ile (... ile ...) bağlaçlı FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 58.713 başlık/FaRk ile birlikte,
58.713 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(87/236)
- GÜRÜLTÜ ile/ve/||/<> BEYAZ GÜRÜLTÜ
- GÜRÜLTÜ ile/ve/||/<> GÜMBÜRTÜ
- GURULTU ile/ve/> GÜRÜLTÜ
- GÜRÜLTÜ ile GÜRÜLTÜCÜ/LÜK ile GÜRÜLTÜLÜ ile GÜRÜLTÜSÜZ/LÜK ile GÜRÜLTÜSÜZCE ile GÜRÜLTÜ PATIRTI ile GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ ile GÜRÜLTÜLÜ PATIRTILI ile GÜRÜLTÜSÜZ PATIRTISIZ
- GÜRÜLTÜ ile YAYGARA
( ... İLE Gereksiz olarak yüksek sesle bağırıp çığırma. )
- GÜRÜLTÜSÜZLÜK ile/ve/||/<>/> SESSİZLİK/SAKİNLİK
( ŞÛR[Fars.]: Gürültü, şamata. )
( Gereksiz dış etmenlerin (sesin) bulunmamasıyla. İLE/VE/||/<>/> Kendiliğinden, doğal olarak. )
( SILENCE vs./and/||/<>/> QUITENESS )
- GURUP[Ar. < GURUB/GARB] ile/değil GRUP
( Batı. İLE/DEĞİL Öbek. )
- GURUR ve KİBİR | ile/ve/değil/yerine ONUR
( Başkalarının sırtına basarak. VE Başkalarını bastırarak. | İLE/DEĞİL/YERİNE Kendi ayaklarının/duruşunun üzerinde yükselme. )
( Arpa yiyende, kibir olmaz. )
( NAHHÂT[Ar.]: Kibirli, gururlu. )
( Kibir, kişinin, kendine "iltifatıdır". [iltifat, en karşı konulamaz olanlardandır] )
( BÂD-DÂR[Fars.]: Kibirli. | Şişman. | Deli. | Hiçbir işle ilgisi olmayan. )
( Kibir, bele bağlanmış taş gibidir. Onunla, ne yüzülür, ne de uçulur. )
- GURUR ile/ve/değil/||/<>/< BİLGİSİZLİK/CEHÂLET
- GURÛR[Ar.] ile HAD'[Ar.]
- GURUR ile/değil İNAT
( [not] PRIDE vs./but OBSTINACY )
- GURUR ile/ve/değil/yerine ONUR
( Başkasının sırtına basarak birşey olmaya çalışmak. Başkalarını ezerek büyüklenme. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE Kendi kaynaklarının/duruşunun üzerinde yükselme. )
( [not] PRIDE vs./and/but HONOUR
HONOUR instead of PRIDE )
- GURURLANMAK ile GURURLANDIRMAK ile GURURLANABİLMEK ile GURU ile GURUP ile GURUR ile GURURLU/LUK ile GURURSUZ/LUK ile GURURLUCA ile GURUP RENGİ
- GURUR(LU OLMAK)/MAĞRUR ile/değil/yerine VAKUR (OLMAK)
- GURURUNU/N KIRMAK/KIRILMASI ile/ve/||/<>/> KÜÇÜK DÜŞ(ÜR/ÜL)MEK
- GURUTVA -ile
( Ağırlık. )
- GURUTVA ile/||/<> DRAVATRA ile/||/<> SNEHA
( Ağırlık. @@ Akıcılık. @@ Katılık. )
- GÜRZ ile/||/<> GÜRZ-İ GİRÂN ile/||/<> BOZDOĞAN
( Uzun saplı, büyük demir topuz. İLE/||/<> İri, ağır topuz. İLE/||/<> Yeniçeriler tarafından kullanılan ve atların eyerinde asılı duran, altı toplu gürz. )
- GÛŞ[Fars.] (ETMEK) ile/ve/||/<> KULAK | İŞİTMEK
( Kulak, gûş edecek. )
- GUSÛL ile/ve/||/<>/< USÛL
( Usûlsüz, gusûl olmaz. )
- GUT-BRAİN İLE GUT-LUNG İLE GUT-SKİN ile/||/<> MİKROBİYOM EKSENLERİ
( Organ sistemleri arası mikrobiyom ilişkisi. )
( Formül: SCFA üretimi )
- GÜVE ile ATLAS GÜVESİ/KELEBEĞİ
( ... İLE Böceklerin en büyüğüdür. )
( ... İLE Ancak, bir haftadan biraz fazla yaşarlar. )
( ... İLE Büyürlerken, dört kez deri değiştirirler. )
( ... İLE Kanat uzunlukları, 30 cm.'yi bulabilir. )
( ... İLE Kanat ucları, kobranın başına benzer. )
( ... İLE Ağızları olmadığından dolayı, tüm enerjilerini, eş bulmak için kullanırlar. )
- GÜVE ile AY GÜVESİ
( Kurtçuğu, yapağı, kumaş ve dokuma yiyen, pulkanatlılardan bir böcek. İLE ... )
( CLOTHES MOTH vs. MOON CLOTHES MOTH )
( TINEA PELLIONELLA cum ... )
- GÜVE ile/ve/<> TEMBEL HAYVAN GÜVESİ/BRADIPUS GÜVESİ
- GÜVE ile VENEZUELLA KANİŞ GÜVESİ
( ... İLE 2009 yılında, Venezuella'nın Gran Sabana bölgesinde, Arthur Anker[Dr.] tarafından keşfedilmiş, "yeni" sayılabilecek bir güve türüdür.
En dikkat çeken özellikleri; bol tüylü, 6 ayaklı ve tüylerine nazaran renkli bir anteni olmasıdır.
Bulunuş öyküsü:
Arthur Anker, her zaman yaptığı gezilerden birini yapar. Gran Sabana bölgesinde yaptığı gezide de çok sayıda fotoğraf çekip sosyal medyadaki hesabına ekler. O fotoğraflar arasında en çok ilgi çeken bu güvenin fotoğrafı olur.
Güve, sosyal medyada fenomen olur ve bilimkişileri arasında tartışmalara yol açar. Hem Anker, hem de bazı bilimkişileri, bu güveyi sınıflandırmak için uğraşmaya başlar.
"Diaphora mendica" ve Muslin güveleriyle benzer özelliklere sahip olsa da tahmin edilen Lepidopteran ailesinden olan Artace cinsindendir.
Ancak henüz hangi taksonomik öbeğe ait olduğuna karar verilemediğinden resmi bir adı dahi yoktur. )
(
)
- GÜVEN KAZANMA ile/ve/<>/||/değil/yerine GÜVENİ/Nİ SARSMAMA
- GÜVEN KAZANMA ile/ve/<>/değil/yerine KENDİNİ TANITMA
( Yeterli gelmeyebilir. İLE/VE/<>/DEĞİL/YERİNE Hem yeterli gelir, hem geliştirir/ilerletir, hem de güven sunar/kazandırır. )
- GÜVEN ile APTALLIK
( TRUST vs. FOOLISHNESS )
- GÜVEN ile BEKLENTİ
( Beklenti, bizi güvensiz kılar. )
( Amacınızın herhangi bir beklenti taşımayan salt iyi niyet olduğundan emin olun önce. )
( Elinizde mevcut olandan eminseniz, nihai olana asla ulaşamazsınız. )
( CONFIDENCE vs. EXPECTATION )
- GÜVEN ile ÇOKLUĞA GÜVEN
( TRUST vs. TRUST TO THE ABUNDANCE )
- GÜVEN ile DAYANMA
( Güvenmek, sırtını dayama anlamında bir rahatlık/saptırma gerekliliği ya da anlamına gelmez. )
( İyiye güven duymak olumludur. )
( Güven, özgüven/enerji getirir. )
( Güven, deneyimle birlikte gelir. )
( Yoğun bir deneyim yaşayan insan güven ve cesâret yayar. )
( GÜVEN: İnancın bilincinde olmak. )
( Hayatın her yolunda, başlangıçta güven esastır. )
( Kendi düşünce berraklığınıza, amaçtaki safiyetinize ve eylemdeki dürüstlüğünüze güvenin. )
( Kişiye dayanma, ölür; ağaca dayanma, kurur. )
( Ona güven ama dayanma! [Trust but do not rely!]
CONFIDENCE vs. RELY
Energy comes vs. confidence.
Confidence comes vs. experience.
In every walk of life initial trust is essential. )
( SECURITAS cum ... )
- GÜVEN ile/ve/<> İNANÇ
( TRUST vs./and/<> BELIEF )
- GÜVEN ile/ve/<> İNANDIRICILIK
( TRUST vs./and/<> PLAUSIBILITY )
- GÜVEN ile/ve/||/<>/< ÖZGÜVEN
( Özgüveni olmayana, kimse güvenmez. )
- GÜVEN ile/ve/değil/<> SAYGINLIK(İTİBAR)
( [not] TRUST vs./and/but/<> ESTEEM, REPUTATION )
- GÜVEN ile/ve/değil/||/<>/< SONUÇ
- GÜVEN ile/ve/||/<> SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
- GÜVEN ile/>< ÜMİTSİZLİK
- GÜVENÇ ile GÜVENÇLİ ile GÜVENÇSİZ
- GÜVENCE ile/ve DAYANAKÇA
- GÜVENCE ile GARANTİ
( GUARANTEE vs. GUARANTY )
- GÜVENCE ile GARANTİ ETMEK ile EMİN ile KEFİL
( ASSURANCE vs. ASSURE vs. ASSURED vs. ASSURER )
( اطمينان ile پشتگرمي ile خاطرجمعي ile يقان ile پشت گرمي ile مطمئن کردن ile خاطرجمع کردن ile خاتر جمع کردن ile اطمينان دادن ile مطمئن ساختن ile بيمه شده ile اطمينان دهنده )
( ETMYNAN ile POSHTGARAMY ile KHATRAJMAY ile يقان ile POSHT GARAMY ile MOTMAEN KARDAN ile KHATRAJMA KARDAN ile KHATAR JAM KARDAN ile ETMYNAN DADAN ile MOTMAEN SAKHTAN ile BEYMAH SHODEH ile ETMYNAN DAHANDEH )
- GÜVENCE ile/ve/||/<>/> TATMİN
- [NE YAZIK Kİ]
GÜVENEMEMEK ile/ve/||/<>/> KESTİREMEMEK
- GÜVENİLİR ...:
YOL ile/ve/||/<> BAĞ/İP
- GÜVENİLİRLİK ile BAĞIMLILIKLAR
( DEPENDABILITY vs. DEPENDENCIES )
( توکل پذيري ile توابع )
( TOKL PAZYRY ile TAVABE )
- GÜVENİLİRLİK ile/ve/> SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
( SİKA[< VÜSÛK]: Güven, emniyet. | Güvenilir/inanılır kişi. )
( RELIABILITY vs./and/> SUSTAINABILITY )
- GÜVENLİ BAĞLANMA ile GÜVENSİZ BAĞLANMA ile BAĞLANTI NESNESİNİN OLMAMASI
- GÜVENLİ ile/ve/değil/||/<>/< AVANTAJLI
- GÜVENLİ ile/ve TEKİN
( ... İLE/VE Boş, içinde kimse bulunmayan. | Güvenilir (kişi, yer). | İçinde doğaüstü "varolanlar" bulunmadığına inanılan (yer). | Eski Türklerde bir babanın taşınmaz mallarının mirasçısı olan en küçük oğlu. )
- GÜVENLİK ile/ve/||/<> DÜZEN
- GÜVENLİK ile/ve/||/<>/>/< GÜVEN
- GÜVEN/LİK ile/ve/||/<>/> GÜVENCE
( Bir şeyin doğruluğu, gerçekliği konusunda kanaat verici belge, delil, iz, argüman. | Anlaşmazlık konusu olan şeyde, yargıcın kanılarını oluşturan şey, delil. | Sonurguya ulaşan bir uslamlamanın dayandığı gerçek, delil. )
- GÜVENLİK ile/ve/değil/yerine/||/<>/</>< ÖZEL YAŞAMIN GİZLİLİĞİ
- GÜVENLİK ile/ve TEDBİR
( ASPHALEIA ile/ve ... )
( SECCURITY vs./and PRECAUTION )
- GÜVENMEK:
"O, BUNU YAPMAZ" ile/değil/yerine "O, BUNU YAPTIYSA, BİR BİLDİĞİ VARDIR"
- GÜVEN/MEK ile/ve/fakat/||/<>/> DOĞRULA/MAK
- GÜVENMEK ile/ve SAĞLAMLAŞTIRMAK
( TO TRUST vs./and TO CONSOLIDATE )
- GÜVENSİZ BAĞLANMADA:
KARARSIZ ile KAÇINGAN
- GÜVENSİZ ile GÜVENSİZLİK
( INSECURE vs. INSECURITY )
( غيرمحفوظ ile بي اعتبار ile ناامن ile غير قطعي ile تزلزل )
( غيرمحفوظ ile BEY ETEBAR ile NAOMAN ile غير قطعي ile TEZELZEL )
- GÜVENSİZLİK ile/ve/değil BELİRSİZLİK
( [not] DISTRUSTFULNESS/LACK OF CONFIDENCE vs./and/but INDEFINITENESS )
- [ne yazık ki]
GÜVENSİZLİK ile/ve/||/<> BENCİLLİK ile/ve/||/<> AHLÂK
( )
- GÜVENSİZLİK ile/ve/değil EMİNSİZLİK
( [not] DISTRUSTFULNESS/LACK OF CONFIDENCE vs./and/but LACK OF SURE )
- GÜVERCİN ile ALASUN
- GÜVERCİN ile GÖÇMEN GÜVERCİN
( ... İLE Ne yazık ki, soyu tükenmiştir. :( )
( ... cum ECTOPISTES MIGRATORIUS )
- GÜVERCİN ile GUGUK KUŞU
( )
( COLUMBA cum CUCULUS CANORUS )
- GÜVERCİN ile JAMBU
( ... ile
)
- GÜVERCİN ile KAYA/YABANİ/BAYAĞI GÜVERCİNİ
(
)
( Evcil güvercinler renk ve desen olarak çok fark gösterir. İLE İki kanadında, iki siyah çubuk dışında soluk gri renklidir. )
( Yaban ortamında, kayalıklar, yuvalama ve üreme için kullanılır. )
( Kökeni Avrupa, Kuzey Afrika ve Asya'nın Batı'sına dayanan kaya güvercini, dünya üzerindeki kentlere yerleşmiştir. )
( COLUMBA cum COLUMBA LIVIA )
- GÜVERCİN/KÖGÜRÇGÜN[dvnlgttrk] ile KUMRU/HAKURAN
( Cebrail[RUH'ÜL KUDÜS]'i simgeler. İLE ... )
( YEMÂME[Ar.]: Ehlî güvercin. )
( PALAZ: Güvercin yavrusu. )
( MUTÂAME: Güvercinlerin öpüşmesi.
HAMÂME, VERKA[çoğ. VERÂKI] ile KUMRÎ[çoğ. KAMÂRÎ] )
( KEBÛTER, KEFTER, MÜRG-İ NÂME-BER ile ... )
( PIGEON[< SQUAB] vs. DOVE )
( COLUMBA cum STREPTOPELIA )
- GÜVERCİN ile MAĞ, PAL, TAHTALI
- KEKLİK ile BAYAĞI KAR KEKLİĞİ/RİEKKO
( ... cum LAGOPUS LAGOPUS )
- GÜVERCİN ile YOLCU GÜVERCİNi
( PIGEON vs. PASSENGER PIGEON )
- GÜVERCİN/LİK ile GÜVERCİNLER
- GÜVERTE ile PALAVRA[İsp. < PALABRA]
( ... İLE [eskiden] Genellikle posta vapurlarında, üst güvertenin altındaki güverte. | [argo] Herhangi bir konuda, gerçeğe aykırı, uydurma söz ya da haber. Uzun ve boş konuşma. )
- GÜVEYİ/LİK ile GÜVEYİ YEMEĞİ
- GÜYA ile HESAPTA
- GÜYA ile KENDİNCE
- GÛYENDE[Fars.] -ile
( Saz çalan ve şarkı söyleyen. | Öykü anlatan. )
- GÜZ ile GUZ
( Bahar. İLE Gölgede kalan, güneş almayan köşe. )
- GÜZ ile GÜZ DÖNEMİ ile GÜZ NOKTASI ile GÜZ ÇİĞDEMİ
- GÜZÂRİŞ[Fars.] ile GÛRÂB[Fars.]
( Düş yorma, rüya tâbir etme. İLE Geçme, geçiş. )
- GÜZEL/LİK (ARAYIŞI) ile/ve/değil/yerine/ne yazık ki/||/<>/< "YENİ/LİK" ("İSTEĞİ/BEKLENTİSİ")
- GÜZEL EKİZ(FOTOĞRAF) ile/ve/değil/yerine/||/<>/> ANLATAN EKİZ(FOTOĞRAF)
- GÜZEL/LER ile/ve/||/<>/> GÜZELLİK
( Duyumsanan/görülen, görerek. İLE/VE/||/<>/> Düşünülen, düşünerek. )
- GÜZEL (OLAN) ile/değil İSTEDİĞİM GİBİ (OLAN)
( [not] THE BEAUTIFUL vs./but WHICH/WHAT I WOULD LIKE TO )
- GÜZEL OLANLAR:
DURUNCA/SUSUNCA ile/ve/yerine KONUŞUNCA ile/ve/yerine HEM DURUNCA/SUSUNCA, HEM KONUŞUNCA
- GÜZEL ÖRNEK ile/ve/değil/||/<>/< İYİ ÖRNEK
- GÜZEL SÖZ ile/ve GÜZEL EYLEM
- GÜZEL ile/ve/değil AHSEN
( ... İLE/VE/DEĞİL Güzellerin güzeli. | Kaybedilemeyecek derecede güzellik. )
- GÜZEL ile/ve/değil DİKKAT ÇEKİCİ
( Güzel ol, âşık bol! )
- GÜZEL ile/ve/değil ETKİLEYİCİ
( Tümüyle güzellik yoktur! Her zaman, 1 [ya da 2 yanı] baskındır/etkiler ve ona göre ilgi görür. )
- GÜZEL ile/ve/değil/||/<>/< FARKLI
- GÜZEL ile/ve/||/<>/> GÜZİDE[Fars.]
- GÜZEL ile/ve/değil "HAVALI"
- GÜZEL ile HOŞ
- GÜZEL ile/ve/değil/||/<> IŞILTILI
- GÜZELAVRAT OTU/BELLADONNA ile/ve/||/<>/> ATROPİN
( Patlıcangillerden, pis kokulu, çok yıllık ve otsu bir bitki. İLE/VE/||/<>/> Güzelavrat otundan çıkarılıp tıpta kullanılan zehirli bir nesne. )
- GÜZELİ SEVMEK ile/ve/değil/yerine/<> GÜZELLİĞİ SEVMEK
- GÜZELİM ile GÜZEL İDEAL ile GÜZEL MONDE
( BEAU vs. BEAU IDEAL vs. BEAU MONDE )
( جوان شيک ile کمال مطلوب ile عالم اشرافيت )
( JAVAN SHYK ile KAMAL MOTLUB ile ALAM ESHARAFYT )
- GÜZELLEŞMEK ile GELİŞEN ile GELİŞEN İŞ ile GELİŞME DURUMU
( FLOURISH vs. FLOURISHING vs. FLOURISHING BUSINESS vs. FLOURISHING CONDITION )
( معمور ile آباد کردن ile شکوفايي ile رونق يافتن ile آباد شدن ile نشو و نما کردن ile برومند شدن ile آبادان ile آباد ile کسب با رونق ile آبادي )
( MAMOR ile ABAD KARDAN ile SHKOFAYY ile RONGH YAFTAN ile ABAD SHODAN ile NESHO VE NAMA KARDAN ile BOROMAND SHODAN ile ABADAN ile ABAD ile KASB BA RONGH ile ABADY )
- GÜZELLEŞMEK ile GÜZELLEŞTİRMEK ile GÜZELLEŞEBİLMEK ile GÜZELLEŞTİRİLMEK ile GÜZEL/LİK ile GÜZELCE ile GÜZELLEME ile GÜZEL DUYU ile GÜZEL GÜZEL ile GÜZEL DUYUSAL ile GÜZEL SANATLAR ile GÜZEL DUYUCULUK ile GÜZELLİK SALONU ile GÜZEL YAZI SANATI ile GÜZELLİK ENSTİTÜSÜ ile GÜZELLİK KRALİÇESİ ile GÜZELLİK MALZEMESİ ile GÜZELLİK YARIŞMASI ile GÜZELLİK MÜSTAHZARLARI
- GÜZELLEŞTİRMEK ile GÖZ ALICI
( GLAMORIZE vs. GLAMOROUS )
( جادو کردن ile طلسم آميز ile مسحور کننده )
( JADO KARDAN ile TALSAM AMYZ ile MASHUR KONANDEH )
- DÜŞKÜNLÜK:
GÜZELLİĞE ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< DÜRÜSTLÜĞE
- GÜZELLİĞİN DÖRT TÜRÜ -ile
- GÜZELLİĞİN:
İDRAKİ ile/ve/<> İFADESİ
( Ancak sendeki güzellik kadar. İLE/VE/<> Ancak sendeki güzellik kadar. )
- GÜZELLİK FELSEFESİ ile SANAT FELSEFESİ
- GÜZELLİK:
İZLENİLEN ile/ve/değil/yerine/||/<>/> YAŞANILAN
- GÜZELLİK:
MANTIK'TA ile ESTETİK'TE
( Doğruluk. İLE Güzellik. )
( GÜZEL: Amacı olmayan amaçlılık. )
- GÜZELLİK UZMANI ile GÜZELLEŞTİRME ile GÜZELLEŞTİRİCİ ile GÜZEL ile GÜZELLEŞTİRMEK
( BEAUTICIAN vs. BEAUTIFICATION vs. BEAUTIFIER vs. BEAUTIFUL vs. BEAUTIFY )
( مشاطه ile زيباسازي ile زيبا سازي ile قشنگ کننده ile زيباکننده ile ماه پيکر ile صاحب جمال ile خوشرو ile وجيه ile خوشگل ile قشنگ ile پري پيکر ile زيبا ile پر جلوه ile ماهرو ile جميل ile ماهرخ ile پريرو ile زيبا کردن ile قشنگ کردن ile داراي ظاهرخوب کردن )
( مشاطه ile ZYBASAZY ile ZYBA SAZY ile GHSHANG KONANDEH ile ZYBAKONANDEH ile MAH PEYKAR ile SAHEB JOMAL ile KHOSHRO ile وجيه ile KHOSHGOL ile GHSHANG ile PARY PEYKAR ile ZYBA ile پر جلوه ile MANPARO ile جميل ile MANPARKH ile PARYRO ile ZYBA KARDAN ile GHSHANG KARDAN ile DARAY ZANPARKHOB KARDAN )
- GÜZELLİK UZMANI ile KOZMETOLOJİ
( COSMETOLOGIST vs. COSMETOLOGY )
( آرايشگر ile مشاطه ile آرايشگري )
( ARAYSHGAR ile مشاطه ile ARAYSHGARY )
- GÜZELLİK YAPMAK ile KIYAK GEÇMEK
- GÜZELLİK ile/ve/hem de AKIL
( Güzellik ondur, dokuzu don-dur. )
( Güzele kırk günde doyulur, iyi huyluya kırk yılda doyulmaz. )
( Güzel bürünür, çirkin görünür. )
( vs./and/||/<> REASON/MIND )
- GÜZELLİK ile/ve/||/<>/>/< AŞK
( GÜZELLİK: Aşkın olmadığı yerde ne işim var?! VE AŞK: Güzelliğin olmadığı yerde ne işim var?! )
( ... İLE/VE/||/<>/>/< Güzelliğe duyulan özlem. )
( BEAUTY and/<> LOVE )
- GÜZEL/LİK ile BAKIMLI/LIK
( BEAUTINESS vs. WELL CARED )
- GÜZELLİK ile/ve BİLEŞİK
( vs./and/||/<>/and COMPOUND )
- GÜZELLİK ile/ve/||/<> BÜTÜNSEL KAVRAYIŞ
- GÜZELLİK ile/ve/değil/yerine CÂZİBE
- GÜZELLİK ile/ve/değil/||/<>/< ÇEŞİTLİLİK
- GÜZEL/LİK ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< DÜRÜST/LÜK
- GÜZELLİK ile/ve/< DÜZEN
( GÜZELLİK: GERÇEĞE ÖZGÜ İNCELİĞİN PARLAKLIĞI [HAKİKATİN ŞÂŞA-İ LETÂFETİ - RECAİZÂDE EKREM BEY] )
( BEAUTY vs./and/< ORDER )
( YOUMEI ile/ve/< ... )
- GÜZEL/LİK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DÜZGÜN/LÜK
- GÜZELLİK ile/ve EDÂ
- GÜZELLİK ile/ve/<> EDEB
( Güzeli güzel yapan edeptir, edep ise güzeli sevmeye sebeptir. )
( BEAUTY vs./and/<> ETHICS/MANNERS )
- GÜZELLİK ile/ve/<> EDEB
( BEAUTY vs./and/<> ETHICS/MANNERS )
- GÜZELLİK ile GÜZELLİK SALONU ile GÜZELLİK NOKTASI
( BEAUTY vs. BEAUTY SALON vs. BEAUTY SPOT )
( وجاهت ile خوبي ile خوشگلي ile جمال ile زيبائي ile زنان زيبا ile نيکويي ile صباحت ile سالن زيبايي ile آرايشگاه ile خال )
( VOJANPAT ile KHOBY ile KHOSHGOLY ile JOMAL ile ZYBAYEY ile ZANAN ZYBA ile نيکويي ile صباحت ile SALEN ZYBAYY ile ARAYSHGAH ile KHAL )
- GÜZELLİK ile İÇTENLİK/CANA YAKINLIK
( İçtenlik vermez. İLE Güzellik verir. )
- GÜZEL/LİK ile İDDİALI GÜZEL/LİK
- GÜZEL/LİK ile/ve/değil/yerine/||/<> İLGİNÇ/LİK
- GÜZELLİK ile/ve/<> İNCELİK
- GÜZELLİK ile/ve/değil IŞILTI
( Güzel yüzün, süse/boyaya/makyaja gereksinimi yoktur/olmaz! [Fars. Hâcet-i meşşâta nîst rûy-ı dil-ârâmrâ - Hâfız-ı Şirâzî] )
- GÜZEL/LİK ile/ve/değil/yerine/||/<> ÖZEL/LİK
( BEAUTY(TIFERET[Kabala]) vs. FEATURE )
- GÜZELLİK ile/ve/||/<> SEVDÂ
( Güzelliğin beş para etmez, bende/onda bu sevdâ olmasa. )
- GÜZEL/LİK ile/ve SÜRÜKLEYİCİ/LİK
( BEAUTY vs./and FASCINATING )
- GÜZEL/LİK ile YETERLİ/LİK
( BEAUTY/NESS vs. SUFFICIENCY )
- GÜZEL/LİK ile/ve/<>/>< YÜCE/LİK ile/ve/<>/>< YALIN/LIK (GELİŞMİŞ/LİK)
( Hz. Muhammed. İLE/VE/<>/>< Hz. Âlî. )
- GÜZLEK ile GÜZLÜK
( Güz yağmuru. | Güz mevsiminin geçirildiği yer. İLE Güzün yapılan. | Güzün ekilen tahıl. )
- GÜZLEMEK ile GÜZLEK
- H, HA[Ar.] ile HE, HÂ'(HÂ-İ HEVVEZ, HÂ-İ RESMİYYE)[Ar.] ile HI[Ar.] ile -HÂ/Y[Ar.] ile -HÂ[Ar.]
( Osmanlı abecesinin 8. harfidir. Ebced hesabında 8 sayısının karşılığıdır. İLE Osmanlı abecesinin 30. harfidir. Ebced hesabında 5 sayısının karşılığıdır. İLE Osmanlı abecesinin 9. harfidir. Ebced hesabında 600 sayısının karşılığıdır. İLE "Çiğneyen" anlamına gelen sözcüklere katılarak birleşik sözcük[vasfı terkîbî] yapar. İLE Çoğul edatı.[ESB-HÂ: Atlar. | SEG-HÂ: Köpekler.] | O. )
- HÂB -ile
( UYKU, RÜ'YÂ )
- HAB ile HAP
- HABÂB[Ar.] -ile
( Su üzerindeki hava kabarcığı. )
- HABAK[Ar.] ile HABÂK[Ar.]
( Yarpuz ya da narpuz da denilen ve nane cinsinden olan güzel kokulu, iştah açıcı bir ot.[Lat. MENTHA PULEGIUM] İLE Dört yanı çevrilmiş olan yer, avlu. | Ağıl, mandra. )
- HABB[Ar.] ile HABB[Ar.]
( Aldatıcı, hilekâr, kurnaz. İLE Denizin dalgalanması, kabarması. )
- HABBE ile/ve/||/<>/> HUBUT [>< SUUT]
( Tohum. İLE/VE/||/<>/> Atılma. )
- HABBE[Ar.] ile/ve/||/<> ZERRE[Ar.]
- HABEN[Ar.] ile HABEN[Ar.]
( Karında su toplanmasından ileri gelen bir hastalık, siroz. İLE Kasma, kısaltma. | Aruzda, "fâilâtün"den "ât" hecesini çıkararak "fâilün" veznine sokma. )
- HABER ALIRSAM ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< HABER ALINCA
- HABER ALMA GEREKSİNİMİ ile/ve/değil/<> HABER ALMA HAKKI
- HABER VERMEK:
GEÇMİŞTEN ile GELECEKTEN
( Herkes. İLE Peygambere özgü. )
- HABER ile/ve/<>/hem de/değil/yerine BİLGİ
( PEYÂM ile/ve/<>/hem de/değil/yerine ... )
( [not] NEWS vs./and/<>/but/also INFORMATION
INFORMATION instead of NEWS )
- HABER[Ar.] ile HADÎS[Ar.]
- HABER ile/ve HAVÂDİS
( NEWS vs./and MESSAGE )
- HABER[Ar.] ile 'ILM/İLM[Ar.]
- HABER ile İŞÂA/T[< ŞÜYÛ]
( Bir haberi herkese duyurma. )
- HABER ile/ve/değil/yerine İSTİHBARAT
( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE Sorup tahkik ederek haber alma. )
- SAVA/HABER ile MÜJDE
( HAVÂDİS[< HÂDİSE], NEBE ile BEŞÂRET )
( ... ile NÜVÎD )
( NEWS vs. GOOD NEWS )
- HABER ile NEBE
( ... İLE Önemli haber. )
- HABER[Ar.] ile NEBE'[Ar.]
- HABER[Ar.] ile ŞEHÂDET[Ar.]
- HABER ile/ve/= VERİ
( NEWS vs./and/= DATA )
- HABERCİ OLDUĞUNU:
BİLEN ile/ve/değil BİLMEYEN
- HABERCİ "RÜYA" ile "TAMAMLAYICI RÜYA"
- HABERCİ ile/ve/değil/||/<> ANLATICI
- HABERCİ ile CAŞIT/ÇAŞIT
( Haber ulaştırıcı, haber veren. İLE Bir devletin ya da biri(leri)nin sırlarını, başkalarının hesabına öğrenmeyi üstüne alan kişi. | Yasadışı olan bir durumu, yetkililere bildiren kişi. | Ara bozmak amacıyla söz taşıyan kişi. )
( MUHBİR ile CASUS )
- HABERCİ ile ELÇİ
( ULAK ile ... )
( AVATAR ile ... )
( BERÎD[çoğ. BERÎDÂN] ile ... )
- HABERCİ ile HANTALLIK
( HARBERDASHER vs. HARBERDASHERY )
( خرازي فروش ile خرازي فروشي )
( KHARAZY FOROSH ile KHARAZY FOROSHY )
- HABERDAR OLMAK ile/ve/<> FARKINDALIK
( TO BE AWARE OF vs./and/<> AWARENESS )
- HABERDÂR[Ar. + Fars.] ile ALEMDÂR[Ar. + Fars.] ile FEHİMDÂR[Ar. + Fars.]
( Haberli, bilgili. İLE Bayrağı ya da sancağı taşıyan kişi. | Önder. İLE Anlayan, kavrayan. )
- HABER-İ SÂDIK:
PEYGAMBERDEN ile/ve/||/<>/> MÜTEVÂTİR
- HABERÎ ile/ve/değil/yerine NAKLÎ
- HABER/İHBAR ile İNŞÂ
- HABERİM OLMADI ile/değil/yerine HABERİM BİLE OLMADI
( Kendini merkeze koyarak. İLE/DEĞİL/YERİNE Kavramı, olguyu, süreci, ortak alanı/durumları göz önünde bulundurarak. )
- HABERİN/BİLİNİN "DEĞERİ":
"DOLAŞIM GÜCÜ" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DOĞRULUK
- HABERİNİN OLMAMASI ile/ve/||/<>/ne yazık ki HABERİNİN OLMAMASINDAN, HABERİNİN OLMAMASI
- HABERLER KÖTÜ GELSE DE ile/değil KÖTÜ HABERLER GELSE DE
( Haberlerin, "kişinin algısına/yorumuna göre değişebilir" anlamına gelmesi/getirilebilmesi. İLE/DEĞİL Haberlerin, kötü/olumsuz haberler olduğunu bildirmesi. )
- HABERLEŞME ile İLETİŞİM
( INFORM vs. COMMUNICATION )
- HABERLEŞMEK ile/ve/değil HABERDAR ETMEK
- HABERLEŞMEK ile HABERLEŞTİRMEK ile HABERLEŞEBİLMEK ile HABER/LİK ile HABERCİ/LİK ile HABERLİ/LİK ile HABERSİZ/LİK ile HABER KİPİ ile HABERSİZCE ile HABER AJANSI ile HABER BÜROSU ile HABER BÜLTENİ ile HABER KAYNAĞI ile HABER MERKEZİ ile HABER STÜDYOSU
- HABERSİZ AYRILMADA/UZAKLAŞMADA:
VAROLUP OLMAMANI UMURSAMAMAK ile/ve/<>/< VAROLUŞUNUN, ÖNEMİ/ANLAMI/DEĞERİ/FARKI YOK
- HABEŞ ile HABEŞİ
- HABEŞÎ[Ar.] ile Habeşî[Ar.]
( Hat, tezhip, minyatür gibi güzel sanatlarda kullanılan bir kâğıt cinsi. | Çok esmer. İLE Kasma, kısaltma. | Aruzda, "fâilâtün"den "ât" hecesini çıkararak "fâilün" veznine sokma. )
- HABÎB[< HUBB] -ile
( SEVGİLİ, SEVEN, DOST )
- HÂBİL[Ar.] ile HABÎL[Ar.] ile Hâbîl[Ar.]
( Büyücü, sihirbaz, efsuncu. İLE Tuzak. | Yiğit. İLE Hz. Âdem'in oğullarından birinin adı.[Kâbil'in kardeşi] )
- HABÎR -ile
( HABERLİ, ÂLİM, ZEKİ, ANLAYIŞLI, BİLGİLİ )
( ALLAH )
- HABÎR[Ar.] ile HABÎR[Ar.]
( Haberli, ilgili. | Cenab-ı Hakk. İLE Taze, yeni, turfanda. )
- HÂBİR ile HÂZIK (HEKİM)
( HAZÂKAT: Hekimlerde, deneyim ve ustalık. )
- HABÎS[Ar.] ile HABÎS[Ar. < HUBS] ile HABÎS[Ar.] ile HÂBİS/HAPİS[Ar.]
( Parasız olarak verilen, bağışlanan şey. İLE Kötü, alçak, pis. İLE Un helvası. İLE Hapsed(il)en, tut(ul)an. )
- HABİTABLE ZONE İLE BİOSİGNATURE İLE PANSPERMİA ile/||/<> YAŞAM ARAYIŞI
( Dünya dışı yaşam kavramları. )
( Formül: Drake denklemi )
- HABİTAT İLE NİŞ İLE BİYOTOP İLE EKOSİSTEM ile/||/<> EKOLOJİK KAVRAMLAR
( Yaşam alanı tanımları. )
( Formül: n-dimensional niche )
- HABİTAT YIKIM VE BOZUMU ile İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ
( Doğal yaşam alanlarının bozulması ve yok edilmesi. İLE Dünyanın ortalama sıcaklığının ve hava örneklerinin uzun sürede değişmesi. )
- HABİTAT ile/ve/||/<> ATMOSFER ile/ve/||/<> AMBİYANS
- HABİTAT ile/||/<> EKOLOJİK NİŞ
( Habitat yaşam yeri, niş ekolojik rol )
( Formül: Adres İLE Meslek )
- HABİTAT ile HABİTÜASYON ile HABİTÜEL ile HABİTÜEL ABORTUS
( Doğal ortam, yaşama alanı. İLE Alışkanlık. İLE Alışkanlık. İLE Yineleyen. İLE Yineleyen düşük. )
- HABİTAT ile/||/<> NİŞ
( Habitat yaşam alanı nerede İLE niş işlevsel rol nasıl. )
( Formül: Address İLE profession )
- HABL-İ METÎN -ile
( ALLAH'IN KOPMAZ İPİ | İSLÂM DÎNİ )
- HABL-İ SAVTÎ[Ar.] -ile
( Hançere içinde gerilmiş olan ve sesin perdelerini düzenleyen ipler. )
- HABS ile HABS
( Murdar, çirkin. | Ayıp. İLE Hapis, alıkoyma, bir yere kapama, salıvermeme. | Tutma, zaptetme. )
- HABS[Ar.] ile HABS[Ar.]
( Murdar, çirkin. | Ayıp. İLE Hapis, alıkoyma, bir yere kapama, salıvermeme, hapishane. | Tutma, zaptetme. )
- HABS[Ar.] ile HASR[Ar.]
- HABT[Ar.] ile HABT[Ar.]
( İptal etme, bozma. | Bir bahiste birini susturma, ağzını kapama. İLE Yanlış hareket etme, yanılma. )
- HAÇ[Fars. < HAC] ile/||/<> GAMALI HAÇ/SWASTİKA
( ... İLE/||/<> Kollarının ucları saat ibresi yönünde, dik açı yaparak kıvrılmış eşit kollu haç. )
- HÂC[Ar. < HÂCET] ile HÂC/ÇELÎPÂ[Fars.]
( Gereklilik, ihtiyaç, lüzum. | [bitki] Deve dikenleri, akdikenler. İLE Haç, put.[SALÎB(Ar.), CROISADES(Fr.), CROSS(İng.)] )
- HAC ile HAÇ ile HACI/LIK ile HACILAR ile HACI YAĞI ile HACI DEVESİ ile HACI FIŞFIŞ
- HAÇ ile HAC(C)
- HACAMATLAMAK ile HACAMAT ile HACAMATÇI/LIK ile HACAMAT ŞİŞESİ ile HACAMAT BALTASI
- HACC:
İFRÂD ile/ve/<> TEMETTÛ ile/ve/<> KIRÂN
- HACC KOŞULLARI ile/ve/değil YOL KOŞULLARI
( Bayanların hacca yalnız gidememeleri ile ilgili çekince Hac'a gitmesi değil eski zamanlardaki çeşitli ve uzun yol şartlarından dolayıdır. Dolayısıyla günümüzde yalnız gitmemesi yönünde bu tür bir engel bulunmamaktadır. )
- HACC[Ar.] ile HÂCC[Ar. çoğ. HÜCCÂC]
( İslâm'ın beş koşulundan biri olan ve belirli zamanda Mekke'deki Kâbe-i Şerîfe'yi ziyaret etmek üzere yola çıkma farîzası. İLE Hacca giden, Kâbe'yi ziyaret eden, hacı. )
- HACC[Ar.] ile KASD[Ar.]
- HACC[Ar.] ile/ve/||/<>/< SILA[Ar. < VASL]
( Genellikle tek tanrılı dinlerde kutsal olarak tanınan yerlerin, o dinden olanlarca yılın belİRli aylarında ziyaret edilmesi. | İslâm'ın beş koşulundan biri olan, Müslümanlarca zilhicce ayında Mekke'de yapılan Kâbe'yi ziyaret ve tavaf ibadeti. İLE/VE/||/<>/< Bir süre ayrı kaldığı bir yere ya da yakınlarına kavuşma. Memleketine gitme, yakınlarına ulaşma. | Gurbetteki biri için doğup büyüdüğü ve özlediği yer. | Bahşiş, hediye. | Rabıt sigâsı.[ulaç, bağ-fiil][Fr. GERONDIF] )
- HACC ile/ve UMRE
- HACC'A GİTMEK ile/ve HACC'TAN GİTMEK
- HÂCCE[Ar. çoğ. HÂCC] ile HÂCCE[Ar. çoğ. HAVÂCC]
( Bir çeşit akdiken. İLE Hacca giden hanım. )
- HACC'DA:
ARARAT ile/ve/||/<>/> MEŞAR ile/ve/||/<>/> MÜZDERİFE ile/ve/||/<>/> MİNA
- HÂCE BAYRAM-I VELÎ ile/ve/<> HÂCE ŞÂBAN-I VELÎ
- HÂCE[Ar. < HÂCET] ile HÂCE[Fars. | çoğ. HÂCEGÂN]
( Gereklilik, ihtiyaç, lüzum. İLE Hoca, efendi, ağa, çelebi, sahip, muallim, öğretmen, müderris. | Tüccar. )
- HACEL[Ar.] ile HACER[Ar. çoğ. AHCÂR]
( Utanma, utanıp şaşırma. İLE Taş. )
- HACEL[Ar.] ile HAYÂ'[Ar.]
- HACER-İ ESVED -ile
( GÖZBEBEĞİ )
( TÜM GÖZBEBEKLERİNİN ORTAK SİMGESİ )
- HÂCET[çoğ. HÂCÂT] ile HÂCET
( Dilek. İLE Gerek, gereklilik. )
- HÂCET[Ar.] ile FAKR[Ar.]
- HACET ile HACET YERİ ile HACET KAPISI ile HACET TEPESİ ile HACET PENCERESİ
- HÂCET-İ ZÂTÎ ile GANİYYÜ-Z-ZÂTÎ/GINA-YI ZÂTÎ
- HACI ÂRİF BEY ile HACI ÂRİF BEY
( ... İLE Kanunî. )
- HACI BEŞİR AĞA ÇEŞMESİ -ile
( Sıfır(Milyon) Taşı yanında. [Sultanahmet] )
- HACI PİRÎ MESCİDİ ile/ve HACI PİRÎ MESCİDİ
( Kadirhane mescidi. İLE/VE Leylek Yuvası mescidi. )
( Tophane, Kâdirîler Yokuşu'nda bulunan mescid. [Kâdirî Şeyhi İsmail Rûmî] [XVII. yüzyıl] İLE/VE Yedikule, Hacı Pirî sokağında bulunan mescid. [Hacı Pirî Mehmed] [XVIII. yüzyıl] )
- HACI ile BEDEL
( ... İLE Başkasının adına ve masrafıyla hacca giden. )
- HACI ile/ve/değil HÂCE
( HACE BEKTÂŞÎ VELÎ )
- HACIBEKTAŞ ile HACIBEKTAŞ TAŞI
- HACÎL -ile
( UTANMIŞ, UTANCINDAN YÜZÜ KIZARMIŞ )
- HACÎL[Ar.] ile HACÎL[Ar.]
( Üç ayağı beyaz olan at. İLE Utanmış, utancından yüzü kızarmış. )
- HACÎM[Ar.] ile HACÎM[Ar.] ile HACM/HACİM[Ar.]
( Hacamat eden. İLE Saldıran, hücum eden. İLE Bir cismin kapsadığı boşluk. | Oylum. )
- HACİM ile HACİMCE ile HACİMLİ/LİK ile HACİMSİZ/LİK ile HACİMLİCE
- HACİM ile/||/<> YÜZEY ALANI
( Hacim iç boşluk İLE yüzey alanı dış kabuktur )
( Formül: 3D iç İLE 2D dış )
- HACİZ ile HACİZLİ
- HACKNEY ile HİLEKAR ile BASMAKALIP METAFOR
( HACKNEY vs. HACKNEYED vs. HACKNEYED METAPHOR )
( درشکه کرايه ile اسب کرايبه ile استعمال شده ile کنايه مبتذل )
( DARSHKEH KARAYYEH ile ASB KARAYBAH ile ESTEMAL SHODEH ile KONAYYEH MOBTAZL )
- HAÇLI ile ÇARMIHA GERİLMİŞ ile ÇARMIHA GERİLME ile HAÇ BİÇİMİNDE ile ÇARMIHA GERMEK
( CRUCIFEROUS vs. CRUCIFIED vs. CRUCIFIXION vs. CRUCIFORM vs. CRUCIFY )
( صليبي ile مصلوب ile مصلوب ساختن ile خاجديس ile چارميخ کردن ile به چارميخ کشيدن ile مصلوب کردن ile برصليب آويختن )
( SELYBEY ile MASLUB ile MASLUB SAKHTAN ile خاجديس ile CHARAMYKH KARDAN ile BAH CHARAMYKH KESHYDAN ile MASLUB KARDAN ile برصليب آويختن )
- HAÇLILAR ile HAÇLI SEFERİ
( CRUSADERS vs. CRUSADE )
( جنگ مذهبي ile غزا ile جنگ صليبي ile جنگجويان صليبي )
( JANG MAZZEHABY ile غزا ile JANG SELYBEY ile JANGJOYAN SELYBEY )
- HAD ile HADD
( Sınır. İLE Küllî varlığın müşâhedesine erdiren bir yol. )
- HAD ile/ve HARAM
( Akılda. İLE/VE Dinde. )
- HAD ile HAT ile HADİ ile HADİ HADİ ile HAT BEKÇİSİ
- HAD'[Ar.] ile KEYD[Ar.]
- HAD ile/ve/<>/< MATLA'[< TULÛ | çoğ. MATÂLİ']
- HAD'[Ar.] ile NAKS[Ar.]
- HAD ile/ve/<> ÖLÇÜ
( Bilgelik, aklın;
Cesaret, kalbin;
Ölçülülük, duyguların denetimidir. )
( Wisdom is reason's;
Courage is heart's;
Moderation is control of feelings. )
( LIMITING vs./and/<> MODERATION )
- HAD ile/ve/<> TERK
( LIMITING vs./and ABANDONMENT )
- HADÂLET ile/değil ADÂLET
( Kol ve baldırı etli olma. İLE/DEĞİL Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetmek. )
- HADÂLET[Ar.] ile HADÂRET[Ar.] ile HADÂRET[Ar.]
( Kol ve baldırı etli olma. İLE Alçakgönüllülük. İLE Yeşillik. )
(1996'dan beri)