Bugün[13 Temmuz 2026]
itibarı ile 29.658 başlık/FaRk ile birlikte,
29.658 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(41/120)


- FAHRENHEIT'S HYDROMETER[İng.] / HYDROMÈTRE DE FAHRENHEIT[Fr.] ile/değil/yerine/= FAHRENHEİT HİDROMETRESİ


- FAHRİ ile/||/<> HONORARY[İng.] ile/||/<> HONORAIRE[Fr.] ile/||/<> KARŞILIKSIZ

( Bir görevin karşılığında ücret alınmaksızın yapılması )

( HONORARY )

( HONORAIRE )


- FÂİDE[Osm.] / EFFICIENCY[İng.] / RENDEMENT EN QUANTITÉ[Fr.] / GUTEVER, WIRKUNGSGRAD[Alm.] ile/değil/yerine/= VERİMLİLİK


- FAİENCE[Fr. < FAÏENCE] ile/değil/yerine/=/||/<> FAYANS

( Duvarları kaplayıp süslemek için kullanılan bir yüzü sırlı ve türlü desenlerle bezenmiş pişmiş balçıktan levha )


- FAİK | AŞKIN ile/||/<> AŞKIN

( Olgusal ya da görgül bilgiler sınırını aşan 1 Bir düzeyin ötesine yükselen verilmiş bir sınırı aşan 2 Üstün olan insanlık düzeyinin üstüne çıkan Tanrı 3 Göz önüne alınan alanın dışına çıkan özellikle bilinci aşan bilincin dışına çıkan 4 Kantta Olabilecek her türlü deneyin sınırını aşan insan bilincini aşan 5 Doğayı gerçekliği aşan doğaüstü duyuüstü Karşıtı içkin )

( TRANSCENDENT )

( TRANSCENDANT )

( TRANSZENDENT )

( TRANSCENDENS )


- FAİLLE[Fr. < FAILLE] ile/değil/yerine/=/||/<> FAY

( fay hattı Yer kabuğu kayaçlarının ters yönlü sıkıştırma ya da gerilme kuvvetlerinin etkisiyle koparak birbirine göre yer değiştirmesi sonucu ortaya çıkan hareketli kesimi kırık III )


- FAILLITE/BANQUEROUTE, FAILLITE/FAILLI[Fr.] ile/değil/yerine/= BANKRUPTCY, FAILURE/BANKRUPT[İng.] ile/değil/yerine/= BATKI


- FAIR[İng.] ile/||/<> FUAR[Fr. < FOIRE]

( Yurtiçi ya da dışı ticareti geliştirmek amacıyla düzenlenen ve yerli ve ya da yabancı firmaların mallarının belli süreler içinde sergilendiği büyük ticari merkez )

( FAIR )

( FOIRE )


- FAİRE LA BORDURE[Fr.] ile/||/<> KIYILAMA

( Öteki yarışçıların yele karşı kendi kuytusunda yarışmalarını engelmemek için yelin estiği yönün karşısındaki kıyıdan koşuyu sürdürme )

( FAIRE LA BORDURE )


- FAIRY TALE[İng.] ile/||/<> CONTE DE FÉES[Fr.] ile/||/<> FEENMÄRCHEN[Alm.] ile/||/<> PERİ MASALI

( Önceleri yoksul ve umutsuz bir durumda iken doğaüstü güçlerin yardımıyla mutluluğa ve iyi günlere erişen genellikle bir genç kız ya da delikanlının çevresinde oluşan olayları kapsayan güldürüsü az masal türü )

( FAIRY TALE )

( CONTE DE FÉES )

( FEENMÄRCHEN )


- FAIRY, FAIRY PLAY, FAIRY SCENE[İng.] ile/||/<> FÉERIE[Fr.] ile/||/<> MÄRCHENSTÜCK, ZAUBERSTÜCK, AUSSTATUNGSSTÜCK[Alm.] ile/||/<> PERİ OYUNU

( Halk efsaneleri ile peri masallarının olağandışı dünyasını göz kamaştırıcı ve büyüleyici donatımla sağlayan gerçekliği yansıtmaya yönelik imgesel öğelerle bezenmiş oyun biçimi )

( FAIRY, FAIRY PLAY, FAIRY SCENE )

( FÉERIE )

( MÄRCHENSTÜCK, ZAUBERSTÜCK, AUSSTATUNGSSTÜCK )


- FAISCEAU D'ÉLECTRONS[Fr.] / ELEKTRONENSTRAHL[Alm.] ile/değil/yerine/= ELEKTRON DEMETİ


- FAISCEAU DE RAYONNEMENT PRIMAIRE[Fr.] ile/değil/yerine/= BİRİNCİL IŞIN DEMETİ


- FAİT ACCOMPLİ[Fr. < FAIT ACCOMPLI'DEN] ile/değil/yerine/=/||/<> KATAKULLİ

( Yalan dolan oyun tuzak düzen )


- FÂİZ-İ MÜREKKEB | BİLEŞİK FAİZ ile/||/<> BİLEŞİK FAİZ

( matematik Dönem sonunda elde edilen faiz tutarının anaparanın üzerine eklenmesiyle oluşan yeni tutar üzerinden faiz hesaplanması faize faiz yürütülmesi )

( COMPOUND INTEREST | IMPROPER FRACTION | FRACTION | DECIMAL FRACTION )

( INTÉRÊT COMPOSÉ | FRACTION COMPOSÉE | FRACTION | FRACTION DÉCIMALE )

( UNECHTER BRUCH | BRUCH | DEZIMALBRUCH )

( INTERESSE COMPOSTO )

( ΑΝΑΤΟΚΙΣΜΌΣ / ανατοκισμός )


- FÂİZ-İ MÜREKKEB | BİLEŞİK FAİZ ile/||/<> BİLEŞİK KESİR ile/||/<> KESİR ile/||/<> ONDALIK KESİR

( (matematik) @@ Dönem sonunda elde edilen faiz tutarının, anaparanın üzerine eklenmesiyle oluşan yeni tutar üzerinden faiz hesaplanması, faize faiz yürütülmesi. )

( COMPOUND INTEREST | IMPROPER FRACTION | FRACTION | DECIMAL FRACTION~IMPROPER FRACTION~FRACTION~DECIMAL FRACTION )

( INTÉRÊT COMPOSÉ | FRACTION COMPOSÉE | FRACTION | FRACTION DÉCIMALE~FRACTION COMPOSÉE | FRACTION IMPROPRE~FRACTION~FRACTION DÉCIMALE )

( UNECHTER BRUCH | BRUCH | DEZIMALBRUCH~UNECHTER BRUCH~BRUCH~DEZIMALBRUCH )

( INTERESSE COMPOSTO~FRAZIONE IMPROPRIA~FRAZIONE~FRAZIONE DECIMALE )

( ΑΝΑΤΟΚΙΣΜΌΣ / ανατοκισμός~ΚΑΤΑΧΡΗΣΤΙΚΌ ΚΛΆΣΜΑ / καταχρηστικό κλάσμα~ΚΛΆΣΜΑ / κλάσμα~ΔΕΚΑΔΙΚΌ ΚΛΆΣΜΑ / δεκαδικό κλάσμα )


- FAİZ ile/||/<> FAİZ[Ar. < FÂʾİZ]

( matematik 1 Üretim faktörlerinden sermayenin getirisi 2 Fon istem ve sunumunun karşılaşması sonucu oluşmuş fon fiyatı )

( INTEREST )

( INTÉRÊT )


- FAİZ ile/||/<> INTEREST[İng.] ile/||/<> INTÉRÊT[Fr.] ile/||/<> ÜREM

( Ödünç verdiği paradan ötürü alacaklının borçludan sağlayacağı gelir )

( INTEREST )

( INTÉRÊT )


- FAKFON/PACKFONG[Alm. < PACKFONG] ile/||/<> MANGANİN/MANGANİNE[Fr. < MANGANINE] ile/||/<> TOMBAK/TOMBAC[Fr. < TOMBAC]

( Bakır nikel ve çinkodan oluşan gümüş görünümünde bir alaşım Bu alaşımdan yapılmış )


- FAKİRİSME[Fr. < FAKIRISME] ile/değil/yerine/=/||/<> FAKİRİZM

( Hint felsefesinde insan vücudu bütün kötülüklerin kaynağı sayıldığından bedene eziyeti ruhun kurtuluşu ve mutluluğu için gerekli gören çilekeşlik )


- FAKR-ÜD-DEM | KANSIZLIK ile/||/<> KANSIZLIK

( biyoloji zooloji Alyuvar sayısının normalden az olması Anemi Anemi Anemi )

( ANEMIA, BLOODLESSNESS | ANEMIA )

( ANÉMIE | ANÉMIA )

( ANÄMIE, BLUTARMUT )


- FAKRÜD-DEM | KANSIZLIK | ANEMİ ile/||/<> ANEMİ ile/||/<> KANSIZLIK

( kansızlık kansızlık Çeşitli nedenlere bağlı olarak kanda eritrosit sayısının azalması hemoglobin ve hematokrit değerinin normalin altına düşmesiyle belirgin durum kansızlık Kandaki alyuvar sayısı ya da hemoglobin miktarının normal değerlerin altına düşmesiyle belirgin bir sendrom kansızlık En önemli belirtileri mukoza konjunktiva ve deride solgunlukla birlikte dolaşım ve solunum sistemiyle ilgili bozukluklardır biyoloji zooloji Alyuvar sayısının normalden az olması Anemi Anemi Anemi )

( ANEMIA )

( ANÉMIE )


- FAKSİMİLE, KOPYA | TIPKIBASIM ile/||/<> TIPKIBASIM

( Bir yazının ya da bir kitabın sayfa sayfa olduğu gibi fotoğrafı alınarak yapılan basımı basımcılık Bir yazının fotoğrafından kalıp çıkarılarak yapılan aynı basımı )

( FACSIMILE )

( FAC-SIMILÉ )


- FAKSİMİLE[Fr. < FAC-SIMILÉ] ile/değil/yerine/=/||/<> TIPKIBASIM


- FAKSİMİLE[Fr. < FACSIMILÉ] ile/değil/yerine/= TIPKIBASIM


- FAKTİTİF[Fr. < FACTITIF] ile/değil/yerine/= ETTİRGEN EYLEM


- FAKTİTİF[Fr. < FACTITIF] ile/değil/yerine/=/||/<> ETTİRGEN FİİL


- FAKTİTİF ile/||/<> ETTİRGENLİK EKİ

( ettirgenlik eki ettirgen )

( FACTITIF )


- FAKTÖR | ETKEN ile/||/<> ETKEN ile/||/<> ETKEN YÜKÜ

( 1 Değişimin olası nedeni olarak bir deneyde incelenen nicelik 2 Çokdeğişkenli çözümlemede gözlenmiş olasılıksal değişkenlerin bir işlevi ay etken yükü Karmaşık bir yapı içinde örgütlenmiş olan oluşumların temel bileşenleri sayılan ve çeşitli ölçerlerle elde edilen ölçümlerin aralarında bağıntılı olmasını sağladığı tasarlanan ana öğelerden her biri etken çözümlemesi genel uygulayım Uygulayımsal bir işlemin sonuçlanmasına katkıda bulunan öğelerden her biri Etki yapıcı belirleyici gücü olan Bir olayın oluşumunu etkileyen değişkenlerden her biri kimya 1 Bir sonucun ortaya çıkmasına yol açanların her biri 2 Birden fazla sayıda aracın bir araya gelerek bir ürünün oluşmasını sağlaması etmen )

( FACTOR )

( FACTEUR | AGENT )

( FAKTOR )


- FAKTÖR[Fr. < FACTEUR] ile/değil/yerine/=/||/<> ETKEN | ETMEN

( risk faktörü etken etmen )


- FAKTÖR ile/||/<> ÜRETİM FAKTÖRLERİ

( üretim faktörleri 1 Biyolojik iklimsel besinsel vb olabilen ve bir etki yapan herhangi bir ajan 2 Bir biyokimyasal olayda görev yapan henüz tamamıyla tanımlanmamış bir madde ya da etken Çoğunlukla tanımlandıktan sonra da kullanılmaya devam edilir ya da ayrıca isimlendirilir İstatistiksel çalışmalarda kategorik ve nitel özelliğe sahip değişken 1 Hayvan beslemede bir vitamin mineral ya da diğer bir besin maddesi ya da besin maddesi olmayan genellikle hayvanın büyümesi ya da döl verimi üzerine etkili olan tanımlanmış ya da henüz tanımlanmamış bulunan madde 2 İstatistiksel çalışmalarda kategorik değişken ve nitel özelliğe sahip değişken etmen )

( FACTOR )

( FACTEUR )

( FAKTOR )

( FACERE: YAPMAK )


- FAKÜL[Fr. < FACULE] ile/değil/yerine/= BENEK


- FAKÜL[Fr. < FACULE] ile/değil/yerine/=/||/<> BENEK


- FAKÜLTE/FACULTE[Fr. < FACULTÉ] ile/||/<> ENSTİTÜ/İNSTİTUT[Fr. < INSTITUT] ile/||/<> ÜNİVERSİTE/UNİVERSİTE[Fr. < UNIVERSITÉ]

( Bir üniversitenin öğrenim alanı ya da uzmanlık konusu bakımından ayrılmış kollarından her biri medrese )


- FAL | BAKI ile/||/<> BAKI ile/||/<> HAVA BAKISI

( Uzak bir yerde ya da gelecekte oluşacak olayları önceden saptayarak gerekli önlemleri almak amacıyla yetenekli ya da yeteneksiz kişi ve toplulukların büyüsel dinsel simgesel eylemlerden yararlanarak yaptıkları kökenleri tarihin temeline dayanan sözde haber verme işi hava bakısı horoz bakısı un bakısı tuz bakısı dölüt örtüsü bakısı Her yörede özellikle dağlık yörelerde bir yamacın güneş ışınlarına güneye ya da kuzeye karşı konumunu belirleyen ve bu nedenle doğal koşullarını saptayan durumu coğrafya )

( DIVINATION | ASPECT )

( DIVINATION | EXPOSITION "TOPOGRAPHIQUE" | EXPOSITION )

( DIVINATION, WAHRSAGEREI | EXPOSITION “LAGE EINES HANGES" )


- FALANJ ile/||/<> FALANJ[Fr. < PHALANGE]

( 1 Eski Yunanlılarda özellikle Makedonya yayalarının çekirdeğini oluşturan mızraklı alay 2 Kimi ülkelerde yarı askerî siyasal örgütlere verilen ad İspanya ulusal falanjı gibi parmak kemiği parmak kemiği )

( PHALANX )

( PHALANGE )

( PHALANX )


- FALANJİST[Fr. < PHALANGISTE] ile/değil/yerine/= FALANJ ÜYESİ.[İSPANYA'DA]


- FALEZ | YALI YAR ile/||/<> YALI YAR

( Deniz kıyısında dik çeperli kayalık düz duvar gibi yükselen kayalık Yüksek kıyılarda dalga aşındırmasıyla oluşan ve aşınma sürdükçe karanın içine doğru gerileyen diklik yar )

( SEA CLIFF | CLIFF )

( FALAISE LITTORLE | FALAISE )

( KÜSTENKLIFF | KLIFF )

( FALESIA )

( ΘΑΛΆΣΣΙΟΣ ΓΚΡΕΜΌΣ / θαλάσσιος γκρεμός )


- FALEZ | YALI YAR ile/||/<> YAR

( Deniz kıyısında dik çeperli kayalık (düz duvar gibi yükselen kayalık.) @@ Yüksek kıyılarda dalga aşındırmasıyla oluşan ve aşınma sürdükçe karanın içine doğru gerileyen diklik. @@ bk. yar. )

( SEA CLIFF | CLIFF~CLIFF )

( FALAISE LITTORLE | FALAISE~FALAISE )

( KÜSTENKLIFF | KLIFF~KLIFF )

( FALESIA~DIRUPO )

( ΘΑΛΆΣΣΙΟΣ ΓΚΡΕΜΌΣ / θαλάσσιος γκρεμός~ΓΚΡΕΜΌΣ / γκρεμός )


- FALEZ[Fr. < FALAISE] ile/değil/yerine/= YALI YAR


- FALEZ[Fr. < FALAISE] ile/değil/yerine/=/||/<> YALI YAR


- FALLOP BORUSU ile/||/<> FALLOP BORUSU

( biyoloji Memelilerde ovaryumdan dökülen yumurtaları uterusa taşıyan bir çift kanal Ovulasyonda içine yumurtalar bırakılır ve yumurta sperm tarafından burada döllenir Ovidukt )

( FALLOPIAN TUBE )

( TROMPE DE FALLOPE )

( FALLOPISCHE KANÄLE )

( OVUM: YUMURTA; DUCERE: YÖNELTMEK )


- FALLOP BORUSU ile/||/<> FALLOP TÜPÜ | YUMURTA KANALI

( Yumurta kanalı. )

( FALLOP TUBE | OVIDUCT~OVIDUCT )

( TROMPE DE FALLOPE~TROMPE DE FALLOPE )

( ...~TUBA UTERINA )

( EILEITER~EILEITER )

( TUBA DI FALLOPPIO~TUBA DI FALLOPPIO )

( ΣΆΛΠΙΓΓΑ / σάλπιγγα~ΣΆΛΠΙΓΓΑ / σάλπιγγα )


- FALLOP TUBE[İng.] ile/||/<> FALLOP BORUSU | YUMURTA KANALI

( Yumurta kanalı )

( FALLOP TUBE | OVIDUCT )

( TROMPE DE FALLOPE )

( EILEITER )

( TUBA DI FALLOPPIO )

( ΣΆΛΠΙΓΓΑ / σάλπιγγα )


- FALLUS[Fr. < FALLUS] ile/değil/yerine/=/||/<> ERKEKLİK ORGANI


- FANATİK[Fr. < FANATIQUE] ile/değil/yerine/= BAĞNAZ


- FANATİQUE[Fr. < FANATIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> FANATİK

( bağnaz Bir kimse grup takım vb ne aşırı bağlı olan )


- FANATİZM[Fr. < FANATISME] ile/değil/yerine/= BAĞNAZLIK


- FANATİZM[Fr. < FANATISME] ile/değil/yerine/=/||/<> BAĞNAZLIK


- FANATİZM[İng. FANATICISM | Fr. < FANATISME] ile/değil/yerine/= BAĞNAZLIK


- FANFARE[Fr. < FANFARE] ile/değil/yerine/=/||/<> FANFAR

( Bakırdan yapılmış üflemeli sazlardan oluşan orkestra Bu orkestranın çaldığı tartımlı ve canlı parça )


- FANİLA[İt. < FLANELLA] ile KAŞKORSE[Fr. < CACHE-CORSET]

( Genellikle ince pamuk ipliğinden dokunmuş, ten üzerine giyilen iç çamaşırı. Örülmüş ya da dokunmuş, hafif ve gevşek kumaş. İLE İnce kadın fanilası. )


- FANİLA/FLANELLA[İt. < FLANELLA] ile/||/<> KOMBİNEZON/COMBİNAİSON[Fr. < COMBINAISON] ile/||/<> KAŞKORSE/CACHECORSET[Fr. < CACHE-CORSET]

( atlet fanilası ten fanilası Genellikle ince pamuk ipliğinden dokunmuş ten üzerine giyilen iç çamaşırı atlet Yumuşak yünden örülmüş ya da dokunmuş hafif ve gevşek kumaş )


- FANNING FRICTION FACTOR[İng.] / FACTEUR DE FROTTEMENT DE FANNING[Fr.] / FANNING-REIBUNGSKOEFFIZIENT[Alm.] ile/değil/yerine/= FANNİNG SÜRTÜNME KATSAYISI


- FANNING'S EQUATION[İng.] / ÉQUATION DE FANNING[Fr.] / FANNING-GLEICHUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= FANNİNG DENKLEMİ


- FANNO FLOW[İng.] / ÉCOULEMENT DE FANNO[Fr.] / FANNO-STRÖMUNG, FANNO-FLUSS[Alm.] ile/değil/yerine/= FANNO AKIŞI


- FANTAİSİE[Fr. < FANTAISIE] ile/değil/yerine/=/||/<> FANTEZİ

( Sonsuz sınırsız hayal fantazya II Değişik heves değişik beğeni değişik düşünüş Süslü ve türü değişik olan Serbest biçimli beste ya da alaturkada serbest biçimli şarkı )


- FANTAISIE[Fr.] ile/||/<> FANTEZİ[Fr. < FANTAISIE]

( Gerçeğin ve olanağın dışında olarak hayalin serbest işlemesi ve böylece meydana getirilen eser FANTEZİCİ Fantasque Fantaisiste FANTEZİCİLİK Fantastique FANTEZİLİ Fantasque Fantaisiste )

( FANTAISIE )


- FANTAİSİSTE[Fr. < FANTAISISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> FANTEZİST

( Fantezi meraklısı fanteziye düşkün kimse )


- FANTASME[Fr. < FANTASME] ile/değil/yerine/=/||/<> FANTASMA

( Gerçekte olmadığı hâlde var gibi görünen hayal )


- FANTASTİK[Fr. < FANTASTIQUE] ile/değil/yerine/= HAYALÎ


- FANTASTİQUE[Fr. < FANTASTIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> FANTASTİK

( hayalî XVIII yüzyıldan başlayarak Fransa da gelişen bir edebî tür )


- FANTOM[Fr. < FANTÔME] ile/değil/yerine/= HAYALET


- FANTOM[Fr. < FANTÔME] ile/değil/yerine/=/||/<> HAYALET


- FAR[Fr. < Yun.] ile FAR[Fr.]

( Taşıtların ön bölümünde bulunan, uzağı aydınlatan güçlü ışık. İLE Süs için gözkapaklarına sürülen çeşitli renkte boya. )


- FARAD[İng.] / FARAD[Fr.] / FARAD[Alm.] ile/değil/yerine/= FARAD


- FARAD[İng.] ile/||/<> FARAD[Fr.] ile/||/<> FARAD[Alm.] ile/||/<> FARAD[(İNGILIZ FIZIKÇI FARADAY ÖZEL ADINDAN)]

( Uluslararası birim dizgesinde sığa birimi iki yaprağı arasına bir voltluk bir gerilim uygulandığı zaman 1 coulombluk yük alabilen bir sığacın sığası )

( FARAD )

( FARAD )

( FARAD )


- FARADAY BIREFRINGENCE[İng.] / BIRÉFRINGENCE DE FARADAY[Fr.] / FARADAYSCHE DOPPELBRECHUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= FARADAY ÇİFT KIRILMASI


- FARADAY CAGE[İng.] / CAGE DE FARADAY[Fr.] / FARADAYSCHER KÄFIG[Alm.] ile/değil/yerine/= FARADAY KAFESİ


- FARADAY CYLINDER[İng.] / CYLINDRE DE FARADAY[Fr.] / FARADAYSCHER ZYLINDER[Alm.] ile/değil/yerine/= FARADAY SİLİNDİRİ


- FARADAY DARK SPACE[İng.] / ESPACE SOMBRE DE FARADAY[Fr.] / FARADAYSCHER DUNKELRAUM[Alm.] ile/değil/yerine/= FARADAY KARANLIK BÖLGESİ


- FARADAY EFFECT[İng.] / EFFET FARADAY[Fr.] / FARADAY-EFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= FARADAY ETKİSİ


- FARADAY TUBE[İng.] / TUBE DE FARADAY[Fr.] / FARADAY-RÖHRE, FARADAY-TUBE[Alm.] ile/değil/yerine/= FARADAY TÜPÜ


- FARADAY'S DISC[İng.] / DISQUE DE FARADAY[Fr.] / FARADAYSCHE SCHEIBE, FARADAYSCHE RUNDSHEIBE[Alm.] ile/değil/yerine/= FARADAY DİSKİ


- FARADAY[İng.] / FARADAY[Fr.] / FARADAY[Alm.] ile/değil/yerine/= FARADAY


- FARADIC CURRENT[İng.] / COURANT FARADIQUE[Fr.] / FARADISCHER STROM, INDUKTIONSSTROM[Alm.] ile/değil/yerine/= FARADİK AKIM


- FARAZÎ TEVETTÜR[Osm.] / FICTITIOUS POTENTIAL[İng.] / POTENTIEL FICTIF, POTENTIEL IMAGE[Fr.] / EINGEBILDETES POTENTIAL[Alm.] ile/değil/yerine/= GÖRÜNTÜ POTANSİYEL


- FARAZÎ ile/||/<> HYPOTHÉTIQUE[Fr.] ile/||/<> VARSAYIMLI

( matematik )

( HYPOTHÉTIQUE )


- FARAZİYE | VARSAYIM | HİPOTEZ ile/||/<> HİPOTEZ ile/||/<> VARSAYIM

( varsayım matematik önsav varsayım Araştırmanın başlangıcında henüz doğruluğu ya da yanlışlığı kestirilemeyen bir öneri ya da ön beklenti Usbilimsel sonuçlar çıkarmak üzere dayanak olarak öne sürülen önerme ya da önermeler takımı Kanıtlanmadan geçici ya da kalıcı olarak benimsenen önerme Olgular arasında nedensonuç ilişkisi kuran ve gözlem yoluyla sınanacak olan öngörü Suppositio ile eşanlamlı hypothesis alta konan temel ilke öndayanak koşul varsayım hypo alt altta thesis koyum 1 Matematikte ve mantıksal çıkarımlarda Mantıksal sonuçlar çıkarmak üzere öndayanak olarak öne sürülen önerme ya da önermeler birliği 2 Deneysel bilimlerde Belli bilgilere olanak sağlamak bağlantıları anlaşılır kılmak olayları açıklamak üzere geçici olarak konmuş bilimsel öneri olayları geçici bir açıklama biçimi ama ancak deneyle yöntemli bir biçimde denetlendikten sonra geçerliliği kabul edilebilir 3 Düşünmenin temellendirilmesi olarak varsayım düşünmenin herhangi bir konuda ileri sürdüğü bir savı tanıtlamak üzere koyduğu öndayanak Bu anlamda Yeni Kantçılardan Cohen ve Natorpta düşünmenin temel ilkesi temel yöntemidir matematik )

( HYPOTHESIS | POSTULATE )

( HYPOTHÈSE | POSTULATE )

( POSTULATE )

( IPOTESI )

( ΥΠΌΘΕΣΗ / υπόθεση )


- FARAZİYE | VARSAYIM | HİPOTEZ ile/||/<> POSTULAT | VARSAYIM

( bk. varsayım @@ (matematik) @@ bk. önsav @@ bk. varsayım. @@ Araştırmanın başlangıcında henüz doğruluğu ya da yanlışlığı kestirilemeyen bir öneri ya da ön beklenti. @@ @@Usbilimsel sonuçlar çıkarmak üzere dayanak olarak öne sürülen önerme ya da önermeler takımı. @@ Kanıtlanmadan geçici ya da kalıcı olarak benimsenen önerme. @@ Olgular arasında neden-sonuç ilişkisi kuran ve gözlem yoluyla sınanacak olan öngörü. @@ (Lat. Suppositio ile eşanlamlı)(Yun. hypothesis=alta konan, temel, ilke, öndayanak, koşul, varsayım < hypo = alt, altta; thesis = koyum) : 1. (Matematikte ve mantıksal çıkarımlarda) Mantıksal sonuçlar çıkarmak üzere öndayanak olarak öne sürülen önerme ya da önermeler birliği. 2. (Deneysel bilimlerde) Belli bilgilere olanak sağlamak, bağlantıları anlaşılır kılmak, olayları açıklamak üzere geçici olarak konmuş bilimsel öneri; olayları geçici bir açıklama biçimi; ama ancak deneyle yöntemli bir biçimde denetlendikten sonra geçerliliği kabul edilebilir. 3. Düşünmenin temellendirilmesi olarak varsayım: düşünmenin, herhangi bir konuda ileri sürdüğü bir savı tanıtlamak üzere koyduğu öndayanak. (Bu anlamda Yeni Kantçılardan Cohen ve Natorp'ta düşünmenin temel ilkesi, temel yöntemidir.) @@ (matematik) @@ (...) @@ @@ )

( HYPOTHESIS | POSTULATE~POSTULATE )

( HYPOTHÈSE | POSTULATE~POSTULATE | POSTULAT )

( ...~POSTULATUM )

( POSTULATE~POSTULATE )

( IPOTESI~POSTULATO )

( ΥΠΌΘΕΣΗ / υπόθεση~ΑΊΤΗΜΑ / αίτημα )


- FARAZİYE, HİPOTEZ | VARSAYIM ile/||/<> VARSAYIM

( Usbilimsel sonuçlar çıkarmak üzere dayanak olarak öne sürülen önerme ya da önermeler takımı Kanıtlanmadan geçici ya da kalıcı olarak benimsenen önerme Olgular arasında nedensonuç ilişkisi kuran ve gözlem yoluyla sınanacak olan öngörü Suppositio ile eşanlamlı hypothesis alta konan temel ilke öndayanak koşul varsayım hypo alt altta thesis koyum 1 Matematikte ve mantıksal çıkarımlarda Mantıksal sonuçlar çıkarmak üzere öndayanak olarak öne sürülen önerme ya da önermeler birliği 2 Deneysel bilimlerde Belli bilgilere olanak sağlamak bağlantıları anlaşılır kılmak olayları açıklamak üzere geçici olarak konmuş bilimsel öneri olayları geçici bir açıklama biçimi ama ancak deneyle yöntemli bir biçimde denetlendikten sonra geçerliliği kabul edilebilir 3 Düşünmenin temellendirilmesi olarak varsayım düşünmenin herhangi bir konuda ileri sürdüğü bir savı tanıtlamak üzere koyduğu öndayanak Bu anlamda Yeni Kantçılardan Cohen ve Natorpta düşünmenin temel ilkesi temel yöntemidir matematik )

( HYPOTHESIS (PL. HYPOTHESES) | HYPOTHESIS | HYPOTHESIS, ASSUMPTION | ASSUMPTION )

( HYPOTHÈSE | HYPOTHESE, SUPPOSITION | HYPOTHÉSE )

( HYPOTHESE, VORAUSSETZUNG, ANNAHTNE | HYPOTHESE | VORAUSSETZUNG, ANNAHME )

( SUPPOSI-TIO )


- FARBA[Fr. < FALBALA] ile/değil/yerine/=/||/<> FIRFIR


- FARBA/FARBALA[Fr.] değil/yerine FIRFIR


- FARBALA[Fr. < FALBALA] ile/değil/yerine/=/||/<> FIRFIR


- FARBALA[Fr. < FARBALA] ile/değil/yerine/= FIRFIR


- FARD[Fr. < FARD] ile/değil/yerine/=/||/<> FAR

( far paleti Göz kapaklarına sürülen çeşitli renkte makyaj malzemesi )


- FARE ile/||/<> FARE[Ar. < FÂRE]

( Memeliler Mammalia sınıfının kemiriciler Rodentia takımından sıçanımsılara Myomorpha mensup memelilerin genel adı )

( MOUSE )

( SOURIS )

( MAUS )


- FARENJİT[Fr. < PHARYNGITE] ile/değil/yerine/= YUTAK İLTİHABI


- FARENJİT[Fr. < PHARYNGITE] ile/değil/yerine/=/||/<> YUTAK İLTİHABI


- FARENJİT/ANJİN[Fr.] ile/ve/<> LARENJİT[Fr.]

( Yutak yangısı. Boğaz mukozasının şişmesi, boğak. İLE/VE/<> Gırtlaktaki aşırı ve süreğen yangı. )

( HUNNAK ile/ve/<> ... )


- FARK-I SAAT ile/||/<> DIFFÉRENCE HORAIRE[Fr.] ile/||/<> SAAT FARKI

( astronomi )

( DIFFÉRENCE HORAIRE )


- FARK ile/||/<> FARK[Ar. < FARK]

( matematik 1 Taşınır değerler borsasında piyasa yapıcı tarafından belirlenen alış ve satış fiyatları arasındaki fark 2 Kredi faizlerinde geri ödeme riskine göre belirlenen faiz farkı )

( SPREAD )

( DIFFÉRENCE )


- FARKLILAŞMA | AYRIMLAŞMA ile/||/<> AYRIMLAŞMA

( Genel nitelikteki davranış ya da görevlerin daha özel ve ayrışık biçimlere dönüşmesi Belli insan öbeklerinin yasalara toplumsal baskılara ya da törelere uyularak birbirlerinden ayrı yerlerde yaşamaya yanlızlığa itilmeleri olgusu Olay nesne ve özelliklerin belli ölçülere göre birbirinden ayrılması ya da bir yapının yataylığına ya da düşeyliğine alt bölümlere ya da kesimlere ayrılması Yanyana bulunan aynı ya da yakın değerde iki sesten birinin öbüründen değerce uzaklaşması Aşçının Ahçı olması gibi özgeleme )

( DIFFERENTIATION | SEGREGATION )

( SEGRÉGATION | DIFFÉRENCIATION )


- FARMAKODİNAMİ/PHARMACODYNAMİE[Fr. < PHARMACODYNAMIE] ile/||/<> FARMAKODİNAMİK/PHARMACODYNAMİQUE[Fr. < PHARMACODYNAMIQUE] ile/||/<> FARMAKOGNOZİ/PHARMACOGNOSİE[Fr. < PHARMACOGNOSIE] ile/||/<> FARMAKOLOG/PHARMACOLOGUE[Fr. < PHARMACOLOGUE]

( İlaçların organizma üzerindeki etkisini inceleyen ilaç bilimi dalı )


- FARMAKODİNAMİK[Fr. < PHARMACODYNAMIQUE] ile/değil/yerine/= FARMAKODİNAMİ İLE İLGİLİ


- FARMAKOLOJİ[Fr. < PHARMACOLOGIE] ile/değil/yerine/= İLAÇ BİLİMİ


- FARMAKOLOJİ[Fr. < PHARMACOLOGIE] ile/değil/yerine/=/||/<> İLAÇ BİLİMİ


- FARMASON[Fr. < FRANCMAÇON] ile/değil/yerine/= MASON


- FARMING/FARMER[İng.] ile/değil/yerine/= AGRICULTURE[Fr.] ile/değil/yerine/= ACKERBAU[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇIFTÇILIK

( Toplayıcılık ve avcılıktan geliştiği sanılan, genellikle hayvancılıkla birlikte yapılan ekonomi biçimi. )


- FARS-İ ASGAR, KİTAT-ÜL-FERES | TAY ile/||/<> TAY

( Bir takımyıldızın adı astronomi )

( EQUULEUS, EQU (EQUULEI), COLT )

( PETIT CHEVAL | PETIT-CHEVAL )

( PFERDCHEN, KLEINES PFERD )

( EQUULEUS )


- FARS[Fr. < FARCE] ile/değil/yerine/= GÜLDÜRÜ


- FARS[Fr. < FARCE] ile/değil/yerine/=/||/<> GÜLDÜRÜ


- FARS ile/||/<> FARS[Fr. < FARCE]

( İlkel yalınç güldürme öğelerinden yararlanan kimi kez inanırlığın sınırını aşan gülümsemekle yetinmeyip güldürmeyi erek edinen hafif komik oyun Örn Ortaçağda Maitre Pathelin Güldürü öğesi hareketlerden ve nüktelerden çıkan oyun düşünceden çok göze ve duyulara yönelir Vurgu kişiyi karikatürleştirerek ve olayları abartarak elde edilir )

( FARCE )

( FARCE )

( FARCE | POSSE, SCHWANK )


- Fars ile FARS[Fr.]

( İran'ın güneybatısında oturan halk ya da bu halktan olan kişi. İLE İlkel, yalın güldürme öğelerinden yararlanan, kimi kez inanılırlığın sınırını aşan, güldürmeyi amaç edinen oyun. )


- FART-İ İNHİLÂL[Osm.] / OVERMELTING[İng.] / SURFUSION[Fr.] / ÜBERSCHMELZUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= AŞIRI ERGİMEERİME


- FARZ | SAYILTI ile/||/<> SAYILTI

( Doğruluğu kanıtsız varsayılan önerme Bir kanıtlama ya da geçerleme sürecinde usavurma zincirini tamamlamak üzere kimi halkaları doğru ya da geçerli sayma )

( ASSUMPTION | HYPOTHESIS (PL. HYPOTHESES )

( SUPPOSITION | HYPOTHÈSE )

( VORAUSSETZUNG, ANNAHME | HYPOTHESE, VORAUSSETZUNG, ANNAHTNE )

( ASSUMPTIO | SUPPOSI-TIO )

( ASSUNZIONE )

( ΥΠΌΘΕΣΗ / υπόθεση )


- FARZ | SAYILTI ile/||/<> VARSAYIM

( Doğruluğu kanıtsız varsayılan önerme. @@ Bir kanıtlama ya da geçerleme sürecinde usavurma zincirini tamamlamak üzere kimi halkaları doğru ya da geçerli sayma. )

( ASSUMPTION | HYPOTHESIS (PL. HYPOTHESES~HYPOTHESIS (PL. HYPOTHESES) | HYPOTHESIS | HYPOTHESIS, ASSUMPTION | ASSUMPTION )

( SUPPOSITION | HYPOTHÈSE~HYPOTHÈSE | HYPOTHESE, SUPPOSITION | HYPOTHÉSE )

( ASSUMPTIO | SUPPOSI-TIO~SUPPOSI-TIO )

( VORAUSSETZUNG, ANNAHME | HYPOTHESE, VORAUSSETZUNG, ANNAHTNE~HYPOTHESE, VORAUSSETZUNG, ANNAHTNE | HYPOTHESE | VORAUSSETZUNG, ANNAHME )

( ASSUNZIONE~IPOTESI )

( ΥΠΌΘΕΣΗ / υπόθεση~ΥΠΌΘΕΣΗ / υπόθεση )


- FARZETMEK | VARSAYMAK ile/||/<> VARSAYMAK

( matematik )

( ASSUME )

( SUPPOSER )


- FASCİCULE[Fr. < FASCICULE] ile/değil/yerine/=/||/<> FASİKÜL

( Büyük eserlerin ayrı ayrı bölümler hâlinde yayımlanan parçalarından her biri cüz )


- FASCİSANT[Fr. < FASCISANT] ile/değil/yerine/=/||/<> FAŞİZAN

( Faşist eğilimli )


- FASCİSME[Fr. < FASCISME] ile/değil/yerine/=/||/<> FAŞİZM

( İtalya da yılları arasında etkinliğini sürdüren meslek kuruluşlarına dayanan devlet sınırlarını genişletmeyi amaçlayan yetkinin tek partinin elinde toplandığı düzen faşistlik Demokratik düzenin yerine aşırı bir ulusçuluk ve baskı düzeni kurmayı amaçlayan öğreti faşistlik )


- FASCİSTE[Fr. < FASCISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> FAŞİST

( Faşizm yanlısı olan kimse görüş vb Faşizm yanlısı olan )


- FASET GÖZ | PETEK GÖZ ile/||/<> PETEK GÖZ

( Eklembacaklı hayvanlarda görülen ve birçok ommatidyumun bir araya gelmesiyle meydana gelen bir göz tipi bileşik göz )

( COMPOUND EYE )

( OEIL COMPOSÉ )

( FACETTENAUGE )


- FASET ile/||/<> ORTAK GÖRÜNÜ

( ortak görünü facies yüz Böcek gözünün saydam kat bölgesi Böcek gözünün saydam tabaka bölgesi Böcek gözünün petek benzeri saydam kat bölgesi Küçük yüz )

( FACET )

( FACETTE )

( FACETTE )

( FACIES | FACIES: YÜZ )


- FASHION[İng.] ile/||/<> MODE, FAÇON[Fr.] ile/||/<> MODE[Alm.] ile/||/<> MODA[İt. < MODA]

( Göreneğe bakarak daha kısa süreli olan çabuk değişebilen öykünme yoluyla yayılan geçici davranış giyim ve yaşama biçimi )

( FASHION )

( MODE, FAÇON )

( MODE )

( MODA )


- FASIK/FASİK[Ar. < FĀSİḲ] ile/||/<> HETERODOKS/HETERODOXE[Fr. < HÉTÉRODOXE] ile/||/<> ZINDIK/ZİNDİK[Ar. < ZİNDĪḲ]

( Allah ın emirlerini tanımayan sapkın günah işleyen Kötülük eden )


- FASILA | ARALIK ile/||/<> ARALIK ile/||/<> DENKLEŞME

( Düzyazıda bölümlerin koşukta dizelerin son sözcükleri denkleşme Gerçek eksen üzerindeki dışbükey küme a açık aralık kapalı aralık yanaçık aralık Toplu cimnastiklerde biri birinin ardı sıra durarak dizilenleri ayıran derinliğine açıklık Bir ölçme aracının simgelediği ölçüm sürekliliği üzerindeki ardıl birimler arasındaki uzaklık 1 İki üşek arasında bir kıvılcım ya da yay atlamasının oluşabileceği uzaklık 2 Bir mıknatıssal çevrimin iki parçasını ayıran hava aralığı 3 Belirli iki değer arasındaki bölge fizik ara matematik Bir işlemin belli bir amaca göre yapılabileceği işlem değişkenlerinin iki sınır arası Aralıkların uyaklı değil de ölçülü oluşları Her tarzı latif her hulku kerim Âleme camı sefa sunduğu dem bana felek Bir kadeh sunmadı kim vermeye bir türlü kesel Latif le kerim felekle kesel uyaklı değil ölçülüdür aralık Tikel ya da tam denge koşulu denkleşim )

( INTERVAL | DISTANCE | GAP, INTERVAL | RANGE; INTERVAL | GAP )

( INTERVALLE | DISTANCE | ESPACE, INTERVALLE | RANGÉE )

( INTERVALL | ABSTAND | SPALTE | REIHE )

( INTERVALLUM )


- FASILA | KESİNTİ ile/||/<> KESİNTİ

( Sinema Bir filmde yapımcı ya da yönetmenin isteği dışında genellikle denetleme sonucu bazen de dağıtımcı ya da oynatımcılarca yapılan budama Oyunun içinde yazar ve yönetmenin isteği dışında dramaturg ya da yönetmen tarafından yapılan kesme Bir süreç ya da oluşumun sürekli olmaktan çıkması durumu )

( CATS | INTERMISSION )

( COUPE, COUPURE )

( ÜBERSPRINGEN )


- FASILA[Ar.]/ANTRAKT[Fr. < ENTRACTE] ile/değil/yerine/= ARA


- FÂSILA[Osm.] / INTERVAL[İng.] / INTERVALLE[Fr.] / SPALTE[Alm.] ile/değil/yerine/= ARALIK, YARIK


- FASİLE | FAMİLYA[İt. < FAMİGLİA] ile/||/<> FİLUM ile/||/<> TAKSONOMİ

( (Lat. familia = ev halkı) Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan bir terim olup benzer cinslerin meydana getirdiği bir birlik anlatır. @@ (botanik, jeoloji) @@ Canlıların sınıflandırılmasında benzer cinslerin meydana getirdiği birlik anlamında kulandan bir terim. Canidae: Köpekgiller familyası gibi. @@ Aile. @@ İlgili cinslerden oluşan biyolojik grup. @@ Halk ağızlarında 'karı, eş' olarak da kullanılır. < İtal famiglia. )

( FAMILY | PHYLUM | TAXONOMY~PHYLUM | FILUM~TAXONOMY )

( FAMILLE | TAXONOMIE~EMBRANCHEMENT~TAXONOMIE )

( FAMILIA | FAMILIA: EV HALKI | PHYLUM~PHYLUM~... )

( FAMILIE | STAMM | TAXONOMIE~STAMM~TAXONOMIE )

( FAMIGLIA~PHYLUM~TASSONOMIA )

( ΟΙΚΟΓΈΝΕΙΑ / οικογένεια~ΣΥΝΟΜΟΤΑΞΊΑ / συνομοταξία~ΤΑΞΙΝΟΜΊΑ / ταξινομία )


- FASİLE ile/||/<> FAMİLYA ile/||/<> FAMİLYA[İt. < FAMIGLIA]

( familia ev halkı Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan bir terim olup benzer cinslerin meydana getirdiği bir birlik anlatır botanik jeoloji Canlıların sınıflandırılmasında benzer cinslerin meydana getirdiği birlik anlamında kulandan bir terim Canidae Köpekgiller familyası gibi Aile İlgili cinslerden oluşan biyolojik grup Halk ağızlarında karı eş olarak da kullanılır İtal famiglia )

( FAMILY | PHYLUM | TAXONOMY )

( FAMILLE | TAXONOMIE )

( FAMILIE | STAMM | TAXONOMIE )

( FAMILIA | FAMILIA: EV HALKI | PHYLUM )

( FAMIGLIA )

( ΟΙΚΟΓΈΝΕΙΑ / οικογένεια )


- FAŞİZAN[Fr. < FASCISANT] ile/değil/yerine/= FAŞİST EĞİLİMLİ


- FASON[Fr. < FAÇON] ile/değil/yerine/= KESİM


- FASON[Fr.] ile FASONE[Fr.]

( Kesim. İLE Çözgü ya da atkının kumaş yüzeyi üzerinde, kendiliğinden bir desen oluşturduğu her tür kumaş. | Bu tür kumaşları oluşturan desen örneği. )


- FAST FOOD[İng.] ile/||/<> FAST FOOD[İng. < FAST FOOD]

( Hazır yemek )

( FAST FOOD )

( RESTAURATION RAPIDE )

( SCHNELLIMBISS )

( CIBO VELOCE )

( ΓΡΉΓΟΡΟ ΦΑΓΗΤΌ / γρήγορο φαγητό )


- FAST FOOD[İng.] ile/||/<> HAZIR YEMEK

( Hazır yemek. )

( FAST FOOD~FAST FOOD )

( RESTAURATION RAPIDE~RESTAURATION RAPIDE )

( SCHNELLIMBISS~FERTIGGERICHT )

( CIBO VELOCE~CIBO PRONTO )

( ΓΡΉΓΟΡΟ ΦΑΓΗΤΌ / γρήγορο φαγητό~ΈΤΟΙΜΟ ΦΑΓΗΤΌ / έτοιμο φαγητό )


- FAST NEUTRONS[İng.] / NEUTRONS RAPIDES[Fr.] / SCHNELLES NEUTRON[Alm.] ile/değil/yerine/= HIZLI NÖTRONLAR


- FAST REACTOR[İng.] / RÉACTEUR RAPIDE[Fr.] / SCHNELLER REAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= HIZLI TEPKİLEŞİM/REAKTÖR


- FASTNESS[İng.] / RÉSISTANCE[Fr.] / FESTER ZUSTAND REAKTION[Alm.] ile/değil/yerine/= HASLIK


- FASULYE ile/||/<> FASULYE[Yun.]

( botanik tarım Baklagiller Leguminosae familyasından beyaz pembe ya da mor çiçekli meyveleri legümen tipte taze ve kuru sebze olarak yenen bir yıllık otsu tırmanıcı bir bitki Türkçede fasulya olarak da geçer R φασούλια fasulye Skoka göre Sırpça pasulj sözü Rumcadan alınmıştır )

( BEAN )

( HARICOT COMMUN | HARICOT )

( BOHNE )

( PHASEOLUS VULGARIS )

( ΦΑΣΟΎΛΙΑ / φασούλια )


- FAT[İng.] / GRAISSE[Fr.] / ÖL FETT[Alm.] ile/değil/yerine/= KATI YAĞ


- FATALİST[Fr. < FATALISTE] ile/değil/yerine/= YAZGICI


- FATALİST[Fr. < FATALISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> YAZGICI


- FATALİTE[Fr. < FATALITÉ] ile/değil/yerine/=/||/<> YAZGI


- FATALİZM[Fr. < FATALISME] ile/değil/yerine/= YAZGICILIK


- FATALİZM[Fr. < FATALISME] ile/değil/yerine/=/||/<> YAZGICILIK


- FATIGUE OF METAL[İng.] / FATIGUE DU MÉTAL[Fr.] / METALLERMÜDUNG, ERHALTUNG[Alm.][Alm.] ile/değil/yerine/= METAL YORULMASI


- FATIGUE[İng.] ile/||/<> FATIGUE[Fr.] ile/||/<> ERMÜDUNG[Alm.] ile/||/<> YORULMA

( FATIGUE )

( FATIGUE )

( ERMÜDUNG )


- FATİH[Ar. < FÂTİḤ] ile/||/<> FETİH ile/||/<> FETİHNAME

( İslam devletlerinde bir ülkeyi ya da bir kenti düşmandan alan komutan ve hükümdara verilen yüceltme sanı: Mısır fatihi, Revan fatihi gibi. 2. İstanbul'u Türklere kazandıran Osmanlı padişahı II. Sultan Mehmet'in sanı. )

( CONQUEROR | CONQUEST~CONQUEST~... )

( CONQUEREUR | CONQUÊTE~CONQUÊTE~... )

( VICTOR~...~... )

( EROBERER | EROBERUNG~EROBERUNG~... )

( CONQUISTATORE~CONQUISTA~... )

( ΚΑΤΑΚΤΗΤΉΣ / κατακτητής~ΚΑΤΆΚΤΗΣΗ / κατάκτηση~... )


- FATTENED[İng.] ile/||/<> SEMİRME

( Hayvanın beslenmesiyle kas ve yağ dokusunun artırılarak besili semiz olması )

( FATTENED | FATTEN )

( ENGRAISSEMENT )

( MÄSTUNG )

( INGRASSO )

( ΠΆΧΥΝΣΗ / πάχυνση )


- FATTY ACID[İng.] / ACIDE GRAS[Fr.] / FETT[Alm.] ile/değil/yerine/= YAĞ ASİDİ


- FAUNA[Lat.] ile/||/<> FLORA

( Bir ülke, bölge, özel bir çevre ya da devreye has tüm hayvanlar. @@ Belirli bir coğrafi alanda bulunan hayvan türlerinin tümü. @@ Hayvanların yaşadığı bölge. )

( FAUNA | FLORA~FLORA )

( FAUNE | FLORA~FLORA )

( FAUNUS: ORMANLAR ILÂHI | FLOS: ÇIÇEK~FLOS: ÇIÇEK )

( FAUNA | FLORA~FLORA )

( FAUNA~FLORA )

( ΠΑΝΊΔΑ / πανίδα~ΧΛΩΡΊΔΑ / χλωρίδα )


- FAUNA ile/||/<> FAUNA[Lat.]

( Bir ülke bölge özel bir çevre ya da devreye has tüm hayvanlar Belirli bir coğrafi alanda bulunan hayvan türlerinin tümü Hayvanların yaşadığı bölge )

( FAUNA | FLORA )

( FAUNE | FLORA )

( FAUNA | FLORA )

( FAUNUS: ORMANLAR ILÂHI | FLOS: ÇIÇEK )

( FAUNA )

( ΠΑΝΊΔΑ / πανίδα )


- FAURE CELL[İng.] / CELLULE DE FAURE[Fr.] ile/değil/yerine/= FAURE PİLİ


- FAUSSE NOTE[Fr. < FAUSSE NOTE] ile/değil/yerine/=/||/<> FOSNOT

( Bir müzik eseri çalınır ya da söylenirken yapılan nota yanlışlığı )


- FAVORİ[Fr. < FAVORI] ile/değil/yerine/=/||/<> FAVORİ

( Herhangi bir iş ya da yarışmada üstünlük sağlayacağına inanılan kimse taraf takım vb gözde Şakak üzerinde saç ile sakalın birleşimi olan kısım duluk )


- FAVORİ[Fr.] ile FAVORİ[Fr.]/DULUK[Tr.]

( Gözde. İLE Sakal. )


- FAY[Fr. < FAILLE] ile/değil/yerine/= KIRIK/YERKIRIĞI


- FAY/FAİLLE[Fr. < FAILLE] ile/||/<> JEOSENKLİNAL/GEOSYNCLİNAL[Fr. < GÉOSYNCLINAL] ile/||/<> HORST/HORST[Alm. < HORST]

( fay hattı Yer kabuğu kayaçlarının ters yönlü sıkıştırma ya da gerilme kuvvetlerinin etkisiyle koparak birbirine göre yer değiştirmesi sonucu ortaya çıkan hareketli kesimi kırık III )


- FAYANS/FAİENCE[Fr. < FAÏENCE] ile/||/<> LAMİNANT/LAMİNANTE[Fr. < LAMINANTE]

( Duvarları kaplayıp süslemek için kullanılan bir yüzü sırlı ve türlü desenlerle bezenmiş pişmiş balçıktan levha )


- FAYTON[Fr. < PHAÉTON] ile/||/<> ...

( tek körüklü dört tekerlekli genellikle çift atlı binek arabası Türkçede payton olarak da kullanılır phaéton )

( PHAÉTON )


- FAZ | EVRE ile/||/<> EVRE

( Sinema TV Aynı yinelenimdeki dönemsel iki devinimin birbirine göre durumunu saptayan özellik İki devinim aynı anda dönemsel devinimin aynı noktasında bulunuyorlarsa aynı evrededirler evrede Ses dalgalarının elektrik salınımlarının evresinden de söz edilebilir Tekrarlı olaylarda bir dönüm içindeki her bir nokta konum ya da durum Örnek Ayın evreleri ilkdördün dolunay vb Bir değişen yıldızın minimum evresi Zaman ya da uzay içerisinde sıralanmış bir dizinin dönüm noktalan arasındaki aralık 1 Dengedeki bir dizge içinde başka bölümlerden fiziksel ayrılıklar gösteren ve kesin yüzeylerle sınırlanmış tektürel yapılı bölge 2Gözİem süresinde bir elektriksel dalganın sıfırdan en büyük değere dek aldığı bağıl değer Bir oluşum ya da süreç içinde birbirini izleyen değişik görünüşlü durumlardan her biri fizik kimya Birbiri ardınca gelen değişikliklerde özdeğin biryapımlı kesiksiz durumu katı evre sıvı evre vb 1 Özdeğin tektürel kesiksiz durusu katı evre sıvı evre vb 2 Dalga işlevinin bir noktasının aynı yere hangi zamanda geleceğini gösterir açı Sabnamlı bir olayın yinelenimleri boyunca içinde bulunduğu aşamaları niteleyen açısal nicelik Isıl işlem ve yüzey işlemelerinde ardışık olarak görülen durumlardan her biri Bir hastalığın ya da işlemin çeşitli durum ya da safhalarından her biri faz )

( PHASE | STAGE )

( PHASE )

( PHASE )


- FAZ[Ar. < Fr. < Yun.] ile FAZZ[Ar.]

( Evre, safha. İLE Huysuz, kötü sözlü, kaba. )


- FAZ[Fr. < PHASE] ile/değil/yerine/= ELEKTRİK GERİLİMİNDE EVRE


- FAZ[Fr./İng. < PHASE] ile/değil/yerine/= EVRE


- FAZİLET ile/||/<> VIRTUE[İng.] ile/||/<> VERTU[Fr.] ile/||/<> VIRTUS[Lat.] ile/||/<> TUGEND[Alm.] ile/||/<> ERDEM

( 1 İstencin ahlaksal iyiye yönelmesi 2 İnsanın tinsel ve ruhsal yetkinliği Felsefe tarihi boyunca erdem kavramına değişik anlamlar verilmiştir Filozofların ahlak öğretileri genellikle erdeme ahlaksal iyiye verdikleri anlamla birbirinden ayrılırlar Plütondan beri temel erdemler olarak şunlar sayılır bilgelik yiğitlik doğruluk ölçülülük Türkçe er kökünden türetilmiş bir isim Köken bilimi bakımından nitelikler özellikle yiğitlik ve daha yaygın olarak iyilik fazilet iyi nitelikler broader anlamında kullanılır ve aynı zamanda uluslarla ilgili kavramlara geçer Uygurcada aynı zamanda göçüşmeli métathétique edrem olarak da kullanılır Erken çağda aslen yeterlilik verimlilik yetenek olarak Moğolcaya geçmiştir Daha sonra bilgelik anlamında kullanılmıştır Tuvacada kullanılan ertem hiç kuşkusuz bilgi bilim için Moğolcadan geri alınmış bir biçimdir Güneybatıda erdem erden fazilet mükemmellik biçimi doğrudan doğruya eski bir kalıntıdır Doerfer II 451 Eski Türkçede alpı erdemi yiğitlik mertlik olarak geçer Eski yazılı kaynaklarda erdem sık sık kullanılır Eski Kırgızcada erdem ve er erdem yaygın olarak kullanılır 11 yüzyılda Hakani dilinde erdem al adab wal manqaba değerler erdem olarak çevirilmiştir ancak alḥilm wal ilm bilgelik çevirisi de istisnai olarak geçer Kutadgu Biligde erdem değer erdem bildirir karşıtı da mün kusur suç olarak geçer 14 yüzyılda Harezmde erdem erlik yiğitlik mertlik anlamlarında kullanılır 14 yüzyılda erdem fazilet diye geçer 14 ve 15 yüzyıllarda Osmanlıcada erlik erdemi erkekçe erdemler ve erdem askeri yetenek maharet kullanılır Erdemin etimolojik açıklamasını Thomsene borçluyuz Thomsen Latince vir er kökünün virtus Fransızca vortu türevinden örneklenerek erdemin er kökünden geldiğini açıklamıştır Doerfer TMEN II 3132 Thomsenin açıklamasından söz etmiştir Buna karşılık Räsänen V 47a eski ve yeni diyalektlerde geçen biçim ve verileri gözden geçirmiştir Ayrıca Çuvaşça yoluyla erdemin érdem olarak Macarcaya geçtiğini de eklemiştir Son olarak semantik bakımdan Latince vir virtus biçimini vermiştir Macarca érdem biçimini Ligeti de değerlendirmiştir TörK 30 )

( VIRTUE )

( VERTU )

( TUGEND )

( VIRTUS )


- FAZLA KIYMET | ARTIK DEĞER ile/||/<> ARTIK DEĞER

( İyesinin hiçbir katkısı emeği olmaksızın kamunun etkinlikleri sonucunda bir toprak parçasının ya da taşınmazın değerindeki artış Marksist kuramda emeğin değişken sermayenin üzerinde üretime kattığı ve kapitalistin el koyduğu değer diğer bir deyişle iktisadi artığın kaynağı emeğin yarattığı değerin karşılığını alamadığı kısmı net ürün )

( INCREMENTAL VALUE | SURPLUS VALUE )

( PLUS-VALUE FONCIÈRE )

( WERTSTEIGERUNG, WERTZUWACHS VON GRÜNDSTÜCKEN )


- FECİ ile/||/<> TRAGIC[İng.] ile/||/<> TRAGIQUE[Fr.] ile/||/<> TRAGISCH[Alm.] ile/||/<> ACIKLI

( 1 Dar anlamıyla tiyatroda tragedyanın belirleyici yanı temel özelliği ye felsefi özü 2 Bir oyun içinde acıklı görünümü sağlıyan gelişim 3 Genel anlamı içinde toplumsal gelişmede bireytoplum çelişkilerinin anlatımı olan estetik ulamı )

( TRAGIC )

( TRAGIQUE )

( TRAGISCH )


- FECULE[Fr. < FÉCULE] ile/değil/yerine/=/||/<> FEKÜL

( Patates gibi bazı bitkilerin yumrularında bulunan nişasta )


- FÉCULE[Fr.] ile/||/<> FEKÜL[Fr. < FÉCULE]

( kimya )

( FÉCULE )


- FEDERAL[Fr. < FÉDÉRAL] ile/değil/yerine/=/||/<> FEDERAL

( Federasyon durumunda birleşmiş olan )


- FEDERALİSME[Fr. < FÉDÉRALISME] ile/değil/yerine/=/||/<> FEDERALİZM

( Birçok devletin özel yasalara ve bağımsızlığa sahip olarak tek bir devlet durumunda birleşmeleri yöntemi )


- FEDERALİSTE[Fr. < FÉDÉRALISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> FEDERALİST

( Federalizme bağlı olan kimse Federalizm yanlısı olan kimse )


- FEDERASYON[Fr./İng. < FEDERATION] ile/değil/yerine/= ÜSTBİRLİK


- FEDERATİF[Fr. < FÉDÉRATIF] ile/değil/yerine/=/||/<> FEDERATİF

( Federalizme bağlı ya da uygun olan )


- FEDERATİON[Fr. < FÉDÉRATION] ile/değil/yerine/=/||/<> FEDERASYON

( Savunma ve dış politika alanında dayanışma amacıyla birden fazla devletin bir birlik devleti içinde birleşmesi Aynı alandaki çeşitli kuruluşları bir arada toplayan dayanışma birliği )


- FEDERATION[İng.] ile/||/<> FEDERASYON[Fr. < FÉDÉRATION]

( 1 Savunma ve dış politika alanında dayanışma amacıyla birden fazla devletin bir birlik devleti içinde birleşmesi 2 Aynı alandaki çeşitli kuruluşları bir arada toplayan dayanışma birliği )

( FEDERATION )

( FÉDÉRATION )


- FEDERE[Fr. < FÉDÉRÉ] ile/değil/yerine/=/||/<> FEDERE

( Bir federasyona bağlı olan Bir konfederasyonun üyesi )


- FEEDBACK[İng.] / RÉTROACTION[Fr.] / RÜCKFÜHRUNG, RÜCKKOPPLUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= GERİ BESLEME


- FEEDBACK[İng.] ile/||/<> GERİ BİLDİRİM

( Başa tepki )

( FEEDBACK )

( RÉTROACTION )

( RÜCKMELDUNG )

( RETROAZIONE )

( ΑΝΑΤΡΟΦΟΔΌΤΗΣΗ / ανατροφοδότηση )


- FEEDER[İng.] ile/||/<> ALIMENTEUR, DISTRIBUTEUR[Fr.] ile/||/<> AUFGABEVORRICHTUNG, VERTEILER[Alm.] ile/||/<> BESLEYİCİ

( FEEDER )

( ALIMENTEUR, DISTRIBUTEUR )

( AUFGABEVORRICHTUNG, VERTEILER )


- FEHM ETMEK | KAVRAMAK ile/||/<> KAVRAMA ile/||/<> KAVRAMAK

( 1 Karşılaşılan sorunları yeni durumları ve düşünceleri zihinde oluşturmak 2 Düşünmek 3 Anlamak birleştirme otomobil 1 Motor anamili ile hız kutusunu birbirine bağlayıp ayıran motordan gelen devinimi sarsıntısız olarak öteki aktarma öğelerine ileten düzen 2 Bu düzeni işletmeye yarayan ayaklık I gavrama II Bodur ekini kesme Güllüce Gümüşhacıköy Amasya Orakla biçmek Amasya yakalamak )

( CONCEIVE | CLUTCH, CLUTCH PEDAL )

( CONCEVOIR | DÉBRAYAGE, EMBRAYAGE )


- FEINT[İng.] ile/||/<> FEINTE[Fr.] ile/||/<> GÖSTERİŞ

( Doğrudan doğruya ya da bir çelgiden sonra tepki yaratmak amacıyla savut ucunu ileriye doğru uzatma )

( FEINT )

( FEINTE )


- FEINT/DESIGNATUM[İng.] ile/değil/yerine/= FEINTE/DESIGNATUM[Fr.] ile/değil/yerine/= DESIGNATUM[Alm.] ile/değil/yerine/= GÖSTERICI

( Sinema Sinema filmlerini görüntülüğe yansıtarak izlenmesini sağlayan aygıt. (Göstericiler, film boylarına göre, 8 mm'den 70 mm'liklere kadar değişir; ancak hepsinin ortak özelliği, alıcının çözümlediği devinimin bireşimini gerçekleştirerek bu devinimi doğal biçimiyle vermektir. Bir göstericinin başlıca bölümleri şunlardır: Göstericide kullanılacak filmin takıldığı verici makara bölümü ile bu filmin gösterim sırasında sarıldığı alıcı makara; filmin aralı devinimini sağlayan düzenek; filmin bu aralı devinim sırasında önünde durakladığı pencere ve bu duraklama sırasında düzenli aralıklarla ışık kaynağı ile film arasına girerek ışığı açıp kapayan örtücü; filmin, ses bölümünde düzgün devinimini sağlayan düzenek; ses bölümü (okuma bölümü); gösterici ışıtacı (ışık kaynağı); gösterici merceği). @@ bk. gösterici birim. @@ Sinema filmi, slayt, fotoğraf camı vb. ile saptanan görüntüleri duvara ya da beyazperdeye büyüterek yansıtan aygıtlara verilen genel ad. @@ 1. bilişim: Bir bilgisayarda, yürütülen işlemin sonuçlarını bildiren ya da basıp veren çıkış birimi. 2. sinema: Sinema filmlerinin beyazperde üzerine yansıtılmasını sağlayan aygıt. @@ Oyun alanındaki gergi üzerine görüntüleri yansıtan aygıt. )


- FEK ile/||/<> ÇENE ile/||/<> ÇENE[Fars. < ÇÂNE]

( 1 Omurgalı hayvanlarda kemik ya da kıkırdak ile desteklenen dişleri taşıyan ve ağızın açılıp kapanmasını sağlayan yapı 2 Omurgasız hayvanlarda buna benzeyen yapı I Keçe üzerine süsleme yapılan renkli keçe parçası Yalvaç Isparta II 1 Kapı dilinin oturduğu köşeli demir İlyaslı Uşak 2 Saban demirinin takıldığı ökçe bölümü Aşağıdinek Şarkikaraağaç Isparta III Koyun çanı Adalıkuzu Güdül Ankara 2 Kapı dilinin oturduğu köşeli demir İlyaslı Uşak 3 Saban demirinin takıldığı ökçe bölümü Aşağıdinek Şarkikaraağaç Isparta biyoloji biyoloji 1 Omurgalılarda kemik ya da kıkırdak ile desteklenen dişleri taşıyan ve ağzın açılıp kapanmasını sağlayan yapı 2 Omurgasızlarda bu görevi taşıyan benzer yapı Omurgalılarda kemik ya da kıkırdakla desteklenen dişleri taşıyan ve ağzın açılıp kapanmasını sağlayan yapı Ağız boşluğunun alt ve üst kısmında diş ve dudaklarla çevrilmiş bulunan ve konuşma sırasında ağzın rahatlıkla hareketini sağlayan organ Çenenin alt kesimi alt çene üst kesimi de üst çene diye adlandırılır Azerbaycan Türkçesi çänä Türkmen Türkçesi enek Gagauz Türkçesi çenä Özbek Türkçesi cağ Uygur Türkçesi iňäk Tatar Türkçesi kaznalık teş kaznası iyäk Başkurt Türkçesi yaňaq çene yayak süyek Krç Malk cayak süyek Nogay Türkçesi yak Kazak Türkçesi jak Kırgız Türkçesi caak Alt aldığı taak altıgı taak Hakas Türkçesi naah söögî Tuva Türkçesi segel Türkçesi naak söögü Rusça çelyust Ağzın üst kısmını oluşturan ve konuşma sırasında ağzın rahatlıkla hareketini sağlayan organ çene Az çǝnǝ Hal çana çene Yaygın bir inanca göre Farsçadan alınmıştır çāna çana the lower jawbone the chin Türkçede çeneye eŋek adı verilirdi Bu ad bugün daha çok yerel ağızlarda enek ve eğek olarak kalmıştır Buna karşılık çağdaş diyalektlerde eŋek yaygın olarak kullanılır Diyalektlerde çeneye birtakım adlar daha verilir alkım Türkmenler eŋek adını da kullanırlar alkım Karakalpaklar iyek adını da kullanırlar Bundan başka çeneye buğak adını da verirler Blk cayak cayak süyek Balkarlar sakal tüb adını da kullanırlar yak Alt saŋat Tel saŋıt sıŋax yanax Leksika da čäŋä sözü üzerinde durmuştur Leksika yazarlarına göre Budagovun çene sözünün Farsçadan alıntı olduğuna ilişkin görüşü büyük bir olasılıkla yanlıştır Bu yeni Farsça sözün İran kökenli değildir Halaççadaki čana biçimi ise ŋ n damaksılaşması nedeniyle Farsçadan geri alıntıdır Yakutçadaki ekleşmiş säŋijä biçimini de gözden geçiren Leksika yazarları bu sözün dış biçimsel paralelliklerinin henüz saptanamadığını da dile getirmişlerdir Bununla birlikte Oğuzca čayna čeyne çiğnemek ile çene sözünün Anadolu ağızlarında kullanılışı sırasında görülen čeyne çene biçiminin karşılaştırılması gereğini ortaya koymuşlardır Dilimizde kullanılan organ adlarının öz Türkçe köklerden geldiğini biliyoruz Türkçe ağız avurt ayak boğaz boyun burun göz kulak gibi O bakımdan çenenin Farsça bir alıntı olarak görülmesi çarpıcı ve düşündürücüdür Farsça çāna çana biçimlerinin etimolojisini ise bilmiyoruz Benim görüşüme göre Türkçede çeneye verilen eŋek adı çeyne çiğnemek fiilinin baskısı altında çeŋe çene biçimini almıştır contamination )

( JAW )

( MÂCHOIRE | MAXILLA )

( KIEFER )

( ÇĀNA )

( ÇƎNƎ[Az.]~ALKIM[Kklp.]~YAK[Nog.]~SAŊAT[Alt.]~SAŊIT[Tel.]~SIŊAX[Yak.]~YANAX[Çuv.] )


- FEKÇE | ÇENEK ile/||/<> ÇENEK

( biyoloji botanik Tohumlu bitkilerin tohumlarının çimlenmesiyle oluşan embriyonun ilk yaprağı ya da yaprakları kotiledon )

( COTYLEDON )

( MANDIBULE | COTYLÉDON )


- FELAKET | YIKIM ile/||/<> YIKIM

( Oyunun sonlarında ortaya çıkan durum Tragedyada kahramanın yok olmasını komedyada ise entrikanın çözülmesini gerektiren olay Bir sahne eserinde çözülüşü tamamlıyan acıklı olgu Tragedyada oyunun sonlarına doğru kahramanın yok oluşunu komedyada ise dolantının çözümlenmesini ortaya çıkaran olay Bir metal parçanın çatlama yarılma kırılma ya da kopmaya uğrayarak iş görmeme durumuna düşmesi olayı yıkım )

( CATASTROPHE | FAILURE | DISASTER )

( CATASTROPHE )

( KATASTROPHE )


- FELÇ | PARALİZİ[Fr. < PARALYSIE] ile/||/<> ...

( PARALYSIE )


- FELD-MARÉCHAL[Fr.] ile/||/<> FELDMAREŞAL[Fr.]

( Alman Avusturya İngiliz ve İsveç askerî hiyerarşisinde en yüksek rütbe Daha sonraları feldmareşal olan Colmor van der Goltz Paşa nın Attila İlhan Batının Deli Gömleği 288 Feldmareşal Prenses Werdenberg soprano Perihan Yelli Selim İleri Saz Caz Düğün Varyete 167 )


- FELDİSPAT[Alm.]:
POTASYUMLU | SODYUMLU | KALSİYUMLU ile DİYABAZ[Fr. < Yun.]

( Silikatlı mineral grubu. İLE Feldispatlardan, bir plajiyoklaz ile ojitten oluşmuş, yeşil renkli bir kütle. [PLAJİYOKLAZ[Fr. < Yun.]: Dilinimleri, birbirine göre eğik durumda, kalsiyum ve sodyum içeren feldispat. | OJİT[Fr. < Yun.]: Yanardağ kütlelerinde bulunan ve feldispatla birlikte bazaltların temelini kuran, piroksen cinsinden mineral madde.] )

( En önemli, silikatlı mineral öbeği. )


- FELDİSPAT[Alm.] ile TRAKİT[Fr. TRACHYTE]

( Silikatlı mineral grubu. İLE Yanardağ kayalıkları arasında bulunan bir feldispat türü. )


- FELDİSPAT ile PLAJİYOKLAZ[Fr. < Yun.]

( ... İLE Dilinimleri bribirine göre eğik bir durumda kalsiyum ve sodyum içeren feldispat. )


- FELDİSPAT ile SANİDİN[Fr. < Yun.]

( ... İLE Volkanik kayaçlarda bulunan, ortoz feldispat türü. )


- FELDSPAT/FELDSPAT[Alm. < FELDSPAT] ile/||/<> ORTOKLAZ/ORTHOCLASE[Fr. < ORTHOCLASE] ile/||/<> LABRADOR/LABRADOR[Fr. < LABRADOR] ile/||/<> PLAJİYOKLAZ/PLAGİOCLASE[Fr. < PLAGIOCLASE]

( Potasyumlu sodyumlu ve kalsiyumlu olmak üzere üçe ayrılan en önemli silikatlı mineral grubu )


- FELEKİYYAT, İLM-İ HEYET, KOZMOGRAFYA[Osm.] / ASTRONOMY[İng.] / ASTRONOMIE[Fr.] / ASTRONOMIE[Alm.] ile/değil/yerine/= ASTRONOMİ


- FELICI BALANCE[İng.] / ÉQUILIBRE DE FELICI[Fr.] / FELICI-ABGLEICH[Alm.] ile/değil/yerine/= FELİCİ DENGESİ


- FELLOW-SCHOOL[İng.] ile/||/<> ÉCOLE JUMELÉ[Fr.] ile/||/<> KARDEŞ OKUL

( Bir okulun toplumsal ve kültürel bakımdan yardımı gereksediğinden ötürü seçtiği ve türlü konularda özdeksel ve tinsel yardımda bulunduğu okul )

( FELLOW-SCHOOL )

( ÉCOLE JUMELÉ )


- FELSEFE-İ DİNİYE ile/||/<> PHİLOSOPHİE DE LA RELİGİON[Fr.] ile/||/<> RELIGIONSPHILOSOPHIE[Alm.] ile/||/<> DİN FELSEFESİ

( Dinin ilkelerinin özünü ve anlamını temellendirmeyi amaçlayan felsefe dalı )

( PHILOSOPHIE DE LA RELIGION )

( RELIGIONSPHILOSOPHIE )


- FELSEFE[Ar. < FELSEFE] ile/||/<> FİZİKÖTESİ

( 1. Gerçeğin (realitenin) tümünü, özdek ve yaşam ile ilgili türlü belirtileri neden, ilke ve erekler bakımından inceleme amacı taşıyan düşünce etkinliği. 2. Bilgi, kavram, inanç ve kuramların çözümlenmesi ve eleştirilmesinde açıklık arayan düşünme yöntemi. 3. Bir kimsenin kişisel davranış ve düşüncelerine kılavuzluk yapmaya yarayan toplu ve tutarlı görüş. 4. Genel olarak mantık, ahlak, estetik, fizikötesi ve bilgi kuramı gibi dallardan oluşan geniş bilim alanı. 5- Liselerimizde okutulan ve felsefe düşünüşünün niteliği, felsefe sorunları, bilginin gelişmesi, ahlak sorunları, sanat ile felsefe arasındaki ilişkiler gibi konuları kapsayan ders. @@ (Yun. philosophia < philia - sevgi, sophia - bilgi, bilgelik) Bilgi, bilgelik sevgisi. // Varolanların varlığı, anlamı ve nedeni üzerine sorularla ortaya çıkmış. Önceleri dinin ve söylencelerin yanıtladığı bu sorular, eleştirel bir düşüncenin ve gözlemenin konusu yapılınca felsefe doğmuştur. Philosophos sözcüğü ilkin Herakleitos'ta görülüyor (Herakleides Pontikos, bu sözcüğü ilkin Phyhagoras'ın kendisi için kullandığını söylerse de güvenilir bir kaynak değil); ama philosophia terimi kesin anlamını Platon ve Aristoteles felsefesinde kazanmıştır. Platon'a göre felsefe, doğruya varmak, var olanı bilmek için düşüncenin yöntemli bir çalışmasıdır. Aristoteles'te felsefe, var olanın ilk temellerini ve ilkelerini araştıran bilimdir, kısaca: ilkeler bilimidir. Sonradan felsefe değişik anlamlar kazanmıştır: 1. Bilimlerin anası olarak felsefe: a. Nesnelerin temeline inmek üzere yapılan bilimsel araştırmada kımıldatıcı, yönetici güç. b. Bilimlerin ön ve temel bilimi. 2. (Özellikle 19. yüzyılın ortalarından beri) Tek tek bilimsel araştırmaları bilimsel araçlarla bütünleyen ve yetkinteştiren çabalar: a. Tüm bir evren tablosuna varmak üzere bilimler arasında bağlantı kurma. b. Bilimsel bilginin ilkeleri, varsayımları ve yöntemleri üzerine eleştirel düşünme, c. Bilimsel araştırmalarla insan yaşamı arasında bağlantı kurma. 3. Kendine özgü araştırma yöntemleri geliştiren bilimsel-kavramsal düşüncenin kuşatıcı, bağımsız, kendine özgü biçimi: çözümleme, eytişim, özbetimlemesi (görüngübilim- fenomenoloji), yorumsama (hermeneutik), varoluşu uyandırma (varoluşçuluk) vb. 4. Bütün bilimsel bilgileri aşma olarak: a. Karşıtlar içinde birliğe varma (Alman idealizmi), b. Kuramsal olarak artık temellendirilemeyen, usdışı (irrasyonel) olan, kişisel yaşantıların ve yaşamın derinliklerinden çıkan değerlere ve değerler düzenine varma (yaşama felsefesi), c. Varoluşun özgürlüğü ve tarihselliği temelinden kalkarak koşulsuz olana, salt olana varma (varoluşçu felsefe). Felsefe iki temel bölüme ayrılır: 1. Sistematik felsefe: Bunun da temel dalları: fizikötesi ya da varlıkbilim (ontoloji), mantık, bilgi öğretisi, ahlak felsefesi (ethik) ve estetik (sanat felsefesi); ayrıca bunlara ek olarak tarih felsefesi, kültür felsefesi, toplum felsefesi, dil felsefesi, hukuk felsefesi, din felsefesi, doğa felsefesi vb. dallar. 2. Felsefe tarihi: a. Filozofların yaşam ve öğretilerinin tarihi, b.Felsefeyi ve felsefe yapıtlarını çağların ve toplumların kültürel, toplumsal bağlantıları içinde kavramaya ve ortaya sermeye çalışan düşünce tarihi, c. Felsefe sorunlarırin tarihi, d. Tarih dönemlerine göre ayrılmış felsefe tarihi e. Felsefe akımlarını ele alan felsefe tarihi vb. )

( PHILOSOPHY | METAPHYSICS~METAPHYSICS )

( PHILOSOPHIE | MÉTAPHYSIQUE~MÉTAPHYSIQUE )

( PHILOSOPHIA~... )

( PHILOSOPHIE | METAPHYSIK~METAPHYSIK )

( FILOSOFIA~METAFISICA )

( ΦΙΛΟΣΟΦΊΑ / φιλοσοφία~ΜΕΤΑΦΥΣΙΚΉ / μεταφυσική )


- FELSEFE ile/||/<> FELSEFE[Ar. < FELSEFE]

( 1 Gerçeğin realitenin tümünü özdek ve yaşam ile ilgili türlü belirtileri neden ilke ve erekler bakımından inceleme amacı taşıyan düşünce etkinliği 2 Bilgi kavram inanç ve kuramların çözümlenmesi ve eleştirilmesinde açıklık arayan düşünme yöntemi 3 Bir kimsenin kişisel davranış ve düşüncelerine kılavuzluk yapmaya yarayan toplu ve tutarlı görüş 4 Genel olarak mantık ahlak estetik fizikötesi ve bilgi kuramı gibi dallardan oluşan geniş bilim alanı 5 Liselerimizde okutulan ve felsefe düşünüşünün niteliği felsefe sorunları bilginin gelişmesi ahlak sorunları sanat ile felsefe arasındaki ilişkiler gibi konuları kapsayan ders philosophia philia sevgi sophia bilgi bilgelik Bilgi bilgelik sevgisi Varolanların varlığı anlamı ve nedeni üzerine sorularla ortaya çıkmış Önceleri dinin ve söylencelerin yanıtladığı bu sorular eleştirel bir düşüncenin ve gözlemenin konusu yapılınca felsefe doğmuştur Philosophos sözcüğü ilkin Herakleitosta görülüyor Herakleides Pontikos bu sözcüğü ilkin Phyhagorasın kendisi için kullandığını söylerse de güvenilir bir kaynak değil ama philosophia terimi kesin anlamını Platon ve Aristoteles felsefesinde kazanmıştır Platona göre felsefe doğruya varmak var olanı bilmek için düşüncenin yöntemli bir çalışmasıdır Aristoteleste felsefe var olanın ilk temellerini ve ilkelerini araştıran bilimdir kısaca ilkeler bilimidir Sonradan felsefe değişik anlamlar kazanmıştır 1 Bilimlerin anası olarak felsefe a Nesnelerin temeline inmek üzere yapılan bilimsel araştırmada kımıldatıcı yönetici güç b Bilimlerin ön ve temel bilimi 2 Özellikle 19 yüzyılın ortalarından beri Tek tek bilimsel araştırmaları bilimsel araçlarla bütünleyen ve yetkinteştiren çabalar a Tüm bir evren tablosuna varmak üzere bilimler arasında bağlantı kurma b Bilimsel bilginin ilkeleri varsayımları ve yöntemleri üzerine eleştirel düşünme c Bilimsel araştırmalarla insan yaşamı arasında bağlantı kurma 3 Kendine özgü araştırma yöntemleri geliştiren bilimselkavramsal düşüncenin kuşatıcı bağımsız kendine özgü biçimi çözümleme eytişim özbetimlemesi görüngübilim fenomenoloji yorumsama hermeneutik varoluşu uyandırma varoluşçuluk vb 4 Bütün bilimsel bilgileri aşma olarak a Karşıtlar içinde birliğe varma Alman idealizmi b Kuramsal olarak artık temellendirilemeyen usdışı irrasyonel olan kişisel yaşantıların ve yaşamın derinliklerinden çıkan değerlere ve değerler düzenine varma yaşama felsefesi c Varoluşun özgürlüğü ve tarihselliği temelinden kalkarak koşulsuz olana salt olana varma varoluşçu felsefe Felsefe iki temel bölüme ayrılır 1 Sistematik felsefe Bunun da temel dalları fizikötesi ya da varlıkbilim ontoloji mantık bilgi öğretisi ahlak felsefesi ethik ve estetik sanat felsefesi ayrıca bunlara ek olarak tarih felsefesi kültür felsefesi toplum felsefesi dil felsefesi hukuk felsefesi din felsefesi doğa felsefesi vb dallar 2 Felsefe tarihi a Filozofların yaşam ve öğretilerinin tarihi b Felsefeyi ve felsefe yapıtlarını çağların ve toplumların kültürel toplumsal bağlantıları içinde kavramaya ve ortaya sermeye çalışan düşünce tarihi c Felsefe sorunlarırin tarihi d Tarih dönemlerine göre ayrılmış felsefe tarihi e Felsefe akımlarını ele alan felsefe tarihi vb )

( PHILOSOPHY | METAPHYSICS )

( PHILOSOPHIE | MÉTAPHYSIQUE )

( PHILOSOPHIE | METAPHYSIK )

( PHILOSOPHIA )

( FILOSOFIA )

( ΦΙΛΟΣΟΦΊΑ / φιλοσοφία )


- FELSEFE = PHILOSOPHY[İng.] = PHILOSOPHIE[Fr., Alm.] = PHILOSOPHIA(PHILIA:SEVGİ, SOPHIA:BİLGELİK)[Yun.] = FILOSOFIA[İsp.]


- FEMİNEN[Fr. < FÉMININ] ile/değil/yerine/= KADINSI


- FEMİNEN[Fr. < FÉMININ] ile/değil/yerine/=/||/<> KADINSI


- FEMİNİSME[Fr. < FÉMINISME] ile/değil/yerine/=/||/<> FEMİNİZM

( Toplumda kadının haklarını çoğaltma erkeğinkiler düzeyine çıkarma eşitlik sağlama amacını güden düşünce akımı kadın hareketi )


- FEMİNİST/FEMİNİSTE[Fr. < FÉMINISTE] ile/||/<> FEMİNİZM/FEMİNİSME[Fr. < FÉMINISME]

( Feminizm yanlısı kimse ya da görüş )


- FEMİNİSTE[Fr. < FÉMINISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> FEMİNİST

( Feminizm yanlısı kimse ya da görüş )


- FEMTO-[İng.] / FEMTO-[Fr.] / FEMTO[Alm.] ile/değil/yerine/= FEMTO-


- FEMUR[Fr. < FEMUR] ile/değil/yerine/=/||/<> UYLUK KEMİĞİ


- FENER BALIĞI ile/||/<> FENER BALIĞI

( Lophius piscatorius Kemiklibalıklar Teleostei takımının fenerbalığıgiller Lophiidae familyasından bir balık türü Uzunluğu 30150 cm Denizin dibine kendisini gömer ve çok büyük olan ağzının çevresindeki ve başının üstündeki uzantılar ile yakınındaki küçük balıkları avlar Avrupa kıyılarında yaşar Myctophum coeruleum Kemiklibalıklar Teleostei takımının fenerbalığıgiller Myctophidae familyasından bir balık türü Vücudunun üzerinde sayısız ışık verme organları vardır Tropik derin denizlerde yaşar Kemikli balıklar Teleostei takımının fener balığıgiller Lophiidae familyasından 30150 cm kadar uzunlukta denizin dibine kendini gömen ve ağzının çevresindeki ve başının üstündeki uzantılar ile yakınındaki küçük balıkları avlayan Avrupa kıyılarında yaşayan bir tür Kemikli balıklardan fener balığıgiller Lophiidae familyasından 150 cm kadar uzunlukta olabilen denizin dibine kendini gömen ve ağzının çevresindeki ve başının üstündeki uzantılarla yakınındaki küçük balıkları avlayan Avrupa ve ülkemiz denizlerinde yaşayan bir tür )

( ANGLER | LANTERNFISH )

( BAUDROIE | POISSON ABYSSAL )

( SEETEUFEL )

( LOPHIUS PISCATORIUS )


- FENER BALIĞIGİLLER ile/||/<> FENER BALIĞIGİLLER

( Balıklar Pisces sınıfının kemikli balıklar Teleostei takımının ayakçıklılar Pediculati alt takımından vücutları basık ve derileri çıplak ağızları çok büyük Atlantik Pasifik ve Okyanuslarının derinlerinde yaşayan türleri olan bir familya Kemikli balıklardan vücutları basık ve derileri çıplak ağızları çok büyük Atlantik Pasifik ve okyanuslarının derinlerinde yaşayan türleri olan bir familya )

( ANGLERS )

( LOPHIE )

( ANGLERFISCHE )

( LOPHIIDAE, LOPHIUS: FENER BALIĞI | LOPHIIDAE )


- FENİK/PFENNİG[Alm. < PFENNIG] ile/||/<> KAPİK/KAPİK[Rus. < ] ile/||/<> METELİK/METALLİQUE[Fr. < METALLIQUE] ile/||/<> KURUŞ/GROSCHEN[Alm. < GROSCHEN]

( asit fenik Alman markının yüzde biri Çok az para )


- FENOLOJİ[Fr. < PHÉNOLOGIE] ile/değil/yerine/= BELİRTİ BİLİMİ


- FENOLOJİ[Fr. < PHÉNOLOGIE] ile/değil/yerine/=/||/<> BELİRTİ BİLİMİ


- FENOLOJİ/K[Fr. PHENOLOGIE < YUN. PHAINOMAI] ile/değil/||/<> FENOMENOLOJİ/K[İng. PHENOMENOLOGY < YUN. PHAINOMENON]

( Belirti/görünüş bilimi. @@ Görüngü bilimi. )


- FENOLOJİ ile/||/<> FENOLOJİ[Fr. < PHÉNOLOGIE]

( phainein gözükmek logos bilim Çiçek açma göç üreme gibi iklime ve çevre koşullarına bağlı periyodik biyolojik olayların kaydı ve incelenmesi Çiçek açma üreme göç gibi iklime ve çevre koşullarına bağlı periyodik biyolojik olayların incelenmesi ve kaydı )

( PHENOLOGY )

( PHÉNOLOGIE )

( PHENOLOGIE )


- FENOLOJİK[Fr. < PHÉNOLOGIQUE] ile/değil/yerine/= BELİRTİ BİLİMSEL


- FENOLOJİK[Fr. < PHÉNOLOGIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> BELİRTİ BİLİMSEL


- FENOMEN[Fr. < PHÉNOMÈNE] ile/değil/yerine/= OLAY. | GÖRÜNGÜ


- FENOMEN[Fr. < PHÉNOMÈNE] ile/değil/yerine/=/||/<> OLGU | GÖRÜNGÜ

( sosyal medya fenomeni Herhangi bir özelliğiyle dikkat çeken kitleleri etkileme gücü olan kimse ya da nesne olgu görüngü )


- FENOMENİST[Fr. < PHÉNOMÉNISTE] ile/değil/yerine/= GÖRÜNGÜCÜ


- FENOMENİST[Fr. < PHÉNOMÉNISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> GÖRÜNGÜCÜ


- FENOMENİZM[Fr. < PHÉNOMÉNISME] ile/değil/yerine/= GÖRÜNGÜCÜLÜK


- FENOMENİZM[Fr. < PHÉNOMÉNISME] ile/değil/yerine/=/||/<> GÖRÜNGÜCÜLÜK


- FENOMENOLOJİ[Fr. < PHÉNOMÉNOLOGIE] ile/değil/yerine/= GÖRÜNGÜ BİLİMİ


- FENOMENOLOJİ[Fr. < PHÉNOMÉNOLOGIE] ile/değil/yerine/=/||/<> GÖRÜNGÜ BİLİMİ


- FENOMENOLOJİ[Fr. < PHÉNOMÉNOLOGIE] ile/||/<> GÖRÜNGÜBİLİM

( görüngübilim )

( PHÉNOMÉNOLOGIE )


- FENOMENOLOJİK[Fr. < PHÉNOMÉNOLOGIQUE] ile/değil/yerine/= GÖRÜNGÜ BİLİMSEL


- FENOMENOLOJİK[Fr. < PHÉNOMÉNOLOGIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> GÖRÜNGÜ BİLİMSEL


- FEODAL[Fr. < FÉODAL] ile/değil/yerine/= DEREBEYLİKLE İLGİLİ


- FEODAL[Fr. < FÉODAL] ile/değil/yerine/=/||/<> FEODAL

( Derebeylikle ilgili )


- FEODAL/FEODAL[Fr. < FÉODAL] ile/||/<> FEODALİZM/FEODALİSME[Fr. < FÉODALISME] ile/||/<> SENYÖR/SEİGNEUR[Fr. < SEIGNEUR]

( Derebeylikle ilgili )


- FEODALİSME[Fr. < FÉODALISME] ile/değil/yerine/=/||/<> FEODALİZM

( Derebeylik sistemi )


- FEODALİTE A[Fr. < FÉODALITÉ] ile/değil/yerine/= DEREBEYLİK


- FEODALİTE[Fr. < FÉODALITÉ] ile/değil/yerine/=/||/<> DEREBEYLİK


- FEODALİTE[Fr. < FÉODALITÉ] ile/||/<> FEODAL SİSTEM

( feodal sistem )

( FÉODALITÉ )


- FEODALİZM[Fr. < FÉODALISME] ile/değil/yerine/= DEREBEYLİK DÜZENİ


- FER FORGE[Fr. < FER FORGÉ] ile/değil/yerine/=/||/<> FERFORJE

( Kapılara pencerelere ya da evlerin iç bölümlerine süsleme amacıyla yapılıp takılan dövme demir Bu demirden yapılmış olan )


- FERAGAT ile/||/<> RÉNONCIATION[Fr.] ile/||/<> VAZGEÇME

( RÉNONCIATION )


- FERBİYONİYE | SÜTLEĞENGİLLER ile/||/<> SÜTLEĞENGİLLER

( botanik Yaprakları basit almaşlı nadiren karşılıklı dizili kapçık tipte meyveleri olan bir ya da iki evcikli tohumları üzerinde genellikle karunkula denilen yapı bulunan ülkemizde 5 cinsle temsil edilen bir iki ya da çok yıllık otsu ya da çalımsı yapıda genellikle sütlü bitkiler )

( SPURGE FAMILY )

( EUPHORBIACÉES )

( EUPHORBIACEAE )


- FERC | VULVA[Lat.] ile/||/<> FERÇ

( (biyoloji) @@ 1. Memelilerde dişinin dış genital bölgesi. 2. İplik solucanlarında (Nematoda) ovaryumun dış açıklığı. @@ anat. Eşey deliği. @@ )

( VULVA~VULVA )

( VULVE~VULVE )

( VULVA: VULVA~VULVA )

( VULVA~VULVA )

( VULVA~VULVA )

( ΑΙΔΟΊΟ / αιδοίο~ΑΙΔΟΊΟ / αιδοίο )


- FERC | VULVA ile/||/<> VULVA ile/||/<> VULVA[Lat.]

( biyoloji 1 Memelilerde dişinin dış genital bölgesi 2 İplik solucanlarında Nematoda ovaryumun dış açıklığı anat Eşey deliği )

( VULVA )

( VULVE )

( VULVA )

( VULVA: VULVA )

( VULVA )

( ΑΙΔΟΊΟ / αιδοίο )


- FERDANİYE, FERDİYETÇİLİK | BİREYCİLİK ile/||/<> BİREYCİLİK

( 1 Toplum yaşayışında temel amacın bireylerin başarı ve mutlulukları olduğu düşüncesini ileri süren öğreti 2 Toplumun bireylere ve kümelere geniş bir özgürlük tanıdığında gelişeceğine ve mutluluğa kavuşacağına inanan toplumbilim görüşü 3 Bütün değerlerin hak ve ödevlerin kaynağı olarak bireyi kabul eden ahlak görüşü 1 Genel olarak a Bütüne genele değil de bireye tek olana üstünlük tanıyan görüş b Bireyin kendine dayanması eğilimi 2 Fizikötesi açısından a Yalnızca tek olanın bireyin bağımsız gerçekliği olduğunu b Gerçekte yalnız bireylerin bulunduğunu tümel terimlerin gerçeklikte hiç bir karşılığı olmadığını savunan öğreti 3 Yöntembilim açısından Tarihsel ve toplumsal olayların açıklanmasını bireysel ruhbilime dayandıran görüş 4 Gelenekçiliğin karşıtı olarak Kurulu düzene eleştirmeden uyma yerine bireylerin toplumda her türlü kurum inanç kanı ve eylem üzerinde tartışıp bunları yargılamaları gerektiğini savunan görüş düşünce bağımsızlığı 5 Toplumun kendi başına bir ereği olmadığı gibi kendini kuran bireylerin üstünde bir ereğe araç da olmadığını savunan görüş Bu görüşe göre toplumsal kurumların ereği a bireylerin mutluluğu b bireylerin yetkinliği olmalıdır böylece bireyin ereğine erişmesi için toplum ve devlet yardımcı araç olacaktır 6 Kişiliğin ve kişisel sorumluluğun kaldırılamıyacağını dile getiren görüş 7 Yaşamın özellikle toplumsal yaşamın tek kişiler üzerine kurulduğunu ileri süren ve bu tek kişileri özce aynı türden ve eşit haklı olarak kabul eden öğreti aydınlanma felsefesi 8 Başkalarıyla karşılaştırılmayan niteliksel özelliği ve bir kezliği içinde bireyin kendi değeri üzerindeki kanı Shaftesbury Herder 9 Seçkin bireycilik Bütün bireyleri eşit görmeyip kimi bireylere özel koşulları ve özel nitelikleri dolayısıyle ayrı bir yer veren görüş Nietzsche 10 Ekonomik yaşamla ilgili bireycilik Her bireyin özgür olarak kendi ölçülerine göre kendi ekonomik işlerini düzenleyebileceğini savunan görüş Laissezfaire Bırakınız yapsınlar ilkesi Bireylerin kendi çıkarlarını en çoklaştıracak şekilde davrandığında toplumsal yararın en çoğa çıkacağını ileri süren görüş 1 Bireyin haklarını savunan 1 Bireycilikten yana olan bireycilik bireycilik )

( INDIVIDUALISM )

( INDIVIDUALISME )

( INDIVIDUALISMUS )


- FERDİ ile/||/<> INDIVIDUAL[İng.] ile/||/<> INDIVIDUEL[Fr.] ile/||/<> INDIVIDUELL[Alm.] ile/||/<> BİREYSEL

( Bireye ilişkin bireye bağlı olan )

( INDIVIDUAL )

( INDIVIDUEL )

( INDIVIDUELL )


- FERDİLEŞME | BİREYLEŞME ile/||/<> BİREYLEŞME

( Bütünün parçalarından birisinin büyüyüp gelişerek belirgin ve bağımsız bir duruma gelmesi 1 Türsel bir örneğin bir bireyde gerçekleşmesi Ör Mehmette insan örneğinin gerçekleşmesi 2 Bağımsız kişiliğe varan gelişme süreci Bireyleşme ilkesi Bir bireyi aynı türün bütün öteki bireylerinden ayırmayı gerçekleştiren ilke bireyin varoluşunu gerçekleştiren ilke )

( INDIVIDUALIZATION | INDIVIDUATION )

( INDIVIDUATION )

( INDIVIDUATION )

( INDIVIDUATIO )


- FERDİLEŞTİRME | BİREYSELLEŞTİRME ile/||/<> BİREYSELLEŞTİRME ile/||/<> BİREYSELLEŞTİRMEK

( Bir kimseyi başkalarından ayıran özelliklerin öğrenme ve olgunlaşma süreci içinde geliştirilmesi 1 Bireysel duruma getirme eylemi 2 Ancak ortaklaşa ve genel olarak var olan şeyi bireylere uygulama ve yayma 3 İnsanların doğal toplumsal ve tarihsel gelişmesinden kendine özgü olan şeylerin özelliklerin bireysel olanın çekilip çıkarılması 4 Genelleştirmenin karşıtı olarak bireyselleştirme Doğa bilimindeki genelleştirmeye karşı tarih bilimindeki bireyselleştirici yöntem tarihçinin konularını bireysel özelliği kendine özgülüğü içinde ele alması Bir şeyi ayrı olarak bireysel olarak göz önüne almak )

( INDIVIDUALISATION | INDIVIDUALIZATION )

( INDIVIDUALISATION | INDIVIDUALISER )

( INDIVIDUALISIERUNG | INDIVIDUALISIEREN )


- FERDİYET | BİREYSELLİK ile/||/<> BİREYSELLİK

( Bir canlıyı benzerlerinden ayıran özelliklerin tümü 1 Birey olma olgusu 2 Bir bireyin biricik ve kendine özgü oluşu 3 Bir insanı başkalarından ayıran ona kişilik veren şey 4 Kendini sıradan bir insan olmaktan kurtarmış olma durumu )

( INDIVIDUALITY )

( INDIVIDUALITÉ )

( INDIVIDUALITAET )

( INDIVIDUALITAS )


- FERESİYE | ATGİLLER ile/||/<> ATGİLLER

( zooloji Memeliler Mammalia sınıfının toynaklılar Ungulata üst takımının tek parmaklılar Perissodactyla takımından vücut yapılan ince ve çevik orta parmakları çok gelişmiş diğer parmakları küçülmüş ve kaybolmuş vücutları kıllarla kaplı bacakları uzun otçul türleri olan bir familya Zoolojik sınıflandırma içerisinde at eşek katır zebra gibi tek tırnaklı türlerin bulunduğu familyaya verilen genel ad ekuide )

( HORSES | HINNY )

( ÉQUIDÉS | CHEVAUX | BARDOT )

( PFERDE | MAULESEL )

( EQUIDAE | EQUIDAE, EQUUS: AT | EQUUS HINNUS )

( EQUIDI )

( ΙΠΠΟΕΙΔΉ / ιπποειδή )


- FERESİYE | ATGİLLER ile/||/<> BARDO

( (zooloji) @@ Memeliler (Mammalia) sınıfının, toynaklılar (Ungulata) üst takımının, tek parmaklılar (Perissodactyla) takımından, vücut yapılan ince ve çevik, orta parmakları çok gelişmiş, diğer parmakları küçülmüş ve kaybolmuş, vücutları kıllarla kaplı, bacakları uzun, otçul türleri olan bir familya. @@ Zoolojik sınıflandırma içerisinde at, eşek, katır, zebra gibi tek tırnaklı türlerin bulunduğu familyaya verilen genel ad, ekuide. )

( HORSES | HINNY~HINNY | (İNG. HINNY )

( ÉQUIDÉS | CHEVAUX | BARDOT~BARDOT | BARDEAU )

( EQUIDAE | EQUIDAE, EQUUS: AT | EQUUS HINNUS~EQUUS HINNUS )

( PFERDE | MAULESEL~MAULESEL )

( EQUIDI~BARDOTTO )

( ΙΠΠΟΕΙΔΉ / ιπποειδή~ΓΊΝΝΟΣ / γίννος )


- FERESÜL MA | SU AYGIRIGİLLER ile/||/<> SU AYGIRIGİLLER

( Memeliler Mammalia sınıfının çift parmaklılar Artiodactyla takımının geviş getirmeyenler Nonruminantia alt takımından başları ve vücutları çok iri ayakları 4 parmaklı ağızları çok büyük kesici ve köpek dişleri olan su altında uzun süre kalan türleri olan bir familya Memeliler sınıfının çift parmaklılar Artiodactyla takımının geviş getirmeyenler Nonruminantia alt takımından başları ve vücutları çok iri ayakları 4 parmaklı ağızları çok büyük kesici ve köpek dişleri olan su altında uzun süre kalan türleri olan bir familya hipopotamgiller Su aygırıgiller )

( HIPPOPOTAMS )

( HIPPOPOTAMES )

( FLUSSPFERDE )

( HIPPOPOTAMIDAE, HIPPOPOTAMUS: SU AYGIRI | HIPPOPOTAMIDAE )


- FERFAHİYE ile/||/<> PORTULACACÉES[Fr.] ile/||/<> PRIMULACEAE[Lat.] ile/||/<> SEMİZOTUGİLLER

( botanik )

( PORTULACACÉES )

( PRIMULACEAE )


- FERFORJE[Fr. < FER FORGÉ] ile/değil/yerine/= DÖKME DEMİR

( Kapılara, pencerelere ya da evlerin iç bölümlerine süsleme amacıyla yapılıp takılan dövme demir. )


- FERİ FİİL | EYLEMSİ ile/||/<> EYLEMSİ

( Derleme fiilimsi şahıssız fiil sıygası fiilsi Olumsuzu yapılan tümleç alan fakat eylem çekimine girmemiş bulunan sözcük Eve gitmek gitmemek kitap okumak okumamak güler yüz gülmez okur okumaz seven sevmeyen severek sevmeyerek sevince sevmeyince seve seve sevmeye sevmeye vb çekimsiz fiil )

( VERBALIA )

( QUASI-PROPOSITION )

( INFINITIVUM PARTICIPIUM GERUNDIUM )


- FERİ, ÇOĞ., TEFERRUAT | TEFERRUAT | AYRINTI ile/||/<> AYRINTI

( 1 Tiyatro parçasındaki ana düşünceye yardımcı olan sözcük tümce ya da eşya 2 Ayrıntı Referruat 3 Dekorun küçük bir parçası Yazın ve sanat yapıtlarında bir bütünün ufak parçaları Resim Heykel Mimarlık Resim heykel ya da mimarlık yapıtlarında yer alan parçalardan her biri Bir tablonun heykelin ya da mimarlık yapıtının açıklanması için yalnız bir parçasını gösteren büyütülmüş resim kitap resmi 1 Tiyatro oyununda ana düşünceyi pekiştirici sözcük tümce ya da eşya 2 Dekorun küçük bir parçası )

( DETAIL )

( DÉTAIL | DETAIL )

( EINZELHEIT )


- FERMAN[Fars. < FERMÂN] ile/||/<> ...

( Osmanlı devletinde padişahın verdiği uyulması gerekli hükümleri taşıyan yazılı buyruk )

( FIRMAN )

( FIRMAN )

( FERMAN )

( FIRMANO )

( ΦΙΡΜΆΝΙ / φιρμάνι )


- FERMAN[Fars. < FERMÂN] ile/||/<> FERMANLI

( Osmanlı devletinde padişahın verdiği, uyulması gerekli hükümleri taşıyan yazılı buyruk. )

( FIRMAN~... )

( FIRMAN~... )

( FERMAN~... )

( FIRMANO~... )

( ΦΙΡΜΆΝΙ / φιρμάνι~... )


- FERMANTASYON[Fr. < FÉRMANTATION] ile/değil/yerine/= MAYALANMA


- FERMANTASYON[Fr. < FERMENTATION] ile/değil/yerine/=/||/<> MAYALANMA


- FERMANTASYON[Fr.]/TAHAMMÜR[Ar.] ile/değil/yerine/= MAYALANMA

( Organik maddelerin bazı mikroorganizmalarca salgılanan enzimlerin etkisiyle uğradığı değişiklik. | Sıvı ya da hamur durumunda bulunan organik maddelerin, kendiliğinden kabarıp köpürerek gaz çıkarması durumu. )


- FERMAT PRINCIPLE[İng.] / PRINCIPE DE FERMAT[Fr.] / FERMATSCHES PRINZIP[Alm.] ile/değil/yerine/= FERMAT İLKESİ