Fransızca karşılıkları olan FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 29.657 başlık/FaRk ile birlikte,
29.657 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(58/120)
- İTTİCAH | MEYİL | ORYANTASYON | TEVECCÜH | YÖNELİM ile/||/<> YÖNELİM
( Bitki ya da canlının kendiliğinden ya da zorla uyarana yaklaşma ya da uzaklaşma tepkisi 1 Bireyin karşılaştığı karışık ve sorunlu durumlarda kendi yönünü tutumunu belirlemesi 2 Bir kimsenin türlü ilişkiler içinde yer ve zamanı seçme koşulları değerlendirme konusunda bilinçli olarak davranması Bireyin edinimleri sonucu kazandığı tutum ve davranış yatkınlığı Bir şeye yönelme bir şeyi erek edinme Skolastik felsefede Düşünmenin bir bilgi konusuna yönelmesi Yönelinen konunun gerçekte var olması gerekmez tasarlanan bir şeye de yönelinebilir Brentano ile bu kavram yeniden felsefe alanına çıkmıştır Bilinç olayının özü bu yönelimdedir Bilinç olayları hep bir şey üzerinde bilinçtirler bir şeyi görmeden göremem bir şeyi düşünmeden düşünemem her bilinç her zaman bir konu nesne bilincidir Bir buzsul ya da bir özdecik içinde öğecik kümelerinin ya da o özdeciklerin belirli doğrultularda yönelmiş olarak düzenlenimleri doğrulum botanik yönelim )
( TROPISM | ORIENTATION | INCLINATION | INTENTION )
( ORIENTATION | INTENTION | TROPISME )
( INTENTION | AUSTRICHTUNG | ORIENTIERUNG )
( INTENTIO | ORIENS )
( ORIENTAMENTO )
( ΠΡΟΣΑΝΑΤΟΛΙΣΜΌΣ / προσανατολισμός )
- İTTİCAH | MEYİL | ORYANTASYON | TEVECCÜH | YÖNELİM ile/||/<> YÖNELME
( Bitki ya da canlının kendiliğinden ya da zorla, uyarana yaklaşma ya da uzaklaşma tepkisi. @@ 1. Bireyin, karşılaştığı karışık ve sorunlu durumlarda kendi yönünü, tutumunu belirlemesi. 2. Bir kimsenin türlü ilişkiler içinde yer ve zamanı seçme, koşulları değerlendirme konusunda bilinçli olarak davranması. @@ Bireyin edinimleri sonucu kazandığı tutum ve davranış yatkınlığı. @@ Bir şeye yönelme; bir şeyi erek edinme. Skolastik felsefede: Düşünmenin bir bilgi konusuna yönelmesi. (Yönelinen konunun gerçekte var olması gerekmez; tasarlanan bir şeye de yönelinebilir.) Brentano ile bu kavram yeniden felsefe alanına çıkmıştır; Bilinç olayının özü bu yönelimdedir. Bilinç olayları hep 'bir şey üzerinde bilinç'tirler; 'bir şey'i görmeden 'göremem', 'bir şeyi' düşünmeden, 'düşünemem'; her bilinç her zaman bir 'konu (nesne) bilinci'dir. @@ Bir buzsul ya da bir özdecik içinde öğecik kümelerinin ya da o özdeciklerin belirli doğrultularda yönelmiş olarak düzenlenimleri. @@ (doğrulum) (botanik) @@ @@bk. yönelim. )
( TROPISM | ORIENTATION | INCLINATION | INTENTION~ORIENTATION )
( ORIENTATION | INTENTION | TROPISME~ORIENTATION )
( INTENTIO | ORIENS~ORIENS )
( INTENTION | AUSTRICHTUNG | ORIENTIERUNG~ORIENTIERUNG )
( ORIENTAMENTO~ORIENTAMENTO )
( ΠΡΟΣΑΝΑΤΟΛΙΣΜΌΣ / προσανατολισμός~ΠΡΟΣΑΝΑΤΟΛΙΣΜΌΣ / προσανατολισμός )
- İTTİHAT | TERKİP, KOMPOZİSYON | TERTİP, KOMPOZİSYON | KOMPOZİSYON | TERKİB, TEREKKÜB | TERKİP | BİLEŞİM ile/||/<> BİLEŞİM
( Bilim ve sanat çalışmalarında ayrıntılardan bir bütüne varma 1 E kümesinin A B altkümeleri için kümesi Simgesi A U B Anlamdaş birleşim 2 E kümesinin altkümelerinden oluşan bir takımı için kümesi Simgesi Anlamdaş birleşim Bir kimyasal bileşiği oluşturan öğelerin ya da daha yalın bileşiklerin nicel değeri Birden çok bağımsız öğeden oluşan ve bileşenlerin kendi özelliklerini koruduğu toplu birlik kimya Bir özdeğin hangi kimyasal türlerden oluştuğunu belirleyen yapı Bir özdeğin hangi kimyasal türlerden oluştuğunu belirleyen verilerin tümü 1 Bir konuyu meydana getiren fikirleri uygun bir şekilde birbirine bağlama işi ve bundan doğan sonuç 2 Öğrencilere fikirlerini sıraya koyup anlatmasını öğretmek için yaptırılan yazı çalışması BİLEŞTİRMEK Composer kimya İki ya da daha çok kelimenin BİLEŞİK Composé denilen yeni bir kelime meydana getirmek üzere anlam şekil kuruluş vurgu gibi bakımlardan az çok değişikliğe uğrıyarak bir araya gelmeleri Bileşikte yer alan kelimelerin herbirine BİLEŞEN Composant denir Sözde bileşik denilen TOPLAŞIK ya da YANDAŞ kelimeleri Composé juxtaposé aradan çıkarırsak geride kalan gerçek bileşikler türlü bakımlardan sınıflara ayrılırlar 1 Sözdizimine uygun olup olmadıklarına göre SÖZDİZİMLİ B Comp syntaxique ve Çoğu zaman kimi vakit gibi AYKIRI B C asyntaxique 2 Bileşiğin anlamı bileşenlerinin anlamından doğrudan doğruya çıkıp çıkmadığına göre DOLAYSIZ B C direct Gecekondu gibi 3 Bileşenlerin arasına başka kelimelerin girip giremediğine göre BİTİŞİK B C en contact ve ne ne hem hem ve Fran ne pas gibi AYRILIR ya da UZAKTAN B C separable ou à distance 4 Bileşenlerden birinin ötekine uyrumîu olup olmadığına göre UYRÜMSUZ ya da SIR AD ASLI B C par coor 2 Dili geçmiş öncesi d nation ve UYRUMLU B C par subordination Uyrumsuz bileşikler de ikiye ayrılır Ara baba karı koca gibi bileşenlerinin anlamları birbirine katılmış olan KOŞMA B C copulatif on Dvadna Hintçe ve aynı kelimenin tekrarından ibaret olan YİNELEMELİ B C itératif anneanne zaman zaman yer yer gibi Uyrumlular da üç sınıftır Büyük baba başçavuş gibi bileşenlerden birinin ötekini nitelediği KOŞUNTULU BELİRTMELİ ya da NİTELİKLİ B C appositif déterminatif ou attributif bileşenlerden birinin ötekini tümlediği TÜMLEÇLİ B C de rectiosı ou de dépendance Uçaksavar kalemucu gibi Bir de Kırkayak altıparmak alyanak gibi İYELİKLİ B C possessif denilen ve sahibini vasıflıyan ya da vasfiyle gösteren bileşikler Bu uyrtımlu ve tümleçli bileşikler uyruğun ya da tümlecin sonda ya da başta bulunduğuna göre ayrıca bir sınıflamaya daha uğrarlar birinci takdirde İLERLEK B C Progressif Çalçene Alaşağı gbi ikinci takdirde ise GERİLEK B régressif denir Gilnebakan Ağaçkakan gibi Bunlardan başka bileşiklerin elpençedivan durmak nitekim netekkim gibi KATMERLİ Composé de composés Vurdumduymazlık gibi bileşik türevleri FauxComposé ve ve bileşenlerden bir tanesi fiil gövdesi olduğu zaman artifecc gibi GÖVDELİ C thématique çeşitleri de vardır Buraya kadar yapılan sınıflama bileşenlerin birbirine karşı durumlarına dayanıyor Halbuki bileşikleri meydana getiren bileşenlerin türlü söz bölümlerinden olabildikleri gözönüncle tutularak ayrıca bir sınıflama daha yapılabilir 1 İsimler bileşiği Babaanne Tepegöz Sürüsepet gözkulak olmak Elpençe divan durmak gibi 2 İsimle sıfat bileşiği Duvarbir kanktrmısı gibi 3 Sıfatla isim bileşiği Altıparmak Karagöz gibi 4 İsimle fiil bileşiği Çıtkırıldım Sinekkaydı Kuşkonmaz gibi 5 Fiille İsim bilegiği Alaşağı etmek Çalçene Gelberi gibi G Fiiller bileşiği Dedikodu Kaptı kaçtı Vurdumduymaz gibi Bir bileşik ya da dizge bileşenlerinin kimyasal nitelik ve niceliklerinin tümü )
( UNION | COMPOSITION )
( SYNTHÈSE | RÉUNION | COMPOSITION | COMPOSITION, CONSTITUTION | CONSTITUTION )
( VEREINIGUNG | ZUSAMMENSETZUNG | ZUSAMMENSETZUNG; VERBINDUNG )
( UNIO )
- IUPAC[Fr.] ile/değil/yerine/= IUPAC: INTERNATİONAL UNİON OF PURE AND APPLİED CHEMİSTRY
- IVANOV REAGENT[Fr.] / IVANOV REAGENZ[Alm.] ile/değil/yerine/= IVANOV BELİRTİCİ/REAKTİF
- İVİCAC ile/||/<> MÉANDRE[Fr.] ile/||/<> MENDERES[Yun.]
( coğrafya jeoloji )
( MÉANDRE )
- İVMEYAZAR/AKSELEROGRAF[Fr. < ACCELEROGRAPHE] ile İVMEÖLÇER/AKSELEROMETRE[Fr. < ACCELEROMETRE]
( Bir hareketin ivmesini çizerek belirleyen araç. İLE Bir hareketin ivme niceliğini belirten, taşıtın hızlanmasından doğan sarsıntıları, titreşimleri gösteren araç. )
- İVMEYAZAR/AKSELEROGRAF[Fr. < ACCÉLÉROGRAPHE] ile/||/<> İVMEÖLÇER/AKSELEROMETRE[Fr. < ACCÉLÉROMÈTRE]
- IXION[İng.] / IXION[Fr.] / IXION[Alm.] ile/değil/yerine/= İKSİYON
- İYİ HUYLU ile/||/<> İYİCİL
( İyicil. )
( BENIGN~BENIGN )
( BÉNIN~BÉNIN )
( ...~BENIGNUS )
( GUTARTIG~GUTARTIG )
( BENIGNO~BENIGNO )
( ΚΑΛΟΉΘΗΣ / καλοήθης~ΚΑΛΟΉΘΗΣ / καλοήθης )
- İYİ = HAYIR = GOOD[İng.] = BIEN[Fr.] = GUT[Alm.] = BONUS[Lat.] = AGATHOS[Yun.] = BUENO/NA[İsp.]
- İYİLEŞTİRME | SAĞALTMA | TEDAVİ[Ar. < TEDÂVÎ] ile/||/<> TERAPİ
( Hastayı iyileştirme, sağaltım, terapi. @@ @@ )
( TREATMENT, THERAPY | THERAPY~THERAPY )
( TRAITEMENT~THÉRAPIE )
( ...~THERAPIA )
( BEHANDLUNG~THERAPIE )
( TERAPIA~TERAPIA )
( ΘΕΡΑΠΕΊΑ / θεραπεία~ΘΕΡΑΠΕΊΑ / θεραπεία )
- İYİLEŞTİRME | SAĞALTMA | TEDAVİ ile/||/<> TEDAVİ ile/||/<> TEDAVİ[Ar. < TEDÂVİ]
( Hastayı iyileştirme sağaltım terapi )
( TREATMENT, THERAPY | THERAPY )
( TRAITEMENT )
( BEHANDLUNG )
( TERAPIA )
( ΘΕΡΑΠΕΊΑ / θεραπεία )
- İYİLEŞTİRME/REHABİLİTASYON[Fr. < RÉHABILITATION] ile/||/<> İYİLEŞTİRME/REHABİLİTE[Fr. < RÉHABILITE]
- İYİLİKSEVERLİK = BENEVOLENCE[İng.] = BIENVEILLANCE[Fr.] = WOHLWOLLEN[Alm.] = BENEVOLENTIA[Lat.]
- İYİMSER/LİK ile İYİLİKSEVER/LİK
( İyiliksever kişi, kendini yetiştirirken başkalarını da yetiştirmek ister. Kendi bilgisini genişletirken başkalarının bilgisini de geliştirmeye çalışır. )
( İyiliğe iyiliği her kişi yapar, Kötülüğe iyiliği er kişi yapar. )
( NİKBÎN ile ... )
( OPTIMIST vs. BENEVOLENT )
( OPTIMISTE avec ... )
( ... cum BENEVOLENTIA )
- İYİMSERLİK/OPTİMİZM[Fr. < OPTIMISME] ile/||/<> İYİMSER/NİKBİN[Fars. < NĪKBĪN]
- İYİMSERLİK = NİKBİNLİK = OPTIMISM[İng.] = OPTIMISME[Fr.] = OPTIMISMUS[Alm.]
- İYODOİYODÜR/İODEİODURE[Fr. < IODE-IODURE] ile/||/<> LÜGOL/LUGOL[Fr. < LUGOL]
( İyot ve potasyum iyodür bileşimi )
- İYODÜR/İODURE[Fr. < IODURE] ile/||/<> İYOT/İODE[Fr. < IODE]
( iyodoiyodür İyodun bir element ya da bir birleşikle verdiği birleşim )
- İYON | YÜKÜN ile/||/<> YÜKÜN
( Artı ya da eksi elektrik yüklü atom molekül ya da kök elektrik fizik kimya Artı eksi elektrik yükü gösteren öğecik ya da özdecik Artı eksi kıvıl yük gösteren öğecik ya da özdecik )
( ION )
( ION )
( ION )
- İYON[Fr. < İON] ile/||/<> İYONLAŞMA
( TV. Elektrik yüklü atom ya da atom kümesi. (Pozitif yüklü iyonlar (katyonlar), atomun ya da atom kümesinin elektriksel yönden yansızlığı için gerekenden daha az elektron taşırlar; negatif yüklü iyonlardaysa daha çok elektron vardır). @@ Elektrik yüklü atom ya da atom grubu. @@ (kimya) @@ Net elektrik yükü taşıyan atom ya da molekül. @@ Pozitif ya da negatif yüklü bir atom. @@ Elektriksel olarak yüklü olan atom ya da kök. @@ Bir atomun ya da molekülün elektron alması ya da elektron vermesiyle meydana gelen negatif ya da pozitif yüklü atom ya da molekül. )
( ION | IONIZATION~IONIZATION )
( ION | IONISATION~IONISATION )
( ION | IONEN | IONISATION, IONISIERUNG~IONISATION, IONISIERUNG | IONISIERUNG, IONISATION )
( IONE~IONIZZAZIONE )
( ΙΌΝ / ιόν~ΙΟΝΙΣΜΌΣ / ιονισμός )
- İYON/İON[Fr. < ION] ile/||/<> İYONİK/İONİQUE[Fr. < IONIQUE] ile/||/<> KATYON/CATİON[Fr. < CATION]
( iyon yuvarı Bir ya da daha çok elektron kazanmış ya da yitirmiş bir atom ya da bir atom grubundan oluşmuş elektrik yüklü parçacık yükün )
- İYON ile/||/<> İYON[Fr. < ION]
( TV Elektrik yüklü atom ya da atom kümesi Pozitif yüklü iyonlar katyonlar atomun ya da atom kümesinin elektriksel yönden yansızlığı için gerekenden daha az elektron taşırlar negatif yüklü iyonlardaysa daha çok elektron vardır Elektrik yüklü atom ya da atom grubu kimya Net elektrik yükü taşıyan atom ya da molekül Pozitif ya da negatif yüklü bir atom Elektriksel olarak yüklü olan atom ya da kök Bir atomun ya da molekülün elektron alması ya da elektron vermesiyle meydana gelen negatif ya da pozitif yüklü atom ya da molekül )
( ION | IONIZATION )
( ION | IONISATION )
( ION | IONEN | IONISATION, IONISIERUNG )
( IONE )
( ΙΌΝ / ιόν )
- İYONLAŞMA ile/||/<> İYONLAŞMA
( TV Elektron kazanma ya da yitirmeden dolayı iyon oluşumu içinde iyon oluşma Atom ya da moleküllerin iyon haline gelmeleri olayı kimya İyonların meydana gelişi olayı bir atom ya da molekülden elektron kopması İyonizasyon 1 İyonların meydana gelmesi olayı bir atom ya da molekülden elektron ayrılması 2 Radyoaktif ışınların geçtikleri doku ve kimyasal maddeleri ayrıştırmaları Film üzerindeki emülsiyonun gümüş bromürün gümüş ve brom olarak ayrışması ya da suyun hidrojen ve oksijen olarak ayrışması gibi iyonlaşma )
( IONIZATION )
( IONISATION )
( IONISATION, IONISIERUNG | IONISIERUNG, IONISATION )
- İYONOSFER[Fr. < IONOSPHÈRE] ile/değil/yerine/=/||/<> İYON YUVARI
- İYOT[Fr. < Yun.] ile/ve/<> İYODÜR[Fr.]
( Atom numarası 53, atom ağırlığı 126,92 olan, doğada deniz suyunda, sodyum iyodür durumunda rastlanılan, bazı deniz bitkilerinde de çokça birikmiş olarak bulunan, mavimsi esmer renkte, katı bir öğe. [simgesi: I] İLE/VE/<> İyotun, bir öğe ya da bir bileşikle verdiği bileşim. )
- İYOT ile/||/<> İYOT[Fr. < IODE]
( kimya Vücutta çok az bulunan tiroit hormonlarının üretimine katılmasıyla önem kazanan eksikliğinde tiroit bezinin büyümesiyle belirgin guatr hastalığına neden olan mineral )
( IODE, IODINE, IODURE )
( IODE )
- İZABE | ERGİTME ile/||/<> ERGİTMEK ile/||/<> ERGİTME
( metalbilim Metalleri ergime sıcaklığı üzerinde ısıtarak katı durumdan sıvı duruma geçirme işlemi eritmek )
( MELTING, FUSING | SMELTING )
( FONTE | FUSION )
( SCHMELZEN )
- İZAFET TERKİBİ | AD TAMLAMASI ile/||/<> AD TAMLAMASI
( Derleme ad tümlemesi isim tamlaması isim takımı izafet ilgisi İki ya da daha çok addan kurulmuş tamlama Evin kapısı bahçenin duvarı anne sevgisi sokak kedisi demir köprü gümüş tepsi bankanın açılış töreninin gecikmesi ve ertelenmesi Devlet Üretme Çiftliği Süt ve Mamulleri Fabrikası vb İyelik bağlantısı ile birbirine bağlanmış iki ya da daha çok addan oluşan tamlama Türkçede ad tamlaması ilgi durumu eki almış tamlayan görevindeki bir adın iyelik eki almış tamlanan görevindeki bir adla tek bir kavrama karşılık olacak şekilde birleşmesi ile kurulur ve belirli ad tamlaması adını alır çocuğun oyuncağı kapının kolu annenin işi devletin gücü Tamlayanı ilgi durumu eki almadan kurulmuş olan tamlamalar belirsiz bir ad ya da belirsiz bir kavramı gösterdikleri için belirsiz ad tamlaması diye adlandırılır çocuk oyuncağı ana sütü kapı kolu kaldırım taşı dil tutumu vb Her iki türde de ikiden fazla adın birleştirilmesi ile oluşturulan tamlamalar zincirleme ad tamlamalarıdır Şairin anlatımının canlılığı hikâyecinin özelliklerinin belirtilmesi Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Süt Endüstrisi Mamülleri Kurumu vb Zincirleme ad tamlaması )
( POSSESSIVE CONSTRUCTION | SHORTENED GENITIVAL CONSTRUCTION )
( RAPPORT D'ANNEXION, RAPPORT POSSESSIF | RAPPURT DANNEXION, RAPPURT POSSESSIF | RAPPORT D'ANNEXION )
( GENITIV KONSTRUKTION | VERKÜRZTER GENITIV )
( SINTAGMA NOMINALE )
( ΟΝΟΜΑΤΙΚΌΣ ΠΡΟΣΔΙΟΡΙΣΜΌΣ / ονοματικός προσδιορισμός )
- İZAFET TERKİBİ | AD TAMLAMASI ile/||/<> BELİRTİSİZ TAMLAMA ile/||/<> ZİNCİRLEME AD TAMLAMASI
( (Derleme. ad tümlemesi, isim tamlaması, isim takımı, izafet ilgisi) İki ya da daha çok addan kurulmuş tamlama: Evin kapısı, bahçenin duvarı, anne sevgisi, sokak kedisi, demir köprü, gümüş tepsi; bankanın açılış töreninin gecikmesi ve ertelenmesi ; Devlet Üretme Çiftliği Süt ve Mamulleri Fabrikası vb. @@ İyelik bağlantısı ile birbirine bağlanmış iki ya da daha çok addan oluşan tamlama. Türkçede ad tamlaması, ilgi durumu eki almış tamlayan görevindeki bir adın, iyelik eki almış tamlanan görevindeki bir adla tek bir kavrama karşılık olacak şekilde birleşmesi ile kurulur ve belirli ad tamlaması adını alır: çocuğun oyuncağı, kapının kolu, annenin işi, devletin gücü. Tamlayanı ilgi durumu eki almadan kurulmuş olan tamlamalar belirsiz bir ad ya da belirsiz bir kavramı gösterdikleri için belirsiz ad tamlaması diye adlandırılır: çocuk oyuncağı, ana sütü, kapı kolu, kaldırım taşı, dil tutumu vb. Her iki türde de ikiden fazla adın birleştirilmesi ile oluşturulan tamlamalar, zincirleme ad tamlamalarıdır: Şairin anlatımının canlılığı; hikâyecinin özelliklerinin belirtilmesi; Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası; Süt Endüstrisi Mamülleri Kurumu vb. Bk. Zincirleme ad tamlaması. )
( POSSESSIVE CONSTRUCTION | SHORTENED GENITIVAL CONSTRUCTION~SHORTENED GENITIVAL CONSTRUCTION~... )
( RAPPORT D'ANNEXION, RAPPORT POSSESSIF | RAPPURT DANNEXION, RAPPURT POSSESSIF | RAPPORT D'ANNEXION~RAPPORT D'ANNEXION~... )
( GENITIV KONSTRUKTION | VERKÜRZTER GENITIV~VERKÜRZTER GENITIV~... )
( SINTAGMA NOMINALE~COMPLEMENTO DI SPECIFICAZIONE INDETERMINATO~... )
( ΟΝΟΜΑΤΙΚΌΣ ΠΡΟΣΔΙΟΡΙΣΜΌΣ / ονοματικός προσδιορισμός~ΑΌΡΙΣΤΟΣ ΠΡΟΣΔΙΟΡΙΣΜΌΣ / αόριστος προσδιορισμός~... )
- İZAFET ile/||/<> GENITIVE[İng.] ile/||/<> GENITIV[Fr.] ile/||/<> GENITIV[Alm.] ile/||/<> İLGİ DURUMU
( Tamlamalarda bir adın bir başka adla ilgili olma durumu Bu durum In nIn Un nUn ekleriyle karşılanır ağac ın yaprağı kitab ın kapağı okul un bahçesi güzelliğ in sırrı vb Tamlamalarda tamlayan görevindeki ad ilgi ilişkisini ilgi durumu ekini almadan da kurabilir ağaç kabuğu yağmur havası toprak kokusu çocuk sesi mum ışığı ana yüreği gibi Ancak bu türlü tamlamalarda tamlanan ad belirsiz bir ad durumundadır Ev in kapısı belirli bir evin kapısı olduğu hâlde ev kapısı herhangi bir evin kapısıdır ve birleşik kelime niteliğindedir )
( GENITIVE )
( GENITIV )
( GENITIV )
- İZAFÎ | GÖRELİ ile/||/<> GÖRELİ ile/||/<> GÖRELİ | SALTIK
( 1 Bir başka şeye bağlı olan bir başka şeye göre olan 2Bir başka şeye bağıntısı ile tanımlanabilen büyüklük uzaklık gibi 3 Koşullu ancak belli koşullarla belli ilişkiler içinde geçerli olan Karşıtı saltık Görelilik kuramı uyarınca görelilik kuramını ilgilendiren göreceli göreli absolutus çözük 1 Kendi başına var olan hiç bir şeyle bağlı olmayan bağımsız koşulsuz 2 Hiç bir şeyle sınırlanmayan 3 Başka bir şeye ilintisi olmayan 4 Fizikötesi anlamda Gerçekte olduğu gibi düşüncede de hiç bir başka şeyle bağlı olmayan ve varlık nedenini kendinde taşıyan şey bunun sonucu olarak kendi başına var olan varlık kendinde nesne Her koşuldan bağımsız olarak var olan Karşıtı göreli )
( RELATIVE | RELATIVISTIC )
( RELATIF | RELATIVISTE )
( RELATIV | RELATIVISTISCH )
( RELATIVUS )
- İZÂFÎ EMSÂL, NİSBÎ EMSÂL[Osm.] / RELATIVE INDEX[İng.] / INDICE RELATIF[Fr.] ile/değil/yerine/= BAĞIL İNDİS
- İZÂFÎ HASSÂSİYET[Osm.] / SPECIFIC SUSCEPTIBILITY[İng.] / SUSCEPTIBILITÉ SPÉCIFIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= ÖZGÜL ALINGANLIK
- İZAFİ RUTUBET | BAĞIL NEM ile/||/<> BAĞIL NEM
( Bir metre küp hava içindeki su buharı niceliğinin salt nem niceliği aynı sıcaklıkta bu hacmin en çok yüklenebileceği doymuş haldeki su buharı niceliğine oranı 1 Belli sıcaklık ve oylumdaki su buharı kütlesinin aynı sıcaklık ve oylumdaki doygun su buharı kütlesine oranı 2 Havayuvarda belli bir sıcaklıktaki su buharı basıncının aynı sıcaklıktaki doygun su buharı basıncına oranı Havada belli bir oylumda belli bir sıcaklıkta bulunan su uçuğu basımcının ya da tutarırnın havayı o sıcaklıkta doyuran uçuk basıncına ya da tutarına oranı Belli sıcaklık ve hacimdeki su buharı kütlesinin aynı sıcaklık ve hacimdeki doygun su buharı kütlesine oranı nispi nem Belirli bir sıcaklıktaki su buharı miktarının yine aynı sıcaklıktaki 1 m3 havayı doyuracak su buharı miktarına oranı rölatif rutubet nispi nem bağıl nem )
( RELATIVE HUMIDITY )
( HUMIDITÉ RELATIVE )
( RELATIVE FEUCHTE, RELATIVE FEUCHTIGKEIT | RELATIVE FEUCHTIGKEIT )
- İZÂFÎ RUTÛBET[Osm.] / RELATIVE MOISTURE[İng.] / HUMIDITÉ RELATIVE[Fr.] / RELATIVE FEUCHTE[Alm.] ile/değil/yerine/= BAĞIL NEM
- İZÂFÎ SIKLET, KESÂFET[Osm.] / DENSITY[İng.] / DENSITÉ[Fr.] / DICHTE[Alm.] ile/değil/yerine/= YOĞUNLUK
- İZÂFÎ VEZNİYET[Osm.] / ÉLAN RELATIVISTE[Fr.] / RELATIVISTISCHER IMPULS[Alm.] ile/değil/yerine/= GÖRELİ MOMENTUM
- İZÂFÎ, NİSBÎ[Osm.] / RELATIVE[İng./Fr.] / RELATIF[Fr.] / RELATIV[Alm.] ile/değil/yerine/= GÖRELİ, BAĞIL
- İZAFİYE | BAĞINTICILIK ile/||/<> BAĞINTICILIK
( 1 Saltık bilginin olamayacağını bütün bilgimizin göreli olduğunu gerçeğin gözlemcinin bakış açısına gözlenen nesneye olaya ve gözlem koşullarına göre değişebileceğini öne süren öğreti görecilik )
( RELATIVISM )
( RELATIVISME )
- İZAFİYET | GÖRECİLİK ile/||/<> GÖRECİLİK
( Bir yaşantının büyük ölçüde önceki yaşantılara bağlı olması yüzünden anlaşılması ve değerlendirilmesinin de önceki yaşantıların bilinmesine bağlı olduğunu ileri süren görüş bağıntıcılık 1 Bütün bilgilerin göreli olduğunu öne süren öğreti 2 Ahlakta Genel geçer salt ahlak değerleri olmadığını bütün değerlerin çağlara toplumlara kişilere kültür durumlarına yaşama biçimlerine göre değiştiğini öne süren öğreti Evrensel olarak geçerli evrensel ilkeler bulunmadığını tüm ahlaki ilkelerin kültürlere ve bireysel tercihlere göreli olduğunu tüm ahlak ilkelerinin bir kültür ya da toplumun uzlaşımları bağlamında geçerlilik kazandığını ya da ahlaki bir ilkenin geçerliliğini belirleyen şeyin bireysel tercihler olduğunu savunan anlayış )
( RELATIVISM, RELATIVITY | RELATIVISM | PHENOMENOLOGY )
( RELATIVISME | PHÉNOMÉNALISME, PHÉNOMISME )
( RELATIVISMUS | PHÄNOMENALISMUS )
( RELATIVISMO )
( ΣΧΕΤΙΚΙΣΜΌΣ / σχετικισμός )
- İZAFİYET | GÖRECİLİK ile/||/<> GÖRÜNGÜCÜLÜK
( Bir yaşantının büyük ölçüde önceki yaşantılara bağlı olması yüzünden, anlaşılması ve değerlendirilmesinin de önceki yaşantıların bilinmesine bağlı olduğunu ileri süren görüş. @@ bk. bağıntıcılık. @@ 1. Bütün bilgilerin göreli olduğunu öne süren öğreti. 2. (Ahlakta) Genel geçer, salt ahlak değerleri olmadığını, bütün değerlerin çağlara, toplumlara, kişilere, kültür durumlarına, yaşama biçimlerine göre değiştiğini öne süren öğreti. @@ Evrensel olarak geçerli evrensel ilkeler bulunmadığını, tüm ahlaki ilkelerin kültürlere ve bireysel tercihlere göreli olduğunu, tüm ahlak ilkelerinin bir kültür ya da toplumun uzlaşımları bağlamında geçerlilik kazandığını ya da ahlaki bir ilkenin geçerliliğini belirleyen şeyin bireysel tercihler olduğunu savunan anlayış. )
( RELATIVISM, RELATIVITY | RELATIVISM | PHENOMENOLOGY~PHENOMENOLOGY | PHENOMENALISM )
( RELATIVISME | PHÉNOMÉNALISME, PHÉNOMISME~PHÉNOMÉNALISME, PHÉNOMISME )
( RELATIVISMUS | PHÄNOMENALISMUS~PHÄNOMENALISMUS )
( RELATIVISMO~FENOMENISMO )
( ΣΧΕΤΙΚΙΣΜΌΣ / σχετικισμός~ΦΑΙΝΟΜΕΝΑΛΙΣΜΌΣ / φαινομεναλισμός )
- İZÂFİYET[Osm.] / RELATIVITY[İng.] / RELATIVITÉ[Fr.] ile/değil/yerine/= GÖRELİLİK
- İZAHAT, KOMANTER | AÇIKLAMA ile/||/<> AÇIKLAMA
( Sinema Bir filmin görüntülerini açıklamak amacıyla yapılan konuşma Bir konuyu bir olayı bir sorunu ilgili bilim ya da bilgi dalının kurallarına uyarak aydınlatma çözümleme işi İyice anlaşılmayan ya da yanlış anlaşılan bir sözü bir örüyü açıklığa kavuşturma Bir olay ya da bir kavramı örtük ve kapalı yönleriyle çözümleyerek tüm içerimlerini sayıp dökerek açıklığa kavuşturma 1 Bir olguyu bir durumu çözümledikten sonra öğeleri arasındaki bağlantıları açığa çıkarma yoluyla aydınlatma 2 Bir şeyin yalnızca ne olduğunu değil nedenini de ortaya koyma iki şey arasındaki nedensel bağlantıyı gösterme 3 Gözlemlenen bir olayı bir yasaya geri götürme Ör Gökkuşağının ışığın kırılması ve yansıması yasalarına göre açıklanması Meddahın öyküsüne başlamadan önce uyaklı ya da düzyazı olarak öykünün geçtiği dönemi kişileri ve bu kişilerin toplumsal konumlarıyla ekonomik durumlarını sergilediği bölüm Kimi kez bu bölümün sonunda dönemin padişahına da bir övgü bulunur betimleme )
( COMMENTARY | EXPLICATION | EXPLANATION | COMMENT | REMARK | COMMENTATOR | NARRATION, OFF-SCREEN NARRATION )
( COMMENTAIRE | EXPLICATION | COMMENTATEUR(-TRICE | NARRATION )
( KOMMENTAR, SPRECHTEXT, SPRECHERTEXT, FILMTEXT | ERKLÄRUNG | KOMMENTATOR, ERKLÄRER, FILMBERICHTERSTATTER | ERZÄHLUNG )
( EXPLICATIO )
( COMMENTO )
( ΕΠΕΞΉΓΗΣΗ / επεξήγηση )
- İZAHAT, KOMANTER | AÇIKLAMA ile/||/<> AÇIKLAYICI ile/||/<> ÖYKÜLEME
( Sinema Bir filmin görüntülerini açıklamak amacıyla yapılan konuşma. @@ Bir konuyu, bir olayı, bir sorunu ilgili bilim ya da bilgi dalının kurallarına uyarak aydınlatma, çözümleme işi. @@ İyice anlaşılmayan ya da yanlış anlaşılan bir sözü, bir örüyü açıklığa kavuşturma. @@ Bir olay ya da bir kavramı örtük ve kapalı yönleriyle çözümleyerek, tüm içerimlerini sayıp dökerek açıklığa kavuşturma. @@ 1. Bir olguyu, bir durumu çözümledikten sonra, öğeleri arasındaki bağlantıları açığa çıkarma yoluyla aydınlatma. 2. Bir şeyin yalnızca ne olduğunu değil, nedenini de ortaya koyma; iki şey arasındaki nedensel bağlantıyı gösterme. 3. Gözlemlenen bir olayı bir yasaya geri götürme. (Ör. Gökkuşağının, ışığın kırılması ve yansıması yasalarına göre açıklanması.) @@ Meddahın öyküsüne başlamadan önce uyaklı ya da düzyazı olarak öykünün geçtiği dönemi, kişileri ve bu kişilerin toplumsal konumlarıyla ekonomik durumlarını sergilediği bölüm. Kimi kez bu bölümün sonunda dönemin padişahına da bir övgü bulunur. @@ @@ @@ bk. betimleme )
( COMMENTARY | EXPLICATION | EXPLANATION | COMMENT | REMARK | COMMENTATOR | NARRATION, OFF-SCREEN NARRATION~COMMENTATOR | APPOSITIVE~NARRATION, OFF-SCREEN NARRATION | NARRATION | NARRATE )
( COMMENTAIRE | EXPLICATION | COMMENTATEUR(-TRICE | NARRATION~COMMENTATEUR(-TRICE) | APPOSITIF~NARRATION | NARRER )
( EXPLICATIO~...~... )
( KOMMENTAR, SPRECHTEXT, SPRECHERTEXT, FILMTEXT | ERKLÄRUNG | KOMMENTATOR, ERKLÄRER, FILMBERICHTERSTATTER | ERZÄHLUNG~KOMMENTATOR, ERKLÄRER, FILMBERICHTERSTATTER | APPOSITIV~ERZÄHLUNG | ERZAEHLEN | ERZÄHLEN )
( COMMENTO~ESPLICATIVO~NARRAZIONE )
( ΕΠΕΞΉΓΗΣΗ / επεξήγηση~ΕΠΕΞΗΓΗΜΑΤΙΚΌΣ / επεξηγηματικός~ΑΦΉΓΗΣΗ / αφήγηση )
- İZÂLE-İ İSTİKTÂB[Osm.] / DEPOLARISATION[İng.] / DÉPOLARISATION[Fr.] / DEPOLARISATION, DEPOLARISIERUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= KUTUPLANMA GİDERME
- İZDİHAM ile/||/<> OVERCROWDING[İng.] ile/||/<> SURPEUPLEMENT[Fr.] ile/||/<> UEBERBELEGUNG, ÜBERVÖLKERUNG[Alm.] ile/||/<> KALABALIKLIK | KONUT DARLIĞI
( Bir odada ya da bir yerleşim yerinde gereğinden çak sayıda insanın yaşaması Genellikle bir odada yaşayan insan sayısının 1i geçmesi kalabalıklık sayılmaktadır konut darlığı )
( OVERCROWDING )
( SURPEUPLEMENT )
( UEBERBELEGUNG, ÜBERVÖLKERUNG )
- IZGARA ile/||/<> IZGARA[Yun.]
( TV Radyo ışıtaçlarında eksiuç ile artıuç arasına yerleştirilen ızgara biçiminde elektrikucu Ayaktopu ayakkabılarının altlarına çivilenen ve tabanla topuk genişliğinde uzayan 12 7 mm genişlikte kösele ya da sert lastik parçaları Tabanda iki topukta ise bir tane bulunur ve çıkıntılar birbirine koşuttur Bir X ışını tüpünde anotla katot arasına yerleştirilen ve elektron akısını yönlendiren elektrot Dekor parçalarının ya da ışıldakların asıldığı çubuk askı palangalarının birbirine koşut çelik bağlantıların ya da rayların bulunduğu yer Elektron mikroskobunda incelenmek üzere ültramikrotomda alınan ince kesitlerin 2001000 Angstrom üzerine konduğu bakır alüminyum nikel vb gibi maddelerden yapılmış ızgara Grit R σκάρα grid grill grate iron grate placed at the prow of a boat on which a fire burns during night fishing to attrackt the fish gridiron shipbuilding )
( GRID, CONTROL GRID | STUD | GRID | GRID, GRIDIRON | RASTER )
( GRILLE | GRIL | TAMIS )
( GITTER | STOLLEN | ROLLENBODEN | NETZBLENDE )
( ΣΚΆΡΑ / σκάρα )
- İZLEM/STRATEJİ(K)[Fr. < Yun. STRATOS: Ordu. | AGO: Gütmek.] ile/ve/<> TAKTİK
( Üst kuram, kuram kurma kuramı. İLE/VE Stratejinin uygulanması. )
( STRATEGY vs./and TACTICS )
- İZLEMCİ | İZLEÇ | MONİTÖR ile/||/<> MONİTÖR ile/||/<> IŞINIM MONİTÖRÜ
( ışınım monitörü )
( MONITEUR )
- İZLENCE | PROGRAM ile/||/<> PROGRAM ile/||/<> PROGRAM[Fr. < PROGRAMME]
( Belli bir çalışmanın amacını bölümlerini yöntemini ve süresini gösteren plan )
( PROGRAM, PROGRAMME | PROGRAM )
( PROGRAMME )
- İZLENİM = İNTİBA = IMPRESSION[İng., Fr.] = EINDRUCK[Alm.] = IMPRESSIO[Lat.] = IMPRESIÓN[İsp.]
- İZLENİMCİ/EMPRESYONİST[Fr. < IMPRESSIONNISTE] ile/||/<> İZLENİMCİLİK/EMPRESYONİZM[Fr. < IMPRESSIONNISME]
- İZMARİT[Yun.] ile/||/<> İZMARİTGİLLER
( (Maena vulgaris): Kemikli-balıklar (Teleostei) takımının izmaritgiller (Sparidae) familyasından bir balık türü. Uzunluğu 15-20 cm. Eti lezzetlidir. Akdenizde yaşar. @@ (zooloji) @@ Kemikli balıklar (Teleostei) takımının, izmaritgiller (Sparidae) familyasından, 15-20 cm kadar uzunlukta, Akdeniz'de yaşayan, eti lezzetli bir tür. @@ Boyları 25 cm olabilen, tüm denizlerimizde dağılım gösteren, vücudunun iki yanında koyu benek bulunan, kumlu, çamurlu ve kayalık zeminlerde yaşayan demersal bir tür, beyaz göz balığı, melana. @@ Başındaki i- Türkçede türemiştir. < R σμαρίδι, σμαρίδα 'Smaris vulgaris'. )
( COCKEREL | SEA-BREAMS~SEA-BREAMS | SEA BREAMS )
( MENDOLE | MENDOLE COMMUNE | SPARIDÉS~SPARIDÉS )
( MAENA VULGARIS | SPICARA MAENA | SPARUS~SPARUS | SPARIDAE | SPARIDAE, SPARUS: YALDIZ BAŞ | CENTRACANTHIDAE )
( LAXIERFISCH | MEERBRASSEN~MEERBRASSEN )
( MENOLA~SPARIDI )
( ΣΜΑΡΊΔΙ / σμαρίδι~ΣΠΑΡΊΔΕΣ / σπαρίδες )
- İZMARİT ile/||/<> İZMARİT[Yun.]
( Maena vulgaris Kemiklibalıklar Teleostei takımının izmaritgiller Sparidae familyasından bir balık türü Uzunluğu 1520 cm Eti lezzetlidir Akdenizde yaşar zooloji Kemikli balıklar Teleostei takımının izmaritgiller Sparidae familyasından 1520 cm kadar uzunlukta Akdenizde yaşayan eti lezzetli bir tür Boyları 25 cm olabilen tüm denizlerimizde dağılım gösteren vücudunun iki yanında koyu benek bulunan kumlu çamurlu ve kayalık zeminlerde yaşayan demersal bir tür beyaz göz balığı melana Başındaki i Türkçede türemiştir R σμαρίδι σμαρίδα Smaris vulgaris )
( COCKEREL | SEA-BREAMS )
( MENDOLE | MENDOLE COMMUNE | SPARIDÉS )
( LAXIERFISCH | MEERBRASSEN )
( MAENA VULGARIS | SPICARA MAENA | SPARUS )
( MENOLA )
( ΣΜΑΡΊΔΙ / σμαρίδι )
- İZMARİTGİLLER ile/||/<> İZMARİTGİLLER
( Sparidae Omurgalı hayvanlardan balıklar Pisces sınıfının kemiklibalıklar Teleostei takımının dikenliyüzgeçliler Acanthopterygii alttakımına giren bir familyası Vücutları yüksektir Etçil ya da otçuldurlar Bazıları erdişidir Atlantik Okyanusu Akdeniz ve Karadenizde yaşarlar 200 kadar türü vardır İzmarit Maena vulgaris melanurya Sparus melanurya istrongilos Smaris vulgaris kupes Boops boops sarpa B salpa ispari Sargus annularis sarı göz S salyieri karagöz balığı S sargus mercan balığı Pagrus pagrus kırma mercan P erythrinus trança P ehrenbergii mandagöz mercan balığı Pagellus eentrodontus sivriburun karagöz Charax puntazzo sinagrit Dentex vulgaris çipura Aurata aurata iyi bilinirler zooloji Balıklar Pisces sınıfının kemikli balıklar Teleostei takımının dikenli yüzgeçliler Acanthopterygii alt takımından etçil ya da otçul bazıları er dişi olan Atlantik Okyanusu Akdeniz ve Karadenizde yaşayan 200 kadar türü bulunan bir familya Kemikli balıklardan ağızları belirgin olarak ileriye uzatılabilir özellikte yan taraflarındaki dört köşeli siyah bir benekle özellik kazanmış bir familya beyazgözlüler )
( SEA-BREAMS | SEA BREAMS )
( SPARIDÉS )
( MEERBRASSEN )
( SPARUS | SPARIDAE | SPARIDAE, SPARUS: YALDIZ BAŞ | CENTRACANTHIDAE )
- İZOBAR[Fr. < ISOBARE] ile/değil/yerine/=/||/<> EŞ BASINÇ (İZOBAR EĞRİSİ)
- İZOBAR[Fr. < ISOBARE] ile/||/<> EŞBASINÇ
( eşbasınç )
( ISOBARE )
- İZOHİPS[Fr. < ISOHYPSE] ile/değil/yerine/=/||/<> EŞ YÜKSELTİ (İZOHİPS EĞRİSİ)
- İZOHİPS[Fr. < ISOHYPSE] ile/||/<> EŞYÜKSEKLİK
( eşyükseklik )
( ISOHYPSE )
- İZOLASYON[Fr. < ISOLATION] ile/değil/yerine/=/||/<> YALITIM
- İZOLASYON/ISOLATION[İng./Fr.]/TECRİT[Ar.] ile/değil/yerine/= YALITIM | AYIRMA | YALNIZLAŞTIRMA
( Elektrik akımının olumsuz etkilerini önlemek için, iletkeni kauçuk, lastik, porselen vb. ile kaplama, yalıtma. )
- İZOLATÖR[Fr. < ISOLATEUR] ile/değil/yerine/=/||/<> YALITKAN
- İZOMER[Fr. < Yun. MEROS: Bölüm. | BAROS: Basınç.] ile EŞBÖLÜM
( Aynı oranlarda bileşmiş aynı öğelerden oluşan fakat moleküllerinde atom öbekleşmeleri değişik olduğundan, birbirinden farklı özellikler gösteren maddeler. )
- İZOMER/İSOMERE[Fr. < ISOMÈRE] ile/||/<> İZOMERİ/İSOMERİE[Fr. < ISOMÉRIE] ile/||/<> İZOMERİK/İSOMERİQUE[Fr. < ISOMÉRIQUE]
( Aynı oranlarda birleşmiş aynı elementlerden oluşan fakat moleküllerinde atom gruplaşmaları değişik olduğu için birbirlerinden farklı özellikler gösteren maddeler )
- İZOMETRİ[Fr. < ISOMÉTRIE] ile/değil/yerine/=/||/<> EŞ ÖLÇÜM
- İZOMETRİ ile/||/<> İZOMETRİ[Fr. < ISOMÉTRIE]
( isos eş metron ölçü 1 Aynı çapa sahip olma 2 Standart ya da bir bütünün büyüdüğü oranda bir kısmının da büyümesi )
( ISOMETRY )
( ISOMETRIE | ISOMÉTRIE )
( ISOMETRIE )
- İZOMORF[Fr. < ISOMORPHE] ile/değil/yerine/=/||/<> EŞ BİÇİM
- İZOMORFİK[Fr. < ISOMORPHIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> EŞ BİÇİMLİ
- İZOMORFİZM[Fr. < ISOMORPHISME] ile/değil/yerine/=/||/<> EŞ BİÇİMLİLİK
- İZOTERM[Fr. < ISOTHERME] ile/değil/yerine/=/||/<> EŞ SICAK (İZOTERM EĞRİSİ)
- İZOTERM[Fr. < ISOTHERME] ile/||/<> EŞSICAKLIK
( eşsıcaklık )
( ISOTHERME )
- İZOTOP | YERDEŞ ile/||/<> YERDEŞ
( Atom sayıları eş çekirdek kütleri değişik çekirdeklerin her biri fizik kimya 1 Öğecik sayıları eş çekirdeksel kütleleri değişik öğecik çekirdeklerinden her biri 2 Yalnız öğeciklerinin kütleleri yönünden birbirinden ayrı olan kimyasal öğe Öğecik sayıları Z eş çekinsel kütleleri değişik çekinlerden her biri )
( ISOTOPE )
( ISOTOPE )
( İSOTOP | ISOTOP )
- İZOTOP[Fr. < Yun. ISOS: Eşit. | TOPOS: Yer.] ile/değil/yerine/= EŞYER/YERDEŞ
( Yalnız atomlarının kitleleri yönünden birbirinden farklı olan, aynı kimyasal öğe. )
- İZOTOP ile/||/<> İZOTOP[Fr. < ISOTOPE]
( Atom sayıları proton sayısı aynı kütle sayıları proton sayısı nötron sayısı farklı cisimlere verilen ad fizik kimya isos eş topos yer Atom ağırlığı farklı olmakla beraber atom sayısı aynı ve benzer kimyasal özellikleri olan element Atom ağırlıkları farklı fakat kimyasal özelliği aynı atomların kararlı ya da radyoaktif biçimleri Proton sayısı aynı nötron sayısı faklı atom numarası aynı atom ağırlığı farklı ve kimyasal özellikleri aynı fiziksel özellikleri farklı olan element )
( ISOTOPE )
( ISOTOPE )
( ISOTOP )
- İZZET-İ NEFİS ile/||/<> ONUR ile/||/<> ONUR[Fr. < HONNEUR]
( Mc Dougau Öz varlığını güzelleştirip yüceltme duygusu İnsanın duyan düşünen ve özgür bir varlık olarak taşıdığı değer insan olarak insanın değeri Kanta göre onurlu bir varlık olması dolayısıyle insan hiç bir zaman bir araç olarak kullanılmamalıdır honneur )
( SELF-REGARD | DIGNITY )
( DIGNITÉ (HUMAINE) | HONNEUR )
( WÜRDE, MENSCHENWÜRDE )
( DIGNITAS )
- J-J COUPLING[İng.] / COUPLAGE J-J[Fr.] ile/değil/yerine/= J-J EŞLEMESİ
- JABORINE[İng.] / JABORINE[Fr.] / JABORINE[Alm.] ile/değil/yerine/= JABORİN
- JACKET[İng.] / CHEMISE[Fr.] ile/değil/yerine/= CEKET
- JACKET[İng.] ile/||/<> JAQUETTE[Fr.] ile/||/<> CEKET[Fr. < JAQUETTE]
( Soğutucu ya da ısıtıcı ortamı içinde tutma amacıyla karıştırıcı tepkime kabı vb çevresine yerleştirilmiş ana aygıtın bir parçası )
( JACKET )
( JAQUETTE )
- JACOBI METHOD[İng.] / MÉTHODE DE JACOBI[Fr.] / JACOBI-METHODE[Alm.] ile/değil/yerine/= JACOBİ YÖNTEMİ
- JACOBİN[Fr. < JACOBIN] ile/değil/yerine/=/||/<> JAKOBEN
( Fransa da Aziz Dominicus tarikatına bağlı rahip ve rahibeler tepeden inmeci )
- JACOBINE[İng.] / JACOBIN[Fr.] ile/değil/yerine/= JAKOBİN
- JADE[İng.] / JADE[Fr.] / JADE[Alm.] ile/değil/yerine/= YEŞİM
- JAEGER METHOD[İng.] / MÉTHODE DE JAEGER[Fr.] / JAEGERSCHES VERFAHREN[Alm.] ile/değil/yerine/= JAEGER YÖNTEMİ
- JAGUAR[Fr. < JAGUAR] ile/||/<> JAGUAR
( Felis onca Etçiller Carnivora takımının kedigiller Felidae familyasından bir memeli türü Uzunluğu 130 kuyruğu 65 cm Sırtı tarçın rengi karnı akdır Benekleri iri ve kara çemberler biçimindedir Güney ve Orta Amerikada yaşar zooloji Etçiller Carnivora takımının kedigiller Felidae familyasından 130 cm kadar uzunlukta sırtı tarçın rengi karnı ak benekleri iri ve kara çemberler şeklinde Amerikada yaşayan bir tür )
( JAGUAR )
( JAGUAR )
( JAGUAR )
( FELIS ONCA | FELIS ONCA, PANTHERA ONCA )
- JAGUAR[Fr. < JAGUAR] ile/değil/yerine/=/||/<> JAGUAR
( Kedigillerden Orta ve Güney Amerika da yaşayan postu iri benekli bir tür memeli Felis onca )
- JAKAR[Fr. < FRANSIZ JACQUARD][ÖZEL AD] ile/değil/yerine/=/||/<> JAKAR
( Her çözgü ipliğinin başlı başına hareket ettiği mekanik dokuma tezgâhı Bu tezgâhta dokunmuş karmaşık desenli kumaş )
- JAKETATAY/JAQUETTE A TAİLLE[Fr. < JAQUETTE À TAILLE] ile/||/<> SETRE/SETRE[Ar. < SETRE] ile/||/<> SMOKİN/SMOKİNG[Fr. < SMOKING]
( Resmî ziyaret ve davetlerde erkeklerin giydikleri arkası yırtmaçlı etekleri uzun ve ön köşeleri yuvarlak kesilmiş ceket )
- JAKOBENİZM[Fr. < JACOBINISME] ile/değil/yerine/=/||/<> TEPEDEN İNMECİLİK
- JALAP[İng.] / JALAP[Fr.] / JALAP[Alm.] ile/değil/yerine/= JALAP
- JALUZİ[Fr. < JALOUSIE] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞERİT PERDE
- JAMAIS VU[Fr./İng.] ile/değil/yerine/= ASLA GÖRMEDİM SANISI
- JAMBON[Fr. < JAMBON] ile/değil/yerine/=/||/<> JAMBON
( Tuzlanıp ise tutularak hazırlanmış domuz budu ya da kolu )
- JAMBON[İng.] ile/||/<> JAMBON[Fr. < JAMBON]
( Tavuk hindi ya da dana etinden kürleme tütsüleme ve pişirme yoluyla elde edilmiş tüketime hazır et ürünlerinin genel adı jambon tütsülenmiş domuz budu jambe ayak but )
( JAMBON )
( JAMBON )
- JAMBON/JAMBON[Fr. < JAMBON] ile/||/<> SALAM/SALAME[İt. < SALAME]
( Tuzlanıp ise tutularak hazırlanmış domuz budu ya da kolu )
- JAMESONITE[İng.] / JAMÉSONITE[Fr.] / JAMESONIT, QUERSPIESSGLANZ[Alm.] ile/değil/yerine/= JAMESONİT
- JAMIN REFRACTOMETER[İng.] / RÉFRACTOMÈTRE DE JAMIN[Fr.] / JAMIN-REFRAKTOMETER[Alm.] ile/değil/yerine/= JAMİN KIRILMAÖLÇERİ
- JANDARMA[İt. < GENDARME] ile/||/<> ...
( yurt içinde genel güvenliği ve kamu düzenini korumakla görevli yasa ve nizamların koyduğu hükümlerin yürütülmesini ve bunlara dayanan hükûmet emirlerinin yerine getirilmesini sağlayan silahlı askerî kuvvet Ağızlarda candarma candırma cenderme biçimlerinde de geçer gendarme sivil bölgelerde polis görevini yerine getiren silahlı birlik gens adamlar darmes silahlar )
( GENDARME )
( GENDARME )
- JANIZARY[İng.] ile/||/<> JANISSAIRE[Fr.] ile/||/<> JANITSCHAR[Alm.] ile/||/<> YENİÇERİ
( Yeniçeri ocağında sürekli görev yapan ücretli yaya askeri )
( JANIZARY )
( JANISSAIRE )
( JANITSCHAR )
- JANJAN[Fr. < CHANGEANT] ile/değil/yerine/=/||/<> YANARDÖNER
- JANR[Fr. < GENRE] ile/değil/yerine/=/||/<> TARZ | TÜR
( tarz tür )
- JANR[Fr. < GENRE] ile/değil/yerine/= TARZ, TÜR
- JANSKY NOISE[İng.] / BRUIT DE JANSKY[Fr.] / JANSKY-RAUSCHEN[Alm.] ile/değil/yerine/= JANSKY GÜRÜLTÜSÜ
- JANT | KASNAK | TAMBUR | KASNAK ile/||/<> KASNAK
( Güreş donunun bele gelen bölümü Kıyıları oluk biçiminde pervazlı metal ya da tahtadan yapılmış teker çemberi Üzerindeki sıralanmış deliklere teller takılır Resim Resim bezinin üzerine gerildiği pahlı tahta çerçeve resim kasnağı a resim bezi astar boyası I gasnak Kalbur gözer ve eleğin tahta kısmı Akçaşar Yalvaç Isparta Tepecik Tavşanlı Kütahya gasnak Göçmenler Beypazarı Ankara Yeşilova Aksaray Niğde II Yuvarlak tezek Akçaşar Yalvaç Isparta III Kışın avlanan avcıların kara batmamak için ayaklarına geçirdikleri raket Mudurnu Bolu IV I Su değirmenlerinde üzerine geçirilen kayış yardımıyla değirmen taşını çeviren tahta araç Kandilli Bozüyük Bilecik 2 Deri işleme makinesindeki tekerlek Bor Niğde 3 Urgan yapmada kullanılan tahta çember Gölbaşı Çankaya Ankara )
( DRUM )
( JANTE | CHÂSSIS | TAMBOUR )
( KEILRAHMEN | TROMMEL )
- JANT | SÜRRE-İ BATINA | SÜRRE | GÖBEK ile/||/<> KANGAL ile/||/<> MAKARA
( Sinema Bir makaranın ortasında, makaraya bağlı olmayarak kendi başına da kullanılabilen, genellikle düzensiz sarmaların yol açabileceği çizinti ya da çiziklerden korumak amacıyla negatiflerin sarıldığı, yoğruktan ya da paslanmaz çelikten silindir biçimindeki parça. @@ Ön ve arka tekerlerin ortasına oturtulmuş mil üzerinde dönen ve teker tellerinin takılmasına yarayan parça. @@ otomobil: Taşıtlarda, lastiklerin takılmasını sağlayan tekerleğin çember biçiminde ara bölümü. @@ Araba tekerleğinde dingilin geçtiği kısmın çevresi. (Ortayazı *Senirkent -Isparta) @@ Akımsal mıknatısların kangallarının sarıldığı yumuşak demirden, çoğu zaman halka biçimli parça. @@ (içgöbek) (botanik) @@ (biyoloji) @@ (biyoloji) @@ Karbonlanan çelik parçaların özek bölümü. @@ @@ ~ Az göbǝk. -Tkm göbek. -Çuv kăvapa. Clauson'un yazdığı gibi (ED 688b) Türkçenin batı kolunda yaşayan bir öge olduğu anlaşılıyor. Ancak Çuvaşça kăvapa biçimi Clauson'un gözünden kaçmıştır. Buna karşılık Türkçenin doğu kolunda kindik adının kullanıldığı göze çarpıyor: Tat kendek. -Bşk kendek. -Nog kindik. -Krg kindik. -Kzk kindik. -Blk kindik. -Kklp kindik. -Özb kindik. -Tar kindik. -YUyg kindik. -Alt, Tel, Şor, Kaça kindik. -Yakutlar kīn biçimini kullanırlar. Altayca, Teleütçe, Sagayca gibi diyalektlerde kin 'der Nabel der Moschustieres, der Moschusbeutel' olarak geçer. Diyalektlerde yaygın olarak kullanılan kindik'in kin'den geldiği açıktır. bk. Räsänen: V 271a; ÊSTJa 1997, 68-69. Eski çağlardan başlayarak geçtiğini biliyoruz (Clauson: ED 729a). Macarca köldök eski bir Türk dilinden kalma alıntıdır (Ligeti: TörK 30, 81, 130, özellikle 314). Türkçe göbek (~ Çuv. kăvapa) sözüyle kindik biçimi arasında bir bağ kurulamayacağı açıktır. Daha sonra Ramstedt (KWb 234a) Kalmıkça kī (= kīsn̥) (Moğ küyi, küi) biçimini Yakutça kȳn, Altayca kin ve Osmanlıca kindik sözleriyle birleştirmiştir. Osmanlıca kindik yanlış bir veridir. Bu veriyi Räsänen (V 271a) de saymıştır. Son olarak Ramstedt (SKE 131) Korece kup (pai-kkup, päkkop < *pais-kup 'the navel') ve Moğolca küyi, küyisün (> Kalmıkça kī, kīsn̥) biçimlerini Türkçe göbek (~ Çuvaşça kăvaba) biçimleriyle karşılaştırmıştır. Ona göre göbek (< köbek) *köpek'ten gelir. Ramstedt Çuvaşça biçimin tanıklığını göz ardı ettiği gibi Räsänen (V 285b) de *köbek biçiminden yola çıkarak Çuvaşça biçimin tanıklığını değerlendirmemiştir. )
( CORE, BOBBIN (A.) | RIM | CORE | HUB | ROLL | 1. DRUM, ROLLER, 2-5. REEL, SPOOL, FILM REEL, 6. REEL~ROLL | COIL~1. DRUM, ROLLER, 2-5. REEL, SPOOL, FILM REEL (SPOOL), 6. REEL | REEL | ROLLER )
( NOYAU | MOYEU | JANTE | COEUR (NOYAU)D'UN AIMANT | CHALAZE | OMBILIC | HILE | ROULEAU | 1. TAMBOUR, 2-5. BOBINE, 6. BOBINE~ROULEAU | ANSE | BOBINE~1. TAMBOUR, 2-5. BOBINE (POUR FILM), 6. BOBINE | BOBINE | HOME-TRANER | GALET )
( ...~...~TROCHLEA )
( FILMKREN, BOBBY, SPULENKÖRPER | KERN | ROLLE, FILMROLLE | 1. TROMMEL, 2-5. ROLLE, SPULE, FILMROLLE, FILMSPULE, BOBBY, 6. ROLLE, SPULE~ROLLE, FILMROLLE | BUND~1. TROMMEL, 2-5. ROLLE, SPULE, FILMROLLE, FILMSPULE, BOBBY (A.), 6. ROLLE, SPULE | LAUFROLLE )
( NUCLEO~ROTOLO~BOBINA )
( ΠΥΡΉΝΑΣ / πυρήνας~ΚΟΥΛΟΎΡΑ / κουλούρα~ΚΑΡΟΎΛΙ / καρούλι )
( GÖBƎK[Az.]~GÖBEK[Tkm.]~KĂVAPA[Çuv.]~KENDEK[Bşk.]~KINDIK[Nog.]~KINDIK[Krg.]~KINDIK[Kzk.]~KINDIK[Kklp.]~KINDIK[Özb.] )
- JANT | SÜRRE-İ BATINA | SÜRRE ile/||/<> GÖBEK
( Sinema Bir makaranın ortasında makaraya bağlı olmayarak kendi başına da kullanılabilen genellikle düzensiz sarmaların yol açabileceği çizinti ya da çiziklerden korumak amacıyla negatiflerin sarıldığı yoğruktan ya da paslanmaz çelikten silindir biçimindeki parça Ön ve arka tekerlerin ortasına oturtulmuş mil üzerinde dönen ve teker tellerinin takılmasına yarayan parça otomobil Taşıtlarda lastiklerin takılmasını sağlayan tekerleğin çember biçiminde ara bölümü Araba tekerleğinde dingilin geçtiği kısmın çevresi Ortayazı Senirkent Isparta Akımsal mıknatısların kangallarının sarıldığı yumuşak demirden çoğu zaman halka biçimli parça içgöbek botanik biyoloji biyoloji Karbonlanan çelik parçaların özek bölümü Az göbǝk göbek kăvapa Clausonun yazdığı gibi ED 688b Türkçenin batı kolunda yaşayan bir öge olduğu anlaşılıyor Ancak Çuvaşça kăvapa biçimi Clausonun gözünden kaçmıştır Buna karşılık Türkçenin doğu kolunda kindik adının kullanıldığı göze çarpıyor kendek kendek kindik kindik kindik Blk kindik kindik kindik Tar kindik YUyg kindik Alt Tel Kaça kindik Yakutlar kīn biçimini kullanırlar Altayca Teleütçe Sagayca gibi diyalektlerde kin der Nabel der Moschustieres der Moschusbeutel olarak geçer Diyalektlerde yaygın olarak kullanılan kindikin kinden geldiği açıktır Räsänen V 271a ÊSTJa 1997 6869 Eski çağlardan başlayarak geçtiğini biliyoruz Clauson ED 729a Macarca köldök eski bir Türk dilinden kalma alıntıdır Ligeti TörK 30 81 130 özellikle 314 Türkçe göbek kăvapa sözüyle kindik biçimi arasında bir bağ kurulamayacağı açıktır Daha sonra Ramstedt KWb 234a Kalmıkça ki ki sn küyi küi biçimini Yakutça ky n Altayca kin ve Osmanlıca kindik sözleriyle birleştirmiştir Osmanlıca kindik yanlış bir veridir Bu veriyi Räsänen V 271a de saymıştır Son olarak Ramstedt SKE 131 Korece kup paikkup päkkop paiskup the navel ve Moğolca küyi küyisün Kalmıkça ki ki sn biçimlerini Türkçe göbek Çuvaşça kăvaba biçimleriyle karşılaştırmıştır Ona göre göbek köbek köpekten gelir Ramstedt Çuvaşça biçimin tanıklığını göz ardı ettiği gibi Räsänen V 285b de köbek biçiminden yola çıkarak Çuvaşça biçimin tanıklığını değerlendirmemiştir )
( CORE, BOBBIN (A.) | RIM | CORE | HUB | ROLL | 1. DRUM, ROLLER, 2-5. REEL, SPOOL, FILM REEL, 6. REEL )
( NOYAU | MOYEU | JANTE | COEUR (NOYAU)D'UN AIMANT | CHALAZE | OMBILIC | HILE | ROULEAU | 1. TAMBOUR, 2-5. BOBINE, 6. BOBINE )
( FILMKREN, BOBBY, SPULENKÖRPER | KERN | ROLLE, FILMROLLE | 1. TROMMEL, 2-5. ROLLE, SPULE, FILMROLLE, FILMSPULE, BOBBY, 6. ROLLE, SPULE )
( NUCLEO )
( ΠΥΡΉΝΑΣ / πυρήνας )
( GÖBƎK[Az.]~GÖBEK[Tkm.]~KĂVAPA[Çuv.]~KENDEK[Bşk.]~KINDIK[Nog.]~KINDIK[Krg.]~KINDIK[Kzk.]~KINDIK[Kklp.]~KINDIK[Özb.] )
- JANTE[Fr. < JANTE] ile/değil/yerine/=/||/<> JANT
( Taşıtlarda lastiklerin takıldığı tekerleğin çember biçimindeki bölümü ispit )
- JAPANLAC[İng.] / VERNIS DU JAPAN[Fr.] / JAPONLACK[Alm.] ile/değil/yerine/= JAPON VERNİĞİ
- JAPON[Fr. < JAPON] ile/değil/yerine/=/||/<> JAPON
( Japon armudu Japon balığı Japon elması Japon eriği Japon feneri Japon gülü Japon hurması Japon kaktüsü Japon sarmaşığı Japonya da yaşayan halk ya da bu halkın soyundan olan kimse Japonya ya özgü olan )
- JAPON[Fr.] ile/||/<> ...
( 1 Japonya halkından ya da bu halkın soyundan olan kimse biri Japon öteki iki Uzakdoğu kokota gibi biber bahar anber ve tarçın kokarlar Refik Halit Karay Bir İçim Su 117 2 Japon kültürüne ya da Japonya ya özgü olan Önceleri bakılmış gözetilmiş ağaçlar bunlar bol bol sulanmış kızıl Japon çınarları telli kavak şu iki çam Tomris Uyar Diz Boyu Papatyalar 111 Ejderha motifli Japon feneri uydurulmuştu Selim İleri Saz Caz Düğün Varyete 98 )
- JAPONAİS[Fr. < JAPONAIS] ile/değil/yerine/=/||/<> JAPONE
( Kolsuz bol ve geniş kadın giysisi )
- JAPONE/JAPONAİS[Fr. < JAPONAIS] ile/||/<> JİLE/GİLET[Fr. < GILET] ile/||/<> ROP/ROBE[Fr. < ROBE] ile/||/<> TAYYÖR/TAİLLEUR[Fr. < TAILLEUR]
( Kolsuz bol ve geniş kadın giysisi )
- JAQUETTE A TAİLLE[Fr. < JAQUETTE À TAILLE] ile/değil/yerine/=/||/<> JAKETATAY
( Resmî ziyaret ve davetlerde erkeklerin giydikleri arkası yırtmaçlı etekleri uzun ve ön köşeleri yuvarlak kesilmiş ceket )
- JAQUETTE[Fr. < JAQUETTE] ile/değil/yerine/=/||/<> CEKET
( Erkeklerin ve kadınların giydiği genellikle önden düğmeli kalçayı örten kollu üst giysisi )
- JAR[İng.] / BAC[Fr.] / KRUG[Alm.] ile/değil/yerine/= KAVANOZ
- JARGON, JARGONON[İng.] / JARGON[Fr.] / JARGON[Alm.] ile/değil/yerine/= JARGON
- JARGON[Fr. < JARGON] ile/||/<> ...
( aynı meslek ya da topluluktaki insanların ortak dilden ayrı olarak kullandıkları özel dil ya da söz dağarcığı jargon 1 bozuk dil 2 anlaşılmayan yabancı dil 3 bazı çevrelere özgü olan dil )
( JARGON )
- JARGON[Fr. < JARGON] ile/değil/yerine/=/||/<> JARGON
( Aynı meslek ya da topluluktaki insanların ortak dilden ayrı olarak kullandıkları özel dil ya da söz dağarcığı )
- JARRETİERE[Fr. < JARRETIÈRE] ile/değil/yerine/=/||/<> JARTİYER
( Çorapları dizin altında ya da üstünde tutmaya yarayan lastikli bağ )
- JASMIN[Fr.] ile/değil/yerine/= JASMİN
- JASMINE OIL[İng.] / ESSENCE DE JASMIN[Fr.] / JASMINÖL[Alm.] ile/değil/yerine/= YASEMİN YAĞI
- JASPE SANGUIN[Fr.] ile/||/<> KAN TAŞI
( jeoloji )
( JASPE SANGUIN )
- JASPER[İng.] / JASPE[Fr.] / JASPIS[Alm.] ile/değil/yerine/= JASPER
- JAUGE À PISTON[Fr.] ile/değil/yerine/= PİSTONLU ÖLÇER
- JAUGE DE PRESSION DE MCLEOD[Fr.] / MCLEOD-DRUCKMESSER[Alm.] ile/değil/yerine/= MCLEOD BASINÇ ÖLÇERİ
- JAUGE GAMMA[Fr.] / GAMMA-DICKENMESSER[Alm.] ile/değil/yerine/= GAMA KALINLIK ÖLÇERİ
- JAUNE CITRON[Fr.] ile/||/<> ZITRONENGELB, ZINKGELB[Alm.] ile/||/<> LİMON SARISI | KANARYA SARISI
( Resim Limon rengindeki sarı a kanarya sarısı krom sarısı kadmiyum sarısı )
( JAUNE CITRON )
( ZITRONENGELB, ZINKGELB )
- JAUNE INDIEN[Fr.] ile/||/<> INDISCHGELB[Alm.] ile/||/<> HİNT SARISI
( Resim Mango yaprakları ile beslenmiş ineklerin sidiğinden elde edilen bir çeşit sarı boya Kehribar sarısına yakın özellikle yağlıboya resimde kullanılan boya )
( JAUNE INDIEN )
( INDISCHGELB )
- JAVEL WATER[İng.] / EAU DE JAVEL[Fr.] ile/değil/yerine/= JAVEL SUYU
- JEALOUSY/CHELATION[İng.] ile/değil/yerine/= CHÉLATION[Fr.] ile/değil/yerine/= CHELATION[Alm.] ile/değil/yerine/= KISKANÇLIK
( Başka bir kişinin bize göre bir üstünlük gösterdiği ya da sevilen birisinin başkası ile ilgilendiği kanısına varılınca takınılan tutum ve duyulan duygu. )
- JEL | PELTE ile/||/<> PELTE[Fars. < PÂLŪDE]
( Kapladığı tüm oylum içinde katı taneciklerin bir ağ yapısı oluşturacak biçimde pıhtılaşıp dağılarak ortamı devinimsiz yarıkatı duruma gelmiş dizge Jel )
( GEL )
( GEL )
( GEL )
- JELATİN[Fr.] ile JELOZ[Fr.]/AGARAGAR[Malaya dilinden]
( Daha çok hekimlikte kullanılan, bitkisel yosunlardan elde edilmek üzere sınırlanması gereken, saydam, renksiz, kokusuz bir madde. İLE Deniz yosunlarından çıkarılan, beslenme endüstrisinde, hekimlikte ve bakteriyolojide kullanılan, bir tür jelatin. )
- JELATİN ile/||/<> JELATİN[Fr. < GÉLATINE]
( fing gelatine ABD gelatin Gelatine Sinema Hayvanların kemik ve deri kalıntılarının sulandırılmış asitte kaynatılmasıyla elde edilen suda eriyebilen duyarkat yapımında ayrıca ışık süzgeçlerinde önemli yeri olan protein kimya Açık sarı suda çözünebilen ve hayvanlardan elde edilebilen pelte kıvamında suda kaynatıldığı zaman çözünen oda sıcaklığında katı hâle geçen bir protein Denatüre olmuş kollagen Açık sarı suda çözünebilen ve hayvanlardan elde edilen pelte kıvamında suda kaynatıldığı zaman çözünen oda sıcaklığında katı duruma geçen bir protein 1 Hayvanların kemik kıkırdak vb dokularından ya da bitkisel yosunlardan elde edilen saydam renksiz kokusuz bir madde 2 Jelleştirici kıvam artırıcı gıda katkı maddesi 3 Ambalaj için kullanılan ince parlak madde gélatine jelatin gelāre donma gelū don )
( GELATINE | GELATIN )
( GÉLATINE )
( GELATINE )
( GELĀRE )
- JELOZ[Fr. < GÉLOSE] ile/değil/yerine/=/||/<> AGARAGAR
- JENERASYON[Fr. < GÉNÉRATION] ile/değil/yerine/= KUŞAK
- JENERASYON[Fr. < GÉNÉRATION] ile/değil/yerine/=/||/<> KUŞAK
- JENERATÖR | MÜVELLİD | ÜRETEÇ | JENERATÖR ile/||/<> JENERATÖR ile/||/<> ÜRETEÇ
( üreteç üreteç Sinema TV Mekanik erkeden elektrik erkesi oluşturan aygıt önekli yasal biçim üreteci Kimyasal ya da fiziksel olaylar sonucu sürekli olarak özdek ya da erke üreten aygıt elektrik Herhangi bir mekanik erkeyi elektrik akımına çeviren aygıt İşleysel erkeyi elektriksel erkeye dönüştüren işlerge fizik kimya generatör )
( GÉNÉRATEUR )
- JENERATÖR[Fr. < GÉNÉRATEUR] ile/değil/yerine/= ÜRETEÇ
- JENERATÖR[Fr. < GÉNÉRATEUR] ile/değil/yerine/=/||/<> ÜRETEÇ
- JENERATÖR[Fr.] ile/değil/yerine/= ÜRETEÇ
- JENERİK (YAZISI), ÖN YAZI | TANITMA YAZISI ile/||/<> TANITMA YAZISI
( Sinema TV Bir filmde ya da bir televizyon izlencesinde emeği geçen yapımcı yönetmen uygulaman oyuncu vb kimselerin adlarını filmin ve izlencenin hazırlanmasıyla ilgili bilgileri kapsayan başta ya da sonda yer alan dizelge filmin izlencenin kimliğini açıklayan yazılar Bir soruşturuda soru çizinliğinin başında yer alan araştırmanın yürütücüsü amacı ve soruların yanıtlanma biçimini belirten yazılı açıklama başvuru )
( CREDIT TITLES (LINES), CREDITS, MAIN TITLES, TITLES, SCREEN CREDIT, LIST OF CREDITS, OPENING TITLES (CAPTIONS, CREDITS), SCREEN CREDIT, LIST OF CREDITS | COVER LETTER )
( GÉNÉRIQUE )
( VORSPANN, TITELVORSPANN, NAMENVORSPANN, TITELLISTE )
- JENERİK[Fr. < GÉNÉRIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> TANITMA ADI | TANITMA YAZISI
( tanıtma adı tanıtma yazısı )
- JENERİK[İng. GENERIC | Fr. GÉNÉRIQUE < Lat. GENUS] ile/değil/yerine/= TANITIMLIK
( Genel/kapsayıcı:
Belirli bir markaya ya da özel niteliğe bağlı olmayan, geniş kapsamlı.
Tıpta: Marka adıyla satılmayan ama aynı etken nesneye sahip olan ilaçlar için kullanılır. ["jenerik ilaç"]
Sinema ve televizyon: Bir filmin/dizinin başında ya da sonunda yer alan, yapımda emeği geçenlerin adlarının yazıldığı bölüm. ["filmin jeneriği"] )
- JENG | PAS[Fr. < PASSE] ile/||/<> PASLANMAZ ÇELİK
( Hava,nem,su ya da sulu çözeltilerin etkisiyle demir ve alaşımlarının yüzeyinde oluşan, hidroksit ve karbonatları da içeren kırmızı-kahverenkli demir oksit. @@ Pasmantarıgillerin çeşitli bitkilerde oluşturduğu portakal sarısı ya da kahverengi lekeler, bu lekelerden ileri gelen bitki hastalığı. @@ Gaz ya da sıvı ortamlardaki demir yüzeylerinde oluşan, Fe2O3-H2O simgeli gevrek demir oksit. @@ ~ Az pas. -Tkm pos. Yalnız Oğuz diyalektlerinde kullanıldığı anlaşılıyor. Kökenini bilmiyoruz. Kürtçe pas Türkçeden alınmıştır. Türk diyalektlerinde pas yerine tat (~ tot) adı kullanılır: Alt, Tel, Şor, Sag, Kzk tat. -Kzk tot. -Blk tot. -Nog tot. -TatK tut. -Tuv dat. -Çuv tut. Orta Türkçeden başlayarak tat (~ tot) olarak kullanılır (Clauson: ED 449b). < *tāt ~ *tōt. Bu yolda daha çok bilgi almak için bk. Leksika 411-412. )
( RUST | ACIER INOXYDABLE~ACIER INOXYDABLE | STAINLESS STEEL )
( ROUILLE | ROUILLÉ | PASSE | ACIER INOXYDABLE~ACIER INOXYDABLE )
( ROBIGO~... )
( ROST | ROSTFREIERSTAHL~ROSTFREIERSTAHL | RUSTFREIER STAHL )
( RUGGINE~ACCIAIO INOSSIDABILE )
( ΣΚΟΥΡΙΆ / σκουριά~ΑΝΟΞΕΊΔΩΤΟΣ ΧΆΛΥΒΑΣ / ανοξείδωτος χάλυβας )
( PAS[Az.]~POS[Tkm.]~TOT[Kzk.]~TOT[Nog.]~TUT[Tatk.]~DAT[Tuv.]~TUT[Çuv.] )
- JENG | PASSE[Fr. < PASSE] ile/||/<> PAS ile/||/<> PAS[Fr. < PASSE]
( Hava nem su ya da sulu çözeltilerin etkisiyle demir ve alaşımlarının yüzeyinde oluşan hidroksit ve karbonatları da içeren kırmızıkahverenkli demir oksit Pasmantarıgillerin çeşitli bitkilerde oluşturduğu portakal sarısı ya da kahverengi lekeler bu lekelerden ileri gelen bitki hastalığı Gaz ya da sıvı ortamlardaki demir yüzeylerinde oluşan Fe2O3H2O simgeli gevrek demir oksit Az pas pos Yalnız Oğuz diyalektlerinde kullanıldığı anlaşılıyor Kökenini bilmiyoruz Kürtçe pas Türkçeden alınmıştır Türk diyalektlerinde pas yerine tat tot adı kullanılır Alt Tel tat tot Blk tot tot tut dat tut Orta Türkçeden başlayarak tat tot olarak kullanılır Clauson ED 449b tāt tōt Bu yolda daha çok bilgi almak için Leksika 411412 )
( RUST | ACIER INOXYDABLE )
( ROUILLE | ROUILLÉ | PASSE | ACIER INOXYDABLE )
( ROST | ROSTFREIERSTAHL )
( ROBIGO )
( RUGGINE )
( ΣΚΟΥΡΙΆ / σκουριά )
( PAS[Az.]~POS[Tkm.]~TOT[Kzk.]~TOT[Nog.]~TUT[Tatk.]~DAT[Tuv.]~TUT[Çuv.] )
- JENOSİT[Fr. < GÉNOCIDE] ile/değil/yerine/=/||/<> SOYKIRIM
- JEODEZİ[Fr. < GÉODÉSIE] ile/değil/yerine/=/||/<> YER ÖLÇÜMÜ
- JEODEZİ[Fr.] ile/değil/yerine/= YERÖLÇÜM
- JEODİNAMİK ile/ve/<> JEOFİZİK ile/ve/<> JEOKİMYA ile/ve/<> JEOLOJİ[Fr. < Yun. GEO: Yer. | LOGOS: Bilim.] ile/ve/<> JEOMORFOLOJİ
( İç [volkan, deprem vb.] ve dış (aşınma) etkenlerle yerkabuğunda oluşan değişikliklerin incelenmesi. İLE Yeryuvarlağını ve atmosferi etkileyen, doğal fiziksel olayların incelenmesi. İLE Yerkabuğunu oluşturan kimyasal öğelerin tümü. İLE Yerbilim. İLE Yeryüzünün engebelerini ve aşınma ile ilgili gelişimleri inceleyen bilim. )
- JEOLOG[Fr. < GÉOLOGUE] ile/değil/yerine/=/||/<> YER BİLİMCİ
- JEOLOJİ[Fr. < GÉOLOGIE] ile/değil/yerine/=/||/<> YER BİLİMİ
- JEOLOJİK[Fr. < GÉOLOGIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> YER BİLİMSEL
- JEOMORFOLOG[Fr. < GÉOMORPHOLOGUE] ile/değil/yerine/=/||/<> YÜZEY BİLİMCİ
- JEOMORFOLOJİ[Fr. < GÉOMORPHOLOGIE] ile/değil/yerine/=/||/<> YÜZEY BİLİMİ
- JEOSANTRİK[Fr. < GÉOCENTRIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> YERMERKEZCİ
- JEOSANTRİZM[Fr. < GÉOCENTRISME] ile/değil/yerine/=/||/<> YERMERKEZCİLİK
- JEOSİSMİK/GEOSİSMİQUE[Fr. < GÉOSISMIQUE] ile/||/<> SİSMİK/SİSMİQUE[Fr. < SISMIQUE]
( Bir patlama sonucu derinlemesine yayılan dalgaların incelenmesi yoluyla yeryüzü katmanlarındaki madenleri araştırma yöntemi )
- JEOTROPİZMA[Fr. < GÉOTROPISME] ile/değil/yerine/=/||/<> YERE YÖNELİM
- JERONTOLOJİ ile/||/<> GERONTOLOGY[İng.] ile/||/<> GÉRONTOLOGIE[Fr.] ile/||/<> YAŞLILIK BİLİMİ
( Yaşlanma süreci ve yaşlılık üzerinde bilimsel araştırmalar yapan ve yaşlıların türlü duygusal sorunlarını inceleyen bilim dalı )
( GERONTOLOGY )
( GÉRONTOLOGIE )
- JERSEY[Fr. < JERSEY] ile/değil/yerine/=/||/<> JARSE
( Esnek dokunmuş ipekli ya da yünlü bir kumaş Bu kumaştan yapılan ya da esnek örülmüş giyecek )
- JEST[Fr. < GESTE] ile/||/<> MİMİK
( Çoğu kez alışılagelmiş ve kalıplaşmış vücud hareketi. Oyuncunun ya da hatibin kullandığı hareketler. @@ Dinsel, büyüsel ve törensel işlemlerde, oyunlarda, yeminlerde, efsanelerin canlandırılmasında simgesel ya da benzetmeye dayalı el, kol, gövde hareketi. @@ Oyunculukta iç yaşamı belirginleştiren baş, el, kol hareketleri. bk. davranı. )
( GEST | GESTURE | MIMICRY~MIMICRY )
( GESTE | MIMIQUE~MIMIQUE )
( GESTUS~... )
( GESTE | GEBÄRDE | MIMIK~MIMIK )
( GESTO~MIMICA )
( ΧΕΙΡΟΝΟΜΊΑ / χειρονομία~ΜΙΜΙΚΉ / μιμική )
- JEST ile/||/<> JEST[Fr. < GESTE]
( Çoğu kez alışılagelmiş ve kalıplaşmış vücud hareketi Oyuncunun ya da hatibin kullandığı hareketler Dinsel büyüsel ve törensel işlemlerde oyunlarda yeminlerde efsanelerin canlandırılmasında simgesel ya da benzetmeye dayalı el kol gövde hareketi Oyunculukta iç yaşamı belirginleştiren baş el kol hareketleri davranı )
( GEST | GESTURE | MIMICRY )
( GESTE | MIMIQUE )
( GESTE | GEBÄRDE | MIMIK )
( GESTUS )
( GESTO )
( ΧΕΙΡΟΝΟΜΊΑ / χειρονομία )
- JESUİTE[Fr. < JÉSUITE] ile/değil/yerine/=/||/<> CİZVİT
( İsa Derneği denilen bir Hristiyan derneğinin üyesi )
- JET[İng.] / JET[Fr.] / DÜSE, DÜSENSTRAHL[Alm.] ile/değil/yerine/= JET/CET, PÜSKÜRTME
- JET[İng.] ile/||/<> JAIS, JAYET[Fr.] ile/||/<> GAGAT, JETT[Alm.] ile/||/<> OLTU TAŞI
( oltu taşı Biryapımlı görünüşte koyu kara renkte kömürleşmiş ağaç )
- JETON[Fr. < JETON] ile/değil/yerine/=/||/<> JETON
( Gişelerde telefon ve türlü oyunlarda para yerine kullanılan küçük metal ya da plastik nesne )
- JEU DE MOTS[Fr.] ile/||/<> KELİME OYUNU
( Kelimelerin çok anlamlı olmasından ya da benzerliklerinden faydalanılarak yapılan nükte ya da tevil )
( JEU DE MOTS )
- JEUNE[Fr. < JEUNE] ile/değil/yerine/=/||/<> JÖN
( Önemli rollerde oynayan genç erkek oyuncu jönprömiye )
- JIG[İng.] / GIGUE[Fr.] / GIGUE[Alm.] ile/değil/yerine/= JİG
- JİLET[İng. GILETTE] ile JİLE[Fr. GILET < İsp. JILECO < Tr. YELEK]
( İnce çelikten yapılmış, genellikle iki ağızlı keskin tıraş bıçağı. İLE Daha çok kadınların giydiği yelek. )
- JİNEKOLOJİ[Fr. < GYNÉCOLOGIE] ile/değil/yerine/=/||/<> KADIN HASTALIKLARI
- JİPS | ALÇI TAŞI ile/||/<> ALÇI TAŞI
( jips Kayaç yapıcı mineral CaSO 2 H2O metalimsi olmayan parıltı renksiz ak çizgi ak sertlik 1 52 yoğunluk 2 32 4 monoklinal CaSO4 2 H2O 120 Ca dek ısıtılınca suyunun 3 4ünü yitirerek alçıya dönüşen ak renkli yumuşak mineral genel uygulayım Pişirilip toz durumuna getirilerek alçı yapılan hidratlı kalsiyum sülfat )
( GYPSUM | GYPSUM, ALABASTER | GYPSUM, PLASTER OF PARIS, PLASTER-STONE )
( SELENIT | GYPSE, PLÂTRE | GYPSE, PIERRE À PLÂTRE | GYPSE )
( GIPS )
( GYPSUM )
( PIETRA DI GESSO )
( ΓΎΨΟΣ / γύψος )
- JİPS | ALÇI TAŞI ile/||/<> JİPS
( (jips) Kayaç yapıcı mineral. (CaSO, 2 H2O; metalimsi olmayan parıltı, renksiz, ak; çizgi ak; sertlik 1.5-2, yoğunluk 2.3-2.4; monoklinal.) @@ CaSO4. 2 H2O; 120°C'a dek ısıtılınca suyunun 3/4'ünü yitirerek alçıya dönüşen ak renkli yumuşak mineral. @@ genel uygulayım: Pişirilip toz durumuna getirilerek alçı yapılan, hidratlı kalsiyum sülfat. @@ )
( GYPSUM | GYPSUM, ALABASTER | GYPSUM, PLASTER OF PARIS, PLASTER-STONE~GYPSUM )
( SELENIT | GYPSE, PLÂTRE | GYPSE, PIERRE À PLÂTRE | GYPSE~GYPSE )
( GYPSUM~GYPSUM )
( GIPS~GIPS )
( PIETRA DI GESSO~GESSO )
( ΓΎΨΟΣ / γύψος~ΓΎΨΟΣ / γύψος )
- JİPS[Fr. < GYPSE] ile/değil/yerine/=/||/<> ALÇI TAŞI
- JİPS ile/||/<> ALÇI TAŞI
( alçı taşı alçı taşı jips Kayaç yapıcı mineral CaSO 2 H2O metalimsi olmayan parıltı renksiz ak çizgi ak sertlik 1 52 yoğunluk 2 32 4 monoklinal CaSO4 2 H2O 120 Ca dek ısıtılınca suyunun 3 4ünü yitirerek alçıya dönüşen ak renkli yumuşak mineral genel uygulayım Pişirilip toz durumuna getirilerek alçı yapılan hidratlı kalsiyum sülfat )
( GYPSUM )
( GYPSE )
( GIPS )
- JİUJİTSU[Fr. < JIU-JITSU] ile/değil/yerine/=/||/<> JİUJİTSU
( Güçten çok yönteme dayanan çıplak elle yapılan Japon savunma tekniği )
- JOB WORK[İng.] ile/||/<> TRAVAİL À LA PİÈCE[Fr.] ile/||/<> GÖTÜRÜ İŞ
( 1 Üzerinde inceden inceye ölçüp biçme ve sayışıImaya yer verilmeden göz kararıyla bulunacak bir ederle bir işin yaptırılması )
( JOB WORK )
( TRAVAIL À LA PIÈCE )
- JOHNSON-RAHBECK EFFECT[İng.] / EFFET JOHNSON-RAHBECK[Fr.] ile/değil/yerine/= JOHNSON-RAHBECK ETKİSİ
- JOINING[İng.] ile/||/<> ASSEMBLAGE[Fr.] ile/||/<> FUGENWERK[Alm.] ile/||/<> KÜNDEKÂRİ
( Süsleme Camilerde kapı pencere gibi ağaçtan bölümlerin zamanla çalışarak bozulmaması için bu bölümlerin küçük tahta parçalarını geometrik bezemeler meydana getirecek biçimde yan yana yapıştırarak yapılması tekniği bu teknikle yapılmış iş )
( JOINING )
( ASSEMBLAGE )
( FUGENWERK )
- JOINING[İng.] ile/||/<> ASSEMBLAGE[Fr.] ile/||/<> FUGENWERK[Alm.] ile/||/<> KUŞAKLAMA
( Mimarlık Ağaç yapıların duvarlarında alt ve üst kirişler arasını bağlayan payanda direk ve çeliklerin tümü )
( JOINING )
( ASSEMBLAGE )
( FUGENWERK )
- JOKER[Fr. < JOKER] ile/değil/yerine/=/||/<> JOKER
( Bazı kâğıt ya da taş oyunlarında istenen kartın ya da taşın yerine konabilen kart Her işe yarayan kimse Her yerde kullanılabilen )
- JÖLE[Fr. < GELÉE] ile/||/<> ...
( et suyunun soğuduktan sonra gevşek ve esnek bir kıvam almış durumu meyve suyunun şekerle kaynatılmasıyla istenilen yoğunlukta elde edilmiş şekerleme saçın düzgün bir biçimde uzun süre kalmasını sağlayan yağlı parlak ve yapışkan madde gelée 1 donma don 2 pelte )
( GELÉE )
- JÖN, JÖN PRÖMİYE, JÖN KARAKTER, GENÇ KIZ, JÖN KIZ, JÖN ERKEK ile/||/<> LEADING YOUNG ACTOR (ACTRESS), JUVENILE LEAD[İng.] ile/||/<> JEUNE PREMIER (-ÈRE)[Fr.] ile/||/<> "JEUNE PREMIER"[Alm.] ile/||/<> GENÇ
( Sinema TV 1 Genç rolüne çıkan oyuncu 2 Genç oyuncu Eski Türkçeden başlayarak kullanılır kenç Orta Türkçede kenç çocuk olarak geçer Yalnız Türkiye Türkçesinde ve Azeri alanında yaşadığı göze çarpıyor Türkçeden Moğolcaya kence olarak geçmiştir Ramstedt JSFOu 55 66 Moğolca kenceyi Türkçe kenç genç biçimiyle karşılaştırmıştır Bu karşılaştırma yanlış sayılmaz Doerferin dile getirdiği gibi TMEN 352 bu karşılaştırmayı Ana Türkçe kenç biçiminin Moğolcaya kence olarak geçtiği biçiminde değerlendirmek gerekir Moğolca kence biçimi daha sonra çağdaş Türk diyalektlerine de geçmiştir Tatarintsev Vlijanie 25 Räsänen V 252b bu konuda Ramstedte dayandığını belirtmişse de Ramstedt KWb 226a Moğolca ve Türkçe biçimleri birleştirmekle yetinmişti Borovkov Leksika 180 kinç biçimini TürkçeFarsça olarak vermiştir Bang KOsm 2 3 66 4 18 Doerfer TMEN 352 Räsänen V 252a Farsçadan geldiği yolundaki açıklama yanlıştır Clauson ED 727b Servortyan ÊSTJa 1980 2021 Clausonun ve özellikle Doerferin eserlerini kullanmamıştır Çuvaşçada śamrăk biçimi genç olarak kullanılır Kökenini bilmiyoruz Egorov ÊS 202 Macarca gyermek çocuk biçiminin Çuvaşçadan geldiğini Räsänen TLT 187 ortaya atmıştı Bu etimolojiye Gombocz KCsA l 84 da katılmıştı Son olarak Ligeti TörK 46 de bu etimolojiyi göz önünde tutulmaya değer bir açıklama olarak vermiştir Räsänen V 198b Eski Türkçeden başlayarak kullanılır kenç Orta Türkçede kenç çocuk olarak geçer Yalnız Türkiye Türkçesinde ve Azeri alanında yaşadığı göze çarpıyor Türkçeden Moğolcaya kence olarak geçmiştir Ramstedt JSFOu 55 66 Moğolca kenceyi Türkçe kenç genç biçimiyle karşılaştırmıştır Bu karşılaştırma yanlış sayılmaz Doerferin dile getirdiği gibi TMEN 352 bu karşılaştırmayı Ana Türkçe kenç biçiminin Moğolcaya kence olarak geçtiği biçiminde değerlendirmek gerekir Moğolca kence biçimi daha sonra çağdaş Türk diyalektlerine de geçmiştir Tatarintsev Vlijanie 25 Räsänen V 252b bu konuda Ramstedte dayandığını belirtmişse de Ramstedt KWb 226a Moğolca ve Türkçe biçimleri birleştirmekle yetinmişti Borovkov Leksika 180 kinç biçimini TürkçeFarsça olarak vermiştir Bang KOsm 2 3 66 4 18 Doerfer TMEN 352 Räsänen V 252a Farsçadan geldiği yolundaki açıklama yanlıştır Clauson ED 727b Servortyan ÊSTJa 1980 2021 Clausonun ve özellikle Doerferin eserlerini kullanmamıştır Çuvaşçada śamrăk biçimi genç olarak kullanılır Kökenini bilmiyoruz Egorov ÊS 202 Macarca gyermek çocuk biçiminin Çuvaşçadan geldiğini Räsänen TLT 187 ortaya atmıştı Bu etimolojiye Gombocz KCsA l 84 da katılmıştı Son olarak Ligeti TörK 46 de bu etimolojiyi göz önünde tutulmaya değer bir açıklama olarak vermiştir Räsänen V 198b )
( LEADING YOUNG ACTOR (ACTRESS), JUVENILE LEAD )
( JEUNE PREMIER (-ÈRE) )
( "JEUNE PREMIER" )
- JONCTION N-N[Fr.] / NN-ÜBERGANG[Alm.] ile/değil/yerine/= N-N EKLEMİ
- JONCTION SEMI-CONDUCTRICE[Fr.] / HALBLEITERÜBERGANG[Alm.] ile/değil/yerine/= YARI İLETKEN EKLEM
- JÖNPRÖMİYE[Fr. < JEUNE PREMIER] ile/değil/yerine/=/||/<> JÖN
- JOSEPHSON CURRENT[İng.] / COURANT DE JOSEPHSON[Fr.] / JOSEPHSON-STROM[Alm.] ile/değil/yerine/= JOSEPHSON AKIMI
- JOSEPHSON EFFECT[İng.] / EFFET JOSEPHSON[Fr.] / JOSEPHSON-EFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= JOSEPHSON ETKİSİ
- JOSEPHSON JUNCTION[İng.] / JONCTION JOSEPHSON[Fr.] / JOSEPHSON-KONTAKT[Alm.] ile/değil/yerine/= JOSEPHSON EKLEMİ
- JOULE EFFECT[İng.] / EFFET JOULE[Fr.] / JOULE-EFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= JOULE ETKİSİ
- JOULE EQUIVALENT[İng.] / ÉQUIVALENT EN JOULES[Fr.] / MECHANISCHES WÄRMEÄQUIVALENT[Alm.] ile/değil/yerine/= JUL/JOULE EŞDEĞERİ
- JOULE EXPERIMENT[İng.] / EXPÉRIENCE DE JOULE[Fr.] / JOULE-EXPERIMENT[Alm.] ile/değil/yerine/= JOULE DENEYİ
- JOULE HEAT[İng.] / CHALEUR DE JOULE[Fr.] / JOULE-WÄRME[Alm.] ile/değil/yerine/= JOULE ISISI
- JOULE KAVÂNİNİ[Osm.] / JOULE'S LAWS[İng.] / LOIS DE JOULE[Fr.] / JOULE-GESETZE[Alm.] ile/değil/yerine/= JOULE YASALARI
- JOULE-CLAUSIUS VELOCITY[İng.] / VITESSE DE JOULE-CLAUSIUS[Fr.] / JOULE-CLAUSIUS-GESCHWINDIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= JOULE-CLAUSİUS HIZI
- JOULE-KELVIN EFFECT[İng.] / EFFET JOULE KELVIN[Fr.] / JOULE KELVIN EFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= JOULE KELVİN ETKİSİ
- JOULE-THOMSON COEFFICIENT[İng.] / COEFFICIENT DE JOULE-THOMSON[Fr.] / JOULE-THOMSON-KOEFFIZIENT[Alm.] ile/değil/yerine/= JOULE-THOMSON KATSAYISI
- JOULE-THOMSON EFFECT[İng.] / EFFET JOULE-THOMSON[Fr.] / JOULE-THOMSON-EFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= JOULE-THOMSON ETKİSİ
- JOULE-THOMSON EXPANSION[İng.] / EXPANSION DE JOULE-THOMSON[Fr.] ile/değil/yerine/= JOULE-THOMSON GENLEŞMESİ
- JOULE-THOMSON VALVE[İng.] / VANNE DE JOULE-THOMSON[Fr.] / JOULE-THOMSON-VENTIL[Alm.] ile/değil/yerine/= JOULE-THOMSON VANASI
- JOULE[Fr. < JOULE] ile/değil/yerine/=/||/<> JUL
( Bir cisim üzerine uygulanan bir nevtonluk kuvvetin uygulama noktasını kendi doğrultusunda metre değiştiren iş birimi )
- JOULE[İng.] / JOULE[Fr.] / JOULE[Alm.] ile/değil/yerine/= JUL/JOULE
- JOURNAL[Fr. < JOURNAL] ile/değil/yerine/=/||/<> JURNAL
( gemi jurnali Biriyle ilgili kötüleme amaçlı olarak yetkililere verilen bilgi günlük I )
- JOURNAL[Fr.] ile/||/<> JURNAL[Fr.]
( 1 Biriyle ilgili olarak yetkililere verilen kötüleme ihbar yazısı Bu jurnalları kime veriyorlar Peyami Safa Din İnkılâp İrtica 216 Anahtarcılar başı keyfiyeti zabıta memuruna jurnal ederek teçhiz ve tekfin masarifine kifayet edecek kadar parası çıkmayan mahpuslar Ahmet Midhat Efendi Zeyli Hasan Mellâh Yahut Sır İçinde Esrar 28 Sultan Aziz için şarkı söylüyorlar matem tutuyorlar diye jurnal etmişti Ahmet Hamdi Tanpınar Mahur Beste 79 Hafiye jurnalleriyle vilayetleri birer menfa yapmayı donanmayı gark ve mahv eylemeyi Sami Paşazade Sezai Bütün Eserleri II 41 Vecdi Beyi jurnal eden onun yerine göz diken bir muallimmiş Reşat Nuri Güntekin Damga 26 Abdülhamid e serhafiyesinden daha çok ve daha ehemmiyetli jurnaller veren bir paşa Nazım Hikmet Ran Yeşil Elmalar 65 Bana bak Yıldız ne dikilip duruyorsun orada ha Bizi babana jurnal mi edeceksin yoksa Adalet Ağaoğlu Bir Düğün Gecesi 146 Az kaldı yine nefes alarak jurnala yetişemiyorduk Ahmet Rasim Eşkâli Zaman 144 derken bir jurnal üzerine hepsi birden tutulup saraya dolduruluyor Necip Fazıl Kısakürek Sultan Vahidüddin 46 Çünkü jurnalcilerden başının derde girmesinden endişeleniyorsun Orhan Pamuk Cevdet Bey ve Oğulları 43 o zaman hükümeti dışarıya jurnal ettiler Attila İlhan Batının Deli Gömleği 384 Bay Asaf Halet Çelebi bir konuşmasında benim inançsızlığımı bildirerek beni mutaassıplara jurnal etmek istemiş Nurullah Ataç Dergilerde Deneme 245 adamlarının son zamanlarda Damyanos un sağladığı oldukça düzgün idarede yeteri kadar çalamadıklarından komutanlarını jurnal etmeleriydi Halide Edip Adıvar Vurun Kahpeye 105 Aleyhimde jurnal yazan mutasarrıf ise Yeni Mecmua ya kapılandığımı işitince Refik Halid Karay Bir Ömür Boyunca 31 Hafiyeler Abdülhamid e suikast hazırlıyor diye jurnal veriyorlar Fethi Naci Reşat Nuri nin Romancılığı 274 Toplantılar yasak dernekler kontrole tâbi İstanbul u hafiyeler sarmış Saraya jurnaller yağıyor Cemil Meriç Kırk Ambar C 2 153 2 Günlük )
- JOY[İng.] ile/||/<> SEVİNÇ
( Hoşnut edici yaşantıların ortaya çıkardığı ve türlü dış belirtileri olan doyurucu bir coşku )
( JOY )
( JOIE )
( FREUDE )
( GAUDIUM )
( GIOIA )
( ΧΑΡΆ / χαρά )
- JÜBİLE[Fr. < İbr.] ile EMEKLİLİK
- JUBİLE[Fr. < JUBILÉ] ile/değil/yerine/=/||/<> JÜBİLE
( Evliliğin ellinci yılında düzenlenen kutlama şenliği Bir sanat ya da spor dalında uzun süre çalışanların onuruna düzenlenen kutlama töreni Spor yaşamından ayrılan sporcuların oynadığı son maç Tevrat a göre Yahudilerde elli yılda bir Tanrı ya ve dinlenmeye ayrılan yıl Katoliklerde Roma ya hacca gidenlerin kilisece günahlarının tam olarak bağışlandığı yıl )
- JUDO[Fr. < JUDO] ile/değil/yerine/=/||/<> JUDO
( Jiujitsudan gelişmiş tutmalara fırlatmalara hareketsiz bırakmalara dayanan Japon kökenli silahsız yapılan dövüş sporu )
- JUGGLING[İng.] ile/||/<> JONGLAGE[Fr.] ile/||/<> JONGLERIE[Alm.] ile/||/<> HOKKABAZLIK
( Çeşitli nesneleri arka arkaya dengeli bir biçimde ve doğru bir zamanlama ile hiç düşürmeden atıp tutarak ya da çevirerek gösterilen beceri )
( JUGGLING )
( JONGLAGE )
( JONGLERIE )
- JUICE[İng.] / JUS[Fr.] / SAFT[Alm.] ile/değil/yerine/= ÖZSU
- JUL ile/||/<> JUL[Fr. < JOULE]
( Bir cisim üzerine uygulanan bir nevtonluk kuvvetin uygulama noktasını kendi doğrultusunda bir metre değiştiren iş birimi 0 239 kaloriye eşdeğer enerji birimi 1 Beslenme biliminde kalori yerine kullanılan enerji birimi olup bir kg lık ağırlığın bir Newton luk kuvvetle bir metre taşınması için harcanan enerji miktarını ifade eder 2 Bir Newton kuvvetin bir noktaya uygulanmasıyla bu noktanın uygulanan kuvvet yonünde bir metre yol almasında yapılan işin birimi enerji birimi 4 184 jul 1 kalori )
( JOULE )
( JOULE )
- JUNCTION DETECTOR[İng.] / DÉTECTEUR À JONCTION[Fr.] / ANSCHLUSSDETEKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= EKLEM DEDEKTÖRÜ
- JUNCTION DIODE[İng.] / DIODE À JONCTION[Fr.] ile/değil/yerine/= EKLEM DİYOTU
- JUNCTION POLE[İng.] / PÔLE DE JONCTION[Fr.] / GELENKVERBINDUNGSPOL[Alm.] ile/değil/yerine/= EKLEM KUTUP/KUTBU
- JUNCTION TRANSISTOR[İng.] / TRANSISTOR À JONCTION[Fr.] / SPERRSCHICHTTRANSISTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= EKLEM TRANSİSTÖRÜ
- JUPİTER[Fr. < JUPITER] ile/değil/yerine/=/||/<> JÜPİTER
( Gezegenlerin en büyüğü ve Güneş e yakınlık bakımından beşincisi Erendiz Müşteri )
- JÜPİTER/JUPİTER[Fr. < JUPITER] ile/||/<> MARS/MARS[Fr. < MARS] ile/||/<> MERKÜR/MERCURE[Fr. < MERCURE] ile/||/<> NEPTÜN/NEPTUNE[Fr. < NÉPTUNE] ile/||/<> SATÜRN/SATURNE[Fr. < SATURNE] ile/||/<> PLÜTON/PLUTON[Fr. < PLUTON] ile/||/<> URANÜS/URANUS[Fr. < URANUS] ile/||/<> DÜNYA/DUNYA[Ar. < DUNYĀ]
( Gezegenlerin en büyüğü ve Güneş e yakınlık bakımından beşincisi Erendiz Müşteri )
- JÜPON[Fr. < JUPON] ile/değil/yerine/=/||/<> İÇ ETEK
- JÜRİ[Fr. < İng.] ile/değil/yerine/= KURUL/SEÇİCİ KURUL
( Seçiciler kurulu, seçici kurul. | Yargıcılar kurulu. )
- JÜRİ[Fr. < JURY] ile/||/<> SEÇİCİLER KURULU / HAKEM HEYETİ
( seçiciler kurulu hakem heyeti jury yargıcılar kurulu )
( JURY )
- JÜRİ[Fr. < JURY] ile/değil/yerine/=/||/<> SEÇİCİLER KURULU | HAKEM HEYETİ
( seçiciler kurulu hakem heyeti )
- JURY[Fr.] ile/||/<> SEÇİCİLER KURULU
( Resim Heykel Mimarlık Resim heykel ve mimarlık yarışmalarında yapıtları değerlendirecek sanat uzmanlarından meydana gelen kurul )
( JURY )
- JÜT/JUTE[Fr. < JUTE] ile/||/<> LATANYA/LATANİER[Fr. < LATANIER] ile/||/<> PALMİYE/PALMİER[Fr. < PALMIER] ile/||/<> PAMUK/PANBUK[Fars. < PANBUḲ] ile/||/<> RAFYA/RAPHİA[Fr. < RAPHIA] ile/||/<> RAMİ/RAMEE[İng. < RAMEE]
( Ihlamurgillerden Hindistan ve Bangladeş te yetişen ip ve çuval yapımında kullanılan liflerinden yararlanılan bir bitki Corchorus capsularis Bu bitkinin liflerinden yapılan dokuma )
- JUTE[Fr. < JUTE] ile/değil/yerine/=/||/<> JÜT
( Ihlamurgillerden Hindistan ve Bangladeş te yetişen ip ve çuval yapımında kullanılan liflerinden yararlanılan bir bitki Corchorus capsularis Bu bitkinin liflerinden yapılan dokuma )
- JUVENILISM/CHILD[İng.] ile/değil/yerine/= ENFANT[Fr.] ile/değil/yerine/= ÇOCUKSULUK
( Çocukluk ve yeni yetmelik dönemlerine özgü tutum ve davranışları, yetişkinlik döneminde de sürdürme durumu. )
- K ACID[İng.] / K ACIDE[Fr.] / K LINIE[Alm.] ile/değil/yerine/= K ASİT
- K ELECTRONS[İng.] / K ÉLECTRONS[Fr.] / K[Alm.] ile/değil/yerine/= K ELEKTRONLARI
- K LINE[İng.] / K LIGNE[Fr.] / K ELEKTRONEN[Alm.] ile/değil/yerine/= K HATTI
- K RADIATION[İng.] / K RAYONNEMENT[Fr.] / K SPEKTRUM[Alm.] ile/değil/yerine/= K IŞIMASI
- K SPECTRUM[İng.] / K SPECTRE[Fr.] / K SÄURE[Alm.] ile/değil/yerine/= K TAYFI/SPEKTRUMU
- K-ELECTRON[İng.] / ÉLECTRON K[Fr.] / K-ELEKTRON[Alm.] ile/değil/yerine/= K ELEKTRONU
- K-LINE[İng.] / RAIE K[Fr.] / K-LINIE[Alm.] ile/değil/yerine/= K ÇİZGİSİ
- K-MESON[İng.] / MÉSON K[Fr.] / K-MESON[Alm.] ile/değil/yerine/= K MEZONU
- KÂB ile/||/<> TOPUK
( Beş mille örülen yün kadın çorabı Yenikent Aksaray Niğde zooloji Ayağın art bölgesi Az topug topuk ayak bileği aşık tubık aşık Blk tobuk diz tobık diz kapağı kemiği tobık tomuk topuk diz kapağı kemiği aşık kemiği Kaça tobık die Kniescheibe das Knie dovuk diz kapağı Tel tomık diz kapağı kemiği Alt Tel tomuk tobuk diz Eski çağlardan başlayarak kullanılır tobık Orta Türkçede tobık top çevgenle vurulan top olarak geçer Eski Kıpçakçada da tobuk biçimi kullanılır top u k küçültme eki Türkçeden Arapçaya dabbuq top çevgen oyununda sopa ile vurulan top olarak geçmiştir )
( PILLAR | HEEL )
( TALON | PILIER )
( BERGEPFEILER, PFEILER | FERSE )
( TOPUG[Az.]~TOPUK[Tkm.]~TUBIK[Tatk.]~TOBIK[Kzk.]~TOBIK[Kklp.]~TOMUK[Krg.]~TOPUK[Krg.]~DOVUK[Tuv.]~TOMIK[Tel.]~TOMUK[Alt.]~TOMUK[Tel.]~TOBUK[Yak.] )
- KABAK ile/||/<> KABAK
( Silindir biçiminde ağaç ölçek Kandilli Bozüyük Bilecik Kuzköy Akkuş Ordu bayağı kabak Kabakgiller Cucurbitaceae familyasından çiçekleri huni şeklinde ve sarı renkli ovaryum alt durumlu etli ve olgunlukta açılmayan bakka tipi meyvesi olan sürünücü ya da tırmanıcı tek yıllık otsu bitkiler Sakız kabağı kabak Az gabag kābak aş kābak kabak kabak kabak as kabak xupax Eski Türkçeden başlayarak kullanılır Orta Türkçede kabak olarak geçer Eski Kıpçakçada da kabak biçimi kullanılır Clausona göre ED 582b kābın küçültme biçimidir Doerfer TMEN 1419 de Türkçe kap kāp Gefäβ kökünün küçültme biçimi olarak değerlendirilebileceğini açıklamıştır Kabartaycada kabak olarak kullanılan qap biçimi Clausonun gözünden kaçmıştır Schmidte göre MSFOu 57 469 Karaçayca kab Kabartaycadan alınmıştır Türkçeden belli başlı komşu dillere de geçmiştir Doerfer TMEN 1419 Macarca kabak biçiminin de Türkçeden alındığı açıktır Macarca kabak biçimi KumanKıpçak kökenli bir alıntı mıdır bilmiyoruz Ligeti TörK 115 Ancak bu biçimin dillerinden kalma bir alıntı olmadığı açıktır Kniezsa SzlJsz 858859 Kabartaycada kabağa qeb adı verilir Bouda CAJ 18 74 )
( VEGETABLE MARROW )
( COLOQUINELLE, COURGETTE, CITROUILLE )
( EIERKÜRBIS, KÜRBISS )
( CUCURBITA PEPO )
( GABAG[Az.]~KĀBAK[Tkm.]~AŞ KĀBAK[Tkm.]~KABAK[Tatk.]~KABAK[Bşk.]~KABAK[Nog.]~AS KABAK[Kklp.]~XUPAX[Çuv.] )
- KABALA = CABALA[İng.] = CABALE[Fr.] = KABBALA[Alm.] = KABBALAH:ALINMIŞ ŞEYLER, GELENEK, KABUL ETMEK[İbr.]
- KABALİST[Fr. < CABALISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> KABALACI
- KABAN[ERM. | FR. < CABAN] ile/||/<> DOĞAL YOL. (*DİVRİĞİ -SİVAS)
( Doğal yol Divriği Sivas Ağızlarda gaban olarak da geçer kapan pass defile )
( CABAN )
( KAPAN )
- KABAN[Erm.] ile KABAN[Fr. < CABAN]
( Dik yokuş. | Tepe. İLE Çeşitli kumaşlardan yapılmış, kalçaya kadar inen ve paltoya benzeyen üst giysisi. )
- KABAN/CABAN[Fr. < CABAN] ile/||/<> MAKFERLAN/MAKFERLAN[MC FAİRLANE][ÖZEL AD] ile/||/<> PALTO/PALETOT[Fr. < PALETOT] ile/||/<> PARDÖSÜ/PARDESSUS[Fr. < PARDESSUS] ile/||/<> PARKA/PARKA[Fr. < PARKA] ile/||/<> SAKO/SACCO[İt. < SACCO]
( Çeşitli kumaşlardan yapılmış kalçaya kadar inen ve paltoya benzeyen üst giysisi )
- KABARA ile/||/<> KABARA
( İri başı değişik gereçlerle kaplı olan madensel çivi Deri döşemelerde çivi başlarını örtmek ve güzel görüntü sağlamak amacı ile kullanılır Süsleme Yan yana iki kemerin eğrileri arasına süs olarak konulan taştan ya da madenden yuvarlak örge Ayakkabı tabanının eskimesini önlemek amacıyla bu kısma çakılan iri başlı özel çivi Maraş )
( GODRON )
( GODRON )
( RUNDFALTE, BUCKEL )
- KABARTI | VEJETASYON ile/||/<> VEJETASYON ile/||/<> VEJETASYON[Fr. < VÉGÉTATION]
( Herhangi bir yörede ayırt edici yapısal özellikleri nedeniyle ayrıca adlandırılabilecek bitki toplulukları Olgunlaşma )
( VEGETATION )
( VÉGÉTATION )
- KABARTMA ile/||/<> KABARTMA
( Mimarlık Kil alçı taş vb işlenebilir gereçleri alçaklı yüksekli yüzeyler halinde biçimlendirerek yapılmış eser 1 mimari Düz yüzeyler üzerinde kabartılar oluşturarak yapılan bir süsleme türü 2 fotoğrafçılık Mastar sıkacağıyla kimi fotoğraflara verilen az kabarıklık Kılları alınan derinin bırakıldığı çukur Bor Niğde Heykel Heykel sanatında yüzeyden dışarı çıkıntısı az olan kabartma a kabartma yüksek kabartma )
( RELIEF )
( RELIEF )
( RELIEF-PLASTIK )
- KABİL-İ NÜFÛZ | GEÇİRİMLİ ile/||/<> GEÇİRİMLİ
( Sıvıların geçmesine elverişli kayaç geçirgen botanik coğrafya )
( PERMEABLE | IMPERVIOUS )
( PERMÉABLE | IMPERMÉABLE, ÉTANCHE )
( DURCHLASSIG | UNDURCHLÔSSIG, WASSERDICHT )
( PERMEABILIS )
( PERMEABILE )
( ΔΙΑΠΕΡΑΤΌΣ / διαπερατός )
- KABİL-İ NÜFÛZ | GEÇİRİMLİ >< GEÇİRİMSİZ
( Sıvıların geçmesine elverişli kayaç. @@ bk. geçirgen. @@ (botanik, coğrafya) )
( PERMEABLE | IMPERVIOUS~IMPERVIOUS | 1- IMPERMEABLE, 2- WATERPROOF )
( PERMÉABLE | IMPERMÉABLE, ÉTANCHE~IMPERMÉABLE, ÉTANCHE | J- IMPERMÉABLE, 2- IMPERMÉABSEÉ | IMPERMÉABLE )
( PERMEABILIS~... )
( DURCHLASSIG | UNDURCHLÔSSIG, WASSERDICHT~UNDURCHLÔSSIG, WASSERDICHT )
( PERMEABILE~IMPERMEABILE )
( ΔΙΑΠΕΡΑΤΌΣ / διαπερατός~ΣΤΕΓΑΝΌΣ / στεγανός )
- KABİLİ AKİS[Osm.] / REVERSIBLE[İng.] / RÉVERSIBLE[Fr.] / REVERSIBEL, UMKEHRBAR[Alm.] ile/değil/yerine/= TERSİNİR
- KABİLİ İHTİRAK[Osm.] / COMBUSTIBLE, FLAMMABLE[İng.] / COMBUSTIBLE[Fr.] ile/değil/yerine/= YANICI
- KABİLİYET | YETENEK ile/||/<> YETENEK
( Öğrenme olmaksızın kişinin anlık ve devim alanlarındaki doğal iş başarma gücü 1 Herhangi bir şeyi öğrenmek bir işi yapmak ve tamamlamak ya da bir duruma başarıyla uymak konusunda organizmada bulunan ve doğuştan gelen güç 2 Kişinin kalıtımsal olarak öğrenmesini çerçeveleyen sınır 3 Dışarıdan gelen bir etkiyi alabilme gücü Öğrenilmeden kazanılan ve kişinin ansal yeterlik ya da edim ve eylem konularında iş başarma gücü )
( ABILITY | CAPABILITY )
( CAPACITÉ )
(1996'dan beri)