Bugün[14 Temmuz 2026]
itibarı ile 29.657 başlık/FaRk ile birlikte,
29.657 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(57/120)


- İSİM TABANI | AD GÖVDESİ ile/||/<> AD KÖKÜ

( (Derleme, isim gövdesi) Ad ya da eylem kökünden yapım ekleriyle türetilen ve ad olarak kullanılan gövde: Gözlükçülük (göz-lük-çü-lük) , sevinç (sev-inç) , gezi (gez-i) , verim (ver-imj, görgü (gör-gü) vb. @@ bk. ad tabanı )

( NOMINAL STEM | NOMINAL ROOT~NOMINAL ROOT )

( BASE NOMINALE, THÈME NOMINALE | RACINE NOMINALE~RACINE NOMINALE )

( NOMINALSTAMM | NOMINALWURZEL~NOMINALWURZEL )

( TEMA NOMINALE~RADICE NOMINALE )

( ΟΝΟΜΑΤΙΚΌ ΘΈΜΑ / ονοματικό θέμα~ΟΝΟΜΑΤΙΚΉ ΡΊΖΑ / ονοματική ρίζα )


- İSİM TASRİFİ | AD ÇEKİMİ ile/||/<> AD ÇEKİMİ

( Adlara iyelik eklerinin getirilmesi Evim evim evin evin evi evi evimiz evimiz eviniz eviniz evleri evleri vb Cümlenin çeşitli ögeleri arasında geçici anlam ilişkileri kurmak üzere ad ya da ad soylu kelimelerin durum ekleri alarak girdikleri çekim Türkiye Türkçesinde başlıca ad çekimi ekleri şunlardır yalın durum eksiz yükleme durumu eki I U nI nU yönelme durumu eki A nA Bulunma durumu eki DA çıkma durumu eki DAn İlgi durumu eki In Un nIn nUn Örnekler iş iş i iş e iş te iş ten iş in sen sen i san a sen de sen den sen in okuduğum okuduğum u okuduğum a okuduğum da okuduğum dan okuduğum un vb Eski Türkçede ve bugünkü bazı yazı dilleriyle lehçelerde bunlara ÇA eşitlik durumu In Un vasıta durumu GArU yön gösterme durumları eklerini de eklemek gerekir Dilimizde bazı durumlarda bir kalıntı biçiminde ÇA eki yine süregelmektedir ben ce gönlüm ce gibi ile edatından ekleşen lA eki de yavaş yavaş birliktelik gösteren bir ad çekimi ekine dönüşme durumundadır çocuk la annen le baban la vb İyelik ve çokluk ekleri için işletme ekleri )

( DECLENSION )

( DÉCLINAISON )

( DEKLINATION )


- İSİM TASRİFİ | İSİM ÇEKİMİ ile/||/<> İSİM ÇEKİMİ ile/||/<> BELİRTMELİ VE BELİRTMESİZ İSİM ÇEKİMİ

( İsimlerin ad sıfat zamir ya da isim diye alınan her türlü ifadenin tümleç olabilmesi için takı alarak çeşitli şekiller göstermesi Ev evi eve Ben beni bana Size söylediğim size size söylediğimi size söylediğime gibi Bu şekillerden her birine İSİM HALİ Cas denir Belirtmeli ve Belirtmesiz isim çekimi ad çekimi Azerbaycan Türkçesi ismin hallanması Türkmen Türkçesi aatlarıň üytgeyşi Gagauz Türkçesi adlıkların hallanması Özbek Türkçesi ótniň turlanişi Uygur Türkçesi isimnin türlinişi Tatar Türkçesi isemnäň kileş beän törläneşe isemnärneň törläneşe Başkurt Türkçesi isemdärzeň kileşmenän üzgärewe atlıknı türlenişi Krç Malk atnı boluşlada türleniwü atnı boluşlada calganıwu Nogay Türkçesi atlardıň türlenüwî Kazak Türkçesi zat esimninseptelüwi Kırgız Türkçesi zat atooçtun cöndölüşü Alt adalgıştın kubultkışla kubuları Hakas Türkçesi adalgıştıň padejterce hubulızı Tuva Türkçesi çüve adının öskerilgezi Türkçesi nebelik sös kelişterbe sabılçatkanı Rusça skloneniye suşçestvitelnogo İsim çekimi )

( DÉCLINAISON )


- İSİM, FİLMİN İSMİ | İSİM, PROGRAMIN İSMİ, PROGRAMIN ADI | AD[Ar. < ADD] ile/||/<> TANITMA YAZISI ile/||/<> YAZI

( Sinema 1. Bir filme verilen ad ve bu adı yazılı olarak belirten görüntüler. TV. 2. Bir izlenceye verilen ad ve bu adı belirten yazıların görüntüleri. @@ İnsanın toplumsal ve bireysel kişiliğinin yanı sıra büyüsel ve gizemsel gücünü de belirten simge. @@ Belli bir tek nesneyi adlandırmak, göstermek ya da betimlemek amacıyla kullanılan kapalı düzgün deyim. || Bir adın kaplamı evren öğesi bir birey, içlemi de bir birey kavramıdır. Anl. kapalı terim, tekil terim, bireysel deyim, gösterici deyim, sıfırlı işlev. @@ Varlıkları bildiren sözcük: Ev, kedi, Ali, Ayşe, hayal, ordu, vermek, yarış vb. @@ 1. Canlı ve cansız varlıklara, çeşitli somut ve soyut kavramlara ad olan kelime türü: Ayşe, Hasan, ağaç, yaprak, doğruluk, incelik, ordu, toplum, buluş, akış vb. Adlar özel ad, tür adı, somut ad, soyut ad, topluluk adı gibi türlere ayrılır. Bunlara bk. || 2. (Almanca Nomen; Fr. nom; İng. noun) Bir oluş ve kılış bildiren fiilin dışında kalan ve ad gibi çekilebilen kelime sınıflarının tümüne verilen ad; ad, sıfat, zamir, edat, bağlaç ve ünlemi içine alan geniş kapsamlı ad; ad soylu söz: ağız, dil, pınar, incelik, acı, tatlı, yürekli, yüreksiz; ben, bizler, siz, sizler; yanında, gerisinde; fakat, ancak; evet, hayır, of, eyvah vb. @@ bk. isim @@ )

( 1. MAIN TITLE, 2. PROGRAMME (ABD: PROGRAM) TITLE | NAME | PROPER NAME, REFERRING EXPRESSION, ZERO-PLACE OPERATION EXPRESSION | NAME, NOUN, SUBSTANTIVE | 1. SUBSTANTIVE 2. NOUN | CREDIT TITLES, CREDITS, MAIN TITLES, TITLES, SCREEN CREDIT, LIST OF CREDITS, OPENING TITLES, SCREEN CREDIT, LIST OF CREDITS | TITLE, CAPTION~CREDIT TITLES (LINES), CREDITS, MAIN TITLES, TITLES, SCREEN CREDIT, LIST OF CREDITS, OPENING TITLES (CAPTIONS, CREDITS), SCREEN CREDIT, LIST OF CREDITS | COVER LETTER~TITLE, CAPTION | WRITING, SCRIPT )

( 1. TITRE DU FILM, TITRE PRINCIPAL, 2. TITRE DE L'ÉMISSION (DE PROGRAMME) | NOM | NOM PROPRE | SUBSTANTIF, NOM | 1. SUBSTANTIF 2. NOM | GÉNÉRIQUE | TITRE, CARTON~GÉNÉRIQUE~TITRE, CARTON | ÉCRITURE | ECRITURE )

( TITULUS~...~... )

( 1. HAUPTTITEL, 2. PROGRAMMSTITEL, TITEL DER SENDUNG, SENDUNGSTITEL | NAME | EIGENNAME, INDIVIDUENBEZEICHNUNG | SUBSTANTIV, GEGENSTANDSWORT | 1. SUBSTANTIV, GEGENSTANDSWORT 2. NOMEN | VORSPANN, TITELVORSPANN, NAMENVORSPANN, TITELLISTE | TITEL, EINBLENDTITEL, INSERT, SCHRIFTINSERT, TITELINSERT~VORSPANN, TITELVORSPANN, NAMENVORSPANN, TITELLISTE~TITEL, EINBLENDTITEL, INSERT, SCHRIFTINSERT, TITELINSERT | SCHRIFT )

( TITOLO~TITOLI~SCRITTURA )

( ΤΊΤΛΟΣ / τίτλος~ΤΊΤΛΟΙ / τίτλοι~ΓΡΑΦΉ / γραφή )


- İSİM, FİLMİN İSMİ, | İSİM, PROGRAMIN İSMİ, PROGRAMIN ADI | AD ile/||/<> AD ile/||/<> AD[Ar. < ʿADD]

( Sinema 1 Bir filme verilen ad ve bu adı yazılı olarak belirten görüntüler TV 2 Bir izlenceye verilen ad ve bu adı belirten yazıların görüntüleri İnsanın toplumsal ve bireysel kişiliğinin yanı sıra büyüsel ve gizemsel gücünü de belirten simge Belli bir tek nesneyi adlandırmak göstermek ya da betimlemek amacıyla kullanılan kapalı düzgün deyim Bir adın kaplamı evren öğesi bir birey içlemi de bir birey kavramıdır Anl kapalı terim tekil terim bireysel deyim gösterici deyim sıfırlı işlev Varlıkları bildiren sözcük Ev kedi Ali Ayşe hayal ordu vermek yarış vb 1 Canlı ve cansız varlıklara çeşitli somut ve soyut kavramlara ad olan kelime türü Ayşe Hasan ağaç yaprak doğruluk incelik ordu toplum buluş akış vb Adlar özel ad tür adı somut ad soyut ad topluluk adı gibi türlere ayrılır Bunlara 2 Almanca Nomen nom noun Bir oluş ve kılış bildiren fiilin dışında kalan ve ad gibi çekilebilen kelime sınıflarının tümüne verilen ad ad sıfat zamir edat bağlaç ve ünlemi içine alan geniş kapsamlı ad ad soylu söz ağız dil pınar incelik acı tatlı yürekli yüreksiz ben bizler siz sizler yanında gerisinde fakat ancak evet hayır of eyvah vb isim )

( 1. MAIN TITLE, 2. PROGRAMME (ABD: PROGRAM) TITLE | NAME | PROPER NAME, REFERRING EXPRESSION, ZERO-PLACE OPERATION EXPRESSION | NAME, NOUN, SUBSTANTIVE | 1. SUBSTANTIVE 2. NOUN | CREDIT TITLES, CREDITS, MAIN TITLES, TITLES, SCREEN CREDIT, LIST OF CREDITS, OPENING TITLES, SCREEN CREDIT, LIST OF CREDITS | TITLE, CAPTION )

( 1. TITRE DU FILM, TITRE PRINCIPAL, 2. TITRE DE L'ÉMISSION (DE PROGRAMME) | NOM | NOM PROPRE | SUBSTANTIF, NOM | 1. SUBSTANTIF 2. NOM | GÉNÉRIQUE | TITRE, CARTON )

( 1. HAUPTTITEL, 2. PROGRAMMSTITEL, TITEL DER SENDUNG, SENDUNGSTITEL | NAME | EIGENNAME, INDIVIDUENBEZEICHNUNG | SUBSTANTIV, GEGENSTANDSWORT | 1. SUBSTANTIV, GEGENSTANDSWORT 2. NOMEN | VORSPANN, TITELVORSPANN, NAMENVORSPANN, TITELLISTE | TITEL, EINBLENDTITEL, INSERT, SCHRIFTINSERT, TITELINSERT )

( TITULUS )

( TITOLO )

( ΤΊΤΛΟΣ / τίτλος )


- İSİM[Ar. < İSM] ile/||/<> ÖZEL İSİM ile/||/<> TOPLULUK İSMİ | CİNS İSMİ

( Çok defa ad (substantif) anlamına kullanılıyorsa da bu, ad, sıfat, zamir ve sayı kavramlarının ortak terimi olarak kabul edilmiştir. bk. Ad. Cins ismi, Özel isim, Topluluk ismi; Edici ismi, Eylem ismi, Hal ismi, Fiil ismi; Aygıt ismi; Kesir ismi; Kök isim. @@ bk. ad. )

( NOUN~PROPER NOUN~COLLECTIVE NOUN )

( NOM | NOM PROPRE | NOM COLLETCTIF~NOM PROPRE~NOM COLLETCTIF )

( NOMEN~NOMEN PROPRIUM~... )

( SUBSTANTIV~EIGENNAME~SAMMELNAME )

( NOME~NOME PROPRIO~NOME COLLETTIVO )

( ΟΥΣΙΑΣΤΙΚΌ / ουσιαστικό~ΚΎΡΙΟ ΌΝΟΜΑ / κύριο όνομα~ΠΕΡΙΛΗΠΤΙΚΌ ΟΥΣΙΑΣΤΙΚΌ / περιληπτικό ουσιαστικό )


- İSİM ile/||/<> İSİM[Ar. < İSM] | CİNS İSMİ

( Çok defa ad substantif anlamına kullanılıyorsa da bu ad sıfat zamir ve sayı kavramlarının ortak terimi olarak kabul edilmiştir Ad Cins ismi Özel isim Topluluk ismi Edici ismi Eylem ismi Hal ismi Fiil ismi Aygıt ismi Kesir ismi Kök isim ad )

( NOUN )

( NOM | NOM PROPRE | NOM COLLETCTIF )

( SUBSTANTIV )

( NOMEN )

( NOME )

( ΟΥΣΙΑΣΤΙΚΌ / ουσιαστικό )


- İSİMDEN MÜŞTAK FİİL ile/||/<> DENOMINATIVE VERB[İng.] ile/||/<> VERBE DÉNOMINAL, VERBE DÉNOMINATIF[Fr.] ile/||/<> VERBUM DENOMINATIVUM, DENOMINATIVES VERBUM[Alm.] ile/||/<> ADDAN TÜREME EYLEM

( Derleme isimden fiil isim soyundan fiil isimden türemiş fiil Ad kökünden yapım ekleriyle türetilen eylem gövdesi Evlenmek evlen evermek ever gözlemek gözle başlamak başla başarmak başar susamak susa doğrulmak doğrul sertleşmek sertleş vb )

( DENOMINATIVE VERB )

( VERBE DÉNOMINAL, VERBE DÉNOMINATIF )

( VERBUM DENOMINATIVUM, DENOMINATIVES VERBUM )


- İSİMDEN MÜŞTAK İSİM | ADDAN TÜREME AD ile/||/<> ADDAN TÜREME AD

( Derleme isimden isim addan türemiş ad isim soyundan isim Ad kökünden yapım ekleriyle türetilen ad gövdesi Arkadaş arkadaş gözcülük gözcülük gözlükçülük gözlükçülük vb Ad kök ya da gövdelerinden addan ad yapma ekleriyle türetilen ad başlık baş lık yazlık yaz lık ağaçlık ağaç lık denizci deniz ci gemici gemi ci denizcilik deniz ci lik yurttaş yurt daş Farça ça Japonca Japon ca erkekçe erkek çe gizlice gizli ce gelincik gelin cik akıllı akıl lı sürekli sürek li uykusuzluk uyku suz luk sabahleyin sabah leyin vb )

( DENOMINATIVE NOUN | DERIVED NOUN, DERIVATIVE )

( NOM DÉNOMINAL, NOM DÉNOMINATIF | NOM DÉNOMINAL | NOM DÉRIVÉ )

( NOMEN DENOMINATIVUM, DENOMINALES SUBSTANTIV | DENOMINALES SUBSTANTIV | ABGELEITETES NOMEN )

( NOME DENOMINALE )

( ΠΑΡΆΓΩΓΟ ΟΥΣΙΑΣΤΙΚΌ / παράγωγο ουσιαστικό )


- İSİMDEN MÜŞTAK İSİM | ADDAN TÜREME AD ile/||/<> TÜREMİŞ AD

( (Derleme. isimden isim, addan türemiş ad, isim soyundan isim) Ad kökünden yapım ekleriyle türetilen ad gövdesi: Arkadaş (arka-daş) , gözcülük (göz-cü-lük) , gözlükçülük (göz-lük-çü-lük) vb. @@ Ad kök ya da gövdelerinden, addan ad yapma ekleriyle türetilen ad: başlık

( DENOMINATIVE NOUN | DERIVED NOUN, DERIVATIVE~DERIVED NOUN, DERIVATIVE | DERIVED NOUN )

( NOM DÉNOMINAL, NOM DÉNOMINATIF | NOM DÉNOMINAL | NOM DÉRIVÉ~NOM DÉRIVÉ )

( NOMEN DENOMINATIVUM, DENOMINALES SUBSTANTIV | DENOMINALES SUBSTANTIV | ABGELEITETES NOMEN~ABGELEITETES NOMEN )

( NOME DENOMINALE~NOME DERIVATO )

( ΠΑΡΆΓΩΓΟ ΟΥΣΙΑΣΤΙΚΌ / παράγωγο ουσιαστικό~ΠΑΡΆΓΩΓΟ ΌΝΟΜΑ / παράγωγο όνομα )


- IŞIN BİLİMCİ/RADYOLOG[Fr. < RADIOLOGUE] ile/||/<> IŞIN BİLİMİ/RADYOLOJİ[Fr. < RADIOLOGIE] ile/||/<> IŞIN TEDAVİSİ/RADYOTERAPİ[Fr. < RADIOTHÉRAPIE]


- IŞIN BİLİMİ | RADYOLOJİ ile/||/<> RADYOLOJİ ile/||/<> RADYOLOJİ[Fr. < RADIOLOGIE]

( İyonlaştırıcı ışınımın tıp ve endüstri alanlarındaki uygulanmasını inceleyen bilim dalı Hastalıkların tanı ve tedavisinde radyoaktif ışınların ve diğer tekniklerin ses dalgası radyoizotop vb uygulanmasını konu alan bilim dalı )

( RADIOLOGY )

( RADIOLOGIE )

( RADIOLOGIE )


- ISIN/KALORİ[Fr.] ile KİLOKALORİ[Fr.]

( Normal atmosfer basıncında, ısınma ısısı 15 °C'lik suyunkine eşit olan bir cismin, bir gramının sıcaklığını 10 °C yükseltmek için gerekli ısı miktarına eşit olan ısı birimi. | Besinlerin, dokular içinde yanarak gövdenin ısı ve enerjisini sağlama değerlerini gösteren ölçü. İLE Büyük kalori. )


- IŞIN ile IŞINIM/IŞIMA/RADYASYON[Fr.]

( Bir ışık kaynağından çıkarak her yöne yayılıp giden ışık demeti. | Işınetkin özdeklerin saçtıkları alfa, beta, gama ışınlarından her biri. | Bir noktadan çıkıp sonsuza giden yarım doğrulardan her biri. İLE Işın ya da tanecik yayımı, radyasyon. | Uzayda yayılan bir dalgayı oluşturan öğelerin tümü. | Bir erkenin ışık demeti durumunda yayılması. | Isının, bir kaynaktan ışın ve dalga devinimi yoluyla yayılması. )

( LIGHT vs. RADIATION )


- ISING MODEL[İng.] / MODÈLE D'ISING[Fr.] / ISING-MODELL[Alm.] ile/değil/yerine/= ISİNG ÖRNEKÇESİ/MODELİ


- IŞINIM AKISI ile/||/<> IŞINIM AKISI

( Birim yüzeyden birim zamanda geçen ışınım Işınım biçiminde yayımlanan taşınan ya da alınan güç ışık akısı )

( RADIATION FLUX | RADIANT POWER (OR RADIANT FLUX) )

( FLUX DE RADIATION | FLUX ÉNERGÉTIQUE )

( STRAHLUNGSSTROM | STRAHLUNGSFLUSS (ENERGIEFIUSS) )


- IŞINLI ÇEKİM | RADYOGRAFİ ile/||/<> RADYOGRAFİ ile/||/<> RADYOGRAFİ[Fr. < RADIOGRAPHIE]

( fizik X ya da gama ışınımı yardımıyla film ya da duyarlı plâka üzerinde görüntü elde etme yöntemi Bir organın röntgen ışınlarıyla film üzerine görüntüsünün alınması röntgenografi )

( RADIOGRAPHY )

( RADIOGRAPHIE )

( RÖNTGENAUFNAHME )


- ISINMA ile/||/<> ISINMA

( Güreşten önce yapılan gövde eylemleri Isıtma işlemi sırasında ısıl işlem gören parçaların sıcaklığının artması olayı Atların yarıştan önce galop koşuyla yarışa hazırlanması )

( HEATING | CANTER )

( CHAUFFAGE )

( BEHEIZUNG )


- IŞINÖLÇER/RADYOMETRE[Fr. < RADIOMÈTRE] ile/||/<> IŞIN/ŞUA[Ar. < ŞUʿĀ]


- IŞINSAĞALTIM | RADYOTERAPİ ile/||/<> RADYOTERAPİ ile/||/<> IŞINLA TEDAVİ

( ışınla tedavi Kanser gibi hastalıkların X ışınları ya da radyoaktif maddelerle tedavisi Röntgen tedavisi )

( RADIOTHERAPY )

( RADIOTHÉRAPIE )

( STRAHLENTHERAPIE )

( RADIUS: IŞIN )


- IŞINYAYAN | RADYOAKTİF ile/||/<> RADYOAKTİF[Fr. < RADIOACTIVE]

( kimya )

( RADIOACTIF | RADIOACTIVE )


- ISIÖLÇER | DERECE | TERMOMETRE ile/||/<> TERMOMETRE ile/||/<> SICAKÖLÇER

( sıcakölçer Sıcaklık ve sıcaklık değişimlerini ölçen cihaz )

( THERMOMETER )

( THERMOMÈTRE )


- ISIÖLÇER/KALORİMETRE[Fr. < CALORIMÈTRE] ile/||/<> ISI ÖLÇÜMÜ/KALORİMETRİ[Fr. < CALORIMÉTRIE]


- ISIRGAN ile/||/<> ISIRAN

( ısıran botanik Isırgan otugiller Urticaceae familyasından yakıcı tüyler taşıyan bir ya da çok yıllık otsu bitkiler )

( NETTLE )

( ORTIE )

( NESSEL, BRENNESSEL )

( URTICA )


- ISISAL | TERMAL[Fr. < THERMAL] ile/||/<> ...

( THERMAL )


- İŞİTME KESESİ/OTOSİST[Fr. < Yun.] ile İŞİTME TAŞI/OTOLİT[Fr. < Yun.]

( Suda yaşayan bazı omurgasız hayvanlarda, işitme taşını içinde bulunduran, akışkan sıvılı örgen. İLE Omurgalılarda ve bazı omurgasızlarda, denge örgeni olan iç kulakta bulunan, kalker parçacıkları. )


- İŞİTME TAŞI/OTOLİT[Fr. < OTOLITE] ile/||/<> İŞİTME KESESİ/OTOSİST[Fr. < AUTOCYSTE]


- ISIVEREN/EKZOTERMİK[Fr. < EXOTHERMIQUE] >< ISIALAN/ENDOTERMİK[Fr. < ENDOTHERMIQUE]


- İSKA, İRVÂ | SULAMA ile/||/<> SULAMA

( coğrafya tarım )

( IRRIGATION, ARROSAGE )


- ISKAMBIL[(BRISCAMBILLE ÖZEL ADINDAN)] ile/||/<> ...

( bir yüzünde sayılar ya da resimler bulunan çeşitli oyunlar oynamaya yarayan kart oyun kâğıdı bu kartlarla oynanan oyun brusquembile Rumcada σχαμπίλι olarak kullanılır Andriotis EL 325 )

( BRUSQUEMBILE )


- İSKANBİL değil İSKAMBİL[Fr. BRISCAMBILLE]


- İSKARMOZ ile/||/<> ...

( vücudu yuvarlak burnu sivri uzunca pullu büyük palamut boyunda bir balık R σκαλμός Gadidae familyasından bir balık Rumca σκαλμός adı daha çok gemi iskarmozu gemi döşeği olarak kullanılır iskarmoz 1 )

( BARRACUDA )

( BARRACUDA )

( BARRAKUDA )

( SPHYRAENA SPHYRAENA; İNG. RIB OF A SHIP )

( BARRACUDA )

( ΣΚΑΛΜΌΣ / σκαλμός )


- İSKARMOZ ile/||/<> ...

( gemilerin kaburgasını oluşturan eğri ağaç posta kürek takmak için kayığın yan kenarına dikine yerleştirilmiş ağaç çubuk R σκαρμος kürek iskarmozu geminin dip kerestesi döşek Eski σκαλμός kürek iskarmozu biçimi Bizans Rumcasında ve Rumcada σκαλμός biçimini aldığı gibi gemi döşeği anlamını da kazanmıştır Türkçe iskarmozun bu biçimden geldiği açıktır Eski Grekçe σκαλμός adı Latinceye scalmus olarak geçmiştir Bu biçim Akdeniz dillerinde yaygın olarak kullanılır escalmo escalamo escalmo escaume escarme İtal scalmo scarmo Alıntı olarak Arapçada da geçer Türkçe iskarmos biçiminin sonundaki s ünsüzü sonradan zye çevrilmiştir )

( SHIP'S RIB )

( ESCAUME )

( SPANT )

( SPHYRAENA SPHYRAENA; İNG. RIB OF A SHIP )

( ESCALAMO )

( SCALMO )

( ΣΚΑΡΜΟΣ / σκαρμος )


- İSKARMOZ ile/||/<> ISKARMOZ

( 'vücudu yuvarlak, burnu sivri, uzunca, pullu, büyük palamut boyunda bir balık' @@ < R σκαλμός 'Gadidae familyasından bir balık'. Rumca σκαλμός adı daha çok 'gemi iskarmozu; gemi döşeği' olarak kullanılır. bk. iskarmoz 1. )

( BARRACUDA~THOLE PIN )

( BARRACUDA~TOLET )

( SPHYRAENA SPHYRAENA; İNG. RIB OF A SHIP~SPHYRAENA SPHYRAENA; İNG. RIB OF A SHIP )

( BARRAKUDA~DOLLE )

( BARRACUDA~SCALMO )

( ΣΚΑΛΜΌΣ / σκαλμός~ΣΚΑΡΜΌΣ / σκαρμός )


- İSKARMOZ ile/||/<> ISKARMOZ

( 'gemilerin kaburgasını oluşturan eğri ağaç, posta' / 'kürek takmak için kayığın yan kenarına dikine yerleştirilmiş ağaç çubuk' @@ < R σκαρμος 'kürek iskarmozu; geminin dip kerestesi, döşek'. Eski σκαλμός 'kürek iskarmozu' biçimi Bizans Rumcasında ve Rumcada σκαλμός biçimini aldığı gibi 'gemi döşeği' anlamını da kazanmıştır. Türkçe iskarmoz'un bu biçimden geldiği açıktır. Eski Grekçe σκαλμός adı Latinceye scalmus olarak geçmiştir. Bu biçim Akdeniz dillerinde yaygın olarak kullanılır: Port escalmo; İsp escalamo, escalmo; Fr escaume, escarme; İtal scalmo, scarmo. Alıntı olarak Arapçada da geçer. Türkçe iskarmos biçiminin sonundaki s ünsüzü sonradan z'ye çevrilmiştir. )

( SHIP'S RIB~THOLE PIN )

( ESCAUME~TOLET )

( SPHYRAENA SPHYRAENA; İNG. RIB OF A SHIP~SPHYRAENA SPHYRAENA; İNG. RIB OF A SHIP )

( SPANT~DOLLE )

( SCALMO~SCALMO )

( ΣΚΑΡΜΟΣ / σκαρμος~ΣΚΑΡΜΌΣ / σκαρμός )

( ESCALAMO )


- İSKARPİN[Fr. < ESCARPIN] ile/||/<> ÖKÇELİ, KONÇSUZ AYAKKABI

( ökçeli konçsuz ayakkabı İtal scarpino Rumcada da σκαρπίνι olarak kullanılır Andriotis EL 325 )

( ESCARPIN )

( SCARPINO )


- İSKAT ile/||/<> FORFEITURE[İng.] ile/||/<> DÉCHÉANCE[Fr.] ile/||/<> DÜŞÜRME

( Belgeyi yasalarda yazılı nedenlerle yürürlükten kaldırma )

( FORFEITURE )

( DÉCHÉANCE )


- İSKELE ile/||/<> İSKELE[İt. < SCALA]

( Sinema TV Düzlüklerde ışıkların yerleştirilmesi ve ışıkçıların dolaşabilmesi için tavana yakın yükselikte duvarı çepeçevre saran çıkıntı Sahne işçilerinin ve ışık uzmanlarının çalıştığı sahne iskelesi Resim Mimarlık Yapılarda yüksek bölümlerin yapılması için kereste ya da demir çubuklarla kurulan çatma yapı iskelesi de denir Örn ayrık iskele çıkma iskele asma iskele salıncak iskele 2 Duvar ve tavanlara resim yapabilmek için kurulan iskele I isdel isgemi iskembe iskembi 2 ismeki istol Sandalye Aksaray Niğde isdol Eşmeyazı Kars isgemi Kırçiçeği Susuz Kars iskembe Meyvebükü Güdül Ankara iskembi 2 Güllüce Gümüşhacıköy Amasya ismeki Deliilyas Şarkışla Sivas istel Küllük Iğdır Kars II Sebze bahçesinde yapılan büyük karık Başkışla Karaman Konya 1 Geminin sol yanı 2 Deniz taşıtlarının yanaştığı çoğu tahta ve betondan yapılmış denize doğru uzanan yer R Bizans σκάλα stairs ladder gangway landing place Rumca σκάλα Latinceden alınmıştır scala Türkçede iskele biçiminin başındaki i ünlüsü Rumca σκ ünsüz düğümünü çözmek üzere sonradan türemiştir Türkçe iskemle R σκαμνί örneğinde olduğu gibi Latince scala adı Doğu Akdenizde gemicilik alanında büyük bir yer tutmuştur Balkan Latincesi yoluyla Sırpça skala Bulgarca skala Rumence scară Arnavutça shkallë ve Rumca σκάλα gibi dillere geçmiştir Son olarak Bizans Rumcası yoluyla Arapça ve yapı iskelesi basamak merdiven ve gemi merdiveni olarak Türkçeye de girmiştir Bizans döneminde Rumca σκάλα gemicilik alanında iskele anlamını da kazanmış ve iskele olarak Türkçe ve Arapçaya da geçmiştir Rumca σκάλα Bizansta son olarak karaya çıkma yeri anlamını da kazanmıştır Bunun üzerine başşehirde ve Bizansın birçok şehrinde iskele olarak kullanılmakla kalmamış bütün Akdenizde iskele olarak yayılmıştır Bu alanda İtalyanca scala biçiminin büyük bir rol oynadığını biliyoruz Azeri alanında kullanılan iskǝlǝ biçimi Türkçeden alınmıştır )

( GRID, CATWALK, FLY-BRIDGE, FLYING BRIDGE, LIGHTING BRIDGE (GANTRY), BRIDGE, GALLERF, GANTRY | CAT-WALK | SCAFFOLD, SCAFFOLDING | LARBOARD, SEABOARD )

( PASSERELLE, GRIL, PONT-VOLANT, CORRIDOR DE SERVICE | PASSARELLE | ÉCHAUFAUDAGE DE PEINTRE )

( LAUFKATZE, LAUFSTEG, GITTERDECKE, ARBEITSBRÜCKE, BELEUCHTUNGSBRÜCKE, BELEUCHTERBRÜCKE, BELEUCHTERGANG, BELEUCHTERBÜHNE, BELEUCHTERGALERIE | ARBEITSBRÜCKE | BAUGERÜST )

( SCALA )

( ΣΚΆΛΑ | ΣΚΑΜΝΊ / σκάλα | σκαμνί )


- İŞKEMBE[Fars. < ŞİKENBE] ile/||/<> RUMEN

( Geviş getiren hayvanların 4 gözlü olan midelerinin, besinin sonradan çiğnenip sindirilmek üzere saklandığı ilk gözü. @@ (tarım, zooloji) @@ anat. Geviş getiren hayvanlarda yemlerin mikrobiyal fermantasyona uğradığı ve selüloz sindiriminin gerçekleştiği midenin en büyük bölümü, birinci mide, rumen. @@ < Far işkanba 'the third stomach of ruminating beasts' (şikam 'karın' + ābā 'yemek'). Farsçada daha çok şikanba biçimi kullanılır. Doerfer'in belirttiği gibi (TMEN 488), Vullers şikanba'yi yanlışlıkla Türkçe olarak vermiştir. Bulgarca škembe ve Sırpça škèmbe, škèmba biçimleri Türkçeden alınmıştır (Škaljić: Turc 591). Türkçeden Rumcaya σκεμλὲ olarak geçmiştir (Andriotis: EL 326). )

( PAUNCH | RUMEN~RUMEN )

( PANSE | TRIPE | RUMEN~RUMEN )

( RUMEN~RUMEN )

( PANSEN~PANSEN )

( RUMINE~RUMINE )

( ΚΟΙΛΙΆ ΜΗΡΥΚΑΣΤΙΚΟΎ / κοιλιά μηρυκαστικού~ΜΕΓΆΛΗ ΚΟΙΛΊΑ / μεγάλη κοιλία )

( IŞKANBA )


- İŞKEMBE ile/||/<> İŞKEMBE[Fars. < ŞİKENBE]

( Geviş getiren hayvanların 4 gözlü olan midelerinin besinin sonradan çiğnenip sindirilmek üzere saklandığı ilk gözü tarım zooloji anat Geviş getiren hayvanlarda yemlerin mikrobiyal fermantasyona uğradığı ve selüloz sindiriminin gerçekleştiği midenin en büyük bölümü birinci mide rumen işkanba the third stomach of ruminating beasts şikam karın ābā yemek Farsçada daha çok şikanba biçimi kullanılır Doerferin belirttiği gibi TMEN 488 Vullers şikanbayi yanlışlıkla Türkçe olarak vermiştir Bulgarca škembe ve Sırpça škèmbe škèmba biçimleri Türkçeden alınmıştır Škaljić Turc 591 Türkçeden Rumcaya σκεμλὲ olarak geçmiştir Andriotis EL 326 )

( PAUNCH | RUMEN )

( PANSE | TRIPE | RUMEN )

( PANSEN )

( RUMEN )

( RUMINE )

( ΚΟΙΛΙΆ ΜΗΡΥΚΑΣΤΙΚΟΎ / κοιλιά μηρυκαστικού )

( IŞKANBA )


- İSKEMLE/İSKEMLE[Yun. < ] ile/||/<> SANDALYE/SANDALİYYE[Ar. < ṢANDALİYYE] ile/||/<> TABURE/TABOURET[Fr. < TABOURET]

( Arkalıksız sandalye Üstüne sigara tablası çiçek vazosu vb konulan küçük masa )


- İŞKENCE ile/||/<> İŞKENCE[Fars. < ŞİKENCE]

( Ağaçişlerinde çatkı ya da yapıştırmayı sağlamak için kullanılan vidalı sıkıştırma araçlarına verilen genel ad işgence Marangozlukta tahtaları sıkıştırmakta kullanılan bir araç Yalvaç Isparta Aksaray Niğde işgence Maraş )

( PRESSE À COLLER )

( SCHRAUBZWINGE )


- İŞKİNE ile/||/<> İŞKİNE[Yun.]

( Sciaena umbra Kemiklibalıklar Teleostei takımının gölgebalığıgiller Sciaenidae familyasından bir balık türü Uzunluğu 2040 cm Sürü yapar Otçuldur Akdeniz ve Karadenizde yaşar Kemikli balıklar Teleostei takımının gölge balığıgiller Sciaenidae familyasından 2040 cm kadar uzunlukta sürüler yapan otçul Akdeniz ve Karadenizde yaşayan bir tür Kemikli balıklardan gölge balığıgiller Sciaenidae familyasından boyu 70 cm kadar olabilen sürüler yapan otçul Akdeniz ve Karadeniz de yaşayan bir tür kaya levreği eşkina Dilimizde taş balığı olarak da geçer R σκίνα Yerel ağızlarda mavruskil ya da mavruşkil adı da kullanılır )

( CROAKER )

( CORB NOIR )

( SCHWARZER SCHATTENFISCH )

( SCIAENA UMBRA )

( ΣΚΊΝΑ / σκίνα )


- İSKORBÜT[Fr. < Lat. < Rus.] ile İSKORPİT[Yun.]

( C vitamini eksikliği nedeniyle, dermansızlık, zayıflık ve dişetlerinin yangısı gibi belirtilerle kendini gösteren hastalık. İLE İskopitgillerden, iri başlı, yüzgeçlerinde yakıcı dikenleri bulunan bir balık. )

( ... cum SCORPAENA ACROFA )


- İSKORPİT[Yun.] ile/||/<> İSKORPİTGİLLER

( (Scorpaena scrofa) Kemikli-baliklar (Teleostei) takımının iskorpitgiller (Scorpaenidae) familyasından bir balık türü. Uzunluğu 80 cm. Açık kırmızı renktedir. Atlantik Okyanusu, Akdeniz ' ve Marmarada yaşar. @@ (zooloji) @@ Kemikli balıklar (Teleostei) takımının, iskorpitgiller (Scorpaenidae) familyasından, 80 cm kadar uzunlukta, açık kırmızı renkli, Atlantik Okyanusu, Akdeniz ve Marmara Denizi'nde yaşayan bir tür. @@ Kemikli balıklardan, iskorpitgiller (Scorpaenidae) familyasından, 80 cm kadar uzunlukta olabilen, açık kırmızı renkli, Atlantik Okyanusu, Akdeniz ve Marmara Denizi’nde yaşayan bir tür. @@ < R σκορπίδι 'iskorpit balığı'. )

( SCORPIONFISH | HOG-FISHES~HOG-FISHES | HOG FISHES )

( RASCASSE ROUGE | SCORPÈNE PORC | SCORPAENI-DÉS~SCORPAENI-DÉS | SCORPÉNIDÉS | SCORPAENIDÉS )

( SCORPAENA SCROFA | SCORPAENIDAE~SCORPAENIDAE )

( GROSSER DRACHENKOPF | DRACHENKOPF~DRACHENKOPF )

( SCORFANO~SCORPENIDI )

( ΣΚΟΡΠΊΔΙ / σκορπίδι~ΣΚΟΡΠΑΙΝΊΔΕΣ / σκορπαινίδες )


- İSKORPİT ile/||/<> İSKORPİT[Yun.]

( Scorpaena scrofa Kemiklibaliklar Teleostei takımının iskorpitgiller Scorpaenidae familyasından bir balık türü Uzunluğu 80 cm Açık kırmızı renktedir Atlantik Okyanusu Akdeniz ve Marmarada yaşar zooloji Kemikli balıklar Teleostei takımının iskorpitgiller Scorpaenidae familyasından 80 cm kadar uzunlukta açık kırmızı renkli Atlantik Okyanusu Akdeniz ve Marmara Denizinde yaşayan bir tür Kemikli balıklardan iskorpitgiller Scorpaenidae familyasından 80 cm kadar uzunlukta olabilen açık kırmızı renkli Atlantik Okyanusu Akdeniz ve Marmara Denizi nde yaşayan bir tür R σκορπίδι iskorpit balığı )

( SCORPIONFISH | HOG-FISHES )

( RASCASSE ROUGE | SCORPÈNE PORC | SCORPAENI-DÉS )

( GROSSER DRACHENKOPF | DRACHENKOPF )

( SCORPAENA SCROFA | SCORPAENIDAE )

( SCORFANO )

( ΣΚΟΡΠΊΔΙ / σκορπίδι )


- İSKORPİTGİLLER ile/||/<> İSKORPİTGİLLER

( Scorpaenidae skorpaine iskorpit Omurgalı hayvanlardan balıklar Pisces sınıfının kemiklibalıklar Teleostei takımının dikenliyüzgeçliler Acanthopterygii alttakımına giren bir familyası Üstleri ktenoyid pullarla kaplıdır Sırt yüzgeçleri zehirli bezlere bağlı kuvvetli dikenlerle donanmış olup batınca önemli yaralar yapar Bütün denizlerde raslanırlar İskorpit Scorpaena scrafa lipsoz S porcus farebaşlı iskorpit Myoxocephalus scorpius türleri iyi bilinir zooloji Balıklar Pisces sınıfının kemikli balıklar Teleostei takımının dikenli yüzgeçliler Acanthopterygii alt takımından üstleri ktenoyit pullarla kaplı sırt yüzgeçleri zehirli bezlere bağlı kuvvetli dikenlerle donanmış insana batınca önemli yaralar açan türlere sahip bir familya Kemikli balıklardan üstleri ktenoit pullarla kaplı sırt hücreleri zehirli bezlere bağlı kuvvetli dikenlerle donanmış insana batınca önemli yaralar açan türlere sahip bir familya )

( HOG-FISHES | HOG FISHES )

( SCORPAENI-DÉS | SCORPÉNIDÉS | SCORPAENIDÉS )

( DRACHENKOPF )

( SCORPAENIDAE )


- İSLAH (CEZA HUKUKU) ile/||/<> CORRECTION[İng.] ile/||/<> CORRECTION[Fr.] ile/||/<> USLANDIRMA

( CORRECTION )

( CORRECTION )


- İSLAMİYET ile/||/<> İSLAM[İng.] ile/||/<> ISLAMISME[Fr.] ile/||/<> İSLAM[Alm.] ile/||/<> İSLAMLIK

( VII yüzyılda Arap Yarımadasında Muhammet peygamber tarafından kurulan din )

( İSLAM )

( ISLAMISME )

( İSLAM )


- ISLAND EFFECT[İng.] / EFFET D'ÎLOT[Fr.] / INSELLBILDUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= ADA ETKİSİ


- ISLATICI MADDE | ISLATICI ile/||/<> ISLATICI

( Temizleme çözeltilerine eklenen yüzey gerilimini azaltıcı özellikteki sabun ya da sabunsu özdek )

( WETTING AGENT | WETTING )

( AGGENT MOUILLANT )

( NETZMITTEL )

( AGENTE BAGNANTE )

( ΔΙΑΒΡΕΚΤΙΚΌ / διαβρεκτικό )


- ISLATICI MADDE | ISLATICI ile/||/<> ISLATMA

( @@ Temizleme çözeltilerine eklenen, yüzey gerilimini azaltıcı özellikteki sabun ya da sabunsu özdek. )

( WETTING AGENT | WETTING~WETTING )

( AGGENT MOUILLANT~MOUILLAGE )

( NETZMITTEL~BENETZUNG )

( AGENTE BAGNANTE~BAGNATURA )

( ΔΙΑΒΡΕΚΤΙΚΌ / διαβρεκτικό~ΔΙΑΒΡΟΧΉ / διαβροχή )


- İŞLEM | PROSEDÜR ile/||/<> PROSEDÜR[Fr. < PROCÉDURE]

( PROCÉDURE )


- İŞLENME ile/||/<> İNDİRİM

( Bir yapıtın biçiminin değiştirilerek başka bir türden yapıt durumuna getirilmesi, sözgelişi romandan tiyatro yapıtı yapılması ya da başka bir düzene konulması. )

( WORKING | REDUCTION~REDUCTION | DISCOUNT )

( TRAVAIL | ABAISSEMENT, RÉDUCTION~ABAISSEMENT, RÉDUCTION | BONIFICATION | ESCOMPTE | RÉDUCTION )

( ELABORATIO~... )

( ABNAHME~ABNAHME )

( ELABORAZIONE~SCONTO )

( ΕΠΕΞΕΡΓΑΣΊΑ / επεξεργασία~ΈΚΠΤΩΣΗ / έκπτωση )


- İŞLEVSEL | FONKSİYONEL ile/||/<> FONKSİYONEL[Fr. < FONCTIONNEL]

( Değerleri sayılar kümesinde olan operatör )

( FUNCTIONAL )

( FONCTIONNEL )

( FUNKTIONAL )


- ISLIKLAMA ile/||/<> ISLIKLAMAK

( 1 Tiyatro konuşmasında s harfinin çıkarılışında abartma oluşu 2 Oyunu yapıtı ya da her ikisini yermek için seyircilerin ıslık çalması Tiyatro konuşmasında ş harfinin çıkarılışındaki abartma Yapıtı gösteriyi oyuncuyu ya da sahne üzerindeki herhangi bir şeyi beğenmediğini açıklamak için seyircinin başvurduğu anlatım biçimi )

( WHISTLING SOUND | WHISTLE )

( SIFFLER )

( ZISCHEN | PFEIFFEN )


- ISLIKLI ÜNSÜZ ile/||/<> ISLIKLI ÜNSÜZ

( Derleme ıslıklı konson ıslıklı ses Vızıltılı ve hışırtılı bir ses veren sızıcı ünsüz s z ş j ünsüzleri gibi Dilin ön bölümüyle iki sıra diş arasında oluşan tınlama boşluğundan ıslık sesi gibi gelen sızıcı ses s z ş j seslerinden her biri )

( AFFRICATES, SIBILANT, PALATALFIRICATIVE | AFFRICATES, SIBILANT, PALATALFRICATIVE )

( CONSONNE SIFFLANTE )

( PFEIFEND, ZISCHLAUT | ZISCHLAUT )


- İSM-İ BASİT | YALIN AD ile/||/<> YALIN AD

( Derleme yalın isim Birleşik olmayan ve yapım eki almamış bulunan ad Ev el kol baş diş vb Birleşik yapıda olmayan ve hiçbir yapım eki almamış olan ad el yel dil kir yol iş baş bu kar vb )

( SIMPLE NOUN )

( NOM SIMPLE )

( EINFACHES NOMEN )


- İSM-İ CEMİ | TOPLULUK ADI ile/||/<> TOPLULUK ADI

( Birlik kavramı taşıyan topluluğa verilen tekil ad Ordu alay tabur sürü bölük vb Şekil bakımından teklik durumunda olduğu hâlde anlamca topluluk kavramı taşıyan ad alay bölük grup ordu cemaat sürü tabur katar vb )

( COLLECTIVE NOUN )

( NOM COLLECTIF )

( SAMMELNAME, KOLLEKTIVUM )


- İSM-İ CİNS | CİNS ADI ile/||/<> CİNS ADI

( Derleme cins isim genel isim ortak ad tür adı Bir türden olan varlıkların adı Ev insan kedi dağ nehir şehir düşünce us annelik ordu vb tür adı )

( COMMON NOUN | PROPER NOUN )

( NOM COMMUN | NOM PROPRE )

( GATTUNGSNAME | EIGENNAME )

( NOME COMUNE )

( ΚΟΙΝΌ ΟΥΣΙΑΣΤΙΚΌ / κοινό ουσιαστικό )


- İSM-İ CİNS | CİNS ADI >< ÖZEL AD

( (Derleme., cins isim, genel isim, ortak ad, tür adı) Bir türden olan varlıkların adı: Ev, insan, kedi, dağ, nehir, şehir, düşünce, us, annelik, ordu vb. @@ bk. tür adı )

( COMMON NOUN | PROPER NOUN~PROPER NOUN | PROPERNOUN )

( NOM COMMUN | NOM PROPRE~NOM PROPRE )

( ...~NOMEN PROPRIUM )

( GATTUNGSNAME | EIGENNAME~EIGENNAME )

( NOME COMUNE~NOME PROPRIO )

( ΚΟΙΝΌ ΟΥΣΙΑΣΤΙΚΌ / κοινό ουσιαστικό~ΚΎΡΙΟ ΌΝΟΜΑ / κύριο όνομα )


- İSM-İ FAİL ile/||/<> AGENT NOUN, PERESENT PARTICIPLE[İng.] ile/||/<> NOM D'AGENT, PARTİCİPE PRÉSENT[Fr.] ile/||/<> NOMEN AGENTIS[Alm.] ile/||/<> DURUM ORTACI

( Geniş bir zaman kavramı taşıyan ad ve sıfat gibi kullanılan ortaç Türkçede bu ortaç en ekiyle kurulur Yatanın yürüyene borcu vardır Giden tren çok çabuk özlenen erleri götürüyordu Gelen mektup bizi çok sevindirdi örneklerinde olduğu gibi )

( AGENT NOUN, PERESENT PARTICIPLE )

( NOM D'AGENT, PARTICIPE PRÉSENT )

( NOMEN AGENTIS )


- İSM-İ HAS | ÖZEL AD ile/||/<> ÖZEL AD

( Derleme özel isim Tek varlığı bildiren ad Ali Ayşe Ankara İstanbul Sakarya Kızılırmak Sapanca Pamuk kedi adı vb Tek bir kişiyi belli bir varlığı ya da topluluğu gösteren ad Kişi yer kuruluş din vb adları özel adlardır Mustafa Kemal Atatürk Fatih Sultan Mehmet Ankara Uludağ Kızılırmak Türkiye Cumhuriyeti Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Balkaş Gölü Erciyes Üniversitesi Millî Kütüphane Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Müslümanlık Budizm vb )

( PROPER NOUN | PROPERNOUN )

( NOM PROPRE )

( EIGENNAME )


- İSM-İ MEFUL | İSM-İ MEFUL ile/||/<> PAST PARTICIPLE[İng.] ile/||/<> PARTICIPE PASSÉ[Fr.] ile/||/<> PERFEKTPARTIZIPIUM, MITTELWORTE DER VERGANGENHEIT[Alm.] ile/||/<> GEÇMİŞ ZAMAN SIFAT-FİİLİ ile/||/<> PARTICIPLE[İng.] ile/||/<> PARTICIPE[Fr.] ile/||/<> PARTIZIP, PARTIZIPIUM[Alm.] ile/||/<> SIFAT-FİİL

( Fiilin DIk DUk ya da mIş mUş ekleriyle geçmiş zamana bağlı olarak ad vey sıfat gibi kullanılan şekli Fazla acıkmış insanlar gibi ne verirlerse bakmadan yutuyor ve memnun oluyordu R N Güntekin Kızılcık Dalları s 99 Zengin olmayı gözüne koymuş bir adam değilim P Safa Mahşer s 179 Nihad romancının koluna girerek ona ne olduğunu ne bittiğini o zamandan sonra ne yaptığını ve Şehzadebaşı na niçin geldiğini son tiyatro macerasına kadar anlattı P Safa Mahşer s 211 vb sıfatfiil Sayı ve şahsa bağlı fiil çekimine girmeyen fakat aldığı eklerle fiilin zamana bağlı olarak taşıdığı kavramı sıfatlaştırdığından kendisinde sıfat ve fiil niteliklerini birleştiren fiil şekli tanınmış kişi olmadık sözler işleyen demir yol gösterici yıldız başkaldırıcı düşünceler güler yüz uçan kuşlar gelecek yıl yaşanacak ömür batası yer söylenesi söz yıkılası ev vb Bakımsızlıktan ormana dönmüş bahçeye kederle bakıyordu K Tahir Esir Şehrin İnsanları s 70 İyiyi kötüden ayıracak gücü mü yoktu Kemal Tahir Yol Ayrımı s 275 Biraz sonra kahvedeki sessizliği hiç ürpertmeyen ve esrarkeş dalgasından uyandırmayan bir hadise oldu S Faik Bütün Eserleri s 176 Dolduracağın çukurun dışında işin ne A H Tanpınar Abdullah Efendinin Rüyaları Erzurumlu Tahsin s 145 Herkesin bakmaktan korktuğu ve gözlerini kaçırdığı gözlerimiz P Safa Bir Tereddüdün Romanı s 91 vb Türkiye Türkçesinin fiili zamana bağlı olarak sıfatlaştıran başlıca sıfatfiil ekleri şunlardır dIk dUk mIş mUş geçmiş zaman r geniş zaman An geçmiş ve şimdiki zaman IcI UcU süreklilik AcAk gelecek zaman mAz olumsuz geniş zaman Eşyanın sükûneti değişmez manzarası onun için hayatta bir teselli ve zevk kaynağı idi A H Tanpınar Abdullah Efendinin Rüyaları s 26 Sofa bir masal çölü gibi sessiz ve uçsuz bucaksızdı İçimi korkuya benzer küçülüşe mini mini aciz zavallı bir hayvancık oluverişe benzer bir duygu kapladı ve ben hemen tam karşımda duran aynayı farkettim T Buğra Yarın Diye bir Şey Yoktur s 103 Yolunun üzerinde salkım ağaçları ile gölgelenmiş şadırvanı dolu bir cami avlusu vardı ki böyle sıcak günlerde onu biraz nefes almak için adeta çeker çevirirdi R H Karay Memleket Hikâyeleri Vehbi Efendinin Şüphesi s 51 Gerçi vurulduğun gün bir çocuk gibi gülüyordun bir kuş gibi ötüyordun ve okun değdiği yere bakıp İşte göğsümde bir kızıl güç açtı diyordun Y K Karaosmanoğlu Erenlerin Bağından Okun Ucundan s 59 Memnunluğun en sarıcı terkibi gurur ve güven T Buğra Yarın Diye Bir Şey Yoktur s 151 vb )

( PAST PARTICIPLE )

( PARTICIPE PASSÉ )

( PERFEKTPARTIZIPIUM, MITTELWORTE DER VERGANGENHEIT )


- İSM-İ MÜREKKEP | BİRLEŞİK AD ile/||/<> BİRLEŞİK AD

( Derleme mürekkep isim bileşik isim Birleşik sözcük biçiminde kurulmuş ad Aslanağzı başkent kaptıkaçtı cumartesi sivrisinek biçerdöver imambayıldı vb En az iki kelimeden oluşan ve bu kelimelerin kendi kavramları dışında yeni bir kavramı karşılamak üzere birleşik kelime kalıbına göre bir araya gelerek meydana getirdikleri ad aslanağzı hanımeli gecekondu kabadayı kaptıkaçtı külbastı yelkovan nasıl niçin pazartesi kaynana aş evi radyo evi göktaşı şeker pancarı yel değirmeni kaya balığı vb İki ya da daha fazla şahıs adından oluşan özel adlar da birleşik ad grubunda yer alır Recaizade Mahmut Ekrem Ahmet Cağeroğlu Reşit Rahmeti Arat Necmettin Halil Onan Tahsin Banguoğlu İbrahim Necmi Dilmen vb )

( COMPOUND NOUN | SIMPLE NOUN )

( NOM COMPOSÉ | NOM SIMPLE )

( ZUSAMMENGESETZTES SUBSTANTIV, KOMPOSITUM | EINFACHES NOMEN )

( NOME COMPOSTO )

( ΣΎΝΘΕΤΟ ΟΥΣΙΑΣΤΙΚΌ / σύνθετο ουσιαστικό )


- İSM-İ MÜREKKEP | BİRLEŞİK AD >< YALIN AD

( (Derleme.. mürekkep isim, bileşik isim) Birleşik sözcük biçiminde kurulmuş ad: Aslanağzı, başkent, kaptıkaçtı, cumartesi, sivrisinek, biçerdöver, imambayıldı vb. . @@ En az iki kelimeden oluşan ve bu kelimelerin kendi kavramları dışında yeni bir kavramı karşılamak üzere, birleşik kelime kalıbına göre bir araya gelerek meydana getirdikleri ad: aslanağzı, hanımeli, gecekondu, kabadayı, kaptıkaçtı, külbastı, yelkovan, nasıl, niçin, pazartesi, kaynana, aş evi, radyo evi, göktaşı, şeker pancarı, yel değirmeni, kaya balığı vb. İki ya da daha fazla şahıs adından oluşan özel adlar da birleşik ad grubunda yer alır: Recaizade Mahmut Ekrem, Ahmet Cağeroğlu, Reşit Rahmeti Arat, Necmettin Halil Onan, Tahsin Banguoğlu, İbrahim Necmi Dilmen vb. )

( COMPOUND NOUN | SIMPLE NOUN~SIMPLE NOUN )

( NOM COMPOSÉ | NOM SIMPLE~NOM SIMPLE )

( ZUSAMMENGESETZTES SUBSTANTIV, KOMPOSITUM | EINFACHES NOMEN~EINFACHES NOMEN )

( NOME COMPOSTO~NOME SEMPLICE )

( ΣΎΝΘΕΤΟ ΟΥΣΙΑΣΤΙΚΌ / σύνθετο ουσιαστικό~ΑΠΛΌ ΌΝΟΜΑ / απλό όνομα )


- İSMİ CEMİ | TOPLULUK İSMİ ile/||/<> TOPLULUK İSMİ

( Tekil olduğu halde sayısı belirsiz çokluk anlatan isim Ordu Cemaat Sürü gibi topluluk adı )

( NOM COLLETCTIF )


- ISO-[İng.] / ISO-[Fr.] / ISO-[Alm.] ile/değil/yerine/= İZO-


- ISOAMYL ALCOHOL[İng.] / ALCOHOL D' ISOAMYLE[Fr.] / ISOAMYLALKOHOL[Alm.] ile/değil/yerine/= İZOAMİL ALKOL


- ISOAMYL SALICYLATE[İng.] / SALICYLATE D'ISOAMYLE[Fr.] / ASOAMYLSALICYLAT[Alm.] ile/değil/yerine/= İZOAMİL SALİSİLAT


- ISOCHORE[Fr.] / ISOCHORE[Alm.] ile/değil/yerine/= İZOKOR


- ISOCHORIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= İZOKORİK


- ISOCHROMATIC FRINGE PATTERN[İng.] / MODÈLE DE FRANGES ISOCHROMATIQUES[Fr.] ile/değil/yerine/= EŞRENK SAÇAK DESENİ


- ISOCHROMATIQUE[Fr.] / ISOCHROMATIK[Alm.] ile/değil/yerine/= İZOKROMATİK


- ISOCHRONOUS CIRCUIT[İng.] / CIRCUIT ISOCHRONE[Fr.] ile/değil/yerine/= EŞZAMANLI DEVRE


- ISOCHRONOUS[İng.] / ISOCHRONE, ISOCHRONIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= EŞZAMANLI


- ISOCLINIC LINE[İng.] / LIGNE ISOCLINIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= EŞEĞİM ÇİZGİSİ


- ISOELECTRIC POINT[İng.] / POINT ISOÉLECTRIQUE[Fr.] / ISOELEKTRISCHER PUNKT[Alm.] ile/değil/yerine/= İZOELEKTRİK NOKTA


- ISOÉLECTRIQUE[Fr.] / ISOELEKTRISCH[Alm.] ile/değil/yerine/= İZOELEKTRİK


- ISOELECTRONIC[İng.] / [Fr.] / ISOELEKTRONISCH[Alm.] ile/değil/yerine/= İZOELEKTRONİK


- ISOLATION ÉLECTRIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= ELEKTRİKSEL YALITKANLIK


- İSOLE[Fr. < ISOLÉ] ile/değil/yerine/=/||/<> İZOLE

( izole bant Yalıtılmış olan )


- ISOMER[İng.] / ISOMÈRE[Fr.] / ISOMER[Alm.] ile/değil/yerine/= İZOMER


- ISOMÈRE DE SPIN[Fr.] ile/değil/yerine/= SPİN İZOMERİ


- ISOMÈRE NUCLÉAIRE[Fr.] ile/değil/yerine/= ÇEKİRDEK İZOMERİ


- İSOMERE[Fr. < ISOMÈRE] ile/değil/yerine/=/||/<> İZOMER

( Aynı oranlarda birleşmiş aynı elementlerden oluşan fakat moleküllerinde atom gruplaşmaları değişik olduğu için birbirlerinden farklı özellikler gösteren maddeler )


- ISOMERIC TRANSITION[İng.] / TRANSITION ISOMÉRIQUE[Fr.] / ISOMERER ÜBERGANG, ISOMERIE-ÜBERGANG[Alm.] ile/değil/yerine/= İZOMERİK GEÇİŞ


- İSOMERİE[Fr. < ISOMÉRIE] ile/değil/yerine/=/||/<> İZOMERİ

( Cisimlerin niteliği )


- İSOMERİQUE[Fr. < ISOMÉRIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> İZOMERİK

( İzomeri ile ilgili olan )


- ISOMERIZATION[İng.] / ISOMÉRISATION[Fr.] / ISOMERISATION, ISOMERIE[Alm.] ile/değil/yerine/= İZOMERLEŞME


- ISOMERIZATION/ISOMERISM[İng.] / ISOMÉRIE, ISOMÉRISATION[Fr.] / ISOMERIE, ISOMERISATION[Alm.] ile/değil/yerine/= İZOMERİ, İZOMERLEŞME


- ISOMORPHIE, ISOMORPHISME[Fr.] ile/değil/yerine/= İSOMORFİİZM


- ISOMORPHISM[İng.] ile/||/<> ISOMORPHISME[Fr.] ile/||/<> ISOMORPHISMUS[Alm.] ile/||/<> İZOMORFİZM[Fr. < ISOMORPHISME]

( isos eş morphe şekil Farklı ırk ya da türlerin bireylerinin belirgin bir şekilde birbirine benzemesi )

( ISOMORPHISM )

( ISOMORPHISME )

( ISOMORPHISMUS )


- ISOPRENE[İng.] / ISOPRÈNE[Fr.] / ISOPRENE[Alm.] ile/değil/yerine/= İZOPREN


- ISOSTASY[İng.] ile/||/<> ISOSTASIE[Fr.] ile/||/<> ISOSTASIE[Alm.] ile/||/<> DENGELENME

( Yerkabuğunda ağır maddelerden yapılı okyanus diplerinin aşağı doğru inmiş ve yeğni maddelerden yapılı dağların yükselmiş olmasıyle oluşan denge durumu )

( ISOSTASY )

( ISOSTASIE )

( ISOSTASIE )


- ISOSTASY/BALANCE SHEET/STABLE[İng.] ile/değil/yerine/= ISOSTASIE/BILAN/STABLE[Fr.] ile/değil/yerine/= ISOSTASIE/BESTÄNDIG[Alm.] ile/değil/yerine/= DENGELEME

( Kündeyi doldurduktan ve ayaklarını yerden kestikten sonra karşı güreşçiyi tam aşırılacak duruma getirme. @@ Bir deneylemede uygulamadan doğan durumsal etkilerin, bir değişmez yanılgı kaynağı olmasını engellemek için için belli bir yönde işleyen etkilerin denetlenmesi, bk. durumsal etkenler. @@ bk. dengeleştirme. @@ (fizik, kimya) @@ @@ Spermayı dondurma ve çözdürme sırasında spermatozoonları korumak için sulandırılmış spermaya gliserol eklendikten sonra belli bir süre bekletilerek hücre zarının her iki tarafında gliserolün dengeye ulaşmasının sağlanması, iki şey arasında denge sağlama, ekulibrasyon. )


- ISOSTERIC[İng.] / ISOSTÉRIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= İZOSTERİK


- ISOSTERISM[İng.] / ISOSTÉRÈSE[Fr.] ile/değil/yerine/= İZOSTERİZM


- ISOTACTIC[İng.] / ISOTACTIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= İZOTAKTİK


- ISOTONE[İng.] / ISOTONE[Fr.] / ISOTONE[Alm.] ile/değil/yerine/= İZOTON


- ISOTOPE DILUTION[İng.] / DILUTION ISOTOPIQUE[Fr.] / ISOTOPENVERDÜNNUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= İZOTOP SEYRELTMESİ


- ISOTOPE EFFECT[İng.] / EFFET ISOTOPIQUE[Fr.] / ISOTOPISCHER EFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= İZOTOP ETKİSİ


- İSOTOPE[Fr. < ISOTOPE] ile/değil/yerine/=/||/<> İZOTOP

( Atom numarası aynı kütle numarası farklı olan atomlar )


- ISOTOPE[İng.] / ISOTOPE[Fr.] / ISOTOP[Alm.] ile/değil/yerine/= İZOTOP


- ISOTRON[İng.] / ISOTRON[Fr.] / ISOTRON[Alm.] ile/değil/yerine/= İZOTRON


- ISOTROPIC FLUID[İng.] / FLUIDE ISOTROPE[Fr.] ile/değil/yerine/= YÖNDEŞ AKIŞKAN


- ISOTROPIC FLUX[İng.] / FLUX ISOTROPE[Fr.] ile/değil/yerine/= YÖNDEŞ AKI


- ISOTROPIC RADIATION[İng.] / RAYONNEMENT ISOTROPE[Fr.] ile/değil/yerine/= YÖNDEŞ IŞINIM


- ISOTROPIC[İng.] / ISOTROPE[Fr.] ile/değil/yerine/= YÖNDEŞ


- ISOVOLUMIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= SABİT HACİMLİ


- İSPALYA[Fr. < ESPALIER] ile/||/<> HEREK

( herek Kökenini bilmiyoruz Fransızca espalier ile birleştirilmesi tartışmalıdır )

( ESPALIER )


- İSPALYA[Fr. < ESPALIER] ile/değil/yerine/=/||/<> SIRIK


- ISPANAK ile/||/<> ISPANAK[Yun.]

( botanik Kazayağıgiller Çhenopodiaceae familyasından yaprakları sebze olarak kullanılan iki evcikli otsu bir yıllık bitki Az ispanag ısmanak R σπανάκι spinaceum )

( SPINACH, SPINAGE )

( ÉPINARD )

( SPINAT, ECHTER SPINAT, GARTEN SPINAT )

( SPINACIA OLERACEA | SPINACEUM )

( ΣΠΑΝΆΚΙ / σπανάκι )

( ISPANAG[Az.]~ISMANAK[Tkm.] )


- İSPARİ ile/||/<> İSPARİ

( Sargus annularis Kemiklibalıklar Teleostei takımının izmaritgiller Sparidae familyasından bir balık türü Uzunluğu 22 cm Kurşun rengindedir Karadenizde bulunur zooloji Kemikli balıklar Teleostei takımının izmaritgiller Sparidae familyasından 22 cm kadar uzunlukta kurşun renginde Karadenizde bulunan bir tür İsparoz balığı )

( ANNULAR GILT-HEAD | ANNULAR GILT HEAD )

( SPARAILLON | SARGUE SPARAILLEN )

( RINGELBRASSEN )

( SARGUS ANNULARIS | DIPLODUS ANNULARIS )


- İSPAT ETME, İSPATLAMA | KANITLAMA ile/||/<> KANITLAMA

( Bir önermeyi belitler kümesinden kalkarak türetme işlemi Bir biçimsel dizgede belli bir önermeyi ilksavlar kümesinden türetme işlemi Anl tanıtlama Tümdengelimci bir dizgede herhangi bir vargı ya da çıkarımı öncüllere ve sonunda önsayıtlara indirgeme )

( PROVING )

( DÉMONSTRATION )

( BEWEIFÜHRUNG, BEWEISEN | BEWEISEN )


- İSPÂT ile/||/<> AFFIRMATION[İng.] ile/||/<> AFFIRMATION[Fr.] ile/||/<> BEJAHUNG, AFFIRMATION[Alm.] ile/||/<> OLUMLULUK

( Doğrudan doğruya fiilin karşıladığı oluş ve kılışı gösteren fiil kök ya da gövdesinin mA olumsuzluk tabanı eki almamış durumdaki dilbilgisi kategorisi oku yaz gel çalış vb karşıtı olumsuzluktur )

( AFFIRMATION )

( AFFIRMATION )

( BEJAHUNG, AFFIRMATION )


- İSPATİYE | OLGUCULUK ile/||/<> OLGUCULUK

( Bilginin phénomène phenomenon karşılığı Ruhbilim Terimleri Sözlüğünde görüngü terimi önerilmiştir gözlenebilen olgularla sınırlı olduğunu toplum ve felsefe sorunlarının olgulara dayanılarak ancak deneysel bilimlerin yardımıyla çözülebileceğini ileri süren öğreti Auguste Comteun öğretisini yazına uygulayan akım Araştırmalarını olgulara gerçeklere dayayan fizikötesi açıklamaları kuramsal olarak olanaksız kılgılı olarak yararsız gören deneyle denetlenmeyen soruları sözde soru olarak niteleyen felsefe doğrultusu Terim olarak A Comteun felsefeye getirdiği bir kavramdır Olguculuğun temel kavramı olan olgu olgucular arasında türlü anlamlarda kullanılagelmiştir ancak hepsinin birleştiği doğa bilimlerinin evren tasarımına ve yöntemlerine uyma zorunluluğudur Olguculuğu dizge olarak kuran A Comtedur ama Comtedan önce D Hume dAlembert ve Turgot da aynı doğrultudadırlar başka temsilcileri Mill Spencer Mach Avenarius vb olguculuk )

( POSITIVISM )

( POSITIVISME )

( POSITIVISMUS )


- ISPATUL | ÇELİK ile/||/<> ÇELİK

( Düzgün kenarlı esnek çelik lama Koyu kıvamdaki macun ve benzeri gereçleri sürmeye yarar Demirin karbon ve 2ye değin başka öğelerle oluşturduğu yüksek dayançlı alaşımların genel adı kimya tarım Demirin karbon ve başka elementlerle oluşturduğu yüksek dayançlı alaşımların genel adı Karbon 2 değerini geçmez )

( STEEL )

( ACIER | BOUTURE )

( SPACHTEL | STAHL )


- İSPİNOZ[Yun.] ile/||/<> İSPİNOZGİLLER

( (Fringilla coelebs): Ötücü-kuşlar (Passeriformes) takımının ispinozgiller (Fringillidae) familyasından bir kuş türü. Uzunluğu 16 cm. Sırtı kırmızı-kahverengi, karnı pembe olur. Palearktik bölgede ağaçlık yerlerde yaşar. @@ (zooloji) @@ Kuşlar (Aves) sınıfının, ötücü kuşlar (Passeriformes) takımının, ispinozgiller (Fringillidae) familyasından, 16 cm kadar uzunlukta, sırtı kırmızı, kahverengi, karnı pembe olan, Palearktik bölgede ağaçlık yerlerde yaşayan bir tür. @@ < R σπίνος 'Fink'. Başındaki i-'nin Türkçede türediği açıktır. )

( CHAFFINCH | FINCHES~FINCHES )

( PINSON DES ARBRES | PINSON COMMUN | FRINGILLIDÉS~FRINGILLIDÉS )

( FRINGILLA CAELEBS | FRINGILLA COELEBS | FRINGILLA~FRINGILLA | FRINGILLIDAE )

( BUCHFINK | FINKEN~FINKEN )

( FRINGUELLO~FRINGILLIDI )

( ΣΠΊΝΟΣ / σπίνος~ΣΠΊΝΟΙ / σπίνοι )


- İSPİNOZ ile/||/<> İSPİNOZ[Yun.]

( Fringilla coelebs Ötücükuşlar Passeriformes takımının ispinozgiller Fringillidae familyasından bir kuş türü Uzunluğu 16 cm Sırtı kırmızıkahverengi karnı pembe olur Palearktik bölgede ağaçlık yerlerde yaşar zooloji Kuşlar Aves sınıfının ötücü kuşlar Passeriformes takımının ispinozgiller Fringillidae familyasından 16 cm kadar uzunlukta sırtı kırmızı kahverengi karnı pembe olan Palearktik bölgede ağaçlık yerlerde yaşayan bir tür R σπίνος Fink Başındaki inin Türkçede türediği açıktır )

( CHAFFINCH | FINCHES )

( PINSON DES ARBRES | PINSON COMMUN | FRINGILLIDÉS )

( BUCHFINK | FINKEN )

( FRINGILLA CAELEBS | FRINGILLA COELEBS | FRINGILLA )

( FRINGUELLO )

( ΣΠΊΝΟΣ / σπίνος )


- İSPİNOZGİLLER ile/||/<> İSPİNOZGİLLER

( Fringillidae fringilla ispinoz Omurgalı hayvanlardan kuşlar Aves sınıfının ötücükuşlar Passeriformes takımının özötücüler Oscines üstfamilyasından bir familyaGagaları daima küçük ve koni biçimindedir Kuyrukları düz ve girintilidir 500 kadar türü vardır Bazısı göçücüdür İspinoz Fringilla coelebs dağ ispinozu F montifringilla florya Chloris chloris şakrak kuşu Pyrrhula pyrrhula kenevir kuşu Carduelis cannabina saka kuşu C carduelis sarıgagalı keten kuşu C flavirostris keten kuşu C linaria karabaşlı iskete C spinus kardinal kuşu Cardinalis cardinalis alrenkli şakrak kuşu Carpodacus erythrinus kırmızıkuyruklu şakrak kuşu C rubicilla çaprazgaga Loxia curvirostra kocabaş Cocothrautes cocothrautes kanarya Serinus canaria türleri iyi bilinirler Kuşlar Aves sınıfının ötücü kuşlar Passeriformes takımının gagaları daima küçük ve koni biçiminde kuyrukları düz ya da girintili 500 kadar türü olan göçmen bir familyası İspinoz Fringilla coelebs dağ ispinozu F montifringilla sedir kanaryası Serinus syriacus küçük iskete S serinus keten kuşu Carduelis linaria iyi bilinen türleridir )

( FINCHES )

( FRINGILLIDÉS )

( FINKEN )

( FRINGILLA | FRINGILLIDAE )


- İSPORİYE | SPORLULAR ile/||/<> SPORLULAR

( Hem eşeyli hem eşeysiz ama hep sporlanarak çoğalan belirli gelişme evreleri dışında devim yetenekleri az ve tümü asalak olan birgözeli hayvanlar sınıfı Sporozoa sporos tohum zoon hayvan Birgözeliler Protozoa altâlemine giren bir sınıf Omurgalı ve omurgasız hayvanlarda asılak yaşayan hareket edemeyen türleri içine alır Sıtma asılağı Plasmodium gregarin Gregarina iyi bilinen cinsleridir zooloji sporos tohum zoon hayvan Bir hücreliler Protozoa alt âleminden omurgalı ve omurgasız hayvanlarda asalak yaşayan hareket edemeyen türleri olan sıtma asalağı Plasmodium gregarin Gregarina cinsleri iyi bilinen bir sınıf )

( SPOROZOA | SPORE-FORMERS | SPOREFORMERS )

( SPOROZOAIRES )

( SPORENTIERCHEN | SPOROZOEN )

( SPOROZOA )


- İSPRİTİZMA[Fr. < SPIRITISME] ile/değil/yerine/=/||/<> RUHÇULUK


- İSR | İNTİBÂ | İZ ile/||/<> İZ

( Mıknatıslı kuşak teker ya da davul gibi veri saklama ortamlarında veriyi oluşturan imlerin dizileceği öngörülen kuşakta boylamasına tekerde yüzeyi kapsayan eşmerkezli çemberler davulda yüzeyi kapsayan ve eksen üzerinde merkezleri dizilen koşut çemberler biçiminde düşünülmesi gereken çizgi matematik biyoloji )

( TRACK | TRACE | TRAIL )

( PISTE | TRACE | IMPRESSION )


- İŞSİZLİK ile/||/<> İŞSİZLİK

( Bir ülkede bölgede ya da anakentte çalışma çağındaki insanların bir bölümünün istençleri dışında çalışmalıklı bir işten yoksun bulunmaları durumu Kişinin herhangi bir nedenle işini yitirmesi ve bir yenisini bulma çabası içine düşmesi durumu 1 İşçilerin yetenekli oldukları alanlarda kendileri için çalışabilecek bir yer sağlayamamaları 2 İş gücü ve yerinin işçinin çalışmasını sağlayacak genişlik ve güçte olmaması Cari ücret düzeyinde emek sunumunun emek istemini aşması durumu )

( UNEMPLOYMENT | UNEMPLOYEMENT )

( CHÔMAGE | CHÔME )

( ARBEITSLOSIGKEIT )


- İSTADYA/STADİA[İt. < STADIA] ile/||/<> TELEMETRE/TELEMETRE[Fr. < TÉLÉMÈTRE] ile/||/<> ODOMETRE/ODOMETRE[Fr. < ODOMÈTRE]

( Uzakta bulunan iki noktanın arasını ölçmekte kullanılan araç )


- İŞTAH[Ar.]/APETİT[Fr./İng.] ile/ve BESLENME

( APPETITE vs./and NUTRITION )


- ISTAKOZLAR ile/||/<> ÖRÜMCEĞİMSİLER

( Birçok türü, birçok solucanın ve en başta akciğer kelebeğinin arakonakçısı olarak önem kazanan onayaklılar familyası. )

( CRAYFISHS | SPIDER-LIKE ANIMALS~SPIDER-LIKE ANIMALS | ARACHNIDS )

( ÉCREVISSES | ARACHNIDES~ARACHNIDES )

( ASTACIDAE | ARACHNOIDEA~ARACHNOIDEA | ARACHNOIDAE )

( FLUSSKREBSE | SPINNENTIERE~SPINNENTIERE )

( ARAGOSTE~ARACNIDI )

( ΑΣΤΑΚΟΊ / αστακοί~ΑΡΑΧΝΊΔΙΑ / αραχνίδια )


- İSTALAGMİT | MUKATTARA-İ TAHTANİYE | DİKİT ile/||/<> DİKİT ile/||/<> DAMLATAŞI

( İnlerin döşemesinde kalsiyum oksit karbon tuzlarının çökelmesiyle oluşmuş sütun biçiminde damla taşları a damlataşı Karst bölgelerinde büyük mağaraların tabanında aşağıdan yukarıya doğru direk biçiminde yükselen kireçli oluşuklardan her biri sarkıt jeoloji Çatlaklardan mağaraların tavanlarına ulaşan yeraltı sularının kalsiyum karbon tuzunun çökeltilmesiyle oluşturdukları yukardan aşağıya doğru sarkan damlataşları dikit sarkıt )

( STALAGMIT | STALAGMITE | STALACTITE )

( STALAGMITE | STALACTITE, STALAGMITE )

( STALAGMIT | TROPFSTEIN )

( STALAGMITE )

( ΣΤΑΛΑΓΜΊΤΗΣ / σταλαγμίτης )


- İSTALAGMİT | MUKATTARA-İ TAHTANİYE | DİKİT ile/||/<> SARKIT | DAMLATAŞI

( İnlerin döşemesinde, kalsiyum oksit karbon tuzlarının çökelmesiyle oluşmuş sütun biçiminde damla taşları, (a. bk. damlataşı.) @@ Karst bölgelerinde büyük mağaraların tabanında, aşağıdan yukarıya doğru direk biçiminde yükselen kireçli oluşuklardan her biri. bk. sarkıt. @@ (jeoloji) @@Çatlaklardan mağaraların tavanlarına ulaşan yeraltı sularının, kalsiyum karbon tuzunun çökeltilmesiyle oluşturdukları yukardan aşağıya doğru sarkan' damlataşları, (bk. dikit, sarkıt). )

( STALAGMIT | STALAGMITE | STALACTITE~STALACTITE )

( STALAGMITE | STALACTITE, STALAGMITE~STALACTITE, STALAGMITE | STALACTITE )

( STALAGMIT | TROPFSTEIN~TROPFSTEIN | STALAKTIT )

( STALAGMITE~STALATTITE )

( ΣΤΑΛΑΓΜΊΤΗΣ / σταλαγμίτης~ΣΤΑΛΑΚΤΊΤΗΣ / σταλακτίτης )


- İSTAMPALAMA | DAMGALAMA ile/||/<> DAMGALAMA ile/||/<> DAMGALAMAK

( Çifteker değiştirmeyi yasaklayan yarışlarda denetleme amacıyla gövdenin önüne ya da iç yönüne asılı koşucunun sırt numarasını gösteren plakayı kurşunla damgalama İşlenmiş parçaları bileşim ve işlem bakımından tanıyabilmek için üzerlerine izli damga vurma işlemi Bir hayvanın tanınması için kullanılan kalıcı ya da yarı kalıcı marka etiket )

( STAMPING | BRANDING )

( PLOMBÂGE | ESTAMPAGE )

( AUSSTANZEN )


- ISTAR[Yun.] ile/||/<> ...

( ısdar ıstarağacı Kilim haba yastık şalvar heybe vb dokunduğu dokuma tezgâhı Yüreğil Emirdağ Afyonkarahisar Dişkaya Eşme Uşak İlyas Burdur Kemalpaşa İzmir Taşpınar Aksaray Niğde Akviran Çumra Konya Köşeçobanlı Gezende Gülnar İçel Çamyolu Alanya Antalya ısdar Körküler Yalvaç Yeşilköy Gelendost Isparta ıstarağacı Yenikent Aksaray Bor Niğde Kırşehir Yerel ağızlarda istar biçimi de yaygın olarak kullanılır R ἱστάρι Webstuhl )

( LOOM )

( MÉTIER À TISSER )

( WEBSTUHL )

( TELAIO )

( ἹΣΤΆΡΙ / ἱστάρι )


- ISTAR[Yun.] ile/||/<> İSTAR

( [ısdar, ıstarağacı]: Kilim, haba, yastık, şalvar, heybe vb. dokunduğu dokuma tezgâhı. (Yüreğil *Emirdağ -Afyonkarahisar; Dişkaya *Eşme -Uşak; İlyas -Burdur; *Kemalpaşa -İzmir; Taşpınar *Aksaray -Niğde; Akviran *Çumra -Konya; Köşeçobanlı, Gezende *Gülnar -İçel; Çamyolu *Alanya -Antalya) [ısdar] : (Körküler *Yalvaç, Yeşilköy *Gelendost - Isparta.) [ıstarağacı] : (Yenikent *Aksaray, *Bor -Niğde; -Kırşehir) @@ Yerel ağızlarda istar biçimi de yaygın olarak kullanılır. < R ἱστάρι 'Webstuhl'. )

( LOOM~LOOM )

( MÉTIER À TISSER~MÉTIER À TISSER )

( WEBSTUHL~WEBSTUHL )

( TELAIO~TELAIO )

( ἹΣΤΆΡΙ / ἱστάρι~ΑΡΓΑΛΕΙΌΣ / αργαλειός )


- İSTASYON | DURAK ile/||/<> DURAK

( Bir bilişim ağında aralarında veri iletişimi yapılabilen uçlarla donatılmış konumlardan her biri 1 Dizelerde sesin ölçü birimlerine göre aralanabildiği yer 2 h y Hece ölçüsünün bölümleri 4 4 3 11 ya da 6 5 11 4 4 8 ya da 5 3 8 gibi Her durakta sözcük bitmiş olur böyle olmazsa o dizede durak yoktur 3 Tekerlemelerde okunan koşalara ve ilâhilere verilen ad Avlanma sırasında kafesteki kekliğin altına saklandığı taş yığını Yakaköy Gelendost Isparta Kulakta ahenkli bir izlenim sağlamak için bir dizenin orta yerine doğru belli bir yerde bulunan ses aralığı ki çoğu arka arkaya gelen iki anlam öbeğini de ayırmağa yarar Dizenin ortasındaki durağa ORTA DURAK Coupe médiane sonundakine SONDALIK DURAK Coupe finale denir Bu son durak arkadan gelen dizeye göre ele alınacak olursa ÖN DURAK Coupe initiale adını alır Tekke edebiyatı terimi ilâhi Konuşmada anlamın gerektirdiği şekilde sözcükler arasındaki ses kesintisi Peki sonra ne oldu Ne dersiniz gidelim mi E ne yapalım Kader elden ne gelir vb Bir konuşma ya da tümce içinde susuşu getiren nokta Durgu 1 Konuşma sırasında bir düşünceden bir düşünceye bir konudan başka bir konuya geçerken yapılan dereceli duraklama Duraklama yazıda satır başı konuşmada ton derecelenmesi ile belli edilir 2 Kelimeler arasındaki anlamın gerekli kıldığı ses kesintisi A ne söyleyecektim unuttum işte Bu gidişle sen daha çok yıllar beklersin Ee bu iş tamamlandı ya artık gönlünün dilediği yere gidebilirsin Dur yolcu Bilmeden gelip bastığın bu toprak Bir Devrin battığı yerdir Eğil de kulak ver bu sessiz yığın Bir vatan kalbimin attığı yerdir N H Onan Dur Yolcu Ant s 922 Nedendir de kömür gözlüm nedendir Şu geceler benim uyumadığım Yaman derler ayrılığın derdini Ayrılık derdine doyamadığım Karacaoğlan vb ahenk durağı )

( STATION | PAUSE )

( STATION | COUPE | PAUSE )

( PAUSE, RUHEPUNKT | PAUSE )


- İSTATİSTİK ile/||/<> İSTATİSTİK[Fr. < STATISTIQUE]

( Verileri derleme bölümlendirme çizelgeler ve çizgelerle özetleme olasılık kuramı yardımıyla deney tasarımlama ve gözlem ilkelerini saptama örneklem bilgilerinin anlamlılığını inceleme yorumlama ve genelleme yöntemlerini veren bilim Herhangi bir konuyu incelemek için gerekli verilerin toplanmasını toplanan verilerin değerlendirilmesini ve değerlendirme sonucu karara varılmasını sağlayan bilim dalı sayımlama Verilerin toplanması işlenmesi özetlenmesi topluma ilişkin genel bilgilerin elde edilmesiyle uğraşan bilim dalı )

( STATISTICS | STATISTIC )

( STATISTIQUE )

( STATISTIK )


- İSTATİSTİK = STATISTICS[İng.] = STATISTIQUE[Fr.] = STATISTIK[Alm.] = STATISTIKA[İt.] = ESTADÍSTICA[İsp.]


- İSTATİSTİKİ[Fr. < STATISTIQUE + Ar. -Ī] ile/değil/yerine/=/||/<> İSTATİSTİKSEL


- İSTAVRİT ile/||/<> İSTAVRİT[Yun.]

( Trachurus trachurus Kemiklibalıklar Teleostei takımının uskumrugiller Scombridae familyasından bir balık türü Uzunluğu 3050 cm Yavruları bir deniz anası türü ile ortakyaşar Çok geniş alanlara yayılmışlardır zooloji Kemikli balıklar Teleostei takımının uskumrugiller Scombridae familyasından 3050 cm kadar uzunlukta yavruları bir denizanası türü ile ortak yaşayan çok geniş alanlara yayılmış bir tür Kemikli balıklardan istavritler Carangidae familyasından 50 cm kadar uzunlukta olabilen yavruları bir deniz anası türüyle ortak yaşayan çok geniş alanlara yayılmış bir tür R σαυρίδι σταυρίδι Trachurus trachurus )

( HORSE-MACKEREL | HORSE MACKEREL )

( SAUREL | MAQUEREAU BÂTARD, CARANGUE, MACREUSE, SAUREL )

( STOCKER )

( TRACHURUS TRACHURUS )

( ΣΑΥΡΊΔΙ / σαυρίδι )


- İSTEK = DESIRE[İng.] = DÉSIR[Fr.] = BEGIERDE[Alm.] = CUPIDITAS[Lat.]


- İSTEKLENDİRME | GÜDÜLEME/MOTİVASYON[Fr. < MOTIVATION] ile/||/<> SEBEP | GÜDÜ/SAİK[Ar. < SĀʾİḲ]

( isteklendirme güdüleme )


- İSTEME EDİMİ = VOLITION[İng., Fr.] = WOLLEN, WOLLENSAKT[Alm.] = VOLITIONE[Lat.]


- İSTENÇ = İRADE-İ CÜZİYE = FREE WILL[İng.] = LIBRE ARBITRE[Fr.] = WILLENSFREIHEIT[Alm.] = LIBERUM ARBITRIUM[Lat.] = LIBRE VOLUNTAD[İsp.]


- İSTENÇ = İRÂDE = WILL[İng.] = VOLONTÉ[Fr.] = WILLE[Alm.] = VOLUNTAS < VELLE:İSTEMEK. VOLO:İSTİYORUM[Lat.] = VOLUNTAD[İsp.]


- İSTERİ | HİSTERİ[Fr. < HYSTÉRIE] ile/||/<> ...

( HYSTÉRIE )


- İSTERİ[Fr. < HYSTÉRIE] ile/değil/yerine/= HİSTERİ


- İSTERİ[Fr. < HYSTÉRIE] ile/değil/yerine/=/||/<> HİSTERİ (İSTERİ NÖBETİ)


- İSTERİK[Fr. < HYSTÉRIQUE] ile/değil/yerine/= HİSTERİK


- İSTERİK[Fr. < HYSTÉRIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> HİSTERİK


- İSTİAB[Osm.] / CAPACITY[İng.] / CAPACITÉ[Fr.] / KAPAZITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= SIĞA, KAPASİTE


- İŞTİAL NOKTASI ile/||/<> FLASH POINT[İng.] ile/||/<> POINT D'INFLAMMABILITÉ[Fr.] ile/||/<> FLAMMPUNKT[Alm.] ile/||/<> PARLAMA NOKTASI

( Yanıcı bir sıvı buharının havayla tutuşkan bir gaz karışımı oluşturduğu en düşük sıcaklık )

( FLASH POINT )

( POINT D'INFLAMMABILITÉ )

( FLAMMPUNKT )


- İŞTİAL ile/||/<> INFLAMMATION[Fr.] ile/||/<> ALEVLENME

( kimya )

( INFLAMMATION )


- İSTİARE/İSTİARE[Ar. < İSTİʿĀRE] ile/||/<> MECAZ/MECAZ[Ar. < MECĀZ] ile/||/<> MECAZEN/MECAZEN[Ar. < MECĀZEN] ile/||/<> MECAZİ/MECAZİ[Ar. < MECĀZĪ] ile/||/<> METAFORİK/METAPHORİQUE[Fr. < MÉTAPHORIQUE]

( temsilî istiare ödünçleme Bir şeyi anlatmak için ona benzetilen başka bir şeyin adını eğreti olarak kullanma eğretileme )


- İSTİAREİ TEMSİLİYE | ORUNLAMA ile/||/<> ORUNLAMA

( 1 Bir konunun yerine onunla benzerlikleri olan başka bir konuyu geliştirerek öbürünü anlatma 2 Birtakım soyut ya da somut kavramları kişileştirerek seyirciye iletme Söz sanatı terimi Bir konunun yerine onunla benzerlikleri olan başka bir konuyu geliştirerek ötekini anlatma ki uzun bir iğretilemeden ibarettir ORUNLAMALI Allégorique Bir kelimenin başka bir kelime anlamını alarak onun yerine geçmesi Gece kelimesinin tün anlamına geçerek onun yerine kullanılması gibi )

( ALLEGORY )

( ALLÉGORIE | SUBSTITUTION )

( ALLEGORIE )


- İSTİBDAT/İSTİBDAD[Ar. < İSTİBDĀD] ile/||/<> OTOKRASİ/AUTOCRATİE[Fr. < AUTOCRATIE] ile/||/<> OTOKRAT/AUTOCRATE[Fr. < AUTOCRATE]

( Uyruklarına hiçbir hak ve özgürlük tanımayan sınırsız monarşi )


- İSTİDA, ARZUHAL ile/||/<> DİLEKÇE

( Bir işin yapılması bir dileğin yerine getirilmesi için kişilerin devlet dairelerine sundukarı durum bildiren ve bir istek belirten yazı )

( PETITION )

( REQUÊTE )

( ANTRAG )

( LIBELLUS )

( ISTANZA )

( ΑΊΤΗΣΗ / αίτηση )


- İSTİDAT | ANIKLIK ile/||/<> ANIKLIK

( Belirli bir öğretim sonunda kişinin erişebileceği yeterlik düzeyini belirleyen doğal güç Kişinin belli bir alanda öğrenme gücünün bulunduğunu gösteren ya da gösterdiğine inanılan ya doğuştan ya da sonradan edinilen yetenekler ile öteki ruhsal özelliklerin tümü )

( APTITUDE | ABILITY )

( APTITUDE | CAPACITÉ )

( EIGNUNG )

( APTITUDO )

( ATTITUDINE )

( ΙΚΑΝΌΤΗΤΑ / ικανότητα )


- İSTİDAT | ANIKLIK ile/||/<> YETENEK

( Belirli bir öğretim sonunda kişinin erişebileceği yeterlik düzeyini belirleyen doğal güç. @@ Kişinin, belli bir alanda öğrenme gücünün bulunduğunu gösteren ya da gösterdiğine inanılan, ya doğuştan ya da sonradan edinilen yetenekler ile öteki ruhsal özelliklerin tümü. )

( APTITUDE | ABILITY~ABILITY | CAPABILITY )

( APTITUDE | CAPACITÉ~CAPACITÉ )

( APTITUDO~... )

( EIGNUNG~FÄHIGKEIT )

( ATTITUDINE~CAPACITÀ )

( ΙΚΑΝΌΤΗΤΑ / ικανότητα~ΙΚΑΝΌΤΗΤΑ / ικανότητα )


- İSTİDLÂL | İSTİDLAL | FARK | DIŞA YAYIM | DIŞA ATIM | EMİSYON ile/||/<> EMİSYON ile/||/<> ÇIKARIM

( çıkarım 2 1 Verilerden sonuç çıkarma işi 2 Öncüller kümesi ile vargıdan oluşan sıralı ikili 1 Verilerden sonuç çıkarma işlemi 2 Bu işlemi dile getiren öncüller kümesi ile sonuçtan oluşan sıralanmış ikili öncüller kümesi ile q sonucundan oluşan çıkarım biçiminde gösterilir Krş çıkarım imi çıkarım kalıbı çıkarım kuralı geçerli çıkarım geçersiz çıkarım öncülsüz çıkarım tasımsal çıkarım yalın çıkarım Tümdengelimci bilimlerde önsayıtlardan tümevarımcı bilimlerde genellik ve yasalardan yola çıkılarak yapılan kestirim ya da öndeyiler Verilmiş bir ya da daha çok önermeden sonuç çıkarma edimi Doğruluğu doğrudan doğruya bilinmeyen bir önermenin doğru olarak kabul edilmiş olan başka önermelerle bağlantısına dayanarak doğruluğunu çıkarma işlemi Şu biçimde de söylenebilir Belli önermelerin kabul edilen ya da gerçek olan doğruluklarından ya da yanlışlıklarından başka önermelerin kabul edilen ya da gerçek olan doğruluk ya da yanlışlıklarını çıkarmak Önce gelen önerme ya da önermeler doğru ise çıkarılan sonuç da doğrudur yanlışsa sonuç da yanlış olur Çıkarımın kendisinin yanlış olması söz konusu değildir Bütün iki bacaklılar insandır Kuş iki bacaklıdır Kuş insandır Burada çıkarım doğru yapılmıştır ama yanlış olan birinci önermeden çıkan sonuç da yanlış olmuştur İki türlü çıkarım vardır Bir öncüllü çıkarımdolaysız çıkarım Tek bir önermeden evirme tersevirme ya da altıklık yoluyla yapılan çıkarım Çok öncüllü çıkarım tasım dolaylı çıkarım Aralarında ortak bir orta terimin bulunmasiyle birbirine bağlanabilen iki ya da daha çok önermeden yapılan çıkarım tasım Aynı türden iki niceliğin sayısal değerlerinden birinin ötekinden arta kalanı 1 Bir ülkede tahvil ve bono hisse senetleri gibi değerlerin birinci elden piyasaya sürülmesi 2 Devletin yetki verdiği bankanın piyasaya para çıkarması dedüksiyon çıkarım )

( ÉMISSION )


- İSTİF ile/||/<> MİSE EN PİLE[Fr.] ile/||/<> STAPELUNG[Alm.] ile/||/<> İSTİF[Yun.]

( Kereste tahta vb ağaç ürünlerini kurutmak ya da bekletmek amacı ile belli düzenlerde üst üste dizerek yapılan yığın İtal Venedik stiva sito più basso della nave contrappeso che si dà a ciascun lato della nave per bilanciare il suo carico mucchio di cose stivate insieme )

( MISE EN PILE )

( STAPELUNG )

( STIVA )


- ISTIFÂ | ISTIFA | SEÇME | AYIKLA(N)MA | SEÇELE | SELEKSİYON ile/||/<> SELEKSİYON ile/||/<> SEÇİM

( seçim seçim Sürüde üstün verim yeteneğine sahip olan fertlerin seçilip damızlık olarak kullanılması ve düşük verimlilere üreme imkânı verilmemesi Sinema Çekimler arasından kurguda kullanılacakları ayırma biyoloji zooloji Bazı organizmaların özellikle yeni oluşan karakterlerle yaşamaya devam etmesi ve bazılarının ise çoğalıp yaşayamamaları ile sonuçlanan doğal ya da yapay bir olay Seleksiyon )

( SELECTION )

( SÉLECTION )


- İSTIFA, TENKİH | AYIKLAMAK ile/||/<> AYIKLAMA ile/||/<> AYIKLAMA | SIRALAMAK

( Öğeleri belirlenmiş ölçütlere göre öbeklere ayırmak Ayıklamak bir düzenlemeyi gerektirir ama zorunlu olarak bir sıralamayı gerektirmez öbekler herhangi bir biçimde düzenlenebilir sıralamak 1 Toplum yaşamında bireylerin ya da kümelerin yetenek ve güçlerine uygun biçimde belirli birtakım görevlere yöneltilmesi 2 Okuma öğretiminde üzerinde durulan konuya ya da soruna uygun okuma parçalarını seçme işi 3 Usa uygun seçim Yetiştirme sezonu başında yetiştirmeye elverişli olmayan düşük verimli yaşlı hasta sakat hayvanların sürüden uzaklaştırılması )

( SORT | SELECTION | CULLING )

( TRIER | SÉLECTION )


- İSTİFA ile/||/<> SELECTION[İng.] ile/||/<> SÉLECTION[Fr.] ile/||/<> AYIKLANMA

( 1 Bireylerin ya da kümelerin doğal olarak işbölümü yapması 2Canlı varlıklarda ortamın koşullarına en iyi uyan bireylerin ya da türlerin yaşamalarını sürdürüp uymayanların ise yok olması )

( SELECTION )

( SÉLECTION )


- ISTIFA ile/||/<> SELECTION[İng.] ile/||/<> SÉLECTION[Fr.] ile/||/<> SELECTIO[Lat.] ile/||/<> AUSWAHL[Alm.] ile/||/<> SEÇİM

( Karşılığı seleksiyon selectio seçim Bazı organizmaların özellikle beliren karekterlerle yaşamaya devam etmesi ve bazılarının ise çoğalıp yaşayamamalariyle sonuçlanan doğal ya da yapma bir olay )

( SELECTION )

( SÉLECTION )

( AUSWAHL )

( SELECTIO )


- İSTİFHAM LÂHİKASI | SORU EKİ ile/||/<> SORU EKİ

( Soru kavramı veren mi eki Ev mi satıldı Ali geldi mi gelmedi mi Bu elbise senin için mi hazırlanıyor vb Soru kavramı veren mI mU eki İlgili olduğu kelimeden ayrı yazılır ancak o kelimenin son ünlüsüne göre ünlü uyumlarına girer soru biçimindeki yüklemlerde şahıs ekleri alabilir Bizde mi geleceğiz Güler misin ağlar mısın İyi misiniz Yarın buradan ayrılıyorlar mı Ben de gelebilir miyim Okudu mu vb Oo beni nasıl bir yolculuğa sürüklediğinizi biliyor musunuz T Buğra Yalnızlar s 78 Beni sadece sempatik bulduğun için mi seviyorsun T Buğra göst e s 17 Yahu hâlâ tanıyamadın mı Bu ne unutkanlık Ben Süleyman değil miyim A H Tanpınar Yaz Yağmuru Teslim s 94 Rahmetli mi dediniz Dik dik baktım Bu şaşılacak bir şey mi T Buğra Yarın Diye Bir Şey Yoktur s 20 Bu mu Evet R H Karay Memleket Hikâyeleri Komşu Namusu s 99 Nice adamların gözleri önünde geçen vak alar şahitleri kalmayınca bir zaman mevzu olur Deli miydi değil miydi derler ve Öldürüldü mü İntihar mı etti diye sorarlar A Ş Hisar Fahim Bey ve Biz s 182 Sahi mi Ali m sahiden köylüye karışacak mısın diye durmadan soruyordu Ali başıyla evet deyince de kuduruyordu Y Kemal Ortadirek s 394 vb Azerbaycan Türkçesi sual ädatı Türkmen Türkçesi soorag goşulması Gagauz Türkçesi soruş paycıı Özbek Türkçesi soróq yuklamasi soróq qoşimçasi Uygur Türkçesi soal ulanmisi soalyüklimisi Tatar Türkçesi soraw quşımçası soraw kisäkçäse Başkurt Türkçesi horaw kişäksähe soraw gesekçe sorawoşumça Krç Malk sorawçu kesekçik Nogay Türkçesi soraw kesekşe Kazak Türkçesi suraw şılaw Kırgız Türkçesi surooluu bölükçö Alt suraktubölügeş Hakas Türkçesi surıglıg kizeges Tuva Türkçesi aytırıg artınçızı aytırıg kojumaa Türkçesi suragçı pölügeş Rusça voprositelnaya çastitsa voprositelnıy affiks )

( INTERROGATIVE PARTICLE )

( PARTICULE INTERROGATIVE )

( FRAGEPARTIKEL )


- İSTİFHAM SIFATI | SORU SIFATI ile/||/<> SORU SIFATI

( Adı soru yoluyla belirten sıfat Hangi gün Hangi iş Ne zaman Kaç kişi Kaçıncı sokak Kaçar elma vb Hangi ne nasıl gibi soru için kullanılan sıfatlar Adın yerini sayısını durumunu ve zamanını soru yoluyla belirten sıfat Kaç defa hangi çocuk kaçıncı kat ne zaman gibi Aile yadigârları ne güne duruyor Rehine veririz bir şey yaparız A H Tanpınar Yaz Yağmuru s 50 Bu işi kaç günde bitirebilirsiniz Hangi şarkıcılar hangi şarkılar Y K Karaosmanoğlu göst e s 109 Ada da kayınbabasının köşkünde kaldıkları zamanlar kaç sabah şafağın taze saatlerinde barbunya avlamıştı A Ş Hisar Çamlıcadaki Eniştemiz s 85 Ne zaman ondan bahsedecek olsam elime sarıldınız bana başka şeyler anlattınız A H Tanpınar YG s 316 vb Azerbaycan Türkçesi sual äväzliyi Türkmen Türkçesi soorag çalışması Gagauz Türkçesi soruşaderlii Özbek Türkçesi soróq ólmóşi sifatlóvçi Uygur Türkçesi soal almişi Tatar Türkçesi sorawalmaşlıq bilgeläy soraw almaşlığı belän belderelgän sıyfat Başkurt Türkçesi horawalmaşı belgilewçü soraw orunça Krç Malk sorawçu almaş belgilewçü almaş Nogay Türkçesi soraw awısı belgîlewşï Kazak Türkçesi suraw esimdigi sın esimge san esimge koyılatın Kırgız Türkçesi anıktagıç surooluu sın atooç Alt suraktu soluma tartaaçı Hakas Türkçesi surıglıg orındı Tuva Türkçesi aytırıg at ornupileilerettingen todaradılga Türkçesi suragçı orungu pilimçi fonksiyonunda Rusça voprositelnoye mestoimeniye opredelitelnoye )

( INTERROGATIVE ADJECTIVE )

( ADJECTIF INTERROGATIF )

( FRAGEWORT )


- İSTİFHAM ZAMİRİ, ZAMÎR-İ İSTİFHÂM | SORU ZAMİRİ ile/||/<> SORU ZAMİRİ ile/||/<> AYRILI ZAMİRLER

( Ayrılı zamirler Yerini tututuğu varlığı soru yoluyla temsil eden zamir Kim Ne zamirleri Karaoğlan yarım ağızla başını çevirmeden karşılık verdi Yani de ona uyarak yarım ağızla Ne içeceksin diye sordu T Buğra Yarın Diye Bir Şey Yoktur s 45 O zamandan beri neler oldu sen benden iyi biliyorsun Yalnız sana sormak isterim ki bundan sonra ne olacak Y K Karaosmanoğlu Erenlerin Bağından Okun Ucundan s 64 Aziz dost bülbül şeyda ise gül perişandır Kim kime rahmedecek Y K Karaosmanoğlu göst e s 49 İyelik ekleri ile genişletilmiş soru sıfatları da soru zamiri olarak kullanılır Hangisini beğendiniz kaçıncısını deniyorsunuz Ne kadarından vazgeçiyorsunuz vb ve soru sıfatı Azerbaycan Türkçesi sual äväzlikläri Türkmen Türkçesi soorag çalışması Gagauz Türkçesi soruşaderlii Özbek Türkçesi soróq ólmóşi Uygur Türkçesi soal almişi Tatar Türkçesi soraw almaşlığı Başkurt Türkçesi horaw almaşı soraw orunça Krç Malk soruwçu almaş Nogay Türkçesi soraw awısı Kazak Türkçesi suraw esimdigi Kırgız Türkçesi şurama at atooç Alt suraktusoluma Hakas Türkçesi sunglıg orındı Tuva Türkçesi aytırıg at ornu Türkçesi suragçı orungu Rusça voprositelnoye mestoimeniye )

( INTERROGATIVE PRONOUN | PRONOUN )

( PRONOM INTERROGFATIF | PRONOM )

( FRAGEFÜRWORT, FRAGEPRONOMEN | PRONOMEN, FÜRWORT )

( PRONOME INTERROGATIVO )

( ΕΡΩΤΗΜΑΤΙΚΉ ΑΝΤΩΝΥΜΊΑ / ερωτηματική αντωνυμία )


- İSTİFHAM ZAMİRİ, ZAMÎR-İ İSTİFHÂM | SORU ZAMİRİ ile/||/<> ZAMİR | AYRILI ZAMİRLER

( bk. Ayrılı zamirler. @@ Yerini tututuğu varlığı soru yoluyla temsil eden zamir, Kim? Ne? zamirleri: Karaoğlan, yarım ağızla, başını çevirmeden karşılık verdi. Yani de ona uyarak, yarım ağızla: — Ne içeceksin? diye sordu (T. Buğra, Yarın Diye Bir Şey Yoktur, s. 45). O zamandan beri neler oldu, sen benden iyi biliyorsun! Yalnız sana sormak isterim ki, bundan sonra ne olacak? (Y.K. Karaosmanoğlu, Erenlerin Bağından: Okun Ucundan, s.64). Aziz dost, bülbül şeyda ise gül perişandır. Kim kime rahmedecek? (Y. K. Karaosmanoğlu, göst.e., s. 49). İyelik ekleri ile genişletilmiş soru sıfatları da soru zamiri olarak kullanılır: Hangisini beğendiniz? kaçıncısını deniyorsunuz? Ne kadarından vazgeçiyorsunuz? vb. bk. ve krş. soru sıfatı @@ Azerbaycan Türkçesi: sual äväzlikläri; Türkmen Türkçesi: soorag çalışması; Gagauz Türkçesi: soruşaderlii; Özbek Türkçesi: soróq ólmóşi; Uygur Türkçesi: soal almişi; Tatar Türkçesi: soraw almaşlığı; Başkurt Türkçesi: horaw almaşı; Kmk: soraw orunça; Krç.-Malk.: soruwçu almaş; Nogay Türkçesi: soraw awısı; Kazak Türkçesi: suraw esimdigi; Kırgız Türkçesi: şurama at atooç; Alt:: suraktusoluma; Hakas Türkçesi: sunglıg orındı; Tuva Türkçesi: aytırıg at ornu; Şor Türkçesi: suragçı orungu;Rusça: voprositelnoye mestoimeniye )

( INTERROGATIVE PRONOUN | PRONOUN~PRONOUN )

( PRONOM INTERROGFATIF | PRONOM~PRONOM )

( ...~PRONOMEN )

( FRAGEFÜRWORT, FRAGEPRONOMEN | PRONOMEN, FÜRWORT~PRONOMEN, FÜRWORT )

( PRONOME INTERROGATIVO~PRONOME )

( ΕΡΩΤΗΜΑΤΙΚΉ ΑΝΤΩΝΥΜΊΑ / ερωτηματική αντωνυμία~ΑΝΤΩΝΥΜΊΑ / αντωνυμία )


- İSTİFHAM ZARFI, ZARF-I İSTİFHÂM | SORU ZARFI ile/||/<> SORU ZARFI

( Niçin nasıl neden gibi zarflar Fiillerin yer yön zaman neden nitelik ve derecelerini soru yoluyla açıklayan ve soru zamirlerinden yararlanılarak kurulan zarf nereye nerede hani nereden nasıl ne asıl niçin ne için ne kadar ne zaman ne türlü ne derece vb Şimdi size acımaya yeltenen küstahları hayatınızın onlarınkinden bin misli renkli olduğuna nasıl inandırmalı T Buğra Yalnızlar s 37 Sokağa çıktığım zaman ona Annem için böyle şeyleri nasıl söyledin Hem neden annenden utanıyorsun diye ona çıkıştım A H Tanpınar Sahnenin Dışındakiler s 39 Orası niçin buradan daha kasvetli daha elim ve daha korkunç olsun Y K Karaosmanoğlu Erenlerin Bağından Erenlerin Bağından s 212 Nereden geliyorlarmış Koçana dan İştip ten Köprülü den Her taraftan Ö Seyfettin Bomba Primo Türk Çocuğu II s 53 Dilimize Arapçadan geçmiş olan acep ve acaba kelimeleri de soru zarfı ve soru ekini pekiştirme edatı olarak kullanılır Acep Karacaoğlan bu yerlerden geçti mi ola Acaba söylemek istediklerimi tam olarak anlatabildim mi vb Azerbaycan Türkçesi sual zärfi Türkmen Türkçesi soorag çalışması Gagauz Türkçesi soruş işhallıı Özbek Türkçesi soróq ólmóşi raviş vazifasida Uygur Türkçesi soal räviş almişi Tatar Türkçesi sorawalmaşlık räveşniň rolinde soraw häle Başkurt Türkçesi horaw almaşı hallıknıkullugun kütegen soraw orunça Krç Malk soruwçu almaş sözlewnükullugunda Nogay Türkçesi soraw awisi nareçiye ornına kullanılgan Kazak Türkçesi surawesimdigi üstewge koyılatm Kırgız Türkçesi surama taktooç Alt suraktu soluma kubulbas uçurlu Hakas Türkçesi sunglıg orındı nareçiye Tuva Türkçesi aytırıg at omu Türkçesi suragçı orungu Rusça voprositelnoye mestoimeniye v roli nareçiya )

( INTERROGATIVE ADVERB | ADVERB OF PLACE | ADVERBE OF TIME )

( ADVERBE INTERROGATIF | ADVERBE DE LIEU | ADVERBES DE TEMPS )

( INTERROGATIVADVERB | LOKALADVERB, ADVERB DES ORTES, ORTSADVERB | ZEITADVERB )

( AVVERBIO INTERROGATIVO )

( ΕΡΩΤΗΜΑΤΙΚΌ ΕΠΊΡΡΗΜΑ / ερωτηματικό επίρρημα )


- İSTİFHAM ZARFI, ZARF-I İSTİFHÂM | SORU ZARFI ile/||/<> YER ZARFI ile/||/<> ZAMAN ZARFI

( Niçin, nasıl, neden gibi zarflar. @@ Fiillerin yer, yön, zaman, neden, nitelik ve derecelerini soru yoluyla açıklayan ve soru zamirlerinden yararlanılarak kurulan zarf: nereye? nerede? hani? nereden? nasıl? (

( INTERROGATIVE ADVERB | ADVERB OF PLACE | ADVERBE OF TIME~ADVERB OF PLACE~ADVERBE OF TIME )

( ADVERBE INTERROGATIF | ADVERBE DE LIEU | ADVERBES DE TEMPS~ADVERBE DE LIEU~ADVERBES DE TEMPS | ADVERBE DE TEMPS )

( INTERROGATIVADVERB | LOKALADVERB, ADVERB DES ORTES, ORTSADVERB | ZEITADVERB~LOKALADVERB, ADVERB DES ORTES, ORTSADVERB~ZEITADVERB )

( AVVERBIO INTERROGATIVO~AVVERBIO DI LUOGO~AVVERBIO DI TEMPO )

( ΕΡΩΤΗΜΑΤΙΚΌ ΕΠΊΡΡΗΜΑ / ερωτηματικό επίρρημα~ΤΟΠΙΚΌ ΕΠΊΡΡΗΜΑ / τοπικό επίρρημα~ΧΡΟΝΙΚΌ ΕΠΊΡΡΗΜΑ / χρονικό επίρρημα )


- İSTİĞBÂR | TOZLANMA ile/||/<> TOZLANMA

( tozlaşma biyoloji tarım )

( POLLINISATION | FÉCONDATION )


- İSTİĞMAT ile/||/<> STIGMATE[Fr.] ile/||/<> TEPECİK

( botanik )

( STIGMATE )


- İSTİHÂLE | BAŞKALAŞMA ile/||/<> BAŞKALAŞMA

( Kimi hayvanların örneğin böceklerin yumurta evresinden ergin evreye varıncaya dek yaşam boyunca gösterdiği biçimsel değişme karşılık metamorfoz Meta sonra Morphe biçim Embriyon evresinden ergin olana kadar bir hayvanın geçirdiği biçim ve yapı değişmeleri zooloji biyoloji benzeşmezlik Metamorfoz )

( METAMORPHOSIS )

( MÉTAMORPHOSE )

( UMWANDLUNG | VERWANDLUNG )

( METAMORPHOSIS )


- İSTİHALE | İSTİHÂLE | BAŞKALAŞIM ile/||/<> BAŞKALAŞIM

( Minerallerle yapı ve dokuların değişimi Özellikle kişiliğin oturmuş niteliklerinin birdenbire dikkati çekecek değişimler göstermesi jeoloji meta sonra morphe biçim şekil 1 Özellikle böceklerde ve amfibyumlarda bir hayvanın embriyo evresinden ergin olana kadar geçirdiği şekil ve yapı değişikliği 2 Stamenin petale değişmesi gibi bir yapının başka bir yapıya şekil değiştirmesi Metamorfoz Canlının yumurtadan çıktıktan sonra tam bir ergin görünümüne erişinceye kadar geçirdiği değişim evrelerinin bütünü metamorfoz )

( METAMORPHISME | METAMORPHOSIS | EXOMORPHISM )

( METAMORPHISME | MÉTAMORPHISME | MÉTAMORPHOSE | EXOMORPHISME )

( METAMORPHISME | METAMORPHOSE | EXOMORPHE KONTAKTWIRKUNG )

( METAMORFISMO )

( ΜΕΤΑΜΌΡΦΩΣΗ / μεταμόρφωση )


- İSTİHALE | İSTİHÂLE | BAŞKALAŞIM ile/||/<> DIŞ BAŞKALAŞIM

( Minerallerle yapı ve dokuların değişimi. @@ Özellikle kişiliğin oturmuş niteliklerinin birdenbire dikkati çekecek değişimler göstermesi. @@ (jeoloji) @@ (Yun. meta: sonra; morphe: biçim, şekil) 1. Özellikle böceklerde ve amfibyumlarda, bir hayvanın embriyo evresinden ergin olana kadar geçirdiği şekil ve yapı değişikliği. 2. Stamenin petale değişmesi gibi bir yapının başka bir yapıya şekil değiştirmesi. Metamorfoz. @@ Canlının yumurtadan çıktıktan sonra, tam bir ergin görünümüne erişinceye kadar geçirdiği değişim evrelerinin bütünü, metamorfoz. )

( METAMORPHISME | METAMORPHOSIS | EXOMORPHISM~EXOMORPHISM )

( METAMORPHISME | MÉTAMORPHISME | MÉTAMORPHOSE | EXOMORPHISME~EXOMORPHISME )

( METAMORPHISME | METAMORPHOSE | EXOMORPHE KONTAKTWIRKUNG~EXOMORPHE KONTAKTWIRKUNG )

( METAMORFISMO~ESOMORFISMO )

( ΜΕΤΑΜΌΡΦΩΣΗ / μεταμόρφωση~ΕΞΩΜΟΡΦΙΣΜΌΣ / εξωμορφισμός )


- İSTİHALE | İSTİHÂLE | METAMORFOZ ile/||/<> METAMORFOZ ile/||/<> BAŞKALAŞMA

( başkalaşma başkalaşım Başkalaşım 1 Dokunun normal yapısını kaybetmesi başkalaşma 2 Larval formdan erişkin forma dönüşüm Monogenea Digenea Eucestoda Acanthocephala Pentastomida ve eklem bacaklılarda görülen bir ya da daha fazla genç formun erişkinlerin vücut yapısından belirgin olarak farklılık gösterdiği bir tür gelişimdir Kimi hayvanların örneğin böceklerin yumurta evresinden ergin evreye varıncaya dek yaşam boyunca gösterdiği biçimsel değişme karşılık metamorfoz Meta sonra Morphe biçim Embriyon evresinden ergin olana kadar bir hayvanın geçirdiği biçim ve yapı değişmeleri zooloji biyoloji benzeşmezlik Metamorfoz )

( METAMORPHOSIS )

( MÉTAMORPHOSE )


- İSTİHALE | TAHVİL ETMEK | DÖNÜŞTÜRME ile/||/<> DÖNÜŞTÜRME ile/||/<> DÖNÜŞTÜRMEK

( Verideki anlamı değiştirmeksizin verinin biçimini belirlenmiş kurallara göre değiştirmek 1 İzerge 2 A gibi bir deyimi eşdeğeri olan B gibi bir deyime sonlu sayıda adımla çevirme işlemi Krş dizimsel dönüştürme Ölçme sürecinde görgül işlemlerle sayısal işlemler arasındaki uygunluktan ötürü bir ölçümün dile getirildiği görgül dizgenin anlamını değiştirmeden biçimini değiştirme işlemi matematik Birbiriyle karşılaştırılabilir ya da birbirine dönüştürülebilir değerlerin eşitliği dönüştürme )

( TRANSFORMATION | STATE TRANSFORMATION | CONVERSION | CONVERT | TRANSFORM )

( TRANSFORMATION | TRANSFORMER )

( TRANSFORMATION )


- İSTİHALİYE ile/||/<> DÖNÜŞÜMCÜLÜK ile/||/<> SOCIETY[İng.] ile/||/<> SOCIÉTÉ[Fr.] ile/||/<> SOCIETAS[Lat.] ile/||/<> GESELLSCHAFT[Alm.] ile/||/<> TOPLUM

( Her toplumun kendisiyle ilgili halk kültürünün her tür iç ve dış kültürel doğal etkenlerin baskısı altında değişebileceğini öngören bilimsel kuram toplum halkkültürü doğal çevre kültürel çevre insanbilimsel okul coğrafyasal kuram Yaşayan türlerin yalın biçimlerden karmaşık biçimlere doğru evrimle gelişerek ortaya çıktığını öne süren öğreti evrimcilik I Darvincilik Lamarkçılık 1 Bilinçli bireylerden ve özellikle aralarında örgütleşme bağları ve karşılıklı görevler bulunan kişilerden kurulu topluluk 2 Dar anlamda Doğal eğilimlere değil sözleşmeye dayanan belirli ereklere ulaşmak için isteyerek kurulan istenildiğinde dağılabilen insan topluluğu birliği Bir ilke üzerine kurulmuş birliktelik ortaklaşalık Gemeinschaft Communautenin karşıtı olarak Tönnies )

( TRANSFORMISM )

( TRANSFORMISME )

( TRANSFORMISMUS | TRANSFORMATIONSTHEORIE, DESZENDENZTHEORIE )


- İSTİHDAM | ÇALIŞTIRMA ile/||/<> ÇALIŞTIRMA ile/||/<> ÇALIŞTIRMAK

( Sinema Bir alıcıda filmin verici eksenden alıcı eksene aktarılmasını aralı devinimini sağlayan ana düzenini işletme 1 Çalıştırma işe alma kullanma 2 İşgücünü kapsayan bölümün çalıştırılması tekniği Durmuş ya da yapımı yeni bitmiş bir fırını çalıştırmaya başlatma )

( RELEASE (À MOTOR), STARTING | WORKING, EMPLOYMENT | START-UP | RUN )

( DÉCLENCHEMENT, MISE EN MARCHE | OCCUPATION, EMPLOI )

( AUSLÖSUNG )


- İSTİHDAM ile/||/<> SYLLOPSE[Fr.] ile/||/<> ÇİFTLEME

( İki anlama gelen bir sözcüğü her iki yöne de tam olarak uyar biçimde kullanma sanatı Zahida sağan çekmek eğer olduysa günah Sen sevap içre bulun biz bu günahı çekelim Hayali Çekelim 1 Günahı çekelim 2 İçelim )

( SYLLOPSE )


- İSTİHLAK | TÜKETİM ile/||/<> TÜKETİM

( Üretimle elde edilen mal ve nesnelerin toplumda satın alma gücüne bağlı olarak istek bulması ve yoğaltımı 1 Kişilere ilişkin gereksemeler nedeniyle malların ve hizmetlerin tüketilmesi 2 Belirli bir süre içinde tüketilen üretim özdeklerinin tümü ya da bunlardan birisinin gideri Vücut tarafından alınan yem ya da besin maddeleri ya da bu maddelerin miktarı )

( CONSUMPTION )

( CONSOMMATION )

( VERBRAUCH )


- İSTİHRAÇ | ÇIKARIM ile/||/<> ÇIKARIM

( 1 Verilerden sonuç çıkarma işi 2 Öncüller kümesi ile vargıdan oluşan sıralı ikili 1 Verilerden sonuç çıkarma işlemi 2 Bu işlemi dile getiren öncüller kümesi ile sonuçtan oluşan sıralanmış ikili öncüller kümesi ile q sonucundan oluşan çıkarım biçiminde gösterilir Krş çıkarım imi çıkarım kalıbı çıkarım kuralı geçerli çıkarım geçersiz çıkarım öncülsüz çıkarım tasımsal çıkarım yalın çıkarım Tümdengelimci bilimlerde önsayıtlardan tümevarımcı bilimlerde genellik ve yasalardan yola çıkılarak yapılan kestirim ya da öndeyiler Verilmiş bir ya da daha çok önermeden sonuç çıkarma edimi Doğruluğu doğrudan doğruya bilinmeyen bir önermenin doğru olarak kabul edilmiş olan başka önermelerle bağlantısına dayanarak doğruluğunu çıkarma işlemi Şu biçimde de söylenebilir Belli önermelerin kabul edilen ya da gerçek olan doğruluklarından ya da yanlışlıklarından başka önermelerin kabul edilen ya da gerçek olan doğruluk ya da yanlışlıklarını çıkarmak Önce gelen önerme ya da önermeler doğru ise çıkarılan sonuç da doğrudur yanlışsa sonuç da yanlış olur Çıkarımın kendisinin yanlış olması söz konusu değildir Bütün iki bacaklılar insandır Kuş iki bacaklıdır Kuş insandır Burada çıkarım doğru yapılmıştır ama yanlış olan birinci önermeden çıkan sonuç da yanlış olmuştur İki türlü çıkarım vardır Bir öncüllü çıkarımdolaysız çıkarım Tek bir önermeden evirme tersevirme ya da altıklık yoluyla yapılan çıkarım Çok öncüllü çıkarım tasım dolaylı çıkarım Aralarında ortak bir orta terimin bulunmasiyle birbirine bağlanabilen iki ya da daha çok önermeden yapılan çıkarım tasım Aynı türden iki niceliğin sayısal değerlerinden birinin ötekinden arta kalanı 1 Bir ülkede tahvil ve bono hisse senetleri gibi değerlerin birinci elden piyasaya sürülmesi 2 Devletin yetki verdiği bankanın piyasaya para çıkarması dedüksiyon çıkarım )

( INFERENCE | INFERENCE, ARGUMENT | INFERENCE, ILLATION | DIFFERENCE | ISSUE | PREMISE, PREMISS | SET OF PREMISSES | SYLLOGISM )

( INFERENCE | INFÉRENCE | DIFFERENCE | PRÉMISSE | ENSEMBLE DES PRÉMISSES | SYLLOGISME )

( FOLGERUNG, SCHLUSSFOLGERUNG | SCHLUSS | UNTERSCHIED | PRÄMISSE | PREMISSENMENGE | SYLLOGISMUS, LOGISCHE SCHLUSS )

( INFERENTIA | ILLATION, CONCLUSIO | SYLLOGISMUS )

( INFERENZA )

( ΣΥΝΑΓΩΓΉ / συναγωγή )


- İSTİHRAÇ | ÇIKARIM ile/||/<> ÖNCÜL ile/||/<> ÖNCÜLLER KÜMESİ ile/||/<> TASIM

( 1. Verilerden sonuç çıkarma işi. 2. Öncüller kümesi ile vargıdan oluşan sıralı ikili. @@ 1. Verilerden sonuç çıkarma işlemi. 2. Bu işlemi dile getiren, öncüller kümesi ile sonuçtan oluşan sıralanmış ikili. || (…) öncüller kümesi ile q sonucundan oluşan çıkarım …) biçiminde gösterilir. (Krş.. çıkarım imi, çıkarım kalıbı, çıkarım kuralı, geçerli çıkarım, geçersiz çıkarım(…) öncülsüz çıkarım, tasımsal çıkarım, yalın çıkarım. @@ Tümdengelimci bilimlerde önsayıtlardan, tümevarımcı bilimlerde genellik ve yasalardan yola çıkılarak yapılan kestirim ya da öndeyiler. @@ Verilmiş bir ya da daha çok önermeden sonuç çıkarma edimi. Doğruluğu doğrudan doğruya bilinmeyen bir önermenin, doğru olarak kabul edilmiş olan başka önermelerle bağlantısına dayanarak doğruluğunu çıkarma işlemi. Şu biçimde de söylenebilir: 'Belli önermelerin kabul edilen ya da gerçek olan doğruluklarından ya da yanlışlıklarından, başka önermelerin kabul edilen ya da gerçek olan doğruluk ya da yanlışlıklarını çıkarmak.' Önce gelen önerme ya da önermeler doğru ise çıkarılan sonuç da doğrudur, yanlışsa sonuç da yanlış olur. Çıkarımın kendisinin yanlış olması söz konusu değildir: Bütün iki bacaklılar insandır. Kuş iki bacaklıdır. Kuş insandır. Burada çıkarım doğru yapılmıştır; ama yanlış olan birinci önermeden çıkan sonuç da yanlış olmuştur. // İki türlü çıkarım vardır: Bir öncüllü çıkarım-dolaysız çıkarım: Tek bir önermeden -> evirme -> tersevirme ya da -> altıklık yoluyla yapılan çıkarım. Çok öncüllü çıkarım (tasım) -dolaylı çıkarım: Aralarında ortak bir -> orta terimin bulunmasiyle birbirine bağlanabilen iki ya da daha çok önermeden yapılan çıkarım, bk. tasım @@ Aynı türden iki niceliğin sayısal değerlerinden birinin ötekinden arta kalanı. @@ 1. Bir ülkede, tahvil ve bono, hisse senetleri gibi değerlerin birinci elden piyasaya sürülmesi. 2. Devletin yetki verdiği bankanın piyasaya para çıkarması. @@ bk. dedüksiyon.@@bk. çıkarım )

( INFERENCE | INFERENCE, ARGUMENT | INFERENCE, ILLATION | DIFFERENCE | ISSUE | PREMISE, PREMISS | SET OF PREMISSES | SYLLOGISM~PREMISE, PREMISS | PREMISS | PREMISE | PREDECESSOR | EXANTE~SET OF PREMISSES~SYLLOGISM )

( INFERENCE | INFÉRENCE | DIFFERENCE | PRÉMISSE | ENSEMBLE DES PRÉMISSES | SYLLOGISME~PRÉMISSE | PRÉDECESSEUR~ENSEMBLE DES PRÉMISSES~SYLLOGISME )

( INFERENTIA | ILLATION, CONCLUSIO | SYLLOGISMUS~PRAEMISSA~...~SYLLOGISMUS | SYLLOGISMOS )

( FOLGERUNG, SCHLUSSFOLGERUNG | SCHLUSS | UNTERSCHIED | PRÄMISSE | PREMISSENMENGE | SYLLOGISMUS, LOGISCHE SCHLUSS~PRÄMISSE | VORDERSATZ, PREMISSE | VORGÄNGER~PREMISSENMENGE~SYLLOGISMUS, LOGISCHE SCHLUSS | SYLLOGISMUS )

( INFERENZA~PREMESSA~INSIEME DI PREMESSE~SILLOGISMO )

( ΣΥΝΑΓΩΓΉ / συναγωγή~ΠΡΟΚΕΊΜΕΝΗ / προκείμενη~ΣΎΝΟΛΟ ΠΡΟΚΕΙΜΈΝΩΝ / σύνολο προκειμένων~ΣΥΛΛΟΓΙΣΜΌΣ / συλλογισμός )


- İSTİHSAL | ÜRETİM ile/||/<> ÜRETİM

( İnsanların toplumun varlığı ve gelişmesi için gerekli olan nesneleri sağlamak üzere amaçlı etkinlikleriyle özdeği değiştirmeleri işi İnsanın topraktan doğanın her türlü kaynak ve güçlerinden kendine yararlı ürünler elde etmesi bunları işleyerek gereksinim duyduğu özdek ve nesneler durumuna koyması çoğaltması işi 1 tarım Bitki ve hayvanlardan ürün sağlama işi 2 işleyim a Nicelik bakımından üretilmiş şey b Üretme düzeyi tüketim özdeklerini üretmek için kullanılan araç aygıt işlem vb tümü 3 işletmecilik Birim zaman içinde bir işçi makine işlik ya da işletmece üretilen nicelik yetiştirme ürüt coğrafya 1 Malların biçim ve bileşiminde değişiklik yaparak ekonomik anlam ve alanda yararlı sonuçlara varma 2 Olumlu nitelikteki malların niceliğini çoğaltma artırma 3 Yapımsız ya da yarı yapımlı özdeği el makine ile işleyerek kimyasal ya da fiziksel niteliğini değiştirme 4 Ekme ya da dikme yolu ile yeni ürün sağlama Mal ve hizmetleri bir dizi işlemden geçirerek biçim zaman ve mekân boyutuyla faydalı hale getirmek ya da faydalılıklarını artırmaya yönelik her türlü etkinlik Ürün ortaya koyan işlem ya da eylem Çıkarma elde etme ürünün tüketiciye aktarılan kısmı istihsal )

( PRODUCTION )

( PRODUCTION )

( HERSTELLUNG | ERZEUGUNG | PRODUKTION | ERZEUGUNG; PRODUKTION )


- İSTİHSÂL ETMEK | ÜRETME ile/||/<> ÜRETME ile/||/<> ÜRETMEK

( 1 Bir uzambiçimi verilen bir parçasının devinmesiyle oluşturma 2 Üzerinde kimi işlemler tanımlı olan bir X kümesi için X içindeki her bir öğe A daki kimi öğelerin söz konusu işlemlere göre katışımı olarak yazılabilir koşulunu gerçekleyen A altkümesini oluşturma Gözlem ya da çıkarım yoluyla bilinen bilgilerden bilinmeyenlere ulaşma üreme yetiştirmek coğrafya )

( GENERATING | PRODUCING | GENERATE )

( PRODUIRE )

( ERZEUGEN, HERVORBRINGEN )


- İSTİHSAL FAZLASI | ÜRETİM ARTIĞI ile/||/<> ÜRETİM ARTIĞI

( Bir malın sataktaki gerekseme ve istemi karşılandıktan sonra geri kalan ve satılamayan bölümü artık )

( SURPLUS OF PRODUCTION )

( SURPLUS DE PRODUCTION )


- İSTİHZA, TEHEKKÜM | SARAKA ile/||/<> SARAKA[Yun.]

( Ciddi gibi görünen acı alay Söz sanatı terimi Acı ve batıcı alay SARAKALI Sarcastique )

( SARCASME )


- İSTİHZAR ile/||/<> PREPARATION[İng.] ile/||/<> PRÉPARATION[Fr.] ile/||/<> PRÄPARATION[Alm.] ile/||/<> ANIKLAMA

( Bir kimyasal özdeğin elde edilmesi için uygulanan süreç )

( PREPARATION )

( PRÉPARATION )

( PRÄPARATION )


- İŞTİKAK | TÜRETME ile/||/<> TÜRETME ile/||/<> TÜRETMEK

( Bir kökten türemiş sözcüklerle bir anlatış özelliği yaratma sanatı Alimsin ilmine gayet yok kadirsin kudretine nihayet yok Kadîmsin ukuli mütekaddîmin ve müteahhirîn dairei kıdemine kadem basamaz Sinan Paşa 1 Türev alma 2 Belirli işlemler yaparak bir sonuca ulaşma 3 Yalın bir yapıdan başlayarak daha karmaşık bir yapıyı elde etme Bir genel ya da tümel önermenin içerimlerini açığa çıkarma matematik Derleme söz yapma kelime yapma teşkil yapım Ad ya da eylem kök ya da gövdesine yapım eki getirilerek sözcük kurma Gözlükçü gözlükçü kışla kışla sevgi sevgi sevgili sevgili söylenti söylenti geliştirmek geliştirmek vb Var olan bir kelimeden başka kelimeler çıkarma yolu Türetme ek katmakla ya da ek değiştirmekle olur ki ilk takdirde KATMALI Progressive ikinci takdirde ÖDÜNLÜ Substitutive denir Bazen kelimeler kısaltılarak BUDAMLI Régressive ou rétrograde türetmeler yapılır Ele alınan kelimenin kendisi türeme olup olmadığına göre de türetmeler İKİNCİL ve BİRİNCİL Secondaire et primaire diye vasıflanır Ad ya da fiil kök ve gövdelerine yapım ekleri getirmek suretiyle eklendiği kökle ilgili yeni anlamlar kazanmış kelime yapma işi oyun amak verim li lik yarar lı kum luk binici lik ben im semek birleştir mek okuttur yankı vb Azerbaycan Türkçesi söz yaradıcılığı Türkmen Türkçesi söz yasalış Gagauz Türkçesi laf kuruluşu Özbek Türkçesi soz yasalişi Uygur Türkçesi qoşumçiliq söz yasaş usuli Tatar Türkçesi süz yasalışı süzyasalu süz yasaw Başkurt Türkçesi hüzyahalış söz yaratıw söznü yaratılıwu Krç Malk söz kuraw Nogay Türkçesi söz yasaw söz tüzüw Kazak Türkçesi sözdiň jasaluwı sözjasam Kırgız Türkçesi söz casoo Alt sös büderi Hakas Türkçesi sös püdîrîzî Tuva Türkçesi sösçogaadılgazı Rusça slovoobrazovaniye )

( DEPRIVATION | REPRODUCING | WORD FORMATION, DERIVATION | DERIVATION )

( DÉRIVATION | DÉRIVER | FORMATION DE MOT, DÉRIVATION )

( ABLEITUNG | WORTBILDUNG, ABLEITUNG, WEITERBILDUNG | ABLEITUNG, DERIVATION )


- İŞTİKAK[Ar.]/ETİMOLOJİ[Fr./İng.] ile İHTİRÂ[Ar.]

( Ad ve fiillerin kök ya da gövdelerine yapım eki getirilerek sözcük kurma. | Aynı kökten gelen fakat ayrı anlamları olan sözcüklerle yapılan benzetme/cinas. İLE Bilinen bazı şeylerden yararlanarak düşünce gücüyle yeni bir şey bulma. | Benzeri görülmemiş bir şey oluşturma. )


- İSTİKBAL | GELECEK ZAMAN ile/||/<> GELECEK ZAMAN

( Eylemin belirttiği zaman kavramının içinde bulunulan zamandan sonraya ait olması Türkçede gelecek zaman kavramı e ecek esi se meli eklerinden biriyle ya da emir kipiyle kurulur Gele gele gelecek gelecek gelesi gelesi gelse gelse gelmeli gelmeli gelsin gelsin vb Bir işin ilerdeki zamanda olacağını gösteren fiil şekli Bu zaman şimdikine göre ileri sayılırsa YALIN GELECEK F simple ilerdekine göre biraz önce olursa GELECEK ÖNCESİ Futur antérieur denir Geleceğim ve Gelmiş olacağım gibi İstemli gelecek Tasarımlı gelecek Geçmişte gelecek Gelecekte şimdikilik Yakın gelecek Fiilin gösterdiği oluş kılış ve durumun geleceğe bağlı olduğunu belirten zaman gelecek zaman kipi Azerbaycan Türkçesi gäläcäk zaman Türkmen Türkçesi gelcek zamaan Gagauz Türkçesi gelecek zaman Özbek Türkçesi kelasi zamón Uygur Türkçesi kelidiğan zaman Tatar Türkçesi kiläçäkzaman Başkurt Türkçesi kiläsäk zaman gelecek zaman Krç Malk kelir zaman kellik zaman Nogay Türkçesi keleyek zaman Kazak Türkçesi keler şak Kırgız Türkçesi keler çak Alt keler öy Hakas Türkçesi polar tus Tuva Türkçesi kelir üye Türkçesi polçaň tem polar tem Rusça buduşçeye vremya )

( FUTURE )

( FUTUR )

( FUTUR, FUTURUM )


- İSTİKBAL SIYGASI | GELECEK ZAMAN KİPİ ile/||/<> GELECEK ZAMAN KİPİ

( Eylemin belirttiği zaman kavramının içinde bulunulan zamandan sonraya ait olduğunu sınırlı bir biçimde gösteren kip Türkçede bu kip ecek ekiyle kurulur 1 K T geleceğim geleceğim 2 K T geleceksin geleceksin 3 K T gelecek gelecek 1 K Ç geleceğiz geleceğiz 2 K Ç geleceksiniz geleceksiniz 3 K Ç gelecekler gelecekler vb Filin anlattığı işin şimdiki zamandan sonraki bir zamana ait olduğunu gösteren kip Türkçede bir oluş ve kılışın gelecekte kesin olarak gerçekleşeceğini gösteren ek ACAK ekidir dikecek anlatacak saracak gibi Bu ek şahıs ekleri ile genişletilerek çekimli fiil olur İnsanlara yalnız onlardan aldığımı vereceğim T Buğra Yalnızlar s 102 Yarın ben de onu bana gönderen makamın huzuruna çıkarak neşredilme imkânları aramakta olan dört kitabımdan söz açacağım Bakalım beni nereye gönderecek A N Asya Ayın Aynası s 71 Meçhul yerlere doğru gideceğim oradan kendimi en meçhule atacağım Peyami Safa Bir Tereddüdün Romanı s 184 Biraz sonra o belki hepiniz bana nasihat vermeğe kalkacaksınız A H Tanpınar Huzur s 255 Fakat evvelâ Cibalı ya kadar yürüyeceğiz orada bir arkadaşa haber vereceğim P Safa Mahşer s 292 vb Karşıtı geçmiş zaman dır bildirme kipleri )

( FUTURE )

( FUTUR )

( FUTUR, FUTURUM )


- İSTİKLÂL | BAĞIMSIZLIK ile/||/<> BAĞIMSIZLIK

( 1 Ekonomik ve ruhsal desteğe gereksinme duymak ilgi görmek ve yön seçmek bakımından başkalarına bağlı olmama durumu bağımsız denemeler bağımsız olasıkksal değişkenler bağımsız olaylar İki olay ya da değişkenin birbirine bağlı olmaksızın değişmesi ya da aralarında bir bağıntının bulunmaması durumu bağışımlık Bir olayın ortaya çıkışı bir sonraki olayın özelliğinin ortaya çıkış olasılığını değiştirmemesi )

( INDEPENDENCE )

( INDÉPENDANCE )

( UNABHAENGIGKEIT )


- İSTİKLÂP | METABOLİZMA ile/||/<> METABOLİZMA ile/||/<> METABOLİZMA[Fr. < MÉTABOLISME]

( metabole değişme Canlı organizmada ya da canlı gözede meydana gelen yapıcı ve yıkıcı nitelikteki kimyasal olayların tümüdür Protoplazmanın asimlasyon ve parçalanması ile ilgili olayların toplamıdır Evvelce anabolizm ve katabolizm diye ikiye ayrılırdı Metabolizma sonucu meydana gelen enerji ile vücuttaki hayatsal olaylar devam ettirilir Canlı organizmada ya da canlı hücrede meydana gelen yapıcı ve yıkıcı nitelikteki kimyasal olayların tümü protoplâzmadaki asimilâsyon ve parçalanma ile ilgili olayların toplamı anabolizma ve katabolizma olaylarının toplamı Canlılarda enerji üretimi ve madde yapımını gerçekleştirmek için organizmanın hücreleri içinde meydana gelen ve enzimlerle kontrol edilen yapıcı ve yıkıcı nitelikteki kimyasal olayların tamamı Hücrede gerçekleşen fiziksel ve kimyasal olayların tümü anabolizma ve katabolizmanın toplamı )

( METABOLISM )

( MÉTABOLISME )

( STOFFWECHSEL )


- İSTİKRAR | KARARLILIK ile/||/<> KARARLILIK

( Kararlı denge halinde olma )

( STABILITY )

( STABILITÉ )

( STABILITÄT )


- İSTİKRAR NAZARİYESİ[Osm.] / STEADY STATE THEORY[İng.] / THÉORIE DE L'ÉTAT STATIONNAIRE[Fr.] ile/değil/yerine/= KARARLI DURUM KURAMI


- İSTİKRÂR[Osm.] / STABILITY[İng.] / STABILITÉ[Fr.] ile/değil/yerine/= KARARLILIK


- İSTİKRAR ile/||/<> STABILISATION[İng.] ile/||/<> STABILISATION[Fr.] ile/||/<> DURULMA

( 1 Paranın satınalma gücünü belirli bir düzeyde saptama 2 Ederlerin belirli bir yerde dondurulması )

( STABILISATION )

( STABILISATION )


- İSTİKRARSİZ MUVÂZENE[Osm.] / UNSTABLE EQUILIBRIUM[İng.] / ÉQUILIBRE INSTABLE[Fr.] / INSTABILES GLEICHGEWICHT[Alm.] ile/değil/yerine/= KARARSIZ DENGE


- İSTİKRARSIZLIK | DENGESİZLİK ile/||/<> DENGESİZLİK

( Duygu ve coşkularla amaç ve davranışlarda sık sık beklenmedik değişmeler olması durumu Birbirine ters yönlü güçlerin eşitlenmediği dolayısıyla değişme eğiliminin ortaya çıktığı durum Mekanik olarak ya da ısıl işlemler sonucu bir yapının içinde beliren gerilim eşitsizliği durumu )

( INSTABILITY | DISEQUILIBRIUM | UNBALANCEDNESS )

( INSTABILITÉ )

( UNBESTÄNDIGKEIT )


- İSTİKRAZ | BORÇLANMA ile/||/<> BORÇLANMA

( Bir karşılık göstermek ve belirli bir süre sonunda ödenmek üzere bir malı ve çoğunlukla bir parayı alarak borçlu olma Bir kişi şirket kurum ya da hükümetin ödünç mali kaynak sağlaması borçlanma )

( LOAN | LOAN, BORROWING )

( EMPRUNT )


- İSTİKŞAF ile/||/<> EXPLORATION[İng.] ile/||/<> EXPLORATION[Fr.] ile/||/<> EXPLORATION[Alm.] ile/||/<> AÇINSAMA

( Yeryüzünde bir yörenin yakından incelenerek tanınması )

( EXPLORATION )

( EXPLORATION )

( EXPLORATION )


- İSTİKTÂB | KUTUPLANMA ile/||/<> KUTUPLANMA ile/||/<> UCAYLANMA

( ucaylanma zooloji )

( POLARISATION )


- ISTILAH | TERİM ile/||/<> TERİM

( 1 Kapalı ya da açık terim tekil terim Krş ad bireysel değişken 2Tekil ya da genel terim Krş ad yüklem 3 Geleneksel mantıkta özne ya da yüklem Krş evrensel terim boş terim olumsuzlamalı terim olumsuzlamasız terim kurucu yalan terim büyük terim küçük terim orta terim terim yöneten yan Bilim ya da sanat kavramları için kullanılan anlamı sınırlı sözcük Üçgen asit belirteç vb Bilim teknik sanat spor zanaat gibi çeşitli uzmanlık alanlarının kavramlarına verilen sınırlı ve özel anlamdaki ad radyo televizyon bilgisayar dil bilimi yüklem benzeşme özgül ağırlık dörtgen atardamar yer çekimi vb Azerbaycan Türkçesi termin Türkmen Türkçesi termin Gagauz Türkçesi termin Özbek Türkçesi termin atama Uygur Türkçesi termin atalğu Tatar Türkçesi atama termin Başkurt Türkçesi termin termin kâsbuluk söz istilah Krç Malk termin Nogay Türkçesi termin Kazak Türkçesi termin Kırgız Türkçesi termin Alt termin Hakas Türkçesi termin önetîn alılgan sös Tuva Türkçesi termin Rusça termin )

( TERM, QUASI-TERM | TERM )

( TERME )

( TERMINUS, TERM MERKMAL | TERMINUS | FACHAUSDRUCK )


- İSTİLÂT, SANAT-I TEVLİT ile/||/<> MAIEUTICS[İng.] ile/||/<> MAIEUTIQUE[Fr.] ile/||/<> MAIEUTIK[Alm.] ile/||/<> DOĞURTMA

( maieutike tekhne doğurtucu doğum yardımcısı doğurtma sanatı ebelik Sokratesin karşısındakine sorular sorarak onun ruhunda saklı bulunan tinsel güçleri ve bilgileri çekip çıkarma yöntemine bunu annesinin ebelik sanatına benzeterek verdiği ad )

( MAIEUTICS )

( MAIEUTIQUE )

( MAIEUTIK )


- İSTİLZAZİYE | HAZCILIK ile/||/<> HAZCILIK

( İnsan yaşayışında en büyük değerin ve başlıca amacın haz alma olduğunu haz ile en iyinin birbirine eşit bulunduğunu sürekli hazza ancak bilgelikle erişilebileceğini savunan bir felsefe ve ahlak görüşü hedone haz 1 Yaşamın anlamını hazda bulan dünya görüşü 2 Haz hedoneyi ahlak ilkesi olarak kabul eden ahlak eyleminin ereğini ve ölçeğini hazda bulan ahlak öğretisi Burada ya a bir anlık duyusal haz ya da b sürekli haz tinsel haz söz konusudur Kyrene Okulunun kurucusu olan Aristippos hazcılığın da kurucusu sayılır Aristipposa göre haz veren şey iyidir acı veren de kötü Haz ile iyi aynı şeydir İnsan her şeyden sevinç duymaya çalışmalı her yaşama durumunda iyiyi sevincin kaynağını bulmak istemelidir Ancak Aristipposun göz önünde bulundurduğu bir anlık haz duygusudur Bu öğreti daha tinsel biçimde Epikurosta da karşımıza çıkıyor Ona göre de biricik iyi hazdır Haz bütün eylemlerimizin ereği olmalıdır Ancak Epikuros mutluluğun temelini ruhun dinginliğinde bulur tinsel hazları duyusal hazların üstünde görür ve en yüksek erek olarak koyar çünkü yalnız tinsel hazlar gelip geçici olmayan hazlardır sürekli bir ruh durumu sağlarlar Faydacılık ve azalan marjinal fayda yasasından hareketle insanın tüketim davranışlarını haz duyma acı ve elemden kaçınmaya yönelik hareketler olarak açıklayan ve böylece malın değerinin verdiği hazla saptanmasını öngören görüş hazcılık ilkesi Yalnızca hazzın özü itibarıyla ve gerçekten iyi acının ise biricik kötü olduğunu savunan görüş 1 Duygunun içinde bulunduğu durum bakımından temel niteliklerinden biri acının karşıtı olarak hoşlanma tad alma 2 İstek duyulan bir şeyi elde etmeden doğan hoşnutluk duygusu 3 Bir şeyden duyusal ya da tinsel sevinç duyma hazcılık )

( HEDONISM )

( HÉDONISME )

( HEDONISMUS )


- İSTİMLAK | KAMULAŞTIRMA ile/||/<> KAMULAŞTIRMA

( Bir taşınmazın kamu yararına bir etkinlikte bulunmak amacıyla bireylerden kamu tüzel kişiliklerince belli bir adaletli ölçüte göre karşılığı ödenerek alınıp kamu iyeliğine geçirilmesi Kamu yararına yapılacak bir iş karşılığı olmak üzere kişiye ilişkin durağan bir malın parası ödenerek Devletçe satın alınması Kamu yararının gerektirdiği durumlarda gerçek ya da tüzel kişilerin mülkiyetindeki her türlü varlığın piyasa değeri ödenerek kamu mülkiyetine geçirilmesi özelleştirme millîleştirme Kamu yararına uygun olarak kullanılmayan ya da kullanılmaması gerekli görülen bulgunun kamu kurumlarınca kullanılması için yapılan işlem kamulaştırma kamulaştırma Bir ülkede yabancılara ait bir şirket ya da taşınmazın hükümet tarafından bedeli ödenip satın alınarak devlet mülkiyetine geçirilmesi kamulaştırma )

( COMPULSORY PURCHASE, EXPROPRIATION | EXPROPRIATION | EXPROPRIATION IN THE PUBLIC INTEREST | NATIONALIZATION )

( EXPROPRIATION | EXPROPRIATION DANS L'INTÉRÊT PUBLIC | NATIONALISATION )

( ENTEIGNUNG | NATIONALISIERUNG )

( ESPROPRIAZIONE )

( ΑΠΑΛΛΟΤΡΊΩΣΗ / απαλλοτρίωση )


- İSTİMLAK | KAMULAŞTIRMA ile/||/<> ULUSALLAŞTIRMA

( Bir taşınmazın, kamu yararına bir etkinlikte bulunmak amacıyla, bireylerden, kamu tüzel kişiliklerince, belli bir adaletli ölçüte göre karşılığı ödenerek alınıp kamu iyeliğine geçirilmesi. @@ Kamu yararına yapılacak bir iş karşılığı olmak üzere kişiye ilişkin durağan bir malın parası ödenerek Devletçe satın alınması. @@ Kamu yararının gerektirdiği durumlarda gerçek ya da tüzel kişilerin mülkiyetindeki her türlü varlığın piyasa değeri ödenerek kamu mülkiyetine geçirilmesi. krş. özelleştirme, millîleştirme @@ Kamu yararına uygun olarak kullanılmayan ya da kullanılmaması gerekli görülen bulgunun, kamu kurumlarınca kullanılması için yapılan işlem.@@bk. kamulaştırma@@bk. kamulaştırma@@Bir ülkede yabancılara ait bir şirket ya da taşınmazın hükümet tarafından bedeli ödenip satın alınarak devlet mülkiyetine geçirilmesi. krş. kamulaştırma )

( COMPULSORY PURCHASE, EXPROPRIATION | EXPROPRIATION | EXPROPRIATION IN THE PUBLIC INTEREST | NATIONALIZATION~NATIONALIZATION )

( EXPROPRIATION | EXPROPRIATION DANS L'INTÉRÊT PUBLIC | NATIONALISATION~NATIONALISATION )

( ENTEIGNUNG | NATIONALISIERUNG~NATIONALISIERUNG )

( ESPROPRIAZIONE~NAZIONALIZZAZIONE )

( ΑΠΑΛΛΟΤΡΊΩΣΗ / απαλλοτρίωση~ΕΘΝΙΚΟΠΟΊΗΣΗ / εθνικοποίηση )


- İSTİNAS | YATKINLIK ile/||/<> YATKINLIK ile/||/<> ALIŞKANLIK

( Alışık olmaktan doğan beceriklilik alışkanlık Bir öğrenim ve yetiştirme süreci sonunda bireyin varabileceği gelişme düzeyini belirleyen doğal yeti Düzenli ve sürekli olarak kendini gösteren öğrenilerek edinilmiş yalın davranışlar 1 Bir edim ya da etki karşısında canlı bir varlığın kazanmış olduğu değişmez tutum 2 Bir şeyin sık sık yinelenmesi sonunda oluşan huy ve alışkı İç ve dış etkilerle eylem ve davranışların yinelenmesi hep aynı biçimde gerçekleşmesi sonucu beliren koşullanmış davranış ya da tepki biçimleri Alışkanlıkların toplamı insanın bir tür ikinci doğasını oluşturur Alışkanlık bir yalınlaştırma olduğu özel bir dikkat çabasını gereksiz kıldığı için düşünsel yükü azaltır ancak düşünce ve davranışlarda bir katılaşma yarattığından bunların gelişimini engelleyici etkisi de vardır Bir ilacın tekrarlanarak kullanılması sonucunda oluşan psişik bağımlılık durumu )

( FAMILIARITY | APTITUDE )

( ACCOUTUMANCE )


- İSTİNSAH | ÇEKME ile/||/<> ÇEKMEK ile/||/<> ÇEKME

( Bir yapıtın tıpkısını yazarak ya da tıpkıbasımı ve baskı yoluyla özdeşini çıkararak çoğaltma Bir kitabın özdeşini yazmak ya da basmak Ağacın bünyesindeki nem oranının azalması sonucu boyutlarının küçülmesi Aruz ölçüsünde bir uzun ünlüden sonra bir ünsüz gelince hecenin daha da uzatılarak bir kapalı ve bir açık hece değerine getirilmesi Tutsaydın o şah gitmeseydi Savaşta giyilen bir tür çizme Bir yarışçıyı herhangi bir biçimde çekerek kendisine yardım etme yasak davranışlardan Kolun ya da öteki vücut bölümlerinin bükücü kas gücü ile bir direnci kendine yaklaştırması 1 genel uygulayım Bir cismi bir yandan başka bir yana devindirmeye çalışan kuvvet 2 fizik Bir cismi uzatmak için kuvvet uygulama işi bir cismin ekseni boyunca uygulanan kuvvetin etkisiyle uzayacak biçimde çalışması 3 metalbilim Metal çubuk boru vb parçaların çaplarını küçültmek için onları kalıplardan geçirerek yapılan uzatma işlemi Testerenin madensel bölümünden yapılan budama çakısı Bursa fizik Bir fiilin ya da bir ismin çekim örnekliğini yolunca sıralamak Metal çubuk boru ve benzeri parçaların çaplarını küçültmek için onları kalıplardan geçirerek yapılan çekme işlemi Doğuma yardım sırasında yavrunun doğum kanalında ilerlemesini kolaylaştırmak ve hızlandırmak amacıyla yavrunun bacak ve baş gibi kısımlarına uygulanan çekme asılma işlemi traksiyon hlk Kan almak )

( COPY, TRANSCRIPTION | TO COPY, TAKE LIKENESS, TRANSCRIBE | PULLING | 1,2- TRACTION; 3. DRAWING | PULL, TENSION | DRAWING | TRACTION | PRINTING )

( CITATION, COPIE, TRANSCRIPTION | CITER, COPIER, TRANSCRIBER | TIRETTE | TRACTION | 1, 2- TRACTION; 3. EMBOURTISSAGE | CONJUGUER ET DÉCLINER | EMBOURTISSAGE | IMPRESSION, REPRODUCTION )

( SCHWINDEN DES HOLZES | ZIEHEN | ZUG | ZEICHNUNG )

( TRANSCRIPTIO )

( COPIA )

( ΑΝΤΙΓΡΑΦΉ / αντιγραφή )


- İSTİNSAH | ÇEKME ile/||/<> ÇOĞALTMA

( Bir yapıtın tıpkısını yazarak ya da tıpkıbasımı ve baskı yoluyla özdeşini çıkararak çoğaltma. @@ Bir kitabın özdeşini yazmak ya da basmak. @@ Ağacın bünyesindeki nem oranının azalması sonucu boyutlarının küçülmesi. @@ Aruz ölçüsünde, bir uzun ünlüden sonra bir ünsüz gelince hecenin, daha da uzatılarak bir kapalı ve bir açık hece değerine getirilmesi: 'Tutsaydın o şah gitmeseydi.' @@ Savaşta giyilen bir tür çizme. @@ Bir yarışçıyı, herhangi bir biçimde çekerek kendisine yardım etme. (yasak davranışlardan) @@ Kolun ya da öteki vücut bölümlerinin bükücü kas gücü ile bir direnci kendine yaklaştırması. @@ 1. genel uygulayım: Bir cismi bir yandan başka bir yana devindirmeye çalışan kuvvet. 2. fizik: Bir cismi uzatmak için kuvvet uygulama işi, bir cismin ekseni boyunca uygulanan kuvvetin etkisiyle uzayacak biçimde çalışması. 3. metalbilim: Metal çubuk, boru vb. parçaların çaplarını küçültmek için, onları kalıplardan geçirerek yapılan uzatma işlemi. @@ Testerenin madensel bölümünden yapılan budama çakısı. (-Bursa) @@ (fizik) @@ @@ Bir fiilin ya da bir ismin çekim örnekliğini yolunca sıralamak. @@ Metal çubuk, boru ve benzeri parçaların çaplarını küçültmek için, onları, kalıplardan geçirerek yapılan çekme işlemi. @@ Doğuma yardım sırasında yavrunun doğum kanalında ilerlemesini kolaylaştırmak ve hızlandırmak amacıyla yavrunun bacak ve baş gibi kısımlarına uygulanan çekme, asılma işlemi, traksiyon. @@ hlk. Kan almak. )

( COPY, TRANSCRIPTION | TO COPY, TAKE LIKENESS, TRANSCRIBE | PULLING | 1,2- TRACTION; 3. DRAWING | PULL, TENSION | DRAWING | TRACTION | PRINTING~PRINTING | TO COPY | DUPLICATE | AUGMENTATION, MULTIPLYING, MULTIPLICATION | DUPLICATION | REPLICATION )

( CITATION, COPIE, TRANSCRIPTION | CITER, COPIER, TRANSCRIBER | TIRETTE | TRACTION | 1, 2- TRACTION; 3. EMBOURTISSAGE | CONJUGUER ET DÉCLINER | EMBOURTISSAGE | IMPRESSION, REPRODUCTION~IMPRESSION, REPRODUCTION | COPIER, IMPRIMER | REPRODUIRE, DUPLIQUER | AUGMENTATION, MULTIPLICATION )

( TRANSCRIPTIO~... )

( SCHWINDEN DES HOLZES | ZIEHEN | ZUG | ZEICHNUNG~VERVIELFÄLTIGUNG )

( COPIA~RIPRODUZIONE )

( ΑΝΤΙΓΡΑΦΉ / αντιγραφή~ΑΝΑΠΑΡΑΓΩΓΉ / αναπαραγωγή )


- İŞTİRAKİYE | KOMÜNİZM[Fr. < COMMUNİSME] ile/||/<> KÖKTENCİLİK ile/||/<> ULUSÇULUK

( Marx ile Engels'in kurduğu ve siyasal etkinliklere ilişkin düşünceler yanında kendine özgü eğitim kuramlarını da kapsayan felsefe okulu. @@ (Lat. communis = ortak): 1. Bütün insanların eşitliği ve eşit haklılığı ilkesine dayanan; gelecekte, sınıfsız bir toplumda, eşit yaşama koşulları içinde 'herkese gereksinmesine göre' ilkesini gerçekleştirmeyi erek olarak koyan toplum öğretisi. 2. (Marksçılıkta): Özel mülkiyetin kaldırılması, üretim araçları ve ürünlerde ortaklık, sınıfların ortadan kalkması yoluyla sağlanan ekonomik, siyasal ve toplumsal eşitlik, bk. tarihsel özdekçilik, Marksçılık, özdekçilik @@ bk. komünist sistem )

( COMMUNISM | RADICALISM | NATIONALISM~RADICALISM | RADICALISM, FUNDEMANTALISM, SOCIALIST RADICALISM~NATIONALISM )

( COMMUNISME | RADICALISME | NATIONALISME~RADICALISME~NATIONALISME )

( COMMUNIS~...~... )

( KOMMUNISMUS | RADIKALISMUS | NATIONALISMUS~RADIKALISMUS~NATIONALISMUS )

( COMUNISMO~RADICALISMO~NAZIONALISMO )

( ΚΟΜΜΟΥΝΙΣΜΌΣ / κομμουνισμός~ΡΙΖΟΣΠΑΣΤΙΣΜΌΣ / ριζοσπαστισμός~ΕΘΝΙΚΙΣΜΌΣ / εθνικισμός )


- İŞTİRAKİYE | KOMÜNİZM ile/||/<> KOMÜNİZM ile/||/<> KOMÜNİZM[Fr. < COMMUNISME]

( Marx ile Engelsin kurduğu ve siyasal etkinliklere ilişkin düşünceler yanında kendine özgü eğitim kuramlarını da kapsayan felsefe okulu communis ortak 1 Bütün insanların eşitliği ve eşit haklılığı ilkesine dayanan gelecekte sınıfsız bir toplumda eşit yaşama koşulları içinde herkese gereksinmesine göre ilkesini gerçekleştirmeyi erek olarak koyan toplum öğretisi 2 Marksçılıkta Özel mülkiyetin kaldırılması üretim araçları ve ürünlerde ortaklık sınıfların ortadan kalkması yoluyla sağlanan ekonomik siyasal ve toplumsal eşitlik tarihsel özdekçilik Marksçılık özdekçilik komünist sistem )

( COMMUNISM | RADICALISM | NATIONALISM )

( COMMUNISME | RADICALISME | NATIONALISME )

( KOMMUNISMUS | RADIKALISMUS | NATIONALISMUS )

( COMMUNIS )

( COMUNISMO )

( ΚΟΜΜΟΥΝΙΣΜΌΣ / κομμουνισμός )


- İŞTİRAKİYUN MEZHEBİ | SOSYALİZM ile/||/<> SOSYALİZM ile/||/<> TOPLUMCULUK

( toplumculuk sosyalist sistem Ana üretim maddelerinin elde edilmesi dağıtımı ve kullanılmasında ortaklaşa mülk iyeliğini ya da devletçiliği öngören kooperatifçiliğe toplumsal hizmetlerin etkili biçimde görülmesine ve gelirin doğrulukla dağıtımına önem veren bir siyasa ve ekonomi görüşü 1 En geniş anlamda İnsanların birlikte yaşayışlarında toplumsal adaletin sağlanması için gösterilen her türlü çaba 2 Kuramsal açıdan Her insana insana yaraşır bir yaşam sağlamak üzere kişiler ve sınıflar karşısında topluma üstünlük tanıyan görüşler Üretimi devletin düzenlemesini ve üretim araçlarının kamulaştırılmasını savunan öğreti Karşıtı erkincilik 4 Dar anlamda Üretimde ve üretilenlerin dağıtımında tek tek kişilerin sınıfların değil toplumun yararını göz önünde bulunduran toplumsal düzen )

( SOCIALISME )


- İŞTİRÂKİYYE | ORTAKÇILIK ile/||/<> ORTAKÇILIK

( Ortakçı yaşama durumu yemek ya da sofra arkadaşlığı İki ya da daha çok varlığın bir arada yaşaması olup topluluktan kimi türler yararlanır ama öbür türler zarar görmez yarıcılık karşılık komensalizm cum çevresinde mensa masa İki ya da daha çok türün birarada yaşaması olup bu birlikten bir ya da daha çok tür yararlanır fakat diğeri zarara uğramaz zooloji Bir tarımsal araziden elde edilen ürünün daha önce yapılmış anlaşma gereğince toprak toprağa bağlı tesisler ve tohumluk gübre ilaç gibi girdileri sağlayan toprak sahibi ile ortakçı arasında paylaşıldığı üretim ilişkisi )

( COMMENSALISM | SHARE CROPPING )

( COMMENSALISME )

( MITESSERTUM | COMMENSALISMUS )

( COMMENSALISMUS | CUM,MENSA )


- İSTİRHA | GEVŞEME ile/||/<> GEVŞEME

( Gerilen kasların ya da öfke kaygı korku gibi coşkularla artan ruhsal gerilimin düzgülü duruma gelmesi 1Gerilmenin karşıtı 2Gerilmiş vücut bölümlerinin hiç bir kas direnci olmadan kendi ağırlıklarıyla sarkaç ve silkme türünden devinimlerle yeniden kendi durumuna gelmesi Bir soruşturu ya da görüşmede kendisine soru yöneltilen kişinin başlangıçta gösterdiği kuşku tedirginlik ve gerilimden kurtularak yumuşama durumu biyoloji Stanislàvski dizgesinde bir oyuncunun dikkati toplayabilmesi için gerekli olan ruhsal ve kassal rahatlama Ses çıkarken ergenlerin bulundukları durumdan ayrılarak dingin bir hal almaları BİTİM GEVŞEMESİ Absatz ya da başka bir ses çıkarmak üzere hazırlanmaları GEVŞEME KAYMASI Abglitt )

( RELAXATION | RELAXING )

( RELÂCHEMENT MUSCULAIRE (REPOSE) | DIASTOLE | RELAXATION | DÉTENTE )

( ENTSPANNUNG )


- İSTİRİDYE ile/||/<> İSTİRİDYE[Yun.]

( zooloji Yumuşakçalar Mollusca dalının yassı solungaçlılar Lamellibranchiata sınıfından kabukları kalın ve üstü katmerli olup parçaları eşit olmayan çukur olan sol kabukla vücudunu kayalara bağlayan sağ kabuğu düz ve üstte kalan türleri olan bir cins Yumuşakçalar Mollusca şubesinin yassı solungaçlılar Lamellibranchiata sınıfından kabukları kalın ve üstü katmerli olup parçaları eşit olmayan çukur olan sol kabukla vücudunu kayalara bağlayan üstte kalan sağ kabuğu düz olan türleri bulunan bir cins R στρείδια ç στρείδι )

( OYSTER )

( HUÎTRE )

( AUSTER )

( OSTREA )

( ΣΤΡΕΊΔΙΑ / στρείδια )


- İSTİSADİYE | MUTÇULUK ile/||/<> MUTLULUK

( Yaşamın anlamını mutlulukta bulan, insan eylemlerinin son ereği olarak mutluluğu gören ahlak öğretisi. // Mutluluk kavramına verilen anlama göre mutçuluk öğretileri türlere ayrılır: a. Hazcılık: Duyusal hazlara bağlanan mutçuluk, b. Bireysel mutçuluk: Tek kişinin mutluluğuna bağlanan mutçuluk, c. Toplumsal mutçuluk: Toplumun mutluluğunu, iyiliğini erek olarak alan mutçuluk. Bu sonuncusu 'Olabildiğince çok insanın olabildiğince çok mutlu olması.' düşüncesiyle kesin formülünü bulur ve yarar açısından ele alınarak -> yararcılığa (utilitarizm) varır. )

( EUDAEMONISM | HAPPINESS~HAPPINESS )

( EUDÉMONISME | BONHEUR~BONHEUR )

( ...~FELICITAS )

( EUDÄMONISMUS | GLÜCK~GLÜCK )

( EUDEMONISMO~FELICITÀ )

( ΕΥΔΑΙΜΟΝΙΣΜΌΣ / ευδαιμονισμός~ΕΥΤΥΧΊΑ / ευτυχία )


- İSTİSADİYE ile/||/<> EUDAEMONISM[İng.] ile/||/<> EUDÉMONISME[Fr.] ile/||/<> EUDÄMONISMUS[Alm.] ile/||/<> MUTÇULUK

( Yaşamın anlamını mutlulukta bulan insan eylemlerinin son ereği olarak mutluluğu gören ahlak öğretisi Mutluluk kavramına verilen anlama göre mutçuluk öğretileri türlere ayrılır a Hazcılık Duyusal hazlara bağlanan mutçuluk b Bireysel mutçuluk Tek kişinin mutluluğuna bağlanan mutçuluk c Toplumsal mutçuluk Toplumun mutluluğunu iyiliğini erek olarak alan mutçuluk Bu sonuncusu Olabildiğince çok insanın olabildiğince çok mutlu olması düşüncesiyle kesin formülünü bulur ve yarar açısından ele alınarak yararcılığa utilitarizm varır )

( EUDAEMONISM | HAPPINESS )

( EUDÉMONISME | BONHEUR )

( EUDÄMONISMUS | GLÜCK )

( EUDEMONISMO )

( ΕΥΔΑΙΜΟΝΙΣΜΌΣ / ευδαιμονισμός )


- İSTİŞARE | DANIŞMA ile/||/<> DANIŞMA

( Eğitim öğretim ya da uyum sorunlarının çözümü için ilgili uzmanla yapılan konuşma 1 Bir öğrenciye gücü oranında en iyi uyumu gerçekleştirebilmesi için danışmanın okul ve çevre kaynaklarından yararlanarak yaptığı bireysel ve kişisel yardım 2 Bir öğrencinin karşılaştığı güçlüklerin nedenlerini tanımlama yolunu seçerek ya da seçmeden ona yapılan iyileştirici yardımın kişisel yönü Oturum kümeleri yordamında bireylerin özçözümlemelerine dayanan bir gözlem koşulunda görüşmeciye bir danışman işlevi yükleyen görüşme Konsültasyon )

( COUNSELING | CUONCELING | CONSULTING | CONCULTATION )

( CONSULTATION )


- İSTİTALE | UZANTI ile/||/<> UZANTI

( biyoloji )

( EXTENSION )

( PROLONGEMENT )


- ISTROLE[Fr.] ile/değil/yerine/= İSOTOL


- İSTRONGİLOS ile/||/<> İSTRONGİLOS[Yun.]

( Smaris vulgaris Kemiklibalıklar Teleostei takımının izmaritgiller Sparidae familyasından bir balık türü Uzunluğu 2030 cm Eti lezzetlidir Akdenizde yaşar zooloji Kemikli balıklar Teleostei takımının izmaritgiller Sparidae familyasından 2030 cm kadar uzunlukta eti lezzetli Akdenizde yaşayan bir tür R στρογγυλό στρογγυλός )

( PICKAREL )

( PICAREL )

( SCHNAUZENBRASSE )

( SMARIS VULGARIS )

( ΣΤΡΟΓΓΥΛΌ / στρογγυλό )


- İŞVEREN ile/||/<> İŞVEREN

( İşçileri düşünü ya da beden gücüyle çalıştıran gerçek ya da tüzel kişi Bir iş sözleşmesine dayanarak herhangi bir işte ücret karşılığı işçi çalıştıran tüzel ya da gerçek kişi işveren )

( EMPLOYER | EMPLOYER, PRINCIPAL )

( EMPLOYEUR, PATRON )


- İTALİK[Fr. < ITALIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> EĞİK YAZI


- ITÉRATIF[Fr.] ile/||/<> YİNELEMELİ

( Bir işin tekrarlandığını anlatan kelime şekli Fran Battre fiilinden Rebattre gibi )

( ITÉRATIF )


- İTFA | KÖRELME ile/||/<> KÖRELME

( Koşullu tepkenin iyice öğrenildikten sonra koşulsuz tepke ya da ödülle pekiştirilmesi yüzünden ortadan yitişi biyoloji )

( EXTINCTION )

( ATROPHIE )


- İTFÂ | SÖNÜM ile/||/<> SÖNÜM

( Bir ortam içinde devim yavaşlaması genliğin azalması Bir etki ya da eylemin erke yitirimi nedeniyle zaman içinde güçsüzleşerek ortadan kalkması fizik elektrik Çeşitli dirençlerin etkisiyle bir salınım deviniminde görülen genliksel küçülme Engelleyici bir ortamda saçılma ya da emilme yoluyla ışınırlık yoğunluğunun düşmesi 1 Bir salınınım ya da dalga deviniminin genliğinin sürekli azalışı 2 Bir devinimin sürtünme gibi bir nedenle yavaşlaması 3 Bir çevrimdeki gücün ya da akım yitiğinin desibel olarak ölçüsü fizik zayıflama )

( DAMPING | EXTINCTION )

( AMORTISSEMENT | EXTINCTION | ATTÉNUATION )

( DÄMPFUNG | LÖSCHUNG | DAMPFUNG, EXTINKTION )


- İTFÂ ETMEK ile/||/<> AMORTIR[Fr.] ile/||/<> SÖNÜMLEMEK

( fizik )

( AMORTIR )


- İTFA FONU ile/||/<> SINKING FUND[İng.] ile/||/<> CAISSE D'AMORTISSEMENT[Fr.] ile/||/<> SÖNÜM AYRIMI

( Süresi gelmiş borç belgitlerini ödemek amacıyla ayrılmış yedek akça )

( SINKING FUND )

( CAISSE D'AMORTISSEMENT )


- İTHAF | SUNU ile/||/<> SUNU

( Yazarın yapıtını birine armağan etmesi Genel olarak içkapaktan önce ya da sonra gelen bir sayfada yer alan ve kitabın yazarınca bir başkasına armağan edildiğini belirten yazı 1 Satmak amacıyla sunulan mal 2 Satılması için sataklara mal gönderme )

( DEDICATION | OFFER | PRESENTATION )

( DÉDICACE | OFFRE )


- İTHAL KAPISI ile/||/<> ENTRANCE CUSTOMS BARRIER[İng.] ile/||/<> PORTE D'ENTRÉE[Fr.] ile/||/<> GİRİŞ KAPISI

( Yolcu ve malların yurda girmesine ilgililerce izin verilmiş olan belli yerler )

( ENTRANCE CUSTOMS BARRIER )

( PORTE D'ENTRÉE )


- İTHAL MUAMELESİ ile/||/<> IMPORT TRANSACTION[İng.] ile/||/<> OPÉRATION D'ENTRÉE[Fr.] ile/||/<> GİRİŞ İŞLEMİ

( Yabancı ülkelerden gelen yolcu ve malların yurda girişlerine ilişkin gümrük işlemi )

( IMPORT TRANSACTION )

( OPÉRATION D'ENTRÉE )


- İTHAL, İTHALÂT | İNPUT | METHAL | GİRİŞ ile/||/<> GİRİŞ ile/||/<> FİLM GİRİŞİ

( film girişi Yabancı ülkelerden gelen kişilerin ya da malların gümrük sınırını geçerek yurda girişi a mal girişi 1 Bir oyuncunun sahnede oynanan oyuna inandırıcı nederlerle katılması 2 Tiyatro konuşmasında bir tümcenin ya da sözcüğün ilk hecesi I Bir veri işlem dizgesince ya da onun herhangi bir birimince verinin alınması süreci örn öğrenci bilgilerinin girişi II Bir giriş süreci ile ilgili bir aygıt süreç ya da oluğa ya da bir giriş süreci ile ilgili veriler ya da durumlara değgin örn giriş verisi giriş imi giriş ucu vb 1 Bir yazının başlangıç bölümü 2 Bir yapıtın konusunu tanıtarak kolay kavranmasına yol açan ön yazı Önsözlerden sonra yer alır Bir eserin daha iyi anlaşılması maksadiyle yazılarak onun baş tarafına eklenen açıklamalı kısım 1 Oyuncunun sahneye girişi 2 Tiyatro girişi 1 Bir dansçının sahneye girişi 2 Bale gösterisinde giriş sahnesi kapı )

( ENTRANCE, ENTRY, IMPORTATION | INPUT PROCESS, INPUT | INPUT | INTRODUCTION | ENTRY | ENTRANCE | ENTRÉE | ENTRANCE HALL, PROMENADE, LOBBY )

( ENTRÉE, IMPORTATION | ENTRÉE | ENTRÉE, INTRODUCTION | D'ENTRÉE, ENTRANT | INTRODUCTION | DISCOURS PRÉLIMINAIRE, INTRODUCTION, PRODROME OU PRÉAMBULE | ENTRÉE, GALERIE DE ROULAGE GÉNERALE | HALL D'ENTRÉE, VESTIBULE, PROMENOIR )

( EINSATZ | EINTRITT, HAUPTFÖRDERSTRECKE | EINTRITT, EINGANG | ENTRÉE | EINGANGSHALLE, VORHALLE, VESTIBÜL, WANDELHALLE )

( INTROITUS )

( INGRESSO )

( ΕΊΣΟΔΟΣ / είσοδος )


- İTHAL, İTHALÂT | İNPUT | METHAL | GİRİŞ ile/||/<> GİRİŞLİK | FİLM GİRİŞİ

( bk. film girişi @@ Yabancı ülkelerden gelen kişilerin ya da malların, gümrük sınırını geçerek yurda girişi, a. bk. mal girişi. @@ 1. Bir oyuncunun sahnede oynanan oyuna inandırıcı nederlerle katılması; 2. Tiyatro konuşmasında bir tümcenin ya da sözcüğün ilk hecesi. @@ (I) Bir veri işlem dizgesince ya da onun herhangi bir birimince verinin alınması süreci, örn. öğrenci bilgilerinin girişi. @@ (II) Bir giriş süreci ile ilgili bir aygıt, süreç ya da oluğa ya da bir giriş süreci ile ilgili veriler ya da durumlara değgin, örn. giriş verisi, giriş imi, giriş ucu vb. @@ 1. Bir yazının başlangıç bölümü. 2. Bir yapıtın konusunu tanıtarak kolay kavranmasına yol açan ön yazı. (Önsözlerden sonra yer alır). @@ Bir eserin daha iyi anlaşılması maksadiyle yazılarak onun baş tarafına eklenen açıklamalı kısım. @@ @@ 1. Oyuncunun sahneye girişi. 2. Tiyatro girişi. @@ 1. Bir dansçının sahneye girişi. 2. Bale gösterisinde giriş sahnesi. @@ @@ @@ @@ bk. kapı )

( ENTRANCE, ENTRY, IMPORTATION | INPUT PROCESS, INPUT | INPUT | INTRODUCTION | ENTRY | ENTRANCE | ENTRÉE | ENTRANCE HALL, PROMENADE, LOBBY~ENTRANCE HALL, PROMENADE, LOBBY )

( ENTRÉE, IMPORTATION | ENTRÉE | ENTRÉE, INTRODUCTION | D'ENTRÉE, ENTRANT | INTRODUCTION | DISCOURS PRÉLIMINAIRE, INTRODUCTION, PRODROME OU PRÉAMBULE | ENTRÉE, GALERIE DE ROULAGE GÉNERALE | HALL D'ENTRÉE, VESTIBULE, PROMENOIR~HALL D'ENTRÉE, VESTIBULE, PROMENOIR )

( INTROITUS~... )

( EINSATZ | EINTRITT, HAUPTFÖRDERSTRECKE | EINTRITT, EINGANG | ENTRÉE | EINGANGSHALLE, VORHALLE, VESTIBÜL, WANDELHALLE~EINGANGSHALLE, VORHALLE, VESTIBÜL, WANDELHALLE )

( INGRESSO~ATRIO )

( ΕΊΣΟΔΟΣ / είσοδος~ΠΡΟΘΆΛΑΜΟΣ / προθάλαμος )


- İTİ ile/||/<> İÇTEPİ

( Belirli bir ereğe ulaşmak ya da belirli bir eyleme girişmek için duyulan güçlü ve sürekli tepi. @@ Anadolu ağızlarında yiti olarak da geçer: yiti 'çok acı ya da ekşi; tatlı; tadı keskinleşmiş; koyu (renk için)'. ~ Az iti 'keskin'. -Tkm yiti 'keskin'. -Kzk jiti. -Özb yitti. -Hak çitig. -Tel ödǖ. -Şor çıdıg. -Şor, Sag çidig. -Tuv çidig. -SUyg iştiğ. Sarı Uygurcada -ş- sesi sonradan türemiştir. 'Yirmi' olarak kullanılan işkon (< *işki on < *iki on) biçimindeki -ş- gibi. -Yak sıtı. Baştaki y-'nin Yakutçada s-'ye çevrilmesi kuraldır. Eski çağlardan başlayarak kullanılır. Orta Türkçede yitig biçimi geçer. Eski Kıpçakçada yiti olarak kullanılır. Türkçe yiti- 'keskin olmak, keskinleşmek' fiilinden -g eki ile türetilmiştir. Türkçede baştaki y- düşmüştür. )

( URGE | IMPULSE~IMPULSE )

( IMPULSION~IMPULSION )

( IMPULSUS~IMPULSUS )

( IMPULS~IMPULS )

( IMPULSO~IMPULSO )

( ΠΑΡΌΡΜΗΣΗ / παρόρμηση~ΠΑΡΌΡΜΗΣΗ / παρόρμηση )


- İTİBAR ile/||/<> CONVENTION[İng.] ile/||/<> CONVENTION[Fr.] ile/||/<> CONVENTIO[Lat.] ile/||/<> KONVENTION[Alm.] ile/||/<> UZLAŞIM

( Belli bir çevrece kabul edilmiş olan kurallar örneğin toplumsal uzlaşımlar töreler gelenekler Felsefe tarihinde ilkin sofistler toplumdaki yasaların değerlerin törelerin doğal yasa olmadığını insanlarca konulmuş olduğunu birer uzlaşım olduğunu ileri sürmüşlerdir )

( CONVENTION )

( CONVENTION )

( KONVENTION )

( CONVENTIO )


- İTİBARİ | NOMİNAL[Fr. < NOMINAL] ile/||/<> ...

( NOMINAL )


- İTİBÂRÎ | SANAL ile/||/<> SANAL

( matematik )

( IMAGINARY | VIRTUAL )

( NOMINAL )


- İTİDÂL | ILIM ile/||/<> ILIM

( Gece ile gündüzün eşit olması Güneşin eşlekle tutulumun kesim noktalarından birine geldiği an Güneşin eşlek ve tutulum düzlemlerinin ara kesit noktasından geçişi sırasında gece ve gündüzün birbirine eşit olduğu durum ılım )

( EQUINOX | EQUINOXE )

( ÉGUINOXE | ÉQUINOXE )

( ÄQUINOKTIUM | ÄQUNOKTIEN )


- İTİKÂL | AMORTİSMAN | ABRAZYON | AŞINDIRMA ile/||/<> AŞINDIRMA ile/||/<> AŞINDIRMAK ile/||/<> AŞINMA

( aşınma coğrafya kimya kimya Bir özdeğin kendinden daha yumuşak bir yüzeyi yıpratması olayı Çoğunlukla kayaçların akarsu yel buzul ve dalga etkisiyle aşındırılması kazılması ve kum toz gibi birbirine yapışık olmayan dağınık maddelerin süpürülerek kaldırılması olayları Bir gözlemcinin beklentilerine ve eğilimlerine uygun düşmediği için belli olguları görmezlikten gelmesinden ya da çarpıtmasından doğan yanlılık aşınım Durağan değer ve kuruluşların bir süre içinde doğal olarak aşınıp eskimesi Bir yüzeyin kendinden daha sert bir özdekçe yıpranması olayı 1 Belli bir yüzey üzerindeki epitelin kaybı deri ya da mukoza üzerinde sınırlı bir bölgenin epitelden mahrum oluşuyla belirgin durum erozyon 2 Ekolojik faktörler nedeniyle toprağın verimli tabakasının bulunduğu yerden su rüzgâr dalga ve buz gibi etkenlerle taşınması )

( ABRASION )

( CORROSION | CORRODER | ABRASION, USURE | ABRASION )

( ABNUTZUNG, ABRASION | ABSCHABEN )


- İTİKÂL | AŞINMA ile/||/<> AŞINMA

( Çoğunlukla kayaçların akarsu yel buzul ve dalga etkisiyle aşındırılması kazılması ve kum toz gibi birbirine yapışık olmayan dağınık maddelerin süpürülerek kaldırılması olayları Bir gözlemcinin beklentilerine ve eğilimlerine uygun düşmediği için belli olguları görmezlikten gelmesinden ya da çarpıtmasından doğan yanlılık aşınım Durağan değer ve kuruluşların bir süre içinde doğal olarak aşınıp eskimesi Bir yüzeyin kendinden daha sert bir özdekçe yıpranması olayı 1 Belli bir yüzey üzerindeki epitelin kaybı deri ya da mukoza üzerinde sınırlı bir bölgenin epitelden mahrum oluşuyla belirgin durum erozyon 2 Ekolojik faktörler nedeniyle toprağın verimli tabakasının bulunduğu yerden su rüzgâr dalga ve buz gibi etkenlerle taşınması )

( EROSION | CORROSION | WEAR AND TEAR, AMORTIZATION, REDEMPTION | WEAR )

( ÉROSION | USURE, AMORTISSEMENT | USURE )

( ABTRAGUNG | ABNUTZUNG; VERSCHLEISS | EROSION )

( ERODERE: YIPRATMAK, YIPRANMAK )

( EROSIONE )

( ΔΙΆΒΡΩΣΗ / διάβρωση )


- İTİKÂL | AŞINMA ile/||/<> EROZYON

( Çoğunlukla kayaçların akarsu, yel, buzul ve dalga etkisiyle aşındırılması, kazılması ve kum, toz gibi birbirine yapışık olmayan dağınık maddelerin süpürülerek kaldırılması olayları. @@ Bir gözlemcinin beklentilerine ve eğilimlerine uygun düşmediği için belli olguları görmezlikten gelmesinden ya da çarpıtmasından doğan yanlılık. @@ @@ bk. aşınım. @@ Durağan değer ve kuruluşların bir süre içinde doğal olarak aşınıp eskimesi. @@ Bir yüzeyin, kendinden daha sert bir özdekçe yıpranması olayı. @@ 1. Belli bir yüzey üzerindeki epitelin kaybı, deri ya da mukoza üzerinde sınırlı bir bölgenin epitelden mahrum oluşuyla belirgin durum, erozyon. 2. Ekolojik faktörler nedeniyle toprağın verimli tabakasının bulunduğu yerden, su, rüzgâr, dalga ve buz gibi etkenlerle taşınması. )

( EROSION | CORROSION | WEAR AND TEAR, AMORTIZATION, REDEMPTION | WEAR~EROSION )

( ÉROSION | USURE, AMORTISSEMENT | USURE~ÉROSION )

( ERODERE: YIPRATMAK, YIPRANMAK~ERODERE: YIPRATMAK, YIPRANMAK )

( ABTRAGUNG | ABNUTZUNG; VERSCHLEISS | EROSION~EROSION )

( EROSIONE~EROSIONE )

( ΔΙΆΒΡΩΣΗ / διάβρωση~ΔΙΆΒΡΩΣΗ / διάβρωση )


- İTİKÂL ile/||/<> EROSION[İng.] ile/||/<> ÉROSION[Fr.] ile/||/<> ABTRAGUNG, EROSION[Alm.] ile/||/<> AŞINIM

( Yerkabuğunu oluşturan kayaçların başta akarsular olmak üzere çeşitli dışetmenlerle yıpratılıp yerinden koparılmaları ya da eritilmeleri )

( EROSION )

( ÉROSION )

( ABTRAGUNG, EROSION )


- İTİKAT, İMAN | İNANÇ ile/||/<> İNANÇ

( Kişiliğin derinliğine sızmış ve tüm öteki süreçlerde yansıması olan en süreğen biliş ve inanışlardan her biri Bir şeyi güvenle doğru sayma tutumu Bu anlamda 1 Yeterince gerekçesi bulunmayan kesin olmayan bir şeyi doğru sayma us yoluyla genel geçer bir doğrulama yapmadan başkasının tanıklığı üzerine kurulmuş kanıtları hiç bir kuşku duymaksızın onaylama 2 Öznel olarak yeterli olan ama nesnel olarak yeterli olmayan gerekçelerden ötürü bir şeyi doğru sayma Bu a usa uygun b duygulara uygun c istemeye uygun bir kanı ve onaylama olabilir 3 Bütün yapıp etmelerimizin temelinde bulunan yaşamadan gelen zorunlulukla dış dünyanın nesnelerin başka benlerin Tanrının var olduğunu kabul etme bilimsel ahlaksal estetik ve fizikötesi açıklamalarda önermelerin doğruluğunu onaylama 4 Humeda Alışkanlık kavramı ile bağlılık içinde temel kavramlardan biri Bir algı ya da anıya bağlı duygu Humea göre var olma algılanmış olma ile aynı şey olduğundan var olma algılanmadan edinilen bir inançtır 5 Kişisel düşünmeye dayanmayan ortaklaşa düşüncenin yansısı olan onaylama ve inanış Sanı olarak inanç 6 Yabancı bir yetkenin etkisiyle bir şeyi doğru sayma bu anlamda inanç inanılan özellikle dinsel alanda doğru sayılan şeydir )

( BELIEF )

( CROYANCE )

( GLAUBE )


- İTİMAT EDİLEBİLME | GÜVENİRLİK ile/||/<> GÜVENİRLİK

( Bir testin ölçmesi gereken şeyi her uygulanışında aynı biçimde ölçmede gösterdiği tutarlık derecesi Aynı işlemle benzer koşullarda yinelenen ölçümlerin ölçülen konunun iki ölçüm arasında değişmemesi koşuluyla benzer sonuçlar verme özelliği geçerlik )

( RELIABILITY )

( RELIABILITÉ )


- İTİYAT | ALIŞKANLIK ile/||/<> ALIŞKANLIK

( Düzenli ve sürekli olarak kendini gösteren öğrenilerek edinilmiş yalın davranışlar 1 Bir edim ya da etki karşısında canlı bir varlığın kazanmış olduğu değişmez tutum 2 Bir şeyin sık sık yinelenmesi sonunda oluşan huy ve alışkı İç ve dış etkilerle eylem ve davranışların yinelenmesi hep aynı biçimde gerçekleşmesi sonucu beliren koşullanmış davranış ya da tepki biçimleri Alışkanlıkların toplamı insanın bir tür ikinci doğasını oluşturur Alışkanlık bir yalınlaştırma olduğu özel bir dikkat çabasını gereksiz kıldığı için düşünsel yükü azaltır ancak düşünce ve davranışlarda bir katılaşma yarattığından bunların gelişimini engelleyici etkisi de vardır Bir ilacın tekrarlanarak kullanılması sonucunda oluşan psişik bağımlılık durumu )

( HABIT | HABITUATION | DEPENDENCY )

( HABITUDE | DÉPENDANCE )

( GEWOHNHEIT | ABHAENGIGKEIT )

( HABITUS | DEPENDEREDEN )

( ABITUDINE )

( ΣΥΝΉΘΕΙΑ / συνήθεια )


- İTİYAT | ALIŞKANLIK ile/||/<> BAĞIMLILIK

( Düzenli ve sürekli olarak kendini gösteren, öğrenilerek edinilmiş yalın davranışlar. @@ 1. Bir edim ya da etki karşısında canlı bir varlığın kazanmış olduğu değişmez tutum. 2. Bir şeyin sık sık yinelenmesi sonunda oluşan huy ve alışkı. @@ İç ve dış etkilerle eylem ve davranışların yinelenmesi, hep aynı biçimde gerçekleşmesi sonucu beliren, koşullanmış davranış ya da tepki biçimleri. Alışkanlıkların toplamı, insanın bir tür 'ikinci doğası'nı oluşturur. Alışkanlık, bir yalınlaştırma olduğu, özel bir dikkat çabasını gereksiz kıldığı için düşünsel yükü azaltır; ancak düşünce ve davranışlarda bir katılaşma yarattığından bunların gelişimini engelleyici etkisi de vardır. @@ Bir ilacın tekrarlanarak kullanılması sonucunda oluşan psişik bağımlılık durumu. )

( HABIT | HABITUATION | DEPENDENCY~DEPENDENCY | DEPENDENCE )

( HABITUDE | DÉPENDANCE~DÉPENDANCE | DEPENDANCE )

( HABITUS | DEPENDEREDEN~DEPENDEREDEN )

( GEWOHNHEIT | ABHAENGIGKEIT~ABHAENGIGKEIT | ABHÄNGIGKEIT )

( ABITUDINE~DIPENDENZA )

( ΣΥΝΉΘΕΙΑ / συνήθεια~ΕΞΆΡΤΗΣΗ / εξάρτηση )


- İTKİ = İLCÂ = IMPULSE, APPETITE[İng.] = IMPULSION, APPÉTIT[Fr.] = IMPULS, TRIEBE[Alm.] = IMPULSIO, APPETITUS[Lat.] = IMPULSO[İsp.]


- İTME DÜZENİ | İTİCİ ile/||/<> İTİCİ

( Ağaçişleri makinelerinde işlenen parçayı ilerleten ve hareketini bir motordan alan aygıt Yarış başlamadan önce koşucunun çiftekerini iki yerinden iki eliyle itip koşuya başlamasını kolaylayan yardımcı )

( PUSHER )

( LANCEUR | POUSSEUR )

( VORSCHUBAPPARAT | SCHIEBER )


- ITRAH EDİLMEK | ÇIKARILMAK ile/||/<> ÇIKARILMAK

( Yumrukoyunu kurallarına aykırı vurduğu için ya da sporcuya yakışmayacak davranışından ötürü iki kez ceza almış yumrukoyuncusunun bu davranışlarını sürdürmesi halinde oyundan çıkarılması biyoloji )

( DISQUALIFICATION )

( ÊTRE ÉLIMINÉ )

( DISQUALIFIKATION )