Değil (... değil ...) bağlaçlı FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 33.808 başlık/FaRk ile birlikte,
33.808 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(110/137)
- TAHT-ES SADÂ[Osm.] / SUBSONIC[İng.] / SUBSONIQUE[Fr.] / INFRASCHALL, UNTERSCHALL[Alm.] ile/değil/yerine/= SES ALTI
- SEVİYE-İ TAZYÎK-İ SAVT[Osm.] / SOUND PRESSURE LEVEL[İng.] / NIVEAU DE PRESSION ACOUSTIQUE[Fr.] / SCHALLDRUCKPEGEL[Alm.] ile/değil/yerine/= SES BASINCI DÜZEYİ
- SOUND PRESSURE[İng.] / PRESSION SONORE[Fr.] / SCHALLDRUCK[Alm.] ile/değil/yerine/= SES BASINCI
- SES DUVARINI AŞAN İLK NESNE:
UÇAK değil KIRBAÇ
( 7 bin yıl önce, Çin'de icat edilmiştir. Kırbaç "şaklaması"nın, mini bir ses duvarı patlaması olduğunun anlaşılması ancak 1927'de yüksek hızda fotoğrafçılığıyla sağlandı. )
- SCHALLPEGELMESSER[Alm.] ile/değil/yerine/= SES DÜZEYİ ÖLÇER
- SOUND ENERGY[İng.] / ÉNERGIE SONORE[Fr.] / SCHALLENERGIE[Alm.] ile/değil/yerine/= SES ENERJİSİ
- AUDIOFREQUENCY CHOKE[İng.] / BOBINE DE L'AUDIOFRÉQUENCE[Fr.] / TONFREQUENZ-DROSSEL[Alm.] ile/değil/yerine/= SES FREKANSI BOBİNİ
- AUDIOFREQUENCY OSCILLATOR[İng.] / OSCILLATEUR BASSE FRÉQUENCE[Fr.] / TONFREQUENZ-OSZILLATOR[Alm.] ile/değil/yerine/= SES FREKANSI ÜRETECİ
- AUDIOAMPLIFIER[İng.] / AUDIOAMPLIFICATEUR[Fr.] / TONFREQUENZ-VERSTÄRKER[Alm.] ile/değil/yerine/= SES FREKANSI YÜKSELTECİ
- AUDIOFREQUENCY[İng.] / AUDIOFRÉQUENCE[Fr.] / AUDIOFREQUENZ, SCHALLFREQUENZ, TONFREQUENZ[Alm.] ile/değil/yerine/= SES FREKANSI
- SOUNDPROOF CHAMBER[İng.] / CHAMBRE DE L'INSONORISÉ[Fr.] ile/değil/yerine/= SES GEÇİRMEZ ODA
- SOUND VELOCITY[İng.] / VITESSE DU SON[Fr.] / SCHALLGESCHWINDIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= SES HIZI
- SADÂ, SAVT[Osm.] / SOUND[İng.] / SON[Fr.] / LAUT, SCHALL[Alm.] ile/değil/yerine/= SES, ÖZ
- ŞİDDET-İ SADÂ[Osm.] / INTENSITÉ DU SON[Fr.] ile/değil/yerine/= SES ŞİDDETİ
- SOUND ABSORPTION COEFFICIENT[İng.] / COEFFICIENT DE L'ABSORPTION SONORE[Fr.] / SCHALLABSORPTIONSKOEFFIZIENT[Alm.] ile/değil/yerine/= SES SOĞURMA KATSAYISI
- SUPERSONIC[İng.] / SUPERSONIQUE[Fr.] / ÜBERSCHALL[Alm.] ile/değil/yerine/= SES ÜSTÜ
- ÂHENG-İ SADÂ, ÂHENG-İ SAVT[Osm.] / SOUND CONSONANCE[İng.] ile/değil/yerine/= SES UYUMU
- SOUND INTENSITY[İng.] / LAUTSTÄRKE, SCHALLINTENSITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= SES YEĞİNLİĞİ
- SES ile/ve/değil/||/<>/>/< "ES"[< S][ARA (VERMEK)]
- SES ile/ve/değil/yerine/||/<>/> SELEN / ÇATI
( BÂKÎ KALAN BU GÖK KUBBEDE
HOŞ BİR SADÂ İMİŞ )
( SADÂ: Kişinin özü. )
( Evrendeki herhangi bir ses. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/> İnsan sesi. )
( sesOL.org )
( SES[Fars.] ile TÂLÂC[Fars.] / SEDÂ/SADÂ[Ar.] )
( SOUND vs. VOICE )
- SES ile/ve/<>/değil SES DALGALARI
( İnsanda[zihinde]. İLE/VE/<>/DEĞİL Doğada. )
- SES ile/ve/değil/yerine SESSİZLİK(SÜKÛNET)
( Sessizlik, baş etmendir. )
( Sessizlikle Bilgelik, Davranışlarla Krallık. )
( Sessizlik ve sükûn - öte yol budur. )
( Sessizlikten başka hiçbir belirli düşünce, zihnin doğal hali olamaz. )
( Sessizliğe ulaştığınızda, herşey doğal biçimde, sizin tarafınızdan bir girişim olmaksızın kendiliğinden oluşacaktır. )
( Aklın, davranışlardaki en açık belirtisi sükûnet ile zarâfettir. )
( Sessizlik ve sükûnet içinde, gelişirsiniz. )
( Sükûnet ve sessizlik içinde, büyürsünüz. )
( Size yardım edecek olan, sessizliktir. )
( Sükûnet ve sessizlik içinde "Ben" kabuğu erir ve iç ile dış bir olur. )
( Umudunuz, zihninizde sessiz ve gönlünüzde sakin kalmakta yatar. )
( Öteye varabilmek için sessizliğe râzı olmalısınız. )
( Tüm gereksinimim(iz), SESSİZLİK. )
( Kendinize tam bir sessizlik içinde bakın, kendinizi tanımlamayın/tarif etmeyin. )
( Sessiz ve sakin kalın. )
( Gerçeğe varmış olan kişiler çok sessizlerdir. )
( İlim, hâle inkılâp edince ses çıkmaz. )
( Sadece aslî olanda sükûn ve huzur vardır. )
( Sessizlik bir kez idrak edildiğinde, o, değişebilir olanı derin biçimde etkiler, kendi etkilenmeden kalarak. )
( Sessizlik hakkındaki tüm konuşmalar, gürültüden ibarettir. )
( YAZIT
Gürültü patırtının ortasında sükûnetle dolaş; sessizliğin içinde, huzur bulunduğunu unutma! Başka türlü davranmak, açıkça gerekmedikçe, herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık, unutmak olsun. Bağışla ve unut! Fakat kimseye teslim olma! İçten ol; telâşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü, dünyada, herkesin bir öyküsü vardır.
Yalnız planlarının değil başarılarının da tadını çıkarmaya çalış. İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; yaşamdaki dayanağın odur. Seveceğin bir iş seçersen, yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın. İşini öyle seveceksin ki, başarıların, gövdeni ve yüreğini güçlendirirken, verdiklerinle de yepyeni yaşamlar başlatmış olacaksın.
Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene, önerilerde bulun fakat hükmetme. Kişileri yargılarsan, onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki, insanlığın, yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.
Aşka burun kıvırma sakın; o, çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye uygun bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma gereksinimi olduğunu unutma.
Kaybetmeyi, ahlâksız kazanca yeğle. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azâbı, yaşam boyu sürer. Bazı idealler, o kadar değerlidir ki, o yolda yenilmen bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın en büyük miras, dürüstlüktür.
Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin, yapabileceklerini engellemesine izin verme.
Rüzgârın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini, rüzgâra göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil gemiyi, limana getirip getiremediğinle ilgilenir. Ara sıra isyana yönelecek olsan da anımsa ki, evreni yargılamak olanaksızdır. Ondan dolayı, kavgalarını sürdürürken bile kendinle barış içinde ol.
Anımsar mısın doğduğun zamanları: Sen ağlarken, herkes, sevinçle gülüşüyordu. Öyle bir yaşam geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse. :) Sabırlı, sevecen, erdemli ol. Önünde sonunda, tüm servetin, sensin. Görmeye çalış ki, tüm pisliğine ve kalleşliğine karşın, dünya, yine de kişinin biricik güzel mekânıdır.
Eski Bir Tapınak Yazıtı (Xsenius İ.Ö. IX. yy.) )
( HÂMÛŞÂN[Fars.]: Sessizler, susmuşlar. | Mevlevî mezarlıkları. )
( SAVT ile/ve/değil/yerine SAMT )
( [not] SOUND vs./and/but QUITENESS
QUITENESS instead of SOUND
Silence is the main factor.
Wisdom in Silence, Kingdom in Behaviour.
Silence and peace - this is the way beyond.
In peace and silence, you grow.
In peace and silence the skin of the 'I' dissolves and the inner and the outer become one.
What helps is silence.
No particular thought can be mind's natural state, only silence.
Your hope lies in keeping silent in your mind and quiet in your heart.
To go beyond, you must consent to silence.
ALL I/WE NEED IS SILENCE!
Look at yourself in total silence, do not describe yourself.
Keep quiet.
Realised people are very quiet.
There is peace only in the essential.
Once you are quiet, things will begin to happen spontaneously and quite naturally without any interference on your part.
All talk about silence is mere noise. )
( SABDA ile/ve/değil/yerine ... )
- SESAMOID[İng.] değil/yerine/= SESAMOİT
( Tendonların içinde gelişmiş ve diğer kemiklerle bağlantısı olmayan kemik.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- PHONETICS[İng.] ile/değil/yerine/= SESBİLGİSİ
- SESİ YÜKSEK OLMAK/OLAN ile/değil SÖZÜ YÜKSEK OLMAK/OLAN
- SESİL/SESSILE[İng.] değil/yerine/= SAPSIZ
- SESIL[İng.] değil/yerine/= SESİL
( Bir gövde, sap, pedisel vb. yapılar olmaksızın doğrudan bir yere oturma, aktif olarak yer değiştirememe. Süngerler sesil hayvanlardır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- SESİMİZİ YÜKSELTMEK ile/değil/yerine/>< SÖZÜMÜZÜ YÜKSELTMEK
- YÜKSELTMEK:
SESİNİ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SÖZÜNÜ
- SESİZLİK" değil SESSİZLİK
- SESQUI-[İng.] ile/değil/yerine/= SESKİ-
- SESQUICARBONATE[İng.] ile/değil/yerine/= SESKİKARBONAT
- SESQUICHLORIDE[İng.] ile/değil/yerine/= SESKİKLORÜR
- SESQUIOXIDE[İng.] ile/değil/yerine/= SESKİOKSİT
- SESQUITERPENER[İng.] ile/değil/yerine/= SESKİTERPENLER
- SESLİ-SESSİZ değil/yerine/= ÜNLÜ-ÜNSÜZ
- SONOMETER[İng.] / SONOMÈTRE[Fr.] ile/değil/yerine/= SESÖLÇER
- ŞEŞPER[Fars.] değil/yerine/= TOPUZ
( Savaş araçlarından, altı dilimli topuz. İLE ... )
- SETILOSE[İng.] ile/değil/yerine/= SETİLOZ
- SETİR[Ar. < SETR] değil/yerine/= ÖRTME, GİZLEME
- SETLİÇ[Çekoslavakya'da, Sedlitz köyünün adından] değil/yerine/= MADENSUYU | LİMONATA
( İç sürdürücü bir madensuyu. | Karbonat katılarak köpürtülmüş limonata. )
- SEVAP/"SEVABIYLA" ile/ve/değil SAVAB(DOĞRU)/SAVABIYLA(DOĞRUSUYLA)
- SEVAP ile/değil SAVAB
- SEVDİĞİMİZ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SEVEBİLECEĞİMİZ
- SEVDİĞİN ile/değil/yerine GÜVENDİĞİN
- SEVDİĞİNİ:
"SÖYLEYEN" ile/ve/değil/||/<>/> GÖSTEREN
- SEVDİKLERİMİZ VE VEFÂT EDENLER İÇİN:
AĞLAMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ANLAMAK
- SEVDİM değil SEVDİRİLDİ
- SEVGİ:/=/<
"ANTLAŞMAK" değil/yerine NEDENSİZ DE
( Sevgi, antlaşmak değildir,
Nedensiz de sevilir.
Bazen küçük bir an için
Ömür bile verilir. )
- SEVGİ BAĞLARININ:
BOZULMASI ile/ve/değil/yerine/||/<>/>< KURULMASI
( bkz. John Bowlby )
- [SEVGİ] DAHA ÇOK ile/değil AYRI (AYRI)
- SEVGİ:
"İNANMA" değil EDİM
- SEVGİ/İRFAN:
[KUSURLARI/HATALARI ...]
YOK EDEN değil KABUL EDEN
- SEVGİ-SAYGI ile/ve/değil/||/<>/< SAYGI-SEVGİ
( LOVE-RESPECT vs./and RESPECT-LOVE )
- SEVGİ:
SIRADIŞI/ABARTILI ŞEYLER YAPMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SIRADAN ŞEYLERİ, ÖZENLE/DİKKAT İLE VE İNCELİKLE/RİKKAT İLE YAPMAK
- SEVGİ:
TESELLİ ile/ve/değil/||/<>/>/< TECELLİ
( Sevilince. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/>/< Sevince. )
- SEVGİ:
YANLIŞLARI ÖRTMEK İÇİN değil ZORLUKLARI AŞMAK İÇİN
- SEVGİ:
"YEĞLEME ya da SEÇİM ya da BAĞIMLILIK" ile/değil/yerine/!=/>< KOŞULSUZLUK
( Sevgi, ne yeğleme, ne seçim, ne de bağımlılık konusudur. Her şeyi sevilmeye değer ve sevilebilir kılan bir olanak ve güçtür. )
( The love is which is neither prefer or choice, nor attachment. But a power and possibility which makes all things love-worthy and lovable. )
- SEVGİ ile/ve/<>/değil ALIŞKANLIK
( LOVE vs./and/<>/değil ADDICTION )
- SEVGİ ile/ve/değil/||/<> BİR BAŞKASINDA, KENDİ
- SEVGİ ile/ve/değil/< ÇEKİM
( İnsanda. İLE/VE/DEĞİL/< Doğada. )
( Önce akım, sonrası bakım. )
( [not] For human. vs./AND/BUT/< In nature. )
( [not] LOVE vs./and/but/< CONJUGATION )
- SEVGİ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< İLGİ
- SEVGİ ile/ve/değil/yerine KOŞULSUZ SEVGİ
( Sevgi, ayırmanın, ayrımların reddidir. )
( Dünyanın eylem durumundaki sevgi olduğunu bir kez anlarsak, ona tamamen farklı bir gözle bakarız. )
( Sevgide, belirli bir düşünce kaynaklı ve/ya da dayanaklı, beklentili bir duygulanım durumu var olabilir fakat koşulsuz sevgide hiçbir düşünce, beklenti olmaksızın, olumlu ya da olumsuz, her koşulda sevmek vardır. )
( KOŞULSUZ SEVGİ, "EĞER"siz, "ÇÜNKÜ"süz, "AMA"sız; "KARŞIN'LI/RAĞMEN"li SEVGİ'dir! )
( Ayırd etme, ayrılık "düşünce ve duygusu" olmadığında, buna SEVGİ diyebiliriz. )
( Eğer, ne bir gövde, ne bir zihin, hatta ne de tanık, fakat bunlardan tümüyle öte olduğumuz düşüncesini sürekli taşırsak, zihnimizin berraklığı artacak, isteklerimiz saflık kazanacak; eylemlerimiz, merhametli ve sevecen olacaktır. Bu iç arınması, bizi başka bir dünyaya, gerçek ve korkusuz sevgi dünyasına götürecektir. )
( Sevgide yabancılar yoktur. )
( Sevgide "bir" bile yoktur, "iki" nasıl olabilsin? )
( Sevgi, yaradılışın önünde gelir. )
( Gerçek ve sevgi, kişinin asıl doğasıdır. Akıl ve gönül, onun paylaşım araçlarıdır. )
( Sevgi, mutluluktan çok, gelişmeyi; bilincin ve var oluşun genişleyip derinleşmesini ister. Bunu her ne engellerse acıya neden olur. Sevgi, acıdan çekinmez. )
( Anlayabiliriz ki bilmek, sevmektir. Sevmek de bilmektir. )
( Kendini ifade etmek, teyit etmek, zorlukları yenmek, sevginin doğasıdır. )
( Sevgi ve sevginin ilham ettiği yapma gücü[irâde] olmadıkça, hiçbir şey yapılamaz. )
( Sevginin doğal sonucu, itaattir. )
( Sever de dinlersek, o da bizi kendine alır. )
( Kişi, sevdiğini omzuna alır da yine de yorulmaz. )
( Sevgi, tutkunluk ve düşkünlük göstermez. Düşkünlük ise sevgi değildir. )
( Sevgi, tembel değildir ve berraklık da yönetir. )
( Aşırı "sevgi", boşlama/ihmal doğurur. )
( Sözleri ve davranışları doğru, erdem ve görüş sahibi kişiyi tüm dünya sever. )
( In love there are no strangers. )
( Love is the refusal to separate, to make distinctions.
Once you have understood that the world is love in action, you will look at it quite differently.
Unconditional love is, unless "IF", "BECAUSE", "BUT".
( If you stay vs. the idea that you are not the body nor the mind, not even their witness, but altogether beyond, your mind will grow in clarity, your desires - in purity, your actions - in charity and that inner distillation will take you to another world, a world of truth and fearless love.
Truth and love are man's real nature and mind and heart are the means of its expression.
More than happiness, love wants growth, the widening and deepening of consciousness and being. Whatever prevents becomes a cause of pain, and love does not shirk from pain.
When the sense of distinction and separation is absent, you may call it love.
To know is to love and to love is to know.
Love does not cling; clinging is not love.
Without love, and will inspired by love, nothing can be done.
It is in the nature of love to express itself, to affirm itself, to overcome difficulties.
Love is not lazy and clarity directs. )
( [not] LOVE vs./and/but UNCONDITIONAL LOVE
UNCONDITIONAL LOVE instead of UNCONDITIONAL LOVE )
- SEVGİ ile/ve/değil MİNNET
- SEVGİ ile/ve/değil/||/<>/< SAYGI
( Zaman. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Mekân. )
( Sevgi, saygıyla devam eder. )
( Mum. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Mumun etrafındaki cam/fanus. )
( Hz. Mûsâ. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/> Hz. Îsâ. >
[İkisini de birliğe getiren, Hz. Muhammed.] )
( Koşullu[Hak edene, lâyık olan(lar)a]. İLE/VE/<>/< Koşulsuz[Herkese]. )
( Alev. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Fener. )
( Ferâgat ile. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Fedâkârlık ile. )
( [Bağlamına/koşullarına göre ...] Yetebilir/yetmeyebilir. | Yetersiz. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Yeter/yeterli. )
( [en az] %1 olmalı [ve geri kalan her şey] İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< %99 olmalı! )
( [not] LOVE vs./and/but/||/<>/< RESPECT, REVERENCE )
( ... cum/et/||/<>/< VENERATIO )
( ... ile/ve/||/<>/< JING )
- SEVGİ ile/ve/değil/yerine ŞEVK/İŞTİYAK
- SEVGİDE:
"İSPAT" değil İKNÂ
- SEVGİLİ ve/değil GÖLGE
- SEVGİLİNİN:
SÖZLERİ ile/ve/değil/yerine/||/<> GÖZLERİ
( Dürüstlüğün göstergesi. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Samimiyetin belirtisi. )
- SEVGİLİNİN/BİRİNİN:
"HERŞEYİ OLMAK" ile/değil/yerine HİÇBİR ŞEYİ OLMAK
- SEVGİNİ PAYLAŞMAK değil SEVGİNİ DIŞLAŞTIRMAK/YANSITMAK
( İçindeki sevgiyi paylaşamazsın fakat karşılığını/yansımasını çeşitli (doğru/uygun) araçlarla/yöntemlerle gösterebilirsin. )
- SEVGİNİN:
"AŞIRISI" değil/olmaz BİLİNÇSİZİ
- SEVGİSİZLİK ile/ve/değil/||/<>/< İHMAL EDİLMEK/YOK SAYILMAK/GÖRÜLMEMEK
- SEVİLME İSTEĞİ/BEKLENTİSİ ile/ve/değil/yerine/||/<> SEVMEK
( Hiçbir zaman doymazsın. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<> Ancak, sevdikçe doyarsın. )
- SEVİLMEK ile/ve/değil/<> ANLAŞILMAK
- SEVİNÇ ile/ve/değil/yerine NEDENSİZ SEVİNÇ
- SEVİNÇ ile/ve/değil/<> NEDENSİZ SEVİNÇ
- SEVİYE[Ar.] değil/yerine/= DÜZEY
- SEVİYE ile/değil/yerine FREKANS
( [not] LEVEL vs./but FREQUENCY
FREQUENCY instead of LEVEL )
- LEVELING SOLVENTS[İng.] ile/değil/yerine/= SEVİYELEME ÇÖZÜCÜLERİ
- LEVELING BULB[İng.] ile/değil/yerine/= SEVİYELEME KABI
- ... SEVİYESİ İNDİRGENMİŞ değil ... SEVİYESİ İNDİRİLMİŞ/DÜŞÜRÜLMÜŞ
- SEVİYESİZ/KARŞILIKSIZ/TUTARSIZ İDDİA ile/yerine/değil SEVİYELİ İDDİA
( [not] INCONSISTENT ASSERTION vs./but ASSERTION IN OUTSTANDING
ASSERTION IN OUTSTANDING instead of INCONSISTENT ASSERTION )
- SEVİYORUM ile/ve/değil/yerine YEĞLİYORUM / TERCİH EDİYORUM
( [not] "I LOVE" vs./and/but I PREFER
I PREFER instead of "I LOVE" )
- SEVK ile/ve/>/değil/yerine İDRAK
- ŞEVKÂT[Ar. < ŞEVK | çoğ. EŞVÂK] ile/değil ŞEFKÂT/ŞEFÂKÂT[Ar.]
( Şiddetli istek, keyif, neşe, sevinç. İLE/DEĞİL Sevecenlik. | Acıyarak, esirgeyerek, merhamet ederek sevme. )
- ŞEVKET[Ar.] değil/yerine/= BÜYÜKLÜK, ULULUK, YÜCELİK
- SEVMEK:
"ÇİFTLEŞMEK" değil TEKLEŞMEK
- SEVMEK:
"İŞİNE GELDİĞİ GİBİ" ile/değil/>< İÇİNDEN GELDİĞİ GİBİ
- SEVMEK:
"SAHİP OLMAK" ile/değil/yerine/< DEĞER VERMEK
- SEVMEK:
SIRADIŞI ŞEYLER YAPMAK değil SIRADAN ŞEYLERİ, ÖZENLE YAPMAK
- SEVMEK ile/değil/yerine İSTEKLİ SEVMEK
( Sevmek, ihtiyârî değildir! )
( [not] TO LOVE vs./but TO LOVE IN PATIENCE
TO LOVE IN PATIENCE instead of TO LOVE )
- SEVMEK ile/ve/değil ÖNEMSEMEK
( [not] TO LOVE vs./and/but TO CONSIDER
TO CONSIDER instead of TO LOVE )
- SEVMEK ile/ve/değil SAHİP OLMA İSTEĞİ
- SEVMEMEK ile/değil/yerine/>< SEVMEK
( Ölmek. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< ("Istırap") Yaşamak. )
- SEVME/SEVGİ ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/< İŞİNE YARAMA
( Çoğunlukla, kişilerin ne kadar işine yarıyor/yaramıyorsak, bizi o kadar çok/az "severler". )
- SEVMEYİ BIRAKMAK ile/değil/yerine SEVGİMİZİ GÖSTERMEYİ BIRAKMAK
- SEVMİYORUM ile/ve/değil/yerine "BANA HİTAP ETMİYOR"
- SEVR "ANTLAŞMASI" değil/yerine LOZAN ANTLAŞMASI
( 1920 değil/yerine 1923 )
( )
- SEXY SON HYPOTHESIS[İng.] değil/yerine/= SEKSİ OĞUL HİPOTEZİ
( Cinsel seçilim sürecinde dişi bireyin, diğer dişi bireylerin ilgisini çekebilecek özellikler sergileyen erkek bireyleri seçtiğini ileri süren açıklama. Herhangi bir sebepten ötürü erkek birey, dişi bireylerin ilgisini çekecek bir davranışta bulunduğunda bu davranış evrimsel süreçte avantajlı konuma geçer. Bu durumda dişi birey, kendi yavrularının da bu tarz çekici özelliklere sahip olmasını sağlamak adına bu tarz çekici özelliklere sahip erkek bireylerle çiftleşmeyi tercih eder. Bu sayede dişi üreme başarısını artırır. Yani dişi üreme başarısını artırmak amacıyla "seksi oğullar" üretmeyi hedefler. Bu durumda dişiler arasındaki çekici özellikler gösteren erkekleri seçme davranışı giderek güçlenir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- ŞEY ile/ve/değil/yerine/||/<> ÜRÜN
- ŞEY ile/değil/yerine VESİLE
- SEYÂHAT[Ar. < SİYAHAT] değil/yerine/= GEZİ/YOLCULUK
- SEYEHAT değil SEYAHAT
- SEYEHAT değil SEYAHAT[Ar. < SİYAHAT]
- SEYELAN[Ar.] değil/yerine/= AKI
( Herhangi bir kuvvet alanında, belirli bir düzlemin belirli bir bölümünden geçtiği varsayılan güç çizgileri. )
- SEYELÂN[Ar.] değil/yerine/= AKMA, AKINTI | AKI
- ŞEYH ile/değil/yerine DERVİŞ-ŞEYH
( ŞYH: ŞEYTAN - YEZİD - HAR )
( [günümüzde] Çok. İLE Pek yok. )
( Her mürşid derviştir fakat her derviş mürşid olmaz/olamaz. )
- ŞEYİN FELSEFESİ ile/ve/değil/yerine FELSEFE
- SEYİR[Ar.] ile/değil/yerine GİDİŞAT
- CINNAMON CEYLON[İng.] / CEYLON-ZIMT[Alm.] ile/değil/yerine/= SEYLAN TARÇINI
- ŞEY/LER ARACILIĞIYLA KENDİNDEN HOŞLANMAK ile/ve/yerine/değil ŞEY(LER)DEN HOŞLANMAK
( Bir şeyden hoşlanmaktan söz edilir, doğrusu, bu şey aracılığıyla kendinden hoşlanmasıdır. )
- ŞEY/LER ile/ve/değil/yerine/||/<> AN/LAR
( [not] THING/S vs./and/but/||/<> MOMENT/S
MOMENT/S instead of THING/S )
- SEYRÂN[Ar.] değil/yerine/= GEZME/GEZİNME/GEZİNTİ
- RAREFACTION WAVE[İng.] / ONDE DE RARÉFACTION[Fr.] ile/değil/yerine/= SEYREKLEŞME DALGASI
- RAREFACTION[İng.] ile/değil/yerine/= SEYREKLEŞME
- SEYREKLEŞME ile/değil SEYRELME
( Özellikle saçlar için... )
- VERDÜNNUNGSWELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= SEYRELME DALGASI
- VERDÜNNUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SEYRELME
- DILUENT[İng.] / DILUENT[Fr.] / VERDÜNNUNGSMITTEL[Alm.] ile/değil/yerine/= SEYRELTİCİ
- MEMDUT[Osm.] / DILUTE[İng.] / DILUÉ[Fr.] / VERDÜNNT[Alm.] ile/değil/yerine/= SEYRELTİK
- ABGEREICHERTES URAN[Alm.] ile/değil/yerine/= SEYRELTİLMİŞ URANYUM
- TEMDİT ETMEK[Osm.] / TO DILUTE[İng.] / VERDÜNNEN[Alm.] ile/değil/yerine/= SEYRELTMEK
- SEYRETMEK değil/yerine/= İZLEMEK
- SEYR-Ü-SEFER[Ar.]/TRAFİK[Fr., İng.] değil/yerine/= GİDİŞ-GELİŞ
- SEYR Ü SÜLÛK:
ZİHİN İLE değil KALP İLE
- ŞEYSİ" değil ŞEYİ
- ŞEYTANI/SÜTUNU TAŞLAMAK değil KAFANI/KENDİNİ TAŞLAMAK
- SEYV[İng. < SAVE] değil/yerine/= KAYDETMEK/KORUMAK
- SEYYAH[Ar.]/TURİST[İng.] değil/yerine/= GEZGİN
- SEYYAH/TURİST değil/yerine/= GEZGİN
- SEYYÂL[Ar.] değil/yerine/= AKIŞKAN
- SEYYANEN[Ar.] değil/yerine/= EŞİT OLARAK
- SEYYANEN[Ar. + Fars.] değil/yerine/= EŞİTÇE
- SEYYÂR[Ar. < SEYR] değil/yerine/= GEZGİN/GEZİCİ
( Belirli bir yeri olmayan. | Kolay taşınabilen, katlanarak taşınabilir olan. )
- SEYYAR değil/yerine/= GEZER
- SEYYİÂT[< SEYYİE] değil/yerine/= KÖTÜLÜKLER | SUÇLAR, GÜNAHLAR | KÖTÜLÜĞE KARŞILIK ÇEKİLEN SIKINTILAR
- SEYYİAT ile/değil/yerine/>< HASENAT
- SEYYİE[Ar.] değil/yerine/= KÖTÜLÜK
- SEZA[Fars.] değil/yerine/= UYGUN
- SEZARYEN ile/değil/yerine NORMAL DOĞUM
( İTİLÂN: Âşikâr, meydanda olma. | Doğum sırasında, bebeğin görünmesi. )
( İT'ÂM: İkiz doğurma. )
( BIRTH vs. HYSTEROTOMY )
- SEZGİ/SEZGİSELLİK ile/ve/değil/<> BÜTÜNLÜK/BÜTÜNSELLİK
- SEZGİ ile/ve/değil/||/<>/< ALIŞKANLIK
- SEZGİ ile/ve/değil/yerine/||/<>/> KAVRAM
- SEZGİ" ile/değil "NİYET OKUMASI"
- SEZGİ ile/değil ÖNGÖRÜ/TAHMİN[Ar.]
( INTUITION vs. TO GUESS/ESTIMATE )
- SEZGİ ile/ve/değil/yerine/||/<> SAĞDUYU
- SEZGİ ile/ve/değil SEZİNLEME
- SEZGİ ile/ve/değil/||/<>/< USTALIK
- SEZGİSEL ile/değil/yerine/||/<>/< ÇAĞRIŞIMSAL
- SEZGİSEL ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DÜŞÜNSEL
( NOESİS ile NOEMA )
- SEZGİSEL/ÇAĞRIŞIMSAL değil/yerine/>< KAVRAMLARLA
- SEZON[Fr., İng.] değil/yerine/= DÖNEM/MEVSİM
- CESIUM-134[İng.] ile/değil/yerine/= SEZYUM-134
- CESIUM ELECTRON TUBE[İng.] / TUBE À ÉLECTRONS DE CÉSIUM[Fr.] / CÄSIUMELEKTRONENRÖHRE[Alm.] ile/değil/yerine/= SEZYUM ELEKTRON TÜPÜ
- CESIUM PHOTOTUBE[İng.] / PHOTOTUBE AU CÉSIUM[Fr.] / CÄSIUMPHOTOTUBE[Alm.] ile/değil/yerine/= SEZYUM FOTOTÜPÜ
- CESIUM THERMIONIC CONVERTER[İng.] ile/değil/yerine/= SEZYUM ISIL İYONİK DÖNÜŞTÜRÜCÜ
- CESIUM HOLLOW CATHODE[İng.] / CATHODE CREUSE DE CÉSIUM[Fr.] / CÄSIUM-HOHLEKATHODE[Alm.] ile/değil/yerine/= SEZYUM OYUK KATODU
- CESIUM CLOCK[İng.] / HEURE AU CÉSIUM[Fr.] / CÄSIUM UHR, CÄSIUM-UHR[Alm.] ile/değil/yerine/= SEZYUM SAATİ
- CÄSIUMSTHERMIONISCHER KONVERTER[Alm.] ile/değil/yerine/= SEZYUM TERMOİYONİK DÖNÜŞTÜRÜCÜ
- CESIUM[İng.] / CÉSIUM[Fr.] / ZÄSUM, CÄSIUM[Alm.] ile/değil/yerine/= SEZYUM
- SF/SALINE SOLUTION[İng.] değil/yerine/= SERUM FİZYOLOJİK
- SFENKS[Yun.] değil/yerine/= YONTU
( Yunan mitolojisinde, geçen yolculara, bazı bilmeceler sorarak, bilmeyenleri yuttuğuna inanılan söylence canavarı. | Mısır'da, eski Mısır'lılar çağından kalma kadın başlı, aslan gövdeli yontu. )
- SFERİK/SPHERICAL[İng.] değil/yerine/= KÜREMSİ
- SFİGMOMANOMETRE/SPHYGMOMANOMETER[İng.] değil/yerine/= KAN BASINÇÖLÇER
- SFS/SEQUENTIAL FORWARD SELECTION[İng.] değil/yerine/= SIRALI İLERİ YÖNLÜ SEÇİM
- SFT/PULMONARY FUNCTION TESTS[İng.] değil/yerine/= SOLUNUM İŞLEV TESTLERİ
- SHEATH[İng.] değil/yerine/= KILIF
- SHENSTONE EFFECT[İng.] / EFFET SHENSTONE[Fr.] / SHENSTONE-EFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= SHENSTONE ETKİSİ
- SHOCKLEY DIODE[İng.] / DIODE SHOCKLEY[Fr.] / SHOCKLEY-DIODE[Alm.] ile/değil/yerine/= SHOCKLEY DİYOTU
- SHUBNIKOV-DE HAAS EFFECT[İng.] / EFFET SHUBNIKOV-DE HAAS[Fr.] / SHUBNIKOV-DE HAAS-EFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= SHUBNİKOV-DE HAAS ETKİSİ
- SHUBNIKOV GROUPS[İng.] / GROUPES DE SHUBNIKOV[Fr.] / SHUBNIKOV-GRUPPEN[Alm.] ile/değil/yerine/= SHUBNİKOV GRUPLARI
- SHUNT[İng.] değil/yerine/= ŞANT
- SI-EINHEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= SI BİRİMİ
- SYSTEM OF INTERNATIONAL UNITS (SI)[İng.] ile/değil/yerine/= SI BİRİMLERİ
- SI[İng.] / SI[Fr.] / SI[Alm.] ile/değil/yerine/= SI
- SI" değil -SIZ
- ŞİAR[Ar.] değil/yerine/= BELGİ | ÜLKÜ
( Duyuş, düşünüş ve inanıştaki ayırıcı özellik. )
- SİBERNETİK değil/yerine/= GÜDÜMBİLİM
- SİBİRYA'DA:
ÖZEL ARAÇ ile/ve/değil/<> TAKSİ
- HOT ATOM[İng.] / ATOME CHAUD[Fr.] / HEISSES ATOM[Alm.] ile/değil/yerine/= SICAK ATOM
- HOT HOLE[İng.] / TROU CHAUD[Fr.] ile/değil/yerine/= SICAK DEŞİK
- HOT JUNCTION[İng.] / JONCTION CHAUDE, JOINTURE CHAUDE[Fr.] / HEISSE KONTAKTSTELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= SICAK EKLEM
- HOT ELECTRON[İng.] / ÉLECTRON CHAUD[Fr.] / HEISSES ELEKTRON[Alm.] ile/değil/yerine/= SICAK ELEKTRON
- HOT CELL[İng.] / CELLULE CHAUDE[Fr.] / HEISSE ZELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= SICAK GÖZE/HÜCRE
- HEISSE KATHODE[Alm.] ile/değil/yerine/= SICAK KATOT
- HOT LABORATORY[İng.] / LABORATOIRE CHAUD[Fr.] / HEISSES LABOR[Alm.] ile/değil/yerine/= SICAK LABORATUVAR
- HOT CARRIER[İng.] / PORTEUR CHAUD[Fr.] ile/değil/yerine/= SICAK TAŞIYICI
- HOT WIRE AMMETER[İng.] / HITZDRAHTAMPEREMETER[Alm.] ile/değil/yerine/= SICAK TELLİ AKIMÖLÇER
- SICAK YİYECEĞİ/İÇECEĞİ:
ÜFLEMEK değil/yerine SOĞUMASINI BEKLEMEK
- SICAKLIK:
"20 - 24 DERECE ARASINDA OLACAK" değil 20 -[ilâ] 24 DERECE OLACAK
( "ilâ" edatı kullanıldıktan sonra, "arasında" sözcüğü kullanılmaz. "ilâ", "arasında" anlamındadır. )
- TEMPERATURWELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= SICAKLIK DALGASI
- SUHÛNET[Osm.] / TEMPERATURE[İng.] / TEMPÉRATURE[Fr.] / TEMPERATUR, HITZE[Alm.] ile/değil/yerine/= SICAKLIK, ISI
- TEMPERATURE SCALE[İng.] / ÉCHELLE THERMOMÉTRIQUE[Fr.] / TEMPERATURSKALA[Alm.] ile/değil/yerine/= SICAKLIK ÖLÇEĞİ
- SICAK/LIK ile/ve/değil/yerine/||/<> TAZE/LİK
- MİKYÂS-İ HARÂRE[Osm.] / THERMOMETER[İng.] / THERMOMÈTRE[Fr.] / THERMOMETER[Alm.] ile/değil/yerine/= SICAKLIKÖLÇER
- SİCİL[Ar.] değil/yerine/= KÜTÜK
- SİCİLE KAYIT/TESCİL değil/yerine/= KÜTÜĞE YAZIM/KÜTÜKLEM
- SIÇMAK ile/değil ÇIMKIRMAK
( İnsanda. İLE/DEĞİL Kuşta. )
- INTENSITÉ[Fr.] / INTENSITÄT, STÄRKE[Alm.] ile/değil/yerine/= ŞİDDET
- ŞİDDET değil/yerine/>< ÖZEN
- ŞİDDET[Ar. < ŞEDD] değil/yerine/= YEĞİNLİK
( Yeğin olma durumu. | Bir etkinliğin ya da bir gücün derecesi. | Bir ses çıkarılırken algılanan ve titreşimlerin genliğinden kaynaklanan özellik. )
- ŞİDDET ile/ve/değil/||/<>/< ZORLAMA
- ŞİDDETLE değil/yerine HARARETLE
- ŞİDDETTE, KİŞİ:
[önce] MAĞDUR ile/ve/değil/sonra/||/<>/> MAZLUM ile/ve/değil/sonra/||/<>/> ZALİM
- [ne yazık ki]
ŞİDDETTEN DOLAYI ... ile/ve/değil/ne yazık ki/<> "BİZİM/SEN"İN "SESSİZLİĞİNDEN/TEPKİSİZLİĞİNDEN DOLAYI ..."
- SIDERITE, SPATHIC IRON ORE[İng.] / SIDÉRITE, FER SPATHIQUE[Fr.] / SIDERIT, EISENSPAT[Alm.] ile/değil/yerine/= SİDERİT
- SIDEROPHORE[İng.] değil/yerine/= SİDEROFOR
( Demir şelasyonu. Çok düşük konsantrasyonda bile demire (Fe+3) bağlanıp göze içine alınımını sağlayan molekül.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- SIDERCYTE[İng.] ile/değil/yerine/= SİDERSİT
- SIDOT'S BLEND[İng.] ile/değil/yerine/= SİDOT ÇİNKO SÜLFÜR
- SIEMENS ELECTRODYNAMOMETER[İng.] / ÉLECTRODYNAMOMÈTRE DE SIEMENS[Fr.] / SIEMENS-ELEKTRODYNAMOMETER[Alm.] ile/değil/yerine/= SİEMENS ELEKTRODİNAMOMETRESİ
- SIEMENS[İng.] / SIEMENS[Fr.] / SIEMENS[Alm.] ile/değil/yerine/= SİEMENS
- SIEVERT[İng.] / SIEVERT[Fr.] / SIEVERT[Alm.] ile/değil/yerine/= SİEVERT
- SİF[İng. COST-INSURANCE-FREIGHT] değil/yerine/= MALİYET
( Bir malın fiyatı, sigortası ve navlunu birlikte olmak üzere maliyeti. )
- ŞİF[Erm.] değil/yerine/= KOZA | POSA
( Pamuk kozası. | Şırası alınmış üzüm posası. )
- ŞİFÂHÎ BEYAN değil/yerine/= SÖZLÜ AÇIKLAMA
- ŞİFAİ değil/yerine SÖZEL
- SIFAT-FİİL/PARTİSİP[Fr.] değil/yerine/= NİTEM EYLEM/ORTAÇ
( Tümleç alabilen, ad ve sıfat gibi kullanılan, eylem soylu sözcük. )
- SIFAT değil/yerine/= NİTEM
- SIFAT-I NOKSAN ile/değil/yerine/||/<>/>< SIFAT-I KEMÂL
( Bilgisizlik/cehalet. İLE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>< Bilgililik/bilgelik. )
( Cehl. İLE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>< İlim. )
- SIFFEYN/SIFFİN SAVAŞI:
KARDEŞ KAVGASI ile/ve/değil/||/<>/>/< DEVRİM KARŞITLARIYLA DEVRİM ÇATIŞMASI ve/sonra tekrar/||/<>/> KARŞI DEVRİM
- VALENCE NULLE[Fr.] ile/değil/yerine/= SIFIR DEĞERLİK
- NULL BALANCE[İng.] ile/değil/yerine/= SIFIR DENGESİ
- SIFIR EKSİKSİZ" değil SIFIR EKSİK YA DA EKSİKSİZ
- NULLLEISTUNGSREAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= SIFIR GÜÇ REAKTÖRÜ
- ZERO-POWER REACTOR[İng.] / RÉACTEUR DE PUISSANCE NULLE[Fr.] ile/değil/yerine/= SIFIR GÜÇLÜ TEPKİLEŞİM/REAKTÖR
- ZERO ERROR[İng.] / ERREUR DE ZÉRO[Fr.] / NULLFEHLER[Alm.] ile/değil/yerine/= SIFIR HATASI
- ZERO-POINT ENERGY[İng.] / ÉNERGIE DU POINT ZÉRO[Fr.] / NULLPUNKTSENERGIE[Alm.] ile/değil/yerine/= SIFIR NOKTASI ENERJİSİ
- ZERO-POINT ENTROPY[İng.] / ENTROPIE DU ZÉRO ABSOLU[Fr.] / NULLPUNKTSENTROPIE[Alm.] ile/değil/yerine/= SIFIR NOKTASI ENTROPİSİ
- ZERO-POINT VIBRATION[İng.] / VIBRATION DE POINT ZÉRO[Fr.] / NULLPUNKTSSCHWINGUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SIFIR NOKTASI TİTREŞİMİ
- ZERO POINT[İng.] / POINT ZÉRO[Fr.] / NULLPUNKT[Alm.] ile/değil/yerine/= SIFIR NOKTASI
- ZERO POTENTIAL[İng.] / POTENTIEL ZÉRO[Fr.] / NULLPOTENTIAL[Alm.] ile/değil/yerine/= SIFIR POTANSİYELİ
- 0[SIFIR]:
"YUTAN" ile/ve/değil/||/<>/< DURAN/DURDURAN / ARA
- SIFIR ile/ve/değil SALT BOŞÇA/MUTLAK SIFIR
( ... İLE/VE/DEĞİL -273 Kelvin )
( Mutlak Sıfır yazısı için burayı tıklayınız... )
- SIFIR ile/ve/değil/yerine/||/<> SINIR
- SIFIRI TÜKETMEK değil ZAFİRİ TÜKETMEK
( ZAFİR: Soluk/nefes. )
- ŞİFONYER[Fr. CHIFFONNIER] değil/yerine/= DOLAP
( Çekmecelerine, çamaşır konulan dolap. )
- ŞİFRE ile/ve/değil EŞİK
- ŞİFRE değil/yerine/= GİZGE
- ŞİFRE ile/ve/değil KAPI
- ŞİFRE ile/ve/değil KAPI
- [hem] ŞİFRELEME ile/ve/değil/yerine/hem de/<>/>/< VERİYİ/BİLGİYİ GİZLEME
( [not] CODING vs./and/but/also/<>/>/< STEGANOGRAPHY
STEGANOGRAPHY instead of CODING )
- SİFTAH[Ar. < İSTİFTAH] değil/yerine/= İLK ALIŞVERİŞ/İLK KEZ
( Siftah etme. | Başlama, başlanılma. | Açma, açılma. )
- SHALLOW STORAGE[İng.] / EMMAGASINAGE PEU PROFOND[Fr.] / LAGERUNG MIT GERINGER TIEFE[Alm.] ile/değil/yerine/= SIĞ DEPOLAMA
- sig.[Lat. < SIGNA, SIGNETUR] değil/yerine/= TARİF ET, İLÂCIN KULLANILIŞINI ETİKETE YAZ
- CAPACITY DISCHARGING[İng.] / KAPAZITÄTSENTLADUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SIĞA BOŞALMASI
- İSTİAB[Osm.] / CAPACITY[İng.] / CAPACITÉ[Fr.] / KAPAZITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= SIĞA, KAPASİTE
- CAPACITY CELL[İng.] / CELLULE DE LA CAPACITÉ[Fr.] / KAPAZITÄTSSTELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= SIĞA PİLİ/GÖZESİ/HÜCRESİ
- SİGA/SAGA/SIYGA[Ar.] değil/yerine/= KİP
( Fiilin çekiminden oluşan türlü biçimlerden her biri. | Kalıba dökmek. )
(1996'dan beri)