Bugün[26 Mart 2026]
itibarı ile 36.682 başlık/FaRk ile birlikte,
36.682 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(4/148)


- HEAVY WATER REACTOR[İng.] / SCHWERWASSERREAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= AĞIR SU REAKTÖRÜ


- RÉACTEUR À EAU LOURDE[Fr.] ile/değil/yerine/= AĞIR SULU TEPKİLEŞİM


- AĞIR ile AĞIR SİLAHLI ile AĞIR AYAK ile AĞIR MAKİNELİ TÜFEK ile AĞIRBAŞLI

( HEAVY vs. HEAVY ARMED vs. HEAVY FOOTED vs. HEAVY MACHINE GUN vs. HEAVYSET )

( سنگين ile گران ile بي مهارهت ile غليظ ile وزين ile ثقيل ile سنگين اسلحه ile پاسنگين ile مسلسل سنگين ile کلفت وکوتاه )

( SANGYNE ile GERAN ile BEY MEHAREAT ile GHELYZ ile VEZYNE ile ثقيل ile SANGYNE ESLEHEH ile PASANGYNE ile مسلسل سنگين ile KOLOFT VEKOTAH )


- AĞIRBAŞLILIK/AYIKLIK = SOBRIETY[İng.] = SOBRIÉTÉ[Fr.] = NÜCHTERNHEIT[Alm.] = SOBRIEATAS[Lat.]


- AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET:
ADLÎ ile SİYASÎ


- GRAVITY WAVE[İng.] ile/değil/yerine/= AĞIRLIK DALGASI


- CONSERVATION OF CENTER OF GRAVITY[İng.] ile/değil/yerine/= AĞIRLIK MERKEZİ KORUNUMU


- AĞIRLIK MERKEZİ ile/||/<> MAKSİMUM YÖNTEMİ

( Durulama yöntemleri: Ağırlık merkezi (COG) alan ortalaması İLE maksimum yöntemi en yüksek üyelik değerini alır )

( Formül: x* = ∫xμ(x)dx / ∫μ(x)dx )


- SIKLET MERKEZİ[Osm.] / CENTER OF GRAVITY[İng.] / CENTRE DU POIDS[Fr.] ile/değil/yerine/= AĞIRLIK MERKEZİ


- WEIGHT TITRIMETRY[İng.] / GEWICHTS TITRIMETRIE[Alm.] ile/değil/yerine/= AĞIRLIK TİTRİMETRİSİ


- SIKLET[Osm.] / GRAVITY[İng.] / POIDS[Fr.] / GEWICHT, SCHWERE[Alm.] ile/değil/yerine/= AĞIRLIK, YERÇEKİMİ


- AĞIRLIK ile/değil/||/<> AĞIRŞAK

( ... İLE/DEĞİL/||/<> İplik eğrilen iği ağırlaştırmak için alt ucuna geçirilen yarım küre biçiminde, ortası delik parça. | Teker biçiminde yassı nesne, kurs. )


- AĞIR/LIK ile/ve HANTAL/LIK

( Kişisel [mizac ya da karakterden dolayı] ya da çevresel etmenlerden/beklentilerden dolayı. İLE/VE Zihinsel kaynaklı eksik/yetersiz/yanlış davranış ve tutumlardan dolayı. )


- AĞIRLIK/LI ile/ve/||/<> ÖNCELİK/Lİ

( HEAVINESS vs. PRIORITY )


- AĞIRŞAKLANMAK ile AĞIRŞAK


- AĞIT ile DENGBEJ


- AGİTATO[İt.] değil/yerine/= BİR MÜZİK PARÇASININ CANLI, COŞKULU ÇALINACAĞI BİLGİSİ/UYARISI


- AĞITLAR ile AĞIT

( ELEGIES vs. ELEGY )

( مراثي ile مريه ile مرثيه ile سوگ شعر )

( مراثي ile مريه ile MARSYYEH ile SOG SHER )


- (AĞIZDA) 30 SN. ile/yerine (MİDEDE) 2,5 SAAT'E ÖNEM/DEĞER/ÖNCELİK VERMEK


- AĞIZDAN ÇIKACAK OLAN (TEK) BİR SÖZCÜK ile/ve/||/<>/< AĞIZDAN ÇIK(A)MAYABİLECEK OLAN (TEK) BİR SÖZCÜK

( Bir şey ki, yapmasan da olur, YAPMA! Bir şey ki, söylemesen de olur, SÖYLEME! )


- AĞIZDAN SOLUK ALMAK ile/yerine BURUNDAN SOLUK ALMAK


- AĞIZDAN ile AĞIZDAN AĞIZA ile AĞIZDAN DOLMA ile AĞIZDAN KAPMA


- AĞIZSIL ile AĞIZSIL ÜNLÜ


- AĞLAMAK:
"GÜÇSÜZLÜK"TEN ile/değil/||/<>/< "GÜÇLÜLÜK"TEN


- AĞLAMAK:
"KIRILDIĞIN" YERDEN değil KIRDIĞIN YERDEN

( Kırıldığın yerden değil kırdığın yerden ağlarsın. )


- AĞLAMAK ile AĞLAMAK ile AĞLAMAK

( CRY vs. CRY DOWN vs. CRY UP )

( فرياد ile خروشان کردن ile گريستن ile زاريدن ile بانگ زدن ile اشک ريختن ile ناله ile گريه کردن ile هورا کشيدن ile هوار کشيدن ile ولوله کردن ile صيحه زدن ile متوقف ساختن ile زياد ستودن )

( FARYAD ile KHROSHAN KARDAN ile GARYSETAN ile زاريدن ile BANG ZADAN ile ESHK RYKHTAN ile NALEH ile GARYYEH KARDAN ile TEOORA KESHYDAN ile NPAVAR KESHYDAN ile VOLOLEH KARDAN ile SEYHEH ZADAN ile MOTOGHOF SAKHTAN ile ZYAD SETODAN )


- AĞLAMAK ile/ve/||/<>/> BAĞLAMAK


- AĞLAMAK değil/yerine/>< ÇAĞLAMAK


- AĞLAMAK ile/ve/değil EŞİK


- AĞLAMAK ve/değil/yerine/<>/>< GÜLMEK :)

( Yalnız. VE/DEĞİL/YERİNE/<>/>< Herkesle birlikte. :) )

( Çocuklar, annesini/babasını yıkarken. İLE Anneler/babalar, çocuğunu yıkarken. )

(

ve/değil/yerine/<>/><

)

( Heraklitos. VE/DEĞİL/YERİNE/<>/>< Demokritos. )


- AĞLAMAK ile HÜNGÜRDEMEK

( ... İLE Yüksek sesle ve hıçkırarak ağlamak. )


- AĞLAMAK/YIĞLAMAK/ZÂRİ KILMAK ile/ve AĞLAYAMADIĞINDAN DOLAYI AĞLAMAK

( Yeni doğan bebekler, 440 hz yüksekliğinde ve la notasıyla ağlar. )

( BÜKÂ' ile/ve ... )

( GİRYÂN: Ağlayan. )


- AĞLAMALI AHMET BABA TEKKESİ :

( Ağlamalı Ahmet Baba Tekkesi aynı ismi taşıyan mezarlığın içinde idi. Yeniçeri ocaklarının kaldırılması sırasında (1826) yeniçeriler büyük kıyıma uğradı. Şeyh Ağlamalı Ahmet Baba Tekkesine bağlı olan yeniçeriler de büyük kıyım gördü. Aslında Tekke değil zaviye idi. Zamanla yıkılıp kaybolan tekke veya zaviyeden hiçbir kalıntı yok. )


- AĞLAMALI BABA TÜRBESİ :

( Bu türbe Uskumruköy sınırları içinde bulunan "Ağlamış Baba" mezarlığındadır. Türbe yerinde veya yakınında "Ağlamalı Ahmet Baba Tekkesi" vardı. Tekkenin şeyhi Ağlamalı Ahmet Baba idi. 1826 da ölen şeyhin türbesi kendi adını taşıyan mezarlığın içindedir. )


- AĞLAMIŞ DEDE MEZARLIĞI :

( Uskumruköyü sınırları içindedir. Ancak "Kilyos Ağlamış Dede Mezarlığı" olarak bilinir. Bu mezarlığın gerçek ismi "Ağlamalı Ahmet Baba" mezarlığıdır. Mezarlığın ismi burada bulunan Tekke Şeyhi Ağlamalı Ahmet Baba'nın öldüğünde (1824) tekke yanına gömülmesinden ileri gelmektedir. Tekke hayli ilgi gören ve Yeniçerilerin rağbet gösterdikleri bir tekke idi. Şeyhi de Ağlamalı Ahmet Baba idi. Sultan III. Selim Yeni bir ordu kurma yoluna gitti ve 1792 de Nizami Cedit Ordusunu kurdu. Amaç, Yeniçeri ordusunu dağıtmak ve yeni modern ordu kurmaktı. Ne var ki yeniçeriler yenileşmeye karşı çıktı ve ayaklandılar. Kanlı olaylar meydana geldi, pek çok Yeniçeri ve Nizami Cedit mensubu asker öldürüldü. Bu arada ayaklanmayı başlatan Kabakçı Mustafa ile arkadaşlarının hızlı gelişen isyanı sonucu III. Selim tahtından indirilip öldürüldü. Yerine IV. Mustafa Padişah oldu (1807 - 1808). Yeni Padişah gereken huzuru temin edemeyince yerine II. Mahmut Padişahlığa getirildi (1808 - 1839). II. Mahmut geri adım atmadı yenileşmeye devam ederek Yeniçeri ocaklarını kaldırdı (1826). Dolaysıyla Ağlamalı Ahmet Baba Tekkesi de ortadan kaldırılmış oldu ve tekkenin bulunduğu büyük alanda mezarlık kuruldu. Ağlamalı Ahmet Baba'nın mezarı korundu ve zamanla türbe haline getirildi. Mezar kitabesinde şöyle yazmaktadır. Hem mücteba ehl - i Beytim bende - i Ali Aba
Şah - ı keyneyn delilimdir hem Aliyyül Mürteza
Muharremde ruh teslim eyledi Şah - ı Hüseyn aşkına
Fenadan bekaya rilet eyledi Ağlamalı Ahmet Baba.

Eylül, 1824 )


- AĞLANACAK DURUMUNA ...:
AĞLAMAK ile/değil/yerine GÜLMEK


- AĞLATI ile AĞLATIŞ


- AĞLAYAN SÖĞÜT, SALKIMSÖĞÜDÜ ile SULTÂNÎ SÖĞÜT ile KEÇİSÖĞÜDÜ ile KIZILSÖĞÜT ile SEPETÇİSÖĞÜDÜ/SORKUN

( BÎD-İ GİRYÂN/MECNÛN/NÂLÂN/PİYÂDE/REVÂN/SERNİGÛN ile BÎD-İ MÜŞK ile BÎD-İ ... ile BÎD-İ SÜRH ile BÎD-İ ... )

( SALIX BABYLONICA cum ... cum SALIX CAPREA cum ... cum SALIX VIMINALIS )


- AĞLAYAN ile AĞLAKLIK

( BLUBBER vs. BLUBBERY )

( هاي هاي ile چربي آوردن ile باصدا گريستن ile هايهاي گريستن ile چاق وفربه )

( هاي هاي ile CHARBY AVARDAN ile BASEDA GARYSETAN ile CPEHAYCPEHAY GARYSETAN ile CHAGH VAFARBEH )


- AĞLAYIŞ ile AĞLAYICI/LIK


- AĞLIYORSUNUZ ile/ve/değil/||/<>/> ALIYORSUNUZ


- AĞNAM[Ar.] değil/yerine/= SAYIM VERGİSİ


- AĞNAMAK ile AĞNAM ile AĞNAMCI


- AĞNİYÂN-İ ŞÂKİRÎN ile/ve/<> FUKARÂ-İ SÂBİRÎN


- AGNOSİ[Fr. < AGNOSIE] değil/yerine/= TANISIZLIK


- AGNOSTİSİZM ile/ve/değil/yerine GNOSTİK AGNOSTİSİZM

( BİLİNEMEZCİLİK ile/ve/değil/yerine BİLGELİKLE BİLİNEMEZCİLİK )

( IGNORAMUS ET IGNORABIMUS: Bilmiyoruz ve bilemeyeceğiz. )


- AGNOZİ/AGNOSIA[İng.] değil/yerine/= TANIMAZLIK, TANIMA YİTİMİ


- AGNOZİ/AGNOSIA[İng.]/[Fr. < AGNOSIE] değil/yerine/= TANISIZLIK, TANIMAZLIK, VAROLANLARI TANIYAMAMA, TANIMA YİTİMİ, ALGI YİTİMİ


- AGONİ ile/||/<> AGONİST

( Can çekişme. İLE/||/<> Etkidaş. )


- AGONİ[Yun.]/AGONY[İng.] değil/yerine/= CAN ÇEKİŞME


- AGONİST/AGONIST[İng.] değil/yerine/= ETKİDEŞ


- AGONİST İLE ANTAGONİST İLE PARTIAL AGONİST ile/||/<> İLAÇ-RESEPTÖR ETKİLEŞİMİ

( Farmakolojik etki türleri. )

( Formül: Response = Emax[A]/(EC50+[A]) )


- AGONİST ile AGONİSTİK

( AGONIST vs. AGONISTIC )

( دچار اضطراب ile مستعد جنگ ile مشار ile کوشش آميز )

( DOCHAR EZTERAB ile MOSTED JANG ile MOSHAR ile KOOSHESH AMYZ )


- AGONİST ile/||/<> ANTAGONİST

( Agonist reseptörü aktive eder İLE antagonist bloke eder )

( Formül: Reseptör aktivasyonu İLE inhibisyon )


- AGONİZM -ile

( Hayvanların tüm davranışları. )


- AGORA ile/||/<> AKROPOLİS ile/||/<> BOULEUTERİON ile/||/<> FORUM ile/||/<> GYMNASION ile/||/<> STADION/STADIUM ile/||/<> HIPPODROMOS ile/||/<> ODEON[< ODEION: ŞARKI SÖYLEMEK]

( Antik Yunan kentlerinde, stoalar ile çevrelenmiş, içinde ya da yakınında tapınak, bouleuterion gibi dini ve resmi yapıların bulunduğu toplumsal ve ticari yaşamın yoğunlaştığı alan. İLE/||/<> Antik Yunan kentlerinin en yüksek tepesinde bulunan, savunma amaçlı surlarla sarılıp bir tepe üzerine inşâ edilen özel bölge. İLE/||/<> Antik Yunan kentinde yönetimle ilgili işlerin görüldüğü meclis binası[günümüzdeki kent kurulu/senato karşılığı]. İLE/||/<> Antik Roma kentlerinde, kent merkezinde yer alan, içindeki ve çevresindeki yapılarla Yunan kentlerindeki ağora ile aynı işlevi taşıyan alan. İLE/||/<> Eski Yunan ve Roma kentlerinde beden eğitimi ve spor etkinliklerinin yapıldığı yer. İLE/||/<> Antik Yunan ve Roma'da atletizm için kullanılan, çevresinde oturma basamakları bulunan, bir ucu yarım daire biçiminde sonlanan, uzunlamasına, dikdörtgen plana sahip olan alan. İLE/||/<> Eski Yunan ve özellikle Roma kentlerinde at ve araba koşularının yapıldığı, etrafı izleme yerleri ile çevrili alanlar. İLE/||/<> İçinde müzik yapılan yer.[Çoğu kez küçük bir tiyatro biçiminde ve genellikle üstü kapalı bir yapı.] )


- AGOSTİC ETKİLEŞİM ile/||/<> HYDROGEN BONDİNG

( Agostic C-H→M 3c-2e, H-bonding klasik X-H···Y. )

( Formül: 3 merkezli İLE dipol )


- AGRAFAJ[Fr.] değil/yerine/= AGRAF YARDIMIYLA HIZLI DİKİŞ YÖNTEMİ[CERRAHİ]


- AGRAJE[Fr.] değil/yerine/= ÖĞRETİM ÜYELİĞİNE ATANMIŞ KİŞİ


- AGRANDİSMAN[Fr.] ile AGRANDİSÖR[Fr.]

( Resim ya da fotoğraf büyütme. İLE Resim ya da fotoğraf büyütücü araç. )


- AGREEMENT :/yerine ANLAŞMA


- AGREGAN/AGGREGANT[İng.] değil/yerine/= YIĞIŞTIRICI


- AGREGASYON/AGGREGATION[İng.] değil/yerine/= YIĞIŞMA, TOPLANMA, BİR ARAYA GELMEK


- AGREGASYON ile/||/<> AGREGAN ile/||/<> AGREGAT

( Yığışım. İLE/||/<> Yığıştırıcı. İLE/||/<> Yığışan. )


- AGREGAT ile/ve/||/<> ANAGRAM[Fr.]

( Psişik içerik. İLE/VE/||/<> ... | Bir sözcükteki harflerin yerleri değiştirilerek elde edilen sözcük. )


- AGREMAN[Fr.] değil/yerine/= UYGUNLUK, ANTLAŞMA


- AGRESİF[İng. AGRESSIVE] değil/yerine/= SALDIRGAN


- AGRESİF değil/yerine/= SALDIRGAN


- AGRESYON/AGGRESSION[İng.] değil/yerine/= SALDIRI


- AĞRI ile LUMBAGO[Lat.]

( ... İLE Soğuğun etkisiyle ya da bir bükülme sonucunda, bel bölgesinde birdenbire beliren ağrı. )


- AĞRIMAK ile AĞRITMAK ile AĞRITABİLMEK ile AĞRIYABİLMEK ile AĞRI ile AĞRILI/LIK ile AĞRISIZ/LIK ile AĞRI SIZI ile AĞRISIZCA ile AĞRI KESİCİ ile AĞRI KESİMİ ile AĞRI YİTİMİ


- AĞRIYA DUYARLI OLMAYAN ÖRGENLER(ORGANLAR) ile AĞRIYA DUYARLI OLAN ÖRGENLER

( SEDATİF: Ağrı dindiren/kesen. )

( *Visseral ve parietal perikard; *Mide, bağırsak, kolon(gerilme, konjeksiyon hariç); *Akciğerler alveolleri; *Safra kanalları; *Karaciğer parankimi; *Dalak(Spleen); *Böbrek; *Beyin dokusu; *Damarlar İLE *Myokard; *Pankreas; *Duedenum; *Kas, tendon, periosteum; *Deri; *Arter. )


- AGROFOS NOMOS ile/ve/||/<> NOMOS FIZIOS ile/ve/||/<> NOMOS EMSIOS


- AGROMEGALİ/AKROMEGALİ[Fr.] değil/yerine/= GÖVDE ÖRGENLERİNİN DÜZENSİZ OLARAK BÜYÜMESİ/UZAMASI | ELLERDE, AYAKLARDA VE BAŞTA GÖRÜLEN AŞIRI BÜYÜME


- AGROMETRE/AGGREGOMETER[İng.] değil/yerine/= YIĞIŞIMÖLÇER


- AGRONOM[Fr.] ile AGRONOMİ[Fr.] ile AGRONOMETRİ[Fr.]

( Tarımcılık uzmanı. İLE Tarım bilimi. İLE Toprağın verim gücünü ölçen bilim dalı. )


- RETINAL ILLUMINANCE[İng.] ile/değil/yerine/= AĞTABAKA AYDINLANMASI


- AĞUSTOS AYI(NDAKİ) GİBİ SOĞUK ve/<> OCAK/ŞUBAT GÜNEŞİ GİBİ YAKICI

( Uruguay'da, mevsimlerin ve ayların, toplumdaki/dillerindeki karşılıkları. )


- AĞUSTOS BÖCEĞİ/ORAKBÖCEĞİ | ZÎZÜ[Ar.] | CICADA[İng.] | CICADIS/LANIUS[Lat.] ile/ve ATEŞBÖCEĞİ/YILDIZBÖCEĞİ/ZAMBULA[Lat. LAMPYRIS NOCTILUCA][1 cm.den daha küçüklerdir] ile/ve YERÂA[Ar. | çoğ. YERÂ'], KİRM-İ AHTER, KİRM-İ ŞEB-EFRÛZ, KİRM-İ ŞEB-TÂB, ÂTEŞÎZE[Fars.]) ile/ve BOK BÖCEĞİ(HUNFESÂ'[Ar. | çoğ. HANÂFİS], KÜSTEL[Fars.], GEOTRUPES STERCORARIUS[Lat.], SCARABE/KHEBER) ile/ve GELİN BÖCEĞİ ile/ve HANIM BÖCEĞİ ile/ve İPEK BÖCEĞİ[Ar. DÛD-İ HARÎR, DÛD-ÜL-KAZZ | Fars. DÎVE, KİRM-İ EBRİŞÎM/PÎLE | Lat. BOMBYX MORI] ile/ve KIZ BÖCEĞİ ile/ve UĞUR BÖCEĞİ/UÇUÇBÖCEĞİ/HANIMBÖCEĞİ[Lat. COCCINELLA SEPTEMPUNCTATA] ile/ve AĞILI BÖCEK ile/ve ÇALGICI BÖCEK ile/ve MAKASLI BÖCEK ile/ve MAYIS BÖCEĞİ(COCKCHAFER)[Lat. MELOLONTHA VULGARIS] ile/ve TAM GELİŞMEMİŞ BÖCEK(NYMPH) ile/ve UYUZBÖCEĞİ[Lat. SARCOPTES SCABIEI]

( Dünya üzerinde 5000'den fazla uğur böceği türü bulunmaktadır. )


- AĞUSTOS BÖCEĞİ ile CIRCIR BÖCEĞİ

( Genellikle daha büyük, iri yapılı ve iri gözlüdür.[Genellikle 2 - 5 cm. uzunluğundadır.][Kanatları geniş ve şeffaf olabilir. Damarlıdır.] Gövdeleri genellikle kahverengi ya da yeşil renklidir. İLE Genellikle daha küçüktür.[Genellikle 1 - 2.5 cm uzunluğundadır.][Kanatları genellikle daha küçüktür ya da bazen hiç bulunmaz. Kanatları daha dar ve daha az belirgindir.] Gövdeleri genellikle ovaldir ve genellikle yeşil ya da kahverengi tonlarda olabilir. )

( Ötme sesi genellikle yüksek ve belirgindir. Genellikle gündüzleri ağaçların, bitkilerin ya da çalılıkların üzerinde duyulur. Bu ötme, erkeklerin dişileri çekmek için kullandığı bir çiftleşme çağrısıdır.[Kanatlarını kullanarak yüksek sesler çıkarır.] İLE Genellikle geceleyin cırlama sesleri çıkarır ve bu sesler genellikle daha düşüktür.[Cırlama sesi, erkeklerin dişileri çekmek ve etkileşim kurmak için kullandığı bir etkileşim aracıdır.][Antenleriyle ses üreten ve daha ince, sürekli ses çıkaran bir böcektir.] )

( Genellikle ağaçlık ya da bitki örtüsüyle kaplı çalılık bölgelerde bulunur. İLE Genellikle otların, bitkilerin yakınında, çimenlik alanlarda, yaprak döküntüleri ve taşların altında gibi çeşitli doğal ortamlarda yaşar. )

( Genellikle gündüzleri etkindir ve gün boyu öter.[Kanatlarını hızla hareket ettirerek yüksek ve kesik kesik sesler çıkarır.] İLE Genellikle geceleyin etkindir ve karanlıkta öter. Genellikle güneşli ve sıcak havalarda etkin olurlar.[Kanatlarını sürterek daha ince, sürekli ve cır cır biçiminde ses üretir.] )


- AĞUSTOS RODEN ile AĞUSTOS

( AUGUST RODEN vs. AUGUST )

( عالي نسب ile آگوست ile اوت ile آگوست رودن )

( ALY NASB ile AGOST ile OT ile AGOST RUDAN )


- AĞUSTOS ile AĞUSTOS BÖCEĞİ ile AĞUSTOS BÖCEKLERİ


- AĞUSTOS'UN İLK 15'İ ile AĞUSTOS'UN İKİNCİ 15'İ


- AGUZİ/AGUESIA[İng.] değil/yerine/= TAT ALMAMAZLIK


- AGYÂR[Ar. < GAYR] değil/yerine/= YABANCILAR, BAŞKALAR


- AĞYÂRINI MÂNİ ve/> EFRÂDINI CÂMİ ve/||/<>/>/< OLMAZSA OLMAZ


- AĞZI BİR ile AĞZI PEK/LİK ile AĞZI PİS ile AĞZI AÇIK/LIK ile AĞZI KARA/LIK ile AĞZI SIKI/LIK ile AĞZI BOZUK/LUK ile AĞZI BÜYÜK/LÜK ile AĞZI GEVŞEK/LİK ile AĞZI HAVADA ile AĞZI KENETLİ/LİK ile AĞZI KİLİTLİ/LİK ile AĞZI KALABALIK/LIK ile AĞZI KULAKLARINDA


- BEKLEMEK:
AĞZI SULANARAK ile/ve/||/<> ELİNİ/AVUCUNU OVUŞTURARAK


- AĞZINI AÇMAK ile/ve SAVUNMA

( Bazı durum ya da sorularda, doğrudan/gerçeklikten ne kadar bahsedecek olsan da ağzını açtığın anda haksız olduğun algısı oluşabilir. )

( Hiçbir şey söylenmemesi gereken durumlar vardır ve buna göre davranmak gerekir. )

( "TO OPEN THE MOUTH" vs./and DEFENCE )


- AH-AMAN (DEME[ME]K) ile/ve/||/<>/> AH'TAN AMAN'DAN ÇEKİLME(ME)K


- AH NEREDE, VAH NEREDE ile AH DEMEDEN, VAH DEMEDEN


- AHAMKARA >< ANATMAN

( Benlik, ego. Benlik aşıldığı zaman karma yasasının işleyişi, bu bilinç düzeyindeki insan için geçerli olmaktan çıkıyor. @@ Ben'in yokluğu, ruhun yokluğu doktrini; kişisel, ayrık, sürekli bir benliğin var olmadığını savunan öğreti. )


- AHARONOV-BOHM ETKİSİ ile/||/<> LORENTZ KUVVETİ

( Aharonov-Bohm etkisi potansiyelin fiziksel etkisini gösterirken İLE Lorentz kuvveti alanların doğrudan etkisidir )

( Formül: F = q(E + v×B) )

( Georg Ohm tarafından 1827 yılında keşfedildi/formüle edildi. (1789-1854) (Ülke: Almanya) (Alan: Fizik) (Önemli katkıları: Ohm yasası, elektrik direnci) )


- AHBAP değil/yerine/= TANIDIK/TANIŞ


- AHBAP/LIK ile AHBAPÇA ile AHBAP ÇAVUŞLAR ile AHBAP ÇAVUŞ İLİŞKİSİ


- AHBS/FAMILY PHYSICIAN INFORMATION SYSTEM[İng.] değil/yerine/= AİLE HEKİMLİĞİ BİLGİ SİSTEMİ


- AHDE VEFÂ değil/yerine/= SÖZEBAĞ


- AHEAD :/yerine İLERİDE


- AHENKLEŞTİRMEK ile AHENK ile AHENKLİ/LİK ile AHENKSİZ/LİK ile AHENK KAİDESİ ile AHENK TAHTASI


- AHER:
NİŞASTA ile/ve/||/<> PİRİNÇ


- ÂHÎLİK ile/||/<> AHİLER ile/||/<> BÂCİYÂN-I RUM

( Ahilik, dayanışma teşkilatıdır. Aslen Horasan kökenli olup Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu'da yaşayan Türkmen halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları hem ekonomik hem de ahlâkî yönden yetiştiren, çalışma yaşamını ve iyi bireylerin becerilerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenmedir. Kendi kural ve kurulları vardır. Günümüzün esnaf odalarına benzer bir işlevi olan Ahilik, iyi ahlâkın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası tüm güzel becerilerin birleştiği bir sosyo-ekonomik düzendir. Ahi Evran Hazretlerine Ahi Baba da denir. Ahiler, 1290 yılında, Ankara'da kurulan bir Anadolu beyliğidir. 1354 yılında Osmanlı egemenliğine giren Ahiler, varlıklarını Osmanlı Devleti içerisinde sürdürmüşlerdir. Ahi Evran tarafından kurulmuştur. Ahiler, gerek Anadolu Selçuklularında gerekse Osmanlılarda önemli ekonomik etkinliklere sahipti. İLE/||/<> Anadolu Selçukluları Döneminde ortaya çıkan, esnaf örgütü. İLE/||/<> Anadolu Selçukluları Döneminde ortaya çıkan, esnaf örgütü. İLE/||/<> Anadolu kadınları birliği Ahilerin kadınlar kolu olarak yetim, kimsesiz genç kızları korumasına almış, onların eğitiminde, ev bark sahibi olmalarından, sorumlu olmuşlardır. Bunun dışında kimsesi kalmayan yaşlı kadınların bakımı, genç kızların evlendirilmesi gibi bazı toplumsal hizmetlerde bulunmuşlar, maddî sıkıntıda olanlara yardım etmişlerdir. Ahi zâviyesinde gelen konuklara yemek hazırlamada, savaş zamanlarında ordunun gereksinimi olan giysi ve savaş malzemelerinin bakımında ve onarımında yardımcı olmuşlardır. Anadolu kadınları örgütü, üyelerine şu telkinde bulunurdu. “İşine, aşına, eşine sahip ol!” Bu söz, Âhî kadın örgütünün ana ilkesi olmuştur. \"İşine sahip ol!\" yani bilge ve becerikli ol ki, evinin düzenini koruyabilesin. Tasarruf et, fazla savurgan olma ki, ocağın devamlı tütsün. Eşine sahip ol ki, evine bağlı kalsın. Anadolu kadınları sosyal yardımlar yanında ekonomiye önemli katlı sağlayan çeşitli el sanatlarında uğraşı vermişlerdir. Çadırcılık, keçecilik, halı, nakışçılık, örgücülük, kilim dokumacılık, oya dantelcilik ve kumaş üretiminde ve bunlardan giysi yapılmasında etkinlik göstermişlerdir. )


- ÂHİRU'Ş-ŞEY'İ[Ar.] ile NİHÂYETUHÛ[Ar.]


- ÂHİYÂNE[Fars.] -ile

( Beyin kemiği, kıhıf. )


- ÂHİYÂNE[Fars.] değil/yerine/= BOĞAZ


- AHKÂM (KESMEK) ile/değil/yerine ÖZGÜVEN

( [not] TO MAKE JUDGMENTS WITHOUT RESTRAINT vs./but SELF CONFIDENCE
SELF CONFIDENCE instead of TO MAKE JUDGMENTS WITHOUT RESTRAINT )


- AHKÂM-I HUZURİYE değil/yerine/= ORUNLUK YARGILARI


- AHKÂM-I/MEVDÂD-I MAHSUSA[Ar.] değil/yerine/= ÖZEL YARGILAR


- AHKÂM-I UMUMÎYE değil/yerine/= GENEL YARGILAR


- AHLÂK:
KORKU ile/ve/<> HAK ile/ve/<> FERÂGAT ile/ve/<> AŞK


- AHLÂK ile/ve/<> DÜŞÜNÜŞ

( MORALS vs./and/<> THINKING/PARADIGM )


- AHLÂK ile/ve/<> ERDEM/FAZİLET

( Toplumsal. İLE/VE/<> Kişisel. )

( Hiçbir çiçeğin kokusu rüzgâra karşı gidemez fakat erdemlerin kokusu rüzgâra karşı gider en uca bile ulaşabilir. )

( Erdemler ve güçler kendini-idrakle birlikte gelir, daha önce değil. )

( Erdemleri korumanın en iyi yolu erdemlilerle birlikte olmaktır. )

( EUBULIA: Siyasal bir erdem. )

( MORALS vs./and/<> VIRTUE )

( ... ile/ve/<> DE )


- AHLÂK ile EŞEYSELLİK(CİNSELLİK)


- AHLÂK ile/ve HAKİKAT


- AHLÂK ile/ve/=/||/<>/< İHTİYÂR


- AHLÂK ile/ve İŞTİYÂK AHLÂKI


- AHLÂK ile/ve OLMAZSA OLMAZ

( MORALS vs./and IF NOT HAPPENS NOTHING HAPPENS )


- AHLÂK ile/ve/<> SİYASET

( Kuramsal tüze(hukuk). İLE/VE/<> Uygulamalı tüze. )

( Olması gereken(ler)e dayanır. İLE/VE/<> Olan(lar)a dayanır. )

( MORALS vs./and/<> POLITICS )

( ... ile/ve/<> ZHENG )


- AHLÂK[Ar.] ile/ve/||/<>/>/< TERBİYE[Ar.]


- AHLÂKÇILIK ile/ve/<> VAROLUŞÇULUK


- AHLÂKİ ÇOĞULCULUK ile AHLÂKİ TEKÇİLİK/MONİZM

( Birden fazla ahlâki düzenin bir arada var olabileceğini savunan görüş. İLE Tek bir evrensel ahlâki düzenin geçerli olduğunu savunan görüş. )


- AHLÂKİ ÇOĞULCULUK/PLÜRALİZM ile AHLÂKİ SALTIKÇILIK/MUTLAKÇILIK

( Birden fazla ahlâki düzenin geçerli olabileceğini savunan görüş. İLE Tek bir evrensel ahlâki düzenin geçerli olduğunu savunan görüş. )


- AHLÂKİ GÖRELİLİK ile AHLÂKİ REALİZM

( ahlâki değerlerin kültür, birey ya da bağlama göre değiştiğini savunan görüş. İLE ahlâki değerlerin nesnel ve evrensel olduğunu savunan görüş. )


- AHLÂKİ GÖREV ETİĞİ ile SONUÇÇU ETİK

( Eylemlerin ahlâki değerinin niyet ve kurallara uygunluğuna bağlı olduğunu savunan etik düzen. İLE Eylemlerin ahlâki değerinin sonuçlarına bağlı olduğunu savunan etik düzen. )


- AHLÂKİ HİÇÇİLİK/NİHİLİZM ile AHLÂKİ ÖZNELCİLİK/SUBJEKTİVİZM

( Ahlâki değerlerin hiçbir gerçekliği olmadığını savunan görüş. İLE ahlâki değerlerin bireysel inanç ve yeğlemelere bağlı olduğunu savunan görüş. )


- KEFÂRET:
AHLÂKÎ ile/ve/||/<> HUKUKÎ

( [bkz.] Kant. İLE/VE/||/<> Hegel. )


- AHLÂKÎ OLAN ile/ve/<> TÜZEL OLAN ile/ve/<> POLİTİK OLAN


- AHLÂKİ ÖZERKLİK/OTONOMİ ile AHLÂKİ YADERKLİK/HETERONOMİ

( Bireyin kendi ahlâki kurallarını özgürce belirlemesi. İLE Bireyin ahlâki kurallarını dış otoritelerden alması. )


- AHLÂKIN GÜZELLEŞMESİ ile/ve/<> RIZKIN GENİŞLEMESİ


- AHLÂKLI OLMALI!


- AHLÂKLI değil AHLÂK KİŞİSİ


- AHLÂKSIZ ile/değil KÖTÜ AHLÂKLI


- AHLÂK/AHLÂKSIZLIK" ile/değil/< ANATOMİ

( Eşeysel örgenlerin adlarında, "ahlâk" ya da "ahlâksızlık" aranamaz! Küfür olarak geçen sözcüklerin ve küfür edenlerin yersiz/kötü "kullanımındaki" yanlışlık, dilin ya da sözcüklerin hatası, yükü değildir! Kişilerin yanlışları da sadece o kişilerin, o ve ilgili yersiz/bağlamsız, yanlış/kötü davranış ve tutumlarıyla sınırlı tutulmak zorundadır.

Üç yaşından itibaren öğrenilmiş, fark bile olmayan "farkların", gerçekte, doğada ve bütünlükte hiçbir biçimde herhangi ciddi bir fark oluşturmadığı, herkesin her "şey"i tam olarak bildiği, gördüğü ve yaşadığı bir durumun, deneyimin de doğal ve sınırlandırılmış, kapalı koşullarda, herhangi bir ayıbı yoktur[bulunamaz ve aranamaz]! Eşeysel örgen adlarının, tıpta, anatomi ya da fizyoloji bilgisi olarak, Latince ya da başka bir dilde kullanılması da bir şeyleri "çözmekte/aşmakta" yeterli değildir.

Doğru/uygun zaman, zemin ve koşulların, duyacaklarına râzı olan/olacak kişinin, muhabbetin ve hukukun bulunmadığı ilişki ve ortamlarda, dikkatsiz, özensiz bir biçimde tüketiliyor olmasıdır tüm sorun. Söylenilen sözcüklerin değil beklenilmeyen ve istenilmeyen koşullarda, bir dayatma olmasından dolayıdır kişilerin tüm haklı tepkisi. Kişilerin, hangi konu/alan olursa olsun, seslerini yükseltmelerindeki yanlış ya da sorun kadar, kullandıkları ve seçemedikleri sözcüklerin yanlışlığındandır rahatsız olunan. Sorun, esas ya da içerik sorunu değil yöntem(usûl) sorunudur. Kalabalığın içinde, zaman, zemin ve koşulları, kişileri dikkate almama kabalığıdır.

"Cinsiyetçi küfür" diye bir "tanım/sözcük" de olmaz! Sorun, örgen adlarında ya da "kadın"lara saygısızlık olmasında değil cahil/yetersiz/özensiz/kaba kişilerin, sonuç odaklı ve düşünmeden, özenmeden, çevresine kayıtsız ve saygısızca davranmasından dolayıdır. Eğer eşeysellikteki son aşama, "kulağa üflemek" olsaydı, her ("olumlu/olumsuz") zaman ve zeminde, her durumda, ağzından düşürmediği "söz" ve kısaltma, "AMK" değil "Hay kulağına üfleyeyim!"[KULK] olurdu. Bu durumda, bu sorun, ne kulak kepçesinin ve/ya da deliğinin, ne de bu sözcüğün, "ayıbı", "ahlâklılığı ya da ahlâksızlığı" olurdu.

Buradaki "sorun" ya da yanılsama, kapalı, sınırlı ya da bazı/çoğu ayrıntının iki kişi arasında ya da sır olarak tutulması istenilen özelin, dışarıda ve genelleştiriliyor olmasından dolayıdır.

Tıpta ve tüzede[hukukta], "ayıp", "çirkinlik" vs. ol(a)madığı gibi, zihinde ve zihin dilinde de "ayıp", "pis", "kötü" diye bir sınır(landırma) ya da sonuç(landırma) yoktur. Zihinden, "olumlu/olumsuz", "iyi/kötü" her düşünce ve ayrıntı geçebilir fakat sorumlu olunan/olunması gereken, ağızdan çıkmayabilecek olan söz(cük)ler(imiz)dir. )

( image )


- AHLÂKSIZLIK ile/ve/değil KÖTÜ/OLUMSUZ AHLÂK

( [not] IMMORALITY vs./and/but BAD/NEGATIVE MORALS )


- AHLAKSIZLIK ile UYGUNSUZ ile UYGUNSUZ BİR ŞEKİLDE

( INDECENCY vs. INDECENT vs. INDECENTLY )

( نا زيبندگي ile بي شرمي ile بي نزاکتي ile آلوده دامن ile نا نجيب ile بي نزاکت ile ناشايست ile شرمآور ile گستاخ ile خارج از نزاکت ile نانجيب ile بي شرمانه ile نامردانه )

( NA ZYBANDEGY ile BEY SHRAMY ile BEY NEZAKTY ile ALUDEH DAMAN ile نا نجيب ile BEY NEZAKT ile NASHAYSET ile SHARMAVAR ile GOSTAKH ile KHARJ AZ NEZAKT ile نانجيب ile BEY SHARMANEH ile نامردانه )


- AHLÂM[Ar. < HULM(< AKIL)] değil/yerine/= RÜYÂLAR, HULYÂLAR, UYKUDA GÖRÜLEN ŞEYLER | AÇIK SAÇIK RÜYÂLAR | DÜŞÜ AZMALAR


- AHLAMAK ile AHLAF ile AHLAK ile AHLAT ile AHLAKLI/LIK ile AHLAKÇA ile AHLAKÇI/LIK ile AHLAKSIZ/LIK ile AHLAK DIŞI ile AHLAKSIZCA ile AHLAK BİLİMİ ile AHLAK DIŞICI/LIK ile AHLAK YASASI ile AHLAK BİLİMCİ ile AHLAK BİLİMSEL ile AHLAK ZABITASI


- AHLANIP VAHLANMAK


- AHMAK KİŞİNİN ARADIĞI değil/yerine/>< AKILLI KİŞİNİN ARADIĞI

( Başkalarında. DEĞİL/YERİNE/>< Kendinde. )


- AHMAK ile ANDAVAL/LI[Yun.]

( Aklını gereği gibi kullanamayan, bön, budala, hamakat gösteren. İLE Ahmak, aptal, beceriksiz, şaşkın, bön, görgüsüz kişi. )


- AHMAK ile/değil/yerine/>< FİLOZOF

( Felsefeyi zorlaştırır. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Felsefeyi kolaylaştırır. )


- AHMAK/LIK ile AHMAKLAŞMAK ile AHMAKLAŞTIRMAK ile AHMAKLAŞABİLMEK ile AHMAKLAŞTIRABİLMEK ile AHMAKÇA


- AHMAK/LIK ile/ve/değil/ya da HAİN/LİK

( Hain, korkaktır. )

( BELEH: Bönlük, ahmaklık. | BELÎD: İz'ansız, ahmak, sersem, budala, bön. )


- AHMET AFİF PAŞA ÇEŞMESİ :

( İstinye Vapur İskelesi karşısında olup Ahmet Afif Paşa tarafından 1908 yılında yaptırılmıştır. Çeşme İstinye Yeniköy sahil yolu yapılırken mezarlık duvarı yanında idi. Taşları numaralanarak kaldırılmış ve İskele yanında yeniden inşâ edilmiştir. Tümüyle mermer olan çeşmenin üstü oymalı, işlemeli saçaklı örtülüdür. Saçak altında kabartma istiridye ve palmet biçiminde süslemeler vardır. Mermer kubbesinin tepesi yivli bir biçimde sona ermektedir. Teknesi kurna biçimindedir. Tekne kenarlarında kırık dal motifleri vardır. İki sütun üzerine oturtulmuş kemeri iki renklidir. Kemerinin üzerinde zarif süsleme vardır. Çeşmenin musluğu ve suyu yoktur. Kitabesinde şöyle yazmaktadır: Ve sekahüm Rabbühüm şeraben tahura" (1326 - 1908). )


- AHMET BİN ALİ ÇEŞMESİ :

( Sarıyer'de Kestane Suyu yakınlarında bulunuyordu. Çeşmenin kitabesinde "Çıktı üçler himmetiyle Vasfiya Tarih - i tam/İtdi Ahmet bin Ali bu mevkide çeşme bina/İç bu nev ab - ızülali Sadrına versin şifa" yazıyordu. Bu çeşmeye "Ahmet Ağa Çeşmesi" "Kestane Çeşmesi" de deniliyordu. H. 1269, M. 1852 de yapılan çeşme, Hünkâr Suyu ve Kestane Suyu yokuşuna varmadan kayalıkların dibinde idi ama şimdi kalıntısı bile yok. Yol genişletme çalışmaları sırasında ortadan kaldırıldığı anlaşılmaktadır. )


- AHMET KAMİLİ EFENDİ ÇEŞMESİ (MERMER ÇEŞME) :

( Taşiskele Parkı içindedir. H. 1228, M. 1813 de Rumeli kazaskeri Ahmet Kamili Efendi tarafından yaptırılmıştır. Çeşme yapıldığında Camiin denize bakan sol köşesinde idi. Camiin bahçe duvarı yapılırken Taşiskele'ye kaydırıldı (1969). Sonraları rıhtım düzenlemesi yapılırken çeşme Taşiskele Parkının ortasına alınmıştır (1998), halen buradadır. Çeşme örneği az bulunan veya hiç örneği olmayan bir çeşmedir. Çeşme, kaide, yalak ve gövde olarak yekpare bir biçimde mermerden yapılmıştır. Çeşme Taşiskele Parkına taşınırken vinçle yerinden kaldırılmak istenmiş, bu sırada yalak kaideden kopmuştur. Bilahare yalağın bir yanı kırılmış ve kırık yerler onarılmış külah da kaybolmuş, aslına uygun olmayan bir külah konulmuştur. Çeşme yapıldığı tarihten 1998 yılına kadar vakıf memba suyu ile beslenirken, bir süre su akışı durdurulmuş, 2006 dan bu yana Ayazma, Yerli su ve Aralık suyu birikiminden akış almaktadır. Kitabesinde şöyle yazmaktadır: Sahib - ül hayrat vel - hasenat imam - ı evvel - i Hazret - i Şehriyari ve Sadr - ı/Rumelili Elhac Hafız Ahmet Kamili Efendi işbu çeşme - i/Latif ile iskeleyi müceddeden bina eylemiştir"(Sene: 1228). )


- AHMET ŞEMSETTİN EFENDİ ÇEŞMESİ :

( İstinye çarşı girişinde Boğaziçi sahil yolu (Emirgan Caddesi) ile İstinye Caddesinin birleştiği köşede ve çınar ağaçlarının bulunduğu küçük parkın içindedir (H. 1181, M. 1767). Çeşme dört cepheli ve hazneli meydan çeşmesidir. Sade olan cepheleri orijinal halinden pek bir şey kaybetmemiştir. Ahşap olan çatısı çok önce yerine betonarme çatı yapılmıştır. Çeşme cephelerinde dört kitabe vardır. Bu kitabelerin birinde çeşmenin 1181 (1767) de Ahmet Şemsettin Efendi isimli bir kişi tarafından yaptırıldığı, bir diğerinde ise 1341 (1926) de (İslâmiyeti kabul eden ve Trandil Şem - i Nur Hanım tarafından su yollarının onarıldığı yazılıdır. Çeşmenin ayna taşı mermerdir. Suyu kaynak Başlısuyudur. Çeşmenin akarı vardır. Kitabesinde şöyle yazmaktadır: Sahib - ül hayrat Kürkçübaşı Ahmet Şemsettin Efendi vesekahüm Rabbühüm şeraben tahura ve cealna minel mai külle şey'in hayy sahib - ül hayrat kokana Trandil Şem - i Nur Hanım". )


- AHRETLİK ile AHRET KARDEŞİ ile AHRET KARDEŞLİĞİ


- AHŞAP DİREKLİ CAMİ ile/||/<> ALTI DAYANAKLI CAMİ ile/||/<> SEKİZ DAYANAKLI CAMİ ile/||/<> TEK KUBBELİ CAMİ ile/||/<> İKİ YARIM KUBBELİ CAMİ ile/||/<> DÖRT YARIM KUBBELİ CAMİ ile/||/<> FEVKÂNÎ(YÜKSEK/YÜKSELTİLMİŞ) ile/||/<> SELÂTİN[< SULTAN] ile/||/<> ULU CAMİ/MESCİD-İ CUMA[İRAN\'DA]

( Örtü bölümünü taşıyan ahşap direklere sahip cami biçimi.[Çok sayıda direkle taşınan ahşap çatılı bu yapılar, genellikle XIII. yüzyıl Anadolu Selçuklu mimarlığında ve sonrasında inşâ edilen bir yapıdır.] İLE/||/<> Merkezi planlı, üzerini örten büyük kubbesi altı sütun ya da paye tarafından taşınan cami biçimi. İLE/||/<> Merkezi planlı, büyük kubbesi sekiz paye ya da sütunça olan cami biçimi. İLE/||/<> İbâdet mekânının tamamını ya da tamamına yakın bölümünü kubbenin örttüğü cami biçimi. İLE/||/<> Merkezi planlı, büyük kubbesi ana eksen üzerindeki iki yarım kubbe tarafından desteklenen cami biçimi. İLE/||/<> Merkezi planlı, büyük kubbesi dört yandan birer yarım kubbe ile desteklenen cami biçimi. İLE/||/<> Bulunduğu yerin eğimi ya da çevresindeki yapıların durumu yüzünden, bir alt yapı üzerine oturtulan camiler. Alt katta genellikle gelir getiren dükkanlar bulunur. İLE/||/<> Sultanlar tarafından yaptırılan büyük camilere Selatin Camii denir. İLE/||/<> Her kentin ya da büyükçe yerleşme merkezinin en büyük camisi.[Cuma namazının topluca kılınması yanı sıra cemaatin bir araya gelmesini gerektiren durumlarda kullanılır.] )


- AHTAPOT[Yun.] ile ARGONOT[Yun.]

( Sekiz dokunacında/kolunda yaklaşık 1000 duyarga bulunur. Üç kalbi, dokuz da beyni vardır. İLE Deniz dibinde, kayalara tutunarak yaşayan bir türdür. [Deniz anemonu gibi bitkiye benzer.] )

( Dokunaçlarının herhangi bir parçası koptuğunda/kesildiğinde kopan parça 3 saat canlılığını ve hareketini devam ettirir. İLE ... )

( Eril ahtapotların kollarından biri çiftleşmek içindir ve bu kol altındaki oluk ve kavramaya yarayan ligula adında bir burunla ötekilerden ayrılır. [Bazı ahtapot türlerinde, öteki memelilerin penisinde olduğu gibi kanla dolar.] İLE Erilin eşeysel örgeni(penisi), çiftleşme zamanında, gövdesinden ayrılır, gider başka bir kayada yaşayan dişil argonotu bulur, döller ve sahibine geri döner. [Çok eşli olma çabasındaki baylara da bu "Argonot" adı takılmıştır.] )

( Çiftleşme kolları, bir paket spermi dikkatli bir biçimde dişinin hazne [kafa/gövde] içine yerleştirir. Ardından ligula kırılır ve dişilin içinde yapışık kalır. [Eriller çiftleştikten birkaç ay sonra ölür.] [Ahtapotlar öteki kollarını yenileyebilseler de yeni bir çiftleşme kolu (lingula) üretemezler.] İLE ... )

( Kavanozları açabilir, taşları istiridyeleri açmak için araç olarak kullanabilir ya da kopmuş denizanası dokunaçlarını silah olarak kullanabilirler. [Bazıları sanki iki ayaklı hayvanlar gibi iki kolunun üzerinde yürüyebilir.] İLE ... )

( Kaslarını, kendilerini ileri atmak üzere kullanır ve saatte 40 km. hıza ulaşabilirler. [Bu yöntem ile "uçabilirler" de.(yırtıcılardan kaçmak için kendilerini suyun dışına fırlatmak üzere)] İLE ... )

( İskeletleri olmadığı için gözbebekleri kadar küçük yerlerden bile geçebilirler. [tek sert parçaları papağanınkine benzeyen gagasıdır] İLE ... )

( Ahtapot ile Argonot )

( HEŞT-PÂ ile ... )

( OCTOPUS vs. ARGONAUT )

( OCTOPUS cum ARGONAUTA ARGO )


- AHTAPOT ile BATTANİYE AHTAPOTU

( Dişilleri, erillerden 40.000 kat daha büyük olabiliyor. Bu türün dişilleri, 2 metreye kadar büyüyebilirken; erilleri, sadece birkaç santimetreye kadar büyüyor.[Hayvanlar arasında, dişil ile eril arasındaki en zıt orandır.] )


- AHTAPOT ile HİNDİSTAN CEVİZİ AHTAPOTU


- AHTAPOT[Yun.] ile KALAMAR[Yun.]

( Omurgasızlarda en zeki olanlar. )

( Kafadan bacaklılardan, dokunaçlı bir tür mürekkep balığı. | Genellikle burun zarı üzerinde çıkan bir ur türü, polip. İLE Bir tür mürekkep balığı. )

( OCTOPUS cum LOLIGO VULGARIS )


- AHTAPOT ile TAKLİTÇİ AHTAPOT

( )


- AHU ile AHU GÖZLÜ ile AHU PARÇASI


- AHUDUDU ile AHUDUDU ŞURUBU ile AHUDUDU ŞERBETİ


- AHUDUDU ile İZMAVLA

( Ağaççileği. İLE Sarı ağaççileği. )


- AHVÂL[< HÂL]:
OLUŞLAR, BULUNUŞLAR, HALLER, DURUMLAR -<


- AHVÂL-İ ŞAHSİYE[Ar.] değil/yerine/= KİŞİSEL DURUMLAR


- AHZ[Ar.] ile İTTİHÂZ[Ar.]


- AHZ[Ar.] ile TENÂVÜL[Ar.]


- AİDİYET "DUYGUSU" değil AİDİYET


- AİDİYET ile AİDİYET EKİ


- AİDİYET ile/ve/<> AYNİYET


- AİDİYET değil/yerine/= DEĞİŞLİK


- AİDİYET değil/yerine EHLİYET


- AIDS/ACQUIRED IMMUNODEFICIENCY SYNDROME[İng.] değil/yerine/= EDİNİLMİŞ BAĞIŞIKLIK YETERSİZLİĞİ BELİRGESİ


- AIKIDO ile/ve JAİNİZM

( AIKIDO: "AI"=UYUM, "KI"=ENERJİ, "DO"=YOL/YÖNTEM --- ENERJİYİ UYUMLANDIRMA YÖNTEMİ/YOLU

Aikido, fiziksel ve zihinsel denge oluşturma yöntemidir.

Aikido, diğer tarafın gücünü kendine yönelik kullanabilmektir.

Aikido, %100 savunma odaklı ve bir ya da daha fazla yönden gelen her türlü saldırıya karşı kullanılabilecek bir uygulama sanatıdır.

Aikido, fizik kurallarını göz önünde bulundurarak saldırganın gücünden uygun biçimde yararlanır.

Aikido, önsezi, zamanlama, hareketlerin doğru uygulanışı, dairesellik, rakibin gücünü ele geçirip bunu ona yönelik kullanma, soluklamanın verdiği güç, doğru tutuşlar ve oldukça yüksek bir konsantrasyon ister.

Aikido, önemli temel güdülenmeleri, ahlâki standartları ve asil tarzıyla tanınır.

Aikido, kendi kendimizi sürekli olarak geliştirme ve kesin zafer üzerine kuruludur.

Aikido, rakibi etkisiz durarak getirerek var olmaya devam eder.

Aikido: Savaşmadan Kazanmak: "Uyum Kuralı"

Aikido'nun içinde yatan asıl anlam, Enerji, Anlık/Zihin ve Gövde'nin uyumudur.

Aikido'nun öncelikli özelliği enerjinin terbiye edilmesidir.

Aikido'nun ayırt edici özelliği, hareketler ve tekniklerdeki yumuşak akıcılıktır.

Aikido'nun başlangıcı savunma, devamı tekniktir.

Aikido'nun zihinsel kaynakları ikiye ayrılır:
1- Doğu kültürünün din ve Şintoculuk, Konfüçyusçuluk, Taoculuk ve Budizm gibi felsefe akımlarına dayanan ahlâkî değerleri;
2- Daha uygulamalı olan ve kolaylıkla uygulanan ahlâki değerler.

Aikido'nun ahlâkî anlayışında savunma asla saldırganı yok etme ya da ciddi biçimde yaralama amacını taşımaz.

Aikido'ya dayalı bir strateji üç ahlâki aşamayı içerir:
1- Algılama,
2- Değerlendirme,
3- Karar verme ve tepki gösterme

Aikido hareketleri, ileri derecede bir koordinasyon sonucu oluşan, sertlik ve şiddet içermeyen, akıcı ve esnek hareketlerdir.

Aikido'da el, bilek tutuşları ve düz vuruşlar[atemi] o kadar serttir ki, rakip daha fazla acıyı engellemek için teslim olmayı yeğler.

Aikido'ya dayanan bir strateji aynı zamanda ahlâkî bir yaklaşım ve düşünce tarzı gerektirir.

Aikidoka'nın[Aikido çalışan kişi] ahlâkî bir yaklaşım içinde olması gerekir.

Savunmanın asıl amacı saldırganı yok etmek değil onu yönlendirmek ya da etkisiz duruma getirmektir.

Aikido'da ego ya da kahramanlık yoktur.

Aikido, Sensei[üstad] Morihei Ueshiba (1883 - 1963) tarafından geliştirilmiştir.

Aikido, efendilerin savunmacı sanatı olarak tanımlanır.

Gerçek ustalar, çevrelerinin kendini denetlemesine izin vermeyendir. )

( Bazı Aikido Terimleri

Aikidoka: Aikido yapan kişi.

Aikikai: Aiki topluluğu. Bu sözcük, kurucu tarafından Aikido'nun yaygınlaştırılması için oluşturulmuş organizasyon için kullanılır.

Dan: Siyah kemer derecesi.

Dojo: İdman yapılan yer.

Doşhu: Yolun başı anlamında kullanılır. Aikido'nun başında bulunan kişiye verilen unvandır. (Şu anda doşu MORİHEİ UESHİBA'nın torunu olan MORİTERU UESHİBA'dır.)

Fukhişhidoin: Eğitmenin yardımcısı anlamına gelen resmî bir ad.

Gi: Eğitim giysisi.

Hakama: Siyah ya da lacivert renkte, genellikle siyah kemer sahibi olmuş Aikido'cularca giyilen, parçalı etek.

Hambu Dojo: Organizasyonun merkezi dojosunu belirten terimdir. Genellikle Aikido Dünya Karargahları'nı belirtir. (AİKİKAİ)

Hanmi: Üç gensel duruş.

Happo: Sekiz yön. HAPPO-UNDO (8 yön egzersizi) ve HAPPO-GIRI (kılıç ile sekiz yönde kesme.) (Burada anlaşılması gereken, gerçekten her yönde hareket edebilmektir.)

Hara: Gövdenin ağırlık merkezi. (Aikido teknikleri, olabildiğince kişinin hara bölgesinde yapılmalıdır.) Jiyuwaza: Tekniklerin serbest biçimde uygulanması.

Kihon: Temel olan şey. Aikido'da genel olarak aynı teknik, farklı görülen farklı yollardan yapılabilir. Temeli, yani çekirdeği kavramak için KİHON'u iyi anlamak gerekir.

Kohai: Yeni öğrenci.

Kokyu: Soluk alma. Aikido'nun bir bölümü de KOKYU RYOKUYU, yani soluk alma gücünü geliştirilmesidir. Aikido'daki pek çok teknik, KOKYU HO yani soluk egzersizi olarak adlandırılır. Bu egzersizler, kişinin KOKYU RYOKUYU yani soluk gücünü geliştirmesini sağlar.

Ku: Boşluk. Bu boşluğun doğrudan fark edilmesi, aydınlanmadır. Bu Aikido'da bilinç açıklığının geliştirilmesi, değişen durumlara çabuk ve iç güdüsel yanıt verebilmektir.

Kumi Jo: JO (bir araç) ile eşleşerek yapılan çalışma. (eşli uygulama) Kumi Tachi: Kılıçlı çalışma. (eşli uygulama) Kyu: Beyaz kemer düzeyi/derecesi. ŞHODAN(1. DAN)'a kadar olan(6) derece.

Maai: Rakibe göre olması gereken, düzenli aralık, uzaklaşma ve zamanlamadır.

Masagatsu: Gerçek zafer. Mudansha: Siyah kuşak derecesi olmayan öğrenci.

Nagare: Akmak. Aikido'nun amaçlarından biri de fiziksel güce, fiziksel güçle karşılık vermemeyi öğrenmektir. Asıl olan, uygulanan gücü yönünde, onu kendi avantajına olacak biçimde yeniden yönlendirerek hareket etmeye çalışmaktır.

Nage (Tori): Savunan. Tekniği yapan.

Randori: Serbest biçimde eğitim.

Rei: Selâm ver!

Sempai: Eski öğrenci.

Sensei: Öğretmen.

Shikaku: Ölü açı. Rakibin atağına devam etmesinin çok zor olduğu ve sizin de rakibinizin hareket ve dengesini kolaylıkla kontrol edebildiğiniz pozisyon. Aikido'nun ilk aşaması, ŞHİKAKU'yu yerleştirebilmektir.

Shindoi: Öğretmen, eğitme anlamına gelen resmî bir ad/unvan/başlık.

Shodan: Siyah kemerde ilk derece (1. dan)

Sukashiwaza: Saldırganın sizi sarmasına ya da vuruşuna başlamasına olanak vermeden yapılan teknikler.

Sutemi: Birinin, tekniğin uygulanması için kendini bırakmasıdır.

Tai No Tenkan: 180 derece dönmeyi kapsayan yalın dönüşler. (Harman uygulaması)

Tai Sabaki: Gövde hareketi.

Taijutsu: Gövde sanatları, silahsız çalışma.

Takasumu Aiki: Aiki'nin (ruh, zekâ ve evrensel enerjinin uyumu) sonsuz (bitmek bilmeyen) üretken savaş sanatı " anlamına gelen kurucunun bir sloganıdır. Aikido'da yeni teknikler yaratmak olanaklıdır.

Tatami: Minder. Tege Tana: El kılıcı ya da elin kenarı. Tenkan: Özellikle gövdenin 180 derece döndüğü dönüş hareketi.

Tori: Uzaklaştırma, uzağa alma, elinde bıçağı alma, elinden alma.

Uchi Deshi: Dojo’nun içinde yaşayan ve kendini eğitmene, dojonun bakım ve temizliğine adamış öğrenci (Kimi zaman, dojonun Sensei'sinin kişisel işlerine de yardım eder.)

Uke: Saldıran. Tekniği alan.

---

Morihei Ueshiba: Aikido'nun kurucusu (1883-1969)

O-Sensei Morihei Ueshiba: Hocaların hocası, büyük öğretmen.

Shihan: Hocaların hocası (usta eğitmen) anlamına gelen resmî bir ad.

Ueshiba Kısshomaru: Aikido'nun kurucusunun oğlu.

Ueshiba Moriteru: Kurucunun torunu, şuan yolun başında olan kişi doşhu.

)


- AİLE BASKISI ile/ve/||/<>/> MAHALLE BASKISI


- AİLE HUKUKU değil/yerine/= OĞUŞLUK TÜZESİ


- AİLE ŞİRKETİ değil/yerine/= OĞUŞLUK ORTAKLIĞI


- AİLE ve/||/<> ÇOCUK ve/||/<> ARKADAŞ

( Arkadaşını [tanımada/anlamada]. VE/||/<> Akrabayı [tanımada/anlamada]. VE/||/<> Sevgiliyi/eşi [tanımada/anlamada]. [ve sana zarar/yarar verip vermeyeceğinde] [PEK/KOLAY KOLAY YANILMAZ] )


- AİLE değil/yerine/= OĞUŞLUK


- AİLE ile ZODRUGA

( ... İLE Bazı Balkan ülkelerinde rastlanan büyük aile tipi. Kırk ilâ seksen kişiyi kapsayan dört kuşağı içine alan topluluklar. [Aynı ekonomik düzene bağlılardır.] [Aile içindeki en yaşlı erkek ya da kadın, aile önderidir.] )


- AİLECEK değil AİLECE


- AİLE/LİK ile AİLECE ile AİLESİZ/LİK ile AİLE ADI ile AİLE İSMİ ile AİLE DOSTU ile AİLE OCAĞI ile AİLE REİSİ ile AİLE HAYATI ile AİLE HEKİMİ ile AİLE HUKUKU ile AİLE BAHÇESİ ile AİLE BÜTÇESİ ile AİLE DOKTORU ile AİLE MECLİSİ ile AİLE SAADETİ ile AİLE GAZİNOSU ile AİLE MATİNESİ ile AİLE FOTOĞRAFI ile AİLE HEKİMLİĞİ ile AİLE PLANLAMASI


- AİLE/OCAK ile KÖR OCAK

( ... İLE Çocuksuz aile. )


- AİLESEL ile AŞİNA ile TANIDIK KONUŞMA ile AŞİNALIK ile ALIŞMAK

( FAMILIAL vs. FAMILIAR vs. FAMILIAR TALK vs. FAMILIARITY vs. FAMILIARIZE )

( فاميلي ile مانوس ile خودي ile وارد در ile بلد ile خانه خواه ile آشنا ile خودماني ile اختلاط ile آشنايي ile موانست ile آشنا ساختن ile خودماني شدن ile آشنا کردن )

( FAMYLEY ile MANOS ile KHODY ile VARD DAR ile BOLD ile KHANEH KHAH ile ASHENA ile KHODMANY ile AKHTELAT ile ASHENAYY ile موانست ile ASHENA SAKHTAN ile KHODMANY SHODAN ile ASHENA KARDAN )


- AİLEVİ[Ar.] değil/yerine/= OĞUŞSAL


- AIMD İLE PIMD İLE RPMD ile/||/<> MOLEKÜLER DİNAMİK TÜRLERİ

( İleri MD simülasyon yöntemleri. )

( Formül: Nuclear quantum effects )


- AIRLINE :/yerine HAVAYOLU


- AIRPORT :/yerine HAVAALANI


- AİT OLMAK ile AİT OLMAK ile AİT ile AİT ile EŞYALAR

( BELONG vs. BELONG TO vs. BELONGING vs. BELONGING TO vs. BELONGINGS )

( متعلق بودن ile تعلق داشتن ile اختصاص داشتن ile تعلق گرفتن ile تعلق ile متعلقات واموال ile متعلق ile متعلق به ile حشم ile ضياع ile متعلقات )

( MOTALGH BODAN ile TALGH DASHTAN ile AKHTESAS DASHTAN ile TALGH GARAFTAN ile TALGH ile MOTALGHAT VAMVAL ile MOTALGH ile MOTALGH BAH ile HASHAM ile ضياع ile MOTALGHAT )


- AİT OLMAK ile/ve/||/<>/> CİDDİYE ALINMAK


- AİT OLMAK ile PARÇASI OLMAK

( TO BELONG TO vs. TO BE PART OF )


- AİT değil/yerine/= DEĞİŞLİ


- AİT ile/yerine İLGİLİ/İLİŞKİN

( Neye, nereye ait olduğumuz, kendi duygularımız ve kanı-mızla ilgilidir. )

( Akıllı kişi, hiçbir şeyi kendine ait saymaz. )

( Hiçkimseye ait olmadan, herkesindir! )

( Kim anlıyor ve/ya da zevk ediyorsa, onundur! )

( BELONG TO vs./and RELATING TO
RELATING TO instead of BELONG TO
Your belonging is a matter of your own feeling and conviction.
The wise man counts nothing as his own. )


- AJAN ile ARACISIZ ile AJANLAR

( AGENT vs. AGENTLESS vs. AGENTS )

( فاعل ile عامل ile کار گذار ile پيشکار ile مامور ile نمينده ile سازه ile بي فاعل ile عمال ile عوامل )

( FAL ile AMEL ile KAR GOZAR ile PEYSHKAR ile MAMOR ile NAMYNADEH ile SAZEH ile BEY FAL ile AMAL ile AVAMEL )


- AJDA BARDAĞI değil AİDA BARDAĞI


- AJİTASYON[Fr.] ile AJİTE[Fr.]["ACİTE/ACITE" değil!]

( Sürekli ve tutarsız hareketler. İLE Sürekli ve tutarsız davranışları olan kişi. )


- AK ile AK AĞA ile AK KAN ile AK PAK ile AK YEL ile AK YEM ile AK YAZI ile AK BENEK ile AK DEMİR ile AK GÖZLÜ ile AK MADDE ile AK SAÇLI/LIK ile AK YAZILI/LIK ile AK YILDIZ ile AK SAKALLI/LIK ile AK SÜLÜMEN ile AK KAN BEZİ YANGISI


- AKABİLMEK ile AKAÇLAMAK ile AKAÇLATMAK ile AKA ile AKAK ile AKAR ile AKAÇ ile AKARCA ile AKARLAR ile AKAR AMBER ile AKAN YILDIZ


- AKAÇ ile AKAK ile AKI ile AKILGA ile AKIM ile AKINDIRIK ile AKINTI ile AKIŞKANLAŞTIRICI ile AKITMALIK ile AKMA ile AKMALIK

( Birikmiş suları akıtmaya yarayan boru, oluk ve benzeri araç. | Temel düzeyindeki suları toplayıp yapıların uzağına akıtan, yeraltı su borusu. İLE Su, hava, duman gibi akışkan şeylerin geçip gitmesine yarayan, her tür yol, akımlık. İLE Işık kaynağının, 1 saniyede çevresine yaydığı ışık enerjisi/akısı.[Akı birimi, lümen'dir.] İLE Suların akması için bir duvarda bırakılan düşey yarık. İLE Üslûp niteliği taşımayan sanat görüşü, çığır. | Hava, su gibi akışkan maddelerin ya da elektrik gibi kuvvetin, herhangi bir yöne doğru yer değiştirmesi, çereyan. İLE Ağaç sakızı, reçine. İLE Eğim. İLE Beton akışkanlaştırıcı. İLE Çatı kaplama işlerinde, yedirmelik ya da kurşun şerit ile örtülü birleştirme ya da tonoz geçmesi. İLE Bir gerece uygulanan gerilme sabit kaldığı halde biçim değiştirmenin artması. İLE Sokak ve bahçe yollarının iki yanında ya da ortasında, suların akıp gitmesi için yapılan oluk. )


- AKADEMİ = ACADEMY[İng.] = ACADÉMIE[Fr.] = AKADEMIE[Alm.] = ACADEMIA[İsp.]


- AKADEMİ ile AKADEMİSYEN ile AKADEMİK ile AKADEMİK MAKALE ile AKADEMİK YIL ile AKADEMİSYEN ile AKADEMİ

( ACADEMIA vs. ACADEMIAN vs. ACADEMIC vs. ACADEMIC PAPER vs. ACADEMIC YEAR vs. ACADEMICIAN vs. ACADEMY )

( انجمن دانش ile عضوانجمن علمي ile عضو آکادمي ile آکادميک ile عضو فرهنگستان ile تحصيلي ile مدرک تحصيلي ile سال تحصيلي ile فرهنگستان ile آکادمي ile مکتب فرهنگستان ile آموزشگاه )

( ENJAMAN DANESH ile OZVANAJMAN ALAMY ile OZV AKADAMY ile AKADAMYK ile OZV FAREANGSTAN ile TAHSYLEY ile MADRAK TAHSYLEY ile SAL TAHSYLEY ile FAREANGSTAN ile AKADAMY ile MOKTEB FAREANGSTAN ile AMUZESHGAH )


- AKADEMİ ve/||/<> BÜROKRASİ

( [süreklilik/güvence/düzenlilik] Bilgide. VE/||/<> Devlette. )


- AKADEMİ/K ile/ve/||/<> AKADEMİCİ/LİK


- AKADEMİSYEN değil/yerine/= BİLİMCİ


- AKADEMİZM ile/||/<> İZLENİMCİLİK/EMPRESYONİZM ile/||/<> DIŞAVURUMCULUK/EKSPRESYONİZM ile/||/<> AYRINTI NATÜRALİZMİ ile/||/<> DEFORMASYON ile/||/<> MİTOLOJİK

( Sanat dallarında akademik öğretimin kalıplarına bağlı, yeni arayışlara karşı çıkan anlayış. İLE/||/<> 19. Yüzyıl sonunda Fransa'da ortaya çıkan, ışık etkilerine dayanarak doğayı anlık görüntüsü ile resimlemeye dayanan sanat akımı. İLE/||/<> XX. yüzyılın başlarında izlenimciliğe tepki olarak ortaya çıkan ve sanatçının duygularını renklerle ya da deformasyon yoluyla belirtmesini amaçlayan anlatımcı sanat akımı. İLE/||/<> Bir sanat yapıtındaki ayrıntıların titiz bir gözlem sonucu son derece ince bir işçilikle doğaya uygun bir biçimde betimlenmesi. Özellikle XV. yüzyıl sanatında karşımıza çıkan bu anlayışta her bir ayrıntı doğadaki aslının küçük bir kopyası gibi betimlenir. Ayrıntı natüralizminin en iyi örnekleri, XV. yüzyıl kuzey sanatında dinsel konulu resimlerin arka planlarındaki manzaralarda görülür. İLE/||/<> Biçim bozma. Bir sanat yapıtında betimlenen figürlerin belirli yerlerinin figürü tanınmaz derecesine vardırmadan bozulmaya uğratılması. Batı sanatında özellikle Maniyerist üslûbun kullandığı yöntemlerden biri olan deformasyon, Rönesans sanatındaki kusursuz anatomik tanımlamaya karşı çıkış yollarından biridir. İLE/||/<> Mitolojiye ilişkin her türlü olgu ve oluşum. Batı sanatında genellikle Yunan ve Roma mitolojilerinden konu alınmış yapılarda görülen nitelikler. )


- AKALAZİ[Fr.] değil/yerine/= SİNDİRİM BORUSUNDAKİ BİR BÖLÜMÜN, ÖTEKİ BÖLÜMLERLE UYUŞAMAMASI


- AKANTOLİZ[Fr.] ile AKANTOZ[Fr.] ile AKANTOSİTOZ[Fr.]

( Deri dokusu bozukluğu. İLE Üst deride bir katmanın kalınlaşması. İLE Alyuvarların yapısal bozukluğu. )


- AKÂR ile/||/<> AKÂRÂT ile/||/<> AKÂRÂT-I VAKFİYE/VAKFİYYE ile/||/<> BÂD-İ HEVÂ ile/||/<> MECCÂNEN

( Gayrimenkullerden kirâ yoluyla sağlanan gelir. İLE/||/<> Gelir sağlayan gayrimenkuller. İLE/||/<> Vakıf gayrimenkuller; evler, dükkânlar ile bunların getirdiği gelir. İLE/||/<> Kayıt dışı, önceden belirlenenin dışında gelen gelir. | Bedava, parasız. İLE/||/<> Ücretsiz, parasız, karşılıksız. )


- AKARÇAY, RAFET (1926 - ) :

( Ticaretle uğraştı. Sarıyer Spor Kulübü'nde 1 dönem yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. )


- AKARDİ değil/yerine/= YÜREK GELİŞMEZLİĞİ/YOKLUĞU


- ACAROID RESIN[İng.] / RÉSINE D'ACARIODE[Fr.] / AKAROIDHARZ[Alm.] ile/değil/yerine/= AKAROİD REÇİNESİ


- AKATAFAZİ[Fr.] değil/yerine/= PARAFAZİ/PARAPHASIA[İng.] değil/yerine/= SİNTAKTİK AFAZİ/SYNTACTIC APHASIA[İng.]

( Sözsel anlatım bozukluğu. İLE Sözcük bulma güçlüğü. İLE Sözdizimsel dil yitimi. )


- AKATİZİ ile/||/<> AKİNEZİ

( Oturamazlık. İLE/||/<> Devinimsizlik. )


- AKATİZİ[Yun.] değil/yerine/= OTURUR DURUMDA KALAMAMA


- AKATLAR ile/ve AKARETLER


- AKBABA ile BENEKLİ AKBABA

( ... İLE Tropikal Afrika'dan gelen, nadir rastlanan bir türdür. )

( ... İLE Dünyanın en yüksekten uçan kuşudur. Havada yaklaşık 35 km/s hızla yol alır. Yaşamı tehlike altında olan bu kuşun ortalama yaşam süresi 40-50 yıla yakındır. )

( ... vs. RUPPELL'S VULTURE )

( ... cum GYPS RUEPPELLII )


- AKBABA ile KIRMIZI BAŞLI AKBABA

( ... İLE Hindistan'da yaşarlar. )

( Hindistan'da 6 ayrı çeşit akbaba yaşamaktadır. )


- AKBABA ile SAKALLI AKBABA

( ... İLE Etiyopya'da, Semien Dağları'nda [4500 m. yükseklikte] yaşarlar. )

( ... İLE Leşlerin kemik iliğiyle beslenirler. [Yüksekten atıp kırarak] )

( ... İLE Türkiye’deki dört akbaba türünden biridir. 125 cm.'ye varan boyuyla Türkiye'de görülebilecek en büyük yırtıcıdır. Özellikle uçuşta, dar ve uzun kanatları, uzun ve kama biçimli kuyruğuyla rahatlıkla ayırt edilebilir. Uçuşta, çok iri bir doğan gibidir. Sakallı akbabanın, erişkin eril ve dişil tekleri arasında, görünüş farkı yoktur. Erişkinlerde kanat üstü, sırt ve kuyruk üstü, oldukça koyu renklidir. Alt bölümler turuncudur. Göz çevresi siyah olup göz pınarından gaga altına doğru siyah tüyler (sakallar) sarkar. Sakallı akbaba, yüksek dağlarda bulunur.

Kapalı orman bölgeleri dışında, dağların yüksek kesimlerindeki kayalık vadiler, çıplak ya da seyrek ağaçlı ve taşlık yamaçlar, yaşam alanlarıdır. Yuvalarını, büyük kaya kovuklarına yaparlar. Sakallı akbabanın, besininin tamamına yakınını, leşlerden arta kalan kemikler oluşturur. Kurt, Boz ayı ve öteki akbabalardan kalan leşlerdeki kemiklerin küçük olanlarını doğrudan yutarlar. Büyük kemikleri ise pençeleriyle alıp havalanır ve belirli bir yükseklikten kayaların üzerine bırakarak parçalarlar. İnerek, kemik parçalarını yutarlar. Son derece asitli midesi sayesinde, kemikleri, kolaylıkla sindirebilirler. )

( ... vs. LAMMERGEIER )

( ... cum GYPAETUS BARBATUS )


- AKBABA ile SARKIK YANAKLI AKBABA

( ... İLE Çok geniş ve kahverengi kanatlıdır. [Kuyruğu uzun ve kamalı, kanatları dar ve sivri ucludur.] )

( ... İLE Normal akbabaların gagaları yeni ölmüş hayvanların derisini delemez. Akbabalar sürüsü, büyük, uzun ve sivri gagalı sarkık yüzlü akbabanın gelip başlamasını beklerler. )

( ... vs. LAPPED-FACED VULTURE )

( ... cum TORGOS TRACHELIOTOS )


- AKBALIK = AKYABALIĞI

( Uskumrugillerden, ufak pullu bir balık.[10 - 60 kg.] )

( LICHIA AMIA )


- AKBAŞ ile AKBALIK


- AKBIYIK SULTAN CAMİİ (KIBLET'ÜL MESÂCİD CAMİİ)


- AKBULUT, AYDOĞAN (İST. 1949 - 2018) :

( D.Ç. Karabükspor'dan transfer edildi (1972). Üç Sezon Sarıyer'de oynadı. 54'ü resmi (lig) ve 24'ü özel olmak üzere 78 maçta forma giydi. Takımına 5 gol kazandırdı. Sarıyer Spor Kulübünde bir dönem (1980/1990) yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. )


- AKÇAABAT ile AKÇAABAT KÖFTESİ


- AKÇALAMAK ile AKÇALANMAK ile AKÇA ile AKÇASAL ile AKÇA YEL ile AKÇA PAKÇA ile AKÇA ARMUDU


- AKÇE ile KUŞGÖZÜ AKÇE

( Osmanlı döneminde gümüş para cinsi ve birimi. @@ Ele zor gelen ufaklık ve incelikte gümüş para birimi. [X - XIII. yy. arası, Osman Gazi dönemindendir.] )


- AKCİĞER
SİGARA:
(")İÇİLEN(") ile/değil/yerine/></< İÇİLMEYEN

( )


- AKCİĞER ZARI YANGISI(SATLICAN/ZATÜLCENP[Ar.]) ile/ve KARACİĞER YANGISI ile/ve BRONŞİYOL YANGISI ile/ve LENF BOĞUMLARI YANGISI ile/ve MEME YANGISI(MASTİT)

( ZATÜLCENP ile/ve HEPATİT, ZATÜLKEBED ile/ve BRONŞİYOLİT ile/ve ADEONOİT )

( BİLSÂM[Ar., Fars.]/PLEURÉSIE[Fr.]: Akciğer zarı yangısı, satlıcan. )

( Dünyada en sık karşılaşılan hastalık zatürree/bronşittir. )

( AKCİĞER YANGISI / GIŞÂ-İ CENB[Ar.] / PLEVRA[İt. göğüs boşluğunun iç yüzünü ve akciğerleri saran zar] )


- AKCİĞER ZARI ile KARACİĞER ZARI

( PLEURA vs. ... )


- AKCİĞER ile AKCİĞER ZARI ile AKCİĞERLİLER ile AKCİĞER GÖBEĞİ ile AKCİĞER PETEĞİ ile AKCİĞER LOPÇUĞU ile AKCİĞER KESECİKLERİ


- AKCİĞER(ÖRGEN) ile/ve KARACİĞER

( ESNÂH-I RİEVİYE: Akciğer petekleri. )

( RİE ile/ve KEBED[çoğ. EKBÂD] )

( ŞÜS ile/ve ŞÜŞ )

( LUNGS vs./and LIVER )


- AKDENİZ KANSIZLIĞI/TALASEMİ ile/||/<> ORAK GÖZE/HÜCRE ANEMİSİ

( Hemoglobin üretiminde genetik bir bozukluk nedeniyle anemi. İLE/||/<> Hemoglobin yapısındaki genetik bir bozukluk nedeniyle anemi ve ağrılı krizlerle ilişkili bir durum. )


- AKDENİZ KORSAN(LIĞ)I ile/ve OKYANUS KORSAN(LIĞ)I


- AKDENİZ ile AKDENİZ İKLİMİ ile AKDENİZ MAVİSİ ile AKDENİZ HUMMASI


- AKDENİZ ile/ve/||/<> KARADENİZ

( BAHR-İ SİYAH ile/ve/||/<> BAHR-İ SEFİD )


- AKDİ MUVAZAA değil/yerine/= DANIŞIK BAĞIT


- AKDİKEN ile YABANİ AKDİKEN

( ... İLE Hünnapgillerden, yaprakları almaşık, kırmızı renkli yemişi olan bir bitki. )

( ... cum RHAMUNUS FRENGULA )


- AKDOĞAN ile ŞÂHBÂZ[Fars.]

( ... İLE İri bir tür akdoğan. | Çevik ve becerikli. | Yiğit, kahraman, mert kişi. )


- AKDOĞU, İBRAHİM (ŞEKERCİ İBRAHİM) (İST. 1917 - 1980) :

( Sarıyerlidir. Sarıyer ilkokulunda okurken, kara tahtanın silgisi kaybolur. Öğretmen silgiyi arar bulamaz ve öğrenciler kaybetti kanaatiyle çocukları tek ayak üzerine durmakla cezalandırır. Öğlen zilinin çalması üzerine öğrenciler dışarı çıkar, sadece İbrahim sınıfta kalır ve kara tahtaya "Seveyim hocadaki bilgiyi/ Kıçına soktu koca silgiyi" mısralarını yazar. Şiiri kimin yazdığını kimse anlamaz. Bu iki mısralık şiiri yazdığında ilkokul 3. sınıfta idi. Şiir yazmaya ilkokul çağlarında başladı ve devam etti. Şiirlerini deftere yazmadı, yayınlamadı ve derlemedi. Her zaman kalabalık mekanda şiirlerini söyledi. Arkadaşlarına, yoldan geçenlere, dükkandan alışveriş yapanlara; balıkçıya, esnafa, mahalleliye şiirlerini okudu. Zamana ve mekana çok dikkat eder, her olayı şiirin ilhamı kabul ederdi. Sahibinin peşinden giden siyah beyaz renkli bir köpeği gördüğünde "Şekerci İbrahim'in gözleri yaşlı/Aman Allah'ım bu köpek Beşiktaşlı" diye bağırması; bir başka gün sakal traşını takiben terkos suyunun kesilmesi üzerine kala kalır, bunu da şöyle hicveder "Ey namussuz musluk/Ettin bana orospuluk". Kayda geçmiş tek şiiri Sarıyer'deki Mesut Ağa Çeşmesi'nin tamiri sırasında çeşmenin kitabesine yazdığı şu şiirdir: Halkı kurtarmak için nihayet susuzluktan/Tertemiz güzel sular akıttı şu musluktan/ Yaptırdı sevabına yepyeni bir suyolu/Sarıyer'de fırıncı Abbas Okumuşoğlu". Bu şiir için ısmarlama yazdığım tek şiirdir der ve bu nedenle de ismini şiirin altına yazdırmaz. )


- AKELALİ[Fr.] değil/yerine/= BEBEĞİN BAŞSIZ DOĞMASI


- AKEN[Yun.] değil/yerine/= OLGUNLAŞINCA KENDİLİĞİNDEN ÇATLAYIP AÇILMAYAN TEK TOHUMLU KURU MEYVE


- AKERDEON ile/ve DİATONİK AKERDEON

( Her düğmesinde ayrı nota ile. İLE/VE Düğmeleri, kapatır ve açarken iki ayrı notayı vererek. )


- FLUX LEVELLING[İng.]RÉGLAGE DE FLUX[Fr.] / FLUXNIVELLIERUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= AKI DÜZLEME


- TUBE OF FLUX[İng.] / TUBE DE FLUX[Fr.] / FLUSSES GEFÄSS[Alm.] ile/değil/yerine/= AKI TÜPÜ


- FLUX DENSITY[İng.] / DENSITÉ DE FLUX[Fr.] / FLUSSDICHTE[Alm.] ile/değil/yerine/= AKI YOĞUNLUĞU


- ÂKIBET[Ar.] ile HADD[Ar.] ile NİHÂYET[Ar.]


- AKICI/LIK ile/ve/değil SÜREKLİ/LİK


- AKİFER[Fr.] değil/yerine/= POMPALI KUYULARI BESLEYECEK JEOLOJİK YAPI


- AKIL:
ANLAYAN değil İLİŞKİLENDİREN


- AKIL:
CEVHER ile İŞLETİM/İ


- AKIL ve EL ve/||/<>/> DÜŞÜNCE ve EYLEM


- AKIL-FİKİR SAHİBİ OLMA(MA)K ile İFLÂH OLMA(MA)K


- AKIL HOCASI ile/ve/değil/<> ESİN KAYNAĞI


- AKIL:
(KENDİ/BAĞIMSIZ) "YÜRÜYEN" değil YÜRÜTÜLEN


- AKIL MERTEBELERİ

( * AKL-I MAAŞ
( Maişetinden başka bir şey düşünmeyen akıl. Bedene yönelik akıl. )
( Biraz daha düşük olanına "hassase" denir. Hayvanlar âlemine ait olan akıl. )
* AKL-I MEAD
( Müdrike mertebesine geçmiş akıl. Ahiretini düşünen akıl. )
( Avdet edilecek yer ile ilgili akıl. Mead: avdet edilen yer, mebde: başlangıç. )
( Buranın başlangıcı oranın sonu, oranın başlangıcı ise buranın sonu. )
( Kalbindeki imana köle olan sultana akl-ı mead denilir. )
* AKL-I SELÎM
( Nur'a kavuşmuş akıl. )
* AKL-I RUHANÎ
( Aklın güzel kullanılıp iç âleme döndürülmesi ve geliştirilip ruh haline intikal ettirilmesidir.)
* AKL-I NURANÎ
( Ruh haline gelmiş aklın, iyiliklerle parlar hale gelmesidir. )
* AKL-I SULTANÎ
( Kâinattaki saltanatı bilen akıl. )
* AKL-I EVVEL/KÜLL
( Simgesi lâm harfidir. Bu harf, ilk yaratılan akla tekâbül eder. Akıl Allah'tan gelmiştir ve Taayyün-ü Evvelin'dir. )
( Allah'ın aklıyla akıllandırdığı, akl-ı küll'dür. )
@( Akıl Mertebeleri - Metin Bobaroğlu )


- AKIL:
ÖLÇÜLEBİLİR ile/ve/değil/||/<>/< ÖLÇEN/R


- AKIL:
TAMAMLAYICI ve/||/<>/> BÜTÜNLEYİCİ