Bugün[14 Temmuz 2026]
itibarı ile 29.657 başlık/FaRk ile birlikte,
29.657 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(54/120)


- İĞNE ile KLİPS[Fr. < CLIPS]

( ... İLE Yaylı bir pensle tutturulmuş küpe, iğne vb. )


- İĞNE ile RAFİT[Fr. < Yun.]

( ... İLE Bazı hayvan ve bitki gözelerinde bulunan, iğne biçiminde billur madde. )


- IĞNEDAN[TR. < IĞNE + FARS. < -DÂN] ile/||/<> ...

( üzerine iğne saplanan küçük yastık iğne yastığı iğnelik iğne dān eki Farsça dān ekinin rolünün unutulması üzerine iğnedana iğneden Türkçe lık lik eki getirilmiştir Türkçe yağdanlıkta olduğu gibi Ancak sürmedanda lık eki kullanılmamıştır )

( NEEDLE CASE )

( ÉTUI À AIGUILLES )

( NADELETUI )

( PORTAGHI )

( ΒΕΛΟΝΟΘΉΚΗ / βελονοθήκη )


- İĞNEDAN[TR. < İĞNE + FARS. < -DÂN] ile/||/<> İĞNEDANLIK ile/||/<> İĞNEDENLİK

( 'üzerine iğne saplanan küçük yastık, iğne yastığı, iğnelik' @@ < iğne + Far -dān eki. Farsça -dān ekinin rolünün unutulması üzerine iğnedan'a (> iğneden) Türkçe -lık (~ -lik) eki getirilmiştir. Türkçe yağdanlık'ta olduğu gibi. Ancak sürmedan'da -lık eki kullanılmamıştır. )

( NEEDLE CASE~NEEDLE CASE~NEEDLE CASE )

( ÉTUI À AIGUILLES~ÉTUI À AIGUILLES~ÉTUI À AIGUILLES )

( NADELETUI~NADELETUI~NADELETUI )

( PORTAGHI~PORTAAGHI~PORTAAGHI )

( ΒΕΛΟΝΟΘΉΚΗ / βελονοθήκη~ΒΕΛΟΝΟΘΉΚΗ / βελονοθήκη~ΒΕΛΟΝΟΘΉΚΗ / βελονοθήκη )


- IGNITION COIL[İng.] / ENROULEMENT D'ALLUMAGE[Fr.] ile/değil/yerine/= ATEŞLEME BOBİNİ


- IGNITION POINT[İng.] / POINT D'IGNITION[Fr.] / ZÜNDPUNKT[Alm.] ile/değil/yerine/= ALEV ALMA NOKTASI


- IGNITION TEMPERATURE[İng.] / TEMPÉRATURE D'INFLAMMATION[Fr.] ile/değil/yerine/= TUTUŞMA SICAKLIĞI


- IGNITION[İng.] / IGINITION[Fr.] / ENTSPANNUNG, ZÜNDEN, ZÜNDUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= ATEŞLEME


- IGNITION[İng.] ile/||/<> ALLUMAGE[Fr.] ile/||/<> ZÜNDUNG[Alm.] ile/||/<> ATEŞLEME

( Genellikle bir yanma olayını başlatmak amacıyla özdeğin sıcaklığını belli tutuşma sıcaklığına yükseltme işlemi Özel olarak içten yanmalı motorlarda patlayıcı gaz karışımını elektrik kıvılcımıyla tutuşturma işlemi )

( IGNITION )

( ALLUMAGE )

( ZÜNDUNG )


- IGNITOR[İng.] / ALLUMOIR[Fr.] ile/değil/yerine/= ATEŞLEYİCİ


- IĞRIP[Yun.] ile/||/<> SERPME ile/||/<> TOR

( [ırıp]: Bir balıkağı türü. (Gençali *Senirkent -Isparta) [ırıp] : (Sofça -Kütahya) @@ Deniz ya da göl tabanına yakın yüzen balıkları avlamak için kullanılan, kanatlarına ağırlıklar bağlanarak atılan, gemiye ya da kıyıya çekilen, kanatlarının her birinin uzunluğu 52-250 m, yüksekliği 15-30 m, torba uzunluğu 15-32 m olan, kullanıldığı yöreye ve avladığı balığa göre göze genişlikleri değişen, kolları sığ ve yüksek uyarnayla dikinelerden oluşan bir tür çekme ağı.@@bk. ığrıp @@ Eski kaynaklarda 'balık avlama gemisi' olarak geçer. Anadolu ağızlarında 'usul, düzen, oyun' anlamlarında kullanılır. < R (Bizans) γρῖπος 'type of net; fishing boat'. Balkan ve Akdeniz dillerinde de yaygın olarak kullanılır: Blg grib, grip, Srp grib 'ağ', İtal grippo 'gemi', İtal (Venedik) gripo 'gemi', Fr grip 'gemi', İsp gripo 'gemi'. @@Eski kaynaklarda 'balık avlama gemisi' olarak geçer. Anadolu ağızlarında 'usul, düzen, oyun' anlamlarında kullanılır. < R (Bizans) γρῖπος 'type of net; fishing boat'. Balkan ve Akdeniz dillerinde de yaygın olarak kullanılır: Blg grib, grip, Srp grib 'ağ', İtal grippo 'gemi', İtal (Venedik) gripo 'gemi', Fr grip 'gemi', İsp gripo 'gemi'. )

( SEINE NETTING | GILLNET~SPORADIC~GILLNET )

( GRIP | SPORADIQUE~SPORADIQUE~TORE )

( ...~SPORADISCH~STELLNETZ )

( GRIPPO~SPORADICO~RETE DA POSTA )

( ΓΡΙ͂ΠΟΣ / γρῖπος~ΣΠΟΡΑΔΙΚΌΣ / σποραδικός~ΔΊΧΤΥ / δίχτυ )

( GRIPO )


- IĞRIP ile/||/<> IĞRIP[Yun.]

( ırıp Bir balıkağı türü Gençali Senirkent Isparta ırıp Sofça Kütahya Deniz ya da göl tabanına yakın yüzen balıkları avlamak için kullanılan kanatlarına ağırlıklar bağlanarak atılan gemiye ya da kıyıya çekilen kanatlarının her birinin uzunluğu 52250 m yüksekliği 1530 m torba uzunluğu 1532 m olan kullanıldığı yöreye ve avladığı balığa göre göze genişlikleri değişen kolları sığ ve yüksek uyarnayla dikinelerden oluşan bir tür çekme ağı ığrıp Eski kaynaklarda balık avlama gemisi olarak geçer Anadolu ağızlarında usul düzen oyun anlamlarında kullanılır R Bizans γρῖπος type of net fishing boat Balkan ve Akdeniz dillerinde de yaygın olarak kullanılır grib grip Srp grib ağ İtal grippo gemi İtal Venedik gripo gemi grip gemi gripo gemi Eski kaynaklarda balık avlama gemisi olarak geçer Anadolu ağızlarında usul düzen oyun anlamlarında kullanılır R Bizans γρῖπος type of net fishing boat Balkan ve Akdeniz dillerinde de yaygın olarak kullanılır grib grip Srp grib ağ İtal grippo gemi İtal Venedik gripo gemi grip gemi gripo gemi )

( SEINE NETTING | GILLNET )

( GRIP | SPORADIQUE )

( GRIPO )

( GRIPPO )

( ΓΡΙ͂ΠΟΣ / γρῖπος )


- İGUANAGİLLER ile/||/<> İGUANAGİLLER

( İguanidae Karibçe iguana bir tip kertenkele Omurgalı hayvanlardan sürüngenler Reptilia sınıfının pullusürürüngenler Squamata takımının kertenkeleler Lacertilia alttakımına giren bir familyası Agamagillere çok benzeler Amerikanın büyük tropik kertenkeleleridir Kabarcıklı iguana İguana tuberculara türü iyi bilinir Sürüngenler Reptilia sınıfının pullu sürüngenler Squamata takımının kertenkeleler Lacertilia alt takımından Amerikada tropik bölgelerde yaşayan büyük kertenkeleler )

( IGUANAS )

( IGUANES )

( LEGUANE )

( IGUANIDAE )


- İHBAR | BİLDİRME ile/||/<> BİLDİRMEK

( Tecimsel mallar ve benzeri başka işlemlerde gerekli görülen özelliklerin ilgililerine bildirilmesi )

( ADVICE | DECLARE | NOTIFY )

( AVIS )


- İHBAR TAZMİNATI ile/||/<> NOTIFICATION INDEMNITY[İng.] ile/||/<> İNDEMNİTÉ DE NOTİFİCATİON[Fr.] ile/||/<> BİLDİRİM ÖDENCESİ

( Süresi belirli olmayan sürekli iş sözleşmelerinin daha önce bildirim yapılmaksızın yürürlükten kaldırılması nedeniyle yükümlü olanlarca karşı tarafa verilmesi zorunlu olan ödence )

( NOTIFICATION INDEMNITY )

( INDEMNITÉ DE NOTIFICATION )


- İHLÂL | BOZMAK ile/||/<> BOZMA ile/||/<> BOZMAK

( Yumrukoyununda kurallara uymamak kuralların dışına çıkmak Taşrada kullanılan kapıkulu süvarilerinin ulufelerini zamanından önce alabilmeleri için belli bir indirim karşılığında ödeneklerinin kırdırılması işlemi Bir konutun çok sayıda ev halkının yararlanabileceği konut birimlerine ya da bir yapının kullanım biçiminin başka kullanım biçimlerine dönüştürülmesi 1 İki yan arasında yapılmış olan sözleşmeyi temelinden bozma 2 Sözleşmeyi ilerisi için bozma Bir markayı ya da bulguyu yasalarda yazılı nedenlerle ve yollarla yok saymak )

( VIOLATE | CONVERSION | CANCELLATION, TERMINATION | INVALID (TO) )

( ANNULATION, RÉSILIATION | INVALIDER )

( VERSTOSS )


- İHLÎL | İHLÂL | ÜRETRA ile/||/<> ÜRETRA ile/||/<> SİYEK

( siyek Sidiği sidik kesesinden dışarı taşıyan kanal Siyek İdrarı idrar kesesinden dışarıya taşıyan ince kanal anat Sidik borusu karşılık uretra Sidiği sidik torbasından dışarı taşıyan kanal Tek tırnaklı hayvanları iğdiş yapmak için kullanılan bükümlü iki tahta parçasından oluşmuş araç Senirkent Isparta üretra biyoloji üretra )

( URETHRA )

( URÈTRE )

( HARNRÖHRE )


- İHLİL | SİYEK ile/||/<> SİYEK

( karşılık uretra Sidiği sidik torbasından dışarı taşıyan kanal Tek tırnaklı hayvanları iğdiş yapmak için kullanılan bükümlü iki tahta parçasından oluşmuş araç Senirkent Isparta üretra biyoloji üretra )

( URETHRA )

( URÉTRE | URÈTRE )

( HARNRÖHRE )


- İHMAL ile/||/<> NEGLIGENCE[İng.] ile/||/<> NÉGLIGENCE[Fr.] ile/||/<> SAVSAMA

( 1 Bir iş üzerinde gereken ilgiyi göstermeme işi benimsememe üzerinde durmama 2 Bir hakkın izlenimini savsaklama )

( NEGLIGENCE )

( NÉGLIGENCE )


- İHRAÇ KAPISI ile/||/<> CUSTOMS BARRIER[İng.] ile/||/<> PORTE DE SORTİE[Fr.] ile/||/<> ÇIKIŞ KAPISI

( Yetkililerce yolcu ve malların yurt dışına çıkmasına izin verilmiş olan belli yerlerden her biri )

( CUSTOMS BARRIER )

( PORTE DE SORTIE )


- İHRAÇ, İHRACAT | OUTPUT | DEPAR | ÇIKIŞ ile/||/<> ÇIKIŞ

( Çıkış imi ile çıkış yerinden koşuya başlama İki türü vardır Kısa koşularda uygulanan alçak çıkış uzun koşularda uygulanan yüksek çıkış Sinema Bir sinemada izleyicilerin salondan ve yapıdan çıkmalarını sağlayan kapı geçit ve dış kapılar özellikle salon kapıları Malların ya da kişilerin gümrük sınırından yurt dışına çıkışı a mal çıkışı Bir oyun kişisinin sahneden inandırıcı bir zorunlukla çıkması ayrılması 1 Bir çıkış süreci ile ilgili bir aygıt süreç ya da oluğa ya da bir çıkış süreci ile ilgili veriler ya da durumlara değgin örn çıkış verisi çıkış imi çıkış ucu vb II Bir veri işlem dizgesince ya da onun herhangi bir birimince verinin dizgeden dışarıya gönderilmesi süreci Yarışa katılan çiftekercinin ya da bütün koşucuların çıkış yargıcısının verdiği komutla çıkış çizgisinden yarışa başlamaları Durmalı ya da atılımlı olabilir verdi 1 Oyun kişisinin inandırıcı bir zorunlukla sahneden çıkması 2 Tiyatro salonundaki seyircinin çıkış yeri 3 Sahne çıkış kapısı )

( START | EXIT | EXPORTATION, GOING OUT | OUTPUT | OUTPUT PROCESS, OUTPUT | WAY OUT | STARTING LINE )

( DÉPART | SORTIE | EXPORTATION, SORTIE | DE SORTIE, SORTANT | SORTIE, EXTRACTION | LIGNE DU DÉPART )

( START | ABGANG, AUSGANG | ABGANG | AUSWEG | STARTLINIE )

( EXITUS )

( USCITA )

( ΈΞΟΔΟΣ / έξοδος )


- İHRAÇ, İHRACAT | OUTPUT | DEPAR | ÇIKIŞ ile/||/<> ÇIKIŞ ÇİZGİSİ

( Çıkış imi ile çıkış yerinden koşuya başlama. İki türü vardır: Kısa koşularda uygulanan alçak çıkış; uzun koşularda uygulanan yüksek çıkış. @@ Sinema Bir sinemada izleyicilerin salondan ve yapıdan çıkmalarını sağlayan kapı, geçit ve dış kapılar; özellikle salon kapıları. @@ Malların ya da kişilerin gümrük sınırından yurt dışına çıkışı, a. bk. mal çıkışı. @@ Bir oyun kişisinin sahneden inandırıcı bir zorunlukla çıkması, ayrılması. @@ (1) Bir çıkış süreci ile ilgili bir aygıt, süreç ya da oluğa ya da bir çıkış süreci ile ilgili veriler ya da durumlara değgin, örn. çıkış verisi, çıkış imi, çıkış ucu vb. @@ (II) Bir veri işlem dizgesince ya da onun herhangi bir birimince verinin dizgeden dışarıya gönderilmesi süreci. @@ Yarışa katılan çiftekercinin ya da bütün koşucuların, çıkış yargıcısının verdiği komutla çıkış çizgisinden yarışa başlamaları. Durmalı ya da atılımlı olabilir. @@ bk. verdi. @@ @@ 1. Oyun kişisinin inandırıcı bir zorunlukla sahneden çıkması. 2. Tiyatro salonundaki seyircinin çıkış yeri. 3. Sahne çıkış kapısı. @@ @@ )

( START | EXIT | EXPORTATION, GOING OUT | OUTPUT | OUTPUT PROCESS, OUTPUT | WAY OUT | STARTING LINE~STARTING LINE )

( DÉPART | SORTIE | EXPORTATION, SORTIE | DE SORTIE, SORTANT | SORTIE, EXTRACTION | LIGNE DU DÉPART~LIGNE DU DÉPART | LIGNE DE DÉPART )

( EXITUS~... )

( START | ABGANG, AUSGANG | ABGANG | AUSWEG | STARTLINIE~STARTLINIE )

( USCITA~LINEA DI PARTENZA )

( ΈΞΟΔΟΣ / έξοδος~ΓΡΑΜΜΉ ΕΚΚΊΝΗΣΗΣ / γραμμή εκκίνησης )


- İHRAK | İHTİRAK | YANMA ile/||/<> YANMA

( Sinema Bir filmin herhangi bir nedenden alev alması Isı ses ve ışık vererek ya da yayayarak oluşan hızlı yükseltgenme tepkimesi karşılık oksidasyon oxys keskin combustia Enerji meydana getiren bir kimyasal olay ya da genel olarak bir kimyasal maddenin oksijenle birleşmesi Yakıt içinde oluşan ısının tamamını çeken soğutucu donanımın yetersiz kalması sonucu yakıt unsurunun önemli ölçüde hasar görmesi Enerji meydana getiren bir kimyasal olay ya da genel olarak bir kimyasal maddenin oksijenle birleşmesi ya da bir bileşik atom ya da iyondan elektron kaybı Oksidasyon Çeliğin ostenitleme sıcaklıklarında ve yükseltgeyici bir atmosferde ısıtılması sonucu ostenit tane sınırlarında oluşan erime ve oksitlenme olayı Otlarda kızışma )

( INFLAMMATION (OF FILM) | COMBUSTION | OXYDATION, COMBUSTION | FUEL BURN-OUT | OXIDATION | BURNING | FERMENTATION )

( INFLAMMATION (DE LA PELLICULE, DU FILM) | COMBUSTION | OXYDATION, COMBUSTION | BRÛLAGE | OXIDATION )

( VERBRENNUNG | BRENNELEMENTSCHADEN )

( COMBUSTIA | COMBUSTIA: YANMA )


- İHRAK KERPİCİ ile/||/<> BRIQUETTE[Fr.] ile/||/<> BRİKET[Fr. < BRIQUETTE]

( kimya )

( BRIQUETTE )


- İHRAK[Osm.] / COMBUSTION[İng.] / COMBUSTION[Fr.] / VERBRENNUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= YANMA


- İHSÂİYAT | SAYILAMA ile/||/<> SAYILAMA

( 1 Bir sonuç çıkarmak amacıyla olguları düzenli biçimde gözleme derleme elde edilen verileri sayı olarak gösterme işi ve bu işi kendine konu edinen bilim 2 Bir dizi sayısal gözlem ya da sonucu gösteren değer ya da ölçü Nesnelere sayılar verme ya da nicelikleri sayıyla gösterme matematik Bir ülkeye ilişkin tecim tarım ve yapım işlemleriyle benzeri dallar üzerinde sağlanan bölge topluluğu )

( STATISTICS | NUMERATION, NUMBERING )

( STATISTIQUE | NUMÉRATION )


- İHSASÎ | DUYUMSAL ile/||/<> DUYUMSAL

( Göz kulak burun ya da dille alınan duyumla ilgili biyoloji )

( SENSORIEL, SENSORY )

( SENSORIEL )


- İHSASİYE | DUYUMCULUK ile/||/<> DUYUMCULUK

( Bütün bilgilerin duyumlardan sağlandığını savunan ruhbilim akımı Bilginin duyumlar yoluyla elde edileceğini ve gerçekte de her bilginin temelinde duyumların bulunduğunu ileri süren öğreti Bütün bilgilerin yalnızca duyumlardan geldiğini duyu algılarına dayandığını ileri süren öğreti Formülünü Lockeun şu ünlü tümcesinde bulur Daha önce duyularda bulunmayan hiç bir şey anlıkta yoktur 2 Ruhbilimsel açıdan Bütün ruhsal olayları duyumlara geri götüren indirgeyen anlayış 3 Ahlak felsefesi açısından Yaşamın anlam ve ereğini duyu hazlarında bulan öğretiler Duyumculuğun ilkçağda temsilcileri Kyrene Okulu ve Epikurosçulardır Yeniçağda ise özellikle Locke ve Condillactır )

( SENSATIONALISM, SENSUALISM | SENSUALISM )

( SENSUALISME )

( SENSUALISMUS )


- İHTİBARİ | AMPİRİK | AMPİRİK ile/||/<> AMPİRİK ile/||/<> GÖRGÜL

( görgül Görgüye dayanan ustadan görme 1 Etki mekanizması bilinmeden sadece tecrübeyle belli bir sonucun elde edileceği bilinerek yapılan 2 Hem genel hem de kişisel deneyimle ilgili olan deneyimsel Yaşantı ve denemeler yolu ile edinilen kavram ve bilgiler Yöntemli olsun olmasın genellikle deney ve gözlem üzerine kurulu olan Yalnızca gözlem ve deney sonuçlarına dayanan Uygulamaya deneye ve gözleme dayalı )

( EMPIRIC | AMPYRIC, EMPIRIC )

( EMPIRIQUE )


- İHTİBARİ | AMPİRİK | GÖRGÜL ile/||/<> GÖRGÜL

( Yaşantı ve denemeler yolu ile edinilen kavram ve bilgiler Yöntemli olsun olmasın genellikle deney ve gözlem üzerine kurulu olan Yalnızca gözlem ve deney sonuçlarına dayanan Uygulamaya deneye ve gözleme dayalı )

( EMPIRICAL | EMPIRIC, EMPIRICAL | A PRIORI | A POSTERIORI )

( EMPIRIQUE | À PRIORI )

( ERFAHRUNGSMÄSSIG | A PRIORI )

( A PRIORI | A POSTERIORI )

( EMPIRICO )

( ΕΜΠΕΙΡΙΚΌΣ / εμπειρικός )


- İHTİBARİ | AMPİRİK | GÖRGÜL >< ÖNSEL >< SONSAL

( Yaşantı ve denemeler yolu ile edinilen (kavram ve bilgiler). @@ Yöntemli olsun olmasın genellikle deney ve gözlem üzerine kurulu olan. @@ Yalnızca gözlem ve deney sonuçlarına dayanan. @@ Uygulamaya, deneye ve gözleme dayalı. )

( EMPIRICAL | EMPIRIC, EMPIRICAL | A PRIORI | A POSTERIORI~A PRIORI | APRIORI~A POSTERIORI )

( EMPIRIQUE | À PRIORI~À PRIORI | A PRIORI~A POSTERIORI )

( A PRIORI | A POSTERIORI~A PRIORI~A POSTERIORI )

( ERFAHRUNGSMÄSSIG | A PRIORI~A PRIORI~A POSTERIORI )

( EMPIRICO~A PRIORI~A POSTERIORI )

( ΕΜΠΕΙΡΙΚΌΣ / εμπειρικός~ΕΚ ΤΩΝ ΠΡΟΤΈΡΩΝ / εκ των προτέρων~ΕΚ ΤΩΝ ΥΣΤΈΡΩΝ / εκ των υστέρων )


- İHTİBARİYE | İHTİBARİYE, AMPİRİZM | GÖRGÜCÜLÜK ile/||/<> GÖRGÜCÜLÜK

( Bilginin edinilmesinde yargı ve düşünmeye önem veren usçuluğa karşıt olarak bilginin gözlem yaşantı ve duyulara dayandığını savlayan bir görüş 1 Bilginin gözlem deneme ya da duyular ile elde edilebileceğini ileri süren bu nedenle bilginin kazanılmasında usa vurmaya ya da düşünceye ağırlık veren usçuluğun karşıtı olarak gelişen geleneksel öğreti 2 Organizma ile durum ya da çevre arasında bir etkileşim olarak yaşantıya önem veren bilgiyi simgelerle iletişimi yapılan denetimli ve yeniden düzenlenmiş yaşantı biçiminde düşünen çağdaş bir felsefe anlayışı Bilginin kaynağını olgusal ve görgül verilere dayandıran bilgi kuramı )

( EMPIRICISM | RATIONALISM )

( EMPIRICISME | RATIONALISME )

( RATIONALISMUS )

( RATIO )

( EMPIRISMO )

( ΕΜΠΕΙΡΙΣΜΌΣ / εμπειρισμός )


- İHTİBARİYE | İHTİBARİYE, AMPİRİZM | GÖRGÜCÜLÜK >< USÇULUK

( Bilginin edinilmesinde yargı ve düşünmeye önem veren usçuluğa karşıt olarak bilginin, gözlem, yaşantı ve duyulara dayandığını savlayan bir görüş. @@ 1. Bilginin gözlem, deneme ya da duyular ile elde edilebileceğini ileri süren, bu nedenle bilginin kazanılmasında usa vurmaya ya da düşünceye ağırlık veren usçuluğun karşıtı olarak gelişen geleneksel öğreti. 2. Organizma ile durum ya da çevre arasında bir etkileşim olarak yaşantıya önem veren, bilgiyi simgelerle iletişimi yapılan denetimli ve yeniden düzenlenmiş yaşantı biçiminde düşünen çağdaş bir felsefe anlayışı. @@ Bilginin kaynağını olgusal ve görgül verilere dayandıran bilgi kuramı. )

( EMPIRICISM | RATIONALISM~RATIONALISM )

( EMPIRICISME | RATIONALISME~RATIONALISME )

( RATIO~RATIO )

( RATIONALISMUS~RATIONALISMUS )

( EMPIRISMO~RAZIONALISMO )

( ΕΜΠΕΙΡΙΣΜΌΣ / εμπειρισμός~ΟΡΘΟΛΟΓΙΣΜΌΣ / ορθολογισμός )


- İHTİKÂR ile/||/<> SPECULATION, ACCAPAREMENT[İng.] ile/||/<> SPÉCULATION, ACCAPAREMENT[Fr.] ile/||/<> VURGUNCULUK

( 1 Yolsuzca kazanç sağlama 2 Satakta malı değerinden çok üstün ederle satma çabası )

( SPECULATION, ACCAPAREMENT )

( SPÉCULATION, ACCAPAREMENT )


- İHTİLAF | ANLAŞMAZLIK ile/||/<> ANLAŞMAZLIK

( Karşıt yaklaşımlardan kaynaklanan köklü tutum ya da görüş ayrılığı Bir hak bir konu üzerinde iki yanın görüşleri arasında beliren aykırılık )

( CONTROVERSY | DIFFERENCE OF OPINIONS | DISPUTE | DISCREPANCY, DISPUTE )

( DIVERGENCE )

( MEINUNGSVERSCHIEDENHEIT )

( DISCORDIA )

( DISACCORDO )

( ΔΙΑΦΩΝΊΑ / διαφωνία )


- İHTİLAF | ANLAŞMAZLIK ile/||/<> ÇEKİŞME ile/||/<> UYUŞMAZLIK

( Karşıt yaklaşımlardan kaynaklanan köklü tutum ya da görüş ayrılığı. @@ Bir hak, bir konu üzerinde iki yan'ın görüşleri arasında beliren aykırılık. )

( CONTROVERSY | DIFFERENCE OF OPINIONS | DISPUTE | DISCREPANCY, DISPUTE~DISPUTE | CONTENTION~DISCREPANCY, DISPUTE )

( DIVERGENCE~DISPUTE~DÉSACCORD )

( DISCORDIA~...~... )

( MEINUNGSVERSCHIEDENHEIT~STREIT~UNEINIGKEIT )

( DISACCORDO~DISPUTA~DISACCORDO )

( ΔΙΑΦΩΝΊΑ / διαφωνία~ΔΙΑΜΆΧΗ / διαμάχη~ΔΙΑΦΩΝΊΑ / διαφωνία )


- İHTİLÂF-I MANZAR ile/||/<> PARALLAXE[Fr.] ile/||/<> PARALÂKS

( astronomi )

( PARALLAXE )


- İHTİLAS ile/||/<> DEFALCATION[İng.] ile/||/<> DÉFALCATION[Fr.] ile/||/<> AŞIRTI

( Sayışmanlık yazılımları üzerinde gerçeklere uymayacak biçimde değişimler ve düzmecilikler yaparak para aşırma )

( DEFALCATION )

( DÉFALCATION )


- İHTİLÂT[Osm.] / CONTAMINATION[İng.] / CONTAMINATION, IMPURETÉ[Fr.] / KONTAMINATION, VERUNREINIGUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= BULAŞMA, KİRLENME, SAFSIZLIK


- İHTİLAT[Osm.] / MIXTION[Fr.] / MISCHEN[Alm.] ile/değil/yerine/= KARIŞMA


- İHTİMALİYE | OLASICILIK ile/||/<> OLASICILIK

( Bilgide salt doğruluk ya da değişmezlik olamayacağını ancak daha olası görünen sanılar ile düşünceler bulunabileceğini ileri süren öğreti probabilis olası denebilir Bilginin ancak olasılık değeri olduğunu salt doğrunun bilinemeyeceğini bilginin yalnızca olasılığa erişebileceğini ileri süren kuramsalkuşkucu öğreti )

( PROBABILISM )

( PROBABILISME )

( PROBABILISMUS )

( PROBABILIS )


- İHTİMÂLİYYET | OLASILIK ile/||/<> OLASILIK

( Bir olayın ortaya çıkmasına engel olan başka olaylar bulunması halinde uygun haller sayısının mümkün haller sayısına oranı bu oran O ile 1 sayısı arasında değişir sıfır olursa hiç olmayacak 1 olursa kesinlikle olacaktır S bir raslantı deneyinin örrieklem uzayı A bu uzayda bir rasgele olay olmak üzere A olayına bağlanan ve aşağıdaki belitleri sağlayan P A sayısı 1 Her A olayı için dir 2 P S 1 dir 3 A ve B ayrık olaylar ise P AUB P A P B dir 4 olayları ayrık iseler dir Bir olayın olabilirlik derecesinin 0 ile 1 arasındaki bir gerçek sayıyla gösterilmiş biçimi Bir olayın belli bir biçimde gerçekleşme kazanışı ya da payı gerçekleşmesi beklenen olaylardan paydası tüm olanaklı durumlardan oluşmuş bir oranla ya da bölümle dile getirilebilen beklenti düzeyi I Felsefede Doğruluğa yaklaşım derecesi Bu anlamda 1 Ortaya çıkması zorunlu olmayan bir olayın ortaya çıkma olanağının en yüksek derecesi 2 O zamana değin yapılan deneylerle bir olayın ortaya çıkmasının beklenilmesi ama yine de salt bir kesinliği bulunmaması durumu 3 Bir şeyin doğru sayılması için yeterince nedenlerin bulunmaması durumu II Matematikte Güvenilirliğin sayı ile belirlenmesi böylece belli bir olayın ortaya çıkabilme olanağı hesap edilebilir Ör Bir zar atmada altıyı tutturmada 1 6 olasılık vardır Sayıtımsal olayların bir sonucu ortalama yüzde kaç kez vereceğini bildiren sayı Gerçekleşen durumlar sayısının gerçekleşebilecek tüm durumlar sayısına oranı olasılık 1 den küçük bir sayıdır en çok 1 olabilir Herhangi bir biyolojik olayın tekrarlanma şansı Örneğin Kalıtsal özelliklerin dölden döle geçme şansının ya da tesadüfünün matematiksel hesaplanması İhtimaliyet Bir olayın aynı koşullar altında değişik biçimlerde ortaya çıkması esnasında kaydedilecek uygun öge ve öğeler sayısının tüm öğeler sayısına oranı )

( PROBABILITY )

( PROBABILITÉ )

( WAHRSCHEINLICKEIT | WAHRSCHEINLICHKEIT )

( PROBABILITAS )


- İHTİMAM | BAKIM ile/||/<> BAKIM

( Sinema TV Sinema ve televizyon araçlarının donatımının bozulmamasını düzgün işlemesini sağlamak amacıyla gerekli işleri yerine getirme Herhangi bir dizgenin işlevini sürdürmesini olanaklıysa en yüksek verimle çalışmasını sağlamak için gerekli düzeltmeleri uygulamak amacıyla gerçekleştirilen hizmetler bütünü Donanım dizgelerini oluşturan makinelerin bakımı gibi yazılım dizgelerinin de bakımı söz konusudur İzlencelerin son durumu bunlara ilişkin belgelemenin günlenmesi izlenceleme dillerinin gelişmesi yazılıma dönük bakımla ilgili sorumluluklardır Bireyin bedensel ruhsal ve eğitsel gelişimi için ana baba okul ve öbür toplumsal kurumların gösterdiği çabaların tümü timar Hayvanların sabit vücut kondisyonlarında tutulması için gerekli gıdalarla beslenmesi )

( MAINTENANCE, REPAIR | MAINTENANCE | NURTURE | RESTORATION, RECONDITIONING )

( ENTRETIEN | ENTRETIEN, MAINTENANCE | RESTAURATION )

( REPARATUR, BEDIENUNG, WARTUNG | INSTANDHALTUNG, UNTERHALTUNG | WIEDERHERSTELLUNG )

( MANUTENZIONE )

( ΣΥΝΤΉΡΗΣΗ / συντήρηση )


- İHTİMAM | BAKIM ile/||/<> ONARIM

( Sinema/TV. Sinema ve televizyon araçlarının, donatımının bozulmamasını, düzgün işlemesini sağlamak amacıyla gerekli işleri yerine getirme. @@ Herhangi bir dizgenin, işlevini sürdürmesini, olanaklıysa en yüksek verimle çalışmasını sağlamak için gerekli düzeltmeleri uygulamak amacıyla gerçekleştirilen hizmetler bütünü. Donanım dizgelerini oluşturan makinelerin bakımı gibi, yazılım dizgelerinin de bakımı söz konusudur. İzlencelerin son durumu, bunlara ilişkin belgelemenin günlenmesi, izlenceleme dillerinin gelişmesi yazılıma dönük bakımla ilgili sorumluluklardır. @@ Bireyin bedensel, ruhsal ve eğitsel gelişimi için, ana baba, okul ve öbür toplumsal kurumların gösterdiği çabaların tümü. @@ bk. timar. @@ @@ @@ Hayvanların sabit vücut kondisyonlarında tutulması için gerekli gıdalarla beslenmesi. )

( MAINTENANCE, REPAIR | MAINTENANCE | NURTURE | RESTORATION, RECONDITIONING~RESTORATION, RECONDITIONING | RESTORATION | REPAIRING, RESTORATION | REPARATION | REPAIR | CORRECTIVE MAINTENANCE )

( ENTRETIEN | ENTRETIEN, MAINTENANCE | RESTAURATION~RESTAURATION | RÉPARAGE, RESTAURATION | RÉPARATION )

( REPARATUR, BEDIENUNG, WARTUNG | INSTANDHALTUNG, UNTERHALTUNG | WIEDERHERSTELLUNG~WIEDERHERSTELLUNG | REPARATUR )

( MANUTENZIONE~RESTAURO )

( ΣΥΝΤΉΡΗΣΗ / συντήρηση~ΑΠΟΚΑΤΆΣΤΑΣΗ / αποκατάσταση )


- İHTİMAMCI ile/||/<> SOIGNEUR[Fr.] ile/||/<> BAKIMCI

( Sporcuların durumlarıyla her bakımdan ilgilenen yarış ve eğitim sırasında yönetmeliklerin uygun gördükleri yardımları yapan kişi )

( SOIGNEUR )


- İHTİRA, TEKŞİF ile/||/<> HEURISTIQUE[Fr.] ile/||/<> ARS INVENIENDI[Lat.] ile/||/<> HEURISTIK[Alm.] ile/||/<> BULGULAMA

( ars inveniendi bulma sanatı heuriskein bulmak Yeni olayları ve bilgileri bulma yöntemi ve öğretisi Tarihte Belgelerin araştırılması belgeleri araştıran tarihsel yöntem )

( HEURISTIQUE )

( HEURISTIK )

( ARS INVENIENDI )


- İHTİRAİ, TEKŞİFİ ile/||/<> HEURISTIC[İng.] ile/||/<> HEURISTIQUE[Fr.] ile/||/<> HEURISTISCH[Alm.] ile/||/<> BULGUSAL

( heuriskein bulmak Araştırmaya araştırma yapmaya ilişkin )

( HEURISTIC )

( HEURISTIQUE )

( HEURISTISCH )


- İHTİRAS | TUTKU ile/||/<> TUTKU

( İstenç ve yargıları aşan güçlü bir coşku 1 Bir insanın isteme duyma ve düşünmesine egemen olan güçlü eğilim 2 Uzun süreli kalıcı ve güçlü duygulanım Tutkular erek ve doğrultularına göre olumlu ve olumsuz yapıcı yaratıcı ve yıkıcı olabilirler Olumlu tutku başarıya olumsuz tutku kötülüğe götürür Hegel tutku olmadan hiç bir büyük işin başarılamayacağını söyler )

( PASSION )

( PASSION )

( LEIDENSCHAFT )

( PASSIO )


- İHTİSÂR | SADELEŞME ile/||/<> SADELEŞME

( sadeleştirme matematik )

( CANCELLATION )

( SIMPLIFICATION )

( KÜRZEN )

( SEMPLIFICAZIONE )

( ΑΠΛΟΠΟΊΗΣΗ / απλοποίηση )


- İHTİSÂR | SADELEŞME ile/||/<> SADELEŞTİRME

( sadeleştirme (matematik) @@ (...) )

( CANCELLATION~SIMPLIFICATION )

( SIMPLIFICATION~SIMPLIFICATION | SIMPLIFIER )

( KÜRZEN~VEREINFACHUNG )

( SEMPLIFICAZIONE~SEMPLIFICAZIONE )

( ΑΠΛΟΠΟΊΗΣΗ / απλοποίηση~ΑΠΛΟΠΟΊΗΣΗ / απλοποίηση )


- İHTİSÂR | SADELEŞTİRME ile/||/<> SADELEŞTİRMEK

( matematik matematik )

( SIMPLIFICATION | SIMPLIFIER )


- İHTİSÂR[Ar. < HASR]/İKTİSÂR/SIMPLIFICATION[Fr., İng.] ile KISALTMA

( Kısaltma tekniği. )


- İHTİSAS | DUYGU ile/||/<> DUYGU

( Belirli nesne olay ya da kişilerin bireyin iç dünyasında uyandırdığı izlenimler Belli bir uyaran karşısında genellikle güdü ve değerlerle ilişkili olarak belirip çoğu kez süreklilik ve tutarlılık gösteren heyecandan daha zayıf bir uyarım biçimi 1 Yeniçağın usçu felsefesindeki anlamı Leibnizte karışık tasarım bulanık karanlık düşünme ve duyma 2 Anlık ve istencin yanında duyma yetisi haz ve acıyı duyabilme olarak beliren üçüncü temel yetiye verilen ad 3 Kendine özgü bir ruhsal devinim ve devinimlilik Bu anlamda duygu a Belirli bir şeye yönelmiş özel bir duygu b Tümüyle duygu ve duygu durumu olabilir Anlam ve kökenine göre daha kesin ayrımlar da yapılır 1 Bedenin belli bir yerinde yerleşmiş olan duyumlar duyu organları aracılığı ile bunlar bir noktadadır süresizdir ve duyum yönünden süreklilikleri yoktur 2 Taşıyıcı temel yaşama duygusu temel yaşama duygululukları ve temel duygulanımlar bunun özünü oluştururlar 3 Özel ruhsal duygular üzüntü 4 Kendini ve kendi değerini duyma aşağılık duygusu 5 Tinsel duygular a durumsal mutluluk b bir şeye yönelmiş özellikle estetik tinseldüşünsel şaşma hayranlık ve ahlaksaltoplumsal duygular ödev duygusu saygı biyoloji )

( SENTIMENT, FEELING | SENTIMENT | FEELING, SENTIMENT )

( SENTIMENT )

( GEFÜHL )


- İHTİYAÇ | GEREKSİNME ile/||/<> GEREKSİNME

( Rahatlık ve uyum sağlayan ve düzgülü davranışları kolaylaştıran içerik ya da dışarık kimi şeylerden yoksun olma durumu Bazen doyurulmamış güdüler anlamında da kullanılır 1 İnsanın yaşaması gelişmesi üremesi sağlığını koruması doğal ve toplumsal çevreye uyabilmesi için gereken şey koşul 2 Güdü )

( NEED )

( BESOIN )


- İHTİZAZ[Ar.]/VİBRASYON[Fr./İng.]/REZONANS[Fr./İng. < RESONANCE] ile/değil/yerine/= TİTREŞİM/SESELİM/TINLAŞIM


- İHTİZAZ[Osm.] / OSCILLATION[İng.] / OSCILLATION[Fr.] / OSZILLATION, SCHWINGUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SALINIM, TİTREŞİM


- İHZARÎ SINIF ile/||/<> PREPARATORY CLASS[İng.] ile/||/<> CLASSE PRÉPARATOIRE[Fr.] ile/||/<> HAZIRLIK SINIFI

( Öğrencilere belli bir öğretim programını izlemek ya da belli bir okulda okumak için gerekli temel anlayış bilgi ve becerileri kazandırmak amacıyla bir okula bir üniversiteye bağlı olarak açılan sınıf )

( PREPARATORY CLASS )

( CLASSE PRÉPARATOIRE )


- İKÂME | ORNATMA ile/||/<> ORNATMA ile/||/<> DEĞİŞKEN DEĞİŞTİRİMİ

( 1 değişken değiştirimi 2 Bir çokluk yerine bir ötekini koyma Özdeciğin bir öğeciği bir topağı yerine başka bir türünü koyma işlemi yerine geçme )

( SUBSTITUTION )

( SUBSTITUTION )

( SUBSTITUTION, ERSETZUNG | SUBSTITUTION )


- İKAME | YERİNE KOYMAK ile/||/<> YERİNE KOYMAK

( matematik )

( SUBSTITUTE )

( REMPLACER )


- İKAME-İ HÜCCET ile/||/<> PROTEST[İng.] ile/||/<> PROTESTER[Fr.] ile/||/<> PROTESTIEREN[Alm.] ile/||/<> PROTESTO ETMEK

( Herhangi bir davranışın tüzeye antlaşma ve sözleşmelere aykırı düştüğünü ve onanmadığını resmî olarak açıklamak )

( PROTEST )

( PROTESTER )

( PROTESTIEREN )


- İKAMETGÂH | MEVZUA | MEVZÛA | MESKEN | POSTULAT ile/||/<> POSTULAT ile/||/<> KONUT

( konut konut ıspatsız kabul edilen bir önerme Kum çukurlarından mağaralara kaya oyuklarından ağaç kabuklarına siperliklerden değişik biçimdeki kulübelere çadırlardan ağaç ve taştan yapılma evlere kadar genişleyen insanın yatıp kalktığı kötü havalardan yırtıcı hayvanlardan baskınlardan korunduğu işinin dışında barındığı yer koyut konakçı Bir ya da birkaç ev halkının yaşaması için yapılmış insan yaşamasının gerekli kıldığı uyuma yemek pişirme soğuktan ve sıcaktan korunma yıkanma ve ayakyolu gibi temel gereksinme konularında kolaylıkları bulunan barınak 1 Kuramsal olarak kanıtlanamayan ama düşünce gidişinde varsayım olarak zorunlukla geçerli sayılan önerme Apaçık olan belitten ayrı Kantta özgürlük Tanrı ve ölümsüzlük salt kılgılı usun konutlarıdır bunlar us ideleri olmak bakımından gerçi kuramsal olarak tanıtlanamazlar ama önselsalt olarak geçen bir kılgılı us yasasına ahlak yasası ayrılmaz bir biçimde bağlı olmakla geçerli sayılırlar 2 Modern matematikte Varsayım olarak konmuş bir ya da daha çok önermelerden kalkarak bunlardan mantıksal sonuçlar çıkaran varsayımsaltümdengelimli bir dizgedeki Axiomatik konutlara da belit denir postula matematik İnsanların oturması için yapılıp düzenlenen yer )

( POSTULATE )

( POSTULATE | POSTULAT )

( POSTULATE )


- İKAZ | UYARMA ile/||/<> UYARMA ile/||/<> UYARMAK

( Karşılaşma sırasında kurala aykırı davranışları önlemek için yumrukoyuncusunun dikkatini çekme Duyu örgenlerinden herhangi birisiyle ilgili fiziksel gücün uygulanması Bir disiplin suçu işlemiş olan öğrenciye davranışının kusurlu olduğunun yazılı olarak bildirilmesi Küçük yanlışlıkları görülen yarışçılara bir kez daha yapmamaları için verilen uyarma cezası elektrik 1 Bir elektromıknatısta akıyı üreten güç 2 Bir üreteç ya da motorun mıknatıssal çevriminde elektrik akımı ile bir mıknatıslı irkitim akısının oluşması karşılık eksitasyon excitare uyarmak Bir organ ya da dokuda çalışma meydana getirilmesi Nicemsel dizgeyi daha yüksek bir erke düzeyine çıkarma zooloji biyoloji biyoloji Bir organ ya da dokuda çalışma meydana getirilmesi Eksitasyon anat Embriyolojide canlıyı meydana getirmek üzere farklılaşmış embriyonik bir hücre topluluğunun yanında daha az farklılaşan diğer bir hücre topluluğuna etki etmesi onu geliştirmeye zorlaması )

( WARNING | STIMULATION, EXCITATION | EXCITATION | ALARM | ALERT | INDUCTIO )

( AVERTISSEMENT | EXCITATION | EXCITER )

( WARNUNG | AUFREIZUNG | ANREGUNG )

( EXCITARE | EXCITARE: UYARMAK )


- ÎKAZ MÜNHANİSİ[Osm.] / EXCITATION CURVE[İng.] / COURBE D'EXCITATION[Fr.] / ERREGUNGSKURVE[Alm.] ile/değil/yerine/= UYARMA EĞRİSİ


- ÎKAZ[Osm.] / EXCITATION[İng.] / EXCITATION[Fr.] / ANREGUNG, EREGENZ, ERREGUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= UYAR(IL)MA


- İKİ ÇENEKLİLER ile/||/<> İKİ ÇENEKLİLER

( di iki kotyledon kadeh şeklinde boşluk İki kotiledonu olan embriyo ve böyle bitkiler Dikotiledon Çift çenekliler )

( DICOTYLEDONOUS | DICOTYLEDONE )

( DICOTYLÉDONE )

( ZWEIKEIMBLÄTTRIG, DIKOTYL )


- İKİ KANATLILAR ile/||/<> İKİ KANATLILAR

( dis iki pteryx kanat Eklem bacaklı hayvanlardan böcekler Insecta sınıfının kanatlılar Pterygota alt sınıfından ince yapılı ve tıknaz vücutlu ağız parçaları emici ya da delip emici tipte art kanatları farklılaşarak uçma esnasında dengeyi sağlayan halter denen birer tokmakçık hâline gelmiş gelişmelerinde tüm başkalaşım gösteren bir takım Ev sineği Musca domestica ev sivrisineği Culex pipiens sıtma sivrisineği Anopheles maculipennis karasinek Stomoxys calcitrans altın sinek Lucilia caesar çizgili sinek Aedes aegypti gök et sineği Calliphora vomitaria çeçe sineği Glossinapalpalis G morsitans at sineği Hippobosca equina sirke sineği Drosophila melanogaster türleri iyi bilinir Sinekler Eklembacaklı hayvanlardan böcekler İnsecta sınıfının kanatlılar Pterygota alt sınıfından ince yapılı ve tıknaz vücutlu ağız parçaları emici ya da delip emici tipte gelişmelerinde tüm başkalaşım gösteren bir takım sinekler )

( FLIES )

( DIPTÈRES )

( ZWEIFLÜGER )

( DIPTERA )


- İKİCİ/DÜALİST[Fr. < DUALISTE] ile/||/<> İKİCİLİK/DÜALİZM[Fr. < DUALISME]


- İKİCİLİK = SÜNAİYE = DUALISM[İng.] = DUALISME[Fr.] = DUALISMUS[Alm.] = DUALIS[Lat.]


- İKİLEM = KIYAS-I MUKASSİM = DILEMMA[İng., Alm., Yun.] = DILEMME[Fr.] = DILEMA[İsp.]


- İKİLEŞİM/DİKOTOMİ[Fr. < DICHOTOMIE] ile/||/<> İKİLEŞİK/DİKOTOMİK[Fr. < DICHOTOMIQUE]


- İKİLİ ÇATI ile/||/<> İKİLİ ÇATI

( İki görevde de kullanılabilen çatı Alınmak avlanmak tavlanmak yakalanmak toplanmak sanılmak yazılmak atılmak kapılmak tutulmak sıkılmak sözcüklerinin hem dönüşlü hem de edilgen çatı olarak kullanılması gibi Bir fiil çatısının hem dönüşlü hem de edilgen olarak kullanılması atılmak alınmak bulunmak silinmek sıkılmak kapılmak tutulmak yıkılak gibi Örnekler ortaya atılmanın ne anlamı vardır Tembelliği yüzünden işten atıldı Arkadaşımın sözlerinden iyiden iyiye alındı İstediklerimizin hepsi de alındı Toplantıda bulunması iyi olacaktı Kayıp eşya bulunamadı Silinmek için havlu gerekli Camlar silindi mi Bu türlü işlerden sıkıldığını bilmiyorduk Portakalların sıkılmasına yardım edecek vb )

( SYNCRETISM )

( SYNCRÉTISME | SYNCRÉTISM )

( SYNKRETISMUS )


- İKİLİK/DUALİTE[Fr./İng.] ile İKİLEŞİM/DİKOTOMİ[Fr./İng.]

( İkilik. İLE Çatışan ikilik. )


- İKİNCİ BALKON | GALERİ ile/||/<> GALERİ ile/||/<> GALERİ[Fr. < GALERIE]

( Tiyatro yapılarında üst katlar Seyirci galerinin daha ucuzca ve salmeye uzak olan bölümü Üst balkon 1 Roma tiyatrosunda yüksek ve uzun takma saç 2 Tiyatro yapılarında ikinci asma kat sergi )

( GALLERY, HEADING | 2. UPPER CIRCLE, SECOND BALCONY )

( PARADIS | GALERIE | 2. GALERIE )

( GALERIE | STOLLEN, STRECKE | 2. ZWEITER RANG, OBERER RANG )


- İKİNCİ YARI >< İLK YARI

( Bir ayaktopu oyununun ikinci 45 dakikalık bölümü. )

( SECOND HALF | FIRST HALF~FIRST HALF )

( SECONDE MI-TEMPS~PREMIÈRE MI-TEMPS )

( ZWEITE HALBZEIT | ERSTE HALBZEIT~ERSTE HALBZEIT )

( SECONDO TEMPO~PRIMO TEMPO )

( ΔΕΎΤΕΡΟ ΗΜΊΧΡΟΝΟ / δεύτερο ημίχρονο~ΠΡΏΤΟ ΗΜΊΧΡΟΝΟ / πρώτο ημίχρονο )


- İKİNCİL/TALİ[Ar. < TĀLĪ] ile/||/<> İKİNCİL/SEKUNDER[Fr. < SECONDAIRE]


- İKİRCİK ile/||/<> ...

( HESITATION )

( HÉSITATION )

( ZÖGERN )

( ESITAZIONE )

( ΔΙΣΤΑΓΜΌΣ / δισταγμός )


- İKİRCİK ile/||/<> İKİRCİM

( HESITATION~HESITATION )

( HÉSITATION~HÉSITATION )

( ZÖGERN~ZÖGERN )

( ESITAZIONE~ESITAZIONE )

( ΔΙΣΤΑΓΜΌΣ / δισταγμός~ΔΙΣΤΑΓΜΌΣ / δισταγμός )


- İKİZKENAR ÜÇGEN ile/||/<> ...

( 53 İkizkenar üçgen iki kenarı eşit olan üçgendir Böyle bir üçgenin iki açısı da eşittir Eşit olan açılar eşit kenarların karşısında bulunur Şekil 30 Şekil 31 )

( ISOSCELES TRIANGLE )

( TRIANGLE ISOCÈLE )

( GLEICHSCHENKLIGES DREIECK )

( TRIANGULUM ISOSCELES )

( TRIANGOLO ISOSCELE )

( ΙΣΟΣΚΕΛΈΣ ΤΡΊΓΩΝΟ / ισοσκελές τρίγωνο )


- İKİZKENAR YAMUK ile/||/<> ...

( 69 İkizkenar yamuk paralel olmıyan kenarları eşit olan yamuktur )

( ISOSCELES TRAPEZOID )

( TRAPÈZE ISOCÈLE )

( GLEICHSCHENKLIGES TRAPEZ )

( TRAPEZIO ISOSCELE )

( ΙΣΟΣΚΕΛΈΣ ΤΡΑΠΈΖΙΟ / ισοσκελές τραπέζιο )


- İKLÎL-İ FITIR ile/||/<> ŞAPKA ile/||/<> ŞAPKA[Rus.]

( mantar botanik Ökoryatik mRNA nın 5 ucunda bulunan metillenmiş yapı 7metilguanozin Az şapka şapka şapka şepke YUyg şapka Dilimizde geçen şapka adının Balkan dillerinden alındığı anlaşılıyor Örneğin Bulgarcada šapka Makedoncada şapka biçimi kullanılır Kökeni karışıktır Kökeninin dillerine bağlanması görüşü yaygındır Latince cappa şapka İtalyanca càppa kukuleta örnekleri düşündürücüdür Arapça şebeke ağ ağ biçiminde gözenekli ağ doku şebk birbirine geçmek sözüyle birleştirilmesi anlamca olanaksızdır Dobrodomov Türkçe yap kapamak örtmek köküne bağlamıştır Dobrodomov ST 3 1975 2930 Türkçede börk hayvan postundan yapılan başlık kalpak kesik koni biçiminde deri kürk ya da kumaştan yapılmış başlık papak Azerbaycan ve Kafkasyada giyilen kuzu derisinden ya da yününden yapılan uzun tüylü başlık gibi birtakım başlık türleri kullanılır Diyalektlerde görülen malakay Moğolcadan geçmiştir malagay malgay )

( CAP )

( CHAPEAU )

( MALAGAY~MALGAY )

( ŞAPKA[Az.]~ŞAPKA[Kmk.]~ŞAPKA[Krg.]~ŞEPKE[Özb.] )


- İKLİM BİLİMCİ/KLİMATOLOG[Fr. < CLIMATOLOGUE] ile/||/<> İKLİM BİLİMİ/KLİMATOLOJİ[Fr. < CLIMATOLOGIE]


- İKLÎM-İ BERRÎ ile/||/<> CONTINENTAL (CLIMAT-)[Fr.] ile/||/<> KARA İKLİMİ

( coğrafya )

( CONTINENTAL (CLIMAT-) )


- İKLİM/İKLİM[Ar. < İḲLĪM] ile/||/<> MİKROKLİMA/MİCROCLİMAT[Fr. < MICROCLIMAT]

( iklim bilimi ekvatoral iklim karasal iklim tropikal iklim Akdeniz iklimi çöl iklimi dağ iklimi deniz iklimi kara iklimi kutup iklimi muson iklimi okyanus iklimi step iklimi tundra iklimi Yeryüzünün herhangi bir yerinde hava olaylarına bağlı olarak gerçekleşen etkilerin uzun yılların ortalamasına dayanan durumu abuhava ülke Yeryüzünün ekvatordan kuzey kutbuna kadar bölündüğü yedi bölgesinden her biri Bir şeyin kuvvetli biçimde hâkim olduğu ortam )


- İKLİM ile/||/<> İKLİM[Ar. < İKLİM]

( Havanın sıcaklık basınç nem rüzgâr gibi koşullarını topluca belirten terim coğrafya tarım Belli bir bölgedeki meteorolojik parametre ve süreçlerin belirlendiği hava tiplerinin uzun zaman süresince saptanan ve mevsimleri karakterize eden ortalama durumu )

( CLIMATE )

( CLIMAT )

( KLIMA )


- İKMAL İMTİHANI ile/||/<> RESIT EXAMINATION, REPEAT EXAMINATION[İng.] ile/||/<> EXAMEN DE REPÊCHAGE, EXAMEN DE PASSAGE[Fr.] ile/||/<> BÜTÜNLEME SINAVI

( İlk ve orta dereceli okullar ile üniversite ve yüksek okullarda bütünlemeye kalan öğrenciler için genellikle yaz tatili sonunda açılan sınav )

( RESIT EXAMINATION, REPEAT EXAMINATION )

( EXAMEN DE REPÊCHAGE, EXAMEN DE PASSAGE )


- İKON ile/||/<> İKON[Fr. < ICÔNE]

( Ortodoks kiliselerinde bulunan dinsel resim ve heykeller Resim eikon imge Ortodokslarda İsa Meryem ya da ermişlerin tahta üzerine mumlu ve yumurtalı boyalarla yapılmış resimlerine verilen ad )

( ICON )

( ICONE | ICÔNE )

( İKON | IKONE )


- İKRAH (BORÇLAR KANUNU KABUL ETTİĞİ MANADA) ile/||/<> CONTRAINTE MORALE[Fr.] ile/||/<> YILDIRMA

( CONTRAINTE MORALE )


- İKTİBAS | ALINTI ile/||/<> ALINTI

( Bir kitaptan bir yazıdan alındığı belirtilerek bazı satırların ya da sayfaların alınması 1 Başka bir yerden olduğu gibi aktarılarak tırnak içinde verilen söz tümce ya da parça 2 ödence Yararlanılan bir kaynağın adını anma ya da bir kaynaktan bölüm ya da tümce aktarma Başka dilden bir şey alma ya da alınan şey ALINTI KELİME Mot demprunt Lehnwort Gözle ve Kulaktan alıntı Bir dile çeşitli etkiler özellikle kültür etkileri dolayısıyla yabancı dillerden ek ve kelime alınması alıntı ek alıntı kelime ödünç )

( CITATION, ADAPTATION, QUOTATION | CITATION | LOAN | RECEPTION )

( CITATION, EXTRAIT | CITATION | EMPRUNT | RÉCEPTION )

( LEHNWOR | ENTLEHNUNG | EMPFANG )

( CITATIO )

( CITAZIONE )

( ΠΑΡΆΘΕΣΗ / παράθεση )


- İKTİBAS | ALINTI ile/||/<> ALMA

( Bir kitaptan, bir yazıdan alındığı belirtilerek bazı satırların ya da sayfaların alınması. @@ 1. Başka bir yerden olduğu gibi aktarılarak tırnak içinde verilen söz, tümce ya da parça. 2. bk. ödence. @@ Yararlanılan bir kaynağın adını anma ya da bir kaynaktan bölüm ya da tümce aktarma. @@ Başka dilden bir şey alma, ya da alınan şey (ALINTI KELİME, Mot d'emprunt, Lehnwort /Alm./ ) bk. Gözle ve Kulaktan alıntı. @@ Bir dile çeşitli etkiler, özellikle kültür etkileri dolayısıyla yabancı dillerden ek ve kelime alınması. bk. alıntı ek, alıntı kelime. @@ bk. ödünç )

( CITATION, ADAPTATION, QUOTATION | CITATION | LOAN | RECEPTION~RECEPTION | GET | RECEIVE )

( CITATION, EXTRAIT | CITATION | EMPRUNT | RÉCEPTION~RÉCEPTION )

( CITATIO~... )

( LEHNWOR | ENTLEHNUNG | EMPFANG~EMPFANG )

( CITAZIONE~PRESA )

( ΠΑΡΆΘΕΣΗ / παράθεση~ΛΉΨΗ / λήψη )


- İKTİBAS | ÇIKARTI ile/||/<> ÇIKARTI

( Başka yerden çıkarılan ibare biyoloji )

( EXTRAIT | EXCRÉMENT )


- İKTİDAR[Osm.] / POTENTIAL[İng.] / POTENTIEL[Fr.] / POTENTIAL[Alm.] ile/değil/yerine/= POTANSİYEL


- İKTİSAP | EDİNME ile/||/<> EDİNMEK

( Bir nesnenin iyeliğini ele geçirme )

( ACQUISITION | ADOPT )

( ACQUISITION )


- İLÂ | YÜCELTME ile/||/<> YÜCELTME

( İlkel nitelikteki eğilim ve isteklerin doğal amaçlarından çevrilerek toplumca beğenilen anlıksal toplumsal ve benzeri etkenliklere dönüştürülmesi 1 Bir içtepiyi ilkel erek ya da amacından üstün toplumsal değerler taşıyan erek ya da amaçlara yöneltme 2 Ruhsal çözümlemede çocuksu cinsel amaçları toplumsal bakımdan benimsenen etkinliklere yöneltme çabası )

( SUBLIMATION )

( SUBLIMATION )


- İLAÇ BİLİMİ | FARMAKOLOJİ ile/||/<> FARMAKOLOJİ ile/||/<> ECZACILIK BİLİMİ

( eczacılık bilimi İlaç bilimi 1 İlaç bilgisi 2 Hastalıkların önlenmesi tedavisi ve tanısında kullanılan ilaç vb maddelerin kaynakları fiziksel ve kimyasal özellikleri hazırlanma ve düzenlenmeleri tedavisinde kullanılan miktar ve biçimleri vücuda giriş yolları ile farmakodinamik ve farmakokinetik özelliklerini inceleyen bilim dalı )

( PHARMACOLOGY | LIMNOLOGY | SYSTEMATICS )

( PHARMACOLOGIE | LIMNOLOGIE )

( LIMNOLOGIE )

( FARMACOLOGIA )

( ΦΑΡΜΑΚΟΛΟΓΊΑ / φαρμακολογία )


- İLAÇ BİLİMİ | FARMAKOLOJİ ile/||/<> LİMNOLOJİ ile/||/<> SİSTEMATİK | ECZACILIK BİLİMİ

( bk. eczacılık bilimi @@ İlaç bilimi. @@ 1. İlaç bilgisi 2. Hastalıkların önlenmesi, tedavisi ve tanısında kullanılan ilaç vb. maddelerin kaynakları, fiziksel ve kimyasal özellikleri, hazırlanma ve düzenlenmeleri, tedavisinde kullanılan miktar ve biçimleri, vücuda giriş yolları ile farmakodinamik ve farmakokinetik özelliklerini inceleyen bilim dalı. @@ )

( PHARMACOLOGY | LIMNOLOGY | SYSTEMATICS~LIMNOLOGY~SYSTEMATICS )

( PHARMACOLOGIE | LIMNOLOGIE~LIMNOLOGIE~SYSTÉMATIQUE )

( LIMNOLOGIE~LIMNOLOGIE~SYSTEMATIK )

( FARMACOLOGIA~LIMNOLOGIA~SISTEMATICA )

( ΦΑΡΜΑΚΟΛΟΓΊΑ / φαρμακολογία~ΛΙΜΝΟΛΟΓΊΑ / λιμνολογία~ΣΥΣΤΗΜΑΤΙΚΉ / συστηματική )


- İLAÇ[Ar.] değil PASTİL[Fr.]

( ... DEĞİL Ağızda eritilmek üzere yapılmış şekerli ilaç tableti. )


- İLÂH, ALLAH | TANRI ile/||/<> TANRI

( 1 Çoktanrıcılıkta var olduğuna inanılan insanüstü varlıklardan her biri 2 Acunda varolan her şeyin yaratıcısı ve buyurucusu olduğuna inanılan yüce varlık Dinsel inançta Doğüstü ve olağanüstü nitelikleri güçleri olan yetkin bir öz olarak en yüksek varlık Tanrı konusunda üç temel anlayış vardır 1 Tanrılar ya da tanrısal güçler çokluğu kabul edilir çoktanrıcılık politeizm 2 Bir tek Tanrısal olan vardır bu da evren ile aynı şeydir tümtanrıcılık panteizm her şey Tanrı Tanrısal olan evrenden daha fazla bir şeydir evreni kuşatır Pananteizm herşey Tanrıda 3 Tektanrıcılık Monoteizm Yaratıcı Tanrı Evrenin nedeni başlatıcısı olarak Tanrı Tanrı yalnızca evrenin nedeni başlatıcısı olarak anlaşılıp da her zaman etkileyen bir Tanrı söz konusu değilse buna yaratancılık deizm denir Bütün bu anlayışların karşısında Tanrıtanımazlık ateizm vardır Felsefedeki ve Tanrıbilimdeki Tanrı anlayışları arasındaki temel ayrılıklar Tanrıya giden yolun nerede olduğu ya da nerede aranması gerektiği sorusundan doğar Her zaman kesin ayrılıklar görülmeyebilir de a Tanrıya giden yol spekülatif düşünme aracılığı ile dünya üzerinden geçebilir Tanrı ilk neden son erek en yüksek en yetkin varlık öncesizsonrasız anlam temeli koşulsuz ve saltık olan diye anlaşılır b Eleştirel düşüncenin yardımıyla bakılacak olursa Tanrı sınır olandır idealist açıdan idedir gerçekçi açıdan ise bütünüyle başka olandır bundan dolayı aşkın olandır c Tanrı gizemsel yaşantıda ruhun arınmış içtenliğinde bulunur Bu yaşantıda ruh ve Tanrı karşıtlığı aşılarak ortadan kaldırılır d Tanrıya götüren bir yol da somut açınlamadır vahiy Burada Tanrı evrensel ya da tarihsel ve kişisel bir biçimde ya da aynı zamanda her iki biçimde yaratıcı temellendirilemez bir her şeye gücü yeten olarak ama aynı zamanda insanın karşısında koşulsuz bir Sen olarak bulunmaktadır Açınlama dinleri Hıristiyanlık burada Tanrı İsanın kişiliğinde insan biçiminde görünür Müslümanlık Tanrı elçisi olan Muhammete Kuranı indirmiştir Tanrı kanıtları Felsefede en önemlileri 1 Varlıkbilimsel ontolojik kanıt Bu kanıtta Tanrı kavramından Tanrının varlığı çıkarılır Tanrı kavramı gereği en yetkin varlıktır var olmasaydı en yetkin varlık olmaktan çıkacaktı çünkü varlık yüklemi olmayacaktı öyleyse Tanrının en yetkin varlık olarak varlığının da olması gerekir 2 Evrenbilimsel kosmolojik kanıt Bunun çeşitli düzenlemelerine rastlanır Bu kanıt dünyanın deviniminden bir ilk kımıldatıcı nedenler zincirinden bir ilk neden dünyadaki şeylerin değişkenliği koşulluluğu ve rastlantısallığından dünyanın ilk nedeni olan değişmez koşulsuz zorunlu bir varlığın bulunduğu sonucunu çıkarır 3 Ereksel teleolojik kanıt Burada dünyadaki ereklilik ve düzenden bu erek ve düzenleri koyan bir us varlığı olduğu sonucu çıkarılır 4 Ahlaksal kanıt İçimizdeki ahlak yasasının varlığı olgusundan ve dünyadaki ahlak düzeninden bunların nedeni olan yüksek bir istencin varlığı çıkarılır )

( DEITY | GOD )

( DIVINITÉ, DIEU | DIEU )

( GOTTHEIT, GOTT | GOTT )

( DEUS )


- İLAHE ile/||/<> GODNESS[İng.] ile/||/<> DÉESSE[Fr.] ile/||/<> GÖTTIN[Alm.] ile/||/<> TANRIÇA

( Kadın tanrı )

( GODNESS )

( DÉESSE )

( GÖTTIN )


- İLÂHİ ile/||/<> İLÂHİ

( Tekke yazınında din ve ahlak ile ilgili konularda özel ezgilerle söylenen koşuk Yapı bakımından özel bir biçimi yoktur koşma ve semai gibidir İlâhilere Mevleviler ayin Bektaşîler nefes Aleviler düşe Gülşenîler tapuğ Halvetîler durak başka tarikatlardan olanlar da cumhur derlerdi Tanrıyı övmek üzere ezgi ile söylenen koşuk Bu ilâhilere Mevleviler Ayin Bektaşiler Nefes Gülşenîler Tapuğ Halvetîler Durak başka tarikat ehli Cümhur derlerdi Kimi tarikatlarca ilâhiye verilen ad ilâhi )

( HYMNE )


- İLÂN | DUYURU ile/||/<> DUYURU

( İstenilen bir şeyi çevreye yaymak her tarafa iletmek amacıyla yapılan duyuru )

( NOTICE | ANNOUNCEMENT )

( AVIS, AVERTISSEMENT )


- İLÂN TAHTASI ile/||/<> BILL-BOARD[İng.] ile/||/<> TABLEAU D'AFFICHAGE[Fr.] ile/||/<> DUYURU TAHTASI

( Bina dışında reklam ve afiş asmaya yarayan tahta )

( BILL-BOARD )

( TABLEAU D'AFFICHAGE )


- İLÂN[Ar.]/ANONS[Fr. < ANNONCE] ile/değil/yerine/= DUYURU/DUYURMAK/DUYUT

( Söz ve yazı yoluyla verilen kısa haber. )

( ANONSE[Fr.]: Bildirilmiş, ilân edilmiş. )


- İLANİHAYE | SÜRGİT ile/||/<> SÜRGİT

( Her sınırın ötesinde sınırsız olarak sonsuza değin Bitkisel yeniliğin varlığından söz edilebilmesi için gereken değişmeme bozulmama değişmezlik )

( AD INFINITUM, INFINITELY, TO INFINITY | STABLE )

( AD INFINITUM, À L'INFINI | STABLE )

( AD INFINITUM )

( AD INFINITUM )


- İLÂVE | EKLEME ile/||/<> EKLEMEK

( Aşınma payına bağlı yeni bir varlık biriminin işletme varlığına eklenmesi ya da varlık içindeki bir birimin yeniden yapım özelliğiyle genişletilmesi iliştirmek )

( ADD | APPEND )

( AJOUTAGE )


- İLÂVE ETMEK | İLTİHAK SURETİYLE BİRLEŞME | KATILMA ile/||/<> KATILMA ile/||/<> KATILMAK ile/||/<> KATMA

( katma Güçlü bir ortaklığın tecimsel gücünü ve hukukî görüntüsünü kaybetmiş diğer bir ortaklığın borçlu ve alacaklı değerleriyle yükümlenmek ve bunlardan doğacak her çeşit sonuçları da üzerine almak suretiyle onunla birleşmesi Bir kent yönetiminin sınırları dışındaki bir yerleşim yerini yetkili kurul ve örgenlerin vargısıyla kendi sınırlarının içine alması matematik Yüklemlik fiillerin yüklemine denir Birini başkan seçmek sözündeki başkan sıfatı biri nesnesinin katması sayılır İki ya da daha fazla çeşitte yem maddesini bir araya getirme ya da karıştırma işlemi )

( FUSION, MERGING, AMALGAMATION | JOIN )

( FUSION, FUSIONNEMENT )


- İLÂVE TAHSİSAT | EK ÖDENEK ile/||/<> EK ÖDENEK

( 1 Aylık ve ücrete ek olarak verilen özen payı kâr payı ve benzeri ödemeler 2 Ödenekliklerle belirli bir iş için ayrılan paranın yetersizliği nedeniyle o bölüme eklenen ödenek Bütçe başlangıç ödeneğinin yetersiz kaldığı durumlarda bütçe içinden ya da ek bütçe yasasıyla sağlanan ödenek )

( PERQUISIT | ADDITIONAL APPROPRIATION, SUPPLEMENTARY APPROPRIATION | LIQUIDATE, PAYMENT | SUBVENTION, APPROPRIATION )

( GRATIFICATION | PAIEMENT | APPROPRIATION )

( ZULAGE )

( PAYMENT )

( INDENNITÀ AGGIUNTIVA )

( ΠΡΌΣΘΕΤΟ ΕΠΊΔΟΜΑ / πρόσθετο επίδομα )


- İLÂVE TAHSİSAT | EK ÖDENEK ile/||/<> ÖDEME ile/||/<> ÖDENEK

( 1. Aylık ve ücrete ek olarak verilen özen payı, kâr payı ve benzeri ödemeler. 2. Ödenekliklerle belirli bir iş için ayrılan paranın yetersizliği nedeniyle o bölüme eklenen ödenek . @@ Bütçe başlangıç ödeneğinin yetersiz kaldığı durumlarda bütçe içinden ya da ek bütçe yasasıyla sağlanan ödenek. )

( PERQUISIT | ADDITIONAL APPROPRIATION, SUPPLEMENTARY APPROPRIATION | LIQUIDATE, PAYMENT | SUBVENTION, APPROPRIATION~LIQUIDATE, PAYMENT | PAYMENT, REDEMPTION, DISCHARGE~SUBVENTION, APPROPRIATION | ALLOCATION, ALLOWANCE )

( GRATIFICATION | PAIEMENT | APPROPRIATION~PAIEMENT | ACQUITTANCE, LIQUIDATION, PAYEMENT~APPROPRIATION )

( PAYMENT~PAYMENT~... )

( ZULAGE~ZAHLUNG~ZUWEISUNG )

( INDENNITÀ AGGIUNTIVA~PAGAMENTO~STANZIAMENTO )

( ΠΡΌΣΘΕΤΟ ΕΠΊΔΟΜΑ / πρόσθετο επίδομα~ΠΛΗΡΩΜΉ / πληρωμή~ΚΟΝΔΎΛΙΟ / κονδύλιο )


- İLCA ile/||/<> IMPULSE[İng.] ile/||/<> IMPULSION[Fr.] ile/||/<> İÇTEPİ

( 1 Bir iş yapmak bir eyleme geçmek için duyulan ve bireyin engelleyemeyeceği kadar güçlü istek 2 Bireyi doğrudan doğruya eyleme geçmeye zorlayan güçlü dürtü )

( IMPULSE )

( IMPULSION )


- ÎLE CORALLIENNE[Fr.] ile/||/<> MERCAN ADASI

( coğrafya )

( ÎLE CORALLIENNE )


- İLERİ SÜRME = İDDİA = ASSERTION[İng., Fr.] = BEHAUPTUNG[Alm.] = ASSERTIO < ASSERERE[Lat.]


- İLERİ ile/||/<> İLERİ

( Temel duruşta ayak uçlarının gösterdiği yön )

( FORWARD )

( EN AVANT )

( VORWÄRTS )


- İLERLEME = TERAKKİ = PROGRESS[İng.] = PROGRÈS[Fr.] = FORTSCHRITT[Alm.] = PROGRESSUS < GRESSUS:YÜRÜME, ADIM. PRO:ÖNDE, İLERİYE[Lat.] = PROGRESO[İsp.]


- İLERLEYİCİ BENZEŞME ile/||/<> İLERLEYİCİ BENZEŞME

( Derleme ilerlek benzeşme ilerleyen benzeşme Sözcükte önceki sesin sonraki sesi etkilemesi yokdur yoktur gelmişdur gelmiştir ve bütün ünlü uyumlarında olduğu gibi Kelime içinde yanyana bulunan ünsüzlerden öncekinin kendinden sonrakini etkileyerek boğumlanma niteliği bakımından kısmen ya da tamamen kendisine benzetmesi olayı işçi balcı askı eski bitki yetki sözcü gözcü yanında yaygı kaygı vergi attan ağaçtan elden evden vb Benzeşme olayı ağızlarda yaygındır Türü bakımından ilerleyici yarı benzeşme ve İlerleyici tam benzeşme olmak üzere ikiye ayrılır İlerleyici tam benzeşme anlamak annamak dinlemek dinnemek şemsiye şemşiye yanlış yannış vb İlerleyici yarı benzeşme düğümlenmek düğümnenmek kimler kimnBe mumlu mumnu añlatmış añnatmış vb İlerleyici benzeşme ünlü uyumu kurallarına bağlı olarak bazen kaynaşmış birleşik kelimelerde ünlülerde de görülür hay demek haydamak bir az birez yalın öz yalınız yalnız kıl ibrik kılıbık sekiz on sekizen seksen vb Karşıtı gerileyici benzeşmedir benzeşme Azerbaycan Türkçesi iräli assimilyasiya Türkmen Türkçesi progressivassimilyaasiya Gagauz Türkçesi progresiv asimilätsiyası Özbek Türkçesi progressivassimilyatsiya Uygur Türkçesi oň assimilyatsiyä Tatar Türkçesi turı assimilâtsiya progressivassimilâtsiya Başkurt Türkçesi progressiv assimilyatsiya tuwra assimilâtsiya Krç Malk progressiv assimilâtsiya Nogay Türkçesi progressiv assimilyatsiya Kazak Türkçesi progressivti assimilyatsiya ilgerindi ıkpal Kırgız Türkçesi progressivdüüassimilyatsiya Alt progressiv assimilyatsiya Hakas Türkçesi progressivassimilyatsiya Tuva Türkçesi aay assimilyatsiya Türkçesi progressiv assimilyatsiya Rusça progressivnaya assimilyatsiya )

( PROGRESSIVE ASSIMILATION )

( ASSIMILATION PROGRESSIVE )

( FORTSCHREITENDE ASSIMILATION, PROGRESSIVE ASSIMILATION | PROGRESSIVE ASSIMILATION, FORTSCHREITENDE ASSIMILAION )


- İLETEÇ/KABLO[Fr. CABLEAU] ile TEL

( Elektrik akımı iletiminde kullanılan ve yalıtkan bir nesne ile sarılı bulunan metal tel. İLE Türlü metallerden yapılmış, kopmaya karşı bir direnç gösteren ince uzun nesne. | Bu nesneden yapılmış ya da bu nesne biçiminde olan. | Tencere, çaydanlık vb.ni ovarak temizlemek için kullanılan nesne. | İnsan saçını oluşturan ipçik. | Bazı organizmaların demet durumundaki oluşumunu meydana getiren ipçiklerin her biri, lif. )

( )


- İLETİŞİM | COMMUNİCATİON[Fr. < COMMUNICATION] ile/||/<> KOMÜNİKASYON ile/||/<> HABERLEŞME

( haberleşme Canlılar arasında ya da bir canlının organları arasında haberleşme Komünikasyon Kişiler ya da kişiler ile teknik cihazlar arasındaki bilgi ve haber aktarımı Haber alma haber aktarma olgusunun karşılıklı görünümü Ayrıca iletişim Azerbaycan Türkçesi ünsiyyät älağä Türkmen Türkçesi habarlaşma kommunikativ komunikatsiya haberleşmäk Özbek Türkçesi alóqa kommunikatsiya Uygur Türkçesi xävärlişiş muamilä Tatar Türkçesi aralaşu söyläşü Başkurt Türkçesi aralaşıw katnaşıw Krç Malk kommunikatsiya söleşiw Nogay Türkçesi habarlasuw kommunikatsiya Kazak Türkçesi karımkatınas katmas Kırgız Türkçesi baylanış kommunikatsiya katnaş Alt tekşi kommunikatsiya Hakas Türkçesi habarlas çoohalış Tuva Türkçesi harılzajıışkın Türkçesi çooktaş Rusça obşçeniye kommunikatsiya )

( COMMUNICATION )


- İLETİŞİM | YAZIŞMA/HABERLEŞME ile/||/<> DANIŞMA | HABERLEŞME/ENFORMASYON[Fr. < INFORMATION] ile/||/<> HABERLEŞME | YAZIŞMA | İLETİŞİM/MUHABERE[Ar. < MUḪĀBERE]

( kitle haberleşmesi Haberleşmek işi iletişme muhabere enformasyon iletişim yazışma )


- İLETİŞİM = COMMUNICATION[İng., Fr.] = KOMMUNIKATION[Alm.] = COMUNICAZIONE[İt.] = COMUNICACIÓN[İsp.]


- İLGA | KALDIRMA ile/||/<> KALDIRMA ile/||/<> KALDIRMAK

( Vücudun herhangi bir bölümünü bulunduğu yerden yükseltme Yürürlükte olan bir koşul ya da kuralı bir başkasıyla yürürlükten kaldırma çıkarmak )

( LIFTING | REPEAL | REMOVE | DISMOUNT | UNLOAD | UNINSTALL )

( LEVER | ABROBATION )

( HEBEN )


- İLHAK | KATMA ile/||/<> KATMAK ile/||/<> KATMA

( Bir kent yönetiminin sınırları dışındaki bir yerleşim yerini yetkili kurul ve örgenlerin vargısıyla kendi sınırlarının içine alması matematik Yüklemlik fiillerin yüklemine denir Birini başkan seçmek sözündeki başkan sıfatı biri nesnesinin katması sayılır İki ya da daha fazla çeşitte yem maddesini bir araya getirme ya da karıştırma işlemi )

( ANNEXATION, INCORPORATION | ADDITION )

( ANNEXATION | AJOUTER | ADJOINT )

( EINGEMEINDUNG )


- İLHAT | TANRITANIMAZLIK ile/||/<> TANRITANIMAZLIK

( Kimi toplum ve bireylerde görülen Tanrı ya da Tanrıların varlığına inanmama durumu Tanrıcılık cancılık atasoyculuk tapıncakçılık Tanrının varoluşunu yadsıyan öğreti Bu öğretiye felsefe açısından şu anlayışlar temel olabilir a Gerçeğin özü özdekse evrende Tanrının yeri yoktur özdekçilik b Tanrı olursa insanın özgürlüğü ortadan kalkar idealizm c Yalın kuşkuculuk )

( ATHEISM )

( ATHÉISME )

( ATHEISMUS )


- İLİM | BİLİM ile/||/<> BİLİM

( 1 Evrenin bir bölümünü konu olarak seçen deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi 2 Türlü duygusal yaşantıların mantıkça bir örnek düşünce dizgesine uydurulması için gösterilen çabalara verilen ad Alanını oluşturan olaylar üzerinde betimleme açımlama ve öndeyilerde bulunma olanağı veren uygulamalı yordamlar geliştirmeye yardımcı olarak konusunu denetim altına almaya elveren bilgiler üretme çabası ya da bu tür bilgiler kümesi 1 Bilimler topluluğu ve bilimsel bilgilerin tümü 2 Tek tek bilimler 3 Özünde bilim olarak bilim a Temellendirilmiş bilme b Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan belli bir ereğe yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci c Genel geçerlik ve zorunlu kesinlik niteliklerini gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi d Belirli bir nesne alanı ile ilgili olan soru yargı ve bunlarla ilgili araştırmaların nesnel bağlamı Bilimlerin bölümlenmesi ve sınıflanması Çeşitli açılardan yapılabilir hiç birinin kesin geçerliği yoktur a Ereğe göre kuramsal ve kılgısal bilimler b Konusuna göre zaman ve uzaydaki gerçek nes nelerle ilgili olan olgu bilimleri real bilimler ve düşüncel zamandışı nesnelerle ilgili olan düşüncel ideal bilimler c Bilgi kaynağına göre deneysel empirik bilimler ve önsel bilimler salt us bilimleri d Yöntem ve alanına göre doğa bilimleri ve tinsel bilimler bununla ilgili olarak açıklamaya dayanan ve anlamaya dayanan bilimler vb 1 Bilimler topluluğu ve bilimsel bilgilerin tümü 2 Tek tek bilimler 3 Özünde bilim olarak bilim a Temellendirilmiş bilme b Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan belli bir ereğe yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci c Genel geçerlik ve zorunlu kesinlik niteliklerini gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi d Belirli bir nesne alanı ile ilgili olan soru yargı ve bunlarla ilgili araştırmaların nesnel bağlamı Bilimlerin bölümlenmesi ve sınıflanması Çeşitli açılardan yapılabilir hiç birinin kesin geçerliği yoktur a Ereğe göre kuramsal ve kılgısal bilimler b Konusuna göre zaman ve uzaydaki gerçek nesnelerle ilgili olan olgu bilimleri real bilimler ve düşüncel zamandışı nesnelerle ilgili olan düşüncel ideal bilimler c Bilgi kaynağına göre deneysel empirik bilimler ve önsel bilimler salt us bilimleri d Yöntem ve alanına göre doğa bilimleri ve tinsel bilimler bununla ilgili olarak açıklamaya dayanan ve anlamaya dayanan bilimler vb )

( SCIENCE )

( SCIENCE )

( WISSENSCHAFT )

( SCIENTIA )


- İLİM[Osm.] / SCIENCE[İng.] / SCIENCE[Fr.] / WISSENSCHAFT[Alm.] ile/değil/yerine/= BİLİM


- İLİMCİLİK | BİLİMCİLİK ile/||/<> BİLİMCİLİK

( 1 Bütün bilginin temeli olarak fizikötesi ya da tanrıbilim yerine bilimi alma yalnız bilim yöntemine önem verme ve ona inanma 2Bilimsel bilginin saltık bilgi olduğunu ileri süren felsefe görüşü 1 Bilime dayalı dünya görüşü 2 Bilimsel düşüncenin tek yanlı olarak değerlendirilmesi 3 Fizikötesi bilimcilik Bilimin fizikötesinin sorunlarını da çözümlenebileceğine inanma eğilimi 4 Yöntemsel bilimcilik Doğa bilimleri yönteminin başka alanlarda özellikle insan bilimleri alanında da tek geçerli yöntem olduğunu ileri süren anlayış )

( SCIENTISM | POSITIVISM )

( SCIENTISME | POSITIVISME )

( SCIENTISMUS | POSITIVISMUS )

( SCIENTISMO )

( ΕΠΙΣΤΗΜΟΝΙΣΜΌΣ / επιστημονισμός )


- İLİMCİLİK | BİLİMCİLİK ile/||/<> OLGUCULUK

( 1. Bütün bilginin temeli olarak, fizikötesi ya da tanrıbilim yerine bilimi alma, yalnız bilim yöntemine önem verme ve ona inanma. 2-Bilimsel bilginin 'saltık bilgi' olduğunu ileri süren felsefe görüşü. @@ 1. Bilime dayalı dünya görüşü. 2. Bilimsel düşüncenin tek yanlı olarak değerlendirilmesi. 3. (Fizikötesi bilimcilik) Bilimin fizikötesinin sorunlarını da çözümlenebileceğine inanma eğilimi. 4. (Yöntemsel bilimcilik) Doğa bilimleri yönteminin başka alanlarda, özellikle insan bilimleri alanında da tek geçerli yöntem olduğunu ileri süren anlayış. )

( SCIENTISM | POSITIVISM~POSITIVISM )

( SCIENTISME | POSITIVISME~POSITIVISME )

( SCIENTISMUS | POSITIVISMUS~POSITIVISMUS )

( SCIENTISMO~POSITIVISMO )

( ΕΠΙΣΤΗΜΟΝΙΣΜΌΣ / επιστημονισμός~ΘΕΤΙΚΙΣΜΌΣ / θετικισμός )


- ILIMLILIK = TEMPERANCE[İng.] = TEMPÉRANCE[Fr.] = MÄßIGHEIT[Alm.] = TEMPERANTIA[Lat.]


- İLİNEK = ARAZ = ACCIDENT[İng., Fr.] = AKZIDENZ[Alm.] = ACCIDENS[Lat.] = SYMBEBEKOS[Yun.] = ACCIDENTE[İsp.]


- İLK MEKTEP ile/||/<> ELEMENTARY SCHOOL, PRIMARY SCHOOL[İng.] ile/||/<> ÉCOLE PRIMAIRE[Fr.] ile/||/<> İLKOKUL

( Zorunlu öğrenim çağındaki kız ve erkek çocukların temel eğitim ve öğretimini sağlamak üzere devletçe açılan ya da açılmasına izin verilen beş yıllık okul )

( ELEMENTARY SCHOOL, PRIMARY SCHOOL )

( ÉCOLE PRIMAIRE )


- İLK TEDRİSAT ile/||/<> PRIMARY EDUCATION, ELEMENTARY EDUCATION[İng.] ile/||/<> ENSEIGNEMENT PRIMAIRE, ENSEIGNEMENT ÉLÉMENTAIRE[Fr.] ile/||/<> İLKÖĞRETİM

( 1 Birkaç öğrenim basamağından oluşan örgün eğitim dizgesinin okuyup yazmayı aritmetiği iyi bir yurttaş olmak için en gerekli bilgi ve becerileri kazandıran ilk basamağı 2 Bütün yurttaşların ulusal eğitim amaçlarına uygun olarak beden zihin ve ahlak bakımından gelişmelerine hizmet eden temel öğretim dönemi )

( PRIMARY EDUCATION, ELEMENTARY EDUCATION )

( ENSEIGNEMENT PRIMAIRE, ENSEIGNEMENT ÉLÉMENTAIRE )


- İLKAH | DÖLLENME ile/||/<> DÖLLENME

( karşılık fertilizasyon fertilis verimli Dişi ve erkek eşeylik gözelerinin ve dolayısıyle çekirdeklerinin birleşmesi Bu içdöllenme ya da dışdöllenme biçimlerinde olabilir dölleme zooloji Dişi ve erkek eşey hücrelerinin dolayısıyla çekirdeklerinin birleşmesi olayı İç döllenme şeklinde organizmanın eşey organında ya da dış döllenme şeklinde eşey hücrelerinin vücut dışına çıkarılmasından sonra özellikle suda olabilen döllenme Fertilizasyon Erkek gametle dişi gametin birleşmesiyle yumurtada embriyonun oluşması iç döllenme biçiminde organizmanın eşey organında ya da dış döllenme biçiminde eşey hücrelerinin vücut dışına çıkarılmasından sonra olabilen döllenme fertilizasyon Kapasitasyon ve akrozom reaksiyonu tamamlamış olan spermatozoonun uygun yer ve zamanda dişi cinsiyet hücresi olan ovumun içerisine girmesi onunla birleşmesi fekundasyon fertilizasyon )

( FERTILISATION | FERTILIZATION | FERTILIZATION, FECUNDATION | ZYGOTE )

( FERTILISATION | FÉCONDATION | ZYGOTE )

( BEFRUCHTUNG | ZYGOTE )

( FERTILIS | FERTILIS: VERIMLI )

( FECONDAZIONE )

( ΓΟΝΙΜΟΠΟΊΗΣΗ / γονιμοποίηση )


- İLKAH | DÖLLENME ile/||/<> ZİGOT

( (karşılık: fertilizasyon), (Lat. fertilis = verimli) Dişi ve erkek eşeylik gözelerinin ve dolayısıyle çekirdeklerinin birleşmesi. Bu iç-döllenme ya da dış-döllenme biçimlerinde olabilir. @@ bk. dölleme. @@ (zooloji) @@ Dişi ve erkek eşey hücrelerinin, dolayısıyla çekirdeklerinin birleşmesi olayı. İç döllenme şeklinde organizmanın eşey organında, ya da dış döllenme şeklinde eşey hücrelerinin vücut dışına çıkarılmasından sonra (özellikle suda) olabilen döllenme. Fertilizasyon. @@ Erkek gametle dişi gametin birleşmesiyle yumurtada embriyonun oluşması, iç döllenme biçiminde organizmanın eşey organında ya da dış döllenme biçiminde eşey hücrelerinin vücut dışına çıkarılmasından sonra olabilen döllenme, fertilizasyon. @@ Kapasitasyon ve akrozom reaksiyonu tamamlamış olan spermatozoonun uygun yer ve zamanda, dişi cinsiyet hücresi olan ovumun içerisine girmesi onunla birleşmesi, fekundasyon, fertilizasyon. )

( FERTILISATION | FERTILIZATION | FERTILIZATION, FECUNDATION | ZYGOTE~ZYGOTE )

( FERTILISATION | FÉCONDATION | ZYGOTE~ZYGOTE )

( FERTILIS | FERTILIS: VERIMLI~ZYGOTA )

( BEFRUCHTUNG | ZYGOTE~ZYGOTE )

( FECONDAZIONE~ZIGOTE )

( ΓΟΝΙΜΟΠΟΊΗΣΗ / γονιμοποίηση~ΖΥΓΩΤΌ / ζυγωτό )


- İLKAH ETMEK ile/||/<> FÉCONDER[Fr.] ile/||/<> DÖLLEMEK

( botanik biyoloji )

( FÉCONDER )


- İLKBAHAR NOKTASI ile SONBAHAR NOKTASI ile GÜN-TÜN EŞİTLİĞİ(EKİNOKS)

( 21 Mart. İLE 21/23 Eylül. İLE ... )

( ARISTARKOS: İlk büyük keşif olarak ekinoks noktalarını keşfetmiştir. )

( March 21. İLE September 21/23. )

( SPRING(VERNAL) EQUINOX vs. AUTUMNAL(FALL) EQUINOX vs. EQUINOX )

( ... avec ... avec ÉQUINOXE )

( ... ile ... ile TESÂVÎ-İ LEYL Ü NEHÂR )


- İLKE/PRENSİP[Fr. < PRINCIPE] ile/||/<> İLKE/UMDE[Ar. < ʿUMDE]


- İLKE = MEBDE, UMDE = PRINCIPLE[İng.] = PRINCIPE[Fr.] = PRINZIP, GRUNDSATZ[Alm.] = PRINCIPIUM[Lat.] = ARKHE[Yun.] = PRINCIPIO[İsp.]


- İLKEL | PRİMİTİF ile/||/<> PRİMİTİF[Fr. < PRIMITIF]

( İlk ilkel özgün )

( PRIMITIVE )

( PRIMITIF )

( PRIMITIVUS )


- İLKEL = İPTİDAİ = PRIMITIVE[İng.] = PRIMITIF[Fr.] = PRIMITIV[Alm.] = PRIMITIVUS < PRIMUS[Lat.] = PRIMITIVO[İsp.]


- İLKÖRNEK = ENMUZEC-İ EVVEL = ARCHETYP[İng.] = ARCHÉTYPE[Fr.] = ARCHETYP[Alm.] = ARKHÉTYPOS[Yun.]


- İLLEGAL[Fr. < ILLEGAL] ile/değil/yerine/= YASA DIŞI


- İLLEGAL[Fr. < ILLÉGAL] ile/değil/yerine/=/||/<> YASA DIŞI


- İLLET, SEBEP | NEDEN ile/||/<> NEDEN ile/||/<> SONUÇ

( Olaylar arasındaki bağımlılık ya da birlikte değişme ilişkisinde bağımsız ve belirleyici konumda olan etken sonuç I Gerçek neden illet 1 Bir olayın gerçek nedeni Bir şeyi etkileyen oluşturan doğuran etkinin bağlılaşık kavramı gerçek etkilere ve değişmelere yol açan etkileme A B nin nedenidir dendiğinde A nın varoluşu B nin varoluşunun nedenidir denmek istenir Eskiçağda ve Dekartçılarda bugünkünden daha geniş anlamda kullanılmıştır Aristoteles nedeni dört ayrı anlamda kullanır a Biçimsel neden causa formalis Biçim veren neden b Özdekseliçeriksel neden causa materialis Gerçekte bulunan özdeksel neden özdeksel koşul etkilemenin temeli değişmeyen özdeği kendisinden bir şeyin oluştuğu şey c Etkileyici neden causa efficiens Başlangıçta bulunan edici yapıcı etkileyici neden d Ereksel neden causa finalis Bir son erek güden neden Günümüzde nedenin yalnızca bu son iki anlamı kalmıştır Etkileyici neden bir başka olayı doğuran bir olayı ya da bir eylemi yaratan varlığı göstermek için ereksel neden de bir edimi gerçekleştirmek üzere güdülen ereği göstermek için kullanılır 2 Bir özün bir varlığın olanağının varlık koşulu olarak varlık nedeni var olma nedeni ratio essendiratio possibilitatis Ancak burada olgusal olay henüz söz konusu değildir böyle bir olay için gerçek neden causa olması zorunludur 3Hareket nedeni kımıldatıcı neden güdü motif İstemenin eyleminin ruhsal nedeni II Mantıksal neden sebep 1 Kensisinden başka bir yargının başka bir önermenin başka bir kavramın zorunlukla çıktığı yargı önerme ya da kavram Temel dayanak gerekçe Bağlılaşık kavramı sonuç consecutio 2 Doğrulayıcı neden doğrulama gerekçe Bir şeyi haklı göstermek üzere öne sürülen kanıt Bu kanıt iyi olmayabilir de 3 Bilgi nedeni ratio cognoscendi Bir şeyin bilinmesini sağlayan neden Ör Termometrenin yükselmesi ısı artışının saptanması için bilgi nedenidir termometre ısının yükselmesinin gerçek nedenini açıklamaz yalnızca onun bilinmesinin nedenidir Yazının ya da sözün bitim bölümü Bir diğer savın kanıtlanımından açıkça elde edilebilen sav çıkarım sonucu mantıksal sonuç dizimsel sonuç Bir bağımlılık ya da birlikte değişme ilişkisinde bağımsız değişken tarafından belirlenen ya da bağımlı konumda olan etken neden Mantıkta Tasımın üçüncü önermesi verilen öncüllerden çıkarılan önerme Öncüller doğru ise sonuç da kesin olarak doğrudur sonuç yanlışsa öncüller doğru olamazlar matematik 1 Tüm giderler çıkarıldıktan sonra elde olunan para 2 Belgitin indirimden sonraki değeri )

( CAUSE | 1- CAUSE, 2- REASON )

( 1- CAUSE, 2- RAISON )

( 1- URSACHE, 2- GRUND )

( 1- CAUSA, 2- RATIO )


- İLLİYET | NEDENSELLİK ile/||/<> NEDENSELLİK

( Nedenle etki arasındaki bağlantı Nedensellik yasası Her olayın bir nedeni olduğunu dile getiren yasa Nedensellik ilkesi Nedenle etki arasındaki bağlantının zorunluluğunu dile getiren ilke Formülü Her etkinin zorunlu olarak bir nedeni vardır Nedensellik ilkesi ve nedensellik yasası türlü biçimlerde temellendirilmiş ve açıklanmıştır İlkin Demokritos olayların nedensel bağlantısının sözünü etmiştir Aristoteles ortaya çıkan her şeyin bir şey yoluyla bir şeyden belli bir şey olarak ortaya çıktığını söyler Doğa bilimlerinin gelişmesiyle nedensellik açıklık kazanmıştır Bacon Galilei Kepler vb Hume nedensellik kavramını eleştirerek nedenselliğe inanmanın çağırışımlara ve alışkanlıklara dayandığını öne sürmüştür Kant nedenselliği düşünmemizin önsel biçimi olan kategorilerden biri olarak belirler Kanta göre nedensellik bilgi için zorunlu olan bir kavramdır deneyden gelmez ama yalnızca duyulur dünyada görüngüler dünyasında geçerlidir Mill Spencer vb nedenselliğin yalnızca deneyden geldiğini ve tümevarım yoluyla kazanıldığını öne sürerler Yeni fizikçiler nedensellik ilkesinin uygulanmasının sınırsızlığına karşıdırlar onlara göre nedensellikten bir varsayım olarak bir araştırma ilkesi bulgusal ilke olarak olasılık kuralı olarak yararlanılabilir Özdekçiler nedenselliğin yalnızca doğada değil yaşam olaylarında ruhsal yaşamda ve tarihte de toplumsal ekonomik nedensellik geçerli olduğunu savunurlar Olaylarla bu olayları oluşturan nedenler arasındaki bağıntı finis son erek Bir erekle belirlenmiş olma bir ereğe yönelmiş olma Karşıtı nedensellik )

( CAUSALITY )

( CAUSALITÉ )

( KAUSALITÄT )

( CAUSALITAS )


- İLLİYET ile/||/<> CAUSALITY[İng.] ile/||/<> NEDENSELLİK İLKESİ

( Olayların bir nedene bağlanarak açıklanabileceğini ya da belli nedenlerin belli sonuçlar yaratacağını söyleyen ilke Kütüğe yazımın geçerliği için kabul edilebilir bir nedene bir bağa dayanması anlayışı )

( CAUSALITY PRINCIPLE )

( PRINCIPE DE CAUSALITÉ )


- ILLUMINATING GAS, COAL GAS, TOWN GAS[İng.] / GAZ D'ECLAIRAGE, GAZ DE HOUILLE[Fr.] / BELEUCHTUNG GASE, LEUCHTGAS, STEINKOHLENGAS[Alm.] ile/değil/yerine/= AYDINLATMA GAZI, HAVA GAZI, ŞEHİR GAZI, KÖMÜR GAZI


- ILLUMINATION PHOTOMETER, ILLUMINOMETER, LUXMETER[İng.] / LUXMÈTRE[Fr.] / BELEUCHTUNGSSTÄRKEMESSER[Alm.] ile/değil/yerine/= AYDINLIKÖLÇER


- ILLUMINATION RÉTINIENNE[Fr.] ile/değil/yerine/= RETİNAL AYDINLANMA


- ILLUMINATION[İng.] / ILLUMINATION[Fr.] / BELEUCHTUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= AYDINLATMA/AYDINLANMA


- ILLUMINATION[İng.] ile/||/<> ILLUMINATION[Fr.] ile/||/<> IŞIKLANDIRMA

( 1 Bir nesne üzerine ışık düşürme 2 Eski yapı anıt ve benzeri yapıtların dıştan aydınlatılması )

( ILLUMINATION )

( ILLUMINATION )


- İLLÜSTRASYON[Fr. < ILLUSTRATION] ile/değil/yerine/=/||/<> RESİMLEME


- İLLÜZYON[Fr. < ILLUSION] ile/değil/yerine/= GÖZ BAĞI


- İLLÜZYON[Fr. < ILLUSION] ile/değil/yerine/=/||/<> GÖZ BAĞI | YANILSAMA

( göz bağı yanılsama )


- İLLÜZYON[İng./Fr. < ILLUSION] ile/değil/yerine/= YANILSAMA


- İLLÜZYONİST[Fr. < ILLUSIONISTE] ile/değil/yerine/= GÖZ BAĞCI


- İLLÜZYONİST[Fr. < ILLUSIONNISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> GÖZ BAĞICI


- İLLÜZYONİZM[Fr. < ILLUSIONISME] ile/değil/yerine/= GÖZ BAĞCILIK


- İLLÜZYONİZM[Fr. < ILLUSIONNISME] ile/değil/yerine/=/||/<> GÖZ BAĞICILIK


- İLM-İ AHVÂL-İ CEV | HAVA BİLGİSİ ile/||/<> HAVA BİLGİSİ

( Havayuvarı içinde geçen sıcaklık değişmelerini yel yıldırım yağmur dolu gibi olayları inceleyen fizik kolu Uçunyuvarı içinde geçen tüm olayları inceleyen ve bunları belirli yasalara bağlayan bilim dalı )

( METEOROLOGY )

( MÉTÉOROLOGIE )

( METEOROLOGIE )

( METEOROLOGIA )

( ΜΕΤΕΩΡΟΛΟΓΊΑ / μετεωρολογία )


- İLM-İ AHVÂL-İ CEV | HAVA BİLGİSİ ile/||/<> METEOROLOJİ

( Havayuvarı içinde geçen sıcaklık değişmelerini, yel, yıldırım, yağmur, dolu gibi olayları inceleyen fizik kolu. @@ Uçunyuvarı içinde geçen tüm olayları inceleyen ve bunları belirli yasalara bağlayan bilim dalı. )

( METEOROLOGY~METEOROLOGY )

( MÉTÉOROLOGIE~MÉTÉOROLOGIE )

( METEOROLOGIE~METEOROLOGIE )

( METEOROLOGIA~METEOROLOGIA )

( ΜΕΤΕΩΡΟΛΟΓΊΑ / μετεωρολογία~ΜΕΤΕΩΡΟΛΟΓΊΑ / μετεωρολογία )


- İLM-İ ARZ | JEOLOJİ ile/||/<> JEOLOJİ ile/||/<> YERBİLİMİ

( yerbilimi geo yer dünya logos bilim Dünyanın fiziksel yapısı faaliyeti ve tarihi ile uğraşan bilim dalı )

( GEOLOGY )

( GÉOLOGIE )

( GEOLOGIE )


- İLM-İ ESÂLİP ile/||/<> STYLISTIC[İng.] ile/||/<> STYLISTIQUE[Fr.] ile/||/<> STILISTIK[Alm.] ile/||/<> ANLATIM BİLİMİ

( Dilde anlatım ile düşünce arasındaki bağlantı ilişkilerini ele alan kişilerin şairlerin ve yazarların dilini anlatım açısından işleyen bilim dalı )

( STYLISTIC )

( STYLISTIQUE )

( STILISTIK )


- İLM-İ HEYET ile/||/<> COSMOGRAPHIE[Fr.] ile/||/<> KOZMOGRAFYA[Yun.]

( astronomi )

( COSMOGRAPHIE )


- İLM-İ MAÂNÎ | ANLAM BİLİMİ ile/||/<> ANLAM BİLİMİ ile/||/<> EŞ ZAMANLI ANLAM BİLİMİ

( Dildeki birimleri anlam bakımından ele alıp inceleyen dil bilimi dalı Anlam bilimi kendi içinde de 1 durgun ya da eş zamanlı anlam bilimi 2 gelişmeli ya da alt zamanlı anlam bilimi olarak iki alt dala ayrılmaktadır Dilin belirli bir zaman kesitindeki durumunu tarihî değişme ve gelişmelere girmeden inceleyen anlam bilimi dalı eş zamanlı anlam bilimi synchronische Semantik adını alır Bu dalda dilin kelimeleri anlamları kavram alanları ve kapsamları ile eş anlamlılık çok anlamlılık eş seslilik vb açılardan ele alınmaktadır Art zamanlı diachronische Semantik anlam bilimi ise dilin anlamla ilgili olaylarını tarihî değişme ve gelişme süreci içinde ele almaktadır eş zamanlı anlam bilimi ve art zamanlı anlam bilimi Azerbaycan Türkçesi semantika Türkmen Türkçesi semantika Gagauz Türkçesi semantika semasiologiya söz maanası bilimi Özbek Türkçesi semantika mazmuniyet Uygur Türkçesi söz mânisi häqqidä ilim semantika Tatar Türkçesi semantika Başkurt Türkçesi semantika semantika Krç Malk semantika Nogay Türkçesi semantika Kazak Türkçesi semantika semasiologiya Kırgız Türkçesi semantika semasiologiya Alt semantika uçun Hakas Türkçesi semantika pîldîrîg Tuva Türkçesi semantika utka tugayında pilig ertem Türkçesi semantika Rusça semantika semasiologiya )

( SEMANTICS )

( SEMANTIQUE )

( SEMANTIK, BEDEUTUNGSLEHRE )


- İLM-İ SADÂ, İLM-İ SAVT, MEBHAS-İ ESVÂT, SAVTÎ, SAVTİYE[Osm.] / ACOUSTIC[İng.] / ACOUSTIQUE, PHONÉTIQUE[Fr.] / AKUSTIK[Alm.] ile/değil/yerine/= AKUSTİK


- İLM-İ SARF | ŞEKİL BİLGİSİ ile/||/<> ŞEKİL BİLGİSİ

( Yapılıklar ve özellikle sonekler kullanarak meydana getirilen kelime şekillerinin incelenmesi Bir dildeki kök ve ekleri bunların birleşme yollarını eklerin anlam ve görevlerini dilin türetme ve çekim özelliklerini ve şekille ilgili öteki konuları inceleyen gramer dalı şekil bilgisi şekil bilgisi )

( MORPHOLOGY )

( MORPHOLOGIE )

( MORPHOLOGIE, FORMENLEHRE )


- İLM-İ SAVT | İLM-İ ESVÂT, MEBÂHİS-İ SADÂ | SESSEL | AKUSTİK ile/||/<> AKUSTİK ile/||/<> SES DAĞILIMI

( Ses dağılımı fizik Yankılanım 1 Fizikte ses ile ilgili bölüm 2 Sesin titreşim sıklığı süresi ve duyulma gücü bakımından taşıdığı nitelik ses dağılımı ses düzenlemesi Bu salonun akustiği iyi hesaplanmıştır Konferans salonunun akustiği bozuktur vb Azerbaycan Türkçesi hava axını Türkmen Türkçesi akustik Gagauz Türkçesi akustika Özbek Türkçesi akustika Uygur Türkçesi akustika Tatar Türkçesi akustika Başkurt Türkçesi akustika akustika Krç Malk akustika Nogay Türkçesi akustika Kazak Türkçesi akustika Kırgız Türkçesi akustika Alt akustika Hakas Türkçesi akustika Tuva Türkçesi akustika Türkçesi akustika Rusça akustika yankılanımlı )

( ACOUSTIC | ACOUSTICS | SOUND | VIBRATION )

( ACOUSTIQUE | SON | RÉSONANCE )

( AKUSTIK | TON | RESONANZ )

( ACUSTICA )

( ΑΚΟΥΣΤΙΚΉ / ακουστική )


- İLM-İ SAVT | İLM-İ ESVÂT, MEBÂHİS-İ SADÂ | SESSEL | AKUSTİK ile/||/<> SELEN ile/||/<> TİTREŞİM | SES DAĞILIMI

( bk. Ses dağılımı. @@ (fizik) @@ Yankılanım. @@ 1. Fizikte ses ile ilgili bölüm, || 2. Sesin titreşim sıklığı, süresi ve duyulma gücü bakımından taşıdığı nitelik; ses dağılımı, ses düzenlemesi: Bu salonun akustiği iyi hesaplanmıştır; Konferans salonunun akustiği bozuktur vb. @@ Azerbaycan Türkçesi: hava axını; Türkmen Türkçesi: akustik; Gagauz Türkçesi: akustika; Özbek Türkçesi: akustika;Uygur Türkçesi: akustika; Tatar Türkçesi: akustika; Başkurt Türkçesi: akustika; Kmk: akustika; Krç.-Malk.:akustika; Nogay Türkçesi: akustika; Kazak Türkçesi: akustika; Kırgız Türkçesi: akustika; Alt:: akustika;Hakas Türkçesi: akustika; Tuva Türkçesi: akustika; Şor Türkçesi: akustika;Rusça: akustika @@ bk. yankılanımlı @@ )

( ACOUSTIC | ACOUSTICS | SOUND | VIBRATION~SOUND~VIBRATION | RESONANCE )

( ACOUSTIQUE | SON | RÉSONANCE~SON~RÉSONANCE | VIBRATION )

( ...~SONUS~VIBRATIO )

( AKUSTIK | TON | RESONANZ~TON | SCHALL, TON~RESONANZ | SCHWINGUNG | VIBRATION, SCHWINGUNG )

( ACUSTICA~SUONO~VIBRAZIONE )

( ΑΚΟΥΣΤΙΚΉ / ακουστική~ΉΧΟΣ / ήχος~ΔΌΝΗΣΗ / δόνηση )


- İLM-İ SUVER-İ AKLİYE | İDEOLOJİ ile/||/<> İDEOLOJİ[Fr. < IDÉOLOGIE]

( 1 Terimin yaratıcısı Destutt de Tracyye göre ideoloji ideler bilimi dir ideleri geniş anlamıyle bilinç olaylarını idelerin niteliklerini yasalarını gösterdikleri anlamlarla bağlantılarını ve kökenlerini inceler 2 Küçültücü anlamda Gerçekliği olmayan soyut düşüncelere dayanan kuram 3 Kendine özgü verilere dayanarak geliştiğini sanan gerçekte ise toplumsal ve ekonomik olayların dile gelişi olan ancak bunun bilincinde olmayan hiç değilse bu toplumsal olayların kendisini belirlediğini hesaba katmayan kuramsal düşünce Bu anlam özellikle Marksçılarda çok kullanılır onların diliyle bir çağın bir toplumun düşünceler ideler dünyası bilinç yapısı toplumsalekonomik ilişkilerin ürünüdür idelerle ilgili üstyapısıdır Siyasal ya da toplumsal bir öğreti oluşturan bir hükûmetin bir partinin bir grubun davranışlarına yön veren politik hukuki bilimsel felsefi dinî moral estetik düşünceler bütünü )

( IDEOLOGY )

( IDÉOLOGIE )

( IDEOLOGIE )


- İLM-İ VEZAİF | DEONTOLOJİ ile/||/<> DEONTOLOJİ ile/||/<> DEONTOLOJİ[Fr. < DÉONTOLOGIE]

( Sözcük anlamı ödev bilimi Ethiki ödev bilimi olarak belirlemek üzere J Benthamın kullandığı terim Deontology or the Science of Morality 1834 Bu sözcük Kantın anladığı anlamda bir ödev öğretisi için kullanılamaz deontoloji ahlaksal ödevleri şu ya da bu toplumsal duruma göre deney yolu ile incelemeyi dile getirir Hekimlikte hekimlik ödevleri kuramı olarak özellikle kullanılmaktadır 1 Ödev bilgisi yükümlülükler bilgisi normatif bilgi 2 Hekimin mesleki etkinlikleri sırasında hastasına hasta sahibine meslektaşlarına ve topluma karşı uymak ve uygulamak zorunda olduğu kurallar tutum ve davranışların normatif bilgisi )

( DEONTOLOGY | (YUN. DEONTHOLOGY )

( DÉONTOLOGIE )

( DÉONTOLOGIE )


- İLM-ÜL HİYEL[Osm.] / MECHANICS[İng.] / MÉCANIQUE[Fr.] / MECHANIK[Alm.] ile/değil/yerine/= MEKANİK


- İLMEK ile/||/<> İLME

( Merkezi başka bir dairenin çemberi üzerinde hareket eden bir dairesel devimin çizdiği yörünge şekil E 27 Keplerden önce gezegenlerin gerçek yörüngeleri böyle tasarlanırdı 1 Halıyı oluşturan düğümlerden her biri Beyköy Şarkikaraağaç Gönen Isparta Yeşilova Aksaray Bor Niğde Bünyan Kayseri 2 Kalın urgandan yapılan düğüm Yayla İnönü Eskişehir )

( EPICYCLE )

( EPICYCLE )

( EPIZYKEL )


- İLMİ HAYVANAT | ZOOLOJİ ile/||/<> ZOOLOJİ ile/||/<> ZOOLOJİ[Fr. < ZOOLOGIE]

( Hayvanlar bilimi Biyolojinin hayvanların yapı görev davranış hayat hikâyeleri sınıflandırılması ve yeryüzündeki sınıflandırılmaları ve yeryüzündeki yaşayışlariyle uğraşan bir dalı zooloji zoon hayvan logos bilim Hayvanların sınıflandırılması dağılımı davranışı yapıları ve görevleri ile ilgili bilim dalı Hayvanları inceyen bilim dalı )

( ZOOLOGY )

( ZOOLOGIE )

( ZOOLOGIE )


- İLTİFAT, İRCA ile/||/<> APOSTROPHE[Fr.] ile/||/<> OKŞAYIŞ

( Bir konu anlatılırken hemen uyanıveren bir coşku ile sözü birisine bir şeye yönelterek seslenme Faruk Nafiz Çamlibel Han Duvarları koşuğunda Aradan yıllar geçti işte o günden beri Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim diyerek duygularını anlatırken sözü yollara han duvarlarına çeviriyor Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim Ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar Ey garip çizgilerle dolu han duvarları Ey hanların gönlünü sızlatan duvarları )

( APOSTROPHE )


- İLTİHÂB | YANGI | ENFLAMASYON ile/||/<> ENFLAMASYON ile/||/<> YANGI

( yangı İltihaplanma Büyük zahire küpü Söğüt Dübekli Bozüyük Bilecik Hastalık yapan etkenlere antijenlere fiziksel yaralanmalara karşı vücudun savunulması için ağrı yara yerine kanın yönelmesi sebebiyle kızarıklık serum moleküllerinin damar dışına akması sebebiyle şişme şeklinde gösterdiği değişiklik Enflamasyon İltihaplanma Zararlı etkenlerin canlı dokuda uyardığı ateş ağrı sıcaklık şişkinlik ve işlev bozukluğuyla belirgin damar sıvı ve hücre reaksiyonlarının tümü iltihap )

( INFLAMMATION )

( INFLAMMATION )


- İLTİSAKİ DİL | BİTİŞKEN DİL ile/||/<> BİTİŞKEN DİL

( Sözcüklerindeki anlam değişiklikleri Türkçe Moğolca ve Bantucada olduğu gibi köksel değişmelerle değil de ön ya da soneklerin yardımıyla oluşan dil Derleme bitişimli dil eklemli dil bağlantılı dil Sözcük kökleri değişmeyen dil Türk dili Macar dili Moğol dili vb )

( AGGLUTINATIVE LANGUAGE | AGGLUTINATING LANGUAGE )

( LANGAGE AGGLUTINANT | LANGUE AGGLUTINANTE )

( KLEBENDE SPRACHE | AGGLUTINIERENDE SPRACHE )


- İLTİVÂ | KIVRIM ile/||/<> KIVRIM

( Katmanların dalga biçiminde büküntüsü Kıvrılmaya uğramış bir bölgede dalgalı bir görünüş yaratan inişli çıkışlı kabartıların her biri kemer tekne Zikzaklı çuval deseni Saçıkara İslahiye Gaziantep Yenikent Yeşilova Aksaray Niğde jeoloji coğrafya Yapağı lifinin doğal dalgası )

( FOLD | CONVOLUTION | CRIMP )

( PLI | PLIS )

( FALTE )


- İLTİVÂ[Osm.] / TORSION[İng.] / TORSION[Fr.] / TORSION[Alm.] ile/değil/yerine/= BURULMA


- İLTİVÂLANMA | KIVRILMA ile/||/<> KIVRILMA

( Önce yatay durumda olan katmanların yandan gelen basınçlarla dalgalı bir biçim almaları olayı Yerkabuğunun oluşum evreleri boyunca yer teknelerinde birikerek kalın katmanlar oluşturan tortuların içgüçlerin yarattığı yan basınçlarla sıkışıp sertleşerek dalgalı bir yüzey durumunda yükselmeleri olayı kıvrımlı dağlar coğrafya jeoloji )

( FOLDING | FOLD )

( PLISSEMENT | PLI )

( FALTUNG | FALTE )

( PIEGAMENTO )

( ΠΤΎΧΩΣΗ / πτύχωση )


- İLTİVÂLANMA | KIVRILMA ile/||/<> KIVRIM

( Önce yatay durumda olan katmanların, yandan gelen basınçlarla dalgalı bir biçim almaları olayı. @@ Yerkabuğunun oluşum evreleri boyunca, yer teknelerinde birikerek kalın katmanlar oluşturan tortuların, içgüçlerin yarattığı yan basınçlarla sıkışıp sertleşerek, dalgalı bir yüzey durumunda yükselmeleri olayı. bk. kıvrımlı dağlar. @@ (coğrafya, jeoloji) )

( FOLDING | FOLD~FOLD | CONVOLUTION | CRIMP )

( PLISSEMENT | PLI~PLI | PLIS )

( FALTUNG | FALTE~FALTE )

( PIEGAMENTO~PIEGA )

( ΠΤΎΧΩΣΗ / πτύχωση~ΠΤΥΧΉ / πτυχή )


- İLTİZAMİ SIYGASI | İSTEK KİPİ ile/||/<> İSTEK KİPİ

( Derleme temenni dileklik İstek ve niyet kavramı veren isteme kipi Türkçede bu kip eylem kök ya da gövdesine e eki getirilerek kurulur 1 K T göreyim göreyim 2 K T göresin göresin 3 K T göre göre 1 K Ç görelim görelim 2 K Ç göresiniz göresiniz 3 K Ç göreler göreler vb Fiile istek niyet kavramları veren tasarlama kipi yapılan işin istendiğini ya da o işe niyet edildiğini gösteren ve y AyIm y AlIm y AsIn y AsInIz SIn SUn SInlAr SUnlAr ekleriyle kurulan kip Yok artık ben gideyim de sen gelirsin birlikte döneriz dedim M Ş Esendal Ev Ona Yakıştı s 52 Ah Ne olur bütün güneşler batmadan bir türkü daha söyliyeyim bu yerde O V Kanık Bütün Şiirleri s 26 Hayır Önemi yok şöyle oturunuz çay söyliyeyim K Tahir Esir Şehrin İnsanları s 155 Sizler dünyayı göresiniz diye gece demeyip gündüz demeyip çalışacaktı S Çokum Karanlığa Direnen Yıldız s 14 Şu Horhordaki babadan kalma dükkânı da satıp üstüne koyalım inekçilik yapalım ne dersin H Taner Şişhaneye Yağmur Yağıyordu s 126 vb Azerbaycan Türkçesi arzu şäkli Türkmen Türkçesi iişligiň arzuv forması Gagauz Türkçesi isteyişlikçalımı Özbek Türkçesi istak mayii Uygur Türkçesi B xalaä mäyli D arzutiläkmäyli Tatar Türkçesi teläk nakloneniyese teläk fiğıl teläk törläneşe Başkurt Türkçesi teläkhöykäleşe tilek bagış Krç Malk tilekçi turuş razıçı turuş Nogay Türkçesi tîlek niyet türkîmî Kazak Türkçesi kalaw ray Kırgız Türkçesi niyet ıňgay Alt küünzegenkeber Hakas Türkçesi hınıstıg nakloneniye Tuva Türkçesi çöpşeerel nakloneniyezinge tüüşkek Türkçesi glagoldıň magçı formazı ınagçı nakloneniye Rusça jelatelnoyenakloneniye )

( OPTATIVE | DESIDERATIVE )

( OPTATIF | DÉSIDERATIF, OPTATIF )

( OPTATIV | DESIDERATIVUM, WÜNSCHFORM )


- İM | İŞARET | SİNYAL ile/||/<> SİNYAL ile/||/<> SİNYAL[Fr. < SIGNAL]

( SIGNAL )

( SIGNAL )


- İM ile İNDİS[Fr. < Lat.]

( ... İLE Bir harf üzerine konulan im. | Bir harf, benzer fakat yine de değişik biçimlerde iki ya da daha çok kez kullanılmak istenildiğinde, harfin üstüne ya da altına eklenen ayırıcı im. | Bir kökün derecesini göstermek için kök iminin kolları arasına konulan sayı. )


- IMAGE ANTENNA[İng.] / ANTENNE DE L'IMAGE[Fr.] / BILDANTENNE[Alm.] ile/değil/yerine/= GÖRÜNTÜ ANTENİ


- IMAGE DISTORTION, FRAME DISTORTION, DISTORTION, | SOUND DISTORTION, DISTORTION[İng.] ile/||/<> DISTORSION (D'IMAGE), | DISTORSION (DU SON)[Fr.] ile/||/<> BILDVERZERRUNG, BILDVERZEICHNUNG, | TONVERZERRUNG[Alm.] ile/||/<> BOZUM

( Sinema TV 1 Görüntüde belirli bir etki sağlamak amacıyla biçimbozucu mercek ya da başka araçlarla nesnelerin gerçek görünüşlerini değiştirme 2 Sesin özel bir etki sağlamak amacıyla gerçektekinden başka biçimde nitelikte verilmesi )

( 1. IMAGE DISTORTION, FRAME DISTORTION, DISTORTION, 2. SOUND DISTORTION, DISTORTION )

( 1. DISTORSION (D'IMAGE), 2. DISTORSION (DU SON) )

( 1. BILDVERZERRUNG, BILDVERZEICHNUNG, 2. TONVERZERRUNG )


- IMAGE EFFECT[İng.] / EFFET D'IMAGE[Fr.] / BILDEFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= GÖRÜNTÜ ETKİSİ


- IMAGE IMPEDANCE[İng.] / IMPÉDANCE IMAGE[Fr.] / BILDIMPEDANZ[Alm.] ile/değil/yerine/= GÖRÜNTÜ EMPEDANSI


- IMAGE TRANSFER CONSTANT[İng.] / COEFFICIENT DU TRANSFERT DE L'IMAGE[Fr.] / BILDES ÜBERTRAGUNG KONSTANTE, BILDÜBERGANGSKOEFFIZIENT/BILDÜBERGANGSKONSTANTTE[Alm.] ile/değil/yerine/= GÖRÜNTÜ AKTARIM SABİTİ


- IMAGISME[Fr.] ile/||/<> İMGECİLİK

( XX yüzyılın başlarında İngiliz ozanı Richard Aldingtonca kurulmuş ve Amerikaya geçmiş bir koşuk çığırı Romantizme karşı çıkarak anlatımda açık imgeler yoluyla kesinliğe yönelen bir sanat çığırı )

( IMAGISME )


- İMAJ[Fr. < IMAGE] ile/değil/yerine/=/||/<> İMGE


- İMAJİNASYON[Fr. < IMAGINATION] ile/değil/yerine/=/||/<> İMGELEM


- İMAL ETMEK, PRODÜKSİYON, YAPMA, | PRODÜKSİYON, TELEVİZYON PRODÜKSİYONU, PROGRAM PRODÜKSİYONU | YAPIM ile/||/<> YAPIMCI ile/||/<> YAPIMEVİ

( Sinema 1. Bir filmin gerçekleştirilmesi için yapılan çalışmaların tümü. 2. Bu çalışmaların ürünü (belli bir ülkenin, belli bir dönemin, belli bir okulun, yapımevinin ürünü). TV. 3. Bir televizyon izlencesini gerçekleştirmek için gerekli çalışmaların tümü. 4. Bu çalışmaların ürünü. @@ Bir yapının yapılması eylemi. @@ 1. işIeyim: a. El ya da makine ile yapma işi. b. bk. yapın. 2. bayındırlık, yapıcılık, mimari: a. Yapı işleri, b. Yapı, yol, köprü, gemi vb. yapıma, kurma işi. 3. sinema, televizyon Bir filmi oluşturmak için yapılan çalışmaların tümü. @@ İlkel ve yardımcı özdekleri makine ve el emeği ile işlenmiş bir duruma getirme. @@ Bir tiyatro yapıtının tam olarak seyirci için üretilmesi işlemi. @@ Sürekli olan ve herkese bir gereksinmenin giderilmesi araçlarını sunan insan çalışması. )

( 1-2. PRODUCTION, FILM PRODUCTION (MAKING), 3-4. PRODUCTION, TELEVISION PROGRAMME (ABD: PROGRAM) (PRODUCTION) | BUILDING | 1- MANIFACTURE, 2- CONSTRUCTION, 3- PRODUCTION | MANUFACTURE | PRODUCTION | INDUSTRY | 1-2. PRODUCER, FILM PRODUCER, 3. PRODUCER, TELEVISION PRODUCER | PRODUCTION COMPANY, PRODUCING COMPANY~1-2. PRODUCER, FILM PRODUCER, 3. PRODUCER, TELEVISION PRODUCER | PRODUCER~PRODUCTION COMPANY, PRODUCING COMPANY | MANUFACTURE | PLANT )

( 1-2. PRODUCTION (CINÉMATOGRAPHIQUE), 3-4. PRODUCTION DE PROGRAMME, FABRICATION DE PROGRAMME (VIDÉO) | CONSTRUCTION | FABRICATION, 2- CONSTRUCTION, 3- PRODUCTION | FABRICATION | PRODUCTION | INDUSTRIE | 1-2. PRODUCTEUR, 3. PRODUCTEUR (DE TÉLÉVISION | MAISON DE PRODUCTION, SOCIÉTÉ PRODUCTRICE~1-2. PRODUCTEUR(-TRICE) (DU FILM), 3. PRODUCTEUR(-TRICE) (DE TÉLÉVISION) | PRODUCTEUR~MAISON DE PRODUCTION, SOCIÉTÉ PRODUCTRICE | MANUFACTURE | FABRIQUE )

( PRODUCTIO~...~... )

( 1-2. PRODUKTION, FILMPRODUKTION, HERSTELLUNG, FILMHERSTELLUNG, 3-4. PRODUKTION, FERNSEHPRODUKTION, FERNSEHINSZENIERUNG, PROGRAMMPRODUKTION | PRODUKTION | 1-2. PRODUZENT, FILMP-RÖDUZENT, HERSTELLER, FILMHERSTELLER, .3. PRODUZENT, FEMSEPHRODUZENT, REDAKTEUR, REALISATOR | PRODUKTIONSFIRMA, PRODUKTIONSGESELLSCHAFT, FILMGESELLSCHAFT, FILMFIRMA~1-2. PRODUZENT, FILMP-RÖDUZENT, HERSTELLER, FILMHERSTELLER, .3. PRODUZENT, FEMSEPHRODUZENT, REDAKTEUR, REALISATOR | SPIELLEITER~PRODUKTIONSFIRMA, PRODUKTIONSGESELLSCHAFT, FILMGESELLSCHAFT, FILMFIRMA )

( PRODUZIONE~PRODUTTORE~CASA DI PRODUZIONE )

( ΠΑΡΑΓΩΓΉ / παραγωγή~ΠΑΡΑΓΩΓΌΣ / παραγωγός~ΕΤΑΙΡΕΊΑ ΠΑΡΑΓΩΓΉΣ / εταιρεία παραγωγής )


- İMAL ETMEK, PRODÜKSİYON, YAPMA, | PRODÜKSİYON, TELEVİZYON PRODÜKSİYONU, PROGRAM PRODÜKSİYONU | YAPIM ile/||/<> YAPIM

( Sinema 1 Bir filmin gerçekleştirilmesi için yapılan çalışmaların tümü 2 Bu çalışmaların ürünü belli bir ülkenin belli bir dönemin belli bir okulun yapımevinin ürünü TV 3 Bir televizyon izlencesini gerçekleştirmek için gerekli çalışmaların tümü 4 Bu çalışmaların ürünü Bir yapının yapılması eylemi 1 işIeyim a El ya da makine ile yapma işi b yapın 2 bayındırlık yapıcılık mimari a Yapı işleri b Yapı yol köprü gemi vb yapıma kurma işi 3 sinema televizyon Bir filmi oluşturmak için yapılan çalışmaların tümü İlkel ve yardımcı özdekleri makine ve el emeği ile işlenmiş bir duruma getirme Bir tiyatro yapıtının tam olarak seyirci için üretilmesi işlemi Sürekli olan ve herkese bir gereksinmenin giderilmesi araçlarını sunan insan çalışması )

( 1-2. PRODUCTION, FILM PRODUCTION (MAKING), 3-4. PRODUCTION, TELEVISION PROGRAMME (ABD: PROGRAM) (PRODUCTION) | BUILDING | 1- MANIFACTURE, 2- CONSTRUCTION, 3- PRODUCTION | MANUFACTURE | PRODUCTION | INDUSTRY | 1-2. PRODUCER, FILM PRODUCER, 3. PRODUCER, TELEVISION PRODUCER | PRODUCTION COMPANY, PRODUCING COMPANY )

( 1-2. PRODUCTION (CINÉMATOGRAPHIQUE), 3-4. PRODUCTION DE PROGRAMME, FABRICATION DE PROGRAMME (VIDÉO) | CONSTRUCTION | FABRICATION, 2- CONSTRUCTION, 3- PRODUCTION | FABRICATION | PRODUCTION | INDUSTRIE | 1-2. PRODUCTEUR, 3. PRODUCTEUR (DE TÉLÉVISION | MAISON DE PRODUCTION, SOCIÉTÉ PRODUCTRICE )

( 1-2. PRODUKTION, FILMPRODUKTION, HERSTELLUNG, FILMHERSTELLUNG, 3-4. PRODUKTION, FERNSEHPRODUKTION, FERNSEHINSZENIERUNG, PROGRAMMPRODUKTION | PRODUKTION | 1-2. PRODUZENT, FILMP-RÖDUZENT, HERSTELLER, FILMHERSTELLER, .3. PRODUZENT, FEMSEPHRODUZENT, REDAKTEUR, REALISATOR | PRODUKTIONSFIRMA, PRODUKTIONSGESELLSCHAFT, FILMGESELLSCHAFT, FILMFIRMA )

( PRODUCTIO )

( PRODUZIONE )

( ΠΑΡΑΓΩΓΉ / παραγωγή )


- İMÂLAT ile/||/<> İMALAT

( Hammaddelerin ya da aramalların (yarı mamûl malların) bileşimi, niteliği, durumu ya da biçiminin değiştirilerek işlenmiş mallara dönüştürülmesi. )

( MANUFACTURING, MANUFACTURE | MANUFACTURING~MANUFACTURING )

( FABRICATION~FABRICATION )

( FERTIGUNG~HERSTELLUNG )

( PRODUZIONE~PRODUZIONE )

( ΚΑΤΑΣΚΕΥΉ / κατασκευή~ΚΑΤΑΣΚΕΥΉ / κατασκευή )


- İMAN ile/||/<> FAITH[İng.] ile/||/<> FOI[Fr.] ile/||/<> FIDES[Lat.] ile/||/<> GLAUBE[Alm.] ile/||/<> İNAN

( 1 Özellikle dinsel anlamda Bir bağlanmadan doğan güven Tanrıya duyulan sınırsız güven 2 Görünmez olana içten inanma saklı olanı daha açığa çıkmamış olanı duyma 3 Bilinmeyene bağlanma 4 Kişisel inanmanın içeriği inanılan doğruların tümü )

( FAITH )

( FOI )

( GLAUBE )

( FIDES )


- İMARET | AŞEVİ ile/||/<> AŞHANE

( Yoksullara ve öğrencilere parasız yiyecek dağıtan hayır kurumu. )

( SOUP KITCHEN~SOUP KITCHEN )

( SOUPE POPULAIRE~SOUPE POPULAIRE )

( SUPPENKÜCHE~SUPPENKÜCHE )

( MENSA DEI POVERI~MENSA DEI POVERI )

( ΣΥΣΣΊΤΙΟ / συσσίτιο~ΣΥΣΣΊΤΙΟ / συσσίτιο )


- İMARET ile/||/<> AŞEVİ

( Yoksullara ve öğrencilere parasız yiyecek dağıtan hayır kurumu )

( SOUP KITCHEN )

( SOUPE POPULAIRE )

( SUPPENKÜCHE )

( MENSA DEI POVERI )

( ΣΥΣΣΊΤΙΟ / συσσίτιο )


- İMARET ile/||/<> İMARET[Ar. < ʿİMÂRET]

( Mimarlık Yoksullara yiyecek dağıtmak üzere kurulmuş hayır evi Klasik çağdan sonra yoksullara yemek dağıtılan yer Aşyeri anlamına kullanılmış olmakla birlikte başlangıçta herhangi bir dinsel yapıyı belirtmek için kullanılmıştır )

( AUMONERIE )

( ARMENKÜCHE )


- İMBECİLE[Fr. < IMBÉCILE] ile/değil/yerine/=/||/<> EMBESİL

( Zekâ ve düşünceden tamamen yoksun olan )


- İMBİK | DAMITICI ile/||/<> DAMITIM

( işleyim: Damıtma işinde kullanılan aygıt. )

( STILL, ALEMBIC | DISTILLATION~DISTILLATION )

( ALAMBIC | DISTILLATION~DISTILLATION )

( DESTILLATION~DESTILLATION )

( ALAMBICCO~DISTILLAZIONE )

( ΆΜΒΙΚΑΣ / άμβικας~ΑΠΌΣΤΑΞΗ / απόσταξη )


- İMBİK/İNBİK[Ar. < İNBĪḲ] ile/||/<> KARNİ/CORNUE[Fr. < CORNUE]

( Damıtmaya yarayan damıtma işinde kullanılan araç damıtıcı )


- İMBİK ile/||/<> STILL, ALEMBIC[İng.] ile/||/<> ALAMBIC[Fr.] ile/||/<> DAMITICI

( işleyim Damıtma işinde kullanılan aygıt )

( STILL, ALEMBIC | DISTILLATION )

( ALAMBIC | DISTILLATION )

( DESTILLATION )

( ALAMBICCO )

( ΆΜΒΙΚΑΣ / άμβικας )


- İMBİSAT | AÇILIM ile/||/<> AÇILIM ile/||/<> BAHAR AÇISI

( bahar açısı 1 Bir öğeyi kimi özellikleri daha iyi bilinen öğelerin bir toplamı olarak belirleme 2 Bu iş için elde edilen toplam a onlu açılım derney açılımı a b 2 gibi bir topluterimin bileşenlerine ya da öğelerine ayrılması ikiterimli açılım Bir eksicik demetinin elektriksel itişme yüzünden genişlemesi )

( EXPANSION | DEVELOPMENT, EXPANSION | DEBUNCHING )

( EXPANSION | DÉGROUPEMENT )

( ENTWICKLUNG, ENTWICKELUNG | ENTBUNDEN )

( EXPANSIO )


- İMDAT MERDİVENİ ile/||/<> EMERGENCY STAIRCASE[İng.] ile/||/<> ESCALİER DE SECOURS[Fr.] ile/||/<> NOTTREPPE[Alm.] ile/||/<> YANGIN MERDİVENİ

( Tiyatro yapısının dışında bulunan yangın anında kullanılmak üzere yapılmış merdiven )

( EMERGENCY STAIRCASE )

( ESCALIER DE SECOURS )

( NOTTREPPE )


- İMGE = HAYAL = IMAGE[İng., Fr.] = BILD, VORSTELLUNG[Alm.] = IMAGEN[İsp.]


- İMGELEM = MUHAYYİLE = IMAGINATION[İng., Fr.] = EINBILDUNGSKRAFT[Alm.] = IMAGINATIO[Lat.] = PHANTASIA[Yun.] = IMAGINACIÓN[İsp.]


- IMIDAZOLE[İng.] / IMIDAZOLE, GLYOXALINE[Fr.] / IMIDAZOL, GLYOXLIN[Alm.] ile/değil/yerine/= İMİDAZOL


- IMIDE[İng.] / IMIDE[Fr.] / IMIDE[Alm.] ile/değil/yerine/= İMİT


- İMİTASYON[Fr. < IMITATION] ile/değil/yerine/=/||/<> TAKLİT


- İMKÂN | OLANAK ile/||/<> OLANAK

( Olabilirlik bir şeyin olabilir oluşu 1 Nesnel olarak Belli koşullarda gerçek olabilecek olan 2 Öznel olarak Belli varsayımlar koyarak gerçekleşebileceği düşünülen şey )

( POSSIBILITY | FACILITY )

( POSSIBILITÉ )

( MÖGLICHKEIT )

( POSSIBILITAS, POTENTIA )


- İMKÂN | OLUMSALLIK ile/||/<> OLUMSALLIK

( İki özelliğin olasılıksal anlamda bağımsız oldukları varsayımı altında olumsallık çizelgesinin herhangi bir gözesindeki gerçek sıklık ile beklenen sıklık arasındaki çıkarım iyinci dizeç jyinci dikeçteki sıklık dizeç toplamı dikeç toplamı ve toplam sıklık n f olmak üzere bu çıkarım biçiminde yazılabilir Buradan elde edilen değerine üstikisel olumsallık adı verilir Olumsal olanın niteliği olumsal olma durumu kendinde var olma ilkesini bulundurmayanın zorunlu olmayanın niteliği Karşıtı zorunluluk Felsefede özellikle Fransız filozofları Renouvier Boutroux bu kavramı işlemişlerdir Boutrouxya göre doğa yasaları olumsallık niteliği taşırlar )

( CONTINGENCY )

( CONTINGENCE )

( KONTINGENT | KONTINGENZ )

( CONTINGENTIA )


- İMLÂ | YAZIM ile/||/<> YAZIM

( Sözcüklerin düzgün yazılmaları için saptanan kurallara göre belli harflerle yazılışı değeryazım Bir görüşmede yanıtlayıcının yaptığı sözlü açıklamaların ölçünlü ve yazılı bilgilere dönüştürülmesi Dokuma tezgahlarında karışan ipleri düzeltme Mudurnu Bolu Bir doğa yasasının uzbilimsel simge dili ile anlatımı Derleme yazılış sağyazı Bir dilin belli kurallarla yazıya geçirilmesi )

( RECORDING | FORMULA | ORTOGRAPHY )

( FORMÜLE | ORTOGRAPHE )

( FORMEL | RECHTSCHREIBUNG, ORTOGRAPHIE )


- İMLÂ ile/||/<> İMLÂ

( Bir dilin söz varlığını o dilde yürürlükte olan ses şekil köken vb kurallara uygun olarak yazıya geçirme dildeki sözleri kurallarına uyğun olarak yazma Azerbaycan Türkçesi imla orfografiya Türkmen Türkçesi orfografiyaa Gagauz Türkçesi orfografiya dooruyazılmak Özbek Türkçesi imló Uygur Türkçesi imla Tatar Türkçesi döres yazu orfografiya Başkurt Türkçesi orfografiya tüz yaziw yazıw kaydaları orfografiya durus yazılış Krç Malk orfografiya tüz caziw Nogay Türkçesi tüz yazuw orfografiya Kazak Türkçesi emle orfografiya Kırgız Türkçesi tuura cazuu orfografiya Alt çın biçiileriniňejizi orfografiya Hakas Türkçesi orfografiya orta pazıs Tuva Türkçesi şın pijilge ofografiya Türkçesi keliştire pazılçatkannarı orfografiya Rusça pravopisaniye orfografiya )

( RHETORIC )

( RHÉTORIQUE )

( RHETORIK )

( ORTOGRAFIA )

( ΟΡΘΟΓΡΑΦΊΑ / ορθογραφία )


- İMLÂ ile/||/<> RETORİK

( Bir dilin söz varlığını o dilde yürürlükte olan ses, şekil, köken vb. kurallara uygun olarak yazıya geçirme; dildeki sözleri kurallarına uyğun olarak yazma. @@ Azerbaycan Türkçesi: imla, orfografiya; Türkmen Türkçesi: orfografiyaa; Gagauz Türkçesi: orfografiya ~dooruyazılmak; Özbek Türkçesi: imló; Uygur Türkçesi: imla; Tatar Türkçesi: döres yazu ~ orfografiya;Başkurt Türkçesi: orfografiya;Kmk: tüz yaziw ~ yazıw kaydaları ~ orfografiya ~ durus yazılış; Krç.-Malk.: orfografiya ~ tüz caziw; Nogay Türkçesi: tüz yazuw ~ orfografiya;Kazak Türkçesi: emle ~ orfografiya; Kırgız Türkçesi: tuura cazuu ~ orfografiya; Alt:: çın biçiileriniňejizi ~ orfografiya; Hakas Türkçesi: orfografiya ~ orta pazıs; Tuva Türkçesi: şın pi'jilge ~ofografiya; Şor Türkçesi: keliştire pazılçatkannarı ~ orfografiya; Rusça: pravopisaniye ~orfografiya;~ )

( RHETORIC~RHETORIC )

( RHÉTORIQUE~RHÉTORIQUE )

( ...~RHETORICA )

( RHETORIK~RHETORIK )

( ORTOGRAFIA~RETORICA )

( ΟΡΘΟΓΡΑΦΊΑ / ορθογραφία~ΡΗΤΟΡΙΚΉ / ρητορική )


- IMMERSION[İng.] / IMMERSION[Fr.] ile/değil/yerine/= DALDIRMA


- IMMISCIBLE[İng.] / NON MISCIBLE[Fr.] / KARIŞMAYAN[Alm.] ile/değil/yerine/= KARIŞMAYAN


- İMMORAL[Fr. < IMMORAL] ile/değil/yerine/=/||/<> TÖRETANIMAZ


- IMMORAL/ITY[Fr./İng.] ile/değil/yerine/= TÖRETANIMAZ/LIK

( Daha üstün saydığı bir töre adına geçerli töreyi tanımayan. | Töre kurallarına aykırı olan. )


- İMMORALİZM[Fr. < IMMORALISME] ile/değil/yerine/=/||/<> TÖRETANIMAZLIK


- IMMORTALITY[İng.] ile/||/<> IMMORTALITÉ[Fr.] ile/||/<> IMMORTALITÉ[Alm.] ile/||/<> ÖLÜMSÜZLÜK

( Sınırsız bölünme yeteneğinde olan hücre immortalité )

( IMMORTALITY )

( IMMORTALITÉ )

( IMMORTALITÉ )


- İMMÜN[Fr. < IMMUNE] ile/değil/yerine/=/||/<> BAĞIŞIK


- IMMUNE, IMMUNITY[İng.] / IMMUNITE, IMMUNITÉ[Fr.] / IMMUN, IMMUNITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= BAĞIŞIK, BAĞIŞIKLIK


- IMMUNITY[İng.] / IMMUNITÉ[Fr.] / IMMUNITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= BAĞIŞIKLIK


- IMMUNIZATION[İng.] / IMMUNISATION[Fr.] / IMMUNISIERUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= BAĞIŞIKLAMA


- IMMUNOLOGY[Fr.] / IMMUNITÄTSFORSCHUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= İMMUNOLOJİ


- İMMÜNOLOJİ[Fr. < IMMUNOLOGIE] ile/değil/yerine/=/||/<> BAĞIŞIKLIK BİLİMİ


- İMMÜNOLOJİ ile/||/<> BAĞIŞIKLIK BİLİMİ

( bağışıklık bilimi Bağışıklık bilimi İnsan ve hayvanlarda bağışıklık sistemini ve hastalıklara karşı oluşan bağışık cevabı inceleyen bilim dalı bağışıklık bilimi Antikorlar ve antikorların antijenlerle olan etkileşimlerini inceleyen bilim dalı İmmünoloji Hastalık ya da alerji oluşturan etkenlere karşı bağışıklığı konu alan bilim dalı immünoloji İmmünoloji )

( IMMUNOLOGY )

( IMMUNOLOGIE )


- İMMÜNOLOJİK[Fr. < IMMUNOLOGIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> BAĞIŞIKLIK BİLİMSEL


- İMMÜNOLOJİST[Fr. < IMMUNOLOGISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> BAĞIŞIKLIK BİLİMCİ


- IMPATT DIODE[İng.] / DIODE D'IMPATT[Fr.] / IMPATT-DIODE[Alm.] ile/değil/yerine/= IMPATT DİYOT


- IMPATT[İng.] / IMPATT[Fr.] / IMPATT[Alm.] ile/değil/yerine/= IMPATT


- IMPEDANCE BRIDGE[İng.] / PONT D'IMPÉDANCE[Fr.] / IMPEDANZBRÜCKE[Alm.] ile/değil/yerine/= EMPEDANS KÖPRÜSÜ


- IMPEDANCE COMPONENTS[İng.] / COMPOSANTES DE L'IMPÉDANCE[Fr.] ile/değil/yerine/= EMPEDANS BİLEŞENLERİ


- IMPÉDANCE D'ENTRÉE DIFFÉRENTIELLE[Fr.] ile/değil/yerine/= DİFERANSİYEL GİRİŞ EMPEDANSI


- IMPÉDANCE ÉLECTRIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= ELEKTRİKSEL EMPEDANS


- IMPEDANCE MAGNETOMETER[İng.] / MAGNÉTOMÈTRE À IMPÉDANCE[Fr.] ile/değil/yerine/= EMPEDANSLI MANYETOMETRE


- IMPEDANCE MATRIX[İng.] / MATRICE D'IMPÉDANCE[Fr.] / IMPEDANZMATRIX[Alm.] ile/değil/yerine/= EMPEDANS MATRİSİ


- IMPÉDANCE NÉGATIVE[Fr.] ile/değil/yerine/= NEGATİF EMPEDANS


- IMPEDANCE RISE[İng.] / ÉLÉVATION D'IMPÉDANCE[Fr.] / IMPEDANZANSTIEG, IMPEDANZERHÖHUNG, IMPEDANZSTEIGUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= EMPEDANS YÜKSELMESİ


- IMPEDANCE-ADMITTANCE MATRIX[İng.] / MATRICE IMPÉDANCE-ADMITTANCE[Fr.] / IMPEDANZ-ADMINISTRATRIX[Alm.] ile/değil/yerine/= EMPEDANS-ADMİTANS MATRİSİ


- IMPEDANCE[İng.] / IMPÉDANCE[Fr.] / IMPEDANZ, SCHEINWIDERSTAND[Alm.] ile/değil/yerine/= EMPEDANS


- İMPERİALİSME[Fr. < IMPÉRIALISME] ile/değil/yerine/=/||/<> EMPERYALİZM

( Bir milletin sömürü temeline dayanarak başka bir milleti siyasi ve ekonomik egemenliği altına alıp yayılması ya da yayılmayı istemesi yayılmacılık yayılımcılık emperyalistlik )


- IMPERIALIST[İng.] ile/||/<> EMPERYALİST

( emperyalist Emperyalizmi uygulayan )

( IMPERIALIST )

( IMPÉRIALISTE )

( IMPERIALIST )

( IMPERIALISTA )

( ΙΜΠΕΡΙΑΛΙΣΤΉΣ / ιμπεριαλιστής )


- İMPERİALİSTE[Fr. < IMPÉRIALISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> EMPERYALİST

( Emperyalizm yanlısı olan yayılmacı yayılımcı )


- İMPERMEABLE[Fr. < IMPERMÉABLE] ile/değil/yerine/=/||/<> EMPERMEABL

( yağmurluk Su geçirmeyen )


- IMPERVIOUS, IMPERMEABLE[İng.] / ÉTANCHE, IMPERMÉABLE[Fr.] / GEÇIRMEZ[Alm.] ile/değil/yerine/= GEÇİRMEZ


- İMPLANT[Fr. < IMPLANT] ile/değil/yerine/= DOKU EKİMİ


- İMPLANT[Fr. < IMPLANT] ile/değil/yerine/=/||/<> DOKU EKİMİ


- İMPOSE[Fr. < IMPOSÉ] ile/değil/yerine/=/||/<> EMPOZE

( Dayatmak anlamındaki empoze etmek birleşik fiilinde geçen bir söz )


- IMPREGNATION, IMPREGNATE[İng.] / IMPREGNATION, IMPREGNER[Fr.] / IMPRÄGNIEREN, TRÄNKEN[Alm.] ile/değil/yerine/= EMPRENYELEME, EMPRENYE ETME


- IMPREGNATION[İng.] ile/||/<> IMPRÉGNATION[Fr.] ile/||/<> IMPRAEGNATION[Alm.] ile/||/<> İÇİRME

( Filizli çözüntülerden gelen sıvı ve gazların çökeldikleri çatlakların çevresindeki yan kayacı da etkileyerek oradaki boşluklarda ya da orada bulunan minerallerin yerinde yeni kristalleşmeler yapmaları )

( IMPREGNATION )

( IMPRÉGNATION )

( IMPRAEGNATION )


- İMPRESARİO[Fr. < IMPRESARIO] ile/değil/yerine/=/||/<> EMPREZARYO

( Bir sanatçının çalışma programlarını ve anlaşmalarını belli bir yüzde karşılığında düzenleyen kimse )


- İMPRİME[Fr. < IMPRIMÉ] ile/değil/yerine/=/||/<> EMPİRME

( Değişik renkte boya kullanılarak kumaş üzerine desen ve zemin basma işlemi emprime Bu işleme uğratılan pamuklu sentetik vb kumaş emprime )