TIP (MEDICINE)
- NOSİSEPTÖR/NOCICEPTOR[İng.] değil/yerine/= AĞRI ALMACI
- NOSQL/NOT ONLY STRUCTURED QUERY LANGUAGE[İng.] değil/yerine/= YAPILANDIRILMAMIŞ SORGU DİLİ
- NÖTR/NEUTER[İng.] değil/yerine/= ETKİSİZ | YÜKSÜZ | YANSIZ
- NÖTRALİZASYON[İng. < NEUTRALIZATION] değil/yerine/= ETKİSİZLEŞTİRME/YANSIZLAŞTIRMA
- NÖTRALİZASYON/NEUTRALIZATION[İng.] değil/yerine/= YÜKSÜZLEŞTİRME | ETKİSİZLEŞTİRME
- NOZOKOMİYAL/NOSOCOMIAL[İng.] değil/yerine/= HASTANE KAYNAKLI
- NOZOLOJİ/NOSOLOGY[İng.] değil/yerine/= SAYRILIK SINIFLANDIRMA BİLİMİ
- n.p.o.[Lat. < NULLA PER OS] değil/yerine/= AĞIZDAN HİÇBİR ŞEY ALINMAYACAK
- NÜKLEİK ASIT/NUCLEİC ACİD[İng.] değil/yerine/= ÇEKİRDEK ASIDİ
- NÜKLEOL/NUCLEOL[İng.] değil/yerine/= ÇEKİRDEKÇİK
- NÜKLEOPLAZMA değil/yerine/= ÇEKİRDEK SIVISI
- NÜKLEOTİT[İng. NUCLEOTIDE] ile/||/<> ARTIK BİLEŞİK[İng. RESIDUE] ile/||/<> CHARGAFF KURALI[İng. CHARGAFF RULE] ile/||/<> DEOKSİRİBOZ[İng. DEOXYRIBOSE] ile/||/<> ENDONÜKLEAZ[İng. ENDONUCLEASE]
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- NÜKLEOTİT/NUCLEOTİDE[İng.] değil/yerine/= ÇEKİRDEK YAPI TAŞI
- NÜKLEUS/NÜVE/NUCLEUS[İng.] değil/yerine/= ÇEKİRDEK
- NÜKS/RECURRENCE[İng.] değil/yerine/= YİNELENME
- NÜMÜLER/NUMMULAR[İng.] değil/yerine/= PARA BÜYÜKLÜĞÜNDE VE BİÇİMINDE
- NUMUNE/SAMPLE[İng.] değil/yerine/= ÖRNEK
- NUTFE ile/ve/<>/> ALAKA ile/ve/<>/> MUDĞA
- NUTRACEUTICAL[İng.] değil/yerine/= NUTRASÖTİK
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- NÜTRİSYON/NUTRITION[İng.] değil/yerine/= BESLENME
- NÜZÛL[Ar.] ile İNME
- NYHA/NEW YORK HEART ASSOCİATION[İng.] değil/yerine/= NEW YORK KALP DERNEĞİ
- O DELİK DEĞİL ile/değil O, DELİK DEĞİL
- O-EMRAM/OUTPATIENT ELECTRONIC MEDICAL RECORD ADOPTION MODEL[İng.] değil/yerine/= AYAKTAN HASTA ELEKTRONİK TIBBİ KAYIT BENIMSEME MODELİ
- O.D./OCULUS DEXTER[İng.] değil/yerine/= SAĞ GÖZE
- O.S./OCULUS SİNISTER[İng.] değil/yerine/= SOL GÖZE
- OAA/EVENT TREE ANALYSIS[İng.] değil/yerine/= OLAY AĞACI ÇÖZÜMLEMESİ
- obduc.[Lat. < OBDUCE, OBDUCATUR] değil/yerine/= SÜRÜLSÜN
- OBEZ/OBESE[İng.] değil/yerine/= ŞİŞMAN
- OBEZİTE/OBESITY[İng.] değil/yerine/= ŞİŞMANLIK
- OBEZİTE ile/||/<> METABOLİK BELİRGE/SENDROM
- OBJEKTİF["OBJEKTİV" değil!]/OBJECTIVE[İng.] değil/yerine/= NESNEL | MERCEK DÜZENEĞİ
- OBLITERASYON/OBLITERATION[İng.] değil/yerine/= TAM KAPANMA
- OBLITERE/OBLITERATED[İng.] değil/yerine/= KAPANMIŞ
- OBO/OPEN BIOLOGICAL AND BIOMEDICAL ONTOLOGY[İng.] değil/yerine/= AÇIK BİYOLOJİK VE BİYOMEDİKAL ONTOLOJİ
- OBSERVER BİAS değil/yerine/= GÖZLEMCİ YANLILIĞI
- OBSESİF-KOMPÜLSİF BOZUKLUK/OBSESSIVE-COMPULSIVE DISORDER[İng.] değil/yerine/= TAKINTI-ZORLANTI BOZUKLUĞU
- OBSESİF değil/yerine/= TAKINTILI
- OBSESYON/OBSESSION[İng.] değil/yerine/= TAKINTI
- OBZERVASYON/OBSERVATION[İng.] değil/yerine/= GÖZLEM
- OCCUPATIONAL DISEASE[İng.] değil/yerine/= MESLEK HASTALIĞI
- OCT/OKT/OPTİK KOHERENS TOMOGRAFİ OPTIC COHERENCE TOMOGRAPHY[İng.] değil/yerine/= GÖRME EŞEVRELİ KESITÇEKİM
- ÖD/SAFRA KESESİ/ÖD KİSESİ[Azr.]/KİSE SAFRA[Fars.]/ÖT GABY[Kazak.]/GALL BLADDER[İng.] ile/||/<> SİDİK/İDRAR KESESİ
- ÖD ve/||/<> KOLEDOK[Fr. < CHOLEDOQUE]
- ODA KAPISI ile/||/<> HASTANE ODASI KAPISI
- OR/ODDS RATIO[İng.] değil/yerine/= GÖRELİ ORAN
- ÖDEM/EDEMA[İng.] değil/yerine/= ŞİŞLİK
- ÖDEM[Fr. < Yun.] ile BEZE
Yara ya da çıban nedeniyle gövdenin herhangi bir yerinde oluşan şişkinlik. )
- ODİT/AUDIT ile/||/<> ODİTÖR/AUDITOR
- ODİTORYUM/AUDİTORIUM[İng.] değil/yerine/= TOPLANTI SALONU
- ODON-/ODONT-/ODONTİA- ile/||/<> GİNGİV-/GİNGİVO- ile/||/<> ULE-/ULO- ile/||/<> CEMENTO-
- ODONTOLOJİ ile DİŞ/ÇİLİK BİLİMİ
- ODSS/ORGANIZATIONAL DECİSION SUPPORT SYSTEM[İng.] değil/yerine/= ÖRGÜTSEL KARAR DESTEK DÜZENİ
- ÖDÜL ile/ve/değil/||/<>/< UYARAN
- ODYOGRAM/AUDIOGRAM[İng.] değil/yerine/= İŞİTME ÇİZGESİ
- OEDIPUS KARMAŞIKLIĞI/KOMPLEKSİ ve/||/<> ELEKTRA KARMAŞIKLIĞI/KOMPLEKSİ
- OFF-PUMP CERRAHİ/OFF-PUMP SURGERY[İng.] değil/yerine/= ATAN KALPTE CERRAHİ
- ÖFKE(> ADRENALİN >) ve/> KALP KRİZİ
- ÖFKE ile/ve/||/<> KEDER ile/ve/||/<> ÜZÜNTÜ ile/ve/||/<> STRES ile/ve/||/<> KORKU
- ÖFKE ile/ve/değil/||/<>/< REFLEKS
- ÖFORİ/EUPHORIA[İng.] değil/yerine/= COŞU
- OFTALMİK/OPHTHALMIC[İng.] değil/yerine/= GÖZ (İLİŞKİLİ)
- OFTALMOLOG değil/yerine/= GÖZBİLİMCİ
- OFTALMOLOJİ/K değil/yerine/= GÖZBİLİM/SEL
- OFTALMOSKOP/OPHTALMOSCOPE[İng.] değil/yerine/= GÖZ İÇİ GÖRECİ
- OGRUG ile OGRUG ile OGRUG/OVRUG/OWRUG
[<
- OGTT/ORAL GLİKOZ TOLERANS TESTİ ORAL GLUCOSE TOLERANCE TEST[İng.] değil/yerine/= ŞEKER YÜKLEME TESTİ
- OĞUL
[ Önceleri erillikle sınırlı ya da "özdeş" değildi. ] )
- OGULÇUK/OGULÇUQ ile OGULMUK/OGULMUQ
[<
- OHCA/OUT OF HOSPITAL CARDİAC ARREST[İng.] değil/yerine/= HASTAHANE DIŞI KALP DURMASI
- ÖKARYOT/EUKARYOTE[İng.] değil/yerine/= ÇEKİRDEKLİ
- OKDS/ORGANIZATIONAL DECİSION SUPPORT SYSTEM[İng.] değil/yerine/= ÖRGÜTSEL KARAR DESTEK DÜZENİ
- OKIMAK/OQIMAQ ile OKIMAK/OQIMAQ ile OKIMAK/OQIMAQ/OGIMAK ile OKUT/OQUT
[<
- OKLÜDER/OCCLUDER[İng.] değil/yerine/= YAPAY TIKAÇ
- OKLÜZİV/OCCLUSIVE[İng.] değil/yerine/= TIKAYICI
- OKLÜZYON/OCCLUSION[İng.] değil/yerine/= TIKANMA
- OKSALAT < KALSİYUM OKSALAT[Fr. < Yun.]
- OKSİDAN/OXIDANT[İng.] değil/yerine/= OKSİTLEYİCİ
- OKSİDASYON/OKSİTLE(N)ME/OXIDATION[İng.] değil/yerine/= YÜKSELTGE(N)ME
- OKSİDATİF/OXIDATIVE[İng.] değil/yerine/= OKSITLEYEN
- OKSİJEN[Fr. < Yun. OKSYS: Ekşi. | GENNAN: Doğurmak.] ile OZON[Yun.]
- OKSİJEN ile/ve/||/<> DOYMUŞ OKSİJEN
Oksijen ve Doymuş Oksijen Arasındaki FaRkLaR
| Özellik | Oksijen (O₂) | Doymuş Oksijen / Oksijen Saturasyonu |
|---|---|---|
| Tanım | Renksiz, kokusuz, tatsız bir öge ve gaz | Bir ortamdaki oksijenin doygunluk durumu ya da yüzdesi |
| Formül / Gösterim | O₂ (iki oksijen atomu) | SpO₂ (pulse oksimetre) veya SaO₂ (arteriyel) |
| Ölçüm Birimi |
• Konsantrasyon: mg/L, ppm • Basınç: mmHg, kPa • Yüzde: % (havadaki oran) |
• Yüzde: % (saturasyon) • Konsantrasyon: mg/L (çözünmüş) • Parsiyel basınç: PaO₂ |
| TIBBİ BAĞLAM | ||
| Normal Değerler |
• Havada: %21 • Arteriyel kan PaO₂: 80-100 mmHg |
• Normal SpO₂: %95-100 • Hafif hipoksi: %90-94 • Ciddi hipoksi: ) ( "Oksijeni bilmem ama kokun şart!" ) - OKSİJENATÖR/OXYGENATOR[İng.] değil/yerine/= OKSİJENLENDİRICİ - OKSİJENİZASYON/OXYGENATION[İng.] değil/yerine/= OKSİJENLENME - OKSİJENLİ SOLUNUM ile FERMANTASYON ( Oksijen varlığında enerji üretimi. İLE Oksijensiz enerji üretimi. ) - OKSİMETRİ/OXIMETRY[İng.] değil/yerine/= OKSİJEN ÖLÇÜMÜ - OKSİTOSİN ile/ve/||/<> VAZOPRESİN ( Annelik içgüdüsü. Doğumla başlayan annelerde salgılanan hormon. İLE/VE/||/<> Babalık içgüdüsü. Doğumla başlayan babalarda salgılanan hormon. ) ( Doğum ve emzirme süreçlerinde rol oynayan hormon. İLE/VE/||/<> Su dengesini ve kan basıncını düzenleyen hormon. ) ( Sosyal bağları ve güven duygusunu artırır. İLE/VE/||/<> Stres tepkilerini ve saldırganlığı etkiler. ) ( İkisi de peptid hormondur ve dokuz amino asitten oluşur. [Hipotalamustan salgılanır ve arka hipofizden salınır.] ) - OKSİYÜR değil/yerine/= SİVRİKUYRUK ( 3-12 mm. uzunluğunda, insanın, özellikle çocukların bağırsaklarında yaşayan, küçük bir solucan. ) - ÖKSÜRÜK ile KURU ÖKSÜRÜK - OKUMA: ( Ekrandan okuma, kâğıt üzerinden okumaya göre %25 daha yavaştır. ) - OKYANUSU AŞMAK ve/ne yazık ki/||/<>/> DEREDE BOĞULMAK - OLABİLDİĞİNCE ...: ( Lokmalarımızdaki oranı. VE/||/<> Çiğneme sayımızı. ) - OLABİLECEKLER ile/ve/||/<>/>/< OLMASI GEREKENLER - OLABİLİRLİK[İng. LIKELIHOOD] ile/||/<> OLABİLİRLİK ORANI[İng. LIKELIHOOD RATIO] ( Belli bir sürece bağlı olarak belirli bir sonucun oluşabilmesi ihtimalidir.Genetik analizlerde, ebeveynlerin yavrularının çoklokuslu genlere sahip olup olmayacağının anlaşılması, olabilirlik incelemeleriyle yapılır. Benzer şekilde, bir yavruya belirli bir genin geçip geçmeyeceğinin anlaşılması için de bu analizler gerekir. @@ İki farklı durumun olabilirlikleri arasındaki orandır. Pratik ve tipik olarak, belirli bir modelin belirli bir sonucunun olabilirliği ile, aynı sonucun, aynı modelin boş model versiyonu içerisindeki olabilirliği arasındaki orandır. [ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] ) - OLAĞAN GERİBİLDİRİM(REFLEKS) ile/ve/değil BEYİN TRAVMASI ( [Bilinci kapalı bir hastanın, (olası/çeşitli) fiziksel tepkilerinin anlamı için ayağın tabanı gıdıklanınca, ayak parmakları...] İleri doğru kasılıyorsa. İLE/VE/DEĞİL Geriye doğru kasılıyorsa. ) - OLAĞANDIŞI ile/||/<> ANOMALİ ( Olağandışı. İLE/||/<> Bozukluk. ) - OLAN ile/ve/<>/değil/yerine OLABİLEN ( Evren/dekiler. İLE/VE/<>/DEĞİL/YERİNE İnsan... ) - OLAP/ON-LINE ANALYTICAL PROCESSING[İng.] değil/yerine/= ÇEVRİMİÇİ ÇÖZÜMLEYİCİ İŞLEME - OLAY YERİNDE PARK ETME: - OLAYI" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ... DURUMU - ÖLÇEKLER/MİKYÂS[< KIYÂS: ( BAHÂR[Ar.]: Ölçek. ) ( * MİKYÂS-I AMEL/ERGOGRAF: Kas gücünü ölçmekte kullanılan âlet. * MİKYÂS-I AMÛDÎ: İki nokta arasındaki dikey[şâkulî] mesafeyi belirlemeye yarayan âlet. * MİKYÂS-I GAZ/MANOMETRE: Gaz ölçmekte kullanılan âlet. * MİKYÂS-I HACM: Hacim ölçüleri. * MİKYÂS-I HAMZ: Asit ölçmekte kullanılan âlet. * MİKYÂS-I HİSS: Duyumölçer. * MİKYÂS-I HURDEBÎNÎ: Mikrometre. * MİKYÂS-I İNHİNÂ/MEYL: Eğimölçer. * MİKYÂS-I İRTİFÂ'/ALTIMETRE: Yükseklikölçer. * MİKYÂS-I KALEVÎ: Alkol derecesini ölçmekte kullanılan âlet. * MİKYÂS-I KESÂFET/DENSIMETRE: Yoğunlukölçer. * MİKYÂS-I KLOR: Klorölçer, klorimetre. * MİKYÂS-I KUVVET: Kuvvetölçer, dinamometre. * MİKYÂS-I KÜRE: Küreölçer. * MİKYÂS-I KÜÛL: Alkollü bir sıvıda alkol yüzdesini gösteren âlet. * MİKYÂS-I MÂ: Hidrometre. * MİKYÂS-I MÂYİÂT: Sıvıölçer, areometre. * MİKYÂS-I MEYL: Eğim ölçüsü. * MİKYÂS-I NÂR: Ateşölçer, pirametre. * MİKYÂS-I RİYÂH: Yelölçer, anemometre. * MİKYÂS-I RÜTÛBET: Havanın rütûbet derecesini ölçen âlet. * MİKYÂS-I SAFFET-İ HEVÂ: Odyometre. * MİKYÂS-I SEDÂ: Sedânın[insan sesinin] uyumunu ve şiddetini ölçmeye yarayan âlet. * MİKYÂS-I ZELÂZİL: Yer sarsıntısının şiddetini ve yönünü gösteren âletler, sismograf. * MİKYÂS-ÜL-GAZÂT: Gazölçer, manometre. * MİKYÂS-ÜL-HARÂRE: Termometre. * MİKYÂS-ÜL-LEVN: Renkölçer, kolorimetre. * MİKYÂS-ÜL-MATAR: Bir yılda yağan yağmur mikdarını gösteren âlet, pluviometre. ) - ÖLÇÜ ile/ve/değil/||/<>/< ARAÇ - OLDRUM ile OLDUK/OLDUQ ( Sakatlanmış kişi. İLE Nalsız. ) - OLGUNLAŞMANIN SAĞLADIKLARI: ( Duyarlılık kazandırır. VE/||/<>/> İşleklik ve işlevsellik sağlar. VE/||/<>/> Huzur sağlar/sunar. ) ( Olgun kişi, herşeyin iyisi için çabalar. ) ( Akıl ve zekâ geriliği. ) - ÖLMEK/ÜŞÜMEK ile/ve/||/<>/> BUYMAK ( ... İLE Soğuktan, donarak ölmek. | Çok üşümek. ) - ÖLMEK ile/ve/değil/yerine OLMAK - ÖLMEK ile/değil/||/<> SOLMAK ( İnsanda. İLE/||/<> Bitkide. ) - ÖLMEK ile TELEF OLMAK ( İnsanda. İLE Hayvanlarda. ) ( Ölmekten değil yaşayamamaktan kork! ) - OLTP/ON-LINE TRANSACTION PROCESSING[İng.] değil/yerine/= ÇEVRİMİÇİ KAYIT İŞLEME - ÖLÜ/CESED[Ar. çoğ. ECSÂD], MEYYİT[Ar. < MEVT çoğ. EMVÂT][İt. MORTO] ile/değil/yerine NA'Ş/NAAŞ - ÖLÜ SERTLİĞİ ile/ve/||/<> ÖLÜ MORLUĞU ile/ve/||/<> ÖLÜ SOĞUMASI - ÖLÜM: - ÖLÜM ile/ve/değil/< AYRILIK/MEHCÛR[Ar. < HİCR]/HİCRET ( Bir kere ölmek. İLE/VE/DEĞİL Her an ölüp ölüp dirilmek. ) ( İnsan/kişi ancak öldükten sonra bilince konu olur/olabilir. ) - ÖLÜM ile/ve/değil/yerine DAĞILMA/YAYILMA/AYRIŞMA - ÖLÜM ile/ve GÖMÜT/SİN OBRUĞU/MEZAR/MAKBER/E / MERKAD/MERKAT/METFEN[Ar.], GÛR[Fars.], MAŞATLIK[Yahudi mezarlığı], DARÎH/ZARÎH[Ar.]/NEKROPOL[Yun.] ( Ölüler kokmasın diye, derin çukurlara gömülür. Ölçünün olmadığı dönemlerde bu çukurların derinliğini "mezarı kazanın beline kadar" diyerek ölçüye vurmuşlardır. Bu, "bele kadar" ölçüsü, eril gövdeler içindir. Dişil gövdeler daha yağlı olduklarından, onların mezarlarını, "mezarı kazanın göğsüne kadar" diyerek tarif etmişlerdir. ) ( Yakının ölümünü kabul aşamaları: Reddediş > Öfke > Uyum > Üzüntü > Kabul ) ( Dünyada yılda bir milyon, kırk saniyede bir intihar etmektedir. ) ( )- ÖLÜM ile/ve "IŞIK KAYBI" (SENDROMU) - ÖLÜM ile/||/<> KIYIM/CİNAYET[Ar.] ile/||/<> ÖZKIYIM/İNTİHAR[Ar.] - ÖLÜM ile/ve KÜÇÜK ÖLÜM ( ... İLE/VE Orgazm. ) ( Hak. İLE/VE/||/<>/> Helâl. ) - ÖLÜM ile ÖTANAZİ["ÖTENAZİ" değil!] ( Hayatın tamir edemediğine, ölüm son verir. ) ( [argo] KUYRUĞU TİTRETMEK, CIZLAMI ÇEKMEK ile ... ) ( Ölüm riski, Duckworth Ölçeği kullanılarak hesaplanabilir[Royal Statistical Society dergisi düzenleyicisi Frank Duckworth(Dr.) tarafından tasarlanmıştır]. Bu ölçek, herhangi bir eylem sonucundaki ölme olasılığını ölçer. En güvenli eylem türü 0 sonucunu verirken, sonucun 8 çıkması eylemin kesin ölümle sonuçlanacağı anlamına gelir. Rus Ruleti oyunu 7.2'lik bir risk taşır. 20 yıllık kaya tırmanışının riski 6.3'tür. Bir kişinin öldürülme riski 4.6'dır. Ayık ve orta yaşlı bir sürücünün direksiyonda olduğu ve 160 km. hızla gerçekleşen bir araba yolculuğu 1.9'luk bir risk taşır. Yıkıcı bir asteroid çarpmasından (1.6) biraz daha risklidir. Bu ölçekte 5.5 özellikle tehlikeli bir sonuçtur. Bu değer trafik kazası nedeniyle, bir kişinin kazayla düşmesi sonucu ya da elektrik süpürgesi kullanırken, bulaşık yıkarken ya da sokakta yürürken ölme riskini belirtir. ) - ÖLÜM ile/ve/||/<> SIRALI ÖLÜM ( "Ölümü gösterip sıtmaya râzı etmek." ) ( ... İLE "Öldürülmek ya da başı belaya uğramak" anlamına gelen tan tuna gitmek deyiminde geçen bir söz. ) - ÖLÜM ile/ve/||/<>/> TEMEVVÜT[Ar. < MEVT] ( ... İLE/VE/||/<> Bir örgenin çürüyüp ölü duruma geçmesi. ) ( Uyku, ölümün kardeşidir. ) ( ZIBARMAK: Ölmek, gebermek. | Uyumak, sızmak. ) ( Ağır uyku. İLE/VE/||/<> Hafif ölüm. ) - ÖLÜMCÜL HASTALIKLARIN ÖĞRENİLMESİNDE: - OLUMSUZ ÖJENİ ile/>< OLUMLU ÖJENİ ( Uygun olmayanları kısırlaştırma ya da engelleme. @@ Uygun olanlar. ) - OLUMSUZ = MENFİ = NEGATIVE[İng.] = NÉGATIF[Fr.] = NEGATIV[Alm.] = NEGATIVO[İsp.] - OLUMSUZLUKTA/HASTALIKTA: - OLUP BİTEN ile/ve/||/<> YAŞANAN - o.m.[Lat. < OMNI MANE] değil/yerine/= HER SABAH - OM ile OM/OHM[Alm.] ile OM/AUM ( Kemiklerin toparlak ucu. İLE Elektrik direnç birimi. İLE Uzakdoğu öğretilerinde adı geçen, doğaya ve bütünlüğe yakın ve yaklaşılabilen, meditasyonlar sırasında kullanılan ses/selen. ) - omn. hor.[Lat. < OMNI HORA] değil/yerine/= HER SAAT - OMNİPOTANS/OMNİPOTENCY[İng.] değil/yerine/= TÜMGÜÇLÜLÜK - OMT/OBJECT MODELING TECHNİQUE[İng.] değil/yerine/= NESNE MODELLEME TEKNİĞİ - OMUR[İng. VERTEBRATE] ile/||/<> ADAPTİF BAĞIŞIKLIK[İng. ADAPTIVE IMMUNITY] ile/||/<> AİLEVİ AKDENİZ ATEŞİ[İng. FAMILIAL MEDITERRANEAN FEVER] ile/||/<> AKSİYEL İSKELET[İng. SKELETON AXIALE] ile/||/<> AMFİARTOZ[İng. AMFIARTOSE] ile/||/<> KAFATASI[İng. SKULL] ile/||/<> KEMİK[İng. BONE] ile/||/<> KEMİKLİ BALIK[İng. BONY FISH] ile/||/<> KIKIRDAKLI BALIKLAR (CHONDRİCHTHYES)[İng. CARTILAGINOUS FISH] ( Omurgayı oluşturan kemiklerin her birine verilen addır. Latince tekil ismi vertebra. @@ Lenf gözelerinin antijenlere belirli ve uzun süreli tepkilerini anlatmak için kullanılan genel bir terimdir. Majör histokompatibilite kompleksi, T-gözesi alıcıları (TCR), immunoglobulinlerle birlikte rekombinaz aktivitesine sahip enzimlere ihtiyaç duyar. Çenesiz balıklar haricindeki tüm omurgalılarda bulunmaktadır. @@ Karın, göğüs ya da eklemlerde tekrarlayan ağrılı inflamasyon atakları ile karakterize kalıtsal bir durumdur. Bu ataklara genellikle ateş ve bazen döküntü ya da baş ağrısı eşlik eder. Bazen kalp, beyni ve omuriliği çevreleyen zar ve testisler gibi vücudun diğer bölgelerinde de inflamasyon görülebilir. Etkilenen bireylerin yaklaşık yarısında, ataklardan önce prodrom olarak bilinen hafif semptomlar belirir. Prodromal semptomlar, daha sonra inflamasyon gerçekleşecek olan bölgede hafif rahatsız edici hisleri ya da daha genel rahatsızlık hissini içerir. @@ Vücudun kemik yapısının temel olarak omur, göğüs kafesi ve kafatasından oluşan bölümüdür. @@ Çok az ya da özel durumlarda oynayabilen eklemler. Örnek olarak kalça ve omurga arasındaki eklemler verilebilir. @@ Kafatası, omurgalıların kafasını çevreleyen iskelet yapısı. Kemik ya da kıkırdaktan oluşur ve beyin ve bazı duyu organlarını koruyan bir yapı oluşturur. Üst çene (alt çene değil) kafatasının bir parçasıdır. İnsan kafatasının beyni içeren kısmı (kranyum) küresel ve yüzünüz ile karşılaştırıldığında görece daha büyüktür. Diğer çoğu hayvanda kafatasının yüz kısmı, üst dişler ve burun da dahil olmak üzere, kranyumdan daha büyüktür. İnsanlarda kafatası, atlas olarak adlandırılan, başın sallama hareketine izin veren en yüksek vertebra tarafından desteklenir. Atlas, yan yana hareketine izin vermek için, eksende bir sonraki omurga üzerinde, aksis (axis), döner. @@ Vücut dokularının en serti. Organizmanın en önemli destekçilerinden biri. Kalsiyum bakımından doymuş olduğu için sert. Damar içerirler. Enine bakılacak olursa dış ve iç yüzeylerinin zarla kaplı olduğu görülebilir. Dıştaki zar "periosteum", içteki zar ise "endosteum" olarak adlandırılır. Kemik zarı, sert kemik, süngerimsi kemik, kırmızı kemik iliği, sarı kemik iliği, kan damarları ve eklem kıkırdağı gibi alt bölümleri var. @@ Sınıf Osteichthyes: Omurgalı sınıfı çenesiz ve kıkırdaklı balıklardan sonra gelişti. Çeneleri bulunur, iskeleti kemikten oluşur ve vücutlarını örten pulları vardır. En bilinen bilinen tatlısu ve tuzlu su balıkları bu öbeğe aittir. Yaşayan fosil Coelacanth, akrabaları (loblu balıklar) Devonien jeolojik döneme kadar (363-409 MÖ) izlenebilen kemikli bir balıktır. @@ İlkel 'çeneli' omurgalılar yaklaşık 400 MÖ ortaya çıktılar. İskeletleri tamamen kıkırdaktan oluşur. Sınıf, Elasmobranchii alt sınıfı (köpekbalıklarını, vatozlar) ve Holocephali alt sınıfını (sıçanbalığı) kapsar. Hem MHC sınıf I hem de sınıf II genlerine sahip olan en eski takson. Evrimsel merdivendeki bir sonraki adım kemikli balıktır. [ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] ) - OMUR ile/ve/<> OMURİLİK/MURDARİLİK ( Omurgayı oluşturan kemiklerden her biri. İçinden omurilik geçebilsin diye ortasında delik olan bir kemik parçası. İLE/VE/<> Omurga içinde bulunan boşluk boyunca uzanan, bozmadde ve akmaddeden oluşan, sinirsel doku. ) ( SİSÂ[Ar.]: Omurga kemiklerinin dizildiği yer. ) - OMURGA STRES KIRIĞI(SPONDILOLIZIS) ile/ve/<> OMURGA KAYMASI(SPONDILOLISTEZIS) - OMURGA ile HAYVAN OMURGASI ( Omurgayı hiçbir eylem rahatsız etmediğinde, huzursuz zihin yavaş yavaş rahatlar. ) ( MEFKUR[çoğ. MEFÂKÎR]["ku" uzun okunur]: Omurga kemikleri kırılmış olan insan ya da hayvan. ) - OMURGADA: - OMURGADA ( )- OMUZ/ÇİĞİN ile/ve KOLTUKALTI - OMUZLA DİRSEK ARASINDAKİ KEMİK ile DİRSEKLE BİLEK ARASINDAKİ KEMİKLER - ÖN BEYİN'DE: ( Talamus, duyu organlarından gelen sinir hücrelerinin beyin kabuğuyla olan ilişkisini sağlar. ) ( Hipotalamus, en çok araştırılan beyin kısımlarından biridir. Büyüklüğü küçük bir kesme şeker kadar olmasına karşın, gördüğü işlemler son derece önemli ve değişiktir. Heyecanların ve arzuların denetlendiği merkezdir. Eşeysel davranış, yeme-içme bu merkezce denetlenir. ) ( Limbik sistem beyin sapının yukarı kısmıyla ön beyin arasında yer alan sinir hücresi ağından oluşur. Heyecan yaşantısı, saldırma ve kaçma davramışlarıyla ilişkisi vardır. ) - o.n/omn. noct.[Lat. < OMNI NOCTE] değil/yerine/= HER GECE - ON-PUMP CERRAHİ/ON-PUMP SURGERY[İng.] değil/yerine/= POMPA BAĞLANTILI KALP CERRAHİSİ - ONCHO-/ONCO-/-ONCUS ile/||/<> -PHYMA ile/||/<> ADEN-/ADENO- ile/||/<> -OMA ( Tümör, belirli bir yerdeki tümör. İLE/||/<> Derinin bir bölümünün şişmesi, tümör. İLE/||/<> Bez ile ilgili [adenom: Bez tümörü]. İLE/||/<> Tümör ya da patolojik durum. ) - ONDÜLAN ATEŞ/UNDULANT FEVER[İng.] değil/yerine/= DALGALI ATEŞ - ONDÜLAN/UNDULANT[İng.] değil/yerine/= DÜZENLİ DALGALI - ONDÜLASYON/UNDULATION[İng.] değil/yerine/= DÜZENLİ DALGALANIM - ÖNERME[İng. PROPOSITION] ile/||/<> A PRİORİ ile/||/<> BAĞDAŞIMCILIK[İng. COHERENTISM] ile/||/<> DOĞALLAŞTIRILMIŞ EPİSTEMOLOJİ[İng. NATURALIZED EPISTEMOLOGY] ile/||/<> DOĞRULAMA İLKESİ[İng. VERIFICATION PRINCIPLE] ile/||/<> İÇSELCİLİK[İng. INTERNALISM] ile/||/<> ÖNCÜL[İng. PREMISE] ile/||/<> SENTETİK A PRİORİ[İng. SYNTHETIC A PRIORI] ( Önermeyi, doğru ve yanlış değerine sahip bir yargı, bir iddia taşıyan cümle olarak düşünmek mümkündür. Pritchard, önermesel bilginin insana özgü olduğunu ve daha sofistike entelektüel yetenekler gerektirdiğini düşünür. Bir cümle biçiminde ileri sürülen, bir şeyin durumunu söyleyen “Dünya yuvarlaktır.”, “Bekârlar, evlenmemiş olanlardır.”, “Baba II, harika bir filmdir.”, ya da “Ay peynirden yapılmış değildir” türünden ifadeler önerme örnekleridir. @@ Önsel, deneyime dayanmayan anlamına gelmektedir. Deneye dayanmayan, deneyden önce gelen ya da ondan bağımsız olarak ulaşılan bilgi için kullanılır. Örneğin, “bir cisim aynı anda birden çok yerde bulunamaz” önerisi "a priori" önermedir. Bu sınıflandırmayı felsefe tarihinde ilk öne süren Aristoteles’tir. @@ Bir önermenin doğru yolla gerekçelendirilip gerekçelendirilmediği problemi çağdaş epistemolojinin merkezinde yer almaktadır. İnançlarımız, birbirleriyle bağlantılı ve tutarlı bir ağ oluşturabilmesinin doğru inançların gerekçelendirilerek bilgi olarak tanımlanması için yeterli olduğu düşünen yaklaşım Bağdaşımcılık olarak bilinir. Bağdaşımcılara göre sahip olduğumuz inançların epistemik statüleri arasında hiyerarşik bir ilişki yoktur. Doğru inançlarımızın birbirleriyle tutarlı bir ağ oluşturabilmesini epistemik bir sınır olarak kabul eden bu görüşe getirilen en büyük eleştirilerden biri izolasyon problemidir. Bu eleştiriye göre, inançlarımız birbiriyle tutarlı bir ağ oluştursa da, diğer epistemik ağlarla bağlantılı olmadıkları için, bu ağ içindeki inançların doğruluğunu tehdit edecek inançları kapsamaz. İnançlar tutarlı olsa da, bu kendi içinde tutarlı ağlara tamamen zıt ve kendi içinde tutarlı başka ağlar kurmak mümkündür. Kısacası, bu bağdaşımcı ağlar birbiriyle bağlantılı olmadıklarından ötürü, izolasyon problemi ortaya çıkar. @@ Bu yaklaşım Dışsalcılığın radikal bir biçimi olarak görülebilir. Çoğu yorumcu bu yaklaşımı bir dönem ünlü Natüralistler savunulduğu ve Natüralizmin ön kabulleri ile epistemolojiye yaklaşıldığını iddia ederek “yerini alma natüralizmi” de demiştir. Hatta öyle ki bu yaklaşımı, Natüralizmin epistemolojideki biçimi olarak da görenler bile olmuştur. Özellikle Quine tarafından sistemleştirilen bu görüşe göre, insanın bilişsel yetileri ve bilgi ile ilişkin zihinsel süreçleri evrimsel bir çerçevede anlaşılır Yani bilen kişi fizyolojik/biyolojik bir yapı olarak dışsal uyarıcılara tepki vermektedir. O halde insan zihni evrimsel bir sürecin sonucu olup çevresel etkilere oldukça duyarlıdır; çevreden gelen girdileri zihnimiz işler ve çıktı olarak karşımızda bilgiyi görürüz. Kimileri için böylesi bir yaklaşım a priori bilginin varlığına şüpheli yaklaşarak a posteriori bilgiyi ön plana almıştır. Peki bu ne demektir? Quine, 1951 yılında yayınlanan “Two Dogmas of Empiricism” (Deneyciliğin İki Dogması) adlı ünlü metninde Kant’ın analitik/sentetik ayrımı ve mantıkçı pozitivistlerin “her anlamlı ifade duyu tecrübelerine dayanır” iddiasını açık bir biçimde dogma olarak tanımlar ve eleştirir. Onun için her inanç ya da bilgi, aksi tecrübeler ışığında revize edilebilirdir, deneye dayanmayan bir inanç ya da bilgiden söz edilemez. İşte bu epistemoloji ile bilim arasındaki bütünlüğe işaret eden ve Natüralizm’in bir türü olarak görülebilecek bir bakış açısı olabilir. Doğallaştırılmış epistemoloji duyu verileri ile başlayan süreci psikolojinin konusu olarak gördüğü için epistemoloji ve psikoloji arasında doğrudan bir bağ kurar. Doğallaştırılmış epistemoloji yaklaşımına göre kanıt ile kuram arasındaki epistemik bağlantı belirlenmelidir, gözlem önermeleri ile teorik çıktılar arasındaki ilişki ancak ve ancak empirik bilimler yoluyla bilinebilir. Doğallaştırılmış epistemoloji bilginin doğasında yer aldığı düşünülen “gerekçelendirme” unsurunun yerine “gözlemsel unsurlar ile kuram arasındaki nedensel ilişki”yi koymak istiyormuş gibi görünüyor. @@ Viyana Çevresi (1920’lerde ortaya çıkmış olan ve Moritz Schlick, Otto Neurath, Fredrich Waismann, Rudolf Carnap ile anılan felsefe ekolü) olarak bilinen ekol tarafından geliştirilen bu yaklaşım anlamlı önermeleri matematiksel ifadeler ve olgu önermeleri olarak ikiye ayırmıştır. Bu ekol anlamı tecrübenin yanı başına koyarak, ancak ve ancak duyu verisine dayanan önermelerin anlamlı ve dolayısıyla doğru olabileceğini iddia etmiştir. Diğer yandan doğrulama ilkesinin zayıf versiyonu (bir ifadenin matematik, mantık ve totoloji olmaksızın ancak duyu tecrübesi ile doğrulanırsa anlamlı olacağı tezi) Mantıkçı Pozitivizm geleneğinin ilk yıllarında savunulmuş ve onların din felsefesine bakışınında temelini atmıştır. @@ İlk kez 1980 yılında BonJour ve Goldman tarafından kullanıldığı bilinen içselcilik (internalism) ve dışsalcılık (externalism) kavramları, çağdaş epistemolojide iki farklı yaklaşımı temsil eder. İçselciler, gerekçelendirmeyi zihne ait içsel durum ve özellikler ile ele almayı tercih eder. İçselciler için problemin çözümü gerekçelendirmedeki teminat şartının bilişsel olarak doğru inanca sahip kişinin zihninde (yani o kişiye 'içsel' koşullarda) hazır olarak bulunmasında yatar. Diğer bir deyişle, doğru inançların gerekçelendirilmesi, kişinin bu gerekçelendirme sürecinin farkında olması ve inançların kişiye erişilebilir olması ile mümkündür. İçselciliğin yaygın olarak kabul edilen iki biçimi vardır. Bunlardan ilki olan erişimcilik (İng: accessibilism), bir öznenin sahip olduğu inancın epistemik gerekçelendirmesini, öznenin zihnindeki bazı özel erişim türleri ile belirlenebileceğini iddia eder. Bir doğru inancı gerekçelendiren etkenlerin her an erişime ve muhakeme etmeye açık olması, öznenin bakış açısına içsel olan etkenlerin önemine vurgu yapar. BonJour, Audi ve Chisholm’un savunduğu bu yaklaşımda, bir şeyle ilgili tam deneyime sahipsek bilinç, içe bakış ve muhakeme ile bilgiye ulaşabiliriz; inanç ve algı deneyimlerimizin çoğuna muhakeme yeteneğini ile ulaşırız. Bu içselci yaklaşım şu türden iddialar ve kabullere sahiptir; gerekçelendirme bilgi için olmazsa olmaz bir koşuldur, doğru inancın bilgiye dönüşmesi için, öznenin inancın doğruluğuna dair iyi bir nedene sahip olması ve bu nedenin farkında olmalıdır, öznenin bir nedenin içsel olarak farkında olması aynı zamanda öznenin bu nedenine bilişsel anlamda erişimini gerektirir. Öyleyse öznenin bizzat doğru inancı ile neden arasındaki ilişkiye erişimi ve farkındalığının bulunması bu yaklaşım için merkezi bir önem taşımaktadır. Diğer yandan böylesi bir yaklaşım içselciliğin deontolojik statüsüne de dikkat çekmeyi gerektirir. Öznenin neye inanması gerektiği konusunda bir tür yol göstericilik rolünün söz konusu olması deontolojik yaklaşım asli özelliklerinden biridir. İçselcilik büyük oranda deontolojik bir biçimde özneye yol göstericilik rolü üstleniyormuş gibi görünüyor. O halde, öznenin p öncülü ya da c önermesine inanması belirli türden bilişsel görev ve sorumluluklarını yerine getirmesine bağlıdır. Söz konusu epistemik ve bilişsel ödevler, sorumluluklar gerekçelendirmenin normatif boyutuna işaret eder. Diğer yandan bu konudaki tartışmalar daha sonra doğallaştırılmış epistemolojinin normatifliği yok saydığı yönündeki itirazlarla tekrar gündeme gelecektir. @@ Bir sonuca ya da çıkarıma ulaşmakta kullanılan önermeler. Öncüller, savunulan iddia ya da argümanın dayandırıldığı temel fikir ya da yargılardır. Argüman sunarken doğru öncüller sunmak argümanı daha sağlam ve geçerli hâle getirirken kullanılan yanlış öncüller ise argümanı daha zayıf ya da geçersiz kılar. @@ Kant’ın felsefeye kazandırdığı bir kavram olan sentetik a priori, saf görü ile empirik görünün birlikte çalışması sonucunda ortaya çıkan bilgi türüdür. Bir yargının a priori olması, deneyime dayanmaksızın zorunlu ve kesin bilgiyi ifade ederken bir yargının sentetik olması, doğruluğunun içerdiği kavramların tanımlarına dayanamaması bakımından ek bilgi veren niteliğe sahip olduğu anlamına gelmektedir. Sentetik a priori bilgilerin kuruluşu, bağ kurucu bir unsur olan görüye dayanmaktadır. Görü, duyusallığın altına nesne düşürebildiğimiz zaman ortaya çıkmaktadır. Duyusallığın altına nesne düşürmeyi ise duyusallığın formları olan uzam ve zamandan hareketle yaparız. Bir nesnenin kavramını kurabilmek için gerekli olan şey görüdür. Böylelikle biz, altına görü düşürebildiğimiz nesneler üzerine yargıda bulunabiliriz. Bu bağlamda duyusallık ile görü, birbiriyle doğrudan ilişkili kavramlardır. Görü, empirik olgu durumları zemininde oluştuğu zaman sentetik a posteriori yargılar meydana gelmektedir. Öte yandan görünün, saf aklın kökeninde oluşması durumunda ise sentetik a priori yargılar meydana gelmektedir. Bu durumda sentetik a priori yargıların olanağı, olanaklı deneyimin sınırları içerisinde, saf görü ile empirik görünün birlikte çalışmasına bağlıdır. Sentetik a priori bilgilere örnek olarak Kant, matematiğin, geometrinin ve metafiziğin önermelerini ileri sürmüştür. [ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] ) - ONG[Çigil] ile ONGAMUK/ONGAMUQ ( Sağ. [ONG ELİG: Sağ el.] İLE Sağ elini kullanan kişi. ) - ONKOGENEZ/ONCOGENESIS[İng.] değil/yerine/= KANSER OLUŞUMU - ONKOJEN/ONCOGENOUS[İng.] değil/yerine/= KANSER OLUŞTURAN - ONKOLOJİ/ONCOLOGY[İng.] değil/yerine/= UR BİLİMİ, KANSER BİLİMİ - ÖNLEMEK ile/ve/||/<> ÖNÜNE GEÇMEK - ÖNLENEBİLİR) SAYRILIK ile/yerine AŞI - ÖNLENEBİLİR ile/ve/değil/||/<>/>/< ÖNGÖRÜLDÜĞÜNDE ÖNLENEBİLİR - TIP/HEKİMLİK: ( Şifa bulma. ) - ONMAK/ONAR ile/ve/||/<> ONAMAK ( Daha iyi bir duruma girmek, salah bulmak. | Eksiği kalmayıp gönül ferahlığına ermek, mutlu olmak. | Sayrılıktan, dertten kurtulmak, şifa bulmak, felâh bulmak, iflâh olmak. İLE Uygun bulma. ) ( ONMAZ: İyilişme olanağı bulunmayan. ) - ONMA/ŞİFÂ[Ar.] ile/ve DEVÂ ( Gövdesel ya da ruhsal bir hastalığın son bulması, hastalıktan kurtulma. İLE/VE İlâç, çare. ) - OO- ile/||/<> OVİ-/OVO- ile/||/<> OÖPHOR-/OÖPHORO- ile/||/<> OVARİ-/OVARİO-/OARİ-/OARİO- ile/||/<> SALPİNG-/SALPİNGO-/-SALPİNX ile/||/<> ORCHİ-/ORCHİD-/ORCHİDO-/ORCHİO-/-ORCHİSM ile/||/<> OSCHE-/OSCHEO- ile/||/<> BLAST-/-BLASTİC/BLASTO-/-BLASTY ile/||/<> -SPERM/SPERM-/-SPERMA/SPERMAT-/SPERMATO-/-SPERMİA/SPERMO- ( Yumurta. İLE/||/<> Yumurta. İLE/||/<> Yumurtalık, yumurtalığa ait, ovaryum. İLE/||/<> Yumurta/ovaryum ile ilgili. İLE/||/<> Tüp, boru, Östaki ya da Fallop tüpleri. İLE/||/<> Testis, testis ile ilgili durum. İLE/||/<> Testis torbası, skrotum. İLE/||/<> Germ; döl; öz; ateşleme, patlama; tomurcuk, tomurcuklanma, filizlenme ile ilgili, doğurgan göze ile ilgili, ana göze ile ilgili. İLE/||/<> Tohum, döl, semen. ) - OOSE/OBJECT ORIENTED SOFTWARE ENGINEERING[İng.] değil/yerine/= NESNE YÖNELIMLİ YAZILIM MÜHENDISLİĞİ - OP./OPERATION[İng.] değil/yerine/= AMELİYAT - OP-/OPTO- ile/||/<> -OPSİS/OPHTHALM-/OPHTHALMO- ile/||/<> -OPİA ile/||/<> -OPSİA/-OPSİS/-OPSY ile/||/<> -OPY ile/||/<> CERAT-/CERATO-/KERA-/KERAT-/KERATO- ile/||/<> OCUL-/OCULİ-/OCULO- ile/||/<> CORE-/CORO-/-CORİA ile/||/<> PHAC-/PHACO- ile/||/<> ANİSOKORİ ile/||/<> DACRY-/DACRYO- ile/||/<> LACRİMO-/LACHRYMO- ile/||/<> CYCL-/CYCLO- ile/||/<> TARS-/TARSO- ile/||/<> İRİD-/İRİDO- ile/||/<> CANTH-/CANTHO- ile/||/<> BLEPHAR-/BLEPHARO-/-BLEPHARON ile/||/<> -SCOPE/-SCOPİC/-SCOPY ile/||/<> PHOR-/-PHORE/-PHORİA/PHORO-/-PHOROUS ile/||/<> ASTHENO- ( Görme, optik. İLE/||/<> Göz. İLE/||/<> Göz, göz kusuru ile ilgili. İLE/||/<> Özel görme ya da görünüm tipi ile ilgili. İLE/||/<> Boynuzsu doku | Kornea. İLE/||/<> Göz, gözle ilgili, göze ait. İLE/||/<> Lens ya da göz merceği ile ilgili. İLE/||/<> Göz bebekleri/Pupiller ile ilgili. İLE/||/<> Göz bebeklerinin farklı büyüklükte olması. İLE/||/<> Göz yaşları ile ilgili. İLE/||/<> Gözyaşı ve ilgili yapılarla ilgili. İLE/||/<> Devir, halka, daire, dairesel, gözün silier nesnesi ile ilgili. İLE/||/<> Göz kapaklarının kenarları ile ilgili, ayağın tarsal bölümü ile ilgili. İLE/||/<> İris. İLE/||/<> Gözün köşeleri ile ilgili, kontusla ilgili. İLE/||/<> Göz kapakları, kirpiklerle ilgili. | Göz kapağı hastalıkları ile ilgili. İLE/||/<> İnceleme için kullanılan araç, görmeyi sağlayan araç, görme, inceleme. İLE/||/<> Taşıyan, yüklenen, görme ekseninin dönmesi. İLE/||/<> Güçsüzlük, zayıflık [astenopi: Göz yorgunluğu]. ) - OPAK/OPAQUE[İng.] değil/yerine/= IŞIKGEÇİRMEZ - OPASITE/OPACITY[İng.] değil/yerine/= IŞIKGEÇİRMEZLİK - OPENEHR/OPEN ELECTRONIC HEALTH RECORD[İng.] değil/yerine/= AÇIK ELEKTRONİK SAĞLIK KAYDI - OPERABL/OPERABLE[İng.] değil/yerine/= AMELİYAT EDİLEBİLİR - OPERAN ŞARTLANMA/OPERANT CONDITIONING[İng.] değil/yerine/= EDİMSEL KOŞULLANMA - OPİYUM/OPIUM[İng.] değil/yerine/= AFYON - OPORTÜNIST/OPPORTUNIST[İng.] değil/yerine/= FIRSATÇI - OPORTÜNISTİK ENFEKSİYON/OPPORTUNISTIC INFECTION[İng.] değil/yerine/= FIRSATÇI BULAŞ - OPORTÜNİZM/OPPORTUNISM[İng.] değil/yerine/= FIRSATÇILIK - OPSİYONEL/OPTIONAL[İng.] değil/yerine/= SEÇİMLİK | ISTEĞE BAĞLI - OPTİK DİSK/OPTIC DISK[İng.] değil/yerine/= KÖR NOKTA - OPTİK/OPTIC[İng.] değil/yerine/= GÖZ YA DA GÖRME (İLİŞKİLİ) - OPTİK PAPİLLA/OPTIC PAPILLA[İng.] değil/yerine/= KÖR NOKTA - OPTIMAL[[İng.] değil/yerine/= EN UYGUN - OPTIMİZM/OPTIMISM[İng.] değil/yerine/= İYİMSERLİK - OPTIMUM[İng.] değil/yerine/= EN UYGUN - OR-/ORO-/OS- ile/||/<> ORO-/ORRHO- ile/||/<> URANO-/URAN-/URANİSCO- ile/||/<> SER-/SERO- ile/||/<> STOM-/STOMA-/STOMAT-/STOMATO-/-STOME/-STOMİA/-STOMO-/-STOMY ile/||/<> CİON-/CİONO-/KİONO- ( Ağız. İLE/||/<> Serum. İLE/||/<> Damakla ilgili. İLE/||/<> Serumla ilgili, seröz. İLE/||/<> Ağız ya da ağız benzeri giriş, ağzın durumu ya da tipi ile ilgili. İLE/||/<> Küçük dil, uvula ile ilgili. ) - ORAK GÖZE ANEMİSİ ile SITMA - ORAL[İng.] değil/yerine/= AĞIZDAN - ORB- ile/||/<> GYRO- ile/||/<> CİRCUM- ile/||/<> CİNG- ( Halka, daire. İLE/||/<> Halka, daire, gyrus. İLE/||/<> Çevresinde, hakkında, ilgili. İLE/||/<> Çevreleme, girinci. ) - ORCID/OPEN RESEARCHER AND CONTRİBUTOR IDENTIFICATION[İng.] değil/yerine/= ARAŞTIRMACI DİJITAL KİMLİĞİ - ORDIR/ORDER[İng.] değil/yerine/= HEKİM İSTEMİ ( Başıboş gezen hayvan sürüsü. İLE Eğrilmekte olan keten gibi şeylerin tutturulduğu, bir ucu çatal değnek. | Ebelerin gebelere doğum yaptırmak üzere bacakları ayırarak doğum yaptırmaya yaran oturağı. | [mecaz, argo] Dişil eşeysel örgeni benzetmesi. ["Ebenin/ananın örekesi."] ) - ORGAN HARVESTING[İng.] değil/yerine/= AKTARIM İÇİN ÖRGEN ELDE ETME - ORGAN PROCUREMENT[İng.] değil/yerine/= AKTARIM İÇİN ÖRGEN ALIMI - ORGAN ile/||/<> ABC TAŞIMA SİSTEMİ[İng. ABC TRANSPORT SYSTEM] ile/||/<> ABİYOGENEZ[İng. ABIOGENESIS] ile/||/<> ADENOM[İng. ADENOMA] ile/||/<> ADENOZİN DİFOSFAT[İng. ADENOSINE DIPHOSPHATE] ile/||/<> KİMYA[İng. CHEMISTRY] ile/||/<> MALİK ASİT[İng. MALIC ACID] ile/||/<> MAYA[İng. YEAST] ile/||/<> PROKARYOT[İng. PROKARYOTE] ( Organizma içinde özel görevleri olan ve dokulardan oluşmuş, karaciğer, böbrek, kalp gibi yapılar. @@ Prokaryotlardaki 3 taşıma sisteminden biridir. Şeker ve aminoasit gibi organik moleküller ile sülfat, fosfat ve nadir metaller gibi inorganik materyallerin göze içine alınımına yarar. İsmini, İngilizcede "ATP-bağlayan kaset" anlamına gelen "ATP-binding cassette" teriminden almaktadır. @@ Canlılığın ve canlılığa dair temel organik moleküllerin; cansızlıktan ve inorganik moleküllerde, doğal yollarla, kimyasal evrim süreciyle ortaya çıkmasını sağlayan sürecin adıdır. Abiyogenez Kuramı çerçevesinde bu olay, günümüzden 4 milyar yıl kadar önce Dünya'da yaşanmıştır. Dünya dışında başka gezegenlerde yaşanmış ve yaşanıyor olması ihtimali de bulunmaktadır. @@ Kanserli olmayan, iyi huylu ve yavaş büyüyen tümörlerdir. Bezsel kökenlidir. Sıklıkla glandüler organlar boyunca büyürler. Adrenal adenomlar, kolon polipleri, paratirod adenomları, hipofiz adenomları ve pleomorfik adenomlar olmak üzere çeşitli türleri mevcuttur. @@ İçinde adenin, riboz ve iki adet fosfat öbeği barındıran organik bir maddedir. Adenozin difosfatın kimyasal formülü C10H15N5O10P2, molar kütlesi 427,20 g/mol'dür. @@ Maddelerin yapısını, özelliklerini, tepkimelerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalıdır. Kimya, doğa bilimlerinin içinde sınıflandırılır ve alt dallar bulundurur. Bu alt dallardan bazıları: organik kimya, anorganik kimya, biyokimya, fizikokimya ve analitik kimyadır. @@ Birçok meyvede ve sebzede doğal olarak bulunan organik bir bileşiktir. Örneğin elmada yüksek miktarda malik asit bulunmaktadır. IUPAC adı 2-hidroksibütandioik asittir. Kimyasal formülü C4H6O5 olan malik asidin moleküler kütlesi 134,09 g.mol-1dir. Malik asidin su içinde çözünürlüğü 25°C'de 592 mg/dL, yoğunluğu ise 1.601 g/cm3tür. @@ Mayalar ökaryotik mikroorganizmalardır. Mantar alemi altında incelenir. Bilinen 1500 tür maya vardır ki bu bilinen mantarların sadece %1'i eder. Yaptıkları fermantasyon sayesinde bira ve şarap elde edilir. @@ Evrim süreci içinde 3.8 milyar yıl kadar önce evrimleşip, günümüze kadar ulaşabilmiş, bakteriler ve arkeleri kapsayan, zarla çevrili gerçek bir çekirdeği ve endoplazmik retikulum, golgi cisimciği, lizozom, mitokondri, çekirdek, peroksizom, koful, sitoplazmik granüller vb. zarla çevrili organelleri olmayan, çoğunlukla tek gözeli (nadiren çok gözeli), gözesel iskeletleri (cytoskeleton) bulunmayan basit yapılı gözelerden oluşan bir üst alemdir. DNA çekirdek zarı ile sarılıp korunmaz, sitoplazma içinde serbest bir halde bulunur. Plazmid DNA denilen halkasal DNA yapısı görülür. Bakteriler ve mavi yeşil algler. [ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] ) - ORGANEL[İng. ORGANELLE] ile/||/<> ENDOPLAZMİK RETİKULUM[İng. ENDOPLASMIC RETICULUM] ile/||/<> ENDOSİMBİYOTİK TEORİ[İng. ENDOSYMBIOTIC THEORY] ile/||/<> KLOROPLAST[İng. CHLOROPLAST] ile/||/<> MİTOKONDRİ[İng. MITOCHONDRIA] ile/||/<> MİTOKONDRİYAL DNA (MTDNA)[İng. MITOCHONDRIAL DNA] ile/||/<> RİBOZOM[İng. RIBOSOME] ile/||/<> TAŞIYICI RNA[İng. TRANSFER RNA] ( Ökaryot gözelerde belirli bir görev yapmak üzere özelleşmiş mitokondri, çekirdek, kloroplast vb. gibi yapıların her biri. @@ Endoplazmik retikulum; gözenin veziküllerden, tüplerden ve sisternalardan oluşan organelidir. Bu organel gözede çeşitli görevlerden sorumludur. Bunlardan bazıları; proteinlerin taşınması ve katlanması, kalsiyumun depolanması, bazı lipit ve makromoleküllerin depolanması biçiminde sıralanabilir. Hayvan gözelerinde endoplazmik retikulum genellikle gözenin membranöz içeriğinin yarısını oluşturur. Ayrıca endoplazmik retikulumun zarının kalınlığı 50-60 Angström kadardır. Endoplazmik retikulumu göze içinde bir kargo sistemine benzetebiliriz. Çünkü proteinlerin göze içinde ve dışına taşınmasını sağlar. Ayrıca endoplazmik retikulum; bazı gözelerde glikojenler, steroidler ve diğer makromolekülleri depolar. Üzerinde ribozom bulunan endoplazmik retikulumlar granüllü endoplazmik retikulum, bulunmayanlar ise granülsüz endoplazmik retikulum olarak adlandırılır. @@ Mitokondri ve kloroplast gibi ökaryotik organellerin, ilkin ökaryotik canlıların vücuduna endositoz sonucu sindirememekten kaynaklı hapsolmalarıyla evrimleştiğini ileri süren teoridir. Günümüzde oldukça güçlüdür. @@ Bitki gözelerinde bulunan ve klorofil içeren bir organel. Evrim düzeyinin üst basamaklarındaki bitki gözelerinde 50 kadar kloroplast bulunabilirken, alg gözelerinin hemen her çeşidinde göze başına bir tek kloroplasta rastlanır. Fotosentez, kloroplastlar içinde gerçekleşir. @@ Yunanca mitos (iplik) ve khondrion (tane) sözcüklerinden türetilmiştir. En önemli işlevi adenozin trifosfat (ATP) biçiminde enerji üretmektir. Neredeyse tüm ökaryotik gözelerin (net olarak tanımlanmış çekirdekler olan gözeler) sitoplazmasında bulunan göze organellerinden birisidir. Büyüklüğü 0.5-1.0 mikron arasındadır. Şekilleri ise ovalden çubuğa kadar değişkenlik göstermektedir. Sayıları gözenin enerji ihtiyacına göre değişir. Bir mitokondride 5 kısım vardır: Dış zar, iç zar, zarlararası bölge, krista bölgesi (mitokondrideki kıvrımlı iç zardır) ve matriks dir. @@ Anne tarafından aktarılan, sitoplazmada bulunan mitokondri organeli içerisindeki nükleik bir asit. Bitkilerdeki karşılığı kloroplastik DNA. Bakteriyel DNA'ya ökaryotik DNA'dan daha yakındır. Bu da, ökaryotik gözelerin, prokaryotlardan, Endosimbiyotik Teori dahilinde evrimleştiğini desteklemekte. @@ mRNA translasyonunun, yani protein sentezinin, gerçekleştiği küçük bir sitoplazmik organel. @@ Biyolojik organizmalarda protein sentezi sırasında serbest amino asitlere bağlanıp bu aminoasitleri uygun sırayla ribozom organeline taşıyan RNA molekülüdür. RNA tek zincirli bir yapı gösterdiği için hidrojen bağı içermez. Fakat tRNA bir nükleotit zincirinin kıvrımlar yapmasıyla oluştuğu için kıvrımlar, hidrojen bağlarıyla bir arada tutulur. Bu durumda da tRNA diğer RNA çeşitlerinden farklı olarak hidrojen bağı içerir. Hücrelerde bulunan toplam RNA'nın %15'ini tRNA oluşturur. [ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] ) - ORGANİK TARIM ile/ve/<> İYİ TARIM - ORGANİZASYON/ORGANIZATION[İng.] değil/yerine/= DÜZENLEME | YAPILANMA | ÖRGÜT - ORGANİZATÖR/ORGANİZER[İng.] değil/yerine/= DÜZENLEYİCİ - ORGANİZE/ORGANIZED[İng.] değil/yerine/= DÜZENLENMİŞ | YAPILANMIŞ - ORGANİZMA/ORGANISM[İng.] değil/yerine/= CANLI VAR OLAN - ÖRGEN BAĞIŞI ve/> KADAVRA[İt. < CADAVERE] BAĞIŞI ( TAHNÎT: Cesetlerin çürümemesi için içinin boşaltılıp ilâçlanması. ) ( KADAVRA[İt. < CADAVERE]: Tıp öğretiminde, üzerinde çalışma yapılan ölü insan ya da hayvan gövdesi. ) - ÖRGEN NAKLİNDE, ÖRGENİN CANLI OLDUĞU SÜRE ile ... ( EN ÇOK 6 SAAT ) - ÖRGENDE: - ÖRGENLER/ORGANLAR, UZUVLAR, ÂLETLER = ÂLÂT = ORGANES - ÖRGENLER ile/ve İÇ ÖRGENLER - ÖRGEN/ORGAN, UZUV = ÂLET = ORGANE ( Örnek eylemi ya da biçimi. | Tığ ya da şişlerle, ilmiklerin yan yana getirimesiyle örülerek yapılmış şey. | Örülmüş saç bölüğü, belik. | Dokumacılıkta atık ve çözgü ipliklerinin, dokumayı oluşturacak biçimde belirli bir desene göre kesişmesi. | Bazı sinir ya da damarların birbirine geçip dolaşmasından ortaya çıkan oluşum. | İletişim, ulaşım vb.'nin ülke yüzeyinde yayılmış biçimi. | Konunun ana çizgisi, oyunun işlenişi ya da çatısı. | Örülerek yapılmış olan. İLE Örnek işi. | Otlak. | Tarlalarda, sele karşı yapılmış set. | Yama olarak yapılan örgü. ) - ORKİT[Fr. < Yun.] ile HİDROSEL ( [erbezlerinin] Yangılanarak şişmesi. İLE Su toplayarak şişmesi. ) - ÖRNEK ile/||/<> BASILI ÖRNEK/HARDCOPY ( Biçimleri yapılacak işe göre değişen, üzerinde maden dövülen, çelik yüzeyli demir araç. | Üzerine çivi çakılacak ayakkabı geçirilen kunduracı aracı. İLE Kulaktaki üç kemikten biri. ) - ORTA AFRİKA CUMHURİYETİ'NDE: ( Orta Afrika Cumhuriyeti'nde, hastahane ve sağlık hizmetleri çok kötü olduğundan, hasta olmamak için -umarız bir gün düzelene kadar- hastahaneye gitmemek bile gerekebilir. )
|
(1996'dan beri)
)
)