Bugün[02 Haziran 2026]
itibarı ile 33.811 başlık/FaRk ile birlikte,
33.811 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(116/137)


- SUBASMAN[Fr. < SOUBASSEMENT] değil/yerine/= OTURMALIK


- SUBBOREAL AGE[İng.] değil/yerine/= SUBBOREYAL ÇAĞI

( Günümüzden 5.000 ile 2.500 yıl öncesi arasını kapsayan jeolojik zaman dilimidir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- SUBCONSCIOUS[İng.] değil/yerine/= BİLİNÇ ALTI


- SUBEIC ACID[İng.] / ACIDE SUBÉRIQUE[Fr.] / SUBERINSÄURE[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜBERİK ASİT


- SUBTILIN[İng.] / SUBTULINE[Fr.] ile/değil/yerine/= SÜBİTLİN


- SUBJEKTİVİST/SÜBJEKTİVİZM/SÜBJEKTİVİTE değil/yerine/= ÖZNELCİ/ÖZNELCİLİK/ÖZNELLİK


- SUBKLINİK/SUBCLINICAL[İng.] değil/yerine/= KLINİK BELİRTISİZ


- SÜBLIMASYON/SUBLIMATION[İng.] değil/yerine/= YÜCELTME


- SUBLIMATE[İng.] / SUBLIMÉ[Fr.] / SUBLIMAT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜBLİMAT


- SUBLIMED WHITE LEAD[İng.] ile/değil/yerine/= SÜBLİME BEYAZ KURŞUN


- SUBLİME[Fr.] değil/yerine/= SÜLÜMEN/AK SÜLÜMEN

( Süblimleştirme yoluyla elde edilen ürün. | Cıva ile klorun birleşimi olan, çok zehirli, beyaz bir toz. )


- SUBLIMATION HEAT[İng.] / CHALEUR DE LA SUBLIMATION[Fr.] / SUBLIMATIONSWÄRME[Alm.] ile/değil/yerine/= SUBLİMLEŞME ISISI


- SUBLIMATION[İng.] / SUBLIMATION[Fr.] / SUBLIMIEREN[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜBLİMLEŞME


- PLOMB BLANC SUBLIMÉ[Fr.] / BLEIWEISS[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜBLİMLEŞMİŞ BEYAZ KURŞUN


- SUBRA[Fr.] değil/yerine/= KOLTUKLUK

( Koltuk yapmaya ve kaplamaya elverişli olan (kumaş). | Giysinin, terden lekelenmemesi için koltuk altına içten dikilen parça. )


- SUBSTITUTANT[Fr.] / SUBSTITUENT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜBSTİTÜENT


- SUBSTİTÜSYON/SUBSTİTUTION[İng.] değil/yerine/= YERINE KOYMA


- SUBSTRAT/SUBSTRATE[İng.] değil/yerine/= ETKİLENEN NESNE | ORTAM


- SUBSTRATE[İng.] / SUBSTRAT[Fr.] / SUBSTRAT[Alm.] ile/değil/yerine/= SUBSTRAT


- SUBTILIN[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜBTİLİN


- SUBTİP/SUBTYPE[İng.] değil/yerine/= ALT TİP


- SUBTOTAL[İng.] değil/yerine/= TAM OLMAYAN


- SUBTRAKSİYON/SUBTRACTION[İng.] değil/yerine/= ÇIKARMA


- SÜBVANSİYON[Fr., İng. SUBVENTION] değil/yerine/= DESTEKLEME


- SÜBVANSİYON değil/yerine/= DESTEKLEME


- SÜBYAN[Ar.] değil/yerine/= ÇOCUKLAR


- SUBYE[Fr.] değil/yerine/= ŞERİT

( Ayağın altından geçen, tozluğa ya da pantolon paçalarına bağlanan şerit. )

( SOUS-PIED )


- SUÇ "ATFETMEK" değil SUÇ İSNÂD ETMEK


- SUÇ ile/ve/değil/||/<>/< KIRIK CAMLAR KURAMI

( "Suçlarla mücadeleyi nasıl başardınız?" sorusuna,
New York'un efsane Belediye Başkanı Giuliani'nin yanıtı şöyle olmuştu.

Metruk bir bina düşünün, binanın camlarından biri kırıldığında, o camı hemen tamir ettirmezseniz, kısa sürede, yoldan geçen herkes eline bir taş alıp, binanın tüm camlarını kırar. Benim yaptığım şey, ilk cam kırıldığında onu hemen tamir ettirmek oldu. Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri, bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım.

Çünkü siz bunu yapmadığınızda kişiler, o bölgede düzeni sağlayan bir otorite olmadığını düşünüyor, öteki camları da kırıyor. Ardından daha büyük suçlar geliyor; bir süre sonra o sokak, polisin giremediği bir mahalleye dönüşüyor.

Bunu anlayan New York polisi, önce küçük suçların peşine düşmüş. Metroya bilet almadan binenleri, apartman girişlerini tuvalet olarak kullananları, kamu malına zarar verenleri, hatta içki şişelerini yola atanları bile yakalayıp haklarında işlem yapmış.

Kırık Cam Kuramı, ABD'li suç psikologu Philip Zimbardo'nun 1969'da yaptığı bir deneyden ilham alınarak geliştirilmişti.

Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model otomobil bıraktı.

Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı.

Olup bitenleri gizli kamerayla izledi.

Bronx'taki otomobil, üç gün içinde baştan aşağıya yağmalandı.

Ötekine ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı.

Ardından Zimbardo ile iki öğrencisi, sağlam kalan otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını kırdılar. Daha ilk darbe indirilmişti ki, çevredeki kişiler(zengin beyazlar) da olaya katıldılar. Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hale geldi.

Demek ki, diyordu Zimbardo,
"İlk camın kırılmasına, ya da çevreyi kirleten ilk çöpe, ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz!"



SUÇ CENNETİ NASIL OLUŞUR?

Kırmızı ışıkta geçilmesini önleyemiyorsanız küçük suçlara engel olamazsınız.

Küçük suçlara engel olamazsanız, büyük suçları engelleyemezsiniz..

Sonuç itibariyle ülkeniz sanıkların suç işlemekten endişe duymadığı bir suç cennetine dönüşür. Bunun akabinde suçlularla mücadelede yılgınlığa düşen kanun koyucu sanıklara taviz/af anlamına gelen lehe kanunlar çıkararak adalet denklemindeki erozyonu hızlandırır.

Küçük suçların görüldüğü ceza mahkemelerine bakalım...

Sürekli HAGB (Hükmün Açıklanmasını Geri Bırakma) kararları verdiğimiz sanıkların birçoğu yeniden suç işleyerek mahkeme huzuruna gelmiyor mu?

Hatta bu olay yargıçların bilinçaltındaki Adli dejenerasyon algısı nedeniyle sanığın kişiliğine bakılmaksızın tüm suçlar için HAGB uygulanması bir hakmış gibi algılanır ve onuncu kez HAGB kararı vermek alışkanlık durumunu alır.

Buna karşın mağdur ise adâlete olan güveni sarsılmış ve kaderine boyun eğmek zorunda kalmıştır. Artık önünde iki seçenek vardır, ya intikamını kendi almalı ya da ateşi içine gömmelidir.

Sanık, ise hukuk sistemini test ettiği ilk eylemden büyük bir zaferle çıkmış ve suç işlemenin korkulacak bir şey olmadığının idraki ile yeni suçlar için yola koyulmuştur.

İşlediği her suç kendine güven tazeletmiş ve bu statünün verdiği korku ile de topluma yönelik bir sindirme hareketine başlamıştır...

Mafya ve çeteleşmenin yolunu açan işte bu tablodur.

Bu yüzden diyoruz ki, devlet yani kamu otoritesi bir kural koymuşsa onun takibini dört koldan yapmak zorundadır. Bundan daha önemlisi, devlet, koyduğu kuralların takibini yapmayan kamu görevlisini takip etmekle işe başlamalıdır.

Takibin takibini yapmazsınız, Devlet, muz cumhuriyetine döner.
Okulda, iş yerinde, sokakta, yolda ya da deniz kenarında...

Kişiler, kamu otoritesinin kendi koyduğu kuralları büyük bir titizlikle takip ettiği kanaatine varmalı ve bunu bilinçaltına adeta kazımalıdır.

Bilinçaltına yerleşen bu algı, kişilerin karakteri olur ve kurullara saygı bilinci gelişir. Olması gereken de budur.

Bu sayede kişiler, en küçük sorunlarda bile yasaları ihlâl etmeyi ve suç işlemeyi değil hukuk önünde hesaplaşmayı ilke edinir.

Ancak uygulanana cezaların, mağdurlar için tatmin edici bir nitelik sunması koşuluyla...

Unutmayalım...

Küçük hataları görmemezlikten gelmişseniz, bilin ki, daha büyükleri yoldadır. )

( )


- SUÇ ile/değil/<> SAPMA


- SUÇ ile/ve/değil/||/<>/< YASADIŞI


- SUÇLAMA ile/ve/değil/||/<> AYIPLAMA


- SUÇLAMA ile/ve/değil/yerine NİTELEME


- SUÇLAMA ile/değil/yerine TESPİT

( [not] ACCUSATION/BLAME vs./but TO DETERMINE
TO DETERMINE instead of ACCUSATION/BLAME )


- SUÇLAMA ile/ve/değil/yerine YÜKLEME


- SUÇLAMAK ile/değil/yerine DEĞERLENDİRMEK


- SUÇLAMA/K ile/değil/yerine ELEŞTİRİ/ELEŞTİRMEK

( [not] TO BLAME vs./but TO CRITICIZE
TO CRITICIZE instead of TO BLAME )


- SUÇLAMAK ile/değil/yerine ELEŞTİRMEK


- SUÇLAMAK ile/değil/yerine SORUMLU OLMAK


- SUÇLU ATFETMEK değil SUÇLU ADDETMEK


- SUÇLU ile/ve/değil/yerine/||/<>/< EYLEM SORUMLUSU


- SUÇLU/LUK / SUÇLU/SU / SUÇLU/LARI ile/ve/değil/||/<>/< SORUMLU/LUK / SORUMLU/SU / SORUMLU/LARI

( Sorumlu olmak, suçlulukla bağdaştırılmamalıdır. )

( RESPONSIBILITY vs./and TO INTERROGATE )


- SUÇLULUK ile/değil/yerine SUSLULUK


- ...'NIN:
"SUÇLUSU" ile/ve/değil/yerine/<>/< SORUMLUSU


- SUCTION[İng.] değil/yerine/= EMME


- ŞUDUR" Kİ ile/değil ŞU Kİ


- SUDUR[Ar.] değil/yerine/= TÜRÜM

( Varolanların oluşumu. )


- ..., ŞUDUR/ŞÖYLEDİR ile/ve/değil/yerine ..., AYNI ZAMANDA ŞUDUR/ŞÖYLEDİR


- ŞUFA[Ar.] (HAKKI) değil/yerine/= ÖNALIM (ÜLEVİ)


- ŞUFA[Ar.] değil/yerine/= ÖN ALIM


- SUFL/MURMUR[İng.] değil/yerine/= ÜFÜRÜM


- SÜFLÎ[Ar.] değil/yerine/= AŞAĞIDA BULUNAN | ALÇAK, BAYAĞI

( AŞAĞIDA BULUNAN | ALÇAK, BAYAĞI )


- SUH EFFECT[İng.] ile/değil/yerine/= SUH ETKİSİ


- SUH AMPLIFIER[İng.] ile/değil/yerine/= SUH YÜKSELTECİ


- ŞUHEDÂ[Ar.] değil/yerine/= ŞEHİTLER


- SUHL-EFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= SUHL ETKİSİ


- AMPLIFICATEUR DE SUHL[Fr.] / SUHL-VERSTÄRKER[Alm.] ile/değil/yerine/= SUHL YÜKSELTECİ


- SÜHÛLETLE[Ar.] değil/yerine/= KOLAYLIKLA


- SUİ NİYET değil/yerine/= KÖTÜ AMAÇ


- SÛ-İ TEDBÎR ile/değil/yerine/>< HÜSN-ÜTEDBÎR

( Yanlış tutulan yol, yanlış tutum. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< İyi düşünülerek tutulan yol, doğru tutum. )


- SÛ-İ ZANN ile/değil/yerine HÜSN Ü ZANN

( Zan gitmeden insan âşık olamaz. )

( HÜSN-Ü ZANN İLE BAK
GÖRDÜĞÜN RAHMAN OLUR )


- SUJE/SUBJECT[İng.] değil/yerine/= ÖZNE/KİŞİ/ŞAHIS | DENEK


- SUJE[Fr.]/KOBAY[Fr. < COBAYE] değil/yerine/= KONU | ÖZNE | DENEK

( Kobaygillerden, bilimsel araştırmalarda kullanılan bir deney hayvanı. Hint domuzu[Lat. CAVIA PORCELLUS] | Deney konusu. )


- SÜJESTIBİLİTE/SUGGESTIBILITY[İng.] değil/yerine/= TELKINE YATKINLIK


- SÜJESTİYON/SUGGESTION[İng.] değil/yerine/= DÜŞÜNCE AŞILAMA, TELKIN


- SU(KEVSER):
ACI/TATLI değil İÇİMLİ/İÇİMSİZ


- SÜKNA HAKKI değil/yerine/= OTURMA ÜLEVİ


- ŞÜKRAN değil/yerine/= ÖVŞEN


- SÜKSE[Fr.]/SUCCESS[İng.] değil/yerine/= BAŞARI | GÖSTERİŞ, İLGİ ÇEKECEK DURUM


- SUCCINIC ANHYDRIDE[İng.] / ANHYDRIDE SUCCINIQUE[Fr.] / BERNSTEINSÄUREANHYDRID[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜKSİNİK ANHİDRİT


- SUCCINIC ACID[İng.] / BERNSTEINSÄURE[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜKSİNİK ASİT


- SUCCINIMIDE[İng.] / SUCCINIMIDE[Fr.] / SUCCINIMIDE[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜKSİNİMİD


- ACIDE SUCCINIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= SÜKSİNK ASİT


- SÜKÛN/SÜKÛNET değil/yerine/= DİNGİNLİK/DURGUNLUK/SESSİZLİK


- SÜKÛT[Ar.] değil/yerine/= SUSKU


- SUKÛT-U HAYAL/HÜSRAN değil/yerine/= DÜŞ KIRIKLIĞI/DÜŞ YIKIMI


- SULANDIRICI ile/ve/değil/||/<>/< İNCELTİCİ


- WÄSSERUNGSEFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= SULANDIRMA ETKİSİ


- WÄSSERUNGSFRANSEN[Alm.] ile/değil/yerine/= SULANDIRMA SAÇAKLARI


- SULB/SULP[Ar.] değil/yerine/= OMURGA


- ŞU'LE[Ar.] değil/yerine/= ALEV, ATEŞ ALEVİ | IŞIK | ATLARDA BEYAZ TÜYLERDEN OLUŞAN BENEKLER


- SULPHANYLAMIDE[İng.] ile/değil/yerine/= SÜLFANİLAMİD


- SULFANILAMID[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜLFANİLAMİTLER


- SULPHANES[İng.] ile/değil/yerine/= SÜLFANLAR


- SULPHATES[İng.] / SULFATES[Fr.] / SULFATE, SCHWEFELSALZE[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜLFATLAR


- SULPHITES[İng.] ile/değil/yerine/= SÜLFİTLER


- SULPHO-[İng.] ile/değil/yerine/= SÜLFO-


- SULPHOXIDES[İng.] ile/değil/yerine/= SÜLFOKSİTLER


- SULPHANILAMIDES, SULPHONAMIDES[İng.] ile/değil/yerine/= SÜLFONAMİDLER


- SULFANILAMIDES[Fr.] ile/değil/yerine/= SÜLFONAMİTLER


- SULPHONATION[İng.] / SULFONATION[Fr.] / SULFURFUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜLFONASYON


- SULPHONIC ACIDS[İng.] ile/değil/yerine/= SÜLFONİK ASİTLER


- SULPHONES[İng.] ile/değil/yerine/= SÜLFONLAR


- SULFURIC ACID[İng.] değil/yerine/= SÜLFÜRİK ASİT

( Kimyasal formülü "H2SO4" olan güçlü ve tehlikeli bir mineral asididir. Halk adında "zaç yağı" olarak da bilinmektedir. Otomotiv sektöründe, akü sıvısı üretiminde kullanılmaktadır.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- SULPHURIC ACID, OIL OF VITRIOL[İng.] / ACIDE SULFÚRICO[Fr.] / SCHWEFELSÄURE[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜLFÜRİK ASİT, ZAC YAĞI


- SULPHIDES[İng.] / SULFURES[Fr.] / SULFIDE[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜLFÜRLER


- SULH[Ar.] değil/yerine/= BARIŞ

( Barış, barışma, barışıklık. | Rahatlık. | Uyuşma, uzlaşma. )


- SULHPERVER/SULHÇU[Ar., Fars.] değil/yerine/= BARIŞSEVER/BARIŞÇIL


- SÜLİNE[Yun.] değil/yerine/= DENİZÇAKISI

( Dar ve uzun kavkılı bir deniz yumuşakçası. )


- SULKUS/SULCUS[İng.] değil/yerine/= OLUK


- SULTAN değil/yerine/= YETKEMEN


- HİDRATE[Osm.] / HYDRATÉ[Fr.] ile/değil/yerine/= SULU


- SÜLÜK ile/değil SÜLÜK/ASMA BIYIĞI

( Sülüklerden, tatlı sularda yaşayan, gövdesinde yirmi iki sindirim kesesi olduğundan, bir kerede, ağırlığının sekiz katı kan emebilen, halk arasında bazı kan hastalıklarının tedavisinde yararlanılan hayvan. İLE Asma bıyığı.[Asma dallarının çevresine tutunmasına yarayan yeşil uzantılar.] )

( SÜLÜKLER: Halkalılar takımından, tatlı ve tuzlu sularda yaşayan, uzun ve yassı gövdeleri, otuz dört parçadan oluşmuş, gözleri gelişmemiş, iki çekmenli; kan emen türlerinde, tükürük bezlerinin bir salgısı, kanın pıhtılaşmasını önleyen bir enzim yapan asalaklar sınıfı. )

( HIRUDO MEDICINALIS cum ... )


- SÜLÜK ile/değil SÜLÛK[Ar. < SİLK]

( Sülüklerden, tatlı sularda yaşayan, gövdesinde yirmi iki sindirim kesesi olduğundan, bir kezde ağırlığının sekiz katı kan emebilen, bazı kan sayrılıklarının sağaltımında "yararlanılacağı beklenen" hayvan. @@ Bir yola girme, bir yol tutma. | Özel bir sınıfa katılma, bir tarikata girme. )


- SUMASYON/SUMMATION[İng.] değil/yerine/= EKLENME


- HYAZINTH[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜMBÜL


- SUNA YAKIN değil SUNAY AKIN


- SÜNDÜRMEK ile/değil/yerine/>< SÜRDÜRMEK

( Bir şeyi çekerek uzatmak, esnetmek. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Bir durumun, bir şeyin sürmesini, olmasını sağlamak: )


- SÜNEPE/LİK ile/değil/yerine ALÇAKGÖNÜLLÜ/LÜK


- SÜNGER ile/değil/yerine KABAK LİFİ


- SPONGE[İng.] / SCHWAMM[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜNGER


- SÜNGER ile/ve/değil/||/<> VATKA


- SÜNGER/KÖPÜK/PLASTİK ile/ve/değil/yerine/||/> D30


- SÛNÎ değil SUN'Î


- SUNİ[Ar.] değil/yerine/= YAPAY


- SUN'İ/SENTETİK değil/yerine/= YAPAY/YAPMACIK, BİREŞİMLİ


- SÜNNET ile/ve/=/değil/yerine ÂDÂB


- SUNNÎ değil SÜNNÎ


- ŞUNU ...:
"KONUŞACAĞIM" değil ANLATACAĞIM


- ŞUNU ...:
SÖYLER ile/ve/değil/||/<>/< SÖYLEMİŞ OLUR


- SUNUCU değil/yerine/= SUNUCU


- SUNUCU(SERVER):
TOWER ile/ve/değil/yerine/<> RACK ile/ve/değil/yerine/<> BLADE


- SÜNÜK ile/değil SÜNÜK ile/değil SÜNÜK

( Kemik. @@ Sümük. @@ Mantar. )

( "Biz attık, 'sünük' diye; el kaptı, 'ilik' diye."
["İşim(iz)e yaramaz" diye vazgeçtiğimi/zi, başkaları "değerli bularak" "kabul etti".] )


- ŞUNUN DA İÇİNDE DAHİL OLDUĞU değil/yerine ŞUNUN DA İÇİNDE BULUNDUĞU


- SUPAP/SİBOP değil/yerine/= KAPAÇ


- SUPERCURRENT[İng.] / SUPERSTROM[Alm.] ile/değil/yerine/= SUPER AKIM


- SUPERFLUID[İng.] / SUPRAFLÜSSIG[Alm.] ile/değil/yerine/= SUPER AKIŞKAN


- SUPERFLUIDITY[İng.] / SUPRAFLÜSSIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= SUPER AKIŞKANLIK


- SUPERACID[İng.] ile/değil/yerine/= SÜPER ASİT


- SUPERTURBULENT FLOW[İng.] ile/değil/yerine/= SÜPER ÇALKANTILI AKIŞ


- SÜPER EGO/SUPER EGO[İng.] değil/yerine/= ÜST BENLİK


- SÜPER EGO ile/değil ÜST BEN


- SUPERGRAVITY[İng.] ile/değil/yerine/= SUPER GRAVİTE


- SUPERCONDUCTOR[İng.] / SUPRALEITER, ÜBERMÄSSIGLEITER[Alm.] ile/değil/yerine/= SUPER İLETKEN


- SUPERCONDUCTIVITY[İng.] / SUPERCONDUCTIVITE[Fr.] / SUPERLEITUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜPER İLETKENLİK


- SUPERHEAT[İng.] ile/değil/yerine/= SUPER ISI


- SUPERTHERMAL SOURCE[İng.] ile/değil/yerine/= SÜPER ISIL KAYNAK


- SUPERCRITICAL MASS[İng.] / MASSE SUPERCRITIQUE[Fr.] / SUPERKRITISCHE MASSE[Alm.] ile/değil/yerine/= SUPER KRİTİK KÜTLE


- SUPERCRITICAL REACTOR[İng.] / SUPERKRITISCHER REAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= SUPER KRİTİK REAKTÖR


- SUPERCRITICALITY[İng.] / SUPERKRITIKALITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= SUPER KRİTİKLİK


- SUPERGRAVITATION[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜPER KÜTLEÇEKİM


- SUPERLATTICE[İng.] / SUPERGITTER[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜPER ÖRGÜ


- SUPERZENTRIFUGE[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜPER SANTRİFÜJ


- SUPERTHERMAL-QUELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜPER TERMAL KAYNAK


- ÉCOULEMENT SUPERTURBULENT[Fr.] / SUPERTURBULENTER FLUSS[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜPER TÜRBÜLANSLI AKIŞ


- SUPERHIGH FREQUENCY[İng.] / FRÉQUENCE SUPERHAUTE[Fr.] / SUPERHOHE FREQUENZ[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜPER YÜKSEK FREKANS


- SÜPERENFEKSİYON/SUPERINFECTION[İng.] değil/yerine/= EKLENİK BULAŞ


- SÜPERFİSYEL/SUPERFICIAL[İng.] değil/yerine/= YÜZEYSEL, SIĞ


- SUPERPHOSPHATE[İng.] / SUPERPHOSPHATE[Fr.] / SUPERPHOSPHATE[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜPERFOSFAT


- SÜPERIOR[İng.] değil/yerine/= ÜST, YUKARI


- SUPERCRITICAL FLUIDS[İng.] ile/değil/yerine/= SÜPERKRİTİK AKIŞKANLAR


- SUPEROXIDES[İng.] ile/değil/yerine/= SÜPEROKSİTLER


- SÜPERPOZİSYON/SUPERPOSITION[İng.] değil/yerine/= BİNİŞİM


- SUPERTRANSURANIC ELEMENTS[İng.] ile/değil/yerine/= SÜPERTRANSURANİK ELEMENTLER


- SÜPERVİZÖR/"SÜPERVAYZIR"[İng. < SUPERVISOR] değil/yerine/= GÖZETMEN


- SÜPERVİZÖR değil/yerine/= ÜST DENETÇİ


- ŞÜPHE ETMEK değil/yerine/= KUŞKU DUYMAK/KUŞKULANMAK


- ŞÜPHE/ŞÜBHE[Ar.] değil/yerine/= KUŞKU


- ŞÜPHE ile/ve/değil/yerine TERK


- ŞÜPHELENDİRMEMEK ile/ve/<>/değil/yerine KARIŞMAMAK


- ŞÜPHELİNİN:
TAHLİYE TALEBİ ile/ve/değil/||/<>/< SERBEST BIRAKILMA TALEBİ

( Mahkeme aşamasında.[Koğuşturmanın mahkemece kabulünden sonra.] İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Soruşturma aşamasında. )


- SUPIN/SUPINE[İng.] değil/yerine/= SIRT ÜSTÜ


- SUPINASYON/SUPINATION[İng.] değil/yerine/= DIŞA DÖNME


- SUPLEMAN[Fr.] değil/yerine/= EK

( Ek olarak yayımlanan yapıt. )


- SUPORTİF DOKU/SUPPORTIVE TISSUE[İng.] değil/yerine/= DESTEK DOKU


- supozituvar/supp./suppos.[Lat. < SUPPOSITORIUM] değil/yerine/= FİTİL,


- SÜPRESAN/SUPPRESSANT, SUPPRESSIVE[İng.] değil/yerine/= BASKILAYICI


- SÜPRESYON/SUPPRESSION[İng.] değil/yerine/= BASKILAMA


- SÜPRİZ değil SÜRPRİZ


- SUR ile/değil SARNIÇ

( Kale duvarı. İLE/DEĞİL Yağmur suyu biriktirmeye yarayan, yeraltı su deposu. )


- STORAX, STYXAX[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRAKS


- SPEED[İng.] ile/değil/yerine/= SÜRAT


- SURAT[Ar.]/ÇEHRE[Fars. ÇİHRE] değil/yerine/= YÜZ


- ŞÛRA-YI DEVLET değil/yerine/= DANIŞTAY


- SURDIŞI TEPELERİ ile/ve/değil SURİÇİ TEPELERİ


- SÜRDÜRMEK ile/ve/değil/||/<> YÜRÜTMEK


- SÜRDÜRÜLEBİLİR/LİK ile/ve/değil/yerine/||/<>/> YENİLENEBİLİR/LİK

( [not] SUSTAINABILITY vs./and/but/||/<>/> REGENERABILITY
REGENERABILITY instead of SUSTAINABILITY )


- SÜREÇ ile/ve/<>/değil DÖNGÜ

( PROCESS vs./and/<> CYCLE )


- SÜREÇ ile/ve/değil TANIM

( [not] PROCESS vs./and/but DEFINITION )


- VETÎRE[Osm.] / PROCESS[İng.] / PROCESSUS[Fr.] / PROZESS[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜREÇ


- CONTINUOUS WAVE GAS LASER[İng.] / LASER À GAZ À ONDE CONTINUE[Fr.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ DALGA GAZ LAZERİ


- CONTINUOUS WAVE LASER[İng.] / LASER À ONDE CONTINUE[Fr.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ DALGA LAZERİ


- CONTINUOUS WAVE[İng.] / ONDE CONTINUE[Fr.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ DALGA


- SÜREKLİ İLİŞKİ ile/ve/değil/en azından DÜZENLİ İLİŞKİ

( Kur(a)mayabilirsin. İLE Kurabilirsin. )

( Düzen/siz. İLE Düzen-siz. )


- CONTINUOUS LIGHT SOURCE[İng.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ IŞIK KAYNAĞI


- SÜREKLİ OLAMAYACAK OLANI, SÜREKLİ KILMAYA ÇALIŞMAK ile/değil/yerine SÜREKLİ OLABİLİR OLANI, SÜREKLİ KILMAYA ÇALIŞMAK

( Gövdesel. İLE/DEĞİL/YERİNE Zihinsel. )


- CONTINUOUS OSCILLATION[İng.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ SALINIM


- CONTINUOUS ABSORPTION SPECTRUM[İng.] / SPECTRE D'ABSORPTION CONTINUE[Fr.] / KONTINUIERLICHES ABSORPTIONSSPEKTRUM[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ SOĞURMA TAYFI/SPEKTRUMU


- CONTINUOUS SPECTRUM[İng.] / SPECTRE CONTINU[Fr.] / KONTINUIERLICHES SPEKTRUM, STETIGES SPEKTRUM[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ TAYF/SPEKTRUM


- SÜREKLİ:
"TOPLARSAK" ile/değil/yerine/>< PAYLAŞIRSAK

( Hiçkimseye yetmez. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Herkese yeter. )


- SÜREKLİ ile/ve/değil/yerine ARALIKSIZ

( [not] CONTINUOUS vs./and/but NONSTOP
NONSTOP instead of CONTINUOUS )


- SÜREKLİ ile/ve/değil ARKA ARKAYA


- DÂİMÎ[Osm.] / CONTINUOUS[İng.] / CONTINU[Fr.] / KONTINUIERLICH, STETIG[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ


- SÜREKLİ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SIK SIK


- SÜREKLİ ile/ve/değil/||/<> ÜST ÜSTE


- SÜREKLİLİĞİN:
"BOZULMASI" ile/ve/değil/||/<> KESİLMESİ


- CONTINUITY[İng.] / CONTINUITÉ[Fr.] / DURCHGANG[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİLİK


- SÜREKLİLİK ile/ve/değil DEVR/DEVİR


- SÜREKLİLİK ile/ve/değil/||/<> İLERLEME


- SÜREKLİLİK ile/ve/değil SÜREKSİZLİK

( Zaman. İLE/VE/DEĞİL AN. )


- GAYR-İ MUTTARİD, MUNFASİL[Osm.] / DISCONTINUOUS[İng.] / DISCONTINU, SPECTRE D'ABSORPTION DISCONTINU[Fr.][Fr.] / DISKONTINUIERLICH/ES ABSORPTIONSSPEKTRUM, UNSTETIG[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜREKSİZ/KESİKLİ SOĞURMA TAYFI/SPEKTRUMU


- DISCONTINUOUS ABSORPTION SPECTRUM[İng.] / UNSTETIGES ABSORPTIONSSPEKTRUM[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜREKSİZ SOĞURMA TAYFI/SPEKTRUMU


- DISCONTINUOUS SPECTRUM[İng.] ile/değil/yerine/= SÜREKSİZ TAYF


- SÜREKSİZ ile/değil KESİKLİ

( [not] DISCONTINUOUS vs./but INTERMITTENT )


- DISCONTINUITY[İng.] / DISCONTINUITÉ[Fr.] ile/değil/yerine/= SÜREKSİZLİK


- SÜRELİ İCAP değil/yerine/= SÜRELİ ÖNERİ


- SÜRESİZ İCAP değil/yerine/= SÜRESİZ ÖNERİ


- SÛRET değil/yerine/= PAY


- SURETA[Ar.] değil/yerine/= GÖRÜNÜŞE GÖRE, GÖRÜNÜŞTE | YALANDAN


- SÛRET-İ MÜMTAZE değil/yerine/= ÖNCELİKLİ


- SURETİYLE[Ar.] değil/yerine/= YOLUYLA/KOŞULUYLA


- SÛRETLERİ KAVRAMADA:
ZİHİN/AKIL değil HAYAL


- DAYANÇ/SABIR:
SÜREYE ile/ve/değil SÜRECE


- SÜREYYA[Ar.]/PERVÎN[Fars.]/PLESIADES değil/yerine/= ÜLKER

( Boğa burcunda, yedi yıldızdan oluşan takım. | Kuzey yarımkürede, Boğa[Sevr] burcunun en parlak yıldızı olan Eddeberân'ın ilerisinde ve Feres-i A'zam yönünde görünen güzel bir yıldız kümesi. )


- SÜRFİLE[Fr.] değil/yerine/= (SEYREK VE ÇAPRAZ) DİKİŞ


- SÜRGÜN ETMEK değil SÜR(ÜL)MEK


- SÛRÎ/ŞEKLÎ[Ar.]/FORMEL[İng.] değil/yerine BİÇİMSEL


- SÜRMANŞET değil/yerine/= ÜSTBAŞLIK


- KOHL[İng.] ile/değil/yerine/= SÜRME


- SÜRNATÜRALİST değil/yerine/= DOĞAÜSTÜCÜ


- SÜRNATÜRALİZM değil/yerine/= DOĞAÜSTÜCÜLÜK


- SÜRPRİZ[Fr. < SURPRISE] değil/yerine/= ŞAŞIRTI


- SÜRPRİZ[Fr./İng.] değil/yerine/= ŞAŞIRTI


- SÜRREALİST[Fr. < SURRÉALISTE] değil/yerine/= GERÇEKÜSTÜCÜ


- SÜRREALİST değil/yerine/= GERÇEKÜSTÜCÜ


- SÜRREALİTE[Fr. < SURRÉALITÉ] değil/yerine/= GERÇEKÜSTÜ


- SÜRREALİTE/SÜRREAL değil/yerine/= GERÇEKÜSTÜ


- SÜRREALİZM[Fr. < SURRÉALISME] değil/yerine/= GERÇEKÜSTÜCÜLÜK


- SÜRREALİZM değil/yerine/= GERÇEKÜSTÜCÜLÜK


- SÜRŞARJ[Fr., İng. SURCHARGE] değil/yerine/= YENİBASIM

( Bir sayının, sözcüğün yerine geçmek için üzerine başka bir sayı ya da sözcük basma işi. )


- ANGLE OF FRICTION[İng.] / ANGLE DU FROTTEMENT[Fr.] / REIBUNGSWINKEL[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME AÇISI


- FRICTIONAL ELECTRICITY[İng.] / ÉLECTRICITÉ DE FRICTION[Fr.] / REIBUNGSELEKTRIZITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME ELEKTRİĞİ


- FRİCTİON FACTOR[İng.] / MADRÛB-İ DELK[Osm.] / FACTEUR DE FROTTEMENT[Fr.] / FRIKTIONFAKTOR/REIBUNGSFAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME ETMENİ/ÇARPANI/FAKTÖRÜ


- TRIBOLUMINESCENCE[İng.] / TRIBOLUMINESCENCE[Fr.] / TRIBOLUMINESZENZ[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME IŞILDAMASI, TRİBOLÜMİNESANS


- DELK EMSÂLI[Osm.] / COEFFICIENT OF FRICTION[İng.] / COEFFICIENT DU FROTTEMENT[Fr.] / REIBUNGSBEIWERT, REIBUNGSKOEFFIZIENT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME KATSAYISI


- FRICTION LOSS[İng.] / PERTE PAR FROTTEMENT[Fr.] / REIBUNGSVERLUST[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME KAYBI


- FRICTION FORCE[İng.] / FORCE DE FROTTEMENT[Fr.] / FRIKTIONSKRAFT/REIBUNGSKRAFT, REIBUNGSKRAFT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME KUVVETİ


- REIBUNGSVISKOSITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME VİSKOZİTESİ


- DELK[Osm.] / FRICTION[İng.] / FRICTION, FROTTEMENT[Fr.] / FRIKTION/REIBUNG, REIBUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME


- FRICTION FLOW[İng.] / ÉCOULEMENT AVEC FROTTEMENT[Fr.] / REIBUNGSSTRÖMUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNMELİ AKIŞ


- FRICTIONLESS FLOW, INVISCID FLOW[İng.] / ÉCOULEMENT SANS FROTTEMENT[Fr.] / REIBUNGSFREIE STRÖMUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNMESİZ AKIŞ


- INVISCID FLUID[İng.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNMESİZ AKIŞKAN


- SÜRTÜŞME ile/ve/değil ÇEKİŞME


- SÜRTÜŞME ile/değil/yerine SÜRTÜNME


- SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI/HERD IMMUNITY[İng.] değil/yerine/= KİTLE BAĞIŞIKLIĞI


- SÜRÜ ile/ve/değil/||/<> KİTLE

( Hayvan için. İLE/VE/DEĞİL/||/<> İnsan için. )


- [ne yazık ki]
SÜRÜ ile/ve/değil/||/<>/> SÖMÜRÜ


- SÜRÜ ile/değil TOPLULUK/CEMAAT


- ANTRIEBSKRAFT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜCÜ KUVVET


- DRIVER[İng.] / TREIBER[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜCÜ