Bugün[14 Temmuz 2026]
itibarı ile 29.657 başlık/FaRk ile birlikte,
29.657 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(109/120)


- TELMİH | ANIŞTIRMA ile/||/<> ANIŞTIRMA

( Sinema TV Bir görüntü bir söz ya da sesle bilinen bir şeyi akla getirme Bir olayı hatıra getirecek bir sözü bilerek söyleme Sözün gelişiyle ünlü bir olayı bir atalarsözünü bir koşuk parçasını bir özdeyişi ansıtma sanatı Ör Ey name sen ol mahlikadan mı gelirsin Ey hüthüdi ümmid Sebadan mı gelirsin Yukarıdaki koşa Süleyman Peygamberin Belkısla anlaşmalarını ansıtıyor Söz sanatı terimi Bir şeyi bir olayı hatıra getirecek bir sözü bilerek söyleme )

( ALLUSION )

( ALLUSION )

( ANSPIELUNG )


- TEM[Fr. < THÈME] ile/değil/yerine/=/||/<> TEMA


- TEMADİ | SÜREKLİLİK ile/||/<> SÜREKLİLİK

( Sınırsız sayıda dizil ya da konum içeren kesintisiz bir ölçüm boyutu 1 Genel anlamda Kesintisiz olarak sürüp gitme Sürekli olma 2 Felsefede Ayrı öğelerden kurulu olmayan bir gerçeklik kurma Özellikle uzay için kullanılır Süreklilik yasası Leibnizde felsefenin temel ilkesi olmuştur Her yerde sürekli bir gidiş vardır doğada hiç bir sıçrama yoktur her şey bir bütün içinde örülmüştür kesiksizlik matematik )

( CONTINUUM | CONTINUITY )

( CONTINUITÉ )

( KONTINUITÄT )

( CONTINUITAS )


- TEMAS | DEĞME ile/||/<> DEĞME ile/||/<> DEĞMEK

( Yumrukoyuncusunun yediği yumruk etkisiyle elleri dışında vücudunun herhangi bir kısmı ile yere değmesi Ay ve güneş tutulmalarında Ayın ya da Yerin gölge konisine yaklaşarak değmesi Bir eğrinin bir eğriye bir eğrinin bir yüzeye ya da bir yüzeyin bir başka yüzeye kesmeksizin bir noktada dokunması sürtünüm Bir ya da birçok elektrik çevrimini bütünlemek için düzenlenmiş özel ulama yeri kimya Bir nesneyle başka bir nesnenin dokunma durumunda olması bağlantı kurmak )

( CONTACT | APPULSE | CONTACT, TANGENCY )

( APPULSE | CONTACT )

( BERÜHRUNG | KONTAKT, BERÜHRUNG, TANGIEREN | KONTAKT )

( CONTACTUS )


- TEMAS | DOKUNMA ile/||/<> DOKUNMA ile/||/<> DOKUNMAK

( Nesnelerin sıcaklık soğukluk sertlik yumuşaklık gibi türlü niteliklerini deri altındaki sinir uçları aracılığıyle duyumlama işi biyoloji biyoloji )

( TOUCH | SMELL | TASTE )

( TOUCHER | OLFACTION | GOÛT )

( TASTSINN )

( TACTUS )

( TATTO )

( ΑΦΉ / αφή )


- TEMAS | DOKUNMA ile/||/<> KOKLAMA ile/||/<> TAT

( Nesnelerin sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık gibi türlü niteliklerini deri altındaki sinir uçları aracılığıyle duyumlama işi. @@ (biyoloji) @@ (biyoloji) @@ )

( TOUCH | SMELL | TASTE~SMELL~TASTE )

( TOUCHER | OLFACTION | GOÛT~OLFACTION~GOÛT )

( TACTUS~OLFACTUS~SAPOR )

( TASTSINN~RIECHEN~GESCHMACK )

( TATTO~OLFATTO~SAPORE )

( ΑΦΉ / αφή~ΌΣΦΡΗΣΗ / όσφρηση~ΓΕΎΣΗ / γεύση )


- TEMAS[Ar.]/KONTAK[Fr./İng. < CONTACT] ile/değil/yerine/= DEĞME/DOKUNMA, BAĞLANTI

( Karşıt elektrik taşıyan iki maddenin birbirine dokunması. | Motorlu araçları çalıştırmaya yarayan düzenek. | Bağlantı, ilgi. | Akıl sağlığı yerinde olmayan, dengesiz. )


- TEMAS ile/||/<> CONTACT[İng.] ile/||/<> CONTACT[Fr.] ile/||/<> KONTAKT[Alm.] ile/||/<> DEĞİNİ | DEĞİNİ KURAMI

( İki ayrı kültürel çevreye ilişkin halkbilim ürün ve olaylarının canlı ya da cansız taşıyıcılar yardımıyla karşı karşıya gelmeleri değini kuramı )

( CONTACT )

( CONTACT )

( KONTAKT )


- TEMAŞAGER, SEYİRCİ, SİNEMA SEYİRCİSİ | SEYİRCİ, TELEVİZYON SEYİRCİSİ | İZLEYİCİ ile/||/<> SEYİRCİ

( Sinema 1. Sinemaya giden, filmi izleyen kimse. 2. Televizyon yayınını izleyen kimse. @@ BireyciI ya da kümecil oyun yordamında toplumsal ya da yaygın kanıları yansıtan ve tepki ya da davranışlarıyla oyunun yaşam koşulları içinde gerçekleşmesini sağlayan katılımcı, bk. kümeölçüm. @@ bk. ışınetkin izleyici. @@ İşımetikin bir özdeğin bir tepkileşim boyunca yerdeğişimini ya da bir canlıdaki yolunu izlemek için kullanalan özel ışımetkinlik algıcı. )

( 1. SPECTATOR, PATRON, CI-NEMAGOER, FILMGOER, (ABD) MOVIEGOER, 2. VIEWER, TELEVIEWER | SPECTATOR | TRACER | SPECTATORS~SPECTATORS | AUDIENCE, SPECTATOR )

( 1. SPECTATEU(-TRICE), 2. TÉLÉSPECTATEU(-TRICE) | TRACEUR | SPECTATEURS~SPECTATEURS | SPECTATEUR )

( SPECTATOR~SPECTATOR )

( 1. ZUSCHAUER, BESUCHER, KINOBESUCHER, FILMHEATERBESUCHER, KINOPUBLIKUM, 2. ZUSACHAUER, FERNSEHZUSCHAUER, FERNSEHER, SEHER (A.) | RADIOINDIKATOR | VORZEICHNER, ANREISSER | ZUSCHAUER~ZUSCHAUER )

( SPETTATORE~SPETTATORE )

( ΘΕΑΤΉΣ / θεατής~ΘΕΑΤΉΣ / θεατής )


- TEMAŞAGER, SEYİRCİ, SİNEMA SEYİRCİSİ, | SEYİRCİ, TELEVİZYON SEYİRCİSİ | İZLEYİCİ ile/||/<> İZLEYİCİ

( Sinema 1 Sinemaya giden filmi izleyen kimse 2 Televizyon yayınını izleyen kimse BireyciI ya da kümecil oyun yordamında toplumsal ya da yaygın kanıları yansıtan ve tepki ya da davranışlarıyla oyunun yaşam koşulları içinde gerçekleşmesini sağlayan katılımcı kümeölçüm ışınetkin izleyici İşımetikin bir özdeğin bir tepkileşim boyunca yerdeğişimini ya da bir canlıdaki yolunu izlemek için kullanalan özel ışımetkinlik algıcı )

( 1. SPECTATOR, PATRON, CI-NEMAGOER, FILMGOER, (ABD) MOVIEGOER, 2. VIEWER, TELEVIEWER | SPECTATOR | TRACER | SPECTATORS )

( 1. SPECTATEU(-TRICE), 2. TÉLÉSPECTATEU(-TRICE) | TRACEUR | SPECTATEURS )

( 1. ZUSCHAUER, BESUCHER, KINOBESUCHER, FILMHEATERBESUCHER, KINOPUBLIKUM, 2. ZUSACHAUER, FERNSEHZUSCHAUER, FERNSEHER, SEHER (A.) | RADIOINDIKATOR | VORZEICHNER, ANREISSER | ZUSCHAUER )

( SPECTATOR )

( SPETTATORE )

( ΘΕΑΤΉΣ / θεατής )


- TEMAYÜL | YÖNSEME ile/||/<> YÖNSEME

( Belli bir amaca ya da sonuca yönelen ancak etkinliğe dönüşmeyen etki gücü Örütlerin iletkenlik esneklik geçirgenlik gibi kimi özelliklerini yöne bağlı olarak değiştirmesi Bir eylem ya da davranışın yöneldiği bilinçli amaç )

( TENDANCY | ANISOTROPY | PURPOSE )

( TENDANCE | ANISOTROPIE )

( ANISOTROPIE )


- TEMAYÜL, MEYİL | EĞİLİM ile/||/<> EĞİLİM

( Yazarın herhangi bir görüş ve düşünceye yatkınlığı Zaman dizileri Zaman dizisi gibi sıralı bir dizinin salınım ve rasgele bileşenlerle uzun dönemde gösterdiği artmaazalma devinimi Bireyin belli bir görüş kanı tutum ve davranışa olan yatkınlığı yetenek ve beceri kazandıran bir ilgi alanına olan yakınlığı Bir nesneye bir varlığa karşı duyulan duyguların belirlediği tutum duyguların etkisiyle belli bir ereğe girişme isteği Ahlak felsefesinde Kant eğilim ahlakının karşısına kendi ödev ahlakını koyar Oysa örneğin Schiller ödev ve eğilimin uyumunu ülkü olarak görür Eğilim gösteren hareket Bir tesadüfi değişkene ait değerlerin belli bir zaman döneminde oluşan bir yöndeki hareketi )

( TREND | TENDENCY | INCLINATION )

( TENDANCE | INCLINATION | INCLINAISON )

( TREND | NEIGUNG )

( INCLINATIO )


- TEMAYÜZ DERECESİ, RANK | AŞIM ile/||/<> AŞIM

( 1 Sıfırdan ayrımlı bir dizey için belirteci sıfıra eşit olmayan dördül altdizeylerinin basamaklarının en büyüğü sıfır dizeyi için sıfır sayısı 2 E F doğrusal uzayları ile doğrusal dönüşümü için L E altuzayının boyutu Erkek hayvanın dişiyle çiftleşmesi çiftleştirme )

( RANK | MATING, BREEDING )

( RANG )

( RANG )


- TEMBEL/LİK ile/ve/||/<> SEDANTER[Fr. < SÉDENTAIRE SÉDENTAİRE]

( ... İLE/VE/||/<> Düzenli fizikî hareketliliğin olmadığı, tembel ve hareketsiz yaşam tarzı süren. )


- TEMEL | ALT | BAZAL ile/||/<> BAZAL ile/||/<> BAZİK

( bazik Kaideye yakın bölge 1 Organ ya da oluşumun taban kısmıyla ilgili tabana ait 2 Tabana yakın yerleşmiş tabanda bulunan 3 Herhangi bir fizyolojik işlev için en alt düzey gerekli düzey 4 Birinci derecede önemli kurallaşmış yapılması gereken bazal kimya Baz özelliklerine sahip kimyasal madde Alkalik )

( BASAL )

( BASE | BASAL )

( GRUND )

( BASIS: KAIDE )


- TEMEL BİLİM = ESAS İLİM = SCIENCE FONDAMENTALE[Fr.] = GRUNDWISSENSCHAFT[Alm.]


- TEMEL = ESAS = GROUND, BASIS, FOUNDATION[İng.] = FONDEMENT, PRINCIPE[Fr.] = GRUND, GRUNDLAGE, FUNDAMENT[Alm.] = FUNDAMENTUM[Lat.] = FUNDACIÓN[İsp.]


- TEMENNİ | DİLEK KİPİ ile/||/<> DİLEK KİPİ

( Derleme dilekşart kipi Dileyiş kavramı veren kip Türkçede bu kip se ekiyle kurulur 1 K T gelsem gelsem 2 K T gelsen gelsen 3 K T gelse Gelişimli kipler )

( DESIDERATIVE | IMPERATIVE | OPTATIVE | MOOD )

( DÉSIDERATIF | IMPÉRATIF | OPTATIF | MODE SUBJONCTIF )

( DESIDERATIVUM, WÜNSCHFORM | IMPERATIV, BEFEHLSFORM | OPTATIV | MODUS, AUSSAGEWEISE )

( MODO DESIDERATIVO )

( ΕΥΚΤΙΚΉ ΈΓΚΛΙΣΗ / ευκτική έγκλιση )


- TEMENNİ | DİLEK KİPİ ile/||/<> EMİR KİPİ ile/||/<> İSTEK KİPİ ile/||/<> İSTEME KİPLERİ

( (Derleme.. dilek-şart kipi) Dileyiş kavramı veren kip. Türkçede bu kip -se ekiyle kurulur:1. K.T.gelsem(gel-se-m) 2. K.T.gelsen(gel-se-n) 3. K.T.gelse @@ bk. Gelişimli kipler. )

( DESIDERATIVE | IMPERATIVE | OPTATIVE | MOOD~IMPERATIVE~OPTATIVE | DESIDERATIVE~MOOD )

( DÉSIDERATIF | IMPÉRATIF | OPTATIF | MODE SUBJONCTIF~IMPÉRATIF~OPTATIF | DÉSIDERATIF, OPTATIF~MODE SUBJONCTIF )

( ...~...~OPTATIVUS~... )

( DESIDERATIVUM, WÜNSCHFORM | IMPERATIV, BEFEHLSFORM | OPTATIV | MODUS, AUSSAGEWEISE~IMPERATIV, BEFEHLSFORM | IMPERATIV~OPTATIV | DESIDERATIVUM, WÜNSCHFORM~MODUS, AUSSAGEWEISE )

( MODO DESIDERATIVO~IMPERATIVO~OTTATIVO~MODO VOLITIVO )

( ΕΥΚΤΙΚΉ ΈΓΚΛΙΣΗ / ευκτική έγκλιση~ΠΡΟΣΤΑΚΤΙΚΉ / προστακτική~ΕΥΚΤΙΚΉ / ευκτική~ΒΟΥΛΗΤΙΚΉ ΈΓΚΛΙΣΗ / βουλητική έγκλιση )


- TEMESSÜL | ÖZÜMLENME ile/||/<> ÖZÜMLENME

( Kişilerin göçlerle gidip yerleştikleri yeni ülkelerdeki toplumun kültürel ve geleneksel yaşamlarına uyması ve o toplumun bireylerine benzemesi özümleme )

( ASSIMILATION )

( ASSIMILATION )

( ASSIMILATION )


- TEMETTÜ HİSSESİ | KÂR PAYI ile/||/<> KÂR PAYI

( Bir girişimin bir akçalı yıl ya da bir deneme süresi içinde gerçekleştirdiği net kârın pay belgiti başına düşen bölümü Anonim şirketlerde kârdan ve bu amaçla ayrılmış yedek akçelerden ortaklara şirkete yatırmış oldukları sermayeyle orantılı bir biçimde nakit ya da hisse senedi olarak dağıtılan pay kâr payı )

( DIVIDEND )

( DIVIDENDE )


- TEMEYYÜ | SIVILAŞMA ile/||/<> SIVILAŞMA

( sıvınma kimya Bir gazın basınç altında sıvı duruma geçmesi olayı Likefaksiyon sıvılaşma )

( LIQUEFACTION )

( LIQUÉFACTION )

( VERFLÜSSIGUNG )


- TEMEYYÜ | SIVILAŞTIRMA ile/||/<> SIVILAŞTIRMA

( Gaz evreden sıvı evreye geçme ya da geçirilme işlemi Gazı sıvı oluncaya dek yoğunlaştırma işlemi Katı bir maddeye ısıtarak eritme gazı soğutarak ya da basınç altında sıvı hâle getirme )

( LIQUEFACTION | LIQUEFY, LIQUIFY, LIQUEFACTION )

( LIQUÉFACTION )

( VERFLÜSSIGUNG )


- TEMEYYÜ, ZEVEBAN[Osm.] / FUSION, MELT, MELTING[İng.] / FUSION[Fr.] / FUSION, SCHMELZEN, SCHMELZUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= ERGİME/ERİME, KAYNAŞMA, FÜZYON


- TEMİNAT | GÜVEN ile/||/<> GÜVEN

( Hastanın sorunlarının çözümünde sağaltımcıyle olumlu sonuçlara varabileceği konusundaki inancı Görgül mantıksal ya da sayımsal işlemlere dayanarak bir gözlemsel bilgi ya da bulgunun öyle olduğu ya da öyle kalacağı duygusu güven )

( REASSURANCE | CONFIDENCE | TRUST | SECURITY | INSECURITY )

( SÛRETÉ )

( VERTRAUEN )

( FIDUCIA )

( FIDUCIA )

( ΕΜΠΙΣΤΟΣΎΝΗ / εμπιστοσύνη )


- TEMİNAT | GÜVEN ile/||/<> GÜVENLİK ile/||/<> GÜVENSİZLİK

( Hastanın, sorunlarının çözümünde sağaltımcıyle olumlu sonuçlara varabileceği konusundaki inancı. @@ Görgül, mantıksal ya da sayımsal işlemlere dayanarak bir gözlemsel bilgi ya da bulgunun öyle olduğu ya da öyle kalacağı duygusu. @@ @@bk. güven )

( REASSURANCE | CONFIDENCE | TRUST | SECURITY | INSECURITY~SECURITY | SAFETY, SECURITY, SAFENESS, SURE~INSECURITY | MISTRUST )

( SÛRETÉ~SÛRETÉ~INSÉCURITÉ )

( FIDUCIA~...~... )

( VERTRAUEN~SICHERHEIT~UNSICHERHEIT )

( FIDUCIA~SICUREZZA~INSICUREZZA )

( ΕΜΠΙΣΤΟΣΎΝΗ / εμπιστοσύνη~ΑΣΦΆΛΕΙΑ / ασφάλεια~ΑΝΑΣΦΆΛΕΙΑ / ανασφάλεια )


- TEMİNAT | İNANCA ile/||/<> İNANCA

( Kimi gümrük işlemleri sırasında bu işlemlerin bitimine ya da bir anlaşmazlığın sonuca bağlanmasına ilişkin giriş vergilerine karşılık alınan para banka inanca mektubu ya da gümrük yönetimince bunların yerine onanacak benzerleri Borçlanım tutu yapı tutusu değerli kâğıt pay ve borç belgitleri taşınır değer güvence ödeği her çeşit tecimsel belgit borsaya verilsin verilmesin iyesi ya da taşıyanına bir alacak sağlayan belge güvence )

( SECURITY )

( GARANTIE, SÛRETÉS | GARANTIE, SÉCURITÉ )


- TEMİZLENME | SAFLAŞMA | DOĞUM ile/||/<> DOĞUM ile/||/<> ARINMA

( Yeni bir bebeğin dünyaya geliş olayı zooloji Türe özgü normal gebelik süresi sonunda yavrunun ve plasentanın döl yatağı içi ortamdan dış ortama geçiş süreci yavrulama Halk gelenek ve göreneklerine ilişkin şu ya da bu yoldan kirlendiği varsayılan kişi hayvan vé eşyaları bu pisliklerden arıtma amacıyla başvurulan ateşe tutma yakma tütsüleme yıkama su püskürtme kurban kesme büyülü sayı ve formül kullanma gibi halk uygulamalarının tümü halk uygulaması Tabuları çiğneme dinsel buyruklara aykırı davranma sonucu tinsel kirlenmeden arınmak için belirli işlemleri ve kuralları örneğin yıkanma ateş üstünden atlama oruç tutma bir süre yalnız başına yaşama vb yerine getirerek hem kendi hem de üyesi bulunduğu topluluğun gözünde arınma kimya Bir özdeğin katışkılardan temizlenmiş duruma gelmesi 1 Ruhun tutkulardan temizlenmesi Ör Platon ölümü ruhun bir arınması olarak anlar ölüm ruhun bedenden kurtulması bedensel tutkulardan arınması temizlenmesidir 2 Aristoteleste Sanat yoluyla duyguların arınması Sanat aracılığıyle insanın duyguları uyarılarak ruhun bunlardan temizlenmesine varılacaktır özellikle ağlatı tragedia acıma ve korku duyguları uyandırıp insanı etkileyerek arınmayı sağlar Bir yapının kalıntı ve katışkılarından temizlenmesi işlemi Klirens )

( BIRTH | PARTURITION, BIRTH, TERMINATION, DELIVERY )

( NAISSANCE )

( GEBURT )


- TEMİZLENME | SAFLAŞMA | VEFÂT | ÖLÜM ile/||/<> ÖLÜM ile/||/<> ARINMA

( Ruhun gövdeden ayrılmasıyla açıklanan evrensel halk inancı Ölüyü arıtmak ve öte dünyadaki hayata hazırlamak amacıyla birçok işlemlere başvurulmaktadır arınma öteki dünya Yeniden başlamamak üzere bitki ve hayvanlarda bütün hayatsal olayların son bulması biyoloji Canlılarda yeniden başlamamak üzere bütün hayatî olayların son bulması Mortalité Canlılarda bütün hayati olayların son bulması Bir canlının beyin solunum ve dolaşım faaliyetlerinin dönüşümsüz olarak durması tüm organ ve dokularındaki hücrelerin fiziksel ve kimyasal etkinliğini kaybetmesi nedeniyle yaşamın sona ermesi eksitus mors Bütün dinlerle halk inançlarında varolduğu saptanan toplumlara göre yer altında yer üstünde gökte deniz altında çok ırakta olmak üzere bulundukları yer değişen ölülerin yaşadığı evrensel ikinci dünya ölüm Halk gelenek ve göreneklerine ilişkin şu ya da bu yoldan kirlendiği varsayılan kişi hayvan vé eşyaları bu pisliklerden arıtma amacıyla başvurulan ateşe tutma yakma tütsüleme yıkama su püskürtme kurban kesme büyülü sayı ve formül kullanma gibi halk uygulamalarının tümü halk uygulaması Tabuları çiğneme dinsel buyruklara aykırı davranma sonucu tinsel kirlenmeden arınmak için belirli işlemleri ve kuralları örneğin yıkanma ateş üstünden atlama oruç tutma bir süre yalnız başına yaşama vb yerine getirerek hem kendi hem de üyesi bulunduğu topluluğun gözünde arınma kimya Bir özdeğin katışkılardan temizlenmiş duruma gelmesi 1 Ruhun tutkulardan temizlenmesi Ör Platon ölümü ruhun bir arınması olarak anlar ölüm ruhun bedenden kurtulması bedensel tutkulardan arınması temizlenmesidir 2 Aristoteleste Sanat yoluyla duyguların arınması Sanat aracılığıyle insanın duyguları uyarılarak ruhun bunlardan temizlenmesine varılacaktır özellikle ağlatı tragedia acıma ve korku duyguları uyandırıp insanı etkileyerek arınmayı sağlar Bir yapının kalıntı ve katışkılarından temizlenmesi işlemi Klirens )

( DEATH )

( MORT )

( TOD )


- TEMİZLEYİCİ ile/||/<> TEMİZLEYİCİ

( Metallerin yüzeylerini temizlemede kullanılan çözelti )

( CLEANER )

( NETTOYEUR )

( PUTZER, BEIZER )


- TEMPÉRATURE ABSOLUE[Fr.] ile/değil/yerine/= SALT SICAKLIK


- TEMPÉRATURE D'IGNITION[Fr.] ile/değil/yerine/= ATEŞLENME SICAKLIĞI


- TEMPÉRATURE DE SPIN[Fr.] ile/değil/yerine/= DÖNÜ SICAKLIĞI


- TEMPÉRATURE ÉLECTRONIQUE[Fr.] / ELEKTRONENTEMPERATUR[Alm.] ile/değil/yerine/= ELEKTRON SICAKLIĞI


- TEMPÉRATURE ET PRESSION NORMALES[Fr.] ile/değil/yerine/= NORMAL SICAKLIK VE BASINÇ


- TEMPÉRATURE ET PRESSION STANDARD[Fr.] ile/değil/yerine/= ÖLÇÜN SICAKLIK VE BASINÇ


- TEMPERATURE SCALE[İng.] / ÉCHELLE THERMOMÉTRIQUE[Fr.] / TEMPERATURSKALA[Alm.] ile/değil/yerine/= SICAKLIK ÖLÇEĞİ


- TEMPERING[İng.] / GÂCHAGE[Fr.] ile/değil/yerine/= MENEVİŞLEME


- TEMPÊTE[Fr.] ile/||/<> FIRTINA[İt. < FORTUNALE]

( Dilimizde başlangıçta fortuna ve furtuna olarak kullanılmıştır burtana Türkçeden geçmiştir İtal Venedik fortuna storm fortuna Akdeniz denizcileri arasında fırtına anlamını almış Venedik yoluyla Güney ve Doğu Akdeniz dillerine geçmiştir fartana fartūna Malta fortùna Cezayir fartūna Mısır furtêna fartûna Suriye fartûne Arn furtunë fortunë fortuna Türkçeden Kuzey Kafkasya dillerine de geçmiştir Dobrodomov ST l 1987 1920 Yerel ağızlarda fırtına yerine talaz da kullanılır talaz )

( TEMPÊTE )

( FORTUNA )

( FORTUNALE | FORTUNA )

( FORTUNA )


- TEMPO | DİZEM ile/||/<> DİZEM

( Sinema TV Bir film ya da televizyon izlencesinde anlatımdan dolayı ortaya çıkan yavaşlık ya da hızlılık duygusu Hecelerdeki vurgu uzunluk yükseklik gibi ses özelliklerinin ve durakların düzenli bir biçimde yinelenmesinden doğan ses uyarlığı )

( TEMPO | RHYTHM )

( TEMPO | RYTHME )

( TEMPO | RHYTHMUS )

( RITMO )

( ΡΥΘΜΌΣ / ρυθμός )


- TEMPO | DİZEM ile/||/<> TARTIM

( Sinema/TV. Bir film ya da televizyon izlencesinde, anlatımdan dolayı ortaya çıkan yavaşlık ya da hızlılık duygusu. @@ Hecelerdeki vurgu, uzunluk, yükseklik gibi ses özelliklerinin ve durakların düzenli bir biçimde yinelenmesinden doğan ses uyarlığı. )

( TEMPO | RHYTHM~RHYTHM )

( TEMPO | RYTHME~RYTHME )

( ...~RHYTHMUS )

( TEMPO | RHYTHMUS~RHYTHMUS )

( RITMO~RITMO )

( ΡΥΘΜΌΣ / ρυθμός~ΡΥΘΜΌΣ / ρυθμός )


- TEMPO[İt.] ile DİZEM/RİTİM[Fr. < Yun.]

( ARSIS ve THESIS: Ritim tutulurken elin ya da ayağın kalkıp inmesi. )

( TEMPO vs. RHYTHM )


- TEMPORARY HARDNESS[İng.] / CRUDITÉ TEMPORAIRE[Fr.] / KARBONATHÄRTE, VORÜBERGEHENDE HÄRTE, VORÜBERGEHENDE HÄRTE[Alm.] ile/değil/yerine/= KARBON SERTLİĞİ, GEÇİCİ SERTLİK


- TEMPS DE GÉNÉRATION[Fr.] / GENERATIONSDAUER, GENERATIONSZEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= OLUŞMA SÜRESİ


- TEMPS PRIMAIRE[Fr.] ile/||/<> BİRİNCİ ZAMAN

( jeoloji )

( TEMPS PRIMAIRE )


- TEMPS SECONDAIRE[Fr.] ile/||/<> İKİNCİ ZAMAN

( jeoloji )

( TEMPS SECONDAIRE )


- TEMPS TERTIAIRE/TERTIAIRE[Fr.] ile/değil/yerine/= TERTIARY[İng.] ile/değil/yerine/= TERTIUS: ÜÇÜNCÜ[Lat.] ile/değil/yerine/= TERTIÄR[Alm.] ile/değil/yerine/= TERSIYER

( bk. üçüncü zaman. @@ @@ @@(jeoloji) )


- TEMSİL | ANDIRIŞ ile/||/<> ANDIRIŞ

( 1 İki şey arasında kimi yönlerden uygunluk durumu 2 Bir ya da birkaç bakımdan benzerlik gösteren şeylerin başka bakımlardan da benzerlik göstereceğini ileri süren bir tür çıkarsama 3 Benzerliklerin yardımıyla bilinmeyeni elde etme yolu İki anlama gelebilen sözcükleri kullanarak ikisini de düşündürme sanatı Gül gülse daim ağlasa bülbül acep değil Zira kimine ağla demişler kimine gül )

( ANALOGY )

( ANALOGIE )


- TEMSİL | ASİMİLASYON | TEMESSÜL | ÖZÜMLEME | BENZEŞİM | ASİMİLASYON ile/||/<> ASİMİLASYON ile/||/<> ÖZÜMLEME

( özümleme Özümleme benzeşme Emilim Magmanın yer yüzeyine çıkması sırasında rastladığı kayaçları ergime ile sindirmesi 1 Bir kimsenin öğrenmekte olduklarını kendi düşünce kalıbı içine sokması süreci 2Herbartın ruhbilim anlayışına göre yeni yaşantıların eski yaşantılarla birleştirilmesi süreci 3 Yabancı kültür öğelerinin türdeş bir toplulukça benimsenmesi olayı Bir özdeğin içine aldığı bir başka özdek ya da etkinin özünü değiştirerek yapısına katması karşılık asimlasyon ad yönelme gösteren ön ek similis benzer Yutulmuş ve sindirilmiş besin maddelerinin protoplazmaya değişmesi anabolizm özümlenme biyoloji botanik zooloji kimya temsîl temessül 1 Ototrof organizmalarda karbondioksit azot su gibi basit inorganik maddelerin çevreden alınarak organizmanın kompleks organik bileşiklerine katılması 1 Heterotrof organizmalarda sindirilen besin maddelerinin kompleks biyomoleküllere dönüştürülmesi Asimilâsyon Yanyana ya da birbirine yakın bulunan başka başka iki sesin ortak vasıflar alması UYARLANMA Accomodation ya da aynileşmesi TÜM ÖZÜMLEME As totale ou Egalisation Görür idi görürdü ve geçit den geçitten gibi İlerlek Gerilek Karşılıklı Bitişik Uzaktan ya da Uyumlu Kipçe Zamanca Yazıda özümleme Sözdizimi özümlemesi Açınıklar uyumu Ayartan Ayartık Metabolizmanın doku yapımıyla ilgili bölümü parçalanan gıda maddelerinin özümleme sonucu vücuda yarayışlı biçime sokularak dokuların yapısında yer alışı bu amaca yönelik vücutta seyreden biyokimyasal olaylar dizisi anabolizma asimilasyon yeniden sentez anabolik reaksiyonlar Yoğaltım özümleme )

( ASSIMILATION )

( ASSIMILATION )

( ASSIMILATION )

( AD, SIMILIS )

( ASSIMILAZIONE )

( ΑΦΟΜΟΊΩΣΗ / αφομοίωση )


- TEMSİL | ASİMİLASYON | TEMESSÜL | ÖZÜMLEME ile/||/<> ÖZÜMLEME

( Magmanın yer yüzeyine çıkması sırasında rastladığı kayaçları ergime ile sindirmesi 1 Bir kimsenin öğrenmekte olduklarını kendi düşünce kalıbı içine sokması süreci 2Herbartın ruhbilim anlayışına göre yeni yaşantıların eski yaşantılarla birleştirilmesi süreci 3 Yabancı kültür öğelerinin türdeş bir toplulukça benimsenmesi olayı Bir özdeğin içine aldığı bir başka özdek ya da etkinin özünü değiştirerek yapısına katması karşılık asimlasyon ad yönelme gösteren ön ek similis benzer Yutulmuş ve sindirilmiş besin maddelerinin protoplazmaya değişmesi anabolizm özümlenme biyoloji botanik zooloji kimya temsîl temessül 1 Ototrof organizmalarda karbondioksit azot su gibi basit inorganik maddelerin çevreden alınarak organizmanın kompleks organik bileşiklerine katılması 1 Heterotrof organizmalarda sindirilen besin maddelerinin kompleks biyomoleküllere dönüştürülmesi Asimilâsyon Yanyana ya da birbirine yakın bulunan başka başka iki sesin ortak vasıflar alması UYARLANMA Accomodation ya da aynileşmesi TÜM ÖZÜMLEME As totale ou Egalisation Görür idi görürdü ve geçit den geçitten gibi İlerlek Gerilek Karşılıklı Bitişik Uzaktan ya da Uyumlu Kipçe Zamanca Yazıda özümleme Sözdizimi özümlemesi Açınıklar uyumu Ayartan Ayartık Metabolizmanın doku yapımıyla ilgili bölümü parçalanan gıda maddelerinin özümleme sonucu vücuda yarayışlı biçime sokularak dokuların yapısında yer alışı bu amaca yönelik vücutta seyreden biyokimyasal olaylar dizisi anabolizma asimilasyon yeniden sentez anabolik reaksiyonlar Yoğaltım özümleme )

( ASSIMILATION )

( ASSIMILATION )

( ASSIMILATION )

( AD, SIMILIS | AD: ...YE, ...YA; SIMILIS: BENZER )


- TEMSİL | TEMESSÜL | ÖZÜMLEME | BENZEŞİM | ASİMİLASYON ile/||/<> ÖZÜMLEME | ÖZÜMLEME

( bk. özümleme. @@ Özümleme. @@ bk. benzeşme @@ Emilim. @@ @@ @@Magmanın yer yüzeyine çıkması sırasında, rastladığı kayaçları ergime ile sindirmesi. @@ 1. Bir kimsenin öğrenmekte olduklarını kendi düşünce kalıbı içine sokması süreci. 2-Herbart'ın ruhbilim anlayışına göre yeni yaşantıların eski yaşantılarla birleştirilmesi süreci. 3. Yabancı kültür öğelerinin türdeş bir toplulukça benimsenmesi olayı. @@ Bir özdeğin, içine aldığı bir başka özdek ya da etkinin özünü değiştirerek yapısına katması. @@ (karşılık: asimlasyon), (Lat. ad=yönelme gösteren ön ek, Lat. similis=benzer): Yutulmuş ve sindirilmiş besin maddelerinin protoplazmaya değişmesi; anabolizm. @@ özümlenme (biyoloji, botanik, zooloji, kimya) temsîl, temessül @@ 1. Ototrof organizmalarda karbondioksit, azot, su gibi basit inorganik maddelerin çevreden alınarak organizmanın kompleks organik bileşiklerine katılması. 1. Heterotrof organizmalarda sindirilen besin maddelerinin kompleks biyomoleküllere dönüştürülmesi. Asimilâsyon. @@ Yanyana ya da birbirine yakın bulunan başka başka iki sesin ortak vasıflar alması ( UYARLANMA, Accomodation ) ya da aynileşmesi ( TÜM ÖZÜMLEME, As. totale ou Egalisation ) : Görür+idi = görürdü ve geçit + den = geçitten gibi. bk. İlerlek, Gerilek, Karşılıklı, Bitişik, Uzaktan ya da Uyumlu, Kipçe, Zamanca, Yazıda özümleme, Sözdizimi özümlemesi, Açınıklar uyumu, Ayartan, Ayartık. @@ Metabolizmanın doku yapımıyla ilgili bölümü, parçalanan gıda maddelerinin özümleme sonucu vücuda yarayışlı biçime sokularak dokuların yapısında yer alışı, bu amaca yönelik vücutta seyreden biyokimyasal olaylar dizisi, anabolizma, asimilasyon, yeniden sentez, anabolik reaksiyonlar. @@ Yoğaltım.@@bk. özümleme )

( ASSIMILATION~ASSIMILATION )

( ASSIMILATION~ASSIMILATION )

( AD, SIMILIS~AD, SIMILIS | AD: ...YE, ...YA; SIMILIS: BENZER )

( ASSIMILATION~ASSIMILATION )

( ASSIMILAZIONE~ASSIMILAZIONE )

( ΑΦΟΜΟΊΩΣΗ / αφομοίωση~ΑΦΟΜΟΊΩΣΗ / αφομοίωση )


- TEMSİL ile/||/<> ASSIMILATION[İng.] ile/||/<> ASSIMILATION[Fr.] ile/||/<> ANGLEICHUNG; ASSIMILATION[Alm.] ile/||/<> BENZEŞME

( Derleme özümleme Bir sözcükte bir sesin başka bir sesi kendisine benzetme etkisi Evler evler odalar odalar yavrucuk yavrucuk göğde gövde o ile öyle o bir öbür yurtdaş yurttaş etmek ekmek penbe pembe çarşanba çarşamba vb )

( ASSIMILATION )

( ASSIMILATION )

( ANGLEICHUNG; ASSIMILATION )


- TENAFÜR | KAKIŞMA ile/||/<> KAKIŞMA

( Kimi sözlerde söz öbeklelerinde çıkakları yakın seslerin art arda gelmesi yüzünden söylenişin güçlüğe uğraması kulağı rahatsız etmesi Söz sanatı terimi Bir araya gelen ses hece ya da kelimelerin birbirleriyle uyuşamıyarak kulağa hoş gelmiyen bir etki yapmaları KAKIŞIR Mütenafir Gacophone Bir araya gelen ses hece ya da kelimelerin birbirleriyle uyugamıyarak kulağa hoş gelmiyen bir etki yapmaları Kakışık Mütenafir Cacophone kakışma )

( CACOPHONIE )


- TENÂKUS | EKSİLME ile/||/<> EKSİLME

( matematik 1 Doğal nedenlerle malın ağırlığında beliren eksilme 2 Açık 3 Varlıklar ile borçlar arasındaki fark 1 Kromozomun herhangi bir parçasının kaybı 2 DNA dan bir baz çiftinin ya da bir parçanın kopması delesyon )

( DEFICIENCY | DELETION )

( DÉCROISSEMENT | MANQUE )


- TENÂKUS-I NÜFUS ile/||/<> DÉPOPULATION[Fr.] ile/||/<> SEYREKLEŞME

( nüfus coğrafya )

( DÉPOPULATION )


- TENAKUZ | ÇELİŞKİ ile/||/<> ÇELİŞKİ

( Anlatımda birbirine aykırı düşen kavramların karşılaşması 1 Ne doğru ne de yanlış olan önerme 2 Hem doğru hem yanlış olan önerme 3 p bir önerme olmak üzere önermesi tutarsız formül )

( CONTRADICTION )

( CONTRADICATION | CONTRADICTION )

( WIDERSPRUCH, KONTRADIKTION )

( CONTRACTICTIO )


- TENAKUZ | ÇELİŞME ile/||/<> ÇELİŞME

( 1 Bir önerme ile bu önermenin değillemesinden oluşan küme biçimindeki bir önerme Bir önermenin aynı zamanda hem olurlanıp hem de yadsınması İki kavramın ya da yargının birbirini dışarda bırakan karşıolumu Hegel felsefesinde itici güç olarak belirir eytişim )

( CONTRADICTION )

( CONTRADICTION )

( WIDERSPRUCH, KONTRADIKTION | WIDERSPRUCH )

( CONTRADICTIO )


- TENAKUZSUZLUK PRENSİBİ | ÇELİŞMEZLİK İLKESİ ile/||/<> ÇELİŞMEZLİK İLKESİ

( biçimindeki önermelerin geçerliliğini belirten usbilim ilkesi biçimindeki önermelerin geçerliliğini dile getiren mantık ilkesi Geleneksel mantığın üç temel ilkesinden biri Buna göre bir nesne hem kendisi hem de kendisinden başka bir nesne olamaz 1 Varlıkbilimde Aynı şeyin aynı bağlantılar içinde aynı durumda olması ve olmaması olanaklı değildir Aristoteles Formülü S aynı zamanda P ve P olmayan olamaz Başka türlü söylendiğinde S P dir ve S P olmayandır önermelerinin ikisi birden doğru olamaz 2 Mantıkta Birbiriyle çelişik iki yargının ikisinin birden aynı zamanda doğru olamayacağı biri doğru ise ötekinin zorunlu olarak yanlış olacağı ilkesi )

( PRINCIPLE OF NON-CONTRADICTION )

( PRINCIPE DE NON-CONTRADICTION )

( WIDER SPRACHLOSIGKEITSPRINZIP | WIDERSPRUCHLO-SIGKEITSPRINZIP )

( PRINCIPIUM CONTRADICTIONIS )


- TENÂSÜL-İ BİKRÎ[Ar.], PARTENOJENEZ/PARTHÉNOGÉNÈSHE[Fr.] ile URANISME ile ...

( Eşeysel ilişki olmaksızın gerçekleşen doğum. İLE Eşeysel ilişkiye varmayacak biçimde eril ile erilin sevişmesi. )


- TENASÜLÎ | TENASÜL | ÜREME ile/||/<> ÜREME

( anlamdaş çoğalma karşılık reprodüksiyon re tekrar anlatan ön ek producere meydana getirmek Organizmanın oğul döl vererek türünü ya da ırkını devam ettirmesi biyoloji üretme biyoloji botanik zooIoji çoğalma Çoğalma 1 Erişkin vücuttan yavru elde edilmesi 2 Bir durum ya da nesnenin benzerinin oluşturulması çoğalma duplikasyon replikasyon )

( REPRODUCTION )

( REPRODUCTION | SEXUEL )

( FORTPFLANZUNG )

( RE, PRODUCERE )


- TENASÜP | ORANTI ile/||/<> ORANTI

( İki oranın eşit olma bildirimi Simgesi a b c d a b c d Payı belli bir seçeneğe ilişkin gözlem sıklığı paydası toplam sıklıktan oluşan ve ilgili ayrıtın toplam içindeki oransal payını gösteren bölüm matematik Bir toplulukta özel bir durumun toplum sayısına bölünmesiyle hesaplanan epidemiyolojik olaylardaki bir matematiksel ölçüm )

( PROPORTION )

( PROPORTION )

( PROPORTION )

( PROPORTIO )


- TENASÜP, MÜRAAT-I NAZİR, CEMİYET, İTİLAF, TELFİK, TEVFİK | ORANLAMA ile/||/<> ORANLAMA

( Birbirleriyle ilgili sözcük ya da kavramların dizelerde toplanması sanatı Eder mi sazı sinem değme bir mızraptan feryat Ragıp Paşa Bülbüllerin ister seni ey goncadehen gel Gül gittiğini anmayalım gülşene sen gel Pamali şita olmadan iklimi çemen gel Ver hükmünü ey servi revan köhne baharın Nedim Malın ya da özdeklerin değerleri oranlanmak üzere düzenlenen yazılım Değer biçme )

( EVALUATION, ESTIMATION )

( ESTIMATION, APPAISEMENT )


- TENÂZUR | BAKIŞIM ile/||/<> BAKIŞIM

( Bir kristalde elemanlarının bir eksen ya da bir düzleme göre eşdeğerinin bulunması 1 Düzlemde bir uzambiçimin bir nokta ya da bir doğru çevresinde döndürüldüğünde kendi üzerine çakışması 2 Uzayda bir uzambiçimin bir nokta bir eksen ya da bir düzlem çevresinde döndürüldüğünde kendi üzerine çakışması Bir geometrik biçim molekül ya da örütün bir noktadan geçen çizgi eksen ya da düzleme dikey bir çizgiyle ve bunlara göre birbirine eşit iki bölüğe ayrılabilmeleri özelliği Örn örütlerin benzer yüzeylerinin art arda düzenlenmeleri Bir çizgenin yüksekliğine ya da bir keseğe göre çakışımlı olması ya da katlama çizgisine göre karşılıklı noktaların birbiri üzerine düşmesi durumu genel uygulayım Bir nesne ya da işlevin belirli bir eksen özek noktası ve işlemlere göre noktalarının yerleri değiştirildiğinde görünümünü değiştirmemesi özelliği karşılık simetri syn ile metron ölçü Benzer yarımlara bölünebilme hali bir eksenin iki bölgesinin yapı ve biçim benzerliği Bir nesne ya da işlevin belirli eksen özek noktası ve işlemlere göre noktalarının yerleri değiştirildiğinde görünümünü değiştirmemesi özelliği Bir biçimin bir nesnenin parçaları arasında bir noktaya bir çizgiye ya da bir düzleme göre tam karşılıklı olma durumu Bir nesne ile düz ayna görüntüsü bakışımlıdır fizik kimya zooloji syn ile metron ölçü Benzer yarımlara bölünebilme durumu bir eksenin iki yanının yapı ve biçim benzerliği Simetri Benzer yarımlara bölünebilme hali bir eksenin iki bölgesinin yapı ve biçim benzerliği simetri )

( SYMMETRY )

( SYMÉTRIE | SYMETRIE )

( SYMMETRIE | SYMMETRIE, SPIEGELUNG, EBENMASS | SYMMETRIE, SPIEGELGLEICHHEIT )

( SYMMETRIA )

( SIMMETRIA )

( ΣΥΜΜΕΤΡΊΑ / συμμετρία )


- TENÂZUR | BAKIŞIM ile/||/<> SİMETRİ

( Bir kristalde, elemanlarının bir eksen ya da bir düzleme göre eşdeğerinin bulunması. @@ 1. Düzlemde bir uzambiçimin bir nokta ya da bir doğru çevresinde döndürüldüğünde kendi üzerine çakışması. 2. Uzayda bir uzambiçimin bir nokta, bir eksen ya da bir düzlem çevresinde döndürüldüğünde kendi üzerine çakışması. @@ Bir geometrik biçim, molekül ya da örütün, bir noktadan geçen çizgi, eksen ya da düzleme dikey bir çizgiyle ve bunlara göre birbirine eşit iki bölüğe ayrılabilmeleri özelliği. (Örn. örütlerin benzer yüzeylerinin art arda düzenlenmeleri.) @@ Bir çizgenin, yüksekliğine ya da bir keseğe göre çakışımlı olması ya da katlama çizgisine göre karşılıklı noktaların birbiri üzerine düşmesi durumu. @@ genel uygulayım: Bir nesne ya da işlevin; belirli bir eksen, özek noktası ve işlemlere göre noktalarının yerleri değiştirildiğinde görünümünü değiştirmemesi özelliği. @@ (karşılık: simetri), (Yun. syn = ile, Yun.metron = ölçü): Benzer yarımlara bölünebilme hali; bir eksenin iki bölgesinin yapı ve biçim benzerliği. @@ Bir nesne ya da işlevin; belirli eksen, özek noktası ve işlemlere göre noktalarının yerleri değiştirildiğinde görünümünü değiştirmemesi özelliği. @@ Bir biçimin, bir nesnenin parçaları arasında, bir noktaya, bir çizgiye ya da bir düzleme göre tam karşılıklı olma durumu. Bir nesne ile düz ayna görüntüsü bakışımlıdır. @@ (fizik, kimya, zooloji) @@ (Yun. syn: ile; metron: ölçü) Benzer yarımlara bölünebilme durumu; bir eksenin iki yanının yapı ve biçim benzerliği. Simetri. @@ Benzer yarımlara bölünebilme hali, bir eksenin iki bölgesinin yapı ve biçim benzerliği, simetri. )

( SYMMETRY~SYMMETRY )

( SYMÉTRIE | SYMETRIE~SYMÉTRIE )

( SYMMETRIA~SYMMETRIA )

( SYMMETRIE | SYMMETRIE, SPIEGELUNG, EBENMASS | SYMMETRIE, SPIEGELGLEICHHEIT~SYMMETRIE )

( SIMMETRIA~SIMMETRIA )

( ΣΥΜΜΕΤΡΊΑ / συμμετρία~ΣΥΜΜΕΤΡΊΑ / συμμετρία )


- TENAZUR MİHVERİ | ORTA DİKME ile/||/<> ORTA DİKME

( Düzlemde ya da uzayda bir doğru parçasına orta noktasında dik olan doğru ya da düzlem Anlamdaş dikortay matematik )

( PERPENDICULAR BISECTOR )

( MÉDIATRICE )

( STRECKENSYMMETRAL, SEITENSYMMETRALE )

( PERPENDICULARIS )


- TENÂZUR MİHVERİ[Osm.] / SYMMETRY AXIS[İng.] / AXE DE LA SYMÉTRIE[Fr.] / SYMMETRIEACHSE[Alm.] ile/değil/yerine/= SİMETRİ EKSENİ


- TENAZUR, SİMETRİ | SİMETRİ | TENAZUR | TENAZÜR | TENÂZUR | BAKIŞIM | SİMETRİ ile/||/<> SİMETRİ ile/||/<> BAKIŞIM

( bakışım bakışım bakışım Bakışım 1 Karşılıklı iki kısmın uygunluk gösterişi vücudun ya da bir organın karşılıklı iki kısmı arasında biçim ve hacimce benzerlik oluşu 2 Molekülü oluşturan atomların birbirine uzaklık bakımından belli bir düzen içinde sıralanması hâli Bir kristalde elemanlarının bir eksen ya da bir düzleme göre eşdeğerinin bulunması 1 Düzlemde bir uzambiçimin bir nokta ya da bir doğru çevresinde döndürüldüğünde kendi üzerine çakışması 2 Uzayda bir uzambiçimin bir nokta bir eksen ya da bir düzlem çevresinde döndürüldüğünde kendi üzerine çakışması Bir geometrik biçim molekül ya da örütün bir noktadan geçen çizgi eksen ya da düzleme dikey bir çizgiyle ve bunlara göre birbirine eşit iki bölüğe ayrılabilmeleri özelliği Örn örütlerin benzer yüzeylerinin art arda düzenlenmeleri Bir çizgenin yüksekliğine ya da bir keseğe göre çakışımlı olması ya da katlama çizgisine göre karşılıklı noktaların birbiri üzerine düşmesi durumu genel uygulayım Bir nesne ya da işlevin belirli bir eksen özek noktası ve işlemlere göre noktalarının yerleri değiştirildiğinde görünümünü değiştirmemesi özelliği karşılık simetri syn ile metron ölçü Benzer yarımlara bölünebilme hali bir eksenin iki bölgesinin yapı ve biçim benzerliği Bir nesne ya da işlevin belirli eksen özek noktası ve işlemlere göre noktalarının yerleri değiştirildiğinde görünümünü değiştirmemesi özelliği Bir biçimin bir nesnenin parçaları arasında bir noktaya bir çizgiye ya da bir düzleme göre tam karşılıklı olma durumu Bir nesne ile düz ayna görüntüsü bakışımlıdır fizik kimya zooloji syn ile metron ölçü Benzer yarımlara bölünebilme durumu bir eksenin iki yanının yapı ve biçim benzerliği Simetri Benzer yarımlara bölünebilme hali bir eksenin iki bölgesinin yapı ve biçim benzerliği simetri )

( SYMMETRY )

( SYMÉTRIE )


- TENÂZUR[Ar. < NAZAR]/SİMETRİ[Fr./İng.] ile/değil/yerine/= BAKIŞIM


- TENÂZUR[Osm.] / SYMMETRY[İng.] / SYMÉTRIE[Fr.] / SYMMETRIE[Alm.] ile/değil/yerine/= SİMETRİ


- TENDER[Fr. < TENDER] ile/değil/yerine/=/||/<> TENDER

( Lokomotifin arkasına bağlanan gerekli yakıtı suyu taşıyan vagon )


- TENDERLOIN[İng.] ile/||/<> BONFİLE[Fr. < BON FILET]

( 1 Kasaplık hayvanlarda bel kemiğinin iç kısmında bulunan ve psoas kasları olarak bilinen gevrek kemiksiz et parçası 2 Bu bölümden hazırlanan et dilimi )

( TENDERLOIN )

( BON FILET )


- TENDON[Fr. < TENDON] ile/değil/yerine/=/||/<> KİRİŞ


- TENEBBÜH, TENBİH (TEMBİH) | UYARIM ile/||/<> UYARIM

( 1 Bir uyaran karşısında organizmanın gösterdiği tepki 2 Bir uyarma nedeniyle herhangi bir kas ya da salgıbezinde olan açık ya da gizli değişme Nicemsel bir yapıyı taban durumundan daha yüksek bir erke düzeyine çıkarma süreci Bir atom ya da çekirdek sistemini belirli bir enerji düzeyinden daha yüksek enerji düzeyine dönüştüren süreç )

( RESPONSE | EXCITATION )

( EXCITATION )

( ERREGUNG | ANREGUNG )


- TENEFFÜS | SOLUMA ile/||/<> SOLUMA

( Solunumun yorgunluk ve yetersizlik gibi nedenlerle düzensizliği Vücuda oksijen alınıp karbondioksit verilmesi mekanizması )

( BREATHING )

( HALÈTEMENT | ASPIRATION | RESPIRATION )

( ATMEN | ATMUNG )

( RE, SPIRARE )

( RESPIRAZIONE )

( ΑΝΑΠΝΟΉ / αναπνοή )


- TENEFFÜS | SOLUMA ile/||/<> SOLUNUM

( Solunumun, yorgunluk ve yetersizlik gibi nedenlerle düzensizliği. @@ Vücuda oksijen alınıp karbondioksit verilmesi mekanizması. )

( BREATHING~BREATHING | RESPIRATION )

( HALÈTEMENT | ASPIRATION | RESPIRATION~RESPIRATION )

( RE, SPIRARE~RE, SPIRARE | RESPIRATIO: SOLUNUM )

( ATMEN | ATMUNG~ATMUNG )

( RESPIRAZIONE~RESPIRAZIONE )

( ΑΝΑΠΝΟΉ / αναπνοή~ΑΝΑΠΝΟΉ / αναπνοή )


- TENEFFÜS | TENEFFÜZ | SOLUNUM ile/||/<> SOLUNUM

( Soluk alıp verme karşılık respirasyon re tekrar anlatan ön ek Lât spirare solumak Bir organizma ile çevresinde meydana gelen gaz alış verişi havanın solunum organlarına çekilerek kanın temizlenmesinden sonra kirlenen havanın dışarı atılması biyoloji botanik zooloji Karın boşluğu ile ciğerlere yeterli ölçüde hava alıp verme 1 Bir organizma ile çevresi arasında gaz alış verişi havanın solunum organlarına çekilerek temizlenmesinden sonra kirlenen havanın dışarı verilmesi Organizma ile çevresi arasında oksijen ve karbondioksit değişimi Respirasyon dış solunum 2 Bir organizmada oksijenin dokulara taşınması ve karbondioksitin atılması olan fiziksel ve kimyasal olaylar 3 Metabolik olarak oksidatif reaksiyonlar zinciri Bu reaksiyonlarda son elektron tutucusu olarak oksijene ihtiyaç vardır Atık ürün olarak karbondioksit ve kullanılabilir enerji meydana gelir Hücre içi solunumu olarak bilinen reaksiyonlar üç aşamada gerçekleşir a Karbohidrat amino asit ve yağ asitlerinden asetil koenzim A meydana gelir Olaylar sitoplazmada gelişir b Mitokondrilerin matriksinde meydana gelen sitrik asit devri c Mitokondrilerin kristalarında meydana gelen elektron taşıma zinciri reaksiyonları Hücre içi solunumu 1 Atmosfer vaya sudaki oksijenin akciğer ya da solungaçlarla alınarak kan yoluyla hücrelere ulaştırılması ve hücrelerde oksidasyon sonucu oluşan atıkların dışarı atılması 2 Metabolik olarak oksidatif reaksiyonlar zinciri hücre içi solunum Akciğerlerde havanın yenilenmesi akciğer alveol havasıyla kan arasında gaz alışverişi gazların kanda taşınması kanla hücreler arasındaki gaz alışverişi ve hücrelerin oksijen kullanması karbondioksit üretmesi olayları içeren süreç respirasyon Dış solunum ve iç solunum olarak ikiye ayrılır )

( BREATHING | RESPIRATION )

( RESPIRATION )

( ATMUNG )

( RE, SPIRARE | RESPIRATIO: SOLUNUM )


- TENEFFÜS CİHAZI | SOLUNUM SİSTEMİ ile/||/<> SOLUNUM SİSTEMİ

( anlamdaş solunum organı Organizmada solunum işini görmek üzere bir araya gelmiş olan organlar topluluğu Organizmada solunumda görevli olan organların tümü anat Organizmada gaz alışverişi yoluyla oksijen ve karbondioksit düzeylerini ayarlayan kan pH sının sabit tutulmasında ve ısı aktarımında rol oynayan burun boşluğu gırtlak hava borusu bronş bronşçuk ve akciğerler gibi temel yapıların oluşturduğu sistem sistema respiratoryum )

( RESPIRATORY SYSTEM | RESPIRATION SYSTEM )

( APPEREIL RESPIRATOIRE )

( ATMUNGSORGANE )


- TENEFFÜS ETMEK ile/||/<> RESPIRER[Fr.] ile/||/<> SOLUNMAK

( biyoloji )

( RESPIRER )


- TENEFFÜS ile/||/<> REST PERIOD[İng.] ile/||/<> RÉCRÉATION[Fr.] ile/||/<> DİNLENME

( Okulda öğretmen ve öğrencilerin ders aralarında dinlenmeleri için ayrılan zaman )

( REST PERIOD )

( RÉCRÉATION )


- TENEŞİR[Fars. < TENŞÜR] ile/ve/||/<> MUSALLA[Ar.] ile/ve/||/<> KATAFALK[Fr. < CATAFALQUE]

( Kırkından sonra azanı, teneşir paklar. )

( Üstünde ölü yıkanılan mermer/kerevet. İLE Namaz kılmaya yarayan, açık yer. | Camilerde, cenaze konulup önünde namaz kılınan yer. İLE Önünden geçilerek kendine saygı gösterilmek istenen ölünün tabutunun konulması için yapılmış yüksek yer. )


- TENEUR ISOTOPIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= İZOTOPİK BOLLUK


- TENEVVÜ | VARYETE ile/||/<> VARYETE[Fr. < VARIÉTÉ]

( Ait olduğu türden çok ufak farklarla ayrılan birey ait olduğu belirli bir grup organizmadan görev ve yapı karakterleri bakımından ayrılan bir organizma Renk ibik biçimi sakal ya da bacak tüylerine göre oluşan ırkların alt bölümü )

( VARIETY )

( VARIÉTÉ )

( SPIELART )

( VARIARE: DEĞIŞMEK )


- TENEVVU ile/||/<> ÇEŞİT ile/||/<> ÇEŞİT[Fars. < ÇEŞİD]

( biyoloji botanik matematik Az çeşid ana maddesi bir olup renk büyüklük biçim vb yönlerden diğerleri ile arasında fark bulunan tür Azeri alanında cür növ de kullanılır Kırım çeşit çişit Osmanlıcada çeşid olarak geçer çaşīda tasted çaşīdan to taste to experience to expose oneself to Kürtçeden geçtiği savı yanlıştır Kelimenin Türkçedeki anlamının tadına bakılan farklı yemeklerden denenen farklı türlerden çıktığı düşünülebilir çeşni )

( VARIÉTÉ | DIVERSITÉ )

( ÇAŞĪDA )

( ÇEŞID[Az.] )


- TENEVVÜR (DEVRİ) ile/||/<> ENLIGHTENMENT (AGE OF)[İng.] ile/||/<> SIÈCLE DES LUMIÈRES[Fr.] ile/||/<> AUFKLÄRUNG (ZEITALTER DER)[Alm.] ile/||/<> AYDINLANMA ÇAĞI

( XVIII yüzyıl Avrupasında düşünüş ve inançların tüm baskılardan kurtularak usun kılavuzluğunda bağımsızlığa kavuştuğu dönem )

( ENLIGHTENMENT (AGE OF) )

( SIÈCLE DES LUMIÈRES )

( AUFKLÄRUNG (ZEITALTER DER) )


- TENEVVÜR | AYDINLANMA ile/||/<> AYDINLANMA ile/||/<> AYDINLANMAK

( Sinema TV 1 Görüntüsü saptanacak konunun üzerine bir ya da daha çok kaynaktan ışık gelmesinden doğan durum 2 Birim yüzeye bir saniyede düşen ışık niceliği SI birimi lükstür Bir cismin birim yüzeyine düşen ışık akısı Aydınlığın süresiyle çarpımı 1 sinema Filmi çekilecek nesne ya da duyankat üzerine bir ya da daha çok kaynaktan ışık gelmesi olayı 2 gökbilim fizik a Bir ışık kaynağından çıkan ışık ışınlarının bir yüzey üzerine düşmesi b Bir yüzeyin karşısına konulan eşit ışık kaynaklarının sayısıyla orantılı olarak ışık alması 1 İnsanın geleneksel görüşler yetkeler bağlılıklar tasarım ve önyargılardan kendini usuyle kurtarıp yalnızca usuna dayanarak yaşamı kavramaya ve düzenlemeye çalışması Aydınlanma inanmak değil bilmek ister sorup soruşturmadan körükörüne bir şeyi doğru saymaz Kant aydınlanmayı İnsanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmayış durumundan çıkması diye tanımlar 2 XVII yüzyıldan beri Batı düşüncesinde ağır basan kilisenin doğaüstü gerçeklik anlayışı ile savaşarak insan ve dünya konusunda usun özerkliğini temel alan akım fizik astronomi )

( ILLUMINATION | ILLUMINATION, ILLUMINANCE | QUANTITY OF ILLUMINATION, LIGHT EXPOSURE | ENLIGHTMENT | LIGHTING )

( ÉCLAIREMENT, ILLUMINATION | ÉCLAIREMENT, ÉCLAIREMENT LUMINEUX | QUANTITÉ D'ÉCLAIREMENT, EXPOSITION LUMINEUSE, LUMINATION | ILLUMINATION | SIÈCLES DES LUMIÈRES | ÉCLAIREMENT | ÉCLAIRSIR (S'-) | ÉCLAIRAGE )

( BELEUCHTUNGSSTÄRKE | BELEUCTUNGSSTÄRKE | BELICHTUNG | AUFKLÄRUNG | BELEUCHTUNG, AUSLEUCHTUNG, BELEUCHTUNGSWESEN )

( ILLUMINATIO )

( ILLUMINAZIONE )

( ΦΩΤΙΣΜΌΣ / φωτισμός )


- TENEVVÜR | AYDINLANMA ile/||/<> AYDINLATMA

( Sinema/TV. 1. Görüntüsü saptanacak konunun üzerine bir ya da daha çok kaynaktan ışık gelmesinden doğan durum. 2. Birim yüzeye bir saniyede düşen ışık niceliği; SI birimi lükstür. @@ Bir cismin birim yüzeyine düşen ışık akısı. @@ Aydınlığın süresiyle çarpımı. @@ 1. sinema: Filmi çekilecek nesne ya da duyankat üzerine, bir ya da daha çok kaynaktan ışık gelmesi olayı. 2. gökbilim, fizik: a. Bir ışık kaynağından çıkan ışık ışınlarının, bir yüzey üzerine düşmesi. b. Bir yüzeyin, karşısına konulan eşit ışık kaynaklarının sayısıyla orantılı olarak ışık alması. @@ 1. İnsanın geleneksel görüşler, yetkeler, bağlılıklar, tasarım ve önyargılardan kendini usuyle kurtarıp yalnızca usuna dayanarak yaşamı kavramaya ve düzenlemeye çalışması. // Aydınlanma inanmak değil bilmek ister; sorup soruşturmadan, körükörüne bir şeyi doğru saymaz. Kant aydınlanmayı 'İnsanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmayış durumundan çıkması' diye tanımlar. 2. XVII. yüzyıldan beri Batı düşüncesinde ağır basan, kilisenin doğaüstü gerçeklik anlayışı ile savaşarak insan ve dünya konusunda usun özerkliğini temel alan akım. @@ (fizik) @@ (astronomi) )

( ILLUMINATION | ILLUMINATION, ILLUMINANCE | QUANTITY OF ILLUMINATION, LIGHT EXPOSURE | ENLIGHTMENT | LIGHTING~LIGHTING | CLÀRIFICATION | ILLUMINATION )

( ÉCLAIREMENT, ILLUMINATION | ÉCLAIREMENT, ÉCLAIREMENT LUMINEUX | QUANTITÉ D'ÉCLAIREMENT, EXPOSITION LUMINEUSE, LUMINATION | ILLUMINATION | SIÈCLES DES LUMIÈRES | ÉCLAIREMENT | ÉCLAIRSIR (S'-) | ÉCLAIRAGE~ÉCLAIRAGE )

( ILLUMINATIO~... )

( BELEUCHTUNGSSTÄRKE | BELEUCTUNGSSTÄRKE | BELICHTUNG | AUFKLÄRUNG | BELEUCHTUNG, AUSLEUCHTUNG, BELEUCHTUNGSWESEN~BELEUCHTUNG, AUSLEUCHTUNG, BELEUCHTUNGSWESEN | SSELEUCHTUNG | BELEUCHTUNG )

( ILLUMINAZIONE~ILLUMINAZIONE )

( ΦΩΤΙΣΜΌΣ / φωτισμός~ΦΩΤΙΣΜΌΣ / φωτισμός )


- TENİA[Fr. < TÉNIA] ile/değil/yerine/=/||/<> TENYA

( sığır tenyası Şeritgillerden vücudu yassı birbirine kenetlenmiş boğumları bulunan ve bazısı metrelerce boyda olan bir bağırsak asalağı şerit sığır tenyası sığır şeridi abdestbozan )


- TENKÂR | BORAKS[Fr. < BORAX] ile/||/<> SODA

( Na2B4O7.10 H2O; doğal sodyum borat. (Cam, emaye, çömlekçilik ürünleri, temizleyiciler, roket yakıtları ve böcek öldürücülerin yapımında kullanılır.) @@ (kimya) )

( BORAX, TINCAL | SODA ASH~SODA ASH | CARBONATED WATER )

( BORAX | SOUDE~SOUDE )

( BORAX | WASSERFREIE SODA~WASSERFREIE SODA )

( BORACE~SODA )

( ΒΌΡΑΚΑΣ / βόρακας~ΣΌΔΑ / σόδα )


- TENKÂR | BORAKS ile/||/<> BORAKS[Fr. < BORAX]

( Na2B4O7 10 H2O doğal sodyum borat Cam emaye çömlekçilik ürünleri temizleyiciler roket yakıtları ve böcek öldürücülerin yapımında kullanılır kimya )

( BORAX, TINCAL | SODA ASH )

( BORAX | SOUDE )

( BORAX | WASSERFREIE SODA )

( BORACE )

( ΒΌΡΑΚΑΣ / βόρακας )


- TENKİT, KRİTİK | ELEŞTİRME ile/||/<> ELEŞTİRMEK

( Bir görüş kanı ya da verinin yargılanarak çözümlenmesi Bir sanat eserini inceleyip değeri hakkında hüküm vermek ELEŞTİRME Tenkid Critique ELEŞTİRİMLİ Tenkidî Critique ELEŞTİRİCİ ELEŞTİRMEN Münakkid Auteur critique Eleştirmek iyice elemek Tenkid ve intikad da akçanın züyuf ve kemterini sçip öğürtlemek anlamınadır )

( CRITIQUE )

( CRITIQUER )


- TENKİT[Ar. < NAKT] ile TENKİT[Ar.] ile TENKİD[Ar. < NAKD | çoğ. TENKİDÂT]

( Noktalama. | Tümce içinde, noktalamaları kullanma. İLE Temizleme, fenâsını atma. İLE Bir konuya özgü yazıyı ya da yapıtı, değer bakımından gözden geçirme, eleştirme. )

( ... vs. ... vs. CRITIQUE )

( ... avec ... avec CRITIQUE )


- TENKİTÇİ, MÜNEKKİT ile/||/<> CRITIQUE[Fr.] ile/||/<> KRITIKER[Alm.] ile/||/<> ELEŞTİRİCİ

( Resim Heykel Mimarlık Eleştiri yazan kişi )

( CRITIQUE )

( KRITIKER )


- TENNİS[Fr. < TENNIS] ile/değil/yerine/=/||/<> TENİS

( tenis kortu tenis sahası ayak tenisi futbol tenisi masa tenisi Ağ ile ortasından ikiye bölünen bir alanda tek ya da çift oyuncuların raketle karşılıklı vurdukları çeldikleri topu belli kurallara göre karşılanamayacak biçimde birbirlerinin alanına düşürerek sayı kazanmaları esasına dayanan oyun alan topu )


- TENOR ile/||/<> TENOR[İt. < TENORE]

( Tiz açık erkek sesi Tiz açık erkek sesi )

( TENOR )

( TÉNOR )

( TENOR )

( TENORE )


- TENSEUR D'INERTIE[Fr.] ile/değil/yerine/= EYLEMSİZLİK GERGİSİ


- TENSEUR DE CHAMP ÉLECTROMAGNÉTIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= ELEKTROMANYETİK ALAN GERGİSİ


- TENSEUR DE GYRATION[Fr.] ile/değil/yerine/= DÖNEL GERGİ


- TENSEUR DE MINKOWSKI[Fr.] ile/değil/yerine/= MİNKOWSKİ GERGİSİ


- TENSEUR[Fr.] ile/değil/yerine/= GERGİ


- TENSILE TEST[İng.] / ESSAI DE TRACTION[Fr.] / ZUGVERSUCH[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇEKME DENEYİ


- TENSION ALTERNATIVE[Fr.] ile/değil/yerine/= DEĞİŞKİN GERİLİM


- TENSION CINÉTIQUE[Fr.] / KINETISCHE SPANNUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= KİNETİK GERİLİM


- TENSION CRITIQUE ANODIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= ELEŞTİK ANOT GERİLİMİ


- TENSION D'ALIMENTATION[Fr.] ile/değil/yerine/= BESLEME GERİLİMİ


- TENSION DE CLAQUAGE[Fr.] ile/değil/yerine/= DELİNME GERİLİMİ


- TENSION DE COUPURE[Fr.] ile/değil/yerine/= KESİM GERİLİMİ


- TENSION DE FLEXION[Fr.] ile/değil/yerine/= EĞİLME GERİLMESİ


- TENSION DE GRILLE DE COMMANDE[Fr.] ile/değil/yerine/= DENETİM IZGARASI GERİLİMİ


- TENSION DE NŒUD[Fr.] / KNOTENSPANNUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= DÜĞÜM GERİLİMİ


- TENSION DE POLARISATION D'ÉMETTEUR[Fr.] ile/değil/yerine/= YAYICI KUTULAMA GERİLİMİ


- TENSION DE POLARISATION[Fr.] ile/değil/yerine/= KUTULAMA GERİLİMİ


- TENSION DE RUPTURE À LA TRACTION[Fr.] / ZUGFESTIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇEKME DAYANIMI


- TENSION DIRECTE DE DIODE[Fr.] / DIODENVORWÄRTSSPANNUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= DİYOT DOĞRU YÖNDE GERİLİMİ


- TENTENE[Fr. < DENTELLE] ile/değil/yerine/=/||/<> DANTEL


- TENTENE[yerel]/DANTEL[Fr. < DENTELLE] ile KOPANAKİ[Yun.]

( Her türlü iplikle örülen ya da bir kumaşın kenarına işlenen türlü biçimde ince ve ağ görünümünde örgü. İLE El ile bir tür dantel örmek için kullanılan silindir biçimli araç. | Bu araç üstünde örülen bir dantel türü. )


- TENTENE/DANTEL[Fr. < DENTELLE] ile SUTAŞI


- TENTH VALUE LAYER[İng.] / DIXIÈME D'ÉPAISSEUR DE DEMI-ATTÉNUATION[Fr.] ile/değil/yerine/= ONDA BİR KALINLIK DEĞERİ


- TENTÜR[Fr.] ile/ve/||/<> TENTÜRDİYOT[Fr.]

( Alkolün bir ya da birden çok bitki üstündeki eritici etkisi sonucu elde edilen sıvı ilâç. İLE/VE/||/<> Mikrop kapmasını önlemek için bir kesik ya da sıyrığa sürülen iyot tentürü. )

( TINCTURE OF IODINE )


- TENTÜR/TEİNTURE[Fr. < TEINTURE] ile/||/<> TENTÜRDİYOT/TEİNTURE D[Fr. < TEINTURE D'IODE]

( Alkolün bir ya da birden çok bitki üstündeki eritici etkisi sonucu elde edilen sıvı ilaç )


- TENUE[Fr.] ile/||/<> TARAZSIZ

( Soluklu bir sesle devam etme özellikleri olmadığı için kapantılı abanıklara denir p sesi ph eye ve bye göre tarazsızdır )

( TENUE )


- TENUE[Fr.] ile/||/<> TUTUŞ

( Ses çıkarmada gerilim ile gevşeme arasındaki ikinci evre )

( TENUE )


- TENVİRAT, IŞIKLANDIRMA | AYDINLATMA ile/||/<> AYDINLATMA

( Sinema TV Alıcının önünde yer alan konunun ya da görünçlüğün ışıklandırılması Nesneler ve çevrelerinin görülebilmesi amacıyla ışık uygulanması Bir yerleşim yerindeki konutların konut dışında kalan yapıların genel yapıların ve açık alanların kent yönetimince ya da ona bağlı işletmelerce ışıklandırılması Bir sorunun ya da bir kavramın tüm içerimleriyle açıklanması aydınlanma Muayene amacıyla bir organın nesnenin ya da boşluğun ışıklandırılması )

( LIGHTING | CLÀRIFICATION | ILLUMINATION )

( ÉCLAIRAGE )

( BELEUCHTUNG, AUSLEUCHTUNG, BELEUCHTUNGSWESEN | SSELEUCHTUNG | BELEUCHTUNG )


- TENYADELER | DÛDE-İ HAYTİYYE | ŞERİTLER ile/||/<> ŞERİTLER ile/||/<> ŞERİTGİLLER

( şeritgiller karşılık tenyalar Cestodes kestos kemer Çokgözeli hayvanlardan birincilağızlılar Protostomia filumunun ilkelkurtlar Scolecida dalının yassıkurtlar Plathelminthes sınıfından bir takımı Ergin halde omurgalı hayvanların bağırsaklarında içasılak olarak yaşarlar Vücutları baş ve boyundan oluşan bir skoleks ile buna eklenmiş bulunan ve proglotis denen bölmelerden yapılmıştır Başta konağa tutunmak üzere çengeller ve çekmenler bulunur Erdişidirler Gelişmeleri sırasında kancalı küre onkosfer ve kabarcıklı kurt sistiserkus denen larva evreleri vardır Sığır tenyası Taenia saginata domuz tenyası T solium köpek tenyası T echinococcus balık tenyası Dibothriocephalus latum iyi bilinen türleridir Çok hücrelilerden Metazoa birincil ağızlılar Protostomia filumunun ilkel solucanlar Scolecida dalının yassı solucanlar Platyhelminthes sınıfından bir takım Ergin hâlde omurgalı hayvanların bağırsaklarında iç asalak olarak yaşayan vücutları baş ve boyundan oluşan skoleks ile proglotis denilen bölmelerden yapılmış başta konağa tutunmak üzere çengeller ve çekmenler bulunan er dişi gelişmeleri sırasında kancalı küre onkosfer ve keseli larva sistiserkus evrelerini geçiren sığır tenyası Taenia saginata domuz tenyası T solium köpek tenyası T echinococcus balık tenyası Dibothriocephalus latum iyi bilinen türleridir Tenyalar Platyhelmintes şubesinde bulunan skoleks proliferasyon bölgesi ve strobiladan meydana gelmiş dorsoventral basık sindirim sistemi bulunmayan hermafrodit şerit benzeri uzun yassı ve boğumlu bağırsak asalakları sestodlar Cestoidea sınıfında gerçek şeritleri içeren alt sınıf Eucestoda Cestoda Bu alt sınıfta bulunan türlerin erişkinleri alttan üstten basık genellikle beyaz opak görünüme sahip omurgalıların sindirim sisteminde yaşayan Archigetes türleri hariç polizoik Caryophyllidea ailesindeki Caryophyllaeus laticeps ve Spathebothriidea ailesineki türler hariç protandrik hermafrodit Dioecocestidae ailesinde bulunan türler hariç uzunluğu 1 mm ile 25 m arasında değişen canlılardır Vücudları genellikle skoleks proliferasyon bölgesi ve birkaç ila dört bin halkadan oluşan strobiladan meydana gelmiştir Erişkinler omurgalıların sindirim sitemi ve ilgili kanallarında parazitlenirken larvalar sistiserkus sönurus hidatit sparganum çeşitli organ ve dokularda bulunabilmektedirler 11 takımın ikisi Pseudophyllidea ve Cyclophyllidea insan ve hayvanlarda parazitlenen türleri içermektedir Düz bir kütikülle örtülü vücudu bölümlere ayrılmış olup insan ve hayvan bağırsaklarında asalaklanan yassı solucanlar sınıfı tenyalar şeritler zooloji )

( TAPEWORMS | CESTODES | STREAKS | TAPEWORMS, CESTODES )

( CESTODES )

( BANDWÜRMES )

( CESTODES )


- TENZİLÂT | İNDİRİM ile/||/<> İNDİRİM

( Gümrük bildirmeliklerinde yer alan verginin yasanın verdiği yetkiye dayanılarak hükümetçe daha aşağı bir düzeye indirilmesi Bu terim ödün yerine de kullanılmaktadır Konaklı yarışta ön dereceyi alanların düzenleyenlerce açıklanan sayıda zamanlarından belirli ölçüde indirim yapılarak derecelendirilmesi 1 Ederlerde yapılan düşürme 2 Tecimsel belgitleri kırarak üremleri ve belirli bazı giderleri düşüldükten sonra geri kalanını öneli gelmeden ödeme 3 Belgitin saymaca değeri üzerinden yapılan indirim Devlete ya da bir ortaklığa ilişkin borç belgitlerinin üzerlerinde yazılı değerleri genel satak değerinden yüksek ise aradaki fark 4 Reklam duyuru parasının peşin olarak ödenmesi Fiyatın düşürülmesi Bir kelimenin TÜM ŞEKİL Forme pleine denilen eksiksiz şekli yerine daha kısa bir şeklin İNDİRİMLİ ŞEKİL Forme réduite geçmesi Bu indirim türlü yollardan olabilir Düşme Kısa ad Haddeleme işlemindeki bir geçi ya da işlem sonucu kesit alandaki küçülme olayı )

( REDUCTION | DISCOUNT )

( ABAISSEMENT, RÉDUCTION | BONIFICATION | ESCOMPTE | RÉDUCTION )

( ABNAHME )


- TEOKRASİ/THEOCRATİE[Fr. < THÉOCRATIE] ile/||/<> TEOKRATİK/THEOCRATİQUE[Fr. < THÉOCRATIQUE]

( Siyasi iktidarın Tanrı nın temsilcileri olduklarına inanılan din adamlarının elinde bulunduğu toplumsal siyasi düzen din erki )


- TEOLOG[Fr. < THÉOLOGUE] ile/değil/yerine/=/||/<> TANRI BİLİMCİ


- TEOLOJİ[Fr. < THÉOLOGIE] ile/değil/yerine/=/||/<> TANRI BİLİMİ


- TEOREM[Fr.] ile/ve/değil/||/<>/< TEORİ[Fr.]

( Kanıtlanabilen bilimsel önerme. | Mantıksal usa vurma ile kanıtlanan önermenin ya da özelliğin bildirimi. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Kuram. )

( Matematik ya da mantıkta, aksiyomlara ve önceki teoremlere dayanarak kesin olarak kanıtlanmış bir önerme.[Mutlak doğruluğu kanıtlandığından tartışmaya açık değildir.] İLE Bilimsel yöntemle kanıtlanmış, gözlemlerle desteklenen ve geniş bir olgular bütününü açıklayan genel bir çerçeve.[Hipotezden gelişir ve yanlışlanabilir nitelikte olmasına karşın genellikle geniş kabul görür.] )


- TEORİ[Fr. < THÉORIE] ile/değil/yerine/=/||/<> KURAM (ÇOKLU ZEKÂ TEORİSİ, GÜNEŞ DİL TEORİSİ, KOMPLO TEORİSİ)


- TEORİK[Fr. < THÉORIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> KURAMSAL


- TEORİSYEN[Fr. < THÉORICIEN] ile/değil/yerine/=/||/<> KURAMCI


- TEPEGÖZ ile/||/<> TEPEGÖZ

( Medinekurdunun arakonakçısı tepegözlerin örnek türü küçük kabuklu siklops zooloji )

( OVERHEAD PROJECTOR )

( CYCLOPE )

( CYCLOPS STRENUUS )


- TEPELİ AKBABA ile/||/<> TEPELİ AKBABA

( anlamdaş kondor Sarcorhamphus gryphus Kartallar Falconiformes takımının Yenidünyaakbabasıgiller Cathartidae familyasından bir kuş türü Uzunluğu 102 cm Tüyleri kara boynu beyaz olur Uçan kuşların en büyük ve en kuvvetlilerinden biridir Kuşlar Aves sınıfının kartallar Falconiformes takımının Yeni Dünya akbabasıgiller Cathartidae familyasından 102 cm kadar uzunlukta tüyleri kara boynu beyaz olan uçan kuşların en büyüğü ve en kuvvetlilerinden biri Kondor )

( CONDOR )

( CONDOR )

( KONDOR )

( SARCORHAMPNUS GRYPHUS )


- TEPELİ BÜLBÜL ile/||/<> TEPELİ BÜLBÜL

( Pycnonotus jecosus Ötücükuşlar Passeriformes takımının ArapbüIbülügiller Pycnontidae familyasından bir kuş türü Başında tepeliği vardır Ötücü kuşlar Passeriformes takımının Arap bülbülügiller Pycnonotidae familyasından başında tepeliği olan bir tür )

( BULBUL )

( BULBUL )

( BÜLBÜL )

( PYCNONOTUS JECOSUS )


- TEPELİ DALGIÇ ile/||/<> TEPELİ DALGIÇ

( anlamdaş elmabaş Podiceps cristatus Dalgıçkuşları Pygopodes takımının yumurtapiçigiller Podicipedidae familyasından bir kuş türü Uzunluğu 66 cm Başında kara tüylerden yapılmış bir tepelik vardır Bütün dünyaya yayılmıştır Sazlık göllerde yaşar bahri tepeli dalgıç )

( GREAT CRESTED GREBE )

( GRÉE HUPPÉ )

( HAUBENTAUCHER )


- TEPELİ DEVE KUŞU ile/||/<> TEPELİ DEVE KUŞU

( Casuarius emeu Tepelidevekuşları Casuarii takımının tepelidevekuşugiller Casuariidae familyasından bir kuş türü Uzunluğu 180 cm Başı ve boynu çıplaktır Yeni Ginaede sürüler halinde gezer Kuşlar Aves sınıfının tepeli deve kuşları Casuariiformes takımından Yeni Gine ve Avustralya ormanlarında sürüler hâlinde yaşayan Afrika deve kuşundan biraz daha küçük tüyleri dikene benzeyen baş ve boynu çıplak uçamayan fakat hızlı koşabilen bir tür )

( CASSOWARI | CASSOWARY )

( CASOAR )

( HELMKASUAR )

( CASUARIUS CASUARIUS )


- TEPELİ KÖSTEBEK ile/||/<> TEPELİ KÖSTEBEK

( Condylura cristata Böcekçiller İnsectivora takımının köstebekgiller Talpidae familyasından bir memeli türü Uzunluğu 2 kuyruğu 9 cm Kuzey Amerikada toprak altında yaşar Böcekçiller Insectivora takımının köstebekgiller Talpidaee familyasından 20 cm kadar uzunlukta 9 cm kadar kuyruğu olan Kuzey Amerikada toprak altında yaşayan bir tür )

( STAR-NOSED MOLE | STAR NOSED MOLE )

( CONDYLURA )

( STERNMULL )

( CONDYLURA CRISTATA )


- TEPELİ TARLA KUŞU ile/||/<> TEPELİ TARLA KUŞU

( Galerida cristata Ötücükuşlar Passeriformes takımının tarlakuşugiller Alaudidae familyasından bir kuş türü Uzunluğu 18 cm Sırtı külkahverengi karnı beyazkülrengi olur Avrupa ve Asya ve Kuzey Afrikada tarlalarda yaşar tepeli toygar )

( CRESTED LARK )

( COCHEVIS HUPPÉ )

( HAUBENLERCHE )


- TEPELİ TAVUK ile/||/<> TEPELİ TAVUK

( Opisthocomus hoazin Tavuksular Galliformes takımının tepelitavukgiller Opisthocomidae familyasından bir kuş türü Uzunluğu 62 cm Güney Amerikada yaşar Ağaçlara tırmanır Tavuksular Galliformes takımının tepeli tavukgiller Opisthocomidae familyasından 62 cm kadar uzunlukta Güney Amerikada yaşayan ağaçlara tırmanan bir tür )

( HOATZIN )

( HOAZIN )

( SCHOPFHUHN )

( OPISTHOCOMUS HOAZIN )


- TEPHİR | BUHARLAŞTIRMA ile/||/<> BUHARLAŞTIRMAK ile/||/<> BUHARLAŞTIRMA

( Bir sıvıyı gaz evreye geçirme işlemi buğulaştırmak Sıvı radyoaktif artıkların radyoaktif olmayan bileşenlerinin buharlaştırılması sonucu geriye kalan yoğunlaştırılmış radyoaktif madde miktarının hacimce küçültülmesi Herhangi bir bileşiğin içerisindeki sıvı bileşenlerinin uzaklaştırılmasıyla yoğunluğunun artırılması işlemi )

( EVAPORATION | VAPORIZATION )

( ÉVAPORATION )

( VERDAMPFUNG )


- TEPHİR CİHAZI ile/||/<> EVAPORATOR[İng.] ile/||/<> APPAREIL À CONCENTRER[Fr.] ile/||/<> EINDAMPFER[Alm.] ile/||/<> BUHARLAŞTIRICI

( Sıvıların buharlaştırmasında kullanılan aygıt )

( EVAPORATOR )

( APPAREIL À CONCENTRER )

( EINDAMPFER )


- TEPIDARIUM[Fr.] ile/||/<> TEPIDARIUM[Alm.] ile/||/<> ILIKLIK ile/||/<> HYPOCAUSTE[İng.] ile/||/<> HYPOCAUSTE[Fr.] ile/||/<> HYPOCAUSTUM[Lat.] ile/||/<> HYPOCAUSTUM[Alm.] ile/||/<> CEHENNEMLİK

( Mimarlık Roma hamamlarında soğuk sulu bölüm ile sıcak sulu bölüm arasında bulunan yer a cehennemlik külhan sıcaklık soğukluk Mimarlık Hamamların ısıtılması için döşeme taşları altında sıcak hava ve dumanın geçtiği yol a dühenk )

( TEPIDARIUM )

( TEPIDARIUM )


- TEPKİLİ | AYIRAÇ | REAKTİF ile/||/<> REAKTİF ile/||/<> REAKTİF[Fr. < RÉACTIF]

( Tepki oluşturan )

( REACTIVE )

( RÉACTIF )


- TER BEZİ ile/||/<> TER BEZİ

( Memeli hayvanların derilerinde bolca her yöne dağılmış bulunan ve ter salgılayan apokrin tip bezler Memeli hayvanların derilerinde her tarafa dağılmış olarak bulunan bükülmüş tüp şeklinde merokrin ektin ve apokrin tüp salgılama yapan salgı yapan kısmın etrafı kassı epitel hücreleri ile çevrelenmiş koyu hücreler sitoplâzmasında glikoprotein granülleri olan ve açık hücreler sitoplâzmasında glikojen granülleri bol olan şeklinde iki hücre tipine sahip salgısında su sodyum klorür üre ürik asit amonyak ve çok az protein bulunan deri yüzeyinde buharlaşarak vücut sıcaklığının dengelenmesini sağlayan teri salgılayan bez )

( SWEAT GLAND )

( GLANDE SUDORIPARE )

( SCHWEISSDRÜSE )


- TERA[İng.] / TÉRA[Fr.] / TERA[Alm.] ile/değil/yerine/= TERA


- TERAKÜM | BİRİKME ile/||/<> BİRİKME

( 1 Ürem ve diğer kazançların ana paraya eklenmesi 2 Bir amaç için para biriktirme Bir yapıda kimyasal bileşenlerden birinin belli bir yerde birikerek yapıdaki ortalama yüzdesinden sapma göstermesi olayı Herhangi bir ilaç ya da zehirli maddenin değişik nedenlere bağlı olarak bazı organ ya da dokularda birikmesi akümülasyon )

( ACCUMULATION | SEGREGATION )

( ACCUMULATION | SÉGRÉGATION )

( SEIGERUNG )


- TERAKÜM ile/||/<> FILLING[İng.] ile/||/<> COMBLEMENT[Fr.] ile/||/<> VERLANDUNG[Alm.] ile/||/<> DOLMA

( Sığ bir göl ya da körfezin dışgüçlerin taşıdığı özdeklerle dolup kara durumuna gelmesi )

( FILLING )

( COMBLEMENT )

( VERLANDUNG )


- TERÂKÜM ile/||/<> PLEONASM[İng.] ile/||/<> PLÉONASME[Fr.] ile/||/<> PLEONASMUS[Alm.] ile/||/<> EK YIĞILMASI

( Bir ekin ya da aynı görevi yüklenmiş şekilce farklı eklerin kelime içinde arka arkaya sıralanması olayı tigin tigi t ler prensler sler ler sizler Harz ik ev len ikisi bir arada üç ev len üçü bir arada kim i si EAT kul cug az kulcağız yer cüg ez oğur layın ca gizlice demin ce cik yavaş ça cık yavru cağ ız az rak ça kıa azıcık kiç kine gine pek küçük Kary kız gına ceh kızcağız as kın çak azıcık Anad ağzl ey ce ne ey ce men çabuk ça na vb Olayın meydana gelişi genellikle ilk ekin görevindeki bir aşınmanın sonucudur Bu durumda ilk ek ya birleştiği kelime ile kaynaşmış ve kendini şekilce korumuştur Yahut da sonradan gelen ek ile kaynaşarak birleşik bir ek oluşmuştur Bazen de eski ekin görevinde bir zayıflama söz konusu değildir Tek şekilden farklı görevlerin gelişmesi sonunda ikinci ek o kelimeye yeni bir görev yüklenerek gelmiştir Arapçadan dilimize çokluk şekilleriyle geçmiş olan evlat evrak talebe teşkilat gibi kelimelerin yeniden birer lar ler çokluk eliyle genişletilmeleri de ek yığılması niteliğindedir evlat lar evrak lar talebe ler teşkilat lar gibi )

( PLEONASM )

( PLÉONASME )

( PLEONASMUS )


- TERANE | DÖRDÜZ ile/||/<> DÖRDÜZ ile/||/<> DÖRDÜL

( Dört dizesi de birbiriyle uyaklı olan dördül dördül tümsecikler biyoloji Ahrep ve ahrem denilen aruz ölçüleriyle yazılan dört dizeli koşuk Birinci ikinci ve dördüncü dizeleri uyaklı olur Üçüncüleri de uyaklı olanlara dördüz denir Dördüe iki koşa dübeyt da denir Bir merhaleden güneşle derya görünür Bir merhaleden her iki dünya görünür Son merhale bir faslı hazandır ki sürer Geçmiş gelecek cümlesi rüya görünür 1 Tüm kıyıları birbirine eşit olan dikdörtgen 2 Bu dikdörtgenle içinin bileşimi Tüm kıyıları eşit ve açıları dik olan dörtgen geometride kare cebirde matematik Düzlemde dik koordinat sistemindeki doğruların ortaya çıkardığı dört bölgeden herbiri dördül )

( QUADRIJUMEAUX, TUBERCULES )


- TERAPİ[Fr. < THÉRAPIE] ile/değil/yerine/=/||/<> TEDAVİ (AROMATERAPİ, FİZYOTERAPİ, HİDROTERAPİ, KEMOTERAPİ, ODONTOTERAPİ, RADYOTERAPİ)


- TERAPİST[Fr. < THÉRAPIST] ile/değil/yerine/=/||/<> TEDAVİCİ


- TERAS[Fr. < TERRASSE] ile/||/<> TARAÇA / SEKİ

( taraça seki terasse Türkçede taraça biçimi de geçer taraça )

( TERRASSE | TERASSE )


- TERAS/LAMA[Fr.] ile/değil/yerine/= SEKİ/LEME


- TERBİ | DÖRDÜN ile/||/<> DÖRDÜN

( Ay ya da benzeri gökcisimleri tekerlerinin yarısının aydınlık olduğu evre astronomi )

( QUARTER )

( QUARTIER )

( MONDVIERTEL )


- TERBİ | DÖRTLEME ile/||/<> DÖRTLEME

( 1 Antik tiyatroda oyun yazarının yarışmaya katılmak için yazmak zorunda olduğu üç tragedya ve bir satır oyunun tümüne verilen ad 2 Bir konunun dört ayrı aşamasını izleyen dört ayrı oyunun tümüne verilen ad Örn Aiskhylös Öresti ve Hauptmann Iphigenia dörtlemesi 1 Dört dizeli olmasından ötürü maniye verilen başka bir ad 2 Dörder dizelik bağlamlardan oluşan türkü Halk edebiyatı terimi Dört dizeli bentlerden meydana gelmiş koşuk astronomi 1 Antik tiyatroda yazarın yarışmaya katılmak için yazmak zorunda olduğu üç tragedya ile bir satir oyununun tümüne verilen ad 2 Bir öykünün dört evresini içeren dört oyunun tümü )

( TETRALOGY | TRILOGY )

( TÉTRALOGIE | QUADRATURE | TRILOGIE )

( TETRALOGIE | TRILOGIE )

( TETRALOGIA )

( ΤΕΤΡΑΛΟΓΊΑ / τετραλογία )


- TERBİ | DÖRTLEME ile/||/<> ÜÇLEME

( 1. Antik tiyatroda oyun yazarının yarışmaya katılmak için yazmak zorunda olduğu üç tragedya ve bir satır oyunun tümüne verilen ad. 2. Bir konunun dört ayrı aşamasını izleyen dört ayrı oyunun tümüne verilen ad. Örn. Aiskhylös: 'Öresti' ve Hauptmann' 'Iphigenia' dörtlemesi. @@ 1. Dört dizeli olmasından ötürü maniye verilen başka bir ad. 2. Dörder dizelik bağlamlardan oluşan türkü. @@ (Halk edebiyatı terimi) Dört dizeli bentlerden meydana gelmiş koşuk. @@ (astronomi) @@ 1. Antik tiyatroda yazarın yarışmaya katılmak için yazmak zorunda olduğu üç tragedya ile bir satir oyununun tümüne verilen ad. 2. Bir öykünün dört evresini içeren dört oyunun tümü. )

( TETRALOGY | TRILOGY~TRILOGY )

( TÉTRALOGIE | QUADRATURE | TRILOGIE~TRILOGIE )

( TETRALOGIE | TRILOGIE~TRILOGIE )

( TETRALOGIA~TRILOGIA )

( ΤΕΤΡΑΛΟΓΊΑ / τετραλογία~ΤΡΙΛΟΓΊΑ / τριλογία )


- TERBÎ | DÖRTLÜK ile/||/<> DÖRTLÜK

( Birbirine dik iki çap boyunca dörde bölünmüş dairenin her i bir dilimi bir gezegenin uzanımının 90 olması durumu Halk yazmında dört dizeden oluşan en küçük koşuk birimi Düzlemde Dekart konaç dizgesini oluşturmaya yarayan konaç eksenlerinin düzlemde ayırdığı dört bölgeden her biri )

( QUADRATURE | QUADRANT )

( QUADRATURE | QUADRANT )

( QUADRATUR | QUADRANT )

( QUADRANS )


- TERBÎ[Osm.] / QUADRATURE[İng.] / QUADRATURE[Fr.] / KUADRATUR[Alm.] ile/değil/yerine/= DÖRDÜN


- TERBİUM[Fr. < TERBIUM] ile/değil/yerine/=/||/<> TERBİYUM

( Atom numarası atom ağırlığı olan az bulunan bir element simgesi Tb )


- TERBIUM[Fr.] ile/||/<> TERBİYUM[Fr. < TERBIUM]

( kimya )

( TERBIUM )


- TERBIUM[İng.] / TERBIUM[Fr.] / TERBIUM[Alm.] ile/değil/yerine/= TERBİYUM


- TERBİYE-İ BEDENİYE, BEDEN TERBİYESİ | BEDEN EĞİTİMİ ile/||/<> BEDEN EĞİTİMİ

( 1 Cimnastik oyun ve spor gibi eğitici bütün beden alıştırmalarını kapsayan genel kavram 2 Öğrencilerin bedensel gelişimi için zorunlu devinim gereksinmelerini karşılamak topluluk oyunları ve başka etkinliklerle kişilik ve önderlik yeteneklerini arttırmak dengeli bir ruh ve beden gücü elde etmelerine olanak sağlamak amacıyla her dereceli okul programında yer alan ders Oyun cimnastik ve spor gibi eğitici bütün vücut alıştırmalarını kapsayan genel kavram )

( PHYSICAL EDUCATION )

( ÉDUCATION PHYSIQUE )

( LEIBESERZIEHUNG )


- TERBİYECİ ile/||/<> EDUCATOR, EDUCATIONIST[İng.] ile/||/<> ÉDUCATEUR, PÉDAGOGUE[Fr.] ile/||/<> EĞİTİMCİ

( 1 Eğitbilimde uzmanlaşmış kişi 2 Öğretmenlik eğitim yöneticiliği ya da eğitim uzmanlığı yaparak eğitim çalışmalarına katkıda bulunan kimse 3 Kendini eğitim çalışma ve sorunlarına vermiş olan ve bu alanda yapıtları olan kimse 4 Eğitimin kuramsal ve uygulamalı bir alanında yaptığı öğrenimle akademik yeterlik elde eden ve özellikle üniversitelerin eğitim bölümlerinde öğretim üyeliği görevinde bulunan kimselere verilen ad )

( EDUCATOR, EDUCATIONIST )

( ÉDUCATEUR, PÉDAGOGUE )


- TERBİYECİLİK ile/||/<> EDUCATIONISM, EDUCATIONALISM[İng.] ile/||/<> ÉDUCATIONISME[Fr.] ile/||/<> EĞİTİMCİLİK

( 1 Eğitimin insan yaşayışına istenilen yönü verebileceğini toplumsal ilerlemede eğitim önlemlerinin ve etkinliklerinin çok önemli katkısı bulunduğunu ileri süren görüş 2Eğitme işi eğitimcilerin uğraşısı )

( EDUCATIONISM, EDUCATIONALISM )

( ÉDUCATIONISME )


- TERBİYEVÎ | EĞİTİCİ ile/||/<> EĞİTİCİ

( Eğitimi sağlayan eğitmeye elverişli ya da eğitsel değerleri bulunan Hayvanları becerili yapan eğitici )

( EDUCATIVE | TAMER | TUTORIAL )

( ÉDUCATIF | DOMPTEUR )

( DOMPTEUR, TIERBÄNDIGER )


- TERBİYEVİ FİLM ile/||/<> EDUCATIONAL FILM, TRAINING FILM[İng.] ile/||/<> FİLM ÉDUCATİF[Fr.] ile/||/<> LEHRFILM, ERZIEHUNGSFILM, BILDUNGSFILM[Alm.] ile/||/<> EĞİTİCİ FİLM

( Sinema Belirli bir konuda eğitmek özellikle bir meslek konusunda yetişkinlere bilgi vermek amacıyla hazırlanmış film )

( EDUCATIONAL FILM, TRAINING FILM )

( FILM ÉDUCATIF )

( LEHRFILM, ERZIEHUNGSFILM, BILDUNGSFILM )


- TERBİYEVİ ile/||/<> PEDAGOGICAL, EDUCATIONAL[İng.] ile/||/<> PÉDAGOGIQUE, ÉDUCATIF[Fr.] ile/||/<> EĞİTSEL

( Eğitim değeri eğitici yönü bulunan eğitme ile ilgili )

( PEDAGOGICAL, EDUCATIONAL )

( PÉDAGOGIQUE, ÉDUCATIF )


- TERCÜME | ÇEVİRİ ile/||/<> ÇEVİRİ

( Bir dilden bir dile yapılan aktarma bir yapıtın başka bir dile aktarılması 1 Bir yapıtın bir dilden başka bir dile aktarılması 2 Bir dilden bir başka dile aktarılan yapıt )

( TRANSLATION | TRANSLATE | TRANSLATOR )

( TRADUCTION | TRADUIRE | TRADUCTEUR )

( DREHEN, FILMEN, VERFILMEN, AUFNEHMEN, FILMAUFNEHMEN )

( TRANSLATIO )

( TRADUZIONE )

( ΜΕΤΆΦΡΑΣΗ / μετάφραση )


- TERCÜME | ÇEVİRİ ile/||/<> ÇEVİRME ile/||/<> ÇEVİRMEN

( Bir dilden bir dile yapılan aktarma, bir yapıtın başka bir dile aktarılması. @@ 1. Bir yapıtın, bir dilden başka bir dile aktarılması. 2. Bir dilden bir başka dile aktarılan yapıt. )

( TRANSLATION | TRANSLATE | TRANSLATOR~TRANSLATE | SHOOT, TAKE, FILM, CINEMATOGRAPH | CONVERT | INVERSION | CIRCLING | CONVERSION | SPIN-OFF | ASSEMBLY | DIAL | FLIP | SPIN | VERSION~TRANSLATOR )

( TRADUCTION | TRADUIRE | TRADUCTEUR~TRADUIRE | TOURNER, FILMER, CINÉ-MATOGRAPHIER, FAIRE UN FILM, PRENDRE (UN FILM) | CONVERTIR (DES DONÉES) | CIRCUMDUCTION | CONVERTISSEMENT | CONVERTIR~TRADUCTEUR )

( TRANSLATIO~...~... )

( DREHEN, FILMEN, VERFILMEN, AUFNEHMEN, FILMAUFNEHMEN~DREHEN, FILMEN, VERFILMEN, AUFNEHMEN, FILMAUFNEHMEN | KREISEN | UMSETZUNG | UMWANDELN~ÜBERSETZER )

( TRADUZIONE~GIRARE~TRADUTTORE )

( ΜΕΤΆΦΡΑΣΗ / μετάφραση~ΓΎΡΙΣΜΑ / γύρισμα~ΜΕΤΑΦΡΑΣΤΉΣ / μεταφραστής )


- TERCÜME ETMEK | ALMAK, ÇEKMEK, FİLM ALMAK, FİLM ÇEKMEK, FİLME ÇEKMEK, TERTİP ETMEK, MANZARA ALMAK, DÖNDÜRMEK, AHZ ETMEK, SHO(O)T ETMEK | TERCÜME | KONVERSİYON | ÇEVİRME ile/||/<> ÇEVİRMEK ile/||/<> ÇEVİRME ile/||/<> ÇEVİRİ

( çeviri Bir dilde yazılmış yapıtları başka bir dile aktarmak Sinema Çevirim eylemi televizyona almak Yüz üstü yere yapışmış bir güreşçiyi oyun ve güç yolu ile sırt üstü getirme I Bir dilde anlatılanı başka bir dilde anlatmak üzere dönüştürmek II Verinin taşıdığı bilgiyi değiştirmeksizin gösterim biçimini değiştirmek örn kök çevirme düğüm çevirme örnekselden sayısala çevirme Tamçevirme ya da yarıçevirmenin ortak adı Vücudun türlü bölümlerinde eklemlerin verdiği olanak oranında bileşik eksende yapılan devinim türü Çekirdek tepkime kabında bir gereci bölünebilir özdek durumuna getirme süreci Örn Th232nin U233e çevrilmesi Bir birim dizgesinden başka birine örneğin c g s ten M K S e geçmek Bağlı ortaklık hisselerinin ana şirket ortaklarına verilmesiyle gerçekleştirilen şirket ayırma ve ya da satma biçimi tercüme Yavrunun doğum için uygun gelişe çevrilmesi işlemi versiyon Bir dilden bir dile yapılan aktarma bir yapıtın başka bir dile aktarılması 1 Bir yapıtın bir dilden başka bir dile aktarılması 2 Bir dilden bir başka dile aktarılan yapıt )

( TRANSLATE | SHOOT, TAKE, FILM, CINEMATOGRAPH | CONVERT | INVERSION | CIRCLING | CONVERSION | SPIN-OFF | ASSEMBLY | DIAL | FLIP | SPIN | VERSION )

( TRADUIRE | TOURNER, FILMER, CINÉ-MATOGRAPHIER, FAIRE UN FILM, PRENDRE (UN FILM) | CONVERTIR (DES DONÉES) | CIRCUMDUCTION | CONVERTISSEMENT | CONVERTIR )

( DREHEN, FILMEN, VERFILMEN, AUFNEHMEN, FILMAUFNEHMEN | KREISEN | UMSETZUNG | UMWANDELN )


- TERCÜME-İ HAL[Ar.]/BİYOGRAFİ[Fr./İng.] ile/değil/yerine YAŞAM ÖYKÜSÜ


- TERCÜME ile/||/<> TERCÜME[Ar. < TERCEME]

( Elçi RNAda mRNA kotlanmış olan genetik bilginin çözülerek belli bir proteinin sentezlenmesi olayı Translasyon çevirme mRNA nın taşıdığı genetik bilgiye göre ribozomlarda amino asit dizisinin saptanarak proteinlerin sentezlenmesi translasyon tarcama Arapça tarcama Akkadca targumannudan alınmıştır Nyberg Tschudi Arm 133 Jyrkӓnkallionun Türkçe tılmaç dilmaç biçiminin Akkadca targumannudan geldiği yolundaki savı yanlıştır StO 17 8 )

( TARCAMA )

( TRANSLATION )

( TRANSLATION )

( TRANSLATION )

( TRANS: KARŞI; LOCUS: YER )


- TERDİT ile/||/<> INTERRUPTION OU SUSPENSION[Fr.] ile/||/<> BEKLENMEZLİK

( Söz sanatı terimi Sözü muhatabı merakta bırakacak ve ilerisinin ne olacağını ona sonuna kadar sezdirmiyecek surette kullanarak kendisini beklenmedik bir sonuç karşısında bırakma Çuvalı çalınan Nasrettin Hocanın Çuvalımı çalan getirsin yoksa yapacağımı ben bilirim demesi üzerine alanın çuvalı getirdikten sonra Getirmeseydim ne yapacaktın sorusuna karşı Evde eski bir kilim var onu kesip çuval yapacaktım yolunda bir cevapla biten hikâyesinde güzel bir BEKLENMEZLİK vardır )

( INTERRUPTION OU SUSPENSION )


- TERE ile/||/<> TERE[Fars. < TERE]

( botanik Hardalgiller Brassicaceae familyasından yaprakları salata olarak kullanılan tek yıllık bitkiler tara garden herbs in general especially beets spinach cresses leek or parsley Yerel ağızlarda tereye kerdeme gerdeme adı da verilir kerdeme )

( GARDEN CRESS, FALSE FENNEL )

( CRESSON | PASSERAGE CULTIVÉ, NASTURTIUM )

( KRESSE, GARTENKRESSE )

( LEPIDIUM | LEPIDIUM SATIVUM )

( TARA )


- TEREBENTHİNE[Fr. < TÉRÉBENTHINE] ile/değil/yerine/=/||/<> TEREBENTİN

( Kozalaklılardan ve bazı ağaçlardan ya kendi kendine ya da ağacın çizilmesiyle akan yağlı boya yağlı vernik üretiminde ve inceltilmesinde kullanılan ince renksiz kokulu reçine terementi )


- TEREBENTİN[Fr.] = TEREMENTİ

( Kozalaklılardan ve bazı ağaçlardan ya kendi kendine ya da ağacın çizilmesiyle akan, yağlı boya, yağlı vernik üretiminde ve inceltilmesinde kullanılan, ince, renksiz, kokulu reçine. )


- TERECCİ ile/||/<> DÉPRÉCATION, OBSÉCRATION[Fr.] ile/||/<> DİLEYİŞ

( Daha çok Tanrıdan bir şey dilemek için söz arasına sıkıştırılan yakarış önermeleri Bir akşam ağzına ilaç veriyordum ah analar başından ırak dostlarıma Allah göstermesin düşmanlarıma da yazık yavrumun çehresi değişti Hüseyin Rahmi Gürpınar )

( DÉPRÉCATION, OBSÉCRATION )


- TEREDDİ | SOYSUZLAŞMA ile/||/<> SOYSUZLAŞMA

( Bir canlı ya da örgenin gelişiminin herhangi bir anlamda iyiden kötüye doğru gitmesi karşılık degenerasyon degenerare soysuzlaşmak Geri evrim bir organizmanın ya da bir parçasının daha az özelleşmiş ve daha sade olan biçimlere geri dönmesi 1 Bir türün daha az yetkin bir duruma gelmeye bozulmaya dağılmaya yol açacak biçimde değişmesi 2 Yaşama biçimi ve görevlerinde gerileme ve yozlaşma 3Doğal gelişme yeteneğinin yitirilmesi 4 Bir organizma ya da bir organın soyun doğal gelişmesini durduracak biçimde bozulması )

( DEGENERATION )

( DÉGÉNÉRATION | DÉGÉNÉRESCENCE )

( ENTARTUNG | ENTARTUNG, DEGENERATION )

( DEGENERARE | DEGENERATION )


- TEREDDÎ | YOZLAŞMA | BOZUNMA | DEJENERASYON ile/||/<> DEJENERASYON ile/||/<> YOZLAŞMA

( yozlaşma Bozulma Hücre ve dokuların canlılığını koruyarak görev bakımından daha az etkin bir düzeye inmesi ve çeşitli yapısal değişimlere uğraması dönüşümlü hücre zedelenmesi Canlı gözelerinin kalıtsal özelliklerini türlü nedenlerle yitirerek bozulmaları 1 Geri evrim 2 Yapının bozulması Bir organizmanın ya da bir parçasının daha az aktif ve daha sade olan biçimlere geri dönmesi Dejenerasyon 3 Bir amino asidi kotlayan birden fazla kodonun obuası )

( DEGENERATION | DISASSIMILATION )

( DÉGÉNÉRATION )

( DEGENERATION )

( DEGENERAZIONE )

( ΕΚΦΎΛΙΣΗ / εκφύλιση )


- TEREDDÎ | YOZLAŞMA | BOZUNMA | DEJENERASYON ile/||/<> DİSİMİLASYON | YOZLAŞMA

( bk. yozlaşma @@ Bozulma. @@ Hücre ve dokuların canlılığını koruyarak görev bakımından daha az etkin bir düzeye inmesi ve çeşitli yapısal değişimlere uğraması, dönüşümlü hücre zedelenmesi. @@ @@ @@Canlı gözelerinin, kalıtsal özelliklerini türlü nedenlerle yitirerek bozulmaları. @@ 1. Geri evrim. 2. Yapının bozulması. Bir organizmanın ya da bir parçasının daha az aktif ve daha sade olan biçimlere geri dönmesi. Dejenerasyon. 3. Bir amino asidi kotlayan birden fazla kodonun obuası. )

( DEGENERATION | DISASSIMILATION~DISASSIMILATION | DISSIMILATION )

( DÉGÉNÉRATION~DISSIMILATION )

( DEGENERATION~DISSIMILATION )

( DEGENERAZIONE~DISSIMILAZIONE )

( ΕΚΦΎΛΙΣΗ / εκφύλιση~ΑΝΟΜΟΊΩΣΗ / ανομοίωση )


- TEREDDÎ[Osm.] / DEGENERACY[İng.] / DÉGÉNÉRESCENCE[Fr.] / DEGENERATION, ENTARTUNG, ERMÜDUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= YOZLAŞMA


- TEREDDÜT | DURAKSAMA ile/||/<> DURAKSAMA

( Bir konuşmada seçilebilecek birçok sözcükler alınabilecek birçok kararlar vb önünde duralar görünme sanatı Bir yanıtlayıcının belli bir konuda tutum kanı ya da görüş belirtmede güçlük çekmesi )

( INDECISIVENESS )

( DUBITATION )


- TEREFFU | YÜKSELME ile/||/<> YÜKSELME ile/||/<> YÜKSELMEK

( Yerkabuğunun bir bölümünün deniz yüzüne göre daha yüksek bir düzeye çıkması ya da bir kabartı yapması Dansın yedi temel hareketinden biri Katmanların içgüçlerin etkisiyle asal durumlarını yitirerek kubbe çıkık kıvrım vb biçimler alması jeoloji astronomi Yukarı doğru hareket )

( UPLIFT, UPHEAVEL | UPLIFT | ELEVATION | RISE )

( SOULEVEMENT, EXHAUSSEMENT, SURRECTION | RELEVER | SOULÈVEMENT | ASCENSION | ÉLÉVATION )

( HEBUNG | ERHÖHUNG )


- TEREPHTHALIC ACID[İng.] / ACIDE TÉRÉPHTALIQUE[Fr.] / TEREPHTHALTSÄURE[Alm.] ile/değil/yerine/= TEREFTALİK ASİT


- TERESSÜB | TORTULAŞMA ile/||/<> TORTULAŞMA

( Denizlerde göllerde akarsularda ya da kalarda katı taş maddelerinin çökeltilmesi olayı Sıvı ya da gaz ortamında dağılmış olan asıltıların yerçekiminin etkisiyle yoğunluklarına göre dipte toplanmaları birikmeleri Dışgöçlerle aşınıp taşınan iri çakıllardan en ince kum ve çamurlara değin her türlü özdeğin elverişli yerlerde yığılıp birikmesi olayı tortu )

( SEDIMENTATION )

( SÉDIMENTATION )

( SEDIMENTATION | SEDIMENTATION, ABSETZUNG | ABLAGERUNG )


- TERESSÜB ETMEK | ÇÖKELMEK ile/||/<> ÇÖKELME

( kimya Bir çökeltideki çözünenin doygunluk sınırını aştığı zaman oluşturduğu çökeltilerin oluşumu Eriyebilir antijenlerin antikorlarla çözünmez çökelti oluşturması presipitasyon )

( PRECIPITATION )

( PRÉCIPITER (SE-) | PRÉCIPITATION )

( AUSFÄLLUNG )


- TERESSÜBATI CEVİYE | YAĞIŞ ile/||/<> YAĞIŞ

( Havadaki su buğusunun yoğunlaşma sonunda sıvı ya da katı durumda yere düşmesi yağmur kar dolu coğrafya )

( PRECIPITATION )

( PRÉCIPITATION )

( NIEDERSCHLÄGE )


- TEREŞŞUH | SIZMA ile/||/<> SIZMA

( Dipteki gözenek ve çatlaklar yoluyla suların yeraltına kaçma olayı Yağmur ve kar sularının çatlak ya da geçirimli katmanlardan yeraltına geçmesi olayı süzülme Nicemsel taneciğin erke engelinin üstünden geçecek denli devinim erkesi olmadığı halde arkaya geçebilmesi olayı sızıntı sızım coğrafya Fırın ya da yunak ortamlarının dışarı kaçması olayı )

( PERCOLATION | INFILTRATION | TUNNELLING | LEAKING )

( INFILTRATION | EFFET TUNNEL )

( EINSICKERUNG | VERSICKERUNG | TUNNEL-EFFEKT | DURCHSICKERN, EINFÜTERUNG, EINSICKERN )


- TERGAL[Fr. < TERGAL] ile/değil/yerine/=/||/<> TERGAL

( terilen Bu iplikten yapılmış )


- TERGAL[Fr.] = TERİLEN[İng. < TERYLENE]

( Yapay polyester lifleri ya da ipliği. | Bu iplikten yapılmış kumaş. )


- TERİM TALİMÎ ile/||/<> DIDACTIC[İng.] ile/||/<> DIDACTIQUE[Fr.] ile/||/<> ÖĞRETİCİ

( Öğretme yetiştirme ve açıklama özelliği bulunan )

( DIDACTIC )

( DIDACTIQUE )


- TERİM = TERM[İng.] = TERME[Fr.] = AUSDRUCK[Alm.] = TERM[Lat.]


- TERİMLER DİZGESİ | TERMİNOLOJİ ile/||/<> TERMİNOLOJİ[Fr. < TERMINOLOGIE]

( Nomenklatür )

( NOMENCLATURE )

( TERMINOLOGIE )


- TERK | ÇEKİLME ile/||/<> ÇEKİLME

( Bir yumrukoyuncusunun herhangi bir nedenle karşılaşmayı bırakması ya da köşesinde bulunan yardımcısının yumruklaşma alanına sünger havlu atarak oyuncusu adına yenilgiyi kabul etmesi Akarsuların en çekik durumu Gelgitte kabarma olayının karşıtı kabarma çekilme akıntısı çekik durum denizçekilmesi Isıl işlemler sonucunda oluşan soğumayla beliren boyca küçülme olayı )

( ABANDON | LOW WATER | EBB | SHRINKAGE )

( ÉTIAGE | MARÉE DESCENDANTE | RETRAIT )

( AUFGEBEN | NIEDRIGWASSER | EBBE | SCHRUMPFUNG )


- TERKİN | SİLME ile/||/<> SİLMEK ile/||/<> SİLME

( Sinema TV Üzerine ses ya da görüntü saptanmış mıknatıslı kuşakları silme kafasından geçirerek ortadan kaldırma böylelikle yeni bir saptamaya hazırlama Bir ya da birden çok bellek yerinin genellikle sıfır ya da boşluk damgası ile gösterilen belirli bir duruma getirilmesi Mimarlık Duvar ya da tavan gibi yerlerde yapılan kabartma kenar İnce demir Güdül Ankara Herhangi bir nesneyi ya da değeri yazılımdan çıkarma silme temizlemek )

( ERASING, ERASION, ERASURE, WIPING | CLEAR | MOULDING | CANCEL, ANNUL | DELETE | ERASE )

( EFFACEMENT | EFFACER | MOULURE | ANNULER )

( LÖSCHUNG | SISMS, GESIMS, LEITENWERK, ZIERLEISTE )


- TERKİN-İ KAYD ETMEK, TERKİN ETMEK ile/||/<> CANCEL[İng.] ile/||/<> RADIER[Fr.] ile/||/<> KAYDINI SİLMEK

( Bulgu ya da markanın yasalarda gösterilen koşullara uygun olarak kaydını silmek )

( CANCEL )

( RADIER )


- TERKİN ile/||/<> YİV ile/||/<> SİLME

( Mimarlık Bir yüzey üzerine oyulan ince oluk gibi yol a silme Elbiselerdeki kenar dikişi Yenikent Aksaray Niğde Sinema TV Üzerine ses ya da görüntü saptanmış mıknatıslı kuşakları silme kafasından geçirerek ortadan kaldırma böylelikle yeni bir saptamaya hazırlama Bir ya da birden çok bellek yerinin genellikle sıfır ya da boşluk damgası ile gösterilen belirli bir duruma getirilmesi Mimarlık Duvar ya da tavan gibi yerlerde yapılan kabartma kenar İnce demir Güdül Ankara Herhangi bir nesneyi ya da değeri yazılımdan çıkarma silme temizlemek Eski Türkçedeki yi dikiş ile ilgili olduğu anlaşılıyor Türk diyalektlerinde yiçi terzi olarak geçer Diyalektlerde yigi dikiş biçimi yaygındır Çuvaşça śĕvĕ dikiş śĕvĕsĕ terzi Egorov ÊS 209 Räsänen LTS 134 Macarca szűcs kürkçü Eski Çuvaşçanın śiγči ya da śißçi biçiminden alınmıştır Ligeti TörK 299300 Türkçe yiv biçimi Bulgarcaya iva olarak geçmiştir BER 4 3 )

( FLUTING, GROOVE )

( CANNELURE )

( KANNELIERUNG )


- TERKİP | BİLEŞME ile/||/<> BİLEŞMEK

( İki ya da daha çok sayıda atom molekül ya da özdeğin kimyasal tepkimeyle bir araya gelerek yeni bir özdek oluşturması kimya )

( COMBINATION | ASSOCIATION )

( COMBINATION | COMPOSER (SE-) | ASSOCIATION )

( VERBINDUNG | ASSOZIATION )

( CUM, JUGERE )

( COMBINAZIONE )

( ΣΎΝΘΕΣΗ / σύνθεση )


- TERKİP | BİLEŞME ile/||/<> BİRLEŞME

( İki ya da daha çok sayıda atom, molekül ya da özdeğin kimyasal tepkimeyle bir araya gelerek yeni bir özdek oluşturması. @@ (kimya) )

( COMBINATION | ASSOCIATION~ASSOCIATION | AMALGAMATION | CONJUGATION | FUSION, MERGING, AMALGAMATION | MERGER, AMALGAMATION, ABSORBATION, FUSION | CONJUNCTION )

( COMBINATION | COMPOSER (SE-) | ASSOCIATION~ASSOCIATION | REGROUPEMENT DES COMMUNES, REMEMBEMENT DES COMMUNES) | COMBINAISON | CONJUGAISON | SYZYGIE | UNION | UNIR | FUSIONNEMENT )

( CUM, JUGERE~CUM,JUGERE | CUM: BERABER; JUGARE: BOYUNDURUK TAKMAK )

( VERBINDUNG | ASSOZIATION~ASSOZIATION | CONJUGATION | KONJUGATION )

( COMBINAZIONE~UNIONE )

( ΣΎΝΘΕΣΗ / σύνθεση~ΈΝΩΣΗ / ένωση )


- TERKİP | SENTEZ | TERKİP, SENTEZ | TERKÎB | YAPIM | BİREŞİM | SENTEZ ile/||/<> SENTEZ ile/||/<> BİREŞİM

( bireşim kimya syntithenai beraber koymak Basit yapılı moleküllerden karmaşık yapılı maddelerin elde edilmesi bireşim Gesamtkunstwerk Verilerin bir bütünlük ortaya çıkaracak biçimde birleşmesi 1 Ayrı ayrı düşünce ve duyum öğelerinin birleşip bir bütün oluşturması 2 Türlü bulgu ve görüşlerin genel bir düşünceye varmak amacıyla karşılaştırılıp değerlendirilmesinden sonra birleştirilmesi işlemi 3 Sözcük bölüklerinin bir araya getirilerek okunması Bir bileşiği öğelerinden ya da daha yalın yapıdaki bileşiklerden elde etmeye yarayan tepkime ya da tepkimeler dizisi Birden çok öğenin bağımsızlığını yitirerek yeni bir bileşim oluşturan birliği ya da birden çok öğeyi bireştirme işlemi kimya 1 Yalın özdekleri bir araya getirerek bileşik özdekler oluşturma işlemi 2 Bu işlemin sonucunda ortaya çılkan bütün 1 Bir çokluğu birlik içinde toplama birleştirme a Çeşitli öğeleri bir araya getirme bir bütün içinde birleştirme b Bu birleştirmenin sonucu Karşıtı çözümleme 2 Yöntem olarak Tümdengelim yöntemi Yalından karmaşık olana tümelden tikele zorunludan olasılıya ilkeden onun uygulanmasına genel yasadan bireysel duruma nedenden etkiye öncülden varılan sonuca giden düşünme biçimi çıkarımsal usavurma 3 Eytişimsel süreçte üçüncü evre Savkarşısav karşıtlığının daha yüksek bir bütünde ortadan kaldırılması eytişimsel bireşim eytişim 3 İstenen bir kimyasal özdeğe daha olağan ayıraçlardan başlayarak birkaç kimyasal adım sonunda erişme işlemi Bir birleşiği öğelerinden ya da daha yalın yapıdaki birleşiklerden elde etmeye yarayan tepkileşim ya da tepkileşimler dizisi )

( SYNTHESIS )

( SYNTHÈSE )

( SYNTHESE )


- TERKİP | TAMLAMA ile/||/<> TAMLAMA

( Derleme takım Bir adın anlamının tam belirtilmesi için bir başka addan adıldan ya da sıfattan yardım görmesi Evin kapısı sokak kedisi demir köprü bankanın açılış töreninin ertelenmesi senin evin onun evi bizim evimiz kendi evin beyaz ev karlı dağlar vb İsim ve Sıfat Takımı Bir adın anlamının tam olarak belirlenebilmesi için o adın tamlayan görevindeki bir ad ya da ad soylu sıfat zamir gibi başka bir kelime ile tamamlanması bir tamlayanla bir tamlananın oluşturduğu kelime grubu İçeriye berrak kış günü ışığı yol bulmuş bir su gibi aktı S F Abasıyanık Bütün Eserleri Şeytan Minaresi s 106 Anaların anası anaların anası senin gibi var mı ki Yaşar Kemal Ortadirek s 273 Aptallığın üniforma giymesi de ne tuhaf Kemal Tahir Esir Şehrin İnsanları s 221 Birkaç bin kişilik büyücek bir çete çarpışmasını siz zafer mi sayıyorsunuz Kemal Tahir göst e s 334 Yolcu için gecenin karanlığı şimşeğin bir lahzalık aydınlığından sonra daha tahammül edilmez olur S Ayverdi Yusufcuk s 10 Gidenin yerine benzerini getirmek gayreti işte insanların tesellisi dir S Ayverdi göst e s 51 vb )

( DETERMINATIVE GROUP | DETERMINATED | DETERMINING, DETERMINATIVE )

( GROUPE DÉTERMINATIF | GROUPE DÉTERMINATIF, SYNTAGME DÉTERMINATIF | DÉTERMINÉ | DÉTERMINANT, DÉTERMINATIF )

( DETERMINATIVE GRUPPE, DETERMINATIVE WORTFÜGE | ZUSAMMENSETZUNG, KOMPOSITIUM | BESTIMMT | BESTIMMEND, DETERMINATIV )

( SINTAGMA )

( ΠΡΟΣΔΙΟΡΙΣΤΙΚΉ ΦΡΆΣΗ / προσδιοριστική φράση )


- TERKİP | TAMLAMA ile/||/<> TAMLANAN ile/||/<> TAMLAYAN

( (Derleme., takım) Bir adın anlamının tam belirtilmesi için, bir başka addan, adıldan ya da sıfattan yardım görmesi: Evin kapısı, sokak kedisi, demir köprü, bankanın açılış töreninin ertelenmesi, senin evin, onun evi, bizim evimiz, kendi evin, beyaz ev, karlı dağlar vb. @@ bk. İsim ve Sıfat Takımı. @@ Bir adın anlamının tam olarak belirlenebilmesi için, o adın tamlayan görevindeki bir ad ya da ad soylu sıfat, zamir gibi başka bir kelime ile tamamlanması; bir tamlayanla bir tamlananın oluşturduğu kelime grubu: İçeriye berrak kış günü ışığı, yol bulmuş bir su gibi aktı (S. F. Abasıyanık, Bütün Eserleri: Şeytan Minaresi, s. 106). Anaların anası, anaların anası senin gibi var mı ki? (Yaşar Kemal, Ortadirek s. 273). Aptallığın üniforma giymesi de ne tuhaf? (Kemal Tahir, Esir Şehrin İnsanları, s. 221). Birkaç bin kişilik, büyücek bir çete çarpışmasını siz zafer mi sayıyorsunuz? (Kemal Tahir, göst. e., s.334). || Yolcu için gecenin karanlığı şimşeğin bir lahzalık aydınlığından sonra daha tahammül edilmez olur (S. Ayverdi, Yusufcuk, s. 10). Gidenin yerine benzerini getirmek gayreti, işte insanların tesellisi dir. (S. Ayverdi. göst. e., s. 51) vb. )

( DETERMINATIVE GROUP | DETERMINATED | DETERMINING, DETERMINATIVE~DETERMINATED~DETERMINING, DETERMINATIVE | DETERMINANT )

( GROUPE DÉTERMINATIF | GROUPE DÉTERMINATIF, SYNTAGME DÉTERMINATIF | DÉTERMINÉ | DÉTERMINANT, DÉTERMINATIF~DÉTERMINÉ~DÉTERMINANT, DÉTERMINATIF | DÉTERMINANT )

( DETERMINATIVE GRUPPE, DETERMINATIVE WORTFÜGE | ZUSAMMENSETZUNG, KOMPOSITIUM | BESTIMMT | BESTIMMEND, DETERMINATIV~BESTIMMT | GRUNDWORT, DETERMINAT~BESTIMMEND, DETERMINATIV | DETERMINANTE, BESTIMMUNGSWORT )

( SINTAGMA~DETERMINATO~DETERMINANTE )

( ΠΡΟΣΔΙΟΡΙΣΤΙΚΉ ΦΡΆΣΗ / προσδιοριστική φράση~ΠΡΟΣΔΙΟΡΙΖΌΜΕΝΟ / προσδιοριζόμενο~ΠΡΟΣΔΙΟΡΊΖΟΝ / προσδιορίζον )


- TERKİP[Osm.] / SYNTHESIS, SYNTHESIZE, COMPOSITION[İng.] / COMPOSITION, SYNTHÉSE[Fr.] / SYNTHESE, SYNTHESIEREN, ZUSAMMENSETZUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= BİLEŞİM, SENTEZ/LEMEK


- TERKOVA | LÂDES KEMİĞİ ile/||/<> LADES KEMİĞİ

( (biyoloji) )

( FURCULA~FURCULA )

( CLAVICULES~FOURCHETTE )

( FURCULA~FURCULA )

( GABELBEIN~GABELBEIN )

( FORCELLA~FORCELLA )

( ΔΙΧΆΛΑ / διχάλα~ΔΙΧΆΛΑ / διχάλα )


- TERKOVA ile/||/<> CLAVICULES[Fr.] ile/||/<> LÂDES KEMİĞİ

( biyoloji )

( FURCULA )

( CLAVICULES )

( GABELBEIN )

( FURCULA )

( FORCELLA )

( ΔΙΧΆΛΑ / διχάλα )


- TERLEME ile/||/<> TERLEME

( botanik Isıl işlem gören bir parçanın aşırı ısıtmadan ötürü bölgesel olarak eriyerek sıvı metal salması olayı Pastırmalık etlerin güneşte kurutulması sırasında yüzeydeki yağların kısmen eriyerek yağ damlacıkları oluşturması durumu )

( SWEATING | HLK. )

( TRANSPIRATION | RESSUAGE )

( SCHWITZEN )


- TERLİKSİ HAYVAN ile/||/<> TERLİKSİ HAYVAN

( Bir hücrelilerden Protozoa kirpikliler Ciliata sınıfının tüm kirpikliler Holotricha takımından iki kontraktil kofulu ve iki çekirdeği bulunan tatlı sularda serbest yaşayan Paramecium caudatum türü iyi bilinen bir cins Bir hücrelilerden Protozoa kirpikliler Ciliata sınıfının tüm kirpikliler Holotricha takımından iki kontraktil kofulu ve iki çekirdeği bulunan tatlı sularda serbest yaşayan bir cins )

( PARAMECIUM )

( PARAMÉCIE )

( PARAMECIUM )

( PARAMECIUM )


- TERMAL[Fr.] ile/değil/yerine/= KAPLICA


- TERMİK, TERMAL | ISIL ile/||/<> ISIL

( Isı ve sıcaklıkla ilgili olay süreç ve tepkimelerin genel niteliği fizik kimya Isıyla ilgili ısıya değgin 1 Isıyla ilgili 2Olağan sıcaklıklardaki kT ölçüsünde ısı nicelikleriyle ilgili Isı ile ilişkili ısıya değgin fizik )

( THERMAL, CALORIFIC | THERMAL, CALORIC | THERMAL )

( THERMIQUE, CALORIQUE | THERMIQUE | CALORIFIQUE )

( THERMISCH | THERMISCH, KALORISCH )


- TERMİK[Fr.] ile/değil/yerine/= ISIL

( Isıl. | Isının üretilmesini, iletilmesini ve kullanılmasını inceleyen fizik dalı. )


- TERMİK/THERMİQUE[Fr. < THERMIQUE] ile/||/<> TERMODİNAMİK/THERMODYNAMİQUE[Fr. < THERMODYNAMIQUE]

( termik santral ısıl Isının üretilmesini iletilmesini ve kullanılmasını inceleyen fizik dalı )


- TERMİNAL[Fr. < TERMINAL] ile/değil/yerine/=/||/<> TERMİNAL

( terminal dönem Otobüs uçak vb taşıtların yolcularını ilk aldığı ya da son bıraktığı yer Bir veri iletişim ortamında veri giriş çıkışını sağlayan donanım birimi )


- TERMİNAL[Fr./İng.] ile TERMİNAL[Fr./İng.]

( Otobüs, uçak vb. taşıtların yolcularını ilk aldığı ya da son bıraktığı yer. İLE Bir veri iletişim ortamında, veri giriş çıkışını sağlayan donanım birimi ya da donanım birimleri topluluğu. )


- TERMINAL[İng.] / TERMINAL[Fr.] / ENDPUNKT[Alm.] ile/değil/yerine/= BAĞLANTI UCU, TERMİNAL


- TERMİNOLOGİQUE[Fr. < TERMINOLOGIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> TERMİNOLOJİK

( Terimler dizgesi ile ilgili )


- TERMİNOLOJİ[Fr. < TERMINOLOGIE] ile/değil/yerine/=/||/<> TERİMLER DİZGESİ | TERİM BİLİMİ

( terimler dizgesi terim bilimi )


- TERMISTOR / THERMAL RESISTOR[İng.] / RÉSISTANCE THERMIQUE, THERMISTANCE[Fr.] / THERMISCHER WIDERSTAND, WÄRMEWIDERSTAND[Alm.] ile/değil/yerine/= ISIL DİRENÇ


- TERMİT[Fr. < TERMITE] ile/değil/yerine/=/||/<> AKKARINCA


- TERMİT ile/||/<> WHITE ANT[İng.] ile/||/<> FOURMI BLANCHE[Fr.] ile/||/<> WEISSE AMEISE[Alm.] ile/||/<> AKKARINCA

( akkarınca İnce toz alüminyum ile demir ve öteki metal oksitlerinin büyük ısı salan karışımları Sıcak ya da ılıman ülkelerde yaşayan akkarıncalar takımına bağlı canavar böceklerin genel adı ağaç kemiren karınca divik termit )

( THERMITE )

( THERMITE | TERMITE )

( THERMIT )


- TERMİTLER ile/||/<> TERMİTLER

( karşılık beyazkarıncalar İsoptera isos eş pteryx kanat Eklembacaklı hayvanlardan böcekler İnsecta sınıfının kanatlılar Pterygota altsınıfının bir takımı Vücutları yumuşaktır Ağız parçaları çiğneyici tiptir Ön ve ard kanatları aynı büyüklüktedir Yarıbaşkalaşma gösterirler Sosyeye yaparlar Sosyetede üreme yeteneğinde olan bir erkek bir dişi kraliçe den başka üreme yeteneğinde olmayan birçok dişi ve erkekler er ve işçi bulunur Sarıboyunlu termit Colotermes cinsi iyi bilinir zooloji Eklem bacaklı hayvanlardan böcekler Insecta sınıfının kanatlılar Pterygota alt sınıfından vücutları yumuşak ağız parçaları çiğneyici tipte ön ve art kanatları aynı büyüklükte olan yarı başkalaşım gösteren sosyete yapan ve sosyetede üreme yeteneğinde olan bir erkek ve bir dişiden kraliçe başka üreme yeteneğinde olmayan birçok dişi ve erkekler er ve işçi bulunan bir takım Sarı boyunlu termit Colotermes cinsi iyi bilinir Beyaz karıncalar Eklem bacaklı hayvanlardan böcekler Insecta sınıfının kanatlılar Pterygota alt sınıfından vücutları yumuşak ağız parçaları çiğneyici tipte olan bir takım )

( WHITE-ANTS | WHITE ANTS )

( TERMITES | ISOPTÈRES )

( TERMITEN )

( ISOPTERA )


- TERMOGRAF[Fr. < THERMOGRAPHE] ile/değil/yerine/=/||/<> SICAKLIKYAZAR


- TERMOKİMYA[Fr. < THERMO + AR. < KIMYÂ] ile/||/<> ASIL KİMYA

( asıl kimya )

( THERMO )


- TERMOLECULAR, TRIMOLECULAR REACTION[İng.] / TRIMOLÉCULARIE[Fr.] ile/değil/yerine/= TERMOLEKÜLER, TRİMOLEKÜLER TEPKİME


- TERMOMETRE | SICAKLIKÖLÇER ile/||/<> SICAKLIKÖLÇER

( Isı alıp veren bir dizgeye değdirildiğinde oylum direnç gibi özelliklerinin yalnız birini değişitirerek dizgenin sıcaklığını saptamaya yarayan gereç Sıcaklığı ölçmek için kullanılan aygıt )

( THERMOMETER | TEMPERATURE MEASUREMENT DEVICE )

( THERMOMÈTRE )

( THERMOMETER )


- TERMOMETRE[Fr. < THERMOMÈTRE] ile/değil/yerine/=/||/<> SICAKLIKÖLÇER


- TERMOS[Fr.] ile TERMOSTAT[Fr.]

( Yalıtım maddesiyle kaplı metal bir kılıf içine yerleştirilen, aralarında hava boşluğu bulunan çift çeperli cam şişeden oluşan, içine konan sıvının ısısını uzun süre koruyan kap. İLE Isıdenetir. )


- TERMOSFER[Fr. < THERMOSPHÈRE] ile/değil/yerine/=/||/<> ISI YUVARI


- TERMOSTAT[Fr. < THERMOSTAT] ile/değil/yerine/=/||/<> ISIDENETİR


- TERMOSTAT[Fr.]/THERMOSTATE[İng.] ile/değil/yerine/= ISIDENETİR/SICAKLIKDENETİR


- TERMOSTAT ile/||/<> THERMOSTAT[İng.] ile/||/<> THERMOSTAT[Fr.] ile/||/<> ISIDENETİR

( döşem Bir yer ya da nesnenin ısısını kendiliğinden düzenleyen bir derecede olmasını sağlayan aygıt )

( THERMOSTAT )

( THERMOSTAT )


- TERMOTERAPİ[Fr. < THERMOTHÉRAPIE] ile/değil/yerine/=/||/<> ISI TEDAVİSİ


- TERÖR/İST/İZM[Fr./İng.]/!TEDHİŞ/Çİ[Ar.] ile/değil/yerine/= !YILDIRI/CI/LIK


- TERÖRİST/TERRORİSTE[Fr. < TERRORISTE] ile/||/<> TERÖRİZM/TERRORİSME[Fr. < TERRORISME] ile/||/<> TERÖR/TERREUR[Fr. < TERREUR]

( Bir siyasi davayı zorla kabul ettirmek için karşı tarafa korku salacak cana ya da mala kıyacak davranışlarda bulunan kimse yıldırıcı yıldırmacı terörcü tedhişçi Yıldıran kimse ya da şey )


- TERPENES[İng.] / TERPÈNE[Fr.] / TERPENE[Alm.] ile/değil/yerine/= TERPENLER


- TERRAIN[Fr.] ile/||/<> YEREY | ARAZİ[Ar. < ARÂZİ]

( yerey jeoloji )


- TERRASSE[Fr. < TERRASSE] ile/değil/yerine/=/||/<> TERAS

( Apartmanlarda ya da evlerde en üst katın üç tarafı ve üstü açık olan bölümü ayazlık taraça seki I )


- TERRASSE[Fr.] ile/||/<> TARAÇA[İt. < TERRAZZA]

( coğrafya İtal terràzza düz dam üstü taraça )

( TERRASSE )

( TERRAZZA | TERRÀZZA )


- TERREUR[Fr. < TERREUR] ile/değil/yerine/=/||/<> TERÖR

( trafik terörü Karşı tarafa korku salma cana kıyma malı yakıp yıkma yıldırı tedhiş )


- TERRORİSME[Fr. < TERRORISME] ile/değil/yerine/=/||/<> TERÖRİZM

( Bir siyasi davayı zorla kabul ettirmek için karşı tarafa korku salacak cana ya da mala kıyacak davranışlarda bulunma yıldırıcılık yıldırmacılık terörcülük tedhişçilik )


- TERRORİSTE[Fr. < TERRORISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> TERÖRİST

( Bir siyasi davayı zorla kabul ettirmek için karşı tarafa korku salacak cana ya da mala kıyacak davranışlarda bulunan kimse yıldırıcı yıldırmacı terörcü tedhişçi Yıldıran kimse ya da şey )


- TERS ile/||/<> TERS

( Bir a sayısı için 1 a sayısı kesirlerde evrik dönüşümde )

( RECIPROCAL | INVERSE | REVERSE )

( RÉCIPROQUE )

( REZIPROKE )

( RECIPROCUS )


- TERSANE ile/||/<> TERSANE[İt. < TERSANA]

( coğrafya Yük ve yolcu gemilerin yapım bakım ve onarımı için dalgakıranla durgun su sağlanmış yüzer havuzlu teknik ve sosyal altyapısı yönetim bakım onarım ve depolama birimleri de bulunan kıyı yapıları İtalyanca ECeneviz tersaná yoluyla Arapça dār ṣināᶜadan dār eṣṣināᶜa alınmıştır Arapların tersaneye verdikleri bu ad yalnız Akdeniz dillerinde ortak bir ad olmakla kalmamış uluslararası alanda da tersane olarak değer kazanmıştır Batı Akdeniz dillerinde arsaná darsana darasana ve tarsana olarak kullanılır Bu sonuncu biçim başında t ile Türkçeye de geçmiştir 1303te yapılan bir anlaşmada Haliçte vetus tersanadan söz edilir Buna göre tli biçimin Türkçede oluşmadığı ve bu biçimin Batı Akdeniz dillerine Türkçeden geçmediği anlaşılıyor Bu biçim ilk olarak İspanyolca ve Eski Fransızcada tarsenal geçer Bu biçimin atarazana İtalyadan yayıldığına İtalyanca verilerin çokluğu tanıktır Arapça dnin Güney İtalyada kolaylıkla tye çevrildiği göz önüne alınırsa bu biçimin de bu çevreden çıktığı ve doğu ve batı dillerine Ceneviz Genova yoluyla geçtiği anlaşılır taracena tercena atarazana Prov tercenale tarsenal tercenal tersenal İtal Ceneviz tersaná tarsanā R ταρσανάς Türkçe tersane biçiminin oluşmasında Türkçe Farsça h ane ev sözünün baskısından söz edilebilir Arapça ve Rumca biçimlerin doğrudan doğruya Türkçeden alındığı açıktır Littmann Tschudi Arm 115 77 Türkçede tersane yanında tersahane biçimi de kullanılır Bu biçimin oluşmasında Farsça tarsā Hristiyan biçiminin rol oynadığı anlaşılıyor Tersanede Hristiyan tutsakların çalıştıklarını biliyoruz )

( TARSANĀ )

( DOCKYARD )

( ARSENAL | TARSENAL )

( ATARAZANA )

( TERSANA )


- TERSİB ETMEK | ÇÖKELTME ile/||/<> ÇÖKELTME ile/||/<> ÇÖKELTMEK ile/||/<> ÇÖKTÜRME

( çöktürme Bir çözeltiye belirli bir ayıraç katarak çözünmeyip dibe çöken yeni bir bileşik elde etme kimya Katı parçacıkların elektrik yüklerini yansızlaştırarak birikimlerini sağladıktan sonra radyoaktif çamurdan ayırma işlemi Kimyasal tepkimeler ya da fiziksel süreçlerle belirli bileşikleri özdekleri çöktürme olayı Bir karışımda bulunan maddelerin çöktürülerek ayırt edilmesi )

( PRECIPITATION | FLOCCULATION / FLOKÜLASYON )

( PRÉCIPITATION | PRÉCIPITER | FLOCULATION )

( NIEDERSCHLAGEN | AUSFLOCKUNG )


- TERSİP | ÇÖKTÜRME ile/||/<> ÇÖKTÜRME

( Kimyasal tepkimeler ya da fiziksel süreçlerle belirli bileşikleri özdekleri çöktürme olayı Bir karışımda bulunan maddelerin çöktürülerek ayırt edilmesi )

( PRECIPITATION | SEDIMENTATION )

( PRÉCIPITATION )

( FÄLLUNG )


- TERSİYER[Fr. < TERTIAIRE] ile/değil/yerine/=/||/<> ÜÇÜNCÜL


- TERTIARY[İng.] ile/||/<> TERTIAIRE[Fr.] ile/||/<> TERTIUS: ÜÇÜNCÜ[Lat.] ile/||/<> TERTIÄR[Alm.] ile/||/<> TERSİYER

( İki milyon yıl öncesine kadar 65 milyon yıl civarında devam eden Üçüncü Jeolojik Devir )

( TERTIARY )

( TERTIAIRE )

( TERTIÄR )

( TERTIUS: ÜÇÜNCÜ )


- TERTİB | ORDİNAT ile/||/<> ORDINAT[İng. < ORDINATE]

( matematik Düzlemde ya da uzayda bir P noktasının Ox Oy ya da Ox Oy Oz kartezyen koordinat sistemindeki ikinci bileşeni olan sayı )

( ORDINATE )

( ORDONNÉE )

( ORDINATE )


- TERTİP | DÜZENLEYİŞ ile/||/<> DÜZENLEYİŞ

( Bir yapıtta buluşları görüşleri biribirini güçlendirecek düzende sıralayış Bir edebiyat eserinde ya da bir söylevde buluşlara verilen düzen Buluş ve Deyileme )

( DISPOSITION )


- TERTİP, TANZİM ile/||/<> COORDINATION[İng.] ile/||/<> COORDINATION[Fr.] ile/||/<> KOORDINATION[Alm.] ile/||/<> DÜZENLEŞİM ile/||/<> COORDINATES[İng.] ile/||/<> COORDONNÉ[Fr.] ile/||/<> KOORDINATEN[Alm.] ile/||/<> DÜZENLEŞİK

( 1 Aynı sıradaki nesne ya da kavramların birbiri yanında oluşu eşdüzende oluşu 2 Bir sınıflamada aynı sırada bulunan iki ya da daha çok kavramın bir cinsin iki türünün bağıntısı düzenleşik Bir sınıflamada aynı düzen ve aynı sırada bulunan bir kavramın aynı biçimde aynı sırada altına konan kavramlar Ör Alman ve Fransız kavramları aynı biçimde Avrupalı kavramının altına konmakla düzenleşiktirler )

( COORDINATION )

( COORDINATION )

( KOORDINATION )


- TERTİPLİ CÜMLE ile/||/<> COORDINATE SENTENCE[İng.] ile/||/<> PROPOSITION COORDONNÉE[Fr.] ile/||/<> KOORDINIERTER SATZ, BEIGEORDNETER SATZ[Alm.] ile/||/<> SIRALI TÜMCE | BAĞIMLI SIRALI TÜMCE, BAĞIMSIZ SIRALI TÜMCE

( Derleme atıflı cümle bağlı cümle Anlam yakınlığıyle bağlanmış tümceler Sazının üstüne saz yok sözünün üstüne söz yok Anası gözyaşı dökmüş babası boynuna sarılmış yarenleri yolunu kesmiş onu döndürememişlerdi Gökten mi indi yerden mi bitti yetişiverdi Baharım baharımsın ilk aşkım aşkımsın son ümidimsin benim vb bağımlı sıralı tümce ve bağımsız sıralı tümce )

( COORDINATE SENTENCE )

( PROPOSITION COORDONNÉE )

( KOORDINIERTER SATZ, BEIGEORDNETER SATZ )