(KOŞULSUZ) SAYGI

- MEKÂNİK DAYANIŞMA ile/ve DAYANIŞMA

- MEKRÜMETLÜ/MEKREMETLÜ ile FAZÎLETLÜ ile SEMÂHATLÜ ile FÜTÜVVETLÜ ile MEVEDDETLÜ ile ZEHÂDETLÜ

( İlmiyede sadreyn pâyesinin resmi unvanı. İLE İlmiye sınıfına ait olanlardan, İstanbul ve Harameyn unvanını alanlara hitapta kullanılan unvan. İLE Din âlimleri arasında kazaskerlik pâyesinde bulunanlara özel resmî takma ad. İLE Askerlikte mülâzım[teğmenler] ile kol ağası ve yüzbaşılara mülkiyede, rabia ve hâmise rütbeleri taşıyan kimselere verilen unvan. İLE Rütbesi olmayan kadılara verilen unvan. İLE Şeyhlere ve din adamlarına hitâben kullanılan unvan. )

- [ne yazık ki]
LÂNET ETMEK, LÂNET OKUMAK ["NALET" değil!]/MELÂNET[Ar. < LA'N]
değil/yerine/= BÜYÜK KÖTÜLÜK/İLENÇLİK/KARGIŞLIK, KARGIMAK/UZAKLAŞTIRMA

- MEMNUN KALMAK ile MÜTEESSİR OLMAK

- MEMNUN OLMA ile/ve/değil UYGUN OLMASI

- MEMNUN (OLMAK) ile/ve/||/<> HOŞNUT (OLMAK) ile/ve/||/<> TATMİN (OLMAK)

- MEMNUN (OLMAK) ile/ve/değil/yerine/||/<>/< RÂZI (OLMAK)

- MEMNUNİYET ile KABUL

- MEMNUNİYET[Ar.] ile MEMNUİYET[Ar.]

( Kıvanma, kıvanç. İLE Yasak olma, yasak edilme durumu. )

- MEMNUNİYET ile MUTLULUK

( Tüm mutluluk, öz varlığınızı hoşnut etmekle gelir. )
( Mutluluğumuzun, nesnelere, olaylara ve kişilere bağlı olduğuna "inanmak", gerçek doğamızla ilgili bilgisizliğimizden kaynaklanır. )
( Mutluluğu, saldırıya ve değişikliğe uğratılamaz olan gerçek mutluluğu ararsanız, dünyayı, acıları ve hazları ile ardınızda bırakmalısınız. )
( Bağımsızlığınızı idrak edin ve mutlu kalın. )
( Kederin nedeni, cehalettir. Mutluluk, anlayışı izler. )

- MEMUR ile/değil/yerine AHBAB

- MENSÛBİYET ve/||/<> MESÛLİYET

( Fikriyat, hissiayata dönüşmeden oluşmaz. VE/||/<> Hissiyat, hassasiyetlere dönüşmeden oluşmaz. )

- MENTALİTE[Fr.]["MANTALİTE" değil!] değil/yerine/= ANLAYIŞ, BAKIŞ, ALGILAMA

- MERÂHİM[Ar. < MERHAMET] ile MERÂHİM[Ar. < MERHEM]

( Acımalar, merhametler. İLE Merhemler. )

- MERAK"[Ar.] ile/ve/değil/yerine/||/<>/< (NİTELİKLİ) SORU

- MERHABA["MERABA" değil!] ve/||/<>/> NARHABA

( Bana güvenebilirsin! VE İşlerinizin bereketi [nar gibi] çok olsun! )

- MERHAMET[< RAHM] = CLEMENCY, MERCY[İng.] = CLÉMENCE[Fr.] = MILDE[Alm.] = CLEMENTIA[Lat.]

( Şefkat gösterme, acıma. | Birini esirgeme. )

- MERHAMET ile ACIMAK

- MERHAMET ile/ve AF

( Taş kalpleri, en iyi mezar taşları yumuşatır. )

- MERHAMET ile/ve/<> KALBİN MERHEMİ


- KENDİNİ TANI/BİL!:
HÜRMET
ve/<> MUHABBET ve/<> MERHAMET

( Kendini bilen, bilmeyenin kusuruna bakmaz. )
( Küçüğün, büyüğe gösterdiği/göstermesi gereken. VE/||/<> Herkese ve her şeye gösterebildiğimiz kadar gösterebileceğimiz/göstermemiz gereken.[Koşulsuz!] VE/||/<> Büyüğün, küçüğe gösterdiği/göstermesi gereken. )

- MERHAMET ile/ve SABIR

- [ne yazık ki]
MERKEZİYETÇİ/LİK
ile/ve/<> KEYFİYETÇİ/LİK

- MERYEM ile 12 MERYEM

( Bulunduğu yeri terk eden. | Uzaklaşmış (olan). İLE Hz. İsa'nın annesi Kutsal Bakire Meryem, Havari James'in annesi Meryem, Evangelist=İncil'in dördüncü kitabının yazarı Yuhanna'nın (John) annesi Meryem, kim olduğu bilinmeyen ve esrarengiz bir kadın olarak kalan ve sadece 'ÖTEKİ' [Other] diye tanıtılan Meryem, fahişe Meryem, Mary Jacoby diye adı ve soyağacıyla belirtilmiş olan Meryem, Maria Magdalena [Mecdel'li Meryem], Mark'ın yazdığı ikinci kitapta adı geçen Bethany'li Meryem ve son olarak da Mısır'lı Meryem. [16.yy'da, iki Meryem daha eklenmiştir.] )

- MESAFE KOYMAK ile/ve/<> MESAFE YARATMAK

- MEŞAKKATLİ değil/yerine/= İNCE İŞLİ/EMEK İSTEYEN

- MEŞGUL OLMAK ile/ve HEMHAL OLMAK

- MEŞGUL ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< VERİMLİ

- MEŞGUL/İYET[Ar.] değil/yerine/= İŞLİ/LİK

- MEŞİ(Y)(Y)ET[Ar.] ile/ve/||/<>/> İRÂDE[Ar.]/İSTENÇ ile/ve/değil/yerine/önce/+/||/<>/>/< İHTİYÂR

( Sürekli istenç/irâde. | Belirleyicilik. [İrâdeden önce gelir.] İLE/VE/||/<>/> "Yapma/yönelme[gözünü/dilini/elini uzatma] gücü/olanağı/isteği." @@ Yapmayabilme[tartma/değerlendirme, gözünü/dilini/elini geri çek(ebil)me, iyiye/hayıra yönelme, yeğleme/tercih etme] bilinci/olanağı. )
( Dirimlilik/canlılık gereği. İLE/VE/||/<>/> Bitki, hayvan/behaim ve insan gövdesinde. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/ÖNCE/+/||/<>/>/< Kişinin zihninde, düşünebilme önceliğinde. )
( Temel, asgari, organik. İLE/VE/||/<>/> Denetlenemeyen, kapalı donanım/yazılım gibi. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/ÖNCE/+/||/<>/>/< Sürekli denetlenebilir ve asgari seviyede. )
( Bitki, hayvan ve insanın gövdesinde. [dirimsiz/cansız/inorganik olmama] İLE/VE/||/<>/> Çocuk, meczup, bunamış, Alzheimer olanlarda. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/ÖNCE/+/||/<>/>/< Başlangıç ve alıştırma olarak 13 yaşından gün almış [hak, fiil ve cezai ehliyet sahibi] olanlarda. > 17 yaşından gün almış [anne/baba bilgisi ve onayıyla pasaport alma olanağıyla tek başına ülke dışına çıkabilme hakkı] olanlarda. > 18 yaşından gün almış [anne/baba bilgisi ve onayıyla evlenebilme hakkı] olanlarda. > 19 yaşından gün almış ve ölene kadar [yaşlılık ve aklî meleke engeli olmama koşuluyla] kendi hakkında her türlü karar verebilme, imza atabilme, mülk sahibi olabilme, kendine ve başkasına zarar vermeyecek biçimde/kadar temel haklarıyla yaşamını sürdürebilenlerde. )

- MESÛL ve/||/<>/> MESÛD

- MESUT/MESUD[Ar.] değil/yerine/= MUTLU

- METÂLİB ile/ve/+/||/<>/> MEZÂHİB

( İstenilen şeyler. İLE/VE/+/||/<>/> Tutulan yollar. )

- METEOROLOJİ[Fr. < Yun.] ile METROLOJİ

( Kalıkbilim, hava [durumu] bilgisi. İLE Ölçübilim. )

- ÖRÜT/DOKU/METİN[Ar.]/TEXT[İng.] ile/ve/||/<>/> METÎN ile/ve/||/<>/> Metin

( Bir yazıyı, biçim, anlatım ve noktalama özellikleriyle oluşturan sözcüklerin tümü. | Basılı ya da el yazması parça. İLE/VE/||/<>/> Acılar karşısında, dayanma gücünü yitirmeyen, sağlam, dayanaklı, değerli, kavî. İLE/VE/||/<>/> Kişi adı. )

- METODİK/METOTLU değil/yerine/= YÖNTEMLİ

- USÛL/METOD/OLOJİ[Fr. < Yun.] değil/yerine/= YÖNTEMBİLİM

- METOT(/D)//METHOD[İng.] değil/yerine/= YÖNTEM

- MEVEDDET[Ar.] ile/ve/||/<> HUB[Ar.]

( Kişiye özgü sevgi. İLE/VE/||/<> Sevgi. )

- MEYDAN OKUNAMAZLAR:
YEL
ve/||/<> SÖZLÜK ve/||/<> SEVGİ/Lİ / MÂSUM


- MEYL[Ar.] ile/ve/||/<>/> MERAK[Ar.]

- MEYL ve/> MUHABBET ve/> AŞK ve/> BULMAK VE OLMAK

( MÜEBBED MUHABBET )

- MEYVE VEREN AĞAÇ, TAŞLANIR ile/ve/||/<> DOĞRU SÖYLEYENİ, DOKUZ KÖYDEN KOVARLAR

- MEYVENİN OLGUNLAŞMA DEVRESİ = MEVSİM-İ NAZC-İ SEMERE = PÉRIODE DE MATURATION

- MEZELLET[Ar.] değil/yerine/= ALÇALMA, BAYAĞILAŞMA

- MEZUN OLDUĞUMUZ ile/ve/değil/||/<> MEZUN ETTİĞİMİZ

- MEZUNİYET ile EMEKLİLİK

- MİHNET(SIKINTI) ile/değil/yerine/<>/></< MİNNET

- MİHNET ile/ve/<> TÂKAT

- MİKROSKOP ile/ve/||/<>/>< TELESKOP

( [Kişinin] Önemini/"büyüklüğünü" gösterir. İLE/VE/||/<>/>< Önemsizliğini/küçüklüğünü gösterir. )
( Kıskançlığın aracı. İLE/VE/||/<>/>< Sevginin aracı. )

- MİLLET ile/ve/||/<>/> MİNNET

- MİLLETİN EFENDİSİ:
"KÖYLÜ"
değil ÜRETEN KÖYLÜ

- MİMAR/LIK ile/ve/||/<>/> KATILIMCI MİMAR/LIK

- MİNARE ile "EĞİK MİNARE"

( )

- MİNNET (DUYMAK) ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SAYGI (DUYMAK)

- MİSAFİRPERVER değil/yerine/= KONUKSEVER

- MİSK KOKUSU ile/ve/değil/yerine DOST KOKUSU

- MİSTİK ile/ve AŞKIN

- MİT ve/||/<>/> ÜMİT

- MİZAN ile/ve USÛL/YÖNTEM


- MIZIKÇI/LIK değil/yerine/= OYUNBOZAN/LIK

( Çeşitli nedenlerle oyunu bozan, yenilgiyi kabul etmeyen, kolayca darılan kişi. )

- MOBBING[İng.] değil/yerine/= BEZDİRİ

- MODERN DÜŞÜNÜŞ/ANLAYIŞ/YAKLAŞIM ile/ve/değil/yerine/> POSTMODERN DÜŞÜNÜŞ/ANLAYIŞ/YAKLAŞIM

( "Ya, ya da" ilkesiyle/yaklaşımıyla. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/> "Hem, hem de ve Ne, ne de" ilkesiyle/yaklaşımıyla. )

- MORİTANYA'DA:
ÇAY
ve 3 SUNUM/ANLAMI

( Moritanya'da, ufak bardakta üç kez çay ikram edilir.

1. Yaşamın kendi gibi acıdır.
2. Aşk kadar tatlıdır.
3. Ölüm kadar katıdır. )

- MOZAİK ile/ve/değil/yerine/||/<> AŞURE

- MUALLİM[Ar. < İLM] değil/yerine/= ÖĞRETMEN

( Tâlim eden, öğreten, öğretmen, hoca. )

- MUAMELE ve/<> MUHASEBE

- MUÂMELE ile/ve/değil/yerine/||/<>/< RİCA

- MUAVİN[Ar.] değil/yerine/= YARDIMCI

- MUAYEDE[Ar.] değil/yerine/= BAYRAMLAŞMA


- MUAZZEZ[Ar.] değil/yerine/= SAYILAN, SAYGI DUYULAN/GÖSTERİLEN

- MÜBÂGAME değil/yerine/= TATLI DİLLİLİK

- MÜBÂREK[< BEREKET] değil/yerine/= VERİMLİ/KUTLU

( BEREKETLİ, FEYİZLİ | UĞURLU, HAYIRLI, MUTLU, KUTLU )

- MÜBAŞERET[Ar.] değil/yerine/= GİRİŞİM

( Bir işe başlama. )

- MÜBTESİM[< TEBESSÜM] ile GÜLÜMSEYEN, TEBESSÜM EDEN

- MÜCADELE değil MÜCÂDELE

- MÜCÂDELE ile/ve/değil/yerine/||/<>/< MÜZÂKERE

- MÜCÂDELE değil/yerine/= SAVAŞIM/GÜREŞ

- MÜCBİR[< CEBR] değil/yerine/= ZORLAYICI/ZORLAYAN

- MÜCEDDİD[< CEDÎD] ile/ve/||/<> MUHYÎ[< HAYÂT]

( Yenileyen, yenileyici, yeni bir biçim ve sûret veren, tecdîd eden. | Dine yeni bir açı katan kişi. İLE/VE/||/<> İhyâ eden, dirilten, canlandıran, yaşam/hayat veren. )

- MUCİZE ile KERÂMET ile MAÛNET(Allah'ın yardımı/inâyeti.) ile İSTİDRÂC

( Peygamberlerde/n. İLE Velilerde/n. İLE Mü'minlerde/n. İLE Kâfirlerde/n. )

- [ne yazık ki]
MÜDÂRÂ[T][< DERY]
ile İKİYÜZLÜLÜK | YÜZE GÜLME, DOST GİBİ GÖRÜNME

- MÜFLİS ile/değil/yerine/>< MÜFLİK

( İflâs eden. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Birinci sınıf şiir yazan şair. )

- MÜFRİT ile/değil/yerine/>< MÛNİS ve MÛTEDİL

- [ne yazık ki]
!MÜFSİT[Ar.]/MÜZEVİR[Ar.]
değil/yerine/= ARABOZUCU

- MUGALEBE[< GALEBE]/TEGALÜB ile ...

( GALEBE ÇALMAYA, ÜSTÜN GELMEYE UĞRAŞMA | GALİP, ÜSTÜN )

- MUHABBET VE SAYGILI OLMAMAK/HÜRMETSİZLİK ile/yerine MUHABBET VE SAYGI/HÜRMET

( Önceki halden daha kötü duruma getirir. İLE/YERİNE Muhabbetsiz saygı bir yere ulaştırmaz fakat kişiyi bozmaz. )

- MUHABBET ile/ve MERHAMET

- MUHABBET ile/ve/<> MERHAMET ile/ve/<> ADÂLET

- MUHABBETİN/AŞKIN DERECELERİ'NDE:
MEYL
ile/||/<>/> ARZU ile/||/<>/> SAHÂBET ile/||/<>/> GARÂM ile/||/<>/> VEDÂD ile/||/<>/> ŞEGAF ile/||/<>/> TEFÎN ile/||/<>/> TEABBÜD ile/||/<>/> HULLET ile/||/<>/> IŞK

( Öteki dillerde bizim "muhabbet" gibi çok anlamlı bir sözcük var mıdır bilmem. Ama şu kadarını söyleyeyim... Bizi bilmek demek, biraz da bu sözcüğü tüm anlamlarıyla bilmek demek...

Muhabbeti; sevgi, aşk, sevdâ, dostluk, bağlılık, sohbet, yârenlik etmek anlamlarında kullanıyoruz. Birini sevdiğimizde ona muhabbet besleriz. Sevdiğimizle oturup konuştuğumuzda muhabbet etmiş oluruz. Bir erkek ile bir kadının birbirini tanımasına ve sevmesine vesile olanlara "muhabbet tellâlı" deriz. Ama konu tasavvuf olunca sözcük farklı anlamlar kazanmaya başlar.

Eskiler, muhabbeti, şiddetine göre on dereceye ayırmış. Öncesi ilgi duymak, sonrası muhabbetin şiddetiyle yok olmak olan muhabbet olmaz ise yolculuk da olmaz. Sırayla açıklayalım...

1. MEYL: Sözlükte bir yöne doğru yönelmek, eğilmek, eğik duruma gelmek anlamı verilmiş. Biz ise birine ya da bir şeye yönelmek, sevgi, ilgi göstermek, istek ve arzu duymak anlamlarında kullanıyoruz. Tasavvufta yolun en başındakilere muhib deriz. Muhib, ilgi duyan kişidir. Yolun başı ise ilgi duymaktır. O yüzden;

Âşık oldur kim kılar cânın fedâ cânânına
Meyl-i cânân itmesin her kim ki kıymaz cânına


(Fuzûlî)

İlgi duymaya başladığımız anda yolculuğumuz başlar. Çünkü meyl ile başlayan yolculuğun sonu bu uğurda canını vermektir.

2. ARZU: Meyl, irâdeye yükselirse arzu adını alır. İrâdeye yükselmesi ise yâri istemek ile olur. Ama bunun da bir bedeli vardır.

Cân la’lin eyler arzû yâr içmek ister kanımı
Yârâb ne vâdîdir bu kim cân teşne cânân teşnedir


(Bâkî)

3. SAHÂBET: Benimseyip koruma, kayırma suretiyle sâhiplenme, sâhip çıkma anlamlarında kullandığımız sözcük, Arapça olmasına karşın anlamını Türkçe'de kazanmış. Kişinin arzu ettiği kişiye karşı, gönlünden bir akış, bir eğilim peyda olması sonucunda da korumaya, sahiplenmeye başlar.

4. GARÂM: Olağanüstü sevgi, şiddetli arzu ve iştiyâk, büyük aşk anlamına gelen garâm, sevginin gönle âdeta yapışmasıdır.

Cenap Şehabeddin;

Uyan ey bister-i sînemde yatan tıfl-ı garâm

derken âşık olmaya başladığını ya da âşık olmak arzusunu dile getiriyordu.

5. VEDÂD: Sevgi, dostluk, muhabbet anlamlarına gelen vedâd, muhabbetin saf ve katıksız durumu. Gönülden öteki eşya ve kişilere olan ilginin atılması durumu. Aynı sözcükten türeyen vedûd ise “Kullarını çok seven, onları lûtfa, ihsâna gark eden; sevilmeye lâyık ve müstahak yalnız kendi olan” anlamında Allah’ın adlarındandır.

6. ŞEGAF: Sevginin kalbi istilâ etmesi, aşırı sevgi, mecnûnca, çılgınca sevme. Kalp, sevilen şey dışındakilerden temizlenince bu sefer sevgi coşmaya başlar, kalbin tamamını fetheder, istilâ eder.

7. TEFÎN: Örümcek ağı demek olan tefîn, aşkın bir üst derecesi. Kalbin her yanını istilâ eden sevgi, kalpten taşmaya başlar. Kalpten taşmaya başlaması ise kontrolün aşk sahibinin elinden çıkıp aşkın eline geçmeye başlamasıdır. Öyle ki aşk, örümceğin ördüğü ağ gibi kişinin her tarafını kapsar, örer, onu âdeta sıkı sıkı bağlar.

8. TEABBÜD: Kul köle olmak, tapınmak anlamındaki teabbüd, kişinin artık aşkın elinde oyuncak olduğu haldir. Bu durumdaki âşığı, Hayretî şöyle anlatır:

Gam yeriz kan yutarız kûşe-i mihnette müdâm
Sanma biz kevser-i cennât-ı naîmin kuluyuz


9. HULLET: Gerçek dostluk anlamındaki hullet, sevgiliden başka kimsenin kalmadığı durumu açıklamak için kullanılır. Hullette iki özellik bulunur. Biri sadâkât yani doğruluk, öteki de samimiyet. Aşkın sondan bir önceki durumudur. Artık aşkın gerçek olduğundan, heves ya da yanılsama olmadığından emin olunmuştur.

10. IŞK: Muhabbetin en son hali ve en aşırı derecesidir. Halkanın tamamlandığı son zincir. Zât, sıfata meylettiğinde, kalpte ortaya çıkarak tüm damarlarda akıp tüm organlara yayılan aşırı muhabbet. Hallâc’ın her tarafı kesildiğinde, kanının yerlere Allah Allah diyerek akmasının nedeni de Züleyha’nın kanının Yusuf diye diye akmasının nedeni de budur. Işk öyle bir durumdur ki kişinin nazarında, sevdiğinden başka bir şey olmaz ve tüm ilgisini sevdiğine gösterir. Sadece gözleriyle ve gönlüyle değil baştan ayağa tüm âzâsıyla sevdiğini müşâhede eyler.

Tasavvuf, meyl ile başlayıp ışk ile biten bir yolculuktur. O yüzden,

Muhabbet bir kef-i Dâvud’dur pûlâdı mûm eyler
(Suzî-i Prizrenî)

ve

Muhabbet öyle bir sırdır ki bin setr et nihân olmaz
(Îzzet Molla)

Işk sahipleri nerede olursa olsun hemen bilinir.

Son sözü de Fuzûlî söylesin:

Aşk imiş her ne vâr âlemde
Muhabbetiniz daim, aşkınız bâkî ve dâim olsun.



İsmail Güleç (Prof.Dr.) | www.ismailgulec.net )
( Aşk Merdiveni [Diotima]





6. Basamak: Aşkın kendine duyulan aşktır. Kişi, güzelliği kendi biçiminde görür ve aşkın güzelliğini olduğu gibi sever. Her özel ve güzel olan, bu biçimle bağlantısı nedeniyle güzeldir.

5. Basamak: Genel olarak bilgiye duyulan aşktır.

4. Basamak: Yasalara ve kurumlara duyulan aşktır.

3. Basamak: Nefs sevgisidir. Bu, fiziksel özelliklerin bir kenara bırakıldığı, manevi ve ahlâkî güzelliğin sevgiyi tetiklediği aşamadır. Bu adımda, kişi, nitelikli zihinlere âşık olacaktır.

2. Basamak: Tüm güzel gövdelerin sevgisidir. Kişi, tüm gövdesindeki güzelliği görür ve farkları sevmeyi öğrenir.

1. Basamak: Tek bir gövdenin sevgisidir. Bu aşk, belirli bir gövdeye duyulur. Fiziksel özelliklere duyulan bir istektir. )

- MUHÂCEZE[Ar.] ile MUACCİZE[Ar. < ACZ]

( Fısıldamak. İLE Sıkıntı verme, bıktırma, usandırma, tâciz etme. | Yapışkanlık, sırnaşıklık. )

- MUHÂFAZA ile/ve için MERHAMET

- MUHÂFAZA[< HIFZ] < SAKLAMA, KORUMA, KAYIRMA

- MUHAFAZAKÂR[Ar., Fars.] değil/yerine/= TUTUCU

- MUHAFAZAKÂRLIK ile/ve/||/<> TEPKİSELLİK

- MUHASEBE ile/ve/||/<>/< MUHAKEME

- MÜHEYYİÇ[Ar.] değil/yerine/= COŞTURUCU

- MUHİBB[< HUBB] ile SEVEN, SEVGİ BESLEYEN, DOST

( SEVEN, SEVGİ BESLEYEN, DOST )

- MUHTAÇ OLMAK/İHTİYAÇ DUYMAK değil/yerine/= GEREKSİNMEK/GEREKSİNME DUYMAK

- MUHTEREM[Ar. < İHTİRÂM/HÜRMET] değil/yerine/= SAYGIDEĞER/SAYIN

( Saygıdeğer, sayın, ihtirâm olunmuş. )

- MUİN ile/ve/||/<> HİMMET ile/ve/||/<> MÜZAHERET ile/ve/||/<> NUSRET

( Çoğunlukla alt seviyedeki kişinin yardımı.[Alttaki kişi, yukarı yardım/muavenet eder.] İLE/VE/||/<> Yukarıdan aşağıya yardım.[Yetkili kişi, aşağı yardım/himmet eder.] İLE/VE/||/<> Yandan, eş makamdan yardım.[Meslektaş, meslektaşına aynı güç ve konumdakine yardım eder.] İLE/VE/||/<> Lojistik yardım. )

- MUİT[Ar.] değil/yerine/= YARDIMCI ÖĞRETMEN

- MUKARRİN[< KARN]:
BİRLİKTE BULUNDURAN, TAKRÎN EDEN

- MUKÂVELE[Ar. < KAVL: Konuşmak, söylemek.] ile/ve/değil MUKÂBELE[Ar. < KİBEL: Taraf, açı/cihet.](/BİLMUKÂBELE)

( Bir iş hakkında iki taraf arasında alınan kararların ve tarafların ileri sürdüğü koşulların hukūkî kurallara uygun biçimde yazılmış biçimi, yazılı sözleşme, senet. İLE Bir işin, davranışın gerektirdiği karşı davranış ya da iş, karşılık. )

- MUKÂVEMET[Ar.] değil/yerine/= DİRENME

( Dayanma, karşı durma, karşı koyma, direnme, direniş. | Direnç. )

- MUKÂVİM[Ar.] değil/yerine/= DİRENÇLİ

( Dayanıklı, güçlü, dirençli. | Karşı koyan, başkaldıran. )

- MÜKELLEF[Ar.] ile/ve/||/<> MÜEDDEP[Ar. < MÜEDDEB]

- MÜKEMMEL[Ar. < KEMÂL] ile MÜKEMMİL[Ar. < KEMÂL]

( Tam, olgun, kusursuz, eksiksiz, kemâle erdirilmiş, kemâl bulmuş, tekmîl. | Güzel, âlâ. İLE Tamamlayan, tamamlayıcı, ikmâl eden. )

- MÜKEMMELİYETÇİ/LİK ile/ve/değil/<> GARANTİCİ/LİK

- MÜKEMMELLİK/KEMÂL ile/ve ÖLÜM

( Ölmeden önce ölün! - MÛTÛ KABLE EN TE-MÛT )
( Ölüm, ölüler için! Diriler için ölüm yok. )
( ÂŞIKLAR ÖLMEZ
YERDE ÇÜRÜMEZ
ÖLEN, HAYVAN İMİŞ )

- MÜKEMMEL/LİK ile/değil/yerine/||/<>/< SÜREKLİ/LİK / KESİNTİSİZ/LİK

- MÜKRİM[Ar.] değil/yerine/= KONUKSEVER

- MUKTESİT[Ar.] değil/yerine/= TUTUMLU

- MÜLÂHAZA[< LÂHZ] değil/yerine/= DİKKATLE BAKMA | İYİCE DÜŞÜNME, DÜŞÜNÜŞ | DÜŞÜNCE

- MÜLÂKAT[Ar. < LİKA] ile/ve/değil/yerine/<>/< LİYÂKAT

- MÜLÂKÎ[< LİKA]:
BULUŞAN, KAVUŞAN | GÖRÜŞEN

- MÜLKİYET HAZZI değil/yerine VAROLUŞ SEVİNCİ

- MÜLKİYET ile/değil/yerine/< AİDİYET

( Kendine. İLE Kendini. )

- MÜLTEFİT[Ar.] değil/yerine/= GÜLERYÜZLÜ

- MÜMKÜN MERTEBE değil/yerine/= OLABİLDİĞİNCE


- MÜNCÎ[Ar. < NECÂT] değil/yerine/= KURTARAN

- MÜNSİF ile ...

( İNSAFLI )

- MÜNTEVÎ[< NEV]:
BİR ŞEY YAPMAYA NİYETLENEN

- MURAT ile/ve/değil/||/<>/> MEŞAKKAT

- MÜRECCAH[< RÜCHÂN] ile YEĞLENEN, TERCİH EDİLEN, ÜSTÜN TUTULAN

- MÜRÜVVET[< MER] değil/yerine/= KUTSEVİNÇ İNSÂNİYET, MERTLİK, YİĞİTLİK | CÖMERTLİK, İYİLİKSEVERLİK

- MÜŞÂHEDE ve/<> MÜKÂŞEFE

( Görmek. VE/<> Perdeyi açmak. )

- MÜSAİTİNİZ" (VARSA/OLURSA) değil MÜSÂDENİZ (VARSA/OLURSA)

- MÛSİKÎŞİNAS ile/ve MUTRİB

( Müzikle uğraşan. )

- MUSLUK (OLMAK) değil/yerine SU (OLMAK)


- MUSTAFA KEMAL/ATATÜRK ile/ve/||/<>/< KÂZIM KARABEKİR

- MUSTAFÂ[< SAFVET] ile/ve/||/<>/>/< MÜRTEZÂ[< RIZÂ]

( Istıfâ edilmiş. | Tertemiz, tasfiyet olunmuş. | Hz. Muhammed'in adlarından. İLE/VE/||/<>/>/< Râzı olunmuş. )

- MÜSTAHAKK[Ar. < HAKK]["MÜSTEHAK/MÜSTEHAKKINI VERMEK" değil!]/MÜSTAHİKK[aslı!] değil/yerine/= KARŞILIĞINI BULMUŞ (HAK ETMİŞ)

- MÜSTAHDEM/HADEME[Ar.] değil/yerine/= HİZMETLİ

- MÜSTAHZAR[Ar. < HUZUR] ile/ve/||/<>/>/< MÜSTAHZIR[Ar.]

( Hazırlanmış, huzura getirilmiş, istihzar edilmiş. | Zihinde tutulmuş. İLE/VE/||/<>/>/< Hazırlayan, istihzar eden. )

- MUSTAR ile/değil/yerine/||/>< MUHTAR

( Şarap. İLE/DEĞİL/YERİNE/||/>< Yapmayabilme ve yeğleme olanağını ve gücünü kullanan kişi. | "Hayır!" diyebilme farkındalığı/önceliği. )

- MÜSTASHAB[Ar. < SOHBET] ile MÜSTASHİB[Ar. < SOHBET]

( Yanında arkadaş olarak bulundurulan. İLE Yanına alan, beraber olunan, istishâb eden. )

- MÜSTEHLİK[Ar. < HELÂK] değil/yerine/= TÜKETİCİ | YİYİP İÇEREK TÜKETEN, BİTİREN

- MÜSTEKMİL[Ar. < KEMÂL] ile MÜSTEKMİN[Ar. < KEMN ve KÜMÛN]

( Tam, olgun bir duruma getiren, eksiksiz olarak bitiren, istikmâl eden. İLE Gizlenen, saklanan. )

- MÜŞTEREK[Ar.] değil/yerine/= BİRLİKTE, ORTAK/LAŞA


- MUTABAKAT[Ar.] ile/ve/||/<> ENTEGRASYON[İng. INTEGRATION]

- MU'TAZIB[Ar.] ile BİRBİRİNE YARDIM EDEN

( BİRBİRİNE YARDIM EDEN )

- MUTCULUK(MUTLULUKÇULUK) ile/ve YARARCILIK ile/ve HAZCILIK

- MÜTEBAHHİR[Ar.] değil/yerine/= GENİŞ/DERİN BİLGİSİ OLAN

- MÜTEBESSİM[< BESM] değil/yerine/= GÜLÜMSEYEN/GÜLEÇ :)

- [ne yazık ki]
!MÜTECÂVİZ[Ar.]
değil/yerine/= SALDIRGAN/SALDIRICI/SATAŞKAN

- MUTEDİL[Ar.] değil/yerine/= DENGELİ | ILIMAN

- MUTEDİL[Ar.] değil/yerine/= ILIMAN/ILIMLI

- MÜTEFEKKİRE ve/<> TERTİB

- MÜTEKÂMİL[Ar.] değil/yerine/= OLGUNLAŞMIŞ


- MÜTEMAHHIZ[< MÜTEMAHHIZÎN] ile İNANARAK, CAN VE GÖNÜLDEN ÇALIŞAN

- MUTENA[Ar.]/MÜMTAZ[Ar.]/GÜZİDE[Fars.]/ELİT[Fr./İng. < ELITE] değil/yerine/= ÖZENİLMİŞ | SEÇİLMİŞ, SEÇKİN, BEĞENİLMİŞ, ÖNEMLİ | AYRI/ÜSTÜN

- MÜTENÂSIR[Ar. < NÂSIR] ile MÜTENASSIR[Ar. < NASR] ile MÜTENÂSİR[Ar. < NESR] ile MÜTENÂSİL[Ar. < NESL]

( Yardımlaşan, birbirine yardım eden. İLE Hristiyan olan, tenassur eden. İLE Saçılan, intisâr eden. İLE Doğup büyüyen, tenâsül eden. )

- MÜTEŞABİH ile/ve/değil/||/<> MESEL

- MÜTEVÂZI değil/yerine/= ALÇAKGÖNÜLLÜ/GÖNLÜ YERDE/KOTKU

- MUTLAK KABUL ETMEK ile/değil/yerine ÖNEMSEMEK

- MUTLAK (KAVRAMLAR) ile/ve/değil EYTİŞİMSEL/DİYALEKTİK (KAVRAMLAR)

- MUTLAK (KAVRAMLAR) ile/ve/değil EYTİŞİMSEL/DİYALEKTİK (KAVRAMLAR)

( Birbirinden ayrılamayan kavramların didişmesi. )

- MUTLAK ile/ve ADÂLET

- MUTLAK ile/ve/değil/yerine DÜŞÜNME BİÇİMİ


- MUTLU İKEN ile ÜZÜNTÜLÜ İKEN ile ÖFKELİ İKEN

( Söz verme! İLE Yanıt verme! İLE Karar verme. )

- MUTLU-MESUT (YAŞAMAK)

- MUTLU OLABİLMEK ile/ve "TAM OLABİLMEK"

- MUTLU OLMAK:
"HERŞEYİN YOLUNDA OLMASIYLA"
değil SORUNLARI, GÖRMEMEZLİKTEN GELEREK

- MUTLU OLMAK İÇİN GEREKEN "BENCİLLİK":
"SADECE KENDİNİ DÜŞÜNMEK"
değil/yerine ÖNCELİKLE KENDİNİ DÜŞÜNEBİLMEK

- MUTLU ile/ve/<> MEMNUN

( Başarının sırrı nedir bilmiyorum fakat başarısızlığın sırrı herkesi memnun etmeye çalışmaktır. )

- MUTLULUK ARAYIŞI değil/yerine MUTLULUK

( Mutluluğa engel olan şey, mutluluk arayışıdır. )
( Mutluluk, kelebek gibidir. Biz yakalamaya çalıştıkça, o kaçar. Ne zaman ki, dikkatimizi başka şeylere veririz, ancak o zaman gelip omzumuza konar. )

- MUTLULUK:
DAHA ÇOK OLANI ARAMAK
değil/yerine/>< DAHA AZ OLANIN, TADINI ÇIKARMAK

- MUTLULUK "DUYGUSU" değil MUTLULUK

- MUTLULUK:
"EN"/DAHA FAZLA
ile/ve/değil/yerine/||/<>/></< EN/DAHA AZDAN ZEVK ALMA/ALABİLME


- MUTLULUK:
FİYATI OLANLARLA
değil/yerine DEĞERİ OLANLARLA

- MUTLULUK:
GERÇEKLİK
ile/ve/değil/yerine/-/||/<> BEKLENTİSİZLİK

- MUTLULUK İÇİN ...:
DAHA AZ ...
ve/>< DAHA ÇOK ...

( ... nefret edelim. VE/>< ... sevelim.
... kaygılanalım. VE/>< ... dans edelim.
... alalım. VE/YERİNE/>< ... verelim.
... tüketelim. VE/YERİNE/>< ... üretelim/türetelim.
... somurtalım. VE/YERİNE/>< ... gülelim.
... konuşalım. VE/YERİNE/>< ... dinleyelim.
... korkalım. VE/YERİNE/>< ... deneyelim.
... yargılayalım. VE/YERİNE/>< ... kabul edelim.
... izleyelim. VE/YERİNE/>< ... yapalım.
... şikâyet edelim. VE/YERİNE/>< ... takdir/tebrik edelim. )

- MUTLULUK:
İSTASYON
ile/değil/yerine/>< YOLCULUK

- MUTLULUK:
KİŞİDE/MALDA/MAKAMDA
değil/yerine AMAÇTA

- MUTLULUK, ...:
"YAŞAM TARZIMIZDA"
değil YAŞAMA BAKIŞ TARZIMIZDA

- MUTLULUK ile AŞK ile EFSANE

( İki kişi, birbirini sever ve birlikte olurlarsa MUTLULUK olur.
İki kişiden, biri sever de öbürü kaçarsa AŞK olur.
İki kişi, birbirini sever de kavuşamazlarsa EFSANE olur. )

- MUTLULUK ile/ve/değil AVUNMAK

- MUTLULUK ve/||/<> CİVANMUKTİ

( Bedenli olarak bu dünyada yaşarken özgürlüğe, kurtuluşa, mutluluğa erişenler. )

- MUTLU/LUK ve/||/<>/>/< DİNGİN/LİK


- MUTLULUK ile/ve/||/<> DOSTLUK ile/ve/||/<> AŞK

( Birlikte gülebiliyorsak. İLE/VE/||/<> Birlikte ağlayabiliyorsak. İLE/VE/||/<> Birlikte susabiliyorsak. )

- MUTLULUK ile/ve GÜÇ

- MUTLULUK ile/ve/değil HUZUR

( Kişi/insan her zaman için mutluluktur fakat asla mutluluk sahibi değildir. )
( Her şeyden çok iç huzuruna gereksiniminiz var -ki bu iç ve dış arasındaki uyumu gerektirir. )
( Huzurlu olmadıkça gerçeği göremezsiniz. )
( Eğer huzur istiyorsanız o yolda çaba göstermelisiniz. )
( İçindeki huzur kişinin felâketlere daha çabuk karşı gelmesini sağlar. )
( Huzuru olan kişi özgür olur ve özgür olan kişi de başkalarını özgürlüğe ulaştırır. )
( Omurgayı hiçbir eylem rahatsız etmediğinde, huzursuz zihin yavaş yavaş rahatlar. )
( Sadece aslî olanda sükûn ve huzur vardır. )
( Ne tür bir huzur? İstediğinize sahip olmanın huzuru mu, yoksa sahip olmadığınızı istememenin huzuru mu? )
( EUDAIMONIA ile/ve/değil ... )
( Takmadığın kadar. İLE/VE/DEĞİL Boşverdiğin kadar. )
( One is always bliss, but never blissful.
You cannot see the true unless you are at peace.
If you want peace you must strive for it.
What kind of peace is it? The peace of having what you want, or not wanting what you do not have? )

- MUTLULUK ile ISTIRAP

( Herkesle paylaşılabilir. İLE Özel ve az kişiyle paylaşılabilir. )

- MUTLULUK >< KİBİR/BÖBÜRLENME

- MUTLULUK = SAADET = HAPPINESS[İng.] = BONHEUR, FELICITÉ[Fr.] = GLÜCK[Alm.] = FELICITAS[Lat.] = FELICIDAD[İsp.]

- MUTLULUK ile/ve/||/<>/>/< SÜKÛN

- MUTLULUK ile/ve/değil/||/<>/< TATMİN OLMA

- MUTLULUK ile/ve/> VERİMLİLİK

- MUTLULUK ve/||/<>/>/< YETİNMEK


- MUTSUZLUK MERKEZLERİ ile/ve/değil/yerine/>< MUTLULUK MERKEZLERİ

( 7. SAADET[SÜREKLİ MUTLULUK] MERKEZİ
------------------
6. YÜKSEK BİLİNÇ
5. KOŞULSUZ SEVGİ (BOLLUK)
4. SEVGİ
[mutluluk merkezleri]
ile/ve/değil/yerine/> )

- MUTSUZLUK NEDENLERİ'NDE:
CEHÂLET
ve DALGI/GAFLET

- MUTSUZLUK ile/ve/değil/yerine/||/<>/> MUTLULUK

( Sahip olduklarımızı unuttuğumuzdan dolayı. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/> Sahip ol(a)madıklarımıza ulaşmak için. )
( En mutsuz kişi, geçmiş ve/ya da geleceğe (fazla) odaklı olandır. )

- [ne yazık ki]
"MUTSUZ/LUK"
ile/ve/||/<>/>/< "UMUTSUZ/LUK"

( Ahlâksızlık. İLE/VE/||/<>/>/< Küfür. )

- [ne yazık ki]
MUTSUZLUK:
"SAHİP OLAMADIKLARIMIZA ULAŞAMADIĞIMIZDAN DOLAYI"
değil SAHİP OLDUKLARIMIZI UNUTMAKTAN DOLAYI

- MUVAZAA[Ar.] değil/yerine/= DANIŞIK/LIK

- MUZAHİR[Ar.] değil/yerine/= DESTEKLEYEN, YARDIM EDEN

- MÜZİK/ŞARKI ALBÜMLERİNDE:
10'DA BİRKAÇ
ile 10'DA 10 ile 10'DA 100/1000

( Bir sanatçının, albümlerinde yaptığı müzik ve şarkıların ancak birkaçı, ötekilere göre çok daha fazla sevilir. İLE Bazı sanatçılarımızın, bazı albümlerinde bulunan parçaların, 10'unun da tutması, çok az sanatçının yakalayabildiği bir durum ve başarıdır. İLE Ancak birkaç sanatçımız da, 10 parçalık albümleriyle, bizde 100/1000 büyük şarkılık etki ve coşku uyandırıyor. Aşk şarkıları, bunların başında geliyor. Yazdığı sözleriyle, müziğiyle, buğulu hoş sadâsı, kişilere olan saygısı ve yakınlığıyla, sanat yaşamının başlangıcından beri aynı biçimde ve artarak devam eden tüm dinleyici/hayran kitlesine de baktığımızda, özellikle Yaşar'ım/ız, bu sanatçı ve şarkılara en iyi örneklerden biridir. Başarılarının artarak devamını dileyerek, saygı, sevgi ve teşekkürümüzü sunuyoruz... )

- MÜZİK ve/||/<> BEYİN

( )

- MÜZİSYEN ile VİRTÜÖZ


- NABZA GÖRE ŞERBET ile/ve/||/<> EŞREF/EŞEK SAATİ

- NABZI/M/N ve/||/<>/> KALBİ/M/N

( [atsın, ...] Seksen. VE/||/<>/> Tek sen. )

- NADAS ile/ve/değil/yerine/||/<> NEKÂHET

( Toprakta/bitkilerde. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/> Sayrıda/kişide. )

- NÂFİLE ile/ve/||/<> ZİYÂDE

- NAHÎF/NAÎF[Ar. < NEHÂFET] ile/ve/değil/||/<>/< ZARİF[Ar. < ZARÂFET]

- NÂİL OLMAK ile/ve/<> LÂYIK OLMAK/OLABİLMEK

- NAKİL (ETMEK) ile/ve/değil/yerine/||/<>/< AKIL (ETMEK)

- NÂLÂN[Fars.] değil/yerine/>< HANDÂN[Fars.]

( İnleyici, inleyen. DEĞİL/YERİNE/>< Gülen, gülücü, güler, sevinçli. )
( "Son Hıçkırık"[Hülya Koçyiğit - Kartal Tibet] filmini de izlemenizi salık veririz. )

- NAMAZ:
DÜŞÜNCE
ve EYLEM BİRLİĞİ/BULUŞMASI

- NAMIK KEMÂL FIKRALARI değil NÂM-I KEMÂL FIKRALARI


- NAMIK KEMAL ve/||/<>/< ABDÜLLÂTİF SUPHİ PAŞA

- NANKÖR[Fars.] ile/değil/yerine/>< VEFÂLI

( Tek bir yanlışınızı/eksiğinizi/zararınızı görse, tüm iyiliklerinizi/artılarınızı/yararlarınızı unutur. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Çok fazla yanlışınızı/eksiğinizi/zararınızı görse bile iyiliklerinizi/artılarınızı/yararlarınızı unutmaz. )

- NARSİSİZM:
BİRİNCİL
ile/ve/||/<>/> İKİNCİL

- NASFET/NISFET[Ar.] değil/yerine/= HAK VE ADÂLETE UYGUNLUK

- NÂSIH/NASÎH[< NUSH (çoğ. NASÂYİH)] ile ÖĞÜT VEREN, NASÎHAT EDEN | KUŞATMA

- NASİHAT ile/ve/||/<> NASİP[Ar. NASİB]

- NASIL BİLİRDİNİZ?:
ALLAH'A OLAN MUHABBETİYLE
ve/<> İNSANA/KİŞİLERE OLAN HİZMETİYLE

- NASIL GÖRDÜĞÜNÜ DEĞİŞTİR ve/<>/> NASIL DEĞİŞTİĞİNİ GÖR

- NASIL GÖRÜNDÜĞÜMÜZ ile NE BİLDİĞİMİZ

( Ne bildiğimizi değiştirir. İLE Nasıl göründüğümüzü değiştirir. )

- NASIL KULLANIŞI değil NASIL KULLANILDIĞI


- NASIL YARARLANIRIM? değil/yerine/>< NASIL YARARLI OLABİLİRİM?

- NASIL? ile NE KADAR?

- NASİP ile/ve/değil/yerine AZİM

( Nasip bilmeyip, azim biliriz. )