- BUHÛ'[Ar.] ile BUHÛH[Ar.]
( Alçakgönüllülükle hakkını isteme. İLE Ses kısıklığı. )
- BUNCH :/yerine DESTE
- BURDIGALIAN EPOCH[İng.] değil/yerine/= BURDİGALİYAN EPOKU
( Günümüzden 20.430.000 ile 15.970.000 yıl öncesi arasını kapsayan jeolojik zaman dilimidir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. >
evrimagaci.org/sozluk ] )
- BY vs. WITH
- CÂDDE[Ar.] ile CADDE[Ar.]/ŞÂH-RÂH[Ar.]
( İLE )
- ÇADIR ile ÇADIRCI/LIK ile ÇADIRLI ile ÇADIR BEZİ ile ÇADIR KENT ile ÇADIR ÇATI ile ÇADIR DEVLET ile ÇADIR DİREĞİ ile ÇADIR ÇANAĞI ile ÇADIR ÇİÇEĞİ ile ÇADIR AĞIRŞAĞI ile ÇADIR TİYATROSU ile ÇADIRLI ORDUGAH
- ÇAĞDAŞ = CONTEMPORARY[İng.] = CONTEMPORAIN[Fr.] = ZEITGENÖSSISCH[Alm.] = CONTEMPORANEO[İt.] = CONTEMPORÁNEO[İsp.]
- CALLOVIAN EPOCH[İng.] değil/yerine/= KALLOVYAN EPOKU
( Günümüzden 166.100.000 ile 163.500.000 yıl öncesi arasını kapsayan jeolojik zaman dilimi.
[ açıklamaların devamı için... bkz. >
evrimagaci.org/sozluk ] )
- CÂMİ'[Ar.] ile CÂMİH[Ar.]
( ... İLE Başı sert hayvan. )
- CAMPANIAN EPOCH[İng.] değil/yerine/= KAMPANYAN EPOKU
( Günümüzden 83.600.000 ile 72.100.000 yıl öncesi arasını kapsayan jeolojik zaman dilimi.
[ açıklamaların devamı için... bkz. >
evrimagaci.org/sozluk ] )
- CAN = TİRİM = PSYCHY[İng.] = ÂME[Fr.] = ANIMA, VITA[Lat., İt.] = LEBENSHAUCH, DAS BELEBENDE[Alm.] = TO PNEUMA, HO ZÕN[Yun.] = ALMA[İsp.] = ZIEL[Fel.] = SJÆL, İLDSJÆL[Dan.] = DUH[Rus.]
- CANLI OLAN = ÂLÎ[Fars.] = 'UZVİYYE[Ar.] = ORGANIC[İng.] = ORGANIQUE[Fr.] = ANIMALIS[Lat.] = BELEBT, ORGANISCH[Alm.] = ORGANA EKHÕN, EMPSÜKHOS[Yun.] = ORGANICO[İt., İsp.] = ORGANISCH[Fel.] = ORGANISK[Dan.]
- CAPITANIAN EPOCH[İng.] değil/yerine/= KAPİTANYAN EPOKU
( Günümüzden yaklaşık olarak 265.100.000 ile 259.900.000 yıl öncesi arasını kapsayan jeolojik zaman dilimi. Bu zaman aralığı, çok önemli değişimler göstermemekle birlikte, farklı kaynaklarda biraz daha farklı olarak verilebilir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. >
evrimagaci.org/sozluk ] )
- CARNIAN EPOCH[İng.] değil/yerine/= KARNİYAN EPOKU
( Günümüzden 235.000.000 ile 228.000.000 yıl öncesi arasını kapsayan jeolojik zaman dilimi.
[ açıklamaların devamı için... bkz. >
evrimagaci.org/sozluk ] )
- CASH :/yerine NAKİT
- CATCH :/yerine YAKALAMAK
- CEBE[< Fars.] değil/yerine/= ZIRH, SİLAH
- ÇEH[Fars.] ile ÇEH[Fars.]
( Kılıç ve hançer gibi şeylerin kını/kılıfı. İLE Kuyu. )
- TENSILE STRENGTH[İng.] ile/değil/yerine/= ÇEKİLEBİLME
- TENSILE TEST[İng.] / ESSAI DE TRACTION[Fr.] / ZUGVERSUCH[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇEKME DENEYİ
- ÇELİŞME/ÇELİŞKİ = TENAKUZ = CONTRADICTION[İng., Fr.] = WIDERSPRUCH[Alm.] = CONTRADICTIO[Lat.] = CONTRADECIR[İsp.]
- CEMÂH[Ar.] ile CENÂH[Ar.]
( Atın baş sertliği, harınlık. İLE Kanat, kuş kanadı. | Kol, pazı. | Yan, kol. | Âhiret. )
- CEMÂLULLAH
( İNSANIN YÜZÜ, ALLAH'IN İNSANA VERDİĞİ KİTABIN ÖN SAYFASI, YANİ FATİHA'SI )
- CENÂH ile/||/<> CENÂB ile/||/<> ZIMN
( Yan taraf. İLE/||/<> Evin yan tarafı, avlu (hürmet bildirilen sıfat olarak da kullanılır). İLE/||/<> İç taraf. )
- CENAH ile/||/<> CEPHE ile/||/<> MİLNE HATTI
( Savaş düzenindeki ordunun merkeze göre iki yanından her biri. İLE/||/<> Üzerinde savaşın sürdüğü bölge. İLE/||/<> İzmir'in işgalinden sonraki ilk Yunan ilerlemesinde fiilen kurulan Yunan duraklama cephesi.[Ayvalık Kozluca'nın kuzeyinde, Soma, Akhisar, batısından Ödemiş ve Aydın'ın doğusundan geçerek Büyük Menderes Irmağı boyunca uzanan çizgi] )
- CENÂH ile VECHE[aslı VİCHE]
( Kanat, kuş kanadı. | Kol, pazı. | Yan, kol. | Âhiret. İLE Yüz. | Yan, taraf, semt. )
- CENOMANIAN EPOCH[İng.] değil/yerine/= SENOMANYAN EPOKU
( Günümüzden 100.500.000 ile 93.900.000 yıl öncesi arasını kapsayan jeolojik zaman dilimidir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. >
evrimagaci.org/sozluk ] )
- CER ile CERH ile CER HOCASI
- ÇERH[Fars. < ÇARH/ÇERYH]/FELEK[Ar.] değil/yerine/= ÇARK
- CERH[Ar.] ile KESB[Ar.]
- CERRAH ile/ve CERRAH/Î
- CEVÂRÎ[Ar.] ile CEVÂRİH/CÂRİHA[Ar. < CERH]
( Hizmetçi kızlar, halayıklar. İLE Yırtıcı kuş ya da hayvanlar. )
- CHURCH :/yerine KİLİSE
- CİDDİ/BÜYÜK HATA ile PİŞMANLIK DUYULACAK EYLEM/HATA/OLGU
( Tekrar edilmedikçe, hiçbir şey hata değildir. )
( Hatanızı keşfedin ve korkudan kurtulun. )
( Zarif bir gerileme, kişinin gururunu hiç zedelemezken, pişmanlığın yol açtığı gerileme hem çevresinde hem de ruhunda derin zararlarla sonuçlanır. )
( BATÂNET[Ar.]: Büyük karınlılık. | Çok yiyicilik, oburluk. )
( BEL'AM[Ar.]: Terbiyesiz, açgözlü, pisboğaz, obur. )
( 7 büyük hata/günah: Açgözlülük | Kıskançlık | Oburluk | Şehvet | Gurur | Tembellik | Öfke )
( İlkesiz Siyaset | Emeksiz Zenginlik | Vicdansız Haz | Niteliksiz Bilgi | Ahlâksız Ticaret | İnsaniyetsiz Bilim | Özverisiz İbâdet )
( 7 deadly sins: Covetousness | Envy | Gluttony | Lechery, Lust | Pride | Sloth | Wrath
Politics without Principal | Wealth without Work | Pleasure without Conscience | Knowledge without Character | Science without Humanity | Worship without Sacrifice
Nothing is a mistake unless repeated.
Discover your mistake and be free of fear. )
- AVALANCHE BREAKDOWN[İng.] / INTERRUPTION DE L'AVALANCHE[Fr.] / AVALANCHE-BRECHEN, LAWINENDURCHBRUCH[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇIĞ KESİLMESİ/KIRILMASI
- CİHAN ile CİHANŞAH ile CİHANŞİR
- CİHET ile/ve VECH[Ar. çoğ. VÜCÛH]
- CİLTTE:
YEK-ŞAH ile/ve/||/<> YAZMA ile/ve/||/<> GÖMME(ŞEMSE)[SOĞUK ve MÜLEMMÂ] ile/ve/||/<> CİHAR ile/ve/||/<> EBRU ile/ve/||/<> ZER-DUA ile/ve/||/<> SİM-DÜZ ile/ve/||/<> LAKE ile/ve/||/<> ZİLBAHAR[BAKLAVA] ile/ve/||/<> MEMLÛK(KAHVERENGİ) ile/ve/||/<> SELÇUK
- CİMÂ'[Ar.] ile CİMÂH[Ar.] ile CİMA[İt.]/ÇIMA(/ÇIMACI)
( Birleşme. [insanda] İLE Atın sert başlı olması. İLE Gemiyi iskeleye bağlamak için kullanılan halat. | Halat ucu. (Vapur iskelelerinde halat/çıma uzatan ya da tutan işçi.) )
- ÇİMLENME DEVRESİ = MEVSİM-İ İFRÂH = PÉRIODE DE GERMINATION
- ÇİMLENME, ŞEKİLLENME = İFRÂH = GERMINATION
- CİNS[Ar.] ile VECH[Ar.]
- ÇITA ile ÇİTA[İng. < CHEETAH]
( Düzgün biçilmiş uzun ve ensiz tahta. @@ Kedigillerden ve en hızlı koşan hayvan. )
- ÇİVİ/MIH[Fars.] ile KARFİÇE[Yun.]
( İki şeyi birbirine tutturmak, bir nesneyi bir yere sabitlemek için çakılan, ucu sivri, başlı, metal ya da ağaçtan yapılmış ufak çubuk. | Kalkan balığının üzerindeki düğmeye benzer kemiksi oluşum. İLE Orta boy demir çivi. )
- ÇİZGİ[Osm.] / STRICH[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇİZGİ
- CLOCK vs. WATCH
- CLOSENESS vs. WARMTH
- COACH :/yerine ANTRENÖR
- ZUSAMMENBRUCH[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇÖKME
- CÖMERT/BONKÖR/AHİ/SEMİH değil/yerine/= ELİAÇIK/AKI/ELİBOL/GÖNLÜBOL/SELEK
- COMMENT vs. APPROACH
- COMMONWEALTH ile COMMONWEALTH
( İngiliz Uluslar Topluluğu. İLE Ortak rızayla oluşturulmuş siyasi topluluk. )
- COMPARE TO vs. COMPARE WITH
- COMPLETE vs. FINISH
- COMPTON WAVELENGTH[İng.] / LONGUEUR D'ONDE DE COMPTON[Fr.] / COMPTON-WELLENL+A893NGE[Alm.] ile/değil/yerine/= COMPTON DALGA BOYU
- CONCERNED ABOUT vs. CONCERNED WITH
- CONTINUAL vs. MUCH
- COUCH :/yerine KANEPE
- COUDÉ-SPEKTOGRAPH[Alm.] ile/değil/yerine/= COUDÉ SPEKTOGRAFİ
- COUDÉ SPECTROGRAPH[İng.] / SPECTROGRAPHE COUDÉ[Fr.] ile/değil/yerine/= COUDÉ TAYFÇEKERİ
- COUNTER :/yerine SAYAÇ, TEZGAH
- KABİLİ İNHİLAL[Osm.] / LÖSLICH[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇÖZÜNEBİLİR
- SOLUBLE STARCH[İng.] / LÖSLICHE STÄRKE[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇÖZÜNÜR NİŞASTA
- CRASH :/yerine ÇARPIŞMAK
- CUİŞ"[< JEWISH] ile/değil ÇAVUŞ
- CUMA AKŞAMI ile/ve/değil PERŞEMBE AKŞAMI
( Gün, iki ikindi zamanı/vakti arası olduğundan, "Cuma akşamı/gecesi", Perşembe gününün akşamı ve Cuma'ya bağlanan gecedir. )
- DAĞ, KÛH[Fars.] ile/ve RÂG[Fars.]
( ... İLE/VE Dağ eteği. | Çayırlık, çimenlik, bağlık, bahçelik. )
- DAH ile DAHA ile DAHİ/LİK ile DAHİCE ile DAHİLİ ile DAHA BİR ile DAHA DAHA ile DAHİLİ HARP ile DAHİLİ DENİZ ile DAHİLİ NİZAMNAME ile DAHİLİ TALİMATNAME
- WAVELENGTH[İng.] / LONGUER D'ONDES[Fr.] / WELLENLÄNGE[Alm.] ile/değil/yerine/= DALGA BOYU
- DANIAN EPOCH[İng.] değil/yerine/= DANYAN EPOKU
( Günümüzden 65.500.000 ile 61.700.000 yıl öncesi arasını kapsayan jeolojik zaman dilimidir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. >
evrimagaci.org/sozluk ] )
- PULSE WIDTH[İng.] / ÉTENDUE D'IMPULSION, LARGEUR D'IMPULSION[Fr.] / PULSBREITE[Alm.] ile/değil/yerine/= DARBE GENİŞLİĞİ
- DARCY-WEISBACH EQUATION[İng.] / ÉQUATION DE DARCY-WEISBACH[Fr.] / DARCY-WEISBACH-GLEICHUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= DARCY-WEİSBACH DENKLEMİ
- DARÜŞŞİFA:
FATİH ile/ve/||/<> HASEKİ ile/ve/||/<> SÜLEYMANİYE ile/ve/||/<> ATİK VÂLİDE SULTAN ile/ve/||/<> SULTAN AHMED ile/ve/||/<> TOPKAPI SARAYI ENDERUN
- DAVID RICARDO ile/ve/||/<>/> ADAM SMITH
( 16 Haziran 1723 - 17 Temmuz 1790 İLE/VE/||/<> 18 Nisan 1772 - 11 Eylül 1823 )
- DAVLUMBAZ/TAVLUMBAZ/DAVLUNBAZ[Ar. TABL + Fars. -BÂZ]/KÜLÂH[Fars. < KULAH: Şapka.] değil/yerine/= TÜMSEK/ÇIKINTI
( Mutfak duvarlarında ocak, fırın vb.nin dumanını toplayıp bacaya vermeye yarayan emici ile donatılmış, piramidimsi biçimde çıkıntı. | Ocağın üzerinde, eşya koymaya yarayan raf. | Üzeri oymalı, işlemeli, birkaç gözü olan bir çeşit dolap. | Yandan çarklı vapurların çarklarını örten yarım daire biçimindeki kapak. | Otomobillerin tekerleklerini örten yarım daire biçimindeki kapak. | Kaptan köşkü, gemilerdeki yönetim yeri. | Aralık, antre. | Gözenek. | Yüksek. )
- ULTIMATE STRENGTH[İng.] / ENDFESTIGKEITSGRENZE[Alm.] ile/değil/yerine/= DAYANIM SINIRI
- DEATH :/yerine ÖLÜM
- DEBORAH NUMBER[İng.] / NOMBRE DE DEBORAH[Fr.] / DEBORAH-ZAHL, DEBORAH-ZAHL/DEBORAHSCHES ZAHL[Alm.] ile/değil/yerine/= DEBORAH SAYISI
- DEBYE LENGTH[İng.] / LONGUEUR DE DEBYE[Fr.] / DEBYE-LÄNGE[Alm.] ile/değil/yerine/= DEBYE UZUNLUĞU
- [not] DEFICIENCY vs. DEFECT WITH ...
- DEĞER = KIYMET = VALUE, WORTH[İng.] = VALEUR[Fr.] = WERT[Alm.] = VALOR[Lat., İsp.]
- DEĞER/LER ile/ve/<> TARİH
- DEĞER/LER ile/ve/<> TARİH
- DEH ile DEHA
- DEH[Fars.] ile DEH/DÂH[Fars.]
( İyi, güzel. | Saf, sıra. İLE On[10]. [Ar. AŞR] )
- DENDRİMER İLE STAR İLE BRUSH ile/||/<> CLİCK POLİMERLER
( Click ile polimer mimarileri. )
( Formül: G4-dendrimer )
- TRIAL AND ERROR[İng.] / TA TONNEMENTS[Fr.] / VERSUCH[Alm.] ile/değil/yerine/= DENEME, YANILMA
- TECRÜBE TÜPÜ[Osm.] / TEST TUBE[İng.] / TUBE[Fr.] / REAGENZGLAS, VERSUCH[Alm.] ile/değil/yerine/= DENEY TÜPÜ, DENEME
- KELP[İng.] / VARECH[Fr.] / SEEGRAS[Alm.] ile/değil/yerine/= DENİZ ALGI
- DEPTH :/yerine DERİNLİK
- DERVÂ/DERVÂH[Fars.] ile DERVÂ[Fars.]
( Şaşkın, hayran. | Başaşağı asılmış, ters. | Gerekli/lâzım, zorunlu/zarûrî. İLE Hastalıktan yeni kurtulup yeterince kendine gelemeyen. | Sağlam, muhkem. | Doğru, gerçek. | Ayıp, utanma. | Cesâret, şecâat. | Sertlik, kabalık. )
- DEST-GÂH
( Tezgah, dokuma alet, atölye. | Zenginlik. )
- DESTUR ile/ve ESTAĞFİRULLÂH
- DEVİNİMSEL = DYNAMISCH[Alm.] = DYNAMIS TEN[Yun.]
- DEVR-İ TEFRÎH
( Kuluçka devri. )
- DEVŞİRME ile/||/<>/> CİVELEK ile/||/<>/> ÇERİ ile/||/<>/> YENİÇERİ/SOLAK ile/||/<>/> CERRAH ile/||/<>/> BAŞESKİ ile/||/<>/> EŞKİNCİ ile/||/<>/> KETHÜDA ile/||/<>/> ODABAŞI ile/||/<>/> TURNACIBAŞI ile/||/<>/> ULÛFECİ ile/||/<>/> ASÂKİR-İ MANSURE
( Asker yetiştirilmek üzere Yeniçeri ocağına alınacak çocukları seçip toplama işi. İLE/||/<>/> Yeniçeri ocağına yeni girmiş delikanlı. İLE/||/<>/> Asker. İLE/||/<>/> Piyade askeri. İLE/||/<> Yeniçeri ordusunda görevli hekim. İLE/||/<> Yeniçeri bölüklerinin en kıdemsiz subayı ve erlerinin en kıdemlisi. İLE/||/<>/> Osmanlı sultanı ya da serdar ile savaşa giden ve ordunun vurucu gücünü oluşturan yeniçeri askerleri. İLE/||/<>/> Yeniçeri Ocağı'nda, Yeniçeri Ağası'ndan sonra gelen en yüksek subay. İLE/||/<>/> Yeniçeri kuruluşunda görevi alaylarda selâm törenlerini düzenlemek ve yönetmek olan subay. İLE/||/<> Yeniçeri Ocağı'nda bir bölüğünün komutanı. Son dönemde mübaşirlik yapanlara verilmiştir. İLE/||/<> Yeniçerilikte bir sınıf süvari askeri. İLE/||/<> İkinci Mahmut döneminde, yeniçeri ocağı kaldırıldıktan sonra kurulan yeni ordunun adı. )
( FERİK: Tümgeneral ya da korgeneral.
HASSA ORDUSU: Hükümdarı ve sarayı korumakla görevli askeri sınıf.
KAPIKULU: Ücretli Osmanlı askeri.
KARAKULAK: Emir çavuşu ya da haberci.
LAĞIMCILAR: Kapıkulu Ordusu'nda düşman kalesini yıkmak için tünel kazan askeri birlik.
LEVEND: Deniz askeri.
LİKATOR: Bulgarlar'dan oluşan Voynuk Teşkilatındaki küçük rütbeli subaylar.
LİVA: İki alaydan oluşan askeri birlik. | İlden küçük, ilçeden büyük olan yönetim bölgesi.
MALKOÇ: Akıncılar ocağının komutanı.
PENCİK: Asker yetiştirilmek için, savaş tutsaklarından beşte bir oranında ayrılan acemioğlan adayları.
PEYK: Postacılık, taşımacılık ve korumacılık yapan, törenlerde yer alan asker sınıfı.
REDİF: Son dönem Osmanlı ordusunda askerlik görevini bitirdikten sonra yedeğe ayrılan er.
REİS-ÜL KÜTTAB: XVII. Yüzyıla kadar Osmanlılarda Sultan divanı katiplerinin başı.
RİKABİYE: Sadrazam, vezir gibi devlet adamları tarafından devlet adamlarına verilen ad.
RİYALA: Tümgenerale eşit bir rütbe.
SAKA: Eyalet askerlerine bağlı bir sınıf.
SALMA: Osmanlı Devleti'nde kol gezen kolluk eri.
SARICA: Eyalet valilerinin buyruğundaki başıbozuk asker.
SEKBAN: Eyalet paşaları ve sancak beylerine bağlı olarak görev yapan bir sınıf asker. | Sınır boylarında görev yapan asker sınıfı.
SERASKER: Kara ordusu komutan. | Sadrazamlık görevi ile yükümlü olmayan ve Osmanlı ordusunun komutanlığını yapan vezirin ünvanı.
SİPAHİ: Osmanlılarda tımar sahibi atlı grup.
ÜMERA: Bey, amir, üst düzey subay.
VELEDEŞ: Kapıkulu süvarilerinin oğullarına verilen ad.
VÜZERA: Vezirler.
YASAVUL: İlhanlılarda ordu müfettişine verilen ad. )
- DIATOMACEOUS EARTH[İng.] ile/değil/yerine/= DİATOME TOPRAĞI
- BIBASIC[İng.] / BIBASIQUE[Fr.] / ZWEIBASISCH[Alm.] ile/değil/yerine/= DİBAZİK
- DIFFUSION LENGTH[İng.] / LONGUEUR DE DIFFUSION[Fr.] ile/değil/yerine/= DİFÜZYON UZUNLUĞU
- DİH[Fars.] ile -DİH[Fars.] ile DÎH[Fars.]
( Köy, karye. | Tek renkli, kenarları gümüş ya da altın motifli kumaş. İLE Veren, verici.[ÂRÂM-DİH: Rahatlık veren. | HACLET-DİH: Utanç verici.] İLE Köy, karye. )
- DİL FELSEFESİ'NDE:
NAHİV ile/ve/||/<> MANTIK ile/ve/||/<> BELÂGAT ile/ve/||/<> USUL-Ü FIKIH
- DİL ile/ve TARİH
( Herşeye yayılmış olan en genel temsil. İLE/VE ... )
( Dil, zihin tarafından, zihin için meydana getirilmiştir. )
( Dil, varlığın evidir. )
( Zihin, dili biçimlendirir ve dil de zihne biçim verir. )
( Konfüçyüs: "Eğer konuşulan dil doğru değilse o zaman söylenilen söz, söylenilmek istenen şey olmaz. O zaman, yapılması gereken yapılmaz ve eğer işler yapılmadan kalırsa, maneviyat ve sanat bozulur. O zaman, adâlet, sahtekârlıkla yürür. Eğer bu olursa, kişiler, kendilerini umutsuz bir karmaşanın içinde bulur. Bu nedenle, söylenilen şey her şeyden önemlidir ve bu konuda dikkatsizlik yapılmamalıdır." )
( Language is an instrument of the mind. It is made by the mind, for the mind. )
- DYNAMOSTATIC[İng.] / DYNAMOSTATIQUE[Fr.] / DYNAMOSTATIK, DYNAMOSTATISCH[Alm.] ile/değil/yerine/= DİNAMOSTATİK
- DİNGİNLİK (TERVİH)
- DIOPTRISCH[Alm.] ile/değil/yerine/= DİOPTRİK
- MUKÂVEMET[Osm.] / RESISTANCE, RESISTOR, STRENGTH[İng.] / RÉSISTANCE[Fr.] / WIDERSTAND, ENDFESTIGKEIT[Alm.][Alm.] ile/değil/yerine/= DİRENÇ, DAYANIM
- DİŞ = TOOTH[İng.] = DENT[Fr.] = ZAHN[Alm.] = DENTE[İt.] = DIENTE[İsp.]
- DISH :/yerine TABAK
- DISTINGUISH :/yerine AYIRT ETMEK
- DİVAN DÜZYAZILARINDA:
TEZKİRE ile/ve TARİH ile/ve SEFARETNAME ile/ve SEYAHATNAME ile/ve SİYASETNAME ile/ve MÜNAZARA ile/ve MÜNŞEAT ile/ve EVLİYÂ TEZKİRESİ ile/ve KISAS-I ENBİYÂ
- Dİ(Y)APER ile Dİ(Y)APER RASH
( Arabezi. İLE Pişik. )
- DOĞA ile/ve/<> ALLAH
( Allah'ın sözü. İLE/VE/<> ... )
- DOĞA ile/ve/||/<> TARİH
( Hepimizin[tüm varolanların] mekânı. İLE/VE/||/<> Kişinin mekânı. )
( Mekânda dışsallaşan. İLE/VE/||/<> Zamanda dışsallaşan. )
- DOĞA ile/>< TARİH
- NATURAL WAVELENGTH[İng.] / LONGUEUR D'ONDE NATURELLE[Fr.] ile/değil/yerine/= DOĞAL DALGA BOYU
- DOĞRULUK (NEZEH)
- DOĞRULUK[İng. TRUTH] ile/||/<> EĞİM[İng. SLOPE] ile/||/<> EPİSTEMİK GEREKÇELENDİRME[İng. EPISTEMIC JUSTIFICATION] ile/||/<> EPİSTEMİK SORUMLULUK[İng. EPISTEMIC RESPONSIBILITY] ile/||/<> EPİSTEMOLOJİK BAŞARI[İng. EPISTEMOLOGICAL SUCCESS] ile/||/<> NORMATİF EPİSTEMOLOJİ[İng. NORMATIVE EPISTEMOLOGY]
( Doğruluk, gerekçelendirme ve inanç/kabul ile beraber bilginin doğasında yer aldığı düşünülen bir unsurdur. Doğru olmayan bir şey bilinebilir mi? Çoğu epistemolog bu soruya vereceğimiz hayır cevabının, doğruluk unsurunun epistemik önemine işaret edeceğini düşünmektedir. Doğruluk unsuru metafizik ve mantık ile ilişkili olup bilme sürecinin nesnel içeriğine denk düşmektedir. Aristoteles’in Metafizik (1011b25) kitabında şöyle söyler; “Var olanın ve meydana gelenin var olması ile var olmayanın ve meydana gelmeyen şeyin olmaması.” Bu haliyle doğruluk insan zihni dışındaki gerçekliğe işaret eder. @@ Matematikte bir doğru için dikey yönde değişimin yatay yönde değişime oranıdır. @@ Epistemik gerekçelendirme, doğru inancın bilgi haline gelme sürecinde, doğruluk ve inanç koşulları arasında rasyonel bir bağlantı kurmayı ifade etmektedir. Bu durumda gerekçelendirme ile epistemik gerekçelendirme kavramları arasındaki belirleyici unsur rasyonellik olmaktadır. Başka bir ifade ile gerekçelendirme, bir inancı biliyor olduğumuzu gösteren dayanakları ortaya koymak anlamına gelirken epistemik gerekçelendirme, söz konusu dayanakları ortaya koyarken öznenin, bilinçli bir biçimde hareket ettiğini ifade etmektedir. Bunun yanında gerekçelendirme kavramı, yalnızca epistemoloji içinde değil, ahlak felsefesi gibi alanlarda da kullanılan bir kavram olduğu için epistemik gerekçelendirme ile epistemik olmayan gerekçelendirme arasında ayrım yapılmaktadır. Epistemik gerekçelendirmedeki rasyonellik, bilginin şans eseri bir biçimde oluşmadığını, aksine belirli bilişsel koşullar, yani bilişsel başarı nedeniyle meydana geldiğini göstermektedir. Bilişsel başarı faktörü, bilen öznenin, biliyor olduğunu bilmesini, bunu farkında olmasını ve açıklamasını ifade etmektedir. Böylelikle inançla doğruluk arasındaki ilişki şans eseri değil, rasyonel ve bilinçli biçimde kurulmuş olmaktadır. Daha açık bir ifadeyle bir inancın bilen özne tarafından bilindiğinin iddia edilmesi için, bilen öznenin, söz konusu inancı nasıl bildiğini açıklaması gerekmektedir ki bu da epistemik gerekçelendirme koşulundaki bilişsel başarı faktörüne dayanarak yapılmaktadır. Dolayısıyla epistemik gerekçelendirme, bilişsel başarıyı gözeten ve şans faktörünü dışarıda tutan temel unsur konumundadır. @@ Epistemik sorumluluk, daha çok epistemik deontoloji gibi yaklaşımların savunduğu içselci düşünürler tarafından öne çıkarılmıştır. Bu yaklaşımlara göre gerekçelendirme, inancımızın doğruluğuna yönelik sağlam kanıtlar ortaya koyarak bu kanıtlara göre davranmayı gerektirmektedir. Bu bakımdan doğruluk kavramı ön plana çıkmaktadır. Bilen özne, doğruluğuna inandığı kanıtları kabul eder ve bu kanıtların gerektirdiği biçimde hareket ederek epistemik sorumluluğunu gerçekleştirmiş olur. Örneğin içselci bir düşünür olarak BonJour, sağlam kanıtlara dayanmaksızın inanılan bir inancın, epistemik açıdan sorumsuz bir tutum olduğunu belirtir. Epistemik sorumluluk düşüncesi, yalnızca inancın kanıtlarının doğruluğuna inanmayı değil, aynı zamanda doğru inançlara erişirken yapılması gerekenleri de ifade etmektedir. Dolayısıyla epistemik gerekçelendirmenin getirisi olarak epistemik sorumluluk, normatif bir yapıya sahiptir. Bu bağlamda epistemik sorumluluğa yönelik yapılması gerekenler, inançların doğruluğuna dair her kanıtın es geçilmeden değerlendirilmesi, güvenilir kanıtların kabul edilmesi ve buna göre davranılmasıdır. Bu düşünceyi savunanlara göre bilen öznenin bir inancı gerekçelendirmesi demek, o öznenin kendi inançlarından sorumlu olması anlamına gelmektedir. O halde epistemik sorumluluk, öznenin içsel süreçlerine ulaşabilmesini gerektirmektedir. Böylelikle özne, bilgi oluşturma sürecinde etkin bir rol oynamış olmaktadır. @@ Bilişsel başarı kavramı, Gettier problemi ile birlikte çağdaş epistemolojiye kazandırılmış olan yeni kavramlardan biridir. Bu kavram, bilen öznenin, bilgiyi meydana getiren unsurları farkında olmasını ve bilginin oluşma sürecindeki bilinçli rolünü ifade etmektedir. Başka bir deyişle bilişsel başarı, bilme araçları aracılığıyla meydana gelen doğru inançların, bilgiye dönüşmesinde zihnin aldığı rolü ortaya koymaktadır. Bu bağlamda bilişsel başarı, epistemik gerekçelendirme kavramıyla doğrudan ilişkilidir. Epistemik gerekçelendirme, bir inancın şans eseri doğru olmasını engelleyen koşuldur. Yani bilginin meydana gelmesi için, şans faktörünün dışarıda bırakılması gerekmektedir. Bu da inanç ile doğruluk arasında kurulan rasyonel bir bağlantıya işaret etmektedir. İnanç ile doğruluk arasındaki rasyonel bağlantının temeli ise bilişsel başarıdır. Bilen özne, sahip olduğu inancının doğruluğuna yönelik kanıtları ortaya koymuşsa, bilme araçlarından hareketle elde ettiği inancının meşruluğunu yeterli nedenlerle açıklamışsa, inancını güvenilir süreçlere dayanarak oluşturmuşsa ve doğru inancının bilgi haline gelebilmesi için geçerli gerekçeler sunmuşsa söz konusu doğru inanç, bilişsel başarı ile elde edilmiş demektir. Bu durumda özne, doğru inançlara sahip olması bakımından bilişsel başarıya sahip olmaktadır. O halde epistemik gerekçelendirme ile bilişsel başarının birlikte çalıştığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu bağlamda biliyor olduğumuzu iddia ettiğimiz doğru inanç, bilişsel başarı olmaksızın şans eseri oluşmuş olacaktır. @@ Normatif epistemoloji, bilginin doğasının ve sınırlarının nasıl olması gerektiğini araştıran alandır. Genellikle geleneksel epistemolojinin bir özelliği olarak kabul edilen normatiflik, bilginin a priori temellere dayanarak nasıl kurulacağını göstermektedir. Epistemolojik olarak doğru olanın ne olduğunu araştırmak ve yanlış olanı dışarıda bırakmaya çalışmak, normatif bir tavrın göstergesidir. Ancak epistemolojinin normatif tavrı, yalnızca geleneksel epistemolojide değil, çağdaş epistemolojide de karşımıza çıkmaktadır. Çağdaş epistemolojideki normatiflik, dışsalcılar tarafından eleştiriye tabi tutulurken içselciler tarafından benimsenen bir unsurdur. Söz konusu normatiflik, epistemik özneye sorumluluk yükler ve etkin olmasını gerektirir. Örneğin epistemik sorumluluk, epistemik suç ve gerekçelendirmenin kendisi başta olmak üzere bazı gerekçelendirme türleri normatiflik unsurunu içinde barındıran kavramlar olarak görülmüştür. Aynı biçimde içselcilerin geleneksel epistemolojiyi takip ederek kullandıkları gerekçelendirme kavramının, dışsalcılar tarafından normatif bir kavram olarak kabul edilip bunun yerine teminat kavramını kullanmalarının nedeni budur. Bu bağlamda Quine’ın doğallaştırılmış epistemolojiden hareketle normatif epistemoloji hakkındaki görüşlerine bakmak yararlı olacaktır. Quine, epistemolojinin normatif niteliğe sahip olması bakımından empirik ve betimsel olmadığını ileri sürmekte ve epistemolojinin gerekçelendirmeyi temel alarak daha fazla normatiflik barındırmaması gerektiğini savunmaktadır. Quine’ın bu görüşüne yönelik temel eleştirilerden biri ‘gerekçelendirme’, ‘doğruluk’ ve ‘rasyonellik’ gibi kavramların normatif olması açısından epistemolojinin en temelde normatif bir etkinlik olduğudur. Dolayısıyla gerekçelendirmeyi epistemolojinin inceleme alanından çıkarmak demek, epistemolojinin normatifliğini dışarıda bırakmak anlamına gelmektedir. Ancak Quine, epistemolojideki normatif unsurları tamamen dışarıda bırakmayıp epistemolojideki teorilerin yeniden gözden geçirilmesi ve yeni teoriler oluşturulması doğrultusunda normatif unsurları yönlendirici bir mekanizma olarak ele almıştır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. >
evrimagaci.org/sozluk ] )
- DOĞRULUK = HAKİKAT = TRUTH[İng.] = VÉRITÉ[Fr.] = WAHRHEIT, RICHIGKEIT[Alm.] = VERITAS[Lat.] = ALÉTHEIA[Yun.] = VERDAD[İsp.]
- DOKUMACI ile ÇULHA[Fars. < CÜLÂH]
( ... İLE El tezgâhında bez dokuyan kişi. )
- DÖLLENME = İLKÂH = FÉCONDATION
- DÖNGÜ ile/ve ANKH
- DOPPLER WIDTH[İng.] / LARGEUR DOPPLER[Fr.] / DOPPLERBREITE[Alm.] ile/değil/yerine/= DOPPLER GENİŞLİĞİ
- DUH[Fars.] ile DÛH[Fars.]
( Kız. | Hasır otu, hasır sazı. | Havâi fişek. İLE Otsuz, çıplak arazi, yer. Yapraksız ve meyvesiz ağaç. | Tüysüz, çıplak baş ve yüz. | Hasırotu. )
- DÜNYA -/<> A'RAF/BERZAH -/<> ÂHİRET
( ... İnsan. ... )
- DÜNYA ve/ TÜRKİYE ve/ İSTANBUL ve/ FATİH
( Gövde. VE Yüz. VE Göz. VE Gönül. )
- DUYUSAL["SENSÜEL" değil!] = HİSSÎ = SENSITIVE[İng.] = SENSITIF[Fr.] = SENSITIV, EMPFINDLICH[Alm.] = SENSITIVO[İsp.]
- DÜZELTME/HAVALE İŞARETLERİNDE:
S ile/ve/||/<> H
( MÜKERRER: Altı çizilerek gösterilir. )
- E-HEALTH ELECTRONIC HEALTH[İng.] değil/yerine/= E-SAĞLIK, ELEKTRONİK SAĞLIK
- E-SAĞLIK/E-HEALTH[İng.] değil/yerine/= ELEKTRONİK SAĞLIK
- EACH :/yerine HER BİRİ
- EARTH :/yerine DÜNYA
- EARTH değil/yerine/= YERYUVARI
- EBNÂ ile/||/<> EBNÂ-YI EBNÂ ile/||/<> HAFÎD ile/||/<> MAHDÛM ile/||/<> ZÂDE ile/||/<> BENÛN ile/||/<> BİN ile/||/<> BİNT ile/||/<> ASLAH/ESLAH ile/||/<> EKBER ile/||/<> KEBÎR ile/||/<> KEBÎRE
( Oğullar. İLE/||/<> Kız ve erkek çocukları/torunları tanımlar. İLE/||/<> Torun. İLE/||/<> Oğul, çocuk. İLE/||/<> Oğul, çocuk. İLE/||/<> Üç ya da daha çok çocuk. İLE/||/<> Oğul. İLE/||/<> Kız. İLE/||/<> En uygun [vakfiyelerde en uygun oğul]. İLE/||/<> Daha/en/pek büyük. [vakfiyelerde geçer]. İLE/||/<> Yaşça büyük. İLE/||/<> Büyük kız çocuk [vakfiyelerde geçer]. )
- EBU'L BEŞER ile/değil/yerine EBU'L ERVÂH
- EDEBİYAT ile/ve TARİH
( Bilim olarak görülmese de her âlimin bilmesi gerekir. )
- EFRA'[Ar.] ile EFRÂH[Ar. < FERH] ile EFRÂH[Ar. < FERAH]
( Vesveseli, kuruntulu. | İşi gücü olmayan. İLE Piliçler. | Piçler. İLE İç açıklıkları, sevinmeler. )
- EFZÂ'[Ar. < FEZÂ] ile -EFZÂ/-FEZÂ[Fars.] ile EFZAH/EFDAH[Ar. < FAZÎH] ile EFZÂR[Fars.]
( Korku ile bağırmalar. İLE Artıran, çoğaltan. İLE Daha/pek rezil. İLE Ayakkabı, kundura. | Gemi yelkeni. | Sanatçıların kullandıkları aletler. | Yemeğe konulan baharat. )
- EHLİYETE, KISMÎ/TAM ENGEL OLABİLECEKLER:
CİNNET ile/ve/||/<> SAĞIRLIK ile/ve/||/<> UNUTMA(NİSYAN) ile/ve/||/<> UYKU ile/ve/||/<> SARA ile/ve/||/<> HASTALIK(MARAZ) ile/ve/||/<> SAKATLIK(MALÛLİYET) ile/ve/||/<> BUNAMA(ATEH) ile/ve/||/<> CEHİL ile/ve/||/<> SARHOŞLUK(SEKİR) ile/ve/||/<> HAFİFLİK(HEZEL) ile/ve/||/<> İSRAF ile/ve/||/<> ESÂRET ile/ve/||/<> ENGEL(ZECİR) ile/ve/||/<> YOLCULUK(SEYAHAT)
- EHLULLÂH ile EVLİYAÛLLÂH
( Ehlullahın simgesi göçmen kuşlarıdır. )
- ECCENTRIC[İng.] / NICHT ZENTRAL, EXZENTRISCH[Alm.] ile/değil/yerine/= EKSANTRİK
- ELECTRICAL LENGTH[İng.] / LONGUEUR ÉLECTRIQUE[Fr.] / ELEKTRISCHE LÄNGE[Alm.] ile/değil/yerine/= ELEKTRİKSEL UZUNLUK
- ELEKTRISCH[Alm.] ile/değil/yerine/= ELEKTRİKSEL
- ELECTROMAGNETIC[İng.] / ÉLECTROMAGNÉTIQUE[Fr.] / ELEKTROMAGNETISCH[Alm.] ile/değil/yerine/= ELEKTROMANYETİK
- ELECTROTHERMAL[İng.] / ÉLECTROTHERMIQUE[Fr.] / ELEKTROTHERMISCH[Alm.] ile/değil/yerine/= ELEKTROTERMAL
- CRITICAL WAVELENGTH[İng.] ile/değil/yerine/= ELEŞTİK DALGA BOYU
- EL-HAMD'ÜL-İLLÂH ve/<> ALLAH-U-EKBER
- ELHAMDÜLİLLAH ile/ve/||/<> SÜBHANALLAH ile/ve/||/<> ALLAH-U EKBER
( Varlığa. İLE/VE/||/<> Yokluğa. İLE/VE/||/<> Aşkınlıktaki birlik. )
- EM- ile/||/<> -EMİA/-AEMİA ile/||/<> AP-/APO-/APH- ile/||/<> HEM-/HEMA-/HEMAT-/HEMATA-/HEMATO-/HEMO- ile/||/<> SANGUİ-/SANGUİN- ile/||/<> -PLASMİA ile/||/<> THROMB-/THROMBO-
( Kan. İLE/||/<> Kan, kanla ilgili durum. İLE/||/<> Kan. İLE/||/<> Kan, kanla ilgili. İLE/||/<> Kan. İLE/||/<> Kan plazmasının özel bir durumu ile ilgili. İLE/||/<> Pıhtı ya da trombusla ilgili. )
- EMLÂ'[Ar. < MELÂ] ile EMLAH[Ar. < MELÎH] ile EMLÂH[Ar. < MİLH]
( Bölükler, kalabalıklar, cemaatler. İLE Son derece güzel, en melâhatli, pek melîh. İLE Tuzlar. )
- EMPERYALİZM ile/ve/||/<>/< "İLERLEMECİ TARİH"
- EMYÂH[Ar. < MÂ] ile EMYÂ/EMYÂN[Fars.]
( Sular. @@ Para kesesi/çantası. )
- ENAYAT ile ENAYETULLAH
- ENDOTHERMIC REACTION[İng.] / ENDOTHERMISCH[Alm.] ile/değil/yerine/= ENDOTERMİK TEPKİME
- ENDÛH[Fars.] değil/yerine/= TASA, KAYGI, SIKINTI
- ENGLISH :/yerine İNGİLİZCE
- ENOUGH :/yerine YETERLİ
- EOSEN[İng. EOCENE] ile/||/<> EOSEN DÖNEM[İng. EOCENE EPOCH] ile/||/<> NÜKLEOSENTEZ[İng. NUCLEOSYNTHESIS] ile/||/<> OLİGOSEN[İng. OLIGOCENE]
( Eosen (56-34 myö) bir jeolojik zaman dilimidir. Yaklaşık olarak 56 milyon yıl önce ile 33.9 milyon yıl önceki zaman dilimini kapsamaktadır. Paleojen'in orta kısmıdır. Non-avian dinozorların soyunun tükendiği K/T Yok Oluşu'ndan sonra geldiği için Yunanca "yeni şafak" anlamını taşır. Öncesinde Paleosen, sonrasında ise Oligosen gelmektedir. @@ Günümüzden 54 ila 38 milyon yıl önce yaşanmış dönemdir. Memeli canlılar bu çağda baskın kara hayvanları haline gelmiştir. İlk olarak İngiliz jeolog Charles Lyell tarafından 1833 yılında tanımlandı. Eosen Dönemi'nin sınırları kitlesel yok oluşlar ve diğer kronolojik olaylar ile belirlenmez, daha esnektir. İsmini, Yunancada "şafak" anlamına gelen ἠώς ("eos") ve "yakın zaman" anlamına gelen καινός ("koinos") kelimelerinden almaktadır. @@ Hazır bulunan proton ve nötronlardan yeni atomik çekirdeklerin oluşmasıdır. Nükleosenteze yönelik teoriler, izotop miktarı hesaplamalarının sonuçlarıyla gözlemlerden elde edilen sonuçların karşılaştırılması ile incelenir ve test edilir. @@ Oligosen (34-23 myö) bir jeolojik devre ismidir. Yaklaşık olarak 33.9 milyon yıl önce ile 23 milyon yıl önceki zaman dilimini kapsamaktadır. Oligosen'den önce Eosen, sonrasında ise Miyosen gelmektedir. Paleojen'in üçüncü ve son zaman dilimidir. Kendi içinde Şattiyen ve Rupeliyen olmak üzere iki küçük zaman diliminde incelenir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. >
evrimagaci.org/sozluk ] )
- EÖTVÖS EXPERIMENT[İng.] / EXPÉRIENCE D'EÖTVÖS[Fr.] / EÖTVÖSSCHES EXPERIMENT, EÖTVÖSSCHES VERSUCH[Alm.] ile/değil/yerine/= EÖTVÖS DENEYİ
- ERMÂ'[Ar. < REMH] ile ERMÂH[Ar. < REMH]
( Çok güzel ve cilveli olan.[sevgili] İLE Vuruşlar, darbeler. | Mızraklar, süngüler.[< RUMH] )
- ERTE ile SABAH
[<
( Sabahın körü. )
- ERVA'[Ar.] ile ERVÂH[Ar. < RÛH]
( Çok güzel genç. | Son derece cesur ve yiğit. İLE Canlar, yaşamın cevher"ler"i. )
- EŞBÂH[Ar. < ŞEBÂH] ile EŞBÂH[Ar. < ŞİBH/ŞEBÎH]
( Kişiler, nesneler, gövdeler. | Büyük kapılar. | Uzaktan görünen şeyler, hayaller, karaltılar. İLE Nazîrler, misiller, benzeyenler, eşler. | İbn-i Nüceym ile İbn-i Vekîl'in "Furû"a, Süyûtî'nin "nahv"e ait ünlü eserleri.[el-eşbâh ve-n-nezâir] )
- EQUIVALENT FOCAL LENGTH[İng.] / LONGUEUR FOCALE ÉQUIVALENTE[Fr.] / ÄQUIVALENTE BRENNWEITE, ÄQUIVALENTE FOKALDISTANZ[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞDEĞER ODAK UZAKLIĞI
- THRESHOLD WAVELENGTH[İng.] / LONGUEUR D'ONDE DE SEUIL[Fr.] / SCHWELLENWELLENLÄNGE[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞİK DALGA BOYU
- MÜSÂVÎ[Osm.] / GLEICH[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞİT
- EŞKA["ka" uzun okunur] ile EŞKAH[Ar.]
( Daha/en/pek şakî, haydut. İLE Al renkli at. | Kızıl donlu hayvan. | Kırmızı yüzlü adam. )
- RHOMBOHEDRAL[İng.] / RHOMBOÉDRIQUE[Fr.] / RHOMBOEDRISCH[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞKENAR DÖRTGEN YÜZLÜ
- ESNÂ'[Ar. < SİNY] ile ESNA'[Ar.] ile ESNÂH[Ar. < SİNH] ile ESNÂN[Ar. < SİNN]
( Ara, aralı, vakit, sıra. İLE "Efdal" gibi "bülent, yüksek". İLE Asıllar, kökler. İLE Dişler. )
- ESTABLISH :/yerine KURMAK
- ESTETİK ile KİÇ(KITSCH[Alm.])
- ESTETİK ile/ve/||/<> TARİH
- RUH:
ETKİSİYLE/SONUÇLARIYLA BİLİNEN ile/ve/<> İÇERİĞİYLE/KAPSAMIYLA BİLİN(E)MEYEN
- ETRA'[Ar.] ile ETRÂH[Ar. < TERAH]
( Dere gibi akan su. İLE/VE Kaygılar, tasalar, gamlar, kederler. )
- EUNICH ile/değil UNIQUE
( Hadım.[YU:NİK | U'yu uzatarak] İLE/DEĞİL Tek.[YUNİ:K | İ'yi uzatarak] )
- EYALET ile/ve/değil COMMONWEALTH
( ... İLE/VE/DEĞİL Ortak rızayla oluşturulmuş siyasi topluluk. ["İngiliz Uluslar Topluluğu" değil!] )
- EYEBROW vs. EYELASH
- EYTİŞİM/DİYALEKTİK ile/ve/||/<> TARİH
- EYVAH" ile/değil/yerine EYVALLAH
( Temel, yerde bir muz kabuğu görmüş...
- "Eyvah! Yine düşeceğim." demiş. )
- EYV ile/ve
- EY-V-ALLAH ile/ve/||/<> EY-V-ALLAH
( HAKK'A TESLİMİYET ile PEKÎ, ÖYLE OLSUN | ALLAH'A ISMARLADIK | HİÇ İTİRAZ ETMEMEK )
- F ve/||/<> S ve/||/<> T ve/||/<> K ve/||/<> Ç ve/||/<> Ş ve/||/<> H ve/||/<> P
[FISTIKÇI ŞAHAP]
( Bu harfler, ayrık de'lerin kullanımı dışında, ancak, buradaki öteki harflerle kullanılır.
Levent'te | Erdinç'te | Sınıfta | Geçitte, Geçişte | Sancak'ta | Sehpada | Edip'te | Sevinçte, Sevinç'te | Elektrikçi )
- -FACIENT ile/||/<> -FICATION ile/||/<> -FEROUS ile/||/<> FUNCT- ile/||/<> -GEN/-GENE ile/||/<> -GENESIS ile/||/<> HEREDO- ile/||/<> -PRAXIA/-PRAXIS ile/||/<> -PLASIA/-PLASIS/-PLASY ile/||/<> -PLAST/-PLASTIC/-PLASTY/-PLASY ile/||/<> -PARA/-PAROUS ile/||/<> -POIESIS/-POIETIC ile/||/<> NE-/NEO- ile/||/<> -OSIS/SIS- ile/||/<> SEPT-/SEPTI-/SEPTO- ile/||/<> ECH-
( Yapmak, oluşturmak. İLE/||/<> Yapmak, neden olmak. İLE/||/<> Oluşturmak, sağlamak, yapmak. İLE/||/<> Yapma, hizmet, işlev. İLE/||/<> Oluşturulan, yayılan, yönlendirilen, oluşturan, yönlendiren, meydana getiren, babası olmak. İLE/||/<> Herhangi bir şeyin oluşumu, kaynağı. İLE/||/<> Genetiksel. İLE/||/<> Etki, yapma, tedavi uygulamaları. İLE/||/<> Gelişme ile ilgili, oluşum. İLE/||/<> Oluşturan, oluşma, oluşturma olayı, meydana getirme, gelişme, büyüme, canlı ilkel göze. İLE/||/<> Yapma, oluşturma, ortaya çıkarma, doğurma. İLE/||/<> Oluşum ya da yapımla ilgili. İLE/||/<> Yeni, son, yeni gelişen bölüm, anormal yeni oluşum. İLE/||/<> Bir durum, olay, koşul, fizyolojik artım, oluşum. İLE/||/<> Bölme, bölüm/septum ile ilgili, yedi. İLE/||/<> Sahip olmak, birleşmek. )
- FÂHİŞ ile/değil/yerine/>< FASİH[Ar.]
- FAHİŞ[Ar.] değil/>< NARH[Fars.]
( Ölçüyü aşan, aşırı, çok fazla. | Ahlâka ve törelere uygun olmayan. DEĞİL/>< Tüketiciyi korumak amacıyla, özellikle zorunlu gereksinme maddeleri için devletçe saptanan fiyat. )
- FAITH[İng.] ile/değil FATİH
- FAITH :/yerine İNANÇ
- FAK[Ar. FAHH] ile "FAK"[İng. < FUCK]
( Tuzak, kapan. @@ Sikmek. )
- FAKİH ile İLMİHAL BİLEN/HOCA
- FAKİH ile MÜCTEHİD
- FAMENNIAN EPOCH[İng.] değil/yerine/= FAMENİYAN EPOKU
( Günümüzden yaklaşık olarak 372.200.000 ile 358.900.000 yıl öncesi arasını kapsayan jeolojik zaman dilimidir. Bu zaman aralığı, çok önemli değişimler göstermemekle birlikte, farklı kaynaklarda biraz daha farklı olarak verilebilir. Kaynaklarda bir örneği görülebilir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. >
evrimagaci.org/sozluk ] )
- FARROKH ile FERRUHZAD
- FARZAN ile FERZANEH
- FÂSİH[Ar. < FESH] ile FASÎH[Ar. çoğ. FUSAHÂ]
( İptal eden, bozan, çürüten, fesheden. İLE Güzel, düzgün ve açık konuşan, iyi söz söyleme becerisi olan. | Açık, âşikâr, sarih. )
- FASL[Ar.] ile FETH[Ar.]
- FASTIDIOUS vs. FUSSY vs. METICULOUS vs. PAINSTAKING vs. PERNICKETY vs. SCRUPULOUS vs. THOROUGH
- FATE FAITH DESTINY
- FATEMEH ile FATEMEH BEYGOM ile FATEME HATUN
- FÂTİH[Ar. < FETH] ile FÂTİH[Ar.]
( Açan. | Anahtar. İLE Kendini açan/feth eden. )
- FATİH ile FATİHA
- USEFUL PENETRATION DEPTH[İng.] / PROFONDEUR DE PÉNÉTRATION UTILE[Fr.] / NÜTZLICHE EINDRINGTIEFE[Alm.] ile/değil/yerine/= FAYDALI NÜFUZ DERİNLİĞİ
- FÂYİH[Ar.] ile FÂYİHA[Ar. çoğ. FEVÂYİH]
( Kendiliğinden dağılan güzel koku. İLE Çiçek ve meyve kokusu. | Hoş kokulu nesne. )
- FÂZÎH/A[Ar.] ile FAZÎHA[Ar. çoğ. FAZÂYİH]
( Utanmaz, rezil. | Çirkin, fena. İLE Edepsizliği, alçaklığ gerektiren iş/şey. )
- FEATURE OF EARTH değil/yerine/= TOPAN
- FEHM ile TEDEKKÜR ile TEFEKKUH
- FELÂ[Ar.] ile FELÂH[Ar.] ile FELAH[Ar.]
( O halde, o zaman. İLE Kurtuluş, selâmet, onma. | Mutluluk, kutluluk. İLE Başlangıç, iptida. )
- FELICI BALANCE[İng.] / ÉQUILIBRE DE FELICI[Fr.] / FELICI-ABGLEICH[Alm.] ile/değil/yerine/= FELİCİ DENGESİ
- FELSEFE ile/ve/<>
- FELSEFE ve/<> TIP ve/<> TARİH
- FENÂ-Fİ-LLÂH ile/ve/||/<> FENÂ-Fİ-L-AŞK
( Allah'ın varlığı içinde yok olma. İLE Aşk içinde yok olma. )
- FENAFİŞŞEYH ile FENAFİRRESUL ile FENAFİLLÂH
- FERAH
( Kuş yavrusu. )
- FERAH[Ar.] ile FERÂH[Fars.]
( Gönül açıklığı, sevinç, sevinme. İLE Bol, geniş, yayvan, açık. | İç açan, aydınlık. )
- FERAH ile REFAH
- FERAH[Ar.] ile SÜRÛR[Ar.]
- FERAHLAMAK ile FERAHLANMAK ile FERAHLATMAK ile FERAHLANDIRMAK ile FERAH/LIK ile FERAHİ ile FERAH FAHUR ile FERAH FERAH
- FERÂSET ile/ve ÂGÂH ile/ve ZİKİR
( Gözün uyanıklığı. İLE/VE Kulağın uyanıklığı. İLE/VE Kalbin uyanıklığı. )
- FERİH ile FERİH FAHUR
- FERİH[Ar.] ile SÜRÛR
( Çok sevinçli, neşeli. İLE Neşe. )
- FERİŞTAH[Fars. < FİRİŞTE] değil/yerine/= UZMAN / EN YETKİLİ
- FERMÂ[Fars.] ile FERMÂN[Fars.]
( Buyuran, emreden, âmir. | Süren. İLE Buyruk, emir. | Sultan tarafından verilen yazılı emir, berat, buyrultu. )
- TROU DE FERMI[Fr.] / FERMI-LOCH[Alm.] ile/değil/yerine/= FERMİ DELİĞİ
- FERROELECTRIC DOMAIN[İng.] / DOMAINE FERROÉLECTRIQUE[Fr.] / FERROELEKTRISCHER BEREICH[Alm.] ile/değil/yerine/= FERROELEKTRİK BÖLGE/BÖLÜT
- FERROMAGNETIC DOMAIN[İng.] / DOMAINE FERROMAGNÉTIQUE[Fr.] / FERROMAGNETISCHE DOMÄNE, FERROMAGNETISCHER BEREICH[Alm.] ile/değil/yerine/= FERROMANYETİK BÖLGE/BÖLÜT
- FERSAH FERSAH değil/yerine/= KAT KAT
- FERSAH[Ar.]/FERSENG[Fars.] ile -FERSÂ[Fars.]
( Çeşitli mesafelere karşılık gelen değerde bulunan bir uzunluk ölçüsü. | Üç millik bir deniz mesafesi. İLE İki askerî fırka, iki taraf. )
- FERSAH/LIK ile FERSAH FERSAH
- FESÂD[Ar.] ile KABÎH[Ar.]
- FESAHAT(FASİH) ile BELAĞAT(BELİĞ)
- FESİH[Ar.] değil/yerine/= DAĞIL
- FESİH ile/||/<> İLGÂ[Ar. < LAĞV] ile/||/<> TASFİYE[Ar. < SAFVET/SAFÂ: Saf, duru olmak.]
( Verilmiş bir yargıyı kaldırma, bozma. | Dağıtma, dağıtılma, lağıv. İLE Bir şeyin varlığını ortadan kaldırma. İLE Arıtma/arıtım/arıtılma, ayıklama, temizleme, saflaştırma/saflaştırılma. | Bir kuruluşun iflâsı ya da kapanması sonunda hesaplarının kapatılıp kalan maddî varlığın, mal ve paranın alacaklılara dağıtılması. | Bir kuruluşta işçi ve memur çıkarma. | Görevine son verme. )
- FETHETMEK ile FETHEDİLDİ ile FATİH ile FETİH
- FETİH ile/||/<> FÜTUHAT ile/||/<> FETİHNÂME[İng. MESSAGE ANNOUNCING A CONQUEST | FR. MESSAGEM DE COMQUETE | ALM. BERICH (M) ÜBER EINE EROBERUNG] ile/||/<> FATİH
( Bir kenti ya da ülkeyi savaşarak alma. İLE/||/<> Fetihler, zaferler. İLE/||/<> Savaşlar sonunda kazanılan zaferleri, bir yerin alındığını müjdelemek için hükümdarların, fethedilen yerleri, komşu hükümdarlara, yabancı devlet adamlarına, hanlara, prenslere/şehzâdelere ve valilere bildirmek üzere yazılan resmi mektup. İLE/||/<> Fetheden, İslâm devletlerinde bir ülkeyi ya da kenti savaşarak alan hükümdar ya da komutana verilen san. )
- FETİH ile İSTİLÂ
( Ruhun kalbe sahip olması. İLE Nefsin kalbe sahip olması. )
- FEYNMAN DIAGRAM[İng.] / DIAGRAMME DE FEYNMAN[Fr.] / FEYNMAN-DIAGRAMM, FEYNMAN-GRAPH[Alm.] ile/değil/yerine/= FEYNMAN ÇİZGESİ/DİYAGRAMI
- FIFTH :/yerine BEŞİNCİ