- SUPERPHOSPHATE[İng.] / SUPERPHOSPHATE[Fr.] / SUPERPHOSPHATE[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜPERFOSFAT
- SUPERİOR ile/||/<> DİYAPSİT[İng. DIAPSID] ile/||/<> JUGULER DAMARLAR[İng. JUGULAR VEINS]
( Üst, üstte bulunan, iki ayak üzerinde duran canlılar için başa yakın olan taraf. Vena cava superior, kanı vücudun üst tarafından kalbin sağ atriumuna (kulakçık) getirir. @@ Türkçe "diyapsit" ya da "diapsid" olarak kullanılabilir. Göz çukurunun arkasında iki deliğe sahip kafatası tipini barındıran omurgalı grubudur. Bu kafatası tiplerinde bir üst (superior) ve bir alt (inferior) olmak üzere iki tane temporal çukur mevcuttur. Timsahlar, kertenkeleler, yılanlar, kuşlar, dinozorlar (avian ve non-avian) dahil çeşitli omurgalılar bu kafatası tipine sahiptir. @@ Beyin, yüz ve boyundan kanı boşaltan ve superior vena kava yoluyla kalbe geri döndüren boyundaki çeşitli damarlar. Juguler ven olarak da bilinirler. Tipik olarak, her biri kanı kafanın farklı bölgelerinden kalbe yönlendiren toplamda altı olmak üzere üç çift juguler damar vardır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. >
evrimagaci.org/sozluk ] )
- SUPERCRITICAL FLUIDS[İng.] ile/değil/yerine/= SÜPERKRİTİK AKIŞKANLAR
- SÜPERNOVA[İng. SUPERNOVA] ile/||/<> MESSİER KATALOĞU[İng. MESSIER CATALOGUE] ile/||/<> YENİ GENEL KATALOG[İng. NEW GENERAL CATALOGUE]
( Büyük yıldızların ömürlerinin sonuna geldiklerinde çok parlak ve şiddetli bir biçimde patlamasına verilen isim. Süpernovalar öylesine şiddetlidir ki evrendeki en güçlü patlamalardan birisi süpernovalardır. Süpernova patlamaları esnasında Güneş'in toplam ömründe yayacağı enerjiden daha fazlası uzaya savrulur. @@ 18. yüzyılda yaşamış olan Fransız astronom Charles Messier tarafından oluşturulmuş bir derin uzay cisimleri listesidir. İçerisinde çeşitli galaksilerden yıldız kümelerine, bulutsulardan süpernova kalıntılarına kadar 110 adet gök cismi yer almaktadır. @@ Danimarkalı astronom John Louis Emil Dreyer tarafından 1888 yılında derlenen gök cisimleri listesidir. İçerisinde, gökadalardan süpernova kalıntılarına ve bulutsulardan yıldız kümelerine kadar 7.840 nesne bulunmaktadır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. >
evrimagaci.org/sozluk ] )
- SUPEROXIDES[İng.] ile/değil/yerine/= SÜPEROKSİTLER
- SUPERTRANSURANIC ELEMENTS[İng.] ile/değil/yerine/= SÜPERTRANSURANİK ELEMENTLER
- ŞÜPHE/ŞÜBHE[Ar.] değil/yerine/= KUŞKU
- ŞÜPHECİLİK[İng. SKEPTICISM] ile/||/<> ÖNBASKI[İng. PREPRINT] ile/||/<> ŞAHİTLİK[İng. TESTIMONY] ile/||/<> YANILSAMA[İng. ILLUSION]
( Sezgilerimize yaslanarak neleri bildiğimizi düşünürsek birçok şeyi bildiğimiz sonucunu çıkarmamız zor olmaz. Kendimle, çevredeki şeylerle ya da geçmiş ve gelecek ile ilgili şeyleri bildiğimizi varsayan yaklaşım bir derece sezgilere dayanır ve şüpheci pozisyonu ikinci plana iter. Şu an önümde bir alışveriş merkezi olduğunu görüyorum ancak bundan ne kadar emin olabilirim? Gerçekten önümde bir alışveriş merkezi olduğundan şüphe duymak ve sanrı görüyorum olabileceğim hesaplamak ne kadar ileriye götürülebilir bir anlayıştır? Takınacağımız şüpheci tavır doğru inançlarımızı gerekçelendirmiş olsak dahi makul müdür? Önümde alışveriş merkezi olabilir ve hatalı bir şüphecilik içinde olabilirim, önümde alışveriş merkezi olmayabilir ve doğru bir şüphecilik içinde olabilirim; aynı zamanda sanrı görüyor olabileceğimin farkındayım. Bilgi olmasalar dahi temeli sanrılara dayanan gerekçelendirilmiş inançlara sahip olma olasılığımız hiç de düşük değilmiş gibi görünüyor. O halde biz; inandığımız şeylerin sanrı olabileceği, gerekçelendirmenin sanrıların varlığını azaltmadığı ve hatadan kaçınma arzumuz gibi etmenlerle şüphecilik pozisyonuna yöneltebiliriz. Bu pozisyon “eğer varsa çok az bilgi vardır.” ifadesine sahip olursa bilgi kuşkuculuğu adını alır. Bilgiye dönüşen inançlarımızın gerekçelendirilmiş inançlarımızdan daha fazla olmadığı yönünde bir varsayımla hareket eden bir kuşkuculuk “eğer varsa inançlar için çok az gerekçelendirmemiz vardır.” ifadesiyle hareket eder; buna gerekçelendirme kuşkuculuğu denir. Tüm bu kuşkucu sorular bedenlerimizin gerçekten var olup olmadığı sorusunu da beraberinde getirir. Eğer yalnızca kendimizin gerçekten var olduğunu kabul edersek bu yaklaşım bizi felsefecilerin kaçınma eğilimi sergilediği solipsizme götürür. Diğer yandan Descartesçi bir bizim her şeyin gerçekliğinden ve doğruluğundan kuşku duyarsam, sahip olduğum bu kuşkudan kuşku duyup duymadığım sorusu gün yüzüne çıkar. Eğer kuşku duyduğumdan kuşku duymazsam, kuşku duyulmayacak en az bir şey bulmuş olurum gibi görünüyor ancak zihin hallerimden kuşku duyuyor olmam gerçekten kuşku duyup duymadığım konusunda kesin bir bilgi içermez; belki de zihin hallerimin hepsi (kuşku da dahil olmak üzere) bilgi üretmeyen ve gerçekten var olmayan şeyler olabilir? Bu soru nasıl cevaplanabilir? Soru daha farklı sorulabilir, dış dünyanın ya da diğer zihinlerin var olmayabileceği yönünde bir kuşku, emin olunabilir bir soru mu? Eğer diğer zihinlerin ya da dış dünyanın varlığından kuşku duyuyorsak bu kuşku, kabul edilebilir olmak için kendine kesin bir temellendirme bulabilmiş midir? Kuşku duymanın makul olduğuna bizi kesinlikle ikna eden nedir? Nasıl ki kuşkucular bazı şeylerin varlığını kesinlikle gösteremememizden yola çıkıyorsa biz de kuşkuculuğun kendisinin kesinlikle doğru olduğunun gösterilememişinin kanıtlarsak kuşkuculuk karşıtı bir argüman kurmamız mümkün olabilir. Kuşku duyuyor olmamızın gerekçelendirilmesi kesin değilse bu kuşkuculuk karşıtı güçlü bir argüman olabilir mi? Bu soruyu destek ilkesi ile daha açık hale getirebiliriz; “P inancı ancak kişinin P ile tutarsız olan bir önermenin yanlışlığını biliyor olmasıyla bilgiye dönüşür.” Önümde bir alışveriş merkezi vardır önermesine inanıyorsam, o zaman bu önerme benim bir alışveriş sadece sanrısını görüyor olmamla tutarsız olacağı için, ben bu önermeyi ancak sanrı görmüyor olduğunu bilmem durumunda bilirim. Şimdi bunu kuşkuculuğu yöneltelim; dünyanın döndüğünden kuşku duyuyorsam yani dünyanın dönmüyor olabileceğine inanıyorsam, bu önerme dünyanın döndüğünün bir sanrı değil de gerçek olmasıyla tutarsız olacağı için, ben bu önermeyi ancak dünyanın döndüğü yanlışlanırsa bilebilirim. Dünyanın döndüğü yanlışlana dek döndüğünden şüphe duymak makul değildir. Felsefeciler tarih boyunca ahlak, din, zihin, varlık vb. birçok farklı alana dair çeşitli sorular sormuştur. İnsanların büyük bir kısmının hem fikir olduğu belirli türden konu başlıklarında dahi felsefeciler arasında ciddi görüş farklılıkları ve tartışmalar ortaya çıkmıştır. Öyle ki bu tartışmalar bir noktada soruyu soran kişinin gerçekten var olup olmadığına dahi yönelmiştir. Peki bu ne anlama gelir? Gerçekten var olup olmamak ya da başka bir “şeyin” yanılsaması olup olmamak ne tür bir tartışmayı içerir? İnandığımız şeylerin sanrı olabileceği, gerekçelendirmenin sanrıların varlığını azaltmadığı ve hatadan kaçınma arzumuz gibi etmenlerle şüphecilik pozisyonuna yöneltebiliriz. Bu pozisyon “eğer varsa çok az bilgi vardır.” ifadesine sahip olursa “bilgi kuşkuculuğu” adını alır. Bilgiye dönüşen inançlarımızın gerekçelendirilmiş inançlarımızdan daha fazla olmadığı yönünde bir varsayımla hareket eden bir kuşkuculuk “eğer varsa inançlar için çok az gerekçelendirmemiz vardır.” ifadesiyle hareket eder; buna ise “gerekçelendirme kuşkuculuğu” denir. Bilen kişinin C tipi önermelerin bilgisine ulaşıp ulaşamayacağını düşünelim. O halde bu bahse dair üç farklı yaklaşım söz konusu olur. @@ Akademik yayıncılıkta kullanılan önbaskı terimi, akademik bir makalenin resmî hakem denetiminden geçip de hakemli bir dergide yayınlanmadan önce internet üzerinden okumaya açılması anlamına gelmektedir. Önbaskı olarak yayınlanan makaleler hakemli dergilerde sonradan yayınlanabileceği gibi, kimi zaman reddedilerek hiçbir zaman yayınlanmayabilir ya da ciddi düzenlemeler ve değişikliklerle yayınlanabilir. Önbaskı konumundaki makalelere ekstra şüphecilikle yaklaşmakta fayda vardır. @@ Şahitlik, muhakeme, algı, hafıza ya da iç-gözlem gibi bilişsel bir sistem değildir. Bu yüzden epistemik kaynaklar içinde kendine özel bir yeri vardır. Şahitlik, en basit haliyle, başka insanların ifade ettiği inançlara dayanır. Şahitliğin en yaygın bilgi kaynağı olduğu düşünülür. İletişim, medya ve eğitim gibi günlük hayatımızı kuşatan pek çok şey, şahitlik sonucu bilgi edinmemizi sağlar. Alp Dağları’na ilişkin birinci elden bir deneyimimiz olmasa da coğrafya kitaplarını, blogları ya da ansiklopedileri inceleyerek Alp Dağları’na dair bilgi edinebilir. Şahitlik sonucu gerçekten bilgi edinip edinmediğimiz önemli bir tartışma konusudur. Bir kişinin, doğru olanı ifade edip etmediğini her zaman kestirmek mümkün değildir. Bazı dışsalcılar için bu bir tartışma konusu olmayabilir. Doğru yolla nedensel bir biçimde inancımız oluştuysa, bu inancın epistemik statüsü çok tartışmaya açık değildir. Ancak, şahitliğin, tıpkı algı gibi, güvenilir olup olmadığı tartışması hala devam etmektedir. Şahitliğin güvenilir olmadığı ve bundan ötürü bilgi üreten bir mekanizma olamayacağı konusunda şüpheci görüşler vardır. Bu tarz bir şüphecilik, bilginin kesin ve doğru olmasına dayandığından, şahitlik kaynaklı bilgilerimizin büyük bir bölümünü dışarıda bırakır. Şahitlik hakkındaki şüphecilik doğruysa eğer, şahitlik sadece yüksek ihtimalli inançlar sağlayabilir. Ancak, kesinlik taşımadığından ötürü, yanıltıcıdır. Bu şüpheci pozisyon, epistemologlar arasında yaygın bir biçimde kabul görmez. Şahitliğin özel statüsüne yönelik bir diğer eleştiri ise, şahitliğin tek başına bilgi oluşturmak için yeterli olmadığıdır. Diğer bir deyişle, şahitlik aslen algı ya da hafıza gibi başka bilgi kaynaklarına bağlıdır. Özne, daha önce algı, hafıza ya da diğer yollarla edindiği inançlar doğrultusunda şahitliğe dair bir inancın doğruluğunu garanti altına alabilir. Şahitlik, bu birincil bilgi kaynaklarından geçmediği sürece, tek başına gerçekleşemez. Bu indirgemeci pozisyona karşı çıkanlar, şahitliğin bilişsel bir yeti olmamasına karşın tıpkı algı, hafıza, iç-gözlem gibi bilgi üreten temel bir mekanizma olduğunu düşünürler. İndirgemecilik karşıtlarının, öznenin daha önceden şahitlik yaptığı kişinin deklare ettiği inançların doğruluğuna dair sahip olduğu gözlemlerin, şahitliğin bilgi oluşturması için gerekli olmadığını kanıtlaması gerekir. Eğer, şahitlik ettiğimiz kişiye dair önceki gözlemlerimiz, şahitliğimizin oluşması için gerekli bir kriter ise, şahitlik tek başına bilgi-üreten bir mekanizma olamaz. Şahitlik ile ilgili ilginç konulardan bir tanesi, sosyal epistemoloji olarak adlandırdığımız alan içinde merkezi öneme sahip olmasıdır. Daha önceden bahsettiğimiz epistemoloji tartışmalar, bireyin, başka bireylerle ilişkileri olmaksızın sahip olduğu bilgi ve bunları üreten süreçlerle ilgiliydi. Sosyal epistemoloji, bilginin tek başına bireysel bir şey olmadığını, insanlar arası ilişkilerin ve iletişimin bilginin oluşması konusunda önemli pay sahibi olduğunu iddia eder. Şahitlik ise bunun bir parçası olması itibariyle, sosyal epistemolojinin ana elementlerinden biri haline gelir. Sosyal epistemolojiye ilişkin tartışmalar, birden çok birey arasındaki iletişimin ya da şahitliğin bilginin doğası ile olan ilişkisini, sosyal ilişkilerin bilginin doğruluğuna olan etkisini, toplumsal ve kültürel yapıların bilgi üretme süreçlerine müdahale edip etmediğini inceler. Bu sosyal epistemoloji alanı dışında, çağdaş epistemolojide pek çok yeni yaklaşım da geliştirilmiştir. @@ Algılanan ilişkilerle gerçekte olan ilişkilerin birbirine uymamasıdır.Kısa algılanan bir çizgi, gerçekte algılama alanında bulunan diğer çizgilerle aynı uzunlukta olabilir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. >
evrimagaci.org/sozluk ] )
- SUR ile SURA ile SURE
- SÜREBİLMEK ile SÜREKLİLEŞTİRMEK ile SÜRE ile SÜREK ile SÜREÇ ile SÜRELİ/LİK ile SÜREKLİ/LİK ile SÜREKÇİ/LİK ile SÜRESİZ/LİK ile SÜREKSİZ/LİK ile SÜRERLİK ile SÜRE SONU ile SÜREK AVI ile SÜREKLİCE ile SÜRELETME ile SÜRE AŞIMI ile SÜRE ÖLÇÜMÜ ile SÜRER DURUM ile SÜREKLİ ÜNSÜZ ile SÜREKSİZ ÜNSÜZ ile SÜRERLİK FİİLİ ile SÜREKLİLİK İLKESİ ile SÜRERLİK GÖRÜNÜMÜ
- SÜREÇ ile/ve SÖYLEYİŞ/BİÇEM/ÜSLÛP
( ... İLE/VE Konuşmacının, duygu, düşünce ve bilgilerini, ötekine iletme biçimi ya da yolu/yöntemi. )
( Yanlış üslûp, doğru sözün cellâdıdır. )
- SÜREÇ ile SÜREGİDEN
- SÜRECE ile/ve/||/<>/> SÜRECE
( Sonuca değil "Süreç"e. İLE/ve/||/<>/> Belirli bir süre boyunca. )
- SÜREK:
NEŞE ve/<> MİZAC ve/<> MEŞREB
- CONTINUOUS WAVE GAS LASER[İng.] / LASER À GAZ À ONDE CONTINUE[Fr.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ DALGA GAZ LAZERİ
- CONTINUOUS WAVE LASER[İng.] / LASER À ONDE CONTINUE[Fr.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ DALGA LAZERİ
- CONTINUOUS WAVE[İng.] / ONDE CONTINUE[Fr.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ DALGA
- CONTINUOUS ABSORPTION SPECTRUM[İng.] / SPECTRE D'ABSORPTION CONTINUE[Fr.] / KONTINUIERLICHES ABSORPTIONSSPEKTRUM[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ SOĞURMA TAYFI/SPEKTRUMU
- CONTINUOUS SPECTRUM[İng.] / SPECTRE CONTINU[Fr.] / KONTINUIERLICHES SPEKTRUM, STETIGES SPEKTRUM[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ TAYF/SPEKTRUM
- DÂİMÎ[Osm.] / CONTINUOUS[İng.] / CONTINU[Fr.] / KONTINUIERLICH, STETIG[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ
- CONTINUITY[İng.] / CONTINUITÉ[Fr.] / DURCHGANG[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİLİK
- GAYR-İ MUTTARİD, MUNFASİL[Osm.] / DISCONTINUOUS[İng.] / DISCONTINU, SPECTRE D'ABSORPTION DISCONTINU[Fr.][Fr.] / DISKONTINUIERLICH/ES ABSORPTIONSSPEKTRUM, UNSTETIG[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜREKSİZ/KESİKLİ SOĞURMA TAYFI/SPEKTRUMU
- DISCONTINUOUS ABSORPTION SPECTRUM[İng.] / UNSTETIGES ABSORPTIONSSPEKTRUM[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜREKSİZ SOĞURMA TAYFI/SPEKTRUMU
- DISCONTINUITY[İng.] / DISCONTINUITÉ[Fr.] ile/değil/yerine/= SÜREKSİZLİK
- SÜRELİ İCAP değil/yerine/= SÜRELİ ÖNERİ
- SÜRESİZ İCAP değil/yerine/= SÜRESİZ ÖNERİ
- FRICTIONAL ELECTRICITY[İng.] / ÉLECTRICITÉ DE FRICTION[Fr.] / REIBUNGSELEKTRIZITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME ELEKTRİĞİ
- FRİCTİON FACTOR[İng.] / MADRÛB-İ DELK[Osm.] / FACTEUR DE FROTTEMENT[Fr.] / FRIKTIONFAKTOR/REIBUNGSFAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME ETMENİ/ÇARPANI/FAKTÖRÜ
- TRIBOLUMINESCENCE[İng.] / TRIBOLUMINESCENCE[Fr.] / TRIBOLUMINESZENZ[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME IŞILDAMASI, TRİBOLÜMİNESANS
- DRIFT TUBE[İng.] / TUBE À DÉRIVE[Fr.] / DRIFTROHR, DRIFTRÖHRE[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLENME TÜPÜ
- DRIFT SPACE[İng.] / DRIFTRAUM[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLENME UZAYI
- SÜRÜMEK ile SÜRÜLMEK ile SÜRÜNMEK ile SÜRÜTMEK ile SÜRÜKLEMEK ile SÜRÜKLENMEK ile SÜRÜKLETMEK ile SÜRÜNDÜRMEK ile SÜRÜNDÜRÜLMEK ile SÜRÜKLENDİRMEK ile SÜRÜKLENEBİLMEK ile SÜRÜKLEYEBİLMEK ile SÜRÜ ile SÜRÜM ile SÜRÜŞ ile SÜRÜCÜ/LÜK ile SÜRÜMLÜ/LÜK ile SÜRÜSÜZ ile SÜRÜMSÜZ/LÜK ile SÜRÜ SÜRÜ ile SÜRÜ SEPET ile SÜRÜM SÜRÜM ile SÜRÜCÜ KURSU ile SÜRÜCÜ BELGESİ
- SURVIVOR GUILT[İng.] değil/yerine/= HAYATTA KALAN SUÇLULUĞU
( Hayatta kalan suçluluğu; başkalarının hayatta kalamadığı fakat kendilerinin kurtuldukları bir durumdan sonra hissettikleri hayatta kalarak yanlış birşey yaptığını hissetme duygusudur. Savaştan sağ çıkan kişiler, doğal afetten kurtulanlar, salgın hastalıktan kurtulanlar, ailesi ya da arkadaşları arasında intihar edenler arasında rastlanır. Bu durumun rastlanması kişinin psikolojik profiline bağlıdır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. >
evrimagaci.org/sozluk ] )
- ŞÜS[Fars.] ile/ve ŞÜŞ[Fars.]
( Akciğer. İLE/VE Karaciğer. )
- SUSKUN KİTAP ile/ve KONUŞAN KİTAP
- SUTHERLAND'S FORMULA[İng.] / FORMULE DE SUTHERLAND[Fr.] / SUTHERLAND-FORMEL[Alm.] ile/değil/yerine/= SUTHERLAND FORMÜLÜ
- SÜZGÜ ile SÜZGEÇ
( Delikli çanak. | Fide sulamak için tenekeden yapılan, ucunda süzgeci olan kap. İLE Sıvıları süzmeye yarayan araç. | Bir akışkandaki yabancı maddeleri süzüp ayıran alet ya da aletlerden oluşan düzenek. | Sulama kovasının ucuna takılan, küçük delikli metal parça. )
- FILTRATION[İng.] / FILTRATION[Fr.] / FILTRAT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜZME
- FILTRATE[İng.] / PRODUIT FILTRÉ[Fr.] / FILTER PAPIER[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜZÜNTÜ
- SYNTENY[İng.] değil/yerine/= SİNTENİ
( Ele alınan bir genomun, belirli gruplarla bağlantılı genleri korunmuş bölgeleridir. Farelerde 17 kromozom ve insanlarda 6 kromozom parçası sinteniktir. Mayoz sırasında ortak olarak ayrışırlar, dolayısıyla genom üzerinde birbirlerine yakın konumlanmışlardır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. >
evrimagaci.org/sozluk ] )
- T FILTER[İng.] / FILTRE EN T[Fr.] / T-FILTER[Alm.] ile/değil/yerine/= T SÜZGEÇ
- T ile D
- T ile Tb ile Tc ile TC
( Trityum'un simgesi. İLE Terbiyum'un simgesi. İLE Teknetyum'un simgesi. İLE Türkiye Cumhuriyeti'nin kısaltması. )
- TA ile Ta ile Th ile Ti ile Tl ile Tm/Tu ile TU/TÜ/TÜH
( Dek, değin, kadar ya da beri gibi ilgeçlerle birlikte kullanılarak, bir eylemin, bir hareketin, bir yerin, bir şeyin başladığı ya da sona erdiği noktayı, zaman ve uzaklık bakımından abartmalı bir biçimde anlatır. İLE Tantal'ın simgesi. İLE Toryum'un simgesi. İLE Bir tören sırasında, askerleri biraraya toplamak, törenin başladığını bildirmek vb. amaçlarla çalınan borazanın çıkardığı ses. İLE Talyum'un simgesi. İLE Tulyum'un simgesi. İLE "Yazıklar olsun" anlamında kullanılır. )
- TAABBÜD[< ABD] ile İBÂDET ETME, KULLUK ETME; TAPMA, TAPINMA
- TAABBÜD ile/ve TEFEKKÜR ile/ve TEVEKKÜL
- TAADDÜD[Ar.] ile TAAHHÜD[Ar. < AHD | çoğ. TAAHHÜDÂT]
( Birden çok olma, çoğalma, sayısı artma. İLE Üzerine alma, yapılması için söz verme. | Bir işin yapılması için resmî olarak sözleşme. | Postaya verilen bir şeyin yerine ulaşmasını sağlama. )
- TAADDÜT[Ar.] değil/yerine/= ÇOĞALMA, SAYININ ARTMASI
- TAAMMÜD[Ar. < AMD] ile TAANNÜD[Ar. < İNÂD | çoğ. TAANNÜDÂT]
( Bir işi bilerek ve isteyerek yapma. İLE İnad etme, direnme, ayak direme. )
- TAAMMÜT[Ar.] ile/<> TAAMMÜDEN
( Bir işi ya da suçu bile bile, tasarlayarak yapma. | İşlenecek bir suçun, daha önceden tasarlanması. İLE/<> Kasten. )
- TAARRUS/TAARRÜS[Ar. çoğ. TAARRUSÂT] ile TAARRUZ[Ar. çoğ. TAARRUZÂT] ile TAÂRUZ/TEÂRUZ[Ar. < ARAZ | çoğ. TEÂRUZÂT]
( Kocanın, karısına sevgi göstermesi. İLE İlişme, sataşma, takılma. | Düşmana saldırma. İLE Birbirine zıt olma. )
- TAASSUB ile AKIL TUTULMASI
- TAASSUB ile/ve/değil BİLGİ/DENEYİM EKSİKLİĞİ
- TAASSUB ile/değil/yerine GELENEKSEL DEĞER/LER
- TAASSUB ile TASALLUT
( Taassub, tasalluta dönüşmemelidir! )
- TAASSUB ile/değil/yerine/>/>< TASAVVUF
( TASAVVUF: Taassubu yok eden neyse, o! )
( Tasavvuf, taassuptan kurtulmaktır. )
- TAASSUB ile TUTUCULUK
- TAASSUP[Ar.]/BIGOTRY[İng.] değil/yerine/= BAĞNAZLIK
- TAATTUL[Ar.] ile TAATTUR[Ar. < ITR]
( İşsiz kalma, işlemez olma. İLE Güzel kokular sürünme. )
- TAAZZÜL[Ar. < AZL] ile TAAZZÜR[Ar. < ÖZR]
( Bir tarafa çekilme. | İşten çekilme. | Ehl-i sünnet'ten Vâsıl b. Atâ'nın kurduğu mu'tezile mezhebi. | Takımdan ayrılma. İLE Özür bildirme. | Güçleşme, güç olma, olanak bulunmama. )
- TANNING[İng.] / TANNAGE[Fr.] / GERBUNG, GERBEN[Alm.] ile/değil/yerine/= TABAKLAMA
- TÂBİ'[Ar. < TEB | çoğ. TÂBİÎN, TÂBİÛN, TEBEA, TEVÂBİ'] ile TÂBİ'[Ar. < TAB] ile TABÎÎ[Ar.] ile TABHÎ[Ar.]
( Birinin ardı sıra giden, ona uyan. | Boyun eğen, bağlı kalan, birinin emri altında bulunan. | [Ar. dilb.] Kendinden önceki sözcüğe göre hareke alan sözcük. | Hz. Muhammed'i görmüş olanları(eshâbı) görüp kendinden hadîs dinlemiş olan. İLE Kitap basan/bastıran. | Matbaacı, düzenleyici(editör). İLE Doğayla/tabîatle ilgili. | Doğa gereği/îcâbı olan. | Olağan, alışılmış, her zamanki gibi. İLE Pişirmekle/pişirilmekle ilgili. )
- TÂBİ'[< TEB] ile TÂBİ'[< TAB]
( Birinin arkası sıra giden, ona uyan; Boyun eğen, bağlı kalan; birinin emri altında bulunan. İLE
Kitap basan/bastıran; Matbaacı. )
- TÂBİ ile/değil TABİÎ
- TABİB ile/ve/<>/< ÂLİM
( Âlim olmadan, tabib olamazsınız(olunmaz/dı da).
[Osmanlı dönemindeki öğrenim ve eğitimde geçerliydi. Bugün de, Osmanlı bilgi ve deneyimini önemseyen, derinlikli/kapsamlı tutumunu devam ettiren Amerika'da, tıp ve hukuk bölümünden önce, üniversitede bir bölüm tamamlamış olma gerekliliği/zorunluluğu bulunmaktadır.]
[Umarız, bir gün, bizim öğrenim/eğitim düzenimiz/bilincimiz de aynı çizgiye yüksel(til)ecektir!] )
( İster tabip/hekim, ister hakim/avukat ya da herhangi bir alanda ilerlemek/yürümek ve derinleşmek için, önce, düşünme nedir?, nasıl düşünülür?, kavramlar nasıl tanımlanır, nasıl birbirine eklemlenir? önermeler nasıl kurulur? gibi temel, mantık ve usûl ile ilgili altyapı ve bilgi/ler oluşturulmalıdır ki, daha sonra, esasa ve ayrıntılara geçilebilsin. )
- TABİP/TABİB[Ar.] ile/ve/değil ALYENİST[Fr.]
( Hekim. İLE/VE/DEĞİL Deliler hekimi. )
- TABİB ve HABİB
- TABİB ile/ve/değil KEHAL
( Hekim. İLE/VE/DEĞİL Göz hekimi. )
- TABİÎ ile EVET
- TABİİ ile TÂBİ
- TABİP/TABİB/HEKİM/DOKTOR değil/yerine/= SAĞAN/SAĞALTMAN/SAGUN/ONULTMAN
- TA'BÎR CAİZSE değil/yerine/= DEYİM YERİNDEYSE/DEYİŞ UYGUNSA
- TABULAŞMAK ile TABULAŞTIRMAK ile TAB ile TABA ile TABİ/LİK ile TABL ile TABU
- TAÇ KAPI/PORTAL ile/||/<> TAK/ZAFER TAKI
( Bezemeli ana kapı. İLE/||/<> Eski Roma'da zafer kazanan komutan ve imparatorlar adına inşâ edilen anıtsal yapı. )
- TÂCİL ile TÂCİR
( Hızlandırma, çabuklaştırma, tezleştirme. İLE Ticaretle uğraşan kişi. )
- TAD ile/ve/<>/değil KIVAM
- TADACCU'[Ar.] ile TADACCU[Ar. < DUCRET]
( Üşenme, gevşek davranma. İLE İç sıkılması, sıkıntı. )
- [ne yazık ki]
TAGALLÜP[Ar.] değil/yerine/= ZORBALIK
- TAHADDÜS[Ar. < HADS/HUDÛS] ile TAHADDÜŞ[Ar.]
( Sezgi. | Yok iken ortaya/meydana çıkma. İLE Tırmalanma. | Üzüntü duyma. )
- TAHAMMÜL[Ar. < HAML | çoğ. TAHAMMÜLÂT] ile TAHAMMÜR[Ar. < HAMR | çoğ. TAHAMMÜRÂT]
( Yüklenme, bir yükü üstüne alma. | Dayanma, katlanma. | Kaldırma. İLE Mayalanma, ekşime. )
- TAHAMMUS[Ar.] ile TAHAMMUZ[Ar. < HAZM | çoğ. TAHAMMUZÂT]
( Büzülme, büzülüp buruşma. İLE Ekşime, oksitlenme. )
- TAHASSÜR[Ar.] ile TAHASSÜR[Ar. < HASRET | çoğ. TAHASSÜRÂT] ile TAHASSUL[Ar. < HUSÛL]
( Kanın pıhtılaşması.[TAHASSÜR-İ DEM] İLE Hasret çekme. | Çok istenilen ve ele geçirilemeyen şeye üzülme. İLE Sonuç olarak çıkma, hâsıl olma. | Ürüme, üretme. )
- TAHAYYÜL[Ar. < HAYAL | çoğ. TAHAYYÜLÂT] ile TAHAYYÜR[Ar. < HAYRET | çoğ. TAHAYYÜRÂT]
( Hayale getirme, hayale dalma, hayalde canlandırma. İLE Hayran olma, hayrete düşme, şaşakalma, şaşırma. )
- TAHDÎB/TAHZÎB[Ar. < HİDAB] ile TAHDİB[Ar. < HADEB]
( Saç/sakal boyama. İLE Kamburlaştırma, kamburlaştırılma, kubbelendirme. )
- TAHDÎD[Ar. < HADD | çoğ. TAHDÎDÂT] ile TAHTÎT[Ar. < HATT]
( Sınırlama, sınır çizme. İLE Çizme, çizilme, çizgi ile belirli kılma. | Çizgi. )
- TAHIL[Ar. DAHL] ile TÂHIL
( Buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar, pirinç vb. hasat edilen ürünler ile tohumlarının genel adı, hububat. İLE Bayat su, bekleyerek bozulmuş su. )
- TÂHİR ile/ve/değil/yerine/||/<>/</> TAYYİB
( Temiz. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/</> İyi, güzel, hoş. )
- TAHİR ve/ TAYYİB ve/ KUDDÜS ve/ SUBBUH
( Kirlerden. VE Ayıplardan. VE Kalpten. VE Nefsten. )
( SUBBUH: Yüzmek. )
- TAHKİK[< HAKK] ile/ve/<>/> TAHRİR ile/ve/<>/> TAKRİR ile/ve/<>/> TAKRİB ile/ve/<>/> TÂLİM ile/ve/<>/> TEDKİK
( Doğru olup olmadığını araştırma. | Kanıt ile bilmek. [Mantıksal ve felsefi alan.] İLE/VE/<>/> İlgisi olmayanları bilmek. İLE/VE/<>/> Kanıtların iç tutarlılığı araştırma. İLE/VE/<>/> Kanıt ile sonuç arasındaki tutarlılığı araştırma. İLE/VE/<>/> Öğrenme. İLE/VE/<>/> Kanıtlamayı bilmek. )
- TAHKİR ile/değil/yerine TENKİT/TENKİD
( Bir kaçıştır.[kendinden, utancından, küçüklüğünden] İLE/DEĞİL/YERİNE Bilmeyi zorunlu kılar. )
- TAHLİF ile TAHLİL ile TAHLİS ile TAHLİLİ ile TAHLİLCİ/LİK
- TAHLİL ile/ve TERKİB
- TAHLİL ile TESPİT
- TAHLİYE[Ar. < HALY] ile TAHLİYE[Ar. < HALÂ, HALVET, HALV]
( Süsleme, donatma, bezeme. | Bir madde içine, özelliğini ya da kokusunu değiştirmek üzere şeker, baharat vb. gibi şeyler katma. İLE Boşaltma, boş bırakma. | Serbest bırakma, salıverme. )
- TAHMÎS[Ar. < HUMS | çoğ. TAHMÎSÂT] ile TAHMÎS[Ar. < HAMS] ile TAHMÎS[Ar.] ile TAHMÎZ[Ar.]
( Bir şeyi beş kat ya da beş köşeli yapma. | Bir şiirin her beytinin üstüne üçer mısrâ katarak her beyti beşer mısrâya çıkarma.[bkz. TEŞTÎR] İLE Ateşte kızdırıp kavurma. İLE Beşte bir cezâ. İLE Humuzlandırma, oksitlendirme. )
- TAHRÎK[Ar. < HAREF] ile TAHRÎK[Ar. < HARK] ile TAHRÎK[Ar. < HAREKET | çoğ. TAHRÎKÂT]
( Yırtma, yırtılma, yarma, yarılma. İLE Çok yakma/yakılma. | Susatma/susatılma. İLE Kımıldatma, oynatma. | Kışkırtma, azdırma. | Yola çıkarma. | Uyandırma. | Meczum(cezimli) bir harfi hareke ile okuma.[İLM sözcüğünü İLİM olarak okuma.] )
- TAHRİK ile/ve/ne yazık ki/||/<>/> TAHRİP
- TAHRİL[Ar. < TAHRİR] değil/yerine/= ÇİZGİ
- TAHRİP ile TAHRİŞ
- TAHRİP ile/değil/yerine TENKİT/TENKİD
( Yıkma, kırıp dökme, harap etme, bozma. İLE/DEĞİL/YERİNE Bir konuya özgü yazıyı ya da yapıtı, değer bakımından gözden geçirme, eleştirme. )
- TAHRÎREN[Ar.] ile TAHRÎRÎ[Ar.]
( Yazı ile, yazarak. İLE Yazı ile, yazı ile ilgili. )
- TAHRÎS[Ar.] ile TAHRÎS[Ar. < HIRS | çoğ. TAHRÎSÂT] ile TAHRÎZ[Ar. < HIRZ | çoğ. TAHRÎZÂT] ile TAHRÎŞ[Ar. çoğ. TAHRÎŞÂT]
( İçinde bir şey saklanılan nesne. Ambar. İLE Hırslandırma/hırslandırılma. İLE Kışkırtma, kışkırtılma. İLE Tırmalama, tırmalanma. | Yakış kaşındırma, azdırma. )
- TAHSİL[Ar.] ile/değil TAHSİS[Ar.]
- TAHTA[Fars.] ile AHŞAP[Ar.]
( Çeşitli işlerde kullanılmak üzere düz, enlice, uzun ve az kalın biçimde işlenmiş ağaç parçası. | Bu ağaçtan yapılmış olan. | Bu malzemeden oluşmuş yüzey, döşeme, ağaç. | Sebze bahçelerinde ayrılan küçük yer. | Kara tahta. | Çimlenen tohumlar için bahçede hazırlanan uzun tarh. İLE Ağaçtan, tahtadan yapılmış. | Ağaçtan, tahtadan yapılmış nesne. )
- TAHYÎL[Ar. < HAYÂL | çoğ. TAHYÎLÂT] ile TAHYÎR[Ar. < HAYR | çoğ. TAHYÎRÂT]
( Akla/fikre getirme/getirilme. İLE Birini, iki şey arasından birini tercih etmek durumunda bırakma, istediğini tercih etmeyi teklif etme. )
- TAHZÎB[Ar. < HİZB] ile TAHZÎB[Ar. < HİZAB]
( Takım takım toplama. İLE Saç/sakal boyama. )
- TAHZÎL[Ar.] ile TAHSÎL[Ar. < HUSÛL] ile TAHZÎR[Ar.]
( Alçaltma, bayağılaştırma. İLE Ele geçme/geçirilme, hâsıl etme. | Vergi toplama. | İlim öğrenme. İLE ... )
- TÂİL[Ar.] ile TÂİR[Ar. < TAYERÂN]
( Yarar. İLE Uçucu, uçan. | Kuş. )
- TAK ile TAKA ile TAKT ile TAKI ile TAKACI/LIK ile TAKILI ile TAK TAK ile TAK TUK
- TAKA-TUKA değil/yerine/= GÜRÜLTÜ-PATIRTI
( Gürültü patırtı. | Basımevlerinde, kurşun dökülmüş, satır olarak dizilmiş harfleri iyice yerleştirmek için üzerlerine vurmaya yarar takoz. )
- TAKAYYÜD[< KAYD] ile TEKAÜD[< KUUD]
( Bağlanma, bağlı olma; Çalışma, çabalama, uğraşma, üstüne düşme; Dikkatli davranma. İLE Karşılıklı oturma; Emekliye ayrılma, emeklilik. )
- [önce] TAKDİR[Ar.] ve/sonra/||/<>/> TAKDİM[Ar.]
- TAHKİR >< TAKDİS ile/değil/yerine/<>/< TAKDİR
( ... >< Sadece, Allah içindir. İLE/DEĞİL/YERİNE/<>/< ... )
- TAKİP ile BASIMLAMA
( ... İLE Bazı kuşların yumurtadan ilk çıktığı anda çevresinde hareket eden ilk nesneye bağlanıp sürekli o nesneyi izlemelerine verilen ad. )
- TAKİP değil/yerine/= İZLEM
- TAKİP değil/yerine/= İZLEM
- TAKLÎD[Ar.] ile TENHÎT[Ar.]
- TAKLİD[Ar.] ve/<>/= TEZAD[Ar.]
- TAKLÎDEN[Ar.] ile TAKLÎDÎ[Ar.]
( Tıpkısını, benzerini yaparak. | Gülünç tarafını belirterek. İLE Taklitle yapılan.[SAVT-İ TAKLÎDÎ | Fr. ONOMATOPÉE] )
- TAKLİT[İng. MIMIC] ile/||/<> MİMİKRİ[İng. MIMICRY]
( Bir canlı türünün başka bir canlı türünü morfolojik ya da davranışsal olarak taklit etmesi. Sesiidae ailesinden Podosesia syringae türü kül güveleri, sıradan eşekarılarını fiziksel olarak taklit edecek biçimde evrimleşmiş. Ancak bir iğnesi bulunmaz. Eşekarısı iğnesinden daha önce başı belaya girmiş bir avcı tür, aynı zamanda kül güvelerinden de uzak durur. Böylece güve, sadece taklit ederek, fazla bir enerji harcamadan avlanmaktan kurtulabilir. @@ Bazı hayvan ve bitki türlerinin başka hayvan, bitki türlerine ve içinde yaşadıkları doğal ortamdaki objelere benzemesi, bir canlı türünün başka bir canlı türünü morfolojik ya da davranışsal olarak taklit etmesi. Sesiidae ailesinden Podosesia syringae türü kül güveleri, sıradan eşekarılarını fiziksel olarak taklit edecek biçimde evrimleşmiştir ancak bir iğnesi bulunmaz. Eşekarısı iğnesinden daha önce başı belaya girmiş bir avcı tür, aynı zamanda kül güvelerinden de uzak durur. Böylece güve, sadece taklit ederek, fazla bir enerji harcamadan avlanmaktan kurtulabilir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. >
evrimagaci.org/sozluk ] )
- TAKLİT[Ar. < TAKLİD] ile/değil/yerine/>< ASIL[Ar. < ASL]
( Bir şeyin en ileri zıddı, taklididir. )
( Belirli bir örneğe benzemeye ya da benzetmeye çalışma, öykünme. | Birinin davranışlarını, konuşmasını tekrarlayarak eğlenme. | Benzetilerek yapılmış şey, imitasyon. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Bir şeyin kendi, örnek, kopya karşıtı. | Kök, köken, kaynak. | Gerçeklik. | Soy, nesep. | Gerçek, esas. | Bir şeyin temelini oluşturan, ana. | Aranılan nitelikleri en çok kendinde toplamış olan. | Bir görevde sürekli bulunan, yedek karşıtı. | Gerçekten, gerçek olarak. )
- TAKLİT ile TEVÂCÜD
- TAKSÎM ile/ve/||/<>/> TAKSİT
- TAKSİM ile/ve/||/<>/> TASNİF ile/ve/||/<>/> TERTİP
( Tüm tasnifler, aklîdir. Çünkü, doğada, tasnif[sınıflandırma] diye bir şey yoktur/olmaz. )
- TAXIS[İng.] / TACTISME[Fr.] / TAXIEN[Alm.] ile/değil/yerine/= TAKSİS
- TAKSİTLENDİRMEK ile TAKSİ ile TAKSİM ile TAKSİR ile TAKSİT ile TAKSİCİ/LİK ile TAKSİRLİ ile TAKSİTLİ ile TAKSİTSİZ ile TAKSİ DOLMUŞ ile TAKSİRLİ SUÇ ile TAKSİT TAKSİT
- TAKSON[İng. TAXON] ile/||/<> COPE'UN ÖZELLEŞMEME YASASI[İng. COPES RULE OF THE UNSPECIALIZED] ile/||/<> DIŞ GRUP[İng. OUTGROUP] ile/||/<> EPİTET[İng. SPECIFIC EPITHET] ile/||/<> EVRİMSEL BİYOLOJİ[İng. EVOLUTIONARY BIOLOGY] ile/||/<> İKİLİ ADLANDIRMA[İng. BINOMIAL NOMENCLATURE] ile/||/<> TAKSONOMİ[İng. TAXONOMY] ile/||/<> ÜÇLÜ ADLANDIRMA[İng. TRINOMIAL NOMENCLATURE]
( Taksonomide, organizma gruplarının her birine verilen addır. Çoğulu taksa (İng: taxa) olarak bilinir. @@ Yeni büyük takson ile ilişkili evrimsel yeniliklerin atalarının genel özelliklerine benzemesi, özelleşmesinden daha muhtemeldir. Yani evrimsel süreç bu yasaya göre özelleşme için çaba sarf etmez farklılaşmalar zaman içinde olur. @@ Bir filogenetik analizde, diğer taksonlardan daha önce türleşen, farklılaşan, evrimleşen öbeğe verilen addır. Hominidlerin evrimi analiz edilecek olursa, hilobatlar ve gibonlar dış grup olacaklardır. @@ Taksonomi biliminde, türleri isimlendirmek için kullanılan ikili adlandırmanın ikinci kelimesi. Türü tanımlayan kelimedir ve cins isminden sonra gelir. Örneğin, Homo sapiens türü için "sapiens" epitet addır. @@ Canlılar arasındaki genetik çeşitliliği, türlerin hangi atalardan türediklerini ve evrimsel süreçte geçirdikleri biyolojik değişimleri inceleyen bilim dalı. Bu alanda çalışan bilim insanlarına "evrimsel biyolog" denir. Evrimsel biyoloji doğrudan bireylerin hayatları boyunca geçirdikleri değişimlere odaklanmaz, popülasyonların nesiller boyunca geçirdiği süreçleri inceler. Biyolojinin bir alt dalı olmakla beraber popülasyon genetiği, moleküler evrim, taksonomi, evrimsel ekoloji ve evrimsel tıp gibi birçok alt dalı bulunmaktadır. @@ Taksonomi biliminde, tür adlarının iki kelimeden oluşacak biçimde gösterilmesi. Carl Linnaeus tarafından geliştirilmiştir. İsimlendirmelerde ilk kelime cins adını ifade ederken, ikinci kelime ise epitet ismini ifade eder. İki kelimenin birleşimi tür adını verir. Örneğin, günümüzde nesli devam eden tek insan türü olan Homo sapiens için "Homo", cins ismi iken; "sapiens" ise epitet ismidir. "Homo sapiens" kullanımı ise türü temsil eder. İkili adlandırmaya akademik kaynaklarda ve çeşitli taksonomi yazılarında "binomial nomenklatür" de denmektedir. @@ Geniş anlamda sınıflandırma bilimi. Daha ayrıntılı bir tanımlama ise; yaşayan ve yok olmuş organizmaların sınıflandırılması-yani biyolojik sınıflandırma. Terim, Yunanca taxis ("düzenleme") ve nomos ("kanun") türemiştir. @@ Taksonomi biliminde, alttürleri ve alttür altı taksonları ifade etmek için kullanılan bir isimlendirme biçimi. Örneğin, Panthera pardus pardus alttürü bu biçimde ifade edilmiştir. Üçlü adlandırmaya, akademik kaynaklarda ve bazı taksonomi yazılarında "trinomial nomenklatür" de denmektedir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. >
evrimagaci.org/sozluk ] )
- TAKTİ ile TAKTİK ile TAKTİR ile TAKTİKÇİ/LİK
- TAKTÎR[Ar. < KAT, KUTUR, KATARÂN | çoğ. TAKTÎRÂT] ile/değil/< TAKDÎR[Ar. < KADER | çoğ. TAKDÎRÂT]
( Damla damla akıtma, dökülme, damlama. | Damıtma, inbikten çekme. İLE Beğenme, değer biçme, değer verme/verilme. | Değerini/önemini anlama. | Ezelde Allah'ın olmasını istediği şeyler. )
- TAKVÂ[Ar. < VİKAYE] ile/ve VERA'[Ar.] ile/ve ZÜHD
( Sakınma - Korunma - Ümit. İLE/VE Şüpheliyi uzakta tutmak. İLE/VE Şüpheli olma olasılığı ile mübâhların çoğunu terk etmek. )
( Haramlardan sakınma/ittikâ. İLE/VE Şüphelilerden sakınma/ittikâ. İLE/VE Mübâhları terk. )
( Tevâzû. İLE/VE Mahviyet. İLE/VE ... )
( Dinin yasak ettiği şeylerden kaçınma. | Belirli olan şeyin yanından geçmemek. | Günahlara direnç kazanmak. İLE Haramdan kaçınma. )
( TAKVA: Yolculuk azığı. )
- TAL ile TALİ ile TALK ile TALİ YOL ile TALK ŞİST ile TALK PUDRASI
- TALBOT'S BANDS[İng.] / BANDES DE TALBOT[Fr.] / TALBOT-BÄNDER[Alm.] ile/değil/yerine/= TALBOT BANTLARI
- TALBOT'S LAW[İng.] / LOI DE TALBOT[Fr.] / TALBOT-GESETZ[Alm.] ile/değil/yerine/= TALBOT YASASI
- TALEB[Ar.] ile MUHÂVELE[Ar.]
- TALEBE ile MÜRİD
- TALEBE[Ar.]/ŞAKİRT/ŞAKİRD[Fars.] değil/yerine/= ÖĞRENCİ
- TALEP/TÂLİP değil/yerine/= İSTEK/İSTEYEN
- TALEP ile/ve/<> RAĞBET
- TALEP ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SUAL
- TÂLİB ile/ve ŞÂRİ
( ... İLE/VE Bir ilme başlayan. )
( Mantık ilmini tasavvur etmezsen, mutlak belirsizin(mechûlün) tâlibi olursun! )
- TÂLİB ile/ve ŞÂRİ
( ... İLE/VE Bir ilme başlayan. )
- TÂLİB ile/ve/||/<>/>/< TÂBİ
- TÂLİKAT[Ar.] ile/ve/||/<>/> MÜBÂHASAT[Ar. < MÜBÂHESE]
( Bir kitabın bâzı yerlerini açıklamak ve eleştirmek amacıyla sayfa kenarlarına konan ya da ayrıca bir risâle biçiminde yazılan notlar. İLE/VE/||/<> Bir konu üzerine iki ya da daha fazla kişinin kendi arasında yaptığı konuşmalar. | Bahse girişmeler. İddialı ve karşılıklı konuşmalar. )
- TA'LÎM[Ar. < İLM | çoğ. TA'LÎMÂT] ile TA'LÎN[Ar.]
( Öğrenme, öğretme, öğretim, öğretilme. | Okutma, ders verme/verilme. | Meşk ile yetiştirme. | Askerlik idmanı. | İdman, egzersiz. İLE Açığa vurma/vurulma. )
- TALİP[< TALEP] ile/ve/||/<>/> TALİM
- TÂLİP değil/yerine/= İSTEYEN
- TALC; TALCUM[İng.] / TALC[Fr.] / TALK, TALKUM[Alm.] ile/değil/yerine/= TALK
- İSTİDÂD:
TAM ile/ve/değil/||/<> EKSİK
- TAM MÜREKKEB ile/ve TAM OLMAYAN MÜREKKEB
( Haber | İnşa İLE/VE ... )
( Doğru ve yanlışa olasılığı olanlar.[tam haber tümceleridir!] İLE/VE ... )
- TA'M[Ar. çoğ. TUÛM] ile TAM'[Ar. < TAM]
( Tama eden. İLE Doymazlık, çok isteme, açgözlülük. )
- COMPLEMENTARY COLOR[İng.] / COLORANT COMPLÉMENTAIRE[Fr.] / KOMPLEMENTARFARBE[Alm.] ile/değil/yerine/= TAMAMLAYICI RENK
- TÂMÂT[Ar.] ile DAMAT[Ar.]
( Uygunsuz, saçmasapan söz. İLE ... )
- TAMBUR ile TAMBURA ile TAMBURİ ile TAMBURACI/LIK ile TAMBUR MAJÖR
- TAMBURACI ile TAMBURÎ/TANBURÎ[Ar.]
( Tambura çalan ya da yapan kişi. İLE Tambur çalan kişi. )
- TAMGALARDA:
ON ve/||/<> OK
( Evren, varoluş. VE/||/<> İnsan. )
- BUFFER CAPACITY[İng.] / CAPACITÉ DE TAMPON[Fr.] / PUFFER KAPAZITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= TAMPON KAPASİTESİ
- TAMPONAT[İng. < TAMPONADE] değil/yerine/= BASKILANMA
- TANE/ADET[Ar. < ADED] ile/ve/||/<> KAT ile/ve/||/<> KEZ/KERE[Ar. < KERRE]
( Nesnelerdeki niceliği/sayıyı gösterir. İLE/VE/||/<> Yukarı doğru yineleme/tekrar. İLE/VE/||/<> Eylemlerdeki niceliği/sayıyı ve yana doğru yinelemeyi/tekrarı gösterir. )
- TANGA ile/değil TANGO
- TANI[İng. DIAGNOSIS] ile/||/<> ABELL YARIÇAPI[İng. ABELL RADIUS] ile/||/<> AKIM[İng. CURRENT] ile/||/<> AKROMAT[İng. ACHROMATIC] ile/||/<> AKTİF BAĞIŞIKLIK[İng. ACTIVE IMMUNITY] ile/||/<> ANTİKOR[İng. ANTIBODY] ile/||/<> ASTERİZM[İng. ASTERISM] ile/||/<> B HÜCRELERİ[İng. B CELLS]
( Doğada, herhangi bir şeyin nedenini tanımlama işidir. Genellikle hastalıkların tanımlanması olarak kullanılır. @@ Astronomide Abell kataloğundaki gökada kümelerinden hareketle, uzunluğu 2,14 megaparsek kabul edilen, tipik bir gökada kümesinin yarıçapı olarak tanımlanır. @@ Tanımlanabilir bir yönde hareket eden su ya da hava gibi bir akışkanın hareketidir. Elektrikte, belirli bir süre boyunca bir noktadan geçen elektrik akışı ya da elektrik miktarını tanımlamak için kullanılır. @@ Renk körlüğüne sahip kişileri tanımlamak için kullanılan terim. @@ Hastalığa maruz kalınması ile kazanılan bağışıklıktır. Hastalığa sebep olan organizmalara direkt maruz kalma ile ya da organizmanın zayıflatılmış ya da öldürülmüş halinin aşı yolu ile vücuda verilmesi ile oluşur. Her iki durumda da bağışıklığı kazanmış bir kişi ileride hastalık ile karşılaştığında bağışıklık sistemi hastalığı tanıyacaktır ve gerekli antikorları üretecektir. Aktif bağışıklık uzun ömürlüdür ve ömür boyu sürebilmektedir. @@ Antijen adı verilen yabancı bir maddenin varlığına yanıt olarak bağışıklık sistemi tarafından üretilen ve bu etkenlerin patojenik (hastalık yapıcı) yeteneklerini önleyen koruyucu bir protein. Antikorlar antijenleri tanır ve vücuttan uzaklaştırmak için onlara tutunur. @@ Gece gökyüzünde net bir biçimde gözlemlenebilen, belirgin ve tanıdık şekiller oluşturan popüler yıldız gruplarıdır. Üyeleri aynı takımyıldızında yer alabileceği gibi farklı takımyıldızlarından da olabilir. Büyükayı takımyıldızının bir parçası olan Büyük Kepçe ile Vega, Altair ve Deneb üçlüsünün oluşturduğu "yaz üçgeni" örnek olarak verilebilir. @@ Adaptif bağışıklığın bir parçası olarak antijen spesifik hümoral bağışıklıktan sorumlu olan lenfositlerin büyük bir ailesi. Onların antijen reseptörleri yüzey immünoglobülinleridir (antikorlar). Plazma gözelerine farklılaşarak peptidleri doğrudan tanıyıp antikorları salgılarlar. Ayrıca uzun ömürlü hafıza gözeleri olarak bulunurlar.
[ açıklamaların devamı için... bkz. >
evrimagaci.org/sozluk ] )
- TANIK OLMA (ŞUHUD)
- TANIM ile/ve/=/<> HADD
- TANIM(HADD) ile TANIMLANAN(MAHDÛD)
- TANIMAK ile TANELEMEK ile TANILAMAK ile TANELENMEK ile TAN ile TANE ile TANK ile TANI ile TANELİ ile TANKÇI/LIK ile TAN TUN ile TANESİZ ile TANISIZ/LIK ile TAN YELİ ile TAN YERİ ile TANE TANE
- TANIM'DA:
RESİM ile/ve/<> HAD/D
( Bir bilgiyi/ilmi, amacı ile tanımlama. İLE/VE/<> Bir bilgiyi/ilmi, konusu ile tanımlama. )
- TANIMLANMA[İng. IDENTIFICATION] ile/||/<> DNAZ AYAK İZİ[İng. DNASE I FOOTPRINTING] ile/||/<> GÜVENİLİRLİK[İng. RELIABILITY] ile/||/<> JEOLOJİK KOLON[İng. GEOLOGIC COLUMN] ile/||/<> KANDELA[İng. CANDELA]
( bkz. Genomik tanımlanma @@ Proteinlerin bağlandıkları DNA bölgesinde protein tarafından kapatılan fosfodiester bağlarının deoksiribonükleaz yıkımına karşı korunacağı fikrinden yola çıkılarak belirli bir proteine bağlanan bir DNA dizisinin tanımlanmasını sağlayan teknik. @@ Güvenilirlik, inançlarımızı oluştururken ve doğru inançlarımızı bilgi haline getirirken izlenilen süreçlerin uygunluğuna işaret etmektedir. Çoğunlukla dışsalcı bir yaklaşım olan güvenilirciliğin ön plana çıkardığı bir kavram olan güvenilirlik, epistemik öznenin herhangi bir inancını güvenilir nedenlere, mekanizmalara ya da süreçlere dayanarak oluşturmasını ifade etmektedir. Böylelikle doğru inancın bilgiyi oluşturmasındaki şans etmeni engellenmiş ve bilgi ortaya çıkmış olacaktır. Bu bakımdan güvenilirlik, bilginin tanımına eklenecek dördüncü koşul olarak karşımıza çıkmaktadır. Dışsalcı kuramların güvenilirliği dördüncü koşul olarak ileri sürmelerinin bir nedeni de içselcilerin kullandığı kavramların normatif olduğunu düşünmeleri ve bilgi kuramlarını sadeleştirmek istemeleridir. Bu bağlamda bilginin dördüncü ya da teminat koşulu, dışsalcılar için güvenilirlik olarak adlandırılmaktadır. Örneğin güvenilirciliğe göre bir inancın doğru olması ve gerekçelendirilmesi için bu inancın, güvenilir algılar ve tanıklar doğrultusunda oluşturulmuş olması gerekmektedir. Başka bir ifadeye güvenilircilik, bir inancın oluşturulmasındaki sürecin güvenilirliğine odaklanmaktadır. Şu halde bilgi, güvenilir süreçlerle gerekçelendirilmiş doğru inanç biçiminde tanımlanmaktadır. Bu bakımdan sürecin güvenilirliğini sağlayacak olan unsurlar; uygun bilişsel yetiler, dış dünyanın uygunluğu, yanıltıcı herhangi bir etkenin bulunmaması, algıların güvenilir olması ve tanıkların güvenilir olması biçiminde sıralanabilir. Dolayısıyla güvenilirlik koşulu, dışsalcı kuramlar açısından, bilginin meydana gelmesindeki önemli şartlardan biri olarak kabul edilmektedir. Nitekim güvenilirlik, dışsalcı kuramların kabul ettiği gibi her zaman bilginin meydana gelmesi için yeterli ve uygun bir süreç olmayabilir. Örneğin içselci yaklaşıma sahip olan Audi, güvenilir süreçlere dayanmanın, şans faktörünü dışarıda bırakamayacağı örnekler verilebileceğini dile getirmektedir. (Ayrıntılı bilgi için bkz: Robert Audi, Epistemoloji: Bilgi Teorisine Çağdaş Bir Giriş, çev. Melis Tuncel). @@ Belli bir bölgedeki jeolojik olayların, kayaların karışık ve gençten yaşlıya doğru oluşumlarıyla tanımlanmasıdır.Herhangi bir bölgede, yüzeyden Dünya'nın merkezine doğru kazı yapılacak olursa, derinlere inildikçe daha gençten (yeniden) daha yaşlıya (eskiye) giden jeolojik bir oluşum sırası gözlenecektir. İşte bu, jeolojik kolondur. @@ Işık şiddetinin SI (Uluslararası Birim Sistemi) birimidir. Bir ışık kaynağından bir yöne doğru yayılan ışık akısının 1/683 Watt/sr olduğu noktadaki ışık şiddeti biçiminde tanımlanmaktadır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. >
evrimagaci.org/sozluk ] )
- TANGENT GALVANOMETER[İng.] / TANGENTENBUSSOLE[Alm.] ile/değil/yerine/= TANJANT GALVANOMETRESİ
- TANGENT COMPASS[İng.] / BOUSSOLE DE LA TANGENTE[Fr.] / TANGENTENKOMPASS[Alm.] ile/değil/yerine/= TANJANT PUSULASI
- TANGENT LAW[İng.] / LOI DE LA TANGENTE[Fr.] / TANGENTEN-GESETZ, TANGENTIALES GESETZ[Alm.] ile/değil/yerine/= TANJANT YASASI
- GALVANOMÈTRE À TANGENT[Fr.] ile/değil/yerine/= TANJANTLI GALVANOMETRE
- TANNIC ACID[İng.] / ACIDE TANNIQUE[Fr.] / GERBSÄURE, TANNINSÄURE[Alm.] ile/değil/yerine/= TANNİK ASİT
- TANTALUM[İng.] / TANTALE[Fr.] / TANTAL[Alm.] ile/değil/yerine/= TANTAL
- TANTALITE[İng.] / TANTALITE[Alm.] ile/değil/yerine/= TANTALİT
- TAPMAQ[Azr.] ile TAPMAK[Tr.]
( Arama sonucunda meydana çıkarmak, bulmak. İLE "Tanrı" diye tanımak, kulluk etmek. )
- TARAMAK ile TARTMAK ile TARTILMAK ile TARTTIRMAK ile TARTABİLMEK ile TAR ile TARH ile TART ile TARZ ile TARALI ile TARAÇA ile TART SUÇU
- SCANNING ELECTRON MICROSCOPE[İng.] / MICROSCOPE ÉLECTRONIQUE À BALAYAGE[Fr.] / ABTASTUNGELEKTRONENMIKROSKOP, RASTERELEKTRONENMIKROSKOP[Alm.] ile/değil/yerine/= TARAMALI ELEKTRON MİKROSKOBU
- SCANNING-TRANSMISSION ELECTRON MICROSCOPE[İng.] / MICROSCOPE ÉLECTRONIQUE À BALAYAGE-TRANSMISSION[Fr.] / ABTASTUNG-TRANMISSION ELEKTRONENMIKROSKOP, RASTERTRANSMISSIONSELEKTRONENMIKROSKOP[Alm.] ile/değil/yerine/= TARAMALI GEÇİRMELİ ELEKTRON MİKROSKOBU
- TARASSUD[Ar. < RASAD] değil/yerine/= GÖZETME, BEKLEME, DİKKATLE BAKMA, GÖZLEME
- TÂRÎ[Ar. < TARÂVET] ile TÂRÎ[Ar. < TARÂ]
( Taze, tarâvetli. İLE Ansızın çıkan, birdenbire görünen. )
- TARİFİ/MDE ile/değil TARİFE/MDE
- TARİH ve TAHİR
- TARİH ve TAHİR
- TARİHLENDİRMEK ile TARİH ile TARİHİ ile TARİHLİ ile TARİHÇE ile TARİHÇİ/LİK ile TARİHSEL ile TARİHSİZ/LİK ile TARİHİ ESER ile TARİHİ FİLM ile TARİH ÖNCESİ ile TARİHİ ROMAN ile TARİHİ MADDECİ/LİK ile TARİHİ TİYATRO ile TARİHSEL ROMAN ile TARİH YANILGISI ile TARİHİ COĞRAFYA ile TARİHSEL ÖZDEKÇİ/LİK
- TARÎK el-TAKVÎM ile/ve/<> TARÎK el-LUZÛM ile/ve/<> TARÎK el-KIYÂM ile/ve/<> TARÎK el-NİSBE
( Osmanlı dönemi Türk filozofu Taşköprülüzâde'ye (ö. 1561) göre ayıklama/soyutlama eylemi açısından bir önermede, konu ile yüklem ilişkisinin türleri:
"X, Y'dir." denildiğinde, bir yüklem olarak Y,
1. Ya bizâtihi yüklendiği X'ten
2. Ya da X'in dışındaki başka bir nesneden
ayıklanır/soyutlanır.
Birinci durumda Y
i. ya X'in kurucu unsurlarından;
ii. ya da X ile Y arasındaki zâtî gereklilikten/zorunluluktan ayıklanır/soyutlanır.
İkinci durumda ise Y
i. ya dış-dünyada, X ile var olan
ii. ya da dış-dünyada, X'e nispet edilen bir durumdan ayıklanır/soyutlanır.
1. i.'ye "Kurucu unsurlarına ayırma yöntemi"[Tarîk el-takvîm];
1. ii.'ye "Gereklilik(zorunluluk) yöntemi"[Tarîk el-luzûm]
2. i.'ye "Kâim olma yöntemi"[Tarîk el-kıyâm]
2. ii.'ye ise "Nispet yöntemi"[Tarîk el-nisbe] adı verilir. )
- TARTARIC ACID[İng.] / ACIDE TARTARIQUE[Fr.] / WEINSTEINSÄURE[Alm.] ile/değil/yerine/= TARTARİK ASİT
- TARTIŞMAK ile TARTIŞILMAK ile TARTIŞTIRMAK ile TARTILABİLMEK ile TARTIŞABİLMEK ile TARTI ile TARTIL ile TARTIM ile TARTIŞ ile TARTICI/LIK ile TARTILI ile TARTIMLI ile TARTISIZ ile TARTIMSIZ
- TART/TARD[Ar.] ile TART[Fr.]
( Kovma, çıkarma. İLE Kalıpta pişen, bir tür meyveli pasta. )
- TARZ ile ÜSLÛP
- TAS[Ar.] ile TA'S[Ar.] ile TAŞ
( Su kabı. İLE Yok olma, kaybolma. İLE Ufak kaya parçası. )
- TASAVVUR ile/ve/değil/||/<> TASAVVUF
- TASFÎH[Ar. < SAFH | çoğ. TASFÎHÂT] ile TASFÎR[Ar. < SAFÎR | çoğ. TASFÎRÂT]
( El çırpma, alkışlama. | Yassıltma, yufka haline getirme, yaprak yaprak yapma. İLE Islık çalma, ıslıkla seslenme. | Sarartma, sarıya boyama. )
- TASHÎH[Ar. < SIHHAT]["TAHSİH" değil!] ile DÜZELTME/DÜZELTİ
- TASHİH ile/ve/||/<>/> TENKİD
- TASHİH ile/ve/||/<>/> TERTİB
- TRANSPORT FACTOR[İng.] / TRANSPORTANTEIL[Alm.] ile/değil/yerine/= TAŞIMA KESRİ
- TRANSPORT PHENOMENA[İng.] / PHENOMÈNE DE TRANSPORT[Fr.] / TRANSPORTATION PHÄNOMEN[Alm.] ile/değil/yerine/= TAŞIMA OLAYLARI
- TAS'ÎR[Ar.] ile TA'SİR[Ar. < USR | çoğ. TA'SÎRÂT] ile TA'SÎR[Ar. < ASR | çoğ. TA'SÎRÂT] ile TA'SÎL[Ar. < ASEL]
( Kibirlilik yüzünden konuşurken, yüzünü başka tarafa çevirip karşısındakinin yüzüne bakmama. İLE Güçleştirme/güçleştirilme. İLE Suyunu sıkma. İLE Tadlandırma. )
- TEVÂLÎ-İ ASLÎ[Osm.] / CARRIER FREQUENCY[İng.] / FRÉQUENCE PORTEUSE[Fr.] / TRÄGERFREQUENZ[Alm.] ile/değil/yerine/= TAŞIYICI FREKANS
- CARRIER GAS[İng.] ile/değil/yerine/= TAŞIYICI GAZ
- CARRIER DENSITY[İng.] / DENSITÉ DE PORTEURS[Fr.] / TRÄGERDICHTE[Alm.] ile/değil/yerine/= TAŞIYICI YOĞUNLUĞU
- TASTİK değil TASDİK
- TAT değil TAD
- TAT ile TAT ile Tat
( İran'lılara verilen bir ad. )
( Canlıların, besinlerdeki uçucu olmayan bileşikleri damak, boğaz ve dil yüzeyindeki mukoza noktaları aracılığıyla algıladığı duyum. | Tatlılık. | Hoşa giden durum, lezzet, zevk. İLE Dilsiz. İLE Türklerin egemen olduğu yerlerde yaşayan Arap ya da İran'lılar. | Hazar Denizi kıyısında, İran Azerbaycanı sınırında yaşayan, İran soyundan olan bir topluluğun adı. )
- TA'TÎS[Ar. < ATSE] ile TA'TÎŞ[Ar. < ATŞ]
( Aksırtma. İLE Susatma/susatılma. )
- TATLILAŞMAK ile TATLILAŞTIRMAK ile TATLI/LIK ile TATLICA ile TATLICI/LIK ile TATLILI ile TATLI SU ile TATLI DİL ile TATLI SÖZ ile TATLI BELA ile TATLI SERT ile TATLI BADEM ile TATLI DİLLİ/LİK ile TATLI KAÇIK ile TATLI LİMON ile TATLI SÖZLÜ/LÜK ile TATLI TATLI ile TATLI KAŞIĞI ile TATLI SÜLÜMEN
- TAUTOMERE[İng.] / TAUTOMÈRE[Fr.] / TAUTOMER[Alm.] ile/değil/yerine/= TAUTOMER
- TAUTOMERISM[İng.] / TAUTOMÉTRIE[Fr.] / TAUTOMERIE[Alm.] ile/değil/yerine/= TAUTOMERİ
- TAY ile TAYA/LIK ile TAYF ile TAYT ile TAY TAY ile TAYF ÖLÇÜMÜ ile TAY TAY ARABASI
- SPECTROSCOPY[İng.] / SPECTROSCOPIE[Fr.] ile/değil/yerine/= TAYF BİLGİSİ/BİLİMİ
- TAYF[Osm.] / SPECTRUM[İng.] / SPECTRE[Fr.] / SPEKTRUM[Alm.] ile/değil/yerine/= TAYF, ÇİZELGE, SPEKTRUM
- SHIFT OF SPECTRAL LINE[İng.] / DÉCALAGE DE LA RAIE SPECTRALE[Fr.] / SPEKTRALLINIENVERSCHIEBUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= TAYF ÇİZGİSİ KAYMASI
- SPECTRAL LINE, SPECTRUM LINE[İng.] / RAIE SPECTRALE[Fr.] / SPEKTRALLINIE[Alm.] ile/değil/yerine/= TAYF ÇİZGİSİ
- SPECTRAL REGIONS[İng.] ile/değil/yerine/= TAYF/SPEKTRUM BÖLGELERİ
- TAYFA[Ar. < TAİFE] ile MİÇO/MUÇO[İt.]
( Bir gemide bulunan, türlü işlerde çalıştırılan sefer işçileri. | Aynı işi yapan topluluk. | Birinin yanında bulunan yardakçılar, koşuntu. İLE Gemilerde, küçük yaşta tayfa yamağı. )
- SPECTROGRAPH[İng.] / SPECTROGRAPHE[Fr.] / SPEKTROGRAPH[Alm.] ile/değil/yerine/= TAYFÇEKER/SPEKTROGRAF
- SPECTROSCOPE, SPECTROSCOPY[İng.] / SPECTROSCOPE[Fr.] / SPEKTROSKOP[Alm.] ile/değil/yerine/= TAYFGÖZER/TAYFÖLÇER, SPEKTROSKOP
- SPEKTRA[İng.] ile/değil/yerine/= TAYFLAR/SPEKTRUMLAR
- SPECTRAL SENSITIVITY[İng.] / SENSIBILITÉ SPECTRALE[Fr.] / SPEKTRALE EMPFINDLICHKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= TAYFSAL DUYARLILIK
- SPECTRAL LUMINOUS EFFICIENCY[İng.] / RENDEMENT LUMINEUX SPECTRAL[Fr.] / SPEKTRALE LICHTAUSBEUTE[Alm.] ile/değil/yerine/= TAYFSAL IŞIK VERİMİ
- SPECTRAL IRRADIANCE[İng.] / IRRADIANCE SPECTRALE[Fr.] ile/değil/yerine/= TAYFSAL IŞINIM
- SPECTRAL EXTINCTION[İng.] / EXTINCTION SPECTRALE[Fr.] / SPEKTRALE LÖSCHUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= TAYFSAL SÖNÜM
- SPEKTRAL YOĞUNLUK[Osm.] / SPECTRAL DENSITY[İng.] / DENSITÉ SPECTRALE[Fr.] / SPEKTRALE DICHTE[Alm.] ile/değil/yerine/= TAYFSAL YOĞUNLUK
- TAYT ile/değil TAYF
( Bacakları sıkı saran özel kumaştan yapılmış bir pantolon türü. | Sızmaz, su geçirmez bir kumaştan yapılmış şort giyecek. İLE Birleşik bir ışık demetinin bir biçmeden geçtikten sonra ayrıldığı yalın renklerden oluşmuş görüntü. )
- TAZİP[Ar. TAZİB] değil/yerine/= SIKINTIYA SOKMA, ÜZME
- TÂZİR ile/ve/||/<> TEKDİR
( Azarlama. İLE/VE/||/<> Azarlama. )
- TEACHING[İng.] değil/yerine/= ÖĞRETİM
( Bilgiyi bulmak, kazanmak, bilgiyi kazanma yolunun ve kazanılan bilgiyi hafızada tutarak yeri geldiğinde kullanabilmek için hatırlamaktır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. >
evrimagaci.org/sozluk ] )
- TEÂKUP[Ar.] değil/yerine/= ART ARDA GELME
- TEBÂDÜL[Ar. < BEDEL] ile TEBÂDÜR[Ar. < BÜDÛR | çoğ. TEBÂDÜRÂT]
( Birbirine bedel olma, birbirinin yerini tutma, değişme. İLE Ansızın akla gelme. | İki şairin birbirinden habersiz olarak aynı şiiri söylemesi. )
- TEBEHHÜL[Ar.] ile TEBEHHÜR[Ar.]
( Okumak/tahsil için sıkıntı çekme. İLE Kısa ve sık soluk alma. )
- TEBELLÜL[Ar.] ile TEBELLÜR[Eski Türkçe < BİLLÛR]
( Islanma, nemlenme. İLE Billurlaşma. [Fr. CRISTALLISATION] )
- TEBERRU'[Ar. < BURÛ | çoğ. TEBERRUÂT] ile TEBERRÛ/TEBERRÂ[Ar. < BERÂ]
( Bağış, bağışlama. İLE Uzaklaşma, uzak durma, çekilme. | Sevmeyip yüz çevirme. [>< TEVELLÂ] )
- TEBESSÜL[Ar.] ile TEBESSÜR[Ar.]
( Yüz asma, somurtma, yüzünü ekşitme. İLE Sivilce çıkması. )
- TEBEZZÜL[Ar.] ile TEBEZZÜR[Ar.]
( Yarılma. İLE Sporlanma. )
- TEBHÎL[Ar. < BAHAL, BUHL] ile TEBHÎR[Ar. < BUHÂR | çoğ. TEBHÎRÂT] ile TE'BÎR[Ar.]
( Biri için hasis, pinti deme. İLE Buğu haline getirme. | Tütsüleme, tütsülendirilme. | Etüvden geçirme. İLE Aşılama.[Ağaç.] )
- TE'BÎS[Ar.] ile TEB'ÎZ[Ar.]
( Hakaret, horlama. İLE Bölüm bölüm ayırma, paralama. )
- TEBSÎL[Ar. < BASAL] ile TEBSÎR[Ar.]
( Soyup soğana çevirme/çevrilme. İLE Tarif ve açıklama. [kişinin gözünü açacak biçimde] )
- TECA'ÜD[Ar. < CA'D] değil/yerine/= BÜKLÜM BÜKLÜM SAÇ
( Saçın kıvırcık, büklüm büklüm olması. )
- TECDÎL[Ar.] ile TECDÎR[Ar. < CEDERÎ]
( Yere vurma/yıkma. İLE Çocuğun çiçek çıkarması. )