DİSPNE[Fr.]//DYSPNEA[İng.]/ANJİN DÖ PUVATRİN[Fr.]

( Balgamlı öksürükle ortaya çıkan, süreğen göğüs sayrılığı. )


- SOLUK = NEFES = BREATH[İng.] = SOUFFLE[Fr.] = ATEM[Alm.] = RESPIRO[İt.] = ALIENTO[İsp.]


- SOLUK ile/||/<> SOLUK

( Yunancada bazen kelime başındaki açınıkların özel bir söylenişle çıkarılmalarını sağlıyan boğaz sesliği ki YUMUŞAK doux ve SERT dure rude diye ayrılır Sert soluğa TIKIZ ÜFLEM Souffle dense da denir )


- SOLUK ile SOLUK VERMEK

( Derin ve sakin biçimde solunum ile canlılık artar, o da beyni etkiler ve zihnin arınmasına ve istikrar bulmasına ve derin düşünmeye elverişli hale gelmesine yardım eder. )

( Tekrarlama, soluğunuza istikrar kazandırır. )

( With deep and quiet breathing vitality will improve, which will influence the brain and help the mind to grow pure and stable and fit for meditation.
Repetition will stabilise your breath. )


- SOLUNGAÇ ile SOLUNGAÇ YARIĞI


- SOLUNUM[İng. RESPIRATION] ile/||/<> BERİBERİ[İng. THIAMINE DEFICIENCY] ile/||/<> HEMERİTRİN[İng. HEMERYTHRIN] ile/||/<> KARBONİK ANHİDRAZ[İng. CARBONIC ANHYDRASE] ile/||/<> KREBS DÖNGÜSÜ[İng. KREBS CYCLE] ile/||/<> TCA DÖNGÜSÜ[İng. TCA CYCLE]

( Solunum, biyolojik olarak birçok anlama gelebilir: solunum sistemini, gözesel solunumu, fizyolojik solunumu (nefes alıp verme), solunum tiplerini vb. anlamları akla getirir. @@ B1 vitamini yönünden eksik beslenenlerde görülen hastalık türü. Yetişkinlerde bilinen iki türü vardır, dokularda sıvı birikerek ödeme neden olan "ödemli beriberi" ve aşırı zayıflama yapan "kuru beriberi". İki türde de kalp ve solunumla ilgili sorunlar ortaya çıkar. Genellikle Asya'da popüler olan rafine(cilalı) pirincin çok tüketilmesinden ya da B1 vitamini açısından zengin olmayan gıdaların çok sık diyetlerde yer edinmesiyle oluşan hastalıktır. @@ Molekülünde "hem grubu" bulunmayan fakat demir bulunan, bazı solucanlarda ve deniz omurgasızlarında görülen bir solunum pigmenti. @@ Kırmızı kan gözelerinde, mide mukozasında, pankreas gözelerinde ve böbrek tübüllerinde bulunan bir enzimdir. Yavaş bir reaksiyon olan karbondioksitin (CO2), bikarbonat (HCO3-) ve hidrojen (H+) iyonlarına dönüşümünü katalizler. Karbonik anhidraz enzimi, kanda CO2 taşınımını etkileyerek solunumda önemli bir rol oynar. Aynı zamanda midede hidroklorik asidin (HCl) oluşmasında görev alır. @@ Trikarboksilik asit döngüsü (ayrıca Krebs döngüsü olarak da bilinir) hayvan ve bitki gözelerinde mitokondri içinde gerçekleşir. Aerobik gözesel solunuma katılan önemli bir metabolik yolaktır. Glikoliz sırasında üretilen piruvik asit daha sonra CO2 ile okside edilir ardından asetil CoA'ya dönüştürülür. Son ürünleri ise, NADH ve FADH2 azaltıcı gücü olan oksidatif fosforilasyon ile ATP sentezinde kullanılır. @@ Trikarboksilik asit döngüsü (Krebs döngüsü olarak da bilinir). Hayvan ve bitki gözelerinin mitokondrilerinde gerçekleşen aerobik gözesel solunum (enerji üretimi) ile ilgili önemli bir metabolik yol. Glikoliz sırasında üretilen piruvik asit daha asetil CoA'ya dönüştürülür ve daha sonra CO2'ye okside edilir. Son ürünler, NADH ve FADH2'nin indirgeme gücü, oksidatif fosforilasyon ile ATP sentezinde kullanılır.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- SOLÜSYON | MAHLUL | MAHLUL, SOLÜSYON | ERİYİK, SOLÜSYON | ÇÖZELTİ | ERİYİK | ÇÖZÜM | SOLÜSYON ile/||/<> SOLÜSYON ile/||/<> ÇÖZELTİ

( Çözelti Çözelti Çözünen ve çözücüden oluşan tektürel karışım kimya İçinde birden çok kimyasal tür bulunan bir yapımlı evre İçinde birden artık kimyasal tur bulunan tektürel evre Bir ya da daha çok sıvı ya da katının tekdüze dağılmış özdeciklerini içeren bir sıvı ya da katı ortamdan oluşan karışım anlamdaş eriyik Bir bileşim aralığında var olan çok bileşenli ve biryapımlı faz Bir maddenin çözücü sıvı içinde çözünmesiyle oluşan homojen karışım eriyik solusyon solüsyon İlaçların su alkol yağ ve diğer çözücülerde çözdürülmesiyle hazırlanan ilaç biçimi solüsyon )


- SOLÜSYON, MAHLUL | ÇÖZELTİ ile/||/<> ÇÖZELTİ

( Çözünen ve çözücüden oluşan tektürel karışım kimya İçinde birden çok kimyasal tür bulunan bir yapımlı evre İçinde birden artık kimyasal tur bulunan tektürel evre Bir ya da daha çok sıvı ya da katının tekdüze dağılmış özdeciklerini içeren bir sıvı ya da katı ortamdan oluşan karışım anlamdaş eriyik Bir bileşim aralığında var olan çok bileşenli ve biryapımlı faz Bir maddenin çözücü sıvı içinde çözünmesiyle oluşan homojen karışım eriyik solusyon solüsyon İlaçların su alkol yağ ve diğer çözücülerde çözdürülmesiyle hazırlanan ilaç biçimi solüsyon )


- SOLÜSYON, MAHLUL | ÇÖZELTİ ile/||/<> ÇÖZÜCÜ ile/||/<> ÇÖZÜNÜRLÜK

( Çözünen ve çözücüden oluşan tektürel, karışım. @@ kimya: İçinde birden çok kimyasal tür bulunan bir yapımlı evre. @@ İçinde birden artık kimyasal tur bulunan tektürel evre. @@ Bir ya da daha çok sıvı ya da katının tekdüze dağılmış özdeciklerini içeren bir sıvı ya da katı ortamdan oluşan karışım, anlamdaş eriyik. @@ @@ Bir bileşim aralığında var olan, çok bileşenli ve biryapımlı faz. @@ Bir maddenin, çözücü sıvı içinde çözünmesiyle oluşan homojen karışım, eriyik, solusyon, solüsyon. @@ İlaçların su, alkol, yağ ve diğer çözücülerde çözdürülmesiyle hazırlanan ilaç biçimi, solüsyon. )


- SOLÜSYON[Fr., İng. SOLUTION] değil/yerine/= ÇÖZELTİ


- SOLÜSYON/SOLUTION[İng.] değil/yerine/= ÇÖZELTİ


- SOLUTE[İng.] / SOLUTÉ[Fr.] / AUFGELÖSTER STOFF[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇÖZÜNEN


- SOLUTION HEAT[İng.] ile/değil/yerine/= ÇÖZELTİ ISISI


- SOLUTION PART[İng.] ile/değil/yerine/= ÇÖZELTİ KISMI


- SOLUTUCU | VENTİLATÖR ile/||/<> VENTILATÖR[İng. < VENTILATOR]

( Kontrollü solunum cihazı )


- SOLVATE[İng.] / SOLVATE[Fr.] / SOLVAT[Alm.] ile/değil/yerine/= SOLVAT


- SOLVATED ELECTRON[İng.] ile/değil/yerine/= SOLVATİZE ELEKTRON


- SOLVATION[İng.] / SOLVATISIERUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SIVI SARILIM/SARILMIŞ


- SOLVAY PROCESS, AMMONIA-SODA PROCESS[İng.] / PROCÉDÉ SOLVAY[Fr.] / SOLVAY-VERFAHREN[Alm.] ile/değil/yerine/= SOLVAY İŞLEMİ


- SOLVENT EXTRACTION[İng.] ile/değil/yerine/= ÇÖZÜCÜ ÖZÜTLEMESİ


- SOLVENT NAPHTHA[İng.] / SOLVANT NAPHTA[Fr.] / NAPHTA LÖSUNGSMITTEL[Alm.] ile/değil/yerine/= NAFTA ÇÖZÜCÜSÜ


- SOLVENT[İng.] ile/ve/||/<> SOLÜSYON

( Çözücü. İLE/VE/||/<> Çözelti. | Eriyik. | Çözüm. )


- SOLVENT[İng.] ile/||/<> SOLVABLE[Fr.] ile/||/<> SAĞLAM

( Para yönünden saygınlığı olan borcunu ödeyebilen )


- SOLVENT/STABILITY[İng.] değil/yerine/= SOLVABLE/CONSTANCE[Fr.] değil/yerine/= STANDHAFTIGKEIT[Alm.] değil/yerine/= SAĞLAMA

( Dermede yer alması uygun görülen her türlü gereci, satın alma, bağış ya da değişim gibi yollarla kitaplığa kazandırma. @@ Bir alan araştırmasında gözlemlerin gerçekten yerinde ve gözlenecek birimler üzerinde yapılıp yapılmadığını sınama. @@ (matematik) @@ (matematik) @@ )


- SOLVOLYSIS[İng.] / SOLVOLYSE[Alm.] ile/değil/yerine/= SOLVOLİZ


- SOMA ile/||/<> BARR CİSİMCİĞİ[İng. BARR BODY] ile/||/<> DİPLOİD ile/||/<> NOSİSEPTİF[İng. NOCICEPTIVE] ile/||/<> SİNKARYON[İng. SYNKARYON]

( Üreme haricindeki biyolojik işlevleri gerçekleştiren beden bölümleri. @@ Keşfi yapan Murray Barr'dan adını alan, somatik memeli dişi gözelerindeki inaktif X kromozomudur. Normalde sadece dişi gözelerde görülür. Dozaj telafisi (dosage compentastion) denilen sürecin sonucudur. @@ Normalde somatik gözelerde bulunan tam kromozom sayısıdır. İnsanlar için bu sayı 46'dır. @@ Doku zedelenmesinden kaynaklanan ağrıdır ve koruyucu işleve sahiptir. En sık görülen örnekler arasında eklem ağrısı, bel ağrısı ya da spor yaralanmaları ve ameliyat sonrası ağrı gibi somatik ağrılar bulunmaktadır. @@ Somatik ya da gametik gözelerin çekirdeklerinin birleşmesi.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- SOMATIC CELL[İng.] ile/değil/yerine/= SOMATİK GÖZE/HÜCRE


- SOMATIC MUTATION[İng.] / MUTATION SOMATIQUE[Fr.] / SOMATISCHE MUTATION[Alm.] ile/değil/yerine/= SOMATİK MUTASYON


- SOMATİK HİPERMUTASYON[İng. SOMATIC HYPERMUTATION] ile/||/<> SOMATİK REKOMBİNASYON[İng. SOMATIC RECOMBINATION] ile/||/<> SOMATİK SANRI[İng. SOMATIC DELUSION]

( B gözelerinin antikor üretmek için kullandıkları genleri mutasyona uğratmasına izin veren bir süreç. B gözelerinin antijenlere daha iyi bağlanabilen antikorlar üretmesini sağlar yani antikorların antijen spesifisitesini artırır. @@ Üreme gözeleri haricinde, vücut gözelerinde oluşan genetik düzenlemelerdir. T Hücresi reseptörleri ve immunoglobulinlerdeki aşırı miktardaki çeşitliliği sağlamaktadır. @@ Kişinin, bedeninde bir sorun olduğuna inanmasına sebep olan sanrı türü. Örneğin kişi, kanser olduğunu ya da bedeninde bazı eksik parçalar olduğunu düşünebilir. Sanrıya sahip olan kişinin bedeninde herhangi bir sorun olmamasına ve tıbbi testlerin durumu doğrulamasına karşın kişi, bedeninde bir sorun olduğuna inanmaya devam eder.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- SOMATİK/BEDENSEL/SOMATIC[İng.] değil/yerine/= GÖVDESEL


- SOMATİZASYON/BEDENSELLEŞTİRME/SOMATIZATION[İng.] değil/yerine/= GÖVDESELLEŞTİRME


- SOMMERFELD ATOM MODEL[İng.] / MODÈLE D'ATOME DE SOMMERFELD[Fr.] / SOMMERFELD-ATOMMODELL[Alm.] ile/değil/yerine/= SOMMERFELD ATOM ÖRNEKÇESİ/MODELİ


- SOMMERFELD LAW OF DOUBLET[İng.] ile/değil/yerine/= SOMMERFELD İKİLİ YASASI


- SOMNAMBULİZM/SOMNAMBULISM[İng.] ile ...

( Uyurgezerlik. )


- SOMNAMBULİZM/SOMNAMBULISM[İng.] değil/yerine/= UYURGEZERLİK


- SOMNIPHOBIA[İng.] değil/yerine/= SOMNİFOBİ

( Uyku korkusu olarak bilinen terim. Klinofobi ve hipnofobi de denmektedir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- SOMNOGRAFİ/SOMNOGRAPHY[İng.] değil/yerine/= UYKU ÇİZGELEMESİ


- SOMNOLANS/SOMNOLENCE[İng.] değil/yerine/= AŞIRI UYKU EĞİLIMİ


- SÖMÜRGE ile SÖMÜRGECİLİK ile KOLONİLER ile KOLONİZASYON


- SÖMÜRÜ ile SUİSTİMAL ile MANİPÜLÂSYON


- SOMUT AD ile/||/<> SOMUT İSİM

( Gösterdikleri, belirttikleri nesneler duyular yoluyla algılanan ve maddî varlıklara ad olan kelime türü: taş, insan, ağaç, duman, ses, bulut, elma vb. karşıtı soyut ad’dır. )


- SOMUT ile/ve/<> DİZGE/DÜZEN


- SOMUT ve/=/||/<> EYLEM


- SOMUT ile/ve GERÇEK/LİK


- SOMUT ile KATI


- SOMUT = MÜŞAHHAS = CONCRETE[İng.] = CONCRET[Fr.] = KONKRET[Alm.] = CONCRETUS[Lat.] = CONCRETO[İsp.]


- SON AKŞAM YEMEĞİ ile/ve "SON AKŞAM YEMEĞİ"

( 1495 - 1498 arasında. İLE/VE 1662[Çuhacılar Loncası] )

( Tabloda 26 el bulunur. İLE/VE 5 el bulunur. )

( Leonardo da Vinci.[15 Nisan 1452 - 02 Mayıs 1519] İLE/VE Rembrandt Harmenszoon van Rijn.[15 Temmuz 1606 ? 04 Ekim 1669] )


- SON KULLANMA TARİHİ ile SÜRESİ DOLMAK


- SON, ETENE, MEŞİME | EŞ ile/||/<> EŞ

( Dölütle dölyatağını birbirine birleştiren doğum sırasında çocuktan sonra çıkan halk arasında çocukla eş tutulan bu nedenle çocuğun yazgısını karakterini gelecekteki işini etkileyeceği inancıyla birtakım geleneksel ve büyüsel işlemlerden geçirilen zar 1 Etene 2 Birlikte yaşayan dişi ve erkek hayvandan her biri )


- SON ile ARKA


- SON ile/ve/>/değil BAŞLANGIÇ


- SON ile BİR ŞEYLE BİTİRMEK ile BİTİŞ İŞARETİ ile DÜNYANIN SONU ile SON OFİS


- SON ile/ve BÜTÜN/LÜK


- SON ile SON OYUN ile FİNALİST ile KESİNLİK ile SONUÇLANDIRMAK ile SONUNDA


- SON ile SON ÜYE ile SOY İSİM ile GEÇEN GECE ile DÜN GECE ile SON PEYGAMBER ile SON ÇARE ile GEÇEN SENE ile KALICI


- SONA ERDİRME ile KURTULMA/KURTARMA

( Ancak Yaşamımızın muazzam kederini tamamen idrak ederek ona karşı isyan ettiğimiz zaman, bir çıkış yolu bulunabilir. )


- SONA ERMEK ile BİTTİ ile BİTİRME ile İŞİ BİTİRMEK


- SONÂDET | ÂDET KESİMİ | MENOPOZ[Fr. < MÉNOPAUSE] ile/||/<> ŞEKER HASTALIĞI

( Kadınlarda ovulasyonun ve menstrüasyonun bitmesi. @@ Seksüel siklusların sona erdiği, dişi cinsiyet hormonlarının azaldığı veya yok olduğu dönem. @@ @@ )


- SONÂDET | ÂDET KESİMİ | MENOPOZ ile/||/<> MENOPOZ ile/||/<> MENOPOZ[Fr. < MÉNOPAUSE]

( Kadınlarda ovulasyonun ve menstrüasyonun bitmesi Seksüel siklusların sona erdiği dişi cinsiyet hormonlarının azaldığı veya yok olduğu dönem )


- SONAR (SOUND NAVIGATION AND RANGING)[İng.] değil/yerine/= SONAR (SESLE YÖN BULMA VE MENZİL BELİRLEME)

( Su altındaki nesnelerin yerini belirlemek ve mesafeleri ölçmek için ses dalgalarını kullanan bir teknoloji. Ses dalgalarının gönderilip, nesnelerden yansıyarak geri dönme süresi ölçülerek mesafe hesaplanır. Denizaltı navigasyonu, su altı haritalama ve balık bulma gibi alanlarda yaygın olarak kullanılır.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- SONAR[İng.] / SONAR[Fr.] ile/değil/yerine/= SONAR


- SONAR[İng.] ile/||/<> SONAR[Fr. < SONAR]

( Gemiye takılan yarım küre biçimindeki alanı akustik dalgalarla tarayan oşeonografik çalışmalarda ve balık sürülerinin görüntülenmesinde kullanılan araç )


- SONATA[İng.] değil/yerine/= SENATA

( Günümüzde var olan canlıların en eski ortak atasıdır.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- SONBAHAR ile SONBAHAR


- SONDA/CATHETER[İng.] değil/yerine/= DALGI


- SONDAJ, SONDALAMA ile/||/<> DELME ile/||/<> DELMEK

( I 1 madencilik yerbilim işleyim a Delgi ile araştırmalarda bulunma delik açma b Maden su yeryağı vb araştırmak için toprağın derinliklerine delgi salma 2 yerbilim Bir maden tuzu su yeryağı yatağını ya da bir yerin katman türlerini ortaya çıkarmak için toprağı derinlemesine delerek yapılan araştırma II 1 madencilik a Başka bir yeraltı geçitine açılan geçit b İki yeraltı geçitini birleştiren geçit 2 metalbilim Boru yapma sürecinde yüksek sıcaklıklarda uygulanan metal oyma delik açma işlemi 3 mekanik Delgi ya da burguyla delik açma işlemi 4 işleyim Top namlularının içini oyma işlemi Yelek adı verilen kadın ve erkek giysisi Kadın delmesinin yaka kısmı pullarla süslüdür Celiptaş Yalvaç Isparta Güllüce Gümüşhacıköy Amasya Saçıkara İslahiye Gaziantep delme I delme II Boru yapma süreçlerindeki yüksek sıcaklıklarda uygulanan bir metal delme yöntemi 1 Civcivlerin yumurtadan çıkmak için kabuklarını delmesi 2 Tavuklarda görülen dilaltı hastalığı 3 disizyon )


- SÖNDÜRMEK ile/||/<> SÖNDÜRME

( Sinema TV Işık kaynaklarının çalışmasını kesmek Ülkesel veya global düzeyde bir enfeksiyöz hastalığın ortadan kaldırılması eradikasyon )


- SÖNDÜRMEK ile YANGINI SÖNDÜRMEK ile SÖNMÜŞ ile SÖNDÜRME ile SÖNDÜRME


- SONE[İng.] / SONE[Fr.] / SONE[Alm.] ile/değil/yerine/= SON


- SONEK ile SONEKLEME


- SONG[İng.] ile/||/<> CHANSON[Fr.] ile/||/<> SONG[Alm.] ile/||/<> ŞANSON[Fr. < CHANSON]

( 1 Günlük ve politik konulara ya da aşk şarap yaşama sevinci gibi konulara değinen kabarelerde söylenen şarkı 2 Müzikli oyunlarda tek kişinin söylediği şarkı Örnek Brechtin yapıtları )


- SONİKATÖR ULTRASONİK HOMOJENİZATÖR/ULTRASONIC HOMOGENİZER[İng.] değil/yerine/= SES ÖTESİ BAĞDAŞTIRICI


- SONLU/LUK ile/ve/değil GEÇİCİ/LİK


- SONLU = FINITE[İng.] = FINI[Fr.] = ENDLICH[Alm.] = FINITA[Lat.]


- SONLU ile SONLULUK


- SONOGRAM[İng.] değil/yerine/= SES ÖTESİ GÖRÜNTÜ


- SONOMETER[İng.] / SONOMÈTRE[Fr.] ile/değil/yerine/= SESÖLÇER


- SONORISATION, VOICING[İng.] ile/||/<> SONORISATION[Fr.] ile/||/<> SONORISIERUNG[Alm.] ile/||/<> TONLULAŞMA

( 1 Ünsüzlerin boğumlanması sırasında ciğerlerden gelen havaya ses tellerinin titreşerek ton vermesi ünsüzlerin tonluluk niteliği kazanması b c d g vb ünsüzlerin boğumlanmasında olduğu gibi tonlu ünsüz Karşıtı tonsuzlaşma dır 2 Tonsuz p ç t k gibi ünsüzler ile biten kelimelerin sonuna ünlü ile başlayan bir ek getirildiğinde kelime sonundaki tonsuz sert ünsüzlerin yumuşayarak tonlu b c d g ğ ünsüzlerine dönüşmesi olayı sebep sebebi kebap kebaba ağaç ağacı topaç topaca art arda dört dörde denk dengi eşik eşiğe köpük köpüğün vb )


- SONRADAN AKLINA GELMESİ ile GEÇ ANLAMAK


- SONRAKİ ile/||/<> SONRAKİ

( Bir dilin yükseliş sonrasını anlatmak için kullanılır Klasik Latinceye karşılık olarak sonraki Latince gibi )


- SONRASI ile EN SONUNDA


- SONRASINDA ile DAHA SONRASINDA ile DAHA SONRASINDA


- SONSAL) SINIFLAMA/KATEGORİZASYON ile/ve DIŞSALLIK, DIŞLAŞTIRMA


- SONSUZ ile/ve BİR


- SONSUZ ile/ve/= HERŞEY x HERŞEY


- SONSUZ = NAMÜTENAHİ = INFINITE[İng.] = INFINI[Fr.] = UNENDLICH[Alm.] = INFINITUS, INFINITA[Lat.] = INFINITO/TA[İsp.]


- SONSUZ ile/ve SINIRLI SONSUZ

( ~ İLE/VE Pi sayısı. )

( Rasyonel. İLE/VE İrrasyonel. )


- SONSUZ ile SONSUZ KÜÇÜK ile MASTAR ile SONSUZ ile MASTAR ile MASTARLAR ile SONSUZLUK


- SONSUZ ile SONSUZLUK


- ŞÖNTLEME ile/||/<> BRIDGING[İng.] ile/||/<> SHUNTAGE[Fr.] ile/||/<> ÜBERBRÜCKUNG[Alm.] ile/||/<> KÖPRÜLEME

( Bir elektriksel aygıtı başka biri ile ya da bir direncin yanı sıra koşut olarak bağlama )


- SONUÇ


- SONUÇ ÇIKARMA ile HASTA


- SONUÇ ÇIKARMAK ile KESİNTİ


- SONUÇ, SONUÇTA ile/ve/değil/yerine ŞU AN

( İkisinin kullanımında da, "Önemli[öncelikli] olan, şu andır/sonuçtur" indirgemeci/lik yanlışlığı yapılmamalıdır! )


- SONUÇ ile/ve BİLGİ


- SONUÇ ile/değil/yerine ÇIKARIM


- SONUÇ ile/ve/değil GÖSTERGE


- SONUÇ ile/ve/değil KAYNAK


- SONUÇ ile/ve/<> NEDEN/SEBEP


- SONUÇ ile/ve NEDEN/SEBEP OLAMAYAN SONUÇ


- SONUÇ = NETİCE = CONCLUSION[İng., Fr.] = SCHLUSS, SCHLUSSATZ, KONKLUSION[Alm.] = CONCLUSIO[Lat.] = CONCLUSIÓN[İsp.]


- SONUÇ ile/ve/||/<> ÖZET


- SONUÇ ile/ve/değil SON/ÂKIBET


- SONUÇ ile/ve TESELLİ


- SONUÇ ile TOPLAM


- SONUÇLANDIRMAK ile SONUÇLANDIRILDI ile ÇÖZÜM ile KESİN


- SONUÇLAR ile SONUÇLAR ile SONUÇ OLARAK ile SONUÇSAL ile SONUÇ OLARAK


- SONUNCUSU ile SON ZAMANLARDA


- SONURGU = COROLLARY[İng.] = COROLLAIRE[Fr.] = ZUSATZ[Alm.] = COROLLARIUM[Lat.]


- SOOT[İng.] / SUIE[Fr.] / RUSS[Alm.] ile/değil/yerine/= KURUM


- SOPA ile MAŞA


- SOPALAMA ile/||/<> SOPALAMA

( Sinema Savruklamayla büyük benzerlik gösteren güldürü çeşidi Savruklamadaki tüm öğeleri kullanır Fakat sopalama savruklamadakinden daha hızlı dizemli daha devinimlidir Devinimli ve gülünç tek tek görünçlükler üzerine kurulmuştur Konu birliği pek aranmaz Kaçıp kovalamacılar sopalamalar kıça tekme atmalar kremalı pasta fırlatmalar gibi öğeler daha çok kullanılır 1 Commedia dellArteden alınma hareketli gülünç sahneleri olan kaçıp kovalamacalar sopa vurmalar ve dayak atmalarla gelişen sahneler ya da geçişler 2 Türk kukla Karagöz ve Tulûat oyunlarında da sopalamalara raslarız Türk gölge ve kukla oyunlarında rastlanan sopa vurmalar )


- SOPHISM, SOPHISTRY/IGNORANCE[İng.] değil/yerine/= SOPHISME[Fr.] değil/yerine/= BILGI

( TV. 1. Bir dizgenin, kendi durumunu bir im aracılığıyla başka bir dizgeye bildirmesinin nitel etkeni. 2. Renkli televizyonda, parlaklık ve renkliliği belirleyen radyoelektrik imlerin nitel etkeni. @@ Bilgi işlemde, kullanılan uzlaşımsal kurallardan yararlanarak kişinin veriye yönelttiği anlam. bk. veri. @@ Halkın doğal ve toplumsal çevresiyle ilgili geleneksel, kültürel edintisi, bk. halk, çevre. krş. gelenek, görenek. @@ 1. Öğrenme, araştırma ya da gözlem yolu ile edinilen gerçekler. 2. (Davranış ruhbilimi) Bir uyaran durumunun ipucu ya da açar görevini yapan yönü. 3. (Bilgi kuramı) Tümü ya da bir parçası sınıflandırmaya elverişli olan nesneler topluluğunun, niceliği ile ilgili yönü. @@ 1. İnsan usunun kapsayabileceği olgu, gerçek ve ilkelerin tümüne verilen ad. 2. İnsan anlığının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünsel ürün. 3-Genel olarak ve ilksezi biçiminde zihnin kavradığı temel düşünceler. 4- Bir yargılamada bulunabilmek için bilinmesi gereken öğelerin her birine verilen ad. 5- Bir şeyi bilme hali. @@ Bilme, öğrenme süreci ve işleminin konusu ya da nesne ve olaylara yüklemler vererek varılan yargı. @@ 1. bilişim: Öğeleri genellikle özdevimsel yollardan işlenmeye elverişli olan yazılı bölge. 2. güdümbilim: Bir dizgenin durumunu, buna bağlı olarak bu dizgenin başka bir dizgeye ilettiği durumu anlatan nitel etken. @@ I. (Genellikle) 1. Bilme edimi. 2-Bilinen şey; bilme edimi sonunda ulaşılan şey. II. (Felsefede) Bir şeyin bir şey olarak kavranması. Burada tasarımlamadan ayrı olarak bilme eğilimi vardır. // Bilgi çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir: 1. İnsandaki ruhsal bir olay olarak. 2. Kavrama edimi, asalt bilinç edimi, yönelme (eğilim, intention) olarak. 3. Özne (bilen) ve nesne (bilinen) arasındaki ilişki olarak (= bilgi bağlantısı). 4. Nesnenin öznedeki imgesi, tasarımı, izdüşümü olarak (= bilgi oluşumu). 5~ Tasarım imgesinin nesneyle uyuşması olarak. 6. Bilgimizin ve bilgi imgemizin nesnenin tüm içeriğine yaklaşma eğilimi olarak (= bilgi süreci, bilgi ilerlemesi). 7. Bilginin başkasına ulaştırılabilir, aktarılabilir sonucu olarak; bilgi ürünü, bilgi sonucu. @@ Doğanın nesne ve olayları üzerinde kuramsal ya da görgül yoldan öğrenilen şey. @@ 1. (knowledge) Bireylerin öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile çaba sarfederek elde ettiği olgular. 2. (information) Bireylerin herhangi bir çaba sarfetmeksizin ulaştığı dışardan verilen olgular. @@ @@ @@bk. bilgi@@bk. bilgi 2 )


- SOPRANO ile/||/<> SOPRANO[İt. < SOPRANO]

( İnce kadın sesi Tiz uzamda ince kadın sesi )


- SÖR[Fr. SOEUR] ile "SÖR"[İng.]

( Katolik mezhebinde kendini dine adayan ve manastırda yaşayan kadın/rahibe. | Kızkardeş. | Hastabakıcı. İLE İngiliz, "soyluluk" "unvanı"[Kişinin soyu olmaz! Öncelikle ve son olarak, kendi vardır. Kendinden öncekileri, ikinci/üçüncü sıralarda düşünmek gerekir. "Soy" düşüncesi/sözü, dirimsel/biyolojik bir durumdur. Ancak, hayvanlar için [köpek ya da at için] geçerli "olabilir". "İnsan" için, zorlamalı, dolaylı ve gereksiz/yersiz bir "yakıştırmadır!"]. )


- SORBIC ACID[İng.] / ACIDE SORBIQUE[Fr.] / SORBINSÄURE[Alm.] ile/değil/yerine/= SORBİK ASİT


- SORBITOL, HEXAHYDRIC ALCOHOL, HEXITOL[İng.] / SORBITOL[Fr.] / SORBIT, ZUCKERKALCOHOL[Alm.] ile/değil/yerine/= SORBİTOL


- SORBOSE[İng.] / SORBOSE[Fr.] / SORBOSE[Alm.] ile/değil/yerine/= SORBOZ


- SOREL'S CEMENT[İng.] / CIMENT DE MAGNÉSIE[Fr.] / SOREL ZEMENT[Alm.] ile/değil/yerine/= SOREL ÇİMENTOSU


- SORGU ile/||/<> SORGU


- SORGULAMA ile/ve SINAMA


- SÖRKIL[İng. < CIRCLE] değil/yerine/= DÖNGÜ


- SORMAK ile "AÇMAK"


- SORMAK = ASK[İng.] = DEMANDER[Fr.] = FRAGEN[Alm.] = DOMANDARE[İt.] = PREGUNTAR[İsp.]


- SORMAK ile/ve/<> FARKINDALIK


- SORMAK ile HAKKINDA SOR ile İSTEMEK ile GECİKME İSTEMEK ile AF DİLE ile YARDIM İSTEMEK ile KREDİ İSTEMEK ile AF DİLE ile İZİN İSTE


- SORMAK ile/ve/<> İSTEMEK

( Aynı anda iki anlama birden sahip olan, haddi aşmamak üzere hangisi daha uygunsa o anlam üzerinden değerlendirme dileğiyle kullanılan çok değerli bir kavram ve sözcüğümüzdür. )


- SORMAK ile/ve SÖYLEMEK


- SORMAK ile/ve UTANMA(MA)K


- SORPTION[İng.] / SORPTION[Fr.] / SORTITION[Alm.] ile/değil/yerine/= İÇE TUTUNMA


- ŞORT[İng. SHORT] ile TAYT[İng. TIGHT]

( Paçaları, dizlerin yukarısında olan kısa pantolon. İLE Bacakları sıkı saran özel kumaştan yapılmış bir pantolon türü. | Sızmaz, su geçirmez bir kumaştan yapılmış şort giysi. )


- SORTING[İng.] ile/||/<> ASORTİ[Fr. < ASSORTI]

( Sosis salam sucuk vb et ürünlerinin ambalajı olarak kullanılan orijinal bağırsakların cins tip boy çap renk ve delik çaplarına göre sınıflara ayrılması işlemi )


- SORU-YORUM ile/ve YORUM-SORU


- SORU ile/ve/değil HAKARET


- SORU ile/ve KİŞİ

( Kişi, başka kişilere görünendir. )

( En yalın sorular, en değerli olanlardır. )

( Durun, bakın, inceleyin, doğru soruları sorun, doğru sonuçlara varın ve onlara göre hareket etme cesâretini gösterin ve olanlara bakın. )

( Sorulardan kaçanlar, yanıtların sıcaklığına sığınır. )


- SORU ile/ve KUŞKU(/ŞÜPHE)


- SORU = QUESTION[İng.] = QUESTION[Fr.] = FRAGE[Alm.] = QUESTIONE[İt.] = CUESTIÓN[İsp.]


- SORU ile/ve/> SORUN ile/ve/> SORUNSAL

( Sorun olmadan/yoksa soru da olmaz/oluşmaz. )


- SORU ile/ve/<> YANIT

( Soru, yanıttan önce gelir. )

( Question comes before answer. )


- SORU ile/ve YORUM

( Soru sorma biçimi, konuyu/nesneyi belirler. )


- SORUMLULUK VERME ile/değil/yerine SORUMLULUK ALMA(YI SAĞLAMA)

( Sorumluluk verilmez, sorumluluk alınır. Sorumluluk alınması için koşullar, uygun yapıya büründürülür. )

( It's not right to "giving responsibility". Better to arrange conditions "to taking responsibility". )


- SORUMLULUK ile/ve AVANTAJ


- SORUMLULUK ile/ve KARAR

( Kararlılık için duyarlılık ve tedbirlilik gerekir. )

( Olgun kişi, özellikle hareket içeren sorumluluklara olumlu bakar. )


- SORUMLULUK ile/ve MEKANİZMA

( Sorumluluklardan kaçmanın yolu, "Benim sorumluluklarım var" demektir. )


- SORUMLULUK = MESÛLİYET = RESPONSIBILITY[İng.] = RESPONSABILITÉ[Fr.] = VERANTWORTUNG[Alm.]


- SORUMLULUK ile/ve OLGUNLUK


- SORUMLULUK ile/ve SORGULAMA


- SORUMLULUK ile/ve ÜSTLENME

( Sorumluluklarımızdan kaçınırsak, sorumluluklardan kaçınmamızın olumsuz/ağır sonuçlarından kaçınamayız. )


- SORUN


- SORUN/LU ile RİSK/Lİ


- SORUN ile/ve EKSİKLİK


- SORUN ile/değil/yerine FARK


- SORUN ile/ve/değil/yerine KONU

( Sorunumuzdan tümüyle haberdar olalım, ona her yönünden bakalım, onun, yaşamımızı nasıl etkilediğini gözlemleyelim. Sonra onu kendi haline bırakalım. )

( Hiçbir sorun tümüyle çözülemez, fakat siz onun geçerli olmadığı bir düzeye kendinizi çekebilirsiniz. )

( Sana bir yararı olmayacak sorun diye bir şey yoktur. )

( Yararlarına gereksinimin olduğu için sorunları ararsın. )


- SORUN = MESELE = PROBLEM[İng., Alm.] = PROBLEME[Fr.] = PROBLEMA < PRO:ÖNE. BALLEIN:ATMAK[Yun.] = PROBLEMA[İsp.]


- SORUN ile/ve/değil ÖNCELİK


- SORUN ile SIKINTI

( Doğal olmayan yollarla sorun çözmek yerine onlara ayak uydurmak daha doğrudur. )


- SORUN ile SORUNUN SONUCU


- SORUNLARI (SADECE) KONUŞMAK ile/ve/yerine/değil SORUNLAR İÇİN ÇÖZÜM ARAMAK/BULMAK

( Hiçbir sorun, onu yaratan 'bilinç seviyesi'yle çözülemez. )

( Problems cannot be solved at the same level of awareness that created them. )


- SORUNLARI:
SORUN OLARAK KONUŞMAK ile/yerine/değil İLERLEME/GELİŞİM ARACI OLARAK KONUŞMAK/DEĞERLENDİRMEK


- SORUNSAL = İHTİMALİ = PROBLEMATIC[İng.] = PRBOLÉMATIQUE[Fr.] = PROBLEMATISCH[Alm.] = PROBLEMATIKOS[Yun.]


- SORUYORUM ile AF DİLEMEK ile İZİN İSTEMEK


- SOSYAL MEDYA (5C):
KONUŞMA/SÖYLEŞİ ve/+/||/<>/> ORTAKLIK ve/+/||/<>/> YORUM ve/+/||/<>/> İŞBİRLİĞİ ve/+/||/<>/> KATKI


- SOSYAL YARDIM ile/||/<> SOCIAL AID[İng.] ile/||/<> ASSISTANCE SOCIALE[Fr.] ile/||/<> TOPLUMSAL YARDIM

( Yaşam düzeyinin geliştirilmesi amacıyla kendisine yapılan ücret ödemesiyle bir ilişkisi ve bir iş karşılığı olmaksızın işçiye yapılan paralı ya da özdeksel yardım )


- SOSYAL[İng. < SOCIAL < SOCIETY] değil/yerine/= TOPLUMSAL


- SOSYALİZASYON/SOCIALIZATION[İng.] değil/yerine/= TOPLUMSALLAŞMA


- SOSYALİZM | TOPLUMCULUK ile/||/<> TOPLUMCULUK

( Ana üretim maddelerinin elde edilmesi dağıtımı ve kullanılmasında ortaklaşa mülk iyeliğini ya da devletçiliği öngören kooperatifçiliğe toplumsal hizmetlerin etkili biçimde görülmesine ve gelirin doğrulukla dağıtımına önem veren bir siyasa ve ekonomi görüşü 1 En geniş anlamda İnsanların birlikte yaşayışlarında toplumsal adaletin sağlanması için gösterilen her türlü çaba 2 Kuramsal açıdan Her insana insana yaraşır bir yaşam sağlamak üzere kişiler ve sınıflar karşısında topluma üstünlük tanıyan görüşler Üretimi devletin düzenlemesini ve üretim araçlarının kamulaştırılmasını savunan öğreti Karşıtı erkincilik 4 Dar anlamda Üretimde ve üretilenlerin dağıtımında tek tek kişilerin sınıfların değil toplumun yararını göz önünde bulunduran toplumsal düzen )


- SOSYOMETRİ/SOCIOMETRY[İng.] değil/yerine/= TOPLUMSAL DAVRANIŞ ÖLÇÜMÜ


- SOUND ABSORPTION COEFFICIENT[İng.] / COEFFICIENT DE L'ABSORPTION SONORE[Fr.] / SCHALLABSORPTIONSKOEFFIZIENT[Alm.] ile/değil/yerine/= SES SOĞURMA KATSAYISI


- SOUND ENERGY[İng.] / ÉNERGIE SONORE[Fr.] / SCHALLENERGIE[Alm.] ile/değil/yerine/= SES ENERJİSİ


- SOUND FLUX[İng.] / FLUX SONORE[Fr.] / SCHALLFLUSS[Alm.] ile/değil/yerine/= SES AKISI


- SOUND INTENSITY[İng.] / LAUTSTÄRKE, SCHALLINTENSITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= SES YEĞİNLİĞİ


- SOUND MAN/PHONETICS[İng.] değil/yerine/= PRENEUR DE SON, SONDEUR/PHONÉTIQUE[Fr.] değil/yerine/= TONASSISTENT/PHONETIK[Alm.] değil/yerine/= SESÇI

( Sinema/TV. Ses aygıtıyla sinema ya da televizyon için ses saptayan uygulaman. )


- SOUND PRESSURE[İng.] / PRESSION SONORE[Fr.] / SCHALLDRUCK[Alm.] ile/değil/yerine/= SES BASINCI


- SOUND VELOCITY[İng.] / VITESSE DU SON[Fr.] / SCHALLGESCHWINDIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= SES HIZI


- SOUNDPROOF CHAMBER[İng.] / CHAMBRE DE L'INSONORISÉ[Fr.] ile/değil/yerine/= SES GEÇİRMEZ ODA


- SOURCE FORGETFULNESS[İng.] değil/yerine/= KAYNAK UNUTKANLIĞI

( Edindiğimiz bir bilgiyi ne zaman, nerede, nasıl koşullar altında edindiğimizi unuturken, bilgiyi hatırlama durumu.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- SOURCE OF ELECTROMOTIVE FORCE[İng.] / SOURCE DE FORCE ÉLECTROMOTRICE[Fr.] / ELEKTROMOTORISCHE KRAFTQUELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= ELEKTROMOTOR KUVVET KAYNAĞI


- SOUTH ANATOLIAN RED CATTLE[İng.] ile/||/<> GAK

( Güney Anadolu Kırmızısı sığırı )


- SOUTH WIND[İng.] ile/||/<> KIBLE[Ar. < KİBLE]

( Güneyden esen rüzgâr )


- SOUTHEAST WIND[İng.] ile/||/<> KEŞİŞLEME

( Güneydoğudan esen rüzgâr Keşiş Dağı adından geldiği açıktır Keşiş leme eki O bakımdan Akdenizde güneydoğudan esen sıcak bir rüzgâra verilen καψανεμιά adıyla birleştirilmesi yanlıştır )


- ŞOV[İng. < SHOW] değil/yerine/= GÖSTERİ


- ŞÖVALYE ile GEZGİN ŞÖVALYE ile ŞÖVALYE SERSERİLİĞİ ile ŞÖVALYELİK


- ŞÖVALYELİK ile ŞÖVALYE GİBİ ile ŞÖVALYELİK


- SOVEREIGN, RULER[İng.] ile/||/<> SOUVERAIN[Fr.] ile/||/<> HERRSCHER[Alm.] ile/||/<> HÜKÜMDAR[Ar. < HUKM + FARS. < -DÂR]

( Taht sahibi devlet başkanı )


- SOVEREIGN, RULER[İng.] değil/yerine/= SOUVERAIN/NULLITÉ[Fr.] değil/yerine/= HERRSCHER/NULL[Alm.] değil/yerine/= HÜKÜM

( Padişah divanından padişah adına çıkan karar. @@ bk. vargı. @@ bk. yargı. )


- SOVKHOZ[İng.] ile/||/<> SOVHOZ[Rus.]

( Eski Sovyetler Birliğinde devlet mülkiyetindeki tarım işletmesi )


- SOY FLOUR[İng.] ile/||/<> SOYA UNU

( Ayıklanmış özürsüz temizlenmiş ve kabuğu soyulmuş soya tohumlarından mekanik veya çözücü özütleme işlemiyle yağın çoğu alındıktan sonra öğütülerek ince pudra durumuna getirilmiş en çok 4 ham selüloz içeren ürün )


- SOY-İÇİ ÜREME (AKRABA EVLİLİĞİ)[İng. INBREEDING] ile/||/<> SOY-İÇİ ÜREME KRİZİ[İng. INBREEDING DEPRESSION]

( Arasında kan bağı olan bireylerin döl meydana getirmesi. En uç noktası hermafroditlerin kendini döllemesidir. @@ Akrabalar arası üreme dolayısıyla bu yolla oluşan döllerin hayatta kalma şansındaki azalma.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- SOY[İng.] değil/yerine/= SOY

( Belli bir ortak atadan evrimleşen ata ve torun türlerden oluşan gruptur. Bir türün evrimsel geçmişindeki akrabalarını belirtmek için kullanılır.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- SOY/HEALTH LITERACY[İng.] değil/yerine/= SAĞLIK OKUR-YAZARLIĞI


- SOY ile "SOYLU"

( Adamın biri, Sokrat'ı, soy üzerinden aşağılamaya çalışınca, Sokrat şöyle dedi: "Senin soyun sende bitti, benimki ise benden başlar". )


- SOYA BEAN OIL[İng.] / HUILE DE SOYA[Fr.] / SOJABOHNENÖL[Alm.] ile/değil/yerine/= SOYA FASULYESİ YAĞI


- SOYA FASULYESİ ile/||/<> SOYA

( Baklagiller (Leguminosae) familyasından, ülkemizde tohumlarından yağ elde etmek için kültürü yapılan, tek yıllık otsu bitki. @@ < Fr soja 'soya fasulyesi'. Uluslararası bir söz olarak Almanca (Sojabohne), İngilizce (soybean, soy), Felemenkçe (soja), İspanyolca (haba de soja), Rusça (soya), Farsça (سويا) vb. pek çok dilde kullanılır. Köken olarak Çinceye dayanır ancak dünya dillerine yayılışı Felemenkçe aracılığıyla olmuştur. Soya fasulyesinden yapılan sosa verilen Çince shi-yu (< shi 'mayalanmış soya fasulyesi' + yu 'yağ') Japoncaya shōyu ~ sōyu olarak geçmiş buradan Felemenkçe aracılığıyla dünyaya yayılmıştır. Türkçede soya, elliptique bir addır. )


- SOYBEAN MILK, SOYAMILK, SOYMILK[İng.] ile/||/<> SOYA SÜTÜ

( Bebek mamalarında ve tofu üretiminde kullanılan soya unu ve sudan elde edilen süt benzeri ürün )


- SOYBEAN[İng.] / SOYABOHNE[Alm.] ile/değil/yerine/= SOYA FASULYESİ


- SOYBEAN[İng.] ile/||/<> SOJA HISPIDA[Lat.] ile/||/<> SOYA FASULYESİ

( Baklagiller Leguminosae familyasından ülkemizde tohumlarından yağ elde etmek için kültürü yapılan tek yıllık otsu bitki soja soya fasulyesi Uluslararası bir söz olarak Almanca Sojabohne İngilizce soybean soy Felemenkçe soja İspanyolca haba de soja Rusça soya Farsça سويا vb pek çok dilde kullanılır Köken olarak Çinceye dayanır ancak dünya dillerine yayılışı Felemenkçe aracılığıyla olmuştur Soya fasulyesinden yapılan sosa verilen Çince shiyu shi mayalanmış soya fasulyesi yu yağ Japoncaya shōyu sōyu olarak geçmiş buradan Felemenkçe aracılığıyla dünyaya yayılmıştır Türkçede soya elliptique bir addır )


- ŞÖYLE ile BÖYLE ile ŞÖYLE YA DA BÖYLE ile ŞÖYLE VE BÖYLE


- SÖYLEME ile ANLATMA

( ... İLE Düşüncenin/konunun/olgunun/durumun aktarımı/paylaşımı. )


- SÖYLEMEK ile BAHSETMEK


- SÖYLEMEK ile/ve KAVRAMAK


- SÖYLEMEK ile/ve/<> KONUŞMAK

( Yılan imgesi. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Değnek imgesi. )

( dd İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> mdw )

( Sonuç [odaklılık]. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Süreç ve sonuç [birlikteliği ve bütünlüğü]. )

( "Kendini merkeze alma" ve ötekileri önemsizleştirmeye neden olur/olabilir. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Ötekiyle birlikte kendini ve herkesin olası düşüncesini, durumunu/sürecini dikkate almayı gerektirir/sağlar. )


- SÖYLEMEK ile/ve ÖNERMEK


- SÖYLEMEK ile SAPTAMAK


- SÖYLEMEK ile SÖYLEMEMEK


- SÖYLENCE = ÜSTURE = MYTHE[İng., Fr.] = MYTHOS[Alm., Yun.] = MITO[İsp.]


- SÖYLENCEBİLİM = İLM-İ ESATİR = MYTHOLOGY[İng.] = MYTHOLOGIE[Fr., Alm.] = MYTHOLOGIA[Yun.] = MITOLOGIA[İsp.]


- SÖYLENİLEN'İ:
YORUMLAMAK ile/yerine DİNLEMEK[Kabul etmek anlamında değil!]

( Doğruyu konuşmak iki kişi ister; doğru söyleyen, doğru dinleyen. )

( İmgelemeden bakmayı, çarpıtmadan dinlemeyi öğrenin, hepsi bu. )


- SÖYLENİLEN'İ:
YORUMLAMAK ile/değil/yerine DİNLEMEK[Kabul etmek anlamında değil!]

( İmgelemeden bakmayı, çarpıtmadan dinlemeyi öğrenin, hepsi bu. )

( Dinleyen, anlatandan ârif gerektir. )

( Çok dinlememiz ve az konuşmamız için, iki kulağımız ve bir dilimiz var. )


- SÖYLENİŞ/SÖYLEYİŞ ile SESLENDİRİŞ


- SÖYLEYİŞ/DİKSİYON[Fr./İng. < DICTION] ile/ve/değil/||/<> SESLENDİRİŞ/ARTİKÜLASYON[Fr./İng. < ARTICULATION]


- SOYMAK ile SIYIRMAK


- SOYTARI ile/||/<> SOYTARI[Ar. < SAʿTERİ]

( Bir oyunda skeçte ya da sirkte gülünç hareketler ve sözlerle çevresindekileri güldüren oyuncu Bir oyunda revüde ya da sirkte gülünç hareketler sözler ve becerilerle seyredenleri eğlendiren sanatçı saᶜtarī lascivious woman one who uses a dildo saᶜtar a dildo or artificial penis a woman that loves a woman Némethe göre Farsça saᶜtarī Arapçadan alınmıştır )


- SOYULMA ile ÇIPLAK


- SOYUT ile/değil AYRI


- SOYUT ile/ve EVRENSEL


- SOYUT ile MİSTİK


- SOYUT = MÜCERRET = ABSTRACT[İng.] = ABSTRAIT[Fr.] = ABSTRAKT[Alm.] = ABSTRACTUM[Lat.] = ABSTRACTO/TA[İsp.]


- SOYUT ile/ve/değil ÖZ


- SOYUT ile SOMUT

( Soyut, AKIL'ın alanıdır. Varlık-Yokluk, Birlik-Çokluk gibi kavramlardır soyut olanlar. | İlişkisizlik. İLE İlkesine/yasasına göre işleyen olgu. | Duyunun kavramlaştırılması. | Kavram çiftleri arasındaki ilişki. | Ayrımların birliği. )

( BAZI SOYUTLAR:
* AHLÂK
* CEBİR
* MÛSİKÎ
* METAFİZİK )

( Saltık[mutlak]. İLE Göreli. )


- SOYUT ile/ve/||/<> SONUÇ


- SOYUT ile SOYUT İSİM ile ÖZET NUMARASI ile SOYUTLAMA ile SOYUTLAYICI


- SOYUT ile YALITILMIŞ


- SOYUTLA(N)MAK ile/değil/yerine DERİNLEŞ(TİR)MEK


- SOYUTLAMA GÜCÜ ile/ve/||/<> YÖNETİLEBİLİRLİK ile/ve/||/<> İLİŞKİLERİN ÖNCELİĞİ


- SOYUTLAMA ile AYIKLAMA


- SOYUTLAMA ile/ve BÜTÜNLÜKLÜ SOYUTLAMA


- SOYUTLAMA ile DEĞİLLEME


- SOYUTLAMA ile/ve EVRENSELLEŞTİRME


- SOYUTLAMA ve KENDİNİ GÖZLEMLEYEBİLMEK


- SOYUTLAMA ile OLASI SONSAL SOYUTLAMA


- SOYUTLAMA ile/ve SOMUTLAŞTIRMA

( Bilim. İLE/VE Denetleme. )


- SOYUTLAMA ile/ve/||/<> SOYUTLANMA


- SÖZ (ALMAK/VERMEK) ile/değil/yerine OLUR/ONAY (ALMAK/VERMEK)


- SÖZ DİZİLİMİ DEĞİŞTİRGENİ ile ...


- SÖZ VARLIĞI ile/||/<> KELİME HAZİNESİ

( kelime hazinesi kelime hazinesi Bir dilin bütün kelimeleri bir kişinin veya bir topluluğun söz dağarcığında yer alan kelimeler toplamı İngilizcenin kelime hazinesi üniversite öğrencilerinin kelime hazinesi aydınlar kesiminin kelime hazinesi vb Azerbaycan Türkçesi söz fondu leksika Türkmen Türkçesi leksika sözlük fond leksika laf zenginnii Özbek Türkçesi soz boyligi soz xazinasi luğat bóyligi leksika Uygur Türkçesi söz bay liği luğat tärkivi söz tärkivi Tatar Türkçesi süzlek fondı leksika süzlek xäzinäse Başkurt Türkçesi hüşlek fondı leksika sözlük sostawi söz baylıgı leksika Krç Malk tilni söz baylıgı leksika söz haznası Nogay Türkçesi söz baylıgı söz kaznası leksika Kazak Türkçesi söz baylıgı sözdik kor leksika Kırgız Türkçesi leksika sözdük fond söz baylıgı Alt sös fondı leksika Hakas Türkçesi söstîk söster çıındızı Tuva Türkçesi sös kurlavırı leksika Türkçesi sös fondı leksika Rusça slovarnıy fond leksika kelime hazinesi )


- SÖZ/EYLEM ile/ve/<> DOĞRU YER

( Meyvesiz sözler söyleyip, söylediklerini yaşamında uygulamayan kişi, güzel ve renkli görünen fakat kokusu olmayan bir çiçeğe benzer. )


- SÖZ/EYLEM ile/ve/<> DOĞRU ZAMAN


- SÖZ/SAB ile/ve TATLI SÖZ

( Güftâr. İLE/VE Güftâr-ı şirin. )

( "Bir sözü(sırrı) söylediğimde o bana malik olur, ben ona malik olamam". )

( "Sözünde doğru, işinde dakik olmalısın. Sözünde doğru olan kimsenin değeri artar, işinde dakik olan kimsenin de işi neticeye bağlanır". )

( Söz taşıyanların(su'ât) getirdiklerini kabul etmek büyük bir zulümdür. )

( Sözlerin öfkesini gözleyin, ağızdan çıkan sözleri kulaklarınız duysun. Sözlerle hiç kimseye zarar vermeyin. )

( En kolay olmayan şey: Söz Söylemek ve Söz Anlamak. )

( Balcının var bal tası, oduncunun var baltası. )

( Tatlı dil, yılanı bile deliğinden çıkarır. )

( Taşa geçer, kendime geçmez sözüm. )

( Huzur veren tek bir söz, yararı olmayan binlerce sözden daha yeğdir. )

( Bu sözler/şiirler, "Onlar benim!" diyenindir. )

( Sözden suret doğup ölür, dalga kendini tekrar denize götürür. )

( DEKLAMASYON: Sözü güzel söyleme, süslü sözlerle söyleme. )

( Âb-ı Hayat, kulakla içilir. )

( Âb-ı Hayat, su değil Kâmil'in sözleridir. )


- SÖZ ile/ve/<> ÇÖZÜM


- SÖZ ile/ve/<> GARANTİ

( Neye söz verdiysen oradan hesaba çekilirsin. )

( VAAD ile TAAHHÜD/T )

( VAİT: Söz verme. Belirli bir şeyi yapmayı taahhüt. )

( TAAHHÜD[< AHD]: Bir işin yapılması üzerine resmi olarak sözleşme. )


- SÖZ = PHRASE[İng.] = EXPRESSION[Fr.] = ÄUßERUNG[Alm.] = ESPRESSIONE[İt.] = EXPRESIÓN[İsp.]


- SÖZ ile/ve/<> YAZI

( Etkileme sanatı. İLE/VE Varolma sanatı. )

( Söz ile ses hem delâlet eden hem edilen. İLE/VE Sadece delâlet/işaret eden. )

( DİLEKÇE/ARÎZA[Ar.]: Küçükten büyüğe yazılan yazı. )

( GRAFOLOJİ: El yazısını inceleyen bilim dalı. )

( Söz, uçar; yazı, kalır! [Lat. Verbevolent, scriptamanent.] )


- SÖZCÜK AİLESİ ile ...


- SÖZCÜKLERDEN, ANLAMA ULAŞMAK/"GİTMEK" ile/ve/<>/yerine/değil ANLAMDAN, SÖZCÜĞE ULAŞMAK

( Sözlerin ötesine geçmeye çalışın. )

( Sözler, gerçekleri yaratmaz; onlar ya tarif ya tahrif eder. )

( Sözün tamamı, anlamayana söylenilir. )

( Try to go beyond the words.
Words do not create facts; they either describe them or distort. )


- SÖZCÜKLERİN ANLAMLARINI