Bugün[05 Temmuz 2026]
itibarı ile 35.847 başlık/FaRk ile birlikte,
35.847 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(143/145)


- YOK OLMAK ile KAYBOLMA ile ORTADAN KAYBOLDU ile HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATMAK ile HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMIŞ ile HAYAL KIRIKLIĞI ile ONAYLAMAMA ile ONAYLAMAMAK ile ONAYLANMADI


- YOK OLMUŞ ile SOYU TÜKENMİŞ YANARDAĞ ile NESLİ TÜKENME


- YOK/LUK ile/ve BİÇİMSİZ/LİK


- YOK/LUK ile/ve BOŞ/LUK

( Görünmezler, tecelli etmezler. )


- YOK/LUK ile/ve/<>/değil GÖRÜNMEZ/LİK, BİLİNMEZ/LİK

( AMÂ: Görünmezlik yeri/"ülkesi". )


- YOK/LUK ile/ve/değil ZİHİN

( Yok etmeyince, yok olmaz. )


- YOK ile/ve/değil "DONMUŞ"(CEMÂDAT)


- YOK ile/ve/değil/yerine VAR DEĞİL

( "YOK" değil/yerine "VAR DEĞİL"

Bazı kültürlerde, günlük konuşmada ve felsefede, "Değil-leme" yöntemi ile bazı durumlar için üst bir bilinç kullanılmaktadır. Buna verilebilecek birkaç örnekten biri de Anadolu Kültürü ve Bilgeliği'nde "YOK" sözünün kullanılmamasıdır. "Yok", kavram olarak da, dil ve yaşamsallık açısından da o kadar yerini almıştır ki, bir kişinin farkında olmadan bile kullanması durumunda etrafındakilerden biri, "yok" sözünü kullanmaması gerektiğini uygun bir biçimde belirterek, uyarır o kişiyi. "Yok" sözcüğünü kullanmak yerine "Var değil", "Hak getire", "Hak vere" sözleri kullanılır. Aynı biçimde, "Bitti" yerine de "Bereketlendi" kullanılır. (aynı zamanda "Bitirmek" yerine "Tamamlamak" sözcüğünü kullanmak, zihin programlaması, olgusallık ve dil açısından daha da yerinde bir tanımdır.)

"Evet!" ve "Hayır!" sözcüklerinde de buna benzer, hatta daha da öte bir durum vardır. "Hayır!" sözü, her ne kadar olumsuzluk anlamında kullanılıyor olsa da, bu duruma verilen ad, o olumsuzluktan bir hayır gelmesini ya da geleceğini düşünmekle bağlantılı bir olumlu kılma sözüdür.
Derinlere ve uzun geçmişe dayanan Anadolu Kültürü'nün, din ve tasavvuftan da yararlandığı yaşamsal ve dil üzerindeki bilge tutumlarının günlük konuşmaya ve halka yansıtma çabaları çoğu örnekte görülebilir. "Çok ..." yerine "Yeterli"; "Almak" yerine "Edinmek"; "Fakat" değil "Aynı zamanda" gibi, durumun karşılığını daha derinlemesine verebilecek sözlerin kullanılmasına yönelik çabaları gözlemlemek ve bunlardan üst düzeyde yararlanmak gerekir.

Bu tür çabalar nesne, kavram, olgu ilişkilerinde bireyin ve toplumların yaşanmışlıklarındaki derinliklerden ve geleceğe bir kalıt olarak bırakılmak istenen, insanlığın gelişimine olan etkilerini öngörerek varılmış tutum ve sonuçlardır. Önceki ve "Hayır!" örneğinde olumsuz bir sözün söylenmiyor olmasında bir yasak, haram ya da günah bilincinden çok, bilgece, bilinçli bir tutum söz konusudur.

Bu tutumlar, özellikle sözler için değil daha uygun karşılıkları bulunan davranışlar için de geçerlidir. Örneğin, birine -özellikle bir çocuğa- bir şey vermek istendiğinde, avuç aşağı bakar biçimde uzatmak değil/yerine verilecek olanın, avucun içinde bulunduğu açık bir avuç uzatmaktır.
Bu tür uygulama ve kavramlarda kullanılabilecek tanımlara da örnek olarak, "Aşure/Yemek Pişirmek" yerine/değil "Aşure Kaynatmak"; "Yemek"e yerine/değil "Lokma"ya katılmak/davet; ışığı/mumu/ateşi/ocağı "Söndürmek/Kapatmak" yerine/değil "Dinlendirmek"; "Yakmak/Açmak" yerine/değil "Uyandırmak"; "Ney Sesi" değil/yerine "Ney Sedâsı", "Ney Çalmak" değil/yerine "Ney Üflemek" dendiğini bilmeli; "Saç/sakal/kıyafet düzeltmek" değil "Huy düzeltmek" gibi hem zihinsel, hem yaşamsal kullanımlardan haberdar olmalı; kişi, diline ve kendine gereken özeni ve önemi göstermelidir.

"Körü körüne taklit" yerine/değil "Muhabbetle(Sevgiyle) taklit" etmek, "Emir eden" değil "Hizmet eden" olmak, "Tutmak/saklamak" yerine "Heybeye atmak", "Hakkını vermek" yerine "Hakkını teslim etmek" ve tüm bu ayrıntıları "Akılla tartmak" yerine "Kalple dinlemek" gerekir.

BU İNSAN DEDİKLERİ, EL, AYAKLA, BAŞ DEĞİL
ÂDEM, MÂNÂ'YA DERLER, SURAT İLE KAŞ DEĞİL )


- YOK ile/değil ANLAMIN(IN) OLMAMASI


- YOK ile DEĞİL


- YOK ile/değil HENÜZ/ŞU ANDA BİLİNMEYEN


- YOK ile/ve PAYLAŞILABİLİR OLMAYAN


- YOK ile/ve YOKLUK


- YOK ile/ve/değil ZORUNLULUĞUNUN OLMAMASI


- YOKLUK = NON-BEING[İng.] = NON ÊTRE[Fr.] = NICHTSEIENDE[Alm.] = NON-EUS[Lat.]


- YOKLUK ile/ve SALTIK/MUTLAK YOKLUK


- YOKLUK ile SIKINTI


- YOKLUK ile/ve/||/<>/>< VARLIK

( Gölgesi olmaz! İLE/VE/||/<>/>< Gölgesi mutlaka vardır. )

( Yokluğun varlığa gücü yeter de, varlığın yokluğa gücü yetmez. )

( Varlığımın değerini bilmeyeni, yokluğumla terbiye ederim! [en uzun süre 7 yıldır!] )

( Yoktur. İLE/VE/||/<>/>< Vardır. )

( There is no shadow! vs./AND/||/<>/>< Shadow is exist absolutely. )

( Yokluğunuzu hissetmeyeni, varoluşunuzla "rahatsız etmeyin!" )


- YOKLUK ile YOK İKEN


- YOKLUK ile/ve YOK OLMADAN ÖNCEKİ YOKLUK


- YOKLUK ile/ve YOKLUĞUN VAROLUŞU


- YOKLUK ile YOKLUK


- YOKLUK ile YOKLUK ile VAR OLMAYAN


- YOKLUKTA YOKLUK ile VARLIKTA YOKLUK

( Yokluk, fazlasıyla zor ve ağır bir durumdur fakat yokluktan daha zoru da vardır ki, o da, varlıkta/olanaklar içinde yokluktur. )


- YOKSUL ile YOKSULLUK


- YOKSULLAŞTIRMAK ile YOKSUL ile YOKSULLAŞMA


- YOKSULLUK ile YOKSUL ile HAZIMSIZ ile SİNDİRİLEMEZ ile HAZIMSIZLIK


- YOKSUN/LUK ile YOKSUL/LUK

( Yoksullukların en kötüsü, kendini aciz görmektir. )

( VITA VERE APOSTOLICA: Yoksulluğu yüceltme. )

( Yoksulluk korkusunu tanımadıysak, kendi yoksulluğumuzu yaratırız. )

( Elini cebine attığında boşsa. İLE Elini tutan yoksa. )


- YOKSUNLUK ile/ve/değil/yerine/> GEREKSİNİM


- YOKSUNLUK ile MAHRUM ETMEK ile YOKSUN BIRAKAN


- YOKSUNLUK = PRIVATION[İng., Fr.] = MANGEL[Alm.] = PRIVATIO[Lat.] = STERESIS


- YOL YOLCU


- YOL GÖSTERMEK ile YOLDAN ÇIKARMAK ile YOL AÇMAK ile KURŞUNİ ile LİDER ile LİDER ATAMA ile BİR KERVANIN LİDERİ ile KÖYÜN LİDERİ ile LİDERSİZ ile LİDERLER ile LİDERLİK ile ÖNDE GELEN ile YOLDAN ÇIKMAK ile YOL AÇAN


- YOL/YÖNTEM ile/ve İŞ ile/ve BİLGELİK


- YOL ile/ve İLETİŞİM

( Olgun kişi, etkisini tavsiyeleri ve önderliğiyle yayarak izlenecek yolu hazırlar. )


- YOL ile PATİKA[Slavca]


- YOL = ROAD[İng.] = RUE[Fr.] = STRAßE[Alm.] = STRADA[İt.] = CALLE[İsp.]


- YOL ile/ve SİSTEM


- YOL ile/ve SÜREÇ

( Kendimiz bulmadıkça o, kendi yolumuz olmayacaktır ve bizi hiçbir yere götürmeyecektir. )

( Sürece katılmadıkça anlaşılmaz. )

( Kişiyi, yürüdüğü yol yorar. )

( Unless we find ourselves, it will not be our own way and will take us nowhere. )


- YOL ile UZAM


- YOL ile YÖN


- YOLCU ile/ve GEZGİN

( ... ile/ve SEYYAH )


- YOLLAR('I)


- YOLU BİLMEK ile/ve/> YOLDA İLERLEMEK

( Yolunuzu, kendiniz bulmalısınız. )


- YÖN ile BOYUT


- YÖN = DIRECTION[İng., Fr.] = RICHTUNG[Alm.] = DIREZIONE[İt.] = DIRECCIÓN[İsp.]


- YÖN ile/ve İŞARET


- YÖN ile/ve KATMAN


- YONCA ile/||/<> YONCA

( botanik Baklagiller Leguminosae familyasından bir ya da çok yıllık yaprakları üç parçalı ülkemizde 95 kadar türle temsil edilen otsu Trifolium cinsi türlerine verilen ad Üçgül Baklagiller familyasından ülkemizde 95 kadar türle temsil edilen bir veya çok yıllık yaprakları üç parçalı otsu Trifolium cinsi türlerine verilen ad üçgül Az yonca yorunca joŋışka joŋırışka joŋışka coŋguçka yonğiçka Eski Türkçede yorunçğa olarak kullanılır Kâşgarlı Mahmuda göre Orta Türkçede yorınçğa biçimi geçer Oğuzlar ise yorınca biçimini kullanırlar Kökünü açık olarak bilmiyoruz Bitki ve hayvan adlarında kullanılan nçğa ekiyle yapıldığı anlaşılıyor Türkçe yonca biçiminin yorıncadan geldiği açıktır Bu biçimde r düşmüştür Nogaylar yabani yoncaya kulınot kulın tay ot adını verirler Bunun gibi Farsçada da asbist aspist ve ispist sipist adı yonca olarak kullanılır Bu adın asb asp at sözünden geldiği anlaşılıyor Buna göre yonca adının ilk bakışta Türkçe yont yunt at at sürüsü sözüyle birleştirilmesi kolaydır Ancak eski yorınçğa biçimi göz önüne alınırsa bu birleştirmenin sağlam bir dayanaktan yoksun olduğu anlaşılır Fala bakmak için kullanılan bir bitki olduğuna göre yor kökünden geldiği de bilimsel yayınlarda ara sıra dile getirilmiştir Ancak bu düşünce de tartışmaya açıktır Anadolu ağızlarında yabani yoncaya korunga tirfil üçgül gibi birtakım adlar verilir korunga tirfil üçgül Türkçeden komşu dillere de geçmiştir Doerfer TMEN 1932 Tacikçe yonuşga yonγuşqa yonγuçqa yoruşqa Doerfer TLT 159 Özbekçeden alınmıştır Türkçeden Kürtçeye unce trèfle olarak geçmiştir diyalektlerinde geçtiğini de biliyoruz )


- YONCA ile YONGA/KAMGA/ÇİP[İng. CHIP]

( Baklagillerden, başak durumundaki çiçekleri kırmızı ya da mor renkli, çayır bitkilerinin genel adı. İLE Kesilen, yontulan ya da rendelenen bir şeyden çıkan parça. | Çip. )


- YÖNELİM = INTENTION[İng., Fr.] = INTENTION[Alm.] = INTENTIO[Lat.] = INTENCIÓN[İsp.]


- YÖNETİCİ


- YÖNETİCİ ile/ve/yerine/değil ÖNDER

( BUU/BUĞ: İnsan kümelerinin önderi/yöneticisi. [Birden fazla Buğ varsa içlerinden biri Baş Buğ olmuştur.] [Kişileri koruyup gözeten, birbirine sevgi ve saygıyla bağlayan Bağ, Buğ ve Ban olmuştur.] )

( Kişinin el parmakları, toplumsal örgütlenmeye köz/model olmuştur. Kişi öbekleri/grupları, 10'luk sisteme göre örgütlenmiştir. Buu, 10'luk düzenin önderi olmuştur. )

( İşi, doğru yapan. İLE/VE/YERİNE/DEĞİL Doğru işi yapan. )


- YÖNETİM KONSEYİ ile YÖNETMEK ile YÖNETİŞİM ile MÜREBBİYE ile YÖNETEN ile DEVLET ile HÜKÜMETE SADIK ile HÜKÜMET YETKİLİSİ ile HÜKÜMETE AİT ile HÜKÜMET TERÖRÜ ile HÜKÜMET TERÖRİSTİ ile HÜKÜMETSİZ ile HÜKÜMETLER ile VALİ ile GENEL VALİ ile VALİLER ile VALİLİK


- YÖNETİM ile/ve/<> ADÂLET


- YÖNETİM ile ADALET YÖNETİMİ ile İDARİ ile YÖNETİCİ


- YÖNETİM = MANAGEMENT[İng.] = DIRECTION[Fr.] = VERWALTUNG[Alm.] = DIREZIONE[İt.] = MANEJO[İsp.]


- YONGA ile/||/<> TÜMLEŞİK ÇEVRİM

( Bir tümleşik çevrimi taşıyan yarıiletken gereç Kırmık sözlüğü de bu anlamda kullanılmaktadır tümleşik çevrim )


- YÖNLENDİRİCİ ile/||/<> YÖNLENDİRİCİ


- YÖNLENDİRME | ELLE KULLANIM | MANİPÜLASYON ile/||/<> MANİPÜLASYON ile/||/<> YÖNLENDİRİM

( yönlendirim Ellle işleme veya işletilme idare )


- YÖNLENDİRME ile YERLEŞTİRME


- YÖNLENDİRME ile/||/<> YÖNLENDİRMEK ile/||/<> ROUTING[İng.] ile/||/<> YÖNELTİLME

( yöneltilme )


- YÖNLENDİRMEK ile DİVERTİKÜL


- YÖNLENDİRMEK ile/yerine YÖN GÖSTERMEK


- YÖNTEM BİLİMİ | METODOLOJİ[Fr. < MÉTHODOLOGIE] ile/||/<> ...


- YÖNTEM BİLİMİ | METODOLOJİ[Fr. < MÉTHODOLOGİE] ile/||/<> METOT


- YÖNTEM/USÛL["USÜL" değil!]/METOD[İng. < METHOD] ile/ve ÜSLÛB


- YÖNTEM ile/ve/değil/yerine AHLÂK


- YÖNTEM ile/ve/<> BİLİNÇ


- YÖNTEM ile FORMÜL


- YÖNTEM ile/ve/||/<> KAVRAM

( YÖNTEM: Kavramın bilinci. )

( Yöntem, mantığın içeriğinin, içsel özdeviniminin biçimi üzerindeki bilinçtir. )


- YÖNTEM ile/ve LOJİ[Yun. < LOGOS]


- YÖNTEM ile/ve SORU

( Doğru bir yanıtı nasıl alabilirim? Doğru bir soru sorarak! )

( Soru sorma, soru konusu yapılan alana ilişkin sorunların çözümü üzerine düşünüldüğünü gösterir. )

( Bellekte toplanan unsurları kullanma süreci soru ya da sorunla başlar. )


- YÖNTEM ile SÜREÇ


- YÖNTEM ile/ve/<> TUTUM


- YÖNTEM = USÛL = METHOD[İng.] = MÉTHODE[Fr.] = METHODE[Alm.] = METHODUS[Lat.] = METHODOS[Yun.] = METODO[İsp.]


- YÖNTEM ile/ve/<>/değil/yerine YAKLAŞIM


- YÖNTEM ile YÖNTEMSİZ YÖNTEM


- YÖNTEM ile/ve YORDAM


- YÖNTEMBİLİM = USULİYAT = METHODOLOGY[İng.] = MÉTHODOLOGIE[Fr.] = METHODOLOGIE, METHODENLEHRE[Alm.]


- YONTUK DÜZ ile/||/<> YONTUK DÜZ

( Aşınma dönemini geçirmiş girinti ve çıkıntısı kalmamış düzlük yalama yazı peneplen coğrafya yontuk düz )


- YÖRESEL | ENDEMİK ile/||/<> ENDEMİK ile/||/<> ENDEMİK[Fr. < ENDÉMIQUE]

( en içinde demos halk Bir memleket ya da iklimde doğal olarak yaşayan ya da büyüyen Bir bölgeye özgü yerli olan 1 Bir bölgeye özgü yerel olan 2 Belli bir bölgede salgın olmaksızın sık görülen hastalık 1 Bir bölgeye özgü yerli olan 2 Yıllık rapor edilen vakalarının sayısı sabit veya artmayan bir hastalık durumu )


- YORGUNLUK ile/||/<> YORGUNLUK

( Uzun bir uyartı sonucu bir organın gözelerinde meydana gelen bir fizyolojik durum zooloji Uzun bir uyartı sonucu bir organın hücrelerinde meydana gelen fizyolojik bir durum Uzun bir uyartı sonucu bir organın hücrelerinde meydana gelen fizyolojik durgunluk )


- YORTMA ile/||/<> YORTU

( [yortu]: Üstü kapalı su yolu. (Tokmacık *Yalvaç, Küçükkabaca *Uluborlu -Isparta) [yortu] : (Küçükkabaca *Uluborlu -Isparta) )


- YORTU[Yun.] ile YORTU

( Hristiyan bayramı. İLE Kiliselerde, Hz. İsa ve havarilerini gösteren resimler/ikonalar. [12 resim] )


- YORUM(LAMA)DA:
VARLIK BAKIMINDAN ile/ve ANLAM BAKIMINDAN


- YORUM ile "BAKIŞ"


- YORUM ile "BİR BAKIMA"


- YORUM ile AÇIKLAMA


- YORUM ile/ve/değil/yerine ÇOK ANLAMLILIK


- YORUM ile/değil DEDİKODU


- YORUM ile/ve DEĞERLENDİRME


- YORUM ile/ve DÖNÜŞTÜRÜCÜ NİTELİKTE YORUM


- YORUM ile/ve/<> DÖNÜŞÜM


- YORUM ile/ve DÜŞÜNCE/FİKİR

( ... İLE/VE Düzenlemek, tertip etmek. | Ham düşünce, haber. )

( Fikir, varolanlar üzerine değil varolması gerekenler üzerinedir/olmalıdır. )

( Ancak bizi arzu, korku ve yanlış düşüncelerden kurtaracak olan iyidir. )


- YORUM ve ERDEM


- YORUM ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< GERİBİLDİRİM


- YORUM ile/ve KURGU/SPEKÜLÂSYON


- YORUM = TEFSİR = INTERPRETATION[İng., Alm.] = INTERPRÉTATION[Fr.] = INTERPRETARE[Lat.] = INTERPRETACIÓN[İsp.]


- YORUM ve VAROLUŞ


- YORUM ile YAKLAŞIM


- YORUM ile/ve YÖNTEM


- YORUMBİLİM ve SANAT

( Her alanda düşünebilme ve konuşabilme olanağı. )


- YORUMLAMA ile/ve DEĞİŞİM


- YORUMLAMA ile/ve YARATMA


- YORUMLAMA ile/ve YENİDEN KURMA


- YORUMLAMA ile/değil YORUMBİLİM


- YORUMLAMAK ve DÖNÜŞTÜRMEK


- YORUMLAMAK ile/ve/değil/||/<> SONUÇLANDIRMAK


- YORUMSAMA = HERMENEUTICS[İng.] = HERMÉNEUTIQUE[Fr.] = HERMENEUTIK[Alm.] = HERMENEUTIKE < HERMENEUEIN[Yun.]


- YOSUN ile/||/<> YOSUN

( coğrafya Sporlu bitkilerden kara hayatına uyum sağlamış rizoitleri ile toprağa tutunan gametofit ve sporofit olmak üzere iki ana parçadan oluşmuş nemli topraklar ve ağaç gövdeleri üzerinde yaşayan otsu bitkiler Çağdaş diyalektlerin bir bölümünde de geçer Çağataycadan başlayarak yosun kanun kural âdet yol usul anlamında kullanılır yosun kanun kural geleneksel âdet alışkanlık )


- YOUNG BUFFALO CALF[İng.] ile/||/<> MALAK

( Manda yavrusu Yerel ağızlarda balak olarak da geçer bala çocuk k küçültme eki balak )


- YOUNG'S MODULUS[İng.] / MODULE D'ÉLASTICITÉ, MODULE DE YOUNG[Fr.] / YOUNGSCHER ELASTIZITÄTSMODUL[Alm.] ile/değil/yerine/= YOUNG ESNEKLİK MODÜLÜ


- YOUTH[İng.] ile/||/<> JEUNESSE[Fr.] ile/||/<> GENÇLİK

( 1 İnsan hayatının ortalama olarak on altı ile yirmi beş yaşları arasına rastlayan dönemi 2 Gençlerden oluşan topluluk )


- YOZ | DEJENERE ile/||/<> DEJENERE[Fr. < DÉGÉNÉRÉ]

( 1 Bozulma normal yapı ve görevini kaybederek bozulma gösterme 2 Bozulmuş bozuk )


- YOZLAŞMIŞ ile YOZLAŞMIŞ İNSANLAR ile BOZUK ile YOZLAŞTIRICI ile BOZULABİLİR ile YOLSUZLUK ile YOZLAŞTIRICI ile YOZLAŞTIRICI


- YPRESIAN EPOCH[İng.] değil/yerine/= YİPRESİYAN EPOKU

( Günümüzden 55.800.000 ile 48.600.000 yıl öncesi arasını kapsayan jeolojik zaman dilimidir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- YSA/ARTIFICIAL NEURAL NETWORK/S[İng.] değil/yerine/= YAPAY SİNİR AĞ(LAR)I


- YTTERBIUM CHLORIDE[İng.] / CHLORURE D'YTTERBIUM[Fr.] / YTTERBIUMCHLORID[Alm.] ile/değil/yerine/= İTERBİYUM KLORÜR


- YTTERBIUM FLUORIDE[İng.] / FLUORURE D'YTTERBIUM[Fr.] / YTTERBIUMFLUORID[Alm.] ile/değil/yerine/= İTERBİYUM FLORÜR


- YTTERBIUM SULFATE[İng.] / SULFATE D'YTTERBIUM[Fr.] / YTTERBIUMSULFAT[Alm.] ile/değil/yerine/= İTERBİYUM SÜLFAT


- YTTERBIUM[İng.] / YTTERBIUM[Fr.] / YERBIUM[Alm.] ile/değil/yerine/= İTERBİYUM


- YTTRIUM ACETATE[İng.] / ACETATE D'YTTRIUM[Fr.] / YTRIUMACETAT[Alm.] ile/değil/yerine/= İTRİYUM ASETAT


- YTTRIUM BROMIDE[İng.] / BROMURE D'YTTRIUM[Fr.] / YTRIUMBROMID[Alm.] ile/değil/yerine/= İTRİYUM BROMÜR


- YTTRIUM CHLORIDE[İng.] / CHLORURE D'YTTRIUM[Fr.] / YTRIUMCHLORID[Alm.] ile/değil/yerine/= İTRİYUM KLORÜR


- YTTRIUM OXIDE[İng.] / OXYDE D'YTTRIUM[Fr.] / YTRIUMOXYD, YTTRIUMERDE[Alm.] ile/değil/yerine/= İTRİYUM OKSİT


- YTTRIUM SULFATE[İng.] / SULFATE D'YTTRIUM[Fr.] / YTRIUMSULFAT[Alm.] ile/değil/yerine/= İTRİYUM SÜLFAT


- YTTRIUM[İng.] / YTTRIUM[Fr.] / YTTRIUM[Alm.] ile/değil/yerine/= İTRİYUM


- YÜBUSET | KURAKLIK ile/||/<> KURAKLIK

( Herhangi bir iklim bölgesinde mevsimlik ya da yıllık yağış tutarlarının alışılagelene uymayan yetersizlik durumu tarım )


- YÜCE = ULVİ = SUBLIME[İng., Fr., İsp.] = ERHABEN[Alm.] = SUBLIMIS[Lat.]


- YÜCEGÖNÜLLÜLÜK = GENEROSITY[İng.] = GÉNÉROSITÉ[Fr.] = EDELMUT[Alm.] = GENEROSITAS[Lat.]


- YÜCELTME ile/ve/değil/yerine SAYGI DUYMA


- YÜCELTMEK ile COŞKU ile YÜCE ile YÜCE TANRI


- YUFKA ile/||/<> ...

( yuka İnce açılmış saç ekmeği Erenköy İnönü Eskişehir yuka Dardere Bozüyük Bilecik )


- YUFKA ile/||/<> YUKA

( [yuka]: İnce açılmış saç ekmeği. (Erenköy, İnönü -Eskişehir) [yuka] : (Dardere *Bozüyük -Bilecik) )


- YÜK ile/ve/değil/yerine AĞIRLIK


- YÜK ile KÜLFETLİ


- YUKAWA FORCE[İng.] / FORCE DE YUKAWA[Fr.] / YUKAWA-KRAFT[Alm.] ile/değil/yerine/= YUKAWA KUVVETİ


- YUKAWA MESON[İng.] / MÉSON DE YUKAWA[Fr.] / YUKAWA-MESON[Alm.] ile/değil/yerine/= YUKAWA MEZONU


- YUKAWA POTENTIAL[İng.] / POTENTIEL DE YUKAWA[Fr.] / YUKAWA-POTENTIAL[Alm.] ile/değil/yerine/= YUKAWA POTANSİYELİ


- YÜKLEM = ATTRIBUTE[İng.] = ATTRIBUT[Fr., Alm.] = ATTRIBUTUM[Lat.]


- YÜKLEM = MAHMUL = PREDICATE[İng.] = PRÉDICAT[Fr.] = PRÄDIKAT[Alm.] = PRAEDICATUM[Lat.] = KATEGOREMA[Yun.]


- YÜKSEK FİKİRLİ ile YÜKSEK FİKİRLİLİK


- YÜKSEK FIRIN ile/||/<> YÜKSEK FIRIN

( Demir cevherlerinin yüksek sıcaklıkta kok ile indirgenerek ham demirin üretildiği fırın kimya )


- YÜKSEK FREKANS ile/||/<>/> ÇOK AŞIRI YÜKSEK FREKANS

( Frekansı 3 MHz - 30 MHz, dalga boyu da 100 m. - 10 m. aralığındaki radyo-TV dalgaları bandı. İLE/||/<>/> Frekansı 30 GHz - 300 GHz ve dalga boyu da 1 mm. - 1 cm. aralığındaki radyo-TV dalgaları bandı. )


- YÜKSEK KAFA | ALTLIK ile/||/<> ALTLIK

( Sinema TV Alıcının üzerine yerleştirilerek çalıştırıldığı yüksekliği az ve değişmez silindir biçiminde dayanak Hattatların yazı yazarken kâğıdı üzerine koydukları destek Heykel Baş gövde ya da boy heykellerinin yerden yüksekçe durması için altlarına konulan taş ya da ağaçtan taşıyıcı bölüm haritacılık fotoğrafçılık Duyarkat fotoharita vb altına yapıştırılan nesne At sığır tavuk ve evcil hayvanların barınakları zeminine nem ve dışkıyı emmesi veya hayvanı temiz tutması kaydırmaması amacıyla serilen ot saman lastik kauçuk plastik vb malzemeler )


- YÜKSEK KAFA | ALTLIK ile/||/<> DESTEK ile/||/<> SEKİ

( Sinema/TV. Alıcının, üzerine yerleştirilerek çalıştırıldığı, yüksekliği az ve değişmez, silindir biçiminde dayanak. @@ Hattatların yazı yazarken kâğıdı üzerine koydukları destek. @@ (Heykel) Baş, gövde ya da boy heykellerinin yerden yüksekçe durması için altlarına konulan taş ya da ağaçtan taşıyıcı bölüm. @@ haritacılık, fotoğrafçılık: Duyarkat, foto-harita vb. altına yapıştırılan nesne. @@ @@ At, sığır, tavuk ve evcil hayvanların barınakları zeminine nem ve dışkıyı emmesi veya hayvanı temiz tutması, kaydırmaması amacıyla serilen ot, saman, lastik, kauçuk, plastik vb. malzemeler. )


- YÜKSEK RÜTBELİ ile YÜKSEK RÜTBELİ SUBAY


- YÜKSEK VOLTAJ ile/||/<> HIGH TENSION, HT, HIGH VOLTAGE, HV[İng.] ile/||/<> HAUTE TENSION[Fr.] ile/||/<> HOCHSPANNUNG[Alm.] ile/||/<> YÜKSEK GERİLİM

( Sinema TV Yüzlerce volttan oluşan gerilim )


- YÜKSEK ile/||/<> YÜKSEK

( Bir dilin yayılış alanı içinde denizden en uzak yerlerdeki şekline sıfat olur )


- YÜKSEK ile YÜKSEK TEKLİF VE DÜŞÜK TEKLİF ile YÜKSEK ÇİZME ile YÜKSEKTEN UÇMAK ile YÜKSEK GELİR ile YÜKSEK ATLAMA ile YÜKSEK FİKİRLİ ile YÜKSEK MORAL ile YÜKSEK POZİSYON ile YÜKSEK RAHİP ile YÜKSEK RÜTBE ile YÜKSEK SIRALAMA ile YÜKSEK RÜTBELİ YETKİLİ ile LİSE ile YÜKSEK SONDAJ ile YÜKSEK HIZ ile YÜKSEK SU ile DAHA YÜKSEK ile DAHA YÜKSEK ile YAYLA ile MAJESTELERİ ile OTOYOL ile OTOYOL DEVRİYESİ


- YÜKSEKLİK | DİKLİK ile/||/<> DİKLİK

( Sinema TV Bir sesin incelik ya da kalınlık derecesi Diklik doğrudan doğruya yinelenime bağlıdır Sesin saniyedeki titreşim sayısı olan yinelenim fiziksel bir olaydır Bu olayın kulağımızdaki etkisi ruhbilimseldir ve diklik denir Yinelenim değiştikçe diklik de değişir diklik derecesine göre seslerin incelik ya da kalınlık durumu ortaya çıkar 1 İki olasılıksal değişken ya da bu değişkenlerin doğrusal işlevleri bağımsız olduğunda değişkenlerin birbirine göre durumu 2 Bir deney tasarımında gözlenmiş değişkenler ya da bunların doğrusal birleşimleri bağımsız olduğunda bu tasarımın durumu Kayalık dikeye yakın sarp yamaç Oransal ölçümlü verilerde dağılımı belirleyen ölçümlerden biri olan ve eğrinin normal dağılıma göre ne kadar yassı veya yüksek olduğunu gösteren aralık )


- YÜKSEKLİK | DİKLİK ile/||/<> TİTREM

( Sinema/TV. Bir sesin incelik ya da kalınlık derecesi. (Diklik, doğrudan doğruya yinelenime bağlıdır. Sesin saniyedeki titreşim sayısı olan yinelenim fiziksel bir olaydır. Bu olayın kulağımızdaki etkisi ruhbilimseldir ve diklik denir. Yinelenim değiştikçe diklik de değişir; diklik derecesine göre seslerin incelik ya da kalınlık durumu ortaya çıkar). @@ 1) İki olasılıksal değişken ya da bu değişkenlerin doğrusal işlevleri bağımsız olduğunda değişkenlerin birbirine göre durumu. 2) Bir deney tasarımında, gözlenmiş değişkenler ya da bunların doğrusal birleşimleri bağımsız olduğunda bu tasarımın durumu. @@ Kayalık, dikeye yakın sarp yamaç. @@ Oransal ölçümlü verilerde dağılımı belirleyen ölçümlerden biri olan ve eğrinin normal dağılıma göre ne kadar yassı veya yüksek olduğunu gösteren aralık. )


- YÜKSEKLIK KORKUSU | AKROFOBI[İng. < ACROPHOBIA] ile/||/<> ...


- YÜKSEKLİK ile YÜKSELTMEK


- YÜKSEL(T)MEK ile/değil/yerine YÜCEL(T)MEK

( İTİLA[Ar.]: Yükselme, yücelme. )


- YÜKSELİŞ ile YÜKSELEN


- YÜKSELMEK ile YÜKSELİLEBİLİR ile YÜKSELEN ile YÜKSELEBİLİR ile ARTAN


- YÜKSELTMEK ile YÜKSELTİLMİŞ ile YÜKSEKLİK ile ASANSÖR ile ASANSÖR KABİNİ


- YÜKSÜZLEŞTİRME | ETKİSİZLEŞTİRME | NÖTRALİZASYON ile/||/<> NÖTRALİZASYON ile/||/<> NÖTRALİZASYON[Fr. < NEUTRALISATION]

( 1 Özgül antikorlar aracılığıyla virüslerin konak hücrelere bağlanmasının engellenmesi ve virüs üremesinin durdurulması 2 Bir eriyiğin asit veya alkali niteliğini ortadan kaldırma nötr yapma )


- YÜKÜ DAĞITMAK ile MASRAF ÖDEMESİ


- YULAF ile/||/<> YULAF[Yun.]

( botanik tarım Buğdaygiller Poaceae Gramineae familyasından panikül tip çiçeklenmesi olan ülkemizde geniş kültürü yapılan ve tohumları kullanılan bir yıllık otsu bitki Buğdaygiller familyasından partikül tip çiçeklenmesi olan ülkemizde geniş kültürü yapılan ve tohumları kullanılan geviş getiren hayvanlar ve at beslemede önemli olan bir yıllık otsu bir bitki Az yulaf Tzitzilise göre GrLw 3 Rumcadan alınmıştır R yer γιλώπ γιλάφ αἰγιλώπιον αἰγίλωψ eine Hafenart küçültmesi ÊSTJa 1989 245 birinci bölümünü Farsçada arpaya verilen cau adıyla birleştirmiş ikinci bölümünü ise Arapçadan kalma Farsça alaf ot yem biçiminden getirmiştir Räsänen V 210 yulaf biçimini saymakla yetinmiş Dmitrieva ST 2 1975 23 ise Ermeniceden alındığını yazmıştır Ancak Dankoff ALT yulafı vermemiştir Türk diyalektlerinde yulafa sulu sula adı verilir sĕlĕ Bu ad Sölkupçaya da geçmiştir Márk Néprajz és Nyelvtudomány 1920 252 Abaev ÊS 3 194195 Leksika 464 Yerli ağızlarda yulafa verilen iprom ibran irbam ırbam evram adları da Rumcadan alınmıştır )


- YUMRUK ile YUMRUKLAŞMA


- YUMURTA SARISI ile/||/<> YUMURTA SARISI

( Yumurtanın protein ve diğer besin maddeleri içeren embriyo ve larvayı besleyen sarı renkli yarı kristal besin deposu 1 Yağ protein vitamin ve mineral bakımından zengin yumurta içinde yer alan sarı kütle 2 Döllenmiş yumurtada blastula evresinden sonra meydana gelen blastocystin ortasında oluşan yolk kesesini dolduran embriyonun gelişimi için gerekli depo besin maddesi vitellus )


- YUMURTA ZARI ile/||/<> YUMURTA ZARI

( Yumurta kabuğunu astarlayan tabaka Sestod yumurtalarının ince veya kalın transparan ışığı kıran veya renkli geçirgen dış zarı )


- YUMURTA[İng. EGG] ile/||/<> ALOJENİK[İng. ALLOGENEIC] ile/||/<> AMNİYON[İng. AMNION] ile/||/<> BASIMLAMA[İng. IMPRINTING] ile/||/<> BAŞKALAŞIM[İng. METAMORPHOSIS] ile/||/<> LARVA

( Yumurta, biyolojide, dişi üreme gözesi. Botanikte, yumurta bazen makrogamet olarak da adlandırılır. @@ 1. Aynı türe ait olmasına karşın bireylerin genlerinin farklı olmasıdır. Homo sapiens (modern insan) türünde, tek yumurta ikizleri haricindeki her birey birbiriyle alojeniktir. @@ Sürüngenlerde, kuşlarda ve memelilerde dölütü (embriyoyu) saran ve içinde amniyon sıvısı bulunan zardır. Karada yumurtlayan hayvanların tümünün yumurtasında da bulunan amniyon, balıkların ve kurbağagillerin yumurtalarında yoktur. "Amniyos" olarak da bilinir. @@ Kuluçkadan sonra yumurtadan yeni çıkan bir kuşun, örneğin ördeğin, çevresinde ilk yürüyen nesneyi takip etmeye başlaması ve bu nesneye bağlanmasıdır. @@ Bazı böcek ve kurbağa gibi canlıların, yumurtadan çıktıktan sonraki gelişme evrelerinde yapısal ve fiziksel değişikliğe uğrayarak atalarına benzer hale gelmeleri olayına denir. Aynı tür içerisinde, morfolojik, fizyolojik ve anatomik olarak birbirinden tamamen farklı yapılara dönüşmesi olarak da tanımlanabilir. En bilinen örneği, tırtılın belirli bir süre sonra önce koza (pupa) haline, sonra ise kozanın farklılaşarak kelebeğe dönüşmesidir. @@ Başkalaşım geçiren hayvanların yaşamlarının ilk evresi. Bu evre, yumurtadan çıktıktan sonra pupa evresine geçinceye kadar olan dönemi kapsar. Larvalar cinsel gelişimini tamamlamamış genç hayvanlar. Kelebeklerde larvalar "tırtıl" adını alırlar.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- YUMURTA ile YUMURTA SARISI


- YUMURTALIK[İng. OVARIES] ile/||/<> ALGILAMA[İng. PERCEIVE] ile/||/<> DÖLLENME[İng. FERTILIZATION] ile/||/<> FSH (FOLİKÜL UYARICI HORMON)[İng. FSH] ile/||/<> GENLİK[İng. AMPLITUDE] ile/||/<> GONAD

( Yumurtalıklar dişi gonadlarıdır - başlıca dişi üreme organlarıdır. Bu bezlerin üç önemli fonksiyonu vardır: hormon salgılamak, yumurtaları korumak ve muhtemel döllenme için yumurta üretmek. İnsanlarda dişiler genellikle iki yumurtalıkla birlikte doğarlar. Ergenlik öncesi, yumurtalıklar sadece uzun doku demetleridir. Dişi olgunlaştıkça, yumurtalıkları da olgunlaşır. Olgun yumurtalıklar bir üzüm büyüklüğündedir. @@ Gelen duyusal verileri organize ederek anlamlaştırma sürecidir. Bu süreç sonucunda oluşan anlamlı ürüne algı denir. @@ Dişi ve erkek haploid gametlerinin diploid bir zigot oluşturmak için birleşmesidir. @@ Follikül stimüle edici hormon, gonadotropik hormonlardan biridir (diğeri LH'dır). Her ikisi de hipofiz bezi tarafından kan dolaşımına salınır. Folikül stimüle edici hormon, pubertal gelişim ve kadınlarda yumurtalıklarının, erkeklerde testislerinin gelişmi ve işlevi için gerekli hormonlardan biridir. @@ Genlik, bir dalganın periyodik hareketinde, dalganın tepe noktasından çukur noktasına olan uzaklığının yarısıdır. Genlik, yaylarda telin boyuna, gerginliğine, kesitine, cinsine bağlı olarak değişir. @@ Gamet üreten bir üreme bezi (yumurtalık ya da testis gibi).

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- YUMURTLAMA ile/||/<> YUMURTLAMAK

( Yumurtalıkta Graff folikülünün çatlaması sonucu olgun ovumun dışarı atılması ovulasyon ovülasyon Üreme aşamasında çok sayıda yumurtanın ortama bırakılması ve döllenmesi 1 Yumurtalıkdaki Graaf folikülü duvarının yırtılması sonucu yumurtanın serbest bırakılması ovulasyon 2 Kanatlılarda yumurta yapma işlemi )


- YUMUŞAK DAMAK ile/ve SERT DAMAK

( Arkada/ki. İLE/VE Önde/ki. )


- YUMUŞAK KABUKLU KAPLUMBAĞA ile YANGTZE DEV YUMUŞAK KABUKLU KAPLUMBAĞASI

( TRIONYCHIDAE: Yumuşak kabuklu kaplumbağalar sınıfı. )

( İLE )

( Sidik boşaltımını ağzından yapar. [Daha sonra ağzını tuzlu suyla yıkar.] İLE Ne yazık ki, Nisan 2019 itibariyle yaşayan son Yangtze kaplumbağasının soyu tüketilmiştir. :( )


- YUMUŞAK SU ile/||/<> YUMUŞAK SU

( Yağmur ve karsuyu gibi içinde kalsiyum ve magnezyum tuzları olmayan ya da görece az olan su Bir litresinde 9 miligramdan az kalsiyum karbonat bulunduran su Genel olarak kalsiyum ve magnezyum tuzları bakımından fakir olan su Fransız sertlik derecesi 7 14 arasında olan su tatlı su )


- YUMUŞAK ile/||/<> YUMUŞAK

( Sinema TV Görüntünün karanlık bölümlerinden aydınlık bölümlerine geçişin keskin olmaması sertlik ile yavanlık arası Yumuşaklık özelliği olan )


- YUMUŞAKÇA ile BALIK


- YUMUŞAKLIK ile/||/<> YUMUŞAKLIK

( Yoğruk bozumuna karşı az direnç gösterme özelliği )


- YUMUŞAMA ile/||/<> YUMUŞAMA

( Derleme tonlulaşma sadalılaşma ötümlüleşme Süreksiz ünsüzlerin sürekli ünsüz veya sızıcı ünsüz oluşu ekmeke ekmeğe kabaka kabağa yurta yurda borça borca dipe dibe vb Gergin sert abanıklarm gevşek yumuşak olması Snin Z olması gibi Bir yapının yumuşaklık özelliği kazanması Son sesinde tonsuz ünsüz bulunduran sözlerin ünlüyle başlayan bir ek aldıklarında tonlu duruma gelmeleri Bu olay Türkçenin bu durumdaki her kelimesi için geçerli değildir Ünsüzün niteliğini koruması veya tonlulaşarak yumuşaması kelimenin bünyesindeki ünlülerin özellikleriyle ilgili olmalıdır dip dibi dibin uç ucu ucun uca ağaç ağaca ağacın gömlek gömleği gömleğe yurt yurdu vb ip ipi iç içi göç göçü üst üstü vb Tek heceli sözlerdeki yumuşama ve tonlulaşma bu sözlerin vaktiyle birer aslî ünlü uzunluğu taşımalarından ileri gelmektedir Aslî uzun ünlülerden sonra gelen p t ç k ünsüzleri kendilerinden önce gelen bu uzun ünlülerin etkisi nedeniyle yumuşayıp tonlulaşmıştır İki ve daha fazla heceli sözlerdeki ünsüz yumuşaması ise Türkçenin iki ünlü arasında kalan ünsüzlerinin ses değişmesi kurallarına bağlıdır )


- YUMUŞATMA ile/||/<> YUMUŞATMA

( Etkin alıştırmalarda bir kası hiçbir gerginlik ya da kasılma bırakmadan dinlenmeye salma gevşetme Bir sıklık çokgenini kırıklığını gidererek eğriye dönüştürme sıklık eğrisi Yumuşama yaratmak ereğiyle yapılan ısıtma Sudan kalsiyum ve magnezyum gibi metal iyonlarının çıkarılması )


- YUNİT[İng. < UNIT] değil/yerine/= BİRİM


- YUNUS ile BALİNA

( Yunuslar ve balinalar 38 cins ile 90 türden oluşur. )

( Yunuslar, balina ailesinden gelir. )

( Yunuslar, beyinlerinin bir yarısını ve aynı anda zıt yöndeki gözlerini kapatarak uyur. Beynin geri kalanı uyanık kalırken öteki göz, yırtıcı hayvanları ve engelleri izler ve su yüzüne çıkıp soluk almayı anımsar. İLE ... )

( 260'a kadar dişleri olabilir. [Dişleri sadece avı kavramaya yarar.][Avlarını bütün olarak yutar.] İLE ... )

( Yunusların derisi su akışını en üst sınıra çıkaracak biçimde iki saatte bir dökülür ve yenilenir. İLE ... )

( Yunusların ses telleri yoktur. [Çıkardıkları dil şaklatması, ıslık, inilti, ciyaklama ve havlamaya benzer seslerin tümü burun kanallarının altıdanki keselerden gelir ve saniyede 1200'ü bulduğu olur.] İLE ... )

( ... İLE Balinaların kemikleri süngerimsidir ve içi yağla doludur. [Bu sayede su üstünde durabilirler.] )

( Yağlı ve saydam bir salgı, gözleri denizin olumsuz etkisinden korur. )

( Gebelik süreleri 330-360 gündür. İLE Gebelik süreleri 330-365 gündür. )

( Doğum anında dişi yunusların yanında başka iki dişi yunus daha bulunur. Bu hayvanlar anne yunusun iki yanında yüzerler. Görevleri doğum anında savunmasız kalan anne yunusu ve yavruyu korumaktır. Doğum sırasında akan kanın kokusuna gelebilecek köpek balıklarına karşı anneyi ve yavruyu bu yardımcı yunuslar korur. )

( MECÂRÎ-İ HEVÂİYE: Balina, yunus, gergedan gibi bazı hayvanların başlarının üst tarafında bulunan bir ya da iki delik. )

( Yunus ile Balina )

( Gözleri açık uyurlar. İLE ... )

( )

( )

( )


- YUNUS ile/||/<> YUNUS

( Memeliler Mammalia sınıfının balinalar Cetacea takımının yunus balığıgiller Delphinidae familyasından 2 m kadar uzunlukta sırtı kara karnı beyaz yanları çizgili bütün denizlerde yaşayan ve sürüler meydana getiren bir tür Yunus balığı Balinalar Cetacea takımının yunus balığıgiller Delphinidae familyasından 2 m kadar uzunlukta olabilen sırtı siyah karnı beyaz yanları çizgili bütün denizlerde yaşayan ve sürüler meydana getiren bir tür yunus balığı )


- YÜREK | KARDİYAK ile/||/<> KARDİYAK[Fr. < CARDIAQUE]

( 1 Kalbe ait kalple ilgili olan 2 Mide girişine ait olan )


- YÜREK | ÖZEK ile/||/<> KOR

( anat 1 Kalp 2 Öz yapı 3 hlk Yoğurt mayası Az gor gōr ateş durumuna gelmiş kömür parçası kor köz kor Çağdaş diyalektlerde kor olarak koz biçiminin kullanıldığı göze çarpıyor Örn Karakalpakçada kor olarak koz biçimi kullanılır Altayca Teleütçe Şorca gibi diyalektlerde de kos biçimi geçer Türkçe kor ile koz arasındaki benzerlik düşündürücüdür Bilimsel yayınlarda bu biçimlerin sıklıkla birleştirildiğini görüyoruz Leksikaya göre de 366 Türkçe kor büyük olasılıkla köken bakımından koza bağlıdır Bu biçimlerin kok fiil kökünden geldikleri düşünülebilir Bu kök Altayca kok yanıp kül olmak kömürleşmek fiiliyle özdeş olabilir Kōr daha eski Ana Altayca kogordan kōz da Ana Türkçe kogozdan gelebilir Az gor gōr ateş durumuna gelmiş kömür parçası kor köz kor Çağdaş diyalektlerde kor olarak koz biçiminin kullanıldığı göze çarpıyor Örn Karakalpakçada kor olarak koz biçimi kullanılır Altayca Teleütçe Şorca gibi diyalektlerde de kos biçimi geçer Türkçe kor ile koz arasındaki benzerlik düşündürücüdür Bilimsel yayınlarda bu biçimlerin sıklıkla birleştirildiğini görüyoruz Leksikaya göre de 366 Türkçe kor büyük olasılıkla köken bakımından koza bağlıdır Bu biçimlerin kok fiil kökünden geldikleri düşünülebilir Bu kök Altayca kok yanıp kül olmak kömürleşmek fiiliyle özdeş olabilir Kōr daha eski Ana Altayca kogordan kōz da Ana Türkçe kogozdan gelebilir )


- YÜREK BİLİMİ | KARDİYOLOJİ ile/||/<> KARDİYOLOJİ[Fr. < CARDIOLOGIE]

( Kalbin yapısından işlevlerinden ve kalp hastalıklarından bahseden bilim )


- YÜREK ÇİZGESİ | ELEKTROKARDİYOGRAM ile/||/<> ELEKTROKARDİYOGRAM[Fr. < ÉLECTRO-CARDIOGRAMME]

( Kalbin çalışması sırasında oluşan aksiyon akımların yazdırılmasıyla oluşan grafik EKG Bu grafikte P Q R S T ile ifade edilen temel dalgalar oluşur P kulakçık depolarizasyonunu QRS kompleksi karıncık depolarizasyonunu T karıncık repolarizasyonunu ifade eder )


- YÜREK KASI | MİYOKART ile/||/<> MİYOKART ile/||/<> YÜREK KASI

( yürek kası Kalp kası )


- YÜREK KASI GEVŞEMESİ | DİYASTOL ile/||/<> DİYASTOL ile/||/<> YÜREK GEVŞEMESİ

( yürek gevşemesi 1 Yüreğin ritmik gevşemesi 2 Kontraktil vaküolün ritmik genişlemesi 1 Kalbin ritmik gevşemesi 2 Kontraktil vakuolün ritmik genişlemesi Kalpte kulakçık veya karıncık kaslarının ritmik gevşemesi )


- YÜREK KASI GEVŞEMESİ | DİYASTOL >< SİSTOL | YÜREK GEVŞEMESİ

( bk. yürek gevşemesi. @@ 1. Yüreğin ritmik gevşemesi. 2. Kontraktil vaküolün ritmik genişlemesi. @@ 1. Kalbin ritmik gevşemesi 2. Kontraktil vakuolün ritmik genişlemesi. @@ Kalpte kulakçık veya karıncık kaslarının ritmik gevşemesi. @@ )


- YÜREK KASILIMI | SİSTOL ile/||/<> SİSTOL ile/||/<> YÜREK KASINTISI

( yürek kasıntısı 1 Yüreğin kanın dolaşımına yol açan sol karıncığının kasılması 2 Herhangi bir kontraktil vakuolün kasılması Kalbin kulakçık veya karıncık kaslarının kasılması kalbin kasılması )


- YÜRÜTME ile TUTTURMA


- YÜRÜYÜŞ ile TOZLUK


- YÜRÜYÜŞ ile/||/<> YÜRÜYÜŞ

( 1 Bir ayak yerden kalkarken öteki ile öne basma kuralına bağlı olarak belli bir uzaklığa yürüyerek ulaşma 2 Bu yolla belli bir uzaklığa en kısa sürede yürüyerek ulaşmak amacıyla yapılan yarış Bir edebiyat eserinde olguların gidişi )


- YUTAK YANGISI | FARENJİT ile/||/<> FARENJİT[Fr. < PHARYNGITE]

( Yutak yangısı )


- YUTARGÖZE | FAGOSİT ile/||/<> FAGOSİT ile/||/<> YUTAR GÖZE

( yutar göze yutargöze yutar hücre Hücresel ve partiküler maddeleri içine almak üzere özelleşmiş monosit makrofaj ve nötrofilleri kapsayan hücreler Mikroorganizma veya partikülleri hücre içine alma veya yutma yeteneğine sahip nötrofil makrofaj gibi hücreler )


- YUTARGÖZE | FAGOSİT ile/||/<> FAGOSİTOZ ile/||/<> HÜCRE YUTARLIĞI | YUTAR GÖZE

( bk. yutar göze @@ bk. yutargöze. @@ bk. yutar hücre @@ Hücresel ve partiküler maddeleri içine almak üzere özelleşmiş, monosit, makrofaj ve nötrofilleri kapsayan hücreler. @@ Mikroorganizma veya partikülleri hücre içine alma veya yutma yeteneğine sahip nötrofil, makrofaj gibi hücreler. @@ )


- YUTMAK ile YUTMA


- YUVALAMA ile/||/<> YUVALAMAK ile/||/<> YUVARLAMA

( yuvarlama Bir masalın yeni bölgesel değişkininin tüm yayılım alanını kaplayan ilkörneğini ikinci kez yaratması değişkin Bir gerçek sayının onlu açılımında belirli bir basamaktan sonraki sayakların atılması Kavrama kolaylığı sağlamak amacıyla ondalık sayıların ondalıklarını en yakın tam sayıya indirgeme yuvalama Düz toprak damlı evlerde damın ağırlığını çeken büyük ağaç atkılar Tokmacık Yalvaç Isparta Yenikent Aksaray Niğde yuvalama Dereyazıcı Alaca Çorum Ana örnekten belirgin değişikliklerle ayrılan ve belli bir yerel çevre içinde birçok değişkenleri bulunan halkbilim ürünü yuvarlama )


- YUVARLAK RAKKAM ile/||/<> ROUND NUMBERS[İng.] ile/||/<> CHIFFRES RONDS[Fr.] ile/||/<> YUVARLAK SAYI

( Sayıların bölüntüleri atılarak yuvarlak biçime getirilmesi )


- YUVARLAK ile/||/<> YUVARLAK

( Taştan ya da demirden yapılmış top mermisi gülle 1 Değirmen taşını yerine oturtmak amacıyla kullanılan iki uç kısımları geniş orta kısmı dar ağaç araç Dereyazıcı Alaca Çorum 2 yurgu yuvar )


- YUVARLAKLAŞMA ile/||/<> YUVARLAKLAŞMA

( Derleme dudaksıllaşma Düz ünlünün ünsüz etkisiyle yuvarlak oluşu savırmak savurmak kavırmak kavurmak çabık çabuk vb Düz bir ünlünün yanındaki dudak ünsüzünün veya söz içindeki yuvarlak bir ünlünün etkisiyle yuvarlak sıradan ünlüye dönüşmesi bedük böyük büyük biber büber savıl savul nevbet növbet nöbet yabız yavuz vb yağmur avuç savur sagur kavur kagur kavuk kaguk vb sözlerdeki dudak benzeşmesine aykırı durum bu sözlerin yanlarındaki dudak ünsüzlerinin etkisi ile Eski Türkçedeki yuvarlak biçimlerini korumuş olmaları ile ilgilidir Dudak ünsüzlerinin yanlarında bulunmadıkları hâlde düz ünlüsü yuvarlaklaşmış sözler serpintiler biçiminde Anadolu ağızlarında vardır çez çöz alış olış çeşme çöşme ek ök çekirge çökürge ertesi örtesi cep cöp vb ünlü yuvarlaklaşması Azerbaycan Türkçesi dodaglanma Türkmen Türkçesi doodaklaşma Gagauz Türkçesi dudaklaşmak labializatsiya Özbek Türkçesi lablaşiş Uygur Türkçesi lävlişiş Tatar Türkçesi irenläşü Başkurt Türkçesi irenläşew labıyalızatsiya erinleşiw Krç Malk erinli boluw Nogay Türkçesi erînlesüw Kazak Türkçesi labializatsiya Kırgız Türkçesi erindeşüü Alt erin çöyileri Hakas Türkçesi labializatsiya Tuva Türkçesi labializatsiya Rusça ogubleniye labializatsiya )


- YUVARLAMA ile/||/<> YUVARLAMA | DEĞİŞKİN

( Bir masalın yeni bölgesel değişkininin tüm yayılım alanını kaplayan ilkörneğini ikinci kez yaratması değişkin Bir gerçek sayının onlu açılımında belirli bir basamaktan sonraki sayakların atılması Kavrama kolaylığı sağlamak amacıyla ondalık sayıların ondalıklarını en yakın tam sayıya indirgeme yuvalama Düz toprak damlı evlerde damın ağırlığını çeken büyük ağaç atkılar Tokmacık Yalvaç Isparta Yenikent Aksaray Niğde yuvalama Dereyazıcı Alaca Çorum Ana örnekten belirgin değişikliklerle ayrılan ve belli bir yerel çevre içinde birçok değişkenleri bulunan halkbilim ürünü yuvarlama )


- YUVGULAMA ile/||/<> ROLLING[İng.] ile/||/<> LAMINAGE[Fr.] ile/||/<> WALZEN[Alm.] ile/||/<> HADDELEME

( yuvgulama Metalleri haddelerden geçirip sıcak ya da soğuk bozunuma uğratarak istenilen biçime sokma işlemi )


- YÜZ FELCİ ve/||/<> HOUSE-BRACKMANN EVRELEMESİ


- YÜZ ile/ve/<> GÖVDE(BEDEN)


- YÜZ ile/ve/||/<> GÖZ


- YÜZ ile ŞAKACI


- YÜZ ile YÜZ

( Doksandokuzdan sonra gelen sayını adı ve bu sayıyı gösteren im. 100 | Kez, kere sözcükleri ile birlikte kullanılarak, yapılan işin çokluğunu abartılı bir biçimde anlatı.[Yüz kere söyledi.] İLE Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölümü. | Keskin kenar. | Bir şeyin ön tarafta bulunan bölümü, alnaç, cephe. | Bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü. | Yastığa geçirilen kılıf. | Bir şeyin, görünün bölümünde kullanılan kumaş. | Utanma. | Birinin, görülegelen ya da umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret. | Nedeniyle. | Yan, taraf. | Bir yapının dışa bakan düşey yüzeylerinin tümü. )


- YÜZ ile YÜZ AŞAĞI ile YÜZLEŞMEK ile SORUNLARLA YÜZLEŞMEK ile YÜZ YÜZE ile YÜZ YUKARI ile YÜZLER


- YÜZ ile YÜZ KIRIŞIKLIĞI


- YÜZ ile YÜZLERCE ile YÜZÜNCÜ


- YÜZÇEÇ ile GÖĞÜS YÜZGECİ ile SIRT YÜZGECİ ile KARIN YÜZGECİ ile KUYRUK YÜZGECİ ile ANAL YÜZGEÇ


- YÜZDE ile/||/<> YÜZDE

( matematik Yüzde sayışımı ile Sınıfsal ölçümlü verilerde en çok kullanılan istatistiklerden biri olup her kategoriye ait sıklık sayısının toplama oranının yüzdeyle ifadesi )


- YÜZDELİK ile/||/<> YÜZDELİK

( Bir sıklık dağılımında belli bir yüzdeliğin altında kalan denek kümesinin yüzdesi 100 birim içinde olan ya da 100 birime karşı gelen nicelik Borsa simsarlarının ve finansal danışmaların yaptıkları işlem dolayısıyla aldıkları komisyon Kan basıncı ağırlık boy gibi sürekli değerleri olan bir veri dizisinin 100 eşit parçaya bölünmesinden oluşan kümeler persentil )


- YÜZE SOĞURMA ile/||/<> YÜZE SOĞURMA

( Bir cismin yüzüne doğru gelişen ya da yüzeyce yapılan soğurma olayı soğrumsama kimya )


- YÜZEY ile/ve DÜZLEM

( Derinlik varsa. İLE En ve boydan oluşuyorsa. )

( Şeklin parçası olarak yorumlanması ile. İLE/VE Sonsuz. )


- YÜZEY ile/ve DÜZLEM

( Derinlik varsa. İLE En ve boydan oluşuyorsa. )

( Şeklin parçası olarak yorumlanması ile. İLE/VE Sonsuz. )


- YÜZEYSEL (ETKİ) ile DERİN (ETKİ)

( Yüzeysel olduklarını bilmek, deneyimlerinize değer kazandırmış olmaz. )

( Su, derinlerden durmaksızın fışkırarak yinelenen derini simgeler. )

( Yetersiz derinlik yani yüzeysel anlayış ya da plânlama, dikkatsizlik, aşırılık ve ihmal konularında tedbirli olun. )


- YÜZEYSEL UYGULAMA | APLİKASYON ile/||/<> APLİKASYON ile/||/<> YAMA İŞLEME

( yama işleme Uygulama müracaat başvuru )


- YÜZGEÇ AYAKLILAR ile/||/<> YÜZGEÇ AYAKLILAR

( Memeliler Mammalia sınıfının etçiller Carnivora takımından suda yaşayan vücut yapıları bir mekiğe benzeyen tırnakları körelmiş kuyrukları kısa ve koni biçiminde kulakları çok küçük ve istedikleri zaman kulak deliklerini kapatabilen derilerinin altında kalın bir yağ tabakası bulunan deniz hayvanları ve deniz bitkileri ile beslenen bir alt takım Memeliler Mammalia sınıfından suda yaşayan vücut yapıları bir mekiğe benzeyen tırnakları körelmiş kuyrukları kısa ve koni biçiminde kulakları çok küçük ve istedikleri zaman kulak deliklerini kapatabilen derilerinin altında kalın bir yağ tabakası bulunan deniz hayvanları ve deniz bitkileriyle beslenen bir takım )


- YÜZGEÇ ile SOLUNGAÇ


- YÜZLEŞMEK ile YÜZLEŞME ile YÜZLEŞMEK


- YÜZME ile KRAVL[İng. < CRAWL]

( ... İLE Dizleri bükmeksizin bacakları hızla hareket ettirerek kulaçla yüzme. )


- YÜZSÜZLÜK = IMPUDENCE[İng., Fr.] = UNVERSCHÄMTHEIT[Alm.] = IMPUDENTIA[Lat.]


- YÜZÜK ile YÜKSÜK

( Parmağa geçirilen, genellikle metal halka. | Yüzük oyunu. İLE Dikiş dikerken, iğnenin batmasını önlemek için parmak ucuna takılan kesik koni biçiminde koruncak. | Köklerin ucunda bulunan ve kökün üretken dokusunu korumaya yarayan oluşum. KALENSÖVE )


- YÜZYILLAR ile YÜZYIL


- Z-AXIS[İng.] / AXE-Z[Fr.] / Z-ACHSE[Alm.] ile/değil/yerine/= Z EKSENİ


- Z-COEFFICIENT[İng.] / COEFFICIENT DE Z[Fr.] ile/değil/yerine/= Z KATSAYISI


- Z-MODULATION[İng.] / MODULATION-Z[Fr.] ile/değil/yerine/= Z KİPLEMESİ


- Z0-BOSON[İng.] / BOSON-Z⁰[Fr.] / Z0-BOSON[Alm.] ile/değil/yerine/= Z0 BOZONU


- ZABT-U-RABT[Ar.]/DİSİPLİN[İng.] değil/yerine/= SIKIDÜZEN


- ZÂFİR[Ar. < ZAFER] ile ZAFÎR[Ar. < ZAFER] ile ZAFÎR[Ar.]


- ZAFRAN | SAFRAN ile/||/<> SAFRAN[Ar. < ZAʿFERÂN]

( botanik Süsengiller Iridaceae familyasına ait soğanlı sonbaharda mor çiçek açan bitkiler Erkek organları toplanıp kurutularak toz hâline getirilir ve boyar madde olarak kullanılır )


- ZAHİR | GÖRÜNÜŞ ile/||/<> GÖRÜNÜŞ

( Bir nesnenin öze ilişkin olmayan ikincil özellikleri astronomi En çok İslav dillerinde eylemin bitmiş veya bitmemiş olduğunu göstermek üzere fiillerde görülen şekil farkı Bir fiildeki oluş ve kılışın zaman bakımından konuşan tarafından öznel biçimde değerlendirilmesi fiilde dil psikolojisine ve konuşanın kendi değerlendirmesine bağlı zaman kayması durumu Seninle bu konu üzerinde uzun uzun tartışacağım da bir sonuç mu alacağım cümlesindeki tartışacağım ve alacağım fiilleri şekil olarak gelecek zaman gösterdikleri hâlde kişisel öznel bir değerlendirmenin ifadesi olan görünüş bakımından seninle bu konuda uzun tartışmayacağım ve sonuç da alamıyacağım şeklinde olumsuz bir anlamı yansıtmaktadır Aşağıdaki örneklerde de kullanılan fiiller ayraç içine alınan birer zaman kaymasına uğramış bulunmaktadırlar André Gide böyle bir zamanda peyzajlarımızı fakir ve neşesiz sanatımızı derme çatma insanımızı çirkin buldu çirkin bulmuş anlamında Takma bir insanüstü gözüyle etraftaki ızdıraba tiksine tiksine bakarak geçti geçmiş anlamında A H Tanpınar Beş Şehir s 157158 Fatih in İstanbul da bina ettiği ilk sarayın kitaplarda okuduğumuz satırlardan başka bir hatırası kalmamış kalmadı anlamında ve enkazı kaldı ise toprak altında kalmıştır kaldı anlamında Y K Beyatlı Aziz İstanbul s 49 Dün geceki renkli rüyamda geniş bir bahçede dolaşıyordum Arkamda billûr gibi bir pınar var Yanımdakilerden biri bana gümüş bir tasla su getiriyor parçasındaki dolaşıyorum getiriyor fiilleri şekilce şimdiki zaman kipi oldukları hâlde anlam bakımından geçmiş zamanı var fiili de yine vardı anlamını vermektedir Hasta doktora gitmiş gitse doktor hastaya getirilmiş getirilse ne fark ederdi Osman Çeviksoy Tutuklu Yürek s 27 Ekmeklerine o sarı tereyağından sürüp yiyorlar yediler Henüz gün ağarmamıştır ağarmamıştı Sevinç Çokum Derin Yara s 110 vb )


- ZÂHİR-ÜZ-ZENEB | KUYRUKLULAR ile/||/<> KUYRUKLULAR

( Urodela oura kuyruk delos görülebilir Omurgalı hayvanlardan amfibyumlar Amphibia sınıfının bir takımı Uzun vücutları ve uzun kuyrukları olan ve bacakları zayıf olan çeşitli semender türlerini içine alır Semendergiller Salamandridae denizkızısemendergiller Sirenidae kütağızlıgiller Ambystomidae mağarasemenderigiller Proteidae gizlisolungaçlıgiller Cryptobranchidae ikisoluklugiller Amphiumidae gibi familyaları vardır zooloji )


- ZAHİRİYE | GÖRÜNGÜCÜLÜK ile/||/<> GÖRÜNGÜCÜLÜK

( Davranışın dış gerçeklik yerine yaşantı görüngüleri ile belirlendiğini savunan bir görüş 1 Gerçek olanın yalnızca görüngüler olduğunu öne süren görüngülerin arkasında kendinde şeyin varlığını yadsıyan görüş nesnel görüngücülük Bu anlamı Fransızcada Renouviernin ortaya attığı phénoménisme sözcüğü ile karşılanır Başlıca savunucuları Renouvier Shadworth Hodgson 2Görüngülerin arkasında kendinde şeyin bulunduğunu ancak insanın bunun bilgisine erişemeyeceğini savunan görüş eleştirel görüngücülük Başlıca temsilcisi Kant 3 Yalnızca bilinç içeriklerinin var olduğunu bunların da ancak öznel olarak temellendirilebileceğini dış dünyada bunlara karşılık olacak nesnel bir gerçeklik olmadığını ileri süren görüş öznel görüngücülük görüngücülük )


- ZAHR ile/||/<> SAĞRI ile/||/<> DAM DERESİ

( Mimarlık Damlarda iki ayrı yöndeki eğik yüzeylerin meydana getirdikleri dam dereleri ile mahya aşıkları arasında kalan üçgen biçimindeki yüzeylere verilen ad a dam deresi mahya ağığı İki koyağı birbirinden ayıran az eğimli yayvan sırt sırt coğrafya Ağızlarda dağın tepesine yakın yokuş yer olarak da geçer Az sağrı atın sağrısı sağrı atıŋ sağrısı saurı savır sawırı atıŋ sawırısı sawır Blk sauru sōrı 1 sağrı 2 yan kıç 3 hayvanın sağrısından çıkan deri Tar sağra Tel sūrı sağır sār Kâşgarlı Mahmuda göre Orta Türkçede sağrı deri olarak geçer Eski Kıpçakçada da sağrı biçimi kullanılır Yakutçada öz Türkçe sözlerin başındaki slerin düştüğünü biliyoruz Ancak Yakutça sārı köm sārı dicke aber nicht feste Stutenhaut biçiminde snin düşmediği göze çarpıyor O nedenle bu biçimin Moğolcadan alındığı açıktır Moğol diyalektlerinde sāri cuir fait de la peau de la croupe dun cheval âne ou mulet olarak kullanılır Farsça saġrī biçimi Türkçeden alınmıştır Tibetçe sagri sagsri Farsçadan alınmıştır Yule HobsonJobson 818 Fransızca Almanca İngilizce gibi belli başlı Avrupa dillerinde de kullanılır chagrin shagreen Chagrin )


- ZAHRÎ ile/||/<> SIRT

( Gövdenin ense ile kuyruksokumu arasındaki ve ayrıca cimnastikte bir devinim grubunun alanı olan bölümü Dağların ya da tepelerin üst bölümü karşılık dorsal dorsum sırt Bir hayvan ya da hayvanın bir parçasının üst yüzeyi yerde yatay duran bir canlının üst yüzeyi I Çamaşır Gençali Senirkent Gedikli Şarkikaraağaç Isparta II Düveni boyunduruğa bağlayan ucu demirli ağaç Yukarıkaşıkara Yalvaç Isparta biyoloji botanik Bir hayvanın ya da hayvanın bir parçasının üst yüzeyi yerde yatay duran bir canlının üst yüzeyi Dorsal Bir organizmanın veya organizmanın bir parçasının üst yüzeyi yerde yatay duran bir canlının üst kısmı dorsal anat 1 Sığır gövde etinin sırt kısmından elde edilen 34 kg ağırlığında dikdörtgen biçiminde pastırmalık et parçası veya bu parçadan yapılan pastırma 2 Dorsum Az sırt 1 arka sırt 2 yamaç üstü sırt 1 arka sırt 2 dağ sırtı sırt dış yan arka yan Alt sırt arka sırt sırt tau sırtı dağ sırtı sırt 1 dış yan arka 2 taşra 3 arka sırt dövdü 4 dağ sırtı sırt 1 dış yan 2 tepe 3 sırt dövdü sirt 1 dağ sırtı 2 sırt arka Kâşgarlı Mahmuda göre Oğuzlar bayır yokuş sırt olarak kullanırlar Orta Türkçede sırt kıl kalın kıl olarak da geçer Sırtın bu anlamı düşündürücüdür Clauson arka sırt anlamını ana anlam olarak değerlendirmiş salt Orta Türkçede geçtiği anlaşılan kıl kalın kıl anlamını atın ensesinde bulunan kalın kıl olarak açıklamıştır Ligeti TörK 97 Clausonun açıklamasını göz ardı ederek kıl kalın kıl olarak kullanılan sırtın ayrı bir söz olduğunu dile getirmiştir Onun bu yargıya varmasında domuz kılına verilen Macarca serte adının yol açtığı anlaşılıyor Macarca serte adı eski bir Türk dilinden kalma alıntı olarak açıklanıyor ve özellikle Çuvaşça şǎrt domuz kılı biçimi tanık olarak kullanılıyordu Ligeti TörK 286287 Buna karşılık Türkçe sırt macarcaya szirt sırt dağ sırtı olarak da geçmiştir O açıdan Ligetinin sırt dağ sırtı anlamına gelen sırtı kıl kalın kıl olarak kullanılan sırttan ayırmak gereksinimini duyduğu anlaşılıyor Clausonun dile getirdiği gibi birinci anlamın en eski anlam olduğu anlaşılıyor Üçüncü anlam sonradan gelişmiştir Türkçe baş bel boğaz boyun gibi sözlerin anlamları gibi Orta Türkçede gördüğümüz kıl kalın kıl anlamı da ikincil bir anlamdır Ramstedt KSz 15 148 Türkçeden Rusçaya da geçmiştir Vasmer REW 3 59 )


- ZÂİD-İ MİKNÂTÎSÎ[Osm.] / MAGNETIC AMPLIFIER[İng.] / MAGNETISCHER VERSTÄRKER[Alm.] ile/değil/yerine/= MANYETİK YÜKSELTEÇ


- ZÂİF TAZYİK[Osm.] / LOW PRESSURE[İng.] / BASSE PRESSION[Fr.] ile/değil/yerine/= ALÇAK BASINÇ


- ZAİKA ile/||/<> TAT

( Dildeki tat tomurcuklarını uyarmaya yetecek güçte olan tat uyaranları tadım biyoloji İran kaynaklı sözlü geleneği koruyan öykülere verilen ad Hayvanların yedikleri yemlerden aldıkları haz duyusu Anadoluda yer adı olarak da geçer Tatlar Eski kaynaklarda tat yabancı olarak kullanılır Göktürkçede tat olarak geçer Orta Türkçede tat yabancı olarak kullanılır Orta Türkçede İranlı anlamına da gelir Eski Kıpçakçada tat ekinci olarak da geçer Yabancı anlamına gelen tat biçiminin Anadolu ağızlarında dilsiz olarak kullanılması normaldir Anadoluda yer adı olarak da geçer Tatlar Eski kaynaklarda tat yabancı olarak kullanılır Göktürkçede tat olarak geçer Orta Türkçede tat yabancı olarak kullanılır Orta Türkçede İranlı anlamına da gelir Eski Kıpçakçada tat ekinci olarak da geçer Yabancı anlamına gelen tat biçiminin Anadolu ağızlarında dilsiz olarak kullanılması normaldir )


- ZÂİL-İ İSTİKTÂB[Osm.] / DEPOLARIZER[İng.] / DÉPOLARISEUR, DÉPOLARISANT[Fr.] / DEPOLARISATOR[Alm.] ile/değil/yerine/= KUTUPLANMA GİDERİCİ, DEPOLARİZÖR


- ZAİM | SENYÖR ile/||/<> SENYÖR[Fr. < SEIGNEUR]

( 1 Egemen hükümdarlara verilen san 2 Orta Avrupasında toprağı olan derebeyi derebeyi )


- ZAİT, POZİTİF | ARTI ile/||/<> ARTI

( I Sıfırdan büyük olan II 1 Toplama işlemi 2 Toplama işleminin simgesi 3 Eksi karşıtı 4 Sıfırdan büyük nicelik 1 a Kon dizgesinde özeğe göre seçilen bir bölgede alınan yerlerin imi b Toplama işlemi imi 2 Durgun elektrikte cam çubuğun sürtüşmesiyle oluşan yük imi 3 Bir atom ya da da atom kümesinin elektron yitirmesiyle oluşturduğu yük imi artın 1 Bir imleme anlaşmasında eksi doğrultunun tersine yönelmiş sayılan doğrultu 2 Yalnız iki eşlemi bulunan nesnelerden birine verilen im artı yük gibi 3 Sayıların sıfırdan büyük olanlarına verilen im 4 İki sayıma iki niceliğin toplama işlemini belirleyen im matematik fizik kimya matematik )


- ZAİT, POZİTİF | ARTI >< EKSİ

( (I) Sıfırdan büyük olan. @@ (II) 1. Toplama işlemi. 2. Toplama işleminin (+) simgesi. 3. Eksi karşıtı. 4. Sıfırdan büyük nicelik. @@ 1. a. Kon dizgesinde, özeğe göre seçilen bir bölgede alınan yerlerin imi. b. Toplama işlemi imi. 2. Durgun elektrikte, cam çubuğun sürtüşmesiyle oluşan yük imi. 3. Bir atom ya da da atom kümesinin, elektron yitirmesiyle oluşturduğu yük imi. bk. artın. @@ 1. Bir imleme anlaşmasında eksi doğrultunun tersine yönelmiş sayılan doğrultu, 2. Yalnız iki eşlemi bulunan nesnelerden birine verilen im: artı yük gibi. 3. Sayıların sıfırdan büyük olanlarına verilen im. 4. İki sayıma, iki niceliğin toplama işlemini belirleyen im. @@ (matematik) @@ (fizik, kimya, matematik) @@ )


- ZAKKUM ile/||/<> ZAKKUM[Ar. < ZAKKŪM]

( Zakkumgiller Apocynaceae familyasından 6 m kadar boylanan yaprak dökmeyen pembe veya kırmızı çiçekli süs bitkisi olarak da yetiştirilen bitki Ağu ağacı Kalp glikozitleri içeren ve çiftlik hayvanlarında kalp kası nekrozu sonucu ölüme yol açan Antartika hariç dünyanın birçok bölgesinde yaygın olarak bulunan ve 12 adet alt türden oluşan zehirli bir bitki türü Yerel ağızlarda ağı ağacı ağı çalısı ağı çiçeği ağı dalı gibi adlar geçer Ağızlarda zıkkım biçimi ağı olarak kullanılır zaqqūm der Höllenbaum mit bitteren Früchten Suriye bouchée de pain sur laquelle un šēḫ écrit le nom de Dieu après lavoir fortement salée assureton et quon fait manger aux gens soupçonnés de vol celui qui ne peut lavaler est considéré comme le vrai coupable )


- ZAM ile/||/<> SUPPLEMENT[İng.] ile/||/<> SUPPLÉMENT[Fr.] ile/||/<> ARTIRIM

( Bir nesneye yapılan ekleme )


- ZAMAN AŞIMI ile SÜRESİ GEÇMİŞ


- ZAMAN ZARFI ile/||/<> ADVERBE OF TIME[İng.] ile/||/<> ADVERBE DE TEMPS[Fr.] ile/||/<> ZEITADVERB[Alm.] ile/||/<> ZAMAN BELİRTECİ

( Derleme zaman zarfı Bir eylemin anlamını zaman kavramı ile sınırlandıran belirteç Sabahleyin gelmiş Şimdi gidecek Yarın gelsin Geceleyin rastlayınca şaşırmış vb )


- ZAMAN ZARFI ile/||/<> ZAMAN ZARFI

( Dün bugün yarın erken geç gibi zarflar Cümlede fiilin karşıladığı oluş ve kılışı zaman bakımından belirgin duruma getiren ve sınırlandıran zarf Benim eskiden hem mektep arkadaşım hem komşum bir Süleyman vardır Şimdi ne iş yapar pek bilmiyorum P Safa Biz insanlar s 74 Muhakkak ki Vedia bunu Orhan ın beceriksizce sualinden de hemen anlamıştı P Safa göst e s 229 Sonra sonra düşündüm de ancak anladım duygularımın bu sözlere uygun olduğunu T Buğra Dönemeçte s 84 Gitti garsonun biraz önce gelen gazeteleri bıraktığı masaya oturdu T Buğra göst e s 21 Handan onu ve az sonra beliren babasını da ancak Şerif valizini alırken farketti T Buğra göst e s 20 Bugün olamazlar ama yarın olurlar Yarın ne olacağını biliyor musun Her gün bir şey değişiyor Dün Pakize Hanım bu çarşaflarla on sene evvel kadınlar sokağa çıksaydı kıyamet kopardı diyordu A H Tanpınar Sahnenin Dışındakiler s 150 Kışın kardan testiler yapıyorsun iyi ama hiç onlar ısıya dayanır mı Mevlana Mesnevi III s 57 Yazın buzlu suyun nimeti ona dinî bir inşirah sunardı A Ş Hisar Çamlıcadaki Eniştemiz s 88 Sabahleyin bıçaklı bir adam uyuşturmaksızın etimi derinlerine kadar oydu sonra bir ay oyuğun içine fitil koyup çıkardılar F R Atay Gezerek Gördüklerim 50 Yaşım s 25 vb Azerbaycan Türkçesi zaman zärfi Türkmen Türkçesi haal vagt bildiryään haallar Gagauz Türkçesi zaman ishalin Özbek Türkçesi payt ravişi Uygur Türkçesi vaqit rävisi Tatar Türkçesi waqit raveşe waqit xäle Başkurt Türkçesi waqit xäle räwese zamannı hallıgı Krç Malk zamançı sözlew zamannı sözlewleri Nogay Türkçesi zaman nareçiyesî Kazak Türkçesi mezgilüstewi Kırgız Türkçesi mezgil taktooç Alt öyin körgüzer kubulbas Hakas Türkçesi tusnareçiyezî Tuva Türkçesi üyenin nareçiyezi Rusça nareçiye vremeni )


- ZAMAN-I RÂHİ | DÖRDÜNCÜ ZAMAN ile/||/<> DÖRDÜNCÜ ZAMAN

( Bugünü de kapsayan en yeni yerbilim dönemi jeoloji )


- ZAMAN/OĞUR/ÖYLEK ile/ve/||/<>/değil/yerine AN/KIPI

( Zamlanmış AN. İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE ÂN'ın ÂN'a geçtiği AN'daki AN! )

( "Anlamlı" bir yaşam sunar. İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Mutlu bir yaşam sunar. )

( Dirimlilik içinde. İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Sürekli dirimlilik ile. )

( [kökeni/etimolojisi] ZEMAN[Ar.]: Eskime, bir nesne üzerinde sürenin geçmesi. > ZAMAN: Süre, eskiye, geçmişe karışan süre. [Ar.] Somut bir anlamı varken, gerçek bir nesneyi yansıtırken soyutlaştı. İki nesne arasında, birinden ötekine giderken geçen süreye, eskiye karışan süreye zeman denirken sonraları vakt anlamında soyut bir varlığı yansıtır oldu. )

( ... İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Göktanrı dili.(N) )

( ... İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Bilginin kaynağı. (N) | [Özdek/Madde'nin kaynağı (H).] (HN) )

( ... İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Akıllı enerji. )

( ... İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Dişil ve eril enerji olarak ikili sistemi yansıtır. )

( [Sümer Türkçesi'nde]... İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Gök Tanrı. )

( ... İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Evrenin başlangıcının simgesi. )

( Zaman, AN'ların birbirini izlemesidir. )

( Zaman sonsuzdur, ama sınırlıdır; ebediyet ise şimdi'nin zerresindedir. )

( Zaman içindeki ebediyet sadece tekrarlanıştır. )

( Zaman, yalnızca, bilinçte varolur. )

( Zaman, bizi zamanın dışına götüremez. )

( Zamanın getirmiş olduğunu, yine zaman götürecektir. )

( Zaman, içindeki bir deneyimdir ama deneyimleyen zaman-ötesinde. )

( Zamansızlık içinde, "ebediyen" sözcüğünün bir anlamı yoktur. )

( Batmayan güneşi bulanlar için zaman diye bir şey yoktur. )

( Zamansız olan, zamanı bilir; zaman ise zamansız olanı bilmez. )

( Zaman-ötesi olana ancak zaman-ötesi olanla erişilebilir. )

( İnandığınızı yapın ve yaptığınıza inanın. Başka her şey enerji ve zaman savurganlığıdır. )

( Nasıl, okyanusun her bir damlası okyanusun tuzunu taşırsa, öylece her AN da ebediyetin lezzetini taşır. )

( Bir kez, Şimdi'de iyice yerleşirseniz, gideceğiniz başka yer olmaz. )

( Anımsanan ile yaşanan an arasında, bir an'dan bir an'a gözlemlenebilen bir temel fark vardır. Yaşanan an, zamanın hiçbir noktasında, anımsanan olamaz. İkisi arasında, sadece yoğunluk değil çeşit farklılığı vardır. Yaşanan an, hiçbir yanılgıya yer vermeyecek biçimde öyledir. )

( Yaşanan an gerçektir, halbuki anımsananda bir hayli kararsızlık ve belirsizlik vardır. )

( Yaşanan anı eşsiz kılan nedir? Apaçıktır ki, sizin mevcut olduğunuz duygusu. Bellekte ve beklentide, bunun gözlem altındaki bir zihinsel hal olduğu hakkında açık ve belirgin bir duygu vardır; yaşanan anda ise bu duygu en başta, bir hazır bulunuş ve farkında oluş duygusudur. )

( ÂN-I GAYRI MUNKASİM: BÖLÜNEMEYECEK OLAN AN! )

( Mutlak, zamandan öncedir. )

( Bellek ve beklenti olmadıkça zaman da yoktur. )

( El'in sermayesi. [Kendinin olmayan] ["Allah'a ait olan"] )

( Ne içindeyim zamanın
Ne de tümüyle dışında
Yekpâre, geniş bir ÂN'ın
Parçalanmaz akışında )

( Yüzünü toprağa indir dem-be-dem Dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem )

( Dem, bu demdir, dem, bu dem! Dem, bu demdir, dem, bu dem! )

( An, bu andır, an, bu an! An, bu andır, an, bu an! )

( BÎ HENGÂM[Fars.]: Vakitsiz. )

( CARPE DIEM: GÜNÜ/ÂNI/YAŞANANI YAŞA/YAKALA! [Lat.] [günlük yaşa değil!] )

( HAKUNA MATATA: AN'I YAŞA! [Kenya dilinde] )

( CHRONOS ile/ve/||/<>/değil/yerine CAIROS )

( Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.

Ahmet Hamdi TANPINAR )

( ZAMAN'ı...
Durdurmak istiyorsan... ÖPÜŞ!
Duyumsamak istiyorsan... YAZ!
Bırakmak istiyorsan... SOLUK AL!

ZAMAN'da...
Yolculuk yapmak istiyorsan... OKU!

ZAMAN'dan...
Kaçmak istiyorsan... MÜZİK DİNLE! )

( Zaman, herşeyin aynı anda olmasını engellemek için doğanın kullandığı araçtır. )

( Time is endless, though limited, eternity is in the split moment of the now.
Time exists in consciousness only.
Time is a succession of moments.
Time is an inner experience but the experiencer is timeless.
The absolute precedes time.
What time has brought about, time will take away.
The timeless can be reached only by the timeless.
Time cannot take us out of time.
Just as every drop of the ocean carries the taste of the ocean, so does every moment carry the taste of eternity.
The timeless knows the time, the time does not know the timeless.
Eternity in time is mere repetitiveness.
In the timeless the words 'for ever' have no meaning.
Without memory and expectation there can be no time.
Once you are well-established in the now, you have nowhere else to go.
Do what you believe in and believe in what you do. All else is a waste of energy and time.
Between the remembered and the actual there is a basic difference which can be observed from moment to moment. At no point of time is the actual the remembered. Between the two there is a difference in kind, not merely in intensity. The actual is unmistakably so.
The actual is real, while there is a good deal of uncertainty about the remembered.
What makes the actual unique? Obviously, it is your sense of being present. In memory and anticipation there is a clear feeling that it is a mental state under observation, while in the actual the feeling is primarily of being present and aware. )

( An olmadan, zaman olmaz; ancak, sonsuz zaman olmadan da ân'a ilişkin düşünüş olmaz. )

( ZAMAN ve/değil/yerine/||/<>/< AN

Kaygının neden oldukları, olabilecekleri ve ortadan kaldırılmasındaki araç ve çözümlerin merkezinde, zaman ve algı yönetimi bulunur.

Geleceğin olumsuzu olan ve "Ya ..." ile başlayan düşünce, söz ve kaygıların yanlışlığı ve yanıltıcılığını da ancak yoğunlaşılması gereken iki düşünce üzerinde/n aşabiliriz. Birincisi, en az %51 olmak üzere, ŞU AN'da ve BURADA bilincinin yanı sıra, ikinci olarak, %46-48 oranında da geleceğin belirgin ve olumlu bakışı olan "... İSTİYORUM." düşüncesi ve sözüyledir. Tabii, tortuları, bahaneleri, mazeretleri, yani "... da"/"... ama" sözlerinin tamamen devre dışı tutulmasıyla.

Geçmişin olumsuzu olan "Keşke ..." düşünce ve sözü, hiçbir zaman düşünülmeyeceği gibi, geçmiş ve değişmezliğini ancak geçmişin olumlu deneyimlerini, "İyi ki ..." düşünce ve sözüyle, isabet kaydedilmiş, olumlu durumlar, kayıtlar, süreç ve sonuçlarla dengeleyebiliriz.

"Belirsiz" olan geleceğin belirli kılınmasını da, "Değişmez" olan geçmişin tatminkârlığını da şu anda ve buradaki bilincimiz belirlemektedir. Yaşanmış ve "değişmez" olanların pişmanlığı ya da yaşanmamış ve "belirsiz" olan belirginliğini, ancak ve ancak şu anda ve buradaki %99'lara çıkarılabilecek düşünce, eylem ve tutumlarımızla, direncimizle[ihtiyârımızla] belirleyip, geri kalan sürecin de isteklerimizle/istencimizle[irâde] doldurulması, anlamsız ve değersiz kaygıların ortadan kalkması, daha verimli bir yaşam ve kendilik deneyiminin verimliliğiyle taçlanacaktır.

Kaygının ortadan kalkmasındaki en önemli yani öncelikli bilgi ve uygulama, pek alışık olmasak bile mutlaka sürekli anımsanması ve devrede tutulması gereken, bilinemeyecek olanların varolduğu ve bilinemeyecekleri yönündeki teslimiyet ve tevekkülümüzdür. Bu, ilk başta ve çoğumuz için pek geçerli ve olanaklı "görülmese" bile hep birlikte yaşıyor olduğumuz halde, her birimizin, "kendini öncelikli ve ayrıcalıklı görerek", "sürekli ve tek kazananın kendimiz olması gerektiği" "düşüncesi/zannı", tavrı ve tutumu kadar yanlış ve yanıltıcı, bir başka ötekileştirici ve birbirimizden uzak düşürücü büyüklükte bir tutum olamaz.

Bir başka kaygı verici ve büyük yanlışlardan biri de, hepimizin, kendi ve yakınları için, aynı anda, "en"leri istemesi, dilemesi ve dile getirmesidir. Herşeyin "en güzeli"ni, "en baştakini/tepedeki"ni, "en değerlisi"ni, "en başarılısı"nı, "en güçlüsü"nü, "en büyüğü"nü, sürekli diline dolamış bir birey ve toplum için de refah ve ferah söz konusu değildir ve hiçbir zaman da olmayacaktır.

Olan biten herşeyin uclarında ve uçurumlarında dolaşmanın, iddia sahibi olmanın, bir anlamının, bir değerinin olmayacağını, teknolojinin hızlı gelişimi ve konforun artmasındaki yanılgının taşıdığı, ne ve "ne kadar" yaşanılacak olursa olsun, her şeyi ve herkesi, sonuç odaklılıkla, süreci, bir şeyleri, başlamadan bitirmenin peşinde koşulduğu, yaşamın, tavında, kıvamında, hızlı gitmek yerine yavaş yaşamanın değeri bilinmediği, önceliği yaşanmadığı sürece daha da anlamsız bir kartopu-çığ ilişkisine döneceğini görememenin bedelleri, her ne kadar istenilmese de ne yazık ki, gerçek anlamda "kaygılanmamızı" gerektirecek çok büyük sorunların oluşacağına ve çığ altında kalarak, ezilerek yok olunacağına bir kanıttır.

"En büyük" ya da tek kaynağı "merak" olan, ancak sonuçların değer gördüğü niteliksiz "sorgulamaların" da ne içeriği, ne süreci, ne de sonucu, kişileri ve toplumları hiçbir nitelikli sonuca götürmeyeceği gibi, kendi, yakınları, vatanı, toprağı, bayrağı, sancağı, dili ve geleceği için "kaygılanılması" gereken bir durumu da ortaya sermektedir.

"Geleceği/ni merak eden/ler,
fallara değil mezarlıklara baksın!"


Bireysel ve toplumsal olarak "kaygılanmak" durumunda kalacağımız olumsuz durumları, zihnimizin üst köşelerinde, kenarda tutmak üzere, tekrar kaygının çözümlerine yönelik kişisel yönetim bilgilerimize geri dönelim...



Kaygı DEĞİL/YERİNE Saygı - B (bile değil) )

( [daha iyi olabilmek için zihnin yönlendirilmesi gereken] Olumsuz/sorunlu/yetersiz/hasta(lıklı) vb. durumlarda. İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Olumlu/mutlu/yeterli durumlarda. )

( [Odaklanılması gereken] Daha az. İLE/VE/||/<>/DEĞİL/YERİNE Daha çok. )

( )

( En mutsuz kişi, geçmiş ve/ya da geleceğe (fazla) odaklı olandır. )

(

ZAMAN

Bankada bir hesap sahibi olduğunu düşün, hesabına her sabah $ 86.400 para yatırılıyor, fakat bu paranın hepsini akşama kadar harcamak zorundasın, ertesi güne transfer edilemez. Paranı kullansan da kullanmasan da hesap her akşam sıfırlanıyor. Ne yaparsın? Tabi ki hepsini harcamaya çalışırsın. Hepimiz Zaman adlı bu bankanın müşterileriyiz. Her sabah 86.400 saniyeye sahip oluyoruz, her akşam gün boyunca kullanmadığımız saniyelerimiz kadar zarara girmiş oluyoruz, yarına transfer edilemez. Her sabah hesabımız dolar, her akşam boşalır. Geri dönüş yok, saniyelerini ŞU AN`ı yaşayarak harca, en iyisi bunlarla iyi bir yatırım yap. Sağlık, mutluluk ve başarı için! Zaman kaçıyor. Her gün işinin en iyisini yap.

Bir senenin değerini anlamak için,
sınıfta kalmış bir öğrenciye sor.

Bir ayın değerini anlamak için,
8 aylık bir bebek doğuran anneye sor.

Bir haftanın değerini anlamak için,
haftalık dergi çıkaran bir editöre sor.

Bir saatin değerini anlamak için,
kavuşmayı bekleyen sevgililere sor.

Bir dakikanın değerini anlamak için,
trenini kaçıran yolcuya sor.

Bir saniyenin değerini anlamak için bir kazayı önleyemeyen sürücüye sor.

Bir saniyenin yüzde birinin değerini anlamak için olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan koşucuya sor.

Her anını değerlendir, her dakikanı çok özel biriyle paylaş.
Zamanında ortak edebileceğin kadar özel biri. Unutma zaman hiç kimse için durmaz.

Geçmiş zaman Tarih,
Gelecek zaman Gizemli,
ŞU AN ise
sana verilen gerçek bir armağandır.

------------------------------

1000 yılın değerini anlamak için sene değerini iki hane olarak programlamış olan bir programcıya sorun.


100 yılın değerini anlamak için El değiştirmeye (Handover) tanık olmuş bir Hong Kong vatandaşına sorun.


70 yılın değerini anlamak için ölmekte olan bir insana sorun.
40 yılın değerini anlamak için çölde dolaşmış (traveled in the wilderness) bir Yahudi'ye sorun.
7 yılın değerini anlamak için 7 yıllık iznini (sabbatical leave) alamamış bir profesöre sorun.


5 yılın değerini anlamak için bir daha seçilememiş bir milletvekiline sorun.


Bir milisaniyenin değerini anlamak için şehri karanlığa gömen bir elektrik (power) mühendisine sorun.


Bir mikrosaniyenin değerini anlamak için pentium makine almış olan birine sorun.


Bir nanosaniyenin değerini anlamak için yeni terfi etmiş bir dijital devreler tasarımcısına sorun.


Bir pikosaniyenin değerini anlamak için birçok patentin sahibi olan analog devreler tasarımcısına sorun.


Bir femtosaniyenin değerini anlamak için Nobel Ödülü kazanmış fizikçiye sorun.

)