Bugün[05 Temmuz 2026]
itibarı ile 35.706 başlık/FaRk ile birlikte,
35.706 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(134/144)


- TÜMTANRICILIK = VÜCUDİYE = PANTHEISM[İng.] = PANTHÉISME[Fr.] = PANTHEISMUS[Alm.] = PAN:HERŞEY, HEP, TÜM. THEOS:TANRI[Yun.]


- TÜMÜ ile HER YERDE ile BÜTÜN GÜN BOYUNCA ile TÜM HAYAT BOYU ile BÜTÜN GECE BOYUNCA ile HEPSİ DIŞARI ile BAŞTAN ile HEPSİ AKRABA ile HEPSİ ile HEP BİRLİKTE


- TÜNEK ile/||/<> TÜNEK

( tarım Tavukların geceleri uyuduğu dinlendiği bölme )


- TÜNEL[İng./Fr. < TUNNEL] değil/yerine/= İÇGEÇİT/İÇYOL


- TUNER[İng.] ile/||/<> AYARLAYICI


- TUNGSTEN FILAMENT LAMB[İng.] / WOLFRAM FILAMENT LAMPE[Alm.] ile/değil/yerine/= TUNGSTEN FİLAMENT LAMBA


- TUNGSTEN-HALOGEN LAMB[İng.] ile/değil/yerine/= TUNGSTEN-HALOJEN LAMBA


- TUNGSTEN[İng.] / TUNGSTEN[Fr.] / TUNGSTEN[Alm.] ile/değil/yerine/= TUNGSTEN


- TUNİK ile/||/<> TUNİK[Fr. < TUNIQUE]

( Antik tragedyada oyuncuların giydikleri uzun kollu ayaklara dek uzanan ve göğüs hizasında kemeri olan giysi Dansçıların giydikleri gömleğe verilen ad 1 Bir yapıyı saran kılıf 2 Ergin tunikatların vücudunu çevreleyen tunisin denilen ve selüloza benzeyen bir polisakarit kapsayan bazen jelâtinimsi bazen de katı sert ve ağır olan kalın kılıf )


- TUNİKA/LAYER[İng.] değil/yerine/= KATMAN


- TUNING FORK[İng.] / DIAPASON[Fr.] / STIMMGABEL[Alm.] ile/değil/yerine/= DİYAPAZON


- TÜNİNK[İng. < TUNNING] değil/yerine/= EŞ TİTREME / İNCE AYAR


- TUNNEL DIODE, ESAKI DIODE[İng.] / DIODE ESAKI (TUNNEL), DIODE DU TUNNEL[Fr.] / ESAKI DIODE, TUNNELDIODE[Alm.] ile/değil/yerine/= TÜNEL DİYOTU


- TUNNEL EFFECT[İng.] / EFFET TUNNEL[Fr.] / TUNNELEFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= TÜNEL ETKİSİ


- TUNNEL[İng.] ile/||/<> TUNNEL[Fr.] ile/||/<> TUNNEL[Alm.] ile/||/<> TÜNEL[Fr. < TUNNEL]

( Şose demiryolu gibi ulaşım yollarına geçit sağlamak amacıyla çok kez dağlık yörelerde yapılan yeraltı geçenekleri )


- TÜP BOYNU, LAMBA BOYNU ile/||/<> BOYUN

( TV Almaç ışıtacının koni biçimindeki bölümünden sonra gelen ve tarayıcı demetin oluşmasını sağlayan artıuç elektron topu Wenhelt borusunun yer aldığı ince bir boruyu andıran bölümü Genç dağlık kümelerde dorukları birbirinden ayıran yüksek ve kimileri ulaşıma elverişli olmayan geçitler Bir hayvanın baş ve gövdesini birleştiren bölge biyoloji zooloji coğrafya Bir hayvanın baş ve gövdesini birleştiren bölge 1 Baş ve gövdeyi birleştiren kısım 2 Birçok sestod da skoleksle strobila arasında halkalanmanın olmadığı kısım boyun Az boyun boyun muyın muyın moyın moyun Hal bōyan moyın moyın moyun moy mōy moyun măy Eski Türkçeden başlayarak kullanılır boyın Orta Türkçede boyın biçimi geçer Eski Kıpçakçada boyun olarak kullanılır Türkçe boy kökünden geldiği açıktır boy boń n eki Räsänen LTS 207 V 80a boŋ moŋ biçiminden yola çıkmıştır RónaTas ChuvSt 139 boyun moyun un boń kökünden çıktığını dile getirmiştir Türkçe boyun biçimindeki n eki bilimsel yayınlarda sıklıkla açıklanmıştır Németh KCsA 3 109 bu yolda birtakım örnekler saymıştır Bu örnekler arasında boyun boy türevi de göze çarpar Doerfer TMEN 652 n ekinin burun taban bıkın karın erin alın yağrın yelin gibi birtakım organ adlarında kullanıldığını açıklamıştır Doerfer örnek olarak boyun türevini de vermiştir Son olarak Doerfer KhalMat 295 boyunun etimolojisi üzerinde durmuştur Diyalektlerde boyun yanında geçen moyun biçimi benzeşme assimilation yoluyla oluşmuştur )


- TÜP[Fr./İng. < TUBE] ile FALLOP TÜPÜ/BORUSU

( Laboratuvarlarda türlü işlerde kullanılan, bir ucu kapalı cam boru. | İçine krem, diş macunu, ilaç vb. nesneler konulan, bir ucu burgu kapaklı, plastik ya da metal boru. | Akışkan nesnelerin konulduğu, genellikle silindir biçiminde, içi boş, ağzı özel tapalı kap. İLE Döl yatağının üst köşesinden yumurtalığa kadar uzanan, yaklaşık 10 santimetre uzunluğundaki boru. )


- TÜR | ŞEKİL | UYARLAMA | SÜRÜM | DÖNME | VERSİYON ile/||/<> VERSİYON ile/||/<> VERSİYON[Fr. < VERSION]

( Çevirme )


- TUR[İng./Fr.] ile TURNE[Fr.]

( Dolaşma. | Bir sonuca ulaşıncaya kadar yapılan iş. | Başladığı noktada biten, bir ya da daha fazla yere önceden belirlenmiş bir programa göre yapılan yolculuk. İLE Bulunduğu yerden başka yerlere gösteri yapmak amacıyla giden tiyatro, gösteri ya da müzik sanatçılarının gezisi. )


- TÜR ile AŞAĞILARA KARŞI NAZİK ile ANAOKULU ile NAZİKÇE ile NEZAKET ile AŞAĞILIKLARA KARŞI NEZAKET ile İYİLİKLER ile ÇEŞİTLER


- TÜR ile AŞAMA


- TÜR ile BÖLÜM

( Bir tür olan şey, zorunlu olarak bir bölümdür fakat bir bölümün aynı zamanda bir tür olması zorunlu değildir. )


- TÜR ile İŞLEV


- TÜR = NEVİ = SPECIES[İng., Lat.] = ESPÈCE[Fr.] = ART[Alm.] = EIDOS[Yun.] = ESPECIE[İsp.]


- TÜR ile NİTELİK


- TÜR ile TİP


- TÜRÂB[Osm.] / SOIL, ERBIUM[İng.] / TERRE, TERRAIN, ERBIUM[Fr.] / ERBIUM[Alm.] ile/değil/yerine/= TOPRAK, ERBİYUM


- TÜRÂB ile/||/<> TOPRAK

( Kayaçların ufalanıp ayrışmasından oluşan ve içine organik kalıntılar karışmış olan yeryüzünün en üst katmanı Başka yerlerden taşınıp biriktirilen ya da yerli kayaların fiziksel kimyasal ve dirimsel yollarla dağılıp çözülmeleriyle oluşan türleri kalınlığı sürekliliği ve tarım bakımından değerleriyle ayrımlı yüzeysel örtü Bir halı türü Yağcılar Yalvaç Isparta yer jeoloji tarım Kimyasal fiziksel ve biyolojik faktörler etkisiyle oluşmuş organik ve mineral maddelerin değişim ve karışımından meydana gelmiş olan litosferin gevşek kısmı Az torpag toprak Türkmenler topur biçimini de kullanırlar bir gısım topur bir avuç toprak tuprak tuprak topırak topırak topurak Ağızlarda topur olarak da geçer tuprok dovurak 1 toprak 2 toz 3 çamur toburax tăpra Eski çağlardan başlayarak kullanılır Uygurcada toprak biçimi geçer Orta Türkçede toprak olarak kullanılır Eski Kıpçakçada da toprak biçimi geçer topur a k küçültme eki Topur kökü çağdaş diyalektlerde toprak olarak saklanmıştır Clausona göre ED 443a 444a topra kurumak kökünden k ekiyle yapılmıştır Ligeti MNy 34 7576 toprakı Ana Altayca yoluyla toz biçimine bağlamıştır Ona göre Ana Türkçeye toprak ve toz olarak geçmişlerdir toz Moğolcaya geç çağlarda toprak olarak geçmiştir Kara Hamilton Arm 114 Daha sonra Ligeti I OK 266 VJa 3 1971 24 ResAltL 104 Türkçe toprak biçimini Moğolca tobrağ toburağ toğurağ biçimleriyle karşılaştırmıştır Doerfere göre TMEN 948 Türkçe top kökünden rak ekiyle kurulmuş bir türevdir Ramstedt NyK 42 71 Türkçe toprak sözünü Moğolca towusun toz biçimiyle birleştirmiş daha sonra KWb 404b Moğolca tobrağın Türkçe topraktan geldiğini yazmış Moğolca toğuraġ biçimini de Türkçe toprak sözüyle karşılaştırmıştır KWb 405a Poppe Lautlehre 47 Moğolca toğosun towārsun topārsun toz biçimlerini saymıştır )


- TURAÇ ile FRANKSEVER ile FRANKSEVER


- TÜRBE ile/||/<> TÜRBE[Ar. < TURBE]

( İçinde çoğu kez ünlü kişilerin gömülü bulunduğu yapı anıtsal sin Mimarlık İçinde din ve devlet büyüklerinin mezarları bulunan yapı turba 1 toprak yer 2 mezar mezarlık Poppenin türbeyi Türk diyalektlerinde kullanılan türme Gefӓngnis biçimiyle birleştirmesi yanlıştır Marr Arm 334 Räsänen V 506b Farsça turbadan geldiğini açıklamıştır Eski ve yeni diyalektlerde Gefӓngnis olarak geçen türmeye ilişkin bilgi almak için Räsänen NM 1946 114 V 506507 )


- TÜRBİDİTE | BULANIKLIK ile/||/<> BULANIKLIK

( Bir çözeltinin içerdiği katı asıltılar nedeniyle saydamlığını yitirmesi durumu Bir ölçme aracındaki soru ya da sınarlarda kullanılan bir kavram ya da anlatımın açık seçik bir anlamdan kolay kavranır bir içerikten yoksun oluşu Çözünmemiş asıltının ışığı saçtırarak sıvıyı saydam göstermemesi Su içerisindeki asılı partiküller nedeniyle berraklığın bozulması turbidite 1 Berrak durumda bulunan ve içinde gözle görülen herhangi bir partikül var olmayan içeceklerin herhangi bir hata sonucunda berraklığını yitirmesi 2 Gıda maddelerinde tanı ölçütü turbidite )


- TURBIDITY[İng.] ile/değil/yerine/= BULANIKLIK


- TÜRBİN ile/||/<> ÇARK ile/||/<> ÇARK[Fars. < ÇARH]

( 1 Üst değirmen taşının dönmesini sağlıyan tekerlek Mudurnu Bolu 2 Çıkrık Gedikli Şarkikaraağaç Isparta 3 Ayakla kullanılan bileyleme aracı Kasımpaşa İzmir İnönü Eskişehir Güdül Ankara Hızlı akan su ve basınçlı uçukla dönen tekerlek biçimli işlerge Yüz geriye dönük olarak biten çark gibi dönülerek takla atma biçimi Az çarx çarx wheel spinningwheel Avest çaxra )


- TURBİYER | TURBALIK ile/||/<> TURBALIK

( Orta kuşağın serin ve nemli akıntısı az suya doymuş düz yörelerinde gelişen bataklık yosunları gibi yosunların alttan zamanla değişmesiyle kalorisi az bir kömür durumuna dönüştüğü yerlere verilen ad botanik )


- TURBO KANAT


- TURBOMACHINE[İng.] / TURBOMACHINE[Fr.] ile/değil/yerine/= TÜRBOMAKİNE


- TÜRBÜLAN/TURBULANT[İng.] değil/yerine/= BURGAÇLI


- TÜRBÜLANS[İng./Fr. TURBULENCE] değil/yerine/= HAVA BURGACI/GİRDAP


- TURBULENT CURRENT/FLOW[İng.] / FLUX TURBULENT[Fr.] / TURBULENTE STRÖMUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= TÜRBÜLANSLI AKIŞ/AKIM


- TURBULENT LEWIS NUMBER[İng.] / NOMBRE DE LEWIS TURBULENT[Fr.] / TURBULENTE LEWIS-ZAHL[Alm.] ile/değil/yerine/= TÜRBÜLANSLI LEWİS SAYISI


- TURBULENT[İng.] ile/değil/yerine/= TÜRBÜLANSLI


- TÜRDİRİLLTİMİ[İng. DE-EXTINCTION] ile/||/<> GERİ ISLAH[İng. BACK-BREEDING] ile/||/<> KLON[İng. CLONE] ile/||/<> YAPAY SEÇİLİM[İng. ARTIFICIAL SELECTION]

( Soyu tükenmiş türlerin bireylerine (genellikle genetik olarak) benzer canlı organizmaların yeniden oluşturulma süreci. Daha uzun tanımıyla türdiriltimi; soyu tükenmiş bir türün genetik açıdan benzer canlılarda yapay seçilim yoluyla geri ıslah, klonlama ve genom düzenlemesi gibi teknikler kullanılarak canlı bir organizmanın nesli tükenmiş türe doğru değiştirilmesi sürecidir. @@ Canlı organizmaların popülasyonları içindeki belirli atasal özelliklerin yeniden ortaya çıkarılması adına yapay seçilimin kullanılması. @@ Ebeveynine genetik olarak birebir benzeyen canlı. Aynı zamanda, genetik olarak birebir aynı olan canlı bireylerini ya da gruplarını da belirtmek için kullanılır. @@ İstenen karakterleri taşıyan canlıların, bir diğer canlı tarafından (genelde insan tarafından) seçilerek bunlardan döl alınması. Pratik olarak bakıldığında, insanoğlunun evrim üzerinde sahip olduğu bir çeşit kontrol yöntemi. Bitkilerde hastalıklara karşı dirençli ve fazla ürün veren türler; sığırlarda da çabuk büyüyen ve fazlaca et ya da süt veren türler bu yapay seçilim yöntemiyle elde edilebilir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- TÜRE(T)ME ile YARATMA


- TÜREME ÜNLÜ ile/||/<> TÜREME ÜNLÜ

( Derleme takma vokal katma vokal Sözcüğün aslında bulunmayan ve önseste veya içseste beliren ünlü Rum Urum stosyon istasyon skala iskele hükm hüküm azm azim sapsağlam sapasağlam gepgenç gepegenç vb Asıl kelimede olmadığı hâlde çeşitli nedenlerle kelime başında veya içinde türeyen ünlü urus steam istim lazım ilazım grup gurup gencecik gençecik sabr sabır keşf keşif vb ünlü türemesi )


- TÜRETİLMİŞ ile TÜRETME


- TÜRETİM EKİ ile ...


- TÜRETİMSEL BİÇİMBİRİM ile ...


- TÜRETME ile TÜREV ile TÜREVLER ile TÜRETMEK ile FAYDA ELDE ETMEK


- TURGOR PRESSURE[İng.] değil/yerine/= TURGOR BASINCI

( Suyun göze çeperine yaptığı basınçtır. Bitki gözesi, saf su alarak bir miktar şişer. Hücre özsuyunun yüksek seviyedeki osmotik yoğunluğu dolayısıyla dış ortamdaki su, iç ortama doğru hareket eder ve geçiş yaşanır. İçeri giren su, göze zarını göze çeperine doğru basınç oluşturarak iter. Bu basınca, turgor basıncı adı verilmektedir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- TURGOR[İng.] değil/yerine/= GERGİ, DOLGUNLUK


- TURİST[Fr.] ile/||/<> TURİZM

( Dinlenme, eğlenme, görme, tanıma, vb. amaçlarla geziye çıkan kimse, gezgin, seyyah: § 'Bugün yabancı uyruklu oldukları tespit edilen ve memleketimizde turist olarak bulunan bazı kimseler bir bankayla bir dükkânı soymuşlardır.' -Adalet Ağaoğlu, Toplu Oyunlar-Kozalar, 322; § 'Peki İzmir’e neden gelmiş? Turist midir?' -Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları, 90; § 'Millî kütüphanelerimize girmeyen, girerse bir turist gibi, raflara, duvarlara ve tavana bakıp giden cahil kişidir.' -Peyami Safa, Din, İnkılâp, İrtica, 116; § 'Evvelki gün Amerikan turistlerinin bindikleri otomobiller katarına rastladım.' -Ahmet Rasim, Muharrir Bu Ya, 428; § 'Bu otellerde turistler kalıyorlar.' -Yavuz Bülent Bakiler, Üsküp’ten Kosova’ya, 8; § 'Avrupalı, bir turist, kartpostallık manzaralar dışında iç hayatınıza nüfuz etmek imkânını bulabilir mi?' -Necip Fazıl Kısakürek, Aynadaki Yalan, 176; § 'İki savaş arası dönemin bütün karikatürlerinde, Amerikalı turist, zevksiz giyinen ‘tuhaflık meraklısı’, zengin bir ‘görgüsüzdü.’ ' -Attila İlhan, Aydınlar Savaşı, 59; § 'Bir gün sokakta bir Amerikalı turiste rastladım.' -Halikarnas Balıkçısı, Ötelerin Çocuğu, 34; § 'Sonra o yaşlı turistler için acımasızca düşündüklerimi anımsayıp kendi kendime şöyle diyorum.'-Aziz Nesin, Ah Biz Ödlek Aydınlar, 38; § 'Selim turistlerin arasına saklanıp dışarıya çıkmış.'-Yaşar Kemal, Allahın Askerleri, 175; § 'Turistler ta nerelerden gelmiş öle bayıla kapışıyorlar Türk halısı Türk halısı diye.' -Nezihe Meriç, Toplu Öyküleri 2, 104; § 'Turist rehberleri uluslararası iş adamlarından oluşan koro sahnedeki yerini çoktan almıştı.' -Tomris Uyar, Yaza Yolculuk, 19; § 'Turist acentalarından söz edildiğini işitmişti' -Selim İleri, Ölünceye Kadar Seninim, 71; § 'Antalya’ya turist gelir mi?' -Oğuz Özdeş, Şebnem, 97; § 'İflah bulmaz esrarkeşle snob aydın, sırıtık turistle karamsar sanatçı burada dirsek dirseğe kafa cilalardı.' -Haldun Taner, Ölür İse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil, 225; § 'Genç bir turist rehberi, yabancı bir turisti Arıburnu Anzak Koyu’na doğru götürmekteydi.' -Buket Uzuner, Uzun Beyaz Bulut (Gelibolu), 15; § 'Dış ülkelere ancak turist olarak gitmek istiyor.' -Ayşe Kulin, Bir Varmış Bir Yokmuş, 68; § 'Arabasını St. Germain meydanında park edip giden İtalyan turistin hali örneğin.' -Pınar Kür, Yarın Yarın, 108; § 'Ancak zengin turistlere müyesser olur.'-Refik Halid Karay, Kadınlar Tekkesi, 370; § 'Bu adam turist değil, dedi birisi.' -Oğuz Atay, Korkuyu Beklerken, 17. )


- TURİST[İng.]/GEZEN ile/değil/yerine GEZGİN

( Gezen tilki, yatan aslandan evlâdır. )

( Evliyâ Çelebi, [o zamanın koşullarında] 257 şehir, 7600 kale gezmiştir. )

(









)


- TURKEY OAK[İng.] ile/||/<> QUERCUS CERRIS[Lat.] ile/||/<> TÜRK MEŞESİ

( Kayıngiller Fagaceae familyasından 25 m kadar boylanabilen yapraklarını döken meyveleri iki yılda olgunlaşan ülkemizin her tarafında görülebilen bir tür )


- TURKEY RED OIL[İng.] ile/değil/yerine/= TÜRK KIRMIZISI YAĞI


- TURKISH SHORTHAIR CAT[İng.] ile/||/<> VAN KEDİSİ

( Türkiye de Van yöresinden köken alan 1969 yılında saf kan kedi ırkı olarak kabul edilmiş korkmadan suya girip yüzen tek kedi ırkı olan göz rengiyle dikkat çeken her iki gözü mavi kehribar sarısı ve tonları olabileceği gibi bir gözü mavi diğer gözü kehribar renkte de olabilen sağırlığın yaygın bir olgu olduğu düşünülse de iki gözü farklı renkteki kedilerde ve mavi gözlülerde ancak 2 3 civarında sağırlık olgusuna rastlanan tüyleri uzun yumuşak iki tabakalı ve alt tüyleri ipeksi yapıda gövdesinde beyaz renk olan tüyleri özellikle kuyruk ve baş bölgesindeki sarı lekeleriyle birlikte karakteristik rengini oluşturan kuyruğu tilki kuyruğu gibi uzun ve tüylü kendilerini temizlemeye büyük önem gösteren iyi bir avcı olmanın yanı sıra kendi isteğiyle suda yüzmeyi ve suyla oynamayı tercih eden zeki canlı ve insana bağlı yapıda uzun tüylü kedi ırkı )


- TURKISH[İng.] ile/||/<> TURC[Fr.] ile/||/<> TÜRKÇE

( Öğrencilere Türk dilini doğru ve etkili bir biçimde kullanma alışkanlığını kazandırmak ereğiyle ilkokuldan başlayarak bütün ortaöğretim kurumlarıyla kimi üniversite ve yüksek okullarda okutulan ders )


- TÜRKÜ[TR. < TÜRK + AR. < -Î] ile/||/<> TÜRKÜ YAKMAK ile/||/<> YAKMAK

( 1. Halkın ezgi ile söylediği her türlü deyiş. 2. Saz ozanlarının koşma biçiminde söyledikleri, dördüncü dizeleri her dörtlükte olduğu gibi yinelenen kavuştaklı koşuk. @@ Hece tartısiyle yazılmış küçük şarkı (HALK TÜRKÜSÜ, Chant populaire; TÜRKÜ CÖNGÜ, Chansonnier; TÜRKÜ YAZARI, Chansonnier). @@ Hece vezniyle yazılmış ve halk ezgisiyle bestelenmiş şiir. )


- TÜRKÜ ile/||/<> TÜRKÜ[TR. < TÜRK + AR. < -I]

( 1 Halkın ezgi ile söylediği her türlü deyiş 2 Saz ozanlarının koşma biçiminde söyledikleri dördüncü dizeleri her dörtlükte olduğu gibi yinelenen kavuştaklı koşuk Hece tartısiyle yazılmış küçük şarkı HALK TÜRKÜSÜ Chant populaire TÜRKÜ CÖNGÜ Chansonnier TÜRKÜ YAZARI Chansonnier Hece vezniyle yazılmış ve halk ezgisiyle bestelenmiş şiir )


- TÜRLEŞME[İng. SPECIATION] ile/||/<> ANAGENEZ[İng. ANAGENESIS] ile/||/<> COĞRAFİ BARİYERE BAĞLI TÜRLEŞME[İng. ALLOPATRIC SPECIATION] ile/||/<> FİLETİK DÖNÜŞÜM[İng. PHYLETIC TRANSFORMATION] ile/||/<> GEN AKIŞI[İng. GENE FLOW]

( Evrimsel süreç içerisinde, çeşitli izolasyon mekanizmaları dahilinde birbirinden ayrılan, eskiden aynı türe ait olan popülasyonların, farklı evrim mekanizmalarının farklı etkileri altında, nesiller içinde birbirlerinden farklı yönlere doğru evrimleşmeleri ve farklı özellikler geliştirmeleri durumudur. Bu farklı yönlere giden evrim sonucunda popülasyonlar bir noktadan sonra farklı türler olarak isimlendirilebilecek kadar farklılaşırlar. Kısaca, bir türden, yeni türlerin evrimine denir.Şempanzeler (Pan troglodytes) ve Bonobolar (Pan paniscus), eskiden tek bir tür iken, Kongo Nehri'nin de oluşumuna ve atasal popülasyonu iki popülasyona bölmesine neden olan bir deprem sonucu oluşan coğrafi izolasyon ile nehrin iki yakasında kalan popülasyonların farklı yönlerdeki evrimsel değişimleri sonucunda, günümüzden 1-2 milyon yıl önce türleşmişlerdir. @@ Evrimsel süreçte türlerin modifikasyonlar sonucu değişmesi ancak türleşmenin (atasından farklı yeni türlerin) oluşmaması durumudur. @@ Türleşmenin, türün farklı gruplarının arasına coğrafi bariyer girmesi sonucu gerçekleşmesi. Modern şempanze (Pan troglodytes) ve Bonobo (Pan paniscus) türlerinin 2 milyon yıl kadar önce, Kongo Nehri'nin akış yönünde meydana gelen ciddi bir değişim sonrasında, ortak atasına ait farklı grupların nehrin iki yakasında kalması sonucu türleştiği düşünülmekte. Primatlar genel olarak ıslanmayı sevmedikleri için ayrılan öbekler birbirleriyle olan bağlarını yitirmiş ve 2 milyon yıl içinde farklı türlere evrimleşmişler. "Alopatrik" türleşme olarak da bilinir. @@ Bir türün, popülasyon bazında ve nesiller içerisinde, herhangi bir türleşme ya da izolasyon olmaksızın, fiziksel özellikleri (fenotip) bakımından farklılaşması, evrim geçirmesidir. "Anagenez" olarak da bilinir. @@ Alellerin bir popülasyondan bir diğerine olan hareketidir. Tipik olarak bireylerin fiziksel yer değiştirmeleri ya da oluşturulan gametlerin rüzgar, akıntılar, organik taşıyıcılar vb. aracılığıyla mesafe kat etmesi sonucu oluşur. Türleşmeyi genellikle yavaşlatsa da, hızlandırdığı durumlar da gözlenmiştir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- TURNA BALIĞI ile/||/<> TURNA BALIĞI

( Esox lucius Kemiklibalıklar Teleostei takımının turnabalığıgiller Esocidae familyasından bir balık türü Uzunluğu 40100 cm Avrupada yaşayan tek turna balığı türü Çok yırtıcıdır Yumurtalarından havyar yapılır Eti yenir Kemikli balıklar Teleostei takımının turna balığıgiller Esocidae familyasından 40100 cm kadar uzunlukta çok yırtıcı yumurtalarından havyar yapılan eti yenen bir tür Kemikli balıklardan turna balığıgiller Esocidae familyasından boyu 100 cm kadar olabilen çok yırtıcı yumurtalarından havyar yapılan eti yenen bir tür )


- TURNA YEMİŞİ ile/ve/||/<> YABAN MERSİNİ/LİKAPA/MAVİ YEMİŞ ile/ve/||/<> KIZILCIK

( )


- TURNA ile KARKARA

( ... İLE Başı sorguçlu turna. )

( ... İLE Bataklık bölgelerde yaşarlar. )


- TURNAGİLLER ile/||/<> TURNAGİLLER

( Gruidae grus turna kuşu Omurgalı hayvanlardan kuşlar Aves sınıfının bataklıkkuşları Grallae takımının bir familyası Boyunları ve kanatları çok uzundur İridirler Eski Dünyada ıslak yerlerde yaşarlar Turna Grus grus telli turna Anthropoides virgo iyi bilinen türleridir zooloji Kuşlar Aves sınıfının bataklık kuşları Grallae takımından boyunları ve kanatları çok uzun genellikle nemli yerlerde yaşayan bir familya )


- TURNİKE/TOURNİQUE[İng.] değil/yerine/= BOĞMAÇ


- TURNUSOL KÂĞIDI ile/||/<> TURNUSOL ile/||/<> TURNUSOL KAĞIDI

( Kimi bitkilerden elde edilen C6H3(OH)2CH3 gibi bileşiklerin süzgeç kağıdına emdirilmesiyle hazırlanmış kâğıt. (Asitli çözeltilerde kırmızı, bazlarda mavi renk gösterdiğinden nitel çözümlemede kullanılır.) )


- TURONIAN EPOCH[İng.] değil/yerine/= TURONİN EPOKU

( Günümüzden 93.900.000 ile 89.800.000 yıl öncesi arasını kapsayan jeolojik zaman dilimidir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- TURP | TURBA ile/||/<> TURBA ile/||/<> TURBA[Fr. < TOURBE]

( Bitkilerin köklerinden ayrışmış yaprak ve saplarından oluşmuş bir tür kömür Yüzeyleri bataklık bitkileriyle örtülmüş derin olmayan su birikintilerinin diplerinde bitki kalıntılarından oluşan kömür bataklık kömürü )


- TURP ile/değil EJDER MEYVESİ

( ... İLE/DEĞİL Dış görünüşü turp gibi, kırmızı ve aralarından yeşil yapraklar çıkan, içi beyaz fakat siyah noktalar bulunan, tadı çok güzel bir meyve.[Vietnam'da] )


- TURP ile ŞALGAM/ÇOMUR


- TURPENTINE GUM[İng.] / BAUME[Fr.] / BALSAM, TERPENTIN GOMME[Alm.] ile/değil/yerine/= BALZAM, TEREBENTİN SAKIZI


- TURPENTINE OIL[İng.] / ESSENCE DE TÉRÉBENTHINE A'L'HUILE[Fr.] / TERPENTINÖL[Alm.] ile/değil/yerine/= TEREBENTİN YAĞI


- TURQUOISE[İng.] / TURQUOISE[Fr.] / TURKUZ[Alm.] ile/değil/yerine/= TURKUAZ


- TÜRÜM = SUDUR = EMANATION[İng., Alm.] = ÉMANATION[Fr.] = EMANATIO[Lat.]


- TURUNÇ ile/||/<> TURUNÇ[Fars. < TURUNC]

( botanik Turunçgiller Rutaceae familyasından ülkemizde de yetiştirilen her dem yeşil ağaçlar Tıpta meyve kabukları yaprakları ve çiçeklerinden elde edilen uçucu yağı kullanılan kabuğu tentür şurup ekstre biçiminde iştah açıcı ve sindirimi kolaylaştırıcı olarak turunç çiçeği suyu ve esansı galenik preparatlarda tat ve koku düzeltici olarak kullanılan sedef otugiller familyasından bir ağaç )


- TUŞ SAYISI | GOL | ADET | ADED | KEMMİYYET | SAYI ile/||/<> SAYI

( Karşılaşma sırasında yumrukoyuncularının yaptıkları vuruşları değerlendirmek için yan hakemlerce kullanılan birim Kılıçoyunu yarışmalarında geçerli bir dürtüş ya da vuruşla elde edilen sonuç Buna göre kendisine geçerli bir vuruş ya da dürtüş yapılmış oyuncu bir sayı alır Erkeklerde beş kadınlarda dört sayı almış oyuncu yeniktir Topun kurallara uygun bir vuruşla bütünü ile kale direkleri ve kale çizgisi arasında kalan alandan geçmesi durumu Basketbol oyununda topun sepete girmesiyle ulaşılan sonuç Bu giriş oyun sırasında olursa 2 serbest atıştan yapılmışsa 1 olarak kabul edilir Oyun süresi içinde en çok sayı yapan takım yenmiş sayılır Süreli yayınların her çıkışında aldıkları sıra numarası doğal sayı tümsayı gerçek sayı karmaşık sayı sayal sayı sıral sayı sayı boncuğu Her birisine dokuzar devingen yuvar geçirilmiş birbirine koşut çubukları tutan bir çerçeveden oluşan işlencelerne aygıtı Anlamdaş çörkü doğal sayı sıral sayı sayal sayı Bir küme oluşturan nesnelerin ya da birimlerin niceliğini gösteren değer Bir çokluğun bir birimle belirlenimi Sayma eylemi ile ortaya çıkar Ama sayma zamanla ilgili bir olaydır oysa sayının kendisi hiç bir niteliksel belirlenimi olmadığı gibi zaman belirleniminden de de sıyrılmıştır zamanın dışındadır Felsefede Nicel bakımından göz önüne alınmış şeyler topluluğunu ölçüp karşılaştırarak soyutlama ile elde edilen temel kavram Sıra sayı sırayı dizeyi belirtir birinci ikinci bayağı sayı niceliği belirtir bir iki Sayıyı temel ilke yapan Pythagorasçı öğretiye göre nesnelerin özü gerçeği varlığın ana özdeği sayıdır Her şey sayı bağlantılarına göre düzenlenmiştir sayılarla bilinebilir Aristoteles sayıyı ölçülebilen miktar olarak tanımlar bu yüzden bir henüz bir sayı değildir Oysa Lockea göre sayı birimin ya da birin en yalın tasarımıdır birin yinelenmesinden ve bu ikisinin birleştirilmesinden 2 ile gösterilen tasarım oluşur Berkeley sayıyı bir düşünme ürünü olarak açıklar Kanta göre de sayı bir anlık kavramıdır ama somut olarak ancak zaman ve uzay kavramlarının yardımıyla gerçekleşebilir matematik numara matematik Kelimelerin anlattıkları kavramın tek veya çok bazı dillerde ikili üçlü olması temeline dayanılarak yapılan ayırma Tekil Çoğul İkil Üçül Bir kelimenin karşıladığı kavramın teklikçokluk yani sayı bakımından görünümünü yansıtan dil bilgisi kategorisi Bu kategorinin çeşitli dillerde teklik ikilik ve çokluk olmak üzere üç türü vardır İkili sayı özellikle Arapça için geçerlidir sayılar Azerbaycan Türkçesi say Türkmen Türkçesi birlikköplük saan Gagauz Türkçesi sayı Özbek Türkçesi són birlik Uygur Türkçesi san Tatar Türkçesi san berlek Başkurt Türkçesi han berlekküplek sanaw teklikköplük Krç Malk san birlik Nogay Türkçesi san birlik Kazak Türkçesi san birlik Kırgız Türkçesi san Alt too tanıs Hakas Türkçesi san pîr san Tuva Türkçesi san Türkçesi san pir Rusça çislo yedinstvennoye sayı sayı )


- TUŞ ile/||/<> TUŞ[Fr. < TOUCHE]

( Oyun sırasında iki omzun aynı anda yere değmesiyle oluşan yenilgi )


- TUŞE/TOUCH[İng.] değil/yerine/= DOKUNUM


- TUTAM/GANZİLİS ile TUTAM ile TUTAM ile TUTAM/DİZENEK/TERTİP/NİZAM/FORMAT[İng.]

( Avuç içi ya da parmak uclarıyla tutulabilen miktarda olan. | Deste, demet. İLE Bankacılıkta kullanılan, borsada kota alabilmek için gerekli asgari şirket sermayesi ya da pay, hisse, parti, lot. | Belge. İLE Durum. İLE Soruların biçimsel özellikleri, dile getirilişi, dizisi, geçişleri ve özel eylem simgeleriyle bir gözlem aracının taşıdığı biçimsel düzen. )


- TUTARLI/LIK ile/ve DAYANAKLI/LIK

( Derin anlamda devamlılığa, tutarlılık sonucu ulaşılır. )

( Tutarlı olun, yapaylık ve kurnazlıktan uzak durun. )


- TUTARLI/LIK ile/ve/> DENGELİ/LİK


- TUTARLI/LIK ile/ve/<> GEÇERLİ/LİK


- TUTARLI/LIK ile/ve/<> UYUMLU/LUK


- TUTARLI = İNSİCAMLI = CONSEQUENT[İng.] = CONSÉQUENT[Fr.] = KONSEQUENT[Alm.] = CONSEQUENS[Lat.] = CONSECUTIVO/VA[İsp.]


- TUTÇEK | FORSEPS ile/||/<> FORSEPS[Fr. < FORCEPS]

( anat Kerpeten kıskaç )


- TUTKAL ile/||/<> TUTKAL

( Ağaç işlerinde kullanılan yapıştırıcı gereç Yarış lastiklerini kasnağa sıkıca yapıştırmak için kullanılan türlü tutkallar Lastiğin sağlam olması için yarış ve eğitimden en az iki gün önce tutkallanması gereklidir genel uygulayım Tahta kâğıt deri vb yapıştırmaya yarayan özdek Az tutgal Türkçe tut tutkal ile yapıştırmak kökünden geldiği açıktır Türkçe tut kökünün Kazakçada leimen tutkal ile yapıştırmak anlamına geldiğini görüyoruz Brockelmanna göre OGM 53 2 not tutgaldaki gal eki ganın bir yan biçimidir Deny Principes 85 tut kökünden geldiğini açıklamakla yetinmiştir Eski ve yeni diyalektlerde tutkala yelim adı verilir O açıdan tutkalın yeni bir türev olduğu anlaşılıyor Buna karşılık tutkala verilen yelim adı eski bir ögedir Bu ad dilimizde yaygın olarak kullanılmışsa da bugün dar bir alanda ilim ve yelim olarak kalmıştır Eren TD 27 308 1993 2 65 Ancak eski kaynaklarda yelim biçimi yaygın olarak geçer Çağdaş diyalektlerde de yelim celim yilim Yakutça silim Çuvaşça śilĕm olarak kullanılır Orta Türkçede ve Kıpçakçada da yelim biçiminin geçtiğini biliyoruz Ligeti AOH 17 24 Räsänen V 196a Clauson ED 929a Eren TD 1993 2 6465 Türkçe yelim Farsçaya ve Tacikçeye de geçmiştir Doerfer TMEN 1889 TLT 113 )


- TUTKU ile/ve ÇİLE


- TUTKU ile HIRSLI ile İDDİALI BİR ŞEKİLDE


- TUTKU = İHTİRAS = PASSION[İng., Fr.] = LEIDENSCHAFT[Alm.] = PASSIO[Lat.] = PATHOS[Yun.] = PASION[İsp.]

( Tutuklu kalmak. )


- TUTKU ile/ve/||/<> KORKU


- TUTKU ile KÖSNÜ/ŞEHVET

( ŞEHVET: Maddeye olan bağımlılık. )

( ŞEHVET: Anımsamak - imgelemek - ummak/beklentide olmak. )

( Kişiyi yenik düşüren her istek, kösnüdür/şehvettir. )

( LUST: Bondage to matter. )

( LUST: Remembering - imagining - anticipating. )

( GULMET: Şehvet fazlalığı. )


- TUTKU ile/ve/değil/yerine TUTUM


- TUTKU ile/ve/||/<> US


- TUTMA ile BULUNDURMA


- TUTMA ile/ve/> GENİŞLETME


- TUTMAK ile/ve BAĞLAMAK/BAĞLAYICILIK


- TUTMAK ile YARIŞMA DÜZENLEMEK ile TOPLANTI YAPMAK ile GERİ ÇEKİL ile TUT CANIM ile DAYAN ile TOPLANTI YAPMAK ile BİR GEMİYİ TUTMAK ile BİR DAKİKA BEKLE ile SAYGI DUYMAK ile SORUMLU TUTMAK ile TUTUCU ile TUTMA ile HOLDİNG ŞİRKETİ ile SIKI TUTMAK


- TUTSAK ile TUTSAK


- TÜTSÜLEMEK ile/||/<> TÜTSÜLEME

( Tanenli araçların amonyak buharında bırakılarak renklendirilmesi eylemi Birini kötülüklerden arıtma büyüden kurtarma ya da kimi sayrılıklardan sağaltma amacıyla içinde etkili güç bulunduğuna inanılan otları yaprakları ateş üzerine atarak yakma duman çıkarma Dumanlama Çoğunlukla et ve balık gibi ürünlerin korumasını sağlamak rengini ve tadını geliştirmek antimikrobiyal ve antioksidan etki sağlamak için odun dumanından yararlanılarak uygulanan işlem dumanlama isleme )


- TUTUCU ile MUHAFAZAKAR PARTİ ile KONSERVATİF OLARAK ile MUHAFAZAKARLIK ile KORUMAK


- TUTUCU ile/||/<> TUTUCU

( Durmalı çıkışlarda çiftekerciye yardım eden kişi Eskiden itici denirdi Çıkışta koşucuyu itmek yasak olduğundan bu gün bu yardımcılara tutucu denilmektedir )


- TUTUKLAMAK ile TUTUKLANMIŞ


- TUTUKLU/TUTUKLA(N)MA ile/ve/değil/||/<>/< GÖZALTINDA/GÖZALTINA ALMA

( [ancak özel ve zorunlu durumlarda] Yargıç dışında, ne savcı, ne de polis tutuklama yapabilir.[yaptıkları tutuklama değil gözaltına alma ve/ya da [sınırlılığında] bulundurmadır] )


- TUTULMA ile TUTULMA


- TUTULMUŞ ile İÇİNDE TUTULDU


- TUTUM = ATTITUDE[İng., Fr.] = EINSTELLUNG/HALTUNG[Alm.] = ATTITUDINE[İt.] = ACTIDUD[İsp.]


- TUTUM ile/ve KARAKTER


- TUTUM ile/ve NİYET

( ... İLE/VE Neden değil Niçin(Ne İçin). )

( Niyet davranışları birleştiriyorsa ilkedir. )

( Onun sizin için ne olduğunu zihinsel tutumunuz belirler. )


- TUTUM ile/ve/< NİYET

( ... İLE/VE Neden değil Niçin[Ne İçin]. )

( İlke'li düşünmek, niyettir. )

( Niyet, davranışları birleştiriyorsa ilkedir. )

( Onun, bizim için ne olduğunu, zihinsel tutumumuz belirler. )

( Özbilincim'in, "vicdânım" doğrultusunda eylemek isteğini beslemesi de, 'niyet'tir. )


- TUTUM ile/ve TAVIR

( Koşullarınızı (belki) değiştiremezsiniz, fakat tavır ve tutumunuzu değiştirebilirsiniz. )

( Kibar, asil ve hassas bir tavır içinde olun. )

( İşlerinizde sessiz ve alçakgönüllü bir tavır edinin. )

( Alışkanlık haline gelmiş olan yumuşak tavır, sorunlar karşısında etkisiz kalmaya neden olur. )

( Kişinin hayatını belirleyen şey, tavır ve hareketleridir. )

( Uyumlu tavrınızdan vazgeçmeyin ve güncel, yararsız çözümlere kapılmayın. )

( Konumunuzu ancak bilinçli tavırlar sağlama alabilir. )

( Yolcunun zenginliği, kişinin iç varlığıyla barışık olma yeteneğinin simgesidir ve bu durum uyumlu ve çekici bir tavrı yaratır. )

( Bilge kişinin tavrı önemlidir. )


- TUTUMLULUK ile/||/<> TUTUMLULUK

( Bir ölçeğin ölçtüğü süreklilik üzerindeki her ana konumu dile getirecek en uygun ya da en az sayıda sınardan oluşmasını öngören ölçekleme kuralı koyuluk )


- TUTUŞTURMAK ile ATEŞLEME ile KONTAK ANAHTARI ile ATEŞLEYİCİ


- TUTUŞTURMAK ile YAKMAK/GÖYÜNDÜRMEK


- TUTYA | ÇİNKO ile/||/<> ÇİNKO ile/||/<> ÇİNKO[İt. < CINQUE | İT. < ZINCO]

( kimya Sert mavimsi ak renkli pirinç yapımında ve galvanizlemede kullanılan bir metal A A 65 38 A S 30 Ö A 7 14 E S 419 C Vücutta karbonik anhidraz ve alkalin fosfataz gibi enzimlerin tamamlayıcısı niteliğinde proteinlerin biyosentezi kemik diş ve cinsiyet hormonlarının yapısına giren birçok vücut işlevinin sürdürülebilmesi ve bağışıklık sistemi için gerekli olan genellikle üreme verim düşüklüğü çeşitli deri hastalıklarının tedavisi ve önlenmesi amaçlarıyla da kullanılan bir element )


- TUVAL[Fr. < TOILE]/CANVAS[İng.] ile TUVAL[Fr. < TOILE]

( Üzerine resim yapılan, gerdirilmiş keten, kenevir ya da pamuklu kaba kumaş. İLE Bu kumaşın üzerine yapılmış tablo. )


- TUVALET ile FERAH ile MALLAR ile EMTİA


- TÜY ile/ve/değil/||/<> KIL

( Kuşlardaki "kalın/ince" ve/ya da "sert/yumuşak" olan deri uzantısı. İLE/VE/DEĞİL/||/<> Tüm kara ve deniz canlılarındaki "kalın/ince" ve/ya da "sert/yumuşak" olan deri uzantısı. )

( )


- TÜY ile/ve/değil TELEK

( ... İLE/VE/DEĞİL Kuşların gövde, kanat ve kuyruğunda bulunan, uçma, örtü ve kuyruk telekleri olarak üçe ayrılan, çeşitli renklerde kalın eksenli tüy. )


- TÜY ile TÜY KENARI ile TÜYLER ile TÜYLÜ


- TÜYLERİNİ ALMAK ile TÜY DÖKÜCÜ


- TUYUR-I ASÂFİR FIRKASI | ÖTÜCÜ KUŞLAR ile/||/<> ÖTÜCÜ KUŞLAR

( zooloji Kuşlar Aves sınıfnın karinalılar Carinatae bölümünden çeşitli boyda türleri olan türleri genellikle tüneyen ses kaslarının bağlantı ve yerleri dikkate alınarak ses kasları gelişigüzel dizililer Anisomyodi ve ses kasları eşit dizililer Diacromyodi olmak üzere iki alt takımı olan mevcut kuş türlerinin yarısını içine alan 7000 kadar türü bulunan bir takım )


- TUYUR-I ASÂFİR FIRKASI | ÖTÜCÜ KUŞLAR ile/||/<> SERÇE

( (zooloji) @@ Kuşlar (Aves) sınıfnın, karinalılar (Carinatae) bölümünden, çeşitli boyda türleri olan, türleri genellikle tüneyen, ses kaslarının bağlantı ve yerleri dikkate alınarak ses kasları gelişigüzel dizililer (Anisomyodi) ve ses kasları eşit dizililer (Diacromyodi) olmak üzere iki alt takımı olan, mevcut kuş türlerinin yarısını içine alan, 7000 kadar türü bulunan bir takım. )


- TUZ RUHU[Osm.] / SPIRITS OF SALT, HYDROCHLORIC ACID[İng.] / ACID CHLORHYDRIQUE, ESPRIT DE SEL[Fr.] / SALZSÄURE, CHLORWASSERSTOFFSÄURE[Alm.] ile/değil/yerine/= TUZ ASİDİ, HİDROKLORİK ASİT


- TUZ ile ASİT TUZU ile BAZİK TUZLAR ile KAYA TUZU ile DENİZ TUZU[HİPERTONİK] ile KAN TUZU[İZOTONİK] ile BİLEŞİMİNDE HİDRAT BULUNAN TUZLAR

( ... İLE ... İLE ... İLE ... İLE Gövdemizdeki/kanımızdaki[izotonik] tuz, binde dokuz[0,009] oranındadır. İLE Deniz suyundaki[hipertonik] tuz, binde otuzdur[0,030][%3]. İLE ... )

( ... VS. ... VS. ... VS. ... VS. [0,009] in the blood/body. VS. [0,030][%3] in the sea water. VS. ... )


- TUZAĞA DÜŞÜRMEK ile TUZAK ile TUZAĞA DÜŞÜRÜCÜ


- TUZAK ile/||/<> TUZAK

( Fiziksel kimya aygıtlarında kimi gazları yoğunlaştırarak alıkoyan ya da asıltı taneciklerini tutan kap 1 Bir alıcıdaki istenmeyen ünlemleri eleyen ya da yok eden soğurum süzgeci 2 Boşluk oluşturan emmeçlerde yayınan yağ ya da cıva uçuklarını soğutup yoğuşturarak tutan düzenek Su ürünlerinin bir hazne içerisine girip yakalanmasını sağlayarak kaçmasına engel olan geliştirilmiş av araçları Anadoluda duzak olarak da geçer duzak duzak tuzak tuzak Blk tuzak tuzok tuzak Kırgızlar kıldan yapılmış tuzağa kıltak adını verirler Alt Tel tuzak duzak ilmik ilmikli kapan tuhax tusax ip ilmek zincir bukağı OT tuzak Kökenini bilmiyoruz Türkçe tuzak ile tor ağ biçimi arasında bağlantı kurulamaz tor 1 )


- TÜZE'NİN TEMEL İLKELERİ - ULPIAN[M.S. 170 - 223]:
ONURLU YAŞAMAK ve/||/<> BAŞKASINI İNCİTMEMEK ve/||/<> HERKESE, HAKKINI TESLİM ETMEK


- TÜZE(HUKUK) (DAİRESİ) ile/ve/||/<> TÜRE(ADÂLET) (DAİRESİ)
HUKUK ve/||/<> ADÂLET ve/||/<> ÖZGÜRLÜK ve/||/<> MEŞRÛİYET(GEÇERLİLİK)

( ... İLE/VE/||/<> Lâyık olana, lâyık olunanı vermek/verebilmektir. )

( Adâlet ancak hakikatten, saadet ancak adâletten doğabilir. )

( Attika mahkemelerinde, suçlu, suçu tespit edildikten sonra, bazı hallerde, kendine uygun gördüğü cezayı kendi isteyebilirdi. )

( Adâlette gecikme olmaz! | Adâletin gecikmesi olmaz/olmamalı! | Adâletin gecikmişi olmaz! )

( "BURNU SÜRTMEK": Yavuz Sultan Selim, hükümdarlığında, hırsızlık yapanları bir direğe bağlar, tanınması için günlerce çarşının içinde dolaştırtırmış. Bugünkü deyimle yüz kızartıcı suçlar dediğimiz çeşitli ahlâki suçlarda ise suçluyu burnu yere sürtecek biçimde bir arabaya yatırtır, burnunu yere sürttürürmüş. "Bırak, burnu sürtsün biraz!" gibi deyimler buradan gelmektedir. Yavuz Sultan Selim'in ilk sekiz yılında yaptığı bu uygulamalarla toplum büyük bir huzura ulaşmış ve hem devletin gücünü, hem de bütçesini üç kat büyütmüştür. )

( ZEMBİLLİ ALİ EFENDİ(CEMÂLÎ)'nin adâlet anlayışını ve uygulamalarını yani kendine neden "Zembilli" denildiğini de araştırmanızı salık veririz. )

( |

ADÂLET DAİRESİ

Adâlet, dünya barışının temelidir.
Dünya bağının sınırlarını devlet belirler.
İşte bu devlet duvarını inşâ edecek, devlete düzen sağlayacak olan hukuktur.
Siyasi güç olmaksızın hukuk, yaptırımlarını yerine getiremez.
Siyasi gücü, askeriye korur.
Askeri gücün yaşamasını ekonomi sağlar.
Ekonomik gücü halk sunar.
Halkın birliğini sağlayacak olan ise adâlettir.

Adl'dir mucib-i salâh-ı cihan
Cihan bir bağdır, divan devlet
Devletin nâzımı şeriattır
Şeriata olamaz hiç hâris illâ mülk
Mülk zabteylemez illâ leşker
Leşkeri cem edemez illâ mal
Malı cem eyleyen raiyettir
Raiyeti kul eder padişah-ı âleme adl. )

( Sayın Muharrem Balcı'nın yayınlarını paylaştığı adresi... www.MuharremBALCI.com )

( Türk Hukuk Lügâtı'na, burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz... )

( Elimizde kudret olmadığı sürece, özgürlük isteriz.
Kudreti ele geçirince üstün olmak isteriz.
Ama başaramazsak, adâlet isteriz. )

( "Kurallara uymak", adâlet değildir. )

( Rızâ yazısı için burayı tıklayınız... )

( |
  | )

( ... İLE/VE/||/<> Güçler arasındaki denge. )


- TÜZE/HUKUK ile/ve/||/<> AKTÖRE/AHLÂK

( [Hesap] Eylemden sonra. İLE/VE/||/<> Eylemden önce. )

( İlgili yazıyı okumak için burayı tıklayınız... )

( Görünen ahlâk. İLE/VE/||/<> Görünmeyen hukuk.
Visible moral. VS./AND/||/<> Invisible law. )


- TÜZE ve/||/<>/= AKIL


- TÜZE = JUSTICE[İng.] = DROIT[Fr.] = RECHT[Alm.] = DIRITTO[İt.] = DERECHO[İsp.]


- TÜZE ile/ve MATEMATİK


- TÜZE ile/ve TOPLUMBİLİM

( "Toplumbilim Sözlükleri" tarihçesini okumak için burayı tıklayınız... )


- TÜZEL/HUKUKÎ SORUMLULUK ile/ve/değil/=/||/<>/>/< İNSANÎ/BİREYSEL SORUMLULUK


- TUZRUHU | HİDROKLORİK ASİT ile/||/<> HİDROKLORİK ASİT

( Dağlama paklama ve temizleme çözeltilerinde çok kullanılan hidrojen klorürün sudaki çözeltisi renksiz yenimsel özellikteki asit HCI )


- TWETT, M[İng.] ile/değil/yerine/= TWETT, M.


- TWINE[İng.] ile/||/<> KINNAP[Ar. < KİNNEB]

( Kaba şeyler dikmeye bağlamaya yarayan ince sicim veya kalın iplik )


- TWIST[İng.] ile/||/<> GAM[Ar. < GAMM | FR. < GAMME]

( Ağ ipliklerinin burkulması durumu )


- TX/ORGAN NAKLİ/TRANSPLANTATION[İng.] değil/yerine/= ÖRGEN AKTARIMI


- TXT/TEXT[İng.] değil/yerine/= METİN DOSYASI


- TYNDALL EFFECT[İng.] / EFFET TYNDALL[Fr.] / TYNDALL-EFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= TYNDALL ETKİSİ/OLAYI


- TYPE I BIAS[İng.] değil/yerine/= BİRINCİ TÜR YANLILIK


- TYPE I SUPERCONDUCTOR[İng.] / TYP-I-SUPRALEITER[Alm.] ile/değil/yerine/= BİRİNCİ TİP SÜPER İLETKEN


- TYPE II BIAS[İng.] değil/yerine/= İKINCİ TÜR YANLILIK


- TYPE II SUPERCONDUCTOR[İng.] / TYP-II-SUPRALEITER[Alm.] ile/değil/yerine/= İKİNCİ TİP SÜPER İLETKEN


- TYPE OF RHUBARB[İng.] ile/||/<> RHUBARBE[Fr.] ile/||/<> RHEUM RIBES[Lat.] ile/||/<> RHABARBER[Alm.] ile/||/<> IŞKIN

( Karabuğdaygiller Polygonaceae familyasından taban yaprakları geniş yaprakları ve kabukları yenen 4060 cm kadar boyda olan bir bitki türü Yerel ağızlarda ışkın yanında ışgın ve uşgun biçimleri de kullanılır ışgın ravent ışkın Orta Türkçede ışgun ve kışgun olarak geçer Halasi Kun Köprülü Arm 1 47 Eski Kıpçakçada ışkun biçimi kullanılır Farsça aşxūn aşxuwān a sort of dock plant sözünden alınmıştır Farsçada işxūn a sort of dock olarak da geçer Kâşgarlı Mahmudun ışgun yanında verdiği kışgun biçiminin başındaki k sesi açıklanmaya muhtaçtır Teleütlerin ravende verdikleri yışkım ve yışkıt adı düşündürücüdür Bu ad ile ışkın arasında bir bağ kurulabilir mi açık olarak bilmiyoruz Yalnız yışkım adı yanında geçen yışkıt biçiminin bir yazım yanlışı sonunda ortaya çıktığı anlaşılıyor yazısında ш ş ile т nin el yazısındaki biçimi т kolaylıkla karıştırılabilir Örn Radloffun sözlüğünde Tatarca ışkı sözü yanında geçen ıtkı biçimi bu tür bir yazım yanlışı sonunda ortaya çıkmıştır ışkı Katarinskiynin verdiği Başkurtça koroş biçimi de buna benzer bir örnektir Gombocz BTLw 130 bu verinin Türkçe kurumdan başka bir şey olmadığını fark etmemiştir Tzitzilisin ışkının Rumcadan geldiği yolundaki açıklaması yanlıştır GrLw 371 Eren TD 54 332 371 )


- TYPEWRITER[İng.] ile/||/<> DAKTİLO[Fr. < DACTYLO]


- TYPEWRITER[İng.] ile/||/<> MACHINE À ÉCRIRE[Fr.] ile/||/<> YAZI MAKİNESİ | İŞLETMEN YAZI MAKİNESİ

( Bir satırdaki damgaları tek tek kâğıda yazan ve dizgenin bilgisayar işletmenine yönelik iletileri için çıkış birimi olarak kullanıldığı gibi işletmenin dizgeye iletmek istediği denetim deyimleri için bir klavye aracılığıyla dizgeye kısıtlı oylumda veri girişi için de kullanılan birim işletmen yazı makinesi )


- TYPHO[İng.] ile/||/<> TİFO[Yun.]

( Salmonella typhi ile bulaşık besin ve suların neden olduğu ateşli hastalık )


- TYPHON[Fr.] ile/||/<> TAYFUN[İng. < TYPHOON]

( coğrafya )


- TYPING, TYPECASTING, "TYPAGE"[İng.] ile/||/<> TYPAGE[Fr.] ile/||/<> TYPENBILDUNG[Alm.] ile/||/<> TİPLEME

( Sinema TV Belirli bir tipin tüm çapraşık özelliklerini bunu en iyi en rahat en inandırıcı yoldan yansıtabilecek kişiyle canlandırma )


- U-LOOP[İng.] değil/yerine/= U İLMEĞİ

( Tek sarmal arasındaki ikili oluşum tarafından oluşturulan nükleik asit ilmiği. Eğer PCR primerinde oluşursa, bir işlevi olmaz. U ilmiği

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- UBİKİTİN[İng. UBIQUITIN] ile/||/<> KOVALENT BAĞ[İng. COVALENT BONDS]

( Ökaryot gözelerde yaygın olarak bulunan, göze proteinlerinin proteazlarla parçalanabilmesi için parçalanacak proteine kovalent bağlarla bağlanan, enzim özelliği bulunmayan, sıcaklığa dayanıklı, 76 amino asitlik küçük bir protein. @@ Kimyada iki atom arasında bir elektron çiftinin paylaşımından kaynaklanan atomlararası bağlantıyı gösteren bağ. Bağlama çekirdeklerinin aynı elektronları elektrostatik olarak çekiminden kaynaklanır.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- UBS/SPATIAL INFORMATION SYSTEM[İng.] değil/yerine/= UZAMSAL BİLGİ DÜZENİ


- UÇ | SON | TERMİNAL ile/||/<> TERMİNAL ile/||/<> TERMİNAL[Fr. < TERMINAL]

( Uçta bulunan Sona ait uçta bulunan son bitim )


- UC BİRİM ile UZANTI


- ÜÇ BİRLİK KURALI ile/||/<> ÜÇ BİRLİK KURALI

( Klasik oyunların özelliği olan YerZamanOlay birliğini getiren kuram Tragedyaların özelliği çeşitli kurallara bağlı olmaktır Bu kurallardan en belirgini hatta ilk planda geleni üç birlik kuralıdır Üç birlik kuralı a Zaman birliği Oyundaki olayın 24 saat içinde geçmesi b yer birliği Olayın aynı yerde geçmiş olması c Konu birliği Yapıtın tek konuyu işlemesi olayın kişilere sıkı sıkıya bağlı olmasından oluşur Dram sanatının klasik bir ilkesi olan yerde sürede ve olayda birlik kuralı )


- ÜÇ GÜNLÜK ÖNDÖLÜT | MORULA ile/||/<> MORULA ile/||/<> MORULA[Fr. < MORULA]

( Döllenmiş yumurtanın segmentasyonu sırasında oluşan ve hücrelerin dut gibi bir arada bir topluluk teşkil ettiği embriyo safhası Döllenmiş yumurtanın segmentasyonu sırasında oluşan ve hücrelerin dut gibi bir topluluk oluşturduğu embriyo evresi anat Zigot oluşumunu izleyen dönemde biçimlenen çok hücreli dut benzeri oluşum dutcuk İnsanlarda morula 9 16 hücreden hayvanlarda ise 16 64 hücreden oluşur )


- UC ile/ve GÜÇ


- UC ile TARAF

( Uclar, güdülenmeyi engeller! )

( TARAFEYN: Uclar. )


- UC ile UÇ

( Kutup. İLE Emir kipinde "Uçmak". )


- UÇAK KULLANMAK ile HAVACILIK ile HAVACILIK SÖZLEŞMESİ ile HAVACI


- UÇAK ile UÇAK GEMİSİ ile UÇAK GEMİSİ ile UÇAK ENDÜSTRİSİ ile UÇAK İMALATI ile UÇAK GÖRÜNÜRLÜĞÜ


- UÇAKSAVAR ile UÇAKSAVAR SİLAHI


- UÇAN ile UÇAN KÖPRÜ ile UÇAN RENKLER ile UÇAN BALIK ile UÇAN DAİRE


- UCLAR ile/ve/değil/yerine FARKLAR


- ÜÇLÜ TEKRARLAMA[İng. TRINUCLEOTIDE REPEAT] ile/||/<> ATAKSİ[İng. ATAXIA] ile/||/<> HUNTİNGTON HASTALIĞI[İng. HUNTINGTON DISEASE] ile/||/<> METİLASYON[İng. METHYLATION]

( Gendeki nükleotitlerden bir üçlünün sayısının artmasıdır.Bir mutasyon, özellikle merkezi sinir sistemi bozukluklarında ortaya çıkan, bu üçlü nükleotit grubunun sayısının artışındandır. Örnekler myotonik distrfi dahil, Huntington hastalığı, Friedreich'in ataksisi ve frajil-X sendromu. Ayrıca polistik over sendromunda, androjen reseptörü geni CAG tekrarlarının sayısında artışa sahiptir. Büyüme daha fazla olabilir verici anne ve babaya bağlı olarak (myotonik distrofi bir anne ve Huntington hastası bir baba) burada aile kökeni ve genetik beklenti gözlemlenebilir. Üçlülerin sayısının artışı hastalığa neden olan genlerin metilasyonunu tetikleyebilir. @@ Kasların nasıl çalıştığını koordine etme konusunda yaşanan sorunlardır. Garip, ağır ya da sakar hareketlere yol açar. Neden gerçekleştiğine bağlı olarak ataksinin etkilerini tedavi etmek ya da tersine çevirmek mümkündür. @@ İnsanlarda en gecikmiş başlangıçlı ve en değişken yaşlı hastalık. Otozomal baskındır. Serebral korteks (beyin korteksi)'in ön loblarını etkiler. On yıldan uzun süreyle artarak devam eden göze ölümü gözükür. Hücre ölümünün kötüye gidişi; kontol edilemeyen hareketler, zihinsel kötüleme ve sonunda ölüm gözükür. Genellikle 30-50 yaşları arasında ilk semptomlar görünür. @@ DNA zincirindeki bazı nükleotitlere metil (CH3) gurubu eklenmesi.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- ÜÇLÜ ile/||/<> ÜÇLÜ

( Üç ikili öğeden oluşan çoklu Üç dizeden oluşan bağlam 1 Üç bileşenden oluşan 2 HCN gibi üç öğeden oluşan bileşiklerin genel adı Toplam dönüsü S 1 olan dizge Toplanı fırıl nicem sayısı S 1 olan dizge Üç dizeden ibaret kesek veya dönü )


- UÇMA ile/||/<> UÇMAK

( Oyuncunun topu istediği gibi kullanmak için ayakları havada ve gövdesi yere az çok koşut olarak yaptığı atlayış Kasa beygir gibi araçlar üzerinden aşırı yükselerek aşma Kolayca buğu durumuna gelme olayı cennet )


- UÇMAK ile SİNEK YİYEN ile UÇUP GİTMEK ile KAĞIT UÇMAK ile SİNEKLİK ile SİNEK ÇIRPMA TELİ


- ÜCRET ile/||/<> ÜCRET[Ar. < UCRET]

( Yapılan iş karşılığında tiyatro oyuncusuna ya da yardımcı uzmanlara verilen para İş karşılığı ödenen para 1 Üretim faktörlerinden biri olan emeğin üretimden aldığı pay diğer bir deyişle emek faktörünün fiyatı 2 İşçilere üretim sürecine katılmaları karşılığında belli sürelerde yapılan ödeme maaş Emek karşılığında alınan para ücret 1 Türkiyede memurlara üretim sürecine katılmaları karşılığında belli sürelerde yapılan ödeme 2 ücret 2 ucrat görülen işin bedeli karşılığı )


- ÜCRET ile VEDA


- UÇUCU ile NEFES ALMA ile NEFES ALMAK


- UÇUCULUK ile/||/<> UÇUCULUK

( Kolayca buğu durumuna geçme özelliği )


- UÇUK ile HERPETOLOG ile HERPETOLOJİ


- ÜÇÜNCÜ ŞAHIS | ÜÇÜNCÜ KİŞİ ile/||/<> ÜÇÜNCÜ KİŞİ

( İki kişi arasında yapılan bağıtlamada söz konusu edilen üçüncü kişi Çekimli eylemlerde veya adıllarda hakkında konuşulan veya konuşulanlar Geldi gelmiş geliyor gelir gelecek gele gelse gelmeli gelsin ve o adılı 3 kişi tekil geldiler gelmişler geliyorlar gelirler gelecekler geleler gelseler gelmeliler gelsinler ve onlar adılı 3 kişi çoğul vb Kişi )


- ÜÇÜNCÜ ŞIKKIN ADEM-İ İMKÂNI | ÜÇÜNCÜNÜN OLMAZLIĞI ile/||/<> ÜÇÜNCÜNÜN OLMAZLIĞI

( pvp biçimindeki önermelerin geçerliliğini dile getiren usbilim ilkesi biçimindeki önermelerin geçerliliğini dile getiren mantık ilkesi )


- UÇURUM ile DİPSİZ


- UÇUŞ ile UÇUŞ GÖREVLİSİ ile UÇUŞ KONTROLÜ ile UÇUŞ MÜHENDİSİ ile UÇUŞ PROGRAMI ile UÇUŞ TESTİ ile UÇUCU


- UCUZ İŞ ile/değil/yerine/>< İYİ İŞ

( İyi değildir. İLE/>< Ucuz değildir. )


- UCUZ ile DENEYİMSİZLİK ile DENEYİMSİZ ile DENEYİMSİZ KİŞİ ile DENEYİMSİZ ile BECERİKSİZ ile DENEYİMSİZLİK


- UCUZ ile/||/<> UCUZLATMA

( Benzerlerine ve aynı özellikte bulunanlara göre birim değeri düşük olan. @@ ~ Az ucuz 1. 'fiyatı az olan'; 2. 'zahmetsiz elde edilen'. -Tkm ucīz. -TatK oçsız. -Blk ucuz. -Kum uçuz. Eski Türkçeden bu yana kullanılır. ET uçuz 'kolay' anlamındadır. Dîvânü Lugâti't-Türk yazarı uçuz sözünü 'değeri düşük' ve 'aşağılık kişi, alçak' karşılıklarıyla açıklar. Poppe Moğolca uçir 'Zufall' sözüyle karşılaştırmıştır. Ramstedt de uçir 'Ursache, Grund' üzerinde durmuştur. Ancak değersiz, alçak, düşük anlamlarındaki Moğ ucig sözü dikkatlerini çekmemiştir. || ~ Az ucuz 1. 'fiyatı az olan'; 2. 'zahmetsiz elde edilen'. -Tkm ucīz. -TatK oçsız. -Blk ucuz. -Kum uçuz. Eski Türkçeden bu yana kullanılır. ET uçuz 'kolay' anlamındadır. Dîvânü Lugâti't-Türk yazarı uçuz sözünü 'değeri düşük' ve 'aşağılık kişi, alçak' karşılıklarıyla açıklar. Poppe Moğolca uçir 'Zufall' sözüyle karşılaştırmıştır. Ramstedt de uçir 'Ursache, Grund' üzerinde durmuştur. Ancak değersiz, alçak, düşük anlamlarındaki Moğ ucig sözü dikkatlerini çekmemiştir. )


- UCUZ ile UCUZLATMAK ile UCUZLUK


- UFAK PARA | BOZUK PARA ile/||/<> BOZUK PARA

( Küçük birimler üzerine basılmış madenî para Günlük alışverişlerde kolaylık sağlamak amacıyla yetkili kurumların darphaneye bastırdığı madeni para bozuk para )


- UFAK PARA | BOZUK PARA ile/||/<> MADENİ PARA ile/||/<> UFAK PARA

( Küçük birimler üzerine basılmış madenî para. @@ Günlük alışverişlerde kolaylık sağlamak amacıyla yetkili kurumların darphaneye bastırdığı madeni para.@@bk. bozuk para )


- UFALANMAK ile UFALANANLAR ile UFALANAN


- UFKİ | YATAY ile/||/<> YATAY

( Bir düzlem olarak düşünüldüğünde yeryüzüne koşut olan ya da çekül doğrusuna dik olan düzlemde bulunan Yerçekimi doğrultusuna dik düzlem astronomi matematik )


- UFKÎ RAKKAS[Osm.] / HORIZONTAL PENDULUM[İng.] / PENDULE HORIZONTAL[Fr.] / HORIZONTALES PENDEL[Alm.] ile/değil/yerine/= YATAY SARKAÇ


- UFKÎ[Osm.] / HORIZONTAL[İng.] / HORIZONTAL[Fr.] / HORIZONTAL[Alm.] ile/değil/yerine/= YATAY


- ÜFLEMEK ile TROMPET ÇALMAK ile DARBE DARBE ile BURUN DARBESİ ile BOYNUNA DARBE ile KAFAYA DARBE ile HAVAYA UÇURMAK ile YUMRUKLA VURMAK ile ÜFLEYİCİ ile KURT SİNEĞİ ile ÜFLEME ile DARBELER ile ŞATAFATLI


- UFUK | ÇEVREN ile/||/<> ÇEVREN

( Uzamda insan gözünün erişebileceği geniş alanın sınırı Deniz kıyısında ya da geniş bir düzlükte gökle yerin birleşmiş gibi görüldüğü ve bulunulan yere uzaklığı yükseldikçe artan çember yayı biçiminde çizgi astronomi çevren )


- UFUK ile YATAY


- UGLY[İng.] ile/||/<> LAID[Fr.] ile/||/<> HÄSSLICH[Alm.] ile/||/<> ÇİRKİN[Fars. < ÇİRKİN]

( 1 Estetikte güzelin karşıtı olan kavram Hoşa gitmeme izlenimi uyandıran 2 Ahlak açısından Yakışıksız görünen 3 Biçimsiz uyumsuz biçimden yoksun Bu anlamda çirkin bir sanat nesnesi olarak olumlu bir estetik değer niteliğini alabilir Nasıl gerçek biçim biçimden yoksun bir şeye biçim vererek oluşuyorsa çirkin de güzelin oluşmasında etkili temel bir öğe olabilir )


- UĞRAK ile PERİLİ


- UĞRAŞILMASI GEREKEN ile/ve/değil/yerine/<>/< UĞRAŞILMAMASI GEREKEN

( Gerekeni yapmak, ciddiyetin ve içtenliğin kanıtıdır. )

( The doing is the proof of earnestness. )


- UĞRAŞMAK ile İLGİLENMEK


- UĞULTU ile UĞULTU


- UĞUR BÖCEĞİ ile/||/<> UĞUR BÖCEĞİ

( anlamdaş gelin böceği Coccinella septempunctata Böcekler İnsecta sınıfının kınkanatlılar Coleoptera takımından bir eklembacaklı türü Uzunluğu 57 5 mm Vücudu yarım küre biçimindedir Rengi turuncukırmızı olup üzerinde 7 tane kara nokta bulunur Böcekler Insecta sınıfının kın kanatlılar Coleoptera takımından 57 5 mm kadar uzunlukta vücudu yarım küre biçiminde turuncu kırmızı renkli üzerinde 7 tane kara nokta bulunan bir eklem bacaklı türü Gelin böceği uçuç böceği uğur böceği )


- UĞURSUZ ile UĞURSUZLUK


- UHY/REMOTE PATIENT MONİTORING[İng.] değil/yerine/= UZAKTAN SAYRI YÖNETİMİ


- UKDE | BOĞUM ile/||/<> BOĞUM ile/||/<> DÜĞÜM

( düğüm Bir durur dalganın sıfır noktaları Durağan dalgalarda titreşim genliğinin sıfır olduğu noktalar düğüm Yaprakların gövde üzerinde bağlı oldukları yer Nodyum Sinema TV Bir dramatik yapıtta serimden sonra olguların birbiriyle çatıştığı çatallaştığı içinden çıkılmaz gibi görünen tıkanıklıklar yarattığı gerilimli noktalar Oyunda serimden sonra olayın ilk çapraştığı çatallaştığı yer Olayların düğümlenmesi oyunda gerilimi sağlar Verinin kesikli bir biçimde gösterilmesini belirleyen ve hiçbir belirsizlik taşımayan kurallar kümesi uzayında yalınç kapalı eğri boğum bilişim Verinin kesikli biçimde gösterilmesini saptayan hiçbir belirsizlik taşımayan kurallar kümesi Bir romanda veya sahne eserinde olaydaki dolantıların meydana getirdiği tıkanıklık fizik Bir oyunda gerilimin ve ilginin arttığı işlerin karıştığı çapraştığı yer Düğüm öğesi çatışmalardan çevrilen dolaplardan birtakım gizlerden elde edildiği gibi kişilerin karakter özellikleriyle de yaratılabilir 1 Yaprağın ayrıldığı eklem yeri Nod 2 Yürekte yürütücü dokuya ait atriyoventriküler ve sinüatriyal düğümler 3 Ranvier boğumu düğ bağlamak düğümlemek ü m eki Türkçe düğ fiilinin eskiden beri kullanıldığını görüyoruz Kâşgarlı Mahmud bu fiili tüg bağlamak düğümlemek olarak saklamıştır Altayca Teleütçe Şorca gibi diyalektlerde tǖ düğüm yapmak biçimi geçer Diyalektlerde bu fiilin daha çok ün ekiyle kurulmuş türevleri kullanılır Az düyün düğüm düvün düğüm düvünçek düğüm küçük düğüm tüyin tüyin tüyün )


- UKDE-İ CEREYAN[Osm.] / CURRENT NODE[İng.] / NŒUD DE COURANT[Fr.] / STROMKNOTEN[Alm.] ile/değil/yerine/= AKIM DÜĞÜMÜ


- UKEYD | YUMRU ile/||/<> YUMRU

( İçinde oluştukları kayacın maddesinden başka bir madde ile yapılı düzensiz yumrucuk biçiminde cisim yumrulanma jeoloji I Yuvarlak görünüşlü olan bir kütle parçacığı II Yumru biçiminde olan yumru )


- UKM | RINK | KATAN | UNK | RAKABE | BEL ile/||/<> BELEN | BOYUN

( bk. boyun. @@ (I) Tarlayı altüst yapmakta kullanılan araç. (Özgüney, Yalova, Küçükkabaca *Uluborlu -Isparta) @@ (II) 1. Bağ ve bahçelerde toprağı alt üst yapmakta kullanılan araç. (Özgüney *Yalvaç; Küçükkabaca *Uluborlu -Isparta) 2. Ev döşemesi. (Kayalık *Susuz -Kars) 3. Ev tavanı. (Bölükbaşı *Selim -Kars) @@ (biyoloji) @@ (tarım) @@ Vücudun göğüs ile karın bölgeleri arasında kalan kuşak kısmı.@@TV. Almaç ışıtacının koni biçimindeki bölümünden sonra gelen ve tarayıcı demetin oluşmasını sağlayan; artıuç, elektron topu, Wenhelt borusunun yer aldığı ince bir boruyu andıran bölümü. @@ Genç dağlık kümelerde, dorukları birbirinden ayıran, yüksek ve kimileri ulaşıma elverişli olmayan geçitler. @@ Bir hayvanın baş ve gövdesini birleştiren bölge. @@ (biyoloji, zooloji, coğrafya) @@ Bir hayvanın baş ve gövdesini birleştiren bölge. @@ 1. Baş ve gövdeyi birleştiren kısım. 2. Birçok sestod da skoleksle strobila arasında halkalanmanın olmadığı kısım.@@bk. boyun. @@ ~ Az bel. -Tkm pīl 'kürek'. -Blk bel. -Kklp bel. -Kzk bel. < Far bēl 'a shovel, spade'. @@~ Az boyun. -Tkm boyun. -TatK muyın. -Bşk muyın. -Nog moyın. -Krg moyun. -Hal bōyan. -Kzk moyın. -Kklp moyın. -Tuv, Şor moyun. -Yak moy, mōy, moyun. -Çuv măy. Eski Türkçeden başlayarak kullanılır (boyın). Orta Türkçede boyın biçimi geçer. Eski Kıpçakçada boyun olarak kullanılır. Türkçe boy kökünden geldiği açıktır: boy (< *boń) + (-)n eki. Räsänen (LTS 207; V 80a) *boŋ́, *moŋ́ biçiminden yola çıkmıştır. Róna-Tas (ChuvSt 139) boyun (> moyun)'un boń kökünden çıktığını dile getirmiştir. Türkçe boyun biçimindeki -n eki bilimsel yayınlarda sıklıkla açıklanmıştır. Németh (KCsA 3: 109) bu yolda birtakım örnekler saymıştır. Bu örnekler arasında boyun (<: boy) türevi de göze çarpar. Doerfer (TMEN 652) -n ekinin burun, taban, bıkın, karın, erin, alın, yağrın, yelin gibi birtakım organ adlarında kullanıldığını açıklamıştır. Doerfer örnek olarak boyun türevini de vermiştir. Son olarak Doerfer (KhalMat 295) boyun'un etimolojisi üzerinde durmuştur. Diyalektlerde boyun yanında geçen moyun biçimi benzeşme (assimilation) yoluyla oluşmuştur. )


- UKM | RINK | KATAN | UNK | RAKABE ile/||/<> BEL ile/||/<> BOYUN

( boyun I Tarlayı altüst yapmakta kullanılan araç Özgüney Yalova Küçükkabaca Uluborlu Isparta II 1 Bağ ve bahçelerde toprağı alt üst yapmakta kullanılan araç Özgüney Yalvaç Küçükkabaca Uluborlu Isparta 2 Ev döşemesi Kayalık Susuz Kars 3 Ev tavanı Bölükbaşı Selim Kars biyoloji tarım Vücudun göğüs ile karın bölgeleri arasında kalan kuşak kısmı TV Almaç ışıtacının koni biçimindeki bölümünden sonra gelen ve tarayıcı demetin oluşmasını sağlayan artıuç elektron topu Wenhelt borusunun yer aldığı ince bir boruyu andıran bölümü Genç dağlık kümelerde dorukları birbirinden ayıran yüksek ve kimileri ulaşıma elverişli olmayan geçitler Bir hayvanın baş ve gövdesini birleştiren bölge biyoloji zooloji coğrafya Bir hayvanın baş ve gövdesini birleştiren bölge 1 Baş ve gövdeyi birleştiren kısım 2 Birçok sestod da skoleksle strobila arasında halkalanmanın olmadığı kısım boyun Az bel pīl kürek Blk bel bel bel bēl a shovel spade Az boyun boyun muyın muyın moyın moyun Hal bōyan moyın moyın moyun moy mōy moyun măy Eski Türkçeden başlayarak kullanılır boyın Orta Türkçede boyın biçimi geçer Eski Kıpçakçada boyun olarak kullanılır Türkçe boy kökünden geldiği açıktır boy boń n eki Räsänen LTS 207 V 80a boŋ moŋ biçiminden yola çıkmıştır RónaTas ChuvSt 139 boyun moyun un boń kökünden çıktığını dile getirmiştir Türkçe boyun biçimindeki n eki bilimsel yayınlarda sıklıkla açıklanmıştır Németh KCsA 3 109 bu yolda birtakım örnekler saymıştır Bu örnekler arasında boyun boy türevi de göze çarpar Doerfer TMEN 652 n ekinin burun taban bıkın karın erin alın yağrın yelin gibi birtakım organ adlarında kullanıldığını açıklamıştır Doerfer örnek olarak boyun türevini de vermiştir Son olarak Doerfer KhalMat 295 boyunun etimolojisi üzerinde durmuştur Diyalektlerde boyun yanında geçen moyun biçimi benzeşme assimilation yoluyla oluşmuştur )


- UKM | RINK | MİNİMUM | UNK | RAKABE | BELEN ile/||/<> BELEN ile/||/<> BOYUN

( boyun Bir işlevin yakınlarında bulunan noktalara bakınca en düşük değerini aldığı nokta işlevin beleninde türevi sıfır değer alır TV Almaç ışıtacının koni biçimindeki bölümünden sonra gelen ve tarayıcı demetin oluşmasını sağlayan artıuç elektron topu Wenhelt borusunun yer aldığı ince bir boruyu andıran bölümü Genç dağlık kümelerde dorukları birbirinden ayıran yüksek ve kimileri ulaşıma elverişli olmayan geçitler Bir hayvanın baş ve gövdesini birleştiren bölge biyoloji zooloji coğrafya Bir hayvanın baş ve gövdesini birleştiren bölge 1 Baş ve gövdeyi birleştiren kısım 2 Birçok sestod da skoleksle strobila arasında halkalanmanın olmadığı kısım boyun Az boyun boyun muyın muyın moyın moyun Hal bōyan moyın moyın moyun moy mōy moyun măy Eski Türkçeden başlayarak kullanılır boyın Orta Türkçede boyın biçimi geçer Eski Kıpçakçada boyun olarak kullanılır Türkçe boy kökünden geldiği açıktır boy boń n eki Räsänen LTS 207 V 80a boŋ moŋ biçiminden yola çıkmıştır RónaTas ChuvSt 139 boyun moyun un boń kökünden çıktığını dile getirmiştir Türkçe boyun biçimindeki n eki bilimsel yayınlarda sıklıkla açıklanmıştır Németh KCsA 3 109 bu yolda birtakım örnekler saymıştır Bu örnekler arasında boyun boy türevi de göze çarpar Doerfer TMEN 652 n ekinin burun taban bıkın karın erin alın yağrın yelin gibi birtakım organ adlarında kullanıldığını açıklamıştır Doerfer örnek olarak boyun türevini de vermiştir Son olarak Doerfer KhalMat 295 boyunun etimolojisi üzerinde durmuştur Diyalektlerde boyun yanında geçen moyun biçimi benzeşme assimilation yoluyla oluşmuştur )


- UKNUM ile/||/<> HYPOSTASIS[İng.] ile/||/<> HYPOSTASE[Fr.] ile/||/<> HYPOSTASE[Alm.] ile/||/<> DAYANTI

( 1 Altta bulunan temel dayanak 2 substantia ile eşanlamlı Töz sub hipo altta 3 Özne kişi tinsel töz olarak 4 Bir kavramın bir niteliğin tözleştirilmesi Bununla ilgili olarak hipoztaslaştırmak Ancak bir ilinek bir ide olabileni bir töz bir şey olarak göz önüne almak Bir şeyi bağımsız bir töz haline getirmek Söylencebilimde Tanrıların özelliklerinin bağımsızlaştırılması örneğin bir adın kendi başına bir varlık gibi düşünülmesi )


- ULAŞILABİLİR ile BAŞARMAK ile BAŞARI


- ULAŞMAK ile İSTENİLEN SONUCA ULAŞMAK ile HEDEFE ULAŞMAK ile HEDEFLERE ULAŞMAK ile HEDEFLERİNE ULAŞMAK ile HEDEFLERİNE ULAŞMAK ile MÜKEMMELLİĞE ULAŞMAK ile ULAŞILABİLİR ile BAŞARI


- ULCUS[İng.] ile/||/<> KARHA[Ar. < KARHA]

( Ülser )


- ÜLKE ile TAŞRALI ile KIRSAL KESİM


- ÜLKELER ile/ve/<> DİKDÖRTGENLİKLERİ

( Ülkeleri görmek için burayı tıklayınız... | Click here to see... )


- ÜLKÜLEŞTİRME ile/||/<> ÜLKÜSEL

( Herhangi bir kişi, nesne ya da olayın kusur ve eksikliklerini gözden kaçırarak onu gerçekte olduğundan daha güzel, önemli ya da büyük görme. )


- ULKUS/ULCUS[İng.] değil/yerine/= YARA


- ULNA[İng.] değil/yerine/= ULNA

( Dirsek kemiği ya da ulna; ön kolda en küçük parmaktan dirseğe kadar uzanan, anatomik pozisyonda medial yani iç tarafta bulunan, dirsekten bileğe daralan şekle sahip uzun bir kemiktir. Ön kolda radius kemiğine paralel olarak yerleşiktir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- ÜLSER/ULCER[İng.] değil/yerine/= YARA


- ULTIMATE CAUSATION[İng.] değil/yerine/= NİHAİ NEDENLEME

( Uyum başarısı kazancı açısından özelliklerin neden evrimleştiğini açıklamadır.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- ULTIMATE STRENGTH[İng.] / ENDFESTIGKEITSGRENZE[Alm.] ile/değil/yerine/= DAYANIM SINIRI


- ULTIMATE TENSILE STRESS[İng.] ile/değil/yerine/= ÇEKME DAYANIMI SINIRI


- ULTRA ACTINIDE[İng.] / ULTRA-ACTINIDE[Fr.] ile/değil/yerine/= AKTİNİT ÖTESİ


- ULTRA FAST NEUTRONS[İng.] / NEUTRONS ULTRARAPIDES[Fr.] ile/değil/yerine/= AŞIRI HIZLI NÖTRONLAR


- ULTRA HIGH FREQUENCY[İng.] ile/değil/yerine/= AŞIRI YÜKSEK FREKANS


- ULTRA SHORT WAVES[İng.] / ONDES ULTRA-COURTES[Fr.] ile/değil/yerine/= ÇOK KISA DALGALAR


- ULTRACENTRIFUGE[İng.] ile/değil/yerine/= AŞIRI SANTRİFÜJ


- ULTRAFİLTRASYON/ULTRAFILTRATION[İng.] değil/yerine/= INCE SÜZME


- ULTRAFILTRATE[İng.] değil/yerine/= INCE SÜZÜNTÜ


- ULTRAMICROVOLTAMMETRIC ELECTRODE[İng.] ile/değil/yerine/= ULTRAMİKROVOLTAMETRİK ELEKTROT


- ULTRAPARAMAGNETISM[İng.] / ULTRAPARAMAGNÉTISME[Fr.] ile/değil/yerine/= AŞIRI PARAMANYETİZMA


- ULTRASON/ULTRASOUND[İng.] değil/yerine/= SES ÖTESİ | SES ÖTESİ GÖREÇLEME


- ULTRASONIC SENSOR[İng.] ile/değil/yerine/= ULTRASONİK SENSÖR


- ULTRASONIC TRANSDUCER[İng.] ile/değil/yerine/= ULTRASONİK DÖNÜŞTÜRÜCÜ


- ULTRASONİK/ULTRASONIC[İng.] değil/yerine/= SES ÖTESİYLE İLGILİ


- ULTRASONOGRAFİ/ULTRASONOGRAPHY[İng.] değil/yerine/= SES ÖTESİ GÖREÇLEME


- ULTRASTRÜKTÜR/ULTRASTRUCTURE[İng.] değil/yerine/= INCE YAPI


- ULTRAVIOLET ABSORBER[İng.] / AMORTISSEUR ULTRAVIOLET[Fr.] / ULTRAVIOLETTABSORBER[Alm.] ile/değil/yerine/= MORÖTESİ SOĞURUCU


- ULTRAVIOLET LAMP[İng.] / LAMPE ULTRAVIOLETTE[Fr.] ile/değil/yerine/= MORÖTESİ LAMBA


- ULTRAVIOLET MICROSCOPE[İng.] / MICROSCOPE ULTRAVIOLET[Fr.] / ULTRAVIOLETTMIKROSKOP[Alm.] ile/değil/yerine/= MORÖTESİ MİKROSKOP


- ULTRAVIOLET PHOTOEMISSION SPECTROSCOPY[İng.] ile/değil/yerine/= MORÖTESİ FOTOEMİSYONA SPEKTROSKOPİSİ


- ULTRAVIOLET RADIATION[İng.] / RAYONNEMENT ULTRAVIOLET[Fr.] / ULTRAVIOLETTSTRAHLUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= MORÖTESİ IŞINIM


- ULTRAVIOLET SPECTRUM[İng.] / SPECTRE ULTRAVIOLET[Fr.] / ULTRAVIOLETTSPEKTRUM[Alm.] ile/değil/yerine/= MORÖTESİ TAYF/SPEKTRUM


- ULTRAVIOLET TELESCOPE[İng.] / TÉLESCOPE ULTRAVIOLET[Fr.] / ULTRAVIOLETTTELESKOP[Alm.] ile/değil/yerine/= MORÖTESİ TELESKOP


- ULTRAVIOLET[İng.] / ULTRAVIOLET[Fr.] / ULTRA-MOR, ULTRA- VIYOLE[Alm.] ile/değil/yerine/= ULTRAVİYOLE


- ULTRAVIOLET/VISIBLE DETECTOR[İng.] ile/değil/yerine/= ULTRAVİYOLE/GÖRÜNÜR BÖLGE DEDEKTÖRÜ


- ULTRAVIOLET/VISIBLE REGION[İng.] ile/değil/yerine/= ULTRAVİYOLE/GÖRÜNÜR BÖLGE


- ULUBEY[İng.] ile/||/<> ULUBEY[Fr.] ile/||/<> ULUBEY[Alm.] ile/||/<> ULUBEY

( 13941449 Muhammed Taragay Ulubey ünlü Türk matematikçisi ve astronomu Semerkantta medrese ve gözlemevinin kurucusudur Onun önerdiği cebirsel yöntem tam trigonometrik cetvellerin oluşturulmasına yol açmıştır )


- ULULAMA = HÜRMET = VENERATION[İng.] = VÉNÉRATION[Fr.] = HOCHACTUNG[Alm.] = VENERATIO[Lat.]


- ULUM-İ SAHİHA ile/||/<> EXACT SCIENCES[İng.] ile/||/<> SCIENCES EXACTES[Fr.] ile/||/<> EXAKTE WISSENSCHAFTEN[Alm.] ile/||/<> SAĞIN BİLİMLER

( Denetlenebilir ölçü ve hesaplara dayanan bilimler Bunlar sağın önermelerle kurulan bilimlerdir Dar anlamda Matematiğe dayanan bilimler mekanik fizik )


- ULUMA ile ULUYAN


- ULUSAL DİL ile/||/<> ULUSAL DİL

( Bir ulusun kullandığı ortak dil Türk dili Fransız dili Alman dili vb Dil )


- ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ ile AF


- ULUSLARARASI İTTİFAK ile ULUSLARARASI FUAR ile ULUSLARARASI MEDYA OFİSİ ile ULUSLARARASI KIZIL HAÇ ile İNTERNET ile STAJYER ile DAHİLİ ile İÇ İŞLERİ ile İÇTEN YANMALI ile DAHİLİYE ile İÇ ORGANLAR ile DAHİLİ KULLANIM ile ULUSLARARASI ile ULUSLARARASI HUKUK ile ÖLDÜRÜCÜ ile BOĞUM ARASI