FELSEFE [PHILOSOPHY]

- GÜLÜMSEME :) ve/||/<> DUCHENNE GÜLÜMSEMESİ :)

( ... VE/||/<> Gözlerin yanındaki, "kaz ayakları" denilen çizgileri yukarı doğru olanların, yaşamlarının, olmayanlara göre 8.5 yıl daha uzun yaşadıklarını tespit etmişler. :) )

- GÜLÜMSEMEDE:
KAYITSIZLIK
ile/||/<> UTANMA(ÇOCUKTA/MASUMDA)

- GÜLÜMSEMEYİ:
İKRAM/İNFÂK ETMEK
ile/ve/||/<>/< ESİRGEMEMEK

- GÜLÜN (DAHA) GÜZELİ ve/||/<>/> DOSTUN (DAHA) GÜZELİ ve/||/<>/> İNSANIN (DAHA) GÜZELİ

( Çiçek veren. VE/||/<> Vefâsı uzun süren. VE/||/<> Selâm veren ve gülümseyen. :) )

- GÜN:
24 SAAT
değil 23.56 SAAT

( ATOM(CESIUM) SAATİ: 1 YIL = 29091200500000000 osilasyonu [1972] )

- GUNA ile NİTELİK

( Nitelik. )

- GÜNAH ÇIKARMAK" ile/ve/||/<> PİŞMANLIK

- GÜNAYDIN ve/<> ZİHNAYDIN

- GÜNCEL ile ÇAĞDAŞ

- GÜNCEL = FİİLİ = ACTUAL[İng.] = ACTUEL[Fr.] = AKTUELL[Alm.] = REAL[İsp.]


- GÜNDELİK DENEYİM/YAŞAYIŞ ile/değil/yerine ÖZGÜN DENEYİM/YAŞAYIŞ

- GÜNEŞ (DÜZENİ) ve/=/||/<> DÜŞÜNCE (DÜZENİ)

- GÜNEŞ/İN GİTMESİ/GİTTİ değil BULUT/UN GİRMESİ/GİRDİ

( Güneş, hiçbir zaman bir yere gitmez. Araya bulut girmiştir ya da dünya döndüğünden, görünmeyen tarafındadır. )

- GÜNEŞ IŞIĞI ve/||/<> BİLGİ AYDINLIĞI

- GÜNEŞ MERKEZLİ ile/||/<> YER MERKEZLİ

( Evren modeli paradigma değişimi )
( Nicolaus Copernicus tarafından 1543 yılında keşfedildi/formüle edildi. (1473-1543) (Ülke: Polonya) (Alan: Astronomi) (Önemli katkıları: Güneş merkezli evren modeli) )

- GÜNEŞ SAATİ ile BASÎTE[Ar.]

( Yalnızca hoş geçen [güneşli/serin/sakin] anları gösteririm.
(Horas non numero nisi serenas.)

[güneş saatleriyle ilişkilendirilmiş bir söz] )

- GÜNEŞ TANRI ve/||/<> YAŞAM AĞACI ve/||/<> SEPET TUTAN KARTALLAR

( Göbeklitepe'de sütunlarında. VE/||/<> Sümer kil tabletlerinde. )

- GÜNEŞ TUTULMASI ile/ve AY TUTULMASI

( Güneş'in tutulmasını haber vermek doğal olgu ve olayları öngörmek konusunda filozoflar ile şairler arasındaki çatışmaya örnek olarak gösterilebilir. Çünkü felsefe/bilim ile şiir arasında, antik dönemde, doğadaki olgu ve olayları öngörme konusunda bir çekişme/çatışma vardı. )
( PENUMBRA: Ay ya da güneş tutulmasının başında ya da sonunda görülen yarı aydınlık, yarı gölge.
TERMINATOR: Ay ya da bir gezegenin aydınlık ve karanlık kısımlarını ayıran sınır. )
( Güneş-Ay-Dünya )
( Felsefe tarihi, Thales'in güneş tutulmasındaki hayret ve gözlemleriyle başlatılır. )
( Filozoflarla şairlerin çatışması! )
( [dünya ile arasına ...] Ay girer. İLE/VE Güneş girer. )
( M.Ö. 781 - İlk kez bir güneş tutulması kaydı.[Çin] )

- GÜNEŞ ÜSTÜ ile/ve GÜNEŞ ALTI

- GÜNEŞ ile/ve/||/<> ATEŞ

( Isı, ışın/aydınlatma, besin. İLE/VE/||/<> Isı, aydınlatma, yakma ve yıkma. )

- GÜNEŞ ile/ve/||/<> AY

- GÜNEŞ ile/ve/<>/> AY

( Arı bilinç. İLE/VE/||/<>/> Süreçteki bilinç. )
( Özbilinç. İLE/VE/||/<>/> Nefs/ego. )
( Tümel, kavramsal. İLE/VE/||/<>/> Kavramsal. )
( Ziyâ saçar. İLE/VE/||/<>/> Nur saçar. )
( [görselde/çizimde] "Okları"[ışınım gösterimi] olan. İLE/VE/||/<>/> "Okları" olmayan. )
( Kaynak ışığı. İLE/VE/||/<>/> Yansıma ışığı. )

- GÜNEŞ ile/ve/<> BEYAZ GÜNEŞ

( ... İLE/VE/<> Yakutistan bayrağının simgesi. )

- GÜNEŞ ve KILIÇ

- GÜNEŞE:
ARKAMIZI DÖNMEK
değil/yerine/>< YÜZÜMÜZÜ DÖNMEK

( Gölgeleri/sorunları, önümüzde gösterir ve ümit yitiricidir. DEĞİL/YERİNE/>< Gölgeleri/sorunları, ardımızda bırak(tır)ır. )

- GÜNLÜK HAREKET/LER ile/ve DÜZENSİZ HAREKET/LER

( ... ile/ve TERÂCÛİYYİN )

- GÜNLÜK KONUŞMALARIN SIRADANLIĞINDA/YALINLIĞIYLA:
AMAÇLI
ile/ve/||/<> BİLEREK ile/ve/||/<> BİLMEDEN ile/ve/||/<> BÜTÜNLÜKLÜ

( Reklam. İLE/VE/||/<> Evlilik. İLE/VE/||/<> Dostluk. İLE/VE/||/<> Sanat. )
( Kitlelere "oynanıyorsa". İLE/VE/||/<> Saygıyla bütünleşilecekse. İLE/VE/||/<> Sevgiyle yaklaşılıyorsa. İLE/VE/||/<> Susulabiliyorsa. )
( )

- GÜNÜ GÜNÜNE (NOT ALMAK, ÇALIŞMAK)

- GÜNÜBİRLİK ... ile/değil GÜNLÜK ...

- GÜNÜMÜZDEKİ ENTELEKIA ile/değil/yerine KAVRAMSAL ENTELEKIA

( ... İLE/DEĞİL/YERİNE Ereğe bağlı nedenin bilgisi. Aynı ilke altında donanmışlık. )

- GÜPGÜZEL

- GURU ile/ve/||/<>/< GORAS

( Spiritüel öğretmen, rehber. Yol gösterici. [Tasavvuf'ta: MÜRŞÎD] )

- GÜRÛH[Fars.] ile GÜRÛH-I NÂCİ

( Cemaat, bölük, takım. | Değersiz, aşağı görülen, küçümsenen topluluk, derinti, sürü. İLE Kurtulmuş topluluk. )

- GURUR ile/ve/değil/||/<>/< BİLGİSİZLİK/CEHÂLET

- GURUR değil/yerine/>< MUTLULUK

( Neden, çocuklar, kavga ettikten sonra hemen barışıp birlikte oynamaya devam ederler? Çünkü, onların mutluluğu, gururdan daha değerlidir. )

- GÛŞ[Fars.] (ETMEK) ile/ve/||/<> KULAK | İŞİTMEK

( Kulak, gûş edecek. )

- GUSTO[İt.] ile/||/<> GURME[Fr. GOURMET]

- GÜVEN!:
GÜLÜŞÜN ARDINDAKİ KEDERE
ve/||/<> ÖFKENİN ARDINDAKİ SEVGİYE ve/||/<> SESSİZLİĞİN ARDINDAKİ NEDENE

- GÜVEN KAPISI ARAYIŞI ></< ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ/YARALANMASI

- GÜVEN = CONFIDENCE[İng.] = SÉCURITÉ[Fr.] = ZUVERSICHT[Alm.] = SECURITAS[Lat.]


- GÜVEN ve/||/<> DERİNLİK ve/||/<> SEVGİ

( Söz ile yapılan iyilik. VE/||/<> Düşünce ile yapılan iyilik. VE/||/<> Vererek yapılan iyilik. )

- GÜVEN ile/ve/||/<>/< ÖZGÜVEN

( Özgüveni olmayana, kimse güvenmez. )

- GÜVEN ile/ve/değil/||/<>/< SONUÇ

- GÜVEN ile/ve/||/<> SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

- GÜVENCE ile/ve DAYANAKÇA

- GÜVENCE ile/ve/||/<>/> TATMİN

- GÜVENİLİR ...:
YOL
ile/ve/||/<> BAĞ/İP

- GÜVENLİ ile/ve/değil/||/<>/< AVANTAJLI

- GÜVENLİK ile/ve/||/<> DÜZEN

- GÜVEN/LİK ile/ve/||/<>/> GÜVENCE

( Bir şeyin doğruluğu, gerçekliği konusunda kanaat verici belge, delil, iz, argüman. | Anlaşmazlık konusu olan şeyde, yargıcın kanılarını oluşturan şey, delil. | Sonurguya ulaşan bir uslamlamanın dayandığı gerçek, delil. )

- GÜVENLİK ve/||/<> SIRADÜZEN/HİYERARŞİ

- GÜVEN/MEK ile/ve/fakat/||/<>/> DOĞRULA/MAK

- GÜZEL AHLÂK ve/=/<> İLİM

- GÜZEL/LİK (ARAYIŞI) ile/ve/değil/yerine/ne yazık ki/||/<>/< "YENİ/LİK" ("İSTEĞİ/BEKLENTİSİ")

- GÜZEL/ÇİRKİN diye bir şey yok!

- GÜZEL DEĞİL değil BAKILIŞI (YETERİNCE) GÜZEL DEĞİL

- GÜZEL EKİZ(FOTOĞRAF) ile/ve/değil/yerine/||/<>/> ANLATAN EKİZ(FOTOĞRAF)

- GÜZEL GENÇ ve/||/<> GÜZEL YAŞLI

( Doğanın yapıtıdır. VE/||/<> Sanatın yapıtıdır. )

- GÜZEL GÜZEL (ÇALIŞMAK, KONUŞMAK, OYUN OYNAMAK)

- GÜZEL İNSAN değil/yerine KİŞİDEKİ(/İNSANDAKİ) GÜZELLİK


- GÜZEL KUR'AN OKUYOR değil AĞZI KUR'AN'A YAKIŞIYOR

- GÜZEL/LER ile/ve/||/<>/> GÜZELLİK

( Duyumsanan/görülen, görerek. İLE/VE/||/<>/> Düşünülen, düşünerek. )

- GÜZEL OLAN, SEVGİLİDİR değil/yerine SEVGİLİ OLAN, GÜZELDİR

- GÜZEL (OLAN) ile/değil İSTEDİĞİM GİBİ (OLAN)

- GÜZEL OLANLAR:
DURUNCA/SUSUNCA
ile/ve/yerine KONUŞUNCA ile/ve/yerine HEM DURUNCA/SUSUNCA, HEM KONUŞUNCA

- GÜZEL ÖRNEK ile/ve/değil/||/<>/< İYİ ÖRNEK

- GÜZEL "SANAN/LAR" ile/değil/yerine GÜZEL SANAT/LAR

- GÜZEL SÖZ ile/ve GÜZEL EYLEM

- GÜZEL ile/ve/değil AHSEN

( ... İLE/VE/DEĞİL Güzellerin güzeli. | Kaybedilemeyecek derecede güzellik. )

- GÜZEL ile/ve/değil DİKKAT ÇEKİCİ

( Güzel ol, âşık bol! )

- GÜZEL ile/ve/değil ETKİLEYİCİ

( Tümüyle güzellik yoktur! Her zaman, 1 [ya da 2 yanı] baskındır/etkiler ve ona göre ilgi görür. )

- GÜZEL ile/ve/değil/||/<>/< FARKLI

- GÜZEL = GÖZ-EL = BEAUTIFUL[İng.] = BEAU[Fr.] = SCHÖN[Alm.] = KALOS[Yun.] = HERMESO/SA, BELLO[İsp.]

- GÜZEL ile/ve/değil "HAVALI"

- GÜZEL ile HOŞ

- GÜZEL ile/ve/değil/||/<> IŞILTILI

- GÜZELDE/GÜZELLİKTE ARANANLAR:
BAKIŞIM/LI(SİMETRİ/K)
ve ORANTI/LI(EURYTMIE) ve UYUM/LU(HARMONİ/K)

( DÜZGÜN ve DÜZENLİ ve DİZGELİ ve AÇIK/LIK/PARLAK/LIK(CLARITAS/MUŞÂ'ŞÂA) )

- GÜZELE, GÜZEL DEMEM, GÜZEL, BENİM OLMADIKÇA yerine/değil GÜZELE, GÜZEL DERİM, GÜZEL, BENİM OLSUN DİYE! / BENİM OLAN, GÜZEL OLSUN DİYE!

- GÜZELİ SEVMEK ile/ve/değil/yerine/<> GÜZELLİĞİ SEVMEK

- DÜŞKÜNLÜK:
GÜZELLİĞE
ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< DÜRÜSTLÜĞE


- GÜZELLİĞİN DÖRT TÜRÜ

- GÜZELLİĞİN:
İDRAKİ
ile/ve/<> İFADESİ

( Ancak sendeki güzellik kadar. İLE/VE/<> Ancak sendeki güzellik kadar. )

- GÜZELLİK FELSEFESİ ile SANAT FELSEFESİ

- GÜZELLİK:
İZLENİLEN
ile/ve/değil/yerine/||/<>/> YAŞANILAN

- GÜZELLİK:
MANTIK'TA
ile ESTETİK'TE

( Doğruluk. İLE Güzellik. )
( GÜZEL: Amacı olmayan amaçlılık. )

- GÜZELLİK [PAYLAŞILIR/PAYLAŞILABİLİR]

- GÜZELLİK YAPMAK ile KIYAK GEÇMEK

- GÜZEL/LİK ve AHLÂK

- GÜZELLİK ile/ve/hem de AKIL

( Güzellik ondur, dokuzu don-dur. )
( Güzele kırk günde doyulur, iyi huyluya kırk yılda doyulmaz. )
( Güzel bürünür, çirkin görünür. )

- GÜZELLİK ve/=/< ARINMA


- GÜZELLİK ile/ve/||/<>/>/< AŞK

( GÜZELLİK: Aşkın olmadığı yerde ne işim var?! VE
AŞK: Güzelliğin olmadığı yerde ne işim var?! )
( ... İLE/VE/||/<>/>/< Güzelliğe duyulan özlem. )

- GÜZEL/LİK ile BAKIMLI/LIK

- GÜZELLİK = BEAUTY[İng.] = BEAUTÉ[Fr.] = SCHÖNHEIT[Alm.] = PULCHRITUDO[Lat.]

- GÜZELLİK ile/ve BİLEŞİK

- GÜZELLİK ve/||/<> BİRİNİ SEVMEK

( Dünyayı kurtaracak. VE/||/<> ile başlayacak herşey. )
( )

- GÜZELLİK ile/ve/||/<> BÜTÜNSEL KAVRAYIŞ

- GÜZELLİK ile/ve/değil/yerine CÂZİBE

- GÜZELLİK ile/ve/değil/||/<>/< ÇEŞİTLİLİK

- GÜZEL/LİK >< ÇİRKİN/LİK

- GÜZELLİK ile/ve/< DÜZEN

( GÜZELLİK: GERÇEĞE ÖZGÜ İNCELİĞİN PARLAKLIĞI [HAKİKATİN ŞÂŞA-İ LETÂFETİ - RECAİZÂDE EKREM BEY] )

- GÜZEL/LİK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DÜZGÜN/LÜK

- GÜZELLİK ile/ve EDÂ

- GÜZELLİK ile/ve/<> EDEB

( Güzeli güzel yapan edeptir, edep ise güzeli sevmeye sebeptir. )

- GÜZELLİK ile/ve/<> EDEB

- GÜZELLİK >< FAZLALIK

( Güzellik, fazlalıklardan arınmışlıktır. )

- GÜZEL/LİK ile İDDİALI GÜZEL/LİK

- GÜZEL/LİK ile/ve/değil/yerine/||/<> İLGİNÇ/LİK

- GÜZELLİK ile/ve/<> İNCELİK

- GÜZELLİK ile/ve/değil IŞILTI

( Güzel yüzün, süse/boyaya/makyaja gereksinimi yoktur/olmaz! [Fars. Hâcet-i meşşâta nîst rûy-ı dil-ârâmrâ - Hâfız-ı Şirâzî] )

- GÜZEL/LİK ile/ve/değil/yerine/||/<> ÖZEL/LİK


- GÜZELLİK ve/||/<>/> ÖZGÜRLÜK

( Güzellik, özgür kılar. )

- GÜZELLİK ile/ve/||/<> SEVDÂ

( Güzelliğin beş para etmez, bende/onda bu sevdâ olmasa. )

- GÜZELLİK ve/||/<>/> SONSUZLUK

( Ancak, güzellikte sonsuzluğa ulaşabiliriz. )
( Tüm tekil parçaların her biri, özünü sınırlandırarak uyumlulaşmışsa ve bütün, o tekil parçaların özgürlüğünün sonucuysa güzel olarak nitelendirilir. )

- GÜZEL/LİK ile/ve SÜRÜKLEYİCİ/LİK

- GÜZELLİK ve VASIF

- GÜZEL/LİK ile YETERLİ/LİK

- GÜZEL/LİK ile/ve/<>/>< YÜCE/LİK ile/ve/<>/>< YALIN/LIK (GELİŞMİŞ/LİK)

( Hz. Muhammed. İLE/VE/<>/>< Hz. Âlî. )

- GÜZELLİKTE:
3 BEYAZ
ve/<> 3 SİYAH ve/<> 3 KIRMIZI

( Ten, diş ve el. VE/<> Göz, kaş ve kirpik. VE/<> Yanak, dudak ve tırnak. )

- HABBE ile/ve/||/<>/> HUBUT [>< SUUT]

( Tohum. İLE/VE/||/<>/> Atılma. )

- HABER ALIRSAM ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< HABER ALINCA


- HABER ALMA GEREKSİNİMİ ile/ve/değil/<> HABER ALMA HAKKI

- HABER ile/ve/= VERİ

- HABERCİ ile/ve/değil/||/<> ANLATICI

- HABERİN/BİLİNİN "DEĞERİ":
"DOLAŞIM GÜCÜ"
ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DOĞRULUK

- HABERİNİN OLMAMASI ile/ve/||/<>/ne yazık ki HABERİNİN OLMAMASINDAN, HABERİNİN OLMAMASI

- HABERSİZ AYRILMADA/UZAKLAŞMADA:
VAROLUP OLMAMANI UMURSAMAMAK
ile/ve/<>/< VAROLUŞUNUN, ÖNEMİ/ANLAMI/DEĞERİ/FARKI YOK

- HABİTAT ile/ve/||/<> ATMOSFER ile/ve/||/<> AMBİYANS

- HÂCE BAYRAM-I VELÎ ile/ve/<> HÂCE ŞÂBAN-I VELÎ

- HÂCET[çoğ. HÂCÂT] ile HÂCET

( Dilek. İLE Gerek, gereklilik. )

- HÂCET(GEREK/SİNİM) YOK:
[ne] İNKÂR'A
ve/ne de İKRAR'A


- HAD ile/ve/<> ÖLÇÜ

( Bilgelik, aklın;
Cesaret, kalbin;
Ölçülülük, duyguların denetimidir. )
( Wisdom is reason's;
Courage is heart's;
Moderation is control of feelings. )

- HÂDD ile HADD[çoğ. HUDÛD] ile HADD ile HADD ile HADD ile HÂD[Fars.]

( Keskin. | Sivri. | Dar. | Sert, etkili, tesirli. | Ekşi. | Azgın ve iltihaplı çıban/yara/hastalık. | Gergin. İLE Sınır, iki devlet toprağının birleştiği yer, kenar. | Derece. | Gerçek değer. | Şeriatçe verilen ceza. | Bir önermede konu ile yüklemden her biri, terim. | Cebirde oran/tenasüp ya da denklem/muadeleyi oluşturan bölümlerden her biri. | Bir şeyin sonu. İLE Tümel/küllî var oluşun tanıklığına/müşâhedesine erdiren bir yol. İLE Denizden gelen gürültülü ses. | Gürültü ile yıkılan. | Gürültülü bir sesle çağıran. İLE Yanak. | Yeri yarma, yeri kazma. İLE Çaylak. )

- HADD-İ ZÂTINDA ile AYNI ZAMANDA

( Özünde, merkezinde, gerçeğinde, doğrusu şu ki. İLE Bununla birlikte. )

- HADDİNİ BİLMEK ile/ve HAKKINI BİLMEK

( Olgunlaşmayan meyveye, el uzanmaz. )

- HÂDİ'[Ar. < HADÎA] ile HÂDÎ[Ar.] ile HÂDÎ[Ar. < HİDÂYET | çoğ. HEVÂDÎ, HÜDÂT] ile HAYDİ![Ar.]

( Hileci, dolapçı. | Fena, bozuk. İLE Sırada ilk, birinci. | Yenilene yardım eden, yardımcı. İLE Doğru yolu gösteren, hidâyet eden. | Kılavuz, rehber. | Önde giden. | Mızrak ucu. İLE "Hareket geç!" )

- HADİS[Ar.] ile/ve/||/<> MÜLK[Ar.]

- HÂDİSE değil/yerine/= OLAY | DURUM

- HAFİFE ALMA ile/değil/yerine ELEŞTİRİ

- BELLEK/HAFIZA ile HAVSALA

( Yaşananları, öğrenilen konuları, bunların geçmişle ilişkisini bilinçli olarak zihinde saklama gücü. İLE Kuşun kursağı. | Leğen kemiği. | Zihnin bir şeyi anlama ve kavrama yetisi. )

- PLANLAMAK:
HAFTA İÇİ
ile/ve/değil/yerine/||/<>/< HAFTA SONU


- HÂİZ ile HÂKİM

( Sahip, taşıyan. İLE Egemenliğini yürüten, buyruğunu yürüten, sözünü geçiren. | Başta gelen, başta olan, baskın çıkan. | Duygu, davranış vb.ni iradesiyle denetleyebilen kimse. | Yüksekten bir yeri bütün olarak gören. | Yargıç. | Bilge. | Baskın. )

- HAK:
KESİNLİK
ve/||/<> DOĞRULUK ve/||/<> GENELLİK

- HAK (SAHİBİ) ile/ve/=/||/<>/< İHTİYÂR (SAHİBİ)

- HAK ile/ve/||/<>/> DİRENME HAKKI

- HAK[Ar.] ile/ve/değil/yerine/||/<>/< EMÂNET[Ar.]

- HAK ve/||/<>/> GÜÇ

- HAK ve/<> HİKMET

- HAK ve/||/<>/>/< HÜRMET

- HAK ile/ve/||/<> NASİP

- HAK ile/ve/||/<> ÖDEV


- HAK ile/ve/||/<> SÂDIK

- HAK ile/ve/||/<>/> YETKİ

( İkisi de verilmez, alınır. )

- HAKARET ile/değil/yerine/||/>< ELEŞTİRİ

- [ne yazık ki]
!HAKARET ETMEK
ve/=/||/<>/> !YOK ETMEK

- HAKİKAT:
ACITSA DA
ile/ve/||/<>/> ACI DEĞİLDİR

- HAKİKAT AHLÂKI ve ÖZGÜRLÜK AHLÂKI

- HAKİKAT BİLGİSİ ile/ve/||/=/<>/>/< KENDİNİN BİLGİSİ

- HAKİKAT:
ÖĞRENİLEBİLİR
fakat ÖĞRETİLEMEZ

( Belki. FAKAT Asla! )

- HAKİKAT ile/ve/||/<> EVRENSEL/LİK

- HAKİKAT ile HAKİKAT-ÜL-HAKAİK

( Doğa. İLE Tin. )

- HAKİKAT ile/ve/||/<>/< İTİBAR

- HAKİKAT ile/ve/değil/yerine/||/<>/< KAVRAM

- HAKİKAT ile/ve/||/<>/> KEMÂLÂT

( İzi yoktur ki izinden biline,
Dahi tozmaz ki tozundan biline,
Sen anı sanma sözünden biline,
Hakikat ehlinin olmaz nişanı. )
( GÜZELLİK/KEMÂL:
* TENASÜB-Ü ÂZÂ(ÖRGENLERİN UYUMU)
* AKIL
* AHLÂK
* ÇÖZÜM ÜRETEBİLMEK )
( Kemâlâtın en büyüğü, kişinin kendini herkesten küçük görmesidir. )
( Hakikat, tüm âleme değil ancak ehline gösterilir. )
( Hakikat karşılığında ne para alınır, ne de bir şey. )
( Hakikati biliyorsan ölümü iste! )
( Kelâmı, hakikati zamanından önce kulağımıza çalsalar, zeytinyağıyla şişirilen ve çürüyen incire benzeriz. )

- HAKİKAT =/||/<> NOKTA

- HAKİKAT ve/||/<>/> ÖZGÜRLÜK ve/||/<>/> DOYUM

- HAKİKAT ile/ve/<> ÖZNİTELİK

( HAKİKAT: KENDİYLE ÖZDEŞ OLAN )

- HAKİKAT ve/||/<>/= TAŞ/BİTKİ/HAYVAN

- HAKİKAT ile/ve VAKIA ile/ve SIDKİYET

- HAKİKAT ile/<>/>< YANILSAMA

- HAKİKATE "SAHİP OLMAK" değil HAKİKATTEN HABERDAR OLMAK


- HAKİKATE YOL ile/ve/<> HAKİKATTE YOL

( Vardır/olur. İLE/VE/<> Yoktur/olmaz. )

- HAKİKATEN[Ar. + Fars.] ile HAKİKATTEN[Ar. + Tr.]

( Arapça olan Hakikat sözcüğünün, Farsça olan -en eki kullanılarak hakikate ilişkin/ait olarak. İLE Hakikat sözcüğüne, Türkçe "-den" eki kullanılarak temel/esas/öz ile ilgili, oradan[hakikatten] olan[bilgi/haber/durum/(")deneyim(")]. )

- HAKİKAT/İ ile/ve/değil/<> OLGUSALLIK/I

- HAKİKATİ:
[ya] ARAMA!
ve/ya da/<> HERKESE VE HER YERDE/ZAMAN AÇIKLAMA!

( [Kişiyi] Yalnız kılar. VE/YA DA/<> Maskara eder. )

- HAKİKATTE:
YALAN
ile/ve/||/<> YANLIŞ

- HAKİKAT'TEN ÖĞRENMEK ile/ve/<> HAKİKATEN ÖĞRENMEK

- HAKİKÎ:
AYNÎ/HARİCÎ
ile/ve/<> ZİHNÎ

( NEFS EL-EMR )

- HAKİKİ CEVHER ile/ve GÖRELİ CEVHER

( Tanrı. İLE/VE Yaratılanlar. )
( Descartes! )

- HAKİKİ OLMAYAN ile/değil/yerine/>< HAKİKİ

( Yinelemesinde yiten. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Yinelemesinde yitmeyen. )

- HAKİKÎ değil/yerine/= ÖZUYGUN


- HAKİKİ[Ar.] ile/ve/||/<> SAHİ/Cİ[Ar. SAHİH]

( Gerçek. @@ Niteliği değişmemiş, aslına uygun olan. | Sahte olmayan, gerçek, yapma karşıtı. )

- HAKİM BAKIŞ ile/ve/değil/yerine/ne yazık ki/||/<>/< YAYGIN BAKIŞ

- HÂKİM OLMAK ile/ve/<> VÂKIF OLMAK

- HAKİM ... ile/ve/değil/yerine/||/<>/< GALİP ...

- HAKİMİYET ile/yerine UYUM

- HAKK ve/||/=/<> HAREKET[BİZÂTİHÎ]

- HAKKARİ ile HAKKARİ["HAKARİ" değil!]

( Güç, güçlü, savaşçı.[Soğukla ve doğa koşullarıyla mücadele eden.] İLE Türkiye'nin Güneydoğu bölgesi ili. )

- HAKKI TESLİM ile/ve/||/<> HAKKA VE HAKK'Â VEFÂ

- HAKKINDA KONUŞMAK ile DEDİKODU

( Çocukların ağzı fakat "büyüklerin" içi konuşur. )
( Konuştuğunda hayır söyle ya da sus! )

- HAKLAR ve/||/<>/< HAKLARIN HAKLARI


- HAKLI ÇIKMAK ile/değil/yerine/>< HAKLI OLMAK

- HAKLI OLAN ile/değil/yerine AKLI OLAN

- HAKLI OLAN ile/ve/değil/yerine/||/<> HAKÇA OLAN

- HAKLI OLARAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< HALİYLE

- HAKLI OLARAK ile/ve/değil/||/<>/< YERİNDE/GEREKLİ/İSABETLİ OLARAK

- HAKLI OLMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< AKLI OLMAK

- HAKLI ile HAKİKİ

- HAKLI ..." ile/değil/yerine YERİNDE
(BİR KARAR/SONUÇ/TUTUM)

- HAKLILIK/HAKSIZLIK:
MECAZ
değil HUKUK

- HAKLILIK/HAKSIZLIK ile/ve/değil/||/<> İSABETLİLİK/İSABETSİZLİK


- HAKLI/LIK ve/değil/||/+/<>/< AKILLI/LIK

- HAKLISIN ile/değil O KONUDA HAKLISIN

- "HAKLIYIM" ile/ve/ne yazık ki/||/<>/> HAKLAYACAĞIM

- HAKSIZ "GÜÇ" ile GÜÇSÜZ HAK

( Zulüm oluşturur. İLE Çözümsüzlük/çaresizlik oluşturur. )

- HAKSIZLIK ile/değil BİLİNÇ FARKLILIKLARI

- HÂL DURUMU" değil HÂL[Ar.] YA DA/DEĞİL/YERİNE/= DURUM[TR.]

- HAL ile HÂL/GÖVEÇLİK ile HAL[Fr. < Cerm.] ile HAL

( Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların ya da taşıdığı niteliklerin tümü, durum. | Davranış. | Şimdiki zaman, içinde yaşanılan zaman. | Güç, kuvvet, takat. | Kötü durum, sıkıntı, dert. İLE Genellikle üstü kapalı pazaryeri. İLE Çözme, çözülme eritme, karışık bir sorunun içinden çıkma, sonuca varma. İLE Tahttan indirme. )

- HAL ile/ve/||/<> HAREKET

- HÂLÂ ile/ve/||/<> DAİMA/SÜREKLİ

- HALÂ ile HAYYİZ


- HÂLÂ ile/ve/değil/||/<> HENÜZ

- HÂLÂ ile/ve/değil/||/<> HER ZAMAN

- HALÂ ile/ve MELÂ

( Fârâbî'nin, HALÂ risâlesinin okunmasını salık veririz. )

- HALÂKA ile/ve/||/<> İBDÂ'

( Bir şey aracılığıyla yaratmak. İLE/VE Örneksiz, malzemesiz yaratmak. )
( Gelenek. İLE/VE/||/<> Örneksiz olarak bir şey meydana getirme, yaratma. | Yeni ve güzel bir yapıt oluşturma. | Yoktan ortaya koyma, icâd. )

- HALDUR HULDUR (HAREKET ETMEK)

- HÂLE[Ar.] değil/yerine/= AYLA/TÜLİN

( Bazı yıldızların, özellikle ayın çevresinde görülen geniş ve aydınlık teker. | Hristiyanlıkta aziz sayılanların resimlerinde başları çevresinde çizilen daire. | "Bazı kutsal kişilerin başı çevresinde gösterilen ışık halkası." )

- HÂLE[Ar.] ile HÂLE (GÖRE) ile HÂLE[Ar. çoğ. HÂLÂT]

( Bazen ay ve güneşin etrafında görülen parlak daire, ay ağılı. @@ Hâl/durum içinde. @@ Annenin kızkardeşi, teyze. | Meme çevresinde bulunan koyu renkli daire. )

- HALEL ile/değil/yerine/>< HELÂL