Değil (... değil ...) bağlaçlı FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 33.734 başlık/FaRk ile birlikte,
33.734 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(105/136)
- RUDİMENTER/RUDIMENTARY[İng.] değil/yerine/= ARTIK | GELİŞMEMIŞ, GÜDÜK
- RUH:
"BİLİNEMEYEN" ile/ve/değil/||/<>/< GÖRÜNEMEYEN
- RUH/RÜZGÂR ile/yerine/değil NEFS
( RUH/GEIST: Bütünlüğün ilkesi. | Görünmeyenin, etkisi üzerinden bilinmesi. )
- RUH" değil ÖZBİLİNÇ
- RUHBAN/RAHBAN ile/değil/yerine RUHANÎ
( Egemenlik için uğraşırlar. İLE/DEĞİL/YERİNE Hizmete yöneliklerdir. )
- RUHBAN/LIK ile/ve/değil/yerine RUHÂNÎ/LİK
- RUHSAL/LIK" değil/yerine ANLAM/LI/LIK
- RUHSAT[Ar.] değil/yerine/= YETKİLİK
- RUJ[Fr.] değil/yerine/= DUDAK BOYASI
- RULMAN/ROULEMENT[İng.] değil/yerine/= YUVARLANMA
- RUMCA ile/değil OĞUZCA
- RUMINASYON/RUMINATION[İng.] değil/yerine/= GEVİŞ GETİRME | DÜŞÜNÜP DURMA
- RUNGE-KUTTA METHOD[İng.] değil/yerine/= RUNGE-KUTTA METODU
( Diferansiyel denklemlerin sayısal çözümü için kullanılan, adım adım ilerleyerek çözüme ulaşan yöntem. Adını, bu yöntemi geliştiren Alman matematikçiler Carl Runge ve Martin Kutta'dan alır. Bu yöntem, özellikle doğruluk ve hesaplama verimliliği açısından yaygın olarak tercih edilen dördüncü derecedeki versiyonuyla bilinir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- RUPELIAN EPOCH[İng.] değil/yerine/= RUPELYAN EPOKU
( Günümüzden 33.900.000 ile 28.400.000 yıl öncesi arasını kapsayan jeolojik zaman dilimidir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- RÜPTÜR/RUPTURE[İng.] değil/yerine/= YIRTILMA
- RUS ELMASLARI/ALTINLARI değil YAKUTİSTAN ELMASLARI/ALTINLARI
( "Rus" elmaslarının %99'u, altınlarının %20'si, Yakutistan'dan çıkarılır. )
- RUS ile/değil ÇUVAŞ
( ... İLE/DEĞİL Rusya'da, Volga ırmağı kıyısında yaşayan, Türk halklarından olan kişi. | Çuvaşlara özgü olan. )
- RUŞEYM/SÜVEYDÂ[Ar.]/ALBUMEN[Fr.] değil/yerine/= BESİÖRÜ/OĞULCUK
( Tohumun içindeki dölütü çevreleyen ve gelişinceye kadar beslenmesini sağlayan doku. )
- RÜŞT değil/yerine/= ERGİNLİK
- RUSTAİ[Fars.] değil/yerine/= KÖYLÜ
- RÜSTİK[Fr. < Lat.] değil/yerine/= KÖY EVİ
( Köy evi ya da köy görünüşü veren. )
- RÜSUP değil/yerine/= ÇÖKEL/ÇÖKELTİ/TOPUT/TORTU
- RÜSUP[Ar.] değil/yerine/= TORTU/TOPUT/SÜZÜNTÜ/ÇÖKELTİ
- RÜŞVET[Ar.] değil/yerine/= ORUNÇ/URUNÇ, ETTİREÇ
- RUSSIUM[Alm.] ile/değil/yerine/= RUSYA
- RUSSIUM[İng.] ile/değil/yerine/= RUSYUM
- RUTHENATE[İng.] / RUTHENAT[Alm.] ile/değil/yerine/= RUTENAT
- RUTHENIC[İng.] ile/değil/yerine/= RUTENİK
- RUTHENIOUS, RUTHENOUS[İng.] ile/değil/yerine/= RUTENÖZ
- RUTHENIUM[İng.] / RUTHÉNIUM[Fr.] / RUTHENIUM[Alm.] ile/değil/yerine/= RUTENYUM
- RUTHERFORD'S ATOM MODEL[İng.] / MODÈLE D'ATOME DE RUTHERFORD[Fr.] / RUTHERFORDSCHES ATOMMODELL[Alm.] ile/değil/yerine/= RUTHERFORD ATOM ÖRNEKÇESİ/MODELİ
- RUTHERFORD BACKSCATTERING SPECTROMETER[İng.] / SPECTROMÈTRE DE RÉTRODIFFUSION RUTHERFORD[Fr.] / RUTHERFORD-RÜCKSTREUSPEKTROMETER[Alm.] ile/değil/yerine/= RUTHERFORD GERİ SAÇILMA TAYFÖLÇERİ/SPEKTROMETRESİ
- RUTHERFORD BACKSCATTERING[İng.] / RÉTRODIFFUSION DE RUTHERFORD[Fr.] / RUTHERFORD-RÜCKSTREUUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= RUTHERFORD GERİ SAÇILMASI
- RUTHERFORD SCATTERING EQUATION[İng.] / ÉQUATION DE LA DIFFUSION DE RUTHERFORD[Fr.] ile/değil/yerine/= RUTHERFORD SAÇILMA DENKLEMİ
- RUTHERFORDSCHE STREUFORMEL[Alm.] ile/değil/yerine/= RUTHERFORD SAÇILMA FORMÜLÜ
- RUTHERFORD[İng.] / RUTHERFORD[Fr.] / RUTHERFORD[Alm.] ile/değil/yerine/= RUTHERFORD
- RUTIC ACID[İng.] ile/değil/yerine/= RUTİK ASİT
- RUTILE[İng.] / RUTIL[Fr.] / RUTIL[Alm.] ile/değil/yerine/= RUTİL
- RUTİN[Fr./İng. < ROUTINE] değil/yerine/= SÜRENEK/SIRADAN/ALIŞILAGELMİŞ/ALIŞILAGELEN
- RUTUBET[Ar.]/NEM[Fars.] değil/yerine/= KALIKBUĞ/SUBUĞ/Çİ[dvnlgttrk]
- RÜYA değil/yerine/= DÜŞ
- RÜYÂ değil/yerine/= DÜŞ
- RÜYÂ ile/ve/değil MÂNÂ
- RÜYÂ ile/ve/değil SADIK RÜYÂ
- RÜYALARI:
BİLENE SORMAK ile/değil/yerine YAZMAK
- RÜYET değil/yerine/= GÖRÜLÜM
- RÜZGÂR ile/değil/yerine/>< YAĞMUR
( "Kapitalisttir". [Zayıf olanı yıkar.] İLE/DEĞİL/YERİNE/>< "Komünisttir". [Herkese eşit yağar.] )
- RÜZGÂR[Fars. :Çağ.] değil/yerine/= YEL
- MİKYÂS-İ RİYÂH[Osm.] ile/değil/yerine/= RÜZGÂRÖLÇER
- RUZNAME[Fars.] değil/yerine/= GÜNLÜK/GÜNCE
( Günlük olayların yazıldığı defter. | Gündem. | Olayların zaman sırasına göre yazılmış bulunduğu defter. )
- RVAD/RIGHT VENTRICULAR ASSIST DEVICE[İng.] değil/yerine/= SAĞ KARINCIK DESTEK AYGITI, SAĞ VENTRİKÜL DESTEK AYGITI
- RYDBERG ATOM[İng.] / ATOME DE RYDBERG[Fr.] / RYDBERG-ATOM[Alm.] ile/değil/yerine/= RYDBERG ATOMU
- RYDBERG TASHÎHİ[Osm.] / RYDBERG CORRECTION[İng.] / CORRECTION DE RYDBERG[Fr.] / RYDBERG-KORREKTUR[Alm.] ile/değil/yerine/= RYDBERG DÜZELTMESİ
- RYDBERG MASER[İng.] / MASER DE RYDBERG[Fr.] / RYDBERG-MASER[Alm.] ile/değil/yerine/= RYDBERG MAZERİ
- RYDBERG CONSTANT[İng.] / CONSTANTE DE RYDBERG[Fr.] / RYDBERG-KONSTANTE[Alm.] ile/değil/yerine/= RYDBERG SABİTİ
- RYDBERG SPECTRUM[İng.] / SPECTRE DE RYDBERG[Fr.] / RYDBERG-SPEKTRUM[Alm.] ile/değil/yerine/= RYDBERG TAYFI/SPEKTRUMU
- RYDBERG[İng.] / RYDBERG[Fr.] / RYDBERG[Alm.] ile/değil/yerine/= RYDBERG
- s. 42 değil 42. s.
- S PARAMETERS[İng.] / PARAMÈTRES S[Fr.] ile/değil/yerine/= S DEĞİŞTİRGELERİ
- S HARFİ:
"ES" değil SE
- S-MATRIX THEORY[İng.] / THÉORIE DE LA MATRICE S[Fr.] / S-MATRIX-THEORIE[Alm.] ile/değil/yerine/= S-MATRİS KURAMI
- s. op. s.[Lat. < SO OPUS SIT] değil/yerine/= GEREKTİĞİNDE, GEREK GÖRÜLÜRSE
- S-PARAMETER[Alm.] ile/değil/yerine/= S-PARAMETRELERİ
- ...SA ... ile/değil/yerine ...SA DA ...
- s.a.[Lat. < SECUNDUM ARTEM] değil/yerine/= SANATIN GEREKTİRDİĞİ BİÇİMDE, SANATINIZA GÖRE
- SAADET/BAHTİYARLIK değil/yerine/= MUTLULUK/KIVANÇ
- SAAT GEÇ OLDU/OLMUŞ" değil GEÇ OLDU/OLMUŞ
- CLOCKWISE[İng.] / DANS LE SENS DES AIGUILLES D'UNE MONTRE[Fr.] / IN DER RICHTUNG DES UHRZEIGERS, IM UHRZEIGERSINN[Alm.] ile/değil/yerine/= SAAT YÖNÜ
- SAAT değil/yerine/= ÖYEN/ÖYLÜK/ÖYBİL/SAYAÇ
- SAAT[Osm.] / HOUR[İng.] / HEURE[Fr.] / STUNDE[Alm.] ile/değil/yerine/= SAAT
- SAAT değil/yerine/= UÇUR, ATLAK
- COUNTER-CLOCKWISE[İng.] ile/değil/yerine/= SAATİN TERS YÖNÜ
- SAATLER OLSUN değil SIHHATLER OLSUN
- SABAH RÜZGÂRI değil SABÂ RÜZGÂRI
- SABAH değil/yerine/= ERTEN
- SABAHA KARŞI değil SABAHA DOĞRU
- SABAHÎ değil SABÂ MAKAMI
- SABAH/SABAHLEYİN/SABAH VAKTİ/HOROZ VAKTİ değil/yerine/= ERTEN/ERTENLEYİN/ERTEN ÇERLİĞİ/ÖTEÇ ÇERLİĞİ
- SABAHTAN/DEMİNDEN ...):
"... BELLİ" değil ... BERİ
- SABÎ[Ar.] değil/yerine/= ÇOCUK
( HENÜZ MEMEDEN KESİLMEMİŞ ERKEK ÇOCUK | ÜÇ YAŞINI TAMAMLAMAYAN ERKEK ÇOCUK )
- SABİM/HEALTH INFORMATION COMMUNICATION CENTER[İng.] değil/yerine/= SAĞLIK BİLGİ İLETİŞİM MERKEZİ
- SABIN[İng.] / SABIN[Fr.] / SABIN[Alm.] ile/değil/yerine/= SABİN
- SABIN değil SABUN
- SABIR:
"BEKLEME BECERİSİ" değil BEKLERKEN, DOĞRU DAVRANIŞ SERGİLEME
- SABIR DİLEMEK ile/ve/<>/değil/yerine ÂFİYET DİLEMEK
- SABIR ile/ve/<>/değil/yerine ÂFİYET
- SABIR ile/ve/değil/yerine BELÂ GELMEDEN ÖNCEKİ SABIR
- SABIR ile/ve/değil/<>/ne yazık ki ÇIKAR
- SABIRLI KİŞİLER:
GEMİLERİ YAKAN ile/ve/değil/||/<>/> LİMANLARI YAKAN
- KANÛN-İ ZEVÂYÂ-İ SÂBİTE[Osm.] / LAW OF CONSTANT ANGLES[İng.] / LOI DES ANGLES CONSTANTS[Fr.] ile/değil/yerine/= SABİT AÇILAR YASASI/KANUNU
- SABİT/CONSTANT değil/yerine/= DURGAN/DURAĞAN
- STATIC VOLTAGE CHARACTERISTIC[İng.] ile/değil/yerine/= SABİT GERİLİM KARAKTERİSTİĞİ
- ISOVOLUMIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= SABİT HACİMLİ
- CONSTANT ERROR[İng.] ile/değil/yerine/= SABİT HATA
- CONSTANT BOILING HCL[İng.] ile/değil/yerine/= SABİT KAYNAYAN HCL
- CONSTANT MASS[İng.] ile/değil/yerine/= SABİT KÜTLE
- BASE LOAD CONSUMPTION[İng.] / CONSOMMATION EN RUBAN[Fr.] / BANDVERBRAUCH[Alm.] ile/değil/yerine/= SABİT YÜK TÜKETİMİ
- SABİT ile/ve/<>/değil/yerine BELİRLİ
- SABİT ile/ve/değil HAREKET NOKTASI
( [not] FIXED vs./and/but MOTION POINT )
- SABİT ile/ve/değil/yerine/||/<> SÂDIK
( [not] CONSTANT/FIXED vs./and/but/||/<> TRUE/TRUTHFUL
TRUE/TRUTHFUL instead of CONSTANT/FIXED )
- SABİT ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SADIK
- SABİT[Ar.] değil/yerine/= TANITLI
- SABOTAJ[Fr. < SABOTAGE] değil/yerine/= BALTALAMA
- SABRETMEK ile/değil/yerine UZAKLAŞMAK
- SABRI OLMAYAN ile/ve/değil/yerine/>/<>/>< RÂZI OLAN
( İntizar eden. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/>/<>/>< Zevk eden. )
- SABUN ile/değil SABUNTAŞI
( ... İLE/DEĞİL Terzilerin, kumaşı işaretlemek için kullandıkları, yeşilimsi ya da beyaz renkli, sertliği 1° olan magnezyum silikat. )
- STEATITE, SOAPSTONE[İng.] ile/değil/yerine/= SABUNLAĞI
- SAPONIFICATION[İng.] / SAPONIFICATION[Fr.] / VERSEIFUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SABUNLAŞMA
- STÉATITE[Fr.] ile/değil/yerine/= SABUNTAŞI
- SAÇ/SAKAL/KIYAFET DÜZELTMEK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< HUY DÜZELTMEK
- SAÇ EKİMİNDE:
FUT ile/değil/yerine/> FUE
- SAÇ:
JÖLELİ ile/ve/değil/yerine ISLAK
- SAÇ RENGİ AÇMADA:
SOMBRE ile/değil/||/<> OMBRE
( En fazla 4 ton açık renk yeğlenebilir. İLE Saçın doğal tonundan 7 ton daha açık renkler yeğlenebilir.[Saçların doğal rengi fark etmeksizin çok farklı tonda uygulanabilmektedir.] )
- SAÇ ile/değil POSTİŞ[İt.]
( ... İLE/DEĞİL Kadınların, genellikle başlarının arkasına taktıkları ek saç. )
- SAÇ ile/değil SAC ile/değil SAÇ
( Baş derisini kaplayan kıllar. İLE Yassı demir çelik ürünü. | Bu nesneden yapılmış dışbükey pişirme aracı. | Sactan yapılmış olan. İLE Kuyrukluyıldız çekirdeğini saran, ışıklı gazyuvarı. )
- FRINGE DISTANCE[İng.] / INTERVALLE DE FRANGE[Fr.] / FRANSENABSTAND[Alm.] ile/değil/yerine/= SAÇAK ARALIĞI
- FRINGE WIDTH[İng.] / LARGEUR DE FRANGE[Fr.] / FRANSENBREITE[Alm.] ile/değil/yerine/= SAÇAK GENİŞLİĞİ
- FRINGE[İng.] / FRANGE[Fr.] ile/değil/yerine/= SAÇAK
- FRANSEN[Alm.] ile/değil/yerine/= SAÇAKLAR
- SAÇI KEL değil KAFASI KEL
- SAÇILIM ile/değil/yerine/>< AÇILIM
- SCATTERING ANGLE[İng.] / ANGLE DE LA DIFFUSION[Fr.] / STREUUNGSWINKEL[Alm.] ile/değil/yerine/= SAÇILMA AÇISI
- SCATTERING AMPLITUDE[İng.] / STREUUNGSAMPLITUDE[Alm.] ile/değil/yerine/= SAÇILMA GENLİĞİ
- SCATTERING COEFFICIENT[İng.] / STREUUNGSKOEFFIZIENT[Alm.] ile/değil/yerine/= SAÇILMA KATSAYISI
- SCATTERING MATRIX[İng.] / MATRICE DE DIFFUSION[Fr.] / STREUUNGSMATRIX[Alm.] ile/değil/yerine/= SAÇILMA MATRİSİ
- SCATTERING CROSS SECTION[İng.] / COUPE EFFICACE DE DIFFUSION[Fr.] / STREUQUERSCHNITT[Alm.] ile/değil/yerine/= SAÇILMA TESİR KESİTİ
- TENÂSÜR[Osm.] / SCATTERING[İng.] / STREUUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SAÇILMA
- SCATTERED RADIATION[İng.] / RAYONNEMENT DIFFUSÉ[Fr.] / STREUSTRAHLUNG, GESTREUENDE STRAHLUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SAÇILMIŞ IŞINIM/IŞIN
- SAÇLARIN BEYAZLAMASI:
YASTAN ile/değil/yerine YAŞTAN
- SAÇMA-SALAK değil SAÇMA-SAPAN
- [ne yazık ki]
SAÇMA ile/ve/değil/||/<> BAĞLANTISIZ
- SAÇMA ile/ve/değil/yerine YETERSİZ/LİK
- SAÇMAK" ile/değil/yerine/||/>< AÇIKLAMAK
- SAÇMAK ile/ve/değil DAĞITMAK
( [not] TO SCATTER vs./and/but TO DISTRIBUTE )
- SAÇMAK ile/ve/değil/||/<>/< SAVURMAK
- SAÇMALAMAK ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/< SAYGISIZLAŞMAK
- SAÇMA"LIK ile/ve/<>/değil/yerine ANLAŞILAMAZLIK
- SAÇMALIK" ile/ve/değil/yerine/<> ÇELİŞKİ
- SAÇMALIK ile/ve/değil/||/<>/> KISIR DÖNGÜ
- SAÇMA(LIK)LAR / SAFSATALAR ile/değil/yerine FaRkLaR
( Sözcükler: "SEN ..." / "SEN DE ..." ile başlatılan/saldırılan "tanımlar".
* Tanım/açıklama: Tartışmada, öteki kişinin söz ve hareketlerini, kendi görüşünü savunmada kanıt olarak kullanma. | "Bir savın doğruluğunun, savı geliştiren kişinin, kişiliği ile ilgisi olduğu" "savı". | Bir kişinin önerileri yerine, önerinin reddedilmesini sağlamak üzere, kişiye sövülerek yapılan saldırı.
Örnek: - "Senin müdür hakkında söylediklerini duydum. Nankör adam! Sen müdürün o kadar ekmeğini yedin!"
- "...yı şu yaptıysa doğrudur/yanlıştır."
- "...yı savunuyorsa ahlâksızın tekiymiş."
Lat./İng.: ARGUMENTUM AD HOMINEM
* Tanım/açıklama: Tepkisel indirgemecilik.
Örnek:
- ... sorununun bu hâle gelmesinin toplumsal, ekonomik, politik bir sürü nedeni var.
- "Terör örgütünü mü savunuyorsun bana?!..."
İng.: STRAW MAN
Sözcük: "ONA BAKARSAN ..." ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Ortak özellik gösteren iki önermenin birbiriyle aynı olması ya da birbirine çok benzemesi gerektiği" "savı". ZAYIF BENZETME
Örnek: "Osmanlı İmparatorluğu da tıpkı Roma İmparatorluğu gibi parçalanmıştır."
İng.: WEAK ANALOGY
Sözcük: "HERKES ..." ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Çoğunluğun benimsediğinin doğru olduğu" "savı".
Örnek: " 'Herkes' ona oy verdiğine göre yaptıkları da doğrudur."
Lat.: ARGUMENTUM AD POPULUM
Sözcük: "DEMEK Kİ ..." ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Zaman içinde, önce gerçekleşen bir olgunun, onu izleyen başka bir olgunun nedeni olması gerektiği" "savı".
Örnek: "Güneş tutulmasından sonra deprem oldu. Demek ki depremin nedeni güneş tutulmasıdır."
Lat.: POST HOC ERGO PROPTER HOC
Sözcükler: "DEMEK Kİ ..." / "SONUÇTA ..." / "TEMELDE ..." ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Tersi kanıtlanamayanın doğru olduğu" "savı".
Örnek: "UFO'ların dünyayı ziyaret etmediği yolunda hiçbir kanıt yoktur. Demek ki ediyorlar."
Lat.: ARGUMENTUM AD IGNORANTIAM
Sözcükler: "DEMEK Kİ ..." / "ZATEN ..." ile başlayan "tanımlar".
* Tanım/açıklama: "Bağlantı, ilişki ya da ortak özelliklerin, mutlaka neden-sonuç ilişkisi içinde olduğu" "savı".
Örnek: "Genç kızlar, çok çikolata yiyor. Genç kızlarda sivilce çok görülüyor. Demek ki, sivilcenin nedeni çikolatadır."
Lat.: CUM HOC ERGO PROPTER HOC
* Tanım/açıklama: "Geleneksel olanın doğru olduğu" "savı".
Örnek 1: "...'yı öldürmemiz gerekiyor. Çünkü töre böyle."
Örnek 2: "Bunca yıldır böyle yapılıyor. Demek ki doğrudur."
Lat.: ARGUMENTUM AD TRADITIO / ANTIQUITATEM
* Tanım/açıklama: "Bir tartışmanın taraflarından birinin sessiz kalmasının, sessiz kalan tarafın tartışılan konuda bilgisi olmadığını, haksız olduğunu ya da yanıldığını kabullenmesi anlamına geldiği" "savı".
Örnek: "Sükût, ikrardan gelir! Türk atasözü."
Örnek:
- Sanık, sorguda susma hakkını kullanmıştır!
- "Suçsuzsa neden sussun ki?! Kalkıp açık açık, 'Ben suçsuzum!' derdi suçlu olmasaydı!"
Lat.: ARGUMENTUM EX SILENTIO
Sözcükler: "DEMEK Kİ ..." / "BELKİ DE ..." ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Sorunun ardında yatan varsayımların doğru olduğu" "savı". YÜKLÜ SORU
Örnek:
- Uyuşturucu kullanmaktan ne zaman vazgeçtin?
- Vazgeçmedim!
- Demek ki hâlâ kullanıyorsun?!...
- Hayır, hiç kullanmadım!
- "Ama vazgeçmediğini itiraf ettin!"
İng.: LOADED QUESTION
Sözcükler: "TEMELDE ..." / "HİÇ" / "HEP" ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: Döngüsel nedensellik. Kendi kendini "kanıtlayan" önerme.
Örnek: "O, tembeldir. Çünkü çalışmayı hiç sevmez."
Örnek: "Yalancı değilim. O nedenle, tüm söylediklerim doğrudur."
Örnek: "Sudan hafif maddeler yüzerler. Çünkü batmazlar."
Lat.: PETITIO PRINCIPII
İng.: BEGGING THE QUESTION
Sözcükler: "NASILSA ..." ile başlayan "tanımlar".
* Tanım/açıklama: "Ünlülerin/güçlülerin/zenginlerin söylediklerinin doğru ya da yoksulların söylediklerinin yanlış olduğu" "savı".
Örnek 1: "... bunu söylüyorsa doğrudur."
Örnek 2: "O beş parasızın teki! Söylediklerine kim inanır!?..."
Lat.: ARGUMENTUM AD CRUMENAM
* Tanım/açıklama: "Yoksulların söylediklerinin doğru ya da zenginlerin söylediklerinin yanlış olduğu" "savı".
Örnek: "Adamın beş parası yok ki çapkınlık yapabilsin!"
Örnek: "Adamın milyonları var. Güya eşini hiç aldatmamış!"
Lat.: ARGUMENTUM AD LAZARUM
* Tanım/açıklama: "Acınacak durumda olmanın ya da çaresizliğin, söylenilen ya da yapılanların yanlışlığına ağır bastığı" "savı".
Örnek: "Adam ayakta duramayacak denli yaşlı ve hasta. Bence geçmişte yaptıklarından sorumlu tutulmasına artık gerek kalmamalı."
Lat.: ARGUMENTUM AD MISERICORIDIAM
Sözcükler: "İLLE DE" / "TEMELDE ..." ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Yalnızca iki seçeneğin var olduğu savı." YANLIŞ İKİLEM.
Örnek: "Ya çözümün bir parçasısındır ya da sorunun!"
İng.: BIFURCATION
Sözcükler: "ELİMDE DEĞİL ..." / "NE BİLEYİM ..." sözlerinin eklendiği "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Güç"/"zayıflık" kullanımı.
Örnek: "Ders kitaplarında yazılanlar doğrudur. Eğer yanlış dersem öğretmen beni sınıfta bırakır."
Lat.: ARGUMENTUM AD BACULUM
Az kullanılması gerekenleri ve kullanırken çok dikkat edilecekleri bil de KONUŞ!!! )
( http://www.nku.edu/~garns/165/ppt3_2.html
http://courses.washington.edu/spcmu/334/fallacies.html )
( Safsata Türleri )
( [not] FALLACY vs./but DiFfeReNCeS
DiFfeReNCeS instead of FALLACY )
( KIYÂS-I BÂTIL ile/değil/yerine FURKAN )
( SAFSATA ile/değil FURKAN )
- ŞÂD[Fars.] değil/yerine/= NEŞELİ, SEVİNÇLİ
- SADAKA DAĞITMAK ile/ve/||/değil/yerine/< HAKSIZLIKLARI ORTADAN KALDIRMAK
- SADAKA değil/yerine/= ELÇIKI
- SADÂKAT ile/değil/yerine/>< DEĞİM/LİYÂKAT
( [İşinin ehli ...] Olmayanın "dayandığı". İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Olanın güvendiği. )
- SADÂKAT ile/değil/yerine SAF BAKIŞ
- SADAKAYI:
SAKAT DİLENCİYE VERMEK ile/ve/değil/||/<>/< YOKSUL FİLOZOFA VER(E)MEMEK
( Bir gün, kötürüm ya da kör olmaktan korktuklarından, "gözünden/gördüklerinden akıllı" olmalarından dolayı. İLE Gün gelip de, felsefenin içinde olacaklarını düşünememekten dolayı. )
- SÂDE[Fars.]/SÂF[Ar.] değil/yerine/= ARI/YALIN
- SADE ile/ve/değil/yerine/||/<> SADECE
- SADECE KENDİ DENEYİMİNİ "YEĞLEMEK" ile/ve/değil/yerine/||/<>/>< ÖTEKİNE (DE) İNANMAK
( Bazıları, gökyüzünde 300 trilyon yıldız olduğunu söylerseniz inanır/kabul eder ama "Şu masa, boyalı!" derseniz gidip önce bir eller.
Sen söylersin, dinlemez; doktor söyler, anında yapar.
"Köleleştirirsin", aldırmaz; "köle" dersin, "kaldırmaz". )
- SADECE O MU? ile/ve/değil O MU SADECE?
- SADECE ..., SADECE ..., SADECE ... (DEĞİL) değil/yerine/= TEK BİR ŞEY (DEĞİL)
- SADECE ile/ve/değil BAŞLI BAŞINA
- SADECE ile/ve/değil/yerine ÖNCELİKLE
( [not] ONLY vs./and/but BEFORE ALL
ALWAYS/FOREVER instead of ONLY )
- SADECE ile/ve/değil ÖZELLİKLE
( ... ile/ve/değil Bİ-L-HÂSSA )
( [not] ONLY vs./and/but ESPECIALLY )
- SADED[Ar.] değil/yerine/= ASIL
( Asıl konu. | Yakınlık, civar. | Düşünce, niyet, kasıt; girişim/teşebbüs. )
- SADEDE GELMEK değil/yerine/= KONUYA DÖNMEK
- SADRAZAM TORUNU değil SADRAZAM'IN SOL TAŞAĞI
- PURE VISCOSITY[İng.] / VISCOSITÉ PURE[Fr.] ile/değil/yerine/= SAF AĞDALILIK
- PURE GERMANIUM DETECTOR[İng.] / DÉTECTEUR AU GERMANIUM PUR[Fr.] / REINSTGERMANIUMDETEKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= SAF GERMANYUM DEDEKTÖRÜ
- SAF[Osm.] ile/değil/yerine/= SAF
- SAF ile/ve/değil/||/<> SAFA YATAN
- SAF ... değil SALT ...
- ŞAFAK[Ar. < ŞEFAK] değil/yerine/= TAN
( Güneş doğmadan az önce beliren aydınlık. )
- SAFHA[Ar.]/MERHALE[Ar. < RİHLET]/FAZ[Fr. < Yun.] değil/yerine/= EVRE/AŞAMA
( Bir olayda, birbiri ardınca görülen ve/ya da beliren, gelişen değişik durumların her biri. | Menzil, konak, aşama. | İki menzil, konak arası. | Bir günlük yol. )
- SAFHA ile/değil/yerine AŞAMA
- SAFİR değil/yerine/= GÖKÇETAŞ
- SAFİR değil/yerine GÖKYAKUT
( Mavi renkli, değerli bir korindon türü. )
- SAPPHIRE[İng.] / SAPHIR[Alm.] ile/değil/yerine/= SAFİR
- SAFLAŞMA ile/ve/değil/yerine/<> YALINLAŞMA
- GRADE[İng.] ile/değil/yerine/= SAFLIK DERECESİ
- SAF/LIK ile/ve/değil İYİ HUYLU/LUK
( EUETHEIU ile/ve/değil ... )
- SAF/LIK ile/ve/değil İYİ NİYETLİ/LİK
- PURITY[İng.] / REINHEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= SAFLIK
- SAFLIK" ile/ve/değil/yerine/||/<> TESLİMİYET
- SAFFLORITE[İng.] ile/değil/yerine/= SAFLORİT
- BILE ACIDS[İng.] / ACIDE BILIAIRE[Fr.] / GALLENSÄUREN[Alm.] ile/değil/yerine/= SAFRA ASİTLERİ
- BILE PIGMENT[İng.] / PIGMENT BILIAIRE[Fr.] / GALL FARBSTOFF[Alm.] ile/değil/yerine/= SAFRA BOYARNESNESİ
- BILE SALTS[İng.] / SEL BILIAIRE[Fr.] / GALLEN SALZ[Alm.] ile/değil/yerine/= SAFRA TUZLARI
- SAĞ/SOL BEYİN değil SAĞ/SOL YARIMKÜRE
- RIGHT-HAND RULE[İng.] / RÈGLE DE LA MAIN DROITE[Fr.] / DREIFINGERREGEL (RECHTE HAND), RECHTGÄNGIGE REGEL[Alm.] ile/değil/yerine/= SAĞ EL KURALI
- RIGHT-HAND POLARIZATION[İng.] / POLARISATION DROITE[Fr.] ile/değil/yerine/= SAĞ EL KUTUPLANMASI
- RIGHT-HAND HELICITY[İng.] / HÉLICITÉ DROITE[Fr.] / RECHTER HELICITY[Alm.] ile/değil/yerine/= SAĞ EL SARMALLIĞI
- RECHTGÄNGIGE POLARISATION[Alm.] ile/değil/yerine/= SAĞ ELLİ KUTUPLANMA
- RECHTGÄNGIGE SPIRALE[Alm.] ile/değil/yerine/= SAĞ ELLİ SARMAL
- SAĞ SALİM değil/yerine/= SAĞ SAĞLAM/SAĞ ESEN/ESENLİKLE
- SAĞALTIM AMAÇLI ile/ve/değil/||/<>/> GELİŞ(TİR)ME AMAÇLI
- SAĞALTIM/PSİKOTERAPİ ile/değil/yerine SOHBET
( Çağrışımsal. İLE/DEĞİL/YERİNE Sanatsal. )
- SAĞALTIM ile/ve/değil/||/<>/< DAYANIŞMA
- SAĞALTIM/TERAPİ ÜCRETİNDE İNDİRİM:
DİNAMİK/ANALİTİK ile/değil BİLİŞSEL/DAVRANIŞSAL
( Olmaz! İLE (belki/bazen) Olabilir. )
( Bütçesi uygun olmayanlar, indirim istemez fakat ve ne yazık ki özellikle bütçesi/gelir seviyesi uygun/yüksek olanlar, indirim isterler. )
- SAĞAR ile/değil SAĞIR
( Sağma işlemi yapan. İLE/DEĞİL Duymayan/işitmeyen kişi. )
- SAĞDAN, SOLA DOĞRU ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< SAĞDAN, KALBE DOĞRU
- SAĞDIK ile/değil SADIK
- SAĞÎR/SAGİR[Ar.] ile/değil/||/<>/> SAĞIR[Ar.]
( Küçük, ufak. | Ergenlik çağına gelmemiş, bülûğa ermemiş, velî ya da vasîye muhtaç çocuk. | Ayırt edemeyen. | Zelil ve aşağılık kişi. İLE/DEĞİL/||/<>/> Duymayan. )
- SAGİTAL EKSEN/SAGITTAL AXIS[İng.] değil/yerine/= ÖN-ARKA EKSEN
- SAĞLAMAK ile/değil KURMAK
- SAĞLAMAK ile/ve/değil SUNMAK
- SAĞLIK ENFORMASYON SİSTEMLERİ/HEALTHCARE INFORMATION SYSTEMS[İng.] değil/yerine/= SAĞLIK BİLİŞİM DÜZENİ (BİLİM DALI)
- HEALTH PHYSICS[İng.] / PHYSIQUE SANITAIRE[Fr.] / GESUNDHEITSPYSIK, STRAHLENSCHUTZPHYSIK[Alm.] ile/değil/yerine/= SAĞLIK FİZİĞİ
- SAĞLIK:
"HİZMET" ile/ve/değil/||/<>/< HAK
- SAĞLIKLI/SAĞLIKSIZ ... değil/yerine ORANTILI/ORANTISIZ ...
- SAĞLIKLI" ile/ve/değil/||/<> YETERLİ
- SAĞYA değil SAĞA
- ŞAH MAT değil/yerine/= HAN DÜŞER
- SAH/SAK SUBARAKNOİT HEMORAJİ/SUBARACHNOID HEMORRHAGE[İng.] değil/yerine/= SUBARAKNOİT KANAMA
- ŞAH değil/yerine/></< AH
( Mazlumun "AH"ı; indirir, "ŞAH"ı. )
- SAH[Ar.] ile/değil/yerine İMLEÇ
( Bir şeyin doğru olduğunu belirtmek için yapılan im. )
- SAHA IONIZATION[İng.] / IONISATION DE SAHA[Fr.] / SAHA-IONISATION[Alm.] ile/değil/yerine/= SAHA İYONLAŞMASI
- SAHA değil SÂHA
- ŞAHAB/ŞİHÂB[Ar.]/METEOR(İT) değil/yerine/= GÖKTAŞI
( Havayuvarı içinde oluşan sıcaklık değişmeleri, yel, yıldırım, yağmur, dolu gibi olaylara verilen ad. | Akanyıldız. )
- SAHAN[Ar.] değil/yerine/= TENCERE
- ŞAHANE değil/yerine/= ÇOK GÜZEL, EŞSİZ, GÖRKEMLİ
- SAHANLIK değil/yerine/= DÜZLÜK/DÜZALAN
- ŞAHAP[Ar. < ŞİHÂB] değil/yerine/= AĞMA/AKAN YILDIZ
- SAHÂVET[Ar.] değil/yerine/= EL AÇIKLIĞI
( CÖMERTLİK, EL AÇIKLIĞI )
- ŞAHESER[Ar.] değil/yerine/= BAŞYAPIT
- SAHİBİ OLMAK ile/değil/yerine PARÇASI OLMAK
- SAHİBİ değil EMÂNETÇİSİ
- SAHİBİNDEN değil EMÂNETÇİSİNDEN
- SAHİBİSİ" değil SAHİBİ
- SAHİFE[Ar.] değil/yerine/= YAPRAK
- SAHİH[Ar.]["SAİH" değil!] değil/yerine/= DOĞRU
- SAHİL "KENARI" değil SAHİL
- SAHİL ile/ve/değil EŞİK
- SAHİL[Ar.] değil/yerine/= KIYI/YAKA/YALI
- ŞAHİN ile/değil BAYSUNGUR
( ... İLE/DEĞİL Şahin cinsinden, yırtıcı bir kuş. )
- SAHIN/SAHN[Ar.] değil/yerine/= NAMAZ KILMA YERİ
- SAHİP ÇIKMAK ile/ve/değil PAYLAŞAMAMAK
- SAHİP/MÂLİK[Ar.] değil/yerine/= İYE
- SAHİP OLMA ile/ve/değil SAHİP OLDUĞUNU SÜREKLİ KILMAK
- SAHİP OLMAK ile AİT OLMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BİRLİKTE VE BÜTÜN OLMAK
- SAHİP OLMAK ile/değil KENDİNDE VAR (OLDUĞUNU BİLMEK/ANIMSAMAK)
- SAHİP OLMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< LÂYIK OLMAK
- SAHİP OLMAK ile/ve/değil/yerine/ya da/||/<> OLMAK
( Erich Fromm'un, "Sahip Olmak ya da Olmak" adlı kitabını da okumanızı salık veririz. )
- SAHİP OLMAK ile/ve/değil/yerine/||/<> SAHİP ÇIKMAK
- SAHİP OLMAK ile/değil/yerine ŞAHİT OLMAK
- SAHİP OLMAK ile/ve/değil/||/<>/< SATIN ALMAK
- SAHİP değil/yerine/= İYE
- SAHİPLENME ile/değil/yerine/< AİDİYET
( Kentte. İLE/DEĞİL/YERİNE/< Köyde, doğada. )
- SAHİPLENME ile/ve/değil/||/<> KIŞKIRTMA/AJİTASYON
- SAHİPLENMEK ile/değil/yerine SEVMEK/SEVGİ
( Sevgi özgür bırakıcıdır, olmalıdır! Sahiplenmeden! )
( [not] TO CLAIM vs./but TO LOVE / THE LOVE
TO LOVE / THE LOVE instead of TO CLAIM )
(1996'dan beri)