İngilizce karşılıkları olan FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 35.847 başlık/FaRk ile birlikte,
35.847 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(125/145)
- SURGICAL[İng.] ile/||/<> CERRAHİ[Ar. < CERRÂHİ]
( Cerrah ve ameliyatla ilgili olan şirurjikal )
- SÜRGÜ ile CIVATALAYICI
- SÜRGÜ ile/||/<> SÜRGÜ
( sönge söngü söngüye sünge süngü süngüye sürme 1 Ucu çaputlu fırın temizleme sopası Beyköy Şarkikaraağaç Isparta Darıveren Acıpayam Denizli Kemalpaşa İzmir Gürmedere Fethiye Muğla sönge Yenice Gelendost Isparta Amasya söngü Akçaşar Yalvaç Isparta Emet Kütahya söngüye Uşak sünge Mudurnu Bolu süngü Işıklar Bornova İzmir süngüye Dereyalak İnönü Eskişehir 2 Kapının içten kapanmasını sağlayan ağaç kol Çarıksaray Şarki karaağaç Isparta sürme Dereyazıcı Alaca Çorum 3 Harman yerini temizlemek düzeltmekte kullanılan uzun tahta saplı üçgen ya da dikdörtgen biçiminde ağzı olan tahta araç Kırklareli II sürgütahtası Harmanlanmış ekini konulacağı yere götürmekte kullanılan hayvan yardımıyla çekilen kızak Esat Çiftliği Terme Samsun Kuzköy Salman Akkuş Ordu sürgütahtası Amasya fizik tarım Panoları birleşik tutmada kullanılan tahta ya da demir lama )
- SÜRGÜN ETMEK ile SÜRGÜN
- SÛRÎ/ŞEKLÎ[Ar.]/FORMEL[İng.] değil/yerine BİÇİMSEL
- SURİ ile/||/<> FORMAL[İng.] ile/||/<> FORMEL[Fr.] ile/||/<> FORMELL, FORMAL[Alm.] ile/||/<> BİÇİMSEL
( Biçime ilişkin )
- SÜRMEK ile ARABAYLA UZAKLAŞMAK ile KABACA SÜRMEK ile KABA BİR ŞEKİLDE SÜRMEK ile TAHRİK MİLİ ile SÜRÜLEBİLİR ile SÜRÜCÜ ile ARABA KULLANMAK ile SÜRÜŞ TESTİ
- SÜRMEK ile SIVAMAK
- SURPLUS LABOUR[İng.] ile/||/<> ARTIK EMEK
( Marksist kuramda artık değer elde etmek için işçilerin gerekli emek zaman dışında harcadıkları fazla emek )
- SÜRPRİZ[Fr./İng.] değil/yerine/= ŞAŞIRTI
- SÜRPRİZ ile/ve BEKLENMEDİK (OLUMLU) "GELİŞME"
- SÜRPRİZ ile/ve ÜMİT/UMUT
- SÜRRE-İ RİE | AKCİĞER GÖBEĞİ ile/||/<> AKCİĞER GÖBEĞİ
( biyoloji anat Sağ ve sol akciğerin birbirlerine dayandıkları kısım üzerinde bronkus ve damarların akciğerin içine girdiği yer hilus pulmonis )
- SÜRRE-İ RİE | AKCİĞER GÖBEĞİ ile/||/<> BRONŞÇUK ile/||/<> TRAKE
( (biyoloji) @@ anat. Sağ ve sol akciğerin birbirlerine dayandıkları kısım üzerinde, bronkus ve damarların akciğerin içine girdiği yer, hilus pulmonis. )
- SURREALISM[İng.] ile/||/<> SURRÉALISME[Fr.] ile/||/<> SÜRREALISMUS[Alm.] ile/||/<> SÜRREALİZM[Fr. < SURRÉALISME]
( XX yüzyıl başlarında Fransada Andre Bretonun Freudun görüşlerine dayanarak açtığı ve bilinçaltı gerçeği düşte olduğu gibi parçaları birbirini tutmaz bir anlatım ile vermeye çalışan akım Gerçeküstücülük )
- SÜRREALİZM | GERÇEKÜSTÜCÜLÜK ile/||/<> GERÇEKÜSTÜCÜLÜK
( Sinema Çeşitli sanat dallarındaki gerçeküstücülüğün öncü sinema soyut filmdeki yansısı Özellikle 1927ye doğru Fransada sinemaya uygulanmağa başlanan gerçeküstücülük nesneleri bilinçaltı dünyasının bir belirtisi olarak gerçekdışı acayip çarpıcı görünüşlerle ortaya koymağa çabalar Sürrealizm 1924 yılında Fransada Andre Breton ve arkadaşlarınca başlatılan ve duyguların düşüncelerin us denetimiyle dizginlenmeden her türlü sanat ve töre kaygısından uzak bir biçimde sonsuz bir özgürlük ve kendiliğindenlik içinde dile getirilmesini öneren Fransa dışında da türlü savunucular ve izleyiciler bulan yazın ve sanat akımı Resim Doğanın bilinen görüntüsünü değil bilinçaltına ve düşlere değgin bir dünyayı canlandırmak isteyen 1924 yılında Andre Bretonun ortaya attığı sanat görüşü )
- SÜRŞARJ[Fr., İng. SURCHARGE] değil/yerine/= YENİBASIM
( Bir sayının, sözcüğün yerine geçmek için üzerine başka bir sayı ya da sözcük basma işi. )
- SÜRT(ÜN)MEK ile DEĞMEK
- SÜRTÜNME | FRİKSİYON ile/||/<> FRİKSİYON[Fr. < FRICTION]
( Ovalama )
- SÜRTÜNME ile SÜRTÜNME
- SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI/HERD IMMUNITY[İng.] değil/yerine/= KİTLE BAĞIŞIKLIĞI
- SÜRÜ ile ÇOBAN ile ÇOBAN
- SÜRÜ ile/||/<> SÜRÜ
( 100 150 200 ya da daha kalabalık devşirme çocuklardan oluşan topluluk Genellikle sığır ve koyun gibi bazı türlerin topluluk adı )
- SÜRÜ ile SÜRÜLER
- SÜRÜCÜ ile/||/<> SÜRÜCÜ
( Kuşak teker vb veri saklama ortamlarının bir okuyucuyazıcı kafa karşısına sürülmelerini sağlayarak gerekli okumayazma işlemlerini gerçekleştiren bilgisayar girişçıkış birimlerinin her birinin genel adı Miknatıslı kuşak sürücü mıknatıslı teker sürücü ya da dört sürücülü teker bellek gibi bağlamlar içerisinde kullanılır Devşirme çocuklarını İstanbula getirmekle yükümlü olan görevli ana sürücü )
- SÜRÜKLEMEK ile SÜRÜKLEYEREK
- SÜRÜNGEN/LER ile KELER/LER
( ZIBÂBİYYE-İ BERİYYE[: Kertenkele ve benzeri hayvanlar.] ile/ve ZIBÂBİYYE-i MÂİYYE[: Bu sınıfın suda yaşayanları.] )
- SÜRÜNGEN/LER ile OMURGASIZLAR
- SÜRÜNGEN/LER ile SKINK/LER[Lat.]
( ... İLE Daha çok çöl bölgelerinde, kurak bölgelerde yaşayan üzerleri pullarla örtülü, küçük gövdeli sürüngenlerin oluşturduğu tür. )
- SÜRÜNME ile SÜRÜNEN ile SÜRÜNEREK
- SÜRÜNMEK ile SÜRÜNEREK
- SÜRÛRÎ[Ar.] ile Sürûrî[Ar.]
- SÜRVEY/SURVEY[İng.] değil/yerine/= ANKET, TARAMA
- SÜRVEYANS/SURVEİLLANCE[İng.] değil/yerine/= GÖZET-İZLE
- SÜRVİ ORANI/SURVİVAL RATE[İng.] değil/yerine/= SAĞ KALIM ORANI
- SÜRVİ/SURVİVAL[İng.] değil/yerine/= SAĞ KALIM
- SURVIVOR GUILT[İng.] değil/yerine/= HAYATTA KALAN SUÇLULUĞU
( Hayatta kalan suçluluğu; başkalarının hayatta kalamadığı fakat kendilerinin kurtuldukları bir durumdan sonra hissettikleri hayatta kalarak yanlış birşey yaptığını hissetme duygusudur. Savaştan sağ çıkan kişiler, doğal afetten kurtulanlar, salgın hastalıktan kurtulanlar, ailesi ya da arkadaşları arasında intihar edenler arasında rastlanır. Bu durumun rastlanması kişinin psikolojik profiline bağlıdır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- SUŞ/STRAIN[İng.] değil/yerine/= SOY
- SUS ile/||/<> GÜVE ile/||/<> BUĞDAY GÜVESİ
( Tırtılları çeşitli tarım bitkilerinde un buğday gibi yiyeceklerde özellikle yünden yapılmış giyim ve öbür ev eşyasında yaşayarak büyük zararlara yol açan ufak boylu kelebeklerin ortak adı a buğday güvesi kürk güvesi zeytin güvesi v b tarım Kanat genişliği ortalama 13 mm olup buğday çavdar arpa ve yulaf tanelerine zarar veren gececi küçük kelebek Sıçan şeridinin arakonakçılarından biri olarak ayrıca önemlidir Tinea granella Böcekler İnsecta sınıfının pulkanatlılar Lepidoptera takımından bir eklembacaklı türü Kanatları dar ve kenarları saçak gibi tüylüdür Tırtılları tahıl üzerinde yaşar zooloji Böcekler Insecta sınıfının pul kanatlılar Lepidoptera takımından kanatları dar ve kenarları saçak gibi tüylü tırtılları tahıl üzerinde yaşayan bir eklem bacaklı türü Az güvǝ güye köyö Miş küwe kübö küye küyö kuya Alt kuya kǖ kĕve Orta Türkçede küyē olarak geçer Eski Kıpçakçada da küyē biçimi kullanılır Németh NyK 47 77 Csoma Arm 76 Ugor dillerinde kullanılan birtakım karşılıklarla birleştirmiştir Altayca ve Teleütçede güveye verilen kör adı Moğolcadan alınmıştır Räsänen V 292a Leksika yazarları güńä guńa biçiminden yola çıkmışlardır Bu biçimin salt Yakutça köj üre dayandığını yazarlar saklamamışlar Yakut biçimin Moğolcadan kalma bir alıntı olabileceğini de seslendirmişlerdir Kırgızca kübö biçiminin ise Moğolcadan kalma kibe biçimiyle contamination sonunda oluştuğunu düşündükleri anlaşılıyor Söz konusu rekonstrüksiyonun doğru olduğu düşünülürse güve Moğolca kiγursun bit yumurtası sirke Tunguzca kunikta at sineği larvaları Korece kǝńui kurtçuk gibi biçimlerle karşılaştırılabilir Bütün bu söz varlığının kepelek kelebek biçiminin oluşmasını sağlayan Altayca bir kökten gelmesi olasıdır )
- SUS ile SUS PARA
- SUSAMGİLLER ile/||/<> SUSAMGİLLER
( botanik Yaprakları karşılıklı ya da üsttaraflarda almaşlı basit ya da parçalı ayalı çiçekleri yaprak koltuğundan çıkan bilâteral simetrili genellikle çanak ve taç yaprakları beş parçalı ve birleşik kapsül ya da fındıksı meyveleri olan bir ya da çok yıllık otsu nadiren çalımsı bitkiler )
- SUSCEPTIBLE[İng.] ile/||/<> DUYARLI
( 1 Çevresindeki hastalık etkenlerinden kolaylıkla etkilenen birey 2 İlaçların etkilerine duyarlı mikroorganizma 3 Hassas duygu alıcı hissedilir sensibl )
- SÜSEN[Fars.] ile/ve SARI SÜSEN
( Süsengillerden, yaprakları kılıç biçiminde, çiçekleri iri ve mor renkli, güzel görünüşlü ve kokulu, çok yıllık bir süs bitkisi, susam. İLE ... )
- SUSEPTİBİLİTE | ALINGANLIK ile/||/<> ALINGANLIK
( Kişinin benliğine güveninin eksikliği yüzünden kendisine yöneltilen eleştirilere aşırı tepki gösterme durumu 1 Bir özdeğin mıknatıslanma yeğinliğinin mıknatıslama kuvvetine oranı 2 Bir içyüküldeki ucaylanımın bu ucaylanıma neden olan elektriksel alan yeğinliğine oranı )
- SUSEPTİBİLİTE | ALINGANLIK ile/||/<> ÇEKİNGENLİK
( Kişinin, benliğine güveninin eksikliği yüzünden, kendisine yöneltilen eleştirilere aşırı tepki gösterme durumu. @@ 1. Bir özdeğin mıknatıslanma yeğinliğinin mıknatıslama kuvvetine oranı, 2. Bir içyüküldeki ucaylanımın, bu ucaylanıma neden olan elektriksel alan yeğinliğine oranı. )
- SÜSLEME ile BEZEME
( HULLİYAT[Ar.]: Kadın süs eşyası, asım takım, takı. )
- SÜSLEMEK ile DEKORE EDİLMİŞ ile DEKORASYON ile DEKORATİF ile DEKORATÖR
- SÜSLEMEK ile KİRİŞ
- SÜSLEMEK ile SÜSLEME ile SÜSLEME
- SÜSLEMEK ile SÜSLENMİŞ
- SÜSLÜ ile SÜSLÜ İŞLER
- SUSMA HAKKININ TARİHÇESİNDE, DÖNÜM NOKTALARI:
JOHN LILBURNE'NİN TUTUMU ve/||/<>/>/< MIRANDA UYARILARI
( 1637 yılında, İngiliz tarihinin en renkli, en dramatik kişilerinden biri olan John Lilburne’un, halkı yönetime karşı kışkırtan bir kitap yayımladığından dolayı tutuklanıp bu mahkeme önüne çıkarılması, susma hakkı konusunda bir dönüm noktası olmuştur. Lilburne, mahkemede, açıkça neyle suçlandığı hakkında bilgilendirilene kadar, sorulan sorulara yanıt vermeyi reddetti. Bu durum, ceza yargılaması açısından, tarihin bize taşıdığı, susma hakkının kullanılması ile ilgili ilk durumdur.
VE/||/<>/>/<
1. Sessiz kalma hakkınız vardır.
2. Söyleyeceğiniz her şey, mahkemede, aleyhinize kullanılabilir.
3. Herhangi bir soruya yanıt vermeden önce, avukat ile konuşma hakkınız vardır ve soruları yanıtlarken, avukatınız, yanınızda bulunabilir.
4. Eğer bir avukat tutamıyorsanız ve dilerseniz, size bir avukat belirlenecektir.
5. İfade sırasında, herhangi bir anda, soruların öncesinde ya da sonrasında, susma hakkınızı ve avukattan yararlanma hakkını kullanabilirsiniz. [1966 Arizona - ABD] )
( 1- You have the right to remain silent.
2- Anything you say can and will be used against you in a court of law.
3- You have the right to an attorney.
4- If you cannot afford an attorney, one will be appointed for you. )
- SUSMAK ile/ve/değil/yerine SUSABİLMEK
( Kişi, susuyorsa; ya çok az şey biliyordur ya da çok fazla. )
- SUSMAR ile/||/<> LIZARD[İng.] ile/||/<> LÉZARD[Fr.] ile/||/<> LACERTUS[Lat.] ile/||/<> EIDECHSE[Alm.] ile/||/<> KERTENKELE
( Kertenkeleler familyasına giren sürüngenlerin ortak adı Arakonakçı olarak ilgimizi çeken türleri vardır Az kǝrtǝnkǝlǝ Eski kaynaklarda geçmediği anlaşılıyor İkinci bölümünde Türkçe keler biçiminin saklandığı açıktır Başka bir deyişle kertenkeler biçiminin sonundaki rnin düşmesi üzerine dilimizde kertenkele olarak yaygınlık kazanmıştır Ağızlarda kertenkeleye verilen koşmarkele kestenkele adlarının sonundaki rler de düşmüştür Dar bir alanda kullanılan kirkele özükele adlarında da rlerin düştüğü açık olarak anlaşılıyor Ağızlarda rastlanan kesteŋkele biçimi de güzel bir örnektir O açıdan Räsänenin kertenkele ve kertenkeler keler ve kesertke biçimlerine göndermesi doğrudur Buna karşılık kertenkelenin birinci bölümü karışıktır ÊSTJada 1997 55 Anadolu ağızlarında kullanılan kertiş kertoç kertiz biçimleri kertenkelenin yan biçimleri olarak verilmiştir ki yanlıştır Bu biçimlerin Ermeniceden geldiği anlaşılıyor Dankoff ALT 779 Buna göre ÊSTJada bu biçimlerin kert kökünden ç ş z ekleriyle kurulmuş türevler olarak açıklanması yersizdir ÊSTJaya göre kertenkelenin birinci bölümü de kert kökünden gelir Kertenkelenin açıklanmasında Şçerbak İRLTJa 152 da kert kökünden yola çıkmıştır Türkçede kertenkeleye keltekeler ve keltenkeler adı da verilir Kertenkele keltenkeler biçiminin keltekelerden kertenkeler başka bir şey olmadığı anlaşılıyor Kertenkeler kertenkele biçimleri benzeşme assimilation sonunda oluşmuştur Keltenkelerdeki n ise sonradan türemiş bir sestir Eckmann TDAY 1955 1415 TDED 1956 156 Bu duruma göre kertenkelerin kertenkele keltekelerden geldiği ortaya çıkıyor Keltekelerin birinci bölümündeki kelte ise diyalektlerde kelte yılan Tatarca kelte cılan kertenkele adında geçer Çuvaşçada kertenkeleye verilen kalta adı da kelteden kalma bir biçimdir Egorova göre ÊS 87 Kırgızca Kazakça gibi çağdaş diyalektlerde kelte kısa olarak kullanılır Kelte ise Farsçadan alınmıştır kalta Kertenkeleye kısa keler adı yılan adına göre verilmiştir Yılana göre keler kuyruksuzdur Tatarca kelte cılan bu yolda açık bir tanıktır Çuvaşçada kalta selen kısa yılan adı sonradan kaltaya çevrilmiştir Bunun gibi eski ve yeni diyalektlerde kelte biçimi kertenkele olarak kullanılır Örn Orta Kıpçakçada kelte kertenkele olarak geçer Brockelmann OGM 12 4 not Türkçede etimolojik yönden açık olmayan aşırı uzun biçimlerin çok kısaltıldığını dile getirerek kesertke keseltkinin kelteye çevrildiğini öne sürmüştü Daha sonra 32 b çu formansı dolayısıyla alaçudan sonra keslinçü üzerinde dururken keselteki keseltki kesertke kesertgi biçimlerini de vermişti Onun bu biçimleri kes kökünden getirmek istediği anlaşılıyor so benannt wegens der Fähigkeit der verlorenen Schwanz zu regenerieren Clausona göre ED 750b yapı bakımından keslin kesilmek kökünden çü ekiyle kurulduğu anlaşılıyorsa da bunun yabancı bir biçime Türkçe bir biçim verme çabası olduğu anlaşılıyor )
- SÜSPANS | GECİKTİRİM ile/||/<> GECİKTİRİM
( Sinema TV İzleyiciye herhangi bir olayın ortaya çıkacağını duyurmak fakat sonucu durmaksızın geciktirerek onu sürekli bir bekleme gerginlik sıkıntı yürek oynaması içinde bırakmak soluk kesici bir durum yaratmak biçiminde kendini gösteren anlatım çeşidi Bir oyunda seyircinin merakını uyandıracak geciktirme Bir oyunda seyircinin ilgisini ve gerilimini canlı tutmada kullanılan geciktirme uygulayımı )
- SÜSPANS | GECİKTİRİM ile/||/<> GERİLİM
( Sinema/TV. İzleyiciye herhangi bir olayın ortaya çıkacağını duyurmak, fakat sonucu durmaksızın geciktirerek onu sürekli bir bekleme, gerginlik, sıkıntı, yürek oynaması içinde bırakmak, soluk kesici bir durum yaratmak biçiminde kendini gösteren anlatım çeşidi. @@ Bir oyunda seyircinin merakını uyandıracak geciktirme. @@ Bir oyunda seyircinin ilgisini ve gerilimini canlı tutmada kullanılan geciktirme uygulayımı. )
- SÜSPANSİYON/SUSPENSION[İng.] değil/yerine/= ASILTILI ÇÖZELTİ
- SÜSPANSİYON ile/||/<> SÜSPANSİYON[Fr. < SUSPENSION]
( suspansio asma Katı bir madde parçacıklarının bir sıvı ya da yine bir katı madde içinde onun parçacıklariyle erimeksizin karışması Burada dağıları faz ve dağıtma fazı olmak üzere 2 faz vardır emülsiyon asıltı Katı bir maddenin parçacıklarının sıvı ya da yine katı bir madde içinde onun parçacıkları ile erimeksizin karışması Süspansiyonda dağılma fazı ve dağılan faz olarak iki faz vardır Bir maddenin sıvı içinde erimeksizin çok ufak tanecikler durumunda dağılmasından oluşan karışım 1 Çok küçük zerrelere ayrılmış olan katı parçacıkların bir sıvı içerisindeki dağılımı 2 Suda erimeyen maddeleri içeren preparat )
- SUSPENSION[İng.] ile/değil/yerine/= STİPANSİYON
- SUSPICION vs. INTERROGATE
- SUSTA ile/||/<> SUSTA[İt. < SOSTA | YUN.]
( Saat kayışının takıldığı kısımlar Laçin Eskişehir Gırgır ağlarında mapaların açılıp kapanmasını sağlayan düzenek R σούστα zemberek yay )
- SÜT ASİDİ ile/||/<> SÜT ASİDİ
( kimya Sütün mikrobiyal fermantasyonu sonucu laktozdan sentezlenen organizmada aneorobik glikolizis sonucu oluşan veya silaj fermantasyonu sırasında oluşması istenen madde laktik asit )
- SÜT DİŞİ ile/||/<> SÜT DİŞİ
( Difiyodont memeli hayvanlarda yavru iken meydana gelen geçici dişler olup sonradan asıl dişlerle yer değiştirirler zooloji Memeli hayvanlarda yavru iken meydana gelen ve sonradan asıl dişlerle yer değiştiren geçici dişler )
- SÜT ŞEKERİ ile/||/<> LAKTOS
( laktos laktoz Sütte bulunan ve sütün buharlaşmasıyla kristal hâlde toplanan bir disakkarit laktoz Sütte veya peynir suyunda bulunan sütün buharlaşmasıyla kristal durumda toplanan beyaz kristal yapıda orta derecede tatlı suda hafif çözünen yem maddesi olarak kullanılan glukoz ve galaktoza hidrolize olan bir disakkarit laktoz )
- SÜT TOZU ile/||/<> SÜT TOZU
( tarım Çeşitli teknikler kullanılarak çiğ sütlerin suyunun uçurulmasıyla elde edilen toz durumundaki süt ürünü Tam yağlı sütün kurutulmasıyla elde edilir ve 26 ham yağ 24 ham protein bulundurur )
- SUT[Fr. SOUDE] ile ŞUT[İng. SHOOT]
( Eskiden bazı bitkilerden, bugün sodyum klorürden elde edilen sodyum karbonatın ticaretteki adı. İLE Futbolda, bir oyuncunun, topu, kaleye sokmak için ayağıyla yaptığı sert ve hızlı vuruş. )
- SUTHERLAND'S FORMULA[İng.] / FORMULE DE SUTHERLAND[Fr.] / SUTHERLAND-FORMEL[Alm.] ile/değil/yerine/= SUTHERLAND FORMÜLÜ
- SÜTLEĞEN ile/||/<> SÜTLEĞEN
( botanik Sütleğengiller Euphorbiaceae familyasından gövde ve yapraklarından süt çıkan bazı türleri sebze olarak kullanılan bazılarından boyar madde elde edilen bir iki ya da çok yıllık otsu ya da çalımsı Euphorbia cinsi türlerine verilen ad Sütleğengiller familyasından gövde ve yapraklarından süt çıkan keskin kokulu ve acı lezzetli fazla tüketildiğinde hayvanlarda aşırı duyarlılık eş güdüm bozukluğu sığırlarda ise mide bağırsak yangısı ve ishal görülmesine yol açan bir iki veya çok yıllık otsu veya çalımsı bitkiler )
- SÜTLEĞEN ile/||/<> SÜTLEĞENGİLLER
( (botanik) @@ Sütleğengiller (Euphorbiaceae) familyasından, gövde ve yapraklarından süt çıkan, bazı türleri sebze olarak kullanılan, bazılarından boyar madde elde edilen, bir, iki ya da çok yıllık, otsu ya da çalımsı Euphorbia cinsi türlerine verilen ad. @@ Sütleğengiller familyasından, gövde ve yapraklarından süt çıkan, keskin kokulu ve acı lezzetli, fazla tüketildiğinde hayvanlarda aşırı duyarlılık, eş güdüm bozukluğu, sığırlarda ise mide bağırsak yangısı ve ishal görülmesine yol açan bir, iki veya çok yıllık otsu veya çalımsı bitkiler. )
- SÜTLÜ CAM | BUZLU CAM ile/||/<> BUZLU CAM
( Sinema Bir yüzü özel özdekle donuklaştırılmış yarı saydam görüntü verebilir cam Yüzeyi mekanik kumlama ya da kimyasal asitle donuklaştırma bir işlemle donuklaştırılmış cam )
- ŞUTÖR ile/||/<> KICKER[İng.] ile/||/<> TORSCHÜTZE[Alm.] ile/||/<> VURUCU
( Topa iyi ve güçlü vurma özelliğine sahip oyuncu )
- SÜTUN | DİKEÇ ile/||/<> DİKEÇ
( Bir dizeyi için j 1 2 n dizeylerinden her birisi anlamdaş dikeç dizeyi dikeç yöneyi Bir çizelgede düzeyliğine sıralanmış değerlerden oluşan sarkıt ya da dikit dizilerden her biri sıra I 1 genel uygulayım Genellikle damıtma renkseme vb ayırma işlemlerinde kullanılan diklemesine uzun ince aygıt II madencilik yerbilim bayındırlık Yerey üzerinde nokta belirlenmesi doğrultu verme gibi işlerde kullanılan uzunluğu boyunca şerit halinde zıt renklere boyanmış kırmızı beyaz vb maden ya da tahta çubuk Genellikle ayırma işlemlerinde kullanılan diklemesine ince uzun aygıt damıtma dikeci renkseme dikeci gibi I Halı tezgâhlarının yan direkleri Hacılar Kayseri II Sal ve çetende kullanılan ucu çatallı ağaç Buruncuk Yerköy Yozgat Bir dizeyde düşey doğrultuda iki öğelerin oluşturduğu dik sıralardan her biri anlamdaş dizey diked )
- SÜTUN | DİKEÇ ile/||/<> DİZEY ile/||/<> MATRİS
( Bir( )dizeyi için( )(j=1,2,...n)dizeylerinden her birisi. anlamdaş dikeç dizeyi, dikeç yöneyi @@ Bir çizelgede düzeyliğine sıralanmış değerlerden oluşan sarkıt ya da dikit dizilerden her biri. bk. sıra. @@ (I) 1. genel uygulayım: Genellikle damıtma, renkseme vb. ayırma işlemlerinde kullanılan diklemesine uzun ince aygıt. @@ (II) madencilik, yerbilim, bayındırlık: Yerey üzerinde nokta belirlenmesi, doğrultu verme gibi işlerde kullanılan, uzunluğu boyunca şerit halinde zıt renklere boyanmış (kırmızı- beyaz vb.) maden ya da tahta çubuk. @@ Genellikle, ayırma işlemlerinde kullanılan diklemesine ince uzun aygıt (damıtma dikeci, renkseme dikeci gibi). @@ (I) Halı tezgâhlarının yan direkleri. (Hacılar -Kayseri) @@ (II) Sal ve çetende kullanılan ucu çatallı ağaç. (Buruncuk *Yerköy -Yozgat) @@ Bir dizeyde düşey doğrultuda iki öğelerin oluşturduğu dik sıralardan her biri. anlamdaş dizey diked. @@ @@ )
- SÜTÛN[Fars.]/ÂSİYE[Ar.] ile/yerine DİREK
- SÜTÜR/SUTURE[İng.] değil/yerine/= DİKİŞ | KAFATASI KEMIK EKLEMI
- SUTURE, RAPHÉ/TAILLEUR, COUTURIÈRE[Fr.] değil/yerine/= DRESSMAKER[İng.] değil/yerine/= SCHNEIDERGEHILFER[Alm.] değil/yerine/= DIKIŞ
( (biyoloji, botanik) )
- SUUBET-İ TELÂFFUZ ile/||/<> ANARTHRIA[İng.] ile/||/<> ANARTHRIE[Fr.] ile/||/<> DİL TUTUKLUĞU
( Dilin görevini tam yapamaması yüzünden ileri gelen ve sözcükleri açık olarak söyleyememek biçiminde kendini gösteren bir konuşma güçlüğü )
- ŞUUR | BİLİNÇ ile/||/<> BİLİNÇ
( Algı ve bilgilerin anlıkta duru ve aydınlık olarak izlenme süreci 1 Duyum heyecan düşünme ya da başka bir ruh etkinliğiyle nitelenen durum 2 Benin kendi etkinlik ve duygulanmalarını sezebilmesi 3 Geniş anlamda zihin 4 Bir topluluktaki ruhsal etkinliğin ya da ruhsal durumların tümü Algıları ansal düzeyde bilgiye dönüştüren süreç an anlak Bir insanın herhangi bir anda bütün ruhsal ve vücut çalışmalarından davranışlarından haberli olmasıbilgi sahibi olmasıhalidir syneidesis birlikte bilme 1 İnsanın kendisi yaşantıları ve dünya üzerindeki bilgisi aynı zamanda da düşünme ve kendini tanıma yeteneği a Benle ilgili bütün yaşantıların tümü olarak bilinç her türlü içten yaşamalar kendi üzerinde bilinç b Bir şey üzerinde bilinç nesnel bilinç düşünme algılama duyma isteme bekleme gibi bir ereği olan bir şeye yönelen intentional edimleri olanaklı kılan şey biyoloji Stanislavski oyunculuk dizgesinde insanın kendi tarafından denetlenebilir yanı )
- ŞUUR | BİLİNÇ >< BİLİNÇALTI
( Algı ve bilgilerin anlıkta duru ve aydınlık olarak izlenme süreci. @@ 1. Duyum, heyecan, düşünme ya da başka bir ruh etkinliğiyle nitelenen durum, 2. Ben'in kendi etkinlik ve duygulanmalarını sezebilmesi. 3. Geniş anlamda zihin. 4. Bir topluluktaki ruhsal etkinliğin ya da ruhsal durumların tümü. @@ Algıları ansal düzeyde bilgiye dönüştüren süreç. bk. an, anlak. @@ Bir insanın herhangi bir anda bütün ruhsal ve vücut çalışmalarından, davranışlarından haberli olması-bilgi sahibi olması-halidir. @@ (Yun. syn-eidesis = birlikte bilme) : 1. İnsanın kendisi, yaşantıları ve dünya üzerindeki bilgisi; aynı zamanda da düşünme ve kendini tanıma yeteneği, a. Benle ilgili bütün yaşantıların tümü olarak bilinç; her türlü içten yaşamalar; kendi üzerinde bilinç, b. Bir şey üzerinde bilinç; nesnel bilinç; düşünme, algılama, duyma, isteme, bekleme gibi bir ereği olan, bir şeye yönelen, (intentional) edimleri olanaklı kılan (şey). @@ (biyoloji) @@ Stanislavski oyunculuk dizgesinde insanın kendi tarafından denetlenebilir yanı. )
- ŞUURLULUK ile/||/<> CONSCIOUSNESS[İng.] ile/||/<> BİLİNÇLİLİK
( Nesne olay ve edimlere uyanık bulunma durumu )
- SUV[İng. < Sport Utility Vehicle] ile/||/<> JİP[İng. < JEEP]
- SÜVETER[Fr./İng. < SWEATER] değil/yerine/= ÖRGÜ KAZAK
( Genellikle, altına gömlek giyilen, kolsuz kazak. )
- SUYOLU ile/||/<> SUYOLU
( Örme fanila ya da süvetere yapılan derin çizgi biçiminde motif Yalvaç Isparta )
- SUYUNU KURUTMAK ile HİDROJENİ GİDERMEK
- SÜZDÜRÜM | DİYALİZ ile/||/<> DİYALİZ ile/||/<> DİYALİZ[Fr. < DIALYSE]
( kimya dia ayrı ayrı lysis gevşeme Yarı geçirgen bir zarla molekül büyüklüklerine göre moleküllerin ayrılması Yarı geçirgen bir zardan moleküllerin difüzyonu Seçici geçirgen bir zar aracılığıyla küçük moleküllerin suya veya tampona geçişine izin vererek makromoleküllerin bulunduğu bir çözeltiden küçük moleküllerin uzaklaştırılması )
- SÜZÜLMEK ile PLANÖR
- SVM/SUPPORT VECTOR MACHINES[İng.] değil/yerine/= DESTEK VEKTÖR MAKINELERİ
- SVO/SEREBROVASKÜLER OLAY CEREBROVASCULAR ACCIDENT[İng.] değil/yerine/= BEYİN-DAMAR OLAYI
- SWAGING[İng.] ile/||/<> ÉTAMPAGE[Fr.] ile/||/<> GESENKSCHMIEDEN[Alm.] ile/||/<> TOKAÇLAMA
( Yuvarlak biçim vermek için yapılan dövme işlemi )
- SWAP-OUT[İng.] ile/||/<> GÖTÜRMEK
- SWAP[İng.] ile/||/<> GETİRGÖTÜR
- SWAP[İng.] değil/yerine/= TAKASLAMA
- SWAYBACK[İng.] ile/||/<> ÇARPIK
( Enzootik ataksi )
- SWELL[İng.] ile/||/<> HOULE[Fr.] ile/||/<> DÜNUNG[Alm.] ile/||/<> SOLUĞAN
( Dalgaların fırtına bölgesi dışına rüzgârsız yerlere ulaşan ve düzenli kabartılar ve çukurlar durumunda kıyıya yaklaşıp çatlayan bölümlerine verilen ad )
- SWIM BLADDER[İng.] değil/yerine/= YÜZME KESESİ
( Birçok kemikli balıkta çeperi sindirim kanalı ile aynı yapıda, içi hava ve diğer gazlarla dolu olan, hidrostatik denge, solunum, ses çıkarma ve ses almada görevli yapı.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- SWINE INFLUENZA[İng.] ile/||/<> DOMUZ GRİBİ
( Ortomiksovirüslerin neden olduğu insanlara da bulaşabilen trakeobronşit ve alveoler atelektaziyle belirgin solunum sisteminin akut seyirli viral hastalığı domuz nezlesi domuz enflüenzası Genellikle Haemophilus influezae ikincil enfeksiyonlara sebep olur )
- SWITCH VARIABLE[İng.] değil/yerine/= ANAHTARLAMA DEĞİŞKENİ
- SWITCH[İng.] değil/yerine/= ANAHTAR
- SWITCHING[İng.] ile/||/<> DÜĞMELEME
- SYLLATATION[İng.] ile/değil/yerine/= SİLLLEME
- SYM-[İng.] / SYM-[Fr.] / SYM-[Alm.] ile/değil/yerine/= SİM-
- SYMBOL[İng.] / SYMBOLE[Fr.] / SYMBOL[Alm.] ile/değil/yerine/= SİMGE
- SYMBOLE/SYMBOLIQUE/SIMGESEL | SEMBOLIK[Fr. < SYMBOLE] değil/yerine/= SYMBOLIC[İng.] değil/yerine/= SYMBOLISCH[Alm.] değil/yerine/= SEMBOL
( bk. simge @@ (kimya) @@ bk. simge @@ @@Bir kavramın uzlaşımsal ya da üzerinde uzlaşıma varılmış gösterimi. @@ Bireylerin, düşün, duyu, istek, buyruk ve eylemleriyle, çevrelerinde gördüklerini anlatmak için kullandıkları kimi çizgi, biçim, resim, ses, doğal ve yapay nesne, insan, hayvan, bitki ya da bunlara ilişkin ürün ve organlardan oluşan geleneksel düzen. @@ Bir imge ya da düşünü olarak dış gerçekleri yansıtan anlıksal bir görüntü. @@ 1. Soyut bir kavramı, örneğin bir ülküyü, amacı ya da düşünceyi gösteren ve anlamı herkesçe bilinen biçim, harf, bitki vb. im. 2. Ruh çözümlemesinde bilinçsiz bir düşünceyi, duygu ya da isteği belirten herhangi bir im. @@ Soyut bir kavramı belirtmek üzere benimsenmiş varlık ya da nesne; bir nesne ya da kavramın imgesi. @@ Çoklukları, işlemleri ya da bağıntıları göstermeye yarayan im ya da imce. @@ 1. Dizimsel değişken. || Anl. dizimsel simge, sözeden değişken. Krş.. ad simgesi, önerme simgesi, yüklem simgesi, işlev simgesi, eklem simgesi, deyim simgesi. 2. Yer tutucu simge. 3. Dizimsel tür simgesi. 4. İm. @@ Sınıflandırmada kullanılan ve belli bir anlam yüklenmiş harf, rakam ve imlerin tümü. @@ (Resim) (Yun. sumbolon = uygun işaret) Soyut bir kavramı somutlaştıran biçim. @@ Bir öğe, özdek, nesne, nitelik , bağıntı vb.gösteren harf, biçim, im. @@ Bir görüşme çizinliğinde yazılı soruları konuşma diline dönüştürmek, soruları anlamına uygun olarak dile getirme konusunda görüşmeciye kılavuzluk etmek üzere duraklama, vurgulama gibi durumları gösteren belirteç. @@ 1. genel uygulayım: Bir anlam, kavram, öğe, birim vb. kısaltmayla bildiren harf, resim, im. @@ 1. Belli bir insan öbeğinin uzlaşım yoluyla kendisine belli bir anlam verdiği im. 2. Bir şeyi gösteren, bir anlamı, bir düşünceyi görülenebilir kılan im. 3. Görülmez bir gerçekliği canlandıran imge ya da özdeksel nesne, örneğin, güvercin barışın simgesidir. @@ Bir öğe, nesne, nitelik vb. gösteren harf, biçim, im. @@ 1. Bir öğeyi ya da bir öğeciği gösteren kısaltım; örneğin C = karbon, Fe = demir. 2. Değer, konum, işlem, doğrultu gibi nicedikleri gösteren isteğe bağlı ya da geleneksel im. @@ Yazarken zamandan kazanmak amacıyla bir ya da birkaç sözcüğü özümlemek üzere kullanılan kısa işaret. (Bunlar çoğunlukla asıl sözcüğün ilk harfleri ile yapılır.) @@ @@ )
- SYMBOLIC[İng.] ile/||/<> SYMBOLIQUE[Fr.] ile/||/<> SYMBOLISCH[Alm.] ile/||/<> SİMGESEL | SEMBOLİK[Fr. < SYMBOLIQUE]
( simgesel 1 Bir simge ile dile getirilen 2 Simgeler kullanan ya da simgeler koyan 3 Kendi başına bir değeri ya da etkisi olmayıp bir başka şeyi anımsatan simgesel bir topluluk )
- SYMBOLISM/SYMBOLIZATION[İng.] değil/yerine/= SYMBOLISME/SYMBOLISATION[Fr.] değil/yerine/= SYMBOLISMUS/SYMBOLISIERUNG[Alm.] değil/yerine/= SIMGE
( Bir kavramın uzlaşımsal ya da üzerinde uzlaşıma varılmış gösterimi. @@ Bireylerin, düşün, duyu, istek, buyruk ve eylemleriyle, çevrelerinde gördüklerini anlatmak için kullandıkları kimi çizgi, biçim, resim, ses, doğal ve yapay nesne, insan, hayvan, bitki ya da bunlara ilişkin ürün ve organlardan oluşan geleneksel düzen. @@ Bir imge ya da düşünü olarak dış gerçekleri yansıtan anlıksal bir görüntü. @@ 1. Soyut bir kavramı, örneğin bir ülküyü, amacı ya da düşünceyi gösteren ve anlamı herkesçe bilinen biçim, harf, bitki vb. im. 2. Ruh çözümlemesinde bilinçsiz bir düşünceyi, duygu ya da isteği belirten herhangi bir im. @@ Soyut bir kavramı belirtmek üzere benimsenmiş varlık ya da nesne; bir nesne ya da kavramın imgesi. @@ Çoklukları, işlemleri ya da bağıntıları göstermeye yarayan im ya da imce. @@ 1. Dizimsel değişken. || Anl. dizimsel simge, sözeden değişken. Krş.. ad simgesi, önerme simgesi, yüklem simgesi, işlev simgesi, eklem simgesi, deyim simgesi. 2. Yer tutucu simge. 3. Dizimsel tür simgesi. 4. İm. @@ Sınıflandırmada kullanılan ve belli bir anlam yüklenmiş harf, rakam ve imlerin tümü. @@ (Resim) (Yun. sumbolon = uygun işaret) Soyut bir kavramı somutlaştıran biçim. @@ Bir öğe, özdek, nesne, nitelik , bağıntı vb.gösteren harf, biçim, im. @@ Bir görüşme çizinliğinde yazılı soruları konuşma diline dönüştürmek, soruları anlamına uygun olarak dile getirme konusunda görüşmeciye kılavuzluk etmek üzere duraklama, vurgulama gibi durumları gösteren belirteç. @@ 1. genel uygulayım: Bir anlam, kavram, öğe, birim vb. kısaltmayla bildiren harf, resim, im. @@ 1. Belli bir insan öbeğinin uzlaşım yoluyla kendisine belli bir anlam verdiği im. 2. Bir şeyi gösteren, bir anlamı, bir düşünceyi görülenebilir kılan im. 3. Görülmez bir gerçekliği canlandıran imge ya da özdeksel nesne, örneğin, güvercin barışın simgesidir. @@ Bir öğe, nesne, nitelik vb. gösteren harf, biçim, im. @@ 1. Bir öğeyi ya da bir öğeciği gösteren kısaltım; örneğin C = karbon, Fe = demir. 2. Değer, konum, işlem, doğrultu gibi nicedikleri gösteren isteğe bağlı ya da geleneksel im. @@ Yazarken zamandan kazanmak amacıyla bir ya da birkaç sözcüğü özümlemek üzere kullanılan kısa işaret. (Bunlar çoğunlukla asıl sözcüğün ilk harfleri ile yapılır.) @@ @@ )
- SYMMETRICAL BREAKDOWN CURRENT[İng.] / COURANT DE RUPTURE SYMÉTRIQUE[Fr.] / SYMMETRISCHER DURCHBRUCHSTROM[Alm.] ile/değil/yerine/= SİMETRİK KESİLME AKIMI
- SYMMETRICAL QUADRIPOLE[İng.] ile/değil/yerine/= SİMETRİK DÖRT KUTUPLU
- SYMMETRY ELEMENTS[İng.] / SYMMETRIE ELEMENTE[Alm.] ile/değil/yerine/= SİMETRİ ELEMANLARI
- SYMMETRY NUMBER[İng.] / NOMBRE DE SYMÉTRIE[Fr.] / SYMMETRIEZAHL[Alm.] ile/değil/yerine/= SİMETRİ SAYISI
- SYMMETRY OPERATION[İng.] ile/değil/yerine/= SİMETRİ İŞLEMİ
- SYNAPSIS[İng.] değil/yerine/= SİNAPSİS
( Mayoz bölünme sırasında meydana gelen iki kromozomun eşleşmesi olayı. Genellikle sinaptonemal kompleksi oluşturan mayotik kromozom çekirdeklerinin paralel hizalanması yoluyla gerçekleşir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- SYNCHROCYCLOTRON[İng.] / SYNCHROCYCLOTRON[Fr.] ile/değil/yerine/= EŞ ZAMANLI SİKLOTRON
- SYNCHRONISM[İng.] / SYNCHRONISME[Fr.] / GLEICHZEITIGKEIT, SYNCHRONISMUS[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞZAMANLILIK
- SYNCHROTRON RADIATION[İng.] / RAYONNEMENT SYNCHROTRON[Fr.] ile/değil/yerine/= SİNKROTRON IŞINIMI/IŞINI
- SYNCHROTRON[İng.] / SYNCHROTRON[Fr.] ile/değil/yerine/= SİNKROTRON
- SYNCOPE[İng.] ile/||/<> SYNCOPE[Fr.] ile/||/<> SYNKOPE[Alm.] ile/||/<> İÇ SES DÜŞMESİ
( Kelime içinde aynı hecede bulunan iki ünsüzden birinin söyleyişi kolaylaştırmak gayesiyle düşmesi arslan aslan altmış atmış tüfenk tüfek çift çit çiftçi çifçi rastla rasla serpelemek sepelemek vb )
- SYNDICALISM[İng.] ile/||/<> SENDİKALİZM[Fr. < SYNDICALISME]
( İşçi sınıfının mücadelesi ile kapitalist toplumun dönüştürülebileceğini ve bu dönüşümün sendikaların öncülüğünde toplumun çoğunluğunun çıkarlarını gözetecek biçimde gerçekleşebileceğini ileri süren eğilim hareket ve düşünceler )
- SYNDICALISTS[İng.] ile/||/<> SENDİKALİST[Fr. < SYNDICALISTE]
( Sendikalizmi savunan kişi )
- SYNDICALISTS/SYNDICALISM/SYNDICATE[İng.] değil/yerine/= SENDIKA
( Sendikalar yasasına göre işçilerle işverenlerin ekonomik, toplumsal ve bilimsel çıkarları korunulma ve geliştirilme amacıyla uğraşıları yönünde kurulan örgütler. @@ İşçi veya işverenlerin çalışma hayatlarındaki ortak iktisadi ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek amacıyla tüzel kişiliğe sahip olarak kurulan kuruluş. )
- SYNDICATE[İng.] ile/||/<> SENDİKASYON[Fr. < SYNDICATION]
( Birden fazla bankanın büyük miktarda kredi vermek veya tahvil çıkarmak amacıyla bir araya gelerek geçici olarak oluşturdukları grup )
- SYNERGY[İng.] ile/değil/yerine/= SİNERJİ
- SYNGAMY[İng.] değil/yerine/= SYNGAMY
( Zigotun tek (diploit) çekirdeğini oluşturmak üzere iki gamet çekirdeğin birbiri içine kaynaması, birleşmesi sonucu oluşan durumdur.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- SYNONYMOUS (SILENT) SUBSTITUTION[İng.] değil/yerine/= EŞ ANLAMLI (SESSİZ) BAZ DEĞİŞİMİ
( Bu tip mutasyonda, nükleotit sırasındaki değişim amino asid değişimine neden olmaz.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- SYNONYMY[İng.] ile/||/<> SYNONYMIE[Fr.] ile/||/<> SYNONYMIE[Alm.] ile/||/<> EŞ ANLAMLILIK
( İki veya daha çok kelimenin birbirine yakın anlam taşıması aralarında çok küçük bir anlam farkının bulunması bıkmak usanmak bezmek yollamak göndermek bezemek süslemek hoplamak zıplamak alçalmak inmek ağmak yükselmek çıkmak çalışmak çabalamak koşuşturmak çile çekmek zahmet çekmek eziyet çekmek üzüntü elem keder yola çıkmak yola düşmek yola koyulmak kaçmak savuşmak sıvışmak kemer kuşak belbağı vb ve eş anlamlılık İki veya daha çok kelimenin aynı veya birbirine yakın anlam taşıması kızmak sinirlenmek öfkelenmek hiddetlenmek gibi eş anlamlı kelime )
- SYNOPTIC MAP, SYNOPTIC CHART, WEATHER MAP[İng.] ile/||/<> CARTE SYNNOPTIQUE, CARTE MÉTÉOROLOGIQUE[Fr.] ile/||/<> SYNOPTISCHE KARTE, WETTERKARTE[Alm.] ile/||/<> HAVA HARİTASI
( Hava durumuna ilişkin değerlerin işlendiği özel yeryüzü haritalarının her biri )
- SYNTAX[İng.] ile/||/<> SYNTAXE[Fr.] ile/||/<> SYNTAX, SATZLEHRE[Alm.] ile/||/<> CÜMLE BİLGİSİ
( cümle bilgisi Bir dilde düşünce ve duyguların tam olarak anlatılabilmesi için gramer kurallarına uygun olarak dizilen kelimelerin kelime gruplarının cümle ve söz içindeki görevlerini biribirleriyle olan ilişkilerini sıralanışlarını ve cümle türlerini inceleyen bilim dalı )
- SYNTENY[İng.] değil/yerine/= SİNTENİ
( Ele alınan bir genomun, belirli gruplarla bağlantılı genleri korunmuş bölgeleridir. Farelerde 17 kromozom ve insanlarda 6 kromozom parçası sinteniktir. Mayoz sırasında ortak olarak ayrışırlar, dolayısıyla genom üzerinde birbirlerine yakın konumlanmışlardır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- SYNTHESIS GAS[İng.] / GAZ DE SYNTHÈSE[Fr.] / SYNTHEGESE[Alm.] ile/değil/yerine/= SENTEZ GAZI
- SYRIAN SCABIOUS[İng.] ile/||/<> CÉPHALARIE[Fr.] ile/||/<> CEPHALARIA SYRIACA[Lat.] ile/||/<> SCHUPPENKOPF[Alm.] ile/||/<> ACIMIK
( acımık Dipsaraceae familyasından 100 cm kadar boylanabilen bir yıllık otsu tohumları bazı yörelerimizde ezilip un edilerek ekmek hamuruna tat vermek için katılan bir bitki Belemir Yerel ağızlarda pelemir ve melemir olarak da geçer Kökenini bilmiyoruz Ağızlarda belemire acımık adı da verilir )
- SYRUP[İng.] ile/||/<> ŞURUP[Ar. < ŞURŪB]
( 1 Şeker ve diğer tatlı maddeleri içeren yoğun çözelti 2 Bir meyvenin veya bitkinin suyu veya yoğunlaştırılmış suyu nektar )
- SYSTEM OF INTERNATIONAL UNITS (SI)[İng.] ile/değil/yerine/= SI BİRİMLERİ
- SYSTEM[İng.] / SYSTEME[Fr.] / SYSTEM[Alm.] ile/değil/yerine/= SİSTEM
- SYSTEMATIC NAME[İng.] / SYSTEMATISCHE NAME[Alm.] ile/değil/yerine/= SİSTEMATİK İSİM
- SYSTEMIC CIRCULATION[İng.] ile/||/<> BÜYÜK KAN DOLAŞIMI
( Besinleri dokulara taşımak ve artık maddeleri dokulardan uzaklaştırmak amacıyla kuşlarda ve memelilerde sol kulakçıktan sol karıncığa geçen kanın oradan aortayla diğer atardamarlara taşınarak bütün organ ve dokulara kadar gidip kılcal damarlar aracılığıyla toplardamarlara geçerek sağ kulakçığa gelmesiyle meydana gelen kan dolaşımı sistemik dolaşım periferik dolaşım )
- SYSTEMIC[İng.] / SYSTEMISCHE, SYSTEMIQUE[Alm.] ile/değil/yerine/= SİSTEMİK
- T FILTER[İng.] / FILTRE EN T[Fr.] / T-FILTER[Alm.] ile/değil/yerine/= T SÜZGEÇ
- T-ORBITAL[İng.] ile/değil/yerine/= T-YÖRÜNGEMİ
- T-TEST[İng.] ile/değil/yerine/= T-DENEMESİ
- T.I.D./TER IN DIE[İng.] değil/yerine/= GÜNDE ÜÇ KEZ
- TA'LÎMÎ[Ar.]/DİDAKTİK[Fr./İng.] değil/yerine/= ÖĞRETİCİ/ÖĞRETÇİ
- TAAHHÜT ile/||/<> ENGAGEMENT[İng.] ile/||/<> ENGAGEMENT[Fr.] ile/||/<> YÜKLENME
- TAAHHÜTSÜZ ile/||/<> WITHOUT ENGAGEMENT[İng.] ile/||/<> SANS ENGAGEMENT[Fr.] ile/||/<> BAĞITSIZ
( Hiç bir yönü ile bağımlı olmayan )
- TAANNÜT | DİRENME ile/||/<> DİRENME
( Herhangi bir uyaran söz konusu olmadığı halde belirli birtakım etkinlikleri sürdürmede ayak direme Borçlunun süresi biten parayı ödeyememesi Alacaklının ya da borçlunun direnmesi )
- TAASSUP[Ar.]/BIGOTRY[İng.] değil/yerine/= BAĞNAZLIK
- TAAZZUM | KEMİKLEŞME ile/||/<> KEMİKLEŞME
( karşılık ossifikasyon os kemik facere yapmak Kemik meydana gelmesi bağ ve özellikle kıkırdak dokusunun kemişleşme merkezlerinde başlayan ve osteoblastlar araciyle tamamlanan olay biyoloji Kemik dokusunun intramembranöz ya da endokondral olarak meydana gelmesi Osifikasyon Kemik dokusunun intramembranöz veya endokondriyal olarak meydana gelmesi osifikasyon 1 Osifikasyo perikondriyalis adı verilen intramembranöz ve osifikasyo endokondriyalis adı verilen endokondral yolla kemik dokusu yapımı ossifikasyon 2 Dokularda kronik kıkırdak doku yangılarındaki gibi kalsiyum tuzları birikmesi nedeniyle sertleşerek kemik dokusu niteliği kazanma )
- TAB | BASI ile/||/<> BASI
( basımcılık Dökme harf klişe ya da taş kalıp kullanarak bez kâğıt vb yüzeylere yazı resim çıkartma işi Vurgu temeline dayanan nazımda Sesin şiddetinde bir yükseliş diye kabul edilen vurgu ki tartı buna dayanır )
- TAB ÜNİTESİ | MUKAYYİT | YAZICI ile/||/<> YAZICI
( Sinema Bir filmin yazılarını hazırlayan yazıcı aygıtı kullanan kimse Işıkölçer ve benzeri araçlarla gözlem değerlerini devimli kâğıt üzerine çizerek yazan bölüm Sonuçları kâğıt üzerine yazan bilgisayar çıkış birimi 1 gökbilim Işıkölçer ve benzeri araçlarla gözlem değerini devimli kâğıt üzerine çizerek yayan bölüm 2 sinema Bir filmin yazılarının film üzerine alınmasında kullanılan aygıt imleç fizik )
- TAB'AN[Ar. < TAB] ile TÂBÂN[Fars.] ile TABAN[Tr.][>< TAVAN}[Ar.]
( Doğal/tabiî olarak, kendiliğinden. İLE Işıklı, parlak. İLE Ayağın alt yüzü, aya. | Üstü kapalı bir yerin gezinilen, ayakla basılan yüzü, tavan karşıtı. | Ayakkabının alt bölümü. | Kaide. | Bir şeyin en alt bölümü. | Değerlendirmede en alt derece. | Bir toplumu, bir kuruluşu oluşturan, yönetime katılmadan etkili olan kitle. | Temel. | Bir ırmağın en derin olan orta yeri. | Dikey duran direk, çubuk, seren vb.nin alt bölümü. | Bir cismin ya da bir biçimin yüksekliğini ölçmek için aşağıdan yukarıya doğru başlama noktası olarak alınan yüzey ya da çizgi, kaide. | Üslü sayılarda kuvveti alınan sayı. | Tarlanın düz ve verimli kesimi. | Kılıç vb. yapımında kullanılan iyi cins demir. )
- TABAK ile BULAŞIK MAKİNESİ ile UYUMSUZ ile UYUMSUZ ile AHENKSİZLEŞMEK ile UYUMSUZLUK ile BULAŞIKLAR ile PATLICAN YEMEKLERİ
- TABAKA | KAT ile/||/<> KAT ile/||/<> KAT[Ar. < KAṬʿ]
( Sinema Film tabanı üzerine sürülen çeşitli duyar özdek ya da koruyucu özdekten oluşan astar TV Radyo ya da televizyon almacındaki çeşitli elektronik birlikleri belirten terim Yerbilim zamanlarından bir dönem süresi içinde oluşmuş katmanlı kayaçlar Sahne dekorunda bir üst ya da alt katı belirten yüzey Örn Nestroy Zu ebener Erde und im Ersten Stock alt katta ve üst katta İki katlı dekoru Ferdinand Bruckner Verbrecher Caniler adlı yapıtının 1928 üç katlı dekoru vardı Verilen bir tümsayı için bununla bir diğer tümsay çarpımına eşit olan tümsay Koşucuların spor niteliği bakımından değerlerine göre ayrılmaları Bir yapının yapımı bitmiş tabanı ile onun üzerindeki tavanın arasında kalan bölümü 1 genel uygulayım Birbiri üzerine konarak oluşturulmuş nesnelerin her bölümü ya da parçası 2 sinema Film tabanı üzerine sürülen çeşitli özellikteki duyar özdekler 3 yerbilim katman matematik katman coğrafya coğrafya jeoloji lsıl işlem ya da yüzey işlemi görmüş yüzeylerde oluşmuş oksit nitrür vb özdek zar Katal )
- TABAKA | KATMAN ile/||/<> KATMAN
( Altında ve üstünde bulunan kayaçlardan gözle ya da fiziksel olarak az çok açıkça ayrılabilen kalınlığı 1 cmden az olmayan tortul kayaç birimi örnek Evrenin belirli özelliklere göre parçalandığı kesimlerden her biri Birbiri üzerine serilmiş yayılmış ya da kimyasal olarak oluşmuş varlığı kimyasal ve fiziksel yöntemlerle belirlenebilen özdek bölgesi 1 genel uygulayım kat 1 2 yerbilim madencilik Altında ve üstünde bulunan kayaçlardan gözle ya da fiziksel olarak ayrılabilen kalınlığı 1 cm den az olmayan tortul kayaç birimi tabaka kat Atom çekirdeğini kuşatan elektron içerikli katlardan her biri )
- TABAKA-İ HÂRİC-İ EDİMME | DIŞ DERİ ile/||/<> DIŞ DERİ
( ektos dışarda derma deri epi üzerinde blastos tomurcuk 1 Çok hücreli hayvanlarda vücudun dış yüzünü örten tabaka 2 Üst deri epidermis sinir sistemi ve duygu organlarını meydana getiren embriyonun en dış tabakası Ektoderm epiblast 1 Çok hücreli hayvanlarda vücudun dış yüzeyini örten tabaka 2 Sinir sistemi ve duyu organlarını meydana getiren embriyonun en dış tabakası ektoderm ektoblast epiblast 1 Çok hücreli hayvanlarda vücudun dış yüzeyinin örten tabaka 2 Embriyoda blastosist evresinde dışta yer alan katman ektoderma ektoderm epiblast integumentum kommune Blastosist oluşumunda dışta ektoderma içte ise endoderma yer alır )
- TABAKA-İ KORNİYE | SAYDAM TABAKA ile/||/<> SAYDAM TABAKA ile/||/<> BOYNUZSU TABAKA
( boynuzsu tabaka stratum tabaka lux ışık Derinin epidermis tabakasında granüllü tabakanın üzerinde ve keratinli tabakanın altında yer alan hücreleri eleidinle dolu olduğu için saydam görülen tabaka 1 Göz yuvarını örten en dış örtünün 1 6sını teşkil eden saydam ön bölgesi Dıştan içe doğru kornea epiteli Bowman zarı stroma Descemet zarı ve endotel tabakalarından oluşur 1 Bileşik gözün her bir ommatidyumunun dış saydam tarafı Kornea Göz yuvarını örten en dış örtünün 1 6 sını oluşturan saydam ön bölgesi kornea )
- TABAKA-İ MUHÂTİYE | MUKOZA ile/||/<> MUKOZA ile/||/<> MUKOZA[Lat.]
( biyoloji En içte sindirim bezlerini kapsayan epitel tabakası onun dışında lamina propria ve en dışta kas tabakası olmak üzere üç tabakadan oluşan sindirim kanalının içini astarlayan tabaka Sindirim borusu soluk borusu gibi iç organların iç yüzeyini örten ve mukus sıvısı salgılayan ince tabaka müköz zar )
- TABAKA-İ ŞEBEKİYE | AĞ TABAKA ile/||/<> AĞ TABAKA
( Göz yuvarının en içte bulunan ışığa duyarlı tabakası Biri göz yuvarının gerisini çevreleyen ışık alıcı hücreler koni ve çomak hücreleri ve nöronları kapsayan daha içte olan diğeri melanin taneciklerini kapsayan pigmentli çift kat epitel astardan oluşan tabaka Retina Gözde en iç kısımda bulunan ışığa duyarlı hücrelerin duyu sinirlerinin ve pigmentlerin bulunduğu çift katlı tabaka retina anat Göz yuvarlağının en içteki görmede işlev gören ve dıştan içe doğru pigmentli epitel kat çubuk ve koni biçimli hücreler kat dış sınırlayıcı zar dış çekirdekler kat dış pleksiform kat gangliyon hücreleri optik sinir uzantıları kat ve sınırlayıcı zar katlarından oluşan tunika interna bulbi adı da verilen sinirsel tabakası retina )
- TABAKA ile LAMİNAT ile LAMİNE
- TABAKAİ KUZAHİYE | TABAKA-İ KUZÂHİYE | İRİS ile/||/<> İRİS ile/||/<> İRİS[Fr. < IRIS]
( Sinema Alıcının önünde yer alan çember biçiminde büyüyüp küçülen özellikle noktalı açılmakararmayı gerçekleştirmekte kullanılan örtü çeşidi Saydam kat ile göz merceği arasında bulunan ince kasılabilen renkli ve damarlı olan disk biyoloji zooloji süsen Göz merceğini kısmen örten ortasında göz bebeği pupilla denen bir açıklık bulunan damar tabakanın bir kısmı koroit uzantısı Saydam tabakayla göz merceği arasında bulunan ince kasılabilen bir zardan oluşan gözün renkli ve damarlı bölümü anat Ön ve arka göz kamaralarını birbirinden ayıran ışığın geçişinde diyafram görevini yapan epitel altındaki bağ dokuda pigment hücrelerini içeren tunika vazkuloza bulbi katmanındaki üç oluşumdan biri )
- TABAKALAŞMA | KATMANLAŞMA ile/||/<> KATMANLAŞMA
( Tortulların bileşim tane büyüklüğü fiziksel nitelikleri bakımından birbirlerinden ayrımlı yataklar halinde üst üste sıralanması katlaşma )
- TABAKLAMA | SEPİLEME ile/||/<> SEPİLEME ile/||/<> TANNING[İng.] ile/||/<> TANNAGE[Fr.] ile/||/<> GERBUNG[Alm.] ile/||/<> TABAKLAMA
( tabaklama dericilik Ham deriyi kösele ya da vidala durumuna getirmek için uygulanan bir dizi işlem Ham derileri fiziksel ve kimyasal işlemlerle dayanıklı duruma getirme )
- TABAKLIK ile/||/<> DRESSING FOR HIDESTANNING[İng.] ile/||/<> TANNAGE[Fr.] ile/||/<> SEPİ
( dericilik Deri post ya da kürkleri kullanılabilecek duruma getirmek için uygulanan işlemlerin tümü )
- TABAN/LI ile TEMEL/Lİ
- TABANCA ile/||/<> TABANCA
( Dekor boyamada boyayı püskürtmek için kullanılan kompresörlü tabanca Dekor boyamada boya püskürtmede kullanılan hava basmalı tabanca Az tapança ateşli küçük el silahı sapanca tabanca Başındaki tnin sye çevrilmesi düşündürücüdür Doerfere göre OLZ 1971 66 9 10 449 tabanca sözü sapanın baskısı altında sapancaya çevrilmiştir Kar tabanca tapanca toppånça top sözünün baskısıyla toppånçaya çevrilmiştir Farsça ṭamança ṭamānça a pistol Türkçede ikinci anlam sonradan ortaya çıkmıştır Osmanlıca tabanca tapanca 1 el ayası 2 tokat şamar taban ca eki ile açıklanması kolay değildir Türkçeden Tacikçeye de geçmiştir tappånça Revolver Doerfer TLT 267 Sırpça tabàndže Türkçeden alınmıştır Škaljić Turc 593594 )
- TABANİYE | DOĞACILIK ile/||/<> DOĞACILIK
( Toplumsal kuruluşların ve yaşayış biçiminin doğaya dönük olmasını amaç edinen öğreti Fransada 1897 yılında ortaya çıkan bilim ile endüstriyi çağdaş dünyaya özgü güzellik olarak gören insanın kurtuluşunu da onlarda bulan bir yazın çığırı Resim Heykel Resim ve heykel sanatlarında doğayı göründüğü gibi vermeyi amaç edinen görüş Doğacılıkta her çeşit üslûplaştırma ve ülküleştirmeden kaçınılır a üslûplaştırma ülküleştirme )
- TABANVAY[Tr. < TABAN + İng. WAY] ile/||/<> YAYAN
- TABELA ile/||/<> SIGN, BOARD[İng.] ile/||/<> ENSIGNE[Fr.] ile/||/<> TABELA[İt. < TABELLA]
( Tecimevi iş yerlerinin kapılarına asılan ve yapılan iş çeşidi ile bu işe ilişkin özel ve tüzel kişi iyeliğini kapsayan göstergeç İtal tabella )
- TABETMEK | TAB | TABAAT, TABI, TİPOGRAFYA | İSTİLÂ, HÂKİMİYET KANUNU | BASMA ile/||/<> BASMAK ile/||/<> BASMA ile/||/<> BASIM
( basım Çoğaltılması gereken bir yazı yapıtını basım yoluyla çoğaltmak Sinema Basım işini gerçekleştirmek jeoloji Sinema Bir basım aygıtında boş filmi dolu filmin karşısına koyarak eşlemini çıkarma 1 Kâğıt kumaş vb üzerine birtakım kalıplardan yararlanarak elle özel aygıt ya da makine ile yazı resim bezeme vb basma işi 2 Aynı kalıplarla aynı biçimde yapılan basım sonucu ortaya çıkan ürünler ikinci üçüncü dördüncü basım yeni basım gözden geçirilmiş yeni basım 1 basımcılık Mürekkeplenen bir yaprak ya da kalıbı kâğıda kumaşa bastırarak bir metnin bir resmin suretini çıkarma bunları çoğaltma işlemi 2 sinema Bir basım aygıtında boş filmi dolu film karşısına koyup eşlemini oluşturma )
- TÂBİ | BAĞIMLI ile/||/<> BAĞIMLI
( Herhangi bir siyasal akımı desteklemeyi amaç edinen yazar ya da yapıt Büyük bir hükümdara bağlı küçük bir hükümdar ya da bey )
- TÂBİ | BASIMCI ile/||/<> BASIMCI
( Bir yapıtın basılmasını sağlayan basılarak yayımını yapan kişi basımcılık Basımevi işleten basım işleriyle uğraşan kişi )
- TÂBİ | BASIMCI ile/||/<> BASMA
( Bir yapıtın basılmasını sağlayan, basılarak yayımını yapan kişi. @@ basımcılık: Basımevi işleten, basım işleriyle uğraşan kişi. )
- TÂBİ[Osm.] / FUNCTION[İng.] / FUNKTION[Alm.] ile/değil/yerine/= İŞLEV
- TABİAT | DOĞA ile/||/<> DOĞA ile/||/<> TABİAT ile/||/<> TABİAT | KÜLTÜR
( İnsan yaratısı kültürün dışında kalan içinde insanın da bulunduğu tüm canlılarla cansız nesneler dünya evren ve bunlarla ilgili olaylardan oluşan düzen kültür çevre İnsan etkisi ve katkısının dışında varolan öğeler nesneler olaylar ve etkileşimlerin tümü 1 Her var olanın doğuşunda özünü kuran şey 2 İnsanın koyduğu kuruluşlar biçimlerle kültür sanat teknik karşıtlık içinde kendi kendine oluşan biçimlenen 3 İnsanın karşısında olan ona yabancı bu yüzden de bilinmeyen kendi gücünün üstünde olan onun dışında olan 4 Koyumların konulmuş olanının thesei karşısında kendiliğinden olan yapma olana karşı doğal olan 5 Duyulur algılanır dış nesnelerin tümü 6 Evren 7 Herşeyi kuşatan gerçekliğin tümü doğa ya da Tanrı 8 Yaratıcı oluşturucu güç 9 Doğurucu besleyici koruyucu doğa ana 10 Doğa bilimlerinin konusu olarak değerlerin dışında olan gerçeklik canlı ve cansız doğa 11 Nedensellik yasasının egemen olduğu alan 12 Düşüncel ideal varlıklardan ayrı olarak gerçek olanın varlıkbilimsel ilkesi 13 Bir bireyin kendine özgü çizgilerinin tümü bir bireye özgü olan nitelikler özel belirtiler 14Bir varlık türünde bireysel ya da toplumsal deneylerle kazanılmış olana karşıt olarak onda doğuştan olan kendiliğinden olan her şey 15 Varoluşçu felsefede Bireyde özgür istençten bağımsız olan ama insan özü bakımından özgürlük olduğuna göre onda baştan olmayan Özgürlük insanın kendisine bir doğa kazandırmasıdır ya da sonsuz doğa olanaklarından birini seçmesidir 1 İnsan etkinliklerinin dışında kendi kendini sürekli yeniden üreten ve değiştiren canlı ve cansız maddelerden oluşan doğal kaynakları sağlayan ortam 2 Bir üretim faktörü olarak üretimin gerçekleştirildiği toprak deniz göl ırmak atmosferin bir bölümü gibi her türlü ortam İçinde canlıların yaşadığı yerküre çevre Tabiat Canlı ve cansız maddelerden oluşan varlıkların hepsi yer küre tabiat doğa doğa Doğa )
- TABİÎ | DOĞAL ile/||/<> DOĞAL
( Sanat konularında zorlamadan yapmacıktan uzak yapıt Belirli bir uzbilim yapısı için istenilen amacı en kolay gerçekleştiren Doğanın kendi düzeni içinde oluşan yapay olarak hezırlanmamış olan 1 Bir maddenin normal yapısını muhafaza etmesi 2 Bir proteinin ya da nükleik asidin normal yapısında olması Katısız saf ve kendine özgü özelliklerini kaybetmemiş olan Kendi doğal alanında bulunma doğal )
- TABİİ COĞRAFYA ile/||/<> PHISICAL GEOGRAPHY[İng.] ile/||/<> GÉOGRAPHIE PHYSIQUE[Fr.] ile/||/<> PHYSISCHE ERDKUNDE[Alm.] ile/||/<> DOĞAL COĞRAFYA
( Genel coğrafyanın yeryüzünde oluşan tüm fiziksel ve dirimsel olayları inceleyen bu olayların dağılışlarını araştıran ve konusuna göre çeşitli bölümlere ayrılan ana kollarından biri )
- TABİİ İLİMLER | DOĞA BİLİMLERİ ile/||/<> DOĞA BİLİMLERİ
( Canlı ya da cansız özdeksel olayları konu alan tümevarım yöntemiyle alanında yasa ve öndeyilere ulaşan bilgi dalları Nedensellik yasasına dayanmaları matematiksel kuruluşları değerleme yapmayan genelleştirici yöntemleriyle kültür bilimlerinden ayrılan doğa araştırmalarına yönelik bilimler Doğa bilimleri 1 Görevlerine göre salt ve uygulamalı doğa bilimleri 2 Konularına göre canlı ve cansız doğanın bilimleri 3 Yöntemlerine göre a matematiksel ve deneysel araştırmalar fizik kimya dirimbilim ruhbilim b betimleyici ve çözümleyici araştırmalar bitkibilim hayvanbilim insanbilim c doğa tarihi ve doğa bilgisi coğrafya yerbilim gökbilim olarak ayrılırlar Zooloji botanik jeoloji gibi bilim dallarını içine alan ve doğadaki hayvan bitki ve yer ile uğraşan bilim dalları topluluğu Tabiî ilimler Zooloji botanik jeoloji gibi bilim dallarını içine alan ve doğadaki hayvan bitki ve yerle uğraşan bilim dalları topluluğu tabii ilimler )
- TABİİ SAYI | DOĞAL SAYI ile/||/<> DOĞAL SAYI
( Sonlu kümelerin sayal sayılarındanoluşan N 0 1 2 3 n kümesinin öğelerinden her biri Anlamdaş sayma sayısı Sıfır ya da sıfırdan büyük olan tamsayı Tümdengelimli tanım i sıfır doğal sayıdır ii Her x için x doğal sayı ise x in ardılı da doğal sayıdır Doğal sayıların toplamı ile çarpımının tümevarımlı tanımı da şöyledir Toplam a 0 a a b a b Çarpım a 0 0 a b a b a Krş biçimsel sayı kuramı sayı değişkeni )
- TABİÎ[Ar.]/NATÜREL[İng. < NATURAL] değil/yerine/= DOĞAL
- TABİÎ ile EVET
- TABİİYET | MUTABAKAT, MUTABAKAT-I ELFAZ | FİZİBİLİTE | MUTABAKAT | UYARLIK ile/||/<> UYARLIK
( Bir bilgisayar dizgesinde geliştirilmiş yazılım ürünlerinin başka bir bilgisayar dizgesinde değiştirilmeden kullanılabilmesi durumunda iki dizge arasındaki kullanım bakımından geçiş kolaylığı 1 Denetim altına alınamayan bir toplumsal çevrenin koşullarına uyma 2 Gizli ya da açık etkilere ve baskılara boyun eğme 3 Yürürlükte olan töreleri ve görgü kurallarını pek incelemeden benimseme 4 Genel olarak herkesin görüş ve düşüncelerine uyma Düşüncelerin duyguların kavramların en uygun sözcüklerle anlatılması Bir yordam izlem ya da çizeneğin duruma koşullara ya da öngörülen amaçlara uygunluğu 1 Yazılık çizelge ve sayışımlar arasında uygunluk sağlama 2 Belirli bir süre sonunda sağlanan kârı ve yitireceyi saptamak üzere kuruluşça tutulan sayışrmların borçlu ve alacaklı dalları üzerinde sonuç olarak bir denge sağlama )
- TABİİYET | TAALLUK | BAĞIMLILIK ile/||/<> BAĞIMLILIK
( Kişinin gereksinme ve isteklerini karşılamakta yetersiz oluşu karar verme ve işlerini başarmada başkalarından yardım istemesi durumu 1 Karlaşılan sorunları yalnız başına çözmek ve kendine yön seçmek için gerekli yetenekten yoksun olma durumu 2 Ekonomik ve ruhsal desteğe gereksinme duyma 3 Kendi kendine yetmezlik Niceliklerin ya da niteliklerin bağımsız olmaması ay bağımsız olasılıksal değişkenler bağımsız olaylar Çoğabilimde çalışan etkin kesim üzerindeki çoğal baskıyı gösteren ve edilgen çoğanın etkin çoğaya oranı olarak bulunan değer Bir başka şeyle koşullu olma bir başka şeye bağlı olma durumu 1 Nedensel bağımlılık Etki ile neden arasındaki bağıntı 2 Mantıksal bağımlılık Neden ile sonuç arasındaki bağıntı Psikotrop bir maddeyle merkezî sinir sistemi arasındaki etkileşmeden doğan ve maddenin keyif artırıcı psişik etkilerini duyumsamak ve bazen de yokluğunun vereceği huzursuzluktan sakınmak için maddeyi devamlı veya periyodik olarak alma isteği )
- TABİİYET | UYRUKLUK ile/||/<> UYRUKLUK ile/||/<> BASKINLIK
( Bir baskın öğe durum ya da koşula bağlı olarak bir alt konumda bulunma ya da bir alt düzeyi oluşturma durumu baskınlık Tutumlar basamağında üstün konumdakilerin alt düzeydekileri biçimlendirme durumu Alel gen çiftlerinden birinin diğeri üzerine etkisini tam tam dominans veya kısmen eksik dominans göstermesi Dominans Allel gen çiftlerinden birinin diğeri üzerine etkisini tam veya kısmen göstermesi )
- TABİLİK | UYSALLIK ile/||/<> UYSALLIK
( Başkalarının yönetimi altına girmeyi kolaylaştıran kişilik özelliği Başkalarının önderliğini benimseme başkalarına uyma boyun eğme bağımlı davranma biçiminde kendini gösteren bir kişilik özelliği )
- TABİR | DEYİM ile/||/<> DEYİM
( 1 Düz anlamlarından sıyrılmış sözcüklerin başka bir anlama gelecek biçimde kalıplaşması Yüzsuyu dökmek eli bayraklı çantada keklik çam devirmek ağır başlı 2 Yüksek anlamlı koşuk Bir önermenin belli bir kişice belli bir anda belli bir savı dile getirmek ereğiyle kullanılması edimi Abece öğesi bir tek im ya da abece öğesi birden çok sayıda imin art arda sıralanmasıyla oluşan dizi Anl deyim biçimi Krş deyim örneği kapalı deyim açık deyim düzgün deyim karmaşık deyim tek başına anlamlı deyim birlikte anlamlı deyim altdeyim im Bir bir bilimsel kuralın ya da doğa yasasının sözle anlatımı Tek bir kelime yerine geçen tek bir anlam veren kelime öbeği Anlatım gücünü artırmak için gerçek anlamı dışına kayan bazı sözcükleri değişmediği halde bazıları değişip çekimlenebilen kalıplaşmış birden çok sözcük Göze girmek gözden düşmek kulağı delik eli açık tepesi atmak gönül almak göze gelmek dile düşmek küplere binmek balık kavağa çıktığı zaman vb Belli bir anlama gelmek üzere iki veya ikiden artık kelimeden meydana gelmiş söz öbeği Artlaç deyimi Bağlaç d Fiil d İsim d önleç d Ulaç d Zarf d Gerçek anlamından farklı bir anlam taşıyan ve çekici bir anlatım özelliğine sahip olan kelime veya kelime grubu Abayı yakmak aşağıdan almak bağrına taş basmak buluttan nem kapmak çileden çıkmak dalga geçmek el ele vermek karşı gelmek mercimeği fırına vermek nalları dikmek saman altından su yürütmek üç buçuk atmak yasak savmak yüzgöz olmak zılgıt vermek vb Azerbaycan Türkçesi frazeologizm sabit söz birläşmäsi Türkmen Türkçesi frazeologizm durnuklı söz düzümleri Gagauz Türkçesi bölünmäz laf birleşmesi frazeologizma Özbek Türkçesi ibóra frazeologik birlik Uygur Türkçesi idiom turaqliq söz ibarisi Tatar Türkçesi obrazlıtäğbir frazeologizm Başkurt Türkçesi frazeologizm frazeologiya söz tagımı birikgen söz tagım Krç Malk frazeologizm Nogay Türkçesi söz bîrîkpeler frazeologizm Kazak Türkçesi turaktı söz beyneli söz tirkesi ayşıktı söz oramı frazeologizm Kırgız Türkçesi körköm süylöm fraza idiyoma Alt buzulbassöskolbu frazeologizm Hakas Türkçesi mirgen çooh frazeologizm Tuva Türkçesi frazeologizm Türkçesi frazeologizm Rusça obraznoye vırajeniye frazeologizm söylem )
- TABİYET, FONKSİYON | BAĞILLIK ile/||/<> BAĞILLIK
( Olaylar ya da değişkenler arasında birindeki değişmelere bağlı olarak ötekinin de değişmesini içeren bağlaşı kimya fizik Bir özdeğin varlığının bir başka özdeğin varoluşuna bağlı olması durumu bu özdeğin niteliği )
- TABLE[İng.] / TABLE NUMÉRIQUE, TABLEAU[Fr.] / TABELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇİZELGE
- TABLET[İng.] / COMPRIMÉ[Fr.] / TABLETTE[Alm.] ile/değil/yerine/= HAP
- TABLETTE[Fr. < TABLETTE] ile/||/<> TABLET ile/||/<> TABLET[Fr. < TABLETTE]
( Eski uygar budunlardan kalma pişmiş ya da güneşte kurutulmuş kilden yapma üzerinde çivi yazısı ile metin yazılı belge Toz ilaçların bağlayıcı maddeler ve kolay dağılabilen nişasta talk süt şekeri gibi bazı maddelerle karıştırılarak özel makinelerde sıkıştırılarak yapılan çoğunlukla yuvarlak yüzeyleri düz veya kabarık olan bir müstahzar çeşidi )
- TABLO | ÇİZELGE ile/||/<> ÇİZELGE
( Her öğesi hiçbir belirsizlik söz konusu olmadan bir ya da birkaç dizin sayısı ile belirtilebilen bir veri dizisi İlerideki kullanıma elverişli biçimde sıralanan sayısal bilgiler dizgesi Birbiriyle ilgili verilerin toplu ve düzenli sunumu Gözlemleri incelenen değişkenin çeşitli değer ya da seçeneklerine göre dağıtarak döküme sokan dağılım alanı matematik Yapılacak işlemin özelliğine uygun bir düzende adı soyadı para ya da sayışımları kapsayan ayrıntılı kâğıt )
- TABLO ile ŞEMA[Fr.]
- TABOURET/BARRICADE, PARC D'ARTILLERIE[Fr. < TABOURET] değil/yerine/= HOCKER/VERSCHANZTES FELDLAGER, ARTILLERIEPARK[Alm.] değil/yerine/= BARRICADE, FORTIFIED CAMPUS[İng.] değil/yerine/= TABURE
( Arkalığı ve kolçağı olmayan oturma eşyası. )
- TABU ile/||/<> KUTYASAK
( kutyasak Mana ile yüklü oldukları kabul edilen insanların hayvanların nesnelerin doğal öğelerin yasaklarla çevrilmesi ve bunlardan kaçınma a geçici tabu sürekli tabu Polinezya dilinden Dokunulmaz olan kendi içinde belli bir güç mana taşıyan her bakımdan dokunulması yasaklanmış olan Tabu olarak gözönünde tutulan nesne ya da kişi ya bu güçle doludur o zaman kutsaldır ya da bu gücün boyunduruğu altındadır o zaman da temiz değildir ve tehlikelidir Bazıları tarafından herhangi bir inanış dolayısıyla adı söylenmekten çekinilen şeylere TABULU Taboue denir Örnekleyin koca kelimesi bizde bazı kadınlar tarafından tabulu bilindiğinden onlar Kocam dememek için Çocukların babası derler )
- TABULA RASA[İng.] değil/yerine/= BOŞ LEVHA
- TABUT ile LAHİT[Ar.]
( Ölünün, mezarlığa götürülürken, içine konulduğu sandık. İLE Kenarları kâgir, üstü kapak taşlarıyla örtülü mezar. | Taş ya da mermerden oyma mezar. )
- TAÇ | TÜVEYÇ | İKLÎL [Ar. < TÂC | İNG. < TOUCH] ile/||/<> TAÇ ile/||/<> YAN DIŞI
( yan dışı Genellikle göz düzeyinden yüksek mobilyaların üstlerindeki taşkın ve girinti çıkıntılarla süslü bölüm diştacı botanik astronomi )
- TAÇ ÇİZGİSİ | YAN ÇİZGİSİ ile/||/<> YAN ÇİZGİSİ
( Alanı uzunluğuna boydan boya sınırlayan çizgi zooloji )
- TAÇ[Ar. < TÂC] ile TAÇ[İng. TOUCH]
( Soyluluk, iktidar, güç ya da hükümdarlık simgesi olarak başa giyilen, değerli taşlarla süslü başlık. | Gelinlerin başlarına takılan süs. | Genellikle göz düzeyinden yüksek mobilyaların üstlerindeki kabartmalı, oymalı, süslü bölüm. | Çiçeğin dıştan ikinci halkasında bulunan yaprakların hepsi. | Bazı tarikatlarda, şeyhlerin giydikleri başlık. İLE [futbol] Yan, dokunma. )
- TAÇ ile VELİAHT PRENS ile TAÇLI
- TACHYON[İng.] / TACHYON[Fr.] / TACHYON[Alm.] ile/değil/yerine/= TAKYON
- TACÎL | İVME ile/||/<> İVME
( Birim zamanındaki hız değişimi Birim zamandaki hız değişimi tutarı hızın değişim hızı fizik Hızın zamana göre değişimi )
- TACİL ETMEK ile/||/<> ACCELERATE[İng.] ile/||/<> ACCÉLÉRER[Fr.] ile/||/<> BESCHLEUNIGEN[Alm.] ile/||/<> İVDİRMEK
( Bir nesnenin bir kuvvet etkisi ile hızını değiştirmek )
- TACİL FİİLİ ile/||/<> VERB OF HASTE[İng.] ile/||/<> VERBE HATİF[Fr.] ile/||/<> HAST VERBUM, ZEITWORT VON EILE[Alm.] ile/||/<> TEZLİK EYLEMİ
( Derleme tezlik fiili çabukluk fiili kolaylık fiili Türkçede herhangi bir eylemin i li ulacıyle vermek eyleminin birleşmesinden meydana gelen ve kavramda çabukluğu kolaylığı yardımı gösteren iki kökten kurulmuş birleşik eylem Söyleyivermek söyleyiver yapıvermek yapıver başlayıvermek başlayıver vb )
- TACİL-İ İNCİZAB[Osm.] / GRAVITATIONAL ACCELERATION[İng.] / FALLBESCHLEUNIGUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= YERÇEKİMİ İVMESİ
- TACİL, TESRÎ[Osm.] / ACCELERATION[İng.] / BESCHLEUNIGUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= İVME
- TÂCİR ile/||/<> MERCHANT, TRADER[İng.] ile/||/<> NÉGOCIANT, COMMERÇANT[Fr.] ile/||/<> TECİMEN
( Tecimsel işlerle uğraşan kişi )
- TACİZ ETMEK ile TACİZ
- TÂCÜSSİN | DİŞ TACI ile/||/<> DİŞ TACI
( Dişin çene kemiğinin dışında kalan parçası olup çeşitli biçimler gösterir Kesme ve öğütmeye göre çeşitli biçimler gösteren dişin çene kemiği dışında kalan bölgesi Kron anat Dişin alveol dışında kalan distal kısmı korona dentis diş tacı )
- TADAD ETMEK | SAYMAK ile/||/<> SAYMAK
( matematik )
- TADİLÂT | DEĞİŞİKLİK ile/||/<> DEĞİŞİKLİK
( Her yerde belirli zamanlarda yapılan genel bina ve arsa tarla yazılımlarından sonra yeniden yazılım yapılıncaya kadar gerek binanın yapılışında ve gerek arsa ve tarlanın durumunda değerleri bakımından bir değişiklik yapılması halinde durumun yetkili görevlilerince incelenerek vergi değişimi yapan kurulca yeni durum ve değerlerine göre vergilendirilmesi )
- TAFRA | ATLAMA ile/||/<> ATLAMA ile/||/<> ATLAMAK
( 1 Belirli bir yerden gerilip hız alarak yapılan sıçrama ile vücudu yerden kesip daha uzak bir yere kondurma ya da belli bir yükseklikten aşırma 2 Bu yolla en uzağa atlamak ya da en yükseği aşmak amacıyla yarışılan atletizm dalı Sinema Bir filmdeki devinimin doğal akışını değiştiren şaşırtıcı sonuçlar çarpıcı etkiler sağlamakta kullanılan kesim Bir kart delgi makinesi ya da yazı makinesi gibi damga damga ilerleyen donanımlarda bir damga konumunun ya da bir alanın bir satır yazıcıda bir ya da birçok satırın işlenmeden geçilmesi İlmiye sınıfında aşamalarda sıra beklemeden ve kuraldışı ilerleme Vücudun sıçrama gücü ile bulunduğu dayanak yüzeyinden koparak ayrı bir düzeye konması Konuşulan bazı harfleri ve heceleri atlamaktan ileri gelen kusur örnek nasılsınız yerine nassınız Dansçının atlaması )
- TAFRA | ATLAMA ile/||/<> SIÇRAMA
( 1. Belirli bir yerden gerilip hız alarak yapılan sıçrama ile vücudu yerden kesip daha uzak bir yere kondurma ya da belli bir yükseklikten aşırma. 2. Bu yolla en uzağa atlamak ya da en yükseği aşmak amacıyla yarışılan atletizm dalı. @@ Sinema Bir filmdeki devinimin doğal akışını değiştiren, şaşırtıcı sonuçlar, çarpıcı etkiler sağlamakta kullanılan kesim. @@ Bir kart delgi makinesi ya da yazı makinesi gibi damga damga ilerleyen donanımlarda bir damga konumunun ya da bir alanın, bir satır yazıcıda bir ya da birçok satırın işlenmeden geçilmesi. @@ İlmiye sınıfında, aşamalarda sıra beklemeden ve kuraldışı ilerleme. @@ Vücudun, sıçrama gücü ile bulunduğu dayanak yüzeyinden koparak ayrı bir düzeye konması. @@ 'Konuşulan bazı harfleri ve heceleri atlamaktan ileri gelen kusur, örnek : 'nasılsınız' yerine 'nassınız'. @@ Dansçının atlaması. @@ @@ @@ @@ @@ )
- TAGAYYÛR[Osm.] / DEFORMATION[İng.] / DÉFORMATION[Fr.] / DEFORMATION, VERZERRUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= BİÇİM BOZULMASI/DEĞİŞTİRME
- TAGDİYE, TAGADDİ | BESİ ile/||/<> BESİ
( Keçe yapılacak kılın arasına konan yün Bor Niğde beslenme biyoloji Hayvanların hareketlerini sınırlayan çit veya kapalı alan içerisinde tutularak enerjice zengin rasyonlarla beslenmesiyle kesim ağırlığına ulaşmasını sağlayan et verimi ve kalitesini artırmaya yönelik besleme yöntemi )
- TAGDİYE, TAGADDİ | İGTİDA | BESLENME ile/||/<> BESLENME
( karşılık nutrisyon alimentasyon nutrire beslenmek alere beslenmek Besin maddesinin canlı tarafından yutulması sindirilmesi bağırsaklardan geçip kan ve lenf ile kullanılacakları yerlere taşınması ve sonunda asimlasyonu olayı besi botanik zooloji besleme Besin maddesinin canlı tarafından yutulması sindirilmesi damarlarla kullanılacakları yerlere taşınması ve sonunda organizma tarafından kullanılacak hâle getirilmesi Alimentasyon nütrisyon Besin maddelerinin canlı organizmaya alınmasıyla atık maddelerin vücuttan atılmasına kadar geçen süre içinde uğradığı mekanik fiziksel kimyasal ve fizikokimyasal olayların bütünü alimentasyon Canlıların gelişmeleri ve yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli olan besin maddelerini dışardan sağlamaları ve kullanmaları faaliyeti )
- TAĞŞİŞ ile/||/<> ADULTERATION, DEPRECIATION[İng.] ile/||/<> AVILISSEMENT, ADULTÉRATION, FALSIFICATION[Fr.] ile/||/<> KATIŞTIRMA
( 1 Madensel paralarda bulunan değerli maden niceliğini azaltma 2 Bazı özdeklere değeri çok düşük bazı özdekler katılması )
- TAĞŞİŞ ile/||/<> AYARINI DÜŞÜRMEK
( ayarını düşürmek 1 Yemde doğal olarak bulunabilen fakat hayvanlara zararlı etki yapmayacak düzeylerde olanların dışında yemlere zehirli ve zararlı olabilecek madde yabancı ot tohumu besleme değeri olmayan madde emniyetli olmayan pestisit veya kimyasal madde tolerans sınırını aşacak miktarlarda boya konservatif vb katkı maddelerinin katılması yemdeki değerli maddelerin tamamı veya bir kısmı yerine daha az değerli maddelerin katılması işlemi 2 Herhangi bir gıdanın veya malzemenin özelliklerini bozacak bir şeyle karıştırılması hile )
- TAĞYİR ETME | DENŞİRME ile/||/<> DENŞİRME ile/||/<> DENŞİRMEK
( kimya Kimyasal bir özdeğin niteliğini doğallığını bozma DNA önbesi gibi dirilçoğuz özdeciklerinin gözeiçi etkin yapılarının sıcaklık alkol gibi etkenlerle bozulması doğallığını bozmak )
- TAĞYİR ile/||/<> ALTERATION[İng.] ile/||/<> ALTÉRATION, IMITATION FRAUDULEUSE[Fr.] ile/||/<> NACHAHMUNG[Alm.] ile/||/<> BAŞKALAŞTIRMA
( Başkasının markasını biraz değiştirerek kendi markasıymış gibi kullanma )
- TAH/TOTAL ARTIFICIAL HEART TOTAL[İng.] değil/yerine/= YAPAY KALP
- TAHACCÜR ile/||/<> FOSSILIZATION[İng.] ile/||/<> FOSSILISATION[Fr.] ile/||/<> TAŞILLAŞMA
( Bitki hayvan ve organik maddelerinin taş kesilerek taşıl duruma gelmesi )
- TAHADDÜSİYE | SEZGİCİLİK ile/||/<> SEZGİCİLİK
( Sezgiye önem veren ve sezgi yoluyla kavranılan gerçeklerin insan bilgisinin temelini oluşturduğunu ileri süren felsefe öğretisi 1 Sezgiye us anlık kavramsal düşünme karşısında üstünlük veren sezgiyi bilginin özellikle felsefe bilgisinin temeli olarak gören öğreti Bergson sezgi 2 Ahlak öğretisi olarak Eylemlerin iyi ya da kötü oluşlarının onların değerleri ve sonuçları üzerine herhangi bir düşünüp taşınma ile değil doğrudan doğruya sezgiyle bilinebileceğini savunan görüş 3 Matematikte Matematiğin temellerinin sezgi yoluyla doğrudan doğruya kesinlikle kavrandığını ileri süren görüş mathematical intuitionism kurucusu L E j Brouwer bu görüşe göre insan anlığının yapıcılığından doğan matematiksel varoluşlar ancak sezgi yoluyla sınanabilirler bu görüşte matematiğin mantık ve felsefe karşısında üstünlüğü de kabul edilir çünkü ne bilim ne felsefe ne de mantık matematik için bir öndayanak olabilirler 1 Etiğin düşünce dil ve eylem bakımından insanın sezgilerine dayandığını ahlaki değerin nesnel ve evrensel olarak bağlayıcı ve tüm insanlar için ortak olduğunu sezgi yoluyla kavradığımızı savunan görüş 2 Canlıları sezgilere sahip olma özelliğine göre sınıflandıran bir çeşit türcülüğü savunan görüş sentientizm )
- TAHAFFUZ ile/||/<> CONSERVATION[İng.] ile/||/<> CONSERVATION[Fr.] ile/||/<> ERHALTUNG[Alm.] ile/||/<> KORUNUM
( Dış çevreden yalıtılmış bir dizge ile ilgili kütle erke devinirlik gibi nicelikler toplamlarının etkileşimler sonucu değişikliğe uğramaması )
- TAHAKKUK ile/ve İLKE
- TAHAKKUK ile/||/<> REALIZATION[İng.] ile/||/<> RÉALISATION[Fr.] ile/||/<> GERÇEKLEŞME
( Sayışımların vergilerin belirtilmesi 2 çoğalma meydana gelme )
- TAHAKKÜM ile/||/<> ASCENDENCY[İng.] ile/||/<> BUYRUKÇULUK
( Öteki insanlarla olan ilişkilerde onlara buyurma ya da yol gösterme eğilimi )
- TAHAL ile/||/<> DALAK
( Omurgalı hayvanlarda lenf bezine benzeyen ve kan damarları bol olan bir organ burada lenfositler meydana gelir alyuvarlar parçalanır Halı kenarlarındaki motifler Yeşilova Aksaray Niğde biyoloji zooloji Omurgalı hayvanlarda lenfositlerin farklılaştığı ve alyuvarların parçalandığı kan damarlarının bol olduğu lenfoid organlardan biri Omurgalı hayvanlarda lenfositlerin farklılaştığı ve alyuvarların parçalandığı kan damarlarının bol olduğu lenfoid organlardan biri anat 1 Karın boşluğunun sol tarafında yer alan kan depolayan gerektiğinde depoladığı kanı dolaşıma veren hayvan türlerine göre farklı biçimlerde olan organ lien 2 hlk şarbon Az dalag dālak talak Blk talak talak talak talak talak Tatarcadan alınmıştır OT talak tal dalak a k küçültme eki Eren KCsA 3 129 Türkçe tal kökü Kırgızca tal kök tal dalak ve Yakutça tāl gibi çağdaş diyalektlerde saklanmıştır Bu kökün Uygurcadan başlayarak kullanıldığını biliyoruz Çağdaş diyalektlerde dar bir alanda kalmıştır Diyalektlerin bir bölümünde dalak yerine telen veya tölön adı kullanılır telen Alt Tel tölön Bu ad Moğolcadan alınmıştır deligün dalak Gombocz NyK 35 277 KSz 13 27 Ligeti NyK 49 267 Ramstedt KWb 86b ve Räsänen V 471b yanlışlıkla Moğolca delen Euter biçimiyle birleştirmişlerdir Kâşgarlı Mahmudun verdiği bilgiye göre Kıpçakların dalağa solak veya sulak adını verdikleri anlaşılıyor Bu ad bugün yalnız Çuvaşçada sula olarak kalmıştır Gombocz KSz 13 27 Türkçe dalak ile Moğolca deligün biçimini birleştirdiği gibi Çuvaşça sulayı da dalak biçimiyle birleştirmiştir Eren KCsA 3 142 dalak ile Moğolca deligün ve Çuvaşça sulanın birleştirilemeyeceğini dile getirmiştir Ancak Räsänen V 427a solak ve talak Tekin ResAltL 282 s 6 not de talak ve sulak biçimlerini birleştirmiştir Clauson ED 826a solak biçiminin soldan geldiğini yazdığı gibi solak biçimini de talak ile birleştirmiştir )
- TAHALLÜL (ETMEK)[Osm.] / DECOMPOSITION[İng.] / DÉCOMPOSITION[Fr.] / ZERSETZUNG, SPALTUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= BOZUNMA/K
- TAHALLÜL | AYRIŞMA ile/||/<> AYRIŞMA ile/||/<> AYRIŞMAK
( Sinema Nitrat tabanlı bir filmin duyarkatının üretimlikte yapılır yapılmaz başladığı kimyasal değişiklik çözünme Moleküllerin çeşitli etkenler nedeniyle geçici olarak daha yalın atom ya da moleküllere bölünmesi kimya metalbilim Bir bileşiği kuran özdeciklerin birbirlerinden kopmalarıyla oluşan bozunma Bir özdeciğin parçalara ya da öğeciklerine ayrılması olayı Nesirde tek ses gibi söylenen yanyana gelmiş iki seslinin nazımda ayrı söylenmesi kimya botanik kimya 1 Yunancada derli veya uzun bir açınığın iki açınığa ayrılması 2 Bileşimde asıl şeklini kaybelan işaretler â ve ğ harflerinin üstündeki işaretğişik şekliyle tekrar yalın kelime haline geçmesi )
- TAHALLUL[Osm.] / DISSOCIATION, DECOMPOSITION[İng.] / DISSOCIATION, DÉCOMPOSITION[Fr.] / DISSOZIATION, DEKOMPOSITION, [Alm.] ile/değil/yerine/= AYRIŞMA
- TAHAMMÜL ile/ve/değil/yerine/||/<> DİRENÇ/İHTİYÂR
- TAHAMMÜR | MAYALANMA ile/||/<> MAYALANMA
( karşılık fermentasyon fermentum enzim Enzim etkisi ile bir organik maddenin genel olarak bir karbohidratın parçalanması botanik kimya tarım zooloji Bakteri ve mayalarda görülen anaerobik şartlar altında şeker moleküllerinin parçalanarak enerji açığa çıkması reaksiyonu Fermentasyon Organik maddelerin bazı mikroorganizmalarca salgılanan enzimler etkisiyle uğradığı değişiklik fermantasyon Glikoz gibi bazı şekerlerin mayayla karıştırılarak anaerobik ortamda yıkımıyla laktat etil alkol veya bazı diğer besin ürünlerine dönüşümü fermantasyon )
- TAHAMMÜR | TAHAMMUR | MAYALANMA | FERMANTASYON ile/||/<> FERMANTASYON ile/||/<> MAYALANMA
( Mayalanma 1 Mayalanma 2 Yemlerde çeşitli mikroorganizmaların ürettiği enzimler tarafından meydana getirilen kimyasal değişim karşılık fermentasyon fermentum enzim Enzim etkisi ile bir organik maddenin genel olarak bir karbohidratın parçalanması botanik kimya tarım zooloji Bakteri ve mayalarda görülen anaerobik şartlar altında şeker moleküllerinin parçalanarak enerji açığa çıkması reaksiyonu Fermentasyon Organik maddelerin bazı mikroorganizmalarca salgılanan enzimler etkisiyle uğradığı değişiklik fermantasyon Glikoz gibi bazı şekerlerin mayayla karıştırılarak anaerobik ortamda yıkımıyla laktat etil alkol veya bazı diğer besin ürünlerine dönüşümü fermantasyon )
- TAHAMMÜR, FERMANTASYON ile/||/<> FERMENTATION[İng.] ile/||/<> FERMENTATION[Fr.] ile/||/<> FERMENTATION, GÄRUNG[Alm.] ile/||/<> MAYALAMA
( Organik bileşiklerin tek gözeli küçük canlılarca daha yalın ürünlere dönüştürülmesi )
- TAHAMMUZ | PASLANMA ile/||/<> PASLANMA
( kimya Demir ve çelik yüzeylerde pas oluşması olayı )
- TAHAMMUZ ETME[Osm.] / OXIDATION[İng.] / OXIDATION[Fr.] ile/değil/yerine/= YÜKSELTGENME
- TAHAMMUZ ETMEK | OKSİDASYON | OKSİTLENME ile/||/<> OKSİTLENMEK ile/||/<> OKSİTLENME ile/||/<> YÜKSELTGENME/YAHAMMUZ
( yükseltgenme yükseltgenmek yükseltgenme Yükseltgenme 1 Redoks tepkimelerinde yükseltgenme veya elektron kaybetme olayı 2 Hayvan beslemede yemlik yağların bozulması veya acılaşması olarak tanımlanan bu yağların tüketilmesi durumunda diğer besinlerin sindiriminin azalmasına oksidasyonun derecesine göre zehirlenmeye neden olabilen bozulma Bir öğecik ya da özdeciğin eksicik vermesiyle görünür artı yükünü çoğaltması oksitlenme kimya botanik kimya Oksijen ya da başka bir eksi elektrikli atom ya da kök ile bileşme hidrojen ya da artı elektrikli atom ya da kökün bir bileşikten uzaklaştırılması olayı 1 Enerji maydana getiren bir kimyasal olay veya genel olarak bir kimyasal maddenin oksijenle birleşmesi 2 Bir bileşik atom veya iyondan elektron kaybı oksidasyon oksitlenme Kimyasal bir olay sırasında bir maddenin bileşimindeki hidrojen miktarının azaltılması veya oksijen miktarının artırılması bir atom veya iyonun bir elektron vermesi oksidasyon Aynı zamanda ilaçların biyotranformasyonunda oluşan olaylardan biridir )
- TAHAMMUZ ETMEK | OKSİDASYON | OKSİTLENME ile/||/<> PASLANMA | YÜKSELTGENME/YAHAMMUZ
( bk. yükseltgenme. @@ bk. yükseltgenmek. @@ bk. yükseltgenme. @@ Yükseltgenme. @@ 1. Redoks tepkimelerinde yükseltgenme veya elektron kaybetme olayı. 2. Hayvan beslemede yemlik yağların bozulması veya acılaşması olarak tanımlanan, bu yağların tüketilmesi durumunda diğer besinlerin sindiriminin azalmasına, oksidasyonun derecesine göre zehirlenmeye neden olabilen bozulma.@@Bir öğecik ya da özdeciğin, eksicik vermesiyle görünür artı yükünü çoğaltması. @@ oksitlenme (kimya, botanik) @@ (kimya) @@ Oksijen ya da başka bir eksi elektrikli atom ya da kök ile bileşme; hidrojen ya da artı elektrikli atom ya da kökün bir bileşikten uzaklaştırılması olayı. @@ 1. Enerji maydana getiren bir kimyasal olay veya genel olarak bir kimyasal maddenin oksijenle birleşmesi. 2. Bir bileşik atom veya iyondan elektron kaybı, oksidasyon, oksitlenme. @@ Kimyasal bir olay sırasında bir maddenin bileşimindeki hidrojen miktarının azaltılması veya oksijen miktarının artırılması, bir atom veya iyonun bir elektron vermesi, oksidasyon. Aynı zamanda ilaçların biyotranformasyonunda oluşan olaylardan biridir. )
- TAHARRÜŞ | İRKİLME ile/||/<> İRKİLME
( Dış etkileri alabilme ve bunlara cevap verebilme yeteneği dalama )
- TAHASSÜR ETMEK | KESİLME ile/||/<> KESİLMEK
( Bilgisayar dizgesinde yürütülen bir görevin herhangi bir donanım biriminden gelen uyarı üzerine kesilip güdümün geçici bir süre için uyarıyı işleyecek göreve geçirilmesi süt tarım )
- TAHASSÜR ETMEK | PIHTILAŞMAK ile/||/<> PIHTILAŞMA
( zooloji Kimyasal reaksiyonlarla sıvı halden pelte veya katı durumuna geçme kan pıhtılaşması Koagülasyon Bir sıvının akıcı niteliğini kaybederek pelte kıvamında kitle durumuna dönüşmesi koagülasyon 1 Bir sıvının kimyasal faktörlerle akıcı özelliğini kaybederek katılaşması 2 Kan pulcuklarının kümelenerek pıhtı oluşturması Fibrinojen fibrine dönüşerek bir ağ oluşturur Bu ağ kan pulcuklarına bağlı fibrin lifleri ve ağın içine toplanmış hücresel elemanlardan oluşur 3 Proteinlerin ısı kuvvetli asit alkali vb maddelerin etkisiyle erimeden çökmesi koagülasyon )
- TAHAVVÜL-Ü DÂHİLÎ[Osm.] / ADIABATIC ALTERATION[İng.] / ADIABATISCHE ENDERUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= ADİYABATİK DEĞİŞİM
- TAHAYYÜL | İMGELEME ile/||/<> İMGELEME
( Duyu örgenlerince algılanmayan nesne ve olaylara karşı yapılan tepki Bir şeyin imgesini zihinde canlandırma eylemi )
- TAHDİD ETMEK, TARİF ETMEK | TANIMLAMA ile/||/<> TANIMLAMAK
( 1 Bir deyimin tanımını verme işlemi 2Bir deyiminbelirtik tanımını verme işlemi sınırlamak tariflemek matematik )
- TAHDİT | KISITLAMA ile/||/<> KISITLAMA ile/||/<> KISITLAMAK ile/||/<> KISITLAV
( 1 işlevi ile altkümesi için biçiminde tanımlanan işlevi oluşturma 2 kısıtlav Bir deneylemede denekleri deneyin gidişini etkileyebilecek davranışlardan alıkoyma ya da deneysel amaçlarla engelleyici koşullar oluşturma )
- TAHDİT ile/||/<> LIMITATION[İng.] ile/||/<> SINIRLILIK ile/||/<> DISADVANTAGE[İng.] ile/||/<> GÖTÜRÜ
( 1 Bir biigi ya da araştırma bulgusunun belli bir kavram çerçevesinde geçerli sayılması 2 Bir yordamın ya da işlemin belli bir bağlamda ya da belli koşullarda kullanılabilir olması götürü Bir kişi nesne durum ya da koşula karşı olan başarı ya da kazançta engelleyici etkisi bulunan özellikler )
- TAHIL ile BAKLAGİLLER
- TAHIL ile TANE TANE TANE TANE ile TAHIL TARLASI ile ARPA TANESİ ile TANE PASI ile TAHILLAR
- TAHKİK | DOĞRULAMA ile/||/<> DOĞRULAMA ile/||/<> DOĞRULAMAK
( 1 Bir düşünceyi başkalarına kabul ettirmek ereğiyle bildirme ileri sürme 2 Bir yargı önerme varsayım ve kuramın ne derece doğru olduğunu gözlem ya da deneyim yoluyla inceleme araştırma 3 Bilimsel araştırmalarda gözlem ve deneylerin denetiminden sonra ulaşılan son evre Tümdengelimci bir dizgede bir vargı ya da kanıtsavın önsayıtlara uygunluğunu gösterme tümdengelimci bilimler Bir varsayımın doğruluğunu denetlemek için deney ve mantıksal tanıtlama yoluyla yapılan işlemlerin tümü Bir önermenin doğruluğunu ya da yanlışlığını saptamak ereğiyle olayları inceleyip araştırmak Onaylama uygulanan bir işlemin ya da gereğinin doğruluğunu sağlama etkili olduğunu açıklama kimlik denetleme onay kimlik denetlemek Tümdengelimci bir dizgede bir vargı ya da kanıtsavın önsayıtlara aykırılığını gösterme doğrulama )
- TAHKİK | HAKLI ÇIKARMA | TAHKİK ETMEK | GERÇEKLEME ile/||/<> GERÇEKLEME ile/||/<> GERÇEKLEMEK
( Bir nli değer dizisinin belli bir yorumda bir nli tamdeyimi gerçeklemesi nli tamdeyimin bu değerler dizisine göre oluşturulan özelleme önermesinin söz konusu yorumda doğru olması demektir Bir varsayım ya dà bir öndeyide dile getirilen olumlu ya da olumsuz ilişkinin sınama koşullan içinde ve gözlem yoluyla olgulara uygunluğunu gösterme Bir çıkarım ya da savın bilinen belgeler yoluyla bilgilerimize uygunluğunu gösterme matematik matematik )
- TAHKİK | SORUŞTURMA ile/||/<> SORUŞTURMA
( Herhangi bir konuyla ilgili durum ya da tutumu belirlemek için düzenlenmiş ayrıntılı ve kapsamlı soru dizisi Bir konu durum ya da olayı tanıklara ve belgelere başvurarak ayrıntılarıyla koğuşturma )
- TAHKİKAT, TETKİK ile/||/<> INQUIRY[İng.] ile/||/<> SORGULAMA
( Bir konuyu sorular sorup yanıtlar vererek araştırma )
- TAHKİM | BERKİTME ile/||/<> BERKİTME
( Düşman saldırısına karşı türlü araç ve gereçlerle bir yerin direncini sağlamlaştırma Yerel yönetimlerin özeksel yönetime ona bağlı çeşitli kuruluşlara olan süresi dolmuş borçlarının uzunca bir süre için ertelenerek devletçe güvenceye bağlanması erteleyim Tarafsız bir ya da birkaç kişinin anlaşmazlıkları yargıcı yoluyla çözümlemesi )
(1996'dan beri)