| S/Ş... |

- NOKTA ve/||/<>/> DÜZLEM ve/||/<>/> ALAN ve/||/<>/> BİÇİM/ŞEKİL

- NOKTA ile/ve/<> SONSUZ/LUK

( NOKTANIN SONSUZLUĞU )

- NOKTA ile/ve SONSUZ/LUK

( NOKTANIN SONSUZLUĞU )

- NOKTA ile/ve SÖZ

- NOKTA ile/ve SÜREKLİ NOKTA

- STIGMATIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= NOKTASAL

- NONCOMMUTATİVE GEOMETRY ile/||/<> SPECTRAL GEOMETRY

( Noncommutative geometry cebirsel yaklaşımla geometri yaparken İLE spectral geometry operatör spektrumu ile geometri yapar )
( Formül: Gelfand-Naimark duality )

- NON-DEFEATABILITY[İng.] değil/yerine/= SARSILMAZLIK

( Sarsılmazlık, Lehrer ve Paxson’un ‘Bilgi: Sarsılmaz Gerekçelendirilmiş Doğru İnanç’ makalesinde ele aldıkları, bilginin dördüncü koşulu ifade etmektedir. Buna göre temel olmayan inançların gerekçelendirilmesi için, sarsılmaz olması koşulu eklenmelidir. Şu halde bilgi, sarsılmaz gerekçelendirilmiş doğru inanç olarak tanımlanmaktadır. Lehrer ve Paxson’a göre, gerekçelendirme tek başına bilgiyi oluşturmak için yeterli bir koşul değildir. Çünkü Gettier örneklerinde de görüldüğü gibi gerekçelendirilen ancak yanlış olan inançlar oluşturmak olanaklıdır. Sarsılmazlık koşulu ise bu noktada kullanılır. Nitekim sarsılmazlık koşulu, yalnızca temel olmayan inançlardan bilginin meydana gelmesi için gereklidir. Bunun nedeni ise temel inançların kendinden gerekçeli olmaları bakımından başka bir inanç tarafından gerekçelendirmeye gereksinim duymamaları, dolayısıyla da sarsılamaz olmalarıdır. O halde temel olmayan inançların bilgi haline gelmesi şu üç koşul ile mümkün olmaktadır: İnancın doğru olması, öznenin inancın doğruluğuna inanması ve öznenin, bu inancın gerekçesi olarak başka bir ifadeye sahip olması durumunda söz konusu başka ifadenin bu gerekçelendirmeyi sarsmaması gerekmektedir. Bir inancın sarsılabilir olması ise şu koşulların gerçekleşmesiyle olanaklıdır: Örneğin p ve q ifadelerinin birleşimi, S’nin h inancının gerekçeleyicileri olmaları bakımından gerekçelendirmeyi sağlamazsa; S, q inancının yanlış olduğunu gerekçelendirmişse; q’nun mantıksal sonucu olan c ifadesi ile p ifadesi, S’nin h inancını gerekçelendiremiyorsa; bu gerekçelendirememe sonucunda S, c’ye inanmanın yanlış olduğunu tam olarak gerekçelendirmişse. Başka bir ifadeyle epistemik öznenin herhangi bir temel olmayan inancının sarsılabilir olması demek, söz konusu temel olmayan inancı gerekçelendirmek için kullanılan ifadelerin gerekçelendirmeyi sağlayamaması ve öznenin, bu ifadelerin yanlış olduğunu gerekçelendirmesi demektir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- NONVERBAL İLETİŞİM/NONVERBAL COMMUNICATION[İng.] değil/yerine/= SÖZSÜZ İLETİŞİM

- NÖRAL/NEURAL[İng.] değil/yerine/= SİNİRSEL


- NORMAL GÜÇ ile/ve/||/<> SÜRTÜNME GÜCÜ

( Bir yüzeyin, nesneye uyguladığı dik güç. İLE/VE/||/<> İki yüzey arasında harekete karşı oluşan güç. )

- ŞERÂİT-İ TABÎÎ[Osm.] / CONDITIONS NORMALES[Fr.] / PHYSIKALISCHE NORMALBEDINGUNGEN[Alm.] ile/değil/yerine/= NORMAL KOŞULLAR

- NORMAL ile STANDART

( Bilge bir kişi, günün havasına göre değil kendi standartlarına göre davranmalıdır. )

- NÖROENDOKRİNOLOJİ değil/yerine/= SİNİRİÇSALGIBİLİM

- NÖROGENEZ/NEUROGENESIS[İng.] değil/yerine/= SİNİR GÖZE GELİŞİMİ

- NÖROGERİBİLDİRİM/NEUROFEEDBACK[İng.] değil/yerine/= SİNİR GERİBİLDİRİMİ

- NÖROJENİK/NEUROGENIC[İng.] değil/yerine/= SİNİR KAYNAKLI

- NÖROKONDÜKSİYON/NEURAL CONDUCTION[İng.] değil/yerine/= SİNİR İLETİ

- NÖROLOJİK değil/yerine/= SİNİRSEL

- NÖRONAL/NEURONAL[İng.] değil/yerine/= SİNİR GÖZESEL


- NÖROPATİ/NEUROPATHY[İng.] değil/yerine/= SİNİR SAYRILIĞI

- NÖROTRANSMİTERLER ile SİNAPTİK İLETİM

( Sinir gözeleri arasında bilgi iletimini sağlayan kimyasal haberciler. İLE Sinir gözeleri arasında sinyallerin nasıl iletildiğini gösteren süreç. )

- NOT = NOTE[İng.] = SCOLIE[Fr.] = ANMERKUNG[Alm.] = SCHOLIUM[Lat.]

- NÖTR ile SAYDAM

- NÖTRAL KURAM ile/||/<> SEÇİLİM KURAMSİ

( Nötral çoğu mutasyon etkisiz, seçilim adaptif. )
( Formül: Kimura İLE Darwin )

- NEUTRON SOURCES[İng.] / SOURCES DE NEUTRONS[Fr.] / NEUTRONENQUELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= NÖTRON KAYNAKLARI

- NEUTRON SPECTRUM[İng.] / SPECTRE NEUTRONIQUE[Fr.] / NEUTRONENSPEKTRUM[Alm.] ile/değil/yerine/= NÖTRON TAYFI/SPEKTRUMU

- NEUTRON CROSS SECTION[İng.] / SECTION EFFICACE NEUTRONIQUE[Fr.] / NEUTRONENQUERSCHNITT[Alm.] ile/değil/yerine/= NÖTRON TESİR KESİTİ

- NEUTRON CAPTURE CROSS SECTION[İng.] / SECTION EFFICACE DE CAPTURE NEUTRONIQUE[Fr.] / NEUTRONENEINFANGSQUERSCHNITT[Alm.] ile/değil/yerine/= NÖTRON YAKALA(N)MA TESİR KESİTİ

- SLOWING DOWN AREA OF NEUTRON[İng.] / NEUTRONENBREMSFLÄCHE[Alm.] ile/değil/yerine/= NÖTRON YAVAŞLA(T)MA ALANI


- NOW :/yerine ŞİMDİ

- NOZOLOJİ/NOSOLOGY[İng.] değil/yerine/= SAYRILIK SINIFLANDIRMA BİLİMİ

- SEMI-CONDUCTEUR DE TYPE NP[Fr.] ile/değil/yerine/= NP TİPİ YARI İLETKEN

- SEMI-CONDUCTEUR NP[Fr.] / NP-HALBLEITER[Alm.] ile/değil/yerine/= NP YARI İLETKEN

- NSHIMA ile SORGHUM

( [Zambiya'da] Mısırdan yapılan lapa. İLE Darıdan yapılan lapa. )

- NÜFUZ/LU değil/yerine/= SÖZÜGEÇİ/SÖZGEÇİRİCİLİK / SÖZÜGEÇER

- NUMARA değil/yerine/= SAYIT

- NUMBER :/yerine SAYI

- NÜMERASYON değil/yerine/= SAYILAMA

- NUMERICAL MATHEMATICS ile/||/<> SYMBOLIC MATHEMATICS

( Numerical mathematics sayısal yaklaşım yöntemleri kullanırken İLE symbolic mathematics cebirsel sembolik manipülasyon yapar )
( Formül: Finite element method )

- SAMPLE MEAN[İng.] ile/değil/yerine/= NUMUNE ORTALAMASI

- SAMPLE STANDARD DEVIATION[İng.] ile/değil/yerine/= NUMUNE STANDART SAPMASI

- NUR ile/ve/<> ŞEFKÂT

( İlâhî sevgi. İLE/VE/<> ... )

- NUTUK/HİTÂBE/DİSKUR değil/yerine/= SÖYLEV/SÖYLERGE

( ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABI


      Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

      Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.

Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.

İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır.

Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraatini düşünmeyeceksin!

Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, tüm dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

Cebren ve hile ile aziz vatanın, tüm kaleleri zapt edilmiş, tüm tersanelerine girilmiş, tüm orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Tüm bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.

Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler.

Millet, fakr u zarûret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.



      Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen;
Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!



ATATÜRK

(Nutuk, 20 Ekim 1927)

)

- O.D./OCULUS DEXTER[İng.] değil/yerine/= SAĞ GÖZE

- O.S./OCULUS SİNISTER[İng.] değil/yerine/= SOL GÖZE

- SYSTÈME OASM[Fr.] / OASM-SYSTEM[Alm.] ile/değil/yerine/= OASM SİSTEMİ

- obduc.[Lat. < OBDUCE, OBDUCATUR] değil/yerine/= SÜRÜLSÜN

- OBEZ/OBESE[İng.] değil/yerine/= ŞİŞMAN

- OBEZİTE/OBESITY[İng.] değil/yerine/= ŞİŞMANLIK


- OBJEKTİF SUBJEKTİF

- OC DİLİ ile/ve OIL DİLİ ile/ve Sİ DİLİ

- OCAK ile/ve/||/<>/> SOFRA

- ÖD/SAFRA KESESİ/ÖD KİSESİ[Azr.]/KİSE SAFRA[Fars.]/ÖT GABY[Kazak.]/GALL BLADDER[İng.] ile/||/<> SİDİK/İDRAR KESESİ

- ÖDEM/EDEMA[İng.] değil/yerine/= ŞİŞLİK

- OFFENSE :/yerine SUÇ, SALDIRI

- OFFENSIVE :/yerine SALDIRGAN

- ÖFKE:
KUDRET
ile/ve/değil/yerine ŞECAAT

- ÖFKE ile/ve/||/<> KEDER ile/ve/||/<> ÜZÜNTÜ ile/ve/||/<> STRES ile/ve/||/<> KORKU

( Karaciğeri yorar ve hasta eder. İLE/VE/||/<> Akciğeri yorar ve hasta eder. İLE/VE/||/<> Mideyi yorar ve hasta eder. İLE/VE/||/<> Kalbi ve beyni yorar ve hasta eder. İLE/VE/||/<> Böbrekleri yorar ve hasta eder. )

- ÖFKE ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SAĞLIKLI ÖFKE


- ÖFKE ile/ve/ne yazık ki/> SALDIRI

- ÖFKE =/||/<> SAMAN ALEVİ

- ÖFKE ile/değil/yerine/>< ŞECÂAT

( ... İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Haksızlığa karşı olan öfke. | Yiğitlik, yüreklilik. )
( Öfkeyi, şecaate çeviren, merhamettir. )
( Merd-i kıptî, şecaat arz ederken sirkatin söylermiş.
)

- ÖFKE ile/değil/yerine/>< ŞEFKÂT

( Uzaklaştırır. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Yakınlaştırır. )

- ÖFKE ile/ve/||/<>/> SIKINTI

- ÖFKE ile/ve/||/<>/> SUÇLULUK DÜŞÜNCESİ VE DUYGUSU

- ÖFKE ile/<> SUSMA/SÜKÛT

( Kızmış olduğunun göstergesidir. İLE/<> Kırılmış olduğunun göstergesidir. )

- OFTEN :/yerine SIK SIK

- ÖĞE ile SONUNCUL ÖĞE

- ÖĞRENİLEREK ile/ve/değil SORGULANARAK


- ÖĞRENME ile/ve/değil/<> SÜZME

- ÖĞRETİ ile SAV

- OGTT/ORAL GLİKOZ TOLERANS TESTİ ORAL GLUCOSE TOLERANCE TEST[İng.] değil/yerine/= ŞEKER YÜKLEME TESTİ

- OĞUL/OGUL[dvnlgttrk] ile/<> SÜTOĞUL

( ... İLE/<> Bir kadının, kendi çocuğu değilken emzirdiği ve kocasının da evlat olarak benimsediği erkek çocuk. )

- ÖĞÜTMEK ile/ve SİNDİRMEK

( Ağızda. İLE/VE Midede ve sonrasında. )
( Yediğinizi için, içtiğinizi yiyin! )
( NÂCÎ[Ar.]: Sindirimi kolay yiyecek. )

- OKŞAMAK ile SIVAZLAMAK

( Sevgi ya da şefkat belirtisi olarak, elini, bir şeyin üzerinde yavaş yavaş gezdirmek ya da ona hafifçe vurmak. |
Hafifçe dövmek. | Benzemek, andırmak. | Birini hoşnut etmek. İLE Bir şeyin üstünde, yavaş yavaş, hafifçe, el gezdirmek. )
( BÎMÂR: Bir yetimin başını okşamak, bir kimsesizin sırtını sıvazlamak. )

- SAUERSTOFFERZEUGER[Alm.] ile/değil/yerine/= OKSİJEN ARTTIRICI

- SAUERSTOFFWELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= OKSİJEN DALGASI

- FLUORURES DE OXYGÈNE[Fr.] / SAUERSTOFF FLUORIDE[Alm.] ile/değil/yerine/= OKSİJEN FLORÜRLER

- OXYGÈNE FLAMME[Fr.] / SAUERSTOFF FLAMME[Alm.] ile/değil/yerine/= OKSİJEN KAYNAĞI


- OXYGEN POINT[İng.] / POINT D'OXYGÈNE[Fr.] / SAUERSTOFFPUNKT[Alm.] ile/değil/yerine/= OKSİJEN NOKTASI

- SAUERSTOFFÜBERTRÄGER[Alm.] ile/değil/yerine/= OKSİJEN TAŞIYICI

- ABSORBANT DE OXYGÈNE[Fr.] / SAUERSTOFF ABSORPTIONSMITTEL[Alm.] ile/değil/yerine/= OKSİJEN TUTUCU

- MÜVELLİD-ÜL HÜMÛZA[Osm.] / OXYGEN[İng.] / OXYGÈNE[Fr.] / SAUERSTOFF[Alm.] ile/değil/yerine/= OKSİJEN

- OKSİYA = SİVRİADA

( "Sivri" anlamına gelmektedir.
[ Sivriada'nın eski adıdır. ] )

- OKSİYÜR değil/yerine/= SİVRİKUYRUK

( 3-12 mm. uzunluğunda, insanın, özellikle çocukların bağırsaklarında yaşayan, küçük bir solucan. )

- OKUMA ile SÜRGÜ YOLLU OKUMA(DOKTORA TİPİ)

- OKUR-YAZARLIK ile/ve/<> SAYISAL OKUR-YAZARLIK

( ... İLE/VE/<> Sayıları kavrayabilme ve kullanabilme yetisi.[düzeyler, basamaklar, zaman algısı] )
( LITERACY vs./and/<> NUMERIC LITERACY )
( WHIPPLES ve ABCC Endeksleri )

- ÖKÜZDİLİ/SIĞIRDİLİ ile ÖKÜZGÖZÜ/SIĞIRGÖZÜ/MASTIÇİÇEĞİ/ARNİKA ile SIĞIRKUYRUĞU

( Sığırdiligillerin örnek bitkisi. İLE Bileşikgillerden, sarı renkte, papatyayı andırır bir çiçek ve onun bitkisi. İLE Sıracagillerden, ülkemizde yabani olarak birçok türü yetişen, tüylü yapraklı, sarı çiçekli bir kır bitkisi. )

- ÖKÜZKAKAN:
KIZIL GAGALI
ile/||/<>/< SARI GAGALI

( Afrika'da, Sahra'nın güneyinde yaşarlar. Hayvanların sırtından parazitleri toplayıp yemesiyle bilinir. İLE/||/<>/< ... )
( ile/||/<>/< ... )
( Sığırcıkgiller[STURNIDAE] ailesine yakındır. )

- ... OLACAĞINI TAHMİN ETMİYORUM değil SANMIYORUM

- OLAĞANÜSTÜ DURUM/HAL ile/ve/<> SIKIYÖNETİM

- OLAGELEN ile/ve/> SÜREGİDEN

( Geçmişten bugüne. [değiştirip değiştirilememesi ayrı bir konu olmak üzere...] İLE/VE/> Geçmiş de (bazen/kısmen/tamamen) içinde olmak üzere, bugün de devam eden ve etmesi olası olan. )

- OLAMAZ/OLMAMALI!:
ZEKÂSIZ VE AKILSIZ SEVGİ
ile SEZGİSİZ ZEKÂ

( Köleliğe yol açar. İLE Diktatörlüğe yol açar. )

- OLAN/HÂDİS ile/>< SONRADAN OLAN

( Öncesinde yokluk olan. İLE/>< Sonra olan. )

- OLAN/OLACAK OLAN ile "ŞU/ŞÖYLE OLURSA, ŞU/ŞÖYLE OLUR" DÜŞÜNCESİ

- OLANAKLARIN/KAZANIMLARIN/SORUNLARIN:
İÇİNDE
ile/ve/değil/yerine/||/<>/< EŞİĞİNDE
(OLMAK/OLMAMAK)

- OLANAKLI/LIK ile/ve/||/<> SONSUZ/LUK

- ... OLARAK ile/yerine/değil ... SIFATIYLA

- OLASILIĞIN DOĞUŞU ve/||/<> ŞANSIN TERBİYE EDİLİŞİ

( Ian Hacking'in bu kitaplarını da okumanızı salık veririz. )

- OLASILIKLARI DÜŞÜNMEK/HESAPLAMAK ile "ŞOM AĞIZLILIK"

- MİKYAS[Osm.] / SCALE[İng.] / ÉCHELLE[Fr.] / MASSSTAB, SKALA[Alm.] ile/değil/yerine/= ÖLÇEK

- ÖLÇÜ EKSİKLİKLERİNDE:
İMÂLE
ile/ve/<> ZİHAF ile/ve/<> MED ile/ve/<> VASL(ULAMA) ile/ve/<> KASR ile/ve/<> SEKT-İ MELİH

( Kısa olan hecenin, uzun okunması. İLE/VE/<> Uzun hecenin, kısa okunması. İLE/VE/<> Bir tam sesi, birbuçuk sese yükseltmek. İLE/VE/<> Sessizle biten sözcüğün, sesliyle başlayan sözcüğe bağlanması. İLE/VE/<> Sessizle biten sözcüğün, sesliyle başlayan sözcüğe bağlanması. İLE/VE/<> Uzun heceyi, inceltmek. İLE/VE/<> Kısa hecelerin, birleşerek, uzun hece oluşturması. )
( )

- ÖLÇÜDE:
HECE
ile/ve/<> SERBEST ile/ve/<> ARUZ

( )

- SOURCE ÉTALON[Fr.] ile/değil/yerine/= ÖLÇÜN KAYNAK

- ... OLDUĞUNU:
"DÜŞÜNEMEYİZ"
değil SÖYLEYEMEYİZ/İDDİA EDEMEYİZ

- OLGUN KİŞİ:
"GÜZEL SÖZ SÖYLEYEN"
değil SÖYLEDİĞİNİ YAPAN VE YAPABİLECEĞİNİ SÖYLEYEN

- OLGUNLAŞMA(KEMÂLÂT) ve SABİTLİK ve TEKRAR

- OLGUNLAŞMA ve/||/<>/> ŞAŞIRMAMA

- OLGUNLUK/KEMÂLÂT ve SÜKÛT

( Kemâlâtın sonu, sükûttur. )
( KEMÂL: YEKSAN-REKSAN )
( KEM-ÂLÂTLA, KEMÂLÂT OLMAZ )
( Cemal görmek, kemal bulmak. )
( Belirli bir seviyeye (olgunluğa/kemale) ulaşmadan dönüşüm gerçekleşemez fakat dönüştürücü öğe/ler içeridedir. )

- OLGUN/LUK ile/ve SONSUZ/LUK

- OLGUNLUK ile/ve/||/<> SÜREKLİLİK

- OLGUN/LUK ve/||/<>/>/< SUSKUN/LUK

- OLİGODENDROSİT ile/||/<> SCHWANN HÜCRESİ

( Oligodendro CNS çoklu, Schwann PNS tekli. )
( Formül: Central multiple İLE peripheral single )

- OLMAK/OLDURMAK ile/ve SÜRDÜR(EBİL)MEK

( Olmak sözcüğünün bir anlamı da, hamlıktan olgunluğa geçmektir. )

- OLMAYANA ERGİME ile/ve/||/<> SAÇMA OLANA İNDİRGEME

- ÖLMEK ile/değil/||/<> SOLMAK

( İnsanda. İLE/||/<> Bitkide. )

- ÖLÜ ile ÖLÜ SARHOŞ ile ÇIKMAZ SOKAK ile ÖLÜ YÜK ile ÖLÜ ALAN ile ÖLÜ YIKAYICI ile ÖLÜ YIKAMA ile ÖLDÜRMEK ile SON TESLİM TARİHİ ile ÖLÜMCÜL

- ÖLÜ ile/ve/değil ŞEHİT

- ÖLÜ değil SESSİZ VAİZ


- ÖLÜM ile/ve/||/<> SIRALI ÖLÜM

- ÖLÜM ile/ve/||/<>/> SITMA

( "Ölümü gösterip sıtmaya râzı etmek." )

- ÖLÜM/İLİŞKİ İÇİN:
"BAŞLANGIÇ"
yoksa/>< "SON" DA YOKTUR

- OLUŞ = SAYRURET, TEKEVVÜN = BECOMING, GENESIS[İng.] = DEVENIR, GENÉSE[Fr.] = WERDEN, GENESIS[Alm.] = FIERI < IN FIERE: OLUŞ HALİNDE[Lat.] = GENESIS[Yun.]

( Kesintisiz/sürekli doğuş. )

- OLUŞ ve/||/<>/>/< SONSUZLUK

( İkisinin de tek sözcüğü/aracı... "... bile değil!" )

- OLUŞ ile/ve/<>/değil SÜREÇ

- OLUŞ ile SÜREKLİ OLUŞ

( Oluş. İLE Şe'n. )

- OLUŞ ile/ve/değil SÜREKLİ OLUŞ

( Oluş. İLE/VE/DEĞİL Şe'n. )
( Oluş, bilginin kendidir. )
( Olduğum gibi oluşum, benim liyakatım değil onların oldukları gibi oluşları da onların kusurları değil. )
( Olmak, fark edilebilir olmaktır, orada değil burada olmaktır, o zaman değil şimdi olmaktır, başka türlü değil de böyle olmaktır. )
( Olmak isteyen, oldurmaya çalışmaz. )
( Aradığınız, aslında olduğunuzu ifadelendirmektir. )
( Oluşun ve olmayışın, gelip geçiciliğini idrak edin ve her birinden de kurtulun. )

- OLUŞ ile/ve SÜREKLİ OLUŞ

( Oluş. İLE/VE Şe'n. )
( "Külle yevmin fîşe'n": O, her an yeni bir oluştadır. )
( Her ne ki söylenmiş, durmadan oluyor. )

- OLUŞ'TA(KEVN): SÜKÛN ve/||/<> HAREKET ve/||/<> ELVAN ve/||/<> ASVAT ve/||/<> TUUM(TADLAR) ve/||/<> REVAYİH(KOKULAR) ve/||/<> İTİMAT ve/||/<> HARARET ve/||/<> BÜRÛDET ve/||/<> RUTÛBET ve/||/<> YÜBÛSET(KURULUK) ve/||/<> TELİF ve/||/<> HAYAT ve/||/<> ELEM ve/||/<> KUDRET ve/||/<> İRADET ve/||/<> KERÂHET ve/||/<> ŞEHVET ve/||/<> NEFRET ve/||/<> İTİKAT ve/||/<> ZAN


- OMBELLIFÈRES = SAYVÂNÎYE

- ÖN EK ile SON EK

( LÂHİKA: Ek. | Ulama. )

- ONAYLAMAK ile SABİTLEŞTİRMEK

- [önce] DÜŞMEYİ BİLMEK ve/<> [sonra] AYAKTA/BİSİKLET ÜSTÜNDE DURMAK/OLMAK

- [önce] İÇ YÜZ(Ü) ve/<> [sonra] SON SÖZ(Ü)

( [önce] Öğren/bil. VE/<> [sonra] Söyle. )

- ÖNCE SEN!" ile/değil/yerine/||/<>/< SENDEN SONRA

- ÖNCEKİ ile/ve SONRAKİ

- (ÖNCELİKLİ/ÖNEMLİ/[ÖNCEKİ] OLMAZSA OLMAZ)
KAVRAM ÇİFTLERİ:

ÖNCELİK ve/||/<>/> SONRALIK
ve/||/<>
VAR OLAN ve/||/<>/> BİLGİ
ve/||/<>
NESNE/TEK ve/||/<>/> ÖTEKİ/LER
ve/||/<>
SÜREÇ ve/||/<>/> SONUÇ
ve/||/<>
YÖNTEM/USÛL ve/||/<>/> İÇERİK/ESAS
ve/||/<>
BAĞLAM ve/||/<>/> ANLAM
ve/||/<>
ÇÖZÜMLEME ve/||/<>/> ÇÖZÜM
ve/||/<>
ÖNCÜL ve/||/<>/> ÖNERME
ve/||/<>
SAYGI ve/||/<>/> SEVGİ
[en az %99 ve/||/<>/> en az %1]
ve/||/<>
US/AKIL ve/||/<>/> ANLIK/ZEKÂ
ve/||/<>
EMİK/BEYİN ve/||/<>/> ANLIK/ZİHİN
ve/||/<>
DİRENÇ/İHTİYÂR ve/||/<>/> İSTENÇ/İRÂDE
ve/||/<>
DEVİM/HAREKET ve/||/<>/> ZAMAN
ve/||/<>
AN ve/||/<>/> ZAMAN

( Düşünme, konuşmak ve yaşamak üzere bilinmesi ve uygulanması gereken öncelikli ve olmazsa olmaz kavram çiftleri... [önceki olmadan sonraki olmaz!] )

- ÖNCELİK/SONRALIK ile/ve/değil SIRALAMA

- ÖNCESİ ile


- ÖNCE/Sİ ile/ve (...) SONRA/SI["SORA/SORNA" değil!]

- ÖNE SÜRMEK ile/ve/||/<>/< SAVUNMAK

- ÖNEMSİZ/LEŞME ile/ve/||/<>/||/<>/< SİLİK/LEŞME

- ÖNERME[İng. PROPOSITION] ile/||/<> A PRİORİ ile/||/<> BAĞDAŞIMCILIK[İng. COHERENTISM] ile/||/<> DOĞALLAŞTIRILMIŞ EPİSTEMOLOJİ[İng. NATURALIZED EPISTEMOLOGY] ile/||/<> DOĞRULAMA İLKESİ[İng. VERIFICATION PRINCIPLE] ile/||/<> İÇSELCİLİK[İng. INTERNALISM] ile/||/<> ÖNCÜL[İng. PREMISE] ile/||/<> SENTETİK A PRİORİ[İng. SYNTHETIC A PRIORI]

( Önermeyi, doğru ve yanlış değerine sahip bir yargı, bir iddia taşıyan cümle olarak düşünmek mümkündür. Pritchard, önermesel bilginin insana özgü olduğunu ve daha sofistike entelektüel yetenekler gerektirdiğini düşünür. Bir cümle biçiminde ileri sürülen, bir şeyin durumunu söyleyen “Dünya yuvarlaktır.”, “Bekârlar, evlenmemiş olanlardır.”, “Baba II, harika bir filmdir.”, ya da “Ay peynirden yapılmış değildir” türünden ifadeler önerme örnekleridir. @@ Önsel, deneyime dayanmayan anlamına gelmektedir. Deneye dayanmayan, deneyden önce gelen ya da ondan bağımsız olarak ulaşılan bilgi için kullanılır. Örneğin, “bir cisim aynı anda birden çok yerde bulunamaz” önerisi "a priori" önermedir. Bu sınıflandırmayı felsefe tarihinde ilk öne süren Aristoteles’tir. @@ Bir önermenin doğru yolla gerekçelendirilip gerekçelendirilmediği problemi çağdaş epistemolojinin merkezinde yer almaktadır. İnançlarımız, birbirleriyle bağlantılı ve tutarlı bir ağ oluşturabilmesinin doğru inançların gerekçelendirilerek bilgi olarak tanımlanması için yeterli olduğu düşünen yaklaşım Bağdaşımcılık olarak bilinir. Bağdaşımcılara göre sahip olduğumuz inançların epistemik statüleri arasında hiyerarşik bir ilişki yoktur. Doğru inançlarımızın birbirleriyle tutarlı bir ağ oluşturabilmesini epistemik bir sınır olarak kabul eden bu görüşe getirilen en büyük eleştirilerden biri izolasyon problemidir. Bu eleştiriye göre, inançlarımız birbiriyle tutarlı bir ağ oluştursa da, diğer epistemik ağlarla bağlantılı olmadıkları için, bu ağ içindeki inançların doğruluğunu tehdit edecek inançları kapsamaz. İnançlar tutarlı olsa da, bu kendi içinde tutarlı ağlara tamamen zıt ve kendi içinde tutarlı başka ağlar kurmak mümkündür. Kısacası, bu bağdaşımcı ağlar birbiriyle bağlantılı olmadıklarından ötürü, izolasyon problemi ortaya çıkar. @@ Bu yaklaşım Dışsalcılığın radikal bir biçimi olarak görülebilir. Çoğu yorumcu bu yaklaşımı bir dönem ünlü Natüralistler savunulduğu ve Natüralizmin ön kabulleri ile epistemolojiye yaklaşıldığını iddia ederek “yerini alma natüralizmi” de demiştir. Hatta öyle ki bu yaklaşımı, Natüralizmin epistemolojideki biçimi olarak da görenler bile olmuştur. Özellikle Quine tarafından sistemleştirilen bu görüşe göre, insanın bilişsel yetileri ve bilgi ile ilişkin zihinsel süreçleri evrimsel bir çerçevede anlaşılır Yani bilen kişi fizyolojik/biyolojik bir yapı olarak dışsal uyarıcılara tepki vermektedir. O halde insan zihni evrimsel bir sürecin sonucu olup çevresel etkilere oldukça duyarlıdır; çevreden gelen girdileri zihnimiz işler ve çıktı olarak karşımızda bilgiyi görürüz. Kimileri için böylesi bir yaklaşım a priori bilginin varlığına şüpheli yaklaşarak a posteriori bilgiyi ön plana almıştır. Peki bu ne demektir? Quine, 1951 yılında yayınlanan “Two Dogmas of Empiricism” (Deneyciliğin İki Dogması) adlı ünlü metninde Kant’ın analitik/sentetik ayrımı ve mantıkçı pozitivistlerin “her anlamlı ifade duyu tecrübelerine dayanır” iddiasını açık bir biçimde dogma olarak tanımlar ve eleştirir. Onun için her inanç ya da bilgi, aksi tecrübeler ışığında revize edilebilirdir, deneye dayanmayan bir inanç ya da bilgiden söz edilemez. İşte bu epistemoloji ile bilim arasındaki bütünlüğe işaret eden ve Natüralizm’in bir türü olarak görülebilecek bir bakış açısı olabilir. Doğallaştırılmış epistemoloji duyu verileri ile başlayan süreci psikolojinin konusu olarak gördüğü için epistemoloji ve psikoloji arasında doğrudan bir bağ kurar. Doğallaştırılmış epistemoloji yaklaşımına göre kanıt ile kuram arasındaki epistemik bağlantı belirlenmelidir, gözlem önermeleri ile teorik çıktılar arasındaki ilişki ancak ve ancak empirik bilimler yoluyla bilinebilir. Doğallaştırılmış epistemoloji bilginin doğasında yer aldığı düşünülen “gerekçelendirme” unsurunun yerine “gözlemsel unsurlar ile kuram arasındaki nedensel ilişki”yi koymak istiyormuş gibi görünüyor. @@ Viyana Çevresi (1920’lerde ortaya çıkmış olan ve Moritz Schlick, Otto Neurath, Fredrich Waismann, Rudolf Carnap ile anılan felsefe ekolü) olarak bilinen ekol tarafından geliştirilen bu yaklaşım anlamlı önermeleri matematiksel ifadeler ve olgu önermeleri olarak ikiye ayırmıştır. Bu ekol anlamı tecrübenin yanı başına koyarak, ancak ve ancak duyu verisine dayanan önermelerin anlamlı ve dolayısıyla doğru olabileceğini iddia etmiştir. Diğer yandan doğrulama ilkesinin zayıf versiyonu (bir ifadenin matematik, mantık ve totoloji olmaksızın ancak duyu tecrübesi ile doğrulanırsa anlamlı olacağı tezi) Mantıkçı Pozitivizm geleneğinin ilk yıllarında savunulmuş ve onların din felsefesine bakışınında temelini atmıştır. @@ İlk kez 1980 yılında BonJour ve Goldman tarafından kullanıldığı bilinen içselcilik (internalism) ve dışsalcılık (externalism) kavramları, çağdaş epistemolojide iki farklı yaklaşımı temsil eder. İçselciler, gerekçelendirmeyi zihne ait içsel durum ve özellikler ile ele almayı tercih eder. İçselciler için problemin çözümü gerekçelendirmedeki teminat şartının bilişsel olarak doğru inanca sahip kişinin zihninde (yani o kişiye 'içsel' koşullarda) hazır olarak bulunmasında yatar. Diğer bir deyişle, doğru inançların gerekçelendirilmesi, kişinin bu gerekçelendirme sürecinin farkında olması ve inançların kişiye erişilebilir olması ile mümkündür. İçselciliğin yaygın olarak kabul edilen iki biçimi vardır. Bunlardan ilki olan erişimcilik (İng: accessibilism), bir öznenin sahip olduğu inancın epistemik gerekçelendirmesini, öznenin zihnindeki bazı özel erişim türleri ile belirlenebileceğini iddia eder. Bir doğru inancı gerekçelendiren etkenlerin her an erişime ve muhakeme etmeye açık olması, öznenin bakış açısına içsel olan etkenlerin önemine vurgu yapar. BonJour, Audi ve Chisholm’un savunduğu bu yaklaşımda, bir şeyle ilgili tam deneyime sahipsek bilinç, içe bakış ve muhakeme ile bilgiye ulaşabiliriz; inanç ve algı deneyimlerimizin çoğuna muhakeme yeteneğini ile ulaşırız. Bu içselci yaklaşım şu türden iddialar ve kabullere sahiptir; gerekçelendirme bilgi için olmazsa olmaz bir koşuldur, doğru inancın bilgiye dönüşmesi için, öznenin inancın doğruluğuna dair iyi bir nedene sahip olması ve bu nedenin farkında olmalıdır, öznenin bir nedenin içsel olarak farkında olması aynı zamanda öznenin bu nedenine bilişsel anlamda erişimini gerektirir. Öyleyse öznenin bizzat doğru inancı ile neden arasındaki ilişkiye erişimi ve farkındalığının bulunması bu yaklaşım için merkezi bir önem taşımaktadır. Diğer yandan böylesi bir yaklaşım içselciliğin deontolojik statüsüne de dikkat çekmeyi gerektirir. Öznenin neye inanması gerektiği konusunda bir tür yol göstericilik rolünün söz konusu olması deontolojik yaklaşım asli özelliklerinden biridir. İçselcilik büyük oranda deontolojik bir biçimde özneye yol göstericilik rolü üstleniyormuş gibi görünüyor. O halde, öznenin p öncülü ya da c önermesine inanması belirli türden bilişsel görev ve sorumluluklarını yerine getirmesine bağlıdır. Söz konusu epistemik ve bilişsel ödevler, sorumluluklar gerekçelendirmenin normatif boyutuna işaret eder. Diğer yandan bu konudaki tartışmalar daha sonra doğallaştırılmış epistemolojinin normatifliği yok saydığı yönündeki itirazlarla tekrar gündeme gelecektir. @@ Bir sonuca ya da çıkarıma ulaşmakta kullanılan önermeler. Öncüller, savunulan iddia ya da argümanın dayandırıldığı temel fikir ya da yargılardır. Argüman sunarken doğru öncüller sunmak argümanı daha sağlam ve geçerli hâle getirirken kullanılan yanlış öncüller ise argümanı daha zayıf ya da geçersiz kılar. @@ Kant’ın felsefeye kazandırdığı bir kavram olan sentetik a priori, saf görü ile empirik görünün birlikte çalışması sonucunda ortaya çıkan bilgi türüdür. Bir yargının a priori olması, deneyime dayanmaksızın zorunlu ve kesin bilgiyi ifade ederken bir yargının sentetik olması, doğruluğunun içerdiği kavramların tanımlarına dayanamaması bakımından ek bilgi veren niteliğe sahip olduğu anlamına gelmektedir. Sentetik a priori bilgilerin kuruluşu, bağ kurucu bir unsur olan görüye dayanmaktadır. Görü, duyusallığın altına nesne düşürebildiğimiz zaman ortaya çıkmaktadır. Duyusallığın altına nesne düşürmeyi ise duyusallığın formları olan uzam ve zamandan hareketle yaparız. Bir nesnenin kavramını kurabilmek için gerekli olan şey görüdür. Böylelikle biz, altına görü düşürebildiğimiz nesneler üzerine yargıda bulunabiliriz. Bu bağlamda duyusallık ile görü, birbiriyle doğrudan ilişkili kavramlardır. Görü, empirik olgu durumları zemininde oluştuğu zaman sentetik a posteriori yargılar meydana gelmektedir. Öte yandan görünün, saf aklın kökeninde oluşması durumunda ise sentetik a priori yargılar meydana gelmektedir. Bu durumda sentetik a priori yargıların olanağı, olanaklı deneyimin sınırları içerisinde, saf görü ile empirik görünün birlikte çalışmasına bağlıdır. Sentetik a priori bilgilere örnek olarak Kant, matematiğin, geometrinin ve metafiziğin önermelerini ileri sürmüştür.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- ÖNGÖRÜ/ÖNGÖRMEK ile/ve/||/<> SEZGİ/SEZMEK

- ÖNİLGEÇ ile SONİLGEÇ

( PREPOSITION )

- ONION :/yerine SOĞAN

- ONLY :/yerine SADECE

- ÖNSES (DÜŞMESİ) ile/ve/||/<> İÇSES (DÜŞMESİ) ile/ve/||/<> SONSES (DÜŞMESİ)

( Sözcük başındaki ilk ses. İLE/VE/||/<> Sözcüğün, önses ve sonsesi arasında kalan ses ya da sesler. İLE/VE/||/<> Sözcük sonundaki son ses. )
( ARSLAN > ASLAN ile/ve/||/<> ISICAK > SICAK | ISITMA > SITMA ile/ve/||/<> YAYLAG > YAYLA | ARIG > ARI )

- ONU SEVMEK ile/ve/<>/değil SENDEKİ "O"YU SEVMEK


- ONU(/BENİ/SENİ) "BÖLMEK/KESMEK" değil SÖZÜ/KONUYU/AKIŞI "BÖLMEK/KESMEK"

- (ONUN İÇİN:)
[ne] ŞER
ile/ve/değil/yerine/ne de/||/<>/< ŞEN

- ÖNYARGI ile/ve SAPLANTI

- (ÖN)YARGI ile/ve/||/<>/< SAVUNMA

( Savunma olmadan, yargı olmaz. )

- ÖNYARGI ile/ve/değil/||/<>/> SONUÇ ODAKLILIK

- OO- ile/||/<> OVİ-/OVO- ile/||/<> OÖPHOR-/OÖPHORO- ile/||/<> OVARİ-/OVARİO-/OARİ-/OARİO- ile/||/<> SALPİNG-/SALPİNGO-/-SALPİNX ile/||/<> ORCHİ-/ORCHİD-/ORCHİDO-/ORCHİO-/-ORCHİSM ile/||/<> OSCHE-/OSCHEO- ile/||/<> BLAST-/-BLASTİC/BLASTO-/-BLASTY ile/||/<> -SPERM/SPERM-/-SPERMA/SPERMAT-/SPERMATO-/-SPERMİA/SPERMO-

( Yumurta. İLE/||/<> Yumurta. İLE/||/<> Yumurtalık, yumurtalığa ait, ovaryum. İLE/||/<> Yumurta/ovaryum ile ilgili. İLE/||/<> Tüp, boru, Östaki ya da Fallop tüpleri. İLE/||/<> Testis, testis ile ilgili durum. İLE/||/<> Testis torbası, skrotum. İLE/||/<> Germ; döl; öz; ateşleme, patlama; tomurcuk, tomurcuklanma, filizlenme ile ilgili, doğurgan göze ile ilgili, ana göze ile ilgili. İLE/||/<> Tohum, döl, semen. )

- OP-/OPTO- ile/||/<> -OPSİS/OPHTHALM-/OPHTHALMO- ile/||/<> -OPİA ile/||/<> -OPSİA/-OPSİS/-OPSY ile/||/<> -OPY ile/||/<> CERAT-/CERATO-/KERA-/KERAT-/KERATO- ile/||/<> OCUL-/OCULİ-/OCULO- ile/||/<> CORE-/CORO-/-CORİA ile/||/<> PHAC-/PHACO- ile/||/<> ANİSOKORİ ile/||/<> DACRY-/DACRYO- ile/||/<> LACRİMO-/LACHRYMO- ile/||/<> CYCL-/CYCLO- ile/||/<> TARS-/TARSO- ile/||/<> İRİD-/İRİDO- ile/||/<> CANTH-/CANTHO- ile/||/<> BLEPHAR-/BLEPHARO-/-BLEPHARON ile/||/<> -SCOPE/-SCOPİC/-SCOPY ile/||/<> PHOR-/-PHORE/-PHORİA/PHORO-/-PHOROUS ile/||/<> ASTHENO-

( Görme, optik. İLE/||/<> Göz. İLE/||/<> Göz, göz kusuru ile ilgili. İLE/||/<> Özel görme ya da görünüm tipi ile ilgili. İLE/||/<> Boynuzsu doku | Kornea. İLE/||/<> Göz, gözle ilgili, göze ait. İLE/||/<> Lens ya da göz merceği ile ilgili. İLE/||/<> Göz bebekleri/Pupiller ile ilgili. İLE/||/<> Göz bebeklerinin farklı büyüklükte olması. İLE/||/<> Göz yaşları ile ilgili. İLE/||/<> Gözyaşı ve ilgili yapılarla ilgili. İLE/||/<> Devir, halka, daire, dairesel, gözün silier nesnesi ile ilgili. İLE/||/<> Göz kapaklarının kenarları ile ilgili, ayağın tarsal bölümü ile ilgili. İLE/||/<> İris. İLE/||/<> Gözün köşeleri ile ilgili, kontusla ilgili. İLE/||/<> Göz kapakları, kirpiklerle ilgili. | Göz kapağı hastalıkları ile ilgili. İLE/||/<> İnceleme için kullanılan araç, görmeyi sağlayan araç, görme, inceleme. İLE/||/<> Taşıyan, yüklenen, görme ekseninin dönmesi. İLE/||/<> Güçsüzlük, zayıflık [astenopi: Göz yorgunluğu]. )

- OPAL ile/||/<> SİTRİN

( Işığı farklı açılardan farklı renklerde yansıtır. İLE/||/<> Sarı renkte bir kuvars türü. )

- OPAL ile/||/<> SPİNEL

( Işığı farklı açılardan farklı renklerde yansıtır. İLE/||/<> Çeşitli renklerde bulunabilen bir mineral. )

- OPERA BİNASI <>/< SERGİ EVİ

( Ankara'da. )

- OPİNİON İLE EPİDEMİC İLE TRAFFİC ile/||/<> SOSYAL SİSTEM FİZİĞİ

( İnsan davranışlarının fizik modelleri. )
( Formül: dS/dt = -βSI )

- OPSİYON[İng. < OPTION] değil/yerine/= SEÇENEK/ÖZGESEÇİM

- OPSİYONEL/OPTIONAL[İng.] değil/yerine/= SEÇİMLİK | ISTEĞE BAĞLI

- OPTICAL SYSTEM[İng.] / SYSTÈME OPTIQUE[Fr.] / OPTISCHES SYSTEM[Alm.] ile/değil/yerine/= OPTİK DİZGE/SİSTEM

- OPTICAL SPECTRUM[İng.] / SPECTRE OPTIQUE[Fr.] / OPTISCHE SPEKTREN[Alm.] ile/değil/yerine/= OPTİK TAYF

- OPTICAL SURFACE[İng.] / SURFACE OPTIQUE[Fr.] / OPTISCHE FLÄCHE[Alm.] ile/değil/yerine/= OPTİK YÜZEY

- OPTION :/yerine SEÇENEK

- OR-/ORO-/OS- ile/||/<> ORO-/ORRHO- ile/||/<> URANO-/URAN-/URANİSCO- ile/||/<> SER-/SERO- ile/||/<> STOM-/STOMA-/STOMAT-/STOMATO-/-STOME/-STOMİA/-STOMO-/-STOMY ile/||/<> CİON-/CİONO-/KİONO-

( Ağız. İLE/||/<> Serum. İLE/||/<> Damakla ilgili. İLE/||/<> Serumla ilgili, seröz. İLE/||/<> Ağız ya da ağız benzeri giriş, ağzın durumu ya da tipi ile ilgili. İLE/||/<> Küçük dil, uvula ile ilgili. )

- ORAK GÖZE ANEMİSİ ile SITMA

- ORAL değil/yerine SÖZEL


- ORANGUTAN ile/||/<> SUMATRA ORANGUTANI

- ORCHIDÉES = SALEBÎYE

- ÖRDEK ile/ve SUNA(KUŞAKLI ÖRDEK)

( ... İLE/VE Eril ördek. | Göl ördeği. )

- ORDER :/yerine SİPARİŞ, DÜZEN

- ORDINARY :/yerine SIRADAN

- ORDUNUN DİLİ ile/ve SARAY'IN DİLİ

- ORGANİK DÜŞÜNCE ile SINIFSAL DÜŞÜNCE

- ORGANİK ile/ve/değil/yerine/||/<> SERTİFİKALI ORGANİK

- ÖRGÜTLENME ile/ve SIÇRAMA

- ÖRGÜTLENME ile/değil/yerine SOHBET/MUHABBET


- ORİENTALİZM ile/||/<> ORİENTALİZAN/ŞARKKÂRÎ ÜSLÛP ile/||/<> NATÜRALİZM ile/||/<> SFUMATO

( Batı resim sanatında Delacroix gibi sanatçıların öncülüğünü yaptığı, konusunu Doğu'dan alan sanat yapıtlarına yer verilen üslûp. İLE/||/<> İ.Ö. VIII. yüzyılda gelişen kolonizasyon hareketlerinin sonucunda Doğu'ya özgü panter, aslan, geyik gibi hayvanların; lotus palmet gibi bitki ve çiçeklerin; sfenks, grifon gibi fantastik yaratıkların Yunan sanatında yaygın bir biçimde kullanılmasıyla oluşan üslûp. İLE/||/<> Sanat yapıtlarının doğal gerçekliğe uygun bir biçimde yapılmasını savunan anlayış. Batı sanatında Rönesans'la birlikte ortaya çıkan Natüralizm, çağımızın başlangıcına kadar etkili olmuştur. Natürallist üslûp içinde nesneler doğadaki gibi, insan gözünün gördüğü gibi betimlenirler. Araştırmacılar, natüralist üslûbun ilk belirtilerini İtalyan ressam Giotto'nun yapıtlarında bulur. Yine de natürallizmin en özgün anlatımı Rönesans sanatçılarının yapıtlarında görülür. İLE/||/<> Hava perspektifi. İlk kez Rönesans'ın büyük ustası Leonardo'nun yapıtlarında rastlanan bu yöntemde figürlerin arkasında uzanan manzara gittikçe soluklaşır, buğulu gri bir ton alır. Bu yolla izleyicide bir derinlik etkisi uyandırılır. Rönesans dönemine kadar çizgisel perspektifle sağlanan derinlik, bu buluşla daha inandırıcı ve gerçekçi bir boyut kazanmıştır. )

- ORİJİN[Fr. < ORIGINE] değil/yerine/= SOY SOP, KÖKEN

- ORMAN ile SELVA[İsp.]

( ... İLE Amerika'da, Amazon; Afrika'da, Nijer ırmakları gibi Ekvator bölgesindeki büyük suların geçtiği havzalarda bulunan, geniş ve balta girmemiş ormanlara verilen ad. )

- ÖRNEĞİN ile/ve/||/<> SÖZ GELİMİ

- SAMPLE[İng.] / ÉCHANTILLON[Fr.] / PROBE[Alm.] ile/değil/yerine/= ÖRNEK, NUMUNE

- ORTA ile/ve/||/<> SONUÇ

( [İki taraftan da pay] Alarak/alıyorsa. İLE/VE/||/<> Almıyorsa. )

- ORTAK DUYU = HİSS-İ MÜŞTEREK = COMMON SENSE[İng.] = SENS COMMUN[Fr.] = GEMEINSINN[Alm.] = SENSUS COMMUNIS[Lat.] = KOINE AISTHESIS[Yun.] = COMÚN SENTIDO[İsp.]

- STANDARD ERROR OF A MEAN[İng.] ile/değil/yerine/= ORTALAMA STANDART HATASI

- ORTAYA KOYMAK" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SÖYLEMEK

- ORTH-/ORTHO- ile/||/<> OST-/OSTE-/OSTEO-/-OSTEON ile/||/<> OSSEO-/OSSİ- ile/||/<> SPHEN-/SPHENO- ile/||/<> CHONDR-/CHONDRİ-/CHONDRİO-/CHONDRO- ile/||/<> FRACT-

( Düz, normal, doğru, gerçek. İLE/||/<> Kemik. İLE/||/<> Kemik, kemiksi. İLE/||/<> Kama, kama biçiminde, sfenoid kemikle ilgili. İLE/||/<> Kıkırdaktan oluşmuş, kıkırdak. İLE/||/<> Kırık, kırılma. )

- ORTOREKSİYA NERVOZA/ORTHOREXIA NERVOSA[İng.] değil/yerine/= SAĞLIKLI BESLENME TAKINTISI

- SYSTÈME ORTHOSCOPIQUE[Fr.] / ORTHOSKOPISCHES SYSTEM[Alm.] ile/değil/yerine/= ORTOSKOPİK SİSTEM

- SYSTÈME ORTHOTOMIQUE[Fr.] / ORTHOTOMISCHES SYSTEM[Alm.] ile/değil/yerine/= ORTOTOMİK SİSTEM

- ÖRTÜNME ile/değil SIRLANMA

( Kalbini örten kişi/kadın, çırılçıplak gezse, çıplak değildir. )

- ORUÇ ile/ve/değil SAVM-I DÂVÛD

( ... İLE/VE/DEĞİL Bir gün tutarak, bir gün tutmadan uygulanan oruç. )

- ORUÇ ile/ve SAVM-I VİSÂL

- ÖRÜMCEK MAYMUN ile/ve (BIYIKLI) İPEK MAYMUNU ile/ve SİNCAP MAYMUNU ile/ve BAŞLIKLI MAYMUN

- ÖRÜMCEK ile ŞEYTANÖRÜMCEĞİ

( ... İLE Ördüğü ağı, rüzgâra salarak onunla birlikte uzaklara giden bir cins örümcek. | Öğle sıcağında, havada, örümcek ağı gibi tel tel görünen güneş ışığı. )

- ÖRÜMCEK ile/ve SU (ALTI) ÖRÜMCEĞİ

- ÖRÜMCEK ile SU ÖRÜMCEĞİ

( ... İLE Su altında kendi ördüğü ipekten kese içinde yaşayan örümcek. )

- OSİLASYON/OSCİLLATION[İng.] değil/yerine/= SALINIM

- OT ile/ve/değil SEBZE

- OT ile ŞERBETÇİ OTU

( ... İLE Yaprakları karşılıklı, sapı sarılgan olan, çiçekleri yumurtamsı kozalaklara dönüşen ve kozalaklarından yararlanılan, çok yıllık ve otsu bir bitki. )

- OT/SİRİK ile/||/<> YEŞİLLİK ile/||/<> SAMAN ile/||/<> KAMIŞ

- ÖTEKİ İÇECEKLER ile/değil/yerine/<>/< SU

- ÖTEKİLEŞTİRME değil/yerine/>< [sadece] ÖTEKİ/BAŞKASI

- ÖTESİ ile/ve/değil/||/<>/> SONRASI

- OTİZM ile/ve/değil/<>/> SUSKUNLUK/MUTİZM

- ÖTME ile/ve/<> SAYRAMA

( ... İLE/VE/<> Bazı kuşların, peşpeşe, gittikçe yükselen bir sesle ötüşü. )

- OTOKRASİ / OTOKRAT (OTOKRATİK) değil/yerine/= SALTIKERKİ / SALTIKERKÇİ (SALTIKERKİL)


- OTOSTOP[İng. GENETIC HITCHHIKING] ile/||/<> SEÇİCİ SÜPÜRME[İng. GENETIC DRAFT]

( Yakın bir biçimde bağlı olduğu lokuslar üzerinde oluşan seçilimden ötürü bir alelin frekansının değişmesidir. Seçici süpürme olarak da bilinir. @@ Yakından bağlantılı bir lokustaki seçilimden ötürü, bağlantılı diğer alelin frekansının değişmesidir. "Otostop" olarak da bilinir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- OTURAK/LÂZIMLIK/HAVRUZ ile SİBEK

( Çocukların boşaltımlarını sağlamak üzere kullanılan nesne. İLE Küçük çocukların yataklarını kirletmemeleri için beşiğe takılarak sidiği oturağa götüren tahta boru, kamış. | El değirmenlerinde alt taşın ortasına çakılan, üst taşın dönmesini sağlayan küçük kazık ya da sivri demir. | Ağaçların toprağa dikine uzayan kökü, dik kök, kazık kök. | Sibek uçlu şapka. )

- OTURMAK ile/ve SAYGI DUYARAK VE GÖSTEREREK [TAZÎM] İLE OTURMAK

- OUTCOME :/yerine SONUÇ

- OVAL[Fr. < OVALE]/BEYZÎ[Ar.] değil/yerine/= SÖBE

( Yumurta biçiminde olan, yumurtamsı. | Özellikle elips gibi iki bakışım ekseni olan kapalı eğrinin oluşturduğu biçim. )

- OVER- ile SUR- ile DOLİKO- ile PSÖDO- ile -FOBİ

( Aşırı [over dominans: üstün baskınlık] aşırı-, ötesinde. İLE Uzun. İLE Yalancı/sahte .... İLE ... ürküsü. )

- ÖVGÜ ve/||/<> İLGİ ve/||/<> SEVGİ

( Erilde/erkekte. VE/||/<> Dişilde/kadında. VE/||/<> Çocukta. )

- ÖVGÜ ile/ve/||/<>/>< SÖVGÜ, ŞETİM/ŞETM[Ar.]

( İkisi de, bilgisizliğin göstergesi ve bilgisizlik oranıncadır. )
( Övgünün aldatıcı ve yıkıcı etkisinden kaçmanın tek yolu, çalışmaya devam etmektir. )
( Aşırı övenler ile aşırı sövenlerin ortak noktası, her zaman ve zemin için saklayacak bir şeylerinin olmasıdır. Saklayanlar, bir şeyleri korumak için, dikkati, uclara çekerek, çıkar sağlamaya ve/ya da yanıltmaya çabalarlar. )
( Övgüsü tez/hızlı olanın, sövgüsü de tez/hızlı olur. )

- ÖVGÜ ile/ve/<> SÜS