FELSEFE [PHILOSOPHY]

- SAHİP OLMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< LÂYIK OLMAK

- SAHİP OLMAK ile/ve/fakat/||/<>/< SAHİP OLDUĞUMUZLA VE/YA DA SAHİP OLMAKLA PERDELENMEMEK

- SAHİP OLMAK ile/değil/yerine ŞAHİT OLMAK

- ŞAHIS ile/ve/||/<>/> TEŞAHHUS

( Kimse, kişi. | Bir insanın görünen biçimi. İLE/VE/||/<>/> Şahıs biçimine girme, cisimlenme. | Kendini belirli etme, ayrılarak belirme, ortaya çıkma. )

- ŞAHİT ile/değil ŞAYET

- SAHNE ÇALMAK ile/değil ÖNEMİNE BİNAEN

- SAHNE TOZU YUTMAK ile/ve/||/<> MÜREKKEP YALAMAK

- SAHNE ile/değil/yerine ESAS

- SAHTE BİLİM ile/değil/yerine/>< BİLİM

- KENDİLİK:
SAHTE
ile/değil/yerine/>< GERÇEK


- SAHTE ile/değil SANKİ

- SAHTE ile/ve/<> "YARIM"

- SÂİBE[Ar.] ile SÂİBE[Ar. < SEVÂB] ile ŞAİBE[Ar. < ŞEVB | çoğ. ŞEVÂİB]

( Başıboş bırakılmış hayvan, dişil deve. İLE Saib'in dişili/müennesi. İLE Leke, kusur, ayıp; noksan, nakîsa. | Art düşünce. | Hile. | Kir, leke | Kötü eser, iz. )

- SAİKA[Ar.] değil/yerine/= YILDIRIM | NEDEN

- SAİKLER/LE" değil SAİK[Ar. < SEVK] (İLE)

( "Saik", sevk sözcüğünün çoğulu olduğundan, çoğul olana bir "-ler" eki daha olmaz/kullanılamaz. )

- ŞAİR ile/ve/||/<> DELİ ile/ve/||/<> MECNÛN

- ŞAİR[Ar.] değil/yerine/= OZAN

( Şiir söyleyen ya da yazan kişi. | Hayal gücü geniş olan, duyarlı, duygulu kişi. )
( )

- ŞAİR ve/||/<> SARAYBOSNA'LI ŞAİR

( )

- ŞAİR[Ar.] ile/ve/||/<>/> ŞARİH[Ar.]

( Ozan. İLE/VE/||/<>/> Açıklayan, şerh eden. Bir yapıtı açıklamak üzere başka bir betik yazan kişi. )

- ŞAKA GİBİ ile/ve/=/||/<>/< GİBİ GİBİ


- ŞAKÎ ile/değil/yerine/>< SAÎD

(
Başlık ŞAKÎ (شَقِيّ) SAÎD (سَعِيد)
Köken Ş–ق–ي / Ş–ق–و kökünden gelir. “Yarılmak, sıkıntı çekmek, bedbaht olmak” anlamındadır. س–ع–د kökünden gelir. “Mutluluk, baht açıklığı, iyi hâl” anlamındadır.
Temel Anlam Bedbaht, mutsuz, azaba uğrayan kişi. Mutlu, bahtiyar, kurtuluşa ermiş kişi.
Zıtlık İlişkisi Şakî >< Saîd karşıt anlamlıdır (bedbaht >< bahtiyar).
Kur’ân’daki Kullanımı “Şakî” olanlar, cehennemlik olarak tanımlanır. (Hud 11/105 - 107) “Saîd” olanlar, cennetlik olarak tanımlanır. (Hud 11/108)
Kader, İhtiyâr ve İrâde Bağlamı
  • Cebriyye’ye göre: önceden belirlenmiş bedbahtlık.
  • Mu‘tezile’ye göre: kişinin kendi fiiliyle kazandığı bedbahtlık.
  • Ehl-i Sünnet’e göre: Allah’ın ezelî ilminde bilinir; insan fiilinden sorumludur.
  • Cebriyye’ye göre: önceden belirlenmiş saadet.
  • Mu‘tezile’ye göre: kişinin iyi fiiliyle kazandığı saadet.
  • Ehl-i Sünnet’e göre: ilâhî bilginin konusu, irâdî fiilin sonucu.
Ahlâkî ve Ruhsal Yön
  • Kalp karanlığı ve gaflet.
  • Nefse uymak, hidâyeti reddetmek.
  • Azap, sıkıntı ve uzaklık hâli.
  • Kalp aydınlığı ve huzur.
  • İman, ihlâs ve salih amel.
  • Rahmet, sekinet ve yakınlık hâli.
Mekke Dönemi Müşrik ve inkârcı kesimler için kullanılmıştır. İlk mümin topluluk için kullanılmıştır.
Medine Dönemi Münâfıklar ve ikiyüzlüler için kullanılmıştır. Samimi mümin topluluğu için kullanılmıştır.
Raşid Halifeler Dönemi Adâletsiz, zulmeden kişiler için kullanılmıştır. Adâletli, takvâ sahibi yöneticiler için kullanılmıştır.
Tasavvufî Yorum Kalbin perdelenmesi, nefsin hâkimiyeti ve içsel sıkıntı hâlidir. Kalbin nurlanması, nefsin arınması ve ilâhî huzur hâlidir.
Sonuç İtibarı ile ... Şakâvet - Bedbahtlık, sapma ve azap durumudur. İman, ihtiyâr, irâde ve amel yönüyle kaybedilmiş bir dengedir. Saʿâdet - Hidayet, huzur ve kurtuluş durumudur. İman, niyet ve eylem bütünlüğünün sonucudur.
)

- SÂKİ[Ar.] ile SANKİ[Tr. SAN + Fars. Kİ]

- ŞAKIMAK ile "ŞAKIMAK"

( Ötücü kuşlar ezgili ses çıkarmak, ötmek, şakramak, terennüm etmek. İLE Çok konuşmak, çenesi düşmek. | Şarkıları/şiirleri hoş söylemek ya da okumak. )

- SAKİN OLMAK ile/ve/||/<> SESSİZ OLMAK ile/ve/||/<> KENDİN OLMAK

( Huzur arıyorsak. İLE/VE/||/<> Bilgelik arıyorsak. İLE/VE/||/<> Aşk arıyorsak. )

- SAKINCA/BEYİS GÖR(ME)MEK ile/ve/||/<> İMTİNA ETME(ME)K

- SAKİNLEŞME:
AKILDA
ve/||/<> GÖNÜLDE

( Bilgi ile. VE/||/<> Sevgi ile. )
( Elinde getiren, karnında götürür; aklında getiren, gönlünde götürür. )

- SAKİNLİK:
MANTIKSIZLIĞI ANLAMA
ile/ve/||/<> FARKINDALIĞI ARTIRMAK

- SAKİNLİYİM" değil SAKİNLEŞEYİM

- SAKLA BENİ, VARKEN; BULUNAYIM SANA, YOKKEN ile/ve SAKLA SAMANI, GELİR ZAMANI

- SAKLAMAK ile ÖRTMEK


- SAKLAMAK ile/ve/||/<>/> SAYIKLAMAK

( Aşkı/nı. İLE/VE/||/<> Adı/nı. )

- SAKLAMA(MA)K ile/ve/<> ESİRGEME(ME)K

- SALÂBET[Ar. < SULB] değil/yerine/= KATILIK/SAĞLAMLIK

( Peklik, katılık, sağlamlık. | Manevi kuvvet, dayanma. )

- SALÂHİYET ve/||/<> EHLİYET ve/||/<> KUDRET

- SALÂHİYET/SELÂHİYET[Ar.] ile/ve/||/<>/> SELÂMET[Ar.]

( Yetki sâhibi, yetkili. İLE/VE/||/<>/> Esenlik. | Her türlü korku, tasa ve tehlikeden uzak, güvende olma durumu, kurtuluş. | Anlatıma temel olan düşüncenin her bakımdan doğru ve sağlam olması. )

- SALDIRI SAÇMA(LIK)LARI/SAFSATALARI:
KARALAMA
ile/ve/||/<> NİTELİKSEL ile/ve/||/<> "SEN / SEN DE ..." ile/ve/||/<> DOLDURUŞA GETİRME

- SALDIRI ile/değil/>< HAKKINI SAVUNMAK

( Etkin olmaya alışık olmayana, hakkını savunmak, "saldırı" gibi gelebilir. )

- SALDIRI ile/değil/yerine/||/<> SORU

- [NE YAZIK Kİ]
SALDIRI
ile/ve/değil/yerine TEPKİ

- SALDIRMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SATAŞMAK


- SALI ve CUMA

( İstinsah yapılan gün. VE ... )

- SALİK ile/değil SAİK

- SALLAMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SARSMAK

- SALLANTI ile ÇALKANTI

- SALLANTI ile SARSINTI

- SALMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/> SAÇMAK

- SALT SOYUTLAMA ile/ve/> HİÇÇİLİK(NİHİLİZM)

- SALT ile SALTIK

( Yalnız, tek, sırf. | İçinde yabancı bir öğe bulunmayan. | İçinde, kendine yabancı hiçbir şey karışmamış, arı. İLE Kendi başına var olan, hiçbir şeye bağlı olmayan, bağımsız, koşulsuz. | Koşulsuz, bağımsız, göreli olmayan ve kendi başına, tam sayılan bir olgunun niteliği. )

- SALT = SIRF, SAF, MAHZ = PURE[İng.] = PUR[Fr.] = REIN[Alm.] = PURUS[Lat.] = PURO[İsp.]

- SALTIK GÖRÜNÜŞLER ile/değil GÖRÜNÜŞLERİN SALTIK İLKESİ


- SALTIK İSTENÇ ile/ve/||/<> BEN

- SALTIK/MUTLAK:
SONSUZ
ile/ve/||/<> TÜKETİLEMEZ OLAN

- SALTIK TİN:
SANAT
ile/ve/||/<> DİN ile/ve/||/<> FELSEFE

- SALTIK = MUTLAK = ABSOLUTE[İng.] = ABSOLU[Fr.] = ABSOLUT[Alm.] = ABSOLUTUS[Lat.] = ABSOLUTO/TA[İsp.]

- SALTIK/LIK ile/ve/||/<>/< ETKİLENMEYİŞ

- SAMAN ALTINDAN SU YÜRÜTMEK ile/ve/||/<> KARDA YÜRÜYÜP İZİNİ GÖSTERMEMEK

- SAMAN ile ŞAMAN

- SAMANA ile SAMANYA

( Huzur içinde yaşayan Brahmin. | Rahip. İLE Tümellik. )

- SAMANLIK ile/ve/||/<>/> SEYRÂN

( İki kişi(/zihin/"gönül") [sevdâ] bir araya gelirse samanlık bile seyrân "olur[< olabilir]". )

- SAMED/[İng. SUBSTANCE] ile ...

( PEK YÜKSEK, ULU, DÂİM, EZELÎ, EBEDÎ | KİMSEYE VE HİÇBİR ŞEYE GEREKSİNİMİ OLMAYAN ALLAH | KENDİNDE, KENDİNDEN ÖNCE OLANA PRİM VERMEMEK ( O bir şeyden çıkmamıştır, ondan da bir şey çıkmaz. )

- SAMET ve/<> SOMUT

( Dolu. VE/<> Dolu. )

- ŞÂMİL[< ŞEML < ŞÜMÛL] ile/ve/<> KÂMİL[< KEMÂL]

( Topluma. İLE/VE/<> Kişiye/sana! )
( Genele. İLE/VE/<> Özele. )
( İçine alan, kaplayan, çevreleyen. İLE/VE/<> Tam, eksiksiz, bütün. | Olgun. | Bilgin, âlim. )

- SAMİMİYET ile AÇIKLIK ile SAYDAMLIK/ŞEFFAFLIK

( Açıklığı ve iyilikseverliği sayesinde hem çevresine, hem de sonuç olarak kendine yararlı olan biri simgelenir. )

- SAMİMİYET ve/||/<>/< ADANMIŞLIK

- SAMİMİYET[Ar.] ile/ve/||/<>/> CÂZİBE[Ar.]

- SAMİMİYET ile/ve/<> DOĞALLIK

- SAMİMİYET ve/||/<> SAMİMİ NİYET

- SAMİMİYET ile/ve/||/<>/> YALINLIK

- SAMİMİYETİN BELİRTİSİ ve/||/<> DÜRÜSTLÜĞÜN İFADESİ

( Gözler. VE/||/<> Sözler. )

- ŞAMPOLYON

( 1822 yılında, hiyeroglifleri başarılı bir biçimde çözen kişi. [1790-1832] )

- SAMSARA ile ...

( Görecelilik, geçicilik ve yanılsama âlemi. Doğum ile ölüm dünyası/döngüsü. Nirvana'nın sonsuzluk ve sükûtu ile kıyaslanır. )

- SAMYAMA ile/ve SAMADHI ile/ve SAMYOGA

( Süper kontrol. İLE/VE Süper odaklanma. İLE/VE Süper birleşme. )

- SANA GÖRE ile BANA GÖRE

- SANA YAPILAN "KÖTÜLÜK" ile/değil/yerine/ne yazık ki/>< SENİN YAPTIĞIN KÖTÜLÜK/YANLIŞ/HATA

( Unut/abil! İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Unutma! )

- SANAL GERÇEKLİK'TE:
NESNE'NİN YİTİRİLMESİ
ile/ve ÖZNE'NİN YİTİRİLMESİ

- SANAL ile/ve KURGU/SAL

- SANAL ile SOYUT

- SANAT:
BİÇİM
ile/ve/değil/||/<>/< BİÇİMİN İLKESİ/YASASI

- SANAT değil SANATÇI ve/<> TARİH değil TARİHÇİ

( Sanat diye bir şey yoktur, sadece sanatçı/lar vardır. VE/<> Gerçekleri incelemeye başlamadan önce tarihçiyi inceleyin! )

- SANAT:
İÇTEN DIŞA
ile/ve/değil/||/<>/< DIŞTAN İÇE


- SANAT NESNESİNE BİÇİM VERME ile/ve/||/<> KİŞİNİN, KENDİNE BİÇİM VERMESİ

- SANAT:
UYUM
ve/||/<> ORGANİK ve/||/<> BİRLİK

( Sanat, uyumlu, organik birliğin yeniden ele geçirilmesinin aracıdır. )

- SANAT YAPITINDA:
DUYUSAL/LIK
ve/||/<> TİNSEL/LİK

( Tinselleşir. VE/||/<> Duyusallaşır. )

- SANAT YAPITININ:
AYDINLATILMASI
ile/ve/<> AYDINLATMASI

( Sanat yapıtının nesnesini dışarıdan aydınlatırız ve fakat o da bizi içeriden aydınlatır. )

- SANAT ve/||/<>/>/< BİREY OLMAK

- SANAT ile/ve/değil DİNSEL DIŞLAŞIM

- SANAT ile/ve/||/<> FARKLILIK

- SANAT ve/||/<> FELSEFE

( Hayranlık. VE/||/<> Hayret. )
( Doyumsuzluk sunar. VE/||/<> Doyum sunar. )
( Keşf. VE/||/<> Kurma. )
( Sanat olmasaydı, felsefe, edimselliğini yitirirdi. )
( İmge, kavramdan önce. VE/||/<> Kavram, imgeden önce. )

- SANAT ve/||/<>/> (< FELSEFE <) ve/||/<>/> KAVRAM ve ÖTESİ

- SANAT ile/ve/||/<>/>/< HAKİKAT


- SANAT ile/ve/||/<> İNCELİK/RİKKAT[Ar.]

- SANAT ve/||/<>/< OYUN

- SANAT ve/||/<> SEVGİ ve/||/<> FELSEFE

( Kişileri sevmekten daha sanatsal ve bilgece bir şey yoktur. )

- SANAT ile/ve/||/<>/> ÜRETKEN SEZGİ GÜCÜ ile/ve/||/<>/> ESTETİK SEZGİ

- SANATÇI ile/ve/||/<> BİLGE/ÂRİF

( Dönüştürücü. İLE/VE/||/<> Geliştirici/ilerletici. )

- SANATÇIYIM DİYEBİLMEK İÇİN:
USTANI GEÇECEKSİN
ve/||/<>/> SENİ GEÇECEK BİR ÖĞRENCİ YETİŞTİRECEKSİN

- SANATIN:
DİLİ
ile/ve/değil/<>/< ARACI

- SANATIN GÜZELLİĞİ ile/ve/||/<> DOĞANIN GÜZELLİĞİ

( Hegel'de. İLE/VE/||/<> Kant'ta. )

- SANATSAL DUYARLILIK İÇİN SANAT(IN):
EYLEMİ
ve/ya da İLGİSİ

- SANATTA:
FARK
ile/ve/değil/yerine/||/>/<>/>< BENZERLİK


- SANATTA KALMAK ile/değil/yerine SANATLA KALMAK

- SANATTA:
[ne] BENZEŞME
ne de FARKLILIK

- SANAT/TA/Kİ:
SAÇMA
ile/ve/||/<> SAÇMA/LIK

- ŞİİR:
SANATTA
ile/ve FELSEFEDE

( En üstte. İLE/VE En altta. )

- SANAT(TA TAKLİT):
DOĞRU OLMAYANDA
ile/ve/değil/yerine/||/<>/>< DOĞRU OLANDA

( Sanat, doğru olmayanı da taklit edebilir, doğru olanı da.
Doğru olmayanı taklit ederse aldatıcı olabilir. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>< Doğru olanı taklit ederse doğruluğunu daha çok güçlendirir. )
( Sanat, doğru ya da güzel olmayanı, doğru ve güzel olarak gösterebilir. )

- SANAYİ KAPİTALİZMİ ile/ve/||/<>/> ANAMAL/SERMAYE KAPİTALİZMİ ile/ve/||/<>/> MODERN KAPİTALİZM ile/ve/||/<>/> ÖZEL MÜLKİYET BİÇİMİ

(
Sanayi Kapitalizmi
18. yy sonu – 19. yy sonu
Üretimin fabrikalarda makine gücüyle örgütlendiği, ücretli emeğin dizge biçimde kullanıldığı kapitalizm aşaması. İngiltere'de Sanayi Devrimi ile doğmuş, Kıta Avrupası ve ABD'ye yayılmıştır. Temel dinamik: sermaye sahibi ile mülksüz işçi arasındaki asimetrik ilişki.
Anahtar: fabrika, ücretli emek, artı-değer, üretim araçları
Sermaye Kapitalizmi
1880 – 1945
Üretken sermayenin değil, para sermayesinin ve finansın egemen olduğu aşama. Bankacılık, faiz, hisse senedi ve kredi mekanizmaları ön plana çıkar; sanayi kapitalizminin içinden dönüşerek çıkar. "Finans kapitalizmi" olarak da adlandırılır.
Anahtar: banka kredisi, faiz, menkul kıymet, spekülatif sermaye
Modern Kapitalizm
1945 – günümüz
Çokuluslu şirketler, küresel finans piyasaları, refah devleti ve tüketim kültürünü kapsayan geç dönem kapitalizmi. Hem sanayi hem sermaye boyutlarını içerir; platform ekonomileri, patent ve veri de birer sermaye biçimi haline gelmiştir.
Anahtar: küreselleşme, neoliberalizm, dijital platform, bilgi ekonomisi
Özel Mülkiyet Biçimi
Tüm dönemler — kurucu zemin
Kavramsal olarak bir kapitalizm türü değil kapitalizmin kurucu koşuludur: üretim araçlarının (toprak, fabrika, makine, sermaye) özel ellerde bulunması. Öteki üç kavramın ortak zeminidir; mülkiyet biçimi değişirse kapitalizmin tanımı da değişir.
Anahtar: mülkiyet hakkı, mülksüzleştirme, tahsis, yasal güvence
Kavramsal Sıradüzen
Zemin – Aşama ilişkisi
ÖZEL MÜLKİYET BİÇİMİ — kapitalizmin kurucu zemini
>
SANAYİ KAPİTALİZMİ
XVIII. – XIX. yy. | fabrika, makine, ücretli emek | Marx'ın temel çözümleme nesnesi
>
ANAMAL/SERMAYE KAPİTALİZMİ
IX. yy. sonu – XX. yy. | finans, kredi, faiz | sanayi kapitalizminin dönüşümü
>
MODERN KAPİTALİZM
1945 – günümüz | küresel, dijital, çok katmanlı | ikisini de kapsar ve aşar
Karşılaştırmalı FaRkLaR
Boyut Özel Mülkiyet Biçimi Sanayi Kapitalizmi Anamal/Sermaye Kapitalizmi Modern Kapitalizm
Kavramsal durum/konum Kurucu zemin / koşul Tarihsel aşama Tarihsel aşama Tarihsel aşama
Dönem Tüm dönemler 1760 – 1900 1880 – 1945 1945 – günümüz
Odak Mülkiyet hakkı, tahsis Üretim, fabrika Finans, para, kredi Küresel dizge, platform
Egemenler Fabrikatör / burjuva Banker, borsa Çok uluslu şirket, büyük teknoloji
Emek biçimi Ücretli fabrika işçisi Ücretli + yatırımcı Esnek, güvencesiz, uzaktan
Temel çelişki Sahip — mülksüz Burjuva — proleter Borç veren — borçlu Küresel anamal/sermaye — yerel emek
Anamal/sermaye biçimi Mülk, arazi Makine, fabrika Para, tahvil, hisse Veri, patent, marka, algoritma
Devletle ilişki Mülkiyeti tanır / korur Laissez-faire Düzenleyici müdahale başlar Refah devleti <> neoliberalizm
Anahtar kavramlar mülkiyet hakkıtahsis artı-değersömürü faizkredispekülasyon yaratıcı yıkımr > g
04 — Kuramcılar
Sanayi kap. | Özel mülkiyet | Eleştiri
Karl Marx
1818 – 1883
Sanayi kapitalizmi ve özel mülkiyet biçiminin en kapsamlı eleştirmeni. İşçinin emeği ile aldığı ücret arasındaki fark olan artı-değerin anamal/sermaye birikiminin kaynağı olduğunu gösterdi. Sınıf çatışmasını tarihin itici gücü olarak tanımladı. Özel mülkiyetin ilgası olmadan sömürünün bitmeyeceğini savundu.
artı-değer sınıf çatışması yabancılaşma tarihsel nesnecilik
Das Kapital, Cilt I (1867)
Komünist Manifesto — F. Engels ile (1848)
Ekonomi ve Felsefe El Yazmaları (1844, yayım: 1932)
Kapitalizmin kültürel kökenleri | Kurumsal yapı
Max Weber
1864 – 1920
Kapitalizmin yalnızca ekonomik değil, zihinsel bir düzen olduğunu gösterdi. Protestan ahlakından beslenen rasyonelleşme, disiplin ve çağrı (Beruf) kavramları kapitalizmin temelini oluşturur. Marx'ın altyapı belirlenimciliğine karşı çıkarak kültür ve kurumların bağımsız ağırlığını savundu.
rasyonelleşme Protestan etiği bürokrasi meşrûiyet türleri
Protestan Ahlâkı ve Kapitalizmin Yapısı (1905)
Ekonomi ve Toplum (1922, ölüm sonrası)
Siyaset Meslek Olarak (1919)
Anamal/sermaye kapitalizmi > Modern kapitalizm geçişi | Girişimci
Joseph Schumpeter
1883 – 1950
Yaratıcı yıkım: girişimci, eski üretim yapılarını sürekli yıkarak yeni değer oluşturur; bu devinimin kapitalizmin özüdür. Ancak Schumpeter, kapitalizmin kendi başarısıyla çökeceğini de öngören nadir adlardan biridir: bürokrasi ve entelektüel eleştiri girişimciliği aşındıracaktır.
yaratıcı yıkım girişimci inovasyon konjonktür döngüsü
Ekonomik Kalkınma Kuramı (1911)
Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi (1942)
İş Döngüleri (1939)
05 — Modern Kapitalizmin Öne Çıkan Adları
Milton Friedman
1912 – 2006 | Chicago Okulu | Nobel 1976
Neoliberal dönüşümün kuramsal mimarı. Serbest piyasa, parasal disiplin ve devlet müdahalesinin küçültülmesini savundu. Thatcher ve Reagan dönemlerini doğrudan etkiledi. "Şirketin tek sorumluluğu kâr etmektir" tezi tartışmayı biçimlendirdi.
Neoliberalizm | Monetarizm
Friedrich A. Hayek
1899 – 1992 | Avusturya–Chicago | Nobel 1974
Merkezi planlamaya karşı piyasa bilgisinin üstünlüğünü savundu. Fiyat mekanizmasının dağınık bilgiyi koordine ettiğini gösterdi. Kölelik Yolu (1944) kitabıyla sosyalizme karşı liberal eleştirinin mihenk taşını koydu.
Piyasa bilgisi | Spontane düzen
Peter Drucker
1909 – 2005 | Yönetim kuramı
Modern şirket yönetiminin ve "bilgi işçisi" kavramının mimarı. Kapitalizmin organizasyonel boyutunu kuramsallaştırdı. Büyük şirketlerin toplumsal kurumlar haline geldiğini, yönetimi bir meslek ve sanat olarak tanımladı.
Bilgi işçisi | Yönetim bilimi
Thomas Piketty
1971 – Paris Okulu | Eleştiri cephesi
Anamal/sermaye/gelir eşitsizliğini ampirik olarak belgeleyen 21. yüzyılın en çok okunan kapitalizm analistlerinden biri. r > g formülüyle sermaye getirisinin büyüme hızını aştığını ve eşitsizliğin yapısal olduğunu gösterdi.
Anamal/sermaye eşitsizliği | r > g
)

- SANAYİ ÖNCESİ ile SANAYİ SONRASI

- SANAYİ/Cİ ile KAPİTALİZM/KAPİTALİST

- SANDIĞIMIZ ile SANDIĞIMIZ

( Seçim sandığımız. İLE Zan/zannettiğimiz. )

- SANÎ'[Ar. < SUN] ile SÂNÎ[Ar. < SENY] ile SÂNİ'[Ar. < SUN] ile SÂNİH/A[Ar. < SÜNÛH]

( Görülen iş. İLE İkinci. İLE Yapan/yapıcı, işleyen. | Yaradan, sanat yapıtı olarak meydana getiren. | Allah. | [tüzel] İstisna akdinin borçlusu. İLE Zihin ve düşüncede oluşan, zihne/düşünceye doğan. )

- SANI/ZAN/ZEHAB[Ar.] ile/ve/değil/yerine/||/<> KANI/KANAAT(> "KANIMCA")

( Sahibi olunan düşüncenin/yorumun üzerine yargıda bulunum ve bu sürecin ilk durumu/sonucu. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Bir durum/olgu üzerine düşünce/yorum sahibi olmak. )
( Gerçeği bulmak istiyorsak, kanılarımıza asılmamalıyız. )
( To find truth, we must not cling to our convictions. )

- SANI = OPINION[İng., Fr.] = MEINUNG[Alm.] = OPINIO[Lat.]

- SANI ile SANRI

( Önce, olduğunuzu sandığınız kişi olmadığınızı anlayın. )
( En küçük bir kuşku olmaksızın, kendinizi sandığınız şey olmadığınızı bilin! )
( Understand first that you are not the person you believe yourself to be.
Beyond the least shadow of doubt, that you are not what you believe yourself to be. )

- SANİHA[Ar.] değil/yerine/= DOĞAÇLIK/DOĞUNÇLUK

- SANIRIM ... OLABİLİR değil SANIRIM ... ya da ... OLABİLİR

- SANIRIM ile/ve/||/<> ANLADIĞIM KADARIYLA

- SANIRSAM değil SANIRIM/SANIYORUM

( Anlatımda, bir koşulun[eğer/ise] tekrar ya da ikinci kez koşulu olmaz! Zannetmek ya da sanmak, bir koşuldur.

Zannetmek, bir şeyin, sözü geçtiği biçimde olduğunu/olacağını ya da olmadığını/olmayacağını, %51 - 99 oranında "kabul" ya da "iddia" etmenin ikinci kez ve başka bir olasılığı, belirsizliği barındırması ya da "tanımlaması" olanaksız ve anlamsızdır. )

- SANİYE ile/ve/||/<> TOZ

- SANIYORUM ile/ve/||/<> SAYIYORUM

- SANKİ GALİBA YANİ" değil SANKİ ya da GALİBA ya da YANİ


- SANKİ ile/değil/yerine SANIRIM

- SANLIUN ile/ve SANRON

( Çin Buda'cı okulu. İLE/VE Japon Buda'cı okulu. )

- SANMA! ile/ve/||/<>/> ANMA! ile/ve/||/<>/> YANMA!

( )

- SANMAK ile/değil/yerine/>< "SAYMAK"

- ŞANS (VERMEK) ile/ve/değil/||/<>/< KOZ (VERMEK)

- SANSASYON[Fr./İng.] ile SPEKÜLÂSYON[Fr./İng.]

( Dalgalanma. | Birçok kişiyi ilgilendiren, etkileyen, heyecan verici olay. İLE Vurgunculuk. | Saptırma. | Kurgu. )

- ... "ŞANSI" YOK değil ... OLASILIĞI/OLANAĞI YOK

- SANSUALİZM[Fr.]/SENSÜALİZM[İng.] değil/yerine/= DUYUMCULUK

- SANSÜALİZM[İng. < SENSUALISM] değil/yerine/= DUYUMCULUK

- SANSÜR[Fr. < CENSURE] ile/ve/||/<> KAMUFLAJ[Fr. < CAMOUFLAGE]

( Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin hükûmetçe önceden denetlenmesi işi, sıkı denetim. | Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin yayınının ve gösterilmesinin izne bağlı olması, sıkı denetim. İLE/VE/||/<> Gizleme. )

- SANSÜRLEME ile/değil/yerine DÜZENLEME

- SAPITMA ile/değil/||/< SAPTIRMA ile/değil/||/< SAPMA

- SAPLAMAK ile/değil SAPTAMAK

( Hızla batırmak. İLE/DEĞİL Bir şeyi belirgin kılma, tespit. | Yıkanmış gümüş bromürlü tabakanın, gümüş bromür kalıntılarını eritmek için filmin kimyasal bir eriyikten geçirilmesi. )

- SAPLANTI" ile/değil FELSEFE

- SAPLANTI = FİKR-İ SABİT = FIXED IDEA[İng.] = IDÉE FIXE[Fr.] = FIXE IDEE[Alm.] = FIXUS[Lat.]

- SAPLANTI ile/değil/yerine İSTİKRAR

- SAPLANTI" ile/değil/yerine/>< SORGULAMAK

- SAPMA ile/değil BAŞKALDIRI

- SAPMA ile/ve/||/<> İSTİSNA

- SAPMA ile/değil KAYMA


- SAPMA ile/ve/||/<> YAŞAMDA KALMA SAPMASI

( II. Dünya Savaşı sırasında, müttefikler, Naziler tarafından vurulan uçaklardaki kurşun deliklerini haritaladı ve düşman topçularının ağır hasar verdiği alanları güçlendirmeye çalıştı.

Hedefleri, uçağın daha fazla kırmızı noktalı (ya da daha fazla merminin isabet ettiği) alanları yeniden inşâ etmek ve güçlendirmekti.

Kuramsal olarak, bu mantıklı bir çıkarımdı. Sonuç itibariyle bunlar en çok etkilenen bölgelerdi.

Ama bir matematikçi olan Abraham Wald, farklı bir sonuca vardı: Kırmızı noktalar, sadece eve dönebilen uçaklara verilen hasarı temsil ediyordu.

Gerçekten güçlendirilmesi gereken alanlar, mermilerin isabet etmediği yerlerdi. Çünkü bunlar, uçak vurulduğunda yaşamda kalamayacağı yerlerdi.

Buna, "yaşamda kalma sapması" denir.

Yalnızca yaşamda kalan örneklere odaklanmamızdan kaynaklı bir hatadır. )
( image )

- SINIR:
SAPTANABİLİR
ile/ve/||/<>/> HESAPLANABİLİR

- SAPTIRMA ile/değil/yerine SAPTAMA

- ŞARAP ile/ve/değil/> SERAP

- SARHOŞLUK ile ZAFER SARHOŞLUĞU

( ... İLE En kötü sarhoşluk. )

- SARIGÜZEL CADDESİ değil/< SARIGÖREZ CADDESİ

- SARILMAK ile SARINMAK

( Sarma eyleminin yapılması. | Bir şeyin üzerine, bir ya da birkaç kez dolanmak. | Kollarını dolamak, kucaklamak. | Tüm gücü ile ele almak. | Büyük bir istekle kendini vermek, benimsemek. | Hemen yapmaya koyulmak, girişmek. İLE Kendi üstüne sarmak. )

- SARIMSAK ve NAR (GİBİ) ve/+/||/<>/> LAHANA ve MARUL ve SOĞAN (GİBİ)

( [İnsanın/kişinin] Bilinmesi gerekenleri. VE/+/||/<>/> Tanınması gerekenleri. )

- ŞARKİYAT/ORYANTALİZM değil/yerine/= DOĞU BİLİ/Mİ

- ŞARLATAN ile/değil/yerine/>< BİLGİN

( Aldatır. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Aydınlatır. )

- ŞARLATAN değil/yerine/>< FİLOZOF

( Filozofların aydınlatmadığı bir toplumu, şarlatanlar aldatır. )

- SARMAL ile/değil DÖNGÜSEL

- SARMALAMAK ile/ve/||/<> ÇEVRELEMEK

- SARRÂF ile/ve/değil/yerine/||/<> SAHHÂF

- SARSILMAZLIK = İTMİNAN-I NEFS = ATARAXIA[İng.] = ATARAXIE[Fr., Alm.] = ATARAKSIA[Yun.]

- ŞART ile FARZ

- ŞART değil KOLAY!

- ŞART ile/ve/||/<>/> SIHHA ŞART

- ŞAŞAR ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< AŞAR

( Torun. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>/< Dede. )
( İstenç[irâde]. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>/< Direnç[ihtiyâr]. )
( Aynı dönemde ve birlikte yaşarlar. )

- ŞAŞIRMAK ile/ve AFALLAMAK


- ŞAŞIRMAK ile/ve/||/<> SARSILMAK

- ŞAŞIRTICI ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DÜŞÜNDÜRÜCÜ

- ŞAŞIRTMA SAÇMA(LIK)LARI/SAFSATALARI:
DEVEDE KULAK
ile/ve/||/<> YA SİYAH, YA BEYAZ ile/ve/||/<> KANITLAMA ZORUNLULUĞU ile/ve/||/<> FELÂKET ÇIĞIRTKANLIĞI ile/ve/||/<> İMÂLI SORU ile/ve/||/<> ÇOK SORULU ile/ve/||/<> SINIRLI SEÇENEK

- ŞAŞIRTMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< EZBER BOZMAK

- ŞAŞKINLIK(/HAYRET) ile/ve/||/<>/> KUŞKU

( Zihinde. İLE/VE/||/<>/> Felsefede. )

- ŞAŞKIN/LIK ile/değil/yerine AŞKIN/LIK

- ŞAŞKINLIK = CONSTERNATION[İng., Fr.] = BESTÜRZUNG[Alm.] = CONSTERNATIO[Lat.]

- ŞAŞMA/ŞAŞIRMA/HAYRET (ETMEK) ile/ve/||/<>/> ŞAŞAKALMA/HAYRANLIK ile/ve/||/<>/> AŞK

( Felsefeye yöneltir. İLE/VE/||/<>/> Sanata yöneltir. İLE/VE/||/<>/> ... )
( Doğaya/doğada. İLE/VE/||/<>/> İnsana/insanda. İLE/VE/||/<>/> ... )
( Kısa süreli. İLE/VE/||/<>/> Uzun süreli. İLE/VE/||/<>/> ... )
( Hem olumlu, hem olumsuzlara yöneliktir. İLE/VE/||/<>/> Olumsuzlara yönelik değildir. İLE/VE/||/<>/> ... )
( Parçaya yöneliktir. İLE/VE/||/<>/> Tamamlanmışlara/olgunlara yöneliktir. İLE/VE/||/<>/> ... )
( Anlayamadıklarımıza yöneliktir. İLE/VE/||/<>/> Aydınlatıcıdır. Kavrama ve kuşatmamızla birliktedir. İLE/VE/||/<>/> ... )
( Açmazlarda, çelişki ve sıkıntılarda deneyimlediğimiz. İLE/VE/||/<>/> Sonsuzluğu, yüceliği ve üstünlüğü "duyumsatır". İLE/VE/||/<>/> ... )

- ŞAŞMAZ/LIK ile/ve/||/<>/> SAPMAZ/LIK

- ŞASTRA[Sansk.]

( Sutraların yorumlarını yapan yapıtlara verilen ad. )

- SAT ile SAT-SANG

( Etkin durumdaki Sonsal İlke'nin, aşkın[transandantal] yüzü. İLE Doğru ve bilge kişilerle beraberlik. )

- SATAŞMAK ile/ve/||/<>/> SÜRTÜŞMEK

- SATHÎ[Ar.] değil/yerine/= YÜZEYSEL/GELİŞİGÜZEL/ÜSTÜNKÖRÜ

- SATIR ARASI ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BAĞLAM

- SATORİ[Jap.](Nirvana) ile ...

( Kişinin gerçek yaratılışını tanımasıyla sonuçlanan Zen yaşantısı. Uyanma, aydınlanma. Her türlü ikici, karşıt görüşler aşılarak kişinin küçük, göreli benliğinin yok olmasını sağlayan dönüşüm. (Tasavvuf'ta )

- SATRANÇ ile/ve/||/<> KÖRLERİN SATRANCI ile/ve/||/<> KÖRLEME SATRANÇ

( )

- SAT-SANG:
Doğru ve bilge kişilerle beraberlik.

- SATTVA

( Aydınlatan. )

- SAV ile İLERİ SÜRÜŞ | DENETLENEBİLİR İDDİA

- SAV = MÜDDEA, TEZ = THESIS[İng.] = THÈSE[Fr.] = THESE, THESIS[Alm.] = THESIS[Yun.] = TESIS[İsp.]


- SAV ile/||/<> SAVA

( Haber. İLE/||/<> Havadis. )

- SAVAŞMAMA ile/ve/||/<> MESAFE ALMA

- ŞAVK/ŞEVK[Ar.] değil/yerine/= IŞIK

- SAVRULMAK ile/değil/yerine/>< SALINMAK

- SAVUNDUĞUNDAN DOLAYI BİLMEK ile/değil/yerine/>< BİLDİĞİNDEN DOLAYI SAVUNMAK

- SAVUNMA MEKANİZMALARINDA:
FİZİKSEL OLARAK KAZANILMIŞ SAVUNMA SİLAHLARI
ile/ve DAVRANIŞSAL OLARAK KAZANILMIŞ SAVUNMA HAREKETLERİ

- SAVUNMA MEKANİZMASI ile/ve/||/<> AVUNTU

- SAVUNMA ile CAHİLLERİN "SAVUNMASI"

( Konu/olgu çerçevesinde kalarak geçerli dayanakçaları öne sürme çabası ve hakkı. İLE
Konuyu/olguyu değerlendirmek yerine ya kendilerini savunurlar ya da kişileri örnek gösterir ve saldırırlar. )
( Duygular, bilgilerle ters orantılıdır. Ne kadar az biliş varsa o kadar savunuş vardır. )

- SAVUNMA ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SAVUŞTURMA

- SAVUNMA ile/ve/||/<> "... SAYMA"


- SAVUNMA ile/değil/yerine SERİMLEME

- SAVUNMAK" ile/değil/yerine DÜŞÜNMEK

- SAVUNMAK ile/değil İLETMEK

- SAVUNMAK ile/değil PAYLAŞMAK

- SAVUNULMASI BİZE DÜŞMEZ değil SAVUNULMASINA GEREK KALMAZ/YOKTUR

- SAVURMAK ile/değil/yerine/>< SAVUNMAK

- SAYDAMLIK/ŞEFFAFLIK ile/ve/||/<> ÖZDENETİM

- SAYDIRMAK ile/ve/||/<>/> SALDIRMAK

- SAYDIRMAK ile SAYDIRMAK

- SAYGI:
BİLİNÇ
ve/||/<> DUYARLILIK


- SAYGI ile/ve/<> BAĞ

- SAYGI ile/ve/||/<> ÇEKİNMEK

- SAYGI ve/||/<>/> ONURLANDIRMAK

- SAYGI/İHTİRAM[Ar.] ile OTORİTE

( Özsaygı ile. İLE Bilgi ile. )

- SAYGI/LI ve/||/=/<>/>/< ÖLÇÜ/LÜ/LÜK

- SAYGINLIĞI VAR ile/değil SAYGISI VAR

- SAYGINLIK/İTİBAR ve/||/<>/>/< KÖPRÜ KURMAK

- SAYGIN/LIK ile/ve TAKİP EDİLEBİLİR/LİK

- SAYGINLIK/İTİBAR ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/< BEKLENTİ

- SAYGISIZ/LIK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DÜŞÜNCESİZ/LİK


- SAYGISIZLIK ile/değil/yerine/>< ELEŞTİRİ

- SAYI/LABİLEN ile/ve/||/<> ÖLÇÜ/LEBİLEN

- SAYILABİLİRLİK ile/ve/||/<>/> BİREYLEŞİM

- SAYIM/TÂDÂT[Ar.] ile SAYIMLAMA/SAYIMBİLİM/İSTATİSTİK ile SAYIŞ ile SAYIŞMA

( Sayma eylemi. İLE Bir dizi olayın ya da sayı ile gösterilen olguların, yöntemli öbekleştirilmesine dayanan ve ilkelerini, olasılık kuramlarından alan, matematiğin uygulamalı dalı. İLE Sayma eylemi ya da biçimi. İLE Takas. | Çocuk oyunlarında, sayı sayarak, ebeyi belirleme. )

- SAYININ:
KATI
ile/değil KARESİ/KÜPÜ ile/değil ÜSTÜ(/ÜSSÜ)

( 2x2 İLE/DEĞİL 2²/³ İLE/DEĞİL 24/5/6/...~ )

- SAYISAL OLMAYAN ve/<> AŞKIN

- SAYISIZ:
...LAR(KONUŞMALAR/ÇÖZÜMLER/YAKLAŞIMLAR vb.)
değil KONUŞMA/ÇÖZÜM/YAKLAŞIM

- SAYISIZ ile/ve/değil/||/<>/< ÇOK

- SAYMAK ile/ve/=/||/<> İNDİRGEMEK

- SAYMAK ile/ve ÖLÇMEK

( Matematik/aritmetik. İLE/VE Geometrik. )
( İSTİMARA[İt.]: Ölçme, değerlendirme. | Bir kabın, oylumunu ya da alabileceği miktarı hesaplama. )

- SCHILLER ve/||/<> GOTTFRIED KÖRNER ve/||/<> KALLIAS (GÜZELLİK ÜZERİNE)

- SCHISMA ile ...

( KATOLİK VE ORTODOKS'LARIN AYRIMI )

- SCHLEIERMACHER ile/ve DILTHEY

- SCHRODINGER DENKLEMLERİ ile/ve/||/<> PAULI DIŞLAMA İLKESİ

( [olmasa ...] Madde yok. İLE/VE/||/<> Kuvvet yok. )

- ŞE" değil ŞEY

- SEANS[İng.] değil/yerine/= OTURUM