TIP (MEDICINE)

- KLOR[Fr. < CHLORE] ile KLOR HİDRAT[Fr. < CHLORHYDRATE] ile KLOR HİDRİK ASİT ile KLORİK[Fr. < CHLORIQUE] ile KLORLAMAK

( Atom numarası 17, atom ağırlığı 35,5 olan, normal sıcaklıkta gaz durumunda bulunan, halojenlerden bir öğe.[simgesi Cl] İLE Azotlu organik bir baz ile hidroklorik asitten türeyen tuz. İLE Klor ile hidrojen bileşiği (HCl). İLE Klorik asit. İLE Mikroplardan arındırmak amacıyla suya düşük oranda klor katmak. | Özellikle yünlü kumaşlara, ipliklere parlaklık vermek için klor gazına tutmak. | Savaşta insana, hayvanlara ve bitkilere zararlı olması, öldürmesi için klor püskürtmek. )

- KLOROFİL[Fr. < CHLOROPHYLLE] ile KLOROFORM ile KLOROMETRİ/KLORÖLÇER ile KLOROPLAST[Fr. < CHLOROPLASTE] ile KLOROZ/SARICALIK

( Güneş ışığını soğurarak bitkilerde karbon özümlemesini sağlayan ve bitkilere yeşil renklerini veren nesne. İLE Renksiz, hoş kokulu, genellikle anestezide kullanılan, yatıştırıcı ve uyuşturucu birleşik. [CHCI3] | Bir tür organik yağ çözücü. İLE Bir sıvının içindeki erimiş bulunan klor miktarını ölçmeye yarayan araç. İLE Yeşil bitkilerde gözelerin içinde bulunan, klorofil moleküllerinden oluşan, karmaşık yapılı kromoplast. İLE Kanda alyuvar sayısının azalmasından ileri gelen, genellikle genç kızlarda görülen kansızlık. | Yaprakların sarımtırak bir renk aldığı bitki hastalığı. )

- KLOROFİL ile/ve HEMOGLOBİN[Fr. < Yun: HAIMA: Kan. | BUS: Yuvarlak.]

( Bitkilere rengini veren. İLE/VE Kana rengini veren. | Soluk alma aygıtıyla organizmanın gözeleri arasında oksijen ve karbon gazını iletmeyi sağlayan, bileşiminde, demir, azot, oksijen, hidrojen, kömür ve kükürt bulunan alyuvarların en önemli maddesi. )

- KM/BY/KNOWLEDGE MANAGEMENT değil/yerine/= BİLGİ YÖNETİMİ

- KMML ile/||/<> JMML

- KMR/CARDIAC MAGNETIC RESONANCE[İng.] değil/yerine/= KARDİYAK MANYETİK REZONANS

- KMY/BONE MINERAL DENSITY[İng.] değil/yerine/= KEMİK MINERAL YOĞUNLUĞU

- KNOW-HOW ile/ve/değil/||/<>/< DATABASE

( Yöntem bilgisi. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Veri tabanı. )
( deneme )

- KOAGÜLASYON/COAGULATION[İng.] değil/yerine/= PIHTILAŞMA

- KOAGÜLOPATİ/COAGULOPATHY[İng.] değil/yerine/= PIHTILAŞMA SAYRILIĞI


- KOAGÜLÜM/COAGULUM[İng.] değil/yerine/= PIHTI

- KOAPTASYON/COAPTATION[İng.] değil/yerine/= KAVUŞUM

- KOARKTASYON/COARCTATION[İng.] değil/yerine/= DAMAR DARALIMI

- KOCA KARI İLÂCI ile/değil KOCA KARİA İLÂCI

- KOCAKARI SOĞUKLARI
(EYYÂM-I HUSUM, BERD-İ ACÛZ):
SIN[Ar.]
ile/ve/||/<>/> SİNNABER[Ar.] ile/ve/||/<>/> VABIR[Ar.] ile/ve/||/<>/> AMİR[Ar.] ile/ve/||/<>/> MUTEMİR[Ar.] ile/ve/||/<>/> MUALLEL[Ar.] ile/ve/||/<>/> MATFİYÜLCEMER[Ar.]

( "Acüz", omurgamızdaki "kuyruk sokumu" dediğimiz son kemiğin adıdır. Yani soğuğun kuyruk sokumuna kadar duyumsanmasından dolayı böyle bir benzetme olmuş. Bu sözcük, Arapça'da kocakarı anlamına gelen "acüze" sözcüğü ile karıştırılınca, bir de üstüne bu soğuklarda çok fazla yaşlı kadının yaşamını yitirmesi söz konusu olunca, deyim, halkın ağzında "kocakarı soğukları" olarak kalmış. )
( Mart ayının ortalarında[11-17 Mart arasında] buz gibi bir soğuk getiren hava durumu. )

- KÖÇRÜM ile KÖÇÜK ile KÖÇÜT
[<

( Ani ve şiddetli korku. | Dehşet. İLE İnsanın kalçası. | Koyunun yağlı kuyruğu. İLE At. )

- KODON ile/||/<> İNOZİN[İng. INOSINE] ile/||/<> KODON ÖNYARGISI[İng. KODON BIAS] ile/||/<> KOZAK SEKANSI[İng. KOZAK SEQUENCE] ile/||/<> SESSİZ YER DEĞİŞTİRME[İng. SILENT SUBSTITUTION]

( Belirli bir aminoasit taşıyıcı tRNA üretimi için kullanılan, DNA'da bulunan üçlü baz dizileri. @@ tRNA (antikodon) üzerinde bulunan, kodonda adenin, timin, urasil ya da sitozinle eşleşebilen, modifikasyona uğramış nükleosit. @@ DNA dizilimi içerisindeki kodonların rastgele olmayan dağılımları. @@ Bazı viral mRNA'larda, başlatma AUG 5 'ACCAUGG 3'ü çevreleyen konsensüs dizisi. Ribozomal bağlanmayı ve dolayısıyla protein sentezini kolaylaştırır. En tutarlı konum, başlatma kodonundan (ATG) üç nükleotid önce bulunur ve neredeyse her zaman bir adenin nükleotidir. @@ Bir DNA kodonundaki bir değişikliğin amino asit çevirisinde bir değişikliğe neden olmadığı bir mutasyon.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- KOENFEKSİYON/COINFECTION[İng.] değil/yerine/= EŞBULAŞ, BİRLİKTE BULAŞ

- KOENZİM/COENZYME[İng.] değil/yerine/= EŞENZİM

- KÖGÜRÇGÜN ile KÖGÜZ
[<

( Güvercin. İLE Göğüs. )

- KOHERANS/COHERENCE[İng.] değil/yerine/= EŞ EVRELİLİK | TUTARLILIK

- KOHEZYON/COHESION[İng.] değil/yerine/= YAPIŞMA, KAYNAŞMA, BÜTÜNLEŞME

- KOHORT ÇALIŞMASI/COHORT STUDY[İng.] değil/yerine/= ORTAK ÖZ ÇALIŞMASI, DÖNEMDAŞ ÇALIŞMASI

- KOHORT/COHORT[İng.] değil/yerine/= ORTAK ÖZ, DÖNEMDAŞ

- KOİL/COIL[İng.] değil/yerine/= SARMAL TIKAÇ, SARGI

- KOINSIDANS/COINCIDENCE[İng.] değil/yerine/= EŞ RASTLANTI

- KOINSIDENTAL/COINCIDENTAL[İng.] değil/yerine/= EŞ RASTLANTISAL

- KÖK HÜCRE:
FARKLILAŞMA ÖZELLİKLERİNE GÖRE
ile/ve/||/<> ELDE EDİLDİKLERİ YERE GÖRE

( )

- KÖK HÜCRE KAYNAKLARINDA:
EMBRİYONİK
ile/ve/||/<> FETAL ile/ve/||/<> ERİŞKİN

- KÖK ile KÖK[Fars. < KÛK] ile TOHUM[Fars. < TUHM]["TOĞUM/TOUM" değil!]

( Bitkileri toprağa bağlayan, topraktaki besi maddelerini emmesine yarayan klorofilsiz bölüm. | Kök sap, kök. | Bazı şeylerde dip bölüm. | Sapıyla çıkarılan bitkilerde tane. | Dip, temel, esas. | Kaynak, köken. | Birini bir yere bağlayan manevi temel güçlerin bütünü. | Sözcüğün her türlü ek çıkarıldıktan sonra kalan anlamlı bölümü. | Olağan koşullarda çevresinden yalıtılamayan ancak çok çeşitli tepkimeyi nitelik değiştirmeden kalabilen atom kümesi. | Denklemde bilinmeyenin yerine konulduğunda uygun düşen gerçek ya da birleşik değer.
İLE
Sazı kurmaya yarayan burgu. | Sap.
İLE
Bitkilerde döllenme sonunda yumurtacıktan oluşan ve yeni bir bitki oluşmasını sağlayan tane. | Soy sop, döl, nesil, sülale. | Ortaya bir sonuç çıkaran, bir sonucun oluşmasına sebep olan şey. | Spermatozoit. )

- KOK(MA)MAK ile/ve KORK(MA)MAK

- KÖKTEN ile/ve/değil/yerine/||/<>/< KALICI

- KOKU ALMA GÖZELERİ ile KOKU SİNİRİ

- KOKU ALMA ile KOKLAMAYA AİT

- KOKU ile/ve/||/<> DOKU

- KOKU ile/ve HİS

- KOKU ve/<> KAŞINTI

- KOKU ile/ve/||/<>/> KORKU

- KOKU ile/ve/||/<> TAD/AROMA

( Burundan gelen. İLE/VE/||/<> Damaktan gelen. )
( Ortonazal. İLE/VE/||/<> Retronazal. )

- KOL KEMİĞİ(HUMERUS) ile/ve/||/<> UYLUK KEMİĞİ(FEMUR)

(

Kol Kemiği ile Uyluk Kemiği arasındaki FaRkLaR

İnsan İskelet Düzeninin İki Önemli Uzun Kemiği

Özellik Humerus Femur
TEMEL ÖZELLİKLER
Tanım Üst bölümün en uzun kemiği Gövdenin en uzun ve en güçlü kemiği
Konum Üst bölüm (kol) Alt bölüm (bacak)
Uzunluk 30 - 35 cm 40 - 50 cm
Ağırlık Hafif En ağır kemik
Kalınlık İnce yapılı Kalın ve masif
ANATOMİK YAPILAR
Proksimal Uç Caput humeri (yarım küre biçiminde) Caput femoris (2/3 küre biçiminde)
Boyun Yapısı Anatomik ve cerrahi boyun Belirgin boyun (kollum femoris)
Baş-Gövde Açısı 130 - 150° 125 - 130°
Özel Çıkıntılar Büyük tüberkül, Küçük tüberkül, Deltoid tüberkül Büyük trokanter, Küçük trokanter
Gövde Özellikleri Spiral oluk (radial sinir için) Linea aspera (kas yapışma yeri)
Distal Uç Kapitulum, Troklea Medial ve Lateral kondil
EKLEM İLİŞKİLERİ
Proksimal Eklem Omuz eklemi (skapula ile) Kalça eklemi (pelvis ile)
Distal Eklem Dirsek eklemi (radius ve ulna ile) Diz eklemi (tibia ve patella ile)
Hareket Genişliği Omuzda çok yönlü, Dirsekte tek düzlem Kalçada sınırlı çok yönlü, Dizde tek düzlem
İŞLEVSEL ÖZELLİKLER
Birincil İşlev Hareket ve manipülasyon Ağırlık taşıma ve yürüme
Yük Taşıma Minimal Tüm gövde ağırlığı
Kas Bağlantıları Deltoid, Biceps, Triceps, Rotator cuff Gluteuslar, Quadriceps, Hamstringler, Adduktörler
KLİNİK ÖNEM
Kırık Sıklığı Orta Yaşlılarda çok yüksek
Kırık Nedenleri Düşme, direkt travma Yüksek enerjili travma, osteoporoz
Sinir Hasarı Riski Radial sinir hasarı Siyatik sinir (nadir)
Kan Kaybı Riski Düşük 1 - 2 litre
İyileşme Süreci Nispeten hızlı Uzun (özellikle yaşlılarda)
Protez Cerrahisi Daha az sıklıkta Çok sık (kalça protezi)
BENZERLİKLER
Kemik Tipi İkisi de uzun (tübüler) kemiktir
Doku Yapısı İkisi de kompakt ve spongioz kemik içerir
Kemik İliği İkisi de kırmızı kemik iliği içerir (kan gözesi üretimi)
Gelişim İkisi de endokondral ossifikasyon ile gelişir
Anatomik Bölümler İki kemik de baş, boyun, gövde ve kondiller içerir
30 - 35 cm
Humerus Uzunluğu
40 - 50 cm
Femur Uzunluğu
%25
Boy Uzunluğuna
Katkı (Femur)
2
Toplam Kemik Sayısı
)

- KOL ile/ve/değil/||/<>/< BACAK

( Denge. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Güç. )

- KOL/EL ile KOL ile KOL

( İnsan gövdesinde, omuz başından parmak uçlarına kadar uzanan bölüm. İLE Giyside gövdenin bu bölümünü saran parça. | Makinelerde tutup çevirmeye, çekmeye yarayan ağaç ya da metal parça. | Ağaçlarda gövdeden ayrılan kalın dal. | Bazı çalgıların elle tutulan sap bölümü. | Koltuk, divan vb.nin yan tarafında bulunan dayanmaya yarayan parça. | Bir halat oluşturan bükülmüş lif demetlerinden her biri. İLE Bir şeyin ayrıldığı bölümlerden her biri, dal, kısım, şube, branş. | İş takımı. | Kanat. | Dizi, düzen. )

- KOL ile/ve/<> ÖNKOL

( ... İLE/VE/<> Kolun, dirsekle bilek arasındaki bölümü. )

- KOLAPS/COLLAPSE[İng.] değil/yerine/= GÖÇME | ÇÖKME | SÖNME

- KOLATERAL/COLLATERAL[İng.] değil/yerine/= YANDAL (DAMAR YA DA SİNİR)

- GÜÇ/DAYANIKLILIK/DENGE:
KOL/DA
ile/ve/değil/||/<>/< BACAK/TA

( Yüzmede[özellikle suyun üstünde durmada], tutunma ve tırmanmada kolun gücüne değil bacakların gücüne ve olanaklarına yönelmek/odaklanmanın önceliği ve farkındalığı... )

- KOLESİSTEKTOMİ ile/||/<> KOLELİTİAZİS

( Safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılması işlemi. İLE/||/<> Safra kesesinde taş oluşumu. )

- KOLESİSTİT ile/||/<> PANKREATİT

( Safra kesesinin yangılanması. İLE/||/<> Pankreasın yangılanması. )

- KOLESTAZ ile/||/<> HEPATOMEGALİ

( Kolestaz, safra akışının durması ya da azalması. İLE/||/<> Hepatomegali, karaciğerin normalden büyük olması. )

- KOLESTAZ ile/||/<> KOLESTROL

( Safra akışının durması ya da azalması. İLE/||/<> Kanda yüksek seviyede kolesterol bulunması. )

- KOLESTEROL[Fr. < CHOLESTEROL]/KOLESTERİN[Fr. < CHOLESTERINE] ile/değil KOLESTEROLÜN ARTMASI

- KOLESTEROL'DE:
İDEAL
ile KABUL EDİLEBİLİR ile SINIRDA YÜKSEK ile YÜKSEK

( 180 altı. İLE 180 - 199 İLE 200 - 219 İLE 220 üstü. )

- KOLİK/COLIC[İng.] değil/yerine/= SANCI

- KOLİK[Fr. < COLIQUE] değil/yerine/= SANCI

( Bağırsak, böbrek gibi içi boş organlarda, aralıklı duyulan güçlü sancı. )

- KOLIMASYON/COLLIMATION[İng.] değil/yerine/= IŞIN YÖNLENDİRME

- KOLIMATÖR/COLLIMATOR[İng.] değil/yerine/= IŞIN YÖNLENDİRICİ

- KOLİT[Fr. < COLITE] ile/ve/||/<> ANTERİT[Fr. < ANTERITE]

( Kalın bağırsak yangısı/iltihabı. İLE/VE/||/<> İnce bağırsak yangısı/iltihabı. )

- KOLON[Fr. < COLONNE] ile KOLON[Fr. < CÔLON]

( Dikme/sütun. | Katlardaki döşemeleri birbirine bağlayan düşey boru. İLE Kalın bağırsağın gödenden önceki bölümü. )

- KOLON KANSERİ ile/||/<> REKTUM KANSERİ

( Kalın bağırsağın kolon bölümünde olağandışı göze büyümesi ile ilişkili bir kanser türü. İLE/||/<> Kalın bağırsağın rektum bölümünde olağandışı göze büyümesi ile ilişkili bir kanser türü. )

- KOLONİZASYON/COLONIZATION[İng.] değil/yerine/= ÖZDEŞ KÜMELENME


- KOLTUK ile KOLTUK

- KOLTUKALTI BEZLERİ ve KULAK ARKASI BEZLERİ ve KASIKTAKİ BEZLER

( Kalpteki fazlalıklar depolanır. VE Beyindeki fazlalıklar depolanır. VE Karaciğerdeki fazlalıklar depolanır. )
( Kanın gereksinim duyulduğunda ve besin sağlayabilmek için özel değişikliğe tâbi tutabilmek üzere çukurlarda ve boşluklarda depo edilmesi zorunluluğu vardır. Nispeten daha güçlü örgenlerdeki fazlalıklar, genellikle daha zayıf örgenlere geçer. )

- KOMA ile/<>/> "BİTKİSEL" "YAŞAM"/DURUM ile/<>/> KİLİT DURUM

- KOMA[Fr. < COMA] ile KOMA[Yun.]

( Bazı sayrılıklar, yaralanmalar, zehirlenmeler sırasında görülen anlama, duyma ve devimin tamamen ya da az çok kaybolmasıyla beliren bilinç kaybı durumu, bilinç yitimi. İLE Eşit olmayan iki ses arasında kulakla seçilebilecek en küçük aralık. )

- KOMBİNASYON/COMBİNATION[İng.] değil/yerine/= BİRLEŞİM

- KOMBINE/COMBINED[İng.] değil/yerine/= BİRLEŞİK

- KOMMOSYO/COMMOTIO[İng.] değil/yerine/= SARSINTI

- KOMORBİDİTE/COMORBIDITY[İng.] değil/yerine/= EŞSAYRILIK

- KOMPAKSİYON/COMPACTION[İng.] değil/yerine/= KİLITLENME | TAKILMA

- KOMPAKT/COMPACT[İng.] değil/yerine/= SIKI | YOĞUN


- KOMPANSASYON/COMPENSATION[İng.] değil/yerine/= ÖDÜNLEME | DENGELEME

- KOMPANSATUVAR/COMPENSATORY[İng.] değil/yerine/= ÖDÜNLEYİCİ | DENGELEYİCİ

- KOMPANSE/COMPENSATED[İng.] ile/>< DEKOMPANSE/DECOMPENSATED[İng.]

( Ödünlenmiş. | Dengelenmiş. @@ Dengelenememiş. | Dağılmış. )

- KOMPARATİF/COMPARATIVE[İng.] değil/yerine/= KARŞILAŞTIRMALI

- KOMPARTIMAN/COMPARTMENT[İng.] değil/yerine/= ODACIK | BÖLÜM

- KOMPETİTİF/COMPETITIVE[İng.] değil/yerine/= YARIŞMALI

- KOMPLEKS/COMPLEX[İng.] değil/yerine/= KARMAŞIK | BİRLEŞİM | KARMAŞA

- KOMPLEKS ile RAFİNE

- KOMPLEKSİTE/COMPLEXITY[İng.] değil/yerine/= KARMAŞIKLIK

- KOMPLET/COMPLETE[İng.] değil/yerine/= TAM


- KOMPLİKASYON/COMPLICATION[İng.] değil/yerine/= ART SORUN

- KOMPLİKASYON/İHTİLAT değil/yerine/= KARMAŞIKLIK

- KOMPLİKE/COMPLICATED[İng.] değil/yerine/= KARMAŞIK

- KOMPLİYANS/COMPLIANCE[İng.] değil/yerine/= UYUNÇ

- KOMPONENT/COMPONENT[İng.] değil/yerine/= ÖGE, BİLEŞEN

- KOMPOZİSYON/COMPOSITION[İng.] değil/yerine/= BİLEŞİM

- KOMPOZİT/COMPOSITE[İng.] değil/yerine/= BİLEŞİK

- KOMPRES/COMPRESS[İng.] değil/yerine/= BASKIT

- KOMPRESÖR/COMPRESSOR[İng.] değil/yerine/= SIKIŞTIRICI

- KOMPRESYON/COMPRESSION[İng.] değil/yerine/= BASI


- KOMPRIMEV COMPRIME[İng.] değil/yerine/= HAP

- KOMPÜLSİF/COMPULSIVE[İng.] değil/yerine/= ZORLANTILI

- KOMPÜLSİYON/COMPULSION[İng.] değil/yerine/= ZORLANTI

- KOMÜNİKAN/COMMUNICANT[İng.] değil/yerine/= BAĞLANTILI

- KOMÜNİKASYON/COMMUNICATION[İng.] değil/yerine/= İLETİŞİM

- KÖN ile KÖNÇÜK
[<

( İnsan ve at derisi. İLE Yaka. )

- KONAK ile KONAK ile Konak

( Büyük ve gösterişli ev. | Vali, kaymakam gibi yüksek dereceli devlet görevlilerinin resmî konutu. | Konakçı. | Araçla bir günde alınan yol. | Yolculukta geceyi geçirmek için inilen, konaklanılan yer. İLE Kundak çocuklarının başlarında görülen kepek tabakası. | Gözde oluşan ince tabaka. İLE İzmir iline bağlı ilçelerden biri. )

- KONDANSASYON/CONDENSATION[İng.] değil/yerine/= YOĞUNLAŞMA

- KONDISYON/CONDİTION[İng.] değil/yerine/= DURUM | KOŞUL

- KONDİSYON[Fr./ing. < CONDITION]/ŞART[Ar.] değil/yerine/= KOŞUL


- KONDISYONEL/CONDİTIONAL[İng.] değil/yerine/= KOŞULLU

- KONDRÜL[İng. CHONDRULE] ile/||/<> AKONDRİT[İng. ACHONDRITE]

( Çoğunlukla gök taşlarında bulunabilecek, boyutları milimetrenin de altında olan ve bazı gök taşlarının %80’lik kısmını oluşturan küçük küresel objeler. Kondrüller, Güneş sistemimizin en eski materyallerinden olan kalsiyum ve alüminyum bakımından oldukça zengin. Genellikle taş gezegenler ve gök taşları, kondrüllerden oluşmuş. Bu yüzden kondrüllerin nasıl oluştuğunu anlarsak Güneş sisteminde onun sayesinde oluşmuş gezegenleri ve gök taşlarını anlamamız kolaylaşır. Kondrüllerin Güneş sisteminde düşük yer çekiminde eriyip katılaşması sonucu oluştuğu neredeyse 200 yıldır bilinmekte. Fakat oluşumlarının koşullarını ve önemlerini hâlâ tam anlamıyla bilmediğimiz için anlamamız zorlaşıyor. Bilmememizin nedeni de kondrüllerin oluşumlarının bilimde büyük bir tartışma konusu olması. Önerilen teoriler birbiriyle çelişkili. Büyük oranda kabul edilen teori, 4.56 milyar yıl önce oluştukları. @@ İçinde kondrül barındırmayan, taş grubundan bir gök taşıdır.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- KONDÜVİT/CONDUİT[İng.] değil/yerine/= YAPAY-BİYOLOJİK YOL

- KONFİGÜRASYON/CONFİGURATION[İng.] değil/yerine/= BİÇİM | DİZİLENİM

- KONFİRMASYON/CONFİRMATION[İng.] değil/yerine/= DOĞRULAMA

- KONFLİKT/CONFLICT[İng.] değil/yerine/= ÇATIŞMA

- KONFOBÜLASYON/CONFABULATION[İng.] değil/yerine/= MASALLAMA

- KONFRONTASYON/CONFRONTATION[İng.] değil/yerine/= YÜZLES¸TİRME

- KONFÜZYON/CONFUSION[İng.] değil/yerine/= BİLİNÇ BULANIKLIĞI

- KONİZASYON/CONIZATION[İng.] değil/yerine/= KONİK KESİM


- KONJENITAL/CONGENITAL[İng.] değil/yerine/= DOĞUŞTAN

- KONJENİTAL/CONGENITAL[İng.] değil/yerine/= DOĞUŞTAN

( Doğuştan olan sayrılıklar. )

- KONJESTİF/CONGESTIVE[İng.] değil/yerine/= GÖLLENDİRICİ

- KONJESTİYON/CONGESTION[İng.] değil/yerine/= GÖLLENME

- KONJONKTİVİTE değil/yerine/= GÖZ YANGISI

- KONJUGASYON[İng. CONJUGATION] ile/||/<> F FAKTÖRÜ (DÖLLEME FAKTÖRÜ)[İng. F FACTOR (FERTILITY FACTOR)] ile/||/<> F- (EKSİ) SUŞ[İng. F- (MINUS) STRAIN] ile/||/<> F' (F-ÜSSÜ) FAKTÖRÜ[İng. F-PRIME FACTOR] ile/||/<> F+ (ARTI) SUŞ[İng. F+ (PLUS) STRAIN]

( Tek gözeli organizmalarda, tamamlayıcı cinsiyetler arasında geçici göze teması ve Paramecium aurelia'da olduğu gibi genetik malzeme değişimi ya da bakterideki gibi tek yönlü gen transferi. @@ Bakterilerde eşey etmeni olarak rol oynayan transfer edilebilen plazmittir. Çift iplikli ve çembersel yapıda olup yaklaşık olarak 94000 baz uzunluğundadır. Konjugasyon ve kromozomal gen transferleri, F etmeni taşıyan F+ bakteri ile F etmeni taşımayan F- bakterinin yan yana gelip alıcı gözeye F faktörünün aktarılmasıyla gerçekleşir. @@ F etmeni içermeyen suştur.Konjugasyon esnasında "alıcı" olan E. coli suşu F etmeni içermez. @@ F etmeni yalnızca konjugasyonla ilgili genleri içerirken, buna ek olarak bakteri genomuna ait parçalar da içeren plazmit F' (F-prime) etmeni olarak tanımlanır. @@ F etmeni içeren suştur.Konjugasyon esnasında "verici" olan E. coli suşu F etmeni içerir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- KONKOMITAN/CONCOMITANT[İng.] değil/yerine/= EŞLİK EDEN

- KONKORDAN/CONCORDANT[İng.] değil/yerine/= UYUMLU

- KONKORDANS/CONCORDANCE[İng.] değil/yerine/= UYUMLULUK

- KONKÜZYON/CONCUSSION[İng.] değil/yerine/= SARSINTI


- KONNEKSİYON/CONNECTION[İng.] değil/yerine/= BAĞLANTI

- KONNEKTİF DOKU/CONNECTIVE TISSUE[İng.] değil/yerine/= BAĞ DOKUSU

- KONNEKTÖR/CONNECTOR[İng.] değil/yerine/= BAĞLAYICI, BAĞLANTI (DONANIM)

- KONSANTRASYON[İng. CONCENTRATION] ile/||/<> AŞIRI METAL BİRİKTİRİCİLER[İng. METAL HYPERACCUMULATORS] ile/||/<> DERİŞİM[İng. CONCENTRATION] ile/||/<> DİFÜZYON[İng. DIFFUSION] ile/||/<> HİPOTONİK[İng. HYPOTONIC]

( Bir ortamda bulunan belirli bir maddenin kütle ya da hacminin içinde bulunduğu ortamın kütle ya da hacmine oranı. "Derişim" olarak da bilinir. @@ Öldürücü konsantrasyonlardaki toksik elementleri çevrelerinden tedarik ederek dokularında aktif halde depolayan bitkiler. @@ Konsantrasyon. Bir ortamda bulunan belirli bir maddenin kütle ya da hacminin içinde bulunduğu ortamın kütle ya da hacmine oranıdır. @@ Maddelerin daha yüksek konsantrasyonlu ortamdan düşük konsantrasyonlu ortama doğru yayılmasına verilen addır. Difüzyona neden olan yoğunluk farkı olduğu için iki ortamdaki yoğunluk eşitlenene kadar difüzyon geçişi devam eder. Difüzyon, maddenin bütün hallerinde farklı hızda ve özellikte görülmektedir. Difüzyon, kolaylaştırılmış difüzyon ve basit difüzyon olarak ikiye ayrılır. @@ Hücrenin bulunduğu ortamın konsantrasyonunun kendisinden düşük olması. Yunanca "arasında, az ve altında" anlamına gelen "hypo" ile "gerilebilen" anlamına gelen "tonikos" kelimelerinden gelmektedir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- KONSANTRATÖR/CONCENTRATOR[İng.] değil/yerine/= YOĞUNLAŞTIRICI

- KONSANTRE/CONCENTRATED[İng.] değil/yerine/= YOĞUNLAŞMIŞ | DERİŞİK

- KONSANTRİK/CONCENTRIC[İng.] değil/yerine/= EŞMERKEZLİ

- KONSENSÜS/CONSENSUS[İng.] değil/yerine/= UZLAŞMA, | OYDAŞMA

- KONSENT/CONSENT[İng.] değil/yerine/= ONAM

- KONSEPT/CONCEPT[İng.] değil/yerine/= KAVRAM


- KONSERVATİF TEDAVİ/CONSERVATIVE THERAPY[İng.] değil/yerine/= MUHAFAZAKÂR SAĞALTIM

- MUHAFAZAKÂR[Ar.]/KONSERVATİF/CONSERVATIVE[İng./Fr.] değil/yerine/= | TUTUCU

- KONSERVATUVAR değil/yerine/= KORUNTAY

- KONSOLIDASYON/CONSOLIDATION[İng.] değil/yerine/= PEKİŞME | KATILAŞMA | BÜTÜNLEŞTİRME

- KONSTANT/CONSTANT[İng.] değil/yerine/= SABİTE

- KONSTİTÜSYONEL/CONSTİTUTIONAL[İng.] değil/yerine/= YAPISAL, BÜNYESEL

- KONSTRİKSİYON/CONSTRICTION[İng.] değil/yerine/= BÜZÜLME

- KONSTRİKTİF/CONSTRICTIVE[İng.] değil/yerine/= KISITLAYICI, DARALTICI

- KONSTRİKTÖR/CONSTRICTOR[İng.] değil/yerine/= DARALTAN

- KONSÜLTAN/CONSULTANT[İng.] değil/yerine/= DANIŞMAN


- KONSÜLTASYON/CONSULTATION[İng.] değil/yerine/= DANIŞIM

- KONSÜLTASYON[Fr./İng. < CONSULTATION]/KONSULTO[İt. < CONSULTO] değil/yerine/= DANIŞIM/DANIŞMA

- KONTAMINASYON/CONTAMINATION[İng.] değil/yerine/= BULAŞMA

- KONTAMINE/CONTAMINATED[İng.] değil/yerine/= BULAŞMIŞ

- KONTİNÜ/CONTINUOUS[İng.] değil/yerine/= SÜREKLİ | KESİNTISİZ

- KONTRAKSİYON/CONTRACTION[İng.] değil/yerine/= KASILMA

- KONTRAKTIL/CONTRACTILE[İng.] değil/yerine/= KASILABİLİR

- KONTRAKTILITE/CONTRACTILITY[İng.] değil/yerine/= KASILABİLİRLİK

- KONTRAKTÜR/CONTRACTURE[İng.] değil/yerine/= BÜZÜLÜ KALIM

- KONTRALATERAL/CONTRALATERAL[İng.] değil/yerine/= KARŞI YAN


- KONTRAST/CONTRAST[İng.] değil/yerine/= KARŞIT

- KONTRAST MADDE/CONTRAST MEDIA[İng.] değil/yerine/= GÖRÜNTÜVERİR NESNE

- KONTRENDİKASYON/CONTRAINDICATION[İng.] değil/yerine/= KULLANIM SAKINCASI

- KONTRENDİKE/CONTRAINDICATED[İng.] değil/yerine/= KULLANIM SAKINCALI

- KONTROL LİSTESİ/CHECKLIST CHECKLIST değil/yerine/= DENETLEME DİZİNİ

- KONTRPULSASYON/COUNTERPULSATION[İng.] değil/yerine/= KARŞI VURUM

- KONTRTRANSFERANS/COUNTERTRANSFERENCE[İng.] değil/yerine/= KARS¸I AKTARIM

- KONTUR/CONTOUR[İng.] değil/yerine/= SINIR (ORGAN, TÜMÖR, VB.)

- KONTÜZYON/CONTUSION[İng.] değil/yerine/= FİZİKSEL ÖRSELENME

- KONU ile/ve/değil/||/<>/< DURUM


- KONUŞMA BOZUKLUĞU/SORUNLARI ile KEKELEMEK

- KONVALESANS/CONVALESCENCE[İng.] değil/yerine/= TOPARLANMA

- KONVANSİYONEL[İng. < CONVENTIONAL | Fr. < CONVENTIONNEL] değil/yerine/= GELENEKSEL | ALIŞILMIŞ

- KONVEKSİYON/CONVECTION[İng.] değil/yerine/= ISI YAYIMI/ISIYAYIM

( Devinen nesnelerle belirli nicelikte ısının taşınması olayı, iletim. )

- KONVERJANS/CONVERGENCE[İng.] değil/yerine/= TOPLANMA, | YAKINSAMA

- KONVÜLZİYON/CONVULSION[İng.] değil/yerine/= HAVALE

- KOOPERASYON/COOPERATION[İng.] değil/yerine/= İŞBİRLİĞİ

- KOOPERE/COOPERATED[İng.] değil/yerine/= İLETİŞİM KURULABİLEN, İŞBİRLİĞİ YAPABİLEN

- KOORDİNASYON/COORDİNATION[İng.] değil/yerine/= EŞGÜDÜM

- KOORDİNATÖR/COORDİNATOR[İng.] değil/yerine/= EŞGÜDER, EŞGÜDÜMCÜ


- KOPARMAK ile/ve/değil/||/<>/< YOLMAK

- KÖPRÜCÜK KEMİĞİ ile KÜREK KEMİĞİ/KEBZE

- KÖR" ile "GÖREN"

( Köre renk, sağıra ahenk olmaz! )

- KORDALILAR[İng. CHORDATES] ile/||/<> NOTOKORD[İng. NOTOCHORD] ile/||/<> PROTOKORDATA[İng. PROTOCHORDATA]

( Gelişimlerinin bir kısmında notokord bulunduran canlılar. Notokord, tamamen geliştiğinde vücut boyunca uzanan bir çubuktur. Vücudunu sertleştirir ve hareket esnasında destek görevi görür. Tüm kordalılar omurgalı değil. @@ Embriyonik mezodermde oluşan ve omurgalı embriyoların ön-arka yönünü sağlayan sopa biçiminde uzantı. Aynı zamanda sinir sistemi, iskelet ve çoğu kasın oluşumunu başlatır. @@ Kordalılar şubesinin yarım kordalılar, gömlekliler ve başı kordalılar alt şubelerini içeren bölümüdür.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- KORDON[Fr. < CORDON] ile KORDONE[Fr. < CORDONNET.] ile KORDON[Fr.] ile KORDON[Fr.]

( Genellikle ipekten yapılmış kalın ip. | Saat, madalyon vb.ni asmaya yarayan ince zincir. | İnce tellerden örülen ve özellikle ütü, ızgara vb. ev araçlarında kullanılan elektrik kablosu. | İnce uzun sıralar durumunda yapılmış oymalı duvar ya da mobilya süsü. | Teneke ve çinko nesnelerin üstüne süs yapmak için kullanılan araç. İLE Sim ya da gümüş ipliklerin bükülmesiyle hazırlanan ve el işlemelerinde kullanılan ince kordon. İLE Bir yere girip çıkmayı denetim altına almak için görevlilerden oluşturulan dizi. | Kıyı şeridi. | Kabaran denizin kumsalda bıraktığı döküntü katmanı. İLE Göbek bağı. )

- KORELE/CORRELATED[İng.] değil/yerine/= BAĞINTILI

- KÖRELMEK ile/<> KÖRELİŞ

( Keskinliğini yitirmek. | Suyu çekilmek. | Ateş ya da ışık sönecek duruma gelmek. | Değer, önem ya da yeteneğini yitirmek. | Soyu tükenmek. | Bir örgenin beslenemeyerek küçülmesi, dumura uğraması. İLE/VE/=/||/<>/> Körelme durumu ve süreci. )

- KORKU ile/ve/||/<>/> AĞRI ile/ve/||/<>/> GERGİNLİK

- KORKU ve/> BERRAKLIK ve/> ERK(GÜÇ) ve/> YAŞLILIK

( BİLGİ KİŞİSİ

Görüşmelerimiz sırasında, ... tutarlı bir biçimde, "bilgi kişisi" sözcüklerini kullanıyor ya da bu kavrama göndermeler yapıyordu. Ama bununla ne demek istediğini hiç açıklamamıştı. Bunu, ona sordum.

"Bilgi kişisi, öğrenimin zorluklarına katlanmayı göze almış kişidir," diye yanıtladı. "Acele etmeden, bocalamadan, erk ve bilgi gizlerinin sökülmesi, çözülmesi yolunda, gidebileceği son aşamaya varmış olan bir kişidir."

"Her isteyen, bilgi kişisi olabilir mi?"

"Hayır, herkes olamaz."

"Bilgi kişisi olmak için insan ne yapmalıdır öyleyse?"

"Dört doğal düşmanına meydan okuyup onları yenmelidir."

"O dört düşmanını yenen bir kişi, bilgi kişisi olur mu?"

"Evet. Ancak, dört düşmanının her birini yenebilen kişiye, 'bilgi kişisi' denir."

"Bu düşmanları yenen herkes, 'bilgi kişisi' olur mu?"

"Hepsini yenen herkes, 'bilgi kişisi' olur."

"Bu düşmanlarla savaşıma geçmeden önce, yapılması gereken başka şeyler yok mudur?"

"Yoktur. Her isteyen, bilgi kişisi, olmayı deneyebilir ama çok azı gerçekten başarır bu işi -doğal bir şey bu-. Bilgi kişisi olma yolunda karşılaşılan düşmanlar, gerçekten korkunç şeylerdir; çoğu kişi, yenik düşer onlara."

"Nasıl düşmanlar bunlar, ... ?

Düşmanlar konusunda konuşmak istemedi. Bu konuyu anlamam için daha çok zaman olduğunu söyledi. Sözü değiştirmemek amacıyla benim bir bilgi kişisi olup olamayacağımı sordum. Bunu kimsenin kestiremeyeceğini bildirdi. Ama bir bilgi kişisi olup olamayacağımı gösteren herhangi bir ipucu bulunup bulunmadığını ısrarla sorunca, bunun, o dört düşmanla savaşımımın sonucuna bağlı olduğunu -onları yenebiliyor muyum yoksa onlara yeniliyor muyum- ama o savaşımın sonucunu şimdiden bilmesinin olanaksızlığını belirtti.

"Savaşımın sonucunu görebilmek için büyü yapmak ya da fala bakmak olanaklı mıdır?" diye sordum. Hiçkimsenin, ne araç kullanırsa kullansın, bu savaşımın sonucunu önceden bilemeyeceğini, kesin bir dille anlattı. Neden olarak da bilgi kişisi olmanın, geçici bir şey olduğunu gösterdi. Bu noktayı açıklamasını istediğimde, yanıtı şöyle oldu:

"Bilgi kişisi olmak sürekli değildir! Bir kişi, tam olarak bilgi insanı olamaz. Ancak, çok kısa bir an için olunuverir. Dört düşmanı yendikten sonra!"

"Söylesene, nasıl düşmanlar bunlar?"

Yanıt vermedi. Yine üsteledim ama konuyu değiştirdi ve başka şeyler anlatmaya başladı.

 

( Ertesi gün... )

 

Gitmeye hazırlanıyorken, birden, bilgi kişinin düşmanlarını yine sormak geldi içimden. Uzun süre uzakta kalacağımı, söyleyeceklerini yazarsam, bu konuları düşünme fırsatını bulabileceğimi anlatarak onu ikna etmeye çalıştım.

Bir süre, ikircikli, bekledi; sonra konuşmaya başladı:

"Bir kişi, öğrenmeye başlayınca, amaçlarının neler olduğunu kesin olarak bilmez. Başka bir niyeti vardır, amaçları belirgin değildir. Hiçbir zaman gerçekleşemeyecek ödüller ummaktadır. Çünkü, öğrenmenin "zorluklarını" bilmiyordur henüz."

"Yavaş yavaş öğrenmeye başlar -önceleri azar azar, sonra da büyük parçalar halinde-. Çok geçmeden, düşünceleri çatışır. Öğrendiği şey, umduğu, düşlediği gibi çıkmamıştır; bu durum, onu korkutur. Öğrenim, hiç de beklendiği gibi olmamıştır. Öğreniminin her adımı, yepyeni görevler yükler kişiye; kişinin korkuları, acımasızca birikir, baş kaldırır. Bir savaş alanına döner yaşamı.

"İşte, doğal düşmanların birincisiyle böyle karşılaşılır: Korkuyla! Yenmesi güç, hain, korkunç bir düşmandır korku. Tüm yol boyunca saklanır, ummadığın yerlerde, sinsi sinsi bekler seni. Eğer, onu karşında gördüğün zaman, kaçmaya başlarsan, unut artık bilgiye ulaşmayı."

"Korkup kaçan kişiye ne olur?"

"Bir şey olmaz. Ama öğrenemez bir daha. Korkusunu göğüslemesi, korkusuna karşın, öğrenme yolunda, bir adım daha ilerlemeyi göze alması gerekir. Bir adım daha, bir adım daha. Korkuyla dolmalı... Evet! Ama korksa da ilerlemeyi sürdürmeli, durmamalı! Bu işin yöntemi böyledir! Bu birinci düşmanın, pes edeceği bir an gelecektir. Kişiye, güven gelir. Niyeti daha da güçlenir. Öğrenmeyi, öyle korkutucu bir şey gibi görmez artık."

"Bu sevinçli an gelince, birinci doğal düşmanını yendiğini çok iyi bilir kişi."

"Hemen mi olur bu, yoksa, azar azar mı?

"Azar azar olur ama korkusunun kaybolması çabuk olur. Birdenbire olur."

"Ama yeni bir şeyler gelirse başına, yine korkmaz mı kişi?"

"Hayır. Korkusunu, bir kez yitirmeyegörsün. Kişi, artık yaşamında korku nedir bilmez. Korkunun yerini, zihin berraklığı alır -korkuyu silen bir zihin berraklığı-. Artık, o kişi, ne istediğini biliyordur; o isteklerini nasıl doyuracağını da biliyordur. Yeni öğrenimleri kazanmak için adımlarını nasıl atması gerektiğini sezer; her şey apaçık çıkmıştır ortaya. Artık, hiçbir şey saklı değildir bu kişiden."

"Bu da, ikinci düşmanın karşısına çıkarır onu: Berraklık! Ulaşılması, o denli zor olan zihin berraklığı, korkuyu kovar ama kör eder insanı aynı zamanda."

"Kişinin, kendinden kuşku duymasına yol açar, istediği şeyi yapabileceği inancını verir ona. Çünkü, o kişi, artık, herşeyi apaçık görebilmektedir. Berraklığın yüreklendirdiği kişi, bir türlü durmak bilmez. Ama büyük bir hata yapmaktadır. Bu işin, bir eksik yanı vardır. Kişi, kendini bu sözde erke bırakırsa, ikinci düşmanına boyun eğmiş sayılır. Ve öğrenme diye bir şey kalmaz. Sabırlı olması gereken yerde aceleci olacak ya da acele edilmesi gereken yerde sabırlı olmayı yeğleyecektir. Zaman gelecek, artık, yeni bir şey öğrenme yetisini yitirecektir."

"Bu tür bir yenilgiye uğrayan kişiye ne olur? Ölür mü?"

"Hayır, ölmez. İkinci düşmanı, bu kişinin, bir bilgi insanı olma çabasını kösteklemiştir; artık, bu kişi, bilgi insanı olmayı istemek yerine, devingen, kıvrak bir savaşçı olmayı yeğleyebilir. Ya da soytarı olmayı. Ne var ki, kendine pek pahalıya mal olan o berraklık, hiçbir zaman karanlığa ve korkuya dönüşmeyecektir. Yaşam boyunca, her şeyi açıkça görecektir ama yeni bir şey öğrenemeyecektir, öğrenme özlemi çekmeyecektir."

"Ama yenilmemek için yapabileceği bir şey yok mudur?"

"Korkuyu nasıl aşmışsa yine öyle yapmalıdır. Berraklığa, meydan okumalıdır. Elde ettiği berraklığı, önünü daha iyi görüp yeni adımlarını ona göre atmak için kullanmalıdır. En önemlisi de, berraklığının, bir yanlışlık sonucu ortaya çıktığını düşünmelidir. Ve öyle bir an gelecektir ki, bu berraklığın, gözleri önündeki bir noktadan başka bir şey olmadığını anlayacaktır. Böylece, ikinci düşmanını da yenmiş olacaktır. Artık, hiçbir şeyin, ona zarar veremeyeceği bir yere ulaşacaktır. Bu, bir hata olmayacaktır. Bu, gerçek bir erk(güç) olacaktır."

"Bu yere ulaşınca, ardından koştuğu erke, sonunda kavuştuğunu bilecektir. Ne isterse yapar artık bu erkle. Dostu, onun buyruğundadır artık. Ne isterse, yasa odur. Çevresinde ne varsa görmektedir. Ne var ki, üçüncü düşman dikiliverir karşısına: Erk!

"Düşmanların en güçlüsüdür erk. En doğal şey, ona boyun eğmektir. Öyle ya... O kişinin buyruğunda değil midir erk!? Buyurur; kimi sakıncaları göze ala ala, kendi yasalarını, kendi yapar. Çünkü, buyruk ondadır."

"Bu durumdaki biri, yaklaşmakta olan üçüncü düşmanın, pek farkına varmaz. Bir bakmışsın, birdenbire, haberi bile olmadan yitivermiş savaşımı. Düşmanı, onu, kıyıcı, tutarsız bir adam haline getirivermiş..."

"Erkini yitirir mi?"

"Hayır, berraklığını da erkini de hiçbir zaman yitirmez."

"Bilgi kişinindan farkı nedir, öyleyse?"

"Kendi erkine yenilen bir kişi, onu, doğru dürüst yönlendiremeden ölür gider. Yazgısının üstüne, yük gibi biner erki. Böyle biri, kendini yönetemez ve bilmez erkini, ne zaman ya da nasıl kullanması gerektiğini."

"Bu düşmanlardan birine yenilirsen, bu kesin bir yenilgi mi demektir?"

"Evet, kesin yenilgi olur bu. Bu düşmanlardan biri, insanı yenmeyegörsün, artık yapılabilecek bir şey kalmaz."

"Örneğin, erke yenilen bir kişi, yanlışını görerek, durumu düzeltebilir mi?"

"Düzeltemez. Bir kere yenilmeyegörsün, işi bitmiştir artık."

"Ya geçiciyse erke aldanması; ya erki teperse zamanında?"

"Savaşım sürüyor sayılır o durumda. Hâlâ 'bilgi insanı' olmaya çalışıyor demektir bu. Artık, hiç çabalamıyorsa, kendini koyuverirse yenilmiş olur bu kişi ancak."

"Ama bir insan yıllarca korkuya yenik düşebilir ve sonunda korkusunu yenebilir."

"Hayır, doğru değildir bu. Korkuya kapılırsan, korkuyu yenemezsin; çünkü, öğrenmekten ürküyorsundur, öğrenmek için çaba göstermiyorsundur. Ama korkusunun içinde yıllar boyunca sürdürürse öğrenme çabasını, ola ki, korkusunu yenebilir. Çünkü, kendini, korkuya tümüyle bırakmamıştır."

"Üçüncü düşmanı nasıl yeneriz?"

"Ona karşı çıkarak. Bile bile... Kendimizin olmadığını kavrayarak. Tüm öğrendiklerimizi, dikkatle ve inançla kullanarak, sürekli olarak sınırlarımızı zorlamayarak... Kendimizi denetleme durumunda, berraklığın ve erkin, hatalardan da kötü olduğunu görebilirsek, her şeyi denetimimiz altında bulundurduğumuz bir noktaya erişebiliriz. İşte, o noktada, erkimizi nasıl ve ne zaman kullanabileceğimizi biliriz. Üçüncü düşmanı böylece yenmiş oluruz."

"Bu da kişiyi, öğrenim yolculuğunun sonuna getirir. Bir de ne görürsün! Sonuncu düşman, karşına dikilmiş durmaktadır: Yaşlılık! Düşmanların en acımasızıdır bu. Hiçbir zaman, tümüyle yenemeyeceğimiz bir düşman... Sürekli olarak savaşıp uzak tutmaya çalışmaktan başka yapılacak bir şey yoktur."

"İşte, bu dönemde, kişi, hiçbir şeyden korkmaz; zihni berraktır, sabırsız değildir -tüm erkleri denetimi altındadır-. Ne var ki, bu dönem, aynı zamanda, boyun eğmeyen bir dinlenme isteğinin ortaya çıktığı bir dönemdir. Bir yere uzanmak, unutmak isteğine bırakırsa kendini; yorulur yorulmaz, sürdürdüğü çabayı bırakırsa, son olanağını kaybetmiş olur. Titrek, yaşlı bir yaratık durumuna sokuverir onu düşmanı. Çekilme arzusu, tüm berraklığını, erkini ve bilgisini bastırır."

"Ama kişi, silkinir de yorgunluğundan sıyrılır, yaşamının gereklerini sürdürürse, bu son yenilmez düşmanıyla savaşımda bir an bile olsa başarılı olursa, işte o zaman 'bilgi insanı' olmuş demektir. Berraklığın, erkin ve bilginin egemen olduğu bu an, yeterlidir onun için." )

- KORKU ile/ve/||/<> KOKU


- KÖRLÜK ile/||/<> AMAROZİS

( ... İLE/||/<> Sinirsel körlük. | Fugaks geçici körlük. )

- KÖRLÜK ile "DAĞ KÖRLÜĞÜ"

- KÖRLÜK ile TRAHOM[Fr.]

( ... İLE Göz kapaklarının altında bazı kabarcıkların belirmesiyle başlayan, tedavi edilmediğinde kirpiklerin içeriye kıvrılması, saydam tabakada yaralar çıkması nedeniyle körlükle sonuçlanabilen bulaşıcı hastalık. )

- KÖRLÜK ile/<> YOKLUK

- KORNEA[İng. CORNEA] ile/||/<> GÖZ SIVISI[İng. AQUEOUS HUMOR] ile/||/<> GÖZ SÜMÜKSEL ZARI[İng. CONJUNCTIVA] ile/||/<> İRİS[İng. IRIS]

( Gözün ön kısmını kaplayan ve yaklaşık 12 milimetre olan şeffaf zar. Kenarları dışında kan damarı içermez, ancak sinirler bulundurur ve temasa karşı oldukça hassastır. @@ Aqueous humor siliyer uzantılar tarafından, kan sıvısının süzülmesiyle oluşur. Kornea ve iris arasındaki boşluğu doldurur ince, sulu bir sıvıdır. Bu sıvı göz içi basıncını oluşturur, kornea ve lensini besler ve göze şeklini verir. @@ Göz kapaklarının iç kısmını ve göz küresinin kornea dışındaki ön kısmını örten mukozal bir yapıdır. Kısımları şöyle ayrılır; Palpebral konjuktiva göz kapaklarının iç yüzeyini kaplar, oküler (bulbar) konjuktiva da gözün ön tarafında bulunur ve forniks konjoktiva kendi üzerine kıvrılarak oluşmuş bir tabakadır. @@ Gözbebeğini çevreleyen ve göze rengini veren kaslı bölge. Lensin önünde ve korneanın arkasında bulunur. İriste bulunan kaslar, gözbebeğinin boyutunu kontrol eder ve retinaya ne kadar ışığın ulaşacağını ayarlar.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- KORNEA[Lat.] değil/yerine/= SAYDAM TABAKA

- KORONAL/CORONAL[İng.] değil/yerine/= YANAY-DİKEY

- KORONAL DÜZLEM/CORONAL PLANE[İng.] değil/yerine/= YANAY DÜZLEM

- [ne yazık ki]
"KORONA SALAK(KORONASALAK)/COVIDIOT"
ile/ve/||/<> "KORONA NARSİST(KORONARSİST)"

( "Bana/bize bir şey olmaz" diyerek çoğu kişiye virüs bulaştıranlar. İLE/VE/||/<> "Kendileri dışında kimseye bulaşıp bulaşmadığını önemsemeyenler." )

- KOROZİV/CORROSIVE[İng.] değil/yerine/= KİMYASAL AŞINDIRICI


- KOROZYON/CORROSION[İng.] değil/yerine/= KİMYASAL AŞINMA

- KORPOREL/CORPOREAL[İng.] değil/yerine/= GÖVDESEL

- KORPUS/BODY, CORPUS[İng.] değil/yerine/= GÖVDE | CİSİM

- KORPUSKÜL[İng. CORPUSCLE] ile/||/<> ANTİSERUM

( Genellikle, vücudun en ufak gözeleri olan alyuvarları belirtmek için kullanılan kelime. Bunun dışında, boyutları çok küçük, ancak belirgin nitelik ve özelliklere sahip olan cisimleri tanımlamak amacıyla da kullanılır. @@ İmmunize edilen canlıların kanından elde edilen ve içinde antikor bulunan (korpusküler element içermeyen) sıvı kısım, serum.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- KORPÜSKÜL/CORPUSCLE[İng.] değil/yerine/= CİSİMCİK

- KORTEKS/CORTEX[İng.] değil/yerine/= DIŞ KATMAN

- KORTİZOL ile KORTİZON[Fr. < CORTISONE]

( Yaralanmanın, korkunun ya da soğuğun yol açtığı stresler sonucu gövdede şeker yapımını hızlandıran böbrek üstü bezi kabuğunun salgıladığı, şeker, protein ve yağ metabolizmasına etki eden hormon. [Doğal, organik.] İLE Yapay, sentetik. [İlâç.] )

- KÖRÜŞ ile/||/<>/> KÖRÜNÇ
[<

( Görüş, bakış. İLE/||/<>/> İzleyiciler. )

- KÖRV[İng. < CURVE] değil/yerine/= EĞRİ

- KÖŞE ile KÖSE


- KOŞUCU KAFASI[İng. RUNNER'S HIGH] ile/||/<> ÖFORİ[İng. EDUPHORIA]

( Uzun bir egzersizin ardından bazı insanların coşku, öfori hissi yanında azalmış anksiyete ve acı hissetme kabiliyetinde azalma biçiminde tanımlanabilecek his yaşama durumu. Bu durumun artan endorfin hormonuyla ilgili olduğu düşünülüyor. @@ Aşırı mutlu, heyecanlı ve özgüvenli olma hali. Kişi yoğun neşe ve heyecan yaşamakta olup bunların düzeyi, koşulların gerektirdiklerinden çok daha fazladır.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- KÖT ile KÖTİÇ ile KÖTLÜK
[<

( Kıç. | Zaman ya da sıra bakımından daha sonra gelen. İLE "Kokan göt!" anlamına gelen sövgü. İLE "Seni gidi yüreksiz/gulam/oğlancı!" anlamına gelen sövgü. )

- KOTER/CAUTER[İng.] değil/yerine/= DAĞLAÇ

- KOTERİZASYON/CAUTERIZATION[İng.] değil/yerine/= DAĞLAMA

- KÖTÜ ile/ve/||/<> DANDİK["DANDİKTEN" DEĞİL!)

( ... İLE/VE/||/<> Düşük nitelikli [uyuşturucu vb.] | Düzmece, kötü nitelikli olan. )

- KÖTÜ[< KÖTİ] ile/ve/||/<> KETÜ[Kıpçak][dvnlgttrk]

( Zorunlu/luk. İLE/VE/||/<> Eksik/lik. | Çolak. )
( KÖTÜLÜK: Kemâl'i engelleyen. )

- KÖTÜLEDİ değil KÖTÜLEŞTİ

- KÖTÜLEME ile/ve/değil/yerine TESPİT ETME

- KÖTÜLÜK ETMEK ile/ve/||/<>/< ZARAR VERMEK

( İnsanda. İLE/VE/||/<>/< Kişilerde ve hayvanlarda. )
( ÖNCE, ZARAR VERME!

DO NOT HARM!

PRIMUM NON NOCERE PRIMA NON NOCERE )

- KOVALAN/COVALENT[İng.] değil/yerine/= ORTAK DEĞERLİ


- KOVARYANS/COVARIANCE[İng.] değil/yerine/= ORTAK DEĞİŞKENLİK

- KOYNUNDA ile/ve/||/<> BAĞRINDA

- KOYUN ile KOYUN

( Geviş getirenlerden evcil hayvan. | Verilen buyruklara uyan, kendi kişiliğini gösteremeyen kişi. İLE Kollar arası, kucak. | Göğüsle giysi arası. | Koruyucu, şefkatli çevre. )

- KÖZ ile/||/<> KÖZETLİG ile/||/<> KÖZNGÜ
[<

( Göz. İLE/||/<> Korunan, sakınılan nesne. İLE Ayna. )

- KOZA ile/değil KOZALAK

( ÇAM KOZALAĞI: Üremeyi simgeler. )

- KPB/KARDİYOPULMONER BAYPAS/CARDIOPULMONARY BYPASS[İng.] değil/yerine/= KALP-AKCİĞER KÖPRÜLEMESİ

- KRAMP ile DİSTONİ

( kısa ve ani kasılmalar.[Saniyeler ya da bir iki dakika sürebilir. Kramplara stres, vitamin eksikliği, tiroid işlev denemelerindeki bozukluklar, yorgunluk, aşırı egzersiz, kafein(kahve) tüketimi gibi çok sayıda etmen neden olabilir.] İLE Uzun süren kasılmalar.[Ancak nörolog tarafından tanınabilir. Bu nedenle, uzun süren kasılmaları olanların nöroloğa başvurması ve taramalarının yapılması gerekmektedir.] )

- KRAMP/CRAMP[İng.]/[Fr. < CRAMPE] değil/yerine/= KASILMA/KASINÇ

- KRANİYAL/CRANIAL[İng.] değil/yerine/= BAŞ (İLGILİ)

- KRANİYUM/SKULL[İng.] değil/yerine/= KAFATASI


- KRANOLOJİ ile KRONOLOJİ

( Kafatası biçimlerini inceleyen insanbilim dalı. İLE Zaman bilimi/dizini. )

- KRANYOTOMİ/CRANİOTOMY ile/||/<> KRANYOPLASTİ/CRANİOPLASTY

( Kafatası ameliyatı. İLE/||/<> Kafatası onarımı. )

- KREPITASYON/CREPITATION[İng.] değil/yerine/= ÇITIRDAMA

- KREŞENDO/CRESCENDO[İng.] değil/yerine/= GİDEREK ARTAN

- KRESENTİK/CRESCENTIC[İng.] değil/yerine/= HİLALIMSİ

- KRETENİZM[Fr. < CRETINISME] ile/<> KRETEN[Fr. < CRETIN]

( Tiroit bezinin yeterince hormon üretmemesi sonucu oluşan, fiziksel, psikolojik ve duygusal gelişimin duraklamasıyla beliren hastalık. İLE/VE/||/<>/> Kretenizme tutulmuş kişi. )

- KRİBRİFORM/CRİBRİFORM[İng.] değil/yerine/= ELEKSİ

- KRİMİNAL değil/yerine/= SUÇLA İLGİLİ

- KRIPTOGRAFİ/CRYPTOGRAPHY[İng.] değil/yerine/= ŞİFRELEME BİLİMİ

- KRITİK/CRITICAL[İng.] değil/yerine/= CİDDİ | TEHLİKELİ


- KRİYOTERAPİ/CRYOTHERAPY[İng.] değil/yerine/= DONDURARAK SAĞALTIM

- KROMATİN[İng. CHROMATIN] ile/||/<> HETEROKROMATİN[İng. HETEROCHROMATIN] ile/||/<> HİSTON[İng. HISTONE] ile/||/<> HİSTON KODU HİPOTEZİ[İng. HISTONE CODE HYPOTHESIS] ile/||/<> PROFAZ[İng. PROPHASE] ile/||/<> TELOMER[İng. TELOMERE]

( Çekirdekte genlerin normal durumunu temsil eden ilişkili histon ve histon olmayan DNA kompleksi. İki biçimde bulunur: ökromatin, daha az miktarlarda bulunur, daha serbesttir ve kopyalanabilir, heterokromatin ise daha sıkıdır ve kopyalanamaz. Dişi memelilerin aktif olmayan X kromozomu, heterokromatin örneğidir. @@ Genetik olarak etkileşime girmeyen, çokça boyanan, geç kopyalanan kromozom kısımları. @@ DNA’nın etrafına sarılan ve kromozoma yapısal destek veren bazik protein. Yüksek arginin/lisin içeriğine sahiptirler. DNA’yı paketleyip düzenleyerek nükleozom ismi verilen birimlere ayırırlar. Histon genleri poli-adenin kuyruğunu kodlamaz. Bütün ökaryotik göze çekirdeğine, kromatinlerde DNA çift ipliği ile beraber nükleozomların yapısına giren H1, H2A, H2B, H3, H4, H5 tipleri bilinmektedir. Prokaryotların bazılarında da histon-benzeri proteinler bulunur. @@ Özel kümeler halinde bulunan modifiye edilimiş histon kalıntılarının, başka kromatin parçalarıyla olan spesifik etkileşimlerinden doğan eşsiz biyolojik sonuçları düzenlediğini öne süren hipotez. @@ Mitoz ve mayoz bölünmenin ilk evresi. Bu evrede kromatin iplikler kısalıp kalınlaşarak kromozomlara dönüşür, sentrozom organeli kendini eşler ve çift kutuplara dağılır, iğ iplikleri oluşur ve son olarak da çekirdek zarı ve çekirdekçik erir. @@ Ökaryotik kromozomların sonunda ardarda tekrarlanan dizilerden oluşur. Kromozomlar, gözenin her bölünmesinde yaklaşık 100bp kaybeder. Telomeraz enzimi kayıp bazları ekleyebilir. Telomer, doğrusal kromozomların uçlarında bulunan, herhangi bir gen kodlamayan, özelleşmiş heterokromatin yapılarıdır.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- KROMATİN[Fr. < CHROMATINE] ile/||/<> KROMATİT[Fr. < CHROMATITE] ile/||/<> KROMOZOM[Fr. < CHROMOSOME]

( Göze çekirdeğinde küçük tanecikler, düzensiz kitleler ya da ağ biçiminde bulunan, soya çekim olaylarını sağlayan, bazı boyalarla hemen boyanabilen nesne. İLE/||/<> Bir kromozomun uzunlamasına iki yarısından her biri. İLE/||/<> Göze çekirdeğinde bulunan DNA ve protein yapısı. )

- KROMOFİL/CHROMOPHIL[İng.] değil/yerine/= BOYA TUTAR

- KROMOFOP/CHROMOPHOBE[İng.] değil/yerine/= BOYA TUTMAZ

- KROMOZOM[İng. CHROMOSOME] ile/||/<> AKROSENTRİK KROMOZOM[İng. ACROCENTRIC CHROMOSOME] ile/||/<> ALEL[İng. ALLELE] ile/||/<> ANLAMSIZ MUTASYON[İng. MISSENSE MUTATION] ile/||/<> ARKEZOA[İng. ARCHEZOA] ile/||/<> HAPLOTİP[İng. HAPLOTYPE] ile/||/<> HEMİZİGOZ[İng. HEMIZYGOUS] ile/||/<> HETEROZİGOT[İng. HETEROZYGOUS]

( Prokaryot ve ökaryot gözelerin çekirdeğinde bulunan, sayısı ve şekli her canlı için sabit ve belirli olan, göze bölünmesi sırasında iplikler halinde ortaya çıkarak koyu renkli boyanan yapılar. Kromozomlar üzerinde genler bulunur. Her kromozom çok uzun bir DNA molekülü ile bu molekülle birlikte bulunan proteinlerin çok sayıda sarmallar meydana getirmesiyle göze bölünmesinin metafaz safhasında belirgin olarak ortaya çıkar. İnterfazda sarmalların kısmen ya da tamamen çözünmesi sebebiyle ayırt edilemezler. Prokaryot gözelerin tek DNA molekülüne de "kromozom" denir. @@ Kardeş kromatitlerin birbirine bağlandığı sentromer bölgesi. İki uçtan birine daha yakın bir yerde bulunan kromozom türüdür. İnsan türünün 13, 14, 15, 21 ve 22. kromozomları bu şekildedir. @@ Kromozom üzerinde belirli bir noktada bulunan, belirli bir genin bilinen farklı varyasyonlarından her birine verilen addır. Kısaca bir genin değişik biçimleri olarak da ifade edilir. Aleller, genlerde aynı karakteristik özelliklerin ortaya çıkmasını sağlar. Örneğin kan gruplarını belirleyen genlerin A, B ve O olmak üzere 3 farklı aleli vardır. Bunların farklı kombinasyonları ile farklı kan grupları oluşur. @@ Bir kodonun sentezlemesi gerekenden farklı bir aminoasiti sentezlemesine neden olan nokta mutasyonudur. Örneğin, Orak Hücre Anemisine sebep olan bir anlamsız mutasyonda 11.kromozomda GAG olması gereken baz dizilimi GTG olur vr 6. aminoasitte "glutamik asit" yerine "valin" sentezlenir. @@ Cavallier-Smith'in önerdiği, çekirdeği ve çubuk şeklindeki kromozomu olan en eski tek gözeli ökaryotları barındıran ama mitokondri ya da plastid içermedeği için prokaryotlar ve ökaryotlar arasındaki bir geçiş basamağı olduğu düşünülen alem. Ayrıca, çekirdeğin evrimini kanıtlamak için organellerden önce için kanıt olarak da kullanıldılar. Bağırsak paraziti Giardia lamblia (protist) buna bir örnek. @@ Genetik olarak bağlanmış gen gruplardaki alellerin belirli kombinasyonları. Bu öbekler aynı kromozomdaki birbirine yakın bölgelerde yer alan genlerin kodlanmasıyla oluşur. CmACS-7 deki tanımlanmış haplotip; @@ Bir alelin homolog karşılığının olmaması durumu. Erkeklerdeki X kromozomunda meydana gelmiş mutasyonlar ya da gen kaybı bu duruma örnek gösterilebilir. @@ Belli bir alel çifti ya da alel serisi bakımından birbirine benzemeyen genlerin bulunduğu kromozomları taşıyan bireylerdir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- KROMOZOM değil/yerine/= SOYAKTARAN

- KRONOLOJİ/CHRONOLOGY[İng.] değil/yerine/= TARİH SIRASI

- KRONOTROPİK/CHRONOTROPIC[İng.] değil/yerine/= HIZ ETKİLER

- KŞ/BLOOD GLUCOSE[İng.] değil/yerine/= KAN ŞEKERİ


- KSE/PROTECTED HEALTH INFORMATION[İng.] değil/yerine/= KORUNMUŞ SAĞLIK BİLGİSİ

- KSK/PERSONAL HEALTH RECORD[İng.] değil/yerine/= KİŞİSEL SAĞLIK KAYDI

- KTB/PERSONAL IDENTIFIABLE INFORMATION[İng.] değil/yerine/= KİŞİSEL TANIMLANABİLİR BİLGİ

- KÜÇÜK ATARDAMAR ile ATARDAMAR