Bugün[07 Nisan 2026]
itibarı ile 33.734 başlık/FaRk ile birlikte,
33.734 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(109/136)


- SENARMONTITE[İng.] / SÉNARMONTITE[Fr.] / SENARMONTIT[Alm.] ile/değil/yerine/= SENARMONTİT


- SENARYO ile/değil BAĞLAM


- SENARYO ile/ve/değil/||/<> FOTOĞRAF


- SENDEN "KONUŞUYORDUK/KONUŞUYORUZ" değil SENDEN SÖZ EDİYORDUK/BAHSEDİYORDUK (/EDİYORUZ/BAHSEDİYORUZ)


- SENDROM/SYNDROME[İng.] değil/yerine/= BELİRGE


- SENE[Ar.] değil/yerine/= YIL


- SENE-İ DEVRİYE değil/yerine/= YILDÖNÜMÜ


- SENESKI[İng.] ile/değil/yerine/= SENESKİ


- SENEVÎ değil/yerine/= YILLIK


- SENEYE ile/değil SONRAKİ SENE


- SENİ, SENDEN EDEN ile/değil/yerine SENİ, SEN EDEN


- SENİ SEVİYORUM (DEMEK/DİYEMEMEK) ile/ve/değil/yerine SEVDİĞİNİ GÖSTERMEK/YANSITMAK/YAŞATMAK


- SENİ SEVİYORUM (DEMEK/DİYEMEMEK) ile/ve/değil/yerine SEVDİĞİNİ GÖSTERMEK/YANSITMAK/YAŞATMAK


- SENİ SEVİYORUM! ile/belki/yerine/değil AYAK SESİNİ SEVİYORUM! (AMA SENİ DEĞİL)


- SENİ SEVİYORUM! ile/ve/değil SENİ (DAHA ÇOK) SEVMEK İSTİYORUM!

( "I LOVE YOU" vs./and "I WOULD LIKE TO LOVE YOU" )


- SENİ SEVİYORUM! ile/belki/yerine/değil SENİN, BENİ SEVEBİLME OLASILIĞINI SEVİYORUM!


- SENİ:
SEVMEYENİ ile/ve/değil/yerine/>< SEVENİ

( Tatlı olsa da unut. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/>< Zehir olsa da yut. )

( Sevme! İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/>< Sev... [Sevenin/sevginin ölçütü de tüm davranış, tutum ve sözlerinde ne kadar saygılı olduğu/davrandığıdır.] )


- SENİL/SENILE[İng.] değil/yerine/= YAŞLI


- SENİLİTE/SENILITY[İng.] değil/yerine/= YAŞLILIK


- (SENİN) DEDİĞİN (GİBİ) OLSUN (DİYE) ile/ve/değil/yerine/||/<>/< GÖNLÜN OLSUN (DİYE)


- SENİN GİBİ ile/değil/yerine SENİNKİ GİBİ


- SENİN, İÇİN FESAT değil/yerine ÖKÜZ ALTINDA, BUZAĞI ARAMAMAK GEREK


- SEN(İN)LE (DALGA GEÇİYORUM) ile/yerine/değil SEN(İN)LE BİRLİKTE (DALGA GEÇİYORUM)


- SENKOP/SYNCOPE[İng.] değil/yerine/= BAYGINLIK


- SENKRETİZM değil/yerine/= BAĞDAŞTIRMACILIK


- SENKRON NÖRAL NETWORK/SYNCHRONOUS NEURAL NETWORK[İng.] değil/yerine/= EŞ ZAMANLI SİNİR AĞI


- SENKRON/SYNCHRONOUS[İng.] değil/yerine/= EŞ ZAMANLI


- SENKRON TRAMSMİSYON/SYNCHRONOUS TRANSMİSSION[İng.] değil/yerine/= EŞ ZAMANLI İLETIM


- SENKRON değil/yerine/= EŞOĞUR


- SENKRONİ[Fr. < SYNCHRONIE] değil/yerine/= EŞ ZAMANLILIK


- SENKRONİK/SYNCHRONICAL[İng.] değil/yerine/= EŞ ZAMANLI


- SENKRONİK[Fr. < SYNCHRONIQUE] değil/yerine/= EŞ ZAMANLI


- SENKRONİK değil/yerine/= EŞOĞURLU


- SENKRONİ/SENKRONİZM değil/yerine/= EŞOĞURLULUK


- SENKRONİZASYON[İng. < SYCHRONIZATION] değil/yerine/= EŞLEME


- SENKRONİZASYON[Fr. < SYNCHRONISATION] değil/yerine/= EŞLEME


- SENKRONİZASYON/SYNCHRONIZATION[İng.] değil/yerine/= EŞ ZAMANLAMA


- SENKRONİZASYON değil/yerine/= EŞLEME


- SENKRONİZE/SYNCHRONIZED[İng.] değil/yerine/= EŞ ZAMANLI


- SENKRONİZM/SYNCHRONISM[İng.] değil/yerine/= EŞ ZAMANLILIK


- SYNCHROZYKLOTRON[Alm.] ile/değil/yerine/= SENKROSİKLOTRON


- SYNCHROTRONSTRAHLUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SENKROTRON IŞINIMI


- SYNCHROTRON[Alm.] ile/değil/yerine/= SENKROTRON


- SENLEN ... değil SENİNLE ...


- SENSASYON/SENSATION[İng.] değil/yerine/= DUYUM


- SENSE[İng.] değil/yerine/= UYARI ALGILAMA


- SENSIBILITE/SENSIBILITY[İng.] değil/yerine/= DUYUMSALLIK


- SENSİTİF PERİYOT/SENSITIVE PERIOD[İng.] değil/yerine/= DUYARLI DÖNEM


- SENSITİF/SENSITIVE[İng.] değil/yerine/= DUYARLI


- SENSITİVİTE/SENSITIVITY[İng.] değil/yerine/= DUYARLILIK


- SENSITİZASYON/SENSITIZATION[İng.] değil/yerine/= DUYARLILAŞMA


- SENSÖR/SENSOR[İng.] değil/yerine/= DUYARGA, ALGILAYICI


- SENSÖR değil/yerine/= ALICI/ALGILAYICI


- SENSOR[İng.] değil/yerine/= DUYAR


- MESSGRÖSSENAUFNEHMER, MESSGRÖSSENFÜHRER[Alm.] ile/değil/yerine/= SENSÖR


- SENSORİYEL/SENSORIAL[İng.] değil/yerine/= DUYUMSAL


- SENSORY GATING[İng.] değil/yerine/= DUYUSAL KAPILAMA


- CENT[İng.] / CENT[Fr.] / CENT[Alm.] ile/değil/yerine/= SENT


- SENTAKS ANALİZ/SYNTAX ANALYSIS[İng.] değil/yerine/= SÖZDİZİMSEL ÇÖZÜMLEME


- SE(/İ)NTAKS[İng. < SYNTAX]/NAHİV[Ar.] değil/yerine/= SÖZDİZİMİ/YAZAÇ(HARF) DİZİMİ


- SENTAKTİK[İng.] değil/yerine/= SÖZDİZİMSEL


- SENTETİK/SYNTHETIC[İng.] değil/yerine/= YAPAY | BİLEŞİMLİ


- SUN’İ[Osm.] / SYNTHETIC[İng.] / SYNTHÉTIQUE[Fr.] / SYNTHETISCH[Alm.] ile/değil/yerine/= SENTETİK


- SENTEZ/CENTESIS[İng.] değil/yerine/= SIVI ALIMI


- SYNTHESIS GAS[İng.] / GAZ DE SYNTHÈSE[Fr.] / SYNTHEGESE[Alm.] ile/değil/yerine/= SENTEZ GAZI


- SENTEZ/SYNTHESIS[İng.] değil/yerine/= BİREŞİM


- SENTIENTİZM değil/yerine/= SEZİŞÇİLİK


- SENTIL/CENTILE[İng.] değil/yerine/= YÜZDE BİRLİK


- SENTIMENT ANALİZ/SENTIMENT ANALYSIS[İng.] değil/yerine/= DUYGU ÇÖZÜMLEME


- SENTIMENTAL[İng.] değil/yerine/= DUYGUSAL


- SENTINEL[İng.] değil/yerine/= NÖBETÇİ


- SENTO" değil SENATO


- SENTRİOL değil/yerine/= ÇEKİLGEN


- SEPARASYON/SEPARATION[İng.] değil/yerine/= AYRILMA


- SEPARATÖR/SEPARATOR[İng.] değil/yerine/= AYIRICI


- SEPETLEMEK" ile/değil/yerine KOVMAK


- SEPIOLITE[İng.] ile/değil/yerine/= SEPİYOLİT


- SEPSIS[İng.] değil/yerine/= KAN ZEHİRLENMESİ


- SEPTA, SEPTI[İng.] ile/değil/yerine/= SEPTA, SEPTİ


- SEPTAL DEFEKT/SEPTAL DEFECT[İng.] değil/yerine/= ARA BÖLME AÇIKLIĞI


- SEPTASYON/SEPTATION[İng.] değil/yerine/= BÖLMELENME


- SEPTICEMIA[İng.] değil/yerine/= SEPTİCEMİA

( Bakteri ya da toksinlerin kana geçmesi sonucu oluşan ateş ve titreme ile beliren durum.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- SEPTİK[Fr. < SCEPTIQUE] değil/yerine/= KUŞKUCU


- MİKROPLU/SEPTİK[İng. < SEPTIC] ile/değil KUŞKUCU/SKEPTİK[İng. < SCEPTIC]["SPEKTİK" değil!]


- SEPTISEMI/SEPTICEMIA[İng.] değil/yerine/= KAN ZEHİRLENMESİ


- SEPTİSİZM[Fr. < SCEPTICISME] değil/yerine/= KUŞKUCULUK


- SEPTUM[İng.] değil/yerine/= ARA BÖLME


- seq. luce[Lat. < SEQUENTI LUCE] değil/yerine/= ERTESİ GÜN


- SEQUELAE[İng.] değil/yerine/= SEKEL

( Geçirilen bir hastalık ya da yaralanmadan sonra vücutta kalan işlev ve doku bozukluğu.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- SERALBUMIN[İng.] ile/değil/yerine/= SERALBUMİN


- CERAMICS[İng.] / CÉRAMIQUE[Fr.] / KERAMISCH, KERAMIK[Alm.] ile/değil/yerine/= SERAMİK


- SERAP[Fars. < SERÂB] ile/ve/değil ZAN

( "Görsel/görüntülü" zan. İLE/VE/DEĞİL "Görüntü"süz serap. )

( Afrika'da, bir şey, sabahın ilk ışığında gerçek, öğle saatinde ise yalandır. )


- SER-Â-PÂ[Fars.] değil/yerine/= BAŞTAN BAŞA/AŞAĞI/AYAĞA, HEPSİ, TÜMÜ


- CERARGYRITE, HORN SILVER[İng.] / CÉRAGRYRITE, ARGENT CORNE[Fr.] / ZERRGRYRT, HORNSILBER, HORNERZ[Alm.] ile/değil/yerine/= SERARJİRİT, BOYNUZ GÜMÜŞÜ


- FREE ADMITTANCE[İng.] / FREIE ADMITTANZ[Alm.] ile/değil/yerine/= SERBEST ADMİTANS


- FREE ACOUSTIC FIELD[İng.] / CHAMP ACOUSTIQUE LIBRE[Fr.] / FREIE AKUSTISCHE FLÄCHE[Alm.] ile/değil/yerine/= SERBEST AKUSTİK ALAN


- FREE FIELD[İng.] / CHAMP LIBRE[Fr.] / FREIES FELD[Alm.] ile/değil/yerine/= SERBEST ALAN


- FREE ATOM[İng.] / ATOME LIBRE[Fr.] / FREIES ATOM[Alm.] ile/değil/yerine/= SERBEST ATOM


- SERBEST ÇAĞRIŞIM ile/ve/değil SALLAMAK


- FREE FALL[İng.] / CHUTE LIBRE[Fr.] / FREIER FALL[Alm.] ile/değil/yerine/= SERBEST DÜŞME


- FREE ELECTRON[İng.] / ÉLECTRON LIBRE[Fr.] / FREIES ELEKTRON[Alm.] ile/değil/yerine/= SERBEST ELEKTRON


- FREE ENERGY[İng.] / ÉNERGIE LIBRE[Fr.] / FREIE ENERGIE[Alm.] ile/değil/yerine/= SERBEST ENERJİ


- FREE EDDY, FREE VORTEX[İng.] / REMOUS LIBRE, TOURBILLON LIBRE[Fr.] / FREIER STRUDEL, FREIER WIRBEL[Alm.] ile/değil/yerine/= SERBEST GİRDAP


- LIBERATION[İng.] / LIBERATION / MISE EN LIBERTÉ[Fr.] / BEFREIUNG, FREIMACHEN[Alm.] ile/değil/yerine/= SERBEST HÂLE GEÇME


- FREE RADICAL[İng.] / RADICAL LIBRE[Fr.] / FREIER/FREIES RADIKAL[Alm.] ile/değil/yerine/= SERBEST KÖK/RADİKAL


- FREE MOLECULAR[İng.] / MOLÉCULE LIBRE[Fr.] / FREIES MOLEKÜL[Alm.] ile/değil/yerine/= SERBEST MOLEKÜL


- SERBEST NAZIM değil/yerine/= ERKİN OZ


- SERBEST İHTİZAZ[Osm.] / FREE OSCILLATION[İng.] / OSCILLATION LIBRE[Fr.] ile/değil/yerine/= SERBEST SALINIM


- FREIE SCHWINGUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SERBEST TİTREŞİM


- FREE SPACE[İng.] / ESPACE LIBRE[Fr.] ile/değil/yerine/= SERBEST UZAY


- FREE VECTOR[İng.] / VECTEUR LIBRE[Fr.] / FREIER VEKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= SERBEST VEKTÖR


- FREE CHARGE[İng.] / CHARGE LIBRE[Fr.] / FREIE LADUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SERBEST YÜK


- SERBEST(İ) değil/yerine/= ÖZGÜR/LÜK


- DERECE-İ SERBESTİYET[Osm.] / DEGREES OF FREEDOM[İng.] / DEGRÉ DE LIBERTÉ[Fr.] / FREIHEITSGRAD[Alm.] ile/değil/yerine/= SERBESTLİK DERECESİ


- SERBEST/LİK değil/yerine/= ERKİN/LİK


- ŞERBET ile/ve/değil/||/<>/< "ŞERBET"

( Boğazdan akan. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Dilden dökülen. )


- HOP OIL[İng.] / HOPFEN ÖL[Alm.] ile/değil/yerine/= ŞERBETÇİOTU YAĞI


- HOPS[İng.] / HOUBLON[Fr.] / HOPFEN[Alm.] ile/değil/yerine/= ŞERBETÇİOTU


- SERÇE ile/değil BECET

( ... İLE/DEĞİL Serçegillerden, küçük bir kuş. )

( ... cum PASSER )


- SERÇE ile/değil ÇÜTRE


- SERDAR[Fars.] değil/yerine/= BAŞKOMUTAN


- SERDETMEK[Ar.] değil/yerine/= İLERİ SÜRMEK/ÖNE SÜRMEK/ORTAYA ATMAK


- SEREBRAL/CEREBRAL[İng.] değil/yerine/= BEYİNLE İLGILİ


- SEREBRAL PALSİ:
"HASTALIK" değil DURUM

( )

( )


- SEREBROVASKÜLER/CEREBROVASCULAR[İng.] değil/yerine/= BEYİN-DAMARLA İLGILİ


- ŞEREF[Ar.] ile/ve/değil/yerine/<>/= ONUR[Fr. HONNEUR | İng. HONOR ] (HAYSİYET)

( Toplumsal. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<>/= Bireysel. )

( Mal, mülk ve makamla, kişinin toplumsal konumuyla ilişkilidir. [Şerefim, develerimin sırtındadır.] )

( ŞEREFİYE: Bir kişinin geldiği makam şerefine dağıttığı bahşiş. | Kamunun karar ve etkinlikleri sonucunda, belirli bir yerdeki taşınmaz malların artan değerleri üzerinden yerel yönetimlerin aldığı bir tür taşınmaz vergisi. )

( Kendi özüne bağlılık. )

( Başkasının, birine gösterdiği saygının dayandığı kişisel değer, onur. | Toplumca benimsenmiş iyi ün. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<>/= Kişinin, kendine karşı duyduğu saygı, şeref, öz saygı, haysiyet, izzet-i nefis. | Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı kişisel değer, şeref, itibar. )


- ŞEREF[Ar.] değil/yerine/= ONUR, YÜCEY


- SEREMONİ[Fr.] değil/yerine/= TÖREN

( Tören. | Genellikle, resmî yerlerde, resmî işlerde uyulması gereken kural, yol ve yöntemlerin tümü. )


- SERGERDE[Fars.] değil/yerine/= ELEBAŞI


- ŞERGİL değil/yerine/= ASKINTI, BAŞ BELÂSI


- ŞERH[Ar.] değil/yerine/= AÇMA, AYIRMA | AÇIKLAMA[Ar.]

( Bir kitabın ibâresini, sözcük sözcük açıp açıklayarak yazılan kitap. )


- SERHAT/SERHAD[Fars., Ar.] değil/yerine/= SINIR BOYU


- SERHOŞ değil SARHOŞ


- CONNECTION IN SERIES[İng.] / CONNEXION SÉRIE[Fr.] ile/değil/yerine/= SERİ BAĞLAMA


- REIHENSCHALTUNG, SERIENSCHALTUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SERİ BAĞLANTI


- SERIES-CHARACTERISTIC MOTOR[İng.] / MOTEUR À CARACTÉRISTIQUE SÉRIE[Fr.] ile/değil/yerine/= SERİ KARAKTERİSTİKLİ MOTOR


- MOTOR MIT REIHENSCHLUSSVERHALTEN[Alm.] ile/değil/yerine/= SERİ KARAKTERLİ MOTOR


- SERİ KATİL değil/yerine/= ÖLDÜRGEN


- SERIES-WOUND MACHINE[İng.] / MACHINE À ENROULEMENT SÉRIE[Fr.] ile/değil/yerine/= SERİ SARGILI MAKİNE


- SERIENSPULMOTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= SERİ SARGILI MOTOR


- SİYASET:
ŞER'Î ile/ve/değil/yerine/||/<>/< AKLÎ


- REIHENSCHLUSSMASCHINE[Alm.] ile/değil/yerine/= SERİ UYARTIMLI MAKİNE


- SERİ[Fr.]/SERIAL[İng.] değil/yerine/= DİZİ

( SERIAL vs. STRING )


- SERİ[Ar.] değil/yerine/= HIZLI


- ŞER'Î ile/değil ŞERHÎ


- ŞERİAT EHLİ ile/ve TARİKAT EHLİ ile/ve/değil/yerine HAKİKAT EHLİ

( Sürekli, varlıktan bahseder. İLE/VE Sürekli, benlikten bahseder. İLE/DEĞİL/YERİNE Hiçliktedir. )


- ŞERİAT ile/değil "KÖKTEN DİNCİLİK"


- ŞERİAT ile/ve/değil ŞERİAT-I/ŞER-İ ŞERÎF


- ŞERİAT ve/değil/=/<> TÜZE(HUKUK)/HAK/ADÂLET


- CERIC OXIDE, CERIA[İng.] / OXYDE CÉRIGUE[Fr.] / ZEN(IV)OXY ZERDIOXYD[Alm.] ile/değil/yerine/= SERİK OKSİT


- CERIC SULPHATE[İng.] / SULFATE CÉRIQUE[Fr.] / ZEN(IV)SULFAT[Alm.] ile/değil/yerine/= SERİK SÜLFAT


- ŞERİK[Ar.] değil/yerine/= ORTAK


- SERINE[İng.] / SÉRINE[Fr.] / SERIN[Alm.] ile/değil/yerine/= SERİN


- ŞERİT/KULVAR[Fr. < COULOIR]/KANAL[Fr. < CANAL]" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BAĞLAM


- SERKEŞ[Fars.] değil/yerine/= KAFA TUTAN, BAŞKALDIRAN


- SERMAYE[Fars.]/KAPİTAL/İZM[Fr./İng. < CAPITALISM] değil/yerine/= ANAMAL/CILIK


- SERMEK ile/değil SERPMEK


- SERMÜRETTİP değil/yerine/= BAŞDİZGİCİ


- SEROLOJİ/SEROLOGY[İng.] değil/yerine/= SERUM BİLİMİ | KAN SERUM TAHLİLİ


- SEROTONIN[İng.] / SÉROTONINE[Fr.] / SEROTONIN[Alm.] ile/değil/yerine/= SEROTONİN


- SERPANTİN[Fr.] değil/yerine/= ŞERİT | ISITICI | YILANTAŞI

( Eğlencelerde kullanmak için kendi üzerine sarılarak hazırlanan, savrulduğunda çözülen, renkli kâğıttan yapılmış, ince ve uzun şerit. | Kalorifer döşemesinde, bükülmüş borularla yapılmış ısıtıcı. | Yılantaşı. )


- SERPANTİN/PARPI değil/yerine/= YILANTAŞI

( Rengi ve billur yapısı farklı birçok türü olan, perido ve öteki minerallerin başkalaşmasıyla oluşan kütle. )


- FALLOUT[İng.] ile/değil/yerine/= SERPİNTİ


- SERPUKHOVIAN EPOCH[İng.] değil/yerine/= SERPUKOVYAN EPOKU

( Günümüzden yaklaşık olarak 330.900.000 ile 323.200.000 yıl öncesi arasını kapsayan jeolojik zaman dilimidir. Bu zaman aralığı, çok önemli değişimler göstermemekle birlikte, farklı kaynaklarda biraz daha farklı olarak verilebilir. Kaynaklarda bir örneği görülebilir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- SERPUŞ[Fars.] değil/yerine/= BAŞLIK


- SER-PÛŞ değil/yerine/= BAŞLIK

( BAŞA GİYİLEN ŞEY, BAŞLIK )


- SERRAVALLIAN EPOCH[İng.] değil/yerine/= SERRAVALYAN EPOKU

( Günümüzden 13.650.000 ile 11.608.000 yıl öncesi arasını kapsayan jeolojik zaman dilimidir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- SER-SER-Î ile/>/değil/yerine SER-BEST

( Başıboş. Kendi kendine/kendiyle. İLE/>/DEĞİL/YERİNE Başıboş, kayıtsız. | İstediği gibi hareket eden. | Sıkılmayan. | Engelsiz. )


- SERSERİ[Fars.]
ile/değil/yerine/></<>
SERBEST[Fars.] ile/ve/||/<>/> SERMEST[Fars.]

( Çırak. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< | Kalfa. İLE/VE/||/<>/> Usta. )

( Başı boş.[baş başa/başı başında/başına buyruk][kendi kendine] İLE/DEĞİL/YERİNE/>< | Başı bağlı/düğümlü, sorumluluk almış olan.[boş değil!] İLE/VE/||/<>/> Başı hoş, yetkin, deneyimli. | )


- HARD ACID[İng.] ile/değil/yerine/= SERT ASİT


- HARD RUBBER[İng.] ile/değil/yerine/= SERT KAUÇUK


- SERT (OLMAK) ile/değil/yerine DİSİPLİNLİ (OLMAK)


- HARD WATER[İng.] / HARTES WASSER[Alm.] ile/değil/yerine/= SERT SU


- HARD X-RAYS[İng.] / HARTE X-STRAHLEN, HARTE RÖNTGEN STRAHLEN[Alm.] ile/değil/yerine/= SERT X-IŞINLARI


- SEMI-CONDUCTEUR DUR[Fr.] / HARTER HALBLEITER[Alm.] ile/değil/yerine/= SERT YARI İLETKEN


- SERT ile/değil/yerine MERT


- SERT ile/ve/değil PÜRÜZLÜ/TIRTIKLI


- SERTİFİKASYON/CERTIFICATION[İng.] değil/yerine/= BELGELENDİRME


- SERTİFİKASYON[Fr. < CERTIFICATION] değil/yerine/= ONAYLAMA


- HARDENING[İng.] / DURCISSEMENT[Fr.] / VERHÄRTUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SERTLEŞTİRME


- HARDNESS[İng.] / DUETÉ[Fr.] / HÄRTE[Alm.] ile/değil/yerine/= SERTLİK


- SERTLİK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< REDDETMEK


- SERUM[İng.] değil/yerine/= KAN SIVISI


- CERUSSITE[İng.] / CÉRUSITE[Fr.] / CERUSSIT, BLEISPAT[Alm.] ile/değil/yerine/= SERUSİT


- SERVET ile/ve/değil/yerine İLİM

( Sen korursun. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE Seni korur. )


- SERVET ile/ve/değil/yerine/||/<>/< NİMET


- SERVET ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SERMAYE

( Hangi amaç ve/ya da bağlamda kullanılmasına bağlıdır. )


- SERVET[Ar.] ile/değil/yerine/hem de/||/<>/>< SERMAYE[Fars.]

( FORTUNA: Kader. | Servet. )

( WEALTH/FORTUNE vs. CAPITAL )

( ... mit VERMÖGEN )

( ... avec FORTUNE/BIENS )


- SERVET[Ar.] değil/yerine/= VARLIK


- CERIUM-140[İng.] ile/değil/yerine/= SERYUM-140


- CERIUM-142[İng.] / CÉRIUM 142[Fr.] / ZERIUM, CERIUM, CER, ZER, ZIERKER 142[Alm.] ile/değil/yerine/= SERYUM-142


- CERIUM-144[İng.] ile/değil/yerine/= SERYUM-144


- FLUORURE CÉRIUM[Fr.] / ZERFAUORID[Alm.] ile/değil/yerine/= SERYUM FLORÜR


- CERIUM FLUORIDE[İng.] ile/değil/yerine/= SERYUM(III) FLORÜR


- SERZENİŞ[Fars.] ile/değil/yerine/>< SİTÂYİŞ[Fars.]

( Yakınma. @@ Övme. )


- SOUND FLUX[İng.] / FLUX SONORE[Fr.] / SCHALLFLUSS[Alm.] ile/değil/yerine/= SES AKISI


- TAHT-ES SADÂ[Osm.] / SUBSONIC[İng.] / SUBSONIQUE[Fr.] / INFRASCHALL, UNTERSCHALL[Alm.] ile/değil/yerine/= SES ALTI


- SEVİYE-İ TAZYÎK-İ SAVT[Osm.] / SOUND PRESSURE LEVEL[İng.] / NIVEAU DE PRESSION ACOUSTIQUE[Fr.] / SCHALLDRUCKPEGEL[Alm.] ile/değil/yerine/= SES BASINCI DÜZEYİ


- SOUND PRESSURE[İng.] / PRESSION SONORE[Fr.] / SCHALLDRUCK[Alm.] ile/değil/yerine/= SES BASINCI


- SES DUVARINI AŞAN İLK NESNE:
UÇAK değil KIRBAÇ

( 7 bin yıl önce, Çin'de icat edilmiştir. Kırbaç "şaklaması"nın, mini bir ses duvarı patlaması olduğunun anlaşılması ancak 1927'de yüksek hızda fotoğrafçılığıyla sağlandı. )


- SCHALLPEGELMESSER[Alm.] ile/değil/yerine/= SES DÜZEYİ ÖLÇER


- SOUND ENERGY[İng.] / ÉNERGIE SONORE[Fr.] / SCHALLENERGIE[Alm.] ile/değil/yerine/= SES ENERJİSİ


- AUDIOFREQUENCY CHOKE[İng.] / BOBINE DE L'AUDIOFRÉQUENCE[Fr.] / TONFREQUENZ-DROSSEL[Alm.] ile/değil/yerine/= SES FREKANSI BOBİNİ


- AUDIOFREQUENCY OSCILLATOR[İng.] / OSCILLATEUR BASSE FRÉQUENCE[Fr.] / TONFREQUENZ-OSZILLATOR[Alm.] ile/değil/yerine/= SES FREKANSI ÜRETECİ


- AUDIOAMPLIFIER[İng.] / AUDIOAMPLIFICATEUR[Fr.] / TONFREQUENZ-VERSTÄRKER[Alm.] ile/değil/yerine/= SES FREKANSI YÜKSELTECİ


- AUDIOFREQUENCY[İng.] / AUDIOFRÉQUENCE[Fr.] / AUDIOFREQUENZ, SCHALLFREQUENZ, TONFREQUENZ[Alm.] ile/değil/yerine/= SES FREKANSI


- SOUNDPROOF CHAMBER[İng.] / CHAMBRE DE L'INSONORISÉ[Fr.] ile/değil/yerine/= SES GEÇİRMEZ ODA


- SOUND VELOCITY[İng.] / VITESSE DU SON[Fr.] / SCHALLGESCHWINDIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= SES HIZI


- SADÂ, SAVT[Osm.] / SOUND[İng.] / SON[Fr.] / LAUT, SCHALL[Alm.] ile/değil/yerine/= SES, ÖZ


- ŞİDDET-İ SADÂ[Osm.] / INTENSITÉ DU SON[Fr.] ile/değil/yerine/= SES ŞİDDETİ


- SOUND ABSORPTION COEFFICIENT[İng.] / COEFFICIENT DE L'ABSORPTION SONORE[Fr.] / SCHALLABSORPTIONSKOEFFIZIENT[Alm.] ile/değil/yerine/= SES SOĞURMA KATSAYISI


- SUPERSONIC[İng.] / SUPERSONIQUE[Fr.] / ÜBERSCHALL[Alm.] ile/değil/yerine/= SES ÜSTÜ


- ÂHENG-İ SADÂ, ÂHENG-İ SAVT[Osm.] / SOUND CONSONANCE[İng.] ile/değil/yerine/= SES UYUMU


- SOUND INTENSITY[İng.] / LAUTSTÄRKE, SCHALLINTENSITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= SES YEĞİNLİĞİ


- SES ile/ve/değil/||/<>/>/< "ES"[< S][ARA (VERMEK)]


- SES ile/ve/değil/yerine/||/<>/> SELEN / ÇATI

( BÂKÎ KALAN BU GÖK KUBBEDE
HOŞ BİR SADÂ İMİŞ )

( SADÂ: Kişinin özü. )

( Evrendeki herhangi bir ses. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/> İnsan sesi. )

( sesOL.org )

( SES[Fars.] ile TÂLÂC[Fars.] / SEDÂ/SADÂ[Ar.] )

( SOUND vs. VOICE )


- SES ile/ve/<>/değil SES DALGALARI

( İnsanda[zihinde]. İLE/VE/<>/DEĞİL Doğada. )


- SES ile/ve/değil/yerine SESSİZLİK(SÜKÛNET)

( Sessizlik, baş etmendir. )

( Sessizlikle Bilgelik, Davranışlarla Krallık. )

( Sessizlik ve sükûn - öte yol budur. )

( Sessizlikten başka hiçbir belirli düşünce, zihnin doğal hali olamaz. )

( Sessizliğe ulaştığınızda, herşey doğal biçimde, sizin tarafınızdan bir girişim olmaksızın kendiliğinden oluşacaktır. )

( Aklın, davranışlardaki en açık belirtisi sükûnet ile zarâfettir. )

( Sessizlik ve sükûnet içinde, gelişirsiniz. )

( Sükûnet ve sessizlik içinde, büyürsünüz. )

( Size yardım edecek olan, sessizliktir. )

( Sükûnet ve sessizlik içinde "Ben" kabuğu erir ve iç ile dış bir olur. )

( Umudunuz, zihninizde sessiz ve gönlünüzde sakin kalmakta yatar. )

( Öteye varabilmek için sessizliğe râzı olmalısınız. )

( Tüm gereksinimim(iz), SESSİZLİK. )

( Kendinize tam bir sessizlik içinde bakın, kendinizi tanımlamayın/tarif etmeyin. )

( Sessiz ve sakin kalın. )

( Gerçeğe varmış olan kişiler çok sessizlerdir. )

( İlim, hâle inkılâp edince ses çıkmaz. )

( Sadece aslî olanda sükûn ve huzur vardır. )

( Sessizlik bir kez idrak edildiğinde, o, değişebilir olanı derin biçimde etkiler, kendi etkilenmeden kalarak. )

( Sessizlik hakkındaki tüm konuşmalar, gürültüden ibarettir. )

( YAZIT

Gürültü patırtının ortasında sükûnetle dolaş; sessizliğin içinde, huzur bulunduğunu unutma! Başka türlü davranmak, açıkça gerekmedikçe, herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık, unutmak olsun. Bağışla ve unut! Fakat kimseye teslim olma! İçten ol; telâşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü, dünyada, herkesin bir öyküsü vardır.

Yalnız planlarının değil başarılarının da tadını çıkarmaya çalış. İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; yaşamdaki dayanağın odur. Seveceğin bir iş seçersen, yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın. İşini öyle seveceksin ki, başarıların, gövdeni ve yüreğini güçlendirirken, verdiklerinle de yepyeni yaşamlar başlatmış olacaksın.

Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene, önerilerde bulun fakat hükmetme. Kişileri yargılarsan, onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki, insanlığın, yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.

Aşka burun kıvırma sakın; o, çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye uygun bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma gereksinimi olduğunu unutma.

Kaybetmeyi, ahlâksız kazanca yeğle. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azâbı, yaşam boyu sürer. Bazı idealler, o kadar değerlidir ki, o yolda yenilmen bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın en büyük miras, dürüstlüktür.

Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin, yapabileceklerini engellemesine izin verme.

Rüzgârın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini, rüzgâra göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil gemiyi, limana getirip getiremediğinle ilgilenir. Ara sıra isyana yönelecek olsan da anımsa ki, evreni yargılamak olanaksızdır. Ondan dolayı, kavgalarını sürdürürken bile kendinle barış içinde ol.

Anımsar mısın doğduğun zamanları: Sen ağlarken, herkes, sevinçle gülüşüyordu. Öyle bir yaşam geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse. :) Sabırlı, sevecen, erdemli ol. Önünde sonunda, tüm servetin, sensin. Görmeye çalış ki, tüm pisliğine ve kalleşliğine karşın, dünya, yine de kişinin biricik güzel mekânıdır.

Eski Bir Tapınak Yazıtı (Xsenius İ.Ö. IX. yy.) )

( HÂMÛŞÂN[Fars.]: Sessizler, susmuşlar. | Mevlevî mezarlıkları. )

( SAVT ile/ve/değil/yerine SAMT )

( [not] SOUND vs./and/but QUITENESS
QUITENESS instead of SOUND
Silence is the main factor.
Wisdom in Silence, Kingdom in Behaviour.
Silence and peace - this is the way beyond.
In peace and silence, you grow.
In peace and silence the skin of the 'I' dissolves and the inner and the outer become one.
What helps is silence.
No particular thought can be mind's natural state, only silence.
Your hope lies in keeping silent in your mind and quiet in your heart.
To go beyond, you must consent to silence.
ALL I/WE NEED IS SILENCE!
Look at yourself in total silence, do not describe yourself.
Keep quiet.
Realised people are very quiet.
There is peace only in the essential.
Once you are quiet, things will begin to happen spontaneously and quite naturally without any interference on your part.
All talk about silence is mere noise. )

( SABDA ile/ve/değil/yerine ... )


- SESAMOID[İng.] değil/yerine/= SESAMOİT

( Tendonların içinde gelişmiş ve diğer kemiklerle bağlantısı olmayan kemik.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- PHONETICS[İng.] ile/değil/yerine/= SESBİLGİSİ


- SESİ YÜKSEK OLMAK/OLAN ile/değil SÖZÜ YÜKSEK OLMAK/OLAN


- SESİL/SESSILE[İng.] değil/yerine/= SAPSIZ


- SESIL[İng.] değil/yerine/= SESİL

( Bir gövde, sap, pedisel vb. yapılar olmaksızın doğrudan bir yere oturma, aktif olarak yer değiştirememe. Süngerler sesil hayvanlardır.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- SESİMİZİ YÜKSELTMEK ile/değil/yerine/>< SÖZÜMÜZÜ YÜKSELTMEK


- YÜKSELTMEK:
SESİNİ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SÖZÜNÜ


- SESİZLİK" değil SESSİZLİK


- SESQUI-[İng.] ile/değil/yerine/= SESKİ-


- SESQUICARBONATE[İng.] ile/değil/yerine/= SESKİKARBONAT


- SESQUICHLORIDE[İng.] ile/değil/yerine/= SESKİKLORÜR


- SESQUIOXIDE[İng.] ile/değil/yerine/= SESKİOKSİT


- SESQUITERPENER[İng.] ile/değil/yerine/= SESKİTERPENLER


- SESLİ-SESSİZ değil/yerine/= ÜNLÜ-ÜNSÜZ


- SONOMETER[İng.] / SONOMÈTRE[Fr.] ile/değil/yerine/= SESÖLÇER


- ŞEŞPER[Fars.] değil/yerine/= TOPUZ

( Savaş araçlarından, altı dilimli topuz. İLE ... )


- SETILOSE[İng.] ile/değil/yerine/= SETİLOZ


- SETİR[Ar. < SETR] değil/yerine/= ÖRTME, GİZLEME


- SETLİÇ[Çekoslavakya'da, Sedlitz köyünün adından] değil/yerine/= MADENSUYU | LİMONATA

( İç sürdürücü bir madensuyu. | Karbonat katılarak köpürtülmüş limonata. )


- SEVAP/"SEVABIYLA" ile/ve/değil SAVAB(DOĞRU)/SAVABIYLA(DOĞRUSUYLA)


- SEVAP ile/değil SAVAB


- SEVDİĞİMİZ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SEVEBİLECEĞİMİZ


- SEVDİĞİN ile/değil/yerine GÜVENDİĞİN


- SEVDİĞİNİ:
"SÖYLEYEN" ile/ve/değil/||/<>/> GÖSTEREN


- SEVDİKLERİMİZ VE VEFÂT EDENLER İÇİN:
AĞLAMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ANLAMAK


- SEVDİM değil SEVDİRİLDİ


- SEVGİ:/=/<
"ANTLAŞMAK" değil/yerine NEDENSİZ DE

( Sevgi, antlaşmak değildir,
Nedensiz de sevilir.
Bazen küçük bir an için
Ömür bile verilir. )


- SEVGİ BAĞLARININ:
BOZULMASI ile/ve/değil/yerine/||/<>/>< KURULMASI

( bkz. John Bowlby )


- [SEVGİ] DAHA ÇOK ile/değil AYRI (AYRI)


- SEVGİ:
"İNANMA" değil EDİM


- SEVGİ/İRFAN:
[KUSURLARI/HATALARI ...]
YOK EDEN değil KABUL EDEN


- SEVGİ-SAYGI ile/ve/değil/||/<>/< SAYGI-SEVGİ

( LOVE-RESPECT vs./and RESPECT-LOVE )