Bugün[14 Temmuz 2026]
itibarı ile 29.657 başlık/FaRk ile birlikte,
29.657 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(55/120)


- İMPULSE[İng.] / DARBE[Osm.] / IMPULSION[Fr./İng.] ile/değil/yerine/= İTKİ


- IMPURE[İng.] ile/||/<> IMPUR[Fr.] ile/||/<> UNREIN[Alm.] ile/||/<> KATIŞIK

( İçinde ya da yapısında katışkı bulunan )

( IMPURE )

( IMPUR )

( UNREIN )


- İMTİHAN | SINAV ile/||/<> SINAV ile/||/<> SÖZLÜ SINAV

( Sınıf geçme bir okulu bitirme bir üst okula yazılma durumunda bulunan öğrencilerin ya da bir işe girmek isteyenlerin anıklık yetenek bilgi ve beceri derecesini anlamak için yapılan yoklama sözlü sınav yazılı sınav )

( EXAMINATION | TEST )

( EXAMEN )


- İMTİYAZ | AYRICALIK ile/||/<> AYRICALIK

( Belli kamu işgörülerinin görülmesi amacıyla kent yönetimince belli kişi kuruluş ya da ortaklıklara verilen özel olur Bir devletin yabancı bir devlete ya da çok kez olduğu gibi bir ortaklığa bir madeni arama işletme ya da herhangi bir hizmeti görme konusunda belli bir bölgede belli süre ve koşullarla tanıdığı özel izin 1 Yurt içinde büyük çapta yapılacak bazı araştırma inşaat ve kurulacak işletmeler için yabancı ortaklıklara verilen ayrıcalık Özel ve tüzel kişilere verilen haklar 2 Kimi durumlarda bazı kişilere tanınan özel haklar İktisadi ve siyasal gücün eşitsiz dağılımından dolayı kimi birey ve toplumsal kesimlerin elde ettiği yasa ya da töreyle yaptırıma bağlanan ya da bağlanmayan üstünlük durumu Herhangi bir konuda bir kişiye ya da kişilere belirli koşullarla tanınan hak ayrıcalık )

( CONCESSION | PRIVILEGE | ROYALTY, PRIVILEGE )

( CONCESSION | CONCESSION, PRIVILÈGE )

( VORZUG, VORRECHT | KONZESSION )


- İMTİYAZLI ile/||/<> LICENCEE[İng.] ile/||/<> CONCESSIONNAIRE[Fr.] ile/||/<> AYRICALIKLI

( Ayrıcalık elde eden )

( LICENCEE )

( CONCESSIONNAIRE )


- İMZA | NİŞANE | BELGİ ile/||/<> BELGİ

( Süsleme Eskiden dükkan ve mağazaların kapıları üstünde o dükkan ya da mağazanın nişanı olarak asılan demirden yapılmış üslüplaştırılmış hayvan biçimlerindeki süs Bir yanıtlayıcının soru çizinliğinde yanıtını dile getirmek üzere yaptığı belirtim ya da kimliğini belirtmek üzere kullandığı simge bellik kesit )

( SCUTCHEON | SIGN )

( PANONCEAU )

( WAPPENSCHILD )


- İMZA[Ar. < AMDA] ile/ve/||/<>/> İMCE/PARAF[Fr. < PARAPHE]

( Birinin herhangi bir belgeyi yazdığını ya da onayladığını belirtmek üzere her zaman aynı biçimde kullandığı kendine özgü simge. İLE/VE/||/<> Sadece baş yazaçlarla yazılan, kısa imza. )


- İN'İSÂB[Ar.]/INNERVATION[İng./Fr.] ile/değil/yerine/= SİNİRLERİ GÜÇLENDİRME | SİNİRLERİN GÖVDEDEKİ DAĞILIŞI


- INACTIVE[İng.] / INACTIVE[Fr.] / INAKTIV[Alm.] ile/değil/yerine/= ETKİN/AKTİF OLMAYAN


- İNAK = NASS = DOGMA[İng., Alm.] = DOGME[Fr.] = DOGMA[Yun.]


- İNAN = İMAN = FAITH[İng.] = FOI[Fr.] = GLAUBE[Alm.] = FIDES[Lat.] = FE[İsp.]


- İNANÇ" ile/||/<> "EGREGOR"[Fr. ÉGRÉGORE < YUN. EGR&EACUTE;GOROS(ΕΓΡΗΓΟΡΟΣ/ἘΓΡΉΓΟΡΟΣ) / GR&EACUTE;GOR&EACUTE;O]


- İNANÇ = İTİKAT = BELIEF[İng.] = CROYANCE[Fr.] = GLAUBE[Alm.] = FE, CREENCIA[İsp.]


- İNANCILIK/FİDEİZM[Fr. < FIDÉISME] ile/||/<> İNANCILIK/İMANİYE[Ar. < ĪMĀNİYYE]


- İNAYET ile/||/<> GRACE[İng.] ile/||/<> GRÂCE[Fr.] ile/||/<> GRATIA[Lat.] ile/||/<> GNADE[Alm.] ile/||/<> KAYRA

( Tanrının insana iyilik getirici kurtarıcı ilişkisi için kullanılan özellikle dinsel bir kavram Tanrının insanı koruyuculuğu ve esirgeyiciliği Hıristiyanlığın temel kavramı Tanrının insanı sevgi dolu düşünüşü için kullanılan kavram Felsefe tarihinde Augustinusten beri kayra ve özgürlük arasındaki ilişki sorusu önem kazanmıştır Skolastikte bu soru doğanın kayra yoluyla yetkinleşmesi öğretisiyle yanıtlandırılıyordu Lutherde ise Herşeye gücü yeten Tanrı düşüncesiyle bu sorun sonuna değin götürüldü Çağımızda N Hartmannda ise bu soru tam ters doğrultuda yanıtlanıyor Bir sorumluluğun bir özgürlüğün olabilmesi için Tanrı var olmamalıdır )

( GRACE )

( GRÂCE )

( GNADE )

( GRATIA )


- İNBİSÂT | GENLEŞME ile/||/<> GENLEŞME

( Kayaç taneciklerinin güneş ısısının etkisiyle büyümesi Fiziksel ya da kimyasal etkiler sonucu özdeğin boyutlarında oluşan büyüme Günlük sıcaklık ayrımlarının büyük olduğu karasal iklimlerde görülen kayaçların oylum değiştirmeleriyle ilgili fiziksel olay büzülme mekanik parçalanma 1 fizik Isıtılan özdeklerde görülen oylumsal büyüme 2 mekanik Bulunduğu yer ya da kaptan ötekine geçirilerek bir akışkanın oylumsal niceliğinde gerçekleştirilen gensel değişim 3 metalbilim Isı ya da dönüşüm nedeniyle bir özdeğin oylumunda oluşan genişleme Değişmez kütleli bir cismin ısı ve basınç gibi etkilerle oylumunun artması fizik Isı ya da dönüşüm nedenleriyle bir özdeğin oylumunda oluşan genişleme )

( DILATATION | EXPANSION | DILATATION, EXPANSION. )

( DILATATION | DILATATION, EXPANSION. | EXPANSION )

( AUSDEHNUNG | EXPANSION )


- İNBİSAT | UZAMA ile/||/<> UZAMA ile/||/<> UZAMAK

( Isıtma ya da çekme ile bir cismin boyca büyümesi kimya fizik Uzunluğun bir yönde artması olayı Bir gücün etkisi altında numunenin uzunluğunun artması özelliği 50 S ribozamal alt birimindeki P noktasına tutunmuş olan peptit zincirinin uzaması elongasyon )

( ELONGATION | STRETCH | EXTEND )

( ÉLONGATION | ALLONGEMENT | DILATATION LINÉAIRE )

( VERLÄNGERUNG | DEHNUNG )


- İNBİSAT SABİTİ | VAHDET-İ İNBİSAT | GENLEŞME KATSAYISI ile/||/<> GENLEŞME KATSAYISI

( Birim nicelikte bir özdeğin bir derece sıcaklık artışıyla gösterdiği oylum genişlemesi Sıcaklığın bir derece yükseltilmesiyle birim uzunluk birim yüzölçüm ya da birim oylumdaki artış fizik )

( EXPANSIVITY | COEFFICIENT OF EXPANSION )

( EXPANSIVITÉ | COEFFICIENT DE DILATATION )

( AUSDEHNBARKEIT | WÄRMEDEHNUNGSZAHL )


- İNBİSAT[Osm.] / EXPANSION[İng.] / DILATATION, EXPANSION[Fr.] / AUSDEHNUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= GENLEŞME


- INBREEDING, CLOSE BREEDING[İng.] ile/||/<> SÉLECTION CONSANGUINE[Fr.] ile/||/<> INZUCHT[Alm.] ile/||/<> KENDİLEŞME

( Bir bireyin kendi kendini döllemesi ya da kendisiyle çok yakın genotipte olan bir bireyle çaprazlanması )

( INBREEDING, CLOSE BREEDING )

( SÉLECTION CONSANGUINE )

( INZUCHT )


- İNÇ[İng. < İNCH] ile/||/<> METRE ile/||/<> SANTİMETRE

( (matematik) @@ Uzunluğu 2,54 cm olan İngiliz ölçü birimi, burgata, pus.@@İnç. @@ < İtal (Venedik) purgada 'inch'. )

( INCH | METER | CENTIMETERS~METER~CENTIMETERS )

( POUCE | MÈTRE | CENTIMÈTRE~MÈTRE~CENTIMÈTRE )

( ZOLL~METER~ZENTIMETER )

( PURGADA~METRO~CENTIMETRO )

( ΊΝΤΣΑ / ίντσα~ΜΈΤΡΟ / μέτρο~ΕΚΑΤΟΣΤΌΜΕΤΡΟ / εκατοστόμετρο )


- İNÇ ile/||/<> INÇ[İng. < INCH]

( matematik Uzunluğu 2 54 cm olan İngiliz ölçü birimi burgata pus İnç İtal Venedik purgada inch )

( INCH | METER | CENTIMETERS )

( POUCE | MÈTRE | CENTIMÈTRE )

( ZOLL )

( PURGADA )

( ΊΝΤΣΑ / ίντσα )


- INCANDESCENT/INCANDESCENCE[İng.] / INCANDESCENCE[Fr.] / WEISSGLÜHEND[Alm.] ile/değil/yerine/= AKKOR


- İNCE ÜNLÜ ile/||/<> İNCE ÜNLÜ

( Derleme ince vokal ince sesli damak ünlüsü ön vokal Dilin ileriye sürülmesiyle öndamakta meydana gelen ünlü e i ö ü vb Dilin ileriye sürülmüş durumunda ve ağız boşluğunun ön tarafında boğumlanan e i ö ü ünlülerinden her biri el ekin bilim bilinç öğünç üzüm vb Karşıtı kalın ünlüdür Azerbaycan Türkçesi incä sait Türkmen Türkçesi iinçe çekimli Gagauz Türkçesi incä vokal ön vokal önsıralı vokal Özbek Türkçesi old qatór unlisi yumşóq unli Uygur Türkçesi til aldi sozuqtavuş Tatar Türkçesi neçkä suzıq alğı rät suzığı Başkurt Türkçesi alğı rät huzıqıhı näzekhuzınqı inçe sozuk al sozuk Krç Malk tilni al keseginde kuralganaçık tawuş cumuşak açık tawuş Nogay Türkçesi aldı sıra sozık yumsak sozık Kazak Türkçesi til aldı dawıstısı jinişke dawıstı Kırgız Türkçesi aldıňkı katardagı ündüü cumşakündüü Alt aldıgı ryadtıň ündü tabıjı tımjak ündü tabış Hakas Türkçesi tîl alnındagıünnîg Tuva Türkçesi murnuu odurugnun ajık ünü çımçak ajık ün Türkçesi çımçakglasnıy Rusça glasnıy perednego ryada ince ünlü )

( FRONT VOWEL | BACK VOWEL )

( VOYELLE ANTÉRIEURE | VOYELLE POSTÉRIEURE )

( VORDERER VOKAL | HINTERER VOKAL )

( VOCALE ANTERIORE )

( ΠΡΌΣΘΙΟ ΦΩΝΉΕΝ / πρόσθιο φωνήεν )


- İNCE ÜNLÜ >< KALIN ÜNLÜ

( (Derleme.. ince vokal, ince sesli damak ünlüsü, ön vokal) Dilin ileriye sürülmesiyle öndamakta meydana gelen ünlü: e, i, ö, ü vb. @@ Dilin ileriye sürülmüş durumunda ve ağız boşluğunun ön tarafında boğumlanan e, i, ö, ü, ünlülerinden her biri: el, ekin, bilim, bilinç, öğünç, üzüm vb. Karşıtı kalın ünlü'dür. @@ Azerbaycan Türkçesi: incä sait; Türkmen Türkçesi: iinçe çekimli; Gagauz Türkçesi: incä vokal ~ ön vokal- *önsıralı vokal; Özbek Türkçesi: old qatór unlisi ~ yumşóq unli; Uygur Türkçesi: til aldi sozuqtavuş; Tatar Türkçesi: neçkä suzıq ~ alğı rät suzığı; Başkurt Türkçesi: alğı rät huzıqıhı ~ näzekhuzınqı; Kmk: inçe sozuk ~ al sozuk; Krç.-Malk.: tilni al keseginde kuralganaçık tawuş ~ cumuşak açık tawuş; Nogay Türkçesi: aldı sıra sozık ~ yumsak sozık; Kazak Türkçesi: til aldı dawıstısı ~ jinişke dawıstı; Kırgız Türkçesi: aldıňkı katardagı ündüü ~ cumşakündüü; Alt:: aldıgı ryadtıň ündü tabıjı ~ t'ımjak ündü tabış; Hakas Türkçesi: tîl alnındagıünnîg; Tuva Türkçesi: murnuu o'durugnun a'jık ünü ~ çımçak a'jık ün; Şor Türkçesi: çımçakglasnıy; Rusça: glasnıy perednego ryada@@bk. ince ünlü. )

( FRONT VOWEL | BACK VOWEL~BACK VOWEL )

( VOYELLE ANTÉRIEURE | VOYELLE POSTÉRIEURE~VOYELLE POSTÉRIEURE )

( VORDERER VOKAL | HINTERER VOKAL~HINTERER VOKAL )

( VOCALE ANTERIORE~VOCALE POSTERIORE )

( ΠΡΌΣΘΙΟ ΦΩΝΉΕΝ / πρόσθιο φωνήεν~ΟΠΊΣΘΙΟ ΦΩΝΉΕΝ / οπίσθιο φωνήεν )


- İNCE ZAR ile/||/<> İNCE ZAR

( Beyin zarlarının en altta olan beyin ve omuriliğe değen ince ve çok damarlı bir zarı beyin zarları )

( PIA-MATER )

( PIE-MÈRE )

( PIA MATER )


- İNCELME ile/||/<> İNCELME

( Çeşitli nedenlerle bir kelimedeki kalın sıradan ünlü ya da ünsüzlerin ince sıraya geçmesi olayı ınanmak inanmak yaşıl yeşil şBış şış şiş tışı dişi bıñ biñ bin 1000 yuñ yün kardaş kardeş şışman şişman alma elma kangı hangi tıl til dil vb Azerbaycan Türkçesi incälik Türkmen Türkçesi iinçelme aalınkı hatara geçme Gagauz Türkçesi incelmäk incä vokala geçim ön sıralılara geçim Özbek Türkçesi óld qatórga otiş yumşaş Uygur Türkçesi sozuq tavuşlarnin aldinqi qatarğa ötüşi Tatar Türkçesi neçkarü Başkurt Türkçesi näzekläşew inçeleniw Krç Malk cumuşaw Nogalaldı sıragaköşüw yumsaklanuw Kazak Türkçesi alga jiljuw jinişkerüw Kırgız Türkçesi cumşartuu aldıükı katarga ötüü Alt aldığı ryadka köçöri tımjaarı Hakas Türkçesi alnındagıiretke közîrîs tartılıs Türkçesi aldındagı katka aylançatkanı çımçatkanı Rusça perehod v peredniy ryad smyagçeniye )

( PALATALISATION | VELARISATION )

( PALATALISATION | VÉLARISATION )

( PALATALISIERUNG )

( PALATALIZZAZIONE )

( ΟΥΡΑΝΙΚΟΠΟΊΗΣΗ / ουρανικοποίηση )


- İNCELME >< KALINLAŞMA

( Çeşitli nedenlerle bir kelimedeki kalın sıradan ünlü ya da ünsüzlerin ince sıraya geçmesi olayı: ınanmak > inanmak, yaşıl > yeşil, şBış > şış > şiş, tışı > dişi, bıñ > biñ > bin, (1000), yuñ > yün, kardaş > kardeş, şışman > şişman, alma > elma, kangı > hangi, tıl > til > dil vb. @@ Azerbaycan Türkçesi: incälik; Türkmen Türkçesi: iinçelme ~ aalınkı hatara geçme; Gagauz Türkçesi:incelmäk ~ incä vokala geçim ~ ön sıralılara geçim; Özbek Türkçesi: -óld qatórga otiş ~yumşaş; Uygur Türkçesi: sozuq tavuşlarnin aldinqi qatarğa ötüşi; Tatar Türkçesi: neçkarü; Başkurt Türkçesi: näzekläşew; Kmk: inçeleniw; Krç.-Malk.: cumuşaw; Nogalaldı sıragaköşüw ~ yumsaklanuw; Kazak Türkçesi: alga jiljuw ~ jinişkerüw; Kırgız Türkçesi: cumşartuu ~aldıükı katarga ötüü; Alt:: aldığı ryadka köçöri ~ t'ımjaarı; Hakas Türkçesi: alnındagıiretke közîrîs ~ tartılıs; Şor Türkçesi: *aldındagı katka aylançatkanı ~ *çımçatkanı;Rusça: perehod v peredniy ryad ~ smyagçeniye; ~ )

( PALATALISATION | VELARISATION~VELARISATION )

( PALATALISATION | VÉLARISATION~VÉLARISATION )

( PALATALISIERUNG~VELARISIERUNG )

( PALATALIZZAZIONE~VELARIZZAZIONE )

( ΟΥΡΑΝΙΚΟΠΟΊΗΣΗ / ουρανικοποίηση~ΥΠΕΡΩΙΚΟΠΟΊΗΣΗ / υπερωικοποίηση )


- İNCESTE[Fr. < INCESTE] ile/değil/yerine/=/||/<> ENSEST

( Aile içi yasak ilişki )


- İNCİ BALIĞI ile/||/<> İNCİ BALIĞI

( Sazangiller familyasından şerit arakonakçısı bir balık türü akbalık anlamdaş ak balık Alburnus alburnus Kemiklibalıklar Teleostei takımının sazangiller Cyprinidae familyasından bir balık türü Uzunluğu 12 cm Pullarını örten gümüşlü bir pigment yapma inci olarak kullanılır Avrupa ve Anadolu ırmaklarında yaşar Kemikli balıklar Teleostei takımının sazangiller Cyprinidae familyasından 12 cm kadar uzunlukta pullarını örten gümüşlü bir pigmentin yapay inci olarak kullanıldığı Avrupa ve Anadolu ırmaklarında yaşayan bir balık türü Akbalık Kemikli balıklardan sazangiller Cyprinidae familyasından boyu 25 cm kadar olabilen pullarını örten gümüşi bir pigmentin yapay inci olarak kullanıldığı Avrupa ve Anadolu ırmaklarında yaşayan bir balık türü akbalık )

( BLEAK )

( ABLETTE | ALBETTE )

( LAUBE )

( ALBURNUS ALBURNUS )


- İNCİ ile İNCİ ÇİÇEĞİ(MÜGE[Fr. < MUGUET])


- INCIDENCE ANGLE[İng.] / ANGLE DE L'INCIDENCE[Fr.] / ANFANGSWINKEL[Alm.] ile/değil/yerine/= GELME AÇISI


- INCIDENCE PLANE[İng.] / PLAN D'INCIDENCE[Fr.] / ANFANGSEBENE[Alm.] ile/değil/yerine/= GELME DÜZLEMİ


- İNCİMAD[Osm.] / FREEZE, FREEZING[İng.] / CONGÉLATION[Fr.] / EINFRIEREN[Alm.] ile/değil/yerine/= DONMA


- İNCİR ile/||/<> İNCİR[Fars. < ENCİR]

( tarım Dutgiller Moraceae familyasından sütlü iki evcikli çiçekleri etlenmiş çiçek tablası içinde bulunan ve etli kısım meyve olarak yenen yapraklarını döken erkek ve dişi bireyin ayrı ayrı bulunduğu ağaç formunda bir bitki Ülkemizin birçok yerinde incir yerine yemiş adı kullanılır yemiş İncire ballı darı adı da verilir Az ǝncir incir incir incir ancir ancır ancir ancir ancīr a fig Farsçada ancīra olarak da geçer )

( FIG )

( FIGUE )

( FEIGE )

( FICUS CARICA )

( ANCĪR )


- INCLINED PLANE[İng.] / AVION INCLINÉ[Fr.] / SCHIEFE EBENE[Alm.] ile/değil/yerine/= EĞİK DÜZLEM


- INCLUSION[İng.] / INCLUSION[Fr.] / EINSCHLUSS[Alm.] ile/değil/yerine/= HAPSETME


- INCOHERENT SCATTERING[İng.] / DISPERSION INCOHÉRENTE[Fr.] ile/değil/yerine/= EŞEVRESİZ SAÇILMA


- INCOMPRESSIBLE VOLUME[İng.] / VOLUME INCOMPRESSIBLE[Fr.] ile/değil/yerine/= SIKIŞTIRILAMAZ OYLUM


- INCONVENIENCE[İng.] / INADÉQUATION[Fr.] / UNSTIMMIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= UYUMSUZLUK


- INDAMINE[İng.] / INDAMINE[Fr.] / INDAMINE[Alm.] ile/değil/yerine/= İNDAMİNE


- INDANTHRENE[İng.] / INDANTRÈNE[Fr.] / INDANTHREN[Alm.] ile/değil/yerine/= İNDANTREN


- INDÉCLINABLE[Fr.] ile/||/<> ÇEKİMSİZ

( Bazı dillerde çekimi olmıyan zarf bağlaç gibi kelimeler için söylenir )

( INDÉCLINABLE )


- İNDEKS[Fr. < INDEX] ile/değil/yerine/=/||/<> DİZİN | GÖSTERGE

( atıf indeksi dizin gösterge )


- INDENE[İng.] / INDÉNE[Fr.] / INDEN[Alm.] ile/değil/yerine/= İNDEN


- INDETERMINISM[İng.] ile/||/<> INDÉTERMINISME[Fr.] ile/||/<> INDETERMINARE[Lat.] ile/||/<> INDETERMINISMUS[Alm.] ile/||/<> BELİRLENMEZCİLİK | İNDETERMİNİZM[Fr. < INDÉTERMINISME]

( belirlenmezcilik indeterminare sınırlanmama belirlenmeme 1 Genel olarak Nedensellik yasasına bağlı olmayan bir nedene bağlanmayan olay ve durumların da bulunduğunu öne süren görüş 2 Özellikle ahlak felsefesinde İnsan istencinin hiç bir koşula bağlı olmadığını içinde bulunduğu koşullarla belirlenmediğini insanın özgür istencinin nedensellik yasasına bağlı olmadığını savunan görüş )

( INDÉTERMINISME )


- İNDETERMİNİST[Fr. < INDÉTERMINISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> BELİRLENMEZCİ


- İNDETERMİNİZM[Fr. < INDÉTERMINISME] ile/değil/yerine/=/||/<> BELİRLENMEZCİLİK


- INDIAN INK[İng.] ile/||/<> ENCRE DE CHİNE[Fr.] ile/||/<> TUSCHE[Alm.] ile/||/<> ÇİNİ MÜREKKEBİ

( Resim Borneo kâfurusu jelatin ve misk karışımı bir tür mürekkep )

( INDIAN INK )

( ENCRE DE CHINE )

( TUSCHE )


- INDIAN SENNA[İng.] ile/||/<> CASSE TROMPEUSE[Fr.] ile/||/<> CASSIA ANGUSTIFOLIA[Lat.] ile/||/<> SENNENCASSIE[Alm.] ile/||/<> SİNAMEKİ[Ar. < SENÂ + MEKKİ]

( Baklagiller Leguminosae familyasından 60100 cm kadar boylanabilen ana vatanı Arabistan ve Somali olan yaprakları ve meyveleri eczacılıkta müshil yapımında kullanılan çok yıllık çalımsı bir bitki )

( INDIAN SENNA )

( CASSE TROMPEUSE )

( SENNENCASSIE )

( CASSIA ANGUSTIFOLIA )


- INDIAN YELLOW[İng.] / JAUNE DE COBALT, JOUNE DES INDES[Fr.] ile/değil/yerine/= HİNT SARISI


- İNDİBA, İHZAR ile/||/<> APPRÊTAGE[Fr.] ile/||/<> APRELEMEK

( kimya )

( APPRÊTAGE )


- INDICAN[İng.] / INDICAN[Fr.] / INDICAN[Alm.] ile/değil/yerine/= İNDİKAN


- INDICATOR[İng.] / INDICATEUR[Fr.] / INDIKATOR[Alm.] ile/değil/yerine/= İNDİKATOR


- INDICE EXTRAORDINAIRE[Fr.] ile/değil/yerine/= OLAĞANÜSTÜ İNDİSİ


- İNDİCE[Fr. < INDICE] ile/değil/yerine/=/||/<> İNDİS

( Bir harf üzerine konulan işaret Bir harf benzer fakat yine de değişik biçimlerde iki ya da daha çok kez kullanılmak istendiğinde harfin üstüne ya da altına eklenen ayırıcı işaret Bir kökün derecesini göstermek için kök işaretinin kolları arasına konulan sayı )


- İNDİFÂ | PATLAMA ile/||/<> PATLAMA

( Bïr yıldızın kararlı halini yitirip birdenbire genişlemesi Magmadaki gazların birdenbire yeğin gürültüyle patlaması Lastiğin delinerek hava kaçırması Çok hızlı düzensiz ve gürültülü bir kimyasal değişim sonucu ısı ışık ve gazların çevreye yayılması kimya fizik mekanik 1 Alev ya da kıvılcım saçan yüksek sıcaklıkta gazlar çıkaran çok hızlı kimyasal tepkime 2 Çok kısa ve yeğin yanma sonucu oluşan gürültü 3 Çok kısa bir süre içinde basınçlı gazların açığa çıkmasına ya da oluşmasına yol açan olay yanardağda coğrafya kimya kimya İktisadi dalgalanmanın genişleme aşamasında büyüme oranında meydana gelen sürekli ve alışılmamış düzeyde artışın olduğu durum çöküntü İçe ve dışa patlamaların ortak adı Patlakları oluşturan olay )

( OUTBURST | EXPLOSION | EXPLOSION, DETONATION | 1- DEFLAGRATION, COMBUSTION; 2- DETONATION, 3- EXPLOSION | BOOM | BURSTING )

( EXPLOSION | EXPLOSION, DÉGAGEMENT GAZEUX EXPLOSIF | CREVAISON | EXPLOSION, DÉTONATION | 1- DÉFLAGRATION, 2- DÉTONATION, 3- EXPLOSION | DÉTONATION | PLOSION )

( AUSBRUCH | EXPLOSION | EXPLOSION, DETONATION )


- İNDİFÂ | PÜSKÜRME ile/||/<> PÜSKÜRME

( Magmanın az ya da çok miktarda gazlarla yeryüzüne çıkması yanardağ püskürmesi yerbilim kimya Basınç altında aşırı derecede ısıtılan yeryağının beklenmedik bir anda genleşerek buğulaşması coğrafya jeoloji )

( ERUPTION | IRRUPTION | VOLCANO | CRATER | VOLCANIC ACTIVITY )

( ÉRUPTION | VOLCAN | CRATÉRE, BOUCHE VOLCANIQUE | ACTIVITÉ VOLCANIQUE )

( AUSBRUCH | VULKAN | KRATER, SPRENGTRICHTER | VULKANISCHE TÖTIGKEIT )

( ERUPTIO )

( ERUZIONE )

( ΈΚΡΗΞΗ / έκρηξη )


- İNDİFÂ | PÜSKÜRME ile/||/<> YANARDAĞ ile/||/<> YANARDAĞ AĞZI ile/||/<> YANARDAĞ PÜSKÜRMESİ

( Magmanın, az ya da çok miktarda gazlarla yeryüzüne çıkması. @@ bk. yanardağ püskürmesi. @@ yerbilim, kimya: Basınç altında aşırı derecede ısıtılan yeryağının beklenmedik bir anda genleşerek buğulaşması. @@ (coğrafya, jeoloji) @@ )

( ERUPTION | IRRUPTION | VOLCANO | CRATER | VOLCANIC ACTIVITY~VOLCANO~CRATER~VOLCANIC ACTIVITY | ERUPTION | VOLCANIC ERUPTION )

( ÉRUPTION | VOLCAN | CRATÉRE, BOUCHE VOLCANIQUE | ACTIVITÉ VOLCANIQUE~VOLCAN~CRATÉRE, BOUCHE VOLCANIQUE | CRATÈRE~ACTIVITÉ VOLCANIQUE | ÉRUPTION | EXPLOSION VOLCANIQUE )

( ERUPTIO~...~CRATER~... )

( AUSBRUCH | VULKAN | KRATER, SPRENGTRICHTER | VULKANISCHE TÖTIGKEIT~VULKAN~KRATER, SPRENGTRICHTER | KRATER~VULKANISCHE TÖTIGKEIT | VULKANAUSBRUCH | AUSBRUCHSERSCHEINUNG )

( ERUZIONE~VULCANO~CRATERE~ERUZIONE VULCANICA )

( ΈΚΡΗΞΗ / έκρηξη~ΗΦΑΊΣΤΕΙΟ / ηφαίστειο~ΚΡΑΤΉΡΑΣ / κρατήρας~ΗΦΑΙΣΤΕΙΑΚΉ ΈΚΡΗΞΗ / ηφαιστειακή έκρηξη )


- İNDİFÂ-İ DAHİLÎ | SOKULMA ile/||/<> SOKULMA

( Magmanın yarık ve çatlaklardan komşu kayaçların içine sokul İçönüm anlamdaşı Bak Önüm )

( INTRUSION )

( INTRUSION | INSERTION )

( INTRUSION, INJEKTION )


- İNDİFAATI-BÜRKÂNİYE ile/||/<> LAVE[Fr.] ile/||/<> LÂV

( coğrafya jeoloji )

( LAVE )


- İNDİFÂÎ ile/||/<> ÉRUPTIVE[Fr.] ile/||/<> PÜSKÜRÜK

( jeoloji )

( ÉRUPTIVE )


- INDIFFERENT EQUILIBRIUM[İng.] / ÉQUILIBRE INDIFFÉRENT[Fr.] ile/değil/yerine/= KAYITSIZ DENGE


- INDIGO CARMINE[İng.] / CARMIN D'INDIGO[Fr.] / INDIGOKARMIN, INDIGOTIN[Alm.] ile/değil/yerine/= İNDİGO KARMEN


- INDIGO PLANT, WOAD[İng.] ile/||/<> GUÈDE[Fr.] ile/||/<> ISATIS TINCTORIA[Lat.] ile/||/<> FÄRKERWAID[Alm.] ile/||/<> ÇİVİT OTU

( Turpgiller Cruciferae familyasına ait 50100 cm boyda iki ya da çok yıllık sarı çiçekli otsu kısmından mavi renkli çivit boyası elde edilen bir bitki )

( INDIGO PLANT, WOAD )

( GUÈDE )

( FÄRKERWAID )

( ISATIS TINCTORIA )


- INDIGO, INDIGO BLUE[İng.] / INDIGO BLEU[Fr.] / INDIGO[Alm.] ile/değil/yerine/= İNDİGO, İNDİGO MAVİ


- İNDİKATÖR | DETERMİNANT | ZARF | GÖSTERGE | BELİRTEÇ | İNDİKATÖR ile/||/<> İNDİKATÖR ile/||/<> BELİRTEÇ

( Belirteç Belirteç A dördül dizeyi verildiğinde 1 2 n kümesinin tüm devşirimlerini dolaşmak üzere toplamıyla belirlenen sayı Simgesi Bir tepkimenin sonlanışını keskin renk değişimiyle gösteren özdek ayıraç Çizgisel denklem takımlarının çözümü için konulmuş işlemsel bir kural ninci dereceden bir belirteç n dikeç ve n dizeç olarak öbeklenmiş n2 sayılı bir çizelge oluşturur Derleme katmaç Bir eylemin bir sıfatın ya da bir başka belirtecin anlamını zaman yer ölçü nitelik soru kavramları bakımından etkileyen sözcük Çok konuşuyor Erken gelince şaşırdık En iyi arkadaş kitaptır En fazla kazanan en çok çalışandır vb Bazı durumlara karşı duyarlılık göstererek ya da cevap oluşturarak o durumlar hakkında ipucu veren belirleyici indikatör 1 Ortamın hidrojen iyon konsantrasyonuna göre renk değiştiren zayıf organik asit ya da bazlar indikatör 2 Yemlerde doğal olarak bulunan sindirim kanalından çok az emilen gerçekte gübrede değişmemiş olarak tamamen bulunabilen lignin kromojen silisyumdioksit slika gibi dış indikatörler ya da krom oksit demir oksit ve baryum sülfat gibi iç indikatörlerle teorik sindirilebilirlik ve kuru madde tüketimini hesaplamada kullanılan maddeler 3 Bulunduğu yerin niteliği hakkında bilgi veren işaretleyici markır Üç şekilde kullanılabilir 1 Kromozomda yeri ve işlevi bilinen bir genin başka bir genin haritalanmasında 2 Antijenik belirteç olarak hücre tiplendirmesinde 3 DNA RNA ya da protein belirteçler bilinen uzunlukta ya da nitelikte parçacıklar olup çözümlemelerde kullanılabilir )

( INDICATOR )

( INDICATEUR )


- İNDİKATÖR | GÖSTERGEÇ ile/||/<> GÖSTERGEÇ

( Belirli bir kimyasal özdeğin var olup olmadığını örneğin belli bir renk vererek gösteren özel ayıraç Bir özelliği ölçen aygıtın bu özelliğin bir ölçeğe göre değerini gösteren bölümü )

( INDICATOR | POINTER )

( INDICATEUR )

( ANZEIGER, INDIKATOR, MESSZEIGER | INDICATOR )


- İNDİKATÖR[Fr. < INDICATEUR] ile/değil/yerine/= GÖSTERGE


- İNDİKATÖR[Fr. < INDICATEUR] ile/değil/yerine/=/||/<> GÖSTERGE


- INDIRECT TAX[İng.] ile/||/<> DOLAYLI VERGİ

( dolaylı vergi Piyasada malın satışı sırasında miktar ya da değer üzerinden alınan vergi )

( INDIRECT TAX )

( IMPÔT INDIRECT )

( INDIREKTE STEUER )

( IMPOSTA INDIRETTA )

( ΈΜΜΕΣΟΣ ΦΌΡΟΣ / έμμεσος φόρος )


- İNDİRGEÇ/"DÜŞÜRTEÇ"/"PARAŞÜT"[İng./Fr. < PARACHUTE]/KANOPİ[Yun. < KŌNŌPEÎON< KŌNŌPS: Cibinlik/perdeli yatak.][İng. CANOPY][Fr. CANAPÉ < Lat. CONOPEUM] ile/değil/yerine/||/<> KANAT


- İNDİRGEME = İRCA = REDUCTION[İng.] = RÉDUCTION[Fr.] = REDUKTION[Alm.] = REDUCTIO[Lat.] = REDUCCION[İsp.]


- İNDİRME ile/||/<> İNDİRMEK

( Vücut bölümlerini kaldırıldıkları yerden kendi ağırlıklarıyla doğal duruma getirme İndirim işlemi yüklemek )

( LOWERING | DISCOUNTING | SUBMERSION )

( ABAISSEMENT | SUBMERSION )

( SENKEN | SUBMERSION )


- İNDİUM[Fr. < INDIUM] ile/değil/yerine/=/||/<> İNDİYUM

( Atom numarası atom ağırlığı olan gümüş parlaklığında kurşundan daha kolay ezilen yumuşak bir element simgesi In )


- INDIUM[Fr.] ile/||/<> İNDİYUM[Fr. < INDIUM]

( kimya )

( INDIUM )


- İNDİVİDÜALİST[Fr. < INDIVIDUALISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> BİREYCİ


- İNDİVİDÜALİZM[Fr. < INDIVIDUALISME] ile/değil/yerine/=/||/<> BİREYCİLİK


- INDOLE[İng.] / INDOL[Fr.] / INDOL[Alm.] ile/değil/yerine/= İNDOL


- INDUCTANCE BRIDGE[İng.] / PONT D'INDUCTANCE[Fr.] ile/değil/yerine/= İNDÜKTANS KÖPRÜSÜ


- INDUCTANCE IDÉALE[Fr.] / IDEALE INDUKTIVITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= İDEAL İNDÜKTANS


- INDUCTANCE[İng.] / INDUCTANCE[Fr.] ile/değil/yerine/= İNDÜKTANS


- INDUCTION ÉLECTROMAGNÉTIQUE[Fr.] / ELEKTROMAGNETISCHE INDUKTION[Alm.] ile/değil/yerine/= ELEKTROMANYETİK İNDÜKSİYON


- INDUCTION NUCLÉAIRE[Fr.] / KERNINDUKTION[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇEKİRDEK İNDÜKSİYONU


- İNDÜKSİYON | TÜMEVARIM ile/||/<> TÜMEVARIM

( Sonlu tümevarım ya da sonluötesi tümevarım Anlamdaş uzbilimsel tümevarım Karşılaştırınız tümdengelim Kişilerin özellikle bilim adamlarının gözlem ve deneylere dayanarak yeni varsayımları benimsemeleri süreci Krş varsayım tümevarımlı mantık Özelden genele tikelden tümele giderek ya da olguların gözleminden genelliklere vararak bilgi üretme yöntemi Tekil olandan özel olandan genel olana giden tek tek olgulardan genel önermelere varan yöntem burada ve şimdi gözlenilmiş olanlardan belli bir türün bütün durumları için geçerli olan yasaya gider Tam olan tümevarım inductio compléta da olanaklı olan bütün durumlar araştırılmıştır bundan dolayı mantıkça zorlayıcı bir niteliği vardır tam olmayan bundan böyle olasılı olan tümevarımdan inductio incompleta tam olanı ayırmak gerekir )

( INDUCTION )

( INDUCTION )

( INDUKTION | LNDUKTION )

( INDUCTIO )


- İNDÜKTÖR ile/||/<> INDUCTOR[İng.] ile/||/<> INDUCTEUR[Fr.] ile/||/<> INDUKTOR, SPULE[Alm.] ile/||/<> İRKİLTEÇ

( Geçirdiği akımla başka bir çevrini içinde bir yüksüren kuvvet irkilten genellikle kangal biçimli çevrim )

( INDUCTOR )

( INDUCTEUR )

( INDUKTOR, SPULE )


- INDUSTRIAL ALCOHOL[İng.] / ALCOHOL DÉNATURÉ[Fr.] / DENATURIERTER ALKOHOL[Alm.] ile/değil/yerine/= ENDÜSTRİYEL ALKOL


- INDUSTRY/INDUSTRIALIZATION[İng.] ile/değil/yerine/= SANAYI | ENDÜSTRI[Fr. < INDUSTRIE] ile/değil/yerine/= ENDÜSTRI

( bk. sanayi@@Yeni teknolojileri uygulamadaki tavırları ve yasal durumları ne olursa olsun büyük, küçük ve orta ölçekli işletmelerin gerçekleştirdikleri her türlü iktisadi etkinlik. )


- INELASTIC COLLISION[İng.] / COLLISION INÉLASTIQUE[Fr.] / UNELASTISCHER STOSS[Alm.] ile/değil/yerine/= ESNEK OLMAYAN ÇARPIŞMA


- INELASTIC SCATTERING[İng.] / DIFFUSION INÉLASTIQUE[Fr.] / UNELASTISCHE STREUUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= ESNEK OLMAYAN SAÇILMA


- INERTIA INSTABILITY[İng.] / INSTABILITÉ INERTIELLE[Fr.] / SCHWUNGKRAFTINSTABILITÄT, TRÄGHEITSINSTABILITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= EYLEMSİZLİK KARARSIZLIĞI


- INERTIA MATRIX[İng.] / MATRICE D'INERTIE[Fr.] / TRÄGHEITSMATRIX[Alm.] ile/değil/yerine/= EYLEMSİZLİK MATRİSİ


- INFANT[İng.] ile/||/<> ENFANT NON-SEVRÉ[Fr.] ile/||/<> SÜT ÇOCUĞU

( Bir yaşını doldurmamış genellikle emzirme döneminde bulunan çocuk )

( INFANT )

( ENFANT NON-SEVRÉ )


- İNFARCTUS[Fr. < INFARCTUS] ile/değil/yerine/=/||/<> ENFARKTÜS

( Bir organı besleyen bir atardamarın tıkanması sonucu gelişen doku ölümü )


- İNFAZ VE KORUMA BAŞMEMURU/BAŞGARDİYAN[Tr. < BAŞ + Fr. GARDIEN] ile/||/<> İNFAZ VE KORUMA MEMURU/GARDİYAN[Fr. < GARDIEN]


- İNFECTİON[Fr. < INFECTION] ile/değil/yerine/=/||/<> ENFEKSİYON

( hastane enfeksiyonu Hastalığa yol açan mikroorganizmaların genel ya da yerel olarak organizmada gelişmesi )


- INFINITE[İng.] / INFINI[Fr.] ile/değil/yerine/= SONSUZ


- İNFİNİTESİMAL[Fr. < INFINITÉSIMAL] ile/değil/yerine/=/||/<> İNFİNİTEZİMAL

( Sonsuz küçük dizi nicelikleri inceleyen matematik kolu )


- İNFİNİTEZİMAL/İNFİNİTESİMAL[Fr. < INFINITÉSIMAL] ile/||/<> İNTEGRAL/İNTEGRAL[Fr. < INTÉGRAL] ile/||/<> İNTEGRASYON/İNTEGRATİON[Fr. < INTÉGRATION]

( Sonsuz küçük dizi nicelikleri inceleyen matematik kolu )


- İNFİSAH ile/||/<> DISSOLUTION[İng.] ile/||/<> DISSOLUTION[Fr.] ile/||/<> DAĞILMA

( DISSOLUTION )

( DISSOLUTION )


- İNFLATİON[Fr. < INFLATION] ile/değil/yerine/=/||/<> ENFLASYON

( enflasyon canavarı Dolanımdaki para miktarıyla malların ve satın alınabilir hizmetlerin toplamı arasındaki açığın büyümesinden ortaya çıkan ve fiyatların toplam yükselişi paranın değerinin düşmesi biçiminde kendini gösteren ekonomik parasal süreç para şişkinliği parasal şişkinlik Gereğinden fazla artış şişkinlik pahalılık )


- İNFLATİONNİSTE[Fr. < INFLATIONNISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> ENFLASYONİST

( Enflasyonla ilgili enflasyona dayanan enflasyona bağlı )


- İNFORMEL[Fr. < INFORMEL] ile/değil/yerine/=/||/<> İNFORMEL

( informel eğitim Biçimsel olmayan Resmî olmayan )


- INFRARED RADIATION[İng.] / RAYONNEMENT INFRAROUGE[Fr.] ile/değil/yerine/= KIZILÖTESİ IŞINIM


- INFRARED WINDOW[İng.] / FENÊTRE INFRAROUGE[Fr.] / INFRAROTFENSTER[Alm.] ile/değil/yerine/= KIZILÖTESİ PENCERESİ


- INFUSION[İng.] / INFUSION[Fr.] / AUFGUB, INFUSION[Alm.] ile/değil/yerine/= İNFÜZYON


- İngilizce'de Sıklıkla Yanlış Söylenilen 100 Sözcük ve Deyimler -ve

( Bütün, ("Parçaların biraradalığı", "Bütünlük", "Entegrasyon/Integration/Integrity") anlamını taşıyan bir sözcüktür.

Tüm ise, (ingilizce "Whole/All") ile karşılık bulur. Parça parça olsa da, çeşitli oranlarda eksiklikler de olsa istisnasız ve ayırımsız, tamamıyla/tümüyle kapsamadır.

Bütün elmalar, bütün bireyler, bütün arabalar, bütün kitaplar, bütün örnekler, bütün ayrıntılar, bütün parçalar olmaz! Parçalarının ayrı ayrı kullanılma durumu olmayanlar için gereksiz/yersiz/fazladan bir sözcüktür "bütün".

Bir saksıdaki çiçeğin tüm yaprakları söz konusuysa, "bütün yapraklar" dendiğinde, --her sözcüğün, kendi anlamını taşıdığı bilgisiyle--, ucu sararmış/kırılmış, bir parçası kopmuş yapraklar devredışı bırakılmış olur, ki biz tamamını, hepsini demek istiyoruzdur.

Fransızca'da "sans" ve "cent" sözcükleri "san" diye okunur. Fransızca'yı iyi bilmeyen birinin/birilerinin zamanında "sans numero"yu numarasız ["sans" = -sız] değil de 100 olarak zannetmiş olmasından kaynaklanmıştır tuvaletlere yüz numara denmesi. II. Dünya Savaşı sonrası da Amerikan kültürü ve deyimleri bizi çok etkilediğinden dolayı bu iki sıfır da kalktı onun yerine -"çok değerli bir tanımmış gibi"- WC kullanıldı. )

( DOUBLEUR avec DOUBLURE
[ne pas] CENT NUMERO ! SANS NUMERO )


- INHARMONIC MOTION[İng.] / MOUVEMENT ANHARMONIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= HARMONİK OLMAYAN HAREKET


- INHARMONIC OSCILLATOR[İng.] / OSCILLATEUR ANHARMONIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= HARMONİK OLMAYAN SALINGAÇ


- İNHİBİTOR | ENGELLEYİCİ | İNHİBİTÖR ile/||/<> İNHİBİTÖR ile/||/<> ENGELLEYİCİ

( Engelleyici 1 Gelişmeyi engelleyici 2 Enzimle katalize edilen reaksiyonların hızını azaltan ya da tamamen yok eden madde eğretileme kimya Tezgenin etkisini önleyerek tepkime hızını azaltan katışkı Tezgenin çalışmasını önleyerek tepkime hızını azaltan katışkı Bir faaliyeti ya da olayı kontrol eden ya da engelleyen herhangi bir madde İnhibitör Bir faliyeti ya da olayı kontrol eden ya da önleyen madde inhibitör )

( INHIBITOR )

( INHIBITEUR )


- İNHİBİTOR | ENGELLEYİCİ ile/||/<> ENGELLEYİCİ ile/||/<> MÉTAPHORE[Fr.] ile/||/<> EĞRETİLEME

( eğretileme kimya Tezgenin etkisini önleyerek tepkime hızını azaltan katışkı Tezgenin çalışmasını önleyerek tepkime hızını azaltan katışkı Bir faaliyeti ya da olayı kontrol eden ya da engelleyen herhangi bir madde İnhibitör Bir faliyeti ya da olayı kontrol eden ya da önleyen madde inhibitör Bir sözcüğün alışılmış anlamı dışında kalan bir anlamda kullanılması Bu yazın sanatı üç yolda tanımlanır 1 Bir sözcüğün benzetme ilgisiyle başka bir sözcük yerine kullanılması 2 Benzetme ayırtılı değişmece 3 Uzbenzetme pekişik benzetme teşbihi beliğ deki iki terimden birinin atılarak kısaltılmasıyla oluşan söz sanatı Eğretileme öğeleri şunlardır a eğreti eğretilenen es t müstear Eğretilemede asıl sözcüğün yerine kullanılan sözcük b eğretilik kendisinden eğretilenen es t müstearün minh Eğretilemede eğretinin temeli olan söz c eğretili kendisi için eğretilenen es t müstearün leh Eğretilemede bir benzetme ilgisi kurmak için başka bir sözcükle anlatılan nesne benzetmelik durumundaki ve anlamındaki sözcük ç ipucu es t karinei muayyine Tümcede bir eğretileme ayırtısı bulunduğunu belirtmeye yarayan sözcük Ör Askerlerimiz kükreyerek siperlerinden fırladı tümcesindeki kükreme sözcüğü d engelleyici ipucu ayrıncalık es t karinei mania Eğretilemede başka anlamlara kaymayı engelleyen sözcük Değişmeceli olarak kullanılan sözcüğün gerçek anlama kaymasına engel olur Eğretileme çeşitli yönlerden türlere ayrılır Ia açık eğretileme es t açık istiare istiarei musarraha Bir varlığı kendi adiyle değil herhangi bakımdan benzetildiği başka bir nesnenin adiyle anma Benzetmeliğin kendisine benzetilenin anlatımında kalıp benzetilenin düşmesidir Aslan asker uzbenzetmesi şöyle açık eğretileme olur Aslanlarımız sınırlarımızı bekliyor b kapalı eğretileme es t kapalı istiare istiarei mekniye Uzbenzetmede benzetilenin anlatımda kalıp benzetmeliğin düşmesiyle kısalışıdır Yukarıdaki uzbenzetme şu biçime girer Askerlerimiz kükreyerek siperlerinden fırladılar 2 Eğretilenen sözcüklerin sayısına göre türler teklik eğretileme es t istiarei müfrede Bir tek sözcükle oluşan eğretileme b bileşik eğretileme es t istiarei mürekkebe Birden çok sözcükle örülen eğretileme c yaygın eğretileme es t istiarei temsiliye bileşik eğretileme Ör Saman altından su yürütmek Ayağını yorganına göre uzat 3 Sözcük türlerine göre a temel eğretileme adcıl eğretileme es t istiarei asliye Eğretilenlerin ad soylu bir sözcük olduğu eğretileme b uydu eğretileme es t istiarei tebaiyye Eğretilenlerin eylem ya da eymemsi bir sözcük olduğu eğretilme 4 Açık eğretilemede engelleyici ipucunun bulunup bulunmadığına göre a salt eğretileme es t istiarei mutlaka istiarei musarrahai mutlaka Anlatımda engelleyici ipucunun bulunmadığı eğretileme Ör Yanımda bir aslan var b yalın eğretileme es t istiarei mücerrede istiarei musarrahai mücerrede Eğretilenen için engelleyici ipucunun bulunduğu eğretileme Ör Yanımda silâhlı bir aslan var c pekitli eğretilme es t istiarei müreşşaha istiarei musarrahai müreşşaha Eğretilenin pekiştirici sözcüklerle nitelendiği eğretileme Ör Yanımda pençesi güçlü bir aslan var 5 imgeletici eğretileme es t istiarei tahyiliye İçinde ipucu bulunan kapalı eğretilemelere verilen ad Ör Küşcağız dertli derli ötüyordu 6 Eğretilemeler anlaşılma derecesine göre de çeşitlenir a saçık eğretileme es t istiarei âmiye istiarei müptezele Herkesin kolayca yapabileceği eğretileme b seçkinsel eğreti lerne yavlak eğretileme es t istiarei hassiye istiarei garibe Ancak seçkinlerin anlayabileceği eğretileme 7 Eğretilemede şu terimler de vardır a uyarlı dengeli eğretileme es t istiarei vifakiye Eğretilikle eğretilenin bir kişide toplandığı eğretileme Ör Yoksulluk içinde kıvranmış bir kimse için Bütün varlığını yitirmişti yeniden can buldu sözü gibi Bu örnekte eğretilik can eğretilen ise zenginliktir b sakalı eğretileme es t istiarei temlihiye c alaylı eğretileme es t istiarei tehekkümiye Alay için yapılan eğretileme Ör Korkak bir kimse için Aslan geliyor demek gibi ç ilgeci gizli benzetme es t teşbihi muzmerüledat Her eğretileme kısalmış bir benzetmedir Bunun için eğretilemeye böyle de derler )

( INHIBITOR )

( INHIBITEUR )

( INHIBITOR, HEMMSTOFF | HEMMER )

( INHIBIRE:ENGEL OLMAK )


- İNHİBİTÖR[Fr. < INHIBITEUR] ile/değil/yerine/=/||/<> ENGELLEYİCİ


- INHIBITOR[İng.] / INHIBITEURS[Fr.] / INHIBITOR, STABILISATOR[Alm.] ile/değil/yerine/= İNHİBİTOR


- İNHİDAM | ÇÖKME ile/||/<> ÇÖKME

( İçgüçlerin etkisiyle yerkabuğunun bir bölümünün asal durumunu yitirerek alçalması coğrafya )

( COLLAPSE | SUBSIDENCE )

( EFFONDREMENT | AFFAISSEMENT )

( EINSTURZ | SENKUNG )


- İNHİDAM HUFRESİ | ÇÖKEK ile/||/<> ÇÖKEK

( Tohum atmak için toprakta açılan çukur Beyağıl Ulukışla Niğde coğrafya karada çökek )

( FOSSE D'EFFONDREMENT )


- İNHİLALİ KABİLİYETİ[Osm.] / SOLUBILITY PRODUCT[İng.] / PRODUIT DE SOLUBILITÉ[Fr.] / LÖSLICHKEITPRODUKT[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇÖZÜNÜRLÜK ÇARPIMI


- İNHİLALİYET | ÇÖZÜNÜRLÜK ile/||/<> ÇÖZÜNÜRLÜK

( Katı sıvı ya da gaz çözünenin belirli koşullarda çözücüsü ile tektürel bir çözelti oluşturabilmesinin sınırı kimya metalbilim Birim nicelikte çözelti ya da çözgen içinde belli sıcaklık ve basınçla çözülebilen özdek niceliği Birim nicelikte çözelti ya da çözgen içinde belli sıcaklık ve basınçla çözülebilen özdek niceliği Belirli oylum ya da tutardaki bir özgende çözünebilen özdek niceliği Bir çözünenin bir çözendeki çözünme kertesi Genellikle belirli bir sıcaklıkta yüzde olarak belirtilir Bir maddenin çözelti oluşturma kapasitesi Birbirine komşu iki noktanın ayırt edilebilme gücü Mikroskobik olarak birbirine komşu iki farklı görüntünün ayırt edilebilme duyarlılığı rezolüsyon çözünürlük )

( SOLUBILITY | SOLUBLITIY | RESOLUTION )

( SOLUBILITÉ )

( LÖSBARKEIT | LÖSLICHKEIT, LÖSBARKEIT | LÖSTICHKEIT | LÖSLICHKEIT )


- İNHİLALİYET MÜNHANİSİ[Osm.] / SOLUBILITY CURVE[İng.] / COURBE DE SOLUBILITÉ[Fr.] / LÖSLICHKEITSKURVE[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇÖZÜNÜRLÜK EĞRİSİ


- İNHİLALİYET[Osm.] / SOLUBILITY[İng.] / SOLUBILITÉ[Fr.] / LÖSBARKEIT, LÖSLICHKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇÖZÜNÜRLÜK


- İNHİNA | EĞRİLİK ile/||/<> EĞRİLİK

( matematik )

( CURVATURE )

( COURBURE )

( KRÜMMUNG, RAUMKRÜMMUNG )

( CURVATURA )


- İNHİNÂ | İNİTAF | TONLAMA | İNSİRÂF | BÜKÜM ile/||/<> BÜKÜM ile/||/<> BÜKÜLME

( bükülme Bir konuşma tümcesinde müzik notalarının kullanılması ses tavrının ve uzamının değişmesi Yapım ve çekim sırasında kelime köklerinin farklı biçimlere girmesi şeklindeki kırılma olayı Büküm Arapça Almanca İngilizce Rusça gibi Sami Cermen ve İslav dillerine özgü bir olaydır ketebe yazdı kökünün kütibe yazıldı yüktebü yazılır yüktebûne yazılırlar litükteb yazıl kâtebû mektuplaştı yazıştı kâtibun yazan kâtip mektubun yazılmış şey mektup mektebun mektep okul şekillerine girmesi Almanca sehen görmek sah gördü gesehen görmüş görülmüş to write yazmak wrote yazdı written yazmış yazılmış gibi Bir çubuğun ışığın yay biçiminde eğilmesi yol değiştirmesi ışık bükülmesi Katmanların tek yanlı kıvrımı monoklinal kıvrım Bir eğri için bükeyliğinin yön değiştirmesi Anlamdaş büküm )

( INFLECTION | FLECTION, INFLEXION, ACCIDENCE )

( INFLEXION DE LA VOIX | FLEXION )

( STIMMFALL | BEUGUNG, FLEXION )


- İNHİRAF | İNHİRAF, DEKLİNASYON | İNHİRÂF | SAPMA ile/||/<> SAPMA ile/||/<> SAPMAK ile/||/<> CLEAVAGE[İng.] ile/||/<> AYRILIK

( ayrılık İşlemlerin olağan sırasını bozarak denetimi adresi belirtilen bir işleme geçiren herhangi bir komut Bir sayılar kümesinin her bir öğesi için sayıların ortalaması ile söz konusu sayının kalanı Düzgülülük ortaç eğilim ortalama güven düzeyi gibi genel ölçülerden ya da belli bir alanda sık görülen özelliklerden ayrılma 1 fizik a Bir mıknatıs iğnesinin doğrultusundaki düşey düzlemin bulunulan noktanın enlem düzlemine göre oluşturduğu açı b Bir ışığın saydam bir biçimden geçtikten sonra giriş doğrultusu arasında oluşturduğu açı 2 elektrik Bir ölçü aygıtında devingen parçanın belirli bir konuma göre ayrımı 3 optik Gelen ışının kırılan ya da çıkan ışınla yaptığı açı 4 atışbilim Bir merminin ulaştığı nokta ile ulaşması beklenen nokta arasındaki uzaklık 5 denize Geminin maden kütlesinin pusula iğnesinde oluşturduğu etki 1 Bir ışık ışınının yansıma kırılım ya da kırınımla doğrultusunda oluşan değişim açısı 2 Bir ölçümde gerçek değer yöresindeki açılım 3 Yüklü parçacıkların uygulanan alanlarla gidiş doğrultularını değiştirmeleri fizik fizik sapma I sapma II Derleme sapımı ses değişimi kesikleniş bazı sözcüklerin kurallara göre anlamları gereken biçimlerden uzaklaşmaları benge bene yerine bana senge sene yerine şano kardaş yerine kardeş vb Plazma fiziğinde bir parçacığın dönme merkezinin tutulan magnetik alanına dik yöndeki hareketi Görüş ve tutumların karşıt uçlara bölünerek ayrılması )

( BRANCH | DEVIATION | DECLINATION, DEVIATION | DECLINATION | GRADATION, SOUND-SHIFT | DRIFT | BIAS )

( BRANCHEMENT, SAUT, AIGUILLAGE | DÉVIATION | DÉCLINAISON, DÉVIATION | SPIRE | DÉCLINAISON | ABERRANT | DÉRIVE )

( ABWEICHUNG, DEVIATION | DECLINATION | ABWEICHUNG | ABSTUFUNG | DRIFT )

( DEVIATIO )


- İNHİRAF | YÜKSELİM ile/||/<> YÜKSELİM

( Bir yıldızın gökküresinde eşlek düzlemine göre açısal uzaklığı eşlek konsayı dizgesinin ikinci öğesi şekil E 16 gökbilim Bir gökcisminin ya da gökyüzünün herhangi bir noktasının ekvatora uzaklığı açılım )

( DECLINATION )

( DÉCLINAISON | DÉCLINATION )

( DEKLINATION )


- İNHİRÂF-İ TEVÂLÎ[Osm.] / FREQUENCY DEVIATION[İng.] / DÉVIATION DE FRÉQUENCE[Fr.] / FREQUENZABWEICHUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= FREKANS SAPMASI


- İNHİRÂF-I ZİYÂ | DALÂLET | DALÂL | ABERASYON | TAHARRÜF | SAPMA | ABERASYON ile/||/<> ABERASYON ile/||/<> SAPINÇ

( sapınç sapınç Sinema TV Merceklerin görüntüyü oluşturmalarında ortaya çıkan kusurlar Başlıca sapınçlar renkser yuvarsal fıçı sapması yastık sapmasıdır Işık hızının sonlu olmasından ve Yerin devinmesinden ileri gelen yıldızların görünürdeki yer değiştirmesi ışığın sapması Özel bir görevin düzgülü sonuca varmasını engelleyen sapıklık 1 Özel bir görevin olağan sonucuna varmasını engelleyen sapıklık 2 Doğal yoldan herhangi bir biçimde ayrılış 1 fizik sinema televizyon Bir merceğin eksik kırınımı ya da odaksallaşması olayı 2 gökbilim Işık hızının sonlu olmasına ya da yerin devinimine bağlı olarak yıldızlarda görülen yer değişimi aberasyon astronomi fizik )

( ABERRATION )


- İNHİRAF[Ar.]/ABERASYON[Fr.] ile/değil/yerine/= SAPKINLIK, SAPINÇ | SAPITMA


- İNHİRAF[Osm.] / DEVIATION, VARIATION[İng.] / DÉVIATION[Fr.] / ABWEICHUNG, DEVIATION[Alm.] ile/değil/yerine/= SAPMA


- İNHİRAFSİZ[Osm.] / APLANATIC[İng.] / APLANATIQUE[Fr.] / APLANATIK[Alm.] ile/değil/yerine/= SAPMASIZ


- İNHİSAR | TEKEL ile/||/<> TEKEL

( 1 Bir devletin bir ortaklığın bir kişinin her tür tecimsel yarışmayı ortadan kaldırarak bazı şeyleri yapma satın alma satma ya da bir işin yapımını sağlama yönünde elinde bulundurduğu ayrıcalık 2 Belirli bir nesnenin bir elden yapılması ya da alınıp satılması Çok sayıda alıcı karşısında sunumun tek bir satıcı tarafından yapıldığı aynı üretim dalına girişin engellendiği ve başka mallarla ikamesi oldukça güç bir malın üretildiği piyasa tekel tekel )

( MONOPOLY | TRUST )

( MONOPOLE | TRUST )

( MONOPOL )

( MONOPOLIO )

( ΜΟΝΟΠΏΛΙΟ / μονοπώλιο )


- İNHİSAR | TEKEL ile/||/<> TRÖST

( 1. Bir devletin, bir ortaklığın, bir kişinin her tür tecimsel yarışmayı ortadan kaldırarak bazı şeyleri yapma, satın alma, satma ya da bir işin yapımını sağlama yönünde elinde bulundurduğu ayrıcalık. 2. Belirli bir nesnenin bir elden yapılması ya da alınıp satılması. @@ Çok sayıda alıcı karşısında sunumun tek bir satıcı tarafından yapıldığı, aynı üretim dalına girişin engellendiği ve başka mallarla ikamesi oldukça güç bir malın üretildiği piyasa.@@bk. tekel@@bk. tekel )

( MONOPOLY | TRUST~TRUST )

( MONOPOLE | TRUST~TRUST )

( MONOPOL~TRUST )

( MONOPOLIO~TRUST )

( ΜΟΝΟΠΏΛΙΟ / μονοπώλιο~ΤΡΑΣΤ / τραστ )


- İNHİSÂR[Ar. < HASR]/MONOPOL[Fr.] ile/değil/yerine/= TEKEL

( Bir malın yapımının yalnızca bir kuruluşun elinde bulunduğu durum. | Devletin herhangi bir üretim alanını elinde tutması, satışı tek elden yönetmesi ve fiyata hâkim olması durumu. | Bir kişi ya da kuruluşun herhangi bir alanda kazandığı büyük güç. )


- İNHİSAR/İNHİSAR[Ar. < İNḤİṢĀR] ile/||/<> KARTEL/CARTEL[Fr. < CARTEL]

( tekel Tek başına sahip olma )


- İNİKÂS[Osm.] / REFLECTION[İng.] / RÉFLEXION[Fr.] / REFLECTION, REFLEXION[Alm.] ile/değil/yerine/= YANSIMA


- İNİŞ ile/||/<> TERSİNE KERTELEME

( tersine kerteleme Araçlı cimnastikte atlayarak ya da hızlanarak araçtan ayrılma durumu )

( JUMPING OFF )

( DESCENTE D'AGRÈS )

( ABGANG )


- İNİSİYATİF[Fr./İng. < INITIATIVE] ile/değil/yerine/= ÖNCE(Cİ)LİK, ÖNCÜLÜK


- İNİTAF, İNKİSAR[Osm.] / REFRACTION[İng.] / RÉFRACTION, RUPTURE[Fr.] / BRECHUNG, REFRAKTION[Alm.] ile/değil/yerine/= KIRILMA


- INITIAL INVERSE VOLTAGE[İng.] / TENSION INVERSE INITIALE[Fr.] / ANFANGSRÜCKSPANNUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= BAŞLANGIÇ TERS GERİLİMİ


- INITIAL NUCLEAR RADIATION[İng.] / RAYONNEMENT NUCLÉAIRE INITIAL[Fr.] / ANFANGSNUKLEARSTRAHLUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= BAŞLANGIÇ ÇEKİRDEK/NÜKLEER IŞINIMI/IŞINI


- İNİTİAL[Fr. < INITIAL] ile/değil/yerine/=/||/<> İNİSYAL

( İlk satırın ilk harfinin büyük puntoda ve süslü yazılarla dizilme işlemi )


- INITIATION/MAJEUR[İng.] ile/değil/yerine/= INITIATION/MAJEUR/MAJORITÈ[Fr.] ile/değil/yerine/= ERGINLEME

( Birini bir konu üzerinde aydınlatıp onu gerekli temel bilgi ve becerilerle donatarak ergin ve yetişmiş kılma. )


- İNİTİATİVE[Fr. < INITIATIVE] ile/değil/yerine/=/||/<> İNİSİYATİF

( Bir kişinin gerekli kararları başkalarının görüşüne başvurmadan kendiliğinden anında alabilme ve sorumluluğu üstlenebilme gücü Bazı şeylere karar verme ya da öneride bulunma hakkı öncecilik )


- INITIATOR[İng.] / INITIATEUR[Fr.] / REAKTIONSEINLEITER[Alm.] ile/değil/yerine/= BAŞLATICI


- İNJECTE[Fr. < INJECTÉ] ile/değil/yerine/=/||/<> ENJEKTE

( İç itilmiş )


- İNJECTEUR[Fr. < INJECTEUR] ile/değil/yerine/=/||/<> ENJEKTÖR

( Silindir ve pistondan oluşan ve ucuna iğne takılabilen sıvı maddeleri vermek ya da çekmek için kullanılan tıbbi araç şırınga Bir sıvıyı basınçla herhangi bir yere vermekte kullanılan aygıt )


- İNJECTİON[Fr. < INJECTION] ile/değil/yerine/=/||/<> ENJEKSİYON

( Vücutta damar doku kanal ya da boşluk içine enjektör aracılığıyla sıvı ya da ilaç verme İğne yapma )


- İNKÂR | OLUMSUZLAMA ile/||/<> OLUMSUZLAMA

( 1 Önermeler cebirinde verilen bir önermenin doğruluk değerinin tersine çevrilmesi Anlamdaş yadsıma 2 Önermeler cebirinde önüne geldiği önermenin yanlış olduğunu belirten im Simgesi Anlamdaş yadsıma Bir deyiş ya da örnermenin olumsuz biçimde dile getirilmesi olumlama Bir deyiş ya da önermenin olumlu biçimde dile getirilmesi olumsuzlama )

( NEGATION | DENIAL )

( NÉGATION )

( NEGATION, VERNEINUNG | NEGATION )

( NEGATIO )

( NEGAZIONE )

( ΆΡΝΗΣΗ / άρνηση )


- İNKÂR | OLUMSUZLAMA ile/||/<> YADSIMA

( 1. Önermeler cebirinde, verilen bir önermenin doğruluk değerinin tersine çevrilmesi, Anlamdaş. yadsıma. 2. Önermeler cebirinde, önüne geldiği önermenin 'yanlış' olduğunu belirten im. Simgesi : (…)Anlamdaş. yadsıma. @@ Bir deyiş ya da örnermenin olumsuz biçimde dile getirilmesi, bk. olumlama.@@Bir deyiş ya da önermenin olumlu biçimde dile getirilmesi, bk. olumsuzlama. )

( NEGATION | DENIAL~DENIAL | NEGATION )

( NÉGATION~NÉGATION )

( NEGATIO~NEGATIO )

( NEGATION, VERNEINUNG | NEGATION~NEGATION )

( NEGAZIONE~NEGAZIONE )

( ΆΡΝΗΣΗ / άρνηση~ΆΡΝΗΣΗ / άρνηση )


- İNKILÂB-I SAYFÎ ile/||/<> SOMMER SOLSTICE[İng.] ile/||/<> SOLSTICE D'ÉTÉ[Fr.] ile/||/<> SOMMERSOLSTITIOM[Alm.] ile/||/<> YAZ DÖNENCESİ

( Güneşin gökyüzünde yaptığı görünen yıllık devinmede kuzeyden güneye dönüş yaptığı yer Bu yerin eşleğe göre açısal uzaklığı 23 27 dir Dönüş 21 haziranda olur Günler bu tarihten sonra kısalmaya başlar )

( SOMMER SOLSTICE )

( SOLSTICE D'ÉTÉ )

( SOMMERSOLSTITIOM )


- İNKILÂB-I ŞİTÂÎ ile/||/<> WINTER SOLSTICE[İng.] ile/||/<> SOLSTICE D'HIVER[Fr.] ile/||/<> WINTERSOLSTITIUM[Alm.] ile/||/<> KIŞ DÖNENCESİ

( Güneşin gökyüzünde yaptığı görünen yıllık devinmede güneyden kuzey dönüş yaptığı yer Bu yerin ekvatora göre açısal uzaklığı 23 27 dir Dönüş 22 aralıkta olur Bu tarihe değin kısalan günler bundan sonra uzamaya başlar )

( WINTER SOLSTICE )

( SOLSTICE D'HIVER )

( WINTERSOLSTITIUM )


- İNKILÂP ile/||/<> REVOLUTION[İng.] ile/||/<> RÉVOLUTION[Fr.] ile/||/<> REVOLUTION UMWÄLZUNG[Alm.] ile/||/<> DEVRİM

( 1 Yerleşik toplumsal düzeni değiştirme ve yeniden biçimlendirme yavaş bir gelişme olan evrime karşıt olarak toplumsal yaşayışta ve siyasal durumda birdenbire gerçekleştirilen köklü ve temelli bir değişme 2 Dünya görüşünde felsefede bilimde sanatta vb birdenbire olan değişmeler eskimiş olanı kaldırıp yerine yepyenisini koyma Ör Felsefede Kant usu eleştirmesiyle düşüncede devrim yaptığını Nietzsche de değerler alanında ahlakta devrim yaptığını öne sürer )

( REVOLUTION )

( RÉVOLUTION )

( REVOLUTION UMWÄLZUNG )


- İNKİŞAF | AÇINIM ile/||/<> AÇINIM

( Bir yüzeyin bir düzlem üzerine serilmesi matematik gelişim )

( DEVELOPMENT )

( DEVÉLOPPEMENT | DÉVELOPPEMENT )

( ABWICK(E)LUNG, ENTWICKELUNG )


- İNKİŞAF | GELİŞME ile/||/<> GELİŞME

( Canlıların yaşamında yapı işleyiş ve örgüt açılarından söz konusu olan nitelik ve nicelikle ilgili değişmeler Bireyin beden yapısı fizyolojik güç ve ruhsal özellikler bakımından düzenli bir biçimde büyümesi değişmesi ve olgunluk kazanması büyüme olgunlaşma Yazılarda giriş bölümlerinden sonra konunun türlü yönlerden açılıp genişlediği zenginleşip olgunlaştığı bölüm kalkınma Çok hücreli organizmaların bir hücreli zigottan itibaren geçirdiği değişiklikler Ontogeni Çok hücreli organizmaların bir hücreli zigottan itibaren geçirdiği değişiklikler ontogeni Canlının vücut yapısının ve şeklinin çeşitli görevleri yapabilecek biçimde değişikliğe uğraması farklılaşması )

( DEVELOPMENT )

( DÉVELOPPEMENT )

( ENTWICKLUNG )


- İNKİŞAF | GELİŞTİRME ile/||/<> GELİŞTİRME ile/||/<> GELİŞTİRMEK ile/||/<> ÇOKDEĞİŞKEN ÇÖZÜMLEMESİ

( Değişkenler arasında gözlenmiş bir ilişkinin çokdeğişken çözümlemesiyle sınandığında başka etkenler karşısında ortadan kalkması ya da anlamlı değişmeler göstermesi durumu çokdeğişken çözümlemesi Aşınma payına bağlı bir varlığın daha uzun bir süre varoluşu yüksek bir üretim ya da verim gücüne ulaştırılması amacıyla geliştirilmesi )

( ELABORATION | DEVELOPMENT | DEVELOP | ENHANCE )

( DÉVELOPPEMENT )


- İNKİŞAF ETTİRMEK | AÇMA ile/||/<> AÇMA ile/||/<> AÇMAK

( Sinema TV Ses düğmesi yardımıyla sesin gürlüğünü artırma Kısmanın karşıtı ışık düzengecini açma TV Almacı çalıştırmak için düğmeye basmak ya da düğmeyi çevirmek Yerde kapalı güreşen güreşçiyi güç kullanarak oyun uygulanabilir duruma getirme kesme I Bir metni daha iyi anlaşılacak surette genişletmek AÇMA Paraphrase AÇMACI Paraphraste açındırmak matematik )

( FADE UP | SWITCH ON | DECOMPRESSION | POWER ON | DECOMPRESS | OPEN | TURN ON | UNZIP | FADE, SOUND FADE )

( OUVERTURE (DE LA VOIE SON) | ALLUMER | PARAPHRASER | DÉVELOPPER | FERMETURE, FONDU SONORE )

( EINBLENDUNG, TONEINBLENDUNG | EINSCHALTEN, ZUSCHALTEN | AUSBLENDUNG, TONAUSBLENDUNG, ABBLENDE, ABBLENDUNG, AUSBIENDE, TONBLENDE )

( ACCENSIONE )

( ΆΝΟΙΓΜΑ / άνοιγμα )


- İNKİŞAF ETTİRMEK | AÇMA >< KISMA

( Sinema/TV. Ses düğmesi yardımıyla sesin gürlüğünü artırma. Kısmanın karşıtı. @@ bk. ışık düzengecini açma @@ TV. Almacı çalıştırmak için düğmeye basmak ya da düğmeyi çevirmek. @@ Yerde kapalı güreşen güreşçiyi, güç kullanarak oyun uygulanabilir duruma getirme. @@ bk. kesme I. @@ Bir metni daha iyi anlaşılacak surette genişletmek. (AÇMA, Paraphrase; AÇMACI, Paraphraste). @@ (açındırmak) (matematik) @@ @@ @@ @@ @@ @@ @@ @@ )

( FADE UP | SWITCH ON | DECOMPRESSION | POWER ON | DECOMPRESS | OPEN | TURN ON | UNZIP | FADE, SOUND FADE~FADE (DOWN), SOUND FADE )

( OUVERTURE (DE LA VOIE SON) | ALLUMER | PARAPHRASER | DÉVELOPPER | FERMETURE, FONDU SONORE~FERMETURE (DE LA VOIE SON), FONDU SONORE )

( EINBLENDUNG, TONEINBLENDUNG | EINSCHALTEN, ZUSCHALTEN | AUSBLENDUNG, TONAUSBLENDUNG, ABBLENDE, ABBLENDUNG, AUSBIENDE, TONBLENDE~AUSBLENDUNG, TONAUSBLENDUNG, ABBLENDE, ABBLENDUNG, AUSBIENDE, TONBLENDE )

( ACCENSIONE~DISSOLVENZA )

( ΆΝΟΙΓΜΑ / άνοιγμα~ΕΞΑΣΘΈΝΙΣΗ / εξασθένιση )


- İNKİSAR | KIRILMA ile/||/<> KIRILMA

( Sinema TV Bir ışının saydam bir ortamdan öbürüne eğik olarak geçerken doğrultusunun değişmesi Bir ortamdan başka bir ortama geçen ışığın yol değiştirmesi Belirli bir ışınımın optik bakımdan bağdaşık olmayan bir ortamda yayılma hızı değişimleriyle ya da bir ortamdan başka bir ortama geçmeyle yayılma doğrultusunu değiştirmesi 1 fizik Işının yoğunlukları değişik bir ortamdan başka bir ortama geçerken doğrultusunu değiştirmesi olayı 2 optik Saydam bir ortamdan öbürüne geçerken ışık doğrultusunda görülen değişim fizik çatlak Işının yoğunlukları değişik iki ortamın birinden ötekine geçerken doğrultusunu değiştirmesi olgusu Özellikle Gotçada bazı açınıkların kendi yakınlarındaki bir takım belli seslerin etkisiyle değişmesi Gerilim uygulanan bir özdeğin iki ya da daha çok parçaya ayrılacak duruma girmesi olayı )

( REFRACTION | FRACTURE | DIFFRACTION )

( RÉFRACTION | BRISURE, FRACTURE | FRACTURE | DIFFRACTION )

( REFRAKTION, BRECHUNG | BRECHUNG, REFRAKTION | BRECHUNG (REFRAKTION) | BRUCH | BEUGUNG )

( REFRACTIO )

( RIFRAZIONE )

( ΔΙΆΘΛΑΣΗ / διάθλαση )


- İNKİSAR | KIRILMA ile/||/<> KIRINIM

( Sinema/TV. Bir ışının, saydam bir ortamdan öbürüne eğik olarak geçerken doğrultusunun değişmesi. @@ Bir ortamdan başka bir ortama geçen ışığın yol değiştirmesi. @@ Belirli bir ışınımın, optik bakımdan bağdaşık olmayan bir ortamda yayılma hızı değişimleriyle ya da bir ortamdan başka bir ortama geçmeyle yayılma doğrultusunu değiştirmesi. @@ 1. fizik: Işının, yoğunlukları değişik bir ortamdan, başka bir ortama geçerken doğrultusunu değiştirmesi olayı. 2. optik: Saydam bir ortamdan öbürüne geçerken ışık doğrultusunda görülen değişim. @@ (fizik) @@ bk. çatlak. @@ Işının, yoğunlukları değişik iki ortamın birinden ötekine geçerken doğrultusunu değiştirmesi olgusu. @@ Özellikle Gotça'da bazı açınıkların, kendi yakınlarındaki bir takım belli seslerin etkisiyle değişmesi. @@ Gerilim uygulanan bir özdeğin, iki ya da daha çok parçaya ayrılacak duruma girmesi olayı. )

( REFRACTION | FRACTURE | DIFFRACTION~DIFFRACTION )

( RÉFRACTION | BRISURE, FRACTURE | FRACTURE | DIFFRACTION~DIFFRACTION )

( REFRACTIO~... )

( REFRAKTION, BRECHUNG | BRECHUNG, REFRAKTION | BRECHUNG (REFRAKTION) | BRUCH | BEUGUNG~BEUGUNG | DIFFRAKTION, BEUGUNG | DIFFRAKTION )

( RIFRAZIONE~DIFFRAZIONE )

( ΔΙΆΘΛΑΣΗ / διάθλαση~ΠΕΡΊΘΛΑΣΗ / περίθλαση )


- İNKİSAR ile/||/<> FISSURE[Fr.] ile/||/<> ÇATLAK

( coğrafya )

( FISSURE )


- İNKÜBATÖR[Fr. < INCUBATEUR] ile/değil/yerine/=/||/<> KULUÇKALIK


- İNKÜBATÖR ile/||/<> ETÜV

( Etüv 1 Etüv 2 Kuluçka makinesi kimya İnkübasyonun yapıldığı ve sıcaklığı ayarlanabilen amaca göre soğutmalı karbondioksitli vakumlu gibi farklı tipleri olabilen aygıt inkübatör İç kabin sıcaklığı mikroorganizmanın optimal üreme sıcaklığına ayarlanarak mikroorganizmanın üretildiği laboratuvar cihazı inkübatör )

( INCUBATOR )

( INCUBATEUR )


- İNME/NÜZUL[Ar. < NUZŪL] ile/||/<> İNME/PARALİZİ[Fr. < PARALYSIE]


- INONDATION[Fr.] ile/||/<> SU BASKINI

( su baskını su taşkını taşma coğrafya jeoloji )


- INORGANIC CHEMISTRY[İng.] / CHIMIE MINÉRALE[Fr.] / ANORGANISCHE CHEMIE[Alm.] ile/değil/yerine/= İNORGANİK KİMYA


- INORGANIC LIQUID LASER[İng.] / LASER LIQUIDE INORGANIQUE[Fr.] / ANORGANISCHER FLÜSSIGLASER[Alm.] ile/değil/yerine/= İNORGANİK SIVI LAZER


- İNORGANİK[İng.]/ANORGANİK[Fr.] ile/||/<>/> KİMYASAL ile/||/<>/> ORGANİK

( )

( Karbon dışındaki ögelerin bileşiklerini inceleyen kimya dalı. İLE/||/<>/> ... İLE/||/<>/> Karbon bileşiklerini inceleyen kimya dalı. )


- İNORGANİQUE[Fr. < INORGANIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> İNORGANİK

( inorganik kimya inorganik öge Cansız olan Organik olmayan anorganik Organlardaki bozukluktan ileri gelmeyen hastalık Hücrelerin cansız bölümleri )


- INOSITOL[Fr.] / INSITOL, MUSKELZUCKER[Alm.] ile/değil/yerine/= İNOZİTOL


- İNPUT | GİRDİ ile/||/<> GİRDİ

( Bir veri işlem dizgesinice ya da onun herhangi bir birimince alınan ya da alınmak üzere hazırlanan veri Bir sürece verilen sağlanan özdek erke ya da verilerin tümü İşlenmesi için bir işlergeye ya da çevrime verilen güç ya da bilgi Bir mal ya da hizmetin üretiminde kullanılan üretim faktörleri ile aramalarının tümü )

( INPUT DATA, INPUT | INPUT )

( DONÉE D'ENTRÉE, DONNÉE EN ENTRÉE | REVENU | ENTRÉE )

( EINGABE | LEISTUNGSAUFNAHME )


- INPUT ADMITTANCE[İng.] / ADMITTANCE DE L'ENTRÉE[Fr.] / INPUT-ADMITTANZ[Alm.] ile/değil/yerine/= GİRİŞ ADMİTANSI


- INPUT CAPACITANCE[İng.] / CAPACITÉ DE L'ENTRÉE[Fr.] / EINGANGSKAPAZITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= GİRİŞ SIĞASI


- INPUT GAP, INPUT INTERVAL[İng.] / INTERVALLE D'ENTRÉE[Fr.] / INPUTABSTAND[Alm.] ile/değil/yerine/= GİRİŞ ARALIĞI


- INPUT IMPEDANCE[İng.] / IMPÉDANCE D'ENTRÉE[Fr.] / INPUT-IMPEDANZ[Alm.] ile/değil/yerine/= GİRİŞ EMPEDANSI


- INPUT[İng.] / ENTRÉE[Fr.] / INPUT[Alm.] ile/değil/yerine/= GİRİŞ


- İNQUİSİTİON[Fr. < INQUISITION] ile/değil/yerine/=/||/<> ENGİZİSYON

( Orta Çağ da Katoliklerde katı din inançlarına karşı gelenleri cezalandırma )


- INQUISITION[İng.] ile/||/<> INQUISITION[Fr.] ile/||/<> INQUISITIO[Lat.] ile/||/<> INQUISITION, KETZERGERICHT[Alm.] ile/||/<> ENGİZİSYON[Fr. < INQUISITION]

( inquisitio sorgu dan Eskiden Katoliklerde dine aykırı davrananları araştırıp cezalandırmak üzere kurulmuş kilise mahkemelerine verilen ad )

( INQUISITION )

( INQUISITION )

( INQUISITION, KETZERGERICHT )

( INQUISITIO )


- İNŞAAT/İNŞAAT[Ar. < İNŞĀʾĀT] ile/||/<> ŞANTİYE/CHANTİER[Fr. < CHANTIER]

( inşaat atığı inşaat çivisi blok inşaat Yapma işi yapım Yapımı süren bina )


- İNŞAATÇI, MÜTEAHHİT ile/||/<> BUILDER, BUILDING CONTRACTOR, SPECULATIVE BUILDER[İng.] ile/||/<> ENTREPRENEUR DES BÂTIMENTS[Fr.] ile/||/<> BAUUNTERNEHMER[Alm.] ile/||/<> YAPSATÇI | YAPI GİRİŞİMCİSİ

( Konut yapıp katkonut olarak satan ve geçimini bundan sağlayan girişimci yapı girişimcisi )

( BUILDER, BUILDING CONTRACTOR, SPECULATIVE BUILDER )

( ENTREPRENEUR DES BÂTIMENTS )

( BAUUNTERNEHMER )


- İNŞAÎ SIYGALAR | İSTEME KİPLERİ ile/||/<> İSTEME KİPLERİ

( Derleme dilek kipleri tasarlama kipleri Dilek istek gereklik ya da emir kavramları veren kipler Gelse gelse gele gele gelmeli gezmeli gelsin gelsin vb tasarlama kipleri )

( MOOD )

( MODE SUBJONCTIF )

( MODUS, AUSSAGEWEISE )


- İNSAN BİÇİMCİLİK/ANTROPOMORFİZM[Fr. < ANTHROPOMORPHISME] ile/||/<> İNSANMERKEZCİLİK/ANTROPOSANTRİZM[Fr. < ANTHROPOCENTRISME]


- İNSAN = HUMAN, MAN[İng.] = HOMME[Fr.] = MENSCH[Alm.] = HOMO[Lat.] = ANTHROPOS[Yun.] = HUMANO/NA[İsp.]


- İNSAN ile/||/<> İNSAN[Ar. < İNSÂN]

( Homo sapiens Maymunlar Primates takımının insangiller Hominidae familyasından bir memeli türü Yaşayan tek türüdür İki ayağı üzerinde durur ve yürür Kolları kısadır Vücudunun birçok yerlerinde tüyler azalmıştır Çeneleri belirlidir Beyinleri çok gelişmiştir 1400 cm3 Kafatası yuvarlak ve yüz açısı yüksektir Konuşabilen tek yaratıktır Genel olarak Usu olan canlı varlık Bir yandan canlı varlıklar hayvanlar alanının bir üyesi türü öte yandan onu aşan bir varlık dik yürüyen ellerini kullanan beyni özel bir biçimde gelişmiş olan özelleşmiş organları olmayan çevresini değiştirebilen dünyaya ve evrene açık olan konuşan ve yaratıcı düşünme yeteneği olan deney dünyasını aşabilen kendinin ve evrenin bilincine varmış olan eylemlerinden sorumlu olan varlık biyoloji Memeliler Mammalia sınıfının insangiller Hominidae familyasından iki ayağı üzerinde duran ve yürüyen kolları kısa vücudunun birçok yerlerinde tüyler azalmış çeneleri belirli beyinleri çok gelişmiş kafatası yuvarlak ve yüz açısı yüksek konuşabilen tek yaratık )

( MODERN MAN | MAN )

( HOMME )

( MENSCH )

( HOMO | HOMO SABIENS | HOMO SAPIENS )


- İNSANBİÇİMCİLİK = MÜŞEBBİHE = ANTHROPOMORPHISM[İng.] = ANTHROPOMORPHISME[Fr.] = ANTHROPOMORPHISMUS[Alm.] = ANTHROPOS:İNSAN. MORPHE:BİÇİM[Yun.]


- İNSANBİLİM = BEŞERİYAT = ANTHROPOLOGY[İng.] = ANTHROPOLOGIE[Fr., Alm.] = ANTHROPOS:İNSAN. LOGOS:BİLİM[Yun.] = ANTROPOLOGÍA[İsp.]


- İNSANCIL/HÜMANİST[Fr. < HUMANISTE] ile/||/<> İNSANCILLIK/HÜMANİZM[Fr. < HUMANISME] ile/||/<> İNSANCILLIK/HÜMANİZMA[Fr. < HUMANISME]


- İNSANCILIK = HUMANISM[İng.] = HUMANISME[Fr.] = HUMANISMUS[Alm.] = HUMANUS[Lat.]


- İNSANCILLIK = POLITENESS, COURTESY[İng.] = HUMANITÉ[Fr.] = MENSCHENFEUNDLICHKEIT[Alm.] = HUMANITAS[Lat.]


- İNSANİÇİNCİLİK = Lİ-L-BEŞERİYE = ANTHROPOCENTRISM[İng.] = ANTHROPOCENTRISME[Fr.] = ANTHROPOZENTRISMUS[Alm.] = ANTHROPOS-KHENTRON[Yun.]


- İNSÂNİYE | İNSANGİLLER ile/||/<> İNSANGİLLER

( Hominidae homo insan Omurgalı hayvanlardan memeliler Mammalia sınıfının maymunlar Primates takımının insansılar Anthropoidea alttakımına giren ya da darburunlumaymunlar Catarrhina üstfamilyasına giren bir familyası Birçok taşıl tipleri yaşayan bir türü vardır İnsan Homo sapiens Mevcut hayvanların anlak bakımından en çok gelişmiş olanıdır Az tüylü olup iki ayakları üzerinde yürürler Pekçok ırkları vardır Batı Yarım Küresinden dünyaya yayılmıştır Cava insanı Pithecanthropus erectus Pekin insanı Sinanthropus pekinensis Heidelberg insanı Homo heidelbergensis Neanderthal insanı Homo nearderthalensis Kromanyon insanı Cromagnon tarihte önceki devrilerde yaşamış insan tipleridir biyoloji Memeliler Mammalia sınıfının insansılar Anthropoidea alt takımından az tüylü olup iki ayakları üzerinde yürüyen pek çok ırkları olan mevcut canlıların içinde en akıllı olan türe sahip bir familya )

( HUMAN BEINGS )

( HOMMES | HOMINIDÉES )

( MENSCHEN )

( HOMO | HOMINIDAE | HOMINIDAE, HOMO: INSAN )


- İNSANLIK = BEŞERİYET, İNSANİYET = HUMANITY[İng.] = HUMANITÉ[Fr.] = HUMANITÄT, MENSCHHEIT[Alm.] = HUMANITAS[Lat.]


- İNSANSI | ANTROPOİT ile/||/<> ANTROPOİT[Fr. < ANTHROPOÏDE]

( ANTHROPOÏDE )


- İNSECTARİUM[Fr. < INSECTARIUM] ile/değil/yerine/=/||/<> İNSEKTARYUM

( Bilimsel amaçlarla böcek inceleme saklama koruma yeri )


- INSECTARIUM[İng.] ile/||/<> İNSEKTARYUM[Fr. < INSECTARIUM]

( İnsektlerin büyüyüp çoğaldığı yer )

( INSECTARIUM )

( INSECTARIUM )


- İNŞİA | IŞIMA ile/||/<> IŞIMAK ile/||/<> IŞIMA

( Sinema TV Elektromıknatıs dalgalar biçiminde yol alan erke Işık vermek Parçacıklar ya da elektromanyetik dalgalar biçiminde erke yayımı ya da taşınması ışınım ışınım Işık almakta olan bir özdek Başka ya da aynı dalga boyunda ışınlar salmak 1 Bir titreşim kaynağının özellikle bir akımmıknatıssal titreşim kaynağının içinde bulunduğu ortama dalgalar durumunda erke yayımı 2 Işametkin özdeklerin parçacık ya da dalga biçiminde erke ışıması anlamdaş ışınım fizik radyasyon )

( RADIATION | RADIATE | FLUORESCENCE )

( RAYONNEMENT | RAYONNER | ÉMETTRE UNE FLUORESCENCE | RAYONNEMENT, RADIATION )

( STRAHLUNG | STRAHLEN | FLUORESZIEREN )


- İNŞİÂ | RADYASYON | İNŞİÂ | IŞINIM | IŞIN | RADYASYON ile/||/<> RADYASYON ile/||/<> IŞINIM

( ışınım Bir kaynaktan elektromanyetik dalga ya da hızlı parçacıklar demetinin yayınlanması Işıma 1 Bir kaynaktan elektromanyetik dalga ya da hızlı parçacıklar demetinin yayılması ışınım 2 Hayvan vücudunun yüzeyindeki ısının elektromanyetik dalgalar şeklinde çevreye yayılması Sinema TV 1 Herhangi bir kaynaktan herhangi bir ışın dalga devinimi ya da taneciğin yayılması 2 Bir elektrik yükünün ivmesinden doğan elektrik ve mıknatıslı alanlarla ilgili erkenin dalgalarından oluşan ışınım elektromıknatıs ışınım Dalgalar ya da parçacıklar halinde uzaya yayılan erke Parçacıklar ya da elektromanyetik dalgalar biçiminde yayımlanan ya da taşınan erke enerji ya da güç 1 Erkenin uzayda dalga biçiminde yayımı ya da ilerlemesi 2 Isının kaynağından bir özdeğe doğru aradaki ortamı etkilemeden aktarımı 1 fizik gökbilim a Işın ya da tanecik yayımı b Uzayda yayılan bir dalgayı oluşturan öğelerin tümü c Dalga ya da parçacıklar oluşturarak uzaya yayılan erke ç Erkenin demetleşerek bir kaynaktan çevreye dağılması olayı 2 kimya Bir arıtım fırınının doğrudan doğruya yakmaç alevinden çıkan ya da yayılan ısıyla ısıtılan bölümü 3 aydınlatma Parçacıklarla elektromanyetik dalgalarla yayımlanan ya da taşınan erke güç 4 metalbilim Isının bir kaynaktan ışın ve dalga devinimi yoluyla yayılması olayı Çekincik ya da eksiciklerin alt nicem durularına geçmeleriyle ışınlar salmaları olayı Bir kaynaktan dalga ya da parçacık biçiminde uzaya yayılan erke anlamdaş ışıma 2 fizik Enerjinin elektromagnetik dalgalar ya da parçacıklar halinde yayınımı ya da dağılımı Isının bir kaynaktan ışın ve dalga devinimi yoluyla yayılması Radyasyon )

( RADIATION )

( RAYONNEMENT | RADIATION )

( STRAHLUNG )

( RADIUS: ISIN )


- İNŞİA, RADYASYON, | ELEKTROMANYETİK RADYASYON | IŞINIM ile/||/<> IŞINIM

( Sinema TV 1 Herhangi bir kaynaktan herhangi bir ışın dalga devinimi ya da taneciğin yayılması 2 Bir elektrik yükünün ivmesinden doğan elektrik ve mıknatıslı alanlarla ilgili erkenin dalgalarından oluşan ışınım elektromıknatıs ışınım Dalgalar ya da parçacıklar halinde uzaya yayılan erke Parçacıklar ya da elektromanyetik dalgalar biçiminde yayımlanan ya da taşınan erke enerji ya da güç 1 Erkenin uzayda dalga biçiminde yayımı ya da ilerlemesi 2 Isının kaynağından bir özdeğe doğru aradaki ortamı etkilemeden aktarımı 1 fizik gökbilim a Işın ya da tanecik yayımı b Uzayda yayılan bir dalgayı oluşturan öğelerin tümü c Dalga ya da parçacıklar oluşturarak uzaya yayılan erke ç Erkenin demetleşerek bir kaynaktan çevreye dağılması olayı 2 kimya Bir arıtım fırınının doğrudan doğruya yakmaç alevinden çıkan ya da yayılan ısıyla ısıtılan bölümü 3 aydınlatma Parçacıklarla elektromanyetik dalgalarla yayımlanan ya da taşınan erke güç 4 metalbilim Isının bir kaynaktan ışın ve dalga devinimi yoluyla yayılması olayı Çekincik ya da eksiciklerin alt nicem durularına geçmeleriyle ışınlar salmaları olayı Bir kaynaktan dalga ya da parçacık biçiminde uzaya yayılan erke anlamdaş ışıma 2 fizik Enerjinin elektromagnetik dalgalar ya da parçacıklar halinde yayınımı ya da dağılımı Isının bir kaynaktan ışın ve dalga devinimi yoluyla yayılması Radyasyon )

( 1. RADIATION, 2. ELECTROMAGNETIC RADIATION | RADIATION | RADIATION / RADYASYON )

( 1. RADIATION, 2. RADIATION ÉLECTROMAGNÉTIQUE | RADIATION | RAYONNEMENT | RADIATION, RAYONNEMENT )

( 1. STRAHLUNG, 2. ELEKTROMAGNETISCHE STRAHLUNG | STRAHLUNG )


- İNŞİA[Osm.] / REYONNEMENT[Fr.] ile/değil/yerine/= IŞIMA


- İNSİCAM | TUTARLIK ile/||/<> TUTARLIK ile/||/<> BAĞDAŞIM

( Düşünce duygu ve imgelerin birbirirlerini güzelce kavrayışından sözcüklerin de bunları canlandıracak biçimde örülüsünden doğan nitelik bağdaşım Bir doğabilimsel niceliğin değişik belirlemeleri arasındaki uyumun nitel değerlendirmesi TV 1 Renkli ve siyahbeyaz televizyon imlerinin birbirine dönüştürülebilme niteliği 2 Renkli ya da siyahbeyaz televizyon almacının kendine ilişkin olmayan televizyon imini siyahbeyaz olarak verebilme niteliği yani siyahbeyaz almacın renkli yayını siyahbeyaz olarak renkli almacın da siyahbeyaz yayını siyahbeyaz olarak aktarabilmesi Anlatışın konuya uygun düşmesi tutarlık )

( CONSISTENCY | INCONSEQUENT )

( CONSISTANCE | INCOHÉRENT )

( VERTÄGLICHKEIT | INKONSEQUENT )

( COERENZA )

( ΣΥΝΈΠΕΙΑ / συνέπεια )


- İNSİCAM | TUTARLIK >< TUTARSIZ | BAĞDAŞIM

( Düşünce, duygu ve imgelerin birbirirlerini güzelce kavrayışından, sözcüklerin de bunları canlandıracak biçimde örülüsünden doğan nitelik, bk. bağdaşım. @@ Bir doğabilimsel niceliğin değişik belirlemeleri arasındaki uyumun nitel değerlendirmesi.@@TV. 1. Renkli ve siyah-beyaz televizyon imlerinin birbirine dönüştürülebilme niteliği. 2. Renkli ya da siyah-beyaz televizyon almacının, kendine ilişkin olmayan televizyon imini siyah-beyaz olarak verebilme niteliği; yani, siyah-beyaz almacın, renkli yayını siyah-beyaz olarak, renkli almacın da siyah-beyaz yayını siyah-beyaz olarak aktarabilmesi. @@ Anlatışın konuya uygun düşmesi, bk. tutarlık. )

( CONSISTENCY | INCONSEQUENT~INCONSEQUENT | INCONSISTENT )

( CONSISTANCE | INCOHÉRENT~INCOHÉRENT | INCONSÉQUENT )

( VERTÄGLICHKEIT | INKONSEQUENT~INKONSEQUENT )

( COERENZA~INCOERENTE )

( ΣΥΝΈΠΕΙΑ / συνέπεια~ΑΣΥΝΕΠΉΣ / ασυνεπής )


- İNSİCAMLI | TUTARLI ile/||/<> TUTARLI

( Mantık kurallarına uygun olan usavurma )

( CONSEQUENT | CONSISTENT )

( CONSÉQUENT )

( KONSEQUENT )

( CONSEQUENS )


- İNSİCAMSIZ | TUTARSIZ ile/||/<> TUTARSIZ

( Sözcük tümce ya da düşüncenin mantıksal bir bağla birbirine bağlanmayışı 1 Düşünmede mantık eksikliği 2Davranışlarında kendi kendisiyle uyum kurmayan insan 3 İki önerme arasındaki bağlantıda ikinci birincinin sonucu gibi gösterilir oysa gerçekte birinciden böyle bir sonuç çıkarılamaz )

( INCONSEQUENT | INCONSISTENT )

( INCOHÉRENT | INCONSÉQUENT )

( INKONSEQUENT )


- İNŞİKAK | FAY | FAİLLE[Fr. < FAILLE] ile/||/<> FAY ile/||/<> KIRIK

( kırık kırık Kayaç kütlelerinin bir kırılma düzlemi boyunca yerlerinden kayması Daha önce sıkışık sertleşmiş katmanların dikey doğrultuda yer değiştirmeleri sonunda yer yer kırılmaları ve bir kırılma düzlemi boyunca kayıp çökmeleriyle oluşan yer biçimi Kırık leblebi Güdül Ankara çatlak Kemik dokusunun bütünlüğünün bozulması fraktür )

( FAULT )

( FAILLE | FAILLE, PARACLASE )

( VERWERFUNG, VERSCHIEBUNG, SPRUNG )

( FAGLIA )

( ΡΉΓΜΑ / ρήγμα )


- İNŞİKAK | FAY ile/||/<> KIRIK | KIRIK

( bk. kırık. @@ bk. kırık.@@Kayaç kütlelerinin, bir kırılma düzlemi boyunca yerlerinden kayması. @@ Daha önce sıkışık, sertleşmiş katmanların dikey doğrultuda yer değiştirmeleri sonunda yer yer kırılmaları ve bir kırılma düzlemi boyunca kayıp çökmeleriyle oluşan yer biçimi. @@ Kırık leblebi. (*Güdül -Ankara) @@ bk. çatlak. @@ @@ Kemik dokusunun bütünlüğünün bozulması, fraktür. )

( FAULT~FAULT | FRACTURE )

( FAILLE | FAILLE, PARACLASE~FAILLE, PARACLASE | FAILLE | FAILLE, REJET )

( VERWERFUNG, VERSCHIEBUNG, SPRUNG~VERWERFUNG, VERSCHIEBUNG, SPRUNG | VERWERFUNG | SPRUNG, VERWERFUNG )

( FAGLIA~FRATTURA )

( ΡΉΓΜΑ / ρήγμα~ΘΡΑΎΣΗ / θραύση )


- İNŞİKAK ile/||/<> KIRIK

( Kayaç kütlelerinin bir kırılma düzlemi boyunca yerlerinden kayması Daha önce sıkışık sertleşmiş katmanların dikey doğrultuda yer değiştirmeleri sonunda yer yer kırılmaları ve bir kırılma düzlemi boyunca kayıp çökmeleriyle oluşan yer biçimi Kırık leblebi Güdül Ankara çatlak Kemik dokusunun bütünlüğünün bozulması fraktür )

( FAULT | FRACTURE )

( FAILLE, PARACLASE | FAILLE | FAILLE, REJET )

( VERWERFUNG, VERSCHIEBUNG, SPRUNG | VERWERFUNG | SPRUNG, VERWERFUNG )


- İNŞİMAS ile/||/<> INSOLATION[İng.] ile/||/<> INSOLATION[Fr.] ile/||/<> SONNENEINSTRAHLUNG[Alm.] ile/||/<> GÜNEŞLENME

( Yerkabuğunun güneşten gelen ışık ve ısıdan yararlanması ve bunun mevsimlere bulunulan yere göre yıl içinde gösterdiği değişiklik )

( INSOLATION )

( INSOLATION )

( SONNENEINSTRAHLUNG )


- İNSİRAF | BÜKÜN ile/||/<> BÜKÜN

( Gramer görevleri ve yapı bakımından sözcük köklerinin başında içinde ya da sonunda çeşitli değişikliklerin meydana gelmesi Samî ve Avrupa dillerinde olduğu gibi Bükünlü diller denilen bir takım dillerde gramatikal çeşitler meydana getirmek üzere kelimelere takılır getirilme özelliği BÜKÜNLÜ BÜKÜNGEN Münsarif Fléchi Flexionnelr Flexible İçbükün Bükün )

( FLECTION )

( FLEXION )

( BEUGUNG, FLEXION )


- INSTABILITÉ GRAVITATIONNELLE[Fr.] ile/değil/yerine/= GRAVİTASYONEL KARARSIZLIK


- INSTABILITY[İng.] / INSTABILITÉ[Fr.] / INSTABILITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= KARARSIZLIK


- INSTABLE[Fr.] ile/||/<> KARARSIZ

( Türlü çeşitleri söylenen ses ya da ses öbeği örnekleyin Alnaç Annaç Anaç Amaç Armaç değişiklilerinde in nn n m rm şekillerinde görülen ses öbeği )

( INSTABLE )


- INSTALLATION/FILTER[İng.] ile/değil/yerine/= INSTALLATION/INTAÜATEUR[Fr.] ile/değil/yerine/= DÖŞEME

( Sinema/TV. Bir görünçlüğün döşenmesine yarayan eşya ve gereçler. @@ Halk öykülerinde, yerine göre:. 1. Giriş bölümü. 2. Türkünün olayını anlatan düzyazı biçimindeki giriş. 3. Öykülerde bir olaydan ötekine geçerken söylenen tekerleme. (1. ve 2. bölümdekiler garip, gülünçlü ve olağanüstü serüvenlerdir; çoğun içuyaklı 'seçili' olurlar.) @@ (Mimarlık, İçmimari) 1. Bir yapıda ağaç, taş ya da beton zemin. 2. Koltuk, kanape, divan gibi üzerine oturulacak döşeme eşyasının ağaç bölümleri dışındaki kumaş, yay, pamuk vb. üst kısımları. @@ Perde, koltuk, kanape, sandalye, masa, etajer gibi döşemelik eşya. @@ Âşık gösterisinde saz faslı bittikten sonra, âşıkların başladığı düzyazı tekerleme. Burada âşık bilgiler de verir. )


- İNSTANTANE[Fr. < INSTANTANÉ] ile/değil/yerine/=/||/<> ENSTANTANE

( enstantane fotoğraf Işıklama süresi saniyenin i ya da daha kısa olan hızlı bir hareketi çekme yöntemi Bu yöntemle çekilen fotoğraf enstantane fotoğraf anlık I )


- INSTANTANEOUS ACOUSTIC PRESSURE[İng.] / PRESSION ACOUSTIQUE INSTANTANÉE[Fr.] / BLITZSCHNELLER AKUSTISCHER DRUCK[Alm.] ile/değil/yerine/= ANLIK AKUSTİK BASINÇ


- INSTANTANEOUS FREQUENCY[İng.] / FRÉQUENCE INSTANTANÉE[Fr.] / AUGENBLICKSFREQUENZ[Alm.] ile/değil/yerine/= ANLIK FREKANS


- INSTANTANEOUS NEUTRONS[İng.] / NEUTRONS PROMPTS[Fr.] / PROMPTE NEUTRONEN[Alm.] ile/değil/yerine/= ANLIK NÖTRONLAR


- INSTANTANEOUS REACTIVE DEVICE[İng.] / APPAREIL RÉACTIF INSTANTANÉ[Fr.] / AUGENBLICKLICHE REAKTIVGERÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= ANLIK TEPKİLİ AYGIT


- INSTANTANEOUS[İng.] / INSTANTANÉ[Fr.] / AUGENBLICKLICH, MOMENTAN[Alm.] ile/değil/yerine/= ANLIK


- INSTANTON[İng.] / INSTANTON[Fr.] / INSTANTON[Alm.] ile/değil/yerine/= İNSTANTON


- İNSTİTUT[Fr. < INSTITUT] ile/değil/yerine/=/||/<> ENSTİTÜ

( eğitim enstitüsü güzellik enstitüsü sanat enstitüsü Bir üniversiteye bağlı ya da bağımsız bir kuruluş olarak genellikle araştırma yapan ve bazı durumlarda öğretime de yer veren eğitim kurumu )


- INSTITUTE OF EDUCATION[İng.] ile/||/<> INSTITUT PÉDAGOGIQUE[Fr.] ile/||/<> EĞİTİM ENSTİTÜSÜ

( Ortaokullar ile dengi okullara ve ilköğretmen okullarına öğretmen uygulama okullarına yönetmen ve ilköğretime denetmen yetiştiren ilk ve ortaokul öğrenimiyle ilgili sorunlar üzerinde inceleme ve araştırmalar yapan yüksek öğretim kurumu )

( INSTITUTE OF EDUCATION )

( INSTITUT PÉDAGOGIQUE )


- INSTITUTE[İng.] ile/||/<> INSTITUT[Fr.] ile/||/<> ENSTİTÜ[Fr. < INSTITUT]

( Bir üniversiteye bağlı ya da bağımsız bir kuruluş olarak genellikle araştırma yapan ve kimi durumlarda öğretime de yer veren eğitim kurumu )

( INSTITUTE )

( INSTITUT )


- INSTRUCTOR[İng.] ile/||/<> CHARGÉ DE COURS[Fr.] ile/||/<> ÖĞRETİM GÖREVLİSİ

( Üniversitelerde öğretim üyesi bulunmayan dersler için geçici olarak görevlendirilen kimse )

( INSTRUCTOR )

( CHARGÉ DE COURS )


- INSTRUMENTAL[İng.] ile/||/<> INSTRUMENTAL[Fr.] ile/||/<> INSTRUMENTALIS[Alm.] ile/||/<> ARAÇ DURUMU

( Sözcüğün araç gibi kullanıldığını ya da zaman bildiren sözcüğün belirteç olduğunu gösteren durum Türkçede bu durum genellikle in ekiyle gösterilir Ardın ardın gitmek için için yanmak yazın kışın güzün vb )

( INSTRUMENTAL )

( INSTRUMENTAL )

( INSTRUMENTALIS )


- INSTRUMENTALISM[İng.] ile/||/<> INSTRUMENTALISME[Fr.] ile/||/<> INSTRUMENTUM[Lat.] ile/||/<> INSTRUMENTALISMUS[Alm.] ile/||/<> ARAÇÇILIK

( instrumentum araç alet Düşünme biçimlerinin kuramların mantık ve ahlak biçimlerinin vb yalnızca yaşamın değişik koşullarına uyma araçları olduğunu savunan Amerikan pragmacılığını James Dewey yansıtan dünya görüşü )

( INSTRUMENTALISM )

( INSTRUMENTALISME )

( INSTRUMENTALISMUS )

( INSTRUMENTUM )


- INSULIN[İng.] / INSULINA[Fr.] / INSULIN[Alm.] ile/değil/yerine/= İNSULİN


- İNSÜLİN/İNSULİNE[Fr. < INSULINE] ile/||/<> GLİKOZÜRİ/GLYCOSURİE[Fr. < GLYCOSURIE] ile/||/<> HİPOGLİSEMİ/HYPOGLYCEMİE[Fr. < HYPOGLYCÉMIE]

( insülin iğnesi Pankreas tarafından salgılanan kan şekeri düzeyini ayarlayan birçok hücre için büyüme faktörü olarak görev yapan protein yapılı bir hormon )


- İNSÜLİN ile/||/<> ENSÜLİN

( ensülin Pankreasın Langerhans adacıklarında salgılanan ve kanda şeker oranını ayarlayan birçok hücre için büyüme faktörü olarak görev yapan 21 ve 30 aminoasitlik iki polipeptit zincirinden oluşan protein yapısındaki hormon ensülin 1 Pankreasın Langerhans adacıklarındaki beta hücreleri tarafından yüksek kan şekerine cevap olarak salınan ve eksikliğinde şeker hastalığı oluşan protein yapısında bir hormon Hücre zarları boyunca iyonların ve metabolitlerin kontrollü taşınması hücre içinde biyosentez yollarının düzenlenmesiyle bu yakıt moleküllerinin yeterli depolanması ve kullanılmasını glikoz yağ asitleri ve amino asitlerin hücre içine girmesi glikojen protein ve lipit üretimine yardım etmesi glikoneogenez glikojen yıkımı protein yıkımı ve lipolizi inhibe etmesi önemli fonksiyonları arasındadır 2 Şeker hastalarının tedavisinde kullanılan ilaç 3 Salyangozlarda böceklerde ve omurgalılarda enerji metabolizmasının düzenlenmesi ve büyümede rolü olan peptit yapılı hormon )

( INSULIN )

( INSULINE )


- İNSULİNE[Fr. < INSULINE] ile/değil/yerine/=/||/<> İNSÜLİN

( insülin iğnesi Pankreas tarafından salgılanan kan şekeri düzeyini ayarlayan birçok hücre için büyüme faktörü olarak görev yapan protein yapılı bir hormon )


- İNTAŞ ETME | ÇİMLENMEK ile/||/<> ÇİMLENME ile/||/<> ÇİMLENMEK

( botanik tarım tarım )

( GERMINATION | GERMER )


- İNTEGRAL[Fr. < INTÉGRAL] ile/değil/yerine/=/||/<> İNTEGRAL

( integral denklemi integral hesapları Parçalardan oluşmuş bütün Türevi bilinen fonksiyon )


- INTÉGRALE DE FEYNMAN[Fr.] / FEYNMAN-INTEGRAL[Alm.] ile/değil/yerine/= FEYNMAN İNTEGRALİ


- INTÉGRALISME[Fr.] ile/||/<> BÜTÜNCÜLÜK

( Yirminci yüzyıl başlarında çıkan öncü sanat hareketlerinden biri olup konu olarak aldığı fikir ya da duyguyu eksiksiz bir halde ortaya koymak yolunu tutar )

( INTÉGRALISME )


- İNTEGRATİON[Fr. < INTÉGRATION] ile/değil/yerine/=/||/<> İNTEGRASYON

( integralleme Bir diferansiyel denklemi çözme işlemi )


- İNTEGRE[Fr. < INTÉGRÉ] ile/değil/yerine/=/||/<> ENTEGRE

( Bütünleşmiş )


- İNTELLECTUEL[Fr. < INTELLECTUEL] ile/değil/yerine/=/||/<> ENTELEKTÜEL

( aydın Fikir sorunlarıyla ilgili )


- İNTELLECTUELLE[Fr. < INTELLECTUELLE'DEN] ile/değil/yerine/=/||/<> ENTEL

( Entelektüel olmaya özenen ancak bunun için gerekli olan niteliği kazanmamış kimse Sahte aydın )


- INTELLIGENCE QUOTIENT (L.Q.)[İng.] ile/||/<> QUOTIENT D'INTELLIGENCE[Fr.] ile/||/<> ZEKÂ BÖLÜMÜ

( Zekâ yaşının takvim yaşına bölünmesinden ortaya çıkan sayının 100 ile çarpımından elde edilen ve bir kimsenin zihin gücünün hangi düzeyde bulunduğunu gösteren değer Z B )

( INTELLIGENCE QUOTIENT (L.Q.) )

( QUOTIENT D'INTELLIGENCE )


- İNTELLİGENCE[Fr. < INTELLIGENCE] ile/değil/yerine/=/||/<> İNTELİJANS

( Aydın seçkin kimse )


- INTELLIGENTSIA[Fr.] ile/||/<> İNTELİJANSİYA[Fr.]

( Entelijansiya Ve Avrupa kapitalizminin uyuz köpeği intelijansiya Cemil Meriç Jurnal 2 156 )


- INTENSITÉ D'AIMANTATION, INTENSITÉ DE LA MAGNÉTISATION[Fr.] ile/değil/yerine/= MIKNATISLANMA ŞİDDETİ


- INTENSITÉ DE LA LUMIÈRE, INTENSITÉ LUMINEUSE[Fr.] / LICHTINTENSITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= IŞIK ŞİDDETİ


- INTENSITÉ DU CHAMP ÉLECTRIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= ELEKTRİK ALAN ŞİDDETİ


- INTENSITÉ RADIATIVE, INTENSITÉ DE LA RADIATION[Fr.] ile/değil/yerine/= IŞINIM ŞİDDETİ


- INTENSITÉ[Fr.] / INTENSITÄT, STÄRKE[Alm.] ile/değil/yerine/= ŞİDDET


- INTERACTION DE COURANT NEUTRE[Fr.] / NEUTRALE STROMWECHSELWIRKUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= NÖTR AKIM ETKİLEŞMESİ


- INTERACTION FORTE[Fr.] / STARKE WECHSELWIRKUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= GÜÇLÜ ETKİLEŞME


- INTERACTION SPIN-RÉSEAU[Fr.] ile/değil/yerine/= SPİN-ÖRGÜ ETKİLEŞMESİ


- İNTERAKSİYON | ETKİLEŞİM ile/||/<> ETKİLEŞİM

( deneysel tasarım İki ayrı etkenin incelenen özellik üzerine birlikte yaptıkları etki Fiziksel kimyasal bir olayı oluşturan özdek ya da kuvvetlerin eştürden karşılıklı etki ve katkılarının tümü Dizgelerin aralarında gösterdikleri karşılıklı kuvvetler etkiler Nesneler parçacıklar ya da dizgeler arasındaki karşılıklı kuvvet ve etkilerin tümü Nükleer tepkime sonucu açığa çıkan fotonlarla diğer parçacıklar arasında oluşan karşılıklı etki )

( INTERACTION )

( INTERACTION )

( WECHSELWIRKUNG )


- İNTERCİNESE[Fr. < INTERCINÈSE] ile/değil/yerine/=/||/<> İNTERKİNEZ

( Çekirdeğin iki bölünme devresi arasındaki dinlenme durumu )


- İNTERCONNECTİON[Fr. < INTERCONNECTION] ile/değil/yerine/=/||/<> İNTERKONEKSİYON

( Birçok elektrik şebekesi arasında bağlantı kurma )


- İNTERESSANT[Fr. < INTÉRESSANT] ile/değil/yerine/=/||/<> ENTERESAN

( İlgi çekici ilginç )


- INTERFACE TENSION[İng.] / TENSION INTERFACIALE[Fr.] ile/değil/yerine/= ARA YÜZEY GERİLİMİ