FA'dan FU'ya ilk iki yazacı aynı olan FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 1.390 başlık/FaRk ile birlikte,
1.390 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(4/7)
- FAMİGLİA[İt. < FAMIGLIA] ile/değil/yerine/=/||/<> FAMİLYA
( alt familya aile Çok belirli ve kendilerine özgü ortak özelliklerinden dolayı bir arada değerlendirilen cinsler topluluğu fasile Eşlerden kadın için kullanılan söz )
- FAMILIAR :/yerine TANIDIK
- FAMILY :/yerine AİLE
- FAMİLYA ile FAMİLYAL
( Aile. İLE Ailesel. )
- FAMİLYA = FASÎLE = FAMILLE
- FAMILYAL/FAMILIAL[İng.] ile/değil/yerine/= AİLEVİ
- FAMOUS vs. KNOWN
- FAMOUS :/yerine ÜNLÜ
- FAN FU[Çince] -ile
( Aydınlanmamış, sıradan kişiler. Tüm bireyler (dolayısıyla Sheng ve Fan Fu'lar) aynı doğayı paylaşmaktalardır. Sheng olanlar kendi doğalarının farkına varmışlar, Fan Fu olanlar ise daha varacaklardır. (bkz. Sheng) )
- FAN[FANATİK SÖZÜNDEN] ile/değil/yerine/=/||/<> FAN
( Bir şeye bir kimseye aşırı hayranlık duyan kimse )
- FAN[İng. < FAN] ile/değil/yerine/=/||/<> VANTİLATÖR
- FAN ile FANATİK
( Hayran, pervane. İLE Bağnaz. )
- FAN ile FANİ/LİK ile FANİ DÜNYA
- FAN ile HAYRAN OLMAK ile HAVALANDIRMAK
( FAN vs. FAN IN vs. FAN OUT )
( باد زدن ile طرفدار ile بادزن ile پنکه ile بادبزن ile گنجايش ورودي ile گنجايش خروجي )
( BAD ZADAN ile TARAFDAR ile BADZAN ile PANKEH ile BADBOZAN ile GONJAYSH VORUDY ile GONJAYSH KHROJY )
- FAN :/yerine HAYRAN, VANTİLATÖR
- FANATİK[Fr. < FANATIQUE] ile/değil/yerine/= BAĞNAZ
- FANATİK ile/değil/yerine/= BAĞNAZ/TUTKUN
- FANATİK ile FANATİK ile FANATİZM
( FANATIC vs. FANATICAL vs. FANATICISM )
( متعصب ياهواخواه ile تعصبي ile پرتعصب ile تعصب ile کوته فکري )
( MOTASAB YHAVAKHAH ile تعصبي ile پرتعصب ile TASAB ile KOTEH FEKARY )
- FANATİKLEŞ(TİR)ME ile/ve/||/<> TARAFTARLAŞ(TIR)MA
- FANATİKLEŞMEK ile FANATİK/LİK
- FANATİQUE[Fr. < FANATIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> FANATİK
( bağnaz Bir kimse grup takım vb ne aşırı bağlı olan )
- FANATİZM[Fr. < FANATISME] ile/değil/yerine/= BAĞNAZLIK
- FANATİZM[Fr. < FANATISME] ile/değil/yerine/=/||/<> BAĞNAZLIK
- FANATİZM[İng. FANATICISM | Fr. < FANATISME] ile/değil/yerine/= BAĞNAZLIK
- FANEROZOİK ZAMANDA:
PALEOZOİK ile/ve/||/<>/> MEZOZOİK ile/ve/||/<>/> SENOZOİK
( [dönemler][milyon yıl önce] Kambriyen[570 - 505] | Ordovisiyen[505 - 438] | Siluryen[438 - 408] | Devonyen[408 - 360] | Karbonifer[360 - 286] | Permiyen[286 - 245] İLE/VE/||/<>/> Trias[245 - 208] | Jura[208 - 144] | Kretase[144 - 66] İLE/VE/||/<>/> Üçüncü Zaman[66 - 2] | Dördüncü Zaman[2 - ...] )
- FANFARE[Fr. < FANFARE] ile/değil/yerine/=/||/<> FANFAR
( Bakırdan yapılmış üflemeli sazlardan oluşan orkestra Bu orkestranın çaldığı tartımlı ve canlı parça )
- FANGRİ[Yun. < ] ile/değil/yerine/=/||/<> FANGRİ
( Bir tür mercan balığı )
- FANGRİ[Yun.] ile/||/<> MERCAN TÜRÜNDEN BİR BALIK
( mercan türünden bir balık R φαγγρί )
( ΦΑΓΓΡΊ / φαγγρί )
- FANGRİ/FANGRİ[Yun. < ] ile/||/<> MERCAN/MERCAN[Ar. < MERCĀN]
( Bir tür mercan balığı )
- FÂNÎ:
YOK değil GEÇİCİ
- FÂNÎ[< FENÂ] -ile
( GEÇİCİ | ÖLÜMLÜ )
- FÂNİ[Ar. < FĀNĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> ÖLÜMLÜ | İNSAN
( fâni dünya ölümlü insan )
- FÂNİ[Ar.] ile FANİ[Yun.]
( Ölümlü, gelip geçici, kalımsız. İLE İnsan gözünün algıladığı ışık şiddeti. )
- FÂNİ[Ar.] ile/değil/yerine/= ÖLÜMLÜ/GELİP GEÇİCİ/KALIMSIZ
- FÂNÎ ile/ve/<> BÂKÎ
( İlâhî değilse. İLE/VE/<> İlâhî ise. )
( [Esmâ'da] Yoksa. İLE/VE/<> Varsa. )
- FÂNİ ile/ve/||/<> FUNNY
- FANİLA[İt. < FLANELLA] ile KAŞKORSE[Fr. < CACHE-CORSET]
( Genellikle ince pamuk ipliğinden dokunmuş, ten üzerine giyilen iç çamaşırı. Örülmüş ya da dokunmuş, hafif ve gevşek kumaş. İLE İnce kadın fanilası. )
- FANİLA/FLANELLA[İt. < FLANELLA] ile/||/<> KOMBİNEZON/COMBİNAİSON[Fr. < COMBINAISON] ile/||/<> KAŞKORSE/CACHECORSET[Fr. < CACHE-CORSET]
( atlet fanilası ten fanilası Genellikle ince pamuk ipliğinden dokunmuş ten üzerine giyilen iç çamaşırı atlet Yumuşak yünden örülmüş ya da dokunmuş hafif ve gevşek kumaş )
- FANİLA ile/ve VELENSE
- FANNING FRICTION FACTOR[İng.] / FACTEUR DE FROTTEMENT DE FANNING[Fr.] / FANNING-REIBUNGSKOEFFIZIENT[Alm.] ile/değil/yerine/= FANNİNG SÜRTÜNME KATSAYISI
- FANNING'S EQUATION[İng.] / ÉQUATION DE FANNING[Fr.] / FANNING-GLEICHUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= FANNİNG DENKLEMİ
- FANNO FLOW[İng.] / ÉCOULEMENT DE FANNO[Fr.] / FANNO-STRÖMUNG, FANNO-FLUSS[Alm.] ile/değil/yerine/= FANNO AKIŞI
- FANTA ile/||/<> DAĞ İSKETESİ
- FANTAİSİE[Fr. < FANTAISIE] ile/değil/yerine/=/||/<> FANTEZİ
( Sonsuz sınırsız hayal fantazya II Değişik heves değişik beğeni değişik düşünüş Süslü ve türü değişik olan Serbest biçimli beste ya da alaturkada serbest biçimli şarkı )
- FANTAISIE[Fr.] ile/||/<> FANTEZİ[Fr. < FANTAISIE]
( Gerçeğin ve olanağın dışında olarak hayalin serbest işlemesi ve böylece meydana getirilen eser FANTEZİCİ Fantasque Fantaisiste FANTEZİCİLİK Fantastique FANTEZİLİ Fantasque Fantaisiste )
( FANTAISIE )
- FANTAİSİSTE[Fr. < FANTAISISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> FANTEZİST
( Fantezi meraklısı fanteziye düşkün kimse )
- FANTASME[Fr. < FANTASME] ile/değil/yerine/=/||/<> FANTASMA
( Gerçekte olmadığı hâlde var gibi görünen hayal )
- FANTASTİK[Fr. < FANTASTIQUE] ile/değil/yerine/= HAYALÎ
- FANTASTİK ile FANTEZİ
( FANTAST vs. FANTASY )
( نويسنده خيالپرست ile فانتزي ile نقشه خيالي )
( NOYSANDEH KHYALPAREST ile FANTZY ile NAQSHEH KHYALY )
- FANTASTİQUE[Fr. < FANTASTIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> FANTASTİK
( hayalî XVIII yüzyıldan başlayarak Fransa da gelişen bir edebî tür )
- FANTASY vs. IMAGINATION
- FANTASY :/yerine FANTEZİ
- FANTAZYA[Yun. < ] ile/değil/yerine/=/||/<> FANTAZYA
( Arap atlılarının bayramlarda yaptıkları gösteri )
- FANTAZYA[Yun. < ] ile/değil/yerine/=/||/<> FANTEZİ
- FANTAZYA ile FANTAZYALI
- FANTEZİ YAPMAK ile/değil/yerine FANTEZİ/LER ÜRETMEK/YARATMAK
- FANTEZİ ile/değil/yerine/= DÜŞLEM
- FANTEZİ ile FANTEZİST
- FANTEZİLİ ile/||/<> FANTAZYALI
- FANTİ[Yun. < ] ile/değil/yerine/=/||/<> FANTİ
( İskambilde oğlan bacak ya da vale adlarıyla bilinen kâğıt )
- FANTİ[Yun.] ile/||/<> OYUN KÂĞITLARINDA OĞLAN, BACAK, VALE
( oyun kâğıtlarında oğlan bacak vale )
- FANTOM[Fr. < FANTÔME] ile/değil/yerine/= HAYALET
- FANTOM[Fr. < FANTÔME] ile/değil/yerine/=/||/<> HAYALET
- FANTOM/PHANTOM[İng.] ile/değil/yerine/= HAYALET
- FANUS[Ar. < FĀNŪS] ile/değil/yerine/=/||/<> FANUS
( Süslü ayaklı fener Saat mikroskop vb araçları tozdan korumak için üzerlerine kapatılan yarım küre biçiminde cam kap Genellikle silindir biçiminde olan mum gaz lambası vb aydınlatma araçlarının çevresini kapatarak rüzgârdan koruyan cam Hamam kubbelerinde içeriye aydınlık girmesi için bırakılan deliklerin üzerine konan şişkin cam )
- FANUS ile FANUSLU
- FANYA[Yun. < ] ile/değil/yerine/=/||/<> FANYA
( Bir balık ağına eklenen iri gözlü ikinci ağ )
- FANYA[Yun.] ile/||/<> İRİ GÖZLÜ BALIK AĞI
( iri gözlü balık ağı R φανιά widemeshed side of a net difana )
( ΦΑΝΙΆ / φανιά )
- FAR vs. BIG
- FAR[Fr. < Yun.] ile FAR[Fr.]
( Taşıtların ön bölümünde bulunan, uzağı aydınlatan güçlü ışık. İLE Süs için gözkapaklarına sürülen çeşitli renkte boya. )
- FAR ile/ve/||/<>/> FARK
( HEADLIGHT/DIFFERENCE vs./and/||/<>/> DIFFERENCE )
- FAR :/yerine UZAK
- FARAD[İng.] / FARAD[Fr.] / FARAD[Alm.] ile/değil/yerine/= FARAD
- FARAD[İng.] ile/||/<> FARAD[Fr.] ile/||/<> FARAD[Alm.] ile/||/<> FARAD[(İNGILIZ FIZIKÇI FARADAY ÖZEL ADINDAN)]
( Uluslararası birim dizgesinde sığa birimi iki yaprağı arasına bir voltluk bir gerilim uygulandığı zaman 1 coulombluk yük alabilen bir sığacın sığası )
( FARAD )
( FARAD )
( FARAD )
- FARAD[İNGİLİZ FİZİKÇİ FARADAY][ÖZEL AD] ile/değil/yerine/=/||/<> FARAD
( Elektrik sığa birimi )
- FARAD ile FARADİK
( FARAD vs. FARADIC )
( فاراد ile القا شده )
( FARAD ile ELGHA SHODEH )
- FARADAIC CURRENT[İng.] ile/değil/yerine/= FARADAY AKIMI
- FARADAY BIREFRINGENCE[İng.] / BIRÉFRINGENCE DE FARADAY[Fr.] / FARADAYSCHE DOPPELBRECHUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= FARADAY ÇİFT KIRILMASI
- FARADAY CAGE[İng.] / CAGE DE FARADAY[Fr.] / FARADAYSCHER KÄFIG[Alm.] ile/değil/yerine/= FARADAY KAFESİ
- FARADAY CONSTANT[İng.] ile/değil/yerine/= FARADAY SABİTİ
- FARADAY CYLINDER[İng.] / CYLINDRE DE FARADAY[Fr.] / FARADAYSCHER ZYLINDER[Alm.] ile/değil/yerine/= FARADAY SİLİNDİRİ
- FARADAY DARK SPACE[İng.] / ESPACE SOMBRE DE FARADAY[Fr.] / FARADAYSCHER DUNKELRAUM[Alm.] ile/değil/yerine/= FARADAY KARANLIK BÖLGESİ
- FARADAY EFFECT[İng.] / EFFET FARADAY[Fr.] / FARADAY-EFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= FARADAY ETKİSİ
- FARADAY KAFESİ ile/||/<> MANYETİK KALKAN (İKİLİ KARŞILAŞTIRMA)
( Faraday elektrik, manyetik kalkan manyetik alan engeller )
( Formül: E=0 içerde İLE B yönlendirilir )
( Michael Faraday tarafından 1831 yılında keşfedildi/formüle edildi. (1791-1867) (Ülke: İngiltere) (Alan: Fizik, Kimya) (Önemli katkıları: Elektromanyetik indüksiyon, elektroliz) )
- FARADAY TUBE[İng.] / TUBE DE FARADAY[Fr.] / FARADAY-RÖHRE, FARADAY-TUBE[Alm.] ile/değil/yerine/= FARADAY TÜPÜ
- FARADAY'S DISC[İng.] / DISQUE DE FARADAY[Fr.] / FARADAYSCHE SCHEIBE, FARADAYSCHE RUNDSHEIBE[Alm.] ile/değil/yerine/= FARADAY DİSKİ
- FARADAY'S LAW OF ELECTROLYSIS[İng.] ile/değil/yerine/= FARADAY ELEKTROLİZ YASALARI/KANUNLARI
- FARADAY'S LAW OF INDUCTION[İng.] / FARADAYSCHES INDUKTIONSGESETZ[Alm.] ile/değil/yerine/= FARADAY İNDÜKSİYON YASASI
- FARADAY'S LAWS OF ELECTROLYSIS[İng.] ile/değil/yerine/= FARADAY ELEKTROLİZ YASALARI
- FARADAY[İng.] / FARADAY[Fr.] / FARADAY[Alm.] ile/değil/yerine/= FARADAY
- FARADAY ile/||/<> COULOMB ile/||/<> AMPERE ile/||/<> ELEKTROKİMYA YASALARI
( Elektroliz sırasında ayrışan madde miktarının, geçen elektrik yüküyle doğru orantılı olduğunu söyleyen yasadır; bir mol elektronun taşıdığı yük onun adını taşır. @@ Elektrik yükünün birimidir; bir amper akımın bir saniyede taşıdığı yüktür. @@ Elektrik akımının birimidir; birim zamanda geçen yükü ölçer. @@ Elektrik enerjisi ile kimyasal değişim arasındaki nicel ilişkileri kuran yasaların bütünüdür. İlki temel yasa, sonraki ikisi birimler, dördüncüsü bu bütünün genel adıdır. )
( Formül: Q = nF )
( Michael Faraday tarafından 1831 yılında keşfedildi/formüle edildi. (1791-1867) (Ülke: İngiltere) (Alan: Fizik, Kimya) (Önemli katkıları: Elektromanyetik indüksiyon, elektroliz) )
- FARADAYSCHES ELEKTROLYSEGESETZ[Alm.] ile/değil/yerine/= FARADAY ELEKTROLİZ YASASI
- FARADIC CURRENT[İng.] / COURANT FARADIQUE[Fr.] / FARADISCHER STROM, INDUKTIONSSTROM[Alm.] ile/değil/yerine/= FARADİK AKIM
- FARAZA[Ar. < FARAŻĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> FARAZA
( Diyelim ki sayalım ki tutalım ki varsayalım ki )
- FARAZÎ TEVETTÜR[Osm.] / FICTITIOUS POTENTIAL[İng.] / POTENTIEL FICTIF, POTENTIEL IMAGE[Fr.] / EINGEBILDETES POTENTIAL[Alm.] ile/değil/yerine/= GÖRÜNTÜ POTANSİYEL
- FARAZİ[Ar. < FARŻĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> VARSAYIMSAL
- FARAZÎ ile AFÂKÎ
- FARAZİ ile/||/<> HYPOTHETICAL[İng.] ile/||/<> VARSAYIMSAL | SAYILGILI
( sayılgılı )
( HYPOTHETICAL )
- FARAZÎ ile/||/<> HYPOTHÉTIQUE[Fr.] ile/||/<> VARSAYIMLI
( matematik )
( HYPOTHÉTIQUE )
- FARAZÎ ile/ve/değil/||/<>/< NAZARÎ
- FARAZİYE | VARSAYIM | HİPOTEZ ile/||/<> HİPOTEZ ile/||/<> VARSAYIM
( varsayım matematik önsav varsayım Araştırmanın başlangıcında henüz doğruluğu ya da yanlışlığı kestirilemeyen bir öneri ya da ön beklenti Usbilimsel sonuçlar çıkarmak üzere dayanak olarak öne sürülen önerme ya da önermeler takımı Kanıtlanmadan geçici ya da kalıcı olarak benimsenen önerme Olgular arasında nedensonuç ilişkisi kuran ve gözlem yoluyla sınanacak olan öngörü Suppositio ile eşanlamlı hypothesis alta konan temel ilke öndayanak koşul varsayım hypo alt altta thesis koyum 1 Matematikte ve mantıksal çıkarımlarda Mantıksal sonuçlar çıkarmak üzere öndayanak olarak öne sürülen önerme ya da önermeler birliği 2 Deneysel bilimlerde Belli bilgilere olanak sağlamak bağlantıları anlaşılır kılmak olayları açıklamak üzere geçici olarak konmuş bilimsel öneri olayları geçici bir açıklama biçimi ama ancak deneyle yöntemli bir biçimde denetlendikten sonra geçerliliği kabul edilebilir 3 Düşünmenin temellendirilmesi olarak varsayım düşünmenin herhangi bir konuda ileri sürdüğü bir savı tanıtlamak üzere koyduğu öndayanak Bu anlamda Yeni Kantçılardan Cohen ve Natorpta düşünmenin temel ilkesi temel yöntemidir matematik )
( HYPOTHESIS | POSTULATE )
( HYPOTHÈSE | POSTULATE )
( POSTULATE )
( IPOTESI )
( ΥΠΌΘΕΣΗ / υπόθεση )
- FARAZİYE | VARSAYIM | HİPOTEZ ile/||/<> POSTULAT | VARSAYIM
( bk. varsayım @@ (matematik) @@ bk. önsav @@ bk. varsayım. @@ Araştırmanın başlangıcında henüz doğruluğu ya da yanlışlığı kestirilemeyen bir öneri ya da ön beklenti. @@ @@Usbilimsel sonuçlar çıkarmak üzere dayanak olarak öne sürülen önerme ya da önermeler takımı. @@ Kanıtlanmadan geçici ya da kalıcı olarak benimsenen önerme. @@ Olgular arasında neden-sonuç ilişkisi kuran ve gözlem yoluyla sınanacak olan öngörü. @@ (Lat. Suppositio ile eşanlamlı)(Yun. hypothesis=alta konan, temel, ilke, öndayanak, koşul, varsayım < hypo = alt, altta; thesis = koyum) : 1. (Matematikte ve mantıksal çıkarımlarda) Mantıksal sonuçlar çıkarmak üzere öndayanak olarak öne sürülen önerme ya da önermeler birliği. 2. (Deneysel bilimlerde) Belli bilgilere olanak sağlamak, bağlantıları anlaşılır kılmak, olayları açıklamak üzere geçici olarak konmuş bilimsel öneri; olayları geçici bir açıklama biçimi; ama ancak deneyle yöntemli bir biçimde denetlendikten sonra geçerliliği kabul edilebilir. 3. Düşünmenin temellendirilmesi olarak varsayım: düşünmenin, herhangi bir konuda ileri sürdüğü bir savı tanıtlamak üzere koyduğu öndayanak. (Bu anlamda Yeni Kantçılardan Cohen ve Natorp'ta düşünmenin temel ilkesi, temel yöntemidir.) @@ (matematik) @@ (...) @@ @@ )
( HYPOTHESIS | POSTULATE~POSTULATE )
( HYPOTHÈSE | POSTULATE~POSTULATE | POSTULAT )
( ...~POSTULATUM )
( POSTULATE~POSTULATE )
( IPOTESI~POSTULATO )
( ΥΠΌΘΕΣΗ / υπόθεση~ΑΊΤΗΜΑ / αίτημα )
- FARAZİYE, HİPOTEZ | VARSAYIM ile/||/<> VARSAYIM
( Usbilimsel sonuçlar çıkarmak üzere dayanak olarak öne sürülen önerme ya da önermeler takımı Kanıtlanmadan geçici ya da kalıcı olarak benimsenen önerme Olgular arasında nedensonuç ilişkisi kuran ve gözlem yoluyla sınanacak olan öngörü Suppositio ile eşanlamlı hypothesis alta konan temel ilke öndayanak koşul varsayım hypo alt altta thesis koyum 1 Matematikte ve mantıksal çıkarımlarda Mantıksal sonuçlar çıkarmak üzere öndayanak olarak öne sürülen önerme ya da önermeler birliği 2 Deneysel bilimlerde Belli bilgilere olanak sağlamak bağlantıları anlaşılır kılmak olayları açıklamak üzere geçici olarak konmuş bilimsel öneri olayları geçici bir açıklama biçimi ama ancak deneyle yöntemli bir biçimde denetlendikten sonra geçerliliği kabul edilebilir 3 Düşünmenin temellendirilmesi olarak varsayım düşünmenin herhangi bir konuda ileri sürdüğü bir savı tanıtlamak üzere koyduğu öndayanak Bu anlamda Yeni Kantçılardan Cohen ve Natorpta düşünmenin temel ilkesi temel yöntemidir matematik )
( HYPOTHESIS (PL. HYPOTHESES) | HYPOTHESIS | HYPOTHESIS, ASSUMPTION | ASSUMPTION )
( HYPOTHÈSE | HYPOTHESE, SUPPOSITION | HYPOTHÉSE )
( HYPOTHESE, VORAUSSETZUNG, ANNAHTNE | HYPOTHESE | VORAUSSETZUNG, ANNAHME )
( SUPPOSI-TIO )
- FARAZİYE[Ar. < FARŻİYYE] ile/değil/yerine/=/||/<> VARSAYIM
- FARBA[Fr. < FALBALA] ile/değil/yerine/=/||/<> FIRFIR
- FARBA/FARBALA[Fr.] değil/yerine FIRFIR
- FARBA ile FARBALI ile FARBASIZ
- FARBALA[Fr. < FALBALA] ile/değil/yerine/=/||/<> FIRFIR
- FARBALA[Fr. < FARBALA] ile/değil/yerine/= FIRFIR
- FARBIG[Alm.] ile/değil/yerine/= RENKLİ, KROMATİK
- FARBWERT[Alm.] ile/değil/yerine/= RENK DEĞERİ, ÜÇ ETKİN DEĞER
- FARD[Fr. < FARD] ile/değil/yerine/=/||/<> FAR
( far paleti Göz kapaklarına sürülen çeşitli renkte makyaj malzemesi )
- FARE, FİL, ASLAN, KEDİ, KURT ile/ve ÖTEKİ HAYVANLAR
( Kurt, haseti simgeler. )
- FARE[Ar. < FĀRE] ile/değil/yerine/=/||/<> FARE
( fare deliği faredişi farekulağı farekuyruğu fare otu fare surat kör fare sivrifare cep faresi çatı faresi fındık faresi fil faresi firavun faresi kamyon faresi lağım faresi otel faresi tarla faresi Sıçangillerden küçük vücutlu kemirgen memeli hayvan Mus Kullanıcının eliyle yaptığı hareketleri düz bir yüzey üzerinde yuvarlanan bir top aracılığıyla bilgisayar ekranındaki imlecin hareketine dönüştüren aygıt Ufak tefek kimse Özellikle belirli bir yere dadanıp hep orada iş gören hırsız )
- FARE ile AMERİKAN FARESİ
- FARE ile ANADOLU FARESİ
- FARE ile/ve BANDİKUT FARESİ
- FARE ile/ve BEYAZ ÇÖL FARESİ
- FARE ile/ve BİŞ-MÛŞ[Fars.]
( ... İLE/VE Bıldırcın otu ile beslenen bir fare. | Bıldırcın otu ile birlikte yetişen safran kökü.[bıldırcın otunun panzehiri] )
- FARE ile BÜYÜK KAFALI KÖSTEBEK FARESİ
- FARE ile ÇEKİRGE FARESİ
- FARE ile ÇIPLAK KÖSTEBEK FARESİ
(
)
( hayvanatomisi)'in paylaştığı bir gönderi
- FARE ile ÇIPLAK, KÖR FARE
( ... İLE Kansere en dirençli/dayanıklı hayvan. )
( ... cum SPALAX TYPHLUS )
- FARE ile CÜCE FARE
- FARE ile/ve EV FARESİ
( ... cum/et MUS MUSCULUS )
- FARE ile/||/<> FARE[Ar. < FÂRE]
( Memeliler Mammalia sınıfının kemiriciler Rodentia takımından sıçanımsılara Myomorpha mensup memelilerin genel adı )
( MOUSE )
( SOURIS )
( MAUS )
- FARE ile FİLFARESİ
( ... İLE Burun bölümü hortum gibi uzun olan, uzun kuyruklu, kanguru gibi sıçrayabilen bir fare. )
( ... İLE Afrika'da yaşarlar. )
(
)
( ... cum MACROSCELIDES PROBOSCIDEUS )
- FARE ile FINDIK FARESİ
( ... cum MUSCARDINUS AVELLANARIUS )
- FARE ile GELENİ/TARLA FARESİ
( FE'RA ile CÜREZ, YERBÛ'[çoğ. YERÂBÎ'] )
( ... cum MICROTUS ARVALIS )
- FARE ile/ve GERBİL
- FARE ile GÜMÜŞ, PİRİNÇ FARESİ
- FARE ile HAMSTER
- FARE ile/ve HUŞFARESİ
- FARE ile JERBOA
- FARE ile KALEMİS
( ... İLE Bir tür misk faresi. )
- FARE ile/ve KESEĞEN
- FARE ile KIR FARESİ/SİVRİ FARE/SOREKS
( ... İLE Uzun burunlu, hortum gibi burnu olan bir fare. Bir numaralı ölüm makinası. Her dakika bir canlı yemek zorundadır. )
( MOUSE vs. SHREW )
- FARE ile/ve KUŞFARESİ
- FARE ile LAĞIM FARESİ
- FARE ile/ve LEMMING
- FARE ile MEEKAP/FİRAVUN FARESİ
( ... İLE Afrika'da, özellikle Mısır'da yaygın, kedi büyüklüğünde bir hayvan. )
( ... ile NİMS )
( MOUSE vs. PHARAOH MOUSE )
( ... cum HERPESTES ICHNEUMON )
- FARE ile MİSK FARESİ/KALEMİS
- FARE ile/ve ORMANFARESİ
- FARE ile/ve PAMUKFARESİ
- FARE ile PLANTIGALE
- FARE ile SIÇAN
( Fareler, tüm kıtalarda yaşar. [5200 metreye kadar] )
( Gebelik süreleri 22-24 gündür. [Doğumdan 24 saat sonra gebeliğe uygun duruma gelir.][Yılda 60 kadar yavru doğurabilmektelerdir.] İLE ... )
( [Sans.] MUSH[< MUSHKA: Küçük fare. | Haya/testis. > MUSK (Misk geyiğinin erbezi benzeri salgı bezinden) > MUSCLE(< derinin altında fare/sperm gibi hareket etmekten)]: Fare. | Çalmak. [Fare için 40 ayrı sözcük kullanılır.] )
(
ile ... )
( FER'/FE'RA, FÂR ile FE'RU )
( FAR/MÛŞ, BİBR ile ...
MÛŞEK: Fare yavrusu. )
( MOUSE vs. RAT )
( MUS MUSCULUS [< Sans. MUSH] cum RATTUS NORVEGICUS )
( MYS ile ... )
- FARE ile/ve SIÇRAYAN
- FARE ile SİVRİFARE
( ... İLE Kurt, fare gibi hayvanları yiyen ve bu bakımdan, tarıma yararlı sayılan, küçük bir memeli. )
( ... cum SOREX ARANEUS )
- FARE ile/ve/||/<> TAVŞAN
- FARE ile/değil UZUN KULAKLI ARAP TAVŞANI
( ... İLE Moğolistan'da, Gobi Çölü'nde yaşarlar. [İlk 6 haftalarını, yerin altında, ailesinin korumasında geçirerek büyür ve yaşarlar.] )
( NTV - Yaşam Öyküsü 1. Bölüm (İlk Adımlar)[41:00 - 44:20 arası] )
- FARE ile YABAN FARESİ
( [Fars.]
MÛŞEK: Fare yavrusu.
MÛŞ-İ DESTÎ / MÛŞ-İ DESTÎ-İ SAHRÂ: Tarla faresi, köstebek.
MÛŞ-İ DÜ-PÂ[Fars.]: Kuzey Afrika'da yaşayan ve uzun iki arka ayağı üstünde sıçrayan bir kır faresi.
MÛŞ-İ HURMÂ[Fars.]: Hurma sıçanı.[kediden biraz daha küçüktür]
MÛŞ-İ KÛR[Fars.]: Körsıçan, köstebek.
MÛŞ-İ PERENDE[Fars.]: Yarasa. | Sincap. | Avustralya'da bulunan, keseli bir hayvan.
MÛŞ-İ SULTÂNİYE[Fars.]: Sincaba benzeyen, küçük bir fare.
MÛŞ-GÎR[Fars.]: Sıçan tutan çaylak kuş.
MÛŞ-HÂR[Fars.]: Sıçan yiyen çaylak kuş. )
( FE'RA ile ZEBÂBE )
( MÛŞ ile ... )
- FARE ile YELELİ FARE
- FAREKULAĞI ile/||/<> BAĞIRSAK OTU ile/||/<> SIÇANKULAĞI
- FAREKUYRUĞU ile/||/<> ...
( 1 Anahtar deliği gibi küçük delikler açmakta kullanılan ince testere Yalvaç Isparta Maraş Aksaray Niğde 2 Çilingirlikte kullanılan ince ve yuvarlak eğe Senirkent Isparta )
- FARENJİT[Fr. < PHARYNGITE] ile/değil/yerine/= YUTAK İLTİHABI
- FARENJİT[Fr. < PHARYNGITE] ile/değil/yerine/=/||/<> YUTAK İLTİHABI
- FARENJİT/ANJİN[Fr.] ile/ve/<> LARENJİT[Fr.]
( Yutak yangısı. Boğaz mukozasının şişmesi, boğak. İLE/VE/<> Gırtlaktaki aşırı ve süreğen yangı. )
( HUNNAK ile/ve/<> ... )
- FARENKS/FARİNKS ile FARİNGEAL
( Boğaz, yutak. İLE Boğaz [ile ilgili], yutak [ile ilgili]. )
- FAREY DİZİSİ ile/||/<> STERN-BROCOT AĞACI
( Farey 1/n ye kadar kesirler, S-B tüm kesirler ağaç. )
( Formül: Sınırlı İLE tam ağaç )
- FARFARA/LIK ile FARFARACI/LIK
- FÂRİG[< FERAĞ] ile VAZGEÇMİŞ, ÇEKİLMİŞ | RAHAT
( VAZGEÇMİŞ, ÇEKİLMİŞ | RAHAT )
- FARİG[Ar. < FĀRİĠ] ile/değil/yerine/=/||/<> FARİĞ
( Vazgeçmiş çekilmiş Sıkıntısız rahat Bir mülkün kullanma hakkını başkasına bırakan )
- FARİKA[Ar. < FĀRİḲA] ile/değil/yerine/=/||/<> AYIRMAÇ (ALAMETİFARİKA)
- FARIL[İng. < FURL] ile/||/<> ...
( balık ağlarının alt ve üst yanlarına geçirilen keçi kılından yapılmış ip Kökenini bilmiyoruz )
( FURL )
- FARIMAK ile FARKLILAŞMAK ile FARKSIZLAŞMAK ile FARKLILAŞTIRMAK ile FAR ile FARE ile FARK ile FARS ile FARZ ile FARKLI/LIK ile FARSÇA ile FARKSIZ/LIK ile FARE OTU ile FARKLICA ile FARKSIZCA ile FART FURT ile FARE DELİĞİ
- FARİSİ[Fars. < FĀRS + Ar. -Ī] ile/değil/yerine/=/||/<> FARSÇA
- FARİZA[Ar. < FARĪŻA] ile/değil/yerine/=/||/<> FARİZA
( İslam dinine göre geçerli bir mazeret olmadıkça terki düşünülmeyen ve mutlaka yapılması gereken iş ya da görev Yapılması gerekli ödev ya da görev İslam hukukuna uygun bir biçimde mirasçılara düşen pay )
- FARİZA/FARİZA[Ar. < FARĪŻA] ile/||/<> FARZ/FARZ[Ar. < FARŻ]
( İslam dinine göre geçerli bir mazeret olmadıkça terki düşünülmeyen ve mutlaka yapılması gereken iş ya da görev Yapılması gerekli ödev ya da görev İslam hukukuna uygun bir biçimde mirasçılara düşen pay )
- FARK ET! ve/||/<> HAK ET!
- FARK ETMEK ile/ve/<> DOĞRULAMAK
- FARK ETMEK ile/ve/||/<>/> FARK GETİRMEK
- FARK ÖNCESİNDEKİ CEM ile/değil/yerine FARK SONRASINDAKİ CEM
( Zevktelerdir. İLE/DEĞİL/YERİNE Ancak, zahmette olanlar/olabilenler içindir. )
- FARK YARATMA ÇABASI yerine BÜTÜNÜ GÖRMEYE ÇALIŞMAK
( TRYING TO SEE ENTIRE instead of TO STRIVE "TO CREATE DIFFERENCE" )
- FARK-I EVVEL ile FARK-I SÂNÎ
- FARK-I SAAT ile/||/<> DIFFÉRENCE HORAIRE[Fr.] ile/||/<> SAAT FARKI
( astronomi )
( DIFFÉRENCE HORAIRE )
- FARK:
"ÜSTÜNLÜK"/"OLUMSUZLUK"/"YIKICI"
değil
AYRIM/ARTI/EK/ÖZELLİK/YAPICI
- FARK:
CEM ÖNCESİ ile/ve/değil/yerine CEM ile/ve/değil/yerine CEM SONRASI
( Şirk. İLE/VE Zındıklık. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE Tevhid. )
- FARK'TA KALMA ile ÖZDEŞLEŞME
( Eminliğin oluşmamasına düşürür. İLE Aklın, askıya alınmasına neden olur. )
- FARK[Ar. < FARḲ] ile/değil/yerine/=/||/<> ÜSTELİK | AYRIM
( ortak fark toplumsal fark burun farkı potansiyel farkı saat farkı sayı farkı Bir kimse ya da nesnenin bir başkasıyla karıştırılmamasını sağlayan ayrılık benzer şeyleri birbirinden ayıran özellik ayırt ayrım üstelik ayrım Çıkarma işleminin sonucu )
- FARK[Ar. çoğ. FURÛK] ile FÂRIK/A[Ar. < FARK] ile FÂRİG[Ar. < FERÂĞ]
( Ayrılık, başkalık, iki ya da daha çok şey arasındaki ayrılık. | Ayırma, ayırlma, seçilme. İLE Fark eden, ayıran. İLE Vazgeçmiş, çekilmiş. | Rahat, âsûde. | Boş, boş kalmış, işini bitirmiş, işsiz. | Bir mülkün, tasarruf, sahip olma, kullanma hakkını başkasına terk eden. )
- FARK[Ar.] ile FASL[Ar.]
- FARK[Ar.] ile TEFRÎK[Ar.]
- FARK/LAR:
NESNEDE ile/ve/değil/||/<> GÖZLEMDE/KEŞİFTE
- FARK/LI/LIK ile/ve/||/<> ÇEŞİT/Lİ/LİK
- FARK/LI/LIK ve IŞIK
- FARK/LI/LIK ile NİTELİK FARKI/FARKLILIĞI
( DIFFERENT/DIFFERENCY vs. DIFFERENCE/Y OF QUALITY )
- FARK ile/||/<> AYIRT
- FARK ile AYKIRILIK(PARADOKS)
( "Ben, her zaman yalan söylerim." [Epimenides] )
( DIFFERENCE vs. PARADOX )
- FARK ile/ve/||/<> AYRIM
- FARK ile BAĞLANTI
( DIFFERENCE vs. CONNECTION )
- FARK ile ÇELİŞKİ
( DIFFERENCE vs. DISCREPANCY )
- FARK ile/ve/<>/= CEM
- FARK ile/ve/<> CEM/TEVHİD
( Süreli. İLE/VE Süresiz. )
( Denize girip çıkar gibi sürekli denizde kal(a)madan kıyıda/farkta yaşarsın. [Yüzmeyi de bilmek gerek.] )
- FARK ile/ve DEĞER
( DIFFERENCE vs./and VALUE )
- FARK ile/ve DERİNLİK
( DIFFERENCE vs./and DEEPNESS )
- FARK ile/ve/=/||/<> DİKKAT
( DIFFERENCE vs./and/=/||/<> ATTENTION )
- FARK ile/ve/değil DİZİLİM
( [not] DIFFERENCE vs./and/but STRING )
- FARK ile/ve/||/<> ETMEN
- FARK ile/||/<> FARK[Ar. < FARK]
( matematik 1 Taşınır değerler borsasında piyasa yapıcı tarafından belirlenen alış ve satış fiyatları arasındaki fark 2 Kredi faizlerinde geri ödeme riskine göre belirlenen faiz farkı )
( SPREAD )
( DIFFÉRENCE )
- FARK ile İKİLİK
( DIFFERENCE vs. DICHOTOMY/DUALITY )
- FARK ile İNCE ÇİZGİ
- FARK ile KÂR
( DIFFERENCE vs. PROFIT )
- FARK ile/ve MESAFE
( DIFFERENCE vs./and DISTANCE )
- FARK ile/ve/||/<> MÜBÎN[Ar. BEYN/BEYÂN]
( ... İLE/VE/||/<> İyiyi, kötüyü [hayr'ı, şer'i] ayıran/ayırabilen. | Açık, apaçık, belirli. )
- FARK ile ÖNEM
( DIFFERENCE vs. IMPORTANCE )
- FARK ile/ve/değil/yerine/en azından ORTAK NOKTA
( [not] DIFFERENCE vs./and/but COMMON POINT
COMMON POINT instead of DIFFERENCE )
- FARK ile ÖZELLİK
( DIFFERENCE vs. PECULIARITY )
- FARK ile/ve/<>/>/< UZAKLAŞMA
- FARK ile ZIT
( DIFFERENCE vs. THE OPPOSITE )
- FARKETMEK ile/ve/<> FARK'I FARKETMEK
( AWARENESS vs./and/<> TO NOTICE OF THE DIFFERENCE )
- FARKINDA OLMAK ile FARKINDALIK
( AWARE vs. AWARENESS )
( ملتفت ile مسبوق ile هشيار ile مطلع ile هوشيا ile باخبر ile واقف ile نسبوق بودن ile آگاه ile بر حذر ile ببااطلاع ile آگه ile هشياري ile هوشياري ile آگاهي )
( MOLTEFT ile MASBOGH ile NPASHYAR ile MOTAL ile TEOOSHYA ile BAKHBAR ile VAGHOF ile NASBOGH BODAN ile AGAH ile BAR HAZR ile ببااطلاع ile AGEH ile NPASHYARY ile TEOOSHYARY ile AGAHY )
- FARKINDA OLMALI!
- FARKINDA OLMAMAK ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/< UMURUNDA OLMAMAK
- FARKINDALIK
( AWARENESS )
- FARKINDALIK BİLİNÇ
( AWARENESS
CONSIOUSNESS )
- FARKINDALIK ve/||/<>/< ÂN'A ODAKLANMA
- FARKINDALIK ile/||/<>/> AYDINLANMA
- FARKINDALIK ile/ve/< BİLMEMEK
( Farkındalığın ilk koşulu, bilmemektir. )
- FARKINDALIK ile/ve/<> DAYANIŞMA
( AWARE/NESS vs./and/<> SOLIDARITY )
- FARKINDALIK ve/||/<>/>/< DENEYİMLEME
- FARKINDALIK ile/ve/||/<> DUYARLILIK
- FARKINDALIK ve/||/<> DUYGULARIN TANIMLANMASI
- FARKINDALIK ile/ve/<> İÇ GERİLİM
- FARKINDALIK ile/ve/||/<> MESAFELİ FARKINDALIK
( AWARENESS vs. DETACHED MINDFULNESS )
- FARKINDALIK ile/ve/||/<>/> OLGUNLAŞMA
- FARKINDALIK ile/ve/||/<>/> PLANLANMIŞ FARKINDALIK
- FARKINDALIK ile/ve/<> SEVGİ
( Farkındalık dinamiktir, sevgi ise varoluştur. )
( Farkındalık, eylem halindeki sevgidir. )
( AWARENESS vs./and/<> LOVE
Awareness is dynamic, love is being.
Awareness is love in action. )
- FARKINDALIK ile/ve/<> SORUNSALLIK
- FARKINDALIK ve/||/<> TUTUM ve/||/<> ÖZGÜNLÜK
( AWARENESS and/||/<> ATTITUDE and/||/<> AUTHENTICITY )
- FARKINDALIK ve/<> ÜMİT
( Paylaş! VE/<> Aşıla! )
( Yeni yılda da, sağlıklı ve mutlu AN'lar yaşamak üzere, Farkındalık'larımızı paylaşıyor ve birbirimize, -en azından gülümseyerek :)- Ümit aşılamaya devam ediyoruz... :) )
- FARKINDALIK ile/ve/<> YOĞUNLAŞMA
( AWARENESS vs./and/<> TO BECOME DENSE )
- FaRkLaR (Kılavuzu/"Sözlüğü") ile/ve/<> FARKINDALIK
( DiFfeReNCeS GUIDE/"DICTIONARY" vs./and/<> AWARENESS )
- FaRkLaR KILAVUZU'NDA ÖNCELİKLER:
YARARLI ve/> ÖNCELİKLİ ve/> İNCELİKLİ
- FARKLAR ile/ve/değil/> FARKLILIK
( Farkın olumlu ya da olumsuz bir yönde olması/değerlendirilmesi gerekmeden sadece fark olarak! )
( TEFÂVÜT[< FEVT]: İki şeyin birbirinden farklı olması. | İki şey arasındaki fark.
BÎ-TEFÂVÜT/BİLÂ-TEFÂVÜT: Farksız. )
( [not] DIFFERENCES vs./and/but/> DIFFERENCE )
- FARKLAR ile/ve/||/<>/> HAKLAR
- FARKLAR ile/ve/<>/değil/yerine TEMEL/BELİRLEYİCİ FARKLAR
- FARKLI AÇILARDAN ve/||/<> BÜTÜNCÜL BAKMAK
- FARKLI BAKIŞ/BAKMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ÇOK YÖNLÜ BAKIŞ/BAKMAK
- FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI ile/ve/değil/||/<> FARKLI BİR TANIM
- FARKLI DÜŞÜNMEK" ile/ve "GENİŞ DÜŞÜNMEK"
- FARKLI FARKLI ile ÇEŞİT ÇEŞİT
- FARKLI OLMAK(/OLMAYA ÇALIŞMAK) ile/ve/değil/yerine ADAM OLMAK(/OLMAYA ÇALIŞMAK)
- FARKLI OLMAK(/OLMAYA ÇALIŞMAK) ile/ve/değil/yerine FARK YARATMAK(/YARATMAYA ÇALIŞMAK)
- FARKLI/LIK ile AYRICA/LIK
( DIFFERENCY vs. PRIVILEGE )
- FARKLI/LIK ile/ve/||/<> ETKİLİ/LİK
- FARKLI ile AYRI
( Farklıdır fakat ayrı değildir. )
( Nesneler ve kişiler farklılardır, fakat, onlar, ayrı değillerdir. )
( Pencere kapalı ya da açık olabilir ama güneş her zaman parlar. Bu tamamen oda için bir fark oluşturur, güneş için ise hiç. )
( Ayrılık duygusunu kaldırın, çatışma kalmayacaktır. )
( Ancak ayrılıkçılık ve çıkarcılık dünyada gerçek ıstırabın ortaya çıkmasına neden olur. )
( DIFFERENT vs. SEPARATED
They are different, but not separate.
Things and people are different, but they are not separate.
The window may be closed, or open, the sun shines all the time.
Remove the sense of separateness and there will be no conflict. )
- FARKLI ile BAMBAŞKA
- FARKLI ile BENZEŞME ile TAKLİT
( DISSIMILAR vs. DISSIMILATION vs. DISSIMULATION )
( ناهمسان ile ناهمگن ile غير متجانس ile عدم تشابه ile تقيه )
( NANPAMSAN ile NANPAMGAN ile غير متجانس ile عدم تشابه ile TAGHYYEH )
- FARKLI ile/ve DEĞİŞİK
( DIFFERENT vs./and VARIOUS )
- FARKLI ile FARK ile GÖRÜŞ AYRILIĞI ile FARKLI ile FARKLILAŞMA ile TÜREVLENEBİLİR ile DİFERANSİYEL ile DİFERANSİYEL DİŞLİ ile FARKLILAŞTIRMAK ile FARKLILAŞMA ile FARKLILAŞTIRICI ile FARKLI
( DIFFER vs. DIFFERENCE vs. DIFFERENCE OF OPINION vs. DIFFERENT vs. DIFFERENTIA vs. DIFFERENTIABLE vs. DIFFERENTIAL vs. DIFFERENTIAL GEAR vs. DIFFERENTIATE vs. DIFFERENTIATION vs. DIFFERENTIATOR vs. DIFFERENTLY )
( متفاوت بودن ile تفاوت داشتن ile تباين داشتن ile اختلاف داشتن ile تمايز ile مابه التفاوت ile تباين ile تفاضل ile تفاوت ile فرق ile اختلاف ile اختلاف عقيده ile اختلاف نظري ile جوربجور ile غيريکسان ile ناهمانند ile مختلف ile متباين ile متفاوت ile متمايز ile وجه امتياز ile قابل تشخيص ile فرق گذاشتني ile تفاضلي ile افتراقي ile ديفرانسيل ile فرق گذاشتن ile مشتغ گيري ile فرق گذاري ile فرق گذار ile بطور متفاوت )
( MOTEFAVAT BODAN ile TAFAVAT DASHTAN ile TABAYNE DASHTAN ile AKHTELAF DASHTAN ile TAMAYZ ile MABEH ELTEFAVAT ile تباين ile TAFAZEL ile TAFAVAT ile FARGH ile AKHTELAF ile AKHTELAF AGHYDAH ile AKHTELAF NAZARY ile جوربجور ile GHYRYKESAN ile ناهمانند ile MOKHTELF ile متباين ile MOTEFAVAT ile MOTEMAYZ ile VAJEH EMTYAZ ile GHABEL TASHKHYSE ile FARGH GOZASHTANY ile تفاضلي ile AFTARAGHY ile DYFARANSYLE ile FARGH GOZASHTAN ile MOSHTAGH GYRY ile FARGH GOZARY ile FARGH GOZAR ile BETOR MOTEFAVAT )
(1996'dan beri)