Dokuz(9) yazaçlı FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 33.389 başlık/FaRk ile birlikte,
33.389 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(120/135)
- TEKNOLOJİK[Fr. < TECHNOLOGIQUE] ile/değil/yerine/= TEKNOLOJİ İLE İLGİLİ
- TEKNOLOJİYİ TAKİP ETMEK ile/ve TEKNOLOJİYİ KULLANMAK
( İleriden. İLE/VE Geriden. )
( FOLLOW THE TECHNOLOGY vs./and TO USE THE TECHNOLOGY
Forward. WITH/AND Backward. )
- TEKNOPARK[Fr. < TECHNOPARC] ile/değil/yerine/=/||/<> TEKNOKENT
- TEKRAR ETMEK ile/ve "ÜZERİNDEN GEÇMEK"
- TEKRAR GÖVDELENMEK ile YENİDEN DİRİL(T)MEK/CANLAN(DIR)MAK
( REINCARNATION vs. RESURRECTION )
- TEKRAR YİNELEMEK" değil YİNELEMEK
- TEKRAR ve/<> BELLEK GÜÇLENDİRMESİ
- TEKRARLAMA | İTERASYON | TEKRAR, KESRET-İ TEKRAR | TEKERRÜR | REPETİSYON | TEKRİR | YİNELEME ile/||/<> YİNELEME ile/||/<> YİNELEMEK
( Sinema TV Aynı resmin birbiri ardından sık sık kullanılması İlk saldırıya çelgi alıp karşılık vermeyen ya da ilk saldırıyı yalnız bir çekilme bir savma ile geçiştiren karşı yarışmacıya aynı saldırıyı tekli ya da bileşik olarak uygulama Hareketleri ya da sözleri tekrarlayarak güldürücü ya da dramatik etkiyi sağlama Tekrarlama 1 Genellikle herhangi bir döngü içindeki işlemlerin bir kez daha uygulanışı 2 Yineleme yöntemiyle hesaplamada işlemler düngüsünün her bir uygulanışı Özensizlikten başka sözcük bulamamaktan anlatımı başka biçimde verememekten ötürü yazıda aynı sözcükleri sık sık kullanma 1 Bir sormacanın ayrı ayrı zaman ya da yerlerde birden çok uygulanması 2 Örnekleme yanılgısının iyi bir kestirimini elde etmek ve doğruluğu arttırmak gibi nedenlerle bir deney ya da sormacanın birden çok uygulanması ölçübilim Bir açıölçümün duyarlığını artırmak için ikinci kez yapılan ölçüm Söz sanatı terimi Bir cümle içinde veya arka arkaya gelen cümlelerde bir kelime veya bir parçanın tekrarlanması Çal sevdiğim çal güzelim çal meleğim çal T Fikret Baş yinelemesi Deyi yinelemesi Son baş yinelemesi veya Zincirleme Son yinelemesi Üye yinelemesi Anlamı güçlendirmek pekiştirmek kavramı genişletmek zenginleştirmek amacıyla her türlü sözcük tekrarı Bu kadronun en sevimli sevimli olduğu kadar da en korkunç adamı odur Gül değil arkasında kanlı kefen sen misin sen misin garip vatan vb Bir oyunun yeni baştan ele alınarak yeniden oynatılması )
( REPETITION | REDOUBLEMENT | ITERATION | REPLICATION, REPETITION | REVIVAL | REITERATE | REPEAT )
( RÉPÉTITION (D'IMAGÉ) | REDOUBLEMENT | ITÉRATION | REDONDANCE | RÉPÉTITION | REPRISE )
( WIEDERHOLUNG | REPLIKATION | REPETITION | WIEDERAUFFÜHRUNG, REPRISE )
- TEKRARLAMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/>< İRDELEMEK
- TEKRARLAMAK ile TEKRARLANMAK ile TEKRARLATMAK ile TEKRARLANABİLMEK ile TEKRARLATABİLMEK ile TEKRARLAYABİLMEK ile TEKRAR ile TEKRARLI ile TEKRARSIZ ile TEKRAR TEKRAR ile TEKRARLI BAĞLAÇ
- TEKSÎF[Ar. < KESÂFET] ile/değil/yerine/= KOYU VE SIK YAPMA, BİR SIVIYI KOYULAŞTIRMA | DOKUMA VE SÂİREYİ SIKLAŞTIRMA | ŞEFFAFLIĞINI GİDERME | YIĞMA, TOPLAMA
- TEKSİR | ÇOĞALTMA ile/||/<> ÇOĞALTMAK ile/||/<> ÇOĞALTMA
( Bir yapıttan çok sayıda yapıt sayısı elde etme Bir yapıttan birden çok sayı elde etmek Bir kaynaktan kaynakla özdeş biçimde bir sonuç üretmek üzere veri aktarmak örn eldeki bir delikli kart üzerindeki delikler örüntüsüyle özdeş delikler taşıyan yeni bir delikli kart delmek Yersiz gereksiz birtakım yinelemelerle kıtıkla sözü uzatma basımcılık Bir jelatin tabakasına aktarılmış olan yazıyı üzerine kâğıt bastırarak çok sayıda çıkartma yöntemi )
( PRINTING | TO COPY | DUPLICATE | AUGMENTATION, MULTIPLYING, MULTIPLICATION | DUPLICATION | REPLICATION )
( IMPRESSION, REPRODUCTION | COPIER, IMPRIMER | REPRODUIRE, DUPLIQUER | AUGMENTATION, MULTIPLICATION )
- TEKSİR ETMEK ile/değil/yerine/= ÇOĞALTMAK
- TEKSTİL ENDÜSTRİSİ ile/||/<> TEXTILE INDUSTRY[İng.] ile/||/<> PROFESSİON DE TİSSEREND[Fr.] ile/||/<> DOKUMACILIK
( işleyim İplikteştirilmiş her türlü özdeği kumaş durumuna getirip değerlendiren işleyim kolu )
( TEXTILE INDUSTRY )
( PROFESSION DE TISSEREND )
- TEKTANRICILIK = VAHDANİYE = MONOTHEISM[İng.] = MONOTHÉISME[Fr.] = MONOTHEISMUS[Alm.] = MONOS:TEK, THEOS:TANRI[Yun.]
- TEKTORİYA/TECTORIA[İng.] ile/değil/yerine/= ÇADIR
- TEKZİP[Ar. < TEKẔĪB] ile/değil/yerine/=/||/<> YALANLAMA
- TEKZİP[Ar.] ile/değil/yerine/= YALANLAMA
- TELAFFUZ ile TELAFFUZ CİHAZI ile TELAFFUZ ORGANLARI
- TELÂFİ ETME | KARŞILAMA ile/||/<> KARŞILAMA
( Yağının yumruğunu eldivenin içi ya da kolun herhangi bir kısmı ile durdurmak karşılamak Kaybolanı yerine koyma dokuncayı karşılama ödencede bulunma )
( BLOCK UP | INDEMNIFY, COMPANSATION )
( INDEMNISATION, COMPONSOT/ON )
( BLOCKEN )
- TELÂFİSİ ZOR ile/değil/yerine/= GİDERMESİ GÜÇ
- TELALAMAK ile TEL ile TELA ile TEL KÜF ile TEL TEL ile TEL ÇİVİ ile TEL ÖRGÜ ile TEL DİKİŞ ile TEL DOLAP ile TEL FIRÇA ile TEL HALAT ile TEL KAFES ile TEL KURDU ile TEL ZIMBA ile TEL DOKUMA ile TEL CAMBAZI ile TEL KADAYIF ile TEL KÜFLÜCE ile TEL ŞEHRİYE
- TELÂŞ (ETMEK) ile/değil/yerine/= İVİŞ/LENMEK
- TELECARTE[Fr. < TÉLÉ + CARTE] ile/değil/yerine/=/||/<> TELEKART
( Telefon etmek için kullanılan kart )
- TELEFERİK/TELEFERİQUE[Fr. < TÉLÉFÉRIQUE] ile/||/<> TELESİYEJ/TELESİEGE[Fr. < TÉLÉSIÈGE]
( Birbirinden uzak iki yüksek yer arasında havada gerilmiş bir veya birkaç çelik halat üzerinde kayarak hareket eden asılı taşıt )
- TELEFERİK[Fr.] ile/ve/||/<> TELESİYEJ[Fr.]
( Birbirinden uzak iki yüksek yer arasında, havada gerilmiş bir ya da birkaç çelik halat üzerinde kayarak hareket eden asılı taşıt. İLE Kayakçıları sürekli hareket durumundaki bir kabloya asılı oturma yerlerinde taşıyan bir teleferik türü. )
- TELEFERİQUE[Fr. < TÉLÉFÉRIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> TELEFERİK
( Birbirinden uzak iki yüksek yer arasında havada gerilmiş bir veya birkaç çelik halat üzerinde kayarak hareket eden asılı taşıt )
- TELEFON/TELEPHONE[Fr. < TÉLÉPHONE] ile/||/<> TELEFONOMETRE/TELEPHONOMETRE[Fr. < TÉLÉPHONOMÈTRE] ile/||/<> TELEKART/TELECARTE[Fr. < TÉLÉ + CARTE] ile/||/<> TELESEKRETER/TELESECRETAİRE[Fr. < TÉLÉSECRÉTAIRE]
( telefon diplomasisi telefon direği telefon hattı telefon ihbarlı telefon kabini telefon kartı telefon kulübesi telefon operatörü telefon rehberi telefon santrali telefon sapığı akıllı telefon ankesörlü telefon kartlı telefon kontörlü telefon kutulu telefon mobil telefon radyotelefon sabit telefon telsiz telefon araç telefonu cep telefonu el telefonu Konuşmaları ileten ve yansıtan düzenek Birbirinden uzakta bulunan kişilerin konuşmasını sağlayan aygıt )
- TELEFONDAKİ KONUŞMA BİTİMİNDE:
"KAPAT!" ile/değil/yerine/>< KAPATIYORUM/KAPATAYIM/KAPATALIM
- TELEFONLAŞMAK ile TELEFON ile TELEFONCU/LUK ile TELEFONLU ile TELEFONSUZ/LUK ile TELEFON HATTI ile TELEFON KARTI ile TELEFON DİREĞİ ile TELEFON KABİNİ ile TELEFON SAPIĞI ile TELEFON REHBERİ ile TELEFON KULÜBESİ ile TELEFON SANTRALİ ile TELEFON DİPLOMASİSİ
- TELEFONUN KAYBI ile CÜZDANIN KAYBI ile KENDİNİ KAYBETME
( 15 dakikada fark ediliyor. İLE 4 saatte fark ediliyor. İLE Farkında bile olunmuyor. )
- TELEFONUN SESİ yerine TİTREŞİMİ
( VIBRATION instead of SOUND :ON MOBILE PHONES )
- TELEPHOTO LENS[İng.] / LENTILLE TÉLÉOBJECTIF[Fr.] / FERNOBJEKTIV[Alm.] ile/değil/yerine/= TELEFOTO MERCEK
- TELEGENİC[İng. < TELEGENIC] ile/değil/yerine/=/||/<> TELEJENİK
( Televizyon bilgisayar vb görüntülü yayın araçlarında olduğundan daha etkileyici ve güzel görünen kimse )
- TELEKOMÜNİKASYON ile/değil/yerine/= UZİLETİŞİM
- TELEMETRE[Fr. < TÉLÉMÈTRE] ile/değil/yerine/=/||/<> TELEMETRE
( İki nokta arasındaki uzaklığı ölçmeye yarayan gereç Uzaklık gösteren değerlerin aktarılmasına yarayan araç Fotoğraf makinelerinde çekimi yapılacak nesneye olan uzaklığı belirterek bunun ayarını yapan düzen )
- TELEMETRİ/TELEMETRY[İng.] ile/değil/yerine/= UZAKTAN ÖLÇÜM
- TELEMETRİE[Fr. < TÉLÉMÈTRIE] ile/değil/yerine/=/||/<> TELEMETRİ
( Ölçü değerlerinin veya verilerin haberleşme araçları yardımıyla uzak mesafelere otomatik olarak aktarılması )
- TELEOLOJİ[Fr. < TÉLÉOLOGIE] ile/değil/yerine/=/||/<> EREK BİLİMİ
- TELEOLOJİ[Fr. < TÉLÉOLOGIE] ile/||/<> EREKBİLİM
( erekbilim )
( TÉLÉOLOGIE )
- TELEOLOJİ[İng. TELEOLOGY] ile/||/<> TELEOST
( Teleoloji, Yunanca telos (amaç) sözcüğünden, doğanın işleyişinin arkasında bir amaç ya da tasarım olduğunu düşünce biçimi. @@ İyi bir biçimde gelişmiş kemiklere sahip olan kemikli balıklardır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- TELEOLOJİ[İng.] ile/değil/yerine/= EREKBİLİM
- TELEOLOJİ ile/değil/yerine/= EREKGÖRÜ
- TELEOLOJİ ile TEOLOJİ
- EREKBİLİM/TELEOLOJİ ile TANRIBİLİM/TEOLOJİ
( Erekbilim. İLE Tanrıbilim. )
- TELEOLOJİ/K ile/değil/yerine/= EREKGÖRÜ/SEL
- TELEONOMİ[İng. TELEONOMY] ile/||/<> BASTIRMA[İng. REPRESSION] ile/||/<> VERİM[İng. EFFICIENCY]
( Organizmanın başarısına katkıda bulunan bütün yapılar, bütün edimler ve bütün etkinlikleri kapsayan düzenek/düzen. Teleonomi, "amaca uygunluk" gibi keyfi bir tanımdan doğan ve bilim felsefesi tartışmalarında canlıları tanımlamak için kullanılan bir bütünsel kavramdır. Ancak tek başına canlılığın yeter şartı olduğu söylenemez.Teleonomi ve teleonomik yapı kavramları tanımı gereği biyolojide "canlılara" ve diğer başka alanlarda da "cansız yapılara" uygulanabilir. Bu sebepten sıkça yaratılışçılar tarafından "tasarım" iddiasına delil olarak kullanılmaktadır. Çakmak taşından üretilmiş, avın et ve kemiğini ayırmaya yarayan ilkel bir el baltası, çocuklara alfabeyi öğretmekte kullanılan akılda kalıcı bir tekerleme, evcil kedi yavrularının anne sütünü daha fazla ve kolay emmek için emzirme sırasında ön ayaklarıyla yaptığı ritmik pençe bastırma hareketi ya da ışığı en verimli biçimde toplamak için üretilmiş bir fotoğraf lensi teleonomik bir yapıdır/etkinliktir. @@ Hoş olmayan düşünce ve duyguları bastırıp, düşünmeme ve bilinç altına itme eğilimidir. @@ Bir sistemde yapılan işin harcanan enerjiye oranıdır. Yüzde olarak gösterilir ve %100'e yakın olduğunda sistemdeki enerji kayıpları en düşük düzeydedir. Ancak pratik olarak herhangi bir sistemde enerji kayıpları kaçınılmazdır. Dolayısıyla %100 verim mümkün değil.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- TELEPATHİQUE[Fr. < TÉLÉPATHIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> TELEPATİK
( Telepati ile ilgili )
- TELEPATHY vs. CLAIRVOYANCE
- TELEPATİ/TELEPATHİE[Fr. < TÉLÉPATHIE] ile/||/<> TELEPATİK/TELEPATHİQUE[Fr. < TÉLÉPATHIQUE] ile/||/<> PARAPSİKOLOJİ/PARAPSYCHOLOGİE[Fr. < PARAPSYCHOLOGIE] ile/||/<> PARAPSİKOLOJİK/PARAPSYCHLOGİQUE[Fr. < PARAPSYCHLOGIQUE]
( Birinin düşündüklerini veya uzakta geçen bir olayı hiçbir bağlantı olmadan algılama uza duyum )
- TELEPATİ ile TELEPATİK
- TELEPATİK[Fr. < TÉLÉPATHIQUE] ile/değil/yerine/= TELEPATİ İLE İLGİLİ
- TELEPHONE :/yerine TELEFON
- TELEPHONE[Fr. < TÉLÉPHONE] ile/değil/yerine/=/||/<> TELEFON
( telefon diplomasisi telefon direği telefon hattı telefon ihbarlı telefon kabini telefon kartı telefon kulübesi telefon operatörü telefon rehberi telefon santrali telefon sapığı akıllı telefon ankesörlü telefon kartlı telefon kontörlü telefon kutulu telefon mobil telefon radyotelefon sabit telefon telsiz telefon araç telefonu cep telefonu el telefonu Konuşmaları ileten ve yansıtan düzenek Birbirinden uzakta bulunan kişilerin konuşmasını sağlayan aygıt )
- TÉLÉPHONE[Fr. < TÉLÉPHONE] ile/||/<> TÉLÉPHONE[Fr.] ile/||/<> TELEFON[Fr. < TÉLÉPHONE]
( fizik )
( TÉLÉPHONE )
- TELEPORTATION ile/||/<> DENSE CODİNG ile/||/<> CRYPTOGRAPHY
( Dolanıklık ve klasik bilgi yardımıyla bir kübitin durumunu başka yere aktarmaktır; kübit taşınmaz, durumu taşınır. @@ Bir dolanık çift kullanarak tek bir kübitle iki klasik bit bilgi gönderebilmektir; teleportasyonun bir bakıma tersidir. @@ Dolanıklık ve ölçümün bozucu doğasını kullanarak, dinlemenin saptanabildiği güvenli anahtar paylaşımıdır. Üçü de dolanıklığı kullanan kuantum iletişim protokolleridir: durum taşıma, bilgi sıkıştırma ve güvenli haberleşme. )
( Formül: |ψ⟩AB → |ψ⟩C )
- TELEPROMPTIR, OTOKÖ ile/||/<> TELEPROMPTER, TELEVISION PROMPTER, PROMPTER, PROMPTING DEVICE, CUE CARD, CUE FLIPPER, CRIB CARD, SCRIPT ROLLER, GOOF SHEET, IDIOT CARD (A.), IDIOT BOARD (A.), (ABD) IDIOT SHEET (A.)[İng.] ile/||/<> TÉLÉPROMPTEUR, NÈGRE (A.)[Fr.] ile/||/<> NEGER, TELEPROMPTER[Alm.] ile/||/<> AKIL DEFTERİ
( TV Konuşmacılara yardımcı olmak amacıyla kullanılan çok çeşitleri bulunan bir araç Alıcının gerisindeki bir yere konan bu araç genellikle iri harflerle yazılı bir metni istenilen hızda döndüren bir silindirden oluşur Teleprompter bu aracın en yaygınının ayırmacıdır )
( TELEPROMPTER, TELEVISION PROMPTER, PROMPTER, PROMPTING DEVICE, CUE CARD, CUE FLIPPER, CRIB CARD, SCRIPT ROLLER, GOOF SHEET, IDIOT CARD (A.), IDIOT BOARD (A.), (ABD) IDIOT SHEET (A.) )
( TÉLÉPROMPTEUR, NÈGRE (A.) )
( NEGER, TELEPROMPTER )
- TELERADAR[Fr. < TÉLÉRADAR] ile/değil/yerine/=/||/<> TELERADAR
( Televizyon aracılığıyla radar görüntüsü alma işi )
- TELERADYOGRAFİ/TELERADIOGRAPHY[İng.] ile/değil/yerine/= UZAKTAN X-IŞINLI GÖRÜNTÜLEME
- TELESCOPE :/yerine TELESKOP
- TELESCOPE[Fr. < TÉLÉSCOPE] ile/değil/yerine/=/||/<> TELESKOP
( Sonsuzdaki bir nesnenin gerçek görüntüsünü içbükey bir aynadan yapılmış merceğinin odak düzleminde veren ve gök bilimiyle ilgili gözlemlerde kullanılan optik aygıt gözlemci ırakgörür )
- TELESCOPIUM, TEL (TELESCOPÜ), TELESCOPE[İng.] ile/değil/yerine/= TELESCOPE/LUNETTE[Fr.] ile/değil/yerine/= FERNOHR[Alm.] ile/değil/yerine/= DÜRBÜN
( Bir takımyıldızın adı. )
- TELESİEGE[Fr. < TÉLÉSIÈGE] ile/değil/yerine/=/||/<> TELESİYEJ
( Kayakçıları veya turistleri sürekli hareket hâlindeki bir kabloya asılı oturma yerlerinde taşıyan bir teleferik türü )
- TELESİMEK ile TELES
- TELESİMEK ile/ve/||/<> ZAYIFLAMAK
( Yorulmak, güçsüz kalmak, yorgunluktan bayılacak duruma gelmek. İLE/VE/||/<> ... )
- TELESKOP ile/ve/<> RADYO TELESKOPU
( Dünyanın en büyük ve en duyarlı single-dish radyo teleskopu, Porto Riko'dadır. )
- TELEVİZYON[Fr./İng. TELEVISION] ile/ve/değil/yerine GÖSTERGE/GENEL AĞ/İNTERNET[İng.]
( BİZİM ÇOCUKLARIN PUTU
KÖŞEDEKİ KARAKUTU
EHL-İ KÜFÜR ÇEKTİ ŞUTU
KALEMİZE GOL EYLEDİ )
( Gün boyunca televizyon izlesen, bir sayfa kitap okumak kadar değeri/etkisi/katkısı olmaz. )
( Vericiden iletilen dalgaların görüntü ve ses olarak görünmesini ve duyulmasını sağlayan aygıt, televizyon alıcısı. @@ Bilgisayar ağlarının birbirine bağlanması sonucu ortaya çıkan, herhangi bir sınırlaması ve yöneticisi olmayan uluslararası bilgi iletişim ağı. )
- TELEVİZYON ile TELEVİZYONCU/LUK ile TELEVİZYON FİLMİ ile TELEVİZYON OYUNU ile TELEVİZYON DİZİSİ ile TELEVİZYON YAYINI ile TELEVİZYON ALICISI ile TELEVİZYON BANDROLÜ ile TELEVİZYON PROGRAMI ile TELEVİZYON VERİCİ İSTASYONU
- TELHİS | KISALTMA ile/||/<> KISALTMA ile/||/<> KISALTMAK
( Bir yapıtı belirli bir amaca uygun olarak kısaltma Yazında geçen adları sözcükleri bir iki harfle kısaca anlatma imleme Bir çarpma işlemiyle donatılmış kümede a c b c ya da c a c b olması durumunda a b eşitliğinin çıkarılması Belirli bir örgüt küme ya da birliğin adı olan sözcüklerin ilk harflerinden oluşan yeni sözcük UNESCO IFLA gibi 2 abreveation Sözcüklerin ilk hecesinin birleştirilmesiyle oluşan yeni sözcük PetKim gibi Giderleri azaltmak amacıyla tecim işlerine ilişkin telli bildirimlerde birkaç ya da daha çok sözcüğün yerini tutmak üzere kullanılan birleşik bir sözcük Yazarken zamandan kazanmak amacıyla bir ya da birkaç sözcüğü özümlemek üzere kullanılan kısa işaret Bunlar çoğunlukla asıl sözcüğün ilk harfleri ile yapılır Attika kısaltması Yazıda bir kelimeyi kısaca göstermek üzere ondan alınarak kullanılan harf öbeği Dilbilim yerine dl gibi Sık kullanılan kelimelerin şahıs yer ve kuruluş adlarının yer kazanmak kolaylık sağlamak gibi pratik amaçlarla yazıda kısaltılmış biçimi Dr doktor bakınız karşılaştırınız cm santimetre m metre TL Türk Lirası km kilometre TBMM Türkiye Büyük Millet Meclisi T C Türkiye Cumhuriyeti A Ü Ankara Üniversitesi TDAYBelleten Türk Dili Araştırmaları YıllığıBelleten vb Azerbaycan Türkçesi ixtisar Türkmen Türkçesi gıısgaltma abbreviatura Gagauz Türkçesi kısaltmak kısaltmalar Özbek Türkçesi qisqartma Uygur Türkçesi qisqartilma abbreviatsiyä Tatar Türkçesi qisqartma Başkurt Türkçesi abbreviatura qışqartılğan quşma hüzzär abbreviatsiyä kısgartılıw ixtisar Krç Malk abbreviatsiya sözlenikıshartıp cazıw Nogay Türkçesi kıskartuw abbreviatsiyä Kazak Türkçesi kıskartuw kıskargan söz Kırgız Türkçesi kıskartuu Alt kıskartılganı abbreviatura Hakas Türkçesi abbreviatsiya hızırılganı Tuva Türkçesi huraaňgaylaaşkın Türkçesi kıskartılganı abbrebiatura Rusça sokraşçeniye abbreviatsiya )
( SUMMARIZE | CANCELLATION, REDUCTION | ACRONOMY, ABREVEATION | CODE BOOK | ABRÉVIATION, SIGN, SYMBOL | ABBREVIATION | ABBREVIATE | LOWERING )
( RÉSUMÉ | ABRÉVIATION | SIMPLIFICATION, RÉDUCTION | CODE TÉLÉGRAPHIQUE | ABRÉVIATION, SIGNE SYMBOLE | ABRÈGEMENT | ABAISSEMENT )
( KÜRZUNG, ABKÜRZUNG, REDUKTION, VEREINFACHUNG, ZURÜCKFÜHRUNG | ABBREVIATION, ABKÜRZUNG | SENKEN )
( REDUCTIO )
( ABBREVIAZIONE )
( ΣΥΝΤΌΜΕΥΣΗ / συντόμευση )
- TELHÎSEN[Ar.] ile TELHÎSÎ/TELHİSÇİ[Ar.]
( Özet olarak, kısaltılarak.[HÜLÂSETEN] İLE Bâbıâlî'den, sultana yazılacak şeylerin özetini çıkaran görevli. )
- TELİH ile/||/<> IDOLIZE[İng.] ile/||/<> IDOLÂTRER[Fr.] ile/||/<> VERGÖTZEN[Alm.] ile/||/<> PUTLAŞTIRMAK
( Bir nesnede ya da bir kimsede olağanüstülük görerek onu put haline getirmek )
( IDOLIZE | IDOL )
( IDOLÂTRER | IDOLE )
( VERGÖTZEN | GÖTZE )
( IDOLUM )
( IDOLATRARE )
( ΕΙΔΩΛΟΠΟΙΏ / ειδωλοποιώ )
- TELİN[Ar. < TELʿĪN] ile/değil/yerine/=/||/<> LANETLEME (TELİN MİTİNGİ)
- TELKİN ile/||/<> SUGGESTION[İng.] ile/||/<> GÜDÜMLEME
( Bir görüş kanı ya da inancı benimsetme ve aşılama çabası )
( SUGGESTION )
- TELLAK[Ar. < TELLÂK] ile/||/<> HAMAMLARDA ERKEKLERİ YIKAYAN ERKEK
( hamamlarda erkekleri yıkayan erkek dallāk Masseur im Bad Arapça dallāk biçimindeki gémination Türkçede olduğu gibi saklanmıştır Hamamda kadınları yıkayan kadına natır adı verilir )
( DALLĀK )
- TELLALİYE[Ar. < DELLĀLİYE] ile/değil/yerine/=/||/<> TELLALLIK (TELLALİYE RESMİ)
- TELLALİYE ile TELLALİYE RESMİ
- TELLEMEK ile TELLENMEK ile TELLETMEK ile TELLENDİRMEK
- TELLERİ(MİZİ) KARDEŞ EYLEMEK ve/||/<>/> SAZI(MIZI) DÜZENLEMEK
- TELLURIUM[İng.] / TELLURIUM[Fr.] / TELLUR[Alm.] ile/değil/yerine/= TELLÜR
- TELMİH | ANIŞTIRMA ile/||/<> ANIŞTIRMA
( Sinema TV Bir görüntü bir söz ya da sesle bilinen bir şeyi akla getirme Bir olayı hatıra getirecek bir sözü bilerek söyleme Sözün gelişiyle ünlü bir olayı bir atalarsözünü bir koşuk parçasını bir özdeyişi ansıtma sanatı Ör Ey name sen ol mahlikadan mı gelirsin Ey hüthüdi ümmid Sebadan mı gelirsin Yukarıdaki koşa Süleyman Peygamberin Belkısla anlaşmalarını ansıtıyor Söz sanatı terimi Bir şeyi bir olayı hatıra getirecek bir sözü bilerek söyleme )
( ALLUSION )
( ALLUSION )
( ANSPIELUNG )
- TELOMER ile/||/<> CENTROMERE
( Telomer kromozom ucu koruma yapısıyken İLE centromere bölünme sırasında bağlanma noktasıdır )
( Formül: TTAGGG tekrarı )
- TELOMER ile/||/<> TELOMERAZ ile/||/<> HAYFLICK
( Göze bölünme sınırları ve yaşlanma. )
( Formül: TTAGGG tekrarı )
- TELOMERAZ[İng. TELOMERASE] ile/||/<> EŞ ANLAMLAR: TELOSOM[İng. SHELTERIN] ile/||/<> TERS TRANSKRİPTAZ[İng. REVERSE TRANSCRIPTASE] ile/||/<> YAŞLILIK[İng. SENESCENCE]
( RNA molekülü (hTR) içeren ters transkriptaz (hTERT) telomer de tandem tekrarlanması için şablon olarak işlev görür. Her göze, bölünmesi sonrası uzunluğunu korumak için telomer sentezler. Bu, embriyonik gözelerde ve gametlerde aktif, farklılaşmış somatik gözelerde inaktif ve kötü huylu gözelerde yeniden aktifleşmiştir. Telomeraz bir kromozomun telomerik ucuna bir defada bir tabanı ekleyebilirsiniz. Bu onarım repliaktif yaşlılıkdan kaçan gözeler için gereklidir.Telomeraz aktivitesi, insan kanserinin tehşisinde en genel moleküler belirleyicidir. Telomeraz, telomerleri koruyan ve sentezleyen ters transkriptaz enzimdir. @@ Telomerlerin yapısal bütünlüğünü ve işlevsel stabilitesini sağlamakla görevli, altı temel proteinden (TRF1, TRF2, POT1, TIN2, TPP1 ve RAP1) oluşan bir protein kompleksi. Bu kompleks, kromozom uçlarını DNA hasarı olarak algılanmaktan korur ve telomerik DNA'nın "T-loop" adı verilen özel bir yapısal düzenleme ile stabilize edilmesini sağlar. Shelterin, telomeraz enziminin aktivitesini düzenleyerek telomer uzunluğunun kontrolüne katkıda bulunur ve genomik kararlılığın sürdürülmesinde kritik bir rol oynar. @@ RNA yapısını kalıp olarak kullanarak DNA sentezini gerçekleştiren polimeraz enzimi.Telomeraz enziminde bulunan terz transkriptaz sayesinde DNA dizinin sonunda tamamlanamayan kısımlar (telomer uçları), primer olarak kullanılan RNA'ların terz transkripti ile sentezlenebilir. Telomeraz enzimi zigot gelişiminde etkinken doğumdan sonra aktifliğini kaybeder. @@ İlerleyen yaşa bağlı olarak üreme performansının, fizyolojik fonksiyonların ve hayatta kalma başarısının düşmesidir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- TELTİK ile TELTİKLİ ile TELTİKSİZ
- TEM ile/||/<> GEÇİRMELİ ELEKTRON MİKROSKOBU
( geçirmeli elektron mikroskobu )
- TEMÂRUZ[Ar. < MARAZ] ile/değil/yerine/= SAYRIMSAMA, KENDİNİ HASTA GİBİ GÖSTERME
- TEMARUZ/SIMULATION, MALINGERING[İng.] ile/değil/yerine/= SAYRIMSAMA
- TEMAS ETMEK ile TELEFONLA İLETİŞİM
( CONTACT vs. CONTACT BY PHONE )
( مراجعه کردن ile تماس ile محل اتصال ile ارتباط ile تماس گرفتن ile تماس تلفني گرفتن )
( MARAJEEH KARDAN ile TAMAS ile MOHAL ETESAL ile ERTABAT ile TAMAS GARAFTAN ile TAMAS TALFANY GARAFTAN )
- TEMAŞAGER, SEYİRCİ, SİNEMA SEYİRCİSİ | SEYİRCİ, TELEVİZYON SEYİRCİSİ | İZLEYİCİ ile/||/<> SEYİRCİ
( Sinema 1. Sinemaya giden, filmi izleyen kimse. 2. Televizyon yayınını izleyen kimse. @@ BireyciI ya da kümecil oyun yordamında toplumsal ya da yaygın kanıları yansıtan ve tepki ya da davranışlarıyla oyunun yaşam koşulları içinde gerçekleşmesini sağlayan katılımcı, bk. kümeölçüm. @@ bk. ışınetkin izleyici. @@ İşımetikin bir özdeğin bir tepkileşim boyunca yerdeğişimini ya da bir canlıdaki yolunu izlemek için kullanalan özel ışımetkinlik algıcı. )
( 1. SPECTATOR, PATRON, CI-NEMAGOER, FILMGOER, (ABD) MOVIEGOER, 2. VIEWER, TELEVIEWER | SPECTATOR | TRACER | SPECTATORS~SPECTATORS | AUDIENCE, SPECTATOR )
( 1. SPECTATEU(-TRICE), 2. TÉLÉSPECTATEU(-TRICE) | TRACEUR | SPECTATEURS~SPECTATEURS | SPECTATEUR )
( SPECTATOR~SPECTATOR )
( 1. ZUSCHAUER, BESUCHER, KINOBESUCHER, FILMHEATERBESUCHER, KINOPUBLIKUM, 2. ZUSACHAUER, FERNSEHZUSCHAUER, FERNSEHER, SEHER (A.) | RADIOINDIKATOR | VORZEICHNER, ANREISSER | ZUSCHAUER~ZUSCHAUER )
( SPETTATORE~SPETTATORE )
( ΘΕΑΤΉΣ / θεατής~ΘΕΑΤΉΣ / θεατής )
- TEMAŞAGER, SEYİRCİ, SİNEMA SEYİRCİSİ, | SEYİRCİ, TELEVİZYON SEYİRCİSİ | İZLEYİCİ ile/||/<> İZLEYİCİ
( Sinema 1 Sinemaya giden filmi izleyen kimse 2 Televizyon yayınını izleyen kimse BireyciI ya da kümecil oyun yordamında toplumsal ya da yaygın kanıları yansıtan ve tepki ya da davranışlarıyla oyunun yaşam koşulları içinde gerçekleşmesini sağlayan katılımcı kümeölçüm ışınetkin izleyici İşımetikin bir özdeğin bir tepkileşim boyunca yerdeğişimini ya da bir canlıdaki yolunu izlemek için kullanalan özel ışımetkinlik algıcı )
( 1. SPECTATOR, PATRON, CI-NEMAGOER, FILMGOER, (ABD) MOVIEGOER, 2. VIEWER, TELEVIEWER | SPECTATOR | TRACER | SPECTATORS )
( 1. SPECTATEU(-TRICE), 2. TÉLÉSPECTATEU(-TRICE) | TRACEUR | SPECTATEURS )
( 1. ZUSCHAUER, BESUCHER, KINOBESUCHER, FILMHEATERBESUCHER, KINOPUBLIKUM, 2. ZUSACHAUER, FERNSEHZUSCHAUER, FERNSEHER, SEHER (A.) | RADIOINDIKATOR | VORZEICHNER, ANREISSER | ZUSCHAUER )
( SPECTATOR )
( SPETTATORE )
( ΘΕΑΤΉΣ / θεατής )
- TEMÂSÜL[Ar. < MESL | çoğ. TEMÂSÜLÂT] ile TENÂSÜL[Ar. < NESL]
( Benzeme, benzeyiş.[MÜŞÂBEHET] | Kesirsiz bölme, kabul etme. İLE Birbirinden doğup üreme, türeme. )
- TEMÂYÜL/MÜTEMAYİL ile/değil/yerine/= EĞİLİM/Lİ
- TEMBEL[Fars. < TENBEL] ile/||/<> İŞ GÖRMEYİ, ÇALIŞMAYI SEVMEYEN
( iş görmeyi çalışmayı sevmeyen temmel tanbal lazy sluggish Türkmence temmel biçimi benzeşme assimilation sonunda oluşmuştur Rumca τεμπέλης biçimi Türkçeden alınmıştır Andriotis 361 )
( TANBAL )
( TEMMEL[Tkm.] )
- TEMBELEMEK" değil TENBİH
- TEMBELLİK YAPMAMAK ile/ve TEMBELLİK YAPAMAMAK
( Bilginin, ilmin yetersizliğinden. İLE/VE Aklın yetersizliğinden. )
- TEMBELLİK ile/ve/değil ALIŞKANLIK
- TEMBELLİK ile/ve/<> ART NİYET
- TEMBEL/LİK ile/ve/<> ATÂLET
- TEMBEL/LİK ile/ve/<> AYLAK/LIK
( TENBEL[Fars.]: Tembel, üşengeç, ağır davranan. )
( Tembele iş emredersin, ahmağa söz söylersin, o da sana hemen akıl verir. )
- TEMBEL/LİK ile/ve/<> BEZGİN/LİK
- TEMBELLİK ile/ve/<> ÇALIŞMAMAK
( Tembellik gövdenin aptallığı; aptallık da, zihnin tembelliğidir. )
( Tembel olursan hakkını alamazsın; kızgın olursan hakkın üzerine sabredemezsin. )
( Tembellik her kötülüğün anasıdır. )
( BENŞ ile/ve/<> ... )
- TEMBELLİK ile/değil/yerine/>< DAYANÇ/SABIR
- TEMBELLİK ile DÜŞÜNÜR/SANATÇI "TEMBELLİĞİ"
( Yıkıcı. İLE "Tembellik" sonrası, yapıcı, yaratıcı ve dönüştürücü bir ürüne götürebilecek türden. )
- [ne yazık ki]
TEMBEL/LİK ile/ve/değil/||/<> ELİNDEKİNİN DEĞERİNİ BİLMEZ/LİK
- TEMBELLİK ile/ve/<>/değil İŞ BEĞENMEMEZLİK
- TEMBELLİK ile/ve/değil/<> "KENDİNE"(KEYFİNE/RAHATINA) GÖRE DÜŞÜNME
- TEMBEL/LİK ile/ve/<> MİSKİN/LİK
- TEMBELLİK ile/ve/değil ÖNCELİK
- TEMBEL/LİK ile/ve/||/<> SEDANTER[Fr. < SÉDENTAIRE SÉDENTAİRE]
( ... İLE/VE/||/<> Düzenli fizikî hareketliliğin olmadığı, tembel ve hareketsiz yaşam tarzı süren. )
- TEMBEL/LİK ve/<>/|| SEVGİSİZ/LİK
- [ne yazık ki]
TEMBELLİK ile/ve/değil/||/<>/< "SONRA YAPARIM" (ÖLÇÜSÜZLÜĞÜ)
- TEMBELLİK ile TEMBEL
( INDOLENCE vs. INDOLENT )
( فرويش ile کاهلي ile کهالت ile کاهل )
( فرويش ile KANPALY ile KEYALT ile KANPAL )
- TEMBEL/LİK ile/ve/||/<> YETERSİZ/LİK
- TEMBİHLEMEK ile TEMBİHLENMEK ile TEMBİH ile TEMBİHLİ ile TEMBİHSİZ
- TEMDİT[Ar. < TEMDĪD] ile/değil/yerine/=/||/<> UZATMA (TEMDİT PENALTISI)
- TEMDİT ile TEMDİT PENALTISI
- TEMEDDÜN[Ar. < MEDENİYET] ile/değil/yerine/= UYGARLAŞMA | KENTLEŞME
- GROUND STATE[İng.] / ÉTAT FONDAMENTAL[Fr.] / GRUNDZUSTAND, GRUND MOLARE VISKOSITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= TEMEL DURUM, TABAN DURUMU
- FUNDAMENTAL FREQUENCY[İng.] / FRÉQUENCE FONDAMENTALE[Fr.] / GRUNDFREQUENZ[Alm.] ile/değil/yerine/= TEMEL FREKANS
- TEMEL İLKE/LER ile/ve/değil/yerine ANAHTAR KAVRAM/LAR
( [not] "BASIC PRINCIPLE/S" vs./and/but "SWITCH/KEY CONCEPT/S"
"SWITCH/KEY CONCEPT/S" instead of "BASIC PRINCIPLE/S" )
- TEMEL KABULLER/AKSİYOMLAR:
VAR OLUŞ ile/ve/||/<> BAĞIMSIZLIK ile/ve/||/<> DEĞİŞMEZLİK/BENZERLİK ile/ve/||/<> BİLİNEBİLİRLİK ile/ve/||/<> SÜREKLİLİK ile/ve/||/<> PAYLAŞILABİLİRLİK/ANLATILABİLİRLİK
- TEMEL MANTIĞIN:
"AŞILMASI" değil EKLENMESİ
- CÜZ-İ LÂYETECEZZÂ[Osm.] / ELEMENTARY PARTICLE[İng.] / PARTICULE ÉLÉMENTAIRE[Fr.] / GRUNDLEGENDER PARTIKEL[Alm.] ile/değil/yerine/= TEMEL PARÇACIK/TANECİK
- ELEMENTARY CHARGE[İng.] / CHARGE ÉLÉMENTAIRE[Fr.] / ELEMENTARLADUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= TEMEL YÜK
- TEMEL ve ÇÖZÜM/LEME
( BASE and ANALYSE )
- TEMEL:
"KARGAŞA/SI" değil KARMAŞA/SI
- TEMELCİLİK[İng. FOUNDATIONALISM] ile/||/<> DESTEKLENME[İng. SUPPORT] ile/||/<> KENDİNDEN GEREKÇELİ İNANÇ[İng. SELF-JUSTIFIED BELIEF] ile/||/<> SONSUZ GERİLEME PROBLEMİ[İng. INFINITE REGRESS PROBLEM] ile/||/<> TEMEL İNANÇLAR[İng. BASIC BELIEFS]
( Temelciler, bir inançla başlayan, gerekçelendirilmek için başka inançlara bağlı olmayan bir nedenler dizgesi olduğunu öne sürer. Bir inancı temel kabul etmek suretiyle sonsuz gerileme sorunu karşısında önemli bir alternatif olduklarını düşünürler. Böylece temelcilik, nedenler dizgesini, başında bir temel inanç kabul etmek vasıtasıyla başlatarak, sonsuz gerileme sorununu çözmeyi deneyen bir teori olarak görülebilir. Benzer bir deyişle temelcilik, inançları temel ve temel olmayan inançlar olarak ikiye ayırarak, nedensel dizgede olası bir gerileme tehdidi ile başa çıkılabileceğini iddia eden bir teoridir. “Tüm inançlarımız diğer inançlar ile desteklenmeli mi?” Temelcilere göre bu sorunun cevabı hayırdır. Bazı inançlar temeldir ve bu inançların diğer inançların desteğine ihtiyaçları yoktur. Temelciliğe baktığımızda en genel tabirle iki farklı iddiası olduğunu görürüz: 1- Çıkarıma dayanmayan, temel inançlar vardır. 2- Temel inançlar, temel olmayan inançlara, başka bir deyişle çıkarıma dayalı inançlara gerekçelendirme sağlarlar. Felsefe tarihine baktığımızda, temelciliğin birtakım savunucularını belirlemek mümkündür. Bu savunucuların şüphesiz ki en başına Aristoteles’in yazılması gereklidir. Sonsuz gerileme sorunu karşısında, temelciler, belirli başlatıcı ilkeler belirlemişlerdir. Aristoteles için nedenler dizgesi, belirli özelliklere sahip önermeler ile “tasım” aracılığıyla kurulur. Bilgiye sahip olmak, bilgiyi verecek olan nedenlerle doğrudan bir ilişki kurmayı gerektirir. Ona göre, bir şeyin bilgisine, ancak onun dayandığı nedenleri bildiğimizde ulaşabiliriz. Aristoteles bu tür bilmeyi, kanıt—demonstrative— aracılığıyla bilme, yani episteme olarak adlandırır. Bu tarz bilme, tasımın sonucunda ulaşılandır. Ancak, bu şekildeki bilme, ilk ilkelerin doğrudan bilinmesini gerektirir. Çünkü tanıtlamalı bilgi ilk ilkelerden çıkar (71b, 74b). Aristoteles başlatıcı nokta olarak ilk ilkeleri belirlemiştir. Bilgi, ilk ilkelerden tanıtlama yoluyla elde edilir. İlk ilkelere ilişkin açıklamaları da Aristoteles’i temelci pozisyona konumlandırmamıza neden olur. Descartes, kuşku sürecini en uç noktaya kadar götürmüştür. Kuşku duyulamayacak bir nokta yakalanmıştır. İşte tam da bu nokta diğer tüm bilgiler için kaynaklık edecek bir çıkış noktasıdır. Descartes, bilgi için ilk temel belirlenimini “düşünen özne” üzerinden yapmıştır. “Bir şey olduğunu düşünen, bir özne vardır.” Bu önerme, duyumların verdiklerinden, açıkça doğru olduğu kabul edilen deneyimlerden ya da matematiğin doğrularından ayrı, Descartes’ın dizgesinde artık kuşku duyulamayacak türden bir temeldir. Descartes’ın temel kabul ettiği Cogito’su, nedenler dizgesinin temelinde, duyu ya da deneyimden ziyade, doğrudan sezgi ile kavranmış görünen, özü düşünce olan, şüpheden arındırılmış, bir arşimet noktası olarak belirlenmiştir. Doğrudan kavranılması ve herhangi bir önermeye dayanmayan bu nokta, herhangi bir çıkarımsal özellik de taşımadığı için, temel kabul edilir ve Descartes epistemolojisinin de temelini oluşturur. Descartescı epistemolojinin temelini teşkil eden bu hususun kendisi bile, Descartes’ı temelci teori içinde konumlandırmak için yeterlidir. Bu sebepledir ki temelciliğin bazı felsefeciler tarafından Kartezyen epistemoloji (Cartesian epistemology) ile beraber andığını görebilirsiniz. @@ Birbirlerinden yeni farklılaşmış iki yeni türün, yeniden bir araya gelmesi sonrasında eş bulmanın rastgele olmamasından kaynaklı doğal seçilimdir. Kimi kaynakta üremeyle ilgili karakter değişimi olarak da bilinir. Bir diğer anlamı ise, evrimsel süreç içerisinde, evrim ekonomisi dahilinde, doğal seçilim nedeniyle zigot öncesi bariyerlerin, zigot sonrası bariyerlere avantajlı olması ve seçilmesi durumudur. @@ Kendinden gerekçeli inanç, kendinden başka bir inanca dayanmaksızın doğru olan temel inanç anlamına gelmektedir. Temelcilik tarafından öne sürülen bu kavram, sonsuz gerileme sorununu durdurmak amacıyla kullanılmaktadır. Sonsuz gerilme sorununa göre, bir inancın gerekçesini başka bir inanç oluşturmaktadır ve bu inancın gerekçesini de bir başka inanç oluşturacağı için bu durum sonsuz bir döngüye girilmesine neden olmaktadır. Buna karşın temelcilik, tüm inançlarımızın gerekçesi ve dayanağı olan temel, kendinden gerekçeli inançlarımız olduğunu ileri sürmektedir. Bu bakımdan tüm inançlarımızı, söz konusu temel inançlarımızdan hareketle elde ettiğimiz için temeldeki inanç kendinden gerekçeli olmalıdır. O halde bir inancın kendinden gerekçeli olması; temel inanç konumunda olduğunu, diğer inançların gerekçesi olduğunu ve doğruluğunun kendisinden kaynaklandığı anlamına gelmektedir. @@ Sonsuz gerileme sorunu, bir inancı gerekçelendirirken kullanılan gerekçeleyicilerin ya da nedenlerin, gerekçeleyicilerini ya da nedenlerini sorgulamak anlamına gelmektedir. Bu sorgulama sonucunda epistemik özne, gerekçelerin sonsuz gerilemesiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu bağlamda gerekçelendirme ya sonsuz ya sonlu ya da döngüsel bir yapıya sahiptir. Bu üç seçenek arasından temelcilik, gerekçelendirmenin sonlu bir yapıya sahip olduğunu ileri sürmektedir. Bu görüşe göre tüm inançlarımız, kendinden gerekçeli ve doğru olan temel birtakım inançlarımızdan çıkarımla elde edildiği için, bir inancın nedeninin nedenini sorgulamanın sonu vardır. Örneğin p inancının doğru olmasının nedeni s inancı ise s inancının doğru olmasının nedeni bir başka inanca dayanmadığı takdirde s, temel bir inançtır. Bu durumda sonsuz gerilime sorunu engellenmiş olur. Gerekçelendirme kuramlarından bir diğeri olan bağdaşımcılık ise gerekçelendirmenin döngüsel bir yapıya sahip olduğunu savunmaktadır. Bu durumda tüm inançlarımız, diğer inançlarımızla aynı statüde olması bakımından birbiriyle ilişki içindedir ve gerekçelendirme, inançlar bütünü doğrultusunda gerçekleştirilir. Tutarlıkçılık adı da verilen bağdaşımcılığa göre, söz konusu inançlar bütünü arasında en yüksek tutarlılık seviyesi sağlanmalıdır ki gerekçelendirme yapılabilsin. Böylelikle bağdaşımcılık, döngüsel olan inançlar sistemi gibi, nedenler sisteminin de döngüsel olduğunu ileri sürerek sonsuz gerilme sorunuyla baş etmeye çalışır. @@ İnancın gerekçelendirilmesi noktasında ya da bir inancın bilgi statüsü elde etmesi hususunda, nedenler dizgesinin en başında, tüm nedenler için destek sağlayan, ancak kendisinin herhangi bir desteğe ihtiyaç duymadığı bir inanç bulunur. Başka inançları desteklerken herhangi bir desteğe ihtiyaç duymaya gereksinimi olmayan bu inançlar, temel inançlardır. Bu inançlar, diğer inanç formları için başlatıcı nokta olarak kabul edilir, başka bir deyişle bunlar, gerekçelendirme için temel sağlayan destek noktalarıdır. “Kendiliğinden gerekçeli olma”, “kesinlik”, “şüphe edilmezlik” ve “yanılmazlık” temel inançları diğer inançlardan ayıran ve imtiyazlı olmalarını sağlayan özelliklerdir. Bu özelliklere dayalı olarak tarihsel süreç içinde temelciliğin farklı sürümlerinin ortaya çıktığını söylememiz gerekir. Bu farklılaşma genellikle, temel inançların ayrıcalıklı olmasını sağlayan şüphe edilmezlik, kesinlik ya da yanılmazlık gibi koşulları şart koşmanın gerekli olup olmadığının sorgulanması neticesinde ortaya çıkar. Bu farklı kabuller neticesinde temelcilik, ana eksende katı temelcilik ve ılımlı temelcilik olarak ikiye ayrılmaktadır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- TEMELLENMEK ile TEMELLEŞMEK ile TEMELLENDİRMEK ile TEMELLEŞTİRMEK ile TEMEL/LÜK ile TEMELLİ/LİK ile TEMELSİZ/LİK ile TEMEL HARF ile TEMEL TAŞI ile TEMEL CÜMLE ile TEMEL DİREK ile TEMEL DURUŞ ile TEMEL TÜMCE ile TEMEL DİREĞİ ile TEMEL DUVARI ile TEMEL EĞİTİM ile TEMEL HAKLAR ile TEMEL KAZISI ile TEMEL ÇİVİSİ ile TEMEL ÖNERME ile TEMEL SAYILAR ile TEMEL ÖĞRETİM ile TEMEL BİLİMLER ile TEMELLİ SENATÖR
- TEMELLİ ile DAYALI ile GÖREVE DAYALI ile TAHMİNLERE DAYALI ile GERÇEĞİNE DAYANARAK ile GERÇEĞE DAYALI
( BASED vs. BASED ON vs. BASED ON DUTY vs. BASED ON GUESSES vs. BASED ON THE FACT THAT vs. BASED ON TRUTH )
( متکي ile مستند ile مبتني ile مبني ile بنابر ile از قول ile براساس ile بر طبق ile برابر ile مبني بر ile برپايه ile طبق ile بر مبناي ile برحسب ile حسب الوظيفه ile حدسي ile مبني بر اين که ile مبني بر حقيقت )
( MOTAKY ile MOSTAND ile MOBTANY ile MOBANY ile BENABAR ile AZ GUL ile BARASAS ile BAR TABAGH ile BARABAR ile MOBANY BAR ile BARPAYYEH ile TABAGH ile BAR MOBNAY ile BARHASB ile حسب الوظيفه ile حدسي ile MOBANY BAR AYNE KEH ile MOBANY BAR HAGHYGHT )
- ... TEMEL/Lİ ile ... DAYANAK/LI
- TEMERKÜZ[Ar. < MERKEZ] ile/değil/yerine/= MERKEZ TUTMA | TOPLANMA | BİRİKME, YIĞILMA | [kimya] DERİŞME, KOYULAŞMA
- TEMESSÜK ile/||/<> VAKIF TEMESSÜKÜ ile/||/<> TAPU TEMESSÜKÜ ile/||/<> TEFVÎZ ile/||/<> CİHET-İ İTÂ-YI SENET ile/||/<> VAKF-I MÜSTESNÂ ile/||/<> MAZBÛT VAKIFLAR ile/||/<> MÜLHAK VAKIFLAR ile/||/<> TEVLİYET ile/||/<> MÜTEVELLİ ile/||/<> MÜSTEGAL[ÇOĞ. MÜSTEGALLÂT] ile/||/<> MECLİS-İ İDÂRE
( Eski hukukta borç senedi. | Has, timar ve zeamet sahipleri ile mütevelliler tarafından verilen, miri ve vakıf arazide tasarruf yetkisini bildiren belge. @@ Vakıf memurları tarafından eski tarihlerde verilen senet. @@ Tapu memurları tarafından eski tarihlerde verilen senet. @@ Para mukabilinde ya da satılan bir hak mukabilinde hükümet tarafından verilen. @@ Senetin veriliş nedeni, iktisâb. @@ Vakıflar idaresinin müdahale ve mürakabesi olmaksızın, doğrudan doğruya mütevellileri tarafından idare olunan vakıflar. @@ Yönetimi devlet tarafından ele alınmış vakıflar; bir vakıf iki biçimde mazbut vakıf olur; ya tüm vakıf yöneticileri ölmüştür ya da vakfeden kişi yönetici göstermemiştir. Bu durumda bu vakıfların yönetimi devlet tarafından ele alınır; devlet bu yönetimi Vakıflar Genel Müdürlüğü eli ile kullanır. @@ Vakfın vakfiyesindeki şartlara göre vakfın işlerini gören (mütevellileri) tarafından yönetilen vakıflar. Vakıflar Genel Müdürlüğü denetimine tâbidir. @@ Vakıf malları üzerinde kullanma yetkisi, vakıf işine bakma görevi. Bu görev sahiplerine mütevelli denir. @@ Bir vakfın idaresine memur edilen kişi. @@ Vakfa gelir getirmesi için tavanlı, damlı ve damsız vakfedilmiş olan mallar anlamına gelen müstegal kelimesinin çoğuludur. Çatısı bulunmayan arsa bağ bahçe gibi yerler. @@ Yönetim kurulu, idare meclisi. )
- TEMESSÜL | ÖZÜMLENME ile/||/<> ÖZÜMLENME
( Kişilerin göçlerle gidip yerleştikleri yeni ülkelerdeki toplumun kültürel ve geleneksel yaşamlarına uyması ve o toplumun bireylerine benzemesi özümleme )
( ASSIMILATION )
( ASSIMILATION )
( ASSIMILATION )
- TEMEYYÜ'[Ar. < MEY | çoğ. TEMEYYÜÂT] ile TEMEYYÜH[Ar.]
( Sıvı/mâyi durumuna gelme/geçme, cıvıklaşma. İLE Sulanma. )
- TEMEYYÜ | SIVILAŞMA ile/||/<> SIVILAŞMA
( sıvınma kimya Bir gazın basınç altında sıvı duruma geçmesi olayı Likefaksiyon sıvılaşma )
( LIQUEFACTION )
( LIQUÉFACTION )
( VERFLÜSSIGUNG )
- TEMHİR[Ar. < TEMHĪR] ile/değil/yerine/=/||/<> MÜHÜRLEME
- TEMİNAT ile TEMİNATLI ile TEMİNATSIZ ile TEMİNAT AKÇESİ ile TEMİNAT SENEDİ ile TEMİNAT MEKTUBU
- TEMİZLEME ile SOYUTLAMA
- TEMİZLEMEK ile/ve/değil/||/<>/< SİLMEK
- TEMİZLEMEK ile TEMİZLENMEK ile TEMİZLETMEK ile TEMİZLENEBİLMEK ile TEMİZLETEBİLMEK ile TEMİZLEYEBİLMEK ile TEMİZ/LİK ile TEMİZCE ile TEMİZ KAN ile TEMİZ PAK ile TEMİZ PARA ile TEMİZLİKÇİ/LİK ile TEMİZLEMECİ/LİK ile TEMİZ KALPLİ/LİK ile TEMİZ KAĞIDI ile TEMİZ RAPORU ile TEMİZ YÜREKLİ/LİK ile TEMİZLİKÇİ KADIN ile TEMİZLİK MALZEMESİ
- TEMİZLEMEK ile/ve/değil/||/<>/< YALITMAK
- TEMİZLİK ile/ve/<> DÜZEN/DÜZENLEME/TERTİP
- TEMİZ/LİK ile/ve/<> PARLAK/LIK
- TEMLİK[Ar.] ile/değil/yerine/= MÜLK OLARAK VERME | BİR HAKKIN, BAŞKA BİRİNE GEÇİRİLMESİ
- TEMNODON SALTATOR, POMATOMUS SALTATRIX[Lat.] ile/||/<> DEFNEYAPRAĞI
( Kemikli balıklar Teleostei takımının hanigiller Serranidae familyasından lüferin küçük boylularına verilen özel bir ad )
( TEMNODON SALTATOR, POMATOMUS SALTATRIX )
- TEMPERATURE-SENSITIVE MUTATIONS[İng.] ile/değil/yerine/= ISIYA DUYARLI MUTASYONLAR
( Ekspresyonu sıcaklığa bağlı olan mutasyonlar. Himalaya tavşanının soğuğa maruz kalan kısımlarındaki tüylerin beyazdan siyaha dönmesi.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- TEMPERED[İng.] ile/||/<> MENEVİŞLİ
( Menevişleme işlemi uygulanmış olan )
( TEMPERED )
- TEMPÊTE[Fr.] ile/||/<> FIRTINA[İt. < FORTUNALE]
( Dilimizde başlangıçta fortuna ve furtuna olarak kullanılmıştır burtana Türkçeden geçmiştir İtal Venedik fortuna storm fortuna Akdeniz denizcileri arasında fırtına anlamını almış Venedik yoluyla Güney ve Doğu Akdeniz dillerine geçmiştir fartana fartūna Malta fortùna Cezayir fartūna Mısır furtêna fartûna Suriye fartûne Arn furtunë fortunë fortuna Türkçeden Kuzey Kafkasya dillerine de geçmiştir Dobrodomov ST l 1987 1920 Yerel ağızlarda fırtına yerine talaz da kullanılır talaz )
( TEMPÊTE )
( FORTUNA )
( FORTUNALE | FORTUNA )
( FORTUNA )
- TEMPORARY vs. PERMANENT
- TEMPORARY :/yerine GEÇİCİ
- TEMPS TERTIAIRE/TERTIAIRE[Fr.] ile/değil/yerine/= TERTIARY[İng.] ile/değil/yerine/= TERTIUS: ÜÇÜNCÜ[Lat.] ile/değil/yerine/= TERTIÄR[Alm.] ile/değil/yerine/= TERSIYER
( bk. üçüncü zaman. @@ @@ @@(jeoloji) )
- TEMRİN[Ar. < TEMRĪN] ile/değil/yerine/=/||/<> ALIŞTIRMA
- TEMSİL (ETMEK) ile/değil/yerine/= ÖZDEYİ/LEMEK
- TEMSİL/İYET ile TESLİM/İYET
- TEMSİLCİ DEMOKRASİ ile/yerine KATILIMCI DEMOKRASİ
( REPRESENTATIVE DEMOCRACY vs. PARTICIPATIVE DEMOCRACY
PARTICIPATIVE DEMOCRACY instead of REPRESENTATIVE DEMOCRACY )
- TEMSİLLER ile/ve/||/<> TEMSİL ÇOKLUSU
- TENAFÜR ile/||/<> ANTIPATHY[İng.] ile/||/<> KARŞIT DUYGU
( Kişi varlık ya da olaylara karşı duyulan hoşnutsuzluk )
( ANTIPATHY )
- TENÂKUS[Ar. < NAKS | TENÂKUSÂT] ile TENÂKUZ[Ar. < NAKZ]
( Azalma, eksilme. İLE Çelişme, kişinin bir sözünün öteki sözünü çürütmesi, öteki sözüne uymaması. Karşıtlık, zıddiyet. [bkz. MÜBÂYENET] )
- TENASÜP, MÜRAATI NAZIR, TELFİK, TEVFİK ile/||/<> ORANLILIK
( Söz sanatı terimi Bir fikir anlatılırken kullanılacak kelimelerin anlam bakımından birbiriyle ilgili olanlarından seçilerek bir araya getirilmesi hali )
- TENCERE ile HELVAHANE[Ar. Fars.]
( ... İLE Genellikle helva pişirmekte kullanılmış olan, geniş ve az derin tencere. )
- TENDÜRÜST[Fars. < TEN + DURUST] ile/değil/yerine/=/||/<> DİNÇ
- TENDÜRÜST[Fars.] ile/değil/yerine/= DİNÇ, SAĞLAM
- TENEFFU'[Ar. < NEF | çoğ. TENEFFUÂT] ile TENEFFUH[Ar. < NEFH] ile TENEFFUH[Ar.]
( Yararlanma. İLE Şişme, kabarma. | Urlanma. İLE Boş laflarla gururlanma. )
- TENEKELEMEK ile TENEKE ile TENEKECİ/LİK ile TENEKE CAZ ile TENEKE MAHALLESİ
- TENEVVÜR (DEVRİ) ile/||/<> ENLIGHTENMENT (AGE OF)[İng.] ile/||/<> SIÈCLE DES LUMIÈRES[Fr.] ile/||/<> AUFKLÄRUNG (ZEITALTER DER)[Alm.] ile/||/<> AYDINLANMA ÇAĞI
( XVIII yüzyıl Avrupasında düşünüş ve inançların tüm baskılardan kurtularak usun kılavuzluğunda bağımsızlığa kavuştuğu dönem )
( ENLIGHTENMENT (AGE OF) )
( SIÈCLE DES LUMIÈRES )
( AUFKLÄRUNG (ZEITALTER DER) )
- TENEZZÜL ile/değil/yerine/= ÖZİNDİRME
- TENHA[Fars. :Yalnız.] ile/değil/yerine/= ISSIZ/ÜCRA[< UCRA], KALABALIK OLMAYAN | YALNIZ, TEK
- TENHADA ile/ve/||/<> KALABALIKTA
( Dayılığın. İLE Affı olmaz. )
- TENHALAŞMAK ile TENHA/LIK ile TENHACA
- TENKİDÎ[Ar. < TENḲĪDĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> ELEŞTİREL
- TENKİT, KRİTİK | ELEŞTİRME ile/||/<> ELEŞTİRMEK
( Bir görüş kanı ya da verinin yargılanarak çözümlenmesi Bir sanat eserini inceleyip değeri hakkında hüküm vermek ELEŞTİRME Tenkid Critique ELEŞTİRİMLİ Tenkidî Critique ELEŞTİRİCİ ELEŞTİRMEN Münakkid Auteur critique Eleştirmek iyice elemek Tenkid ve intikad da akçanın züyuf ve kemterini sçip öğürtlemek anlamınadır )
( CRITIQUE )
( CRITIQUER )
- TENKİT[Ar. < TENḲĪṬ] ile/değil/yerine/=/||/<> NOKTALAMA
- TENKİT ile TENKİTLİ ile TENKİTÇİ/LİK ile TENKİTSİZ
- TENKİT ile VERYANSIN
- TEN-PEREST[Fars.] ile TEN-PERVER[Fars.]
( Gövdesini, kendini seven. Gövdesine çok dikkat eden. İLE Kendini beslemeye, rahatına düşkünlük. )
- TENSÎK[Ar. < NESAK] ile/değil/yerine/= DÜZENLEME, DÜZELTME, YOLUNA KOYMA
- TENSİK ile/||/<> SIRALAYIŞ
( Sıra ile anlatılacak nesneleri ya yukarıdan aşağıya ya da aşağıdan uykarıya düzgünce sıralama )
- TENTE ile TENTELİ ile TENTESİZ ile TENTE GÜVERTESİ
- TENTENE ile TENTENELİ ile TENTENESİZ
- TEŞBİH:
TENZİHSİZ ile/değil/yerine/>< TENZİHLİ
( Şizofrenik. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Sanat. )
- TENZİL[Ar. < TENZĪL] ile/değil/yerine/=/||/<> İNDİRME | AŞAĞILAMA
( tenzilirütbe indirme aşağılama )
- THEOBROMIN[İng.] ile/değil/yerine/= TEOBROMİN
- TEOGONİ ile/ve KOZMOGONİ ile/ve ANTROPOGONİ ile/ve ESKATOLOJİ(MEAD)
- TEOKRASİ/THEOCRATİE[Fr. < THÉOCRATIE] ile/||/<> TEOKRATİK/THEOCRATİQUE[Fr. < THÉOCRATIQUE]
( Siyasi iktidarın Tanrı nın temsilcileri olduklarına inanılan din adamlarının elinde bulunduğu toplumsal siyasi düzen din erki )
- TEOLOG[Fr. < THÉOLOGUE] ile/değil/yerine/=/||/<> TANRI BİLİMCİ
- TEOLOJİ:
ATLAS FELEĞİNİN İÇ BÜKEYİ ile/ve AY FELEĞİNİN DIŞ BÜKEYİNİN ARASI/NDAKİ/LER
( THEOLOGY: ATLAS FELEGININ INNER CONCAVE vs./and AY FELEGININ OUTER CONVEX ARASI/NDAKI/LER )
- TEOLOJİ/İLÂHİYAT ile METAFİZİK
- TEOLOJİ[Fr. < THÉOLOGIE] ile/değil/yerine/=/||/<> TANRI BİLİMİ
- TEOLOJİ ile/ve/< KOZMOLOJİ
( Fiziği atlayarak felsefe, kozmolojiyi atlayarak ilâhiyat olmaz! )
- TEOLOJİ ile/ve/||/<>/> METAFİZİK ile/ve/||/<>/> POZİTİVİZM
- HEIGHT EQUIVALENT OF A THEORETICAL PLATE[İng.] ile/değil/yerine/= TEORİK TABAKAYA EŞDEĞER YÜKSEKLİK (HETP)
- TEORİK[Fr. < THÉORIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> KURAMSAL
- TEORİSYEN[Fr. < THÉORICIEN] ile/değil/yerine/=/||/<> KURAMCI
- TEORİSYEN ile/değil/yerine/= KURAMCI
- TEPELEMEK yerine ANLAŞMAK VE/> ANTLAŞMAK
- TEPELEMEK ile TEPELEME
( Ayakları altında ezmek. | Bozguna uğratmak, hırpalamak, yakalamak, basmak, enselemek. | Kıyasıya dövmek. | Öldürmek. İLE Tepe biçimi verecek ya da kenarlarından taşacak kadar olan, taşacak kadar yığmak/dizmek. )
- TEPETAKLA ile TEPETAKLAK
- TEPKİ GÖSTERMEK ile/ve POSTA KOYMAK
- TEPKİ NORMU[İng. REACTION NORM] ile/||/<> FENOTİPİK ESNEKLİK[İng. PHENOTYPIC PLASTICITY]
( Bir genotip tarafından gösterilen fenotipik esneklik şablonudur. @@ Genotipe bağlı olarak oluşan fenotipin, çevresel etmenlerin etkisiyle çeşitlilik göstermesidir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- TEPKİ:
"ÖZGÜRLÜĞE KARŞI" değil ÖLÇÜSÜZLÜK/KEYFİYET PROPAGANDASINA KARŞI
- TEPKİ VERMEK ile TEPKİ GÖSTERMEK
( RESPOND vs. REACT )
- TEPKİ ile/ve/||/<> DİŞ GÖSTERMEK
- TEPKİ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DIŞAVURUM
- TEPKİ ile/>< TEPKİ BOZUKLUĞU SENDROMU
( ... İLE/>< Beyin rahatsızlıklarıyla birlikte oluşan, tepki ve yanıt verme gibi yetileri aşırı derecede etkileyen bir sendrom. )
( REACTION vs./>< SPATIAL NEGLECT )
- [ne yazık ki]
"TEPKİ" ile/değil/></< YANIT VEREMEMEK
( Yanıt veremeyen, tepki verir. )
- REACTANCE COIL[İng.] ile/değil/yerine/= TEPKİL BOBİNİ
- REACTANCE DROP[İng.] ile/değil/yerine/= TEPKİL DÜŞÜMÜ
- REACTANCE[İng.] / RÉACTANCE[Fr.] ile/değil/yerine/= TEPKİL
- REACTION ENTHALPY NUMBER[İng.] / NOMBRE D'ENTHALPIE DE RÉACTION[Fr.] ile/değil/yerine/= TEPKİME ENTALPİ SAYISI
- REAKTIONSENTHALPIE[Alm.] ile/değil/yerine/= TEPKİME ENTALPİSİ
- THRESHOLD OF REACTION[İng.] / SEUIL DE RÉACTION[Fr.] / REAKTIONSSCHWELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= TEPKİME EŞİĞİ
- REACTION MECHANISM[İng.] ile/değil/yerine/= TEPKİME MEKANİZMASI
- TEPKİME ile TEPKİMELİ
- TEPKİME/REAKSİYON HIZI ile TEPKİME/REAKSİYON MEKANİZMASI
( Kimyasal tepkimenin gerçekleşme hızı. İLE Kimyasal tepkimenin adım adım gerçekleşme yolu. )
- REACTIVE POWER[İng.] / PUISSANCE RÉACTIVE[Fr.] ile/değil/yerine/= TEPKİN GÜÇ
- REACTIVITY[İng.] / RÉACTIVITÉ[Fr.] ile/değil/yerine/= TEPKİNLİK
- TEPSERMEK = KURUYUP ÇATLAMAK
- TERÂKÜM ile/||/<> PLEONASM[İng.] ile/||/<> PLÉONASME[Fr.] ile/||/<> PLEONASMUS[Alm.] ile/||/<> EK YIĞILMASI
( Bir ekin veya aynı görevi yüklenmiş şekilce farklı eklerin kelime içinde arka arkaya sıralanması olayı tigin tigi t ler prensler sler ler sizler Harz ik ev len ikisi bir arada üç ev len üçü bir arada kim i si EAT kul cug az kulcağız yer cüg ez oğur layın ca gizlice demin ce cik yavaş ça cık yavru cağ ız az rak ça kıa azıcık kiç kine gine pek küçük Kary kız gına ceh kızcağız as kın çak azıcık Anad ağzl ey ce ne ey ce men çabuk ça na vb Olayın meydana gelişi genellikle ilk ekin görevindeki bir aşınmanın sonucudur Bu durumda ilk ek ya birleştiği kelime ile kaynaşmış ve kendini şekilce korumuştur Yahut da sonradan gelen ek ile kaynaşarak birleşik bir ek oluşmuştur Bazen de eski ekin görevinde bir zayıflama söz konusu değildir Tek şekilden farklı görevlerin gelişmesi sonunda ikinci ek o kelimeye yeni bir görev yüklenerek gelmiştir Arapçadan dilimize çokluk şekilleriyle geçmiş olan evlat evrak talebe teşkilat gibi kelimelerin yeniden birer lar ler çokluk eliyle genişletilmeleri de ek yığılması niteliğindedir evlat lar evrak lar talebe ler teşkilat lar gibi )
( PLEONASM )
( PLÉONASME )
( PLEONASMUS )
- SAĞALTIMLAR'I/TERAPİLER('İ)
- TERAPİST[Fr. < THÉRAPIST] ile/değil/yerine/=/||/<> TEDAVİCİ
- TERAS/LAMA[Fr.] ile/değil/yerine/= SEKİ/LEME
- TERAZİ MAHALLESİ :
( Kilyos'ta su terazisinin bulunduğu yerleşim bölgesi. )
- TERBİYE(EĞİTİM) ile/ve/> TÂLİM(ÖĞRETİM/ALIŞTIRMA) ile/ve/> TE'DİB(EDEB)(DAVRANIŞ/TUTUM)
( Davranış-eylem. İLE/VE Düşünce-bilgi. VE/> Terkib. )
( Göze dayanır. İLE/VE Kulağa dayanır. VE/> Davranıştır. )
( İyi-kötü. İLE/VE Doğru-yanlış. VE/> Güzel. )
( Örnek gerektirir. İLE/VE Bilen/hoca gerektirir. VE/> "Kişi kendin bilmek", haddini bilmek gerektirir. )
( Her yerdedir. İLE/VE Belirli bir yerdedir. VE/> Her yer ve zamandadır. )
( Bütüncüldür. İLE/VE Sıradüzenseldir. VE/> Estetiktir. )
( Kalb-i selîm. İLE/VE Akl-ı selîm VE/> Zevk-i selîm. )
( TO TRAIN vs./and PRACTICE/EXERCISE/DRILL and/> MANNER
Behaviour-action. VS./AND Idea-knowledge. AND/> Compound.
Base on eye. VS./AND Base on ear. AND/> Behaviour.
Good-bad. VS./AND Right-wrong. AND/> Beautiful.
Needed example. VS./AND Needed teacher. AND/> To know the self.
Everywhere. VS./AND Define place. AND/> Everywhere and anytime.
Integral. VS./AND Hierarchical. AND/> Aesthetical. )
- TERBİYE ETMEK:
ÇOCUKLARIMIZI ile/ve/değil/yerine/||/<>/< KENDİMİZİ
- TERBİYE[< RÜBÜV, RUBUBİYET/RAB] ile ...
( BESLEYİP BÜYÜTME | EĞİTİM | GÖRGÜ | ALIŞTIRMA | HAFİF CEZALANDIRMA | TAVSİYE; KAYIRMA, KORUMA | Bazı yemeklere konulan limon, sirke, salça gibi şeyler. )
- TERBİYECİ ile/||/<> EDUCATOR, EDUCATIONIST[İng.] ile/||/<> ÉDUCATEUR, PÉDAGOGUE[Fr.] ile/||/<> EĞİTİMCİ
( 1 Eğitbilimde uzmanlaşmış kişi 2 Öğretmenlik eğitim yöneticiliği ya da eğitim uzmanlığı yaparak eğitim çalışmalarına katkıda bulunan kimse 3 Kendini eğitim çalışma ve sorunlarına vermiş olan ve bu alanda yapıtları olan kimse 4 Eğitimin kuramsal ve uygulamalı bir alanında yaptığı öğrenimle akademik yeterlik elde eden ve özellikle üniversitelerin eğitim bölümlerinde öğretim üyeliği görevinde bulunan kimselere verilen ad )
( EDUCATOR, EDUCATIONIST )
( ÉDUCATEUR, PÉDAGOGUE )
- TERBİYE-İ BEDENİYE, BEDEN TERBİYESİ | BEDEN EĞİTİMİ ile/||/<> BEDEN EĞİTİMİ
( 1 Cimnastik oyun ve spor gibi eğitici bütün beden alıştırmalarını kapsayan genel kavram 2 Öğrencilerin bedensel gelişimi için zorunlu devinim gereksinmelerini karşılamak topluluk oyunları ve başka etkinliklerle kişilik ve önderlik yeteneklerini arttırmak dengeli bir ruh ve beden gücü elde etmelerine olanak sağlamak amacıyla her dereceli okul programında yer alan ders Oyun cimnastik ve spor gibi eğitici bütün vücut alıştırmalarını kapsayan genel kavram )
( PHYSICAL EDUCATION )
( ÉDUCATION PHYSIQUE )
( LEIBESERZIEHUNG )
- TERBİYELEMEK ile TERBİYESİZLEŞMEK ile TERBİYE ile TERBİYECE ile TERBİYECİ/LİK ile TERBİYELİ/LİK ile TERBİYESİZ/LİK ile TERBİYESİZCE ile TERBİYELİ KÖFTE ile TERBİYELİ ÇORBA
- TERBİYEVÎ | EĞİTİCİ ile/||/<> EĞİTİCİ
( Eğitimi sağlayan eğitmeye elverişli ya da eğitsel değerleri bulunan Hayvanları becerili yapan eğitici )
( EDUCATIVE | TAMER | TUTORIAL )
( ÉDUCATIF | DOMPTEUR )
( DOMPTEUR, TIERBÄNDIGER )
- TERBİYEVİ FİLM ile/||/<> EDUCATIONAL FILM, TRAINING FILM[İng.] ile/||/<> FİLM ÉDUCATİF[Fr.] ile/||/<> LEHRFILM, ERZIEHUNGSFILM, BILDUNGSFILM[Alm.] ile/||/<> EĞİTİCİ FİLM
( Sinema Belirli bir konuda eğitmek özellikle bir meslek konusunda yetişkinlere bilgi vermek amacıyla hazırlanmış film )
( EDUCATIONAL FILM, TRAINING FILM )
( FILM ÉDUCATIF )
( LEHRFILM, ERZIEHUNGSFILM, BILDUNGSFILM )
- TERBİYEVİ[Ar. < TERBİYEVĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> EĞİTİMSEL
- TERBİYEVİ ile/||/<> PEDAGOGICAL, EDUCATIONAL[İng.] ile/||/<> PÉDAGOGIQUE, ÉDUCATIF[Fr.] ile/||/<> EĞİTSEL
( Eğitim değeri eğitici yönü bulunan eğitme ile ilgili )
( PEDAGOGICAL, EDUCATIONAL )
( PÉDAGOGIQUE, ÉDUCATIF )
- TERBİYEVÎ/PEDAGOJİK ile/değil/yerine/= EĞİTİMSEL/EĞİTSEL
- TERCİBEND[Ar. < TERCĪʿ + Fars. BEND] ile/değil/yerine/=/||/<> TERCİİBENT
( Divan edebiyatında uyakları başka başka olan birkaç bentten oluşan ve her bendin sonunda tekrarlanan bir beyit bulunan manzume biçimi )
- TERCİHANE[Ar. < TERCİʿ + Fars. ḪĀNE] ile/değil/yerine/=/||/<> TERCİHANE
( Terciibentte vasıta beytinden önceki beyitlerin oluşturduğu bent )
- TERCİHANE/TERCİHANE[Ar. < TERCİʿ + Fars. ḪĀNE] ile/||/<> TERKİPHANE/TERKİBHANE[Ar. < TERKĪB + Fars. ḪĀNE]
( Terciibentte vasıta beytinden önceki beyitlerin oluşturduğu bent )
- TERCİHANE[Ar. < TERCİʿ + FARS. < HÂNE] ile/||/<> TERKİPHANE
( Terci-i bendin bağlamlarından her biri. @@ (Divan edebiyatı terimi) Tercii bentlerde bentlerin her biri. )
- TERCİHANE ile/||/<> TERCİHANE[Ar. < TERCİʿ + FARS. < HÂNE]
( Tercii bendin bağlamlarından her biri Divan edebiyatı terimi Tercii bentlerde bentlerin her biri )
- TERCÜME ETMEK | ALMAK, ÇEKMEK, FİLM ALMAK, FİLM ÇEKMEK, FİLME ÇEKMEK, TERTİP ETMEK, MANZARA ALMAK, DÖNDÜRMEK, AHZ ETMEK, SHO(O)T ETMEK | TERCÜME | KONVERSİYON | ÇEVİRME ile/||/<> ÇEVİRMEK ile/||/<> ÇEVİRME ile/||/<> ÇEVİRİ
( çeviri Bir dilde yazılmış yapıtları başka bir dile aktarmak Sinema Çevirim eylemi televizyona almak Yüz üstü yere yapışmış bir güreşçiyi oyun ve güç yolu ile sırt üstü getirme I Bir dilde anlatılanı başka bir dilde anlatmak üzere dönüştürmek II Verinin taşıdığı bilgiyi değiştirmeksizin gösterim biçimini değiştirmek örn kök çevirme düğüm çevirme örnekselden sayısala çevirme Tamçevirme ya da yarıçevirmenin ortak adı Vücudun türlü bölümlerinde eklemlerin verdiği olanak oranında bileşik eksende yapılan devinim türü Çekirdek tepkime kabında bir gereci bölünebilir özdek durumuna getirme süreci Örn Th232nin U233e çevrilmesi Bir birim dizgesinden başka birine örneğin c g s ten M K S e geçmek Bağlı ortaklık hisselerinin ana şirket ortaklarına verilmesiyle gerçekleştirilen şirket ayırma ve veya satma biçimi tercüme Yavrunun doğum için uygun gelişe çevrilmesi işlemi versiyon Bir dilden bir dile yapılan aktarma bir yapıtın başka bir dile aktarılması 1 Bir yapıtın bir dilden başka bir dile aktarılması 2 Bir dilden bir başka dile aktarılan yapıt )
( TRANSLATE | SHOOT, TAKE, FILM, CINEMATOGRAPH | CONVERT | INVERSION | CIRCLING | CONVERSION | SPIN-OFF | ASSEMBLY | DIAL | FLIP | SPIN | VERSION )
( TRADUIRE | TOURNER, FILMER, CINÉ-MATOGRAPHIER, FAIRE UN FILM, PRENDRE (UN FILM) | CONVERTIR (DES DONÉES) | CIRCUMDUCTION | CONVERTISSEMENT | CONVERTIR )
( DREHEN, FILMEN, VERFILMEN, AUFNEHMEN, FILMAUFNEHMEN | KREISEN | UMSETZUNG | UMWANDELN )
- TERCÜME[Ar. < TERCEME] ile/değil/yerine/=/||/<> ÇEVİRİ (TERCÜMEİHÂL, HÂL TERCÜMESİ)
- TERCÜME-İ HAL[Ar.]/BİYOGRAFİ[Fr./İng.] ile/değil/yerine YAŞAM ÖYKÜSÜ
- TERE[Fars.] ile KAZTERESİ
( ... ile
)
- TEREBENTİN[Fr.] = TEREMENTİ
( Kozalaklılardan ve bazı ağaçlardan ya kendi kendine ya da ağacın çizilmesiyle akan, yağlı boya, yağlı vernik üretiminde ve inceltilmesinde kullanılan, ince, renksiz, kokulu reçine. )
- TEREDDİ[Ar. < REDY] ile/değil/yerine/= SOYSUZLAŞMA, YOZLAŞMA
- TEREDDÜT | DURAKSAMA ile/||/<> DURAKSAMA
( Bir konuşmada seçilebilecek birçok sözcükler alınabilecek birçok kararlar vb önünde duralar görünme sanatı Bir yanıtlayıcının belli bir konuda tutum kanı ya da görüş belirtmede güçlük çekmesi )
( INDECISIVENESS )
( DUBITATION )
- TEREDDÜT[Ar.] ETMEK ile/değil/yerine/= İKİRCİKLENMEK/DURAKSAMAK/VARGISIZ KALMAK
- TEREDDÜT[Ar. < TEREDDUD] ile/değil/yerine/=/||/<> KARARSIZLIK | DURAKSAMA
( kararsızlık duraksama )
- TEREFFU | YÜKSELME ile/||/<> YÜKSELME ile/||/<> YÜKSELMEK
( Yerkabuğunun bir bölümünün deniz yüzüne göre daha yüksek bir düzeye çıkması ya da bir kabartı yapması Dansın yedi temel hareketinden biri Katmanların içgüçlerin etkisiyle asal durumlarını yitirerek kubbe çıkık kıvrım vb biçimler alması jeoloji astronomi Yukarı doğru hareket )
( UPLIFT, UPHEAVEL | UPLIFT | ELEVATION | RISE )
( SOULEVEMENT, EXHAUSSEMENT, SURRECTION | RELEVER | SOULÈVEMENT | ASCENSION | ÉLÉVATION )
( HEBUNG | ERHÖHUNG )
(1996'dan beri)