Bugün[09 Temmuz 2026]
itibarı ile 17.113 başlık/FaRk ile birlikte,
17.113 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(58/70)


- SÖZ(CÜK):
GERÇEK ile/ve/||/<>/> DEĞİŞMECE/MECAZ[Ar.] ile/ve/||/<>/>
DOKUNDURMA/KİNÂYE ile/ve/||/<>/> AÇIK/SARİH

( Çıkarımsal. İLE/VE/||/<>/> Hayal/Muhayyile. İLE/VE/||/<>/> Sezgi/Hads. İLE/VE/||/<>/> Apaçık. )

( Soğan. İLE/VE/||/<>/> Sarımsak. İLE/VE/||/<>/> Koku. İLE/VE/||/<>/> Yaygın koku. )

( )

( Söz(cük)leri/ni değiştir... Dünya/n değişsin...
)

( )

( LES TERMES VRAIS avec/et/||/<>/> LES TERMES S'APPLIQUANT PAR UNE EXTENTION LOGIQUE DE LEUR SENS avec/et/||/<>/> PAR ALLUSION avec/et/||/<>/> TERMES CLAIRES )


- SÖZLEŞME/KONTRAT[Fr. < CONTRAT] ile/||/<> SÖZLEŞME/MUKAVELE[Ar. < MUḲĀVELE] ile/||/<> SÖZLEŞME/MUKAVELENAME[Ar. < MUḲĀVELE + Fars. NĀME]


- SÖZLEŞME = MUKÂVELE[Ar.] = CONTRACT[İng.] = CONTRAT[Fr.] = VERTRAG[Alm.] = CONTRAER[İsp.]


- SPECIAL ASSESSMENT, LOCAL IMPROVEMENT TAX[İng.] ile/||/<> ŞEREFİYE[Ar. < ŞEREFİYYE]

( Bir bölgeye sağlanan altyapı ve bayındırlık hizmetlerinden dolayı taşınmaz mallarının değeri artan kişilerin söz konusu hizmetleri sağlayana yaptıkları vergi benzeri ödeme )

( SPECIAL ASSESSMENT, LOCAL IMPROVEMENT TAX )


- SPECIES[İng.] ile/||/<> ENVA[Ar. < ENVÂʿ]

( Bitkilerden elde edilen parçaların kendileriyle veya diğer bazı maddelerle yaptıkları karışımlara verilen ad )

( SPECIES )


- SPECIFICATION[İng.] ile/||/<> ŞARTNAME[Ar. < ŞARṬ + FARS. < NÂME]

( Satın alma satma yaptırma kiralama vb işleri gerçekleştirmek isteyen gerçek veya tüzel kişilerin düzenlediği ve işi yapan ile yaptıranın üstlendikleri koşulları belirleyen resmî belge )

( SPECIFICATION )


- SU BASKINI | BEREKET/FEYEZAN[Ar. < FEYEŻĀN] ile/||/<> SU BASKINI | AŞIRI/TAŞKIN

( su baskını bereket )


- SÛ'[Ar.] ile KABÎH[Ar.]


- SÛ'[Ar.] ile SEV'[Ar.]


- SÛ'[Ar.] ile SÛ/Y[Ar.]

( Kötülük, fenalık. | Kötü, fena. İLE Yan, taraf, cihet. )


- ŞU'LE[Ar.] ile/değil/yerine/= ALEV, ATEŞ ALEVİ | IŞIK | ATLARDA BEYAZ TÜYLERDEN OLUŞAN BENEKLER


- SU'LÛK[Ar. çoğ. SAÂLİK] ile SÜLÛK[Ar. < SİLK]

( Yoksul/fakir. | Serseri. | Dilenci. İLE Bir yola girme, bir yol tutma. | Özel bir sınıfa/öbeğe katılma. | Bir tarikata intisâb etme. )


- ŞU'M[Ar.] ile ŞU'M[Ar.] ile ŞÛM[Ar.]

( Uğursuzluk, şeâmet. İLE Şom. İLE Uğursuz, şom. )


- SU'ÛD[Ar.] ile İRTİFÂ'[Ar.]


- SU'ÛD[Ar.] ile İS'ÂD[Ar.]


- SU'ÛD[Ar.] ile RUKİYY[Ar.]

( Yukarı çıkmak, tırmanmak. İLE Aşama aşama, adım adım çıkmak, yükselmek. )


- SU ile ÖZSU/USÂRE[Ar.]

( ... İLE Bitki ve hayvan dokularında bulunan sıvılara verilen ad. | Salgı ile oluşan ve içinde enzimler bulunan organik sıvı. )


- SU ile ZÜLÂL[Ar.]

( ... İLE Saf, hafif, soğuk, güzel, tatlı su. )


- ŞUA[Ar. < ŞUʿĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> IŞIN (ŞUA TEDAVİSİ)


- ŞUÂİYYE[Ar.] / RADIOLAIRES[Fr.] ile ...

( Işınlılar. )


- SUAL ETMEK ile BUHÛ'[Ar.]

( 1. Sormak. | 2. İstemek. [fakat uygunsa ve/ya da uygun olabileceği kadarıyla isteyerek!] İLE Alçakgönüllülükle hakkını isteme. )


- SUAL[Ar. < SUʾĀL] ile/değil/yerine/=/||/<> SORU (SORGU SUAL, AHİRET SUALİ, KABİR SUALİ)


- SUÂL[Ar.] ile İSTİFHÂM[Ar.]


- SUÂL[Ar.] ile İSTİHBÂR[Ar.]


- SUAL[Ar.] ile/değil/yerine/= SORU


- SUÂL[Ar.] ile SUÂL[Ar.] ile ŞUAL[Ar. < ŞU'LE]

( Sorma/sorulma, soruşturma, soru. | Sorulan şey. | Dilenme, dilencilik. İLE Öksürük. İLE Alevler, ateş alevleri. )


- ŞUARA[Ar. < ŞUʿARĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞUARA

( şuara tezkiresi kalem şuarası Şairler )


- SUÂT[çoğ. ES'İLE, SUÂLÂT] ile SUÂT[Ar.]/SÜRFE[Fars.]

( Sorma, sorulma, soruşturma, soru/sual. İLE Öksürük. )


- ŞUBAT[Ar. < ŞUBÂT] ile/||/<> ...

( Rumi takvime göre yılın on ikinci miladi takvime göre yılın ikinci ayı Türkçede gücük ay olarak da geçer şubāt )

( ŞUBĀT )


- ŞUBAT[Ar. < ŞUBĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞUBAT

( Yılın ikinci ayı küçük ay gücük ay )


- ŞUBE[Ar. < ŞUʿBE] ile/değil/yerine/=/||/<> DAL | KOL

( şube müdürü alt şube askerlik şubesi Bir kurumun bir kuruluşun alt bölümlerindeki iş yerlerinden her biri büro Okullarda aynı düzeydeki sınıflardan her biri dal I kol I )


- ŞUBE[Ar.]/BRANŞ[Fr. < BRANCHE] ile/değil/yerine/= DAL/KOL/DALKOL


- ŞUBE ile/||/<> ŞUBE[Ar. < ŞUʿBE]

( botanik zooloji Bir ana şirket veya firmaya bağlı olarak etkinlikte bulunan alt birim Canlı organizmaların sistematik sınıflandırılmasında sınıfların bir araya gelmesinden oluşan grup dal filum dal )

( BRANCH COMPANY, BRANCH OFFICE )

( EMBRANCHEMENT )

( PHYLUM )


- SUBHA/SÜBHA[Ar.] ile SUBHA[Ar.]

( Çekilen tespih. | Tespih danesi. İLE [tasavvufta] Binefsihi âşikâr varolmayan fakat eşyanın sureti ile açıklık kazandığı için heyula denilen [hebâ] güneşin ışığında görülen ince toz. )


- SUBHANALLAH[Ar. < SUBḤĀNALLAH] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜPHANALLAH

( Tanrı yı her türlü kusur ayıp ve eksiklikten insanlığa özgü niteliklerden uzak tutarım anlamında kullanılan bir söz Umulmadık beklenmedik olağanüstü bir olay veya davranış karşısında Allah Allah Bu nasıl iştir Nasıl olur Nasıl yapılır anlamında hayret ve şaşkınlık belirtmek için kullanılan bir söz Kızgınlık anında kendi kendine sabır telkin etmek için söylenen bir söz fesüphanallah )


- SÜBLİME/SUBLİME[Fr. < SUBLIMÉ] ile/||/<> ZİNCİFRE/ZİNCEFR, ZUNCUFR[Ar. < ZİNCEFR, ZUNCUFR]

( Süblimleştirme yoluyla elde edilen ürün ak sülümen )


- SUBRE[Ar.] ile ...

( Yığın, birikinti. [tahıl, buğday yığını gibi.] )


- SUBSTITUTION[İng.] ile/||/<> İKAME[Ar. < İKÂME]

( 1 Yerine koyma ya da kullanma 2 Bir mal veya üretim faktörünün diğer bir mal veya üretim faktörü yerine kullanımı )

( SUBSTITUTION )


- SÜBÛL/SÜBÜL[Ar. < SEBÎL] ile SÜBÛR[Ar.]

( Sebiller, yollar, caddeler. İLE Sıkıntı, azap; mahvolma. )


- SUBUT[Ar. < S̱UBŪT] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜBUT

( Gerçekleşme şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkma )


- SÜBÛT[Ar.] ile SÜBÛR[Ar. < SEBT]

( Gerçekleşme, sabit olma, meydana çıkma. İLE Cumartesi günleri. )


- SÜBYAN[Ar.] ile/değil/yerine/= ÇOCUKLAR


- SUBYE[Fr. SOUS-PIED] ile SUBYE[Ar. < SABİ] ile SÜBYE[Yun.] ile SÜBYE[İt.]

( Ayağın altından geçen, tozluğa ya da pantolon paçalarına bağlanan şerit. İLE Henüz memeden kesilmemiş eril çocuk. | Üç yaşını tamamlamamış eril çocuk. İLE Mürekkep balığı. | Badem içi, kavun çekirdeği gibi şeylerden yapılan, boza koyuluğundaki şerbet. | Pirincin, boza haline gelene kadar koyulaştırılarak pişirilmesi. İLE ... )


- SUÇ ile UFAK SUÇ/ZELLE[Ar.]

( ... İLE Sürçüp kayma. | Yanılma, yanlış. | Ufak suç. )


- SUÇLAMA/İTHAM[Ar. < İTHĀM] ile/||/<> SUÇLAMA/TÖHMET[Ar. < TUHMET]


- SUCUD[Ar. < SUCŪD] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜCUT

( Secdeye varma secde etme )


- SÜCÛD[Ar.] ile SÜCÛD[Ar. < SÂCİD]

( Secde etme. İLE Secde edenler. )


- SÛD[Ar.] ile SÛD[Ar.]

( Sevdâlar. İLE Yarar, kâr, kazanç. )


- SUDG[Ar. çoğ. ASDÂG] ile ŞAKAKLARDAN SARKAN SAÇLAR

( Şakaklardan sarkan saçlar. )


- SUDUR[Ar.] ile/||/<> SUDUR[TR.]

( Taşma. İLE/||/<> Su olduğu öngörüsü. )


- SUDUR[Ar.] ile/değil/yerine/= TÜRÜM

( Varolanların oluşumu. )


- SUF[Ar. < ṢŪF] ile/değil/yerine/=/||/<> SOF

( Bir çeşit sertçe ince yünlü kumaş Ham ipekten yapılmış astarlık kumaş )


- ŞUFA[Ar. < ŞUFʿA] ile/değil/yerine/=/||/<> ÖN ALIM (ŞUFA HAKKI)


- ŞUFA[Ar.] (HAKKI) ile/değil/yerine/= ÖNALIM (ÜLEVİ)


- ŞUFA[Ar.] ile/değil/yerine/= ÖN ALIM


- SÜFELÂ'[Ar. < SEFÎL] ile SÜFERÂ[Ar. < SEFÎR]

( Sefiller. İLE Elçiler. )


- SUFFE[Ar. < ṢUFFE] ile/değil/yerine/=/||/<> SOFA

( Evlerde oda kapılarının açıldığı genişçe yer hanay hol )


- SUFİ[Ar. < ṢŪFĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> MUTASAVVIF


- SUFİ[Ar. < ṢŪFĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> SOFU

( kaba sofu Dinin buyruk ve yasaklarına bütünüyle uyan kimse )


- SUFİANE[Ar. < ṢŪFĪ + Fars. -ĀNE] ile/değil/yerine/=/||/<> SUFİYANE

( Tasavvufla ilgili veya mutasavvıflara yakışır biçimde olan )


- SUFLİ[Ar. < SUFLĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜFLİ

( Aşağı aşağılık bayağı adi kılıksız Bir yere veya bir şeye göre aşağıda alçakta bulunan )


- SÜFLÎ[Ar.] ile/değil/yerine/= AŞAĞIDA BULUNAN | ALÇAK, BAYAĞI

( AŞAĞIDA BULUNAN | ALÇAK, BAYAĞI )


- SÜFLÎ[Ar.] ile SÜFERÂ[Ar.]

( Aşağıda bulunan. | Alçak, bayağı. | Kılıksız, kıyafetsiz. | Utarit[Merkür] ile Venüs[Zühre] gezegenleri. İLE Tortuya, döküntüye ait. | Çıkartı, dışkı. )


- SUHBET[Ar. < ṢUḤBET] ile/değil/yerine/=/||/<> SOHBET

( sohbet ustası hoşsohbet siber sohbet sanal sohbet can sohbeti İki veya daha fazla kişi arasında dostça arkadaşça yapılan konuşma hasbihâl söyleşi )


- ŞUHEDA[Ar. < ŞUHEDĀʾ] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞÜHEDA

( Şehitler )


- ŞUHEDÂ[Ar.] ile/değil/yerine/= ŞEHİTLER


- SUHEYL[Ar. < SUHEYL] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜHEYL

( Güney yarım kürede bulunan büyük ve parlak yıldız Yıldırak )


- ŞUHH[Ar.] ile BUHL[Ar.]


- ŞUHRET[Ar. < ŞUHRET] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞÖHRET

( şöhret sahibi yalancı şöhret ün Tanınmış ünlü kimse Bir kimsenin herkesçe bilinen onunla meşhur olduğu adı veya lakabı )


- SUHULET[Ar. < SUHŪLET] ile/değil/yerine/=/||/<> SUHULET

( kolaylık Yumuşaklık naziklik Uygun ortam )


- SÜHÛLETLE[Ar.] ile/değil/yerine/= KOLAYLIKLA


- SUHÛN[Ar. < SAHNE] ile SUHUN/SUHAN[Fars.]

( Sahneler. İLE Söz, lakırdı. )


- SUHUNET[Ar. < SUḪŪNET] ile/değil/yerine/=/||/<> SICAKLIK


- SÜHÛNET[Ar.] ile SÜHÛNET[Ar.]

( Sıcaklık, kızgınlık. İLE Katılık, peklik. )


- SUİSTİMAL[Ar. < SŪʾ + İSTİʿMĀL] ile/değil/yerine/=/||/<> SUİSTİMAL

( Görev yetki vb ni kötüye kullanma )


- SÛK[Ar. < SÂK] ile SÛK[Ar. çoğ. ESVÂK]

( Ballardır, incikler. | [botanikte] Saplar. | [geom.] Kenarlar. İLE Çarşı, pazar, alım-satım yeri. )


- SÜKALÂ'[Ar. < SAKÎL] ile SÜKÂRÂ[Ar. < SEKRÂN]

( Ağırlar, çirkinler; kabalar; sözü sohbeti çekilmeyen kişiler. İLE Sarhoşlar. )


- SUKASD[Ar. < SŪʾ + ḲAṢD] ile/değil/yerine/=/||/<> SUİKAST

( Gizlice cana kıyma ve kötülük etmeye kalkışma Bir devlet büyüğünü veya önemli bir kişiyi plan kurarak öldürme )


- ŞUKR[Ar. < ŞUKR] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞÜKÜR

( şükretmek şükreylemek Allah a duyulan minneti dile getirme Mutlu bir olay veya durumdan yapılan bir iyilikten duyulan hoşnutluğu bildirme )


- ŞÜKR[Ar.] ile CEZÂ'[Ar.]


- ŞÜKR[Ar.] ile MÜKÂFEET[Ar.]


- ŞUKRAN[Ar. < ŞUKRĀN] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞÜKRAN

( medyunuşükran İyilik bilme gönül borcu minnettarlık )


- ŞUKRETMEK[Ar. < ŞUKR + Tr. ETMEK] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞÜKRETMEK

( Tanrı ya minnet duygusunu sunmak şükreylemek Bir kimseye minnet duymak gönülden borçlu olmak )


- ŞÜKRETMEK/ŞUKRETMEK[Ar. < ŞUKR + Tr. ETMEK] ile/||/<> ŞÜKÜR/ŞUKR[Ar. < ŞUKR]

( Tanrı ya minnet duygusunu sunmak şükreylemek Bir kimseye minnet duymak gönülden borçlu olmak )


- ŞÜKREYLEMEK[Ar. < ŞUKR + Tr. EYLEMEK] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞÜKRETMEK


- SUKUB[Ar. < SUKBE] ile SUKUB[Ar. < SAKB/SUKB]["ka" uzun okunur]

( Delikler. İLE Delmeler, delinmeler. | Bir taraftan öteki tarafa kadar açık olan delikler. )


- SÜKÛN[Ar. < SUKŪN] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜKÛNET


- SÜKÛN/ET[Ar.] / SAMA[Sansk.] ile/ve/> SEKÎN/E(T)/ŞEKİNAH[İbr.]

( Zihnin sessizliği, gürültüden/düşünceden arınmışlığı. İLE/VE/> Kalbin sessizliği. )

( Simge bulunmayan bilinç. İLE/VE/> İmge bile bulunmayan bilinç. )

( Sükûnet ve durağanlık, yarar sağlar. )

( Kişi, güvenle içinden gelen sese kulak vermelidir. )

( Dik arka, derin iç sükûnetin simgesidir. )

( Düşünmek için sükûnete gereksinim vardır. )

( Zevk, sükût etmeyi öğrendikten sonra başlar. )

( Sekine'nin yaşama geçirilmesi, zaman-mekân-imkân ile olanaklıdır. Bengidir(ebedi). Belirli zaman, belirli mekân ve belirli imkânların elverdiği ölçüde yaşama geçirilir. )

( QUIETNESS vs./and/> PEACE )


- SUKUNET[Ar. < SUKŪNET] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜKÛNET

( dinginlik Huzurlu rahat olma sükûn Dinme yatışma )


- SUKUT["ku" uzun okunur] ile SÜKÛT[Ar.]

( Düşme, aşağı inme. | Sarkma. | Büyük bir görevden ayrılma. | Çocuğun eksik ya da ölü olarak doğması. İLE Susma, söz söylememe. )


- SUKUT[Ar. < SUḲŪṬ] ile/değil/yerine/=/||/<> DÜŞME (SUKUTUHAYAL)


- SUKUT[Ar. < SUKŪT] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜKÛT

( hakkısükût ölüm sükûtu Susma konuşmama söz söylememe )


- SÜKÛT[Ar.] ile/değil/yerine/= SUSKU


- SÜKÛTİ[Ar. < SUKŪTĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> SUSKUN


- SUKUTUHAYAL[Ar. < SUḲŪṬ + ḪAYĀL] ile/değil/yerine/=/||/<> HAYAL KIRIKLIĞI


- SULALE[Ar. < SULĀLE] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜLALE

( Soy hısım akraba Ev aile )


- SULB[Ar. < ṢULB] ile/değil/yerine/=/||/<> SULP

( Bel kemiği omurga Döl nesil zürriyet katı I )


- SULB/SULP[Ar.] ile/değil/yerine/= OMURGA


- ŞULE[Ar. < ŞUʿLE] ile/değil/yerine/=/||/<> ALEV | PARILTI

( alev I parıltı )


- SÜLFÜR ile ZİNCİFRE[Ar.]/SÜLÜĞEN

( ... İLE Kırmızı renkli, doğal cıva sülfür. | Kırmızı kurşun oksit. )


- SULH[Ar. < ṢULḤ] ile/değil/yerine/=/||/<> BARIŞ (SULH HUKUK MAHKEMESİ, SULHSEVER)


- SULH[Ar.] ile/ve/||/<>/> ASAYİŞ[Ar.]


- SULH[Ar.] ile/değil/yerine/= BARIŞ

( Barış, barışma, barışıklık. | Rahatlık. | Uyuşma, uzlaşma. )


- SULHEN[Ar. < ṢULḤEN] ile/değil/yerine/=/||/<> SULHEN

( Barış yoluyla anlaşıp uzlaşarak )


- SULHPERVER[Ar. < ṢULḤ + Fars. -PERVER] ile/değil/yerine/=/||/<> BARIŞSEVER


- SULHPERVER/SULHÇU[Ar., Fars.] ile/değil/yerine/= BARIŞSEVER/BARIŞÇIL


- SULHSEVER[Ar. < ṢULḤ + Tr. SEVER] ile/değil/yerine/=/||/<> BARIŞSEVER


- SULS[Ar. < S̱ULS̱] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜLÜS

( Üçte bir Arap alfabesiyle yazılan bir tür süslü yazı Erata yolculuklarda indirim sağlayan belge )


- SULTA[Ar. < SULṬA] ile/değil/yerine/=/||/<> OTORİTE | YETKE

( otorite yetke )


- SULTA[Ar.] / OTORİTE/R[İng. < AUTHORITY/Fr. < AUTORITÉ] ile/değil/yerine/= YETKE/Cİ | BASKI / YETKİLİ | UZMAN


- SULTA[Ar.]/OTORİTE/AUTORITE[Fr.]/AUTHORITY[İng.] ile BASKI | YETKE

( Baskı. | Yetke. [Fr. AUTORITE] )


- SULTAN[Ar. < SULṬÂN] ile/||/<> ...

( 1 Müslüman özellikle Sünnî hükümdarların kullandıkları san Sultan Osman gibi 2Padişahların erkek ve kız çocukları ile anne ve eşlerine verilen san Naciye Sultan Hürrem Sultan gibi )


- SULTAN[Ar. < SULṬĀN] ile/değil/yerine/=/||/<> SULTAN

( sultan böreği sultanefendi sultan kethüdası sultanoğlu haseki sultan valide sultan Müslüman özellikle Sünni hükümdarların kullandıkları ünvan Padişahların erkek ve kız çocukları ile anne ve eşlerine verilen ünvan Bazı din ve tasavvuf büyüklerine verilen ünvan Belli bir alanda en üst düzeyde olanlar için kullanılan bir söz )


- SULTÂN[Ar.] ile/ve/||/<> MELİK[Ar.]

( Yönetimi/hükmü/sultayı elinde tutan. İLE/VE/||/<> Araziyi elinde tutan, toprak/ülke sahibi. )


- SULTAN[Ar.] ile SULTAN ile "SULTAN"

( Müslüman, özellikle Sünni hükümdarların kullandıkları unvan, padişah. | Sultanların erkek ve kız çocukları ile anne ve eşlerine verilen unvan. İLE Bektaşi azizi. İLE Belirli bir alanda en üst düzeyde olanlar için kullanılan bir söz. )


- SULTANİ[Ar. < SULṬĀNĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> SULTANİ

( sultanibuselik sultanihüzzam sultani tembel sultaniyegâh Sultanlara yaraşan veya sultanlarla ilgili den sonra Osmanlı ülkelerinde bugünkü lise dengi öğretim kurumu Mısır Trablus ve Cezayir darphanelerinde basılan Osmanlı altını Çekirdeksiz bir tür üzüm )


- SULTANİBUSELİK[Ar. < SULTĀNĪ + Fars. BŪ-SELĪK] ile/değil/yerine/=/||/<> SULTANİBUSELİK

( Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam )


- SULTANİHUZAM[Ar. < SULTĀNĪ + HUZĀM] ile/değil/yerine/=/||/<> SULTANİHÜZZAM

( Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam )


- SULTANİYEGAH[Ar. < SULṬĀNĪ + Fars. YEGĀH] ile/değil/yerine/=/||/<> SULTANİYEGÂH

( Klasik Türk müziği makamlarından biri )


- SULUK[Ar. < SULŪK] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜLUK

( Bir yola girme bir yol tutma Bir tarikata girme )


- SÜLÜK ile/değil SÜLÛK[Ar. < SİLK]

( Sülüklerden, tatlı sularda yaşayan, gövdesinde yirmi iki sindirim kesesi olduğundan, bir kezde ağırlığının sekiz katı kan emebilen, bazı kan sayrılıklarının sağaltımında "yararlanılacağı beklenen" hayvan. @@ Bir yola girme, bir yol tutma. | Özel bir sınıfa katılma, bir tarikata girme. )


- SÜLÜMEN[Ar. < SULEYMĀNĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> AK SÜLÜMEN (AK SÜLÜMEN, TATLI SÜLÜMEN)


- SÜLÜS[Ar. < S̱ULS̱] ile/||/<> ...

( Hicrî IV yüzyıl sonlarında ortaya çıkan nesihe benzer kalınca bir yazı türüne verilen ad )


- SÜLÜS[Ar.] ile SÜLÜS[Ar.] ile SÜLÜS[Ar.]

( Üçte bir. İLE Arap abecesiyle yazılan bir tür süslü yazı. İLE Erlere, yolculuklarda indirim sağlayan belge. )


- SÛM[Ar. < SAHNE] ile SUMM[Ar. < ASAMM]

( Sarmısak. İLE Sağırlar. )


- SUMAK ile/||/<> SUMAK[Ar. < SUMMÂK]

( I Dabakların deri pişiminde kullandıkları ilaç Bor Niğde II Ayakkabı bağı Yukarıkaşıkara Yalvaç Isparta Anacardiaceae familyasından 13 m yükseklikte olgunlukta kırmızı renkli ve ekşi olan meyveleri sumak ekşisi baharatı olarak kullanılan bir tür )

( SUMACH, TANNER'S SUMACH )

( SUMAC DES CORROYEURS, SUMAC )

( GERBERSUMACH, ESSIGBAUM )

( RHUS CORIARIA )


- SUMMAK[Ar. < SUMMĀḲ] ile/değil/yerine/=/||/<> SUMAK

( Antep fıstığıgillerden sıcak bölgelerde yetişen kabuğu hekimlikte yaprakları dericilikte kullanılan bir ağaç Rhus coriaria Bu ağacın ekşilik vermek için dövülerek yemeklere katılan mercimeğe benzeyen meyvesi )


- SUMMAKİ[Ar. < SUMMĀḲĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> SOMAKİ

( Kızıl veya yeşil renkte damarlı ve çok sert bir porfir türü mermer Bu mermerden yapılmış )


- SUMMETEDARUK[Ar. < S̱UMME + TEDĀRUK] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜMMETTEDARİK

( Son anda düşünülen )


- ŞÜMUL[Ar. < ŞUMŪL] ile/değil/yerine/=/||/<> KAPSAM | KAPLAM

( kapsam kaplam )


- SÜNBÜK[Ar. | çoğ. SENÂBİK] ile ...

( Toynak, at, eşek gibi tek tırnaklı hayvanların tırnağı. )


- SUNBULE[Ar. < SUNBULE] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜMBÜLE

( muhayyersümbüle Klasik Türk müziğinde bir makam )


- SUNBULİ[Fars. < SUNBUL + Ar. -Ī] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜMBÜLİ

( Yağmur yağdırmayan koyu renkli bulutlarla örtülü hava )


- SUNDUS[Ar. < SUNDUS] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜNDÜS

( İpin yanı sıra altın ve gümüş tellerle dokunan kaftan ve giysi dikiminde kullanılan bir tür ipekli kumaş )


- SUNİ[Ar. < ṢUNʿĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> YAPAY | YAPMACIK

( suni böbrek suni çayır suni çim suni gübre suni ipek suni kalp suni peyk suni solunum suni tahta suni teneffüs yapay yapmacık )


- SUNÎ[Ar.] ile/ve/değil/||/<>/< TÂLÎ[Ar.]


- SUNİ[Ar.] ile/değil/yerine/= YAPAY


- SUNİTAHTE[Ar. < ṢUNʿĪ + Fars. TAḪTE] ile/değil/yerine/=/||/<> SUNTA

( Doğramacılıkta kereste olarak kullanılan sıkıştırılmış talaş ve yongadan yapılan tahta suni tahta )


- SUNİYYET[Ar. < SŪʾ + NİYYET] ile/değil/yerine/=/||/<> SUİNİYET

( Kötü niyet )


- SUNNET[Ar. < SUNNET] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜNNET

( sünnet çocuğu sünnet düğünü sünnet ehli ehlisünnet Hz Muhammed in Müslümanlarca uyulması gerekli sayılan davranışları onayları ve herhangi bir konuda söylemiş olduğu sözleri Erkek çocukta erkeklik organının ucundaki derinin çepeçevre kesilmesi sünnet düğünü )


- SÜNNET[Ar.] ile NÂFİLE[Ar.]


- SÜNNET/SUNNET[Ar. < SUNNET] ile/||/<> SÜNNİ/SUNNİ[Ar. < SUNNĪ]

( sünnet çocuğu sünnet düğünü sünnet ehli ehlisünnet Hz Muhammed in Müslümanlarca uyulması gerekli sayılan davranışları onayları ve herhangi bir konuda söylemiş olduğu sözleri Erkek çocukta erkeklik organının ucundaki derinin çepeçevre kesilmesi sünnet düğünü )


- SUNNİ[Ar. < SUNNĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜNNİ

( Sünnet ehlinden olan kimse )


- SÜNÛH[Ar. çoğ. SÜNÛHÂT] ile SÜNÛH[Ar. çoğ. SÜNÛHÂT]

( Sağlam ve emin olma. | İyi bilme. | Diş yuvaları/çukurları. İLE Akla/hatıra gelme, içe doğma. | Çıkma, zuhûr etme. )


- SÜNUHAT[Ar. < SÜNŪḤĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜNUHAT

( Akla gelen şeyler zihinden geçirilen şeyler )


- SUNUM | TAKDİM[Ar. < TAKDİM] ile/||/<> ...


- SÜPHANALLAH/SUBHANALLAH[Ar. < SUBḤĀNALLAH] ile/||/<> TENZİH/TENZİH[Ar. < TENZĪH] ile/||/<> TESPİH/TESBİH[Ar. < TESBĪḤ]

( Tanrı yı her türlü kusur ayıp ve eksiklikten insanlığa özgü niteliklerden uzak tutarım anlamında kullanılan bir söz Umulmadık beklenmedik olağanüstü bir olay veya davranış karşısında Allah Allah Bu nasıl iştir Nasıl olur Nasıl yapılır anlamında hayret ve şaşkınlık belirtmek için kullanılan bir söz Kızgınlık anında kendi kendine sabır telkin etmek için söylenen bir söz fesüphanallah )


- ŞÜPHE[Ar. < ŞUBHE] ile/değil/yerine/=/||/<> KUŞKU | KURUNTU

( kuşku kuruntu )


- ŞÜPHE[Ar. < TEŞBİH] ile/ve/||/<> ŞAİBE[Ar. < ŞEVB | çoğ. ŞEVÂİB]

( Kuşku. İLE Leke, kusur, ayıp; noksan, nakîsa. | Art düşünce. | Hile. | Kir, leke | Kötü eser, iz. )


- ŞÜPHE[Ar.] ile KUŞKU


- ŞÜPHE/ŞÜBHE[Ar.] ile/değil/yerine/= KUŞKU


- SUPPLY[İng.] ile/||/<> SUNUM | ARZ[Ar. < ARZ | AR. < ʿARZ]

( sunum Satıcıların belirli bir dönemde piyasada değişik fiyatlardan satmaya razı olduğu mal hizmet ya da üretim faktörü miktarı )


- SUR'A[Ar.] ile SURÂH[Ar.] ile SURÂH[Ar.]

( Güreşte, çoğunlukla ters dönmüş olan. İLE Çığlık, feryad. İLE Delik, gedik. )


- SÜR'AT[Ar.] ile ÂCELE["ACALE" değil!]


- SUR[Ar. < SŪR] ile/değil/yerine/=/||/<> SUR

( Kale duvarı )


- SUR[Ar. < ṢŪR] ile/değil/yerine/=/||/<> SUR

( Boynuzdan yapılan içi boş borazan İslam inancına göre kıyamet gününde dört büyük melekten İsrafil in üfleyeceği boru )


- SÛR[Ar. çoğ. ESVÂR, SÎRÂN] ile SÛR[Ar.] ile SU'R[Ar. çoğ. ES'ÂR] ile SÛR[Ar.]

( Şehrin etrafına çekilen yüksek duvar, kale, hisar. İLE Boynuzdan yapılmış büyük boru. | Kıyamette, Hz. İsrâfil'in üfleyeceği boru. İLE Artık.[yiyecek-içecek için] İLE Düğün. | Ziyafet. | Şenlik. )


- SUR[Ar.] ile SUR ile Sur

( Kale duvarı. İLE Uğur, alınyazısı. İLE Diyarbakır iline bağlı ilçelerden biri. )


- SUR[İng.] ile/||/<> SUR[Ar. < ṢŪR]

( Herbir lifte iki renk modeli bulunan lif rengi )

( SUR )


- ŞURA[Ar. < ŞŪRĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞÛRA

( Bir alanla ilgili olarak oluşturulan danışma kurulu )


- SURAHİ[Ar. < ṢURĀḤĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜRAHİ

( İçecek koymaya yarar cam plastik vb nden yapılan kap )


- SÜRAHİ[Ar.] ile/||/<> KARAF/A[İt. < CARAFFA]/KARAFAKİ

( İçecek koymaya yarar, cam, plastik vb. kap. @@ Uzun boyunlu, kulpsuz küçük sürahi. )


- SÜRAT[Ar. < SURAT] ile SURAT[Ar. < SURET]

( çabukluk. | Alınan yolun harcanan zamana oranı. | hız. @@ Yüz. | Somurtkanlık, asık yüzlülük. | Soğuk davranma. )


- SÜRAT[Ar. < SURʿAT] ile/değil/yerine/=/||/<> ÇABUKLUK | HIZ

( sürat katarı öncelleme sürati sezinleme sürati çabukluk Alınan yolun harcanan zamana oranı hız )


- SURAT[Ar.]/ÇEHRE[Fars. ÇİHRE] ile/değil/yerine/= YÜZ


- SÜRAT[Ar.] ile/ve/||/<> HIZ

( Bir nesnenin birim zamanda aldığı yolun büyüklüğü. @@ Bir nesnenin birim zamanda aldığı yolun yönlü büyüklüğü. | Alınan yolun, harcanan zamana oranı. | Çabukluk. | Bir devimden doğan güç, şiddet. )


- SÜRÇÜLİSAN[Tr. < SÜRÇ + Ar. LİSĀN] ile/değil/yerine/=/||/<> DİL SÜRÇMESİ


- SURE[Ar. < SŪRE] ile/değil/yerine/=/||/<> SURE

( Kur an ın yüz on dört bölümünden her biri )


- SURE[Ar.] ile SÜRRE[Ar. < SURRE]

( Kur'ân-ı Kerîm'in yüz on dört bölümünden her biri. @@ Akçe, para kesesi, para çıkını. | Osmanlı sultanlarının, her yıl hac zamânında Haremeyn[Mekke ve Medîne] halkına dağıtılmak üzere özel bir alay düzenleyerek gönderdiği para ve armağanlar. )


- SÛRE ile MİZMÂR[Ar.]

( ... İLE Zebûr'un her bir sûresi. )


- SÜREÇ ile FETRET[Ar.]

( ... İLE İki peygamber ya da sultan arasında peygambersiz/sultansız geçen süre. | İslâm'a göre, Hz. İsa ile Hz. Muhammed arasında geçen süre. | İki olay arasındaki süre. | Hükümet gücünün gevşediği bir yerde, düzenin yeniden kurulmasına kadar geçen süre. )


- SÜREÇ ile/ve/||/<>/> SERENCÂM[Fars.] ile/ve/||/<>/> İNSİCÂM[Ar.]

( Aralarında birlik olan, belirli bir düzen ya da zaman içinde tekrarlanan, ilerleyen, gelişen olay ve hareketler dizisi. İLE/VE/||/<>/> Bir işin sonu. | Başına gelen. | Olay/vak'a. İLE/VE/||/<>/> Düzgünlük, tutarlık, bağdaşım. )


- ŞUREKA[Ar. < ŞUREKĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞÜREKÂ

( Ortaklar şerikler Yandaşlar taraftarlar destekçiler )


- SÜRELİ/MEVKUT[Ar. < MEVḲŪT] ile/||/<> SÜRELİ YAYIN/MEVKUTE[Ar. < MEVḲŪTE]


- SURET[Ar. < ṢŪRET] ile/||/<> ...

( Karagöz oyunundaki kişi hayvan ve dekor resimlerine Karagözcülerce verilen ad Buna tasvir de denir )


- SURET[Ar. < ṢŪRET] ile/değil/yerine/=/||/<> FOTOĞRAF | YÜZ

( Dış görünüş Yazı veya resim kopyası Biçim yol tarz İslam felsefesinde varlığın görünen yanı beş duyu ile algılanan yönü siret karşıtı fotoğraf yüz II )


- SURET[Ar. < ṢŪRET] ile/değil/yerine/=/||/<> SURAT

( surat düşkünü asık surat çatık surat ekşi surat fare surat kepçe surat yüz II Somurtkanlık asık yüzlülük Soğuk davranma )


- SÛRET[Ar.] ile HEY'ET[Ar.]


- SÛRET[Ar.] ile SIBGA[Ar.]


- SURETA[Ar. < ṢŪRETĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> GÖRÜNÜŞTE | YALANDAN

( görünüşte yalandan )


- SURETA[Ar.] ile/değil/yerine/= GÖRÜNÜŞE GÖRE, GÖRÜNÜŞTE | YALANDAN


- SURETEN[Ar. < ṢŪRETEN] ile/değil/yerine/=/||/<> SURETEN

( Dış görünüş bakımından )


- SURETİYLE[Ar.] ile/değil/yerine/= YOLUYLA/KOŞULUYLA


- SURETY, GUARANTOR[İng.] ile/||/<> KEFİL[Ar. < KEFİL]

( Kefalet veren kişi )

( SURETY, GUARANTOR )


- SURETY[İng.] ile/||/<> KEFALET[Ar. < KEFÂLET]

( Birinin borcunu ödeyeceğine ilişkin olarak üçüncü bir kişinin alacaklıya güvence vermesi )

( SURETY )


- SÜREYYA[Ar. < S̱UREYYĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> ÜLKER


- SÜREYYA[Ar.]/PERVÎN[Fars.]/PLESIADES ile/değil/yerine/= ÜLKER

( Boğa burcunda, yedi yıldızdan oluşan takım. | Kuzey yarımkürede, Boğa[Sevr] burcunun en parlak yıldızı olan Eddeberân'ın ilerisinde ve Feres-i A'zam yönünde görünen güzel bir yıldız kümesi. )


- SÜRFE[Ar. < SURFE] ile/değil/yerine/=/||/<> KURTÇUK


- SÜRFE/SURFE[Ar.] ile SÜRFE[Ar.]

( Kurtçuk. İLE Öksürük. )


- SURGEON/SURGICAL[İng.] ile/değil/yerine/= CERRAH[Ar. < CERRĀḤ]

( Ameliyat yapma yeterliliği olan Veteriner hekim, operatör. )


- SURGICAL[İng.] ile/||/<> CERRAHİ[Ar. < CERRÂHİ]

( Cerrah ve ameliyatla ilgili olan şirurjikal )

( SURGICAL )


- SÛRÎ[Ar.] ile SÛRÎ[Ar.]

( Görünürde olan, hakiki ve içten olmayan. | Gösterişten ibaret olan, gösterişlik. İLE Düğüne ait, düğünle ilgili. )


- SÛRÎ/ŞEKLÎ[Ar.]/FORMEL[İng.] değil/yerine BİÇİMSEL


- SURRE[Ar. < SURRE] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜRRE

( sürre alayı sürre altını sürre emini Osmanlı padişahlarının her yıl Mekke ve Medine ye gönderdikleri para ve armağanlar )


- SÜRRE ile/||/<> SÜRRE[Ar. < SURRE]

( 1 Osmanlı padişahlarının seyyid ile şerif ve ileri gelenlere dağıtılmak üzere her yıl Hicaza gönderdikleri para ve armağanlara verilen ad 2 Yarım yük 50 000 akçe tutarında para için kullanılan bir tecim terimi zooloji )

( OMBILIC )


- ŞÜRÛ'[Ar.] ile ŞÜRÛH[Ar. < ŞERH]

( Başlama. İLE Açıklamalar, izahlar, şerhler. )


- ŞURUB[Ar. < ŞURŪB] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞURUP

( şerbet Çeşitli meyve özleri ve şekerin kaynatılmasıyla elde edilen içecek İçinde çok miktarda şeker bulunan koyu sıvı kıvamda olan ilaç )


- SÜRÜCÜ BELGESİ | UZLUK | YETERLİLİK/EHLİYET[Ar. < EHLİYYET] ile/||/<> SÜRÜCÜ BELGESİ | YETERLİK BELGESİ/EHLİYETNAME[Ar. < EHLİYYET + Fars. NĀME]

( ehliyetname cezai ehliyet ağır vasıta ehliyeti sürücü belgesi uzluk yeterlilik )


- SÜRUR[Ar. < SURŪR] ile/değil/yerine/=/||/<> SEVİNÇ


- SÜRÛR[Ar.] ile NEŞE/SEVİNÇ | TESKİN/TESELLİ


- SÜRÛRÎ[Ar.] ile Sürûrî[Ar.]

( Kurtçuk. İLE XVIII. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış Osman adlı şair. Şiirden önce Hüznî, daha sonra Sürûrî takma adını kullanmıştır. Şiirleri hiciv ve mizah ağırlıklıdır. Şiirlerinde, ebced hesabıyla yaptığı tarihlendirmelerindeki başarılarıyla da öne çıkmıştır. [ö. 1813] )


- SURYANİ[Ar. < SURYĀNĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜRYANİ

( Samilerin Arami kolunun doğu bölümünde olan bir Hristiyan topluluğu ve bu topluluktan olan kimse )


- SÜRYANİ[Ar.]

( Samiler'in, Aramî kolunun doğu bölümünde olan bir Hristiyan topluluğu ve bu topluluktan olan kişi. )


- SÛS[Ar.] ile SÛS[Ar.]

( Huy, tabiat.[TIYNET] | Meyan kökü. İLE Güve. | Kurtçuk. )


- SÜS ile ŞEMSE[Ar.]

( ... İLE Yazma kitapların cildine, baş sayfalarının üst bölümüne ya da kumaşlara, kapı, pencere vb. yerlere işlenen ya da çizilen, güneş biçiminde süs. )


- SUSAM[Ar. < SİSAM] ile/değil/yerine/= KÜNCÜK


- SUSKUN/SAMUT[Ar. < ṢAMŪT] ile/||/<> SUSKUN/SÜKÛTİ[Ar. < SUKŪTĪ]


- SUTRE[Ar. < SUTRE] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜTRE

( Perde örtü Evde veya açık alanda namaz kılarken öne konulan nesne Düşman gözünden ve ateşinden korunmaya yarar doğal veya yapma siper )


- SÜTÛN[Fars.]/ÂSİYE[Ar.] ile/yerine DİREK

( PILLAR vs. POLE )


- SÜTÛR[Ar. çoğ. SİTR] ile SÜTÛR[Ar.]

( Perdeler, örtüler. İLE ... )


- SUÛD[Ar.] ile SUÛD[Ar. < SA'D]

( Yukarı çıkma, yükselme. İLE Kutsal sayılan yıldızlar. )


- ŞUUR[Ar. < ŞUʿŪR] ile/değil/yerine/=/||/<> BİLİNÇ (ŞUURALTI, ŞUUR KAYBI, TAHTEŞŞUUR)


- ŞUUR[Ar.] ile/değil/yerine/= BİLİNÇ/US

( ŞUUR[Ar.]: Çatlak, sızıntı. = Kendi varoluşunun, sorumluluğu ve denetimi. | Anlama, anlayış, duyum/hissetme. )


- ŞUÛR[Ar.] ile ŞUÛR[Ar. < ŞA'R] ile ŞÜHÛR[Ar. < ŞEHR]

( Anlama, anlayış, duyumsama/hissetme. İLE Kıllar. İLE Aylar. )


- SUVEYDA[Ar. < SUVEYDĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜVEYDA

( Kalbin ortasında var olduğuna inanılan siyah benek Kalpteki gizli günah )


- ŞÜYÛ'[Ar.] ile ŞÜYÛH[Ar. < ŞEYH]

( Herkesçe duyulma, bilinme, yayılma, dağılma. | Ortaklardan birinin, aralarındaki ortak malların her bir parçasının üzerine hisselerinin yayılmış olması. İLE Şeyhler. | Yaşlılar. )


- ŞUYU[Ar. < ŞUYŪʿ] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞÜYU

( izaleişüyu Herkesçe duyulma yayılma )


- SÛZ[Ar.] ile -SÛZ[Ar.]

( Yanma, tutuşma, ateş, sıcaklık. | Dert, ıstırap, acı. İLE "Yakan, yakıcı" anlamlarına gelerek birleşik sözcükler yapar.[DİL-SÛZ: Gönül yakan/yakıcı. | VİCDAN-SÛZ: Vicdan yakan.] )


- SUZANN[Ar. < SŪʾ + ẒANN] ile/değil/yerine/=/||/<> SUİZAN

( Kötü zan )


- SUZENİ[Fars. < SŪZEN + Ar. -Ī] ile/değil/yerine/=/||/<> SUZENİ

( Kasnağa gerilmiş kumaşa iğne veya tığla yapılan bir nakış türü )


- SYRUP[İng.] ile/||/<> ŞURUP[Ar. < ŞURŪB]

( 1 Şeker ve diğer tatlı maddeleri içeren yoğun çözelti 2 Bir meyvenin veya bitkinin suyu veya yoğunlaştırılmış suyu nektar )

( SYRUP )


- TÂ'AT[Ar.] ile HİDMET/HİZMET[Ar.]


- TÂ'AT[Ar.] ile KABÛL[Ar.]


- TÂ'AT[Ar.] ile MUVÂFAKATU'L-İRÂDE[Ar.]


- TA'DÂD[Ar. < ADED] ile/değil/yerine/= SAYMA; SAYI | BİRER BİRER SÖYLEME, SAYIP DÖKME; SAYIM

( SAYMA; SAYI | BİRER BİRER SÖYLEME, SAYIP DÖKME; SAYIM )


- TA'DÂD[Ar. < ADET] (ETMEK)[Ar.] ile/ve/||/<> İHYÂ'[Ar. < HAYÂT] (ETMEK)[Ar.]

( Sayma, sayı. | Birer birer söyleme, sayıp dökme, sayım. İLE/VE/||/<> Diriltme, diriltilme, canlandırma. | Can verircesine iyilik etme, lütfetme. | Yeniden güçlendirme. | Uyandırma, canlandırma, tazelik verme. )


- TA'LÎM[Ar. < İLM | çoğ. TA'LÎMÂT] ile TA'LÎN[Ar.]

( Öğrenme, öğretme, öğretim, öğretilme. | Okutma, ders verme/verilme. | Meşk ile yetiştirme. | Askerlik idmanı. | İdman, egzersiz. İLE Açığa vurma/vurulma. )


- TA'LÎM[Ar.] ile TELKÎN[Ar.]


- TA'LÎMÎ[Ar.]/DİDAKTİK[Fr./İng.] ile/değil/yerine/= ÖĞRETİCİ/ÖĞRETÇİ


- TA'LİYE[Ar.] ile TAHLİYE[Ar. < HALÂ, HALVET, HALV]

( Bir şeyi yükseltme. İLE Boşaltma, boş bırakma. | Serbest bırakma, salıverme. )


- TA'M[Ar. çoğ. TUÛM] ile TAM'[Ar. < TAM]

( Tama eden. İLE Doymazlık, çok isteme, açgözlülük. )


- TA'M[Ar. çoğ. TUÛM] ile TAMA'[Ar.]

( Yeme. | Tad, lezzet. İLE Doymazlık, çok isteme, açgözlülük. )


- TA'M[Ar. çoğ. TUÛM] ile TAMA'[Ar.]

( Yeme. | Tad, lezzet. İLE Doymazlık, çok isteme, açgözlülük. )


- TA'SÎRÂT[Ar. < TA'SÎR] ile TA'SÎRÂT[Ar. < TA'SÎR]

( Güçleştirmeler. İLE Suyunu sıkmalar. )


- TA'TÎS[Ar. < ATSE] ile TA'TÎŞ[Ar. < ATŞ]

( Aksırtma. İLE Susatma/susatılma. )


- TA'VÎZ[Ar. < İYÂZ] ile TA'VÎZ[Ar. < İVÂZ | çoğ. TA'VÎZÂT]

( Nazara ve başka kötülüklere karşı takılan muska. İLE Bedel verme, karşılık olarak bir şey verme/verilme. | [kimya] Bir cismin, bir başkası yerine geçmesi. )


- TA'YÎN[< AYN][Ar.] ile/ve NÂN-PÂRE[Fars.]

( Erzak. İLE/VE Ekmek parçası. )


- TA'YÎN[Ar. < AYN] ile TAHÎN[Ar.]

( Ayırma, belirli etme. | Bir memuriyete koyma. | Tayın, asker ekmeği. | Erzak. İLE Öğütülmüş tahıl. | Darı unu. | Şekerle karıştırılarak helvası yapılan öğütülmüş susam. )


- TA'ZÎL[Ar.] ile TA'ZÎL[Ar. çoğ. TA'ZÎLÂT]

( Bir hastanın güzel ve inandırıcı sözlerle teselli edilmesi. İLE Ayıplama. )


- TA'ZÎR[Ar. < ÖZR | çoğ. TA'ZÎRÂT] ile TA'ZÎR[Ar. çoğ. TA'ZÎRÂT]

( Esassız özür bildirme, vesile ve bahane arama. İLE Azarlama. | Suçluyu suçuna göre sözle azarlama. )


- TA'ZİYE[Ar. < AZV] ile/değil/yerine/= YARA(BAŞ) SAĞILIĞI/İYİLEŞMESİ DİLEME

( Caferî mezhebinde olanların Muharrem ayında yaptığı matem töreni. )


- TÂ[Ar.] ile TÂ'[Ar.] ile TÂ[Ar.] ile TÂ[Ar.] ile TI[Ar.]

( Eski Türkçe'deki "te" ve "tı" harflerinin Arapça'daki adı. İLE "tı" harfinin bir adı. İLE Kat, büklüm. İLE Kadar, dek, değin. İLE Osmanlı abecesinin 19. harfi olup ebced hesabında, 9 sayısının karşılığıdır. T harfini karşılar. )


- TAABBÜS[Ar.] ile TAABBÜS[Ar. çoğ. TAABBÜSÂT]

( Sayıklama ya da havadaki bir şeyi tutmaya çalışır gibi ellerini sallayarak hareket ettirme. İLE Yüz ekşitme, surat asma. )


- TAACCÜB[Ar. < ACEB] ile/değil/yerine/= ŞAŞMA/ŞAŞAKALMA

( [bkz. TAHAYYÜR] )


- TAACCÜP[Ar. < TAʿACCUB] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞAŞMA


- TAADDUD[Ar. < TAʿADDUD] ile/değil/yerine/=/||/<> TAADDÜT

( Çoğalma sayısı artma )


- TAADDÜD[Ar.] ile TAAHHÜD[Ar. < AHD | çoğ. TAAHHÜDÂT]

( Birden çok olma, çoğalma, sayısı artma. İLE Üzerine alma, yapılması için söz verme. | Bir işin yapılması için resmî olarak sözleşme. | Postaya verilen bir şeyin yerine ulaşmasını sağlama. )


- TAADDÜT[Ar.] ile/değil/yerine/= ÇOĞALMA, SAYININ ARTMASI


- TAAFFUN[Ar. < TAʿAFFUN] ile/değil/yerine/=/||/<> TAAFFÜN

( Kokuşma pis kokma Çürüme sonucu oluşan pis koku )


- TAAHHUD[Ar. < TAʿAHHUD] ile/değil/yerine/=/||/<> TAAHHÜT

( taahhütname Bir şey yapmayı üstüne alma üstenme üstlenme Bir işin yapılmasını üzerine alıp resmî olarak sözleşme yapma )