Bugün[07 Temmuz 2026]
itibarı ile 6.130 başlık/FaRk ile birlikte,
6.130 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(7/26)


- FARKLAR ile/ve/değil/> FARKLILIK

( Farkın olumlu ya da olumsuz bir yönde olması/değerlendirilmesi gerekmeden sadece fark olarak! )

( TEFÂVÜT[< FEVT]: İki şeyin birbirinden farklı olması. | İki şey arasındaki fark.
BÎ-TEFÂVÜT/BİLÂ-TEFÂVÜT: Farksız. )

( [not] DIFFERENCES vs./and/but/> DIFFERENCE )


- FARKLILIKLAR ile FARKLAR

( DIFFERENCENESSES" vs. DIFFERENCES )


- FARKLAR ile/ve/||/<>/> HAKLAR


- FARKLAR ile/ve/<>/değil/yerine TEMEL/BELİRLEYİCİ FARKLAR


- FARKLI AÇILARDAN ve/||/<> BÜTÜNCÜL BAKMAK


- FARKLI BAKIŞ/BAKMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ÇOK YÖNLÜ BAKIŞ/BAKMAK


- FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI ile/ve/değil/||/<> FARKLI BİR TANIM


- FARKLI DÜŞÜNMEK" ile/ve "GENİŞ DÜŞÜNMEK"


- FARKLI FARKLI ile ÇEŞİT ÇEŞİT


- FARKLI OLMAK(/OLMAYA ÇALIŞMAK) ile/ve/değil/yerine ADAM OLMAK(/OLMAYA ÇALIŞMAK)


- FARKLI OLMAK(/OLMAYA ÇALIŞMAK) ile/ve/değil/yerine FARK YARATMAK(/YARATMAYA ÇALIŞMAK)


- FARKLI ile AYRI

( Farklıdır fakat ayrı değildir. )

( Nesneler ve kişiler farklılardır, fakat, onlar, ayrı değillerdir. )

( Pencere kapalı ya da açık olabilir ama güneş her zaman parlar. Bu tamamen oda için bir fark oluşturur, güneş için ise hiç. )

( Ayrılık duygusunu kaldırın, çatışma kalmayacaktır. )

( Ancak ayrılıkçılık ve çıkarcılık dünyada gerçek ıstırabın ortaya çıkmasına neden olur. )

( DIFFERENT vs. SEPARATED
They are different, but not separate.
Things and people are different, but they are not separate.
The window may be closed, or open, the sun shines all the time.
Remove the sense of separateness and there will be no conflict. )


- FARKLI ile BAMBAŞKA


- FARKLI ile BENZEŞME ile TAKLİT

( DISSIMILAR vs. DISSIMILATION vs. DISSIMULATION )

( ناهمسان ile ناهمگن ile غير متجانس ile عدم تشابه ile تقيه )

( NANPAMSAN ile NANPAMGAN ile غير متجانس ile عدم تشابه ile TAGHYYEH )


- FARKLI ile/ve DEĞİŞİK

( DIFFERENT vs./and VARIOUS )


- FARKLI ile FARK ile GÖRÜŞ AYRILIĞI ile FARKLI ile FARKLILAŞMA ile TÜREVLENEBİLİR ile DİFERANSİYEL ile DİFERANSİYEL DİŞLİ ile FARKLILAŞTIRMAK ile FARKLILAŞMA ile FARKLILAŞTIRICI ile FARKLI

( DIFFER vs. DIFFERENCE vs. DIFFERENCE OF OPINION vs. DIFFERENT vs. DIFFERENTIA vs. DIFFERENTIABLE vs. DIFFERENTIAL vs. DIFFERENTIAL GEAR vs. DIFFERENTIATE vs. DIFFERENTIATION vs. DIFFERENTIATOR vs. DIFFERENTLY )

( متفاوت بودن ile تفاوت داشتن ile تباين داشتن ile اختلاف داشتن ile تمايز ile مابه التفاوت ile تباين ile تفاضل ile تفاوت ile فرق ile اختلاف ile اختلاف عقيده ile اختلاف نظري ile جوربجور ile غيريکسان ile ناهمانند ile مختلف ile متباين ile متفاوت ile متمايز ile وجه امتياز ile قابل تشخيص ile فرق گذاشتني ile تفاضلي ile افتراقي ile ديفرانسيل ile فرق گذاشتن ile مشتغ گيري ile فرق گذاري ile فرق گذار ile بطور متفاوت )

( MOTEFAVAT BODAN ile TAFAVAT DASHTAN ile TABAYNE DASHTAN ile AKHTELAF DASHTAN ile TAMAYZ ile MABEH ELTEFAVAT ile تباين ile TAFAZEL ile TAFAVAT ile FARGH ile AKHTELAF ile AKHTELAF AGHYDAH ile AKHTELAF NAZARY ile جوربجور ile GHYRYKESAN ile ناهمانند ile MOKHTELF ile متباين ile MOTEFAVAT ile MOTEMAYZ ile VAJEH EMTYAZ ile GHABEL TASHKHYSE ile FARGH GOZASHTANY ile تفاضلي ile AFTARAGHY ile DYFARANSYLE ile FARGH GOZASHTAN ile MOSHTAGH GYRY ile FARGH GOZARY ile FARGH GOZAR ile BETOR MOTEFAVAT )


- FARKLI ile/ve İDDİALI

( DIFFERENT vs./and ASSERTIVE )


- FARKLI ile İKİLİ(/ÇİFT)


- FARKLI ile/ve ÖZEL

( DIFFERENT vs./and SPECIAL )


- FARKLI ile/ve SIRADIŞI

( DIFFERENT vs./and EXTRAORDINARY )


- FARKLILAŞMA | AYRIMLAŞMA ile/||/<> AYRIMLAŞMA

( Genel nitelikteki davranış ya da görevlerin daha özel ve ayrışık biçimlere dönüşmesi Belli insan öbeklerinin yasalara toplumsal baskılara ya da törelere uyularak birbirlerinden ayrı yerlerde yaşamaya yanlızlığa itilmeleri olgusu Olay nesne ve özelliklerin belli ölçülere göre birbirinden ayrılması ya da bir yapının yataylığına ya da düşeyliğine alt bölümlere ya da kesimlere ayrılması Yanyana bulunan aynı veya yakın değerde iki sesten birinin öbüründen değerce uzaklaşması Aşçının Ahçı olması gibi özgeleme )

( DIFFERENTIATION | SEGREGATION )

( SEGRÉGATION | DIFFÉRENCIATION )


- FARKLILAŞMA[İng. DIFFERENTIATION] ile/||/<> ENDÜKSİYON[İng. INDUCTION] ile/||/<> F İSTATİSTİĞİ[İng. F STATISTICS] ile/||/<> F-İSTATİSTİKLERİ[İng. F-STATISTICS] ile/||/<> GAUSE KURALI[İng. GAUSE'S RULE]

( Ayrışmamış bir gözenin (örn; bir kök gözenin) vücuttaki spesifik bir gözeye dönüşme işlemine verilen addır. Farklılaşma, bir takım genlerin aktive olduğu, bazılarının inaktive olduğu karmaşık bir süreçtir. Bunun sonucunda farklılaşan bir göze spesifik bir yapıya bürünür ve belirli bir fonksiyonu vardır.Olgunlaşmış bir sinir gözesinin diğer sinir gözeleri ile iletişimi sağlamak üzere elektrokimyasal sinyal alıp vermeyi sağlayan ince, fiber dokuya benzeyen çıkıntıları vardır. Laboratuvar şartlarında bir kök göze diğer gözelere (örn; sinir, kalp ya da pankreas gözesine) dönüştürülebilir ve buna yönlendirilmiş (directed) farklılaşma denir. @@ Fizyolojik gelişme seyrinin tetiklenmesi. Embriyonal gelişmede embriyonun farklılaşması ve determinasyonu için önemli bir faktördür. @@ Wright'ın F-istatistiği olarak bilinen Sewall Wright (1969, 1978) tarafından geliştirilen genetik yapının ölçüldüğü bir istatistiktir. F-istatistikleri populasyon genetiğinde bir populasyonda beklenen muhtemel heterozigotluğu belirlemek için kullanılan bir istatistiktir. FST, toplam genetik varyansın (T alt simgesi) bir alt popülasyonda (S alt simge) bulunan toplam genetik varyansa oranıdır. Değerler 0'dan 1'e değişebilir. Yüksek FST, popülasyonlar arasında önemli derecede farklılaşma anlamına gelir. FIS (akrabalık katsayısı), bir bireyin buldundurduğu, alt popülasyondaki varyansın kendisindekine oranıdır. Yüksek FIS, yüksek akrabalık olduğunu gösterir. @@ Wright'ın F-istatistiği olarak da bilinen populasyon genetiğinde genetik çeşitliliği analiz etmek amacıyla Sewall Wright tarafından geliştirilmiştir. FST, alt popülasyonun toplam genetik varyansın toplam genetik varyansa oranıdır. Değeri 0 ile 1 arasında değişir. Bu değer ne kadar yüksekse populasyonlar arası farklılaşma o kadar fazladır. FIS (soy içi üreme katsayısı), bireyin genetik varyansının alt populasyonun genetik varyansına oranıdır. @@ İki tür aynı anda aynı yerde yaşayamaz (ekolojik olarak aynı türler aynı yaşam ortamında bir arada bulunamaz). Bu, yalnızca niş farklılaşmasının (gaga boyutundaki farklılık, kök derinlikleri, vb.) evrimiyle mümkündür.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- FARKLILAŞMA ve/||/<> ANLAMIN OLUŞMASI


- FARKLI/LIK ile AYRICA/LIK

( DIFFERENCY vs. PRIVILEGE )


- FARKLILIK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BİRLİK

( Dilde, anlatımda/aktarımda, parçalarda. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Gerçeklikte/hakikatte. )


- FARK/LI/LIK ile/ve/||/<> ÇEŞİT/Lİ/LİK


- FARKLI/LIK ile/ve/||/<> ETKİLİ/LİK


- FARKLILIK ile/ve/<> FARKINDALIK

( Farklılık, sadece, farklı olmak isteğinden çıkmaz. Ancak, yaşam biçiminde (de) olursa farklılıktır. )

( DIFFERENCY vs./and/<> AWARENESS )


- FARK/LI/LIK ve IŞIK


- FARK/LI/LIK ile NİTELİK FARKI/FARKLILIĞI

( DIFFERENT/DIFFERENCY vs. DIFFERENCE/Y OF QUALITY )


- FARKLILIK ile/ve/<> SÜREKLİLİK


- FARKLILIKLAR VE ÇİRKİNLİKLER ile/yerine FARKLILIKLAR VE GÜZELLİKLER


- FARKLILIKLAR değil FARKLAR

(

Kavram Açıklama Örnek Kullanım
Farklılık - Bir durum ya da nesnenin genel olarak farklı olma durmunu tanımlar.

- Soyut bir kavramdır ve tekil olarak kullanılır/kullanılmalıdır.
- "İki kültür arasındaki farklılık, oldukça dikkat çekiciydi."

- "Tasarımlardaki farklılık, genel estetik anlayışından kaynaklanıyor."
Farklar - Belirli iki ya da daha fazla nesne arasındaki somut ya da açık ayrımları tanımlar.

- Nesne ya da tek tek gözlemlenebilen durumlar için yeğlenir.
- "Bu iki öneri arasındaki farklar oldukça belirgindir."

- "Renkler arasındaki farklar, hemen göze çarpıyor."
"Farklılıklar" - En son/üst düşün(dür)me/soyutlama "-lık" ekinden sonra "-lar" çoğul ekinin kullanımı gereksiz/yanlıştır. Dil bilgisi hatasıdır.

- Yerine "farklılık" ya da "farklar" yeğlenmelidir.
- Hatalı örnek: İki çalışma arasındaki "farklılıklar", ayrıntılarıyla incelendi.

- Doğru: İki çalışma arasındaki farklar, ayrıntılarıyla incelendi.
)

( [not] DIFFERENCE but DIFFERENCES )


- FARKLILIKLAR ile/>< ÖZSEL OLANLAR


- Farklıyı DİNLE!!!


- FARK'TA KALMA ile ÖZDEŞLEŞME

( Eminliğin oluşmamasına düşürür. İLE Aklın, askıya alınmasına neden olur. )


- FARM :/yerine ÇİFTLİK


- FARMAKODİNAMİ/PHARMACODYNAMİE[Fr. < PHARMACODYNAMIE] ile/||/<> FARMAKODİNAMİK/PHARMACODYNAMİQUE[Fr. < PHARMACODYNAMIQUE] ile/||/<> FARMAKOGNOZİ/PHARMACOGNOSİE[Fr. < PHARMACOGNOSIE] ile/||/<> FARMAKOLOG/PHARMACOLOGUE[Fr. < PHARMACOLOGUE]

( İlaçların organizma üzerindeki etkisini inceleyen ilaç bilimi dalı )


- FARMAKODİNAMİ ile FARMAKODİNAMİK ile FARMAKOKİNETİK ile FARMAKOKİNEZİ ile FARMAKOLOG ile FARMAKOLOJİ ile FARMAKOLOJİK ile FARMAKOPE

( İlaç etkisi. İLE İlaç etkisi [ile ilgili], ilaç etkibilim. İLE İlaç yazgısı [ile ilgili], ilaç yazgıbilim. İLE İlaç yazgısı. İLE İlaçbilim uzmanı. İLE İlaçbilim. İLE İlaçbilimsel, ilaçbilim [ile ilgili]. İLE İlaç kılavuzu. )


- FARMAKODİNAMİK[Fr. < PHARMACODYNAMIQUE] ile/değil/yerine/= FARMAKODİNAMİ İLE İLGİLİ


- FARMAKOLOG ile/değil/yerine/= EMBİLİMCİ


- FARMAKOLOJİ[Fr. < PHARMACOLOGIE] ile/değil/yerine/= İLAÇ BİLİMİ


- FARMAKOLOJİ[Fr. < PHARMACOLOGIE] ile/değil/yerine/=/||/<> İLAÇ BİLİMİ


- FARMAKOLOJİ/PHARMACOLOGY[İng.] ile/değil/yerine/= İLAÇ BİLİMİ


- FARMAKOLOJİ ile/değil/yerine/= EMBİLİM


- PHARMACOLOGY[İng.] / PHARMACOLOGIE[Alm.] ile/değil/yerine/= FARMAKOLOJİ


- FARMAKOLOJİ ile/||/<> TOKSİKOLOJİ

( İlaçların etkilerini ve kullanımını inceleyen bilim dalı. İLE/||/<> Zehirlerin etkilerini ve tedavisini inceleyen bilim dalı. )


- FARMAKOLOJİ ile TOKSİKOLOJİ

( İlaçların nasıl çalıştığını ve gövdeyi nasıl etkilediğini inceleyen bir bilim dalı. İLE Zehirlerin nasıl çalıştığını ve gövdeye nasıl zarar verdiğini inceleyen bir bilim dalı. Bu iki dalın kesiştiği noktada, yeni ilaçlar ve tedaviler geliştirilmekte ve zehirlenmelerin önlenmesi ve tedavisi için çalışmalar yapılmaktadır. )


- FARMAKOLOJİK ile/değil/yerine/= EMBİLİMSEL/EMSEL


- FARMAKOPE/PHARMACOPEIA[İng.] ile/değil/yerine/= RESMİ İLAÇ BİLGİSİ


- FARMAKOVİJİLANS/PHARMACOVİGILANCE[İng.] ile/değil/yerine/= İLAÇ TAKİP DÜZENİ


- FARMASON[Fr. < FRANCMAÇON] ile/değil/yerine/= MASON


- FARMASÖTİK KİMYA ile/||/<> BİYOFARMASÖTİK KİMYA

( İlaçların kimyasını ve etkilerini inceleyen bilim dalı. İLE/||/<> Biyolojik ilaçların kimyasını inceleyen bilim dalı. )


- FARMASÖTİK KİMYA ile/||/<> MEDİKAL KİMYA

( İlaçların kimyasını ve etkilerini inceleyen bilim dalı. İLE/||/<> Tıbbi uygulamalarda kullanılan kimyasalları inceleyen bilim dalı. )


- FARMASÖTİK KİMYA ile/||/<> TOKSİKOLOJİ

( İlaçların kimyasını ve etkilerini inceleyen bilim dalı. İLE/||/<> Zehirli nesnelerin kimyasını ve etkilerini inceleyen bilim dalı. )


- FARMER :/yerine ÇİFTÇİ


- FARMER[İng.] ile/||/<> ÇİFTÇİ

( Geçimini toprağı ekerek sağlayan kimse )

( FARMER )


- FARMING/FARMER[İng.] ile/değil/yerine/= AGRICULTURE[Fr.] ile/değil/yerine/= ACKERBAU[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇIFTÇILIK

( Toplayıcılık ve avcılıktan geliştiği sanılan, genellikle hayvancılıkla birlikte yapılan ekonomi biçimi. )


- FARROKH ile FERRUHZAD

( FARROKH vs. FARROKHZAD )

( فرخ ile فرخزاد )

( FARKH ile FARKHAZAD )


- Fars ile FARS[Fr.]

( İran'ın güneybatısında oturan halk ya da bu halktan olan kişi. İLE İlkel, yalın güldürme öğelerinden yararlanan, kimi kez inanılırlığın sınırını aşan, güldürmeyi amaç edinen oyun. )


- FARS ABECESİ ile/ve ARAP ABECESİ

( BÜYÜK KAPI ile/ve KÜÇÜK KAPI )

( BÂB-I KEBİR ile/ve BÂB-I SAGÎR )


- FARS[Fr. < FARCE] ile/değil/yerine/= GÜLDÜRÜ


- FARS[Fr. < FARCE] ile/değil/yerine/=/||/<> GÜLDÜRÜ


- FARS[Ar. < FĀRS] ile/değil/yerine/=/||/<> FARS

( İran ın güneybatısında yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse )


- FARS ile/||/<> FARS[Fr. < FARCE]

( İlkel yalınç güldürme öğelerinden yararlanan kimi kez inanırlığın sınırını aşan gülümsemekle yetinmeyip güldürmeyi erek edinen hafif komik oyun Örn Ortaçağda Maitre Pathelin Güldürü öğesi hareketlerden ve nüktelerden çıkan oyun düşünceden çok göze ve duyulara yönelir Vurgu kişiyi karikatürleştirerek ve olayları abartarak elde edilir )

( FARCE )

( FARCE )

( FARCE | POSSE, SCHWANK )


- FARSÇA ile İLERİ GÖRÜŞLÜ

( FARSE vs. FARSEEING )

( پارس ile عاقبت انديش )

( PARS ile AGHBAT ANDYSH )


- FARS-İ ASGAR, KİTAT-ÜL-FERES | TAY ile/||/<> TAY

( Bir takımyıldızın adı astronomi )

( EQUULEUS, EQU (EQUULEI), COLT )

( PETIT CHEVAL | PETIT-CHEVAL )

( PFERDCHEN, KLEINES PFERD )

( EQUULEUS )


- FARTHER/FURTHER vs. FURTHER


- FARUK SEZERER YALISI :

( Yeniköy, Köybaşı Caddesi üzerindeki 169 - 175 kapı No.lu yalı 18. yy. sonlarında inşâ edildi. Bilahare yalıya bazı ilaveler yapıldı. Yalı sahiplerinin Fransız olduğu ve binayı Aslan Sadıkoğlu sattıkları, bu kişiden de Prof. Dr. Burhanettin Sezerer'in satın aldığı bilinmektedir. Muazzez Hanım'ın vefâtı üzerine Faruk Sezerer'e kalan yalı bu kişinin de vefâtı üzerine kızı Behlül Sezerer'e kaldı. Yalı Faruk Sezerer Yalısı olarak bilinmektedir. )


- FARZ ETMEK ile VARSAYILAN ile VARSAYMAK ile ADINI VARSAYMAK

( ASSUME vs. ASSUMED vs. ASSUMING vs. ASSUMING THE NAME )

( فرض کردن ile فرضکردن ile پنداشتن ile بر عهده داشتن ile بخود بستن ile گمان کردن ile فرضي ile مفروض ile لاف زن ile بفرض ينکه ile متخلص به )

( FARZ KARDAN ile FARZEKARDAN ile PANDASHTAN ile BAR EADEH DASHTAN ile BAKHOD BASTAN ile GOMAN KARDAN ile FARZY ile MOFRUZ ile LAF ZAN ile بفرض ينکه ile MOTEKHLES BAH )


- ... "FARZ" OLDU ile/değil/yerine ... ŞART OLDU


- FARZ | SAYILTI ile/||/<> SAYILTI

( Doğruluğu kanıtsız varsayılan önerme Bir kanıtlama ya da geçerleme sürecinde usavurma zincirini tamamlamak üzere kimi halkaları doğru ya da geçerli sayma )

( ASSUMPTION | HYPOTHESIS (PL. HYPOTHESES )

( SUPPOSITION | HYPOTHÈSE )

( VORAUSSETZUNG, ANNAHME | HYPOTHESE, VORAUSSETZUNG, ANNAHTNE )

( ASSUMPTIO | SUPPOSI-TIO )

( ASSUNZIONE )

( ΥΠΌΘΕΣΗ / υπόθεση )


- FARZ | SAYILTI ile/||/<> VARSAYIM

( Doğruluğu kanıtsız varsayılan önerme. @@ Bir kanıtlama ya da geçerleme sürecinde usavurma zincirini tamamlamak üzere kimi halkaları doğru ya da geçerli sayma. )

( ASSUMPTION | HYPOTHESIS (PL. HYPOTHESES~HYPOTHESIS (PL. HYPOTHESES) | HYPOTHESIS | HYPOTHESIS, ASSUMPTION | ASSUMPTION )

( SUPPOSITION | HYPOTHÈSE~HYPOTHÈSE | HYPOTHESE, SUPPOSITION | HYPOTHÉSE )

( ASSUMPTIO | SUPPOSI-TIO~SUPPOSI-TIO )

( VORAUSSETZUNG, ANNAHME | HYPOTHESE, VORAUSSETZUNG, ANNAHTNE~HYPOTHESE, VORAUSSETZUNG, ANNAHTNE | HYPOTHESE | VORAUSSETZUNG, ANNAHME )

( ASSUNZIONE~IPOTESI )

( ΥΠΌΘΕΣΗ / υπόθεση~ΥΠΌΘΕΣΗ / υπόθεση )


- FARZ[Ar. < FARŻ] ile/değil/yerine/=/||/<> FARZ

( farzımuhal İslam dinine göre Allah ın emri olduğu kesin delille sabit olan yapılması sevabı özürsüz olarak yapılmaması günahı inkârı ise küfrü getiren yükümlülük Namazların terk edilmesine izin verilmeyen vakti geçirilirse kaza edilmesi şart koşulan rekâtları boyun borcu )


- FARZ ile FARZ-I KİFÂYE


- FARZ[Ar.] ile HATM[Ar.]


- FARZ ile/ve/değil İMAN


- FARZ[Ar.] ile KARZ[Ar.]


- FARZ ile NÂFİLE


- FARZ ile SÜNNET


- FARZ ile/ve/||/<>/> VÂCİB ( ile/ve/||/<>/> SÜNNET)

( ... İLE/VE/||/<>/> Farza yakın sünnet./Sünnete yakın farz. İLE/VE/||/<>/> ... )


- FARZ[Ar.] ile VUCÛB[Ar.]


- FARZÂ -ile

( FARZEDELİM Kİ, DİYELİM Kİ, OLA Kİ [FARAZÂ yanlıştır!] )


- FARZAN ile FERZANEH

( FARZAN vs. FARZANEH )

( فرزان ile فرزانه )

( FARZAN ile FARZANEH )


- FARZETMEK | VARSAYMAK ile/||/<> VARSAYMAK

( matematik )

( ASSUME )

( SUPPOSER )


- FARZ-I AYN ile/ve/<> FARZ-I KİFÂYE

( Herkes için geçerli olan durumların/konuların bilinmesi gerekli/zorunlu bilgiler/ilimler. İLE/VE Bazı kişilerin bilmesi yeterli olan bilgiler/ilimler. )


- FARZ-I MAHAL değil FARZIMUHAL(OLMAYACAK ŞEY YA!)


- FARZMUHAL[Ar. < FARŻ + MUḤĀL] ile/değil/yerine/=/||/<> FARZIMUHAL

( Olmayacak gerçekleşmeyecek bir şeyi olacakmış gerçekleşecekmiş gibi düşünerek sayarak Tutalım ki sayalım ki varsayalım ki )


- FAŞ[Fars. < FĀŞ] ile/değil/yerine/=/||/<> FAŞ

( Gizli olanı açığa vurmak duyurmak ortaya dökmek dile vermek anlamlarındaki faş etmek belli olmak açıklanmak ortaya çıkmak anlamlarındaki faş olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz )


- FÂŞ ile/değil/yerine/= MEYDANA ÇIKMA, DUYULMA, AÇIĞA VURMA


- FAŞÂFEŞ[Fars.] ile FEŞFEŞE[Fars.]

( Atılan okun havada çıkardığı ses. İLE Hışırtı. )


- FASÂHAT[Ar.] ile FAZÂHAT[Ar.]

( İyi ve açık konuşma, iyi söz söyleme becerisi, uzdillilik. İLE Alçaklık, edepsizlik. )


- FASARYA[Yun. < ] ile/değil/yerine/=/||/<> FASARYA

( Boş anlamsız olan söz İşe yaramaz yeteneksiz olan )


- FASARYA ile GÜRÜLTÜ/PATIRTI/KARIŞIKLIK


- FASCHİNG[Alm. < FASCHING] ile/değil/yerine/=/||/<> FAŞİNG

( Almanlarda Hristiyanlık inancına göre belli günlerde düzenlenen şenlik ve eğlenceler )


- FASCİCULE[Fr. < FASCICULE] ile/değil/yerine/=/||/<> FASİKÜL

( Büyük eserlerin ayrı ayrı bölümler hâlinde yayımlanan parçalarından her biri cüz )


- FASCİSANT[Fr. < FASCISANT] ile/değil/yerine/=/||/<> FAŞİZAN

( Faşist eğilimli )


- FASCİSME[Fr. < FASCISME] ile/değil/yerine/=/||/<> FAŞİZM

( İtalya da yılları arasında etkinliğini sürdüren meslek kuruluşlarına dayanan devlet sınırlarını genişletmeyi amaçlayan yetkinin tek partinin elinde toplandığı düzen faşistlik Demokratik düzenin yerine aşırı bir ulusçuluk ve baskı düzeni kurmayı amaçlayan öğreti faşistlik )


- FASCİSTE[Fr. < FASCISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> FAŞİST

( Faşizm yanlısı olan kimse görüş vb Faşizm yanlısı olan )


- FASET GÖZ | PETEK GÖZ ile/||/<> PETEK GÖZ

( Eklembacaklı hayvanlarda görülen ve birçok ommatidyumun bir araya gelmesiyle meydana gelen bir göz tipi bileşik göz )

( COMPOUND EYE )

( OEIL COMPOSÉ )

( FACETTENAUGE )


- FASET/FACET(TE)[İng.] ile/değil/yerine/= DÜZ, PÜRÜZSÜZ YÜZEY


- FASET ile/||/<> ORTAK GÖRÜNÜ

( ortak görünü facies yüz Böcek gözünün saydam kat bölgesi Böcek gözünün saydam tabaka bölgesi Böcek gözünün petek benzeri saydam kat bölgesi Küçük yüz )

( FACET )

( FACETTE )

( FACETTE )

( FACIES | FACIES: YÜZ )


- FASHION :/yerine MODA


- FASHION[İng.] ile/||/<> MODE, FAÇON[Fr.] ile/||/<> MODE[Alm.] ile/||/<> MODA[İt. < MODA]

( Göreneğe bakarak daha kısa süreli olan çabuk değişebilen öykünme yoluyla yayılan geçici davranış giyim ve yaşama biçimi )

( FASHION )

( MODE, FAÇON )

( MODE )

( MODA )


- FASİD ile BÂTIL


- FASİD[Ar. < FĀSİD] ile/değil/yerine/=/||/<> FASİT

( fasit daire Kötü işe yaramaz olan arabozan )


- FÂSİH[Ar. < FESH] ile FASÎH[Ar. çoğ. FUSAHÂ]

( İptal eden, bozan, çürüten, fesheden. İLE Güzel, düzgün ve açık konuşan, iyi söz söyleme becerisi olan. | Açık, âşikâr, sarih. )


- FASİH[Ar. < FAṢĪḤ] ile/değil/yerine/=/||/<> FASİH

( Açık ve düzgün anlatış Açık ve düzgün konuşma yeteneği olan Açık ve düzgün bir biçimde )


- FASIK/FASİK[Ar. < FĀSİḲ] ile/||/<> HETERODOKS/HETERODOXE[Fr. < HÉTÉRODOXE] ile/||/<> ZINDIK/ZİNDİK[Ar. < ZİNDĪḲ]

( Allah ın emirlerini tanımayan sapkın günah işleyen Kötülük eden )


- FÂSIK ile/ve/<> FÂCİR


- FASİK[Ar. < FĀSİḲ] ile/değil/yerine/=/||/<> FASIK

( Allah ın emirlerini tanımayan sapkın günah işleyen Kötülük eden )


- FASİKÜL/CÜZ ile BÖLÜM


- FASİKÜL/FASCICLE[İng.] ile/değil/yerine/= DEMETÇİK


- FASİKÜLASYON/FASCICULATION[İng.] ile/değil/yerine/= SEYİRME


- FASIL | ALT BÖLÜM ile/||/<> ALT BÖLÜM

( Yazmalarda bölüm içinde yer alan küçük ayırımlardan her biri Canlı organizmaların sistematik sınıflandırılmasında bölümle sınıf arasında yer alan taksonomik bir grup alt filum subfilum )

( SUBPHYLUM )


- FASIL[Ar. < FAṢL] ile/değil/yerine/=/||/<> BÖLÜM | DEVRE

( fasıl heyeti fasletmek aslı faslı bölüm devre I Belli bir sürede yapılan iş karşılaşılan durum veya olay Bütçede ayrı ayrı gösterilen bölümler Aynı makamdan eserlerin belli bir sıraya göre icra edildiği eserlerin arasında saz taksimlerinin yer aldığı konser Orta oyununa başlamadan önce saz takımının çaldığı köçek havası ve curcuna Osmanlı ve Arap tiyatrosunda oyunun perde bölümü )


- FASIL ile/||/<> FASIL[Ar. < FAṢL]

( Ort O 1 Orta oyununa başlamadan önce saz takımının çaldığı köçek havası ve curcuna 2 Orta Oyununun ikinci bölümü Bu bölümde taklitler yer alır Oyunun asıl bölümü budur 3 Osmanlı ve Arap tiyatrosunda oyunun perde bölümü 1 Öykülere başlamadan önce yapılan sazlı başlangıç 2 Saz ozanlarının bir araya gelerek yaptıkları müzikli ve koşuklu toplantı 3 Karagöz oyununda muhavere den sonra başlayan asıl oyun Türk gölge oyununda konunun ya da öykünün bulunduğu kesim Bu kesimde Hacivat ile Karagözden başka oyunun çeşitli tipleri bir konunun kapsamı içinde ortaya çıkarlar Âşıkların öykü tekniğinde başlangıç bölümü )


- FASIL[Ar. çoğ. FUSÛL] ile FÂSIL[Ar. < FASL]

( Fasl. | Bir bestekârın aynı makamdan bestelediği iki beste. | Türk müziğinde klasik bir konser programı. İLE Ayıran, bölen, fasleden. )


- FASIL ile FASILA ile FASILALI ile FASILASIZ ile FASIL HEYETİ


- FASILA | ARALIK ile/||/<> ARALIK ile/||/<> DENKLEŞME

( Düzyazıda bölümlerin koşukta dizelerin son sözcükleri denkleşme Gerçek eksen üzerindeki dışbükey küme a açık aralık kapalı aralık yanaçık aralık Toplu cimnastiklerde biri birinin ardı sıra durarak dizilenleri ayıran derinliğine açıklık Bir ölçme aracının simgelediği ölçüm sürekliliği üzerindeki ardıl birimler arasındaki uzaklık 1 İki üşek arasında bir kıvılcım ya da yay atlamasının oluşabileceği uzaklık 2 Bir mıknatıssal çevrimin iki parçasını ayıran hava aralığı 3 Belirli iki değer arasındaki bölge fizik ara matematik Bir işlemin belli bir amaca göre yapılabileceği işlem değişkenlerinin iki sınır arası Aralıkların uyaklı değil de ölçülü oluşları Her tarzı latif her hulku kerim Âleme camı sefa sunduğu dem bana felek Bir kadeh sunmadı kim vermeye bir türlü kesel Latif le kerim felekle kesel uyaklı değil ölçülüdür aralık Tikel ya da tam denge koşulu denkleşim )

( INTERVAL | DISTANCE | GAP, INTERVAL | RANGE; INTERVAL | GAP )

( INTERVALLE | DISTANCE | ESPACE, INTERVALLE | RANGÉE )

( INTERVALL | ABSTAND | SPALTE | REIHE )

( INTERVALLUM )


- FASILA[Ar. < FĀṢİLA] ile/değil/yerine/=/||/<> ARALIK | KESİNTİ

( aralık kesinti )


- FASILA | KESİNTİ ile/||/<> KESİNTİ

( Sinema Bir filmde yapımcı ya da yönetmenin isteği dışında genellikle denetleme sonucu bazen de dağıtımcı ya da oynatımcılarca yapılan budama Oyunun içinde yazar ve yönetmenin isteği dışında dramaturg ya da yönetmen tarafından yapılan kesme Bir süreç ya da oluşumun sürekli olmaktan çıkması durumu )

( CATS | INTERMISSION )

( COUPE, COUPURE )

( ÜBERSPRINGEN )


- FÂSILA:
SUGRÂ ile/ve/<> KÜBRÂ

( 3 harekeli ve 1 sakin. İLE/VE/<> 4'lü ya da üzeri. )

( [örnek] Kelebek. İLE/VE/<> Otomatik. )


- FASILALI ile/değil/yerine/=/||/<> ARALIKLI | KESİNTİLİ

( aralıklı kesintili )


- FÂSILA-YI SALTANAT -ile

( Yıldırım Beyazıt'ın esir düşmesinden sonra Çelebi Mehmet'in sultan olmasına kadar geçen süre. )


- FÂSILA-YI SUGRÂ[Ar.] ile FÂSILA-YI KÜBRÂ[Ar.]

( Üç harekeli ve bir sâkin harften oluşan dört harfli sözcük.[vatanım gibi] İLE Dört harekeli ve bir sâkin harften oluşan dört harfli sözcük.[vatanımız gibi] )


- FASİLE | FAMİLYA[İt. < FAMİGLİA] ile/||/<> FİLUM ile/||/<> TAKSONOMİ

( (Lat. familia = ev halkı) Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan bir terim olup benzer cinslerin meydana getirdiği bir birlik anlatır. @@ (botanik, jeoloji) @@ Canlıların sınıflandırılmasında benzer cinslerin meydana getirdiği birlik anlamında kulandan bir terim. Canidae: Köpekgiller familyası gibi. @@ Aile. @@ İlgili cinslerden oluşan biyolojik grup. @@ Halk ağızlarında 'karı, eş' olarak da kullanılır. < İtal famiglia. )

( FAMILY | PHYLUM | TAXONOMY~PHYLUM | FILUM~TAXONOMY )

( FAMILLE | TAXONOMIE~EMBRANCHEMENT~TAXONOMIE )

( FAMILIA | FAMILIA: EV HALKI | PHYLUM~PHYLUM~... )

( FAMILIE | STAMM | TAXONOMIE~STAMM~TAXONOMIE )

( FAMIGLIA~PHYLUM~TASSONOMIA )

( ΟΙΚΟΓΈΝΕΙΑ / οικογένεια~ΣΥΝΟΜΟΤΑΞΊΑ / συνομοταξία~ΤΑΞΙΝΟΜΊΑ / ταξινομία )


- FASİLE[Ar. < FAṢĪLE] ile/değil/yerine/=/||/<> FAMİLYA


- FASİLE ile/||/<> FAMİLYA ile/||/<> FAMİLYA[İt. < FAMIGLIA]

( familia ev halkı Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan bir terim olup benzer cinslerin meydana getirdiği bir birlik anlatır botanik jeoloji Canlıların sınıflandırılmasında benzer cinslerin meydana getirdiği birlik anlamında kulandan bir terim Canidae Köpekgiller familyası gibi Aile İlgili cinslerden oluşan biyolojik grup Halk ağızlarında karı eş olarak da kullanılır İtal famiglia )

( FAMILY | PHYLUM | TAXONOMY )

( FAMILLE | TAXONOMIE )

( FAMILIE | STAMM | TAXONOMIE )

( FAMILIA | FAMILIA: EV HALKI | PHYLUM )

( FAMIGLIA )

( ΟΙΚΟΓΈΝΕΙΑ / οικογένεια )


- FASİLELER = FASÎLAN = FAMILLES


- FASİLITASYON/FACILITATION[İng.] ile/değil/yerine/= KOLAYLAŞTIRMA


- FAŞIR FAŞIR (YIKAMAK)

( Su ya da başka sıvıların bol ve çok akmasını anlatır. )


- [ne yazık ki]
!FAŞİST[< FASCES BALTASI] -<


- FAŞİSTLEŞMEK ile FAŞİSTLEŞTİRMEK ile FAŞİST/LİK


- [ne yazık ki]
!"FAŞİST/LİK" ile/değil/yerine !ZORBA/LIK


- FASİT DAİRE[Ar.] ile/değil/yerine/= KISIR DÖNGÜ


- FASİT DAİRE[Ar.] ile/değil/yerine/= KISIR DÖNGÜ


- FASİT DAİRE ile/||/<> YOKSULLUK KISIR DÖNGÜSÜ

( yoksulluk kısır döngüsü )


- FASİT/LİK ile FASİT DAİRE


- FASİYAL PARALİZİ ile/||/<> TRİGEMİNAL NEVRALJİ

( Yüz kaslarının zayıflığı ya da kötürümlüğü. İLE/||/<> Yüzde ani ve şiddetli ağrı atakları. )


- FASİYAL/FACIAL[İng.] ile/değil/yerine/= YÜZ (İLİŞKİLİ)


- FAŞİZAN[Fr. < FASCISANT] ile/değil/yerine/= FAŞİST EĞİLİMLİ


- FAŞİZM ile/ve SOYKIRIM


- FASKA[Yun.] ile/||/<> ...

( kundak çocuklarının beline zıbının üzerinden sarılan geniş sargı Dilimizde paska olarak da geçer Dar bir çevrede baska bel korsesi olarak kullanılır Tietzeye göre 158 Sırpça paskadan alınmıştır Yazar paska biçiminin kuşak olarak kullanılan pâs sözünden geldiğini yazmıştır )


- FASKA[Yun. < ] ile/değil/yerine/=/||/<> FASKA

( Kundak çocuklarının beline zıbının üzerinden sarılan geniş sargı )


- FASL[< FUSÛL] -ile

( AYIRMA, AYRILMA | KESİNTİ | BÖLÜM )


- FASL[Ar.] ile FETH[Ar.]


- FASL[Ar.] ile FETK[Ar.]


- FASL[Ar.] ile KAT'[Ar.]


- FASLETMEK[Ar. < FAṢL + Tr. ETMEK] ile/değil/yerine/=/||/<> FASLETMEK

( ayırmak Bir sorunu olayı çözmek )


- FASL-VASL ile/ve HAŞR-NEŞR


- FASM[Ar.] ile KASM[Ar.]


- FASO FİSO

( Sıradan. Anlamsız. )


- FASO-FİSO


- FASON[Fr. < FAÇON] ile/değil/yerine/= KESİM


- FASON ÜRETİM ile/||/<> FASON ÜRETİM

( Bir firmanın bir malın tamamını ya da bir bölümünü anlaştığı başka bir firmaya belirlenen ölçütlere uygun biçimde ürettirmesi Ruhsatlı yem fabrikalarında ticari olarak gerçek ve tüzel kişilerce norm veya standartlara uygun yem ürettirme biçimi fason üretim fason üretim )

( FASON PRODUCTION )


- FASON[Fr.] ile FASONE[Fr.]

( Kesim. İLE Çözgü ya da atkının kumaş yüzeyi üzerinde, kendiliğinden bir desen oluşturduğu her tür kumaş. | Bu tür kumaşları oluşturan desen örneği. )


- FASON ile FASONE ile FASON MAL ile FASON İMALAT ile FASON ÜRETİM


- FASON ile/ve TAŞERON


- FASS[çoğ. FUSÛS] -ile

( TAŞIN YÜZÜKTE OTURDUĞU YUVA | YÜZÜK TAŞI )


- FASSAL[Ar. < FAṢṢĀL] ile/değil/yerine/=/||/<> KARALAMACI


- FAST BREAK[İng. < FAST BREAK] ile/değil/yerine/=/||/<> FAST BREAK

( hızlı hücum )


- FAST FOOD[İng.] ile/||/<> FAST FOOD[İng. < FAST FOOD]

( Hazır yemek )

( FAST FOOD )

( RESTAURATION RAPIDE )

( SCHNELLIMBISS )

( CIBO VELOCE )

( ΓΡΉΓΟΡΟ ΦΑΓΗΤΌ / γρήγορο φαγητό )


- FAST FOOD[İng. < FAST FOOD] ile/değil/yerine/=/||/<> FAST FOOD

( hazır yemek )


- FAST FOOD[İng.] ile/||/<> HAZIR YEMEK

( Hazır yemek. )

( FAST FOOD~FAST FOOD )

( RESTAURATION RAPIDE~RESTAURATION RAPIDE )

( SCHNELLIMBISS~FERTIGGERICHT )

( CIBO VELOCE~CIBO PRONTO )

( ΓΡΉΓΟΡΟ ΦΑΓΗΤΌ / γρήγορο φαγητό~ΈΤΟΙΜΟ ΦΑΓΗΤΌ / έτοιμο φαγητό )


- FAST FOOD[İng.] ile/||/<> HAZIR YEMEK

( Ev yemeğine alternatif teşkil eden çabuk hazırlanan ve servisi yapılan uygun fiyatta yiyecek fast food )

( FAST FOOD )


- FAST :/yerine HIZLI


- FASTA FORMAT[İng.] ile/değil/yerine/= FASTA FORMATI

( DNA ve protein sekansları için evrensel yazı formatıdır. ">" işareti ile başlayıp tek satırlık tanımlamadan sonra sekans bilgileri ile devam eder.>gi|129295|sp|P01013|OVAX_CHICK GENE X PROTEIN (OVALBUMIN-RELATED)

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- FAŞTAK FIŞTAK ([ÖZENSİZ] YIKAMAK/YIKANMAK)


- [not] FAST vs./and ACTIVE


- FASTİ -ile

( Roma'da kutsal takvim. )


- FASTIDIOUS vs. FUSSY vs. METICULOUS vs. PAINSTAKING vs. PERNICKETY vs. SCRUPULOUS vs. THOROUGH


- FASÜLYE değil FASULYE


- FASULYE ile/||/<> FASULYE[Yun.]

( botanik tarım Baklagiller Leguminosae familyasından beyaz pembe ya da mor çiçekli meyveleri legümen tipte taze ve kuru sebze olarak yenen bir yıllık otsu tırmanıcı bir bitki Türkçede fasulya olarak da geçer R φασούλια fasulye Skoka göre Sırpça pasulj sözü Rumcadan alınmıştır )

( BEAN )

( HARICOT COMMUN | HARICOT )

( BOHNE )

( PHASEOLUS VULGARIS )

( ΦΑΣΟΎΛΙΑ / φασούλια )


- FASULYE[Yun. < ] ile/değil/yerine/=/||/<> FASULYE

( fasulye pilakisi fasulye piyazı boncuk fasulye kuru fasulye taze fasulye yeşil fasulye çalı fasulyesi horoz fasulyesi sırık fasulyesi soya fasulyesi şeker fasulyesi Fasulyegillerden barbunya çalı ayşekadın horoz vb türleri bulunan bitki Phaseolus vulgaris Bu bitkinin sebze olarak yararlanılan yeşil ürünü ve kuru tohumları )


- FASULYE ile FASULYE KABUĞU

( BEAN vs. BEAN POD )

( لوبيا ile باقا ile غلاف باقلا )

( LOBYA ile باقا ile GHLAF BAGHALA )


- FASULYE ile FASULYE PİYAZI ile FASULYE PİLAKİSİ


- FASULYE ile SOYA[Mançu dilinden]

( ... İLE Yağ çıkarılan, bir cins fasulye. )

( ... cum SOIA HISPIDA )


- FASULYE/BEZELYE ile HİNTBEZELYESİ

( ... İLE Baklagillerden, sıcak ülkelerde yetişen, tohumları fasulyeye benzeyen bir bitki. )

( ... cum C. INDICUS )


- FAT PHOBIA[İng.] ile/değil/yerine/= ŞİŞMAN FOBİSİ

( Fat phobia, isminden de anlaşılacağı üzere şişman insanlardan ve yağ tüketiminden takıntılı bir biçimde korkma anlamına gelir. Bu durum patolojik bir durumdur ve bir tutum ya da davranış içinde kendini gösterebilir. Fat phobia, çok küçük yaşlardan beri insanlar üzerinde etkilerini göstermektedir. Örneğin David Aronson tarafından 1997 yılında yapılan bir çalışmada, yaş ortalamasına göre fazla kilolu çocukların diğer çocuklar tarafından daha çok ayrımcılığa uğradığı gösterilmiştir. Aynı biçimde 1995 yılında Christian S. Crandall tarafından yürütülen şu çalışma, fazla kilolu kadınların yükseköğrenimleri için ebeveynlerinden daha az finansal destek gördüklerini ortaya koymuştur.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- FAT :/yerine ŞİŞMAN, YAĞ


- FAT32 ile/ve NTFS


- FATAL ile/değil/yerine/= ÖLDÜRÜCÜ


- FATALİST[Fr. < FATALISTE] ile/değil/yerine/= YAZGICI


- FATALİST[Fr. < FATALISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> YAZGICI


- FATALITE/FATALITY[İng.] ile/değil/yerine/= ÖLDÜRÜCÜLÜK


- FATALITE ORANI/FATALITY RATE[İng.] ile/değil/yerine/= OLGU-ÖLÜM ORANI


- FATALİTE[Fr. < FATALITÉ] ile/değil/yerine/=/||/<> YAZGI


- FATALİZM[Fr. < FATALISME] ile/değil/yerine/= YAZGICILIK


- FATALİZM[Fr. < FATALISME] ile/değil/yerine/=/||/<> YAZGICILIK


- FATE FAITH DESTINY


- FATE :/yerine KADER


- FATEMEH ile FATEMEH BEYGOM ile FATEME HATUN

( FATEMEH vs. FATEMEH BEYGOM vs. FATEMEH KHATUN )

( فاطمه ile فاطمهبيگم ile فاطمهخاتون )

( FATEMEH ile فاطمهبيگم ile فاطمهخاتون )


- FATHER :/yerine BABA


- FATHOM[İng.] ile/||/<> KULAÇ

( Gerilerek açılmış iki kolun parmak uçları arasındaki uzaklık )

( FATHOM )


- FATIGUE[İng.] ile/||/<> FATIGUE[Fr.] ile/||/<> ERMÜDUNG[Alm.] ile/||/<> YORULMA

( FATIGUE )

( FATIGUE )

( ERMÜDUNG )


- FATİH CAMİİ


- FATİH[Ar. < FÂTİḤ] ile/||/<> FETİH ile/||/<> FETİHNAME

( İslam devletlerinde bir ülkeyi ya da bir kenti düşmandan alan komutan ve hükümdara verilen yüceltme sanı: Mısır fatihi, Revan fatihi gibi. 2. İstanbul'u Türklere kazandıran Osmanlı padişahı II. Sultan Mehmet'in sanı. )

( CONQUEROR | CONQUEST~CONQUEST~... )

( CONQUEREUR | CONQUÊTE~CONQUÊTE~... )

( VICTOR~...~... )

( EROBERER | EROBERUNG~EROBERUNG~... )

( CONQUISTATORE~CONQUISTA~... )

( ΚΑΤΑΚΤΗΤΉΣ / κατακτητής~ΚΑΤΆΚΤΗΣΗ / κατάκτηση~... )


- FATİH İLKÖĞRETİM OKULU :

( Maden mahallesinde ilk defa 1954 yılında Fatih İlkokulu adıyla bir okul açıldı. Okul 1965'te yeni ilavelerle büyütülmüşse de yine yeterli olmayınca 1996'da yeni okul binası yapılarak eğitim ve öğretime devam edildi. Okulun ismi de Maden Fatih İlköğretim Okuluna dönüştürüldü. )


- FATİH KARATAŞ ve/||/<> BAHATTİN HEKİMOĞLU

( )


- FATİH SULTAN MEHMET


- FATİH SULTAN MEHMET (KÜÇÜK ARMUTLU) CEM EVİ, PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR MERKEZİ :

( Fatih Sultan Mahallesinde (Eski adı ile Ferahevler Mahallesi) Beyaz Sokak üzerindedir. )


- FATİH SULTAN MEHMET CAMİİ :

( Fatih Sultan Mehmet Mahallesinde (Küçük Armutlu) bulunan bir camidir. )


- FATİH SULTAN MEHMET CAMİİ :

( Baltalimanı sınırları içindedir. 1999'da yapılmış olup tarihi özelliği yoktur. )


- FATİH SULTAN MEHMET CAMİİ :

( Nalbantçeşme mevkiinde ve Arap Öldüren mevkiinin batı tarafındaki Boğazkent sitesi içindedir. Osmanlı tarzında yapılan bir cami olup tarihi özelliği yoktur. )


- FATİH SULTAN MEHMET CEM EVİ :

( Fatih Sultan Mehmet Mahallesi adını taşıyan bu Cem evi 2004'te açıldı. )


- FATİH SULTAN MEHMET KÖPRÜSÜ :

( Karadeniz Boğazı üzerinde yapılan ikinci asma köprüdür. Rumelihisarı ile Anadoluhisarı kuzey tarafından iki kıyıyı birleştiren köprü olup bu köprüye 2. köprü de denilmektedir. Türkiye'nin ikinci ve Dünyanın 5. büyük köprüsüdür. 4 Aralık 1985'te temeli atıldı, 3 Temmuz 1988'de trafiğe açıldı. Uzunluğu 1.510 m, orta açıklığı 1.090 m, genişliği 39.4 m ve denizden yüksekliği 64 m dir. )


- FATİH SULTAN MEHMET MAHALLESİ :

( Sarıyer ilçesinin gecekondu mahallelerinden biri olan Fatih Sultan Mehmet Mahallesi; Rumelihisarı, Baltalimanı, Reşitpaşa ve Bebek'ten sınır alır. Önceleri Küçük Armutlu ve Büyük Armutlu isimlerini taşıyan bu yerleşim bölgesi Rumelihisarı'na bağlı idi. 1994'te ayrı bir mahalle olunca ismi de Fatih Sultan Mehmet mahallesi oldu. 1992 nüfus sayımına göre mahallenin nüfusu 12.006' dır. )


- FATİH SULTAN MEHMET ve AKŞEMSETTİN


- FATİH SULTAN MEHMET ve/< NİMEL[< Nİ AMEL] CEYŞ

( ... VE Fetihte şehit olan askerler. )

( 18 SEKBANLAR: Şehzâde Camii [Saraçhane'de] karşısında, [eski] Nikah Dairesi'nin yanındaki mezarlıklar. )


- FATİH[Ar. < FĀTİḤ] ile/değil/yerine/=/||/<> FATİH

( Zafer kazanan fetheden kimse Büyük ve önemli bir iş bitiren kimse İslam devletlerinde bir ülkeyi veya bir şehri savaşarak alan hükümdar ve komutanlara verilen ünvan )


- FÂTİH[Ar. < FETH] ile FÂTİH[Ar.]

( Açan. | Anahtar. İLE Kendini açan/feth eden. )


- FATİH ile FATİHA


- FÂTİHA SURESİNDEKİ DÖRT ANA İLİM


- FÂTİHA SURESİNİN ADLARI


- FATİHA[Ar. < FĀTİḤA] ile/değil/yerine/=/||/<> FATİHA

( Kur an ın ilk suresi )


- FATİHÂ ile HER REK'ATIN FATİHÂ'SI


- FÂTİHA-HÂN[Ar.] ile FÂTİHÂN[Ar.]

( Birinin ruhuna Fatiha suresi okuyan. İLE Fethedenler, fatihler. )


- FATİHANE[Ar. < FĀTİḤ + Fars. -ĀNE] ile/değil/yerine/=/||/<> FATİHANE

( Fatih gibi fatihe benzercesine )


- FATİHÂ'YA İZNİ OLMAK ile/ve FATİHÂ'SI DÜZGÜN OLMAK


- Fatih'in dil ordusunu bil de KONUŞ!!!


- FATÎN/E[Ar. < FITNAT] ile FÂTİN[Ar. < FİTNE]

( Zeki, akıllı, uyanık, anlayışlı, kavrayışlı. İLE Fitneci. )


- FÂTİR[Ar.] ile FATÎR[Ar.] ile FATR[Ar. çoğ. FUTUR]

( Füturlu, durgun, gevşek. | Az sıcak, ılık olan. İLE Mayasız saç ekmeği, bazlama. | Bir çeşit pasta. | Olmamış, derecesini bulmamış şey. İLE Çatlak, yarık. | Mantar. )


- FÂTIR ile/ve HÂLİK


- FATK[Ar. < FATḲ] ile/değil/yerine/=/||/<> FITIK

( fıtık otu bel fıtığı kasık fıtığı İç organlardan bir parçanın genellikle bağırsak bölümünün karın çeperlerini geçip deri altında ur gibi bir şişkinlik yapması kavlıç yarımlık )


- FATMA ATİYE HANIM ÇEŞMESİ :

( Emirgan Muvakkithane Caddesinde bulunan bu çeşme (H.1258, M.1842) zamanla mimari özelliğini kaybetmiştir. Çeşmenin kitabesi şöyledir: Ve sekahüm Rabbühüm şeraben tahura sahibet - ül hayrat vel - hasenat Fatma Atiyye Hanım ruhuna fatiha (1258)". )


- FATMA ile/ve/||/<> FATMA

( [Osmanlı döneminde] [Müslümanlar için "TI" ile yazılan.] İLE/VE/||/<> Müslüman olmayanlar için "TE" ile yazılan. )


- FATOU LEMMA ile/||/<> MONOTONE CONVERGENCE

( Fatou alt limit eşitsizliği, monotone tam eşitlik. )

( Formül: Inequality İLE equality )


- FATR[Ar.] ile Fİ'L[Ar.]


- FATTEN[İng.] ile/||/<> SEMİRTME

( Hayvanın besi döneminin sonuna doğru yağ biriktirmesine yetecek kadar yoğun bir biçimde beslenmesi tavlama )

( FATTEN )


- FATTENED[İng.] ile/||/<> SEMİRME

( Hayvanın beslenmesiyle kas ve yağ dokusunun artırılarak besili semiz olması )

( FATTENED | FATTEN )

( ENGRAISSEMENT )

( MÄSTUNG )

( INGRASSO )

( ΠΆΧΥΝΣΗ / πάχυνση )


- FATTURA[İt. < FATTURA] ile/değil/yerine/=/||/<> FATURA

( e fatura elektronik fatura naylon fatura proforma fatura irsaliye faturası Satılan bir malın cinsini miktarını ve fiyatını bildirmek için satıcının alıcıya verdiği hesap pusulası )


- FATURA/FATTURA[İt. < FATTURA] ile/||/<> İRSALİYE/İRSALİYYE[Ar. < İRSĀLİYYE]

( e fatura elektronik fatura naylon fatura proforma fatura irsaliye faturası Satılan bir malın cinsini miktarını ve fiyatını bildirmek için satıcının alıcıya verdiği hesap pusulası )


- FATURA ile İRSALİYELİ FATURA


- FATURA ile/ve/değil/yerine İRSALİYELİ FATURA


- FATURA[İt. < FATTURA] ile/değil/yerine/= SAYIŞÇA


- FATURA ile/değil/yerine/= YASAL ÖDENDİ BELGESİ


- FATURALAMAK ile FATURALATMAK ile FATURALANDIRMAK ile FATURA ile FATURALI ile FATURASIZ/LIK ile FATURALI HAT ile FATURASIZ HAT ile FATURALI YAŞAM


- FAUL[İng. < FAUL] ile/değil/yerine/=/||/<> FAUL

( kasıtlı faul Karşılaşmalarda rakip oyuncuya yapılan kural dışı hareket Genel kurallara uygun olmayan hoşa gitmeyen hareket duruş vb )


- FAUL ile FAUL YAPMAK

( FOUL vs. FOUL PLAY )

( ناجوانمردانه ile چرک شدن ile گير ناپاک ile ناجوانمردي ile کار نادرست )

( NAJAVANMARDANEH ile CHARK SHODAN ile GYR NAPAK ile NAJAVANMARDY ile KAR NADREST )


- FAUL ile FAULLÜ ile FAULSÜZ


- FAULT :/yerine HATA, KUSUR


- FAUNA ile/değil/yerine/= DİREY


- FAUNA[Lat. < ] ile/değil/yerine/=/||/<> DİREY


- FAUNA[İng.] ile/değil/yerine/= FAUNA

( Bir ülke, bölge, özel bir çevre ya da devreye has tüm hayvanlar.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- FAUNA ile/||/<> FAUNA[Lat.]

( Bir ülke bölge özel bir çevre ya da devreye has tüm hayvanlar Belirli bir coğrafi alanda bulunan hayvan türlerinin tümü Hayvanların yaşadığı bölge )

( FAUNA | FLORA )

( FAUNE | FLORA )

( FAUNA | FLORA )

( FAUNUS: ORMANLAR ILÂHI | FLOS: ÇIÇEK )

( FAUNA )

( ΠΑΝΊΔΑ / πανίδα )


- FAUNA ile FAUNA DİZİNİ

( FAUNA vs. FAUNA DIRECTORY )

( زيا ile جان داران ile جانور نامه )

( زيا ile JAN DARAN ile JANOR NAMEH )


- FAUNA[Lat.] ile/||/<> FLORA

( Bir ülke, bölge, özel bir çevre ya da devreye has tüm hayvanlar. @@ Belirli bir coğrafi alanda bulunan hayvan türlerinin tümü. @@ Hayvanların yaşadığı bölge. )

( FAUNA | FLORA~FLORA )

( FAUNE | FLORA~FLORA )

( FAUNUS: ORMANLAR ILÂHI | FLOS: ÇIÇEK~FLOS: ÇIÇEK )

( FAUNA | FLORA~FLORA )

( FAUNA~FLORA )

( ΠΑΝΊΔΑ / πανίδα~ΧΛΩΡΊΔΑ / χλωρίδα )


- FAURE-ZELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= FAURE GÖZESİ/PİLİ


- FAURE CELL[İng.] / CELLULE DE FAURE[Fr.] ile/değil/yerine/= FAURE PİLİ