| SON YAZACA GÖRE |

- GAUSSIAN PULSE[İng.] / IMPULSION GAUSSIENNE[Fr.] / GAUSSSCHER IMPULS[Alm.] ile/değil/yerine/= GAUSS DARBESİ

- GAUSSIAN CURVE[İng.] / COURBE DE GAUSS[Fr.] / GAUSSSCHE KURVE[Alm.] ile/değil/yerine/= GAUSS EĞRİSİ

- GAUSSIAN NOISE GENERATOR[İng.] / GÉNÉRATEUR DE BRUIT GAUSSIEN[Fr.] ile/değil/yerine/= GAUSS GÜRÜLTÜ ÜRETECİ

- GAUSS THEORY[İng.] / THÉORIE DE GAUSS[Fr.] / GAUSSFLUSSGESETZ, GAUSSTHEORIE[Alm.] ile/değil/yerine/= GAUSS KURAMI

- GAUSS-OKULAR[Alm.] ile/değil/yerine/= GAUSS OKÜLERİ

- GAUSSIAN OPTICS[İng.] / OPTIQUE DE GAUSS[Fr.] / GAUSSSCHE OPTIK[Alm.] ile/değil/yerine/= GAUSS OPTİĞİ

- GAVÎ[Ar. çoğ. GAVÛN, GUVÂT | "ga" uzun okunur] ile GAVÎ[Ar.]

( Azgın, azmış, yoldan çıkmış adam. İLE Çok azmış, çok azgın. )

- GAY-LUSSAC'S LAW[İng.] / GAY-LUSSACLOI DE[Fr.] / GAY-LUSSACCHES GESETZ[Alm.] ile/değil/yerine/= GAY-LUSSAC YASASI

- GAYB/GAİB ile/ve/değil EŞİK

- GAYB ile HAZIR


- GAYBE/GAİBE İMAN değil GAYB/GAİB'TEN İMAN(EMİN OLMA)

( Eşiklerimizin/sınırlarımızın farkında olarak ve kabul ederek, sınırlarımızın ötesinde olanlarla kendimizi gereğinden fazla zorlamamak. )

- GAYE ile GAYET ile GAYELİ/LİK ile GAYESİZ/LİK

- GAYR ile GAYRİ ile GAYRI

- GAYRET[Ar.]/EFOR[Fr./İng. < EFFORT] (ETMEK) değil/yerine/= ÇABA/LAMAK

- GAYRET ile/ve/> TEVHİD

- GAYR/Î ile/değil GAYB/Î

- GAYRI ile GAYRİ

( Artık. İLE Başka. )

- GAS BLEACHING[İng.] / GAS BLEICHEN[Alm.] ile/değil/yerine/= GAZ AĞARTIMI

- GAS CURRENT[İng.] / COURANT GAZEUX[Fr.] / GASSTROM[Alm.] ile/değil/yerine/= GAZ AKIMI

- GAS BALLOON[İng.] / GAS BALLON[Alm.] ile/değil/yerine/= GAZ BALONU


- GAS BREAKDOWN, GAS VACUUM BREAKDOWN[İng.] ile/değil/yerine/= GAZ BOŞALMASI

- GAS MULTIPLICATION[İng.] / MULTIPLICATION DES GAZ[Fr.] / GASVERMEHRUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= GAZ ÇOĞAL(T)MASI

- GAS SOLUBILITY[İng.] / SOLUBILITÉ D'UN GAZ[Fr.] / GASLÖSBARKEIT, GASLÖSLICHKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= GAZ ÇÖZÜNÜRLÜĞÜ

- GAS DYNAMICS[İng.] ile/değil/yerine/= GAZ DEVİNBİLİM

- GAS KINEMATICS[İng.] ile/değil/yerine/= GAZ DEVİNİM

- GASEOUS DIFFUSION[İng.] / DIFFUSION GAZEUSE[Fr.] ile/değil/yerine/= GAZ DİFÜZYONU

- GAS SENSING PROBE[İng.] ile/değil/yerine/= GAZ DUYARLI PROB

- GAS ELECTRODE[İng.] / GAS ELEKTRODE[Alm.] ile/değil/yerine/= GAZ ELEKTRODU

- GAS EXPANSION COEFFICIENT[İng.] ile/değil/yerine/= GAZ GENLEŞME KATSAYISI

- GAS CELL FREQUENCY STANDARD[İng.] / ÉTALON DE FRÉQUENCE À CELLULE GAZEUSE[Fr.] ile/değil/yerine/= GAZ GÖZELİ/HÜCRELİ FREKANS ÖLÇÜNÜ/STANDARDI


- GAS CELL[İng.] ile/değil/yerine/= GAZ GÖZESİ/HÜCRESİ

- GAS CHROMATOGRAPHY[İng.] / GAS CHROMATOGRAPHIE[Alm.] ile/değil/yerine/= GAZ KROMATOGRAFİSİ

- GAS LASER[İng.] / LASER À GAZ[Fr.] / GASLASER[Alm.] ile/değil/yerine/= GAZ LAZERİ

- GAS MASER[İng.] / MASER À GAZ[Fr.] / GASMASER[Alm.] ile/değil/yerine/= GAZ MAZERİ

- GAS MECHANICS[İng.] / MÉCANIQUE DES GAZ[Fr.] / GASMECHANIKER[Alm.] ile/değil/yerine/= GAZ MEKANİĞİ

- GAS CONSTANT[İng.] / CONSTANTE DU GAZ[Fr.] / GASKONSTANTE[Alm.] ile/değil/yerine/= GAZ SABİTİ

- GAS CENTRIFUGE PROCESS[İng.] / PROCÉDÉ DE CENTRIFUGATION GAZEUSE[Fr.] ile/değil/yerine/= GAZ SANTRİFÜJLEME İŞLEMİ

- GAS COOLED REACTOR[İng.] / RÉACTEUR REFROIDI AU GAZ[Fr.] / GASGEKÜHLTER REAKTOR, GASGEKÜHLTER REAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= GAZ SOĞUTMALI TEPKİLEŞİM/REAKTÖR

- GAS GENERATING BOTTLE[İng.] ile/değil/yerine/= GAZ ÜRETİM ŞİŞESİ

- VISCOSITY OF GAS[İng.] ile/değil/yerine/= GAZ VİSKOZİTESİ


- FUEL GAS[İng.] / HEIZ GAS[Alm.] ile/değil/yerine/= GAZ YAKIT

- GAS[İng.] / GAZ[Fr.] / GAS[Alm.] ile/değil/yerine/= GAZ

- GAZ[Fr. < Lat. CHAOS[Van Helmont] | "ga" uzun okunur] ile GAZ[Fr. < GAZE] ile GÂZ[Ar.]

( Normal basınç ve sıcaklıkta, olduğu gibi kalan, içinde bulunduğu kabın her yanına yayılma ve bu kabın iç yüzeyinin her noktasına basınç yapmak özelliğinde olan akışkan nesne. İLE Tül. İLE Diş. | Dişle tutma, ısırma. )

- GAZ ile GAZA ile GAZİ/LİK ile GAZ TAŞI ile GAZ YAĞI ile GAZ BETON ile GAZ İBİĞİ ile GAZ OCAĞI ile GAZ PEDALI ile GAZ SAYACI ile GAZ SOBASI ile GAZ YUVARI ile GAZ ÖLÇÜMÜ ile GAZ BOMBASI ile GAZ LAMBASI ile GAZ MASKESİ ile GAZ BOYAMASI ile GAZ DEDEKTÖRÜ ile GAZ KOROZYONU ile GAZ GÖSTERGESİ ile GAZİLER HELVASI

- GAZ ile GAZA ile GAZİ/LİK ile GAZ TAŞI ile GAZ YAĞI ile GAZ BETON ile GAZ İBİĞİ ile GAZ OCAĞI ile GAZ PEDALI ile GAZ SAYACI ile GAZ SOBASI ile GAZ YUVARI ile GAZ ÖLÇÜMÜ ile GAZ BOMBASI ile GAZ LAMBASI ile GAZ MASKESİ ile GAZ BOYAMASI ile GAZ DEDEKTÖRÜ ile GAZ KOROZYONU ile GAZ GÖSTERGESİ ile GAZİLER HELVASI

- GAZÂ[Ar.] ile/||/<> CİHAD[Ar.]

- [ne yazık ki]
!GAZA[Ar.]
ile !GAZVE[Ar.]

( [ne yazık ki][tamamen eskide kalmış olması dileğiyle...]
İslâm'ı korumak ya da yaymak amacıyla müslüman olmayanlara karşı yapılan savaş. İLE Arap derebeylikleri arasında yapılan savaş. | Din uğruna yapılan savaş. | Savaşın başında peygamber varsa. )

- GAZAP ile GADAP

( Gadap kibirden beslenir, kibirin kökü şirktir. )
( İkisi de aynıdır. Z'nin D olarak okunmasından dolayı fark varmış gibi algılanır. )

- CERİDE[Ar.]/GAZETE[İt. < GAZZETTA] değil/yerine/= ÇAĞIM/ÇAVBET

- GÂZİ ile GÂZİ ile GAZÎ

( Savaştan, sağlam ya da (az/çok) yaralı çıkan. İLE Mustafa Kemal ATATÜRK İLE "Gezi" için gaz yiyen. )

- GAZIŞI ile GAZIŞIL

- EXPANSION OF GAS[İng.] / EXPANSION DES GAZ[Fr.] / GASAUSDEHNUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= GAZLARIN GENLEŞMESİ

- KINETIC THEORY OF GASES[İng.] ile/değil/yerine/= GAZLARIN KİNETİK TEORİSİ

- GAS FILLED DIODE[İng.] / DIODE REMPLIE DE GAZ[Fr.] / GASGEFÜLLTEDIODE[Alm.] ile/değil/yerine/= GAZLI DİYOT

- CELLULE AU GAZ[Fr.] ile/değil/yerine/= GAZLI GÖZE/HÜCRE

- GAS CAPACITOR[İng.] / CONDENSATEUR AU GAZ[Fr.] / GASKONDENSATOR[Alm.] ile/değil/yerine/= GAZLI SIĞAÇ

- GAS FILLED TRIODE[İng.] / TRIODE À GAZ[Fr.] / GASGEFÜLLTETRIODE[Alm.] ile/değil/yerine/= GAZLI TRİYOT

- Gd ile Ge

( Gadolinyum'un simgesi. İLE Germanyum'un simgesi. )

- GEBERMEK ile GEBE/LİK ile GEBEŞ/LİK ile GEBELİK TESTİ

- GEÇ ile GEÇE ile GEÇELİ ile GEÇİCİ/LİK ile GEÇİCİ İŞÇİ/LİK ile GEÇİCİ MADDE ile GEÇİCİ PLAKA ile GEÇİCİ TEMİNAT ile GEÇİCİ PERSONEL


- GEÇ ile GEÇE ile GEÇELİ ile GEÇİCİ/LİK ile GEÇİCİ İŞÇİ/LİK ile GEÇİCİ MADDE ile GEÇİCİ PLAKA ile GEÇİCİ TEMİNAT ile GEÇİCİ PERSONEL

- GECE[< GEÇ(>< ERKEN)]/TÜN/DÜN ile/ve/değil/yerine/<>/>< GÜN/DÜZ

( Birlik/Vahdet. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<>/>< Çokluk/Kesret. )
( Gece/karanlık önceliklidir. )
( [Fars., Ar.] ŞEB-TÂ-BE-SEHER: Geceden sabaha kadar. )
( ŞEB Ü RÛZ: Gece gündüz. | RÛZ Ü ŞEB: Gündüz gece. )
( MELEVÂN: Gece ile gündüz.[MÂ-DÂM-EL-MELEVÂN: Gece ve gündüz devam ettikçe. | MÂ-TEÂKAB-EL-MELEVÂN: Gece ile gündüz birbiri ardı sıra geldikçe.]
YA'FUR[çoğ. YAÂFÎR]: Gecenin beşte/altıda bir gibi bölümü. )
( Hakikat. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<>/>< Şeriat. )
( TÜNMEK: Havanın kararıp gece olması. )

- GECELEMEK ile GECELEYEBİLMEK ile GECE/LİK ile GECECİ/LİK ile GECE GECE ile GECE KUŞU ile GECE YAYI ile GECELERCE ile GECE UÇUŞU ile GECE GÜNDÜZ ile GECE HAYATI ile GECE KULÜBÜ ile GECE MAVİSİ ile GECE YANIĞI ile GECE YARISI ile GECE YATISI ile GECE BEKÇİSİ ile GECE KÖRLÜĞÜ ile GECE İŞÇİLİĞİ ile GECE KIYAFETİ ile GECE ÖĞRETİMİ ile GECE GÖSTERİMİ ile GECELİK ENTARİ ile GECELİ GÜNDÜZLÜ

- TRANSIENT MOTION[İng.] / MOUVEMENT TRANSITOIRE[Fr.] / TRANSIENTE BEWEGUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= GEÇİCİ HAREKET

- RETARDED FIELDS[İng.] / CHAMPS RETARDÉS[Fr.] / VERZÖGERTE FELDER[Alm.] ile/değil/yerine/= GECİKMİŞ ALANLAR

- CRITICITÉ RETARDÉE[Fr.] / VERZÖGERTE KRITIKALITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= GECİKMİŞ KRİTİKLİK

- DELAYED NEUTRON FRACTION[İng.] / FRACTION DE NEUTRONS RETARDÉS[Fr.] / VERZÖGERTE-NEUTRONEN-ANTEIL[Alm.] ile/değil/yerine/= GECİKMİŞ NÖTRON KESRİ

- DELAYED NEUTRON[İng.] / NEUTRON RETARDÉ[Fr.] / VERZÖGERTE NEUTRONEN[Alm.] ile/değil/yerine/= GECİKMİŞ NÖTRON

- RETARDED POTENTIALS[İng.] / POTENTIELS RETARDÉS[Fr.] / VERZÖGERTE POTENTIALE[Alm.] ile/değil/yerine/= GECİKMİŞ POTANSİYELLER

- COMPATIBILITY, TOLERANCE[İng.] / COMPATIBILITÉ, TOLÉRANCE[Fr.] / VERTRÄGLICHKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= GEÇİMLİLİK, TOLERANS


- PERMEABILITY, PERMITTIVITY[İng.] / PERMÉABILITÉ, TRANSMISSIVITÉ, TRANSMITTANCE[Fr.] / DUCHLÄSSIGKEIT, DURCHLÄSSIGKEIT, TRANSMISSIVITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= GEÇİRGENLİK

- TRANSMISSION ELECTRON MICROSCOPE (TEM)[İng.] / MICROSCOPE ÉLECTRONIQUE À TRANSMISSION[Fr.] / ÜBERTRAGUNGSELEKTRONENMIKROSKOP[Alm.] ile/değil/yerine/= GEÇİRMELİ ELEKTRON MİKROSKOBU

- TRANSITION ELEMENT[İng.] ile/değil/yerine/= GEÇİŞ ELEMENTİ

- TRANSITION ENTROPY[İng.] / ENTROPIE DE TRANSITION[Fr.] / ÜBERGANGSENTROPIE[Alm.] ile/değil/yerine/= GEÇİŞ ENTROPİSİ

- TRANSITION MOMENT[İng.] / MOMENT DE TRANSITION[Fr.] / ÜBERGANGSMOMENT[Alm.] ile/değil/yerine/= GEÇİŞ MOMENTİ

- TRANSITION POTENTIAL[İng.] / GEÇIŞ POTANSIYELI[Alm.] ile/değil/yerine/= GEÇİŞ POTANSİYELİ

- TRANSITION TIME[İng.] / DURÉE DE TRANSITION[Fr.] / TRANSITIONZEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= GEÇİŞ SÜRESİ

- GEÇİT ile GEÇİŞ

- GEÇMEK ile GEÇMEZ/LİK ile GEÇMELİ ile GEÇMELİK ile GEÇMEZ NOT ile GEÇMEZ AKÇE

- GEÇMİŞ ile GEÇMİŞLİ ile GEÇMİŞSİZ ile GEÇMİŞ ZAMAN ile GEÇMİŞİ KINALI ile GEÇMİŞİ KANDİLLİ


- GEIGER-BRIGGS RULE[İng.] / RÈGLE DE GEIGER-BRIGGS[Fr.] / GEIGER-BRIGGSSCHE REGEL[Alm.] ile/değil/yerine/= GEİGER-BRİGGS KURALI

- GEIGER-MÜLLER COUNTER[İng.] / COMPTEUR DE GEIGER-MÜLLER[Fr.] / GELGER-MÜLLER-ZÄHLROHR[Alm.] ile/değil/yerine/= GEİGER-MÜLLER SAYACI

- GEIGER-MÜLLER PROBE[İng.] / SONDE GEIGER-MÜLLER[Fr.] / GEIGER-MÜLLER-SONDE, GEIGER-MÜLLER-TASTER[Alm.] ile/değil/yerine/= GEİGER-MÜLLER SONDASI

- GELGER-NUTTALSCHE BEZIEHUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= GEİGER NUTTAL BAĞINTISI

- GEISSLER TUBE[İng.] / TUBE DE GEISSLER[Fr.] / GEISSLERSCHES RÖHRE[Alm.] ile/değil/yerine/= GEİSSLER TÜPÜ

- GELEBİLMEK ile GELE ile GELEN ile GELEN GEÇEN ile GELEN GİDEN

- GELENEKÇİ/LİK" ile/değil/yerine GELENEKLİ/LİK

- GELİNCİK ile/<> KAKIM/KAKUM/ERMİN/AS/AZ[dvlgtrk]

( ... İLE/<> Kutup gelinciği. Sansargillerden, yazın, esmer kırmızı, kışın beyaz renkli gelincik. )
( İLE/<> )

- ANGLE OF REFLECTION[İng.] / ANGLE DE LA RÉFLEXION[Fr.] / REFLEXIONSWINKEL, AUSFALLSWINKEL[Alm.] ile/değil/yerine/= GELİŞ/YANSIMA AÇISI

- GELİŞMESİNE YOL AÇAR değil GELİŞMESİNİ SAĞLAR


- ADVANCED GAS COOLED REACTOR[İng.] ile/değil/yerine/= GELİŞTİRİLMİŞ GAZ SOĞUTMALI REAKTÖR

- GELL-MANN-OKUBO MASS FORMULA[İng.] / FORMULE DE MASSE DE GELL-MANN-OKUBO[Fr.] / GELL-MANN-OKUBO-MASSENFORMEL[Alm.] ile/değil/yerine/= GELL-MANN-OKUBO KÜTLE FORMÜLÜ

- INCIDENCE PLANE[İng.] / PLAN D'INCIDENCE[Fr.] / ANFANGSEBENE[Alm.] ile/değil/yerine/= GELME DÜZLEMİ

- GEM ile GEMİ/LİK ile GEMİCİ/LİK ile GEMİ LEŞİ ile GEMİ ADAMI ile GEMİ BOZMA ile GEMİ ASLANI ile GEMİ ENKAZI ile GEMİ MÜDÜRÜ ile GEMİ TAKIMI ile GEMİ YATAĞI ile GEMİ ÇIKIŞI ile GEMİCİ NURU ile GEMİ İSKELETİ ile GEMİ IZGARASI

- GEM ile GEMİ/LİK ile GEMİCİ/LİK ile GEMİ LEŞİ ile GEMİ ADAMI ile GEMİ BOZMA ile GEMİ ASLANI ile GEMİ ENKAZI ile GEMİ MÜDÜRÜ ile GEMİ TAKIMI ile GEMİ YATAĞI ile GEMİ ÇIKIŞI ile GEMİCİ NURU ile GEMİ İSKELETİ ile GEMİ IZGARASI

- GEN/GENE[İng.] değil/yerine/= KALITLIK

- GEN MUTASYONU/GENE MUTATION[İng.] değil/yerine/= GEN DEĞİŞİNIMİ

- GENC[Ar.] ile GENÇ[Ar.]

( Hazine, define. İLE Yaşı, ilerlememiş olan. )

- GENÇLEŞMEK ile GENÇLEŞTİRMEK ile GENÇLEŞTİRİLMEK ile GEN ile GENE ile GENÇ/LİK ile GENELEME ile GENÇ İRİSİ

- GENÇLEŞMEK ile GENÇLEŞTİRMEK ile GENÇLEŞTİRİLMEK ile GEN ile GENE ile GENÇ/LİK ile GENELEME ile GENÇ İRİSİ


- GENE DUPLICATION[İng.] değil/yerine/= GEN ÇİFTLENMESİ

( Genellikle eşit olmayan çaprazlanma (crossing-over) sonucunda bir lokusun ekstra bir kopyasının oluşturulmasıdır.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- GENE FAMILY[İng.] değil/yerine/= GEN AİLESİ

( Ortak bir atadan gelen ve birebir aynı ya da benzer özellikleri taşıyan lokus gruplarının gruplarıdır.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- GENE INTERACTION[İng.] değil/yerine/= GEN ETKİLEŞİMİ

( Birden fazla genin bir karakteri etkilemesi durumu.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- GENE[İng.] değil/yerine/= GEN

( Kromozom üzerinde belirli bir yer işgal eden, fiziksel özelliklerin ve canlıya ait fonksiyonların kalıtımının temel birimidir. Kalıtsal karakterlerin ebeveynden yavrulara aktarılmasını sağlar. Tek bir gen belirli bir DNA ya da bazı durumlarda RNA uzunluğuna ve nükleotit sayısına sahiptir. Genler protein sentezini yönetir, kendilerini eşler ve RNA tiplerinin sentezini yaparlar.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- GENERALIZED VELOCITY[İng.] / GENERALISIERTE GESCHWINDIGKEIT, VERALLGEMEINERTE GESCHWINDIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= GENELLEŞTİRİLMİŞ HIZ

- GENERALIZED COORDINATES[İng.] / COORDONNÉES GÉNÉRALISÉES[Fr.] / VERALLGEMEINERTE KOORDINATEN[Alm.] ile/değil/yerine/= GENELLEŞTİRİLMİŞ KOORDİNATLAR

- GENERALIZED FORCE[İng.] / GENERALISIERTE KRAFT, VERALLGEMEINERTE KRAFT[Alm.] ile/değil/yerine/= GENELLEŞTİRİLMİŞ KUVVET

- ÉLAN GÉNÉRALISÉ[Fr.] / GENERALISIERTES MOMENTUM, VERALLGEMEINERTER IMPULS[Alm.] ile/değil/yerine/= GENELLEŞTİRİLMİŞ MOMENTUM

- GENETİK DAĞILIM[İng. GENETIC VARIANCES] ile/||/<> GENETİK HETEROJENİTE[İng. GENETIC HETEROGENEITY] ile/||/<> KAŞİF ETKİSİ[İng. FOUNDER EFFECT]

( Bir popülasyondaki genetik heterojenitenin sebep olduğu fenotipik dağılım. @@ Birkaç farklı genotipin varlığının o genotipin hastalığının bileşenlerine katkı sağlamasıdır. Aynı hastalığa sebep olan çeşitli gen bozukluklarının varlığı, ki bu bozukluklar aynı genin farklı pozisyonlarındaki mutasyon sebebiyle oluşmuş olabilir, genetik heterojenite ile ilişkilidir. Alzheimer hastalığı, kistik fibroz ve lipoprotein lipaz rahatsızlıkları. @@ Başlangıçtaki bir popülasyondan rastgele seçilen (ya da doğal yollarla izole olan) daha küçük öbekteki bireylerin genetik dağılımlarından ötürü, bu küçük popülasyondan gelecekte oluşacak büyük popülasyondaki bireylerin, rastgele seçilen bireylerin genetik yapısını temsil ediyor olmasıdır. Genetik sürüklenmenin ana unsurlarından biridir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- GENETİK[İng. GENETICS] ile/||/<> ADAPTASYON[İng. ADAPTATION] ile/||/<> AMNİYOSENTEZ[İng. AMNIOCENTESIS] ile/||/<> ANNE ETKİSİ[İng. MATERNAL EFFECT] ile/||/<> APOPTOZ[İng. APOPTOSIS] ile/||/<> CAENORHABDİTİS ELEGANS ile/||/<> DOĞUM ÖNCESİ TANI[İng. PRENATAL DIAGNOSIS] ile/||/<> DOWN SENDROMU[İng. DOWN SYNDROME]

( Biyolojinin organizmalardaki kalıtım ve çeşitliliği inceleyen bilim dalıdır. "Genesis", yani "köken" sözcüğünden gelmektedir. Kalıtım bilimi olarak da bilinir. Biyolojinin bir alt dalı olup, canlı organizmalardaki kalıtım ve çeşitliliğin bilimidir. Canlıların özelliklerinin kalıtsal olduğunun bilinci ile, tarih öncesi çağlardan beri bitki ve hayvanlar ıslah edilmiştir. Bununla birlikte, kalıtımsal aktarım mekanizmalarını anlamaya çalışan modern genetik bilimi ancak 19. yüzyılın ortalarında, Gregor Mendel'in çalışmasıyla başlamıştır. Mendel, kalıtımın fiziksel temelini bilemediyse de, bu özelliklerin ayrık (kesikli) bir tarzda aktarıldığını gözlemlemiştir ve günümüzde bu kalıtım birimlerine "gen" adı verilmektedir. @@ Genetik dağılım üzerine uzun süreli etki eden doğal seçilim sonucunda, türlerin çevresel ihtiyaçlara uygun özellikler kazanması ya da var olan özelliklerin değişimidir. Örneğin, yassı balıkların atalarında, gözler çift taraflı simetriye uygun olarak gözün iki yanında bulunmaktayken balıkların nesiller boyunca okyanus tabanlarında ve yatay biçimde yaşamaya adapte olmaları nedeniyle gözlerden tabana bakan, vücudun diğer tarafında okyanusun içine bakan gözün yanına doğru kaymıştır. Yassı balıklar, okyanus tabanında yaşadıkları için sadece yukarıdan gelebilecek saldırılara karşı bu biçimde bir adaptasyon geçirmişlerdir. @@ Genellikle hamileliğin ikinci ya da üçüncü trimesterinde yapılan doğum öncesi test. Fetüsteki Down sendromu gibi genetik bozukluklar ya da kromozonal bir durum olup olmadığının teşhis edilebilmesi için kullanılır. Amniyosentez sırasında fetüsü çevreleyen amniyotik keseden az miktarda amniyotik sıvıyı çıkarmak için ince bir iğne kullanılır. Bu sıvı örneği daha sonra laboratuvarda test edilir. Hamilelik sırasında fetüs, amniyotik kesenin içinde büyür. Amniyotik sıvı, fetüsü çevreler ve korur. Ayrıca fetüsün bazı gözelerini de içerir. @@ Bireylerin sadece annelerinden kaynaklı, genetik olmayan etkilerden ötürü tür içinde çeşitliliğin oluşması durumudur. @@ Hücrelerin genetik olarak embroyonik morfogenez ve gelişim, metamorfoz ve imün sisteminin B ve T gözelerinin gelişimi sırasında, belirli zamanlarda programlı bir biçimde ölümü. Apoptozdaki bozukluklar, kanserle ilişkilendirilebilir. Anti-apoptoz proteinleri Bcl-2 ve HSP ailelerini kapsar. Apoptoz genellikle tümör nekroz etmen reseptör (TNFR) ailesine ait ölüm reseptörlerinin (DR) aktivasyonu ile tetiklenir. @@ Normalde kendi kendisini dölleyen, gelişim genetiği ayrıntılı olarak çalışılmış bir kara nematodu. Uzunluğu 1 mm kadardır. Mayotik ayrılma sırasında kaybolan X kormozomu erkeklerin olmuşmasına sebep olur. Apoptozun (planlı göze ölümü) genetik temelleri ilk defa 1986 yılında C.elegans üstünde gösterilmiştir. Eşit boyda 5 kromozomu bulunur ve 1998 yılında bütün genomu dizilmiştir. 97 Mbp uzunluğundaki genomu 19.000 gen bulundurur. İnsan geninin %74’ünün C.elegans genomunda homoloğu bulunur. @@ Tek gen hastalıkları ya da diğer genetik anormalliklerin görülme olasılığının yüksek olduğu gebeliklerde amniyosentez 16-18 haftalık gebelik ya da cvs, 10-12 haftalık gebelik hakkında elde edilen gözeleri DNA`yı kullanarak tanılama. @@ Ekstradan 21.kromozomun kalıtılmasıyla oluşan zihinsel özürlülüğe sebep olan genetik hastalık. Down sendromlu bireyler genelde; kısa ve uzuvları bodur olur. Geniş ve yuvarlak suratları, eyer biçimli burunları, genelde ağızlarından sarkan kalın dilleri vardır. Down sendromunun olasılığı annenin artan yaşı ile hızla artar, özellikle 40 yaşından sonra.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- GENEZ ile/ve/||/<> GENEZE

( Kolay. İLE/VE/||/<> Gizlenerek beklenilen yer. )

- GENİ-/GENİO- ile/||/<> GNATH-/GNATHO- ile/||/<> MENTO-

( Çene. İLE/||/<> Çene. İLE/||/<> Çene. )

- BROAD SPECTRUM ANTIBIOTIC[İng.] / ANTIBIOTIQUES[Fr.] / BREITBAND-ANTIBIOTIKUM[Alm.] ile/değil/yerine/= GENİŞ TAYFLI/SPEKTRUMLU ANTİBİYOTİK

- THEORY OF EXPANDING UNIVERSE[İng.] / THÉORIE DE L'UNIVERS EN EXPANSION[Fr.] / EXPANDIERENDE WELTALL THEORIE, ERWEITERNTHEORIE, ERWEITERNUNIVERSUMTHEORIE[Alm.] ile/değil/yerine/= GENİŞLEYEN EVREN KURAMI

- GENİTAL ile GENİTALİA ile GENİTO-ÜRİNER

( Eşeysel, üreme[yle ilgili]. İLE Eşeysel/üreme örgenler/i. İLE Üreme-işeme [ile ilgili]. )

- AMPLITUDE ANALYZER[İng.] / AMPLITUDE-ANALYSATOR[Alm.] ile/değil/yerine/= GENLİK ÇÖZÜMLEYİCİSİ

- AMPLITUDE LEVEL[İng.] / NIVEAU D'AMPLITUDE[Fr.] / AMPLITUDENNIVEAU[Alm.] ile/değil/yerine/= GENLİK DÜZEYİ/SEVİYESİ

- AMPLITUDE MODULATED WAVE[İng.] / ONDE MODULÉE EN AMPLITUDE[Fr.] ile/değil/yerine/= GENLİK KİPLEMELİ DALGA

- AMPLITUDE RESONANCE[İng.] / RÉSONANCE D'AMPLITUDE[Fr.] / AMPLITUDENRESONANZ[Alm.] ile/değil/yerine/= GENLİK REZONANSI

- GENOKOPİ[İng. GENOCOPY] ile/||/<> GENOTİP GÖRECELİ RİSKİ[İng. GENOTYPE RELATIVE RISK]

( Bir gen/genotipin başka bir gen/genotiple aynı fenotipe sebep olması. Genlerin sesteşliği de denilebilir. @@ Bir lokustaki bir genotipe karşı aynı lokustaki farklı genotipin hastalık riskidir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- GENOM[İng. GENOME] ile/||/<> BALON BALIĞI (PUFU)[İng. PUFFER FISH] ile/||/<> ÇİFT SARMALLI RNA[İng. DOUBLE-STRANDED RNA] ile/||/<> ENTREZ ile/||/<> EPİGENETİK[İng. EPIGENETICS]

( Bir organizmanın içerisindeki genetik materyalin tamamına verilen addır. Bir canlının (genellikle tek bir gözesinin) sahip olduğu bütün genetik kodu belirtir. @@ Balon balığı, Fugu rubripes, aslında insan genomuyla aynı sayıda gen içerir ama genomu insan genomundan sekiz kat daha kompakttır. (3 Gb'ye kıyasla yaklaşık 400 Mb). @@ Ökaryotlarda,yazılım sürecinde kaza ile oluşan bir üründür.Bu ürün belirli bir virüsün genomu olarak karşımıza çıkabilir ya da virüslerin çoğalması sırasında üretililip,v iral enfeksiyonun bir işareti olarak görülebilir. Çift sarmal RNA nın, sitokin üretimini artırdığı için, viral enfeksiyonunun genel semptomlarının sorumlusu olan zehirli bir madde olduğu düşünülüyor. Çift sarmal RNA, antivirus bağışıklık mekanizmasının ana maddesi olan PKR enziminin ana aktivatörüdür. @@ Kansere neden olan genlerin bulunduğu kromozomların, gen kitaplarının, genlerin ve genom gibi genetik materyale ait kaynaklara ulaşmayı sağlayan bir erişim sistemidir. @@ Hücrenin gelişimi ve sürekliliği çok sayıda kimyasal reaksiyon tarafından kontrol edilir. Bazı stratejik zamanlarda genomun bazı kısımları "kapatılır", diğer zamanlarda bu kısımlar "açılır". Epigenetik çalışma, bu reaksiyonları ve onları etkileyen etmenlerin araştırılmasıdır. Kısaca, genetik işlemlere sebep olacak tepkimelerin ve bu tepkimeleri kontrol eden biyokimyasal içeriğin araştırılması bilimidir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- GENOM/GENOME[İng.] değil/yerine/= SOY KALITI

- GENZEL ve/||/<> GENZEK

( Genizle ilgili. | Genizden çıkarılan (selen), genizsi. VE/||/<> Genizden konuşan, hımhım. )

- GEO- ile/||/<> TOP-/TOPO-/-TOPY

( Yer, toprak. İLE/||/<> Yer, yerleşim, lokalize. )

- GEOMETRİ ile GEOMETRİK ile GEOMETRİK YER ile GEOMETRİK DİZİ ile GEOMETRİK ÇİZİM

- GEOMETRIC MEAN[İng.] değil/yerine/= GEOMETRİK ORTALAMA

( Bir veri grubunda bulunan verilerin çarpımlarının, n veri sayısı olmak üzere n'inci dereceden köküne denir.[1] Örneğin, 2 veriden oluşan bir veri grubunda x1 ve x2 sayılarının geometrik ortalama şu biçimde hesaplanır: G=x1x2G=\sqrt{x_1x_2}G= x 1 ​ x 2 ​

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- GEOMETRICAL SIMILARITY[İng.] / SIMILITUDE GÉOMÉTRIQUE[Fr.] / GEOMETRISCHE ÄHNLICHKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= GEOMETRİK BENZERLİK

- GEOMETRIC DISTRIBUTION[İng.] / DISTRIBUTION GÉOMÉTRIQUE[Fr.] / GEOMETRISCHE VERTEILUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= GEOMETRİK DAĞILIM

- GEOMETRIC MOMENT OF INERTIA[İng.] / MOMENT D'INERTIE GÉOMÉTRIQUE[Fr.] / GEOMETRISCHEN TRÄGHEITSMOMENT[Alm.] ile/değil/yerine/= GEOMETRİK EYLEMSİZLİK MOMENTİ

- GEOMETRIC SHADOW[İng.] / OMBRE GÉOMÉTRIQUE[Fr.] / GEOMETERISCHER SCHATTEN[Alm.] ile/değil/yerine/= GEOMETRİK GÖLGE


- GEOMETRICAL OPTICS[İng.] / OPTIQUE GÉOMÉTRIQUE[Fr.] / GEOMETRISCHE OPTIK[Alm.] ile/değil/yerine/= GEOMETRİK OPTİK

- GEOMETRIC ATTENUATION[İng.] ile/değil/yerine/= GEOMETRİK SÖNÜMLEME

- ATTÉNUATION GÉOMÉTRIQUE[Fr.] / GEOMETRISCHE SCHWÄCHUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= GEOMETRİK ZAYIFLAMA

- GEOPHYSICS[İng.] değil/yerine/= JEOFİZİK

( Jeofizik, fizik, matematik ve jeolojiyi birleştirerek, yeryüzünde meydana gelen fiziksel süreçleri ve olayları inceleyen bilim dalıdır.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- ABSOLUTE EXPANSION, REAL EXPANSION[İng.] / EXPANSION ABSOLUE, EXPANSION RÉELLE[Fr.] / ABSOLUTE EXPANSION, WIRKLICHE EXPANSION[Alm.] ile/değil/yerine/= GERÇEK GENLEŞME

- INTRINSIC TRACER[İng.] / TRACEUR INTRINSÈQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= GERÇEK/ÖZ İZLEYİCİ

- GERÇEKTE ile GERÇEKTEN

- GEREKÇELENDİRME[İng. JUSTIFICATION] ile/||/<> ÇIKARIM[İng. INFERENCE] ile/||/<> DEGETTİERİZASYON[İng. DEGETTIERIZATION] ile/||/<> DEONTOLOJİK GEREKÇELENDİRME[İng. DEONTOLOGICAL JUSTIFICATION] ile/||/<> DİNİ EPİSTEMOLOJİ[İng. RELIGIOUS EPISTEMOLOGY] ile/||/<> GERİ GİDİŞ TEZİ[İng. REGRESS ARGUMENT] ile/||/<> GÜVENİLİRCİLİK[İng. RELIABILISM] ile/||/<> İNANÇ[İng. BELIEF] ile/||/<> TEMİNAT KOŞULU[İng. WARRANT CONDITION]

( “Meşrûlaştırma” gibi kullanımı çok nadiren olsa da kullanımdadır. Sait Reçber gibi hocalarımızın ise “haklı çıkarım” olarak kullandığını bildiğimiz bu kavram Gettier’in etkisiyle çağdaş epistemolojinin en tartışmalı kavramlarından biri olmuştur. Doğru inancı bilgiye dönüştüren bir unsur olarak görülen bir kavram bilgiye epistemik sorumluluk ve güvence katan bir işleve sahiptir. Daha fazla bilgi için şu yazımızı okuyabilirsiniz. @@ Mevcut öncüller ile varılan sonuç. Çıkarım yapmak, mevcut kanıtlarla varılan sonuçlara atıfta bulunmak için kullanılır ve akıl yürütme ile bir sonuca varma süreci olarak da ifade edilir. Doğru öncüllerden doğru çıkarımlar yapılabileceği gibi doğru öncüllerden yanlış çıkarımlar yapmak ya da yanlış öncülden doğru çıkarımlar yapmak mümkündür. @@ Gettier’in ‘Gerekçelendirilmiş İnanç Bilgi Midir?’ adlı makalesinden sonra çağdaş epistemoloji, gerekçelendirme unsuruna odaklanmıştır. Bu makalesinde Gettier, geleneksel bilgi tanımında yer alan gerekçelendirme unsurunun, doğru inancın bilgi haline gelmesinde şans faktörünü dışarıda bırakamadığına yönelik eleştiriler yapmıştır. Bu da çağdaş epistemolojide gerekçelendirmenin doğasına yönelik sorgulamalara yol açmış ve Gettier sorunu olarak bilinen sorunun üzerine yoğunlaşılmasına neden olmuştur. Degettierizasyon ise Gettier’in ortaya koyduğu sorunun çözülmesi ve gerekçelendirme unsurunu sağlamlaştırma çabasını ifade etmektedir. @@ Epistemik olmayan gerekçelendirme türleri arasında yer alan deontolojik gerekçelendirme, çoğunlukla geleneksel epistemolojide kullanılsa da çağdaş epistemolojideki düşünürler tarafından da kullanılmıştır. Deontolojik gerekçelendirme, öznenin, bir önermeye inanma yükümlülüğünü ifade etmektedir. Bu da gerekçelendirmenin, normatif bir unsur olduğu anlamına gelmektedir. Başka bir deyişle öznenin, p önermesinin doğruluğuna inanması için yeterli ve geçerli kanıtlara sahipse bu önermeye inanması onun için bir yükümlülük haline gelmektedir. Öznenin p önermesine inanması, ahlaki bir yükümlülük olmaktadır. Dolayısıyla deontolojik gerekçelendirme, normatif unsurlara dayanmaktadır. Çağdaş epistemolojide deontolojik gerekçelendirmeye yönelik tutumlar, içselcilik ve dışsalcılık yaklaşımları altında çeşitlilik göstermektedir. Örneğin dışsalcı yaklaşım altında kuramlarını sınıflandırdığımız Goldman ve Plantinga gibi isimler, gerekçelendirme kavramının normatif özelliğinden kaçınmak adına teminat koşulu gibi ifadeleri daha uygun bulurlar. Ancak Chisholm ve Clifford gibi içselci yaklaşıma sahip isimler ise gerekçelendirmenin normatif bir unsur olduğunu ileri sürüp öznenin, bir inanca inanma yükümlülüğü olduğunu savunurlar. Bu bağlamda deontolojik gerekçelendirmenin iki çeşidi vardır: Kanıtlanmış bir inanca inanma yükümlülüğü ile inanılan önermeye göre davranmak. Bunlardan ilki, öznenin, herkesin ulaşabileceği türden kanıtlara dayanarak bir inancın gerekçelerini ortaya koyması ve bu inanca yönelik sağlam gerekçeleri bulunduğu için inanma yükümlülüğüne tabi olması biçiminde açıklanabilir. İkincisi ise Clifford’ın yaklaşımından hareketle savunulan radikal bir deontolojik gerekçelendirme türüdür. Buna göre gerekçelendirme, yalnızca inançlara dair sağlam nedenler ortaya koymak değil, söz konusu nedenlerden hareketle inançlara göre davranmayı da gerektirir. Yani öznenin, hem inançlarının kanıtlarına inanması hem de bu kanıtların gerektirdiği biçimde davranması ahlaki bir sorumluluktur. Bu da gerekçelendirmenin normatif bir unsur olduğunu gösteren yaklaşımlardan biridir. @@ Dini inançların da diğer inançlar gibi aynı epistemik statüye sahip olduğunu savunan dini epistemoloji, dini inançların rasyonelliğini gösterme çabasından çok bu inançlarında rasyonel olarak tartışılabileceği bir alandır. Dini Epistemoloji’nin en ünlü savunucularından biri Plantinga ve Swinburne’dur. Bu yaklaşım özünde Delilciliğe bir tepki niteliği taşır ve kökenleri John Calvin, Herman Bavinck ve Karl Barth gibi isimlerle ilişkilendirilir. Dini Epistemolojiyi, Reformcu Epistemoloji ile karıştırmamak önemlidir. Reformcu Epistemoloji’yi Dini Epistemoloji’nin alt alanı olarak görmek mümkündür., önermesel bir delile ihtiyacımız olmak zorunda değildir.” Reformist epistemoloji, delilcilik (evidentialism) ve klasik temelselcilik (classical foundationalism) yaklaşımlarına ateşli bir karşı çıkışa işaret eder ve bu sorulara Reformist Epistemoloji en temelde şöyle cevap verir; “Teistik inancın gerekçelendirilmesinde önermesel bir delile ihtiyacımız olmak zorunda değildir.” Birçok dini ve reformcu epistemolog için Tanrı inancı; rasyoneldir, gerekçelendirilebilir, epistemik olarak temeldir, gerekçelendirme için temeldir. Konuya dair şu, şu, şu, ve şu yazımızı okuyabilirsiniz. @@ Geri gidiş tezi, bir inancın gerekçelendirmesinin bir başka inanca dayanması nedeniyle sonsuza kadar geri gidebileceğini ileri süren kuşkucu yaklaşıma yönelik, temele güvenilir bir inanç koyarak bu gerilemeyi durdurmak anlamına gelmektedir. Descartes’tan bu yana temelciliğin esas noktası olan temel inançlar, kendinden gerekçeli ve doğruluğu başka bir inanca dayanmayan inançlar oldukları için, gerekçelendirmenin sonsuz geriye gidiş sorununa bir çözüm olarak ileri sürülmüştür. Tüm inançlar, söz konusu temel inançlardan çıkarım yoluyla elde edilir. Böylelikle kuşkuculuğun sonsuz geriye gidiş eleştirilerine yönelik bir çözüm olarak temel inançları ortaya koyan temelciliğe göre, gerekçelendirme sonsuza kadar geriye gidemez. Çünkü her inanç, en nihayetinde, temel bir inançtan çıkarımla elde edilmiştir. Bir inancın temel inanç olması ise başka inançlara dayanmaksızın kendinden gerekçeli olması anlamına gelmektedir. Söz konusu geriye gidiş, temel inançlara ulaşıncaya dek devam etmektedir. Geri gidiş tezini benimsemiş olan temelciliğe yöneltilen itirazlar, temel inançların mahiyetine ilişkin olmakla birlikte, epistemik gerileme argümanı ve kavramsal gerileme argümanı olarak iki biçimde ifade edilebilir. (Ayrıntılı bilgi için bkz: Richard Fumerton, Gerekçelendirme Teorileri, Çev. Ayşenur Üngür Tabur.) @@ Dışsalcılığın ılımlı bir türü olan güvenilircilik, epistemik gerekçelendirme sorununa çözüm olarak ortaya atılan bir kuramdır. Bu kuram, bilme araçlarından hareketle elde ettiğimiz inançların, oluşturulma süreçlerinin güvenilirliğine odaklanır ve bilginin, bu sürecin güvenilirliği neticesinde meydana geldiğini ileri sürmektedir. Güvenilir süreçler, epistemik öznenin doğru inanç oluşturması için gerekli olan esas koşuldur. Söz konusu süreçlere özellikle duyum ve algıyı ekleyen güvenilircilik; dış koşulların uygun olması, olguların ve önceki inançların şu an oluşturulan inançla olan sebebe dayalı ilişkisinin sekteye uğramaması ve mantıksal çıkarım gibi koşulların da sürecin güvenilirliğinde önemli bir rol oynadığını ileri sürmektedir. Güvenilirciliğin dışsalcı olmasının nedeni, öznenin, güvenilir süreçleri farkında olmasını ya da bu süreçlere bilişsel erişimin olmasını gerekli görmemesidir. Burada önemli olan nokta, güvenilirliğin kendisidir. Ilımlı olmasının nedeni ise hem dışsal koşulları hem de öznenin bilişsel yetilerinin güvenilirliğini dikkate almasından kaynaklanmaktadır. Başka bir deyişle güvenilircilik, zihinsel faaliyetleri tamamen saf dışı bırakmamakla birlikte, bir inancı teminat altına alınmasını sağlayabilecek asıl unsurların dışsal koşullarda aranması gerektiğini ileri sürmektedir. Güvenilirciliğin kayda değer temsilcilerinden biri olan Alvin I. Goldman, ‘Gerekçelendirilmiş İnanç Nedir?’ ve ‘Bilgide Sebebe Dayanma Koşulu’ adlı makalelerinde, kuramın ana hatlarını belirtmiştir. Bu doğrultuda güvenilircilik, iki farklı teminat koşulu ortaya koymuştur: Sürecin güvenilirliği (Bkz: Güvenilirlik) ve sebebe dayanma. Sebebe dayanma koşulu, bilgiyi, ‘sebebe dayalı olarak gerekçelendirilmiş doğru inanç’ olarak tanımlar ve sınırlar. Goldman’a göre uygun sebebe dayalı süreçler, öznenin duyum, algı, çıkarım yapma, daha önceki inançları arasında değerlendirme yapma ve hatırlama gibi içsel durumların birbiriyle olan ilişkisini ifade etmektedir. Yani öznenin, fizik nesneleri duyumsarken ya da algılarken oluşturduğu inançları ile bu inançların oluşturulduğu kaynak olan fizik nesne arasındaki uyumluluk, uygun sebebe dayalı süreçlerden meydana gelmiştir. Dolayısıyla özne, söz konusu süreçlerin güvenilir olduğuna karar verirken yalnızca o anki deneyiminden değil, geçmiş deneyimlerinden de yararlanarak sürecin güvenilirliğini denetler. Söz konusu iki farklı teminat koşulu, birbirinden bağımsız olmanın aksine beraber çalıştıkları sürece bilginin meydana gelmesine olanak sağlamaktadır. O halde güvenilirciliğin ana hatları: Olgu ile inanç arasındaki karşılıklı ilişki, önceki inançlar ile sonraki inançlar arasında sebebe dayalı bir ilişki, inançları oluştururken güvenilir süreçlere dayanmak, inancı teminat altına alacak olan unsurların özenin dışında olması ve söz konusu sebebe dayanma koşulunu doğru bir biçimde yeniden inşa etme süreci olarak sıralayabiliriz. Daha fazla bilgi için şu yazımızı okuyabilirsiniz. @@ “Gerekçelendirilmiş doğru inanç” şeklindeki geleneksel üç parçalı bilgi tanımımızdaki inanç unsuru bilgi içerisindeki öznel ve psikoloji-zihin temelli unsura işaret eder. Burada inanç ifadesinden kastımız, kabul etmekle eşdeğerdir. S kişisinin, Q’ya inanması demek S’in Q’yu kabul ettiği anlamına gelir. Örneğin, elimi ileri ve yukarı doğru kaldırıp elimdeki kalemi bırakmayı planlıyorum. Bu durumda hem kalemin düşeceğine inanırım hem de düşeceğini kabul ederim. Türkçe’de inanma farklı anlam çağrışımlarına sebep olduğu için, inancı salt dini anlamda ya da dayanak sahibi olmaksızın kabul etme anlamında kullanmadığımızı belirtmek isteriz; kast ettiğimiz şey iman (faith) değildir. Diğer yandan, inanç kavramına dair önermesel olmayan inanç türünü işaret etmediğimizi eklemek isteriz; burada inanç derken önermesel olan ve kabule dayanan bir zihin halinden söz ediyoruz. Örneğin “Dünyanın düz olduğuna inanmıyorum.” ile “Dünyanın düz olduğunu kabul etmiyorum.” ifadeleri buradaki inanç tanımına göre eşdeğerdir. Böylece öznenin bir önermenin doğruluğunu tasdik etmeye dairi zihinsel durumuna inanç ya da kabul, bilgiye dair söz konusu koşula da İnanç/Kabul Koşulu ismini verebiliriz. Epistemoloji tarihinde birçok düşünür için inancın bilgiye kıyasla daha alt bir zihinsel durum biçimi olarak görüldüğünü eklemekte fayda var. Çünkü bilginin salt inanç sahipliğine kıyasla sahip olunması daha iyi ve tercih edilebilir olduğu kabul edilir. Önermesel inanç, bir önermenin içeriğinin doğruluğunu kabul etmeye dayanır. “İstanbul’daki seçimleri X’in kazanacağına inanıyorum.” ifadesinde, önermenin içeriğinin doğruluğuna inanmayı kast ediyoruz. Aynı zamanda, bu inanca yönelmemizde seçim anketleri, medyadaki etki ya da genel kamuoyu gibi bazı nedenler etkili olabilir. Kanıt ya da bilme araçlarının güvenilirliğine bağlı olarak inancı oluşturan koşullardaki değişim, inanç seviyesini de değiştirebilir. Diğer yandan, S’nin Q olduğunu bilmesi, S’nin Q olduğuna inanmasının bir türüyse; bu türü bizzat inancın kendisinden nasıl ayıracağız? S’in Q’ya dair sahip olduğu inançların doğru olması tek başına yeterli değildir. S kişisinin Q’ya dair doğru inancını oluştururken bu inancını gerekçelendirme biçimi, S’in Q’ya dair sahip olduğu bilgi için temeldir. @@ Teminat koşulu, bildiğini bilmeyi (knowing that one knows) sağlayan ve gerekçelendirmenin normatif anlamı nedeniyle dışsalcılar tarafından bir alternatif olarak sunulan dördüncü koşuldur. Dördüncü koşul, gerekçelendirmenin şans faktörünü engelleyememesi açısından bilgiyi koruma altına alacak olan koşul olarak düşünülmüştür. Bu bağlamda teminat koşulu, bir degettierizasyon çabası olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani teminat koşulu ile amaçlanan şey, gerekçelendirmeyi sınırlamak ve bilginin üç koşulunun yetmediği durumlarda bilgiden emin olmayı sağlamaktır. Çağdaş epistemolojideki gerekçelendirme kuramlarını, dördüncü koşul üzerinden tanımlamak mümkündür. Örneğin içselcilik, geleneksel gerekçelendirme koşulunu benimseyerek öznenin bilişsel yetileri doğrultusunda teminat koşulunu ele alır. Başka bir ifadeyle içselcilik, epistemik öznenin bildiğinden emin olmasını sağlayacak unsurların, yine epistemik öznenin zihninde bulunacağını ve öznenin bu unsurlara erişimi olduğunu savunmaktadır. Bu doğrultuda teminat koşulunu sağlayan dördüncü koşullar; sarsılmazlık, sağlam dayanaklar, doğruluğa götüren nedenler ve olması gerektiği gibi çalışan bilişsel yetiler olarak sıralanabilir. Dışsalcıların teminat koşuluna yaklaşımı ise daha farklıdır. Gerekçelendirmenin normatif anlamından uzaklaşmak isteyen dışscalcılar, dördüncü koşul için teminat/güvence (warrant) ya da güvenilirlik unsurlarını gerekli görmüşlerdir. Örneğin Plantinga’nın uygun işlevselcilik kuramına göre teminat koşulu; epistemik öznenin bilişsel yetilerinin uygun çalışıyor olmasına ve bilişsel yetilerin uygun çalışması için uygun bir çevrenin olmasına dayanmaktadır. Burada önemli olan nokta, inançların kanıtlarının ya da gerekçelerinin zihnin dışında aranması ve inançlar ile olgu durumları arasında uyumluluk olmasıdır. Dolayısıyla içselcilerin teminat koşulunu epistemik öznenin zihninde aramasından farklı olarak dışsalcılar dördüncü koşulu, dışsal süreçlerin uygunluğuna ve güvenilirliğine dayandırmışlardır.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- GERGİNLEŞMEK ile GERGİNLEŞTİRMEK ile GERGİ ile GERGİN/LİK ile GERGİLİ ile GERGİNCE ile GERGİSİZ

- RECOIL ATOM[İng.] / ATOME DU RECUL[Fr.] / RÜCKSTOSSATOM[Alm.] ile/değil/yerine/= GERİ TEPME ATOMU


- RECOIL NUCLEUS[İng.] / NOYAU DE RECUL[Fr.] / RÜCKSTOSSKERN[Alm.] ile/değil/yerine/= GERİ TEPME ÇEKİRDEĞİ

- RECOIL ELECTRON[İng.] / ÉLECTRON DE RECUL[Fr.] / RÜCKSTOSSELEKTRON[Alm.] ile/değil/yerine/= GERİ TEPME ELEKTRONU

- RECOIL PARTICLE[İng.] / PARTICULE DE RECUL[Fr.] / RÜCKSTOSSTEILCHEN[Alm.] ile/değil/yerine/= GERİ TEPME PARÇACIĞI

- BACK TITRATION[İng.] / TITRAGE EN RETOUR[Fr.] / RÜCKTITRATION[Alm.] ile/değil/yerine/= GERİ TİTRASYON

- VOLTAGE DIVIDER[İng.] / DIVISEUR DE TENSION[Fr.] / SPANNUNGSTEILER[Alm.] ile/değil/yerine/= GERİLİM BÖLÜCÜ

- VOLTAGE REGULATOR[İng.] / RÉGULATEUR DE TENSION, STABILISATEUR DE TENSION[Fr.] ile/değil/yerine/= GERİLİM DÜZENLEYİCİ

- FORMULE DE TENSION[Fr.] ile/değil/yerine/= GERİLİM FORMÜLÜ

- VOLTAGE TRANSFORMER[İng.] / TRANSFORMATEUR DE TENSION[Fr.] / SPANNUNGSTRANSFORMATOR[Alm.] ile/değil/yerine/= GERİLİM TRAFOSU

- GERİLİM[İng. VOLTAGE] ile/||/<> ELEKTRİKSEL GÜÇ[İng. ELECTRIC POWER] ile/||/<> ELEKTROSİT[İng. ELECTROCYTE] ile/||/<> GİRAZ ile/||/<> JOULE ile/||/<> POTANSİYEL ENERJİ[İng. POTENTIAL ENERGY] ile/||/<> VOLT

( Bir elektrik devresinde iki nokta arasındaki elektriksel potansiyel fark. Bir iletken boyunca yük taşıyan elektriksel enerjinin, birim yük başına düşen iş miktarını ifade eder. Gerilim, elektriksel alanın bir sonucu olarak, pozitif ve negatif yükler arasındaki potansiyel enerji farkını gösterir. Birimi volt (V) olup, bu birim uluslararası birim sisteminde (SI) enerji birimi olan joule'ün coulomb başına düşen değeri olarak tanımlanır (1 V = 1 J/C). Elektriksel devrelerde gerilim, devre elemanlarının enerji transferini ve akımın yönünü belirleyen temel parametrelerden biri. @@ Akım şiddeti ile gerilimin çarpımına eşit olan ve elektrik enerjisinin ısı, ışık, mekanik, ses gibi başka enerji biçimlerine dönüşümünü belirten fiziksel büyüklük. Elektriksel gücün SI birimi Watt'tır. @@ Elektrikli balıklarda, her biri düşük gerilim üreten çok sayıdaki elektrik sağlayan elementlerden oluşan elektrik organında bulunan kas ya da sinir gözesi. 5.000 kadar elektrosit, 500 wattlık elektrik üretebilir. Volt bazında ise her bir gözenin 0.5 ila 1.5 volt arası elektrik potansiyeli yarattığı bilinmekte. @@ DNA replikasyonu sırasında süper burulmanın sebep olduğu moleküler gerilimi düşürmek için görev yapan bakterisel DNA topoizomerazlardan bir tanesidir. DNA giraz üretilir, kapatılır ve çift sarmal kırılır. @@ Uluslararası Birimler Sistemi'nde (SI) iş ve enerjinin birimi olup 1 ohm'luk dirençten geçen 1 amperlik akımın 1 saniyede tükettiği enerjiye eş değer ısı miktarı ya da 1 Newton'lık kuvvetin bir cismi kendi doğrultusunda 1 metre ötelemesi ile yaptığı iştir. @@ Potansiyel enerji, bir cismin ya da sistemin konumundan ötürü sahip olduğu enerji türüdür. Yani bir cisim hareket etmediği halde sadece konumundan ötürü iş yapabiliyorsa bu cismin potansiyel enerjisi vardır diyebiliriz. Örneğin barajlarda biriken su, yükseğe kaldırılan cisim, sıkıştırılan yay ve elektrik yükleri potansiyel enerjiye sahiptir. Ayrıca potansiyel enerji, cisimlerde pek çok biçimde depolanabilir. Mesela bir yayı sıkıştırdığımızda yayda esneklik potansiyel enerjisi birikir, yayı serbest bıraktığımızda ise bu potansiyel enerji kinetik enerjiye dönüşecektir. Yine aynı biçimde elektriksel yüke sahip parçacıklar elektrik alan içerisindeki konumlarına bağlı olarak elektriksel potansiyel enerjiye sahiptir. Potansiyel enerjinin SI birimi Joule'dür. Ayrıca potansiyel enerji U ya da Ep ile gösterilir. @@ Uluslararası Birimler Sistemi'nde (SI) potansiyel farkın (gerilimin) birimidir. Volt, aynı zamanda elektromotor kuvvetin de birimidir. Gerilimin birimi olan volt, adını İtalyan fizikçi Alessandro Volta'dan almaktadır.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- YAĞ[Osm.] / TENSILE STRENGTH, TENACITY, OIL[İng.] / TÉNACITÉ, HUILE, PÉTROLE[Fr.] / FESTIGKEIT, ZÄHFESTIGKEIT, ÖL[Alm.] ile/değil/yerine/= GERİLME DİRENCİ, YAĞ


- GERMANIUM DIODE[İng.] / DIODE AU GERMANIUM[Fr.] / GERMANIUMDIODE[Alm.] ile/değil/yerine/= GERMANYUM DİYOT

- GERMEK ile GERMEN

- GERO-/GERONT-/GERONTO- ile/||/<> GENO- ile/||/<> PRESBY- ile/||/<> SEN-

( Yaşlılıkla ilgili. İLE/||/<> Irk, cins, cinsel üreme, yaşlı. İLE/||/<> Yaşlılıkla ilgili. İLE/||/<> Eski, yaşlı. )

- GERONTOPHOBIA[İng.] değil/yerine/= GERONTOFOBİ

( Yaşlı insanlardan ya da yaşlanmaya karşı duyulan aşırı korku olarak bilinen, Yunanca'da "yaşlı insan" anlamına gelen γέρων ("geron") ve "korku" anlamına gelen φόβος ("phobos") kelimelerinden oluşan bir terim.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- GERZE ile GERZEK/LİK ile GERZE TAVUĞU

- GEŞ[Fars.] ile GEŞT[Fars.]

( Güzel, hoş. | Naz ve edâ ile yürüme. İLE Gezme, seyretme, dolaşma. )

- GEST- ile/||/<> GRAVİ- ile/||/<> PHOR-/-PHORE/-PHORİA/PHORO-/-PHOROUS

( Taşıma. İLE/||/<> Ağır, gebe. İLE/||/<> Taşıyan, yüklenen, görme ekseninin dönmesi. )

- GETTİER PROBLEMİ[İng. GETTIER PROBLEM] ile/||/<> DOĞRULUĞU İZLEME KURAMI[İng. TRUTH TRACKING THEORY]

( Edmund Gettier’in 1963 yılında kaleme aldığı “Gerekçelendirilmiş Doğru İnanç Bilgi midir?” adlı makalesiyle ortaya konan sorundur. Yalnızca 3 sayfalık bu makale çağdaş epistemolojide çok ses getirecek ve birçok farklı tartışmanın fitilini ateşleyecektir, çünkü bu makale üç parçalı bilgi tanımının muhtemelen en etkili eleştirisini ortaya koymuştur. Bu kritik, literatürde Gettier Problemi adı ile yer etmiştir ve epistemolojide öyle etkili olmuştur ki 20. yy'nin 2. yarısından itibaren epistemolojinin başlıca konusunun Gettier Problemi olduğu söylenebilir. Gettier eleştirdiği üç parçalı bilgi tanımını makalesinde şöyle ifade eder: @@ Robert Nozick’in sistemleştirdiği Doğruyu İzleme Kuramı'na göre, inancın bilgi sayılabilmesi için gerekçelendirilmiş doğru inanca sahip olmak yerine söz konusu inanca farklı koşullarda da sahip olabilmek gerekmektedir. Örneğin Steve adında bir araştırmacı uzak bir noktada çalılıklar arasında yalnızca ayaklarını gördüğü bir hayvan öbeği olduğunu keşfetmiştir. İlk bakışta bu hayvanların ayakları ziyah-beyaz şeritli olduğu için onların zebra olduğunu düşünmek oldukça olasıdır. Peki onların gerçekten zebra mı yoksa okapi mi olduğunu nasıl bilebiliriz? (Okapilerinde ayakları zebralar gibi siyah-beyaz şeritlidir ama zebralarda farklı bir türlerdir.) Bu kurama göre, Steve okapiler arasındaki zebranın, zebra olduğuna inanmasının bilgi olabilmesi için o zebranın da okapi olması durumunda onun zebra olduğuna inanmamasını gerektirmektedir. Eğer bir zebra bir okapi olsaydı da Steve onun zebra olduğuna inansaydı Steve okapiler arasındaki zebranın zebra olduğunu bilmiyor demektir. Yani mümkün başka koşullar altında Steve’nin söz konusu inancı (bu hayvanlar zebradır!) değişmezse, o inanç doğrudur. Farklı mümkün durumlarda her zaman doğru çıkan ve doğruyu izleyen bir inanç bilgi olarak kabul edilebilir. Unutmamak gerekir Nozick bu kuramına gelebilecek şüpheci eleştirileri (kavanozdaki beyinler, kötü şeytan vb. bunlara yazımızda değineceğiz) devre dışı bırakmak için mümkün dünyalara başvurmuştur. Buna göre, Steve’in zebranın zebra olduğuna dair sahip olduğu inancın bilgiye dönüşmesi, en yakın mümkün dünya da ya da yakın mümkün dünyalarda da bu inancın doğruluğu izlediğini varsayarak sağlanabilir. Nozick’in kuramı, Gettier problemini tam olarak ortadan kaldırmamakla beraber sezgisel olarak makul görünmektedir. Ancak şöylesi bir eleştiri metni mevcuttur. Daha fazla bilgi için şu yazımızı okuyabilirsiniz.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- GEUST- ile/||/<> -GEUSİA

( Tat. İLE/||/<> Tat alma duyusu ile ilgili. )

- GEVEZE/YANŞAK ile ÇAÇARON[< İt.]["ÇAÇAROZ" değil!]

( ... İLE Karşısındakini susturacak biçimde ve çok konuşan, çenesi güçlü, geveze. )

- GEZEGEN = SEYYARE[Ar.] = PLANET[İng.] = PLANÈTE[Fr.] = PLANET[Alm.] = PIANETA[İt.] = PLANETA[İsp.]

- GEZELEMEK ile GEZ ile GEZİ ile GEZİCİ/LİK ile GEZİ YAZISI ile GEZİCİ TOPLULUK ile GEZİCİ KÜTÜPHANE

- GEZELEMEK ile GEZ ile GEZİ ile GEZİCİ/LİK ile GEZİ YAZISI ile GEZİCİ TOPLULUK ile GEZİCİ KÜTÜPHANE

- GEZİ[Ar.] ile GEZÎ[Ar.]

( Ülkeler ya da kentler arasında yapılan uzun yolculuk. | Gezilip hava alınacak yer. | Gezinti yeri. İLE Pamukla karışık, dokunmuş hâreli, arşınlık enli kumaş. | Bu kumaştan yapılmış olan. )

- GEZMEK ile GEZMEN

- GIBBS ELASTICITY[İng.] / ÉLASTICITÉ DE GIBBS[Fr.] / GIBBS-ELASTIZITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= GİBBS ESNEKLİĞİ

- GIBBS PHASE RULE[İng.] / RÈGLE DES PHASES DE GIBBS[Fr.] / GIBBS-PHASENREGEL[Alm.] ile/değil/yerine/= GİBBS FAZ KURALI

- GIBBS PARADOX[İng.] / PARADOXE DE GIBBS[Fr.] / GIBBS-PARADOXON[Alm.] ile/değil/yerine/= GİBBS PARADOKSU

- GIBBS ADSORPTION ISOTHERM[İng.] / ISOTHERME D'ADSORPTION DE GIBBS[Fr.] ile/değil/yerine/= GİBBS YÜZEYE TUTUNMA İZOTERMİ, GİBBS YÜZEY SOĞURMA EĞRİSİ

- GİBİ OL(URSUN):
HZ. ÎSÂ
ile HZ. MUHAMMED ile ALLAH

( Kendini kurtarmak istersen. İLE Başkasını kurtarmak istersen. İLE Hiçbir işe karışma! )

- GİBİM" değil GİBİ

- GICIR/LIK ile GICIR GICIR ile GICIRI BÜKME

- GİDERMEK ile GİDEBİLMEK ile GİDEDURMAK ile GİDERİLMEK ile GİDEREBİLMEK ile GİDERİVERMEK ile GİDER ile GİDE GELE ile GİDE GİDE

- GIDIKLAMAK ile GIDIKLANMAK ile GIDIK ile GIDIM ile GIDI GIDI ile GIDIM GIDIM

- GİDİLMEK ile GİDİŞMEK ile GİDİLEBİLMEK ile GİDİ ile GİDİŞ ile GİDİCİ/LİK ile GİDİMLİ ile GİDİŞ ALAYI ile GİDİŞ DÖNÜŞ ile GİDİŞ GELİŞ

- GIGA-[İng.] / GIGA-[Fr.] / GIGA[Alm.] ile/değil/yerine/= GİGA-

- GIGA ELECTRONVOLT[İng.] / GIGAELECTRONVOLT[Fr.] / GIGAELEKTRONENVOLT[Alm.] ile/değil/yerine/= GİGAELEKTRONVOLT

- GIGAWATT[İng.] / GIGAWATT[Fr.] / GIGAWATT[Alm.] ile/değil/yerine/= GİGAVAT

- GILBERTSCHER KREISPROZESS[Alm.] ile/değil/yerine/= GİLBERT ÇEVRİMİ

- GIPTA[Ar. < GIBTA] (ETMEK) değil/yerine/= İMRENMEK/İMRENİ/ÖZENÇ


- GIPTE değil GIPTA

- GIR ile GIRT ile GIR GIR ile GIR GIRCI ile GIRÇ GIRÇ

- EDDY VISCOSITY[İng.] / VISCOSITÉ TURBULENTE[Fr.] / WIRBELVISKOSITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= GİRDAP AĞDALILIĞI

- GİRDAP ile/değil (SU ALTI) AKINTI/SI

( Sualtı akıntıları kıyı boyunca herhangi bir yerde oluşabilir. Eğer belimize kadar suya girmiş durumda orada duruyorsanız ve akıntının içine göğsümüze kadar girdiysek, sualtı akıntısı bizi kaparak açık denize doğru sürükleyebilir. Elbette genellikle yüzmeyi bilmeyen kişiler bunu yapıyor – bir yerde durarak kendi kendilerine eğleniyor. Hiçbir koşul altında kişilerden uzakta denize girmeyelim ve tabii ki kırmızı bayraklara ve kumsalda bulunan uyarı işaretlerine dikkat edelim!

Bir sualtı akıntısına kapılırsak ne yapmamız gerekir?

1. Paniklemeyelim!

Panik durumunda hareketlerimiz kendimizi koruma içgüdüsü tarafından kontrol edilir ve akıllıca kararlar almak daha zor bir duruma gelir. Sualtı akıntısına kapılırsak gerçekten ne yapmamız gerektiğini biliyorsak kurtulma olanağımız vardır.

2. Gücümüzü koruyalım!

Kıyıya yüzmeye çalışarak akıntıya karşı mücadele etmeyelim! Ne yazık ki bu tüm enerjimizi tüketmekten başka bir işe yaramayacaktır. Kıyıya doğru yüzmek yerine kıyıya paralel yüzelim. Eğer sualtı akıntısı dar ise [5 metreye kadar], çok çabuk bir biçimde akıntıdan kaçabiliriz.

3. Sualtı akıntısı geniş ise [20 metre ya da daha fazla] ne yapmalı?

Bu durumda, kurallara uyarak kıyıya paralel bir biçimde yüzsek bile kaçmak çok kolay olmayacaktır. Ancak yine de kurtulamadığımızı fark ettiğiniz an paniklemeyelim! Sadece rahatlayalım, çünkü ters akıntı çok uzun sürmeyecektir; yaklaşık 5 dakika içinde duracaktır. Durduğu zaman, ilk olarak kıyıya paralel bir biçimde 50-100 metre yüzün ve daha sonra kıyıya doğru yüzelim. Eğer doğrudan kıyıya yüzmeye çalışırsak, akıntının her zaman aynı noktada tekrar başlama olasılığından dolayı tekrar akıntıya kapılabiliriz.

Unutmamamız gereken önemli şeyler var!

1. Bir sualtı akıntısı bizi asla dibe çekmez.

Sualtı akıntıları, girdaplarla aynı şey değildir. Bizi su yüzeyi boyunca çeker ancak asla denizin dibine çekmez.

2. Bir sualtı akıntısının genişliği her zaman sınırlıdır.

Genellikle genişlikleri 50 metreden fazla olmaz. Çoğunlukla 10-20 metreyi geçmez. Kıyı boyunca 20-30 metre yüzdüğümüz zaman güvenli bir biçimde akıntıdan çıkabiliriz.

3. Bir sualtı akıntısının uzunluğu her zaman sınırlıdır.

Su akışı her zaman nispeten hızlı bir biçimde zayıflar ve dalgaların pik yaparak kırılmaya başladığı noktada sonlanır. Sörfçüler bu bölgeye "hat" der; genellikle kıyı şeridinden itibaren 100 metreden daha ileride olmaz. )

- INPUT ADMITTANCE[İng.] / ADMITTANCE DE L'ENTRÉE[Fr.] / INPUT-ADMITTANZ[Alm.] ile/değil/yerine/= GİRİŞ ADMİTANSI

- INPUT IMPEDANCE[İng.] / IMPÉDANCE D'ENTRÉE[Fr.] / INPUT-IMPEDANZ[Alm.] ile/değil/yerine/= GİRİŞ EMPEDANSI

- INPUT CAPACITANCE[İng.] / CAPACITÉ DE L'ENTRÉE[Fr.] / EINGANGSKAPAZITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= GİRİŞ SIĞASI

- INTERFERENCE PATTERN[İng.] / MODÈLE D'INTERFÉRENCE[Fr.] / INTERFERENZMUSTER[Alm.] ile/değil/yerine/= GİRİŞİM DESENİ

- INTERFERENCES[İng.] / INTERFÉRENCE[Fr.] / EINNMISCHUNGEN, STÖRUNGEN[Alm.] ile/değil/yerine/= GİRİŞİM/LER

- INTERFERENCE SPECTRUM[İng.] / SPECTRE D'INTERFÉRENCE[Fr.] / EINNMISCHUNG SPEKTRUM, INTERFERENZ SPEKTRUM[Alm.] ile/değil/yerine/= GİRİŞİM TAYFI/SPEKTRUMU


- INTERFEROMETER[İng.] / INTERFÉROMÈTRE[Fr.] / INTERFEROMETER[Alm.] ile/değil/yerine/= GİRİŞİMÖLÇER

- GİRİZGÂH["GİRİŞGÂH" değil!] değil/yerine/= GİRİŞ

- GİTARİST[Fr. < GUITARISTE] değil/yerine/= GİTARCI

- GLAUBERITE[İng.] / GLAUBERITÉ[Fr.] / GLAUBERIT[Alm.] ile/değil/yerine/= GLAUBERİT

- GLYCEROL DISTEARATE, GLYCERYL-1, 3-DISTEARATE[İng.] ile/değil/yerine/= GLİSERİL DİSTEARAT

- GLYCERYL[İng.] / GLYCÉRILE[Fr.] / GLIMMER[Alm.] ile/değil/yerine/= GLİSERİL

- GLYCERIN, GLYCEROL[İng.] / GLYCÉRINE[Fr.] / GLYCERYL[Alm.] ile/değil/yerine/= GLİSERİN

- GLOBOPHOBIA[İng.] değil/yerine/= GLOBOFOBİ

( Balon korkusu olarak bilinen terim.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- GLOBULAR CLUSTER[İng.] değil/yerine/= KÜRESEL YILDIZ KÜMESİ

( Binlerce, hatta milyonlarca yıldızdan oluşan oldukça yoğun yıldız topluluklarıdır. Çoğunlukla galaksi halesinde dolanırlar ve galaksinin en yaşlı yıldızlarından oluşmaktadırlar. Yüz binlerce yıldızın meydana getirdiği yüksek kütleçekiminden ötürü küresel bir şekil alırlar ve neredeyse hiç gaz, toz bulutu içermezler. Messier 13 ve Messier 15 cisimleri örnek olarak verilebilir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- GLOSSOPHOBIA[İng.] değil/yerine/= GLOSSOFOBİ

( Topluluk önünde konuşma korkusu olarak bilinen, Yunanca'da "dil" anlamına gelen γλῶσσα ("glossa") ve "korku" anlamına gelen φόβος ("phobos") kelimelerinden oluşan bir terim.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- GLOT- ile/||/<> GLOSS-/GLOSSO-/-GLOSSIA ile/||/<> LINGU-/LINGUO-

( Dil. İLE/||/<> Dil, dille ilgili durum. İLE/||/<> Dil. )

- GLUC-/GLUCO-/GLYCO- ile/||/<> SACCHAR-/SACCHARO-

( Tatlı, glukozla ilgili şekerli. İLE/||/<> Şekerle ilgili, şeker. )

- GLUKOZ[İng. GLUCOSE] ile/||/<> FERMANTASYON[İng. FERMANTATION] ile/||/<> FRUKTOZ[İng. FRUCTOSE] ile/||/<> GRUP YER DEĞİŞTİRME[İng. GROUP TRANSLOCATION] ile/||/<> İNSÜLİN[İng. INSULIN] ile/||/<> KARBONHİDRAT[İng. CARBOHYDRATE] ile/||/<> MONOSAKKARİT[İng. MONOSACCHARIDE] ile/||/<> SÜKROZ[İng. SUCROSE]

( Basit şekerler (monosakkaritler) olarak bilinen bir grup karbonhidrat. Glikoz (Yunanca glykys, "tatlı") C6H12O6 molekül formülüne sahiptir. Meyvelerde ve balda bulunur ve hayvanlarda kan dolaşımında serbest olarak bulunan bir şekerdir. Hücrenin işlevinde enerji kaynağıdır ve metabolizmasının düzenlenmesi büyük önem taşır (bkz. Fermantasyon; glukoneogenez). Nişasta molekülleri, bitkilerin en büyük enerji kaynağı karbonhidratları, binlerce glikozun doğrusal bağlanmasından oluşur. Glikozdan oluşan bir başka önemli bileşik de selülozdur. Benzer bir molekül, hayvanlardaki glikojendir. Çoğu omurgalı ve omurgasız hayvan gözelerinde ve çok sayıda mantar ve protoza'nın karbohidrat deposudur. @@ Biyoloji'de ve Biyokimya'da birçok anlamı bulunur. Temel olarak, ısı alan, organik elektron kabul edicilerini kullanan, oksijensiz bir sindirim tipidir. @@ Fruktoz ya da meyve şekeri, birçok besinde bulunan altı karbonlu bir monosakkarittir. Beyaz, katı bir görünüme sahip olan fruktoz suda kolaylıkla çözünür. Fruktoz ayrıca başka bir monosakkarit olan glukozla birleşerek sükrozu oluşturur. Fruktozun aksine sükroz, 12 karbonlu bir disakkarittir. Kimyasal formülü C6H12O6 olan fruktozun moleküler kütlesi ise 180.16 g*mol-1dir. Fruktoz glukozla birlikte meyvelerde, şuruplarda ve bazı sebzelerde bulunur. Ayrıca fruktozun fosfat türevleri (örneğin; fruktoz-1-fosfat, fruktoz 1,6-difosfat) karbonhidratların metabolizmasında son derece önemlidir. @@ Prokaryotlardaki 3 taşıma sisteminden biri. (Diğer ikisi; Basit Taşıma, ABC Taşıma Sistemi) Taşınan maddenin alımı sırasında kimyasal olarak değiştirilmesi ile olur.E. coli'de glukoz ve fruktozun göze içine alımı. @@ Kandaki şeker (glukoz) seviyesini düzenleyen ve pankreas adacıklarında bulunan beta gözeleri tarafından üretilen bir hormon. Kimyasal formülü C257H383N65O77S6, molar kütlesi ise 5803 g/mol'dür. İnsülin yemeklerden sonra olduğu gibi kan şekeri yükseldiğinde de salgılanır. İnsülin ilk kez 1921'de Kanadalı bilim insanları Frederic G. Banting ve Charles H. Best ve bağımsız olarak çalışan Rumen fizyolog Nicolas C. Paulescu tarafından tanımlanmıştır. Banting ve Best insülini izole ettikten sonra saflaştırılmış bir ekstrakt elde etmek için çalışmalara başlamış, bu çalışmalar İskoç fizyolog John J. R. Macleod ile Kanadalı kimyager James B. Collip'in yardımıyla başarıyla sonuçlanmıştır. Frederic G. Banting ve John J. R. Macleod bu çalışmalarından dolayı 1923 Nobel Tıp ve Fizyoloji Ödülünü almışlardır. @@ Karbon (C), hidrojen (H) ve oksijen (O) atomlarından oluşan biyomolekül. Vücudun enerji elde etmek için yıktığı 3 temel depo maddesinden biridir. Karbonhidratlara "şeker" de denmektedir. Bunun sebebi karbonhidratların diğer adının "sakkarit" olmasıdır. Sakkarit, şeker anlamına gelmektedir. Fransızca "suyun bileşikleri, kimyasalın bileşikleri" anlamına gelen "hydrate" ve "karbon elementi" anlamına gelen "carbon" kelimelerinden gelmektedir. @@ Basit şekerler olarak bilinirler. Karbon(C), hidrojen(H) ve oksijen(O) atomlarından oluşan en az üç karbonlu bileşiklerdir. Monosakkaritler, hidroliz tepkimeleriyle daha küçük birimlere ayrılamaz. @@ Sükroz ya da diğer adıyla sakkaroz, glukoz ve fruktoz moleküllerinin birleşmesiyle oluşan 12 karbonlu bir disakkarittir. Suda çözünen, renksiz ve tatlı bir molekül olan sakkarozun kimyasal formülü C12H22O11 , moleküler kütlesi 342.30 g*mol-1'dür.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- GNO-/-GNOSİA/-GNOSİS/-GNOSY ile/||/<> -GRAM ile/||/<> -GRAPH/GRAPHO-/-GRAPHY

( Bilmek, biliş, anlayış, anlamak, tanıma, bilgi dalı, özelleşmiş dal. İLE/||/<> Belirgin, yazılan, beliren, ortaya çıkan, çizme, işaretleme, iz bırakma, yazdırma. İLE/||/<> Yazdırma, film ya da makale halinde ortaya koyma, yazıcı araç. )

- GÖÇ ile GÖÇÜ ile GÖÇÜCÜ

- GÖCE ile GÖCEN

- GÖÇERMEK ile GÖÇERTMEK ile GÖÇER/LİK ile GÖÇERİ

- GÖÇMEK ile GÖÇMENLEŞMEK ile GÖÇMENLEŞTİRMEK ile GÖÇMEN/LİK

- GÖÇÜ ile GÖÇÜK

( Toprak kayması, kayşa. İLE Çökmüş, göçmüş yer, çöküntü. )

- GOETHE["GÖTE" değil!] ve/||/<> HERDER


- GÖĞÜS KASI "GELİŞTİRMEK" ile/ve/değil/yerine/||/<> GÖZ KASI GELİŞTİRMEK

- GÖKÇE ile GÖKÇEK/LİK ile GÖKÇE YAZIN

- GÖKNAR ile KAZDAĞI GÖKNARI

- ABECELERDE:
GÖKTÜRK
ve/||/<>/> UYGUR ve/||/<>/> ARAP ve/||/<>/> LATİN

- GÖL ile/ve DENİZKULAĞI/LAGÜN[Fr. < LAGUNE < İt. < Lat.]

( ... İLE/VE Denizden bir resifle ayrılmış göl. )

- GÖL ile GÖLE ile GÖL ALASI ile GÖL AYAĞI ile GÖL BİLİMİ ile GÖL BİLİMSEL ile GÖL KESTANESİ

- GOL ile GOLF ile GOLFÇÜ/LÜK ile GOL TOTO ile GOLF PANTOLON

- GOL ile GOLF ile GOLFÇÜ/LÜK ile GOL TOTO ile GOLF PANTOLON

- GÖLCÜK ile/= GÖLEK ile/= GÖLET

( Küçük göl. İLE Küçük, su birikintisi. İLE Gölek. | Suyu biriktirmek için önüne yapılan set. )

- GOLDSCHMIDT'S LAW[İng.] / LOI DE GOLDSCHMIDT[Fr.] / GOLDSCHMIDTSCHES GESETZ[Alm.] ile/değil/yerine/= GOLDSCHMİDT YASASI


- GOLLÜ ile GOLLÜK

- GÖMMEK ile GÖMME AYAK ile GÖMME BANYO ile GÖMME DOLAP ile GÖMME KİLİT ile GÖMME BALKON

- GÖMÜLMEK ile GÖMÜLEMEK ile GÖMÜLEBİLMEK ile GÖMÜLÜVERMEK ile GÖMÜ ile GÖMÜK ile GÖMÜT/LÜK ile GÖMÜŞ ile GÖMÜCÜ/LÜK ile GÖMÜLÜ

- GÖN ile GÖNÇ/LÜK

- GÖNDER ile/||/<> GÖNDERE

( Bayrak direği. İLE/||/<> Küçük mızrak. )

- GÖNDERMEK ile GÖNDERTMEK ile GÖNDERİLMEK ile GÖNDEREBİLMEK ile GÖNDERİVERMEK ile GÖNDER ile GÖNDERİ ile GÖNDERLİ ile GÖNDERİCİ

- GÖNENMEK ile GÖNENDİRMEK ile GÖNENDİRİLMEK ile GÖNEN ile GÖNENÇ ile GÖNENÇLİ/LİK

- GON-/GONO- ile/||/<> GONY-/GONYO-/GONO- ile/||/<> ANKYL-/ANKLYO- ile/||/<> GONİO- ile/||/<> CHORO-/CHORİ- ile/||/<> GENO- ile/||/<> ANDRO-

( Tohum, döl, doğurucu, semenle ilgili. | Diz. İLE/||/<> Diz. İLE/||/<> Yapışma, dirsek, ek. İLE/||/<> Açı, köşe. İLE/||/<> Koryon ya da koryoidle ilgili. İLE/||/<> Irk, cins, eşeysel üreme, yaşlı. İLE/||/<> Erkek ile ilgili [androjen: Erkeklik hormonu]. )

- GONOKOK[Fr. < GONOCOQUE] değil/yerine/= BELSOĞUKLUĞU MİKROBU

- GONIOMETER[İng.] / GONIOMÈTRE[Fr.] ile/değil/yerine/= GONYOMETRE


- GÖREBİLMEK ile GÖREVLENMEK ile GÖREVLENDİRMEK ile GÖRE/LİK ile GÖREV ile GÖRECE/LİK ile GÖRECİ/LİK ile GÖRELİ/LİK ile GÖREVLİ/LİK ile GÖRECELİ/LİK ile GÖREVSEL ile GÖREVSİZ/LİK ile GÖREVCİLİK ile GÖRECECİLİK ile GÖREV ADAMI ile GÖREV ŞEHİDİ ile GÖREV KURBANI ile GÖREVSELCİLİK ile GÖREVSİZLİK KARARI ile GÖREVSEL DİL BİLİMİ

- SÜRAT-İ İZÂFÎ/İZÂFÎ SÜRAT[Osm.] / RELATIVISTIC SPEED, RELATIVE VELOCITY[İng.] / VITESSE RELATIVE/RELATIVISTE[Fr.] / RELATIVISTISCHE GESCHWINDIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= GÖRELİ/BAĞIL HIZ

- İZÂFÎ, NİSBÎ[Osm.] / RELATIVE[İng./Fr.] / RELATIF[Fr.] / RELATIV[Alm.] ile/değil/yerine/= GÖRELİ, BAĞIL

- KUDRET-İ İZÂFİ[Osm.] / RELATIVISTIC ENERGY[İng.] / ÉNERGIE RELATIVISTE[Fr.] / RELATIVISTISCHE ENERGIE[Alm.] ile/değil/yerine/= GÖRELİ ENERJİ

- RELATIVISTIC MASS[İng.] / MASSE RELATIVISTE[Fr.] / RELATIVISTISCHE MASSE[Alm.] ile/değil/yerine/= GÖRELİ KÜTLE

- İZÂFÎ VEZNİYET[Osm.] / ÉLAN RELATIVISTE[Fr.] / RELATIVISTISCHER IMPULS[Alm.] ile/değil/yerine/= GÖRELİ MOMENTUM

- ZERRE-İ İZÂFÎ[Osm.] / RELATIVISTIC PARTICLE[İng.] / PARTICULE RELATIVISTE[Fr.] / RELATIVISTISCHES TEILCHEN[Alm.] ile/değil/yerine/= GÖRELİ PARÇACIK/TANECİK

- İZÂFİYET[Osm.] / RELATIVITY[İng.] / RELATIVITÉ[Fr.] ile/değil/yerine/= GÖRELİLİK

- GÖRGÜLENMEK ile GÖRGÜ ile GÖRGÜL ile GÖRGÜCÜ/LÜK ile GÖRGÜLÜ ile GÖRGÜSÜZ/LÜK ile GÖRGÜLÜCE ile GÖRGÜSÜZCE ile GÖRGÜ TANIĞI ile GÖRGÜ FUKARASI ile GÖRGÜ KURALLARI

- GORİL[Fr. GORILLE] ile ORANGUTAN[< (Malayca), ORANG: İnsan. UTAN: Orman.]

( Ekvator bölgesinde ormanlarda yaşar. Maymunların en iri ve en güçlü olanıdır. İLE
Sumatra ve Borneo'da yaşar. İnsana benzer. )
( Dişilleri ve genç olanları ağaçlarda, eriller ve gümüşsırt(silverback) denilenleri yerde uyumayı tercih eder. )
( Goriller, yüzemez. )
( ... İLE Yavrularının annesini/bölgesini terk etmesi belirli donanımları edinmesiyle ya da edinmeleri için en az 9 yıl gerektirir. [200 çeşit meyveyi/otu ayırd edebilmelilerdir] )
( ... İLE 50 yıl kadar yaşayabilirler. )
( 48 kromozomları vardır. [İnsandan 2 fazla] )
( Goril ile Orangutan )
( ... İLE Erilleri, dişillerine oranla, 2 kat daha iridir. )