Dokuz(9) yazaçlı FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 30.860 başlık/FaRk ile birlikte,
30.860 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(80/125)
- MUKAVEMET, REZİSTANS | DİRENÇ ile/||/<> DİRENÇ
( Sinema TV İçinden elektrik akımı geçen bir iletkenin bu akıma karşı koyması durumu Karşısındakinin gücüne ve saldırısına karşı koyma gücü Freud Bilinçaltında yatanların ortaya çıkarılması çabalarına karşı koyma 1 Kuvvete ya da dış koşullara karşı koyma 2 Bir iletkenin elektrik akımının geçirilmesine karşı koyması Bir derinliğine görüşmede ya da oturum kümelerinde bireyin çeşitli nedenlerle gereken bilgileri vermeyerek kendini açıklamaktan kaçınması 1 genel uygulayım Bir gücün etkisine karşı koyan güç 2 elektrik Bir nesneden birim nicelikte elektrik akımı geçebilmesi için gerekli olan gerilim Bir nesne içinden birim nicelikte kıvıl akımın geçebilmesi için gerekli kıvıl gerilim olarak ölçülen özellik R V l Bir nesnenin elektrik akımına karşı durma özelliği bu özelik çevrimindeki akım yeğinliğinin azalması ile kendini belli eder iletkenlerin i fizik Bir nesneden birim nicelikte elektrik akımı geçebilmesi için gerekli olan gerilim Bir dış etkiye karşı gösterilen tepki Tür ırk familya ve bireylerde hastalık etkenlerine ve enfeksiyöz olmayan hastalık sebeplerine karşı vücudun mukavemeti )
( RESISTANCE, ELECTRICAL RESISTANCE | RESISTANCE | ADMITTANCE )
( RÉSISTANCE (ÉLECTRIQUE) | RÉSISTANCE | ADMITTANCE )
( WIDERSTAND, ELEKTRISCHER WIDERSTAND | WIDERSTAND | FESTIGKEIT | SCHEINLEITWERT, KOMPLEXER LEITWERT )
( PERMEARE )
( RESISTENZA )
( ΑΝΤΊΣΤΑΣΗ / αντίσταση )
- MUKAVEMET, REZİSTANS | DİRENÇ >< GEÇİRGENLİK
( Sinema/TV. İçinden elektrik akımı geçen bir iletkenin, bu akıma karşı koyması durumu. @@ Karşısındakinin gücüne ve saldırısına karşı koyma gücü. @@ (Freud) Bilinçaltında yatanların ortaya çıkarılması çabalarına karşı koyma. @@ 1. Kuvvete ya da dış koşullara karşı koyma. 2. Bir iletkenin elektrik akımının geçirilmesine karşı koyması. @@ Bir derinliğine görüşmede ya da oturum kümelerinde bireyin çeşitli nedenlerle gereken bilgileri vermeyerek kendini açıklamaktan kaçınması. @@ 1. genel uygulayım: Bir gücün etkisine karşı koyan güç. 2. elektrik: Bir nesneden birim nicelikte elektrik akımı geçebilmesi için gerekli olan gerilim. @@ Bir nesne içinden, birim nicelikte kıvıl akımın geçebilmesi için gerekli kıvıl gerilim olarak ölçülen özellik: (R = V / l). @@ Bir nesnenin, elektrik akımına karşı durma özelliği; bu özelik, çevrimindeki akım yeğinliğinin azalması ile kendini belli eder. @@ (iletkenlerin -i) (fizik) @@ @@ Bir nesneden birim nicelikte elektrik akımı geçebilmesi için gerekli olan gerilim. @@ Bir dış etkiye karşı gösterilen tepki. @@ Tür, ırk, familya ve bireylerde hastalık etkenlerine ve enfeksiyöz olmayan hastalık sebeplerine karşı vücudun mukavemeti. )
( RESISTANCE, ELECTRICAL RESISTANCE | RESISTANCE | ADMITTANCE~ADMITTANCE | TRANSMISSION FACTOR, TRANSMITTENCE | PERME ABILITY | PERMEABILITY | TRANSMITTANCE )
( RÉSISTANCE (ÉLECTRIQUE) | RÉSISTANCE | ADMITTANCE~ADMITTANCE | FACTEUR DE TRANSMISSION | PERMÉABILITÉ )
( PERMEARE~PERMEARE | PERMEARE: GEÇMEK )
( WIDERSTAND, ELEKTRISCHER WIDERSTAND | WIDERSTAND | FESTIGKEIT | SCHEINLEITWERT, KOMPLEXER LEITWERT~SCHEINLEITWERT, KOMPLEXER LEITWERT | TRANSPARENZ, DURCHLASSUNGSVERMÖGEN, DURCHLÄSSIGKEIT | DURCHDRINGUNG | PERMEABILITÂT | DURCHLÄSSIGKEIT | MAGNETISCHE DURCHLASSIGKEIT | PERMEABILITÄT | PERMEABILITÄT; DURCHLÄSSIGKEIT )
( RESISTENZA~PERMEABILITÀ )
( ΑΝΤΊΣΤΑΣΗ / αντίσταση~ΔΙΑΠΕΡΑΤΌΤΗΤΑ / διαπερατότητα )
- MUKÂVEMET[Ar.] değil/yerine/= DİRENME
( Dayanma, karşı durma, karşı koyma, direnme, direniş. | Direnç. )
- MUKAVEMET ile MUKAVEMETLİ ile MUKAVEMETÇİ/LİK ile MUKAVEMETSİZ/LİK ile MUKAVEMET KOŞUSU
- STRENGTH[İng.] / PUISSANCE, TENEUR[Fr.] ile/değil/yerine/= MUKAVEMET
- MUKÂVEMET/REZİSTANS değil/yerine/= DİRENMEK/DİRENÇ/DİRENİŞ
- MUKAYESE ETMEK/KIYASLAMAK/KIYAS ETMEK değil/yerine/= DENK SAYMAK/BİR TUTMAK
- MUKAYESE-İ RUHİYE ile/||/<> PSYCHOMETRY, PSYCHOMETRICS[İng.] ile/||/<> PSYCHOMÉTRIE[Fr.] ile/||/<> RUH ÖLÇÜMÜ
( 1 Ruhbilim testlerinin ruh ölçümcüsünce uygulanması ve değerlendirilmesi işi 2 Ruhsal verilerin çözümlenmesinde kullanılan matematik ve sayılama yöntemlerinin geliştirilmesi ile uğraşan bilim dalı 3 Ruhbilim çalışmalarında yapılan herhangi bir ölçme işlemi )
( PSYCHOMETRY, PSYCHOMETRICS )
( PSYCHOMÉTRIE )
- MÜKELLEF/İYET ile/ve/< MES'UL/İYET
- MÜKEMMELİYETÇİ/LİK ile/ve/değil/<> GARANTİCİ/LİK
- MÜKEMMEL/LİK ile/ve/değil/yerine NORMAL/LİK
- MÜKEMMELLİK ile/||/<> PERFECTION[İng.] ile/||/<> YETKİNLİK
( Bir ölçme aracı ya da bir ölçme sürecinin ölçüm yanılgılarını en aza indirgeme yeteneği )
( PERFECTION )
- MUKNİ[Ar.] değil/yerine/= İNANDIRAN
- MUKTEDİR değil/yerine/= ERKLİ/GÜCÜ YETEN
- MÜKTESEBAT[Ar.] değil/yerine/= EDİNÇ / KAZANILAN
- MUKTİ ile/||/<> MOKSHA ile/||/<> NİSSARANA
( Bağımsızlığa, iç özgürlüğe ulaşmış kişi. @@ Dünyevi mevcudiyetten kurtuluş, özgürleşme. @@ Özgürlük, kurtuluş. Aydınlanmak zihnimizi zincirleyen bağlardan kurtulmaktır. )
- MÜLAHAZA ile MÜLAHAZAT ile MÜLAHAZAT HANESİ
- MÜLÂKAT[Ar.]/RÖPORTAJ[Fr. < REPORTAGE]["ROPÖRTAJ" değil!] değil/yerine/= SÖYLEŞİ/GÖRÜŞKÜ
- MÜLAKATÇI ile/||/<> INTERVIEWER[İng.] ile/||/<> GÖRÜŞMECİ ile/||/<> ENUMERATOR[İng.] ile/||/<> SORUŞTURUCU
( Bir görüşmede soru çizinliği ya da görüşme kılavuzu kullanarak karşılıklı konuşma ve soruyanıt ilişkisiyle sözlü açıklamaları yazılı bilgiye dönüştüren gözlemci soruşturucu Bir soruşturuda okuryazar olmayanlardan yanıt alarak ya da soru çizinliğini alınan yanıtlara göre doldurarak bilgi derleyen kişi )
( INTERVIEWER )
- MÜLÂTAFE ile/||/<> ŞAKALAŞMA
( Divan ozanlarının koşuktu takılmaları XVII yüzyılda Şeyhülislam Yahya Efendi Nefi için şu dörtlüğü söylüyor Şimdi hayli sühanveran içre Nefi manendi var mı bir şair Sözleri Sebai Muallâkadır İmriülkays kendidir kâfir Nefi de şöyle yanıtlıyor Bize kâfir demiş Müftî Efendi Tutalım ben ana diyem Müselman Varıldıkta yarın Ruzi Cezaya İkimizde çıkarız anda yalan )
- MÜLAYEMET[Ar.] değil/yerine/= UYSALLIK | BAĞIRSAK YUMUŞAKLIĞI
- MÜLEVVEN[< LEVN]:
RENGARENK, TÜRLÜ TÜRLÜ, HERCAİ | BOYALI, BOYANMIŞ -<
- MÜLGA[Ar. < LAĞV] değil/yerine/= KAPATILAN
- MÜLHEM OLMAK ile/||/<> S'INSPIRER[Fr.] ile/||/<> ESİNLEMEK ile/||/<> INSPIRATION[Fr.] ile/||/<> ESİN
( Bir kimsenin bir yapıtın bir nesnenin bir durumun etkisinden yaratış gücü kazanmak esin İçe doğan buluş ve yaratış gücü )
( S'INSPIRER )
- MÜLK ile/||/<> PROPERTY, POSSESION[İng.] ile/||/<> PROPRIÉTÉ, BIENS[Fr.] ile/||/<> EIGENTUM, GRUNDEIGENTUM[Alm.] ile/||/<> ÖZELGE
( Birey aile akraba ya da toplulukların ilgili oldukları toplumun anlayış ölçülerine uygun bir biçimde üzerlerinde hak iyesi oldukları özdeksel ve tinsel öğelerin tümü )
( PROPERTY, POSSESION )
( PROPRIÉTÉ, BIENS )
( EIGENTUM, GRUNDEIGENTUM )
- MÜLKİYET[Ar. < MULKİYYET] ile/||/<> SAHİPLİK (ÇIPLAK MÜLKİYET, ORTAK MÜLKİYET, ÖZEL MÜLKİYET)
- MÜLTECİ[Ar. < MULTECĪ] ile/||/<> SIĞINMACI
- MÜLTECİ:
ÜLKESİNDE ile/ve/||/<> YERİNDEN EDİLMİŞ ile/ve/||/<> YERİNDE/MAHALİNDE [IDPs]
- MÜLTECİ[Ar.] değil/yerine/= SIĞINAN / SIĞINMACI / SIĞINIK
- MÜLTEZİLE" değil MUTEZİLE
- MÜLTEZİM[Ar. < MULTEZİM] ile/||/<> KESENEKÇİ
- MULTİ-COMPONENT REACTİON ile/||/<> TWO-COMPONENT REACTİON
( Multi-component reaction üç veya daha fazla reaktan aynı anda reaksiyona girerken İLE two-component reaction iki reaktan arasında gerçekleşir )
( Formül: MCR efficiency )
- MULTIFERROIC ile/||/<> MAGNETOELECTRİC ile/||/<> SPINTRONICS
( Birden fazla düzen parametresi. )
( Formül: P·M coupling )
( Formül: P·M coupling )
- MULTİPLAN/MULTİPLANE[İng.] değil/yerine/= ÇOK DÜZLEMLİ
- MULTIPLE SCLEROSIS[İng.] değil/yerine/= MULTİPL SKLEROZ
( Merkezi sinir sisteminin öngörülemeyen, sakat bırakıcı etkisi olabilen bir omurilik ve beyin hastalığı. Beyindeki ve beyinle vücut arasındaki bilgi akışını bozar. Multipl skleroz sonunda sinir gözelerinin kendisinin bozulmasına ya da kalıcı olarak hasar görmesine sebep olur.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- MULTİPLE SKLEROZ ile/||/<> AMYOTROFİK LATERAL SKLEROZ (ALS)
( Merkezi sinir düzeninde miyelin kılıfının hasarı ile ilişkili bir bağışıklık sayrılığı. İLE/||/<> Motor nöronların kaybı ile kas zayıflığı ve atrofisi ile ilişkili bir nörodejeneratif sayrılık. )
- MULTIPLETT[Alm.] ile/değil/yerine/= MULTİPLET
- MULTİVARİATE STATİSTICS ile/||/<> UNİVARİATE STATİSTICS
( Multivariate statistics çok değişkenli veri analizi yaparken İLE univariate statistics tek değişkenli analiz yapar )
( Formül: PCA analysis )
- MUM ile MUM AMPUL ile MUM AĞACI ile MUM DİREK ile MUM BOYASI ile MUM CİLASI ile MUM DURUŞU ile MUM ÇİÇEĞİ ile MUM PALMİYESİ
- MUM ile MUM YAPIMCISI ile ŞAMDAN
( CANDLE vs. CANDLEMAKER vs. CANDLESTICK )
( شمع ile شمع ساختن ile شماع ile شمعدان ile پايه شمعدان )
( SHAM ile SHAM SAKHTAN ile شماع ile SHAMDAN ile PAYYEH SHAMDAN )
- MUMAĞACI ile/<> MUMPALMİYESİ ile/<> MUMÇİÇEĞİ
( Sıcak ülkeler ile Kuzey ve Batı Avrupa'da yetişen, bir tür mumpalmiyesi. İLE/<> Ilıman bölgelerde yetişen, gövdesi boyunca bir santim kalınlığında bir mum katmanı bulunan, yaprakları hurma yaprağına benzeyen bir ağaç. İLE/<> İkiçeneklilerden, güzel kokulu, şemsiye biçiminde küçük beyaz çiçekler açan, etli yapraklı, sarılcı bir süs bitkisi. )
( MYRICA CERIFERA cum/<> CEREXYLON ANDICOLA cum/<> CERINTHE MINOR, CERINTHE RETORTRA )
- MUMAİLEYH[Ar.] değil/yerine/= ADI GEÇEN
- MÜMARESE[Ar. < MUMĀRESE] ile/||/<> YATKINLIK
- MÜMÂRESE[Ar. < MERES] değil/yerine/= YATKINLIK
( ALIŞMA, ALIŞIKLIK, YATKINLIK, EL YATKINLIĞI )
- MÜMASELE | BENZEŞİM ile/||/<> BENZEŞİM ile/||/<> EŞİTLEME ile/||/<> EŞİTLEMEK
( eşitleme Benzeşim dönüşümü altında iki uzambiçimin birbirlerine dönüşmesi Bir alanda tam bir düzenlilik olduğu ya da aynı nedenlerin benzer sonuçlar verdiği ilkesinden yola çıkarak tam benzerliklere dayanan bilgi üretme yöntemi 1 Eukleideste İki ya da daha çok çift terimleri ikişer ikişer birleştiren ilişkinin özdeşliği özellikle matematik oranlar 2 Aynı anlamda ama somut olarak Aralarında aynı bağıntı bulunan terimler dizgesi 3İki oranın benzerliği eşitliği 4 Birbirine benzeşen organların ilişkisi Ör insanda kolun kuşun kanadına benzer oluşu 5 Genel görünüşünde birbirine benzemeyen ve aynı kavram altına konamayan şeyler arasında az ya da çok uzaktan benzerlik Birçok belirtilerde uygunluk 6 Benzerliği bilgi ilkesi ve kaynağı olarak kullanma Ör Benzerliklere dayanarak çıkarım yapma Doğabilimsel yapılan özellikleri ya da uzbilimsel davranışları açısından benzerlik gösteren nesneler ya da olaylar matematik benzeşim Koşalarda aralıklarda başka sözcüklerin de bütünün ya da çoğunun ölçü bakımından öncülleri gibi olmasıdır Müşiri saltanat akli musavver Penahı memleket adii mücessem Bakışık sözcükler ölçülüdür denkleşme aralık Eşit duruma getirme Haddeleme işleminden önce sıcaklık ve bileşimlerini birbiçimli yapmak için tomruklara uygun bir sıcaklıkta uygulanan ısıl işlem )
( HOMOTHETY | ANALOGY | SIMILARITY )
( HOMOTHÉTIE | ANALOGIE | SIMILITUDE )
( HOMOTHETIE, ÄHNLICHE LAGE, PERSPEKTIVISCHE LAGE | ANALOGIE | ÄHNLICHKEIT )
- MÜMÂSELET | HOMOTETİ[Fr. < HOMOTHÉTİE] ile/||/<> HOMOTETİK
( (matematik) @@ bk. dilatasyon. )
( HOMOTETIC~HOMOTETIC )
( HOMOTHÉTIE | HOMOTHÉTIQUE~HOMOTHÉTIQUE )
( HOMOTHETIE~HOMOTHETISCH )
( OMOTETIA~OMOTETICO )
( ΟΜΟΙΟΘΕΣΊΑ / ομοιοθεσία~ΟΜΟΘΕΤΙΚΌΣ / ομοθετικός )
- MÜMÂSELET | HOMOTETİ ile/||/<> HOMOTETİ[Fr. < HOMOTHÉTIE]
( matematik dilatasyon )
( HOMOTETIC )
( HOMOTHÉTIE | HOMOTHÉTIQUE )
( HOMOTHETIE )
( OMOTETIA )
( ΟΜΟΙΟΘΕΣΊΑ / ομοιοθεσία )
- MÜMÂSİL | HOMOTETİK ile/||/<> HOMOTETİK[Fr. < HOMOTHÉTIQUE]
( matematik Karşılıklı kenarları paralel olan benzer iki şekil )
( HOMOTETIC )
( HOMOTHÉTIQUE )
- MUMBOYASI ile/<> MUMCİLÂSI
( Mum, terebentin, su ve toprakboyalarla hazırlanan boya. İLE/<> Parafin ve balmumunun, terebentin ya da neftyağında çözüştürülmesi ile elde edilen, ağaç eşyaları cilâlamakta kullanılan madde. )
- MÜMESSİL, SANATKÂR, ARTİST | OYUNCU ile/||/<> ARTİST
( Sinema/TV. 1. Oyunluktaki belli kişiyi canlandırma işini yapan kimse. 2. Oynamak işini gerçekleştiren kişi. @@ Bir oyun kişisini, sanatçı yaradılışı ve bilgisi ile, canlandıran ya da gösteren tiyatro sanatçısı. Oyun oynama eylemini yapan kişi. (Erkek ya da kadın). @@ Bir oyun kişisini, bilgisi, tekniği ve yaratışı ile canlandıran ya da gösteren sahne sanatçısı. Oyun oynama eyleminde bulunan sanatçı. )
( PLAYER, PERFORMER | ACTOR, ACTRESS | ACTOR, PLAYER | ARTIST~ARTIST )
( INTERPRÈTE | ACTEUR, ACTRICE | ACTEUR, COMÉDIEN | ARTIST~ARTIST | ARTISTE )
( ACTOR~... )
( AUFFÜHRENDE | SCHAUSPIELER (IN) | SCHAUSPIELER | KÜNSTLER~KÜNSTLER )
( ATTORE~ARTISTA )
( ΗΘΟΠΟΙΌΣ / ηθοποιός~ΚΑΛΛΙΤΈΧΝΗΣ / καλλιτέχνης )
- MÜ'MİN GIYBETİ ile/ve KÂFİR'İN GIYBETİ ile/ve MÜNÂFIK'IN GIYBETİ
( Yapar ve yaptığını kabul eder. İLE/VE Yapar ve yaptığını inkâr eder. İLE/VE Yapar fakat yaptığının gıybet olmadığına inandırmaya çalışır. )
- MÜMKÜN OLAMAZ değil/yerine/= OLANAKSIZ
- MÜMKÜNLÜK" değil İMKÂN[Ar.]/OLANAK
- MUMLAMAK | MUMLAMA ile/||/<> PARLATMA ile/||/<> TEMİZLEME
( Sinema İşlemelikten çıkmış bir filmin, çeşitli aygıtlarda kolayca dönmesini sağlamak üzere, iki kenarına ince bir balmumu katı çekme. @@ Ağacı kalın olmayan bir mum katmanı ile örtmek. Mumcilâsı yapmak. )
( WAXING | POLISHING | CLEANING, CLEANSING~POLISHING | CLEARING~CLEANING, CLEANSING | SANITATION, REHABILITATION | CLEANING | FLUSH | PURGE )
( CIRAGE | POLISSAGE | NETTOYAGE, ESSUYAGE~POLISSAGE | POLISSAG~NETTOYAGE, ESSUYAGE | ASSAINISSEMENT | DESSABLAGE, NETTOYAGE )
( PARAFFINIERUNG | WACHSEN | POLIEREN | REINIGUNG~POLIEREN~REINIGUNG | SANIERUNG, SANITARE EINRUCHTUNGEN )
( CERATURA~LUCIDATURA~PULIZIA )
( ΚΈΡΩΜΑ / κέρωμα~ΣΤΊΛΒΩΣΗ / στίλβωση~ΚΑΘΑΡΙΣΜΌΣ / καθαρισμός )
- MUMLAMAK ile MUMLANMAK ile MUMLAŞMAK
- MÜMTAZİYET ile/||/<> SEÇKİNLİK
( Hem düşünce hem de sözcüklerin kullanımı bakımından üstün değerde olan anlatım Karşıtı bayağılık )
- MUMU/IŞIĞI) YAKMAK yerine (MUMU/IŞIĞI) UYANDIRMAK
- MUMYALAMA ile MUMYALAMA
( EMBALM vs. EMBALMMENT )
( حنوط کردن ile حنوط )
( HENOT KARDAN ile HENOT )
- MUMYALAMA ile/ve/<>/değil/yerine TAHNÎT
- MÜNAKALAT[Ar. < MUNĀḲALĀT] ile/||/<> ULAŞTIRMA
- MÜNÂKALÂT[Ar. < NAKİL] değil/yerine/= ULAŞTIRMA / TAŞIMA
- MÜNÂKALE | ULAŞTIRMA ile/||/<> ULAŞTIRMA
( coğrafya taşıma )
( CIRCULATION )
- MÜNÂKASA[Ar. < NOKSÂN | çoğ. MÜNÂKASÂT] ile MÜNÂKAŞA[Ar. < NAKŞ | çoğ. MÜNÂKAŞÂT] ile MÜNÂKAZA[Ar. < NAKZ]
( [alışveriş, ihâle gibi işlerde] Eksiltme. İLE Atışma, çekişme. | Tartışma. | İrdeleme. İLE İki sözün birbirini tutmaması, bir önceki sözün öteki ucu olan söz. )
- MÜNASBET | MÜNÂSEBET | BAĞINTI | KORELASYON ile/||/<> KORELASYON ile/||/<> BAĞLILIK
( bağlılık bağlılık Bağlılaşım Her ikisi de nicel olan herhangi bir x tesadüfi değişkeniyle y tesadüfi değişkenin aldığı değerler dizisi arasında bir uygunluk hâlinin olup olmadığını araştıran yöntem Bireylerin kendilerini bir topluluk toplumsal kesim ya da kümenin üyesi saymaları karşılık korelasyon correlation ilgi Organizmanın değişik yapı özellik ve olaylarında görülen karşılıklı ilgi zooloji Organizmanın değişik yapı özellik ve olaylarında görülen karşılıklı ilgi Korelasyon )
( CORRELATION )
( CORRÉLATION )
- MÜNASEBET | BAĞLILAŞMA ile/||/<> BAĞLILAŞMA
( 1 Karşılıklı bağıntı 2 Birbiriyle eşleştirilen iki küme ölçü sonuçları ya da aynı cinsten verilere ilişkin iki gözlem dizisi arasındaki bağıntı 3 İki puan ya da ölçü arasındaki ilişki ya da birlik bir puanın bir başkasıyle aynı zamanda gösterdiği değişme eğilimi Mantıkça karşılıklı olarak biri ötekinin var olmasını gerektiren iki üyenin arasındaki bağlantı BAĞLILAŞIK Corrélatif )
( CORRELATION )
( CORRÉLATION )
- MÜNASEBET KAİDESİ ile/||/<> RULE OF ASSOCIATION[İng.] ile/||/<> BAĞLAŞIKLIK
( Aralıklı ölçeğin özelliklerinden biri olan ve aşağıdaki önkanıtın uygulanmasına olanak veren kural a b ve c gerçek sayılarsa a b c a b c ve ab c a bc dir )
( RULE OF ASSOCIATION )
- MÜNÂSEBET[Ar. < NİSBET] değil/yerine/= İLİŞKİ/İLİŞİK/İLİNTİ
( UYGUNLUK | İLİŞİK | İLGİ, YAKINLIK, BAĞ | YANAŞMA, VESÎLE )
- MÜNASEBET ile MÜNASEBETLİ ile MÜNASEBETSİZ/LİK ile MÜNASEBETSİZCE ile MÜNASEBETLİ MÜNASEBETSİZ
- MÜNASEBETSİZ değil/yerine/= DENSİZ
- MÜNASEBETSİZLİK değil/yerine/= DENSİZLİK
- MÜNASSIF MÜSTEVİ ile/||/<> BISECTING PLANE[İng.] ile/||/<> PLAN BİSSECTEUR[Fr.] ile/||/<> HALBIERUNGSEBENE[Alm.] ile/||/<> AÇIORTAY DÜZLEMİ
( Kesişen iki düzleme eşit uzaklıkta bulunan noktaların oluşturduğu düzlem )
( BISECTING PLANE )
( PLAN BISSECTEUR )
( HALBIERUNGSEBENE )
- MÜNAVEBE ile/||/<> KEŞİKLEME
- MÜNDERECAT[Ar. < MUNDERİCĀT] ile/||/<> İÇİNDEKİLER
- MÜNEBBİH | MUHARRİK | MÜNEBBİH-İ EDVİYE | TEMBÎH | UYARTI ile/||/<> UYARTI ile/||/<> UYARAN
( uyaran Bir eğilime yol açan etki botanik zooloji Canlı protoplâzmanın çalışmasına etki yapan herhangi bir faktör ya da ortam değişikliği bir sinirde impuls meydana getiren faktör Stimulus Bir uyarının sinir hücresinde oluşturduğu kimyasal veya elektriksel değişmeler stimülasyon Duyu örgenlerinden birinde fizyolojik etkinliklerin başlamasını sağlayan fiziksel bir güç Bir uyarım bir tepki yaratan herhangi bir güç uyarıcı Bir gözlem ya da deneylemede etkileri gözlenmek üzere duruma sokulan ve bireylerin yanıt ve tepkide bulundukları denetimli ve ölçünlü doğal ya da yapay etken anlamdaş uyartı Lât stimulus dürtme Canlı protoplazmanın çalışmasında etki yapan herhangi bir faktör ya da ortam değişikliği örnek Bir bezin salgısını ya da bir kasın büzülmesini doğuran ya da bir sinirde impuls meydana getiren faktör biyoloji biyoloji Hücre doku veya organların etkinliğini etkileme kapasitesine sahip herhangi bir dış değişiklik durum veya ajan )
( STIMULUS | STIMULATION )
( STIMULANT, STIMULUS AIQUILLON | STIMULUS )
( STIMULANS, REIZ | REIZ )
( STIMULUS: DÜRTME )
- MÜNFAİLİYET | PASİVİTE | DİNGİNLİK ile/||/<> DİNGİNLİK
( Devinim değişikliğine karşı koyma özelliği kimya Dingin olma durumu ya da özelliği )
( INERTIA | PASSIVITY )
( INERTIE | PASSITIVÉ | PASSIVITÉ )
( TRÄGHEIT | PASSIVITÄT )
- MUNFASIL, MÜTEKATTİ | KESİKLİ ile/||/<> KESİKLİ
( Damgalar ya da yalnız ayrı değerler alabilen fiziksel büyüklükler gibi ayrı öğeler biçimindeki verilere değgin Sürekliliğin eksik bağlantıların kopuk aralıklı olma niteliği Karşıtı sürekli Öğecikder ışılcıklar gibi sürekli yapıda olmayan varlıklar süreksiz )
( DISCRETE | DISCONTINUOUS )
( DISCRET | DISCONTINU )
( DISKONTINUIERLICH | DISKRET )
- MUNFASIL, MÜTEKATTİ | KESİKLİ >< KESİKSİZ
- MÜNFERİCE ile/ve HADDE
- MÜNGÜZGEK = NASIR
[< Divân-ü Lugât-it-Türk]
( Çalışma nedeniyle elde oluşan pürüzlü doku. )
- MÜNHARİF ile/||/<> QUADRILATÈRE[Fr.] ile/||/<> DÖRTKENAR
( matematik )
( QUADRILATÈRE )
- MÜNHASIRAN[Ar. < MUNḤAṢİRAN] ile/||/<> ÖZELLİKLE
- MÜNKİR ile/ve NEKİR (MELEKLERİ)
( İnkâr eden. | Kendini inkâr eden. İLE/VE Örtülmüş olan. )
( Olumsuz. İLE/VE Olumlu. )
( İnkârcı. İLE/VE Kişiyi, iyiliğe yönelten. )
- MÜNSİF ile ...
( İNSAFLI )
- MUNSİFÂNE değil/yerine/= DUYUŞLUCA
- MÜNTEŞİR TERBİYE ile/||/<> DIFFUSED EDUCATION, INFORMAL EDUCATION[İng.] ile/||/<> ÉDUCATION DIFFUSE, ÉDUCATION INFORMELLE[Fr.] ile/||/<> YAYGIN EĞİTİM
( Örgün eğitim olanaklarından hiç yararlanmamış durumda olanlara gittikleri okullardan erken ayrılanlara ya da örgün eğitim kurumlarında okumakta olanlara ve meslek dallarında daha yeterli duruma gelmek isteyenlere uygulanan eğitim )
( DIFFUSED EDUCATION, INFORMAL EDUCATION )
( ÉDUCATION DIFFUSE, ÉDUCATION INFORMELLE )
- MÜNZEVİ ile ÇİLECİLİK
( ASCETIC vs. ASCETICISM )
( زاهدانه ile زاهد ile مرتاض ile رياضت کش ile ناسک ile زاهدي )
( ZACPEHDANEH ile ZANPAND ile MORTAZ ile RYEZAT KESH ile ناسک ile ZANPANDY )
- MÜPHEM SIFAT ile/||/<> INDEFINITE ADJECTIVE[İng.] ile/||/<> ADJECTIF INDÉFINI[Fr.] ile/||/<> UNBESTIMMTES ADJEKTIV, UNBESTIMMTES BEIWORT[Alm.] ile/||/<> BELGİSİZ SIFAT
( Derleme belirsiz sıfat Bir adı belgisizlik bakımından belirten sıfat Hiç kimse bir kimse birtakım insanlar her kadın bazı işler kimi gün herhangi iş filan yer falanca saat birçok kimse birkaç söz biraz tuz vb )
( INDEFINITE ADJECTIVE )
( ADJECTIF INDÉFINI )
( UNBESTIMMTES ADJEKTIV, UNBESTIMMTES BEIWORT )
- MÜPHEMİYET[Ar.] değil/yerine/= BELİRSİZLİK
- MÜPTEDİ[Ar. < MUBTEDĪ] ile/||/<> BAŞLAYICI
- MÜPTEDİ[Ar.] değil/yerine/= ÖĞRENMEYE YENİ BAŞLAYAN
- MURABAHA | TEFECİLİK ile/||/<> TEFECİLİK
( Yasal sınırı üstünde aşırı kertede ürem alma Aracı kurumların dışındaki kişiler tarafından yasal faiz oranının çok üzerinde bir faiz oranında borç verme 1 tefecilik 2 karaborsa )
( USURY )
( USURE )
- MURABAHA ile/||/<> USURE[İng.] ile/||/<> USURE[Fr.] ile/||/<> TEFECİLİK
( USURE )
( USURE )
- MURÂKABE[< RAKB] değil/yerine/= DENETLEME/DENETİM
( BAKMA, GÖZETME, GÖZ ALTINDA BULUNDURMA | KENDİ İÇ ÂLEMİNE BAKMA, KENDİNİ HESABA ÇEKME, DALIP KENDİNDEN GEÇME | GECEYARISI, DİZÜSTÜ OTURULARAK, GÖVDENİN HİÇBİR UZVUNU KIMILDATMADAN, GÖZLER KAPALI DURUMDA DALINAN "TEFEKKÜR" HALİ )
- MURAKKA'[Ar. < RUK'A] ile MURAKKAA/T[Ar.]
( Terkî edilmiş, yamanmış, yama vurulmuş, yamalı. İLE Hattat meşknâmesi. Birbiri üstüne yapıştırılarak mukavva gibi olmuş bir kâğıt üzerine yazılan meşk, güzel yazı örneği. )
- MURÇ = KARABİBER
[< Divân-ü Lugât-it-Türk]
- MURDAR/LIK ile MURDARİLİK
- MÜRDESENK[Fars. < MURDE + SENG] ile/||/<> DOĞAL KURŞUN OKSİT
( doğal kurşun oksit murdasang litharge of lead murdāsang litharge drass of lead Farsçada murdārsang olarak da geçer )
( MURDASANG )
- MÜREBBİ ile/||/<> EDUCATOR[İng.] ile/||/<> ÉDUCATEUR (ÉDUCATRICE)[Fr.] ile/||/<> EĞİTMEN
( 1 Eğitme işiyle uğraşan kimse 2 Küçük çocukların eğitimi ve öğretimiyle uğraşanlara verilen ad 3 Nüfusu az olan köylerin öğretmen gereksinmesini karşılamak amacıyla açılan kısa süreli özel kurslarda yetiştirilen köy öğretmeni )
( EDUCATOR )
( ÉDUCATEUR (ÉDUCATRICE) )
- MÜREKKEBE ile/||/<> COMPOSÉES, SYNATHÈRES[Fr.] ile/||/<> BİLEŞİKGİLLER
( botanik )
( COMPOSÉES, SYNATHÈRES )
- MÜREKKEP CÜMLE, CÜMLE-İ MÜREKKEBE | BİRLEŞİK CÜMLE ile/||/<> BİRLEŞİK CÜMLE
( İçinde esas yargının bulunduğu bir temel cümle ile temel cümleyi anlam ve görev bakımından tamamlayan yüklemi çekimli olan ve değişik yapı özelliklerine sahip bulunan bir veya daha fazla yardımcı cümleden oluşmuş cümle türü Kendileri için değil kendi hayatında ve kendin için seviyordun Eğer seçtiğin devri meselelerinde arasaydın o zaman her şey değiştirdi A H Tanpınar Huzur s 302 Arasıra âhiretten haber gelseydi ölüm bu kadar müthiş olmayacaktı Y K Karaosmanoğlu Erenlerin Bağından s 46 Dünyanın başka yerlerinde öyle memleketler vardır ki düzenini periler kurdu zannedersiniz Y K Karaosmanoğlu göst e s 112 Fakat bir yaştan sonra babalar sustu mu oğullar onlara cevap vermek ihtiyacını duyarlar A Ş Hisar Fahim Bey ve Biz s 86 Bu hususta gûya birçok tecrübeleri varmış gibi beceriklidirler A Ş Hisar Geçmiş Zaman Fıkraları s 247 Felâketim şu ki ben zaman zaman kendimi bulan adamım A H Tanpınar Abdullah Efendiin Rüyaları s 117 Gül gibi gelinimi görmez de ağacın doruğunu görür Y Kemal Ortadirek s 128 Görünüşte dal meyvenin aslıdır fakat hakikatta dal meyve için var olmuştur Mevlânâ Mesnevi IV s 43 vb Birleşik cümlenin ki li birleşik cümle iç içe birleşik cümle ve şartlı birleşik cümle gibi türleri vardır Bunlara Azerbaycan Türkçesi müräkkäb cümlä Türkmen Türkçesi goşma sözlem Gagauz Türkçesi katlıcümlä Özbek Türkçesi qoşma gap Uygur Türkçesi qoşma cümlä Tatar Türkçesi quşma cömlä Başkurt Türkçesi quşma höyläm koşma cumla Krç Malk koş aytım Nogay Türkçesi kabatlıyıyma Kazak Türkçesi kurmalas söylem Kırgız Türkçesi tataal süylöm Alt kolbolu ermek Hakas Türkçesi hadıl predlojeniye Tuva Türkçesi narın tomak Türkçesi kadıl erbek Rusça slojnoye predlojeniye )
( COM- POUND SENTENCE )
( PHRASE COMPOSÉE )
( ZUSAMMENGESETZTER SATZ )
- MÜREKKEP KELİME, KELİME-İ MÜREKKEBE | BİRLEŞİK KELİME ile/||/<> BİRLEŞİK KELİME
( Yeni bir kavramı karşılamak için iki veya daha çok kelimenin Türkçenin söz kalıplarına uygun belirli yollarla bir araya getirilmesi ile kurulmuş söz birliği Bunların benzetme yolu ile ilk anlamlarını kaybetmiş olanları ile birleştirme sırasında ses düşmesine uğrayanları ve iki fiil birleşimine dayananları bitişik diğerleri genellikle ayrı yazılır açıkgöz başıbozuk dedikodu gecekondu kaptıkaçtı katırtırnağı bir bitki Akdeniz Kızılırmak Uludağ cumartesi kaynana kayın ana sütlaç sütlü aş bakım evi yemekhane kara yolu öğrenci yurdu ana dili gül suyu bal arısı koz helvası yaban keçisi çalı kuşu yer elması kuru yemiş sapasağlam derin derin düşünmek diri diri yakmak yarım yamalak iş alay etmek kabul etmek yok olmak yazıvermek bakakalmak bilebilmek olagelmek kaybolmak emretmek seyretmek kürek çekmek çam devirmek eyvah hayhay vb Yukarıdaki örneklerde görüldüğü üzere birleşik kelimenin birleşik ad birleşik fiil birleşik sıfat birleşik zarf birleşik ünlem gibi türleri vardır Azerbaycan Türkçesi müräkkäb söz Türkmen Türkçesi goşma söz Gagauz Türkçesi katlı laf Özbek Türkçesi qoşma söz Uygur Türkçesi muräkkäp söz Tatar Türkçesi qusma süz Başkurt Türkçesi quşma hüz Kırık koşma söz Krç Malk koş söz Nogay Türkçesi kabatlı söz Kazak Türkçesi kürdeli söz birikkeň söz Kırgız Türkçesi tataal söz Alt kolbolu sös Hakas Türkçesi hadıl sös Tuva Türkçesi narın sös Türkçesi kadıl sös Rusça slojnoye slovo )
( COMPOUND WORD )
( MOT COMPOSÉ )
( ZUSAMMENGESETZTES WORT, KOMPOSITUM )
- MÜREKKEPBALIĞI ve/||/<> GELİNCİK ve/||/<> SALYANGOZ
( Avlarını, hipnoz ederek de avlayabilirler. )
- MÜRSEL[< RESEL] değil/yerine/= GÖNDERİLMİŞ, YOLLANMIŞ, İRSÂL EDİLMİŞ | PEYGAMBER
- MÜRŞİD-İ KÂMİL KUCAĞINDA:
ARSLAN ve/<> CEYLAN
- MÜRUR ile MÜRUR TEZKERESİ
- MÜRÛR-İ ZAMAN[Ar.] değil/yerine/= ZAMANAŞIMI/SÜREAŞIMI
- MÜRURİYE | AYAKBASTI PARASI ile/||/<> AYAKBASTI PARASI
( Eskiden kimi Osmanlı kentinde dışardan gelenlerden alınan vergi giriş vergisi )
- MÜRURİYE[Ar. < MURŪRİYYE] ile/||/<> ...
( Osmanlı İmparatorluğunda yabancı ülkelerden gelen ve ülke içinde kalmadan bir diğer ülkeye gönderilen eşya üzerinden alınan gümrük vergisi )
- MÜRÜVVET[< MER] değil/yerine/= KUTSEVİNÇ İNSÂNİYET, MERTLİK, YİĞİTLİK | CÖMERTLİK, İYİLİKSEVERLİK
- MUSA ve MAYMONIDES ve LEVINAS
( ... VE "II. Musa." VE !"III. Musa." )
- MÜŞABEHET | BENZERLİK ile/||/<> BENZERLİK
( Aynı kümeye giren birimlerin ortak özellikleri ya da tutum ve davranışların birbirine uygunluğu karşılık mimikri Mimikos benzetme Organizmanın kendini korumak amaciyle vücudunu biçim ve renk bakımından yaşadığı ortama uydurması 1 Birbirinden ayrı olan şeylerin birçok belirtilerde uyuşması durumu Benzerliğin eşitlikten ayrılığı eşitlikte bütün belirtilerin uyuşmasıdır matematik mimikri biyoloji İki üçgenin köşeleri arasında kurulan karşılıklı açıların ölçüleri eşit ve karşılıklı kenarların uzunlukları orantılı olan bire bir bir eşleme benzerlik eşlemesi )
( SIMILARITY | MIMICRY | RESEMBLANCE, LIKENESS, SIMILARITY )
( MIMICRIE | RESSEMBLANCE | SIMILITUDE | MIMICRÉE )
( MIMETISCHE ANPASSUNG | ÄHNLICHKEIT )
- MÜŞABEHET[Ar. < MUŞĀBEHET] ile/||/<> BENZEŞLİK
- MÜŞABEHET[Ar.] değil/yerine/= BENZERLİK/BENZEŞLİK
- MÜSÂBIK[Ar. < SEBK] değil/yerine/= YARIŞMACI
- MÜSADEME ile/||/<> COLLISION[İng.] ile/||/<> COLLISION[Fr.] ile/||/<> ÇATIŞMA
( COLLISION )
( COLLISION )
- MÜSADEME ile/||/<> COLLISION[İng.] ile/||/<> COLLISION[Fr.] ile/||/<> ÇATMA
( COLLISION )
( COLLISION )
- MUSÂFAHA[Ar. < SAFH] ile/ve/||/+/<>/< EL SIKIŞMA, TOKALAŞMA
- MÜSAFERET ile/||/<> KONUKLUK
( Türklerce savaş açılan devletlerin İstanbuldaki temsilcilerinin uygun bir binada gözaltında bulundurulmamaları )
- MÜŞÂHEBET ile/||/<> HOMOLOGIE[Fr.] ile/||/<> TÜRDEŞLİK
( kimya )
( HOMOLOGIE )
- MÜŞÂHEDÂT ile/ve VİCDAN
( Duyuların dışa yönelik olması. İLE/VE Duyuların içe yönelik olması. İç duyuların kendini gözlemlemesi. )
- MÜSAHHİH[Ar.] ile DÜZELTİCİ/DÜZELTMEN
- MUSAHHİH[Ar. < MUṢAḤḤİḤ] ile/||/<> DÜZELTMEN
- MÜSAİTİNİZ" (VARSA/OLURSA) değil MÜSÂDENİZ (VARSA/OLURSA)
- MÜSAİTLİK" değil UYGUNLUK
- MÜSÂLAHA[Ar. < SULH | çoğ. MÜSÂLAHÂT] ile MÜSÂLEME(T)[Ar. < SİLM]
( Barışma, uzlaşma. | Barış, güvenlik. İLE Barış içinde olma, barışlık, barışıklık. )
- MUSALLAT FİKİR ile/||/<> OBSESSION[İng.] ile/||/<> TAKINAK
( Bilince takılarak korku ve bunalım yaratan kişinin çabalarına karşın kurtulamadığı düşünce )
( OBSESSION )
- MÜSAMAHAKÂR[Ar. < MUSAMAḤA + Fars. -KĀR] ile/||/<> HOŞGÖRÜLÜ
- MUŞAMBALAŞMAK ile MUŞAMBA ile MUŞAMBALI ile MUŞAMBASIZ
- MUSANDIRA[Yun.] ile/||/<> ...
( Yüklüğün üst kısmı Yakaköy Gelendost Isparta Yeşilova Burdur Acıpayam Denizli R μουσάντρα μεσάντρα Türkçeden Bulgarca BER 4 337 Sırpça Arnavutça gibi Balkan dillerine de geçmiştir )
( ΜΟΥΣΆΝΤΡΑ / μουσάντρα )
- MÜŞAREKET FİİLİ, FİL-İ MÜŞÂREKET | İŞTEŞ FİİL ile/||/<> İŞTEŞ FİİL
( Bir oluş ve kılışın birden fazla kişi tarafından karşılıklı veya toplu olarak yapıldığını gösteren ve ş Iş Uş çatı eki ile kurulan fiil atış atış çekiş çekiş görüş görüş gülüş gülüş uçuş uçuş vb Azerbaycan Türkçesi garşılıglımüştäräk fel Türkmen Türkçesi iişligiň şääriklik derecesi ortaklık zalogunda işlik Özbek Türkçesi birgalik nisbatidagi fel Uygur Türkçesi ömlükdäricä Tatar Türkçesi urtaqlıq yünäleşe Başkurt Türkçesi urtaqlıq yünäleşendäge qılım ortaklık daracadagı işlik Krç Malk araş ayırma formada etim Nogay Türkçesi ortaklık zalogtıň glagolı Kazak Türkçesi ortak etiş Kırgız Türkçesi koş mamiledegi etiş Alt ömö zalog Hakas Türkçesi polızıg zalogı Tuva Türkçesi polçuuşkun zalogunda kılıg sözü Türkçesi öme glagol Rusça glagol vzaimnosovmestnogo zaloga )
( RECIPROCAL VERB )
( VERBE RÉCIPROUQE )
( RESIPROKES VERBUM )
- MÜŞAREKET | İŞTEŞ ÇATI ile/||/<> İŞTEŞ ÇATI
( Derleme işteş fiil işteş çatılı fiil Bir eylemin birden fazla özne tarafından meydana geldiğini belirten çatı Türkçede bu çatı i ş ekiyle kurulur Görüşmek görüş gülüşmek gülüş dövüşmek dövüş ağlaşmak ağlaş vb Fiilin gösterdiği oluş ve kılışın birden fazla kişi tarafından karşılıklı vaya toplu olarak yapıldığını gösteren çatı Bu çatı Iş Uş ekiyle kurulur çekiş kaçış bozuş konuş görüş üşüş vb )
( RECIPROCAL | RECIPROCAL MIDDLE )
( RÉCIPROQUE | VOIX RÉCIPROQUE )
( WECHSELBEZÜGLICH, REZIPROK | RESIPROKES MEDIUM )
- MÜŞÂREKET[Ar.] değil/yerine/= İŞTEŞ
( RECIPROCAL )
- MÜŞAREKET ile MÜŞAREKET FİİLİ
- MÜSÂVAT HÂLİ ile/||/<> EQUATIVE CASE[İng.] ile/||/<> ÉQUATIF[Fr.] ile/||/<> KASUS ÄQUATIVUS[Alm.] ile/||/<> EŞİTLİK DURUMU
( Adlarda ve ad soylu sözlerde nitelik ve nicelik bakımından karşılaştırmaya dayanan eşitlik gibilik ve benzerlik gösterme durumu Bu durumu göstermek üzere Türkçenin tarihî ve yaşayan lehçelerinde gibi ve kadar edatlarının yerini tutan ÇA sI sU ÇIlAp ÇA lAp ekleri yanında teg edatının ekleşmesinden oluşmuş dAy ve dI dU ekleri kullanılır ET sub ça su gibi tag ça dağlar kadar yok ça yok gibi Karh yagı kirmiş çe bolur düşman girmiş gibi olur Harz köñili tilemişince urdı gönlünün dilediği kadar vurdu Balk tauca dağ gibi TT çocukça çocuk gibi hareket delice deli gibi sevmek arslanca döğüşmek arkadaşçasına anlaşmak çocuksu hareket erkeksi davranış susu yemek su gibi yavan yemek vb )
( EQUATIVE CASE )
( ÉQUATIF )
( KASUS ÄQUATIVUS )
- MÜSÂVÂT ile/ve/> MUTÂBAKAT["MÜTÂBAKAT" değil!]
- MÜSAVATÇILIK | EŞİTÇİLİK ile/||/<> EŞİTÇİLİK
( 1 İnsanların doğal olarak eşit olduklarını ileri süren toplumbilim görüşü 2 İnsanların özellikle hukuk siyasa ve ekonomi bakımından eşitliğini isteyen öğreti İnsanların iktisadi toplumsal hukuksal vb bakımlardan eşit olmaları gerektiğini ileri süren öğretiler )
( EGALITARISME, EQUALITARIANISM | EQUALITY, EGALITARISM )
( ÉGALITARISME )
- MÜSEBBA ile/||/<> YEDİŞERLİ
( Her bağlamı yedi dizeli olan divan koşuğu )
- MÜSEBBİHİ değil MÜSEBBİBİ
- MÜSEDDES ile/||/<> ALTIŞARLI
( Her bağlamı altı dize olan divan koşuğu )
- MÜŞEDDİDE, AMPLİFİKATÖR, | SES AMPLİFİKATÖRÜ, AMPLİ | YÜKSELTEÇ ile/||/<> YÜKSELTEÇ
( Sinema TV 1 Ayrı bir kaynaktan güç alan ve içinden geçen elektriksel imin gücünü artıran elektronik aygıt 2 Bunun ses imlerinin gücünü artırıcı çeşidi ses yükselteci elektrik Elektrik sinyallerinin gerilim yeğinlik ya da gücünü artırmaya yarayan aygıt Bir imlem girdisinin elektriksel gücünü yükselten genellikle bir ya da bir kaç katlı eksiciksel aygıt fizik yükselteç )
( 1. AMPLIFIER, 2, SOUND AMPLIFIER, AUDIO AMPLIFIER | AMPLIFIER )
( 1. AMPLIFICATEUR, 2. AMPLIFICATEUR (DE SON) | AMPLIFICATEUR )
( 1. VERSTÄRKER, 2. TONVERSTÄRKER, NIEDERFREQUENZVERSTÄRKER | VERSTÄRKER )
- MÜSELLESAT[Ar. < MUS̱ELLES̱ĀT] ile/||/<> TRİGONOMETRİ
- MÜSELLESE[Ar.] ile MÜSELLESÎ[Ar.]
( Oksijen, hidrojen ve karbondan olan. İLE Üçgen biçiminde olan, müselles. )
- MÜSELLES-İ KAİM-ÜZ-ZAVİYE | DİK ÜÇGEN ile/||/<> DİK ÜÇGEN
( İç açılarından biri dik olan üçgen Anlamdaş dik açılı üçgen matematik )
( RIGHT-ANGLED TRIANGLE )
( TRIANGLE RECTANGLE )
( RECHTWINKLIGES DREIECK )
- MÜSELLES-İ MUHÎ ile/||/<> TRIGONE CÉRÉBRALE[Fr.] ile/||/<> BEYİN ÜÇGENİ
( biyoloji )
( TRIGONE CÉRÉBRALE )
- MÜSELLES-İ MUHTELİF-ÜL-ADLA | ÇEŞİTKENAR ÜÇGEN ile/||/<> ÇEŞİTKENAR ÜÇGEN
( 54 Kenarlarının ve açılarının hiç biri eşit olmıyan üçgene çeşitkenar üçgen denir matematik )
( TRIANGLE SCALÉNE )
- MÜSELLES-İ MÜTESÂVİYÜ'L-ADLÂ değil/yerine/= EŞKENAR ÜÇGEN
- MÜSELLES-İ MÜTESAVİY-ÜL-ADIÂ | EŞKENAR ÜÇGEN ile/||/<> EŞKENAR ÜÇGEN
( matematik Kenar uzunlukları eşit olan üçgen )
( EQUILATERAL TRIANGLE )
( TRIANGLE ÉQUILATÉRAL )
( GLEICHSEITIGES DREIECK )
- MÜSELLES-İ MÜTESÂVİY-ÜSSAKEYN ile/||/<> TRIANGLE ISOCÈLE[Fr.] ile/||/<> İKİZKENAR ÜÇGEN
( matematik )
( TRIANGLE ISOCÈLE )
- MÜSEMMEN ile/||/<> SEKİZERLİ
( Her bağlamı sekizer dize olan divan koşuğu )
- MUSIC RECORDING, SCORING[İng.] ile/||/<> ENREGİSTREMENT DE LA MUSİQUE[Fr.] ile/||/<> MUSIKAUFNAHME[Alm.] ile/||/<> MÜZİKLENDİRME
( Sinema Film müziğinin özel bir işlikte çalınarak kuşak ya da film üzerine alınması işlemi )
( MUSIC RECORDING, SCORING )
( ENREGISTREMENT DE LA MUSIQUE )
( MUSIKAUFNAHME )
- MUSIQUE/ENREGISTREMENT DE LA MUSIQUE[Fr. < MUSIQUE] değil/yerine/= MUSIC RECORDING, SCORING[İng.] değil/yerine/= MUSIKAUFNAHME[Alm.] değil/yerine/= MÜZIK
( Sinema/TV. Bir filmde ya da televizyon yayınında kullanılan, özgün ya da derleme her çeşit müziği anlatır genel terim. @@ İnsanoğlunun toplumsal, dinsel, büyüsel, duyusal, düşünsel, eşeysel gereksinmelerini karşılamak için kullandığı uyaklı uyaksız, ölçülü ölçüsüz, düzenli düzensiz ses, sözlü ses, doğal ya da yapay aygıtların seslerinden oluşan evrensel kültür düzeni, bk. müzikbilim, halk müziği, krş. halk koşuğu, halk oyunu. @@ 1. Duygu, düşünce ve imgeleri, tek ya da çok sesli olarak türlü biçimlerde anlatma sanatı; bu biçimde düzenlenmiş eserlerin söylenmesi ya da çalınması. 2. Öğrencilere kendi sesleriyle şarkı söylemek, müzik dilini doğru olarak okuyup yazmak, herhangi bir çalgı çalmak, değerli müzik parçalarını dinlemekten zevk almak ve bu parçaları yorumlamak için gerekli bilgi, beceri ve beğeyi kazandırmak amacıyla okutulan ders.@@Yazılı hiçbir kuram, kural ve öğretiye dayanmadan, yalnızca işitme yoluyla öğrenilerek kuşaktan kuşağa aktarılan, coğrafyaya bağlı değişkenler dışında toplum çapında bir bütünlük gösteren, ilkel yapıda çalgı ve araçların kullanıldığı geleneksel müzik türü. bk. müzik, değişken, gelenek, halk. krş. halk koşuğu, halk oyunu. )
- MÜŞİR, İNDİKATÖR | GÖSTERGE ile/||/<> GÖSTERGE
( Sinema TV Bir niceliği ölçen bir aygıtın bu niceliğin belli bir birime göre değerini gösteren parçası I Bir çevre biriminde ya da işletmen masasında herhangi bir ışıklı uyarıcı ya da başka bir gösterici öğe II Sayıyla ölçülmeye pek elverişli olmayan karmaşık nitelikteki bir büyüklüğü belirten herhangi bir değişken Kimi ölçü araçlarında ölçülen özelliğin niceliğini gösteren aygıt Bir durum süreç ya da karmaşık oluşumu dolaylı yoldan ve simgeleyerek dile getiren ölçüt fizik Bir aygıtın işleyişiyle ilgili ölçümlerin sonucunu belirtip değerlendiren araç indis matematik fizik kimya iktisadi göstergeler gösterge )
( INDICATOR | INDEX | LEGEND | 1. PICTURE COUNTER, FRAME COUNTER, 2. LENGTH COUNTER, FOOTAGE COUNTER (INDICATOR )
( INDICATEUR | INDEX | INDICE | 1. COMPTEUR D'IMAGES, 2. COMPTEUR DE LONGUEUR (DE MÈTRES )
( ANZEIGEGERÄT | INDIKATOR | ZEIGER | 1. BILDZÄHLER, 2. FILMLÄNGENMESSUHR, METERZÄHLER, FUSSLÄNGEN-ZÄHLER )
( INDEX )
( INDICATORE )
( ΔΕΊΚΤΗΣ / δείκτης )
- MÜŞİR, İNDİKATÖR | GÖSTERGE ile/||/<> SAYAÇ
( Sinema/TV. Bir niceliği ölçen bir aygıtın, bu niceliğin belli bir birime göre değerini gösteren parçası. @@ (I) Bir çevre biriminde ya da işletmen masasında herhangi bir ışıklı uyarıcı ya da başka bir gösterici öğe. @@ (II) Sayıyla ölçülmeye pek elverişli olmayan karmaşık nitelikteki bir büyüklüğü belirten herhangi bir değişken. @@ Kimi ölçü araçlarında, ölçülen özelliğin niceliğini gösteren aygıt. @@ Bir durum, süreç ya da karmaşık oluşumu dolaylı yoldan ve simgeleyerek dile getiren ölçüt. @@ fizik: Bir aygıtın işleyişiyle ilgili ölçümlerin sonucunu belirtip değerlendiren araç. @@ (indis) (matematik) @@ (fizik, kimya) @@ @@ bk. iktisadi göstergeler @@ @@ @@ @@bk. gösterge. )
( INDICATOR | INDEX | LEGEND | 1. PICTURE COUNTER, FRAME COUNTER, 2. LENGTH COUNTER, FOOTAGE COUNTER (INDICATOR~1. PICTURE COUNTER, FRAME COUNTER, 2. LENGTH COUNTER, FOOTAGE COUNTER (INDICATOR) | COUNTER )
( INDICATEUR | INDEX | INDICE | 1. COMPTEUR D'IMAGES, 2. COMPTEUR DE LONGUEUR (DE MÈTRES~1. COMPTEUR D'IMAGES, 2. COMPTEUR DE LONGUEUR (DE MÈTRES) | COMPTEUR | COMPUTEUR )
( INDEX~... )
( ANZEIGEGERÄT | INDIKATOR | ZEIGER | 1. BILDZÄHLER, 2. FILMLÄNGENMESSUHR, METERZÄHLER, FUSSLÄNGEN-ZÄHLER~1. BILDZÄHLER, 2. FILMLÄNGENMESSUHR, METERZÄHLER, FUSSLÄNGEN-ZÄHLER | ZÄHLER, ZÄHLWERK )
( INDICATORE~CONTATORE )
( ΔΕΊΚΤΗΣ / δείκτης~ΜΕΤΡΗΤΉΣ / μετρητής )
- MÜŞKİLÂT[< MÜŞKİL] ile GÜÇLÜKLER, ZORLUKLAR
( GÜÇLÜKLER, ZORLUKLAR )
- MUSCOVITE[İng.] / MUSCOVITE[Fr.] / MUSKOVIT, WEISSER GLIMMER[Alm.] ile/değil/yerine/= MUSKOVİT
- MUSLİH ile/||/<> RENOVATOR[İng.] ile/||/<> RECTIFICATEUR, AMÉLIORANT[Fr.] ile/||/<> DÜZELTMECİ
( Düzeltmeyi yapan kişi )
( RENOVATOR )
( RECTIFICATEUR, AMÉLIORANT )
- MUSLUK ile MUSLUKLU ile MUSLUKÇU/LUK ile MUSLUKSUZ
- MÜSLÜMAN ile HRİSTİYAN
( Abdestini alan. İLE Abdesti aldıran. )
- MÜSMİRLİK | VERİMLİLİK, MAHSULDARLIK | PRODÜKTİVİTE | ÜRETKENLİK ile/||/<> ÜRETKENLİK ile/||/<> VERİMLİLİK
( verimlilik Belli bir sürede bir öğrencinin bir öğrenci kümesinin ya da bir eğitim kurumunun yaptığı çalışma ya da gösterdiği başarı Bir iş ya da işlemin ürün verme yeteneği 1 genel uygulayım a Verimli olma durumu b Verimli olmayı sağlayan nicelik 2 işleyim Elde edilmek istenen özdek niceliğinin kuramsal olarak beklenen niceliğe oranı Kimyasal bireşim işlemleri sonunda elde edilen erek özdek niceliğinin kuramsal olarak beklenen niceliğe oranı 1 Bir ya da birden çok üretim etkileyicisinin kullanılmasıyla herhangi bir işlemden ya da yapımlıdan elde olunan verim 2 Üretim çalışmalarından alınanlar output bu çalışmaya konulan in put fizik niceliklerinin birbirine oranı üretim için yapılan harcamaların fiziksel niceliği 3 Belirli bir zaman birimi içinde en fazla verim sağlama yeteneği Birim zamanda meydana getirilen yavru sayısı ile ölçülen bir bireyin ya da populasyonun üreme kapasitesi Fertilite Balıklarda dişi ve erkek bireylerin döl verebilme yeteneği fertilite )
( PRODUCTIVITY )
- MÜSMİRLİK | VERİMLİLİK, MAHSULDARLIK | PRODÜKTİVİTE | VERİMLİLİK ile/||/<> VERİMLİLİK
( Belli bir sürede bir öğrencinin bir öğrenci kümesinin ya da bir eğitim kurumunun yaptığı çalışma ya da gösterdiği başarı Bir iş ya da işlemin ürün verme yeteneği 1 genel uygulayım a Verimli olma durumu b Verimli olmayı sağlayan nicelik 2 işleyim Elde edilmek istenen özdek niceliğinin kuramsal olarak beklenen niceliğe oranı Kimyasal bireşim işlemleri sonunda elde edilen erek özdek niceliğinin kuramsal olarak beklenen niceliğe oranı 1 Bir ya da birden çok üretim etkileyicisinin kullanılmasıyla herhangi bir işlemden ya da yapımlıdan elde olunan verim 2 Üretim çalışmalarından alınanlar output bu çalışmaya konulan in put fizik niceliklerinin birbirine oranı üretim için yapılan harcamaların fiziksel niceliği 3 Belirli bir zaman birimi içinde en fazla verim sağlama yeteneği Birim zamanda meydana getirilen yavru sayısı ile ölçülen bir bireyin ya da populasyonun üreme kapasitesi Fertilite Balıklarda dişi ve erkek bireylerin döl verebilme yeteneği fertilite )
( PRODUCTIVITY | PRODUCTIVITY, YIELD | YIELD | FERTILITY | EFFICIENCY )
( PRODUCTIVITÉ | PRODUCTIVITÉ, RENDEMENT | RENDEMENT | FERTILITÉ )
( HERVORBRINGEN, NACHGEBEN | FERTILITE )
( FERTILIS: VERIMLI )
- MUSON YELLERİ/RÜZGÂRLARI ile MELTEM YELLERİ/RÜZGÂRLARI
( Benzerlikleri devirli olmalarıdır. )
- MÜSPET CÜMLE ile/||/<> POSITIVE SENTENCE[İng.] ile/||/<> PHRASE POSITIVE[Fr.] ile/||/<> POSITIVER SATZ, BEHAUPTUNGSSATZ[Alm.] ile/||/<> OLUMLU TÜMCE
( Yüklemi olumlu olan tümce Çocuk okula gitti Öğrencinin bilgisiz olduğu anlaşılıyordu Dost başa düşman ayağa bakar vb )
( POSITIVE SENTENCE | NEGATIVE SENTENCE )
( PHRASE POSITIVE | PHRASE NÉGATIVE )
( POSITIVER SATZ, BEHAUPTUNGSSATZ | NEGATIVER SATZ )
( FRASE AFFERMATIVA )
( ΚΑΤΑΦΑΤΙΚΉ ΠΡΌΤΑΣΗ / καταφατική πρόταση )
- MÜSPET FİİL ile/||/<> POSITIVE VERB[İng.] ile/||/<> VERBE POSITIF[Fr.] ile/||/<> VERBUM POSITIVUM[Alm.] ile/||/<> OLUMLU EYLEM
( Derleme olumlu fiil Olumlu kavram veren eylem Türkçede me olumsuzluk eki almayan veya olumsuz koşaç değil sözcüğüyle kullanılmayan eylem Sevdi sevsin sev söylemeliydi hastalanır gelince gelerek gelip yorgundur yorgunum vb )
( POSITIVE VERB | NEGATIVE VERB )
( VERBE POSITIF | VERBE NEGATIF )
( VERBUM POSITIVUM | VERBUM NEGATIVUM )
( VERBO AFFERMATIVO )
( ΚΑΤΑΦΑΤΙΚΌ ΡΉΜΑ / καταφατικό ρήμα )
- MUSTAFA KEMAL/ATATÜRK ile/ve/||/<>/< KÂZIM KARABEKİR
- MUSTAFA RÂKIM'IN:
NESNELERE NAKŞI ile/ve/değil CAMİLERDEKİ NAKŞI
( Kendini özellikle camilerdeki yapıtlarında göstermiştir. )
( Tuğralardaki milad. )
- MÜSTA'Fİ[Ar. < AFV] ile MÜSTAGFİR[Ar. < GUFRÂN]
( İstifa eden, işinden kendi isteğiyle ayrılarına. | Suçunun bağışlanmasını isteyen. İLE İstiğfar eden, günahlarının bağışlanmasını Allah'tan dileyen. )
- MÜSTAĞRAK[< GARK]:
BATMIŞ -<
- MÜSTAĞRAK[Ar. < GARK] ile MÜSTAGRIK[Ar. < GARK]
( Batmış. İLE Gark olmuş, dalmış, daldırılmış, batmış. | Kendini bilmeyecek derecede dalgın, düşüngen. )
- MÜSTAHAKK[Ar. < HAKK]["MÜSTEHAK/MÜSTEHAKKINI VERMEK" değil!]/MÜSTAHİKK[aslı!] değil/yerine/= KARŞILIĞINI BULMUŞ (HAK ETMİŞ)
- MÜSTAHBER[Ar. < HABER | çoğ. MÜSTAHBERÂT] ile MÜSTAHBİR[Ar. < HABER]
( Haber alınmış, duyulmuş, işitilmiş, istihbâr olunmuş. İLE Haber alan, duyan, işiten, istihbâr eden. )
- MÜSTAHDEM[Ar. < MUSTAḪDEM] ile/||/<> HİZMETLİ
- MÜSTAHDEM/HADEME[Ar.] değil/yerine/= HİZMETLİ
- MÜSTAHDES[Ar.] ile MÜSTAHDİS[Ar.]
( Yeni bulunmuş, yeni ortaya atılmış. İLE Yeni bir şey bulan/bulucu. )
- MÜSTAHFAZ[Ar. < HIFZ | çoğ. MÜSTAHFAZÎN] ile MÜSTAHFİZ[Ar. < HIFZ]
( Koruyan, hıfz eden. | [Tanzîmat'tan sonra] Kırk yaşını aşmış olan yurttaşların ve -muvazzaf ve rediflikten sonraki- askerlik hizmeti. İLE Koruyan, koruyucu. )
- MÜSTAHİKK[< HAKK] ile ...
( HAK ETMİŞ, HAK KAZANMIŞ, LÂYIK )
- MÜSTAHKEM[Ar. < HÜKM] ile MÜSTAHKİM[Ar. < HÜKM]
( Sağlamlaştırılmış, sağlam, istihkâm edilmiş, istihkâmlı. İLE Sağlamlaştıran, istihkâm eden. )
- MÜSTAHKEM ile MÜSTAHKEM MEVKİ
- MÜSTAHLEB[Ar. < HALB] ile MÜSTAHLİB[Ar. < HALB] ile MÜSTAHLİB[Ar. < HALB]
( Beyaz ve sübye tarzında yapılmış olan ilâç. | Sübye.[Fr. ÉMULSION] İLE Tırmalayan, istihlâb eden. İLE Sağan, istihlâb eden. )
- MÜSTAHLEF[< HALEF] ile ...
( İSTİHLÂF EDİLMİŞ, KENDİ YERİNE GEÇİRİLMİŞ, BAŞKASININ YERİNE KONMUŞ, HİLÂFET ALMIŞ )
- MÜSTAHLEF[Ar. < HALEF] ile MÜSTAHLİF[Ar. < HALEF]
( Kendi yerine geçirilmiş, başkasının yerine konulmuş, istihlâf edilmiş. İLE Kendi yerine geçiren, başkasının yerine koyan, istihlâf eden. )
- MÜSTAHMİL[Ar. < HAML] ile MÜSTA'MİL[Ar. < AMEL]
( Yüklenen, istihmâl eden. İLE Kullanan, isti'mâl eden. )
- MÜSTAHREC[Ar. < HURÛC] ile MÜSTAHRİC[Ar. < HURÛC]
( Çıkarılmış, bir şeyden çıkarılmış, alınmış, bir kitaptan alınmış, istihrâç edilmiş. İLE Çıkaran, istihrâc eden. | Simgeden, anlam çıkarma gücünde olan. )
- MÜSTAHRET ile ...
( ARAPLAŞMIŞ )
- MÜSTAHSAL[Ar. < HÂSIL | çoğ. MÜSTAHSALÂT] ile MÜSTAHSİL[Ar. < HÂSIL | çoğ. MÜSTAHSİLÎN]
( Yetiştirilmiş, üretilmiş, hâsıl olmuş, istihsâl edilmiş. İLE Yetiştiren, yetiştirici, üretici, istihsâl eden, husûle getiren. )
- MÜSTAHSİL[Ar. < HÂSIL | çoğ. MÜSTAHSİLÎN] ile MÜSTAHSİR[Ar.]
( Yetiştiren, yetiştirici, üretici, istihsâl eden, husûle getiren. İLE Yorulup halsiz düşen. )
- MÜSTAHSİL[< HÂSIL] değil/yerine/= YETİŞTİREN, YETİŞTİRİCİ, ÜRETİCİ
- MÜSTAHSİL[Ar. < MUSTAḤṢİL] ile/||/<> ÜRETİCİ
- MÜSTAHSİL | ÜRETİCİ >< TÜKETİCİ
- MÜSTAHSİL | ÜRETİCİ ile/||/<> ÜRETİCİ
( Genel biçimde tanımlanmış bir işe ilişkin olarak önceden hazırlanmış bir çatıdan yararlanarak kullanıcının belirlediği parametrelere göre onun özel gereksemelerini karşılar nitelikte bir izlence üreten herhangi bir yordam Bir özdeği yapan yetiştiren üreten meydana getiren kişi Üretimi gerçekleştiren iktisadi karar birimi )
( GENERATOR | PRODUCER )
( GÉNÉRATEUR | PRODUCTEUR )
- MÜSTAHSİL ile/||/<> PRODUCTEUR[Fr.] ile/||/<> YETİŞTİRİCİ
( üretmen coğrafya )
( PRODUCTEUR )
- MÜSTAHZAR[Ar. < HUZUR] ile/ve/||/<>/>/< MÜSTAHZIR[Ar.]
( Hazırlanmış, huzura getirilmiş, istihzar edilmiş. | Zihinde tutulmuş. İLE/VE/||/<>/>/< Hazırlayan, istihzar eden. )
- MÜSTAİT[Ar.] değil/yerine/= DOĞUŞTAN YETENEKLİ
- MÜSTAKARR[< KARÂR]/KARARGÂH[Ar. KARAR + Fars. GÂH] değil/yerine/= YERLEŞİLEN, DURULAN YER
( KARARGÂH: Bir birlik ya da kurumun, kumandan ile yardımcı şube ve bölümlerinden oluşan kuruluş. | Ordunun uzun bir süre ya da geçici olarak konakladığı yer. | Durulan ya da kalınan yer. )
- MÜSTAKBEL[Ar. < KABL] değil/yerine/= GELECEK
( KARŞILANAN | ÖNDE BULUNAN, İLERİDEKİ, GELECEK )
- MÜSTAKBEL[Ar. < KABL] ile MÜSTAHKİM[Ar. < KABL | çoğ. MÜSTAKBİLÎN]
( Karşılanan, istikbal edilen. | Önde bulunan, ilerideki, gelecek. | Gelecek zaman, istikbal sîgası. İLE Karşılayan, istikbâl eden. | Kıbleye dönen. )
- MÜSTAKBEL değil/yerine/= GELECEKTEKİ
- MÜSTAKÎL[Ar.] ile MÜSTAKİLL[Ar. < KILLET]
( Pazarlığın bozulmasını isteyen. İLE Başlı başına, kendi başına, kendin kendine, ayrıca, bağımsız. )
- MÜSTAKİLL[< KILLET] ile/ve/||/<> HÜR
( Başlı başına, kendi başına, kendin kendine, ayrıca, bağımsız. İLE/VE/||/<> Özgür. )
- MÜSTAKİLL[Ar. < KILLET] değil/yerine/= BAĞIMSIZ
( BAŞLI BAŞINA, KENDİ BAŞINA, KENDİ KENDİNE, AYRICA, BAĞIMSIZ )
- MUŞTALAMAK değil MUŞTULAMAK
( Muşta ile vurma. DEĞİL Sevinilecek bir işin, olayın vb. olduğunu, birine haber vermek, müjdelemek. )
- MÜSTAMERE | KOLONİ[Fr. < COLONİE] ile/||/<> KORUYUCULUK ile/||/<> SÖMÜRGE ile/||/<> SÖMÜRGECİLİK
( Başka bir ülkeye yerleşmeye giden göçmen topluluğu ya da bu topluluğun yerleştiği yer. @@ (Lat. colonia = çiftçi) Sıkı bir birlik halinde yaşayan aynı türe ait organizmaların yaptığı topluluk. @@ 1. Bir ülkede göçmenlerin topluca oturdukları ya da yerleştikleri yer. 2. (colonist, colonials, settlers, pioneers, colony) Sömürgelere ve yerleşime açılan denizaşırı topraklara gelip yerleşen göçmenler. 3. bk. sömürge @@ Aynı türden organizmaların birlikte yaşaması. 1. Bir grup hayvan veya bitkinin sınırlı bit alanda birlikte yaşaması. 2. Bir besi yerinde bakteri ya da mayaların bir tek hücreden, türe özgü renk ve yapıda görülen bir grup mikroorganizma oluşturması. 3. Volvox gibi bazı tek hücrelilerin bir araya gelerek, gerçek anlamda iş bölümü göstermeyen çok hücreli yapısı. @@ Topluluk, küme, özellikle bakteri kültüründe bir araya gelen mikroorganizmaların oluşturduğu çıplak gözle görülen küme. @@ 1. Genetik olarak birbirinin aynısı olan hücre grubu. 2. Katı besi yeri yüzeyinde çoğalan bakterilerin oluşturduğu görülebilir kümeler. @@ )
( COLONY | COLONY, COLONIST, COLONIALS, SETTLERS, PIONEERS | PROTECTORATE | COLONIAL POLICY~PROTECTORATE | PROTECTIONISM~COLONY~COLONIAL POLICY | COLONIALISM )
( COLONIE | PROTECTORAT | POLITIQUE DE COLONISATION~PROTECTORAT | PROTECTIONNISME~COLONIE~POLITIQUE DE COLONISATION )
( COLONIA | COLONIA: ÇIFILIK~...~COLONIA~... )
( KOLONIE | COLONIE | SCHUTZHERRSCHAFT, PROTEKTORAT | KOLONIALPOLITIK~SCHUTZHERRSCHAFT, PROTEKTORAT~KOLONIE~KOLONIALPOLITIK )
( COLONIA~PROTETTORATO~COLONIA~COLONIALISMO )
( ΑΠΟΙΚΊΑ / αποικία~ΠΡΟΤΕΚΤΟΡΆΤΟ / προτεκτοράτο~ΑΠΟΙΚΊΑ / αποικία~ΑΠΟΙΚΙΟΚΡΑΤΊΑ / αποικιοκρατία )
- MÜSTAMERE | KOLONİ ile/||/<> KOLONİ ile/||/<> KOLONİ[Fr. < COLONIE]
( Başka bir ülkeye yerleşmeye giden göçmen topluluğu ya da bu topluluğun yerleştiği yer colonia çiftçi Sıkı bir birlik halinde yaşayan aynı türe ait organizmaların yaptığı topluluk 1 Bir ülkede göçmenlerin topluca oturdukları ya da yerleştikleri yer 2 colonist colonials settlers pioneers colony Sömürgelere ve yerleşime açılan denizaşırı topraklara gelip yerleşen göçmenler 3 sömürge Aynı türden organizmaların birlikte yaşaması 1 Bir grup hayvan veya bitkinin sınırlı bit alanda birlikte yaşaması 2 Bir besi yerinde bakteri ya da mayaların bir tek hücreden türe özgü renk ve yapıda görülen bir grup mikroorganizma oluşturması 3 Volvox gibi bazı tek hücrelilerin bir araya gelerek gerçek anlamda iş bölümü göstermeyen çok hücreli yapısı Topluluk küme özellikle bakteri kültüründe bir araya gelen mikroorganizmaların oluşturduğu çıplak gözle görülen küme 1 Genetik olarak birbirinin aynısı olan hücre grubu 2 Katı besi yeri yüzeyinde çoğalan bakterilerin oluşturduğu görülebilir kümeler )
( COLONY | COLONY, COLONIST, COLONIALS, SETTLERS, PIONEERS | PROTECTORATE | COLONIAL POLICY )
( COLONIE | PROTECTORAT | POLITIQUE DE COLONISATION )
( KOLONIE | COLONIE | SCHUTZHERRSCHAFT, PROTEKTORAT | KOLONIALPOLITIK )
( COLONIA | COLONIA: ÇIFILIK )
( COLONIA )
( ΑΠΟΙΚΊΑ / αποικία )
- MÜSTANTİK[Ar. < MUSTANṬİḲ] ile/||/<> SORGU YARGICI
- MÜSTANTİK[Ar.] değil/yerine/= SORGU YARGICI/HAKİMİ
- MUSTARİP ile MÜTEESSİR
( Acı çeken. İLE Kederli, hüzünlü, üzüntülü. | Birinin acısıyla acılanan. | Etkilenen. )
- MÜSTAS'AB[Ar. < SA'B] ile MÜSTASHAB[Ar. < SOHBET]
( Zor, güç olan, zor iş. İLE Yanında arkadaş olarak bulundurulan. )
- MÜSTASHAB[Ar. < SOHBET] ile MÜSTASHİB[Ar. < SOHBET]
( Yanında arkadaş olarak bulundurulan. İLE Yanına alan, beraber olunan, istishâb eden. )
- MÜSTASVEB[Ar. < SAVÂB] ile MÜSTASVİB[Ar. < SAVÂB]
( Doğru, mâkul, savap görülmüş, istisvâb edilmiş. İLE Doğru, mâkul, savap gören, istisvâb eden. )
- MÜSTAVZI'[Ar.] ile MÜSTAVZİH[Ar. < VUZÛH]
( Pazarlık eden. İLE Açıklama isteyen, istîzah eden. )
- MÜSTAZHİR[Ar. < ZAHR] ile MÜSTAZÎ[Ar. < ZİYÂ]
( Dayanan, arka veren, istizhâr eden. İLE Işık alan, ışıklanan, ışıklı. | İyi, âlâ, makbul. )
- MÜSTAZRAF[Ar. < ZARF] ile MÜSTAZRIF[Ar. < ZARF]
( İçine almış, etrafı kuşatılmış. İLE İçine alan, etrâfını kuşatan, kuşatmış olan. )
- MÜSTEBDEL[Ar. < BEDEL] ile MÜSTEBDİL[Ar. < BEDEL]
( Değiştirilmiş, istibdâl edilmiş. İLE Değiştiren, istibdâl eden. )
- MÜSTEBHİR[Ar. < BAHR] ile MÜSTEBİ[Ar.]
( Deniz gibi geniş olan kişi, istibhâr eden. İLE Esir eden. )
- MÜSTEB'İD[Ar. < BU'D] ile MÜSTEBİDD[Ar. < İSTİBDÂD]
( Uzak gören, uzak sayan. İLE Hükmü altında bulunanlara, söz hakkı ve hareket rahatlığı vermeyen, istibdâdda bulunan, despot. )
- MÜSTEBİK[Ar.] ile MÜSTEBKİ[Ar. < BEKÂ]
( Yarışa çıkan, istibak eden. İLE Sürekli/kalıcı, bâki olmasını isteyen. )
- MÜSTEBİT[Ar. < MUSTEBİDD] ile/||/<> ZORBA
- MUSTEBSIR[Ar.] ile BASÎR[Ar.]
- MÜSTE'CHİL[Ar. < CEHL] ile MÜSTE'CİR[Ar. < ECR | çoğ. MÜSTE'CİRÎN]
( Bilgisiz/cahil sayan. İLE Kira ile tutan, isticâr eden. | Kiracı. )
- MÜSTE'CİR[Ar. < ECR | çoğ. MÜSTE'CİRÎN] ile MÜSTECÎR[Ar. < CİVÂR]
( Kira ile tutan, isticâr eden. | Kiracı. İLE Aman dileyen, koruma bekleyen, isticâre eden. )
- MÜSTECİR ile/||/<> LOCATAIRE[Fr.] ile/||/<> KİRACI
( LOCATAIRE )
- MÜSTEDELL[Ar. < DELÂLET] ile MÜSTEDİLL[Ar. < DELÂLET]
( Bir kanıt ile ispat edilmiş, istidlâl olunmuş. İLE Kanıt ile ispat edilen. )
- MÜSTEDREK[Ar. < DERK] ile MÜSTEDRİK[Ar. < DERK]
( Arapça'da, bir ölçü/vezin. İLE Anlamak isteyen, istidrâk eden. )
- MÜSTEFHEM[Ar. < FEHM] ile MÜSTEFHİM[Ar. < FEHM]
( Anlaşılan. İLE Anlamak isteyen, soran. )
- MÜSTEFTÎ[Ar. < FETVÂ] ile MÜSTEFTİH[Ar. < FETH]
( Müftüden fetvâ isteyen. | Bir müşkülün halini, çözülmesini isteyen. İLE Açan, başlayan, istiftâh eden. )
- MÜSTEHABB[< HUBB] ile ...
( Sevilen, beğenilen. | Farz ve vâcibden başka olarak sevap kazanılan iş. | Hz. Muhammed'in, bazen işleyip bazen terk ettiği güzel iş. )
- MÜSTEHÂS[Ar. < HAVS] ile MÜSTEHÂZA[Ar.]
( Toprak altında saklı bulunan. İLE Aybaşı gören kadın. )
- MÜSTEHASE HALİNE GELME ile/||/<> FOSSILISATION[Fr.] ile/||/<> FOSİLLEŞME
( jeoloji )
( FOSSILISATION )
- MÜSTEHASE | MÜSTEHÂSE | FOSİL ile/||/<> FOSİL ile/||/<> TAŞIL
( taşıl taşıl coğrafya jeoloji zooloji Taş ya da kayaların içerisinde rastlanan taşlaşmış canlı ya da canlı parçalan Taşıl Geçmiş yer bilimi zamanlarına ilişkin hayvanların ve bitkilerin yer kabuğu kayaçları içindeki kalıntıları ve izleri taşıl Geçmiş yerbilim zamanlarına ilişkin hayvan ve da bitkilerin yerkabuğu kayaçları içindeki kalıntıları ya da izleri karşılık fosil Taş ya da kayaların içersinde raslanan taşlaşmış canlı ya da canlı parçaları fosil fosil Fosil )
( FOSSIL )
( FOSSILE )
( FOSSIL )
( FOSSILIS: KAZMAK )
- MÜSTEHASE[Ar. < MUSTEḤĀS̱E] ile/||/<> FOSİL
- MÜSTEHÂSE | TAŞIL ile/||/<> TAŞIL
( Geçmiş yerbilim zamanlarına ilişkin hayvan ve da bitkilerin yerkabuğu kayaçları içindeki kalıntıları ya da izleri karşılık fosil Taş ya da kayaların içersinde raslanan taşlaşmış canlı ya da canlı parçaları fosil fosil Fosil )
( FOSSIL )
( FOSSILE )
( FOSSIL )
- MÜSTEHCEN[Ar. < HÜCNET] ile MÜSTEHCİN[Ar. < HÜCNET]
( Açık açık, edepsizce, istihcân edilmiş. İLE Çirkin, kötü, kötü gören, istihcân eden. )
- MÜSTEHCEN[< HÜCNET] değil/yerine/= AÇIK SAÇIK
- MÜSTEHCEN ile/||/<> OBSCÈNE[Fr.] ile/||/<> AÇIK SAÇIK
( Sanatsal bir değer taşımayan kişinin utanma duygusunu inciten ve göreneğe ters düşen anlatım )
( OBSCÈNE )
- MÜSTEHCENLEŞMEK ile MÜSTEHCEN/LİK
- MÜSTEHÎL[Ar. < HAVL | çoğ. MÜSTEHÎLÂT] ile MÜSTEHİLL[Ar. < HELÂL]
( Olanaklı ve kabil olmayan şey. | Anlamsız, saçma şey. İLE Helâllik dileyen, istihlâl eden. | Helâlleşen. )
- MÜSTE'HİR[Ar. < İSTİ'HÂR] ile MÜSTEHİLL[Ar. < ÂRİYYET]
( Olanaklı ve kabil olmayan şey. | Anlamsız, saçma şey. İLE Ödünç alan, istiâre eden. )
- MÜŞTEHİYÂT[< ŞEHVET] ile İŞTAHLILAR, İSTEKLİLER
- MÜSTEHLEK[Ar. < HELÂK] ile MÜSTEHLİK[Ar. < HELÂK]
( Yiyip içilerek tüketilmiş, bitirilen. İLE Yiyip içerek tüketen/bitiren. [Fr. CONSOMMATEUR] )
- MÜSTEHLİK[Ar. < HELÂK] değil/yerine/= TÜKETİCİ | YİYİP İÇEREK TÜKETEN, BİTİREN
- MÜSTEHLİK[Ar. < MUSTEHLİK] ile/||/<> TÜKETİCİ
- MÜSTEHLİK | TÜKETİCİ ile/||/<> TÜKETİCİ
( Mal ve özdekleri yiyeceği kullanan tüketen kişi Mal ve hizmetleri doğrudan doğruya kullanarak gereksinimlerini karşılayan iktisadi karar birimi Ototrof organizmaların ürettiği kaynakları tüketen heterotrof organizmalar )
( CONSUMER )
( CONSOMMATEUR )
( KONSUMENT )
- [ne yazık ki]
!MÜSTEHZÎ/SARKASTİK[İng. < SARCASTIC] değil/yerine/= ALAYCI/İĞNELEYİCİ
- MÜSTEKÂR[Ar.] değil MÜSTAKARR[Ar. < KARÂR]
( ... DEĞİL İstikrar bulunan, yerleşilen, durulan yer. | Karargâh. )
- MÜSTEKBİR ile/değil MÜTEKEBBİR
- MÜŞTEKİ[Ar. < MUŞTEKĪ] ile/||/<> ŞİKÂYETÇİ
- MÜSTEKÎN[Ar.] ile MÜSTEKİNN[Ar. < KENN]
( Alçakgönüllülük gösteren. İLE Gizlenen/saklanan, istiknân eden. )
- MÜSTEKMİL[Ar. < KEMÂL] ile MÜSTEKMİN[Ar. < KEMN ve KÜMÛN]
( Tam, olgun bir duruma getiren, eksiksiz olarak bitiren, istikmâl eden. İLE Gizlenen, saklanan. )
- MÜSTEKREH[Ar. < KERÂHET | çoğ. MÜSTEKREHÂT] ile MÜSTEKRİH[Ar. < KERÂHET]
( Tiksinilen, iğrenilen, iğrenç, istikrâh edilmiş. İLE Tiksinen, iğrenen, kerîh gören, istikrâh eden. | İştah kesen. )
- MÜSTEKREH[Ar. < MUSTEKREH] ile/||/<> İĞRENÇ
- MÜSTELEZZ[Ar. < LEZZET | çoğ. MÜSTELEZZÂT] ile/||/<> MÜSTELİZZ[Ar. < LEZZET]
( Lezzet alınmış, tadına varılmış. @@ Lezzet alan, tad alan, tadına varan. )
(1996'dan beri)